Skip to main content

İleri Yayınları - Milli Dava Kıbrıs

Page 1

MİLLİ

DAVA KIBRIS

Gökçe Fırat, Rauf Denktaş, Derviş Eroğlu, Prof. Dr. Erol Manisalı, Prof. Dr. Mümtaz Soysal, Yekta Güngör Özden, Bedri Baykam, Prof. Dr. RaufVersan, Sabahattin İsmail, Fuat Veziroğlu, Akay Cemal, İsmet Kotak, Erten Kasımoğlu, Hüseyin Mümtaz, Ali Özsoy, Özgür Erdem, Erkin Yurdakul, Kuzey Fırat, Utku Umut

ISBN: 975-92801-6-7

İLERİ YAYINLARI No: 7 Birinci Basım: Aralık 2003 (1.000 adet) Baskı: Kelebek Matbaacılık (0212) 612 48 35

İLERİ YAYINLARI

İstiklal Caddesi Ayhan Işık Sokak Fescioğlu Apt. No: 7/5 Beyoğlu-İstanbul

Tel: (0212) 292 73 00-244 77 07-244 77 08 web: www.ileri2000.org e-posta: ileri2000@hotmail.com


Milli Dava Kıbns


İÇİNDEKİLER SUNUŞ Gökçe Fırat

Milli Dava'yı neden ve nasıl savunmalıyız

.

................ ........

.11

1- MÜCAHİT KONUŞUYOR: TÜRKLÜK İÇİN DAYANDIK, DAYANACAGIZ Rauf Denktaş

Türklük için dayandık, dayanacağız

27

..................... ...............

Rauf Denktaş

70 bin şehidin bekçisiyiz

39

.......................................................

il- KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK! Ali Özsoy

Kıbrıs Türktür Türk kalacak!

.

............ .................................

.45

Utku Umut

Kıbrıs sorun değil Milli Dava! ............................................. 55 Ali Özsoy

Hedef Denktaş'ı yıkmak .

.

. 67

.. ........ ........................................

..

Ali Özsoy

Türk basını değil Rum lobisi ...

77

.................................. ...........

Özgür Erdem

Avrupa Kıbrıs'ı ilhak ediyor

.......................................

.

89

.........

Kuzey Fırat

Kıbrıs'ta hainler ve Denktaş

..................................

.

...........

1 05


111- YURDUMUZU RUM' A TERK ETMEYİZ Derviş Eroğlu

AB için yurdumuzu terk etmeyiz ....................................... 113 Av. Fuat Veziroğlu

Mandacılar mı kazanacak Kuvayı Milliyeciler mi .. .......... 121 Av. Fuat Veziroğlu

Muhalefeti bir de Rum basınından dinleyin! ................... 13 1 Av. Fuat Veziroğlu

Annan Planı'nda siyasal haklar .......................................... 1 35 İsmet Kotak

Gözünü Anavatan'dan ayıran yok olur ............................. 141 İsmet Kotak

Tanrı Türkiye'yi ve Kıbrıs'ı bu satıcılardan korusun ........145 İsmet Kotak

Verheugen, azılı bir Türk ve Denktaş düşmanı ................149 İsmet Kotak

1878'de de "Ya imzala, Kıbrıs'ı ver; ya da yardım yok" demişlerdi...153 Sabahattin İsmail

Dış güçlerin KKTC'ye yönelik psikolojik harekatı ..........157 Sabahattin İsmail

İşbirlikçilerin kimlik parçalanması ve sonuçları ............... 161 Erten Kasımoğlu

Körlük içinde barış olmaz!..

...............................................

165

Akay Cemal

Türk Ordusu sayesinde 30 yıldır barış içinde yaşıyoruz .. 169


iV- AB KISKACINDA KIBRIS Yekta Güngör Özden

Bağımsızlıktan ve özgürlükten ödün verilemez

1 77

...............

Bedri Baykam

Türk dönek solu Rumlar adına çalışıyor

181

..........................

Prof. Dr. Erol Manisalı

Türkiye'yi Batıya bağlamak isteyenler Kıbns'ta taviz vermeyi savunuyorlar

................................

185

Prof. Dr. Mümtaz Soysal

Türkiye, Kıbns'ta Avrupa tutkusunun esiri oldu

195

.............

