Skip to main content

Peyami Safa - Sosyalizm

Page 1

yami Safa

•

SOSY ALIZM

İkinci Baskı

öTttKEN YAYINEVt Büyük Reşit Paşa Cad. 44/A Bayezid İstanbul -


Ötüken

Yayınları

Fikri Eserler Serisi

:

Nu

7

: Nu

1

Kııpek Kompozisyonu Kapak Baskısı

Dizgi

ve

Baskı

:

:

Özcan Arınan

Alpkanlar Matbaası : Türkiye Basımevi

İstanbul

-

1966


ön

söz

Yirmi yedi Mayıs hareketinden sonra, bazı çevrelerin ağız değiştirdikleri görüldü. Yirmi yedi Mayıs sabahına kadar her şeyi biı' Anayasa mes'elesi, bir hukuk devleti davası halinde gö­ ren ve gösteren bazı kimselerin birdenbire yön değiştirerek, hu­ kukun da bir üst yapı olduğunu ve alt yapıya tabi olması ge­ reği ve yapılması gereken her şeyin alt yapıda icra edilmesi husu­ sunu müdafaa etmeye başladıklan görüldü. Bunların

ekserisi,

daha önce komünistlikten mahkum olmuş veya öyle bilinen kim­ selerdi. Bunlar davalarını bir tek isim altında anlatmak istedik­ leri zaman "Sosyalizm" kelimesini kullanıyor ve bu kelimenin masumiyetine halkı ikna etmeye çalışıyorlardı. Halbuki maksut

rla bir değildi, rivayet de ...

O güne kadar bu konuda. esaslı bir fikir tebellürü olmadığı

için zaten

sarsılan efkarı umumiye kesif bir

propagandanın

yükü altında bunalıp kalmıştı. Bunun karşısında yapılacak iş basitti: Derhal en objektif ve en ilmi şekilde mes'eleyi ele almak ve nane şekeri satıcılarının seviyesini aşamayan propagandacıla­ rının elinden bn fikir mes'elesini kurtarmak. Zira "Sosyalizm" garbın büyük fikir çilelerinin mahsulü olup öyle iki cümle bir

ııatırla ifade edilecek kadar basit ve evveliyatı olmayan bir prob­ lem değildi. Bu problemi çözebilmek daha. doğrusu öğrenebilmek için bi­ le garbı ana temel mefhumlarında iyice bilmek lazımdı. Bu ise okserisini mektep kaçağı muharrir ve muhabir kadrosunun nane f!Ckeri satıcılığı.na pek benzeyen "Sosyalizm" yaygaralarının be­ cereceği i� değildi. Btınlar garp denince akıllarına Paris batak.ha-


6 neleri gelen tiplerdi. Bunun içindir ki mes'eleyi bunların elinden kurtarmak hem tek çare, hem tek hizmet yoluydu. işte o zaman Bab-ı-ali Yayınevi bunun

için kurulmuş ve

ilk eser olarak Sosyalizmi seçmişti. Tabii bu konunun tek ka­

lemi de PEYAMi SAFA idi.

örfi idarenin devam ettiği, solcuların kraldan fazla kral­ cı, M.B.K. 'den fazla Yirmi yedi Mayısçı olduğu günlerdi... Pe­ yami Safa'yı bu fırsattan istifade ederek solcu birkaç militan "Edebiyatçılar Birliğinden" ihraç etmek san'atkarlığını da gös­ termişlerdi. CHP eski Bursa adayının kendisini terkedip solla mücadelesini şiddetlendirmiş olmasını affetmez bir kinle takip ediyordu. Eser ve müessirin bu vasıfları düşündürücü idi. Bunun için müsveddeler "örfi idare"ye gönderildi. Kıyma makinelerinin icat edildiği ve bir Binbaşı dostumun Zeytinburnu depolannda ceset aradığı günlerde bir aklı evvel de kalkıp "Peyami Safa" komünizm propagandası yapıyor diyebilirdi. "Rejim aleyhtarlı­ ğı yapıyor" diyebilirdi. Bunları önlemek gerekti. Bunun için peşin olarak örfi idare kanalı seçildi. Neticede "örfi idare eserin basılmasında mahzur görülmediğini" bildirdi. Bazılarına bu ihtiyat fazla gelebilir. Peyami Safa bütün ömrünü kızılcıklarla mücadeleye hasretmiş adamdır. Eserleri, fikirleri, fıkraları ortadadır; binaenaleyh kimse ona "Sen şusun busun" diyemez diye düşünebilir. Bu normal bir düşünce şeklidir. Ama her zaman norm.al dü­ şünmek bu memlekette kaide değildir. Nitekim bundan beş on giin önce Akis dergisinde Metin Toker "Bu memlekette kimse Peyami Safa kadar komünizme hizmet etmemiştir" mealinde cevherler döktürdü. Ya maazallah Metin Toker o gün örfi idare kuman­ danı olsaydı bu eser nesredilmek imkanından mahrum kalacak­ tı. Ama başka bir gerekçeyle... Bunları burada anlatmaktan maksadım memleketin bir ka­ nadının mes'eleleri ne kadar acaip bir perspektiften almakta de­ vam ettiklerini göstermektir. ttstelik bu gün memleketin ciddi fikir mes'eleleri bir nevi "Politika istihcanı" yapan bu gibi der­ gilerin sayfalarında münakaşa edilmektedir. Halbuki garpta ve dünyanın diğer yerlerinde bu mes'eleler kitap ölçü ve haysiye­ tinde mütalaa edilir. işte bu eser bu gün dahi mevcut bu boşluğu dolduracak mahiyette ha.emen küçük fakat muhteva olarak olgun bir kitap­ tır. Tamamen ilmi bir kitap. Bazılanna ilmi değil gibi gelirse, bunlar komünist partisinin


7 tözüğüııü sosyoloji kitabı diye yutmuş kimselerdir, inanabilirsiDiz... * **

Bu kitabm yayınla.ıımasmdan sonra bu konuda birçok ki­ taplar çıktı. Bunlar gıcıklayıcı, sosyalist propagandası yapan ter­ cümeden çok yarı uyudurukça bir dilin loşluğuna sığınmış kitap­ lardır. Tabii aralarında Prof. Ziyaeddin Fahri Fmd.ıkoğlu'nun "KARL MARKS" isimli eseri gibi pek az birkaç tanesi müstesna.. Bu propaganda eserlerine birkaç örnek verelim. işte bir ta­ nesi, birinci sayfasından okuyalım: "Her çağda bu dinsel baskıla­ ra rastlanabilir. Atina'mn puta tapanları Sokratese baldıran ze­ hiri içirdiler. Çünkü o tanrılara inanmıyordu." Halbuki gerçek tam bunun zıddıdır. Sokrates Allaha inanıyordu. Gençlere öğüt vermesi için Tanndan emir aldığını söylüyordu. işte bunun gibi yalan yanlış misallerin doldurulduğu faslın sonu şu cümleyle bi­ tiyor: "Ya bilim, ya din: ikisinden birini seçmek gerek." Sosyalizmin ışığı altında Bilim ve Din. Çeviren Yaşar Akyol, 1962.

Bir diğerinde ise Jean Paul Sartre Marksizmin insanları, bağ_ lı oldukları sımfın kölesi haline getirdiğini ifade etti diye 6 ncı

sayfada. "Mamste felsefe hakkında güdük bilgiye sahip oldu­ ğundan" ve 9 uncu sayfada ise "Sartre'ın zoraki sağırlığından ve garip saçmalarından" bahsedilmektedir. Bu ifade şekli ise eserin ciddiyeti hakkında kafi bir fikir vermektedir. Roger Ga­ raudy, Jean-Paul Sartre ve Marxisme. Çeviren: Sela.battin Hilav. Halbuki her önüne gelene, marksist, sosyalist, komünist de­ diği kasıtlı olarak propaganda edilen Peyami Safa bu eserinde ne Garaudy ne de müterciminin Sartre'a reva gördüğüııü bir muarızma reva görmüştür. Çünkü eser polemik değil bir elemanter eserdir. Biteli dört sene oldu. Hala bu seviyede bir yenisi yazılamadı. * **

Kendisiyle bir günlük sohbeti ölçülemiyecek bir değer say­ dığım üstad ve eseri için onlara layık bir etüt önsöz yazabil­ meyi çok isterdim. işlerimin enerjimi aştığı bir vakitte şu satır­ ları karaladığım bu eser için ancak şunları yapabildim: önce ilk baskının baskı hatalarım mümkün mertebe düzelt­ tim. Sonra ara başlıklar çıkardım. Bu bir ilave değildir. Metindeki bazı cümleleri aynen başlık olarak bir de paragraf başlarında _


8 verdim.. Bunun esere bir hizmet olup olmadığında. mütereddit idim. Bu tereddütle tashihi yapan üniversiteli. dostuma. sordu­ ğum suale şu cevabı aldım: - Ben bu eseri evvelce okumuştum. Ama anlamamışım. Bu sefer başlıkları da okuyunca o zaman anlamadığımı anladığım gibi, bu sefer anladığımı da anladım. * **

Bu arada doktrinde ve politik sahada İslamın ve sosyalizmin münasebetleri söz konusu oldu. İslami bir sosyalizm modası bile başladı. Bu moda iki tarzda tecelli etti. Marksistlerin zihinleri teşviş etmek ve dini duyguları kuvvetli memleketlerde efkan şaşırtmak için İslamiyet ile Marksizm arasında dolaşık tefsirlerle izahına çalışılan bir paralellik kurmak şekli bunlardan birisi. Bunlar İslamiyet dünyasını sosyalizm öküzünün boynuzuna oturt_ tuktan sonra öküzü huylandırmayı düşünen basit sokak ihtilal­ cileri idiler. Tam bir marksisttiler. Marksist olmayan ve hatta hiç bir !]ey olmayan bazı sokak politikacılarını "Komünizm islimi renge" bürünüyor demeye sevketti. Halbuki din daha çok bir gö­ nül işi idi. Saf mümin bilmediği mes'elelerde gönlünün ışığı ile yolunu buluyordu. Bütün tehlike yan aydında idi. Nitekim hiç bir cahil mümin bu dolmayı yutmadı. üzerinde durmadı bile. İkinci akım ise İslami bir kökten hareket etmekte ve İslami sosyalizmin ancak manevi buhranı önleyeceği ve bunun için sos­ yalizmin bazı temel prensiplerinin İslamda bulunması, yoksa bu­ luşturulması gereğinden hareket etmekte idi. Bu iyi niyetli teşebbüsün unuttuğu pek mühim bir nokta vardır. O da peygamberlik müessesesidir. Peygamber Allah'ın mahliiklanna gönderdiği elçidir ki bir mahlukla Halik arasında. adeta bir köprüdür. Binaenaleyh Peygamberin getirdiği sistem Allah tarafından gönderilmiş olan sistemdir. Sosyalizm ise kul­ lan tarafından yaratılmaya. çalışılan bir sistemdir. Yaratma ke­ limesi burada tam yerinde kullanılmıştır. Binaenaleyh bu iki sis­ temin izdivacı hangi ara kesitte birleşecektir? Mümkündür ki garpta sosyalizmin bir ara çok revaç bulması, Hıristiyanlığı ifsad eden garbın Hz. İsa'yı Peygamber değil de Allah bilmesi sebe­ biyledir. O zaman herkesin Peygamber gibi gaibden haber ve sistem getirmesi normal olacaktır. Şaka bir tarafa "Yol, Allahla kula gelen yoldur. Kuldan Allaha giden yol hata doludnr." Semavi bir din ise Allahın kullanna gönderdiği yol. tslam ise bunların en sonuncusu, en mükemmelidir. Bu sahada tefek-


9 kör dahi bu sistemin, bu yolun menşe ve tabiatına. uygun olma­ lıdır.

Bir kısım münevverler de dini hayatın canlanması ve içtimai baskı yaparak eğlenceli hayatlarına mani olacağı evhamı ile "An­ ti Marksist stratejide artık dinin ve milliyetçiliğin yeri olamı­ yacağı" fikrini savunarak memleketim.izdeki fikir kaosuna yar­ dımda bulunmaktadırlar. Ortalıktan bir profesörün teşmil ettiği son fikir de, sağdan bir Doçentin örmeye çalıştığı "ikinci Akım da" tespit edilmek için şu kitaptaki temel bilgilere muhtaçtır. Bütün bu iddialar arasında. bu kitap ha.la tek başına ilmi haysiyeti temsil etmektedir. ttstadın ebediyetlerdeki ruhu ş8.dolsun. 5/3/1966,Moda. Ergnn GÖZE


G İ R İ Ş

Sosyalizm çok geniş bir kavramdır. Sosyal (içtimai, top­ iumsal) kelimesinden geldiği 1çin bütün sosyal meselelerle il­ gisi vardır. Sosyolojinin (toplum bilgisinin) sahasına giren meseleler de sosyalizm konusu ile !lg:lidir. Sosyalizmin ha­ reketli tarihi de bu kavrama birçok yeni mônô, izôh, tefsir kl]Zandırmıştır. Bu kadar geniş, zengin, çeşitli manalar taşı­ yan bir kavramı, tôrife çalışmak, sahip olduğu mônalardan yalnız b:n içinde hapsetmeye çalışmak olur. Sosyalizm fikrinin tarihinde sabit bir unsur olmadığı bu kitabımızda da görülecektir. Biz mahdut bir môna üstünde kalmamak için, sosyalizm kavramının teşekkül ettiği tarihten, en az 150 yıldanberi ileri sürülen bütün tarif ve izahların baş­ 'ıcolannı kitabımıza aldık. Sosyalizm'in niçin bir.çok izahı var?

-

'1

Zamanımızın ünlü sosyalist yazarlarından Henr1 de Man cıle Socialisme Constructifn adlı eserinde IS. 1371 soruyor: •Niçin bir sosyalist, kendi anladığı manada sosyalizmi h ürriyetle, bir başkası eşitl:kle, bir üçüncüsü adalet duygusu ile, bir dördüncüsü hıristiyanlıkla, bir beşincisi insan h aysi­ vetile, bir altıncısı saHm aklı vesaire ile izah eder?. aBence buna verilebilecek cevap bir tektir: Sosyalizmin f.abit unsurunu tarihi aşan, evrensel, ebedi, sonsuz manôsı­ nı sözle tarif etmek teşebbüsleri tabiat!le suya düşer, çünkü muhteva ihata edenden daha büyüktür. Akıl vasıtasile inşa


12 edilen bu tarifler aklın üstünde ve dışında kalan mônôları­ :ıı tam ve tatmin edici şekilde ifade edemezler.• Çünkü sosyalizm i tar:f mümkün değil. __ _ Kitabının başka bir yerinde ıs. 91 Henri de Man di­ yor ki : •Sosyalizmin tam bir tarifinin imkônsız olduğuna kan:­ im. Din gibi, aşk veya ahlôk gibi her canlı şey kelimelere lıapsedilmes: imkônı olmıyan akıl - dışı unsurlar ihtiva eder. Nietzsche'nin sözü buraya uygundur: «Ancak tarihi olmı­ yan şeyler tarif edilebilir.» Bunun dışında her tarif tecrübe­ si bir peşin düşünceden hareket ederek ne olması gerekti­ ğin: izah a çalışır ve sosyalizmin tarihi gerçeğine ait olayla­ :ın hepsini bırden kavramaktan ôciz kalır. Fakat başka tür1ü hareket edilir ve tecrübi realitenin müşahedesile Sosyalizm kavramının u mumiyetle tatbik edildiğ: bir mônô bulunur, •Jmumi ve spesif.k bazı çizgiler elde edilirse, sosyalizmin mahiyetine yakın bir anlayışa yaklaşmak mümkün olur.» Bu kitapta da, sosyalızmin fikir olarak doğduğu ve adı­ nın konduğu tarihlerden bugüne kadar yapılan bütün tar:f ve izahlara bir göz atılmış ve kesin bir tarife varmak im­ kônsızlığı anlatılm ıştır. Yalnız, bütün bu fikirlerden çıkarıla­ bilecek mônôlar ve hükümler de belirtilmiştir. Kitabımız, nazari ve ameli !ki bölümdür. Birinci nazari bölümde sosyalizmin tarifleri, tenkitleri ve bu konuda ileri sürülen fikirler vardır. Meselô kendi kendine ilmi sıfatını ve­ ren Marxist sosyal:zmin ve tarihi materyalizmin tenkidi de bu bölümdedir. Sosyalizmi komünizmin öncüsü gibi göster­ mek istiyenlerin ve bu hareketi kendi gayelerine çekmek is­ teyenler:n hataları da bu bölümde gösterilmiştir. Sosyalizm oynak bir kavramdır. Sosyal:zm, sosyal bir hayvan olan insanın bir çok sos· yal davranışlarını söz konusu ettiği için, her siyasi felsefe ve ideoloji istikamefoe çekilen oynak bir kavramdır ve nazari bölümün a ma<41 bu spekülôsyonları ve politika oyunlarını önliyen en doğru bilgi ve fikirleri vermektir. ikinci ameli bölüm, sosyal:zm fikrinin siyasi teşekküller, partiler h alinde tatbik şekillerini ve bunların tarihini gösterir. 3aşlıca Batı memleketlerinde, Amerika ve Avrupa'daki sos­ yalist partilerinin tarihleri ve mücadeleri gözden geçirilmiş, ayrıca Türkiyedeki Sosyalist Partilerine de yer verilmiştir. Böylece, sosyalizm gibi en az 150 yıldanberi bir Dünya ha-


13 raketi olan fikr1n nazari ve a meli mahiyeti ve tarihi geliş­ mesi hakkında en doğru ve mümkün olduğu kadar toplu bil­ gi ve fikirler bu küçük esere sığdırılmak istenmişt1r. Sosyalizm hakkında yolan yanlış bir çok fikirlerin Heri karışıklıktan sürüldüğü bu g ü nlerde halk ve aydın efkôrın kurtulması ancak bu konu etrafında koyulaşan karanlıklardan kurtulmasile mümkün olacaktır. Büyük meseleleri günlük ma­ kale ve fıkra edebiyatından kurtarmaya başlamanın g ünü gelmiştir, sanıyoruz.

PEYAMi SAFA


·

1

Sosyalizm i n Doğuşu SOSYALİZM FİKİRLERİ NE ZAMAN VE NASIL DOGDU Sosyalizmi hazırlıyan fikirler ilk çağlardan başlar. Eflatun'dan, Morus'a, Campanella'ya,

XVIII. yüzyılın

müsavatçı yazarlarına, Mably, Morelly, Godwin, Babe­

uf gibi mülkiyeti

tenkit edenlere kadar,

hatta komünizme çalan düşünceler

Sosyalizme,

ileri sürülmüştür.

Fakat bunlara henüz adı bile olmıyan sosyalizm veya komünizm isimlerini vermekte acele etmemelidir. Bu düşüncelerin hepsi, ekonomiden ziyade ahlak bakımın­ dan eşitlik aramışlardır. lnsanlann arasındaki refah ve saadet farkları onları üzmüş, mülkiyet sisteminin ten­ kidine götürmüştür: «Madem ki herkes aynı ihtiyaçla­ ra ve kabiliyetlere sahiptir, neden aynı eğitimi ve gı­ dayı almasın?» diyorlardı. Fakat, XIX. yüzyılın başın­

da, henüz adı konmayan Sosyalizmin beşiği Saint - Si­ man nazariyesi, ne eşit ihtiyaç, ne de eşit kabiliyet ka­

bul ediyordu. Onun Sosyalizmi,

kazancı her çalışanın


16

kabiliyetine göre paylaştığı için müsavatçı deği ldi. On­ larla o zamanki sosyalistlerin, Fransada Fourier, İn­ gilterede Thomson ve Owen'lann sosyalist nazariyele­ rine gelince bunların Saint Simon'cu lardan haberleri yok g ibi di r. Değeri (Kıymeti) yalnız çalışmanın mey­ tlana getirdiğine inanan Ricardo ve İngiliz sosyalistle­ rinden Saint - Simon'culann haberi bile yoktu. Bu de­ ğer nazariyesi Tohmson ve Owen sosyalizminin temeli idi. Sain - Simon okuluna göre ise bu •değer; fiyat, is­ tihsal» gibi toplum organizmalarının terkibine a it hiç­ bir fikir vermeyen unsurlar teferruattan ibaretti.. (His­ toire des doctrin es economiques - Charles Gide Char­ les Rist S. 237). Biri daha ziyade sosyal, öteki de ekonomik bakım­ •lan sosyal adalet arayan bu görüşlerin arasında, çe­ kirdek halinde sosyalizmin esaslan birleşir. Dava ar­ !ık insanlar arasındaki refah ve saadet farklarından ibaret olmaktan çıkmış, cemiyetlerin yapısına, fert ve cemiyet arasındaki çat ışmalara, ihtiyaç ve kabiliyet farklarına, değer ve emek arasındaki münasebete ait sosyolojik ve ekonomik meseleler haline gelmiştir. On dokuzuncu asrın başın dayız. «Sosyalizm:. keli­ mesi hala doğma.mışbr. Sosyalizm fikirler i yumurta halindedir. Bunlar adaletsizliğin sebeblerini aramakta ve çalışan kütleleri yoksulluktan kurtaracak daha adil bir toplum düzeninin imkanları üstünde durmaktadır­ lar. Sain - Simon okulu bütün toplumu bir fabrika gi­ hi tasarladığı için, Sosyalizmin öncüsü sayılmakla be­ ;aber «Endüstriyalizm > adını alır.


