50. yılında Doktor Hikmet Kıvılcımlı ve Devrimin Güncelliği
Davranış ve düşünce önderi, sadece dünün değil, bugünün ve yarının devrimcisi Doktor Hikmet Kıvılcımlı’yı ölümünün 50. yıl dönümünde anıyoruz
facebook.com/ToplumsalOzgurlukPartisi
twitter.com/toplumsalozgur
2 TL / Ekim 2021
Milyonları süpüremezsiniz! Juliana Gözen Belki de Türkiye tarihinde devlet hiç bu kadar sınıfsal pozisyonunu belli etmemişti. Geçmişte utana sıkıla, birtakım uygulamalarla gizleyerek aldıkları sermaye korumacılığı pozisyonunu artık hiç çekinmeden bağıra çağıra alıyorlar. Evet, Tekirdağ Valiliği önünde sorunlarını dile getirmek isteyen Bel Karper ve Adkotürk işçilerinin, “Süpürün!” talimatıyla kolluk kuvvetleri tarafından darp edilerek gözaltına alınmalarından bahsediyoruz.
(...) Devamı 6. sayfada
Ekoloji mücadelesinde yeni dönem Utku Şahin Türkiye siyasetinde mücadele dinamikleri ve pratikleri zaman zaman ivme kazanıp sonrasında durağan pozisyona geçebiliyor. Son aylarda ise ekoloji hareketinin inisiyatif alanının genişlediğini görüyoruz. Yerel güçler başarılı meşru mücadele yöntemlerini geliştirerek çeşitli kazanımlar elde ediyor. Kadınların ön saflarda direnişi sırtlandığı Muğla İkizköy; inatçılığı, direngen karakteriyle umut ve güven veren İkizdere’li kadınların direnişi iyi örneklerden bazıları. (...) Devamı 10. sayfada
Kara kışa teslim olmayacağız! Ne var olan iktidar isteniyor ne de seçimle onların yerine gelmeyi uman restorasyoncuların birazcık “yumuşatılmış” sermaye düzeni. Halk kendi olasılığını arıyor. Oysa şimdi tam zamanı birlikte değiştirmenin. Demokratik bir cumhuriyet için, haydi! Kara kış kapıda. İşçinin, emekçinin, yoksulun, evsizin “düşman”ı kış! Kapitalizmin, halktan çalıp zenginin cebini şişiren bu kan emici düzenin, dünyanın üzerine serdiği kış ise yüzlerce yıldır bitmiyor. İktidarın 20 yılda ülkeyi getirdiği yer çok net: Uçurumun kenarı! Şimdi halkı çiğneyerek onun üzerinden karşıya geçmek istiyorlar. Tek şansları faşist rejime bir an önce biçim vermek. Bu rejimi tahkim etmek için ellerinde baskı, şiddet ve yalandan başka hiçbir araç yok. Yangınlar, seller, artan gıda fiyatları, faturalar, barınma sorunları,
geçim dertleri, okul masrafları, gelmeyen ay sonları… Erdoğan’a göre tüm bunlar yalan! Bunların olduğunu iddia edenlerin hepsi terörist, ses çıkaran hain, yardım isteyenler ülkenin imajını zedeleyen ajanlar… Söz konusu yolsuzluk, rant, talan, rüşvet, vergi affı olunca aynı iktidar sermayenin gözünün içine bakıyor. Halk için kılını kımıldatan yok. Yangınlarda gördük bunu. Sellerde yine gördük. Faydaları kendileri ve ortaklarına. Halka kalan ise ara ara kafalarına fırlatılan çaylar! İşte tek gerçek bu. Bütün bu krizlere karşı üretebilecekleri bir cevap
yok, buna niyetleri de yok. Niyetleri olsa kapasiteleri yok. Zaten tam da bu kriz ortamında zenginliklerine zenginlik katıyorlar. Nasıl mı? Bizlerden çalarak elbette!