Prof. Dr. Rauf Versan

Annan Planı'na karşı Türkiye Cumhuriyeti-KKTC bütünleşmesi

205

......................

Hüseyin Mümtaz

Bütün Türkler Kıbns'a

.......................................................

213

Hüseyin Mümtaz

Ya Türk Kıbns varolur ya mücahit yaşamaz V-

....................

223

TÜRKİYE'NİN ULUSAL GÜVENLİGİ VE KIBRIS

Ali Özsoy

Vatan ve vatan savunması

...................................................

229

Erkin Yurdakul

Müttefik kuşatması altında ulusal güvenlik stratejisi

......

239

Erkin Yurdakul

Lozan, ver-kurtulcuların kaybettiği yerdir

247

........................


Sunuş


MiLLİ DAVA KIBRIS

Milli Dava'yı neden ve nasıl savunmalıyız Gökçe Fırat

T

ürk kamuoyu son birkaç yıldır çok önemli bir propagan­ dayla karşı karşıya: Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme­ si gerektiği, ne olursa olsun, ne taviz vermek gerekirse gereksin, mutlaka girmesi gerektiği ... Propagandacılar bazen ölçüyü o kadar kaçırıyorlar ki, sanki babalarının malıymış gibi bu ülkeye ait, bu millete ait ne kadar değer, ne kadar birikim varsa, hepsini vermek gerektiğini söylüyor­ lar. Propagandacıların vermek deyince, taviz deyince akıllarına ilk gelen de Kıbrıs oluveriyor. Bu nedenle ülkemizdeki Avrupacıların ve Amerikancıların temel derdi, Kıbrıs'ta bazı tavizler vermek ve Batı ile olan bu "sorunumuzu" aşarak AB'ye girmektir. Dolayısıyla Kıbrıs, AB ile Türkiye ilişkilerinden, ABD-Türkiye ilişkilerinden bağımsız bir şekilde gündeme gelmemektedir. Kısacası tartıştığımız ve bize sorun denilen Kıbrıs, işte tam da bu ikili ilişkiler içinde bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. 11


SUNUŞ

Rum'un 1ürk'e propagandası

Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs konusundaki tavrı belli. Bu, uzun yıllar savunulmuş, uğrunda savaşılmış, tüm dünyaya rest çekilmiş, onurlu ve milli bir tavır. Ancak son dönemde bu onurlu ve milli tavrın artık bırakılması, çağımız koşullarına daha uygun, daha esnek bir tavrın geliştirilmesi ihtiy­ acından söz ediliyor. Statüko bırakılmalı, çağın ve koşulların gerekleri yerine getirilmeli. Kıbrıs konusundaki Türk tezi, Türk çıkarını, Türk toprağını, Türk devletini, Türk milletini koruyan tez. Ancak bu tez, Avrupacı ve Amerikancı takımına göre "Türk'ün Türk'e propagandası"ndan başka bir şey değil. O nedenle bu propaganda artık bırakılmalı. Tabii propaganda denilen şey, yani Türk tezi bir kenara bırakılınca, geriye bir tek tez kalıyor, o da Rum tezi. Dolayısıyla Türk'ün susturulduğu bir ortamda Rum'un Türk'e propagandasını çekmek zorunda kalıyoruz.

AB'nin sözde karşılıklı taviz oyunu Kıbrıs'ı anlamanın yolu, Türk devletinin Yunanistan'la ve Batılı emperyalist devletlerle olan ilişkisini ortaya koymaktan geçer. Şimdi Avrupacı ve Amerikancıların yarattığı dünya tablosunda çağdaş ve gelişmiş Batılı devletlerle geri kalmış ve çağdışı bir Türk devleti vardır. Çağdaş Batı Avrupa devletleri Avrupa Birliği'nde biraraya gelmişlerdir. Türkiye açısından AB'ye girmek, çağı yakalamak, refah seviyesi­ ni yükseltmektir. Ancak bunun için Batılı devletlerle karşılıklı bazı tavizlerin verilmesi gerekmektedir. Bizim vereceğimiz taviz burada Kıbrıs'tır, onlarınki ise bizi AB'ye almak! Şimdi biraz kafası çalışan bir insan, burada tavizin ne olduğunu düşünmelidir. Bir taraftan Türkiye kendisine ait toprakları, yani vatanının bir bölümünü bırakacak, peki öbür taraf ne bırakacak? Hiçhir şey! Onların vereceği taviz bizi içlerine kabul etmek! Karşılıklı taviz denilen oyun bu! Ama olayı birazcık deştiğimizde, bu AB denilen oyunun, Türkiyc'dcn belli bazı toprak parçalarını almak için kurulmuş bir 12