SOSYALİZM KELlMESİNl KİM İCAT ETTİ? Bu terimin babası olduğunu jktisatçısı Pierre (Ferdiyetçilik) et yeni

t.

iddia eden, Fransız

Leroux'dur. 1850 de «İndividualisme Socialisme•

adındaki

baskısına ilave ettiği notta

ve

makalesinin

Samarez Grevi

(1863) adındaki eserinin bir faslında bildiriyor: «Sos­ yalizm kelimesini ilk defa kullanan benim. Bu, o za­ man yeni bir tabirdi. Yeni ve zaruri. Bu kelimeyi endi­ vidüalizrne zıt olarak icat ettim. Yirmi beş yıl önce.ıı Fakat Elie Halevy, Fraıısız Felsefe Cemiyetine gönder­ niği m ektupt a diyor ki: «Leroux galiba yanılıyor. o, bu kelimeyi kullanan birçok Saint - Simon'culardan bir tanesidir. Çünkü o tarihte gerçekten bu ye ni tabir lü­ zumlu idi ve ferdiyetçiliğe hücum edenler için onu kul­ lanmanıak zordu.» Netekim bu yeni kelim eye daha ön­ ce X. Joncieres adında ki bir tenkit cinin V. Hugo'ya ait bir makalesinde raslanmıştır (1832). Fakat orada bu ke lime evrensel sevgi, beşeri duygu :mAna sın a bencilli­ ğin ·zıddı olarak kullanılmıştır: «Biz şahsiyet i sosyaliz­ me kurban etmek istemiyoruz. Aksin i de istemiyoruz. Eğer biz herkesle beraber haz veya keder duyuyorsak, a ile saadetini de, deruni şiiri de, iki kişinin aynı haya­ le dalması zevkini de inkar etmiyoruz.»

F.2


18 Sosyalizm kelimesini Pierre Leroux'dan evvel kul­ lananların bulunduğuna muhakkak gözü ile bakılıyorsa da, bu terimi en doğnı anlamında kullanan, canlandıran ve yaşatanın o olduğundan şüphe edilmiyor.


iLK SOSYAL1ST FiKİRLERE BiR BAKI Ş Kelimenin doğumundan önceki ve sonraki sosya­ list fikirlere bir göz atmak çeşitli nazariyelerin daha iyi ve kolay anlaşılmasına yan yacak t ı r

.

Yoksa bu ki­

�abın maksatları arasında Sosyalizm tarihini özetlemek yoktur. Saint - Sim.on

Auguste Comte'un

gençliğinde heves ettiği ve hakkından

hocasıdır ve gelemiyeceğini

sezdiği filozofluğu şakirdine bırakmış tır.

1814

den ölümüne kadar yalnız sosyal ve siyasi fi­

kirlerini tesbit ve ilan etmiştir. Bu fikirler «endüstri> kelimesine verdiği önemin genişliğinde

Bu, aşağı yukarı, endüstriye

özetini bulur.

Adam Smith'in

verdiği

manadır. Ylni «çalışına> demektir. Saint - Simoiı'a göre her şey endüstridir ve ciddi �nsanların dik.katine, itibarına layık en önemli müesse­ sedir. Saint - Simon'a göre VII. yüzyılda başlıyan ta­ rihi bir gelişmenin mahsulüdür. Saint - Simon, kendi anladığı manada endüstirinin dışında her

si

yasi ve sosyal fikri,

hareketi

küçümser.

«Halkın h8.kimiyeth, «hürriyeb, c:eşitlik» gibi bomboş laflardır.

Yarının rejimi

sözler

Endüstriyalizm.'dir.

-«Servet refah ve saadetlerin tek kaynağı.»


ENDCSTRİYALİZM VE SINIFLAR Endüst riyalizm. evvela sınıfların kalkmasına daya­ nır. Ne asiller ne bu rju valar ne de rahipler sınıfı ola­ caktır. Toplumda çalışanlardan

başkasına

yer y ok tur�

Bunlar da yalnız el işçileri değil, ziraatçiler, zanaatkir­ lar, bankacılar, bilginler, artistler (güzel sanat

mensup­

an) dırla.r. Saint - Simon çalışanlar arasında yalnız kabiliyet

farkı tanır. Endüst ride eşitlik, ancak, her şahsın top­ lumdan kendi kabil iyeti ve çalışması nisbetinde menfa­ at elde etmesi esasının herkese tatbikindedir,

HÜKÜMETE LÜZUM YOK Kabiliyet in ve çalışma derecesinin

sosyal fark

ve imtiy azla r

dışında bütün

ortadan kalkacağı gibi,

hti­

kfmıet de bazı bakımlardan lüzumsuz bir hale gele cek­ tir. Saint - Simon'a göre milli cemiyet bir endüstri iş­ letmesi tel3.kki edilmelidir. Böyle bir işletmede, atelye­

lerin muhafazası işi, h er türlü karışıklıkları ve hırsız­

lıkları önlemek vazifesi, nasıl ikinci derecede bir işse ve madunlara

havale

edilirse , sınai bir toplumda da

hükumetin rolü «istihsalde hürriyeti ve emniyeti koru­ mak», tembelliklere, hı rsı zlıkl ara ,

israflara

mani ol··

maktır. Hükumete verdiği bu yeni mana ile Saint - Simo­

nizm açıkça liberalizmden ayrılır, fakat sosyalizme

te­

rağ­ men, Saint - Simon'a sosyalist denemez. Çünkü, bir .manada sosyalizmin esası ferdi mülkiyetin kalkması­ mel fikirlerinden bazılarını kazandırmış olmasına

dır. SAİNT

-

SDION SOSYALİST SAYILA.ı'1AZ

Saint - Simon'u sosyalistler arasında için umumiyetle iki delil

ra

gösterdiği ilgi,

2.

göstermek

ileri sürülür: 1. Fakir sınıfla­

Mülkiyeti ıslah için ileri sürdüğü


21

fikirler. Fakat, eserlerinde, zikredilen metinler, iddia edildiği kadar önemli değildir. (Histoire des doctrines cconomiques - Charles Gide, Charles Rist. S. 243 - 247). ROBERT OWEN

Sosyalist fikirlerin doğuşu tarihinde İngiliz ısla­ hatçısı Robert Owen'in (1771 1858) rolü Saint Si­ mon'unkinden hiç aşağı değildir. İstihsal ve istihlak ko­ operatiflerini yaratan odur. Kendisi bir patron olduğu halde sosyalizmin ilk temellerini atanlar arasındadır. Zamanının (Şartist) hareketine katılmadı. İhtilalci (veya inkılapçı sosyalist) değildi. İşçiyi sermaye sa­ hipleri (kapitalistler) aleyhine harekete değil, yeni ser­ mayeler kurmaya teşvik etti. Fakat İngilterede Sosya­ lizm kelimesini ilk defa onun kullandığını söyleyenler de çoktur. Evvela patronluk müesseselerini ıslah etmekle işe başladı. İşçilere lojman, bahçeler, teneffüshaneler, ta­ sarruf sandıklan kazandırdı. Sonralan iş kanunu adı­ nı alan mevzuatın k abulünde de onun yarım asırlık gay­ retlerinin rolü büyüktür: 1. Yetişkinler için günlilk çalışma saatinin on ye­ m saatten on saate indirilmesinde, 2. 10 yaşından aşağı çocukların çalışmalarınııi ya­ nak edilmesinde ve onlara mahsus laik okullar açılm.a­ :ıında, 3. O tarihlerde fazla suiistimal edilen para cezası ve tazminatlann kaldınlmasında, Owen'ın inkar edilmez gayret ve tesirleri vardır. Sahibi olduğu fabrikanın ortaklanna şunlan söylüyor­ iu: -

-

«Tecriibe size öğretmiştir ki, t.emlz, pml pml ve halde bnJunan madeni aletlerle pis,

dabna sağlam bir

karınıalı'arışık, çabuk yıpranan ve kısa bir mın.a.p.da kul­

!anılmaz h3.le gelen i.letler arasında

büyük farklar var-


22 dır. Karlı netice allııak için cansız alet ve mot.örlere göst.erdiğiniz dikkat ve itinayı canlı moıtörlerden, yapı­ lışı ötekilerden daha barikUlide olan canlı aletiıerden (işçilerden) nasıl esirgersiniz? Bu canlı aletler t.emiz tutuhırsa, iyi bakılır, iyi muamele görürse 18tihsal et­ tiği netice ve kuvvet bakımından daha verimli olmaz mı?» Kendi müesseselerinde iyi neticeler elde eden bu fikirlerin başka patronları Owen hükumete, evvela

yabancı mentleketlerinkine !ahını

istedi.

İngilterede

�ıştırılmasını meneden

ikna edemediğini

İngiltere hükfunetine,

hitap

gören sonra

et ti ve kanunların ıs­

9 yaşından aşağı çocukların 1819 kanununun kabulünü te­

min etti.

ÇEVRE DETERMİNİZMİ Owen'in esas· fikirlerinin

başında

«Çevrenin öne­

mi>. gelir. İnsan ne i yi, ne de fenadır. Çevrenin şartları­ na tabidir. Tabiat çevresi değil sosyal çevre. Onu de­ ğiştiriniz, insanı değiştirmiş olursunuz. Çalışmaya da. güzel ve

rahat

bir çevre

sağlarsanız,

işçiyi ıslah etmiş

olursunuz. Bu çevre determinizmi, ahlak bakımından, mesu­ liyeti ortadan kaldırdığı i çin şiddetli

itirazlara uğra­

::nıştır. Madem ki insan, çevresi değişmedikçe

kendi

kendisini değiştiremez, iradeden mahrumdur, o halde liyakatli veya liyakatsiz değildir. Mükafat da göremez, ceza da. Böylece Owen, bir Allahsız olmadığı halde di:.. ne karşı da ister istemez cephe alınış oluyordu. Ayrıca, çevre yaratmanın zorluğunu Owen bile ni­ hayet anlamıştı. Hiç değilse iktisadi mek için menfaatı

çevreyi değiştir­

ortadan kaldırmak lazımdı. Bütün

kötülüklerin esası kazançtı. Kazanç nedir? Maliyet fiyabnın fazlasıdır. Hakiki fiyat maliyet fiyatıdır. Her mal ve mahsul, ne eksik, ne fazla, maliyet fiyatına satılmalıdır. Kazanç yalnız bir


23 haksızlık değil, aynı zamanda bir tehlikedir, i ktisadi buhranların sebebidir. Kazancı ortad an kaldırmak için de parayı kaldı rm al ı ve yerine «çalışma bonoları» koy ­ malıd ı r.

PARAYI ORTADAN KALDmMA TECRVBESl Fakat, bu fikri, parayı kaldırmak fikrini gerçek­ leştirmek mümkün mü idi? llk deneme yapıldı. Lon­ ,ırada bir Çalışma Alışverişi Mağazası ( National Equi­ table Labour Exchange) kuruldu. Owenizmin en canlı ve

dikkate değer tecrübesi bu olduğu halde Owen bu te­

şebbüsün başında olduğunu inkar etmiştir. bu bir kooperatif

derneğidir.

Bir mağazası

Hakikatte

vardır.

Her

üye oraya e m eği ni n mahsulünü getirir ve karşılığında

bir çalışma bonosu alır. Bu bonoda o mahsulün kaç saatte meydana geldiği kaydedilmiştir. Bu saat mik­ dannı o işi getiren

bildirir,

ona itimat edilir. Böylece

satışa arzedilen malın üzerinde, fiy at yerine, çalışma sa­ atlerini bildiren bir etiket vardır. İsteyen onları satın alır. On saatlik bir e meğin mahsulü olan bir malı yine

on saatlik bir çalışma bonosile saun alabilir. Demek ki tam kendi çalışmasının muadilini elde etmiş

oluyor.

Kazanç ortadan kalkıyor. İstihsal edenle istihlak eden doğrudan doğruya alış veriş ettikleri için mutavassıt

da ortadan kaklmış oluyor. Öyleyse mesele kalmadı gi­ oi bir şey.

ÇALIŞMA BONOSU SöKMüYOR 1832 de açılan ve 840 üyesile geçici bir başarı ka­ Lallan bu müessese nihayet kapıl arını kapamak zorun­ rla kaldı. Çünkü, mallarını getirenler, çalıştıkları saat­ lerden fazla.sını göstermeye başlamışlardı . Malları in­ celeyen muhamminler de doğruyu tayinden aciz kaldılar. Böylece mağazaya d eğersiz mal g et i rip aynı çalışma sa­ atine değerli mal alıp dışarıda satanlar türedi. Bundan


24 haşka gfüıdelikli işçiler de, imal ettikleri mala

sahip

olamadıkları için doğrudan doğruya mübadelenin fara·

;d faydasından malınım kalıyorlardı. Fakat iflas eden bu tecrübeden, İngilterede hayet bütün dünyada çoğalan kooperatif

ve ni­

şirketleri ve

mağazaları doğdu .Bu, Owen'u hayırla anmaya yeter.

SOSYALİZMİN GERÇEK KURUCUSU Owen'un şakirtlerinden William Thomson üzerin­ de de biraz duralım. Bazı iktisat tarihçilerine göre Sos· yalizmin hakiki kurucusu odur. Owen'dan daha derin görüşlü idi. Parayı ve kazancı ortadan

kaldırmak gibi

hayallerden ziyade, işçiyi eserinden daha çok faydale.­ nabileceği işletme şekilleri düşünmüş ve kooperatifleri tekamül ettirmiştir...

İşçiye şöyle diyordu : «Çalışmaııızı.n mahsulünden kendiniz faydalanmak istiyorsunuz, değil mi? Eh, peki.li, çalışmamzm. lstfka..

metini değiştirmekten başka yapacağınız bir şey yok­ tur. Taıııma&ğuıız biri �n çalışma.ktallSa.

birbiriniz

için ça.hşınız.»

FOURRİER DELİ MİYDİ! SosyaHzmin ö n cüleri arasında,

Charles Fourrier

garip bir simadır. Oiıa delilik atfedenler bile

olmuştur.

Nazariyesinde fantezinin payı çok olmakla beraber sos­

muhakkaktır. iyi fikirleri yoktur. Me­ sela Owen i çin şöyl e der: cı:Onmı menfaatleri birlf'şttı'­ mek yolundaki fikirleri o kada:r acınacak şeylerdir ki yalizme yeni bir anlayış

getirdiği de

Kendinden öncekiler hakkında

reddetmeğe bile değmez.» Saint - Simon'cular bankın­ daki düşüncesi de şudur: o:XIX. asırda mtilkiyetın ve

verasetin ortada.o. kaldırılmasını tst.emek fikrine ommr lanmızı silkip geçmek lazımdır." Çünkü Fourrier'nin tevzi (dağıtma) sisteminde emek, sermaye ve kabiliyet

aynı derecede önem taşır.


25 Bununla beraber Founicr zamanının insanlarma hatta bir komünist gibi görünür. Falanster adını verdiği hayal, her şeyin hatta

t>ir ültra - sosyalist

Çünkü

kadınların bile paylaşılacağı bir site tasa vvuru nyan­ dınr.

NEDİR BU FALANSTER '? Dışarıda nbakılırsa içinde binbeşyüz

kişinin

otur­

duğu büyük bir otele benzer:. Odalar, hususi daireler,

müşterek yemekhaneler, salonlar, okuma, kumar, kon­ tiyatro salonları v.s. FouITier üşenmeden bu Fa­ lanster'i en küçük teferruatına kadar tasvir eder. Bu­ ;1un büyük otellerden bir farkı vardır. Yalnız zenginle­

.3eri

re mahsus değil, her keseye uygun odaları ve yemek­ leri ile beş sınıf insanı barındırır, hatta parasız kısım­

lan bile vardır. Bu tasavvurunda bir nevi istihlak komiinizminden başka bir şey görünmez. Niçin Fourrier bu varlık şek­ line sisteminin esası gözüyle bakmıştır?. Çünkü o da Owen gibi evvela uygun çevreyi hazırlamayı düşünü­ yordu. Ekonomik bakımdan aynı çatı altında yaşamak mUstehlikler için en az masrafla en çok rahatı

elde et­

meğe yarayacaktı: Kollektif hizmetler, yemek, ısınmak,

aydınlanma, yıkanma ve bütün ev hizmetleri müşterek nlduğu için daha ucaza malolacaktı. Sosyal bakımdan, aynı çatı altında yaşamak çeşitli sınıflara. mensup in­ RaDlar arasında bir sempati yaratacaktı. Oysa ki günkü sosyal rejimde ayukarıdan aşağıya doğrun,

bu

akü­

�ük görme» ve aşağıdan yukarıya doğru «kin» vardır. Falanster'in iç teşkilatına bakarsak orada bir otel­ den daha fazla bir şey görürüz. Bu

bir

kooperatif otel­

dir. Bir topluluğa. bağlıdır. Bu topluluğa· mensup üye­ lerden başka kimseyi kabul etmez .Bu, bizim bu günkü anlaYlşımıza göre tam

bir

istihlak kooperatifidir. Fa­

kat bu günkü istihlak şirketlerinden daha mükemmel-


26

dir. Çünkü bunlar erzakı müşterek alırlar, fakat, müş­ t�rek istihlak etmezler.

FALANSTER BİR KAPİTALİZM ÇEŞİDİ Mİ'? Fak at Falanj (Falanster) yalnız stihlak ortaklığı değildir. Aynı zamanda istihsal ortaklığıdır. Bu gaye ıle Falanster"in ikamete mahsus büyük binasının ya­ nında çiftlik evleriyle ve ikamet edenlerin bütün ihti­ yaçlarını karşılıyan .endüstri tesisleriyle 400 hektarlık bir büyük saha da vardır. Bu, kendi kendine yeten, is­ tihlak ettiği her şeyi istihsal eden ve istihsal ettiği her şeyi istihlak eden küçük bir dünyadır. Öteki falanjlar­ la da alış veriş halindedir. Orada ferdi mülkiyet orta­ dan kalkmıştır ve şirket aksiyonları şeklini almıştır. Bu, bir sosyalizm değil bilakis zamanımızda da taraf­ �arları bulunan bir kapitalizm şeklidir. O zaman sayı­ lan az olan aksiyon şirketlerinin bu güne kadar çoğal­ ınasına yaramıştır. Bu günkü istihsal kooperatifleri, ki gayeleri gündelikle çalışmayı ortaklıkla çalışmağa çe­ virmektir, Fourrier tarafından gayet açık şekilde izah edilmiştir: «Ekonominin birinci meselesi gündelikçileri k azanca iştirak eden mal sahipleri haline getirmenin çarelerini aramaktır.:& TEK l\IANİVELA: MOLKlYET ARZUSU Peki, niçin? Çünkü bu, istihsalde çalışmayı çeki­ ve verimli hale getirmenin tek yoludur. Çünkü mül­ kiyet arzusu bu günkü medeni imkanları gayrete geti­ ı-en tek maniveladır. Elinde bir tek hisse senedi olan bir fakir adam «arazimiz, binalarımız, ormanlarımız, fab­ rikalarımız:& diyebilir. Hepsi onun mahdır. İşte bu sa­ yede mal ve sermaye sahiplerinin rolleri ahenk halin­ de birleşir. İşçi hem çalışmakta hem de hisse sahibi ola­ rak ka.2'.ancı paylaşmaktadır. Bu hayal mülkiyeti değil gündeliği ortadan kaldırmaktadır. ci


27

TOPRAGA DÖNtlŞ Faurier bir çok iktisatçılarda müşterek olan «top­ rağa dönüş» fikrinin de öncülerindendir. Şehirleıin ke­ safetine mani olmak ve köyleri şehir medeniyetine ka­ vuşturmak için küçük siteler kurulması

fikrini savun­

muştur. Onun sisteminde çalışma bir işkence olmaktan ı:ıkıp bir zevk halini almaktadır.

SEKSOLOJ1K SOSYALİZM Fourrier'nin kadınla erkek arasındaki cinsi müna­ aebet hakkındaki düşünceleri sistemini itibardan düşü­ recek kadar klasik ahlaka aykırıdır. Bu münasebetlerin çok serbest ve kolay olmasını ister, Allahın da böyle is­ tediğini iddia eder. Fourrier'ye göre bir toplumda ka­ dınlar hürriyetlerine ne kadar kavuşurlarsa ilerleme de o kadar çabuk ve kolay qlur. Fakat Fourrier'nin anla­ dığı bu hürriyet cinsi hürriyetten fazla bir şey değildir. Aile düşmanı olduğu kadar devlet hakkında da iyi fi­ kirler bealemiyen Faurrier bu günkü insan toplumları için şöyle der: aBu cemiyetler silahlı bir köle azınlığı­ nın sil.ilhsız bir köle çoğunluğu üzerine hakimiyetidir.»

wuıs BLANC Louis Blanc, iktisadi kötülüklerin hep rekabetten geldiğine kanidir. İşçinin sefaleti, ahlak düşüklüğü, ci­ nayetlerin artması, fuhuş, iktisadi buhranlar, milletler arasındaki harpler hep rekabet yüzündendir. Rekabeti ortadan kaldırmak için ortalık üzerine kurulu bir ik­ tisadi rejim tesis etmek lazımdır. Fakat Louis Blanc bu ortaklığı kendinden evvelkiler gibi

işçi istihsal şirketi halinde «sosyal

düşünmez. Bir

atölye:& tasavvur

eder. Bu atölye aynı zanaate mensup i şçileri gruplan­ ·lınr. Böylece Louis Blanc işçiler arasında istihsal ko­ operatiflerinin en umumi şeklini tasarlamıştır. Bunda


28 yeni bir şey yoktur. Sain - Simon'cular

arasında bazı

iktisatçılar da bu fikri savunmuşlardır. Louis Blanc'la beraber, 1848 inkılabına kadar, iki Fransız sosyalistinin adını da anmak doğru

olur: Le

Roux ve Cabet. Yukarıda da işaret ettiğimiz gibi «Sosyalizm» ke1imesinin babalığını iddia edenlerin başında Le Roux gelir. Ferdiyetçiliğe karşı tesanüt nazariyesiyle ilk ve en büyük tepkiyi yapan Le Roux sosyalizme ekonomik manasından ziyade sosyolojik manasını kazandırmış ik­ tisatçıdır. Adı George Sand'ın romanlarına girecek ka­

Jar şöhreti olmuştur. Cabet'ye gelince açıkça bir ko­ münistti. Fakat inkılapçı değil, iyimser, ahlaki salaha inanmış bir komlinist. Diyordu ki:

«Komünistler kendi kendilerini lslaıh etmedikçe hiçbir ba.5an kazanamazlar. Evvela kendllıeri bUtttn sos­ yal faziletlere sahip ve herkese örnek dlsnnlar, ondaa -.o;onı'a maanzlannı bile ikna ederler.»