Bunca yokluğun içinde halk var Kaç kış daha dişimizi sıkacağız? Kaç kış daha “ha geçti ha geçecek” diye bekleyeceğiz? Yetmedi mi bizi soyup soğana çevirdikleri, üstümüzden zenginleştikleri. Yetti! Sabredecek derman, şükredecek hal kalmadı. Halk artık kanmıyor yalanlara, vaatlere. Gerçekler ortada: Barınamayanlar var. İşsizlik var. Açlık
var. Yoksulluktan intihar edenler var. Bu gerçeklerin bir özelliği daha var. Oldukları yerde durmuyor, büyüyor ve büyüdükçe kendileri gibi gerçeklerle buluşuyorlar. İşçiler, emekçiler, kadınlar, barınamayan, kayyum istemeyen gençler, liseliler, LGBTİ+’lar… Ne var olan iktidar isteniyor ne de seçimle onların yerine gelmeyi uman restorasyoncuların birazcık “yumuşatılmış” sermaye düzeni. Halk kendi olasılığını arıyor. Oysa şimdi tam zamanı birlikte değiştirmenin. Demokratik bir cumhuriyet için, haydi!
Diyanet işleri ve daha fazlası
Barınma sorunu büyüyor, mücadele yayılıyor
Yoksulluğun dayanılmaz güvencesizliği
2
8
12
Diyanet, örümcek ağı gibi toplumu her yönden sararak hegemonya kurmaya çalışıyor.
Kadın yoksulluğu derinleşiyor Deniz Uslu 2021 yılını kapatmak üzereyiz ve son 18 ayımızı pandemi koşulları içerisinde geçirdik. Bir tarafta hayatımızı tehdit eden virüs, fiziksel mesafeler, bir tarafta virüs ile mücadele, yönetim krizleri, maske, aşı, güvensizlik… “Tam kapanma” dediğimiz zamanda bile 26 milyon işçinin çalıştığı bir dönemi geçirdik. Mesafelerin önem arz etmeye başladığı zamanlarda çoğu işyeri “evden çalışma” yöntemine geçti. (...) Devamı 9. sayfada
Niteliksiz barınma koşullarına mahkûm edilen üniversiteliler bugün barınamaz hale geldi.
Sen vergini var, gerisini sorma anlayışı ile yönetiliyor vergi cumhuriyeti.
Meşruiyet krizi iktidarı marjinalleştiriyor Halkın haklı ve meşru direnişini marjinalize etmeye çalışanlar kendileri marjinalleşiyorlar. Perihan Koca İktidar ve güç çoğu zaman birlikte anılagelen kavramlar olmuştur. Zira; iktidarın doğası gereği, iktidar ve güç arasında özel bir doğrusal ilişkisellik vardır. Güç, iktidara; iktidar da -sadece güce indirgenemeyecek olsa da- güce
içkindir. Bugün, iktidarın ana ve hatta yegâne gücü elinde bulundurduğu çıplak devlet şiddetinde yatıyor. Çünkü, iktidarı iktidar yapan esas gücü, yani toplumsal rıza ve meşruiyeti artık sağlayamıyor. Toplumsal meşruiyeti olmayan ya da meşruiyeti sorgulanır hale gelen siyasal iktidarlar, iktidar olma
özelliğini yitirmeye, iç kırılmalar, savrulmalar ve asabiyet kaybıyla yüklenmeye başlar ve de kaçılmaz sona doğru, yönetememe krizine doğru sürüklenirler. Bugün, yukarıdan aşağıya toplumun tüm nüvelerinde sadece cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi değil, topyekûn iktidarın mekanizmaları sorgulanır
vaziyette. Öyle ki, yönetme kapasitesi iyiden iyiye daralan, kurumlarının etki gücü giderek körelen ve propaganda araçları işlevsizleşen iktidar koalisyonu; kökleri 2013 Haziran ayaklanmasına dayanan meşruiyet krizi derinleşerek güç kaybetmeye devam ediyor.
(...) Devamı 2. sayfada