MİLLİ DAVA KIBRIS

tuzak olduğunu görüveririz. Avrupalılar bizi kabul etmek için belli �artlar sunacaklardır ve biz de o şartlan yerine getireceğiz. Bu şart­ ların ilk maddesi Kıbrıs! Peki neden ilk madde Kıbrıs?

lürk devletinin küçülmesi Yunan devletinin genişlemesi Burada bugün yaşanan tartışmanın gerçek nedeni ortaya çıkar. Osmanlı'nın yıkılışı bilindiği gibi Batılı devletler lehine toprak kayıpları ile olmuştur. Bu toprak kayıplarının önemli bir bölümü Yunanlılaradır. Yunanlılar arkalarına İngiliz İmparatorluğu'nu alarak verdikleri sözde " Bağımsızlık Savaşları"ndan itibaren sürekli Türklerden toprak almışlar ve böylece büyümüşlerdir. Türk devletinin küçülmesi ile Yunan devletinin büyümesi eşanlı bir süreçtir. 1920 yılına gelindiğinde Yunan toprakları Sakarya'ya kadar genişlemiş, Türk toprakları ise Ankara-Sivas arasına sıkışmıştır. İşte bu noktada verilen Türk Bağımsızlık Savaşı bu gidişatı değiştirir. Türkler kendi milletinin bulunduğu tüm toprak parçalarında bağımsız olmak için savaşırlar. Yunanlılar yurttan atılır ve genişleme hayalleri suya düşer. Yunanlıların genişleme hayali sade bir hayal değil onlar açısın­ dan milli bir politikadır. Yahudilerin vaad edilmiş toprakları gibi Yunanların da Megali İdeası vardır. O ideali gerçekleştirmek içinse karşılarında Türkiye bulunmaktadır. Dolayısıyla Yunan Megali İdeası Türkiye'yi küçültme idealidir.

Emperyalistlerin ve Yunanların ortak çıkan İşte bu noktada sorunun bam teline geliveririz. Gerek Avrupa'da gerek Anadolu'da Türk milletinin varlığından rahatsız olan Batılı emperyalist devletler, Türkleri hem Avrupa'dan, hem de Anadolu'dan kovmak istemektedirler. Bunu çok uzun yıllar Haçlı Seferleri ile denemiş ama başara­ mamışlardı. O nedenle daha elverişli bir araç olarak Osmanlı için­ deki bazı etnik toplulukları kullanarak Osmanlı'yı içten çökertme yolunu tutmuşlardır. Bu noktada Yunanlar Batılı emperyalist 13


SUNUŞ

devletler açısından büyük bir öneme sahiptir. Türklerin Batıda gerilemeye başlaması ve toprak kayıpları ile aynı dönemde Batı Avrupa'da bir Helen yükselişi yaşanır. Avrupa büyük Helen uygarlığının devamıdır. Helen uygarlığı üstün uygar­ lıktır. Demokrasinin temelidir. O bir anlamda modern Avrupalının özüdür. Bu Helen yükselişi, bugün tarihsel verilerle kanıtlandığı üzere büyük bir uydurmacadan başka birşey değildir. Ama bu uydurma, üstün bir Yunan milleti yaratıp onu Anadolu'daki Türklerin üzer­ ine sürmek için büyük işlev görmüştür. Büyük Yunan uygarlığını yaratan Yunanlılar o uygarlığın beşiği olan Anadolu'da yeniden Büyük Helen devletini kuracaklardır. Ama o devletin kurulması için Türkler'in kovulması gerekmektedir. Bu noktada Avrupalı emperyalistlerle Yunanların çıkarı uyuşur. İngilizler tarafından silahlandırılan Yunan Ordusu Anadolu'ya sürülür. Yunanlar Türklere yenilince düş o an için son bulur.