1848 VE PROUDHON Sosya lizmin tarihinde

1848, yUz yıl sonra bile sık

sık hatırlanan yıldır. Marx'ın ve Engels'in meşhur Ko­ münist Beyannamesi'ni yayınladı.klan tarih, Fransada hir inkılabın ve Proudhon adındaki meşhur Fransız ik­ tisatçısının halk ve aydın efkarını büyülediği tarihtir.

/MÜLKİYET HIRSIZLffiTIR nk eserinde «Mülkiyet nedir» sorusuna Proudhon'­ verdiği cevap coşkun mizacına uygun şekilde sert­ tir: uMülkiyet hırsl.7fuktır.» Bu kestirme hükümden onun aşırı bir sosyal is t veya komünist olduğu netice­ '..In

sini

çıkartmakta

acele edilmemelidir. Bilakis,

udhon'un sosyalistler ve komünistler

şüncesi hiç dostça değildir. Onun tabiri yle : Saint

mon 'cular «Fourrier

Pro­

hakkındaki dü­ -

Si­

maskıara ala.yı gibi geçip gitmişlerdir.», sistemi zamanımızın en büyük hiJesidir.»

bir

Komünistlere

şöyle hitab eder:

«Çekilin karşımdan,

Varhğınız benim için bir taa.ffündür. Sizi �örrn{'Ic bem tik."tindiri�or.» Sosyalizm hakkındaki hük­ mü de şudur: «SosyaLizm hiç bir şey değildir, hiç bir �ey olmamu�tır, h iç bir şey olamıyacaktır.»

komünistler.

Öyle ise mülkiyet neden hırsızlık

oluyor? Prou-


30 dhon ferdi mülkiyet düşmanı mıdır? Hayır! Ferdi mül­ kiyet ve bir insanın çalışmaktan ve tasarruftan elde ettiği semereler «hürriyetin esasıdır.» Proudhon'un af­ �etmediği şey hiç çalışmadan elde edilen gelirdir: Faiz, prim, kira, komisyon, iskonto, monopol v.b.

KOMt.lNtSTl..µtE NİÇİN KIZIYOR Proudhon'un sosyalistlerde ve komünistlerde hoş görmediği şey nedir? Mevcut rejimden kurtulmak için onun zıddını istemektir. Davanın zor tarafı, mevcut ik­ tisadi kuvvetleri yok etmek değil onları denkleştirmek­ tir. İş bölümü, kollektif güç, rekabet, kredi, hatta mül­

�·

ve hürriyeti iktisadi kuvvetleri

ortadan kaldır­

uilk değil onları ahenkli bir halde denkleştirmek doğ­ :rudur. Oysa ki sosyalistler bu kuvvetleri yıkmak isti­ :.rorlardı. Mesela onların istedikleri çalışma teşki.litlan �alışanın hürriyetine aykırıdır. En mükemmel iktisadi kuvvet hürriyettir. 1848 de seçmenlerine hitab ettiği zaman böyle demişti:

İŞTE SİSTEM: lfORRlYET. «Hürriyet, işte benim biittin sistemim: vtcdan hür­ riyeti., basın hürriyeti, �şma hürriyet� ticaret httr-­ rlyed, öğretim hürriyeti, rekabet hürriyeti, sonsuz hür­ riyet, mutlak hürriyet, her yerde ve her zaman hüni· yet.» Proudhon komünizmi de şiddetle reddeder. Çalış­ manın uyarıcısı olan mülkiyeti ortadan kaldırmak de­ ğil yalnız

onu zararsız bir hale getirmek ister,

daha

doğrusu onu herkesin emrine vermek lazımdır. Komü­ ;1izm tersine dönmüş bir mülkiyettir.

«Topluluk müsavatsızlıktır, fa.kat müMdyetin � sine bir müsavatsızhk. Mülkiyet kuvvetinin myıfa is­ tismarıdır. Topluluk zayıfın kuvvetliyi istismandır. Bu

da bir hırsızlıktır.» «Topluluk, sefaa"'etin dinidiır.»


31 Böylece sosyalizmin tenkidi Proudhon'un sistemi­ nin

müsbet esaslarını

açıklamağa götürür.

Sosyal

problem onca şudur: Bir yandan hiç çalışmadan gelir elde etme şeklindeki mülkiyeti ortadan kaldırmak, öte yandan mülkiyeti, çalışma hürriyetini ve mübadele hür­ riyetini korumak lazımdır. Proudhon çalışmadan kazanma

şeklindeki mülki­

yeti ortadan kaldırmak için:

1

-

Mübadele veya tedavül bankası kurmayı ta­

sarlamıştır. Bu konuda bir çok makaleleri, kitapları ve broşürleri vardır.

2

-

Düşüncesinin temeli şudur: Sahiplerine faiz,

iskonto v.b. şeklinde çalışmadan gelir getiren sermaye­ ler ararsında en önemlisi paradır. Eğer bu nevi kazanç­ larda parayı bir mübadele vasıtası olmaktan

çıkartır­

sak çalışmasız kazanç ortadan kalkar. Bu banka hayali ·�ok tenkid edilmiştir. Teferruatına girecek değiliz. Bu­ nunla beraber asrımızda Georges Sorel gibi Marx'a ve Proudhon'a aynı derecede hayran olanlar vardır.


Sosyalizmin Çeşitleri ANA TASNİF Sosyalizmin o kadar çok çeşidi ve tarifi vardır ki binleri aşar. Bunları ana tasnif guruplarına ayırmakta da çok zorluk çekilmiştir. Öyle ki, sosyali zme tek bir sistem gözüyle bakmak imkansız gibi dir Onu umumi bir espri, ruh, zihniyet halinde anlamaya çalışmak da­ ha kolay olur. Biz her ikisini de yapacağız. Evvela sosyalizmin umumi ruh ve mana b akımın da n üç ana gruba t asni fin i gözden geçireceğiz. Sonra da başlıca çeşitlerine ge­ leceğiz. Meşhur Alman iktisatçısı Werner Sombart, aDe­ •ıtscher Sozializmus» adlı eserinin Fransızcaya tercü­ mesinin (Payot, Paris) 61. s ayfasının .:sosyalizm ne­ dir?» faslında sosyalizmin 261 e çıkan çeşitli tariflerini üç ana guruba ayırır : BİRİNCİ GURUP : Sosyalizm, dünya devleti ku­ ran, halka refah ve bahtiyarlık sağlıyan ve muayyen bir tarih verimine bağlı bir durumun medenileştirici ve kurtancı hareketinin nazariyesidir. .

­


33 1K1NC1 GURUP

:

Sosyalizm, zihniyet, davranış,

vaziyet alış demektir. ÜÇÜNCÜ GURUP : Sosyalizm. sosy a l bir düzenin prensipi demektir.

Bu üç gurupun her birine ait tariflere de bir göz atalım: Birinci gunıp: Sosyalizmin sosyal ilerleme mana­ sına gelen tarifi Fransada Proudhon'a kadar çıkar. (1809 - 1865) Bir davada mahkeme reisi sorar : «Pe­ ki öy1e ise, nedir şu sosyalizm dediğiniz şey?» Prou­ dhon şu cevabı verir: "Cemiyetin iyileşmesine doğru hissedilen temayüldür.» Reis der ki: «F'.ıkat o halde hepimiz sosyalistiz. » Proudhon tasdik eder: «İşte be­ nim düşündüğüm de budur.» BAZI TARİFLER

Bu

espri

dahilinde bir

Benoit Malon:

çok tarifler yapılmıştır:

«İnsanlığın hareket halinde bütün

ilerleme kuvvetlerinin toplamLn

L. Bertrand: « öyle bir yüksek medeniyet halidir ki, onun sayesinde herkes kolay ve kısa bir süre için.­ dekli çalışması ile ha yatın bütün nimetlerine hak kaza­ zanır.»

K. Nötzel: «Sos}"alizmden, umwni olan.k, biz bü­ tün bısanları her tüdü sefaletten kurtaran bil' idarenin istenınesiııi anlıyoruz. Sosyalizm bir dilnya. cenneti fik­ ri üzerine kuruludur. Bn fikir insanlara ait ıstırapların müşterek h a yata Ye münasebetlel"e bağb olduğu inan­ cına dayanır.» I. W. Bowen: «Sosyalizm kuvvetten düşmüş bir dü nyada ışık, herkes i!:fln ümit ve imkan, iktisadi ob­ gunruk, siyasi selamet, dini tatbikat.» Mortz Kauffmaıın: «Cemiyetin ıslahı için, ne isim­ -

le olursa olsun, sistemli gayret.»

Bebel: «Sosyalizm tatbik edi'ılen ilimdir.»

August sahasına

insan

faaliyetinin her

f.3


34

KOMVNİSTLER ASLINDA SOSYALİZME KARŞIDffi Marx ve Engels sosyalist olduklarını daima red­

detmişlerdir. Komünist

bey annamesinde şu sabrlan

nazariyeleri hiç bir zaman kainatı ıslah etmek tstiyen şu veya bu adamın hayal ettlldert f"ıkir veya prensiplere dayanmaz. Komünist

okuyoruz :

«Komünistlerin

nazariyeleri gözlerimizin önünde cereyan eden bir tari­

hi tekamfilün mevcut sınıflar arasındaki münasebetle­ re ait \'akıalann umumi ifadelerinden başka bir şey de­ ğildir.»

·

İkinci gurup: Bu gurupta sosyalizmi bir ruhi dav­ ranış gibi tarif edenlere

göz gezdireceğiz : Bu anlayışa

�öre sosyalizm insanın başka insanlara karşı ödevle­ rinin beraberliğidir. Son zamanlarda Heinrich Moier akademik bir münakaşada sosyalizmi «hasbilik, fe�

gat, insan kardeşlerine

karşı feda.ki.rlık, zayıfları ve

sosyal adalet alunda olursa olsun insan.1a.ra karşı bes­

baskı altında ola.nlıaırı savo.mna, sadakat,

ve hangi şekil lenen aşk ve saygı» manasına fith uSosyalizm Nedir ? •

anlatmıştır. Dan Grif­ adlı kitabında: a Sosyalizın ik­

tisat ve politikada Kabil ruhu yerine Isa. ruhu ikamet etmektir.» der. Velhasıl sosyalizm,

ferdin topluluğa karşı ödevle­

rid.ir.

MİLLİYETÇİ 1932 de

SOSYALİZM

verdiği bir nutukta Hitler şöyle demi ştir :

«Gerçel;.ıten milli olan her düşşünce sosyal, yani ken:Jt­

�ini tamamen milletine vakfeden ve milletinin iyiliğin­ den daha yitksek ideal tanımıyan herkes sosyalisttir.u Biı

tarife göre de «Umumi menfaatin hususi men­

faattem önce geldiğine inanmak sosyalizmdir

.

Umumi olarak dünya fikir tari hinde ve hususi ola­ rak sosyalizm tarihinde

iki

ana fikir çarpışır : Birinci·


35 sine göre en yüksek gaye ferddir,

sosyal

organizma

onun hizmetindedir. İkinci fikre göre en yüksek gaye toplumdur. Ferd ona hizmet eden bir vasıtadan başka bir şey değildir. İşte ferdiyetçiliğe karşı

tepki sosya­

lizmde en son ifadesini böyle bulmuştur .

Ü�üncü gurup: Bu gurup objektif bir düzen pren13ipi ihtiva eden bütün sosye,lizm tariflerini içine alır. ttk zamanlarda bu telakki çok safiyi.ne idi. Oku­ muş yazmış adamlar arasında bile sosyalistler «paylaş­

mak» istiyen kimselerden başka bir şey değildi, hatta. kitaplarda bile sosyalizm bir tevzi ( repartition)

şekli­

nin deği şmesinden ibaretti. Jean Grave, sosyalizmi top­ Jumun daha iyi ve eşit bir tevzi sistemi gibi görüyordu.

ENCYCLOPEDİA BRlTANN1CA VE SOSYALİZM Bu fikirlere

hala anketlerde verilen

cevaplarda

ı-aatlanır. Mesela Dan Griffith'in bir anketine �vaplar arasında

sosyalizm şöyle

tarif

verilen

ediliyordu :

«Bir oda i�inde 100 Imşi tahayyül edin : 2 zengin, 8 hali fakir, 30 ölüm derecesinde aç! Re­ fahh 10 kişi, çalışan 90 kişi kadar mala. sahip. Servetı­ lerin da.ğllışı bu gün böyledir. Sosyalizm bütün bunla­ ra, �esi aranması gereken kötüliikler gözüyle bakar. Sosyalizmin esası topluluk içinde bütün maddi nimetle­ ri 3.7.a.ın.i eşitlikle dağıtmak ister.»

vakti yerinde, 60

Encyclopedia Britannica'nın

sosyalizm

tarifi da

aşağı yukarı budur.

ts'.rtSMARI ÖNLEMEK Bundan başka sosyalizmden beklenen şeylerin ba­ şında gelenlerden biri de istismarı ortadan kaldırmak­

�ır. Çünkü, istismardan umumiyetle anlaşılan mana ça­ lışan bir kimsenin istemekte hakl.ı olduğundan daha az almasıdır. İstismarı ortadan kaldırmak, fakirlerin ya­

rarına, nimetlerin tevziine müdahale etmektir. Bu ma-


36 nadadır ki sosyalizm ferdi m illkiyeti

ortadan k aldır­ mak i stiyen bir doktrin telakki edilmiştir. Aynı zamanda bilhassa bilim çevrelerinde geniş bir şekilde yayılan yeni bir telakki doğmu ş tur . Bu te­ lakki sosyalizmde m ülk iyet münasebetlerini düzenle­ yen, fak a t toprak m ü lk iyetine ve istihsal vasıtalarına daha çok eh emmiyet veren bir pren sip görür. Bu şe­ kilde telakki edilince, sosyalizm bir «t.oprağın ve istih­ sal vasıtalarının müşterek bir şeklide mtilki�et pren­ sipi üzerine kurnlmtL' ,iktiı;;adi bir nazariyedir.,> yahut : rıİstihsal vasıtaları ferdi mü lkiyetin kaldırılmasını ve biziın bu sosyal düzene doğru tekamül etnıeğc an­ gaje olduğumuzu bildiren tenıayü!dür.n Bu telakki, basi t l i ğ inden ötürü büyük bir rağbet kazanmıştır, umumiye tle tahmin edildiğine göre baş­ l angıcı Stuart Mill'dedir. Albert Schaffl e' ın 1874 de çı­ kan ve çok okunan • Sosyalizmlerin Esasııı adlı kitap .1ayesinde halk- arasında da. yayılmıştır. Bu eserde ş öy­ de denir : « Sosyalizmin alfası ve omegası hususi sennar yenin kollektif sermaye hıaJine inkılap etmesidir.» Birçokları sosyalizmin bu dar telakkisinden mem­ nun ka l m amışlar ve umumi bir düzenleme pr ensibi ara­ mışlardır. Bu pren sip sayesinde sosyalizm bir sosyal :.ıistem ve bilhassa iktisadi bir sistem olarak ötekiler­ clen ayrılır . Bu umumi prensipler ve çok değişik şekil­ lerde ileri sürülmüştür. Ben evvela burjuva müellifle­ rinden başlıyarak bir kaç misal vereceğim : « Kapitalizm

So syalizm , 1870» n1mdaki eserinde Albert Schaffle amme kuvveti ile gerçeldeştiri­ len ,.e insana karşı beslediği. beşeri, dini, ailevi aşkla tahakkuk eden umumi (herkese şam il ) menfaat endt­ �inin tatbikatıdır.» Çok anlayışlı tasniflerden birini de hıristiyan din �,damlarından Gundlasch yapm ışt ır . Buna göre «Sos­ yalizm öyle biıı' harekettir ki, değerler (kıymetler) ve kuMamiığı vasıta.lar telikkisiyle kapitalist �ğa sıkı sıve

§Öyle der: «Sosyalitım


37 kıya bağhdır ve bu dünya üzerinde herkesin hürriyet ve

flaadetini

sağlam bil' şekilde tesise çalışır.»

Rudolf St amm ler dikkati çeken bir vecize halinde

«SosyaliSt bir ekonomi merk ezileşmiş ve plinl'aşmış bir baskı ekonomisidir.» Jochann Plenge da ha az aydınlıktır : «Sosyalizm yüce ve tamam düşünülmüş bir düzene doğru duyufa.n kuvvetli özlemdir, düzenleyici bir ruhtur. Bu, müşte­ rek bir düzene ve burulan başka bu düzeni sağlıyaca.k hürriyet ve baskı şekli l'ehinde müşt.erek ve yüksek şe­ kilde şuurlu bir aksiıyondur.» ;Jöyle der :

Grimm'in meşhur büyük

Alman diksiyoneri

sos­

eder : «Sosy&·lizm., iktisadi rejimin ıslahına ve bilhassa değilştirtlmesine, nimetlerin idil da­ ğıtılmasına, daha dar bir manada da istihsal vasıtalar rının toplufuk eline verilmesine ve istihsıalin kooperatif 'jeklinde organize edilmesine temayül etmektir.» yalizmi şöyle tarif

Almanyada Benstein sosyalizmi şöyle tarif eder :

sosyal bir ni7.amııı gerçekleşmesidir.» de şudur: «Sosyalizm iktisadi haya­ demokratik şekilde teşkililanmasıdıl'.»

«Kooperatif

Kautsky'nin tarifi un

Alman sosyalist partisinin 1919 beyannamesinde

satırları okuyoruz : «Sosyalizm, topluluğun topluluk yararına . pli.olaş­ mış ekonomisidir. Milyonlaroa. ferdi �tismar yerine bir pli.na gö:re istihsali düzenleyen ve arttmuı bir toplu­ luk ekonomisi yaratmaktır.» Bu tarif hemen hemen bütün İngiliz işçi part ilerini n programlarında aynen şu

vardır. Peki ama gene anlaşılmıyor. Sosyalizm nedir ? Zombart eserinin 73.

sayfasında bu soruya cevap

vermeden evvel bazı ilkel noktalan incelemek ·istiyor ve diyor ki :

«Bütün bu tarlfleri gözden geçirinek, birinci gu· rupa dahil olanlann hem �k geniş, hem de �k dar ol­ duğunu görürii%. Çok geniş, çünkü sosyalizmi sadece


bir ıslah plim, bir kurtuluş teorisi gibi gösterirler. Bn takdirde budizme, böera�'iznıe ve daha bir çok din ve

mümkün olur. Bu tarifler dardır, çünkü, mesela Marksizmde yalnız işçi smıfınıa. münhasırdır.

akidelere sosyalizm demek ayna zam.anda ç ok

olduğu gibi

«İkinci guruba dahil tarifler de, ayni

surette çok

geniş ve çok dardırlar. Sosyalizmden bir sosyal pren­ sip kastedildiği zaman onun hududu alabildiğine geniŞ­

Jer. «Fakat aynı prensibi hususi bir zihniyete

tatbik

edersek sosyalizme bağlanması 13.zırn gelen bir çok te­ mayülleri dışarıda bırakmış o�. MeseJ.3. bir işçi sı­

nıfı sosyalizmi, sosyal ruhun dışında kalır. «Böylece sosyalizm nedir ? Sorusuna en iyi cevap­

lan üçüncü gurupun tariflerinde

aramak lazım gele­

cektir. Fakat problemi sadece ekonomik sahaya nakle­

bu üçüncü gurup da t.atmin edici değildir. Hiç şüp­ he yok ki sosyalizm kavramı ekonomi çerçevesini aşar

den

ve bütün sosyal münasebetler düzenine girer. uBen sosyalizmi

sosyal bir

normativizm

olarak

tarife çalışacağım. Demek iıs t iyorum ki bir sosyal ha­

yat hali veya ferdin davranışı prensip itiba.riyle mec­ buri olan bazı norınalara (kaidelere) bağlıdır, ki bwı­ lar umumi

bağlıdırlar

bir mantığa, umumi bir politikaya sımsıkı

n

ifadelerini kanunla bulurlar.

n Bakın ne demek istiyorum : «Ferdin davranışı ( ve tabii bütün ferd gurupları­

müsbet veya mecburi normaların e m­ ri a.1tındadır. Netice oJıarak doğrudan doğruya emirler

nın davranışları)

ve yasaklarla nizaınlandmlmıştır: insanlar

allaSında

!Wlece tabii ve içten geldiği gibi varoluş yoktur. Fa­ kat nizam bir kaç tarzda d üşünülebilir : ya şahsi hürri­ yete en geniş iınki.m verir'; bu takdirde biz serbe..'lt ve müsaad ekir blr norm al den bahsederiz, yahut bu nizam her an insanın faa'liyeti üzerine emirller.i ve yasaklariy­ la tesir icra eder. O ta.kdirde mecburi normala.ra bağlı


39 ve sosyal normativiznı diyebilooeğiıntz bir nizam bahis konnsn olnr. nFarkı bi rkaç misalle gösterelim : her müşter ek ha­ �·at bir mülkiyet rejimini icap ettirir; fakaıt bu rejim ıterbest biı' millkiyet hakkına dayanıabiUr \'·e ferde bu mülkiyeti dilediği gibi kullanm ağa ve miras yoluyla !;O­ luğuna �uğuna bırakma haklnnı tanır. Yahut sınır­ landırılmış bir mülkiyet hakkı tamr ve bazı şeyimin (istihsal va.sıtalannın veya toprağın ) yahu t her şeyin mülkiyeti hakkını elinden alır. «Başka bir misal : bir nmnmi parkın nimmnamesi bahçenin sabahleyin saat sekizde açıldığını ve akşa m dörtte kapandığını ( müsaade norması) ve köpeklerin başıboş bır ak ıl m ama sı ( mecburiLik norması) lazım geldi­ ğini bildirir, a Sosyal normativizm halinde,

normların

menşei

(akıl ) , ( ratto) , ( logos) ifadesini

(nomos) da, kanun­ da bulan makul bir emir bahis mevzundur. O halde bir aşk emri bir Atlah em ri bahis mevzuu değildir. Böyi� ce akıl norma l a rına göre teşkila tlanm ış bir toplum ay­ nı zamanda insaflı bir nizama göre teşkilatlanmıştır. «Görcnek!erin normalan ( moda v.s. ) bir sosyalizm değildir. Kilisen in emirleri de değildir. Bir eınirname­ •ım emirleri bir sınıfın adetleri de sosyalizm değlldir. n Cinayetin kanunla cezalanması sosyalizmdir. Bir ha!k mektebinde mecburi öğretim sosyalizmdir. Bir iş­ c:i kanunu sosyalizmdir. Hatta her türlü yasaklar : «tü­ tün içmek yasaktır», «tren durmadan inmek yasaktır», ı<çiçek kopa rtma k yasaktır», « sağdan yü.rüyüniiz», «su­ sunuz», emirleri sosyaU.zmdir. «Hakikatte her insan topl um und a sosyalist pren­ ">ipler bulunmakla beraber bir sosy alist topI1um, daha

tlar bir manada, sosyalizmin düzen1 eyici ve h akim bir prc:rısip olduğu bir toplwn diye tariıt edilmelidir, yahut iİlSall faaliyetinin prensip

plinuı

o&rak

ve tam

emri ne \•erilmesi sosyalizmdir.

bir şekilde bir


40

ferdin

aksine emir olmadığı sahalarda diledJğin.i yapabildiği bir toplmn­ dUı'. Bir sosyalist toplum resmi nizamın menetmedlği hürriyetleri ferde veren bir toplumdur. HUiasa: yasak olnuyan her şey serbesttir veya her şey serbes t olmı­ yacak derecede nizamlanmıştır... nO lıalde i nsan toplumu iki kutup arasındadır: Ser­ best hareket ve nizam. Mutlak seı'bestllk ve mutlak ni7,am gerçekt.en mevcud olmayan kutuplardır. Mutlak bir serbestlik hiç bir zaman olmam ıştı r ve olamu. Ana.rş.izm bir hayaldir, ve mutlak bir nizam da olamaz. Hiçbir umumi kaide filin adamın �rbasmı sıcak ve­ ya soğuk içmesini veya ceketini e\rvel8. sağ veya sol koldan giymesini yahut arkası üstü veya yüzükoyun yatmasını emredemez. O halde her toplum az çok libe­ ral ve az çok sosyalisttir. Biz serbestlik prensipi fer­ din varlığında daha fazla ha.kını olduğu zaman liberal toplum diyorm:, nizam prensipl hakiın olduğu zaman �osyalist bir toplum diyoruz. Bu fark ekonomide daha bellidir : serbest bir ekonomi rekabet ekonomisidir. Sos­ yalist bir ekonomi plAnlı bir ekonomidir. «Batının tarihi bize İsa'dan beş asır evvel açıkça liberal bir temayül göst.eriyor, ( Yunanistanda) bu te­ mayüle zıd, fakat yalnız edebi�atta kalmış bir devlet mw.a riyesi de vardır. Roma'da, cumhuriye tin son on yılla.n \'e imparatorluğun ilk asırları gittikçe llerliyen bir liberal hareket içindedir. Fakat buna engel ()}an ka­ nunlar konmağa başlamıştır. Orta.çağın sonunda hür­ riyet hareketleri başla r, onsekizinci asırda k uvvetleni r. «Ondokuzuncu usırda aksi hareket yani sosyalist hareket kendini gösterir.» Sombart'ın yu kan da zikrettiğimiz bütiln bu tarif «Liberal bir toplum, bili.kis

tasnifleıinden toplu bir mana çıkartmak kolay de­ ğildir. Esasen Alman iktisatçısının üç guruba ayırdığt. "ıu ana tasnifi de elverişli bulmadık. Umumi ve son bir tasnif denemesi de biz ya.pacağız.

v�


UMUMi VE SON TASNİF Sosyalizm toplumun fertten önce ve üstün olması prensibine dayanır Bunu biri umumi, öteki de iktisadi .

manadıı iki ana gurupa ayırmak daha doğru olur.

UMUMİ SOSYALİZM Umumi 'lkonomi,

sosyalizm bir toplumun hukuk,

siyaset . . . gibi bütün müesseselerini

7oluyle ve az çok

bir plana göre

estetik

,

kanun

dUzenlemektir. Bu

umumi sosyalizmin içine ferdin hak ve hürriyetlerine en küçük müdahaleden en toptan müdahaleye kadar bü­

t.Un ıwsyalizm çeşit ve dereceleri girer. Hedefi umumi olarak toplumun ıslahıdır. Yukanda bahsi geçen blitlin tarifler ve daha bir çokları bu umumi kadro içinde ne­ vilere ve derecelere ayrı labilirl er. Bu güne kadar tiçyU­ ze yakın çeş i t sayılmıştır. Komünizm, faşizm, korpora­ tizm, kooperatizm, n asyonal sosyalizm. . . gibi cemiyeti toptan düzenlemek sevdasında olan totaliter rejimler de

bu kadroya girerler.

iKTİSADi SOSYALİZM Umumi sosyalizmin nevileri arasında sosyal mUna­ .flebetleri istihsal mü n asebetl erine irca eden.ve her. sos-


42 yal gelişmenin temelinde iktisadi amilin başta geldiği­ !li iddia eden bir sosyalizm daha vardır ki üst yapıları bakımından umumilik vasfını muhafaza etmekle bera­ "Jer bütün sosyal hareketleri iktisadi amile irca ettiği için ötekilerden iktisadi sosyalizm diye ayrılabilir, ki o da Marxizmdir. Aynca yalnız iktisadi hayatı düzen­

lemek istiyen iktisadi sosyalizm nevileri de vardır. Marx'ın ve Engels'in sosyalizm etiketi yerine ko­ münizm tabirini tercih etmelerine rağmen bu sosyaliz­ min adı Marxist sosyalizm veya hatalı olarak ilmi sos­ yalizm diye kullanış diline girmiştir. Sosyalizmin her çeşidini komünizme

giden yolun

zaruri merhaleleri gibi gören Marxistler çoktur. Bunu �ddetle

reddeden hatta Marxistlerle

sosyalistler de vardır.

mücadele eden

Her türlü sosyalizmin az çok

Marxizıne yol açtığı doğrudur, fakat bu yolun komü­ nizmle sona ermesinin mukadder olduğu doğru değildir. Komünizmin en ileri sosyalist merhale olduğu iddiası da Marxistlerin indi görüşleridir. Metocll arı olan tari­

hi maddeciliğin uğradığı öldürücü tenkitler bu iddianın hatalı olduğunu göstermiştir.

( Bunu ileriki fasıllarda

izah edeceğiz.)

METOT BAKDUNDAN Esas bakımından ikiye ayırdığımız sosyalizm, me­ tod bakımından da ikiye ayrılır. Bunlardan biri toplu­ mwı ferd üzeri ne müdahalesini

tarihi gelişmeye bıra­

kan tekamülcü sosyalizm, öteki de bu müdahaleyi işçi sınıfuun

zorla elde ettiği

\farxizm'dir.

ihtilfilci sosyalizm,

Marx'ın eserlerinde ihtilal

yani

metodu ve

proletarya diktatörlüğü tek yol olarak gösterilmemiş­ ! ir. Hatta Marxın determinizminin böyle bir iddiayı

ber­

• araf

Rus

ettiğini iddia edenler de vardır. Fakat

lhtilali

ve

Lenincilik,

ihtilal

ve şiddet

1917

metodunun

Marxizıne götüren tek yol olduğu iddialarını cesaret­

lendirmiştir


43. Lenin'in 1917 Ağustosunda yazdığı ve ikinci cildi­ :".li tamamlıyamadan öldüğü «Devlet ve İhtilal » adlı ese­

rinden 1939 Komünist Partisi XVIII kongresine verilen raporun Leninizm başlığını taşıyan ikinci cildinde şöyle denınşiti.l' :

LENlN1ZM: «Kapitalizmi

devirmek için yalnız

bm'juvazinin

elinden iktidarı almak, yalnız lmpita.listleri atmak ka­ fi

değildir,

burjuvazinin bütün devlet makinesini par­

�alamak, eski ordusunu, bürokratik memur t.eşkilatım, polisini yıkmak ve onu işçi sınıfına da.yanan yeni bir devlet, yeni bir sosyalist devlet haline getirmek lô.zıın­

dır. İşte bolşeviklerin yaptığ'I da, budur.» Hakikatte Lenin'in tarihi maddecilikten böyle bir netice çıkartması ancak büyük sanayi memleketlerine mahsus bir gelişmeden

mahrum olduğu

için şiddete

başvurmak zorunda kalan Rus İhtilalini mazur göster­ mek için Marxismin zorlama bir tefsiri

değerindedir.

Bilindiği gibi Marx v� Engels için komünizm inkılabı kendi tezatlarına kurban olacağı sanılan yerine işç i sınıfı rejiminin :ııücadele

neticesinde

kapitalizmin

sınıflar arasındaki

kurulacağı

iddiasına

zaruri · dayanır.

Marxizmin tefsircileri arasında Leninin izahını Marxiz­ me aykırı bulanlar pek çoktur. Metod tasnifinde «İhti­ lalci sosyalizmıı yerine Marx'cı J:u1lanmak daha doğru olur.

sosyalizm •

etiketini

·


ÇE ŞiTLER CEDVELİ Sosyalizm çeşitlerinin 261 e baliğ olduğunu Grlf­ fith adında bir İngiliz yazarı yaptığı bir anketin neti­ celerini bildirdiği «Sosyalizm Nedir ?» adındaki eserin­ de ilan etmişti. Alman iktisatçısı Sombart şu sayıyor : Duygu Sosyalizmi Mübadele Sosyalizmi Devlet

Sosyalizmi

Zanaat Sosyali� Medeniyet Sosyalizmi Tarlalar Sosyalizmi Gerçeklik Sogyalizmi

Zeka Sosyalizmi Kalb Sosyalizmi Sınıf Mücadelesi Sosyalizmi Müsavat Sosyalizmi Müsavatsızlık Sosyalizmi Aile Sosyalizmi Kıskançlık Sosyalizmi Kin Sosyalizmi Heyecan Sosyalizmi Mutlak Sosyalizm

çeşltlert


MüceıTet (Soyut) Sosyalizm Yüzdeyliz Sosyalizm Zirai Sosyalizm Şekilsiz Sosyalizm Anarşist Sosyalizm Otoriteli Sosyalizm Beyaz Sosyalizm Kapitalis t Sosyalizm Katolik Sosyalizmi Merkeziyetçi Sosyalizm Hıristiyan Sosyalizmi Rahip sınıfına mahsus (klerikal ) Sosyalizm Kollektivist Sosyalizm Kavgacı Sosyalizm Milyoner Sosyalizmi Hususi Hukuk Sosyalizmi Halk Sosyalizmi

Hür İrade Sosyalizmi Parti Sosyalizmi Eğitim Sosyalizmi Vakıa Sosyalizmi Üniversite Sosyalizmi Memurlar Sosyalizmi Antlaşm a Sosyalizmi Burjuva Sosyalizmi Tecrübe Sosyalizmi Kooperatif Sosyalizmi Aşk Sosyalizmi Ekonomi Sosyalizmi Normalleştirme Sosyalizmi Komünist Sosyalizmi Kitap Sosyalizmi Tastamam Sosyalizm Miişahhas ( Somut ) Sosyalizm Muhafazakar Sosyalizm İnşa edici Sosyalizm


46 Çağdaş Sosyalizpı Kıt'avi Sosyalizm

Korparatif Sosyalizm Tenkidi - Ütopist Sosyalizm Darwinist Sosyalizm Demokratik Sosyalizm Tatsız Sosyalizm Yıkıcı Sosyalizm Harab edici Sosyalizm. Doktrinci Sosyalizm Effektif Sosyalizm Ampirik Sosyalizm Enerjik Sosyalizm Mesafeli Sosyalizm �tetik Sosyalizm Etatik Sosyalizm Etik Sosyalizm İncili Sosyalizm Tekam.üli Sosyaliznı En son had Sosyalizmi Fantastik Sosyalizm Kaderci Sosyaliznı Federalist Sosyalizm Feodal Sosyalizm Kanuna sadık Sosyalizm Prensipler üzerine kurulu Sosyaliznı Bir cihan telakkisi üzerine kurulu Sosyalimı Şekli Sosyalizm Umwni Sosyalizm Kahramanca Sosyalizm Mertebeli Sosyalizm

Tarihi Sosyalizm İdeolojik Sosyalizm Muhayyel Sosyalizm Yanlış söylenen Sosyalizm İnsiyaki Sosyalizm


47 Şumullü Sosyalizm Zihni (entellektüel ) Sosyalizm Enternasyonal Sosyalizm Sezgili Sosyalizm Genç Sosyalizm Liberal Sosyalizm Marxist Sosyalizm Maddi Sosyalizm Mesihi Sosyalizm Metafizik Sosyalizm Mutedil Sosyalizm Modern Sosyalizm

Beledi Sosyalizm Mitolojik Sosyalizm Nasyonal Sosyalizm Tabiatçı Sosyalizm Nominal Sosyalizm

Yeni Sosyalizm Batılı Sosyalizm Resmi Sosyalizm Opportünist Sosyalizm Organik Sosyalizm Teşkil.8.tçı Sosyalizm Doğulu Sosyalizm

Asli Sosyalizm Kısmi Sosyalizm Barışçı Sosyalizm Patriarkal Sosyalizm Şahsi Sosyalizm Kötümser Sosyalizm Küçük burjuva vari Sosyalizm Felsefi Sosyalizm

Siyasi Sosyalizm Pragmatik Sosyalizm

Ameli Sosyalizm Acemi Sosyalizm


Profesyonel Sosyalizm Kahince Sosyalizm Orantılı Sosyalizm Sözde dini Sosyalizm Halis Sosyalizm Radikal Sosyalizm Akli Sosyalizm İrticai Sosyalizm Islahatçı Sosyalizm Dini Sosyalizm

1lmi Sosyalizm İnkılapçı Sosyalizm Kızıl Sosyalizm Hissi Sosyalizm Sosyal Sosyalizm Sosyalist vari Sosyalizm. Sendikacı Sosyalizm Sendik&.msı Sosyalizm

Tabiyevi Sosyalizm. Ütopik Sosyalizm

Yaşanmı.ş Sosyalizm Yaşayan Sosyalizm İradi Sosyalizm Doğru Sosyalizm Bayağı Sosyalizm


Sosyal i z m d e P l a n F i k r i KAVRAMIN UMUMİLİGİ Bütün bu turiflerden v e istenildiği kadar çoğaltı­ la...-ı çeşitlerden sosyalizmin bir tek tarifini çıkarmak :ı:ıatadır. Çünkü sosyalizm toplum gibi, insan gibi, ağaç gibi bir genel fikirdir. Ferdler veya özel varlıklar ara­

sındaki farkları ifade etmez Bunlar arasmdak1 rajşte­ .

rek vasıfları toplayan bir kavram halinde

sa dece belir­

siz bir umumilik ifade eder. ToJ>lumun yararına olan

her şeye de sosyalizm denebileceğine göre mahkeme reisinin evvelce zikrettiğimiz sözü gibi «öyle ise hepi­ rniz sosyalistiz.» denebilir. Bu kavrama hususi bir ma­ aa vermek istediğimiz takdirde ona dilediğimiz şekli de verebiliriz ve böylece her dilşünen adamın sistem­ leştirme dilek ve kabiliyetlerine göre başka bir sosya­ lizm çeşidi meydana gelir. Bu bakımdan

bütün dinler

�osyali.ort , bUtün insaniyetçi fikirler sosyalist,

bütün

milliyetçi fikirler sosyalist vatanseverlik sosyalist, şehir­

cilik ve belediyecilik sosyalist, hatta demokrasi niza­ mı i'inde ferdiyetçilik ve hürriyetçilik yaşadıkça sos-

f. 4


50 yalist olmak zorundadır. BUl"ada sosyalist vasfı

sosyal

vasfı ile birleştiği için her türlü özel anlamını kaybe­ der. Adeta sosyalist olmakla olmamak aynı şey hali­ ne gelir. Sosyalizme hususi bir miı.na vermeğe teşeb-­ oüs edildiği zaman da insanın biribirine benzeyen ve benzemeyen sayısız çeşitleri kadar sosyalizm nevileri de doğabilir. Dünyanın biltliıı sosyalist

partilerinde en az

iki

kutba, sağ sol kutbuna ayrılan gurupların tartışmala� nnda sosyalizmin çeşitli

yorumları bu iki kutuptan

daha fazla ferdi ve indi bölümlere ayrılmak istidadında­ dır. Hatta •amme menfaati hususi menfaatten önce ge­ lir u gibi umumi bir prensip bile en liberal ve ferdiyetçi bir rejimde her vatanseverin kabul edebileceği bir esas­ tır.

MARXİZM'İN ÇABASI BOŞ Kendisine «ilmi» süsil vererek bu sosyalizm kar6aşalığından kurtulmağa çalışan Marxist sosyal,izınin

de bu gayreti boşuna olmuştur. Onun dayandığı tarihi maddecilik

metoduna karşı ileri sürülen

tenkidlerin

çok doğru olmaları bir yana bırakılsa bile ; Marxizm'· in

ilmin · şartı olan

ev

rense llikten

mahrum olması ve

daima söz götlirilr bir nazariye halinde kalması, onun

flmilik vasfını sadece kendini öven bir iddia halinde bı­ rakır. Sosy alizm ve komünizm hakkında hüküm ver­ :neğe yetkili tek ilim ekonomi değil, sosyolojidir. Oysa ki sosyoloji sosyalizmden çok sonra doğmuş ve h al a metodunu arayan yeni bi r

ilimdir.

llER SOSYALİZM BİRAZ İLMİ FAKAAT . . . Sosyalizm de bir tek ilim şubesine · değil, hukuk,

ekonomi, poli t ika ve felsefe gibi bir çok bilgi kolları­

nın verilerine dayanır. Bu bakımdan yalnız Marxizm de­ ğil sosy ali zmin her çeşidi az çok ilmi olmak hakkına '3ahiptir. Fakat sosyalizmin hiç bir çeşidi bir ( exacte )


51

ilim gibi ötekilerden daha kesin, daha az hatalı bir il­ mi teori olmak iistünlüğüne sahip değildir.

TOPLUMU TECRl.İBE TAHTASI HALİNE GETİRİR

Umwni manasiyle hepimiz sosyalistiz. Her düşU­ ;-ıen adamın bu kavrama kendine göre bir mina. verme­ ğe de hakkı vardır. Bu görüşler münakaşa edilebilir. Fakat ileri sürülen nazariyelerden hiç biri kesin bir ha­ kikat olarak söz götürmez doğmalar halinde bir toplu­ mu sevk ve idare için prensip olamaz. Olduğu zaman o toplum bir tecrübe halindedir ve öteki toplumlarla ihtil&.f haline düşer. Sovyetlerin tecrübesi en büyük mi­ saldir ve bu devleti kesin sosyalist prensiplerden g i tgi­ de uzaklaştırmakta ve adını koymakta zorluk çekilen bir rejim çeşidi içinde kıvrandırmaktadır. AMERİKA SOSYALİZME GİTMİYOR

Bugünkü dünyanın sosyalizme doğru gittiği iddia­ lan yanlıştır. Amerika ve Avrupa'nm bir çok ileri mil­ !etleri bu zannı çürüğe çıkartırlar. Fakat bu kitabın başından beri göstenneğe çalıştığımız gibi en demokrat ve liberal toplumda bile, her toplumun yapısında mün­ ı.lemiç bir sosyalist düzen bulmak mümkündür. Fakat buna sosyalist demekten ziyade sosyal demek doğru olur. Çünkü insan sosyal bir hayvandır «İnsan sosya­ list bir hayvandır» bile diyen olsa, bunu reddetmek için sebep yoktur. Bütün mesele sosyalizmin derecele­ rinde ve çeşitlerindedir. Bu da her düşünen insana gö­ re hususi bir şekil alab lir ve bu itibarla, sosyalizm kav­ ramı kesin bir manadan uzak bir genel fikir halinde .

kalır.

planlaştırma davasını ele alnlım. Bir şehir planı , bir iskan planı, bir mesken planı söz konusu ol­ duğu zaman, fertlerin menfaatlerini, zevklerini , hürri­ yet ve iradelerini aşan bir otoritenin kwınak istediği Mesela,


52 akli bir

nizaml a karşılaşırız.

Bir şehir planına

göre

için, evler ve binalar istimlak edil ir . Hiçbirinin itirazına bakılmaz. Gerçi istimlak edilen mülkün bede­ li ödenir ve maddi zarara meydan verilmez. Fa.kat yık­ t mlacak evin içindeki hatıra değerlerinin yokolması­ na aldırış edilmez. Planda, bir caddedeki binaların ay­ nı renkte ve çatıların aynı hizada olması tasarlanmışsa, sahipl erinin zevk ve tercihlerine itibar edilmez. Her birinin hürriyetini hiçe sayan daha yüksek bir nizam otorite.<Ji caddenin imarına ha.kim olur. Bu, sosyalist bir n izamdır ve sosyalizme en uzak rejimlerde bile kabul edilen bir otorite ifade eder. Başkaca bir şehircilik ta­ ga.rlamaya imkan yoktur. Nerede belediye ve devlet e liie bir nizamlama, bir planlama hareketi varsa, mem­ leketin rejimi nekadar liberal olursa olsun, orada bir açılması

gereken yollar, caddeler ve meydanlar

fertlere ait

sosyalizm hareketi vardır ve mutaka ekonomik olması da şart değildir. Her plan , mesela bir milli eğitim pl anı d a bir sosyalist düşünce v e davranış ifade eder. l.ktisadi planlara gelince, bu da bizi, üstilnde dur­ mamız gereken planlı ekonomi meselelerine götürür.


PLANLI EKONOMi VE SOSYALİZM Bazı memleketlerde yalnız belirli ekonomi

sektör­

leri planlanır : Sanayi planı, istihsal planı . . gibi. Bazı memleketlerde ise, bütün ekonomi sahaları

planlanı�·.

«Planlı ekonomi» daha ziyade bu çeşit genel pl8.nlaşbr­ :ma hareketl eri için doğru bir tabirdir. Birinci Dünya Harbinden sonra, beş yıllık plıinlar halinde, planlı ekonomi rejiminin ilk tatbik edildiği memleket Sovyet Rusya'dır. O tarihlerde plan fikri hür­ riyetçi Amerika ve Avrupa

memleketlerinde

birçok

1ni1nalrnşalara yol açtı. Tahmin dışında kalan birç')k im.illeri önceden hesap edemiyen iktisadi planların ba

�.ansızlığa

·

mahkllın olduğu tekrarlandı. Fakat bazı sos­

yalist iktisatçılar, bu arada m eşhur Alman iktisatçısı Werner Sombart, bazı iktisadi faaliyetler serbest bıra­

kılmak şartile plan fikrinin tatbik kabiliyetine sahip olduğunu anlatmaya çalıştılar.

Bu müellife göre, planl ı ekonomi mutlaka ferdi ve lizım gelmez Düzen­ siz, plansız, karışık (chaotique) bir ekonominin zıddı­

serbest ekonomiye aykırı olmak

.

dır. Kapitalist ekonomide ferdi hareket ve teşebbüsler­ de planlama vardır. Olmayan şey umumi ekonomi pla­ !Udır. Pl3.nlı ekonomi denince, umumi olarak nizam.lan-


54 mış, zeki, tertipli bir ekonomi kasdedildiğine göre, bu­ !ıa organik ekonomi demek de mümkündür. Fakat bu

tabir bir ekonomi bünyesini bir vücudun, bir organiz­ manın tıpa tıp aynı saymak değildir. B u tabir, bir or­ ganizma gibi, zeki bir merkezden veya ona bağlı ikin· ci merkezlerden idare edilen bir nizam yaratmak. dü­

şüncesinden fazla bir şey ifade etmez. Araların da ma­ nalı bağl ar ve münasebetler bulunan parçalardan ve bö­ !ümlerden mürekkep bir «BÜTÜN» söz konusudur. Ha­ kikatte böyle bir ekonomi bir organizma değildir, mil­ li ve düzenli bir ekonomidir. Bir ekonomi bünyesini bir organizmanın canlı bütünün aynı veya benzeri gibi

veya b ir

gören teoriler

sosyolojide de vardır. Bio-organique ve organiciste adı­ nı alan bu teorilere göre de organizmanın ayın veya benzeri olan toplumlar, fertlerinden ayrı ve üstUn bir

ruhi varlığa sahiptirler. Planlı ekonomi, ister istemez böyle bir sosyal görtişe akrabadır.

Sombart'a

göre

baş­

l ıca vasıflan şunlardır :

ı. TOPTANLIK (Totalite ) - Buna

şumullülük

iş­ pl anlama ken­ bozuşma) taşıyan bir

denebilir. Plan, bir memleket içinde, bütün iktisadi letmeleri ve hadiseleri kucaklar. Kısmi

di içinde bir tenakuz (zıtlaşma,

kavramdır. Bu, plansız bir ekonomiden daha kötüdür. Ancak bir ekonomik

sahada cereyan eden

arasında m ak ul bir bağlantı kurulabildiği

hadiseler

t ak di rd e , ni­

zamlı veya planlı bir ekonomiden söz edilebilir. Teş­ :tilata gelince, her milli ekonomi yüksek bir planlama konseyi tarafından idare edilmelidir. Fakat, yine aynı müellife göre, bu ma fikrini

mubalağada.n sakınmalıdır.

toptan

planla­

Bu toptanlık

ağzımıza giren her çorba kaşığına kadar şümul kazan ­

maz. Planlama mutlaka değişmez kaidelere boyun eğ­ ılirme, kontrol, baskı demek değildir .Hürriyet, planla­

ma

ile uyuşabilir. Her toptancı ( totaliter) planın dış ın

-


55 fa. kalan, ferdin dilediği gibi harekette serbest olabi­ leceği bölg el er olacaktır. Planlı ekonominin kıstaslarından biri de şudur :

2. VAHDET

-

Yani planın hazırlandığı ve yayıl­

dığı bir merkez. Bu vahdet, toptan planlama hareketi­ nin zaruri icaplarından biridir. Çünkü tek merkeze bağ­

lı olmayan çeşltli merkezler akla ve mantıka aykırı 0lur. Bir planl ı ekonomi milli bir ekonomiden başka bir şey olamaz. Planlamayı yalnız devlet sağlıyacağı için değil, muhafazasına çalışılan milli imkanlar ancak mi l li bi r ekonomi kadrosu içinde gerçekleşebileceği Bunun

gibi, bir «millh ekonomi de planlı

­

ıçın.

olmalıdır.

Çünkü milletin zaruri vahdeti ancak bu şekilde sağla­ nabilir. Yine Sombart'a

göre planlı ekonominin

üçüncü

kıstası da şudur :

3. ÇEŞİTLİLİK

-

çeşitlerine

Ekonominin

planı tatbike kalkmak çılgınlık olur.

aynı

Burada dikkate

:ılınması gereken noktalar şunlardır :

a ) Ekonomi alanlarının buudu veya boyutu ( dimen­ sion) . İsviçre veya Belçika gibi cüce bir memleketin

ekonomisi, Rusya veya Çin gibi dev bir devletin planı­ na tabi olabilir mi ? Az veya çok nüfuslu me m leke tl er e

aynı ikti sadi teşkilatı tatbik etmek de aynı çılgınlığa kapılmak

olur.

b) Belirli bir memleketin sosyal bünyesi ( yapısı,

strüktürü) .

Nüfusunun

m em leketl erle yüzde

yüzde

80

veya

85

i ziraatçi

8 i ziraatçi memleketler aynı pl an

çerçevesi içinde mütalaa edilebilir m i ? c ) Mi lli karakter (vasıf) .

Bir memleketin

bütün

tarih ve kültür seviyesine de aynca dikkat edilmek ge­ .!'ekir. Dinç veya yorgun, aktif veya pasif, çok mede­

ni yahut yan medeni milletlerin herbiıi kendi mahiyet­ lerine uygun bir ekonomiye

muhtaçtırlar. Bu bakım­

dan Rusya'yı Avrupadan, Çini Japonyadan, Hindistaru


56

İngiltereden, Brezilyayı lsviçreden ,

Almanyayı

Fran­

sa.dan ayıran farkları hatırlatmak lüzumsuzdur. önem­ li olan nokta şudur ki, planlı e ko nomi tatbik edilirken,

gerektiği kadar fazla şekil , telakki ve ekonomi sistemi

kullanıl ı r. Bir tek ekonomi şekline bağlı kalmak kadar hat al ı bir h areket olamaz. Bütün utopia'cılann hayal­ leri bu

monist

şarısızlığa

( tekçi) görüşe b ağl ı kaldıklan için ba­

uğramışlardır.

Çünkü bUtUn

ütopyacılar,

gözlerini gerçeğe kapamış doktrincilerdir. Eğer ş efler i

yapılacak başka şey olduğunu anlamasaydı, Sovyetizm de aynı başarısızlığa mahkfımdu. Toptancı plan ekonomisi, sosyalizmin en

iktisadi

şekillerinden biri ve belki de Marxizmin tatbik şekille­ rinden birine en yalcın olanıdır. Fakat plan ekonomist­ leri arasında Marxizme bakımından

şiddetli

muarız olanlar tenkid

edenler

ve on u . esas

pek

çoktur.

tenkitlere bir göz atmadan evvel, Mandst­ lere göre Sosyalizmin ne olduğunu da izaha çalışalım.

Bu


M arxistl ere G ö re Sosya l iz m KAVRAMSAL VE BİLİMSEL SOSYALİZM Marxistlere

göre Sosyalizm, toplumun,

tarihte mevcut ve muayyen (determine ) bir Herhangi bir nazariyecinin

sebebleri şeklidir.

hayalinden çıkma bir

sis­

tem değildir. Bir tasarıdan değil, bir tarih zaruretin­

den doğmuştur. Marxistler Sosyalizmi iki çeşit içinde mütalaa €derler. Birincisine göre Sosyalizm sosyal adaletsizli­ ğe (iktisadi ) müsavatsızlığa karşı bir tepkidir. İkinci· sine göre sosyalizm toplumun muayyen (determine) ta­ ?ihl bir şeklidir. Sosyal

adaletsizliğe tepki olarak sosyalizmin 'baş­

langıcı türlü isimler altında en eski çağlarda bile bu­ lunur. Toplumun muayyen tarihi şekli olarak sosyalizm

XIX. asırda kapitalist toplum içinde doğmuştur. Sosyal adaletsizliğe tepki olarak sosyalizm, Maı•


58

xi stle rc e b ir utopia telakki edilir Bu uto pia sahipleri, bu adaletsizliklere sebeb olan rejimler yeri ne kafaların­ da daha iyi sistemler tasarlarlar. XVIII. asrın sonunda­ Ki ve XX. asrın b aşı ndaki sosyalizm hareketleri bu çe şittendir. İktisadi tekamüle ve kanunlanna dayanmaz. A k la an layışa ve herkesin adalet duygusuna hitab eder. Bu çeşit sosy alizmin boş hayali muhtevasında değil muayyen bir tarih devres ini n olgunluk şartın ı hesaba .

­

,

.

katmamasındadır.

Sosyalizm i topl umun muayyen bir tarihi şekli olarak

bir bilimdir. Bi­ eder, bu vakıalar ı h akim olan sınıf tarihi rolünün şu­

kabul eden Marxist lere göre s osy alizm sosyalizm vakı aları müşahede kanunları bulur, topluma mücadelesinde baskı altı ndak i sınıfa urunu verir. limsel

sevk e d en

Böylece kendisine ilim süsü veren Marxizm, eğer tarihi determinizme inanıyorsa kendinden

evvel gelen

s osyalist nazariyelerinin de birkaç adamın kafasından

değ:l ta ri h i

tekamülden doğduğunu kabul etmek

zorun­

dadır. Çünkü bu tekamülün dışında insan kafasında na­ zariye olamaz. Sistemlerin tarihi de tarihi bir

zarurete

ve tarihi bir determinizme tabi olmak lazımdır. O tak­

ya bütün sosyalizm ilmi değildir.

dirde biri

nazariyeleri ilmidir veya hiç

KAPİTALlZMlN DEVRELERİ Fakat

biz· gene Marxistleri dinliyelim. Onlar kapita­

lizmi üç devreye ayınrlar: Esaret devri, derebeylik dev­ ri, kapitalist devir. Yüzyıllar içinde birbirini takib eden bu üç büyük istihsal tarzı tesadüfün mahsulü bir sıra takib etmez. Kapitalizmi feodalizm, feodalizmi de esaret devri doğurmuştur. Esaret devrinden feodal sistem, feo­ dal sistemden, ks.pitalist sistem doğmuştur. Bundan do­ layı teknik motorla ve medeniyet kapitalizmle başlıya­ maz.

Tarihin tanıdığı her ekonomik

önceki sistemin mahsulüdür.

sistem, kendinden


Marxistlere göre bütün bu devamlı değişmeler:n sebebi, istihsal vasıtaları tekniğinin gelişmesidir. Bu teknik geliştikçe iktisadi bir değişmenin şartları da mey­ dana gelir. Zirai istihsal vasıtaları tekniği, sapan halinde kaldıkça büyük zirai işletme imkansızdır. O ancak trak­ törle mümkün olur. Madem ki iktisadi sistemler gelişir­ ken diğer sistemlere gebe kalırlar, kapitalizm de geli­ şirken başka bir sistem doğurmak zorundadır. Kapitalist rejim tadil edilince görülür ki o kendisinde bu değişme­ nin imkanlarım ve şartlarını taşımaktadır. Bu gün is­ tihsal vasıtaları tekniğinin ilerlemesi sayesinde, istihsal kuvvetleri öyle bir gelişme . safhasına gelmişlerdir ki, bunlardan faydalanan burjuva istihsal şeklini aşmakla kalmaz, onu çatlatır. Eğer bir sistemin gelişmesi başka bir istihsal siste­ minin doğmasına sebep oluyorsa, bu değişme kendili­ ğinden olmaz, insanların müdahalesine muhtaçtır. İLMİ SOSYALİZM

Marxistlere göre ilmi sosyalizm, ütopik veya kav­ ramsal sosyalizmden şöyle ayrılır : İlmi sosyalizm insan­ ları eski sistemden kurtulup daha yenisine, daha iyisine çağırmakla yetineceği yerde, ispat eder ki toplumun değişmesi istihsal kuvvetleri ve bunlardan faydalanma hukuki şekli arasındaki çatışmadan doğar ve ifadesini sınıf mücadelesinde bulur. İspat eder ki bu değişme her ilerlemenin zaruri şartıdır ve bu günkü sistemin baskı altında tuttuğu sınıf bu değişmeyi gerçekleştirecek tek sosyal kuvvettir.

SINIF MÖCADELESİ Marxistlere göre asıl sosyalizm bu ilmi sosyalizm­ dir. Çünkü, kapitalizm gelişirken, istihsal vasıtaları sos­

yal olan bir mülkiyet sistemine istiliale eder. Bunun için de baskı altındaki sınıfa mensup insanların müdahalesi­ ne ihtiyaç vardır. Bundan dolayı sosyalizm ancak sınıf


mücadelesinin neticesi olabilir. İstihsal . kuvvetleri mu­ ayyen bir gelişme safhasına varınca, sosyalizmi zaruri bir tarihi şekil haline getirir. Marxistlere göre bu şekil nedir? Sosyalist toplu­ mun vasıfları nelerdir?

Bu gün, sosyalizm Avr upa' nı n karşısına dikilen bir

korkunç hayalet d eğildir. Herkes az çok sosyalist oldu­ ğu iddiasındadır ve Amerika müstesna bütün memle­ ketler az çok sosyalist olmak durumundadır. Kimine göre sosyalizm, hüniyete ve insan şahsiye­ tine saygıdır. Kimine göre istihsal vasıtalarının devlet­ leştirilmesi ve işçi diktatörlüğüdür. Bu

tartışma yeni

değildir. Marxistlere göre bütün bu sosyalizmler ara­ sındaki müşterek nokta, her türlü sosyal

müsavatsızlığın

ve adaletsizliğin kaynağı olan ferdi mülkiyetin ortadan kaldırılması arzusudur.

BERTRAND RUSSEL VE SOSYALİZM İngiliz sosyalist yazarı Bertrand Russel, sosyalizmi

şöyle tarif ediyor

:

11Sosyalizm demokratik bir hiikllmet şekli altmda toprağın ve sermayenin müşterek mülkiyeti demektil'. Muayyen bir kullanış istikametine ve mahsulleri herkese eşit olarak değilse bile amme menfaatine uygun bir müsavatsızlık.la da!ıtma istikametine göre sevk ve idare edilişldir.11 Evvelce gördüğümüz birçok sosyalizm tariflerinden ayrılan bu hatalı tarif bazı Marxistlere sosyalist toplu­ mun karakteristi k vasıflarını ifade eder

gör ü n m ü ştür .

Bazı marxistlerse bu tarifi şöyle tamamlıyarak benim­ semişlerdir: Sosyalizmi ifade için nmüşterek mülkiyet .. tabiri kafi değildir. Tecrübeler göstermiştir ki istihsal vasıtaları mülkiyeti , toplum sosyalist olmadan da müş­ terek olabilir. "Sosyal mülkiyet » tabirini tercih edenler vardır. Mesela Sovyetler Birliğinde mülkiyet mü şterek ve kollektif olduğu halde toplumun değil devletin biz-


61 metindedir. Devlt! t mı.ilkıyetinin hasusi mülkiyete ter­ cih edildiği m emleketlerde de aynı hali görüyoruz. Böy­ lece insanların istismarı devam etmektedir. Gerçek Marxistlere göre istihsal vasıtaları devletin değil cemi­ yetin hizmetinde olmalıdır. Bu demektir ki istihsal vası­ taları yalnız belirli bir toplumun, bir milletin emrinde değil insaiı.Iığın emrinde olmalıdır. Yani sosyal mülkiyet artık mülkiyet olmaktan çıkar insanın ve medeniyetin hizmetinde basit bir vası ta halini alır. Gene Marxistlere göre sosyalist toplumu tarif et­ mek için ukazancın aleyhinde ve ammenin lehinde gü­ dümlü istih&aln tabiri yetersizdir. ş:mdi bütün memle­ ketlerin istihsali hiç değilse esas endüstri bakımından amme yararınadır. Devlet ekonomisi de, bir kaz anç eko­ nomisi değildir. Bu ekonomide am il, k azanç değil ihti­ yaçlardır. Yalnız bu ihtiyaçlar insanların ihtiyacı değil, mi ll i kudretin yani devletin ilı t ı yaç larıdır. Marxistlere göre sosy alizm in esaslan şun lardır : 1 - Istihsal araçlarının sosyal mülkiyeti 2 - Bu araçların demokratik kullanılışı 3 - İstihsalin insan ihtiyaçlarını tatmin etme isti­ kametine yöneltilmesi.

SOSYALİZM MtLLi HAKİMİYETİ YIKAR Böyle bir cemiyetin gerçekleşmesi yalnız hususi mülkiyetin ortadan kalkmasını değil milli mülkiyetin de ortadan kalkmasını gerektirir, yani milli hakimiyetin ortadan kalkması sosyalizmin zaruri şartıdır. İşte Marxistlerin sosyalizm dedikleri şey. Tarihi te­ kamülün de bu istikamette gittiğini ve sosyalizmin za­ ruri ve tarihi bir şekil olduğunu iddia edip dururlar. Bu fikirleri Marx'ın ve Enge ls' in 1848 yılı başlangıcında ye,• yınl a d ıkları a K om ünist Beyannamesi n adlı küçük kitap­ ta özetini bulur. Marxıst lerin iddiasına göre bu beyan· namenin 1848 tarihine rastlaması da tesadüf değildir. Güya o tarihte k apital ist ekonomi, toplumun haklın şekli


62

o lmağa başlamıştır. Henüz Avrupa ekonomisi ve bil­ hassa dünya ekonomisi tamamiyle kapitalist olmakt an uzaktır. Fakat kapitalist ekonomi, şaşırtıcı bir sürat!� de­ ğişmektedir. Arada bir zuhur eden :krizler bu gelişmeyi bozmakla beraber, kapitalist istihsal hızla ilerlemekte­ di r İşte birkaç rakam: Fransız 1-�ömür istihsali 1830 da 1 .863.000 ton 1847 de 5.153.000 e yükselmiştir. Kapi­ talizmin beşiği olan İngiltere'de ilerleme daha sür'atli­ dir. Bütün Batı Avrupa bilhassa Atlantiğin öte tarafında daha sür'atli bir ilerleme ritmi görülüyor. Buhar saye­ sinde endüstrinin makineleşmesi verimi artırıyor ve is­ tihsalin ritmini hızlandırıyor. .


KOMÜNİST

BEYANNAMESİ

Komünist Beyannamesi bu değişmeyi yakalamış, dev adımları ile ilerliyen yeni kapitalist rejime cephe alıyor. Onun kanunlarını ve temelindeki çatışmaları meydana çıkartıyor. Marxistlere göre kapitalizm zaruri bir tarih kategorisidir ve kendi çatışmalarının neticesi olarak kaybolmağa mahkfundur. Komünist beyannamesi şu esaslı fikirler üzerinde merkezleşir : 1) Her toplumun tarihi sınıf mücadelelerinin tari­ hidir. Bu, bazan gizli hazan da belli mücadeleler zaman ve mekan içinde şekil değiştirirler. Ya bütün toplumun devrimsel bir değişmesiyle sona ererler yahut da mü­ cadele halindeki sınıfların ortadan kalkması ile.

2) Burj uva toplumu, ki eskilerin mücadelelerinin yerine yeni mücadele şekilleri get:rmekten ba§ka b'r şey yapmamıştır, gittikçe iki düşman cepheye bölünmek is­ tidadındadır. Biribirine taban tabana zıt iki cephe: Bur­ j uvazi ve proleterya. 3) Burjuva cemiyeti milletlerarası çalışmayı böl­ müş ve milletleri müstakil hale getirmiştir. 4) Rekabet kanunu, ki bütün burjuva topluluğuna hakimdir. İstihsal kuvvetlerini öyle bir geliştirmiştir,


64 ki istihsal kuvvetleriyle onl arın hukuki istifadeleri ara­ sında zıtlaşma doğmuştur. 5) Burj uva toplumu kendi kendisini ortadan kal­ dıracak olan sosyal sınıfı geliştirmiştir. Bu sınıf işçilerdir.

6)

İşçiler iktisadi kölelikten ancak kuvvetlerini kul­

lanarak burjuva şekillerini kaldırm ak ve istihsalin sosyal şekillerini yaratmakla kurtulabilirler. 7) Başlangıçta ç alışanların mücadelesi şeklen milli­

dir. Gitgide ınilletlerarası şekil alır. 8) Çalı§anlar her memlekette siyasi iktidarı ele ge­

çirmek ve istihsal vasıtalarını devlete vermek için sınıf partisi halinde teşkilatl anm alıdırlar.

ÜÇ SINIFTAN iıU'YE Bu beyannameden de anlaşılıyor ki Marx ve En­ gels, kapitalizm ilerledikçe üç sınıfa böldükleri toplu­ mun iki sınıfa ineceğini yani orta sınıfın aradan çekilip burjuva sınıf i le �çi sınıfının karşı karşıya geleceğini

tahmin ve iddia etmiştir. Marxismin başlıca emellerin­

den biri olan bu iddia gerçekleşmemiştir. Aksine olarak endüstıini.n gelişmesiyle aynı tempoda orta sınıfı da bü­ yümüştür. Marxistlerin küçük

burjuvazi

dedikleri

bu

sınıfa mııhsus bir sanayi, bir kredi müessesesi ve umu­ miyetle bir orta sınıf ekonomisi doğmuş tur . Her memle­ kette bu küçük kapitalist ve esnaf sınıfı kendisine has endüstri, kredi ve pazar imkanl ariyle gelişmeğe

devam

etmektedir. Hatta bu klasik üç sınıfın dışında yeni sın ıf

lar da teşekkül etmekte ve Marx'ın hayalen kapital ist

­

proleter çatışmasına irca ettiği toplumlar

bilakis

iki de­

ğil üç de değil daha fazla bölünmek realitesi içindedir. Ôy le ki b u sınıf kavramı bile gerçek ve ilmi bir varlık ifa­ de etmekten uzaklaşmaktadır. Esasen geçen asırdan be­ ri bu sınıf kavramı şiddetli tenkidlere uğramış ve bir kapitalistin bir küçük burj uvanın, bir işçinin sarih ta­

rüi yapılamamıştır. Bilhassa anonim şirketleri geliştik­ ten sonra Marx'ın sermayeyi mahdut ellerde biriktiren


teorisi iflas etmiş ve kapitalist olmayan sınıflar da bü­ yük anonim şirketlerin sermayedarları arasına girmeye başlamışlardır.

İNGİLTERE'DE DEGİL, RUSYA'DA Marxizmin

metodu

tarihi

maddeciliktir.

Karl

İngiltere'de doğmasını bekledikleri Komünizm 1917 de Doğu Avrupa'nın geri sanayi memleketi Rusya'da doğar gibi olmuştur. Bu günkü İngiliz parlamentosunda ise bir

tek komünist yoktur Sovyetlerin peyki olan memleket­ .

lerde ise endüstri Batı Avrupa'dakinden ve Amerika'­ dakinden daha geri olduğu halde, yani bu memleketler Marxistlerin tarihi zaruret anlayışları bakımından komü­ nizme çok daha az müsai t oldukları halde

Rusya'nın

baskısı altında sözde komünist olmuşlardır. O halde ya Marxizm baştan başa hatalı bir nazariyedir veya başta Rusya ve peyk memleketlerdeki rejimler sahte sosya­

lizmdir. Esasen bu memleketlerdeki rejimlere bir isim koymak istiyen politika ve tar�h felsefeleri kendilerini ne kadar zorlasalar bunlara hiç bir sistem haysiyeti ver­ meğe muvaffak olamıyacaklardır. Sosyalizmin hiç

bir

şekil ve derecesine tıpatıp uymayan bu rej imler, halka

hiç bir refah sağlamayan garip bir devlet kapitalizmi halinde birer şiddetli polis refnıidirler.

f�

-

5


TARİHi MADDECİLİK Marxizmin metodu tarihi maddeciliktir. Karl Marx ·Ekonomi Politiğin Tenkidio adlı eserinde bu me­ todu şöyle izah eder : a Hegel'in hukuk felsefesini incelerken anladım ki, devletler \'e kanunlar ne kendi kendilerile, ne de insan 'l.:ek.asının umumi tekamülü ile izah edilebilirler. BunJan

izah için maddi şartlan incelemek lazımdır. Bu incel� me bana gösterdi ki, toplumun anatomik yapısını eko­ nomide aramak i cap eder. Bundan çıkardığım ve daha sonraki a�tırmalanmda bana yol gös�ren netice, kı­ saca

şöyle formüllendirilebilir. İnsanlar

hayatlarının

sosyal istihsalinde, mukadder bazı du rumlar, bazı istih­ sal şartlan yaratırlar,

ki

bunlar, maddi istihsal kuvvet­

lerin�n tekamülünün muayyen bir derecesine karşılıktır. Bu istihsal şartlarının topu, toplumun istihsal ya.pısmı teşkil eder, ki bu temel üzerine sosyal şuurun bazı de­ recelerini ifade eden hükumet ve adalet binası kurulu­ dur. Maddi hayatm istihsal şartları, sosyal, si y asi ve fik­

ri hayatı vücuda getirir. İnsa.nın, varlığına şekil veren şuurn d1'ğildir, bilakis sosyal varlığı şuurunu tayin eder.•

Tarihi maddeciliğin esasını teşkil eden bu düşünce tarzını ı Marx kimdir ve Marxizm nedir?• adındaki ki-


tabımda (Tasvir neşriyatı tır) şöyle izah etmiştim:

-

S. 34

-

Mevcudu kalmamış­

•Marx'a göre, insan cemiyetinin temeli ne hukuk, ne siyaset, ne din, ne de herhangi bir sosyal şuur ve düşün­ . cedir. Bu temel, yalnız iktisadi hidiselerde bulunan maddi şartlardır. İnsan cemiyetinin bütün hukuki, siyasi, bedii (estetik) , fikri ve içtimai (sosyal) yapısı bu temel üzerine kuruludur. Bu, birinci hüküm. •İnsanların yarattıklan istihsal şartları sahip olduk­ ları istihsal gücünün tekamül derecesine karşılıktır. Yani, istihsal şartlan ile istihsal gücü (teknik seviye) beraber gider. Bu da ikinei büküm. •Fakat hazan bu ikisi arasında zıtlıklar da çıkar. O :J:aman ne olur?o Marx'ı okumaya devam edelim. "Toplumun maddi istihsal kuvvetleri, tekamülün bir derecesine varınca, mevcut istihsal şartları ile zıtlaş­ ma bozuşma (Contradiction) haline ererler. İstihsal şartlarının hukuki ifadesi mülkiyet şartlandır. İstihsal kuvvetlerinin bu gelişmesi karşısında, bu şartlar, eski kuvvetlerin zincirini kırarak büsbütün değişirler. Bu, sosyal inkıliıbın bir safhasıdır. İktisadi temel değişince, az çok süratle bütün binanın altı üstüne gelir.•

Yani, her devir ve her toplum kendi iktisadi teme­ linin üstüne kurulmuş olduğuna göre, bu temeli vücu­

da getiren maddi istihsal kuvvetleri, tekamülünün yeni bir merhalesine vararak değişince, bütün toplum yapısı da inkılap geçirir. Din, ilim, ahlak, hukuk, politika, eği­ tim ve sc.n'at şekillerini ve muhtevalarını hep iç'nde bulundukları zamanın maddi şartlarından ve iktisadi zaruretlerinden alırlar. Bunlar · değişince onlar da deği­ şirler. Bu da üçüncü hüküm. Marx devam ediyor: •Bir sosyal şekil bütün istihsal kuvvetlerinin tam gelişmesinden önce kaybolmaz. Böylece insanlık hiçbir zaman halledem.iyeceği meseleleri ortaya koyamaz. Çün-


68 kil, yakından bakınca, meseleyi, hallinin gerektirdiği tam teşekkül yoluna girmeden göremez.

Yuvarlak

hesapb

denebilir ki, istihsal metodlannın Asyai, atik, modern ( yahut burjuva) merhaleleri sosyal

feodal,

şekillerin

te.kimül merdiveninin muhtelif sahanlıklannı

vücuda

getirirler.D Tarihi m addeciliğin bizzat

Marx'ın kaleminden çı­

kan esasları bunlardır. Yani, toplumun bir temel yapısı vardır ki tarnamile ekonomiktir. Bu temel yapının üs­ tüne kurulu bir üst yapı daha vardır

ki, bu

sosyal, si­

yasi ve fikri hayatı vücuda getirir. Üst yapıyı

tayin

eden ve tesiri altında bulunduran alt yapı yani iktisadi

temeldir. Bu nazariye çok tenkide uğramıştır. Bunların özeti bile c iltle ri doldurur. Ben objektif olmak için, kendi tenkitlerimi de tekrarlamak yerine, meşhur Amerikan sosyoloğu, Harvard Üniversitesi Profesörü ve Milletler­ arası Sosyoloji Enstitüsü başkanı P. A. Sorokin'in ııÇağ­ daş Sosyoloji Teorileri » adındaki eserindeki aynen nakledeceğim.

tenkitleri


TARiHi MADDECtLtGtN TENKiDi

Hakikat şudur ki, Marx'ın bütün fikirleri, aynı şe­ kilde, hatta daha önce ve bazan da Marx'ın eserleriyle

aynı ta'rihte yayınlanmıştır. On dokuzuncu yüzyılın bi­ rinci yarısında tarihi, iktisadi, felsefi, birçok eserler sos­ yal hayatın çeşitli safhaları üzerine iktisadi şartları in­ celemişler; dini, sosyal , estetik ve ahlaki hadiseleri ikti­ sadi tesirlerle izah etmişlerdir. Bunu ispat için, Niebuhr, Böckh,

K. D.

K. W. Nitzsche, Savigny, V.H. Huber, Heinrich,

Hüllmann, H. Leos, Rodbertus, Lassale, Le Play

ve daha birçoklarının isimlerini hatırlatmak yeter. Fakat bilhassa 1837 ve 1851 de Marx'dan çok evvel ve

onun

fikirlerinin hemen hemen aynı bir nazariye, tarihin ik­ tisadi telakkisine dayanan bir nazariye vücuda

getiren

Georg Wilhelm von Raumer'i zikretmek zaruridir. İşte bu nazariyeden iktibas ettiğimiz kısım :

.. Bütün siyasi değişmeler, istihsal şartla.rında, yaşa­ tarzında ve sımfların fü:aret ve trafik tahavvüllerin­ de görülen değişmelerin neticesinden başka bir şey de­ tildir. Şüphesiz, bu bir millette ruhi ve fikri hareketle­ rin kudret ve ehemmiyetini inkar etmek demek değildir. Fakat aynı derecede doğrudur ki bu hareketler, çok de-

ma


?O

fa. iktisadi deiişmelerin neticesidir, onları takip etmiŞy enlann sevkiyle vukua gelm.iştr. .. (Les Theories sociologiques contemporaines. 2 82

-

287.) FONKSİYONEL MEFHUMU İHMAL A.

Tarihi maddeciliğin birinci hatası illi (causale)

münasebet ve tarihi determinizm telakkisidir. «İstihsal tarzı sosyal, siyasi ve ruhi hayat vetirelerini vücuda ge­

tirir• gibi bir ifadenin tek

taraflı _ve insan

(anthropomorphique) bir illi (causale)

şeklinde

münasebeti ta­

zammun ettiği bellidir. Sebep, faal bir unsur olarak ve tek taraflı bir şekilde neticesini • yaratıyor» , .. husule ge­ tiriyor• .

Orta

Çağın (Causa efficiens) telakkisi gibi. Ya­

şadığımız tarihte böyle bir telakkiyi kabul etmek olduk­ ça zordur. Esasında metafizik olduğu için çoğu bilhassa sosyal sahada bulunan çeşitli hadiselerin münasebetle­ rine tatbik edilemez. Bu hadiseler tek taraflı değil, kar­ şılıklıdır. Bu, çağdaş tabiat ilimlerinin

metodolojisinde

fonksiyonel münasebet telakkisinin niçin tek taraflı mü­ nasebet yerine ve tek taraflı metafizik bir d.•!tcrmi.nizm yE-rine karşılıklı münasebet anlayışının

geçtiğim izah

eder. Yani, ilim r,damı müşterek hadi.Selerin ancak mu­ ayyer. bir derecede biribirlerine bağlı olduklarını kabul eder. Bu ikame bizi determinizm ve sebep

konusunda

her türlü antropomorfik unsurlardan kurtanr tek

ve bize

taraflı ve karşılıklı münasebetleri incelemek imki­

nını verir. Bu �ıakki her u faktörQü değişken farzetmek

ve hangi hadiselerle ve hangi ölçüde karşılıklı münase­ bet halinde bulunduğunu incelemek fırsatını verir. Ga­ yet büyük sayıdaki vakalarda, bir fonksiyonu değişken olarak alıp ve onun fonksiyonlarını bulmayı imkanını sağlar. Mesela, bir hadisede biz bir

denemek iktisadi

faktörü değişken olarak alırız ve onun dini hadiselerle hangi ölçüde karşılıklı münasebet halinde olduğunu in­ celeriz. Başka bir vak'a.da, dini hadiseleri değişken ola-


7l

ra.k alınz ve onun fonksiyonlarını ve bu fonksiyonlar arasında iktisadi hadiselere dahil olanları alırız. Sosyal hadiseler alanında hemen dalına karşılıklı münasebet­ lerle karşılaşırız ve tek taraflı münasebetlere rastlama­ yız. Bu hadiselere tek taraflı sebeblilik münasebetleri teikkisi ni tatbik etmek bizi bir sürü mantıki ve maddi hatalara sevkeder. İşte Marx'ın teorisinde de durum budur. Onun tek taraflı münasebet telitkkisi sosyal ola­ rak biribirlerine bağlı hadiselere tatbik edilince bazı lojik ve maddi hatalara sebep olur. Sonu gelmez müna­ kaşalara yol açar. Bu Marx teorisinin birçok hatalarının kaynağıdır. Problemi daha yakından yoklayalım. M arx teorisinin ilk fikri şudur: İktisadi faktör birinci ve en önemli faktördür ve ötekileri tayin eder. Burada önce­ lik. iki manaya gelir: a) Ya bir sebeplilik zincirlemesin­ de bu faktör birincidir ve öteki sosyal hadiselerin sebe­ bidir; b) Yahut da bu birinci amilin sosyal hadiselerin muayyeniyyetinde tesiri daha büyüktür, (farzedelim ki yüz.de doksandır) öteki faktörlerin tesiri toplam sadece yüzde ondur. Birinci yorum tek taraflı ve geriye dön­ mez münasebetler telakkisidir. İkinci yorum fonksiyo­ nel telakki ile uzlaştırılabilir. Fakat maalesef ne Marx ne de Engels ve onlann taraftarlarından hiç biri sosyal hadiselerin şartlanm asında çeşitli amillerin mukayeseli tesirlerini ölçmek çaresini göstermedikleri gibi, bu çe­ şitli faktörlerin, mukayeseli tesirlerine işaret bile etme­ mişlerdir. Münakaşa edilen teorinin lojik manasına gö­ re iktisadi faktörün önceliği birinci yoruma göre kabul edilmelidir. Bu, birinci ve en mühim faktördür çünkü id­ dia edildiği gibi öteki sosyal hadiseleri tayin eder. Yani motör hadisedir. Ötekilerse onun vasıtası ile harekete getirilen hadiselerdir. Besbelli bu telakki kabul edilemez: Hakikatte coğ­ rafya şartlan ve insanda bulunan biyolojik ilcalar ikti­ sadi faktörlerden daha evvel tesir ederler. Zeka, tecrübe, fikirler veya hurafeler, tabu veya gelenek kaideleri ..


72 primitif sanat oyun ve diğer ideal faaliyetle r en primitif insan cemiyetlerinde bulu nm akta ve iktisadi şartlar ka­ dar erkenden tesire başlamaktadı r . Sırf mideden ibaret bir primitif adam fikri zamanımızda kabul edilemez . İn­ ceden inceye yapılan birçok etüdler bu fikrin sahte­ liğini ortaya koymuştur. (Yazar burada birçok müellif ve eser ismi vermektedir )

Bundan

başka, insanda bulu­

nan içgüdüler arasında beslenme içgüdüsünden bir şey olmadığını veya bunun

en

başka

kudretli içgüdü oldu­

ğunu söyliyemeyiz. Bu vakıaların doğrulamadığı sahte bir spekülasyon olur. Hatta biz insanın iktisadi bir var­ lık olduğunu ve daima iktisadi hareket ettiğini de id­ di a edemeyiz, vakıalar bu iddiayı şiddetle reddetmekte­ dir.

Bundan başka Espis, Durkheim, P. Huvelin, Thurn­

wald, Malinowsky, Hubert ve Mauss gibi araştırıcılar ispat etmişlerdir ki primitif devirlerde bile istihsal tek­ niği ve iktisadi hayatın her çeşidi din, büyü, ilim ve di­ ğer fikir hadiselerinden asla ayrılmazlar ve onlarsız ik­ tisadi hayatın izahı mümkün değildir. Hatta daha son­ raki devirlerde iktisadi hayatı dinin, büyünün, akılcılığın veya gelenekciliğin vücuda getirdiğini

gösterm�lerdir.

Max Weber modern kapitalizmin kaynağında

protes­

tanlığın bulunduğunu göstermiştir. Velhasıl iktisadi faktör öteki faktörlerden önce de­ ğildir. Bu demektir ki sosyal hadiseler daima tek taraflt değil fakat, karşılıklı bir bağlılık içinde bulunmuşl ard ır. Bu sebeple, iktisadi faktörün sebepler serisinde birinci faktör olduğunu iddia etmek için hiç bir esas yoktur. Fakat vakıalardan ayrı olarak bu problemin bir de lojik cephes i vardır.

L. Petrajitzky ve R. Stammle r gös­

termişlerdir ki, sosyal hukuk ve nizam

i k t i s a d i

münasebetin önceden mevcut şartlarıdır. Çünkü

mec­

buri bir kaideler düzeni olmadan sosyal münasebet

ve

karşılıklı hayat imkansızdır. Bundan başka eğer iktis;ıdi

faktör daima. ilk motör ise ve eğer bütün de.ği şmeler ik-


73 tisadi

şartların

faktörün

değişmesine

dinamizmini

bağlı ise

i k t i s a d i

ne ile izah ederiz? Bu

faktör

mistik vasfından dolayı kendi kendine hareket eden bir

3rnil midir yoksa başka amillere mi bağlıdır? Madem ki iktisadi faktörün önceliği, daima ilk motör olması esası üzerine kurulur, bunun izahı lazımdır. Onun kendi ken­ dine hareke t ettiği faraziyesi en kötü mistisizm demek­

tir. Adeta orada iktisadi faktör bir çeşit tann

haline

gelmektedir. Bu sebeple reddedilmek icab eder.

Eğer

Marxistler ikinci faktörlerin birinci faktör üzerine kar­ şılıklı tesirini ileri sürüyorlarsa, bu takdirde teorinin ha­ reket noktası ve iktisadi faktörün önceliği esası sakat­ lanır. O takdirde tek taraflı bir münasebet değil karşı­

lıklı

münasebetler sahasına girmiş oluruz.

Orada ne

motör ne de hareketli bir faktörden eser kalmaz. Çünkü bütün faktörler aynı zamanda hem hareket verici, hem de hareket edici olurlar. Böylece iktisadi faktörün ön­ celiği ortadan kalkar ve netice olarak Marx teorisinin esaslan yıkılır.

İKTİSADI FAKTÖR TABİRİ İKİ YÜZLÜDÜR B.

Marxizmin ikinci esas hatası

şudur: İktisadi

faktör tabirinin iki yüzlülüğü. Maliımdur ki bu beyan

iki türlü yorumlanmıştır. Bazı Marxist ve Marxist ol­ mayan yazarlar iktisadi faktörün öteki faktörlerden ay­ n olarak bütün tarihi ve sosyal vakıaları izah için kafi

olduğunu ileri sürmüşlerdir. Marx gibi di ğer bazı ya­ zarlar - ki aralarında ikinci devrelerinin

Marx

ve En­

gels'i de vardır - iktisadi faktörün yalnız esas faktör olduğunu onun yanında daha az önemli faktörler de bu­ lunduğunu iddia etmişlerdir. Bu yorumlardan birincisini ele alırsak, bu bizi bir takım saçma beyanlar karşısında bırakır. İkincisini ele alırsak teoriyi terk etmiş oluruz. Birinci yorum monist (tekçi) bir telakkidir :wsyal hayatı ve bütün tarihi geli�meyi yalnız

veya

iktisadi


74 faktörle izah eder. Ümitsizce bir karakteri olduğu şöyle ispat edilmiştir. Birincisi sosyal hayat, harp ve barış, fakirlik ve zenginlik, kölelik ve azatlık, inkılap ve irtica aynı faktörün neticeleriyse şöyle bir denklem meydana gelir :

A ve A

-

olmayan

=

(E) , yam: biribirine en zıt ha­

diseler aynı sebebin neticeleridirler. Bu denklem lojik bakımdan manasızdır. İlmin esas­ lı prensibine aykırıdır. Böyle bir kaziye ile ill i (causale) veya fonksiyonel münasebet telakki si mahvolur. Haki­ katte eğer

A ve A

-

olmayan aynı E sebebinin neticeleri

ise hiç bir düzenlilik ve sebeplilik münasebeti bulmak imkanı yoktur. Kaziye sebebliliğin ve düzenliliğin nef­ yidir. Hiç bir matematikçi, mantıkç ı

veya ilim adamı

böyle bir kaziye ile ne kanun ve sebeblilik münasebeti ne de düzenlilik formülü vücude getirebilir.

TABİRLERİN KESİN SINIRLANMASI C.

Teorinin üçüncü kusuru • İktisadi amil n , ttistih­

sal münasebe t ve kuvvetlerin , ve K iktisadi temeı . tabir­ lerinin yeter derecede sınırlan· çizilmiş değildir. Marx'­ ın eserlerinde kullandığı dilin kaypaklığı birçok terim­

lerinin başka müellifler tarafından ayrı ayrı manalarda yorumlanmasına sebep olmuştur.

MARX'IN İDDİASININ AKSI DE DOGRU D.

Yukarıd a izah ettiğimiz muayyeniyetsizlik yü­

zünden Marx - Engels faktörlerinin

zincirlenmelerinin

doğru manası tamamiyle muayyeniyetsiz bir hale giri­ yor. Meseli teknolojik yorumda bu zincirleme şöyledir: istihsal tekniğindeki değişmeler, toplumun iktisadi ya­ pısında değişmeler vücuda getirir - istihsal münase­ betlerinde ve mülkiyet münasebetlerinde değişmeler \"Ü ­ cuda getirir - ki onlar da siyasi hayatta,

toplumun,

sosyal ve fikri hayatında değişmeler vücuda getirir. İkin-


75 ci ve daha geniş bir iktisadi faktör yorumunda zincirle-­ me büsbütün başka bir şekil alır. İstihsal ve mübadele umumi şartlarındaki değişmeler - toplumun sınıfları­ nın terkibindeki değişmeler - onun neticesi olan sınıf

mücadelelerinin toplumun siyasi

ve fikri

sosyal üst

yapısını vücuda getirir. Hangi yorumu ele alırsak ala­

lım bu iki zincirlemenin ancak izafi bir değeri

işaret ettiğim zincirlemede,

vardır.

sosyal hadiselere tesir eden

kuvvetler arasında iktisadi faktörün tek başına faal v'.? hareket verici olduğunu düşünmek için hiç bir

sebep

yoktur. Sosyal hadiselerin biribirlerine karşılıklı bağlı­ lıklarında herhangi bir faktörü değişken olarak almak mümkün değildir. Mesela • teknik • , a ili m • , a di n • , nhu­

kuk• ve daha birçokları esas faktör olarak alınabilir ve her sahada, teknik ve iktisadi sahalarda tesirleri görüle­ bilir. Bu tecrübeler yapılmış ve aynı neticeler altnmış­ tır. Yani bu zincirlemeler yalnız Marx'ın ve

Engels'in

zincirlemesinin mümkün olduğunu, başka türlü düşiin­ mek imkanı olmadığını iddia e denleri yalancı çıkarır.

TARtın DETERMİNİZMİN SAHTELlGİ

E.

Marx'ın teorisi içindeki hatalardan biri tfe ta­

rihi determinizm telakkisinin sahte ve çatışmalı oiması­ dır. Marx'ı okurken görüyoruz ki istihsal münasebetleri" insanların iradelerinin dışın�a ve kaçınılmaz

münase­

betlerdir. İstihsal kuvvetleri insanlardan ve diğer sos­ yal faktörlerden müstakil olarak kendi kendilerine ge-­ lişmektedirler. Bütün tarih vetiresi şu şekilde

hillasa

edilmelidir, a insan hareket ediyor ve iktisadi faktör onu sevk ediyor• hani Bossuet'nin şu sözü gibi : a İnsan ha­ reket eder ve Allah onu sevk eder • . Sosyalizmin zafe­

rini bekleyişte bu mukadder ve kaçınılmaz iktisadi fak­ tör düşüncesine dayanıyor, ki bu mukadderlik kapita­ lizmi yok edecek ve sosyalizmin zaferini temin edecektir. Determinizmin bu kaderci yorumu ilmi bakı.mdan

çok reddedilebilir. Çünkü ilmi determinizmin kadercilik-


76 le hiç bir müşterek noktası yoktur. :tlmi

determiniun

der ki, iilıtimaliyet teorisi esası üzerinde şu veya şu ha­ diselerin görünüşü, bağlantısı veya kayboluşu bu ihti­ maliyet derecesine göre ihtimal dahilindedir veya de­ ğildir. Bundan başka bir şey söylemez.

cıKaçınılmazıı ,

a zaruri n vs. ne ilmi determinizme, ne de ilme sığan şey­ lerdir. Marx ve Engels bu günahlarına iki tane daha ka­ tıyorlar. Birincisi gelecektek i dünya cennetine ve sosya­ lizme doğru tarihi gidişin kaçınılmaz beşeri faktörlerin neticesi olması ve ikincisi, bu sosyalist cennete varılır vanlamz fatalizmin sona ermesi ve insanlığın

zaruret

ülkesinden hürriyet ülkesine sıçrayacağı iddiasıdır.

Bu acaip (mukadderlik, hürriyet ve eskatoloii) ha­ litası tenkide değmiyecek kadar çürük bir düşüm:edir.

SINIF MÜCADELESİ FİKRİNİN SAKATLIGI F.

Nihayet Marx

-

Engels'in, kendilerinden çok da­

ha eski olan sınıf mücadelesi fikri bir sürü hatalarla do­ ludur. a Bugüne kadar yaşıyan bütün

toplumların ta­

rihi, sınıf mücadeleleri tarihidirn iddiası, sınıflar arasında işbirliği olmadığı manasına geldiği nisbette hatalıdır. Hatalıdır, çünkü, sınıfların işbirliği sınıf

mücadelele­

rinden daha umumi ve evrensel bir hadisedir. Hele in­ sanlığın ilerlemesinde sınıf mücadelesinin

dinamik bir

faktör olduğu iddiası büsbütün yanlıştır.

Kropatkin'in

a Yardımlaşma»

adındaki eserinde olduğu gibi,

birçok

araştırmalara göre muhakkaktır ki, insanlığın ilerleme­ sinde sınıflar arasındaki tesanüt ve işbirliğinin kinden ve çatışmalardan çok daha büyük rolü olmuştur. Bu bakım­ dan Tarde'ın işaretleri doğru olarak kabul edilebilir :

•Tarihin başlangıcından beri, sınıflar ve ordular birbirlerile fasılasız durup dinlenmeden çarpışa.bilirlerdi. Geometri, mekanik ve kimya mevcut olmıyabilirdL Bu ilimler olmadan insan tabiati emri altına alamaz, sana­ yide ve askerlik sanatında hiç bir ilerlemeye kavuşa-

·


77 mazdı. Bu ilerleme, ani!ak, yakıp yıkıcı ve kınp dökücü

silih şak.ırdıları arasında, birkaç hakikat araştırıcısının . ve düşünürün lfıboratuvarlannda sessizce çalışabilmele­ rile mümkün olmuştur.ıı Marx'ın sınıf mücadelesi teorisi yalnız ekonomik sınıflar arasında bir düşmanlık olduğunu ve en önemli vakıanın da bu olduğunu ileri sürdüğü nisbette büsbü­ tün yanlıştır. Sınıflar arasındakinden başka, milli, kav­ mi, dini ve siyasi zümreler arasında birçok düşmanlık ve mücadele şekilleri daha vardır. Sınıf mücadelesinden bambaşka şekilde vukua gelen bu mücadeleler ondan çok daha önemlidir. Nihayet, yukarıda işaret edilen hatalardan da ayrı olarak, Marx - Engels'in iktisadi sosyal sınıf telakkisi belirsiz ve mütenakızdır. uKomünist Beyannamesi n nde bu tabiri (sınıf mücadelesi tabirini) geniş manasile kul­ lanıyorlar. Zümre, kast, mesleki nizam, korporasyon ve siyasi sınıfları karıştırıyorlar. Fakat (Felsefe'nin Sefale­ ti ve Sermaye gibi) öteki eserlerinde aynı tabiri dar ma­ nada kullanıyor ve sosyal sınıfı mesleki gruplardan ve benzerlerinden ayırıyorlar. Marx'ın Sermaye (Capital) adındaki eserinin üçün­ cü cildi sosyal sınıfların tahliline başlarken sona erer. Fakat tahlil bitmemiştir. Netice olarak biz Marx'ın ve Engels'in sosyal ve ikti sadi sınıflar hakkındaki eser ve yazılarından hiçbir açık ve aydınlık bir telakki elde ede­ m em işi%clir Bu yüzden sınıf mücadelesi hakkınd aki bü­ tün teorileri ,_belirsiz ve karanbktır. Marx'cılardan bazıları (K. Kausky, Overberger, S. Solntzev, E. Bemstein, H. Cünov ve diğerleri) sosyal sınıflara.ait bir tasnif ve tarif yapmayı denediler. Marx'­ ın sınıf telakkis inin bu şekilde yorumlan da birbirin­ den bambaşkadır. Birbirine zıt ve akıl ermez -şeylerdir. Böylece • proletarya • , ııBurjuvazin , vb. gibi sık sık kul­ lanılan tabirlerin doğru manaları verilememiş, tam ta­ rifleri yapılmamıştır. .


78

MARXİSME'İN TAKDİRE LAYIK YANI G. Marx teorisinin takdire en layık tarafı, ideolo­ jilerin sosyal - ekonomik çevrenin emrinde olduğunu be­ lirten kısmıdır. Marxizme göre aobjektif sosyal durum •, tahrife uğramış ve uygunsuz bir şekilde fertlerce düşü­ nülmüştür. •Öyle ki, bizim bir kişi hakkındaki düşünce· miz,onun kendi kendisi hakkında düşündüklerine nasıl uymazsa, bizim bu istihale devri (istihsal münasebetleri ve kuvvetleri istihalesi) hakkındaki hükmümüz de, top­ lumun kendi şuuruna uymaz.u Bu ifadede ve Marx iie

Engels'in benzeri sözlerinde beyan ettikleri vakıa şudur ki sosyal hadiselerin karşısında sübjektif yorumlarımız ve kelime halinde tepkilerimiz (ideolojiler) çok defa sah­ tedirler. Gerçeği aslına uymayan şekilde aksettirirler. Bu yüzden de objektif sosyal gerçeği yakalamamız im­ kansızdır. Bu beyan doğrudur, fakat bu da Marx'ın adeti veç­ hile mübalagalı ve iki manalıdır. Üstelik bu görüş yeni de değildir ve Marx'dan önce pek çok defalar ifade - edilmiştir.

UMUMİ NETiCE Yukarıda söylenenlere şunlar eklenebilir : Birincisi, Marxizmin sağlam esas ve unsiırlannda, daha önce başka müellifler tarafından söylenmemiş olan yoktur. �cisi, bu fikirler arasında evvelce söylenme­ miş olanları da ilmi olmaktan uzaktır. (Les Theories sociologique conternporaines P. A. Sorokin. Harvard Üniversitesi Sosyoloji Profesörü ve Milletlerarası Sosyoloji Enstitüsü Başkanı. Ed. Payot. Sayfa 384 - 403) -


lslam i y et

ve

Sosyal i z m

Hıristiyanlı.kta olduğu gibi Müslümanlıkta da Sos­ yalizmi andıran esaslar vardır. Her din acizleri, fakirleri, yoksulları koruyan bir ilahi merhametten ilham

aldığ:

için Sosyalizmin ilk şekillerini hatıra getirir. Fakat bu, topluma sosyal adalet esaslarına göre yeni bir

nizam

vermek isteyen planlı, teşkilatlı bir Sosyalizm olmaktan

ziyade, hali vakti yerinde olanları fakirlere yardıma da­ vet eden bir şefkat müessesesi değerindedir, ve bu ba­ kımdan İslamiyet belki bütün dinlerden ziyade Sosya­ lizmin ruhuna yakın görünmektedir. Zekat ve sadakai fıtırdan başka, Kur'an-ı

. Kerimi­

mizde yoksulları ve öksüzleri koruyan ayetler vardır. El-Hakk Suresinin 25 ila

34 üncü ayetlerinde, yal­

nız yoksul beslememek değil, başkalarını yoksul

meye teşvik etmemek de suç sayılıyor.

bes!e­

·Kitabı sol eline verilen kimse ise, keşke kitabım elime verilmeseydi, hesabımın ne olacağını keşke bilme­ seydim, keşke ölünce her işim olup bitseydi. Mallarım bana fayda vermedi, kudretim zeval bulup gitt\ (Böyle­ sine denecek ki) onu tutun, zencire atın, daha SC>nra onu yetmiş arşın zencire sann. Çünkü Yüce Allah'a iman etmez, YOKSUL BESLEMEYE (kimseyi) TEŞVİK ET-


80

MEZ, onun için burada onun candan dostu yoktur, onun yiyeceği ancak zıkkımdır, ki onu ancak suçlular yer.• Beled Süresinin 1 1 ve daha sonraki ayetlerinde de öksüz ve yoksul beslemenin adeta şart olduğu işaret buyurulmuştur.

nFakat o sarp yokuşu çıkamadı. •

Sarp

yokuş nedir, bilir misin?

Bir köle azad etmek, •Yahut açlık gününde hısımlardan bir ökzüsü n Yahut yerde sürünen bir yoksuhı beslemek.11 •

Maun Sıiresinde de buyuruluyor ki:

a Dini yalan sayan kimseyi gördün mü sen?

nİşte odur öksüzü itip kakan. uVe odur yoksulu doyurmak için önayak olmayan. ·

.. vay haline o namaz kılanların ki,

.. Gösteriş yaparlar onlar. •Ve en sakınılmayacak yardımbn esirgerler. Bakara Suresinde de, Allah yolunda her fedakarlığa katlanmayı, gerek amme menfaatine hizmeti,

gerekı;e

yoksullara yardımda bulunmakta tereddüt etmemeyi ha­

kiki selamet yolu olarak gösteren Aye tler vardır.

Faizi yasak eden Kur'an, on dokuzuncu yüzyılın bi­ rinci yansı nda bazı sosyalistlerin, evvelce izah ettiğimiz nazariyelerindeki fikirler tarzında bir esas koymuştur.


H ı ristiyan h k ve Sos y a l i z m Kutsal sosyalizm bize çeşitli temayüller halinde gö­ Tünür. Bunlara dini sosyalizm, katolik

sosyalizm, İncil

sosy<alizmi, hıristiyan sosyalizmi denebilir. Bir asırlık bir tarihi olan hıristiyan sosyalizmine göre İsa a i lk sosya­ list • tir. Blumhaı dt, dini sosyalizmin Almanya'da asıl baba­ sı, şöyle der :

n Eğer ben sefaletten doğmuş ve bu para asrında o sefaletten kurtulmağa çalışan bir toplum görürsem, lsa adına beni bu topluma el uzatmaktan kim menedebilir?u Hıristiyan sosyalizminin rekabet ekonomisine mu­

halif esasları ve İncil'e dayanan birçok iddialan

·daha

vardır ki oınların teferruatına girecek d�ğiliz.

f, - 6


S o n H ü k ü m ve N et i ce Kitabımızın bu nazari

bölümündeki

izi'lhlardan, iddialardan ve tenkitlerden

tariflerden.

çıkarılabilecek

umumi hükümleri birkaç maddede özetlemeye çalışalım :

SOSYALİZM İZAFİDİR 1 . Sosyalizm (Toplumculuk) , mutlak (absolu) değil, izafi (relatif) bir kavramdır. Birbirlerine nisbetle dere­ celeri vardır. Bunları tek bir şümullü tarif içinde top­ lamak imkansızdır.

FERT Mİ? CEMİYET Mİ? NETİCESİZLİGİ 2. Sosyalizm, toplumun fertten önce ve üstün oldu­ ğunun zımnen kabulü demektir. Fakat ufert mi toplum­ dan çıktı, toplum mu fertten çıktı? .. gibi bir

soru, ta­

vukla yumurta arasında öne sürülen soru gibi manasız bir problemdir ve sosyalizm münakaşaları bunun n eti ­ cesizliğini ortaya koymuştur.

HER FERDİYETÇİLİK SOSYALİST, HER SOSYALiZM FERDİYETÇİDİR 3. İçinde fertlerin bulunmadığı bir toplum ve ara­ la rın da toplum nizamı bulunmıyan fertlerden mürek­ ô .l -


83 kep bir sosyal grup olmadığına göre, her ferdiyetçi top­ yetçidir. lum az çok sosyalist, her sosyalist toplum az çok ferdi-

4. Sosyalizm, toplumun fertler üzerine kontrol

ve

müdahalesi nisbetinde artar.

SOSYAIJZM DERECELERİ 5. Toplumun (Milli bütün) yararına hususi (ferdi) menfaatları feda eden her rejim, komünizm ,

nasyona­

lizm, faşizm, nasyonal - sosyalizm, korporatizm sosyalist bir rejimdir. Aralarında çeşit ve derec e farkları vardır.

KISMI SOSYALİZM 6. Liberal ve demokratik rejimler de, belediy�

n!­

zamlarile, şehircilik, imar ve istimlak hareketlerile, çe­ şitli işçi teşekkülleri ve mevzuatile kısmen sosyalisttirler.

KISMI FERDİYETÇİLİK 7. Sosyalist rejimler de fertlere

az çok tanıdıklan

hak ve hürriyetlerle kısmen ferdiyetcidirler.

İKTİSADİ SOSYALİZM 8. Sosyalizmi daha ziyade iktisadi manasile kabul edenler için, toplumun müdahele konusu mülkiye t ve ik­ tisadi hayattır. Sosyailzmin bu çeşidi de, ferdi mülkiye­

tin şu veya bu derecede sınırlandırılmasından

planlı

ekonomiye, istihsal vasıtalarının devletleştir:lmesine ve ferdi mülkiyetin tamamile ortadan kaldırılmasına kadar çeşitli derece ve şekiller alır.

MARXISME GERİ ÜLKELERİ YIKICIDIR 9. Sosyalizmin her memlekete uygun derece ve çe­ şidini o memleketin (sosyolojik metodlarla, esaslı suret­ te tesbit edilmiş) sosyal bünyesi gösterir. Bu sosyal ye iktisadi bünye tayin edilmeden yapılacak her

sosyal i �t

hareket, mesela bir planlaştırma hareketi, iktisadi düze-


84

ni altüst edebilir. Hele geri memleketler için Marxizmc­ kayan bir tecrübe yıkıcıdır. En ileri memleketler bile bu tecrübeden sakınıyorlar. Çünkü ilmin son sözü, Marxiz­ min hatalarla dolu bir teori olduğu ve çoktan tarihe ka­ nştığıdır. Rusya da bu teoriyi gerçekleştirme hayalinden uzaklaşmaktadır.


A m e li Böl ü m SOSYALİST HAREKETLER


A m e ri kad a ve Avru pad a BAŞLICA SOSYALİST HAREKETLER


A m eri ka ' d a Sosy a l i st Parti l eri SOSYALiZM FiKRtNIN GELİ ŞMESi Sosyalizm fikri Amerikan soiıyal bünyesinden doğ­ mamış, oraya Avrupa'dan sıçramıştır. XIX . yüzyılın bi'.' rinci yarısında Almanya'dan kaçıp Arnerika'ya ihtilalci göçmenler 1853 den itibaren kendi

sığınan

aralarında

sosyalist dernek ve teşkilatları kurmaya başladılar. New York, Chicago ve San Francisko'da beliren bu hareketler Amerikalılar arasında da sosyalizm fikirlerinin yayılınıı ­ sına ve yeni Sosyalist partilerinin doğmasına sebep. oldu. Amerika en büyük endüstri memleketlerinden biri­ dir. Marxizme göre; sosyalizme çok uygun bir bünyesi olması lazımdır. Fakat, aşağıda görüleceği gibi Sosya• lizm ve Sosyalist Partileri Aroerika'da büyük

taraftcrt;

kütleleri, hatta işçi kütlelerini bile kazanamamışlar, ikin­ ci, üçüncü derecede partiler halinde kalmaktan bugüu de kurtulabilmiş değillerdir. Birleşik Amerika dünyanın en büyük endüstri mem-


90 leketi olduğu gibi, işçilerine en fazla refah ve en yüksek hayat standardı sağhyan memlekettir. Muazzam servet­ lere sahip işçi sendikaları işçiyi koruduğu gibi herkesin hissedar olabileceği anonim şirketleri d e mahdut ellerde birikmesini önlemiş,

sermayenin

sosyalistlerin, bil­

hassa komünistlerin anladığı manada bir kapitalizmden eser bırakmamıştır. Sosyalizmin böyle bir

memlekette

tutunabilmesi, yerleşebilmesi, gelişebilmesi hiç de kolay olmaz.

SOSY ALlST PARTİLERİ Amerika'da kayda değmeyen birçok dağınık teşeb­ büslerden sonra ilk kurulan Sosyalist partisi, 1877 de ku­ rulan • Sosyalist İşçi Partisi . dir. 1899 da bu partiden bir ikincisi doğdu. Ondan ayrılan gruplar • Sosyal Demokratı> partisini kurdular. Sosyalist pa:rtisinin

Birinci Cihan

Harbinde Amerika'nın harbe girmesini şiddetle tenkit etmesi üzerine bütün sosyalist gazeteleri kapatıldı, par­ t i merkezleri basıldı, yüksek kademe mensupları hapse mahkum oldu. Birinci Cihan Harbinden sonra, 1919 da Maden iş­ ı;ileri birliği teşkilatı da bir parti kurmaya karar vermiş­ ti. Daha sonra bir Çiftçi İşçi Part;si kuruldu. Büyük şif" ket ve işletmelerin

millileştirilmesini

(sosyalleştiril­

mesi) ni istiyordu. Artık her köşe bucakta irili ufaklı iş- . çi partileri k uruluyor. Bütün bu dağı�ık teşekkülleri der� leyip toplayıp Demokrat ve Cumhuriyet Partileri kadar büyüh bir üçüncü parti kurmaya çalışan sosyalistler bu­ na da muvaffak olamadılar. Mevcut partilerde bölünme­

ler başgösterdi. Birleşik Arnerika'da Sosyalist partilerin kurulmala­ rı. bölünmeleri, dağılmaları, partiler

doğurmaları, bu­

rada özctlenem;yecek kadar çok ve karışık bir hadiseler serisi meydana getirir.


91

KOMÜNİST PARTİSİ Amerikan Komünist Partisi hakkında kısaca

bir

bilgi verelim : Bu parti 1919 da Sosyalist Partisinden ayrılan sol grup tarafından kuruldu. Fakat memleket aleyhine ha­ reketlerinden dolayı yüksek kademe mensuplan tevkif ve hapsedildi. Yeraltı faaliyetlerine girişen bu

parti

1922 de yeniden canlandı, 1929 da partide büyük bir ih­ tilaf patlak verdi. Trotsky taraftarları Partiyi terkedip Sosyalist parti ye katıldıktan sonra orada da tutunama­ dılar, ayrıldılar, Sosyalist İşçi Partisini kurdular. (So­ cialist Workers Party) . Sonra ikiye bölündüler ve ayrı­ lanlar Muhalefet Komünist Partisi adında bir teşekkül meydana getirdiler. Sonra bu isim de değişti, Bağımsız \Çalışma Birliği (lndependent Labor League) . \ Böylece düşe kalka varlığını muhafazaya çalışan bu parti Birleşik Amerika'da iyice tutunamamış ve daha zi­ yade casusluk ve yeraltı faaliyetleri halinde çalışmıştır.


l n g i lte re'd e Sosya l i st Parti l e ri TRADE UNIONLAR İngilterc'de, ondokuzuncu asrın ilk çeyreğinde { 1825) , işçilerin meslek birlikleri (Trade Union) kurma· larına izin veren kanun çıktı. Bu birlikler sadece mesleki mahiyette idi. Grev yapma hakları ve siyasi programla­ n yoktu. İngiltere'de sosyalist ve işçi hareketlerinin siyasi gelişmesi Chartism adını alan hareketle başlar. İşçi li· -derleri, radikal milletvekilleri ve bazı ay:dınlar a Poe­ pe's Charterp beyannamesini çıkardılar. Parlamentoya başvurdular, şu altı maddenin kabulünü istediler.

1. Yirmi bir yaşını geçen bütün erkeklere oy hakkı tanınması, 2. Parlamentonun her yıl toplanması, 3. Par­ lamento üyeliği için mülk sahibi olma şartının ilgası. 4.Pusula ile oy verilmesi, 5. Seçim bölgelerinin ayrılma· sı ve eşit temsil..haklarına sahip olmaları, 6. Parlamen­ to üyelerine maaş verilmesi.


93 Parlamentonun bu şartları reddetmesinden

sonra

Chartism'in ömrü 1848 de sona erdi.

1880 den sonra yeniden canlanan işçi hareketi, çey­ rek asırlık mücadeleden ve çeşitli dernekler, kurumlar

ve

teşkilat faaliyetlerinden sonra, 1906 seçimlerinin pe­

şinden Labour Party adı altında sahnede göründü. Fa­ kat bu parti Avrupa Sosyalist partilerinden çok farklı bir yapıya sahipti. Trade Union'lardan, Sosyalist dernek­ lerden ve kooperatiflerden mürekkep bir federasyondu. İşçiler ona teker teker üye olamazlardı. Partinin Avrupa Sosyails t partilerine nisbetle ek­ sikleri pek çoktu. İdeolojisi zayıftı, propagandası zayıftı, Daily Herald'dan başka gazetesi

yoktu, bu organ da

onun malı değildi. Uzun zaman Liberallerin himayesi altında yaşıyan bu parti, ancak Birinci Cihan Harbinden sonra ( 1919) , bağımsız ve tam

teşkilatlı bir parti halini

alabildi.

Teker teker üye kabulüne başladı. Harbin ilk senesinde "�O kadar teşkilat şubesi varken 1920 de bu sayı iki bine yükseldi. 1922 de, Mac Donald'ın liderliği zamanında parlamentoda

ikinci

parti

oldu.

• His

Majesty's

Opposition Partyıı mertebesine yükseldi. Fakat 1929 a kadar sosyalizme yaraşır hiçbir faaliyet

gösteremedi,

komünistlerle de şiddetle çatıştı, Sovyetlere sırtını çe­ virdi. Trade Union'ların E. Bevin gibi şefleri kapitalist . sınıf ve zümrelerle hoş geçinme yolunu tuttular. Bu partinin programında işçiyi koruyan maddeler

•.

Endüstriyi ve tarımı sosyalleştiren maddeler, iktisadi ha­ kimiyeti, bilhassa bankaları kontrol altına alan sosyalist istikametler vardı. MacDonald birtakım ıslahat hülyala­ rile partiyi oyaladı ve ona programını unutturdu.

1931 genel seçiminde ağır bir yenilgiye uğrıyan bu İşçi Partisinin iki kanadı vardı. Sağ kanat, soldan kuv­ vetli idi. Başlarında Herbert Morrison, Bevin, Greenwo­ od gibi kuvvetli şahsiyetler vardı. Bunlar Chamberlan'in Münich'te Bitlerle anlaşma siyasetini, tspanya harbinde


94 tarafsız ve seyirci kalmayı kabul Partisile birleşmeyi

reddettiler,

ettiler ve Komünist

1940 da

Churchill'in

koalisyon kabinesine de girdiler.

1945 de seçimi kazandı ve daha esaslı şe­ 24,9 milyon oyun yüzde 46 buçu­ ğunu, 1 1,9 milyonunu kazandı. Muhafazakarlar yüzde 40, Liberaller yüzde 2,2 oy alabilmişlerdi. Parlamen­ todaki . 627 koltuğun 380 i işçilerin, 210 u muhafa­ zakarların, 1 1 i Liberallerincti. işçi Partisi

kilde iktidarı ele aldı.

Fakat bu seçim başarısı İşçi

Partisine İngilterede

devamlı bir sosyalist rejim kurmak imkanını bağışlama­ dı. Muhafazakarların elinde en büyük gazeteler vardı ve lordlar kamarasında ezici bir çoğunluğa sahiptiler. Muhafazakarlar gittikçe daha da kuvvetlendiler ve en son seçimde iktidarı elde ettiler. Bu sefer Komünist Partisi Parlamentoda bir tek koltuk ele geçiremedi. İşçi Partisi muhalefette de kuvvetini muhafaza etmekle be,,_ raber, bir daha iktidara gelse bile İngilterede kökünden bir sosyalist inkılap yapmaya muvaffak olamıyacağı mu­ hakkak gibidir.


F ran sa' d a Sosyal i st Parti leri Fransa'da on dokuzuncu asrın ilk yansmda başla­ yan Sosyalizm fikirleri aynı asrııı ikinci yarısından son­ ra çeşitli hareket ve teşekküller haline gelir. Sosyalist­ lerin ilk seçim başarısı 1893 dedir. Parlamentoda elli koltuk kazandılar ve Union Socialiste (Sosyalist Birliği) adı altında birleşmeye muvaffak oldular.

SOSYAL1ST PARTİSİ Fransa'da Sosyalistlerin tek parti halinde teşkilat­ lanabilmeleri yirminci asrın başında ( 1905) mümkün olabılm:ştir. Ertesi yıl seçimde 54 mebus çıkamaya mu­ vaffak olan Sosyalist Partisinin dünyaca şöhretli Jean Jaures gibi bir hatibi ve şefi vardı. Humanite gazetesini kurmuş. Dreyfus davasında büyük rol oynamıştır. 1914 de öldürüldü. Birinci Cihan Harbi başlıyordu. Sosyalistlerin bü­ yük bir kısmı harpte hükumeti desteklemeye karar ver­ diler. Daha küçük bir kısmı da, bunun bir emperyalist


96

harbi olduğunu ileri sürerek hemen barışa gidilmesini istediler. Partiden ayrıldılar ve bir zaman sonra Üçüncü Enternasyonale girip Fransız Komünist Partisini kurdu­ lar.

Birinci Cihan Harbinden sonra bu parti yeniden buhranlar geçirdi. Ikon Blum ve arkadaşları (İşçi En­ ternasyonalinin Fransız Seksiyonun (S.F.İ.O. - Section Française de l'lnternational Ouvriere) adında sosyalist­ leri gene topladılar. 1924 de daha da kuvvetlenen bu parti, seçimde Ra­ dikal Sosyalistlerle birleşti ve Cartel des Gauches ( Sol­ ların karteli) adında bir birlik vücuda getirdi. Parla­ mentoda 105 mebusluk elde etti. 1932 seçimlerinden sonra Sosyalistler Radikallerle daha esaslı birleşip müşterek bir hükfunet kurmaya, bankalar üzerindeki devlet kontrolünü artırmaya, haf­ tada kırk saat iş kanunu çıkarmaya, askeri silah imala­ tını millileştirmeye k�rar verdikleri halde, Radikallerin şefi Eduard Heriot partisini Sosyalistlerden ayırdı. A� nca, Sosyalist Parti içinde Hitlere karşı güdülecek poli­ tika yüzünden de ihtilaf çıktı. Bir kısım mebuslar ayrıla­ rak Marcel Deat'nın başkanlığı altında Neo - Socialistes teşekkülünü kurdular. 1936 yılında Radikaller ve solcu partilerle Front Populaire (Halk Cephesi) birliğine giren sosyalistler Leno Blum'un başkanlığı altında bir koalisyon hükume­ ti kurdular, fakat ömrü uzun olmadı, İkinci Cihan Har­ bi patladı.

RADiKAL SOSYALlST PARTiSi Bu parti Fransa'da büyük bir çoğunluğa sahip orta sınıfın (yani Marx'ın ve Engels'in, hatalı olarak, endüst­ ı; ilerledikçe ortadan kalkacağını iddia ettikleri küçük burjuva sınıfının) Partisidir. Üçüncü Cumhuriyet dev-


rinde sık sık iktidara gelmiş ve UZW} müddet Fransa'yı devamlı olarak idare etmiştir. Sosyalizmle alakası azdır. Devletin endüstriyi bir dereceye kontrol etmesini, bazı inhisarları devleileştirmeyi isterdi. Kiliseye karşı

da

kesin bir laik politika takip etmiştir. Zaman zaman Sosyalistlere yardım elini uzatan Ra­ dikaller çok defa kendi kendilerine kalmışlar, Fransa'nın en geniş Parti teşkilatını kurmuşlardır.

CUMHURiYETÇi SOSYALIST PARTİSİ Bu parti Sosyalist partisi kadar koyu,

Radikaller

kadar hafif sosyalist değildir. Arada bir köprü

gibidir.

Teşkilatı da orta derecededir. Yalnız yüksek kademesin­ de Briand, Paul Boncour, de Monzie, Pierre Laval gibi _meşhur ve kuvvetli şahsiyetler vardı. İç politikaya mec­ lis kombinezonlariyle tesir ederler, daha ziyade koalis­ yon kabinelerine iştirak ederlerdi.

F

• •

7,


A l m a n y a'd a Sosyal i st Parti l eri SOSYAL DEMOKRATLAR 1

---

Almanya'da 1863 ve 1869 tarihlerinde kurulmuş iki sosyalist teşkilat vardı. Bunlardan birincisi meşhur Al­ man sosyalisti Ferdinand Lassalle'in kurduğu Alman ge­ nel teşekkülü (Allgemeine Dutscher Arbeitsverein) dür (1863) , ikincisi Kari Liebknecht ile August Bebel'in kur­ duldan ve Marxist prensipleri benimseyen Sosyal De­ mokrat , Çalışma Partisi (Sozialdemokratische Arbeit­ partei) dir. 1875 de bu iki teşkilat b;rleşmiş ve Alman Sosyal Demokrat Partisini vücuda getirmi�tir. Karı Marx bu partinin programını beğenmedi. Çün­ kü bu Sosyal Demokrat Parti Marxçıhğı prensip bakı­ mından benimsemekle beraber tatbik şekillerinde Bur­ juva nizamına uymak istiyor, bu nizamı daha sonra de­ ğiştirmek ve dünya işçilerini birleştirmek yoluna gidi­ yordu. Alman Sosyal Demokrat Partisi 1890 da resmen ta­ nındı. Daha sonraki seçimlerde başarılan ve kuvveti ar-


99

tıyordu. Fakat inkılapçı hüviyetinden de gitgide uzak­ laşıyordu. Parti adeta bir hürriyetçi Demokrat Parti ha­ line gelmek üzere idi. Birinci Cihan Harbinde Sosyal Demokrat Partinin sosyalizmden ne kadar uzaklaştığı ortaya çıktı. Alman İmparatorunun ..Artık parti kalmamıştır, yalnız Al­ manya vardır• sözünü resmen tasvip etti. Harpten sonra ( 1919) yapılan seçimlerde Sosyal Demokratlar başarı sağlıyamadılar. Gitgide Burjuva toplum nizamının ve ekonomisinin adeta bekçiliğini yap­ rn ıya ve programlarına ihanete başladılar. Bunlardan ayrılanların kurduğu Komünist Partisi rakip kesildi . Sosyal Demokrat Parti artık Komünizmin en büyük düşmanı idi ve en büyük hücumlarını ona yöneltti. Rus­ yada başlıyan Bolşevizmin yakın tesirlerinden Alman­ yayı kurtaran Sosyal Demokratlardı. 1933 de Nasyonal - Sosyalist hakimiyetinden ve 1939 da başltyan İ kinci Cihan Harbi bittikten sonra tek­ rar politika sahnesine çıkan Sosyal Demokrat Parti, bü­ tün Almanya gibi ikiye ayrıldı. Rus işgali altındaki Berlin bölgesinde Sosyal Demokrat Partinin küçük bir kısmı 1946 da yapılan bir konferansta Komünist Partisi ile _birleşti. Batı Almanya'da, Sosyal Demokrat Partinin hüyük kısmı · Dr. K. Schumachar'ın başkanlığı altında Hanover ve Frankfurt'ta yapılan toplantılarda bu birleşmeyi red­ detmiştir; Almanya tamamiyle işgalden kurtulduktan sonra bütün p2 rti temsilcilerinin katılacağı bir kongre­ den başka. hiçbir toplantıda Partinin mukadderatı hak, " k ında karar verilemiyeceği ilan edildi. Batı Alma..."lya'daki Sosyal Demokrat Parti Marxist Sosyalizmden giWkçe uzaklaştı ve geçen yılki kongrC'­ sinde ana tüzüğünü değiştirerek komünizme çalan bütün maddeleri attı ( 1 ) . (1)

:

1960.


Tü rkiye'd e Sosyal i st Parti l e ri iLK SOSYALİST PARTISt Türkiye'd e ilk Sosyalist Partisi, elli yıl önce (1910) , İkinci Meşrutiyet

devrinde kuruldu. Lideri,

kendisini

haklı olarak ilk Türk sosyalisti olarak tanıtan Dr. Refik Nevzat adında bir zattı. Paris'teki komünist

gazçteSl

Humanite adından ilham alarak aBeşeriyet ıı adını ver­ diği bir gazetesi vardL Bu Sosyalist Partinin bir de Pa­ ris'te şubesi açılmıştL Meşhur Fransız sosyalisti Jean Jaures'le temas tesisin e Refik

Nevzad'ın

.

çalışıyordu.

Sosyalist

Partisi,

ihtilalci

ve

Marxist idi. Türkiye'de inkılabın evvela siyasi, sonra da sosyal olmasını istiyordu. İkinci Meşrutiyet siyasi inkıla­ bı gerçekleştirmişti. Sıra sosyal, yani sosyalist irı.kı'iiptb

idi.

ÖTEKİ SOSYALIST PA RTtLERt Cumhur i yetin ilan ın dan sonra komünistler Sosyalist

Partileri halinde teşkilatlanmak istemişler,

fakat

bı..:

partilerin faaliyetlerine imkan verilmemiştir. Aync1 yer­

altı teşkilatı halinde çalışan ve b az ı mensupları arada bir


10l

hapse mahkU.m olan bir komünist partisi dt> vardır. Kanunla yasak edilmiş olduğu halde kökü kl!Zl­ namamıştır. Maxist fikirlerden ziyade yabancı emcl'C't<:!

yakalanıp

hizmet etmektedir.

BUGÜNKÜ SOSYALİST PARTİSi Bugün Türkiye'de birkaç yıl

önce

kurulmuş bir

Sosyalist Partisi vardır. Faaliyetlerine kanun dairesinde

müsaade edilmiş ve onlar da faaliyetlerine devam eter.ek­ tedir.


R E İ S

B E Y

ve Necip Fazıl Kısakürek • Be ı ıden, merhametin öldü rd ü k lerine merhamet bekle­ meyin . • Bir masumu k u rtarmak için bin suçluyu cezasız b ı ra­ kan hukuk fe!sefes i prensib�, Reis Bey'de tersine dönmüştü r. Değerleri sarsılmış bir cemiyette bir masu mu koru mak için bin k 1 �;ıyi :darı. �ehpm·r.o gönderebilir. Çünkü, d iyor Reis. �ey, o b i r kişi bütUn bir cemiyettir. Kanunların dışında haya ­ tı o l mayan, acımak d uygusu ndan daima kötülük doğacağına !rıanan bir k a n u n odc• m ; . O, en kötü suçları işlemekle suç­ land ırılmış olmanın ıstıra b ı n ı duymuyor . • Göz yaşı suçun ren­ gini değiştirmez • ve O'na göre merhamet ıc Ağızların iğrenç �akızıdır !. . . Her b iri b i r başka içtimai yaramızın sem bolü olan insan­ lar arasında, kalbi merha mete mühürlü bir hôkim:n geçirdi­ ği büyük ruhi b u h ranlar . . . Mahkumun tabiri ile • B u z çölün­ de yalan ola n • bir insanı, merhamet g ü neşi olmaya götUren müthiş olaylar . . . Bir zamanların taş yürekli Reis Bey'i mer­ Merhamet ! . . . Merhamet ! . . . hamet d eryasında boğuluyor. . . Dağl a r, den:zler, bütün kô iııat merha metten çatırdıyor Reis Bey'in beyn inde . O şimd i , koatillerden, h ı rsızlardan, yanke­ sicilerden eroinmonlardan merhamet çetesi kuruyor . Kendi nefsine her türl ü cezayı reva gören Reis Bey, insanlığı mer­ hamete çağırıyor. Merhamet, varlığımızın rüknü, hava su g : b i her şeyin asli unsuru . Merhamet ! . . . • Ağla sevg ili oğ­ lum, kaotil ağla, doya doya oğla ve tüy gibi hafifle ! . . . Se­ n i n yirmi beş yaşında bulduğunu, ben a ltmışbeş yaşımda aro­ maya başlıyorum . işte aramızdaki fark . Ne kadar ağlamalı­ yım ki, d urmadan altm ışbeş sene göz yaşı dökmüş olay ı m . Çaresiz sonsuzluk boyunca çaresiz . . . 11

�

Bu eseri Necip Fazıl yazd ı ve ancak o yazabilird :. Ne­ cip Fazıl imzası nın konduğu bir eserin, san'at değeri ve O'n u n kalem kudreti üstüne söz söylemeğe g ücümüz yetmez.

Ötiikeıı Yeni bir �ekil, iyi kağıt, temiz baskı. Fiatı :

5 Lira


Stalin'le

Konuşmalar :

Milovan

Cilas

CiLAS, HAPİSTEKİ DOKUZUNCU YILINI TAMAMLADI Tito'nun eski dostu günde iki defa bahçede dola­

şıyor. Sair zamanlarını kütüphanede geçiriyor.

BELGRAD !The New York Timesl - B!r zamanlar Yu­ goslavyanrn ileri gelen komünist l iderlerinden biri olduğu hal­ de, siyasi fikirlerini değiştirmes! yüzünden h apde atılan Milo­ van Cilas'ın Sremska M itrovica hapishanesinde dokuzuncu yılını tamamladığı haber ve(ilmekted i r . Kendis! 13 yıl ağır h a pse mahkum ed ilmiş bulunuyord u . Onümü zdeki Haziran ayında 55 yaşına basacak olan Milovan Cilas, Yugoslavya·­ n ı n eski Başbakanlarından ve Politb üro üyelerinden b;rid i r . Kend isi Yugoslavya, A l man işgali altı ndayken partizanlarla birlikte mukavemet hareketinde çalışmış ve Mareşal Tito"nun en yakın dostlarından biri haline gelm;şti. Cilas ilk defa 1955 yılında 18 ay hapse mahkum edil­ m işti. Daha sonra Macar ihtilôl i için yazd ığı bir makaleyi New York'ta yayın l a n a n • New Leader » derg!sine gönderdi­ ği için tekrar tevkif edilmişti. Tevkifinden bir ay sonra du ruş­ masına başlanan Cilas üç yıl hapse mahkum edilerek Mit­ rovica hapishanes:ne gönderilmiş, burada cezasını çekerken kend isi tarafından yazı lan • Yeni S ı nıf» adlı meşhur eseri New York'ta yayı nlanmıştı . • Yen; S ı n ı f • ' ı n yayınlan ması Yugoslavya'da b üyük g ürültü

koparmış, bunun

üzerine tekrar

yargılanan Cilas bu sefer d e 5 Ekim 1 957 tarihinde 9 yıl hap­ mahkum ed ilmişti. Cilas daha sonra 1961 yılı Ocak ayın-

se

da tahliye edilmiş, fakat bu sefer de « Stalinle Konuşmalaro adlı eserinin A.merika'da yoyınlanması üzerine 7 Nisan 1961 tarihinde tekrar tevkif edilmişti. Yeni Gazete

Çıkara:!

:

öTOKEN YAYINEVI Fiatı

:

5 lira


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Peyami Safa - Sosyalizm by Türkçü Betik - Issuu