Yunanlar Megali İdea'dan vazgeçmediler Fakat Yunanlar bu Megali İdealarından vazgeçmezler. Büyük yol katetmişlerdir ama daha önlerinde çok yol vardır. İstanbul'a Rum bayrağı dikene kadar sürecek çetin bir savaştır bu. Şimdi Yunanların hala vazgeçmedikleri bu isteklerini bile bile Kıbns'ta taviz vermenin aslında Türklerin menfaatine olduğunu, AB'ye girince zaten Yunanlarla kardeş olacağımızı söylemenin bir inandırıcılığı olabilir mi? Avrupacılar ve Amerikancılar tarihi gerçekleri gözlerden kaçırarak bir oldubitti yapma peşindedirler. Ama bugün çok iyi biliyoruz ki Yunanlıların Megali İdea düşleri bala temel resmi poli­ tikalarıdır, İstanbul'dan hala Konstantinopol olarak bahsederler. Ama biz Türklere aslında Yunanlılarla alıp veremediğimiz bir şeyin olmadığı propagandası yapılır. Biz Türkler açısından bu doğrudur. Türkler Yunanlılardan birşey istememektedir. Ama ya Yunanlılar açısından? Önce Kıbrıs, sonra Ege'de kıta sahanlığı, Ruhban Okulu, sonra 14


MİLLİ DAVA KIBRIS

İstanbul ve Karadeniz... Görüldüğü gibi liste uzun. Bunu Yunanlılar hiç de saklamıyor­ lar. Hatta Kıbrıs'taki gelişmelerden sonra Helenizm davasında önemli bir adım attıklarını açık açık söylüyor ve kendi milletlerine propaganda yapıyorlar.

Neden sırada Kıbns var? O halde "neden Kıbrıs?" dediğimizde sorunun cevabı Kıbrıs'tan önce ne vardı sorusunun cevabına bağlıdır. Kıbrıs'tan önce Batı Trakya vardı, Girit vardı, 1 2 Adalar vardı. Evet, tarih boyunca Türk topraklan olan bu bölgeler bugün Yunan toprağıdır. Bugün bir Batı Trakya sorunu, bir Girit sorunu, bir 12 Adalar sorunu yaşanmıyorsa, buralarda Türk topraklarının kaybedilmiş olmasındandır. Bu bölgelerin tümünü Yunanlıların büyük genişleme döneminde Türklerden Batılı devletlerin oyun ve yardımlarıyla aldıklarını da hatırlayalım. O halde neden Kıbrıs? Çünkü Megali İdea'da sırada orası var. Çünkü hala Türklerin elinde. O da ancak bir bölümüyle. Ama büyük Helen İmparatorluğu kurulacaksa, öncelikle Kıbrıs'ın alın­ ması gerek.

Kıbns Türk direnişinin ön mevzisi Bu bakımdan Kıbrıs'ın özel bir önemi de var. Kıbrıs, Yunan genişlemesinin durdurulduğu nokta. Yani Megali İdea'ya karşı Türk savunmasının ön hattı. Ama çok daha önemli bir şey daha var. O da, Kıbrıs aynı zaman­ da Türk devletinin tüm emperyalist devletleri karşısına aldığı emperyalizme karşı savaşın da ön mevzisi. Ve dikkat edersek burada Türkler elde silah büyük bir başarı elde ettiler. Savaşıp kazandık. Ve bugüne kadar da koruduk. Tüm itarazlara rağmen koruduk. Ve kimse de bize karşı çıkacak cesareti bulamadı. O nedenle bugün Kıbrıs, Türk topraklarının yayılmacı Yunanlara ve onların arkasındaki güç emperyalistlere karşı direniş 15


SUNUŞ

mevzisidir. O nedenle bize bu inadı bırakın da biraz taviz verin demekte­ dirler. Kıbns'ta geri adım attırmak, onlar açısından sadece yeni yayılma döneminin başlangıcı olacaktır. Türkler açısındansa Kıbrıs'ta direniş, Türk vatanına yönelik saldırıların Kıbrıs ön ceph­ esinde püskürtülmesi. Dolayısıyla Kıbrıs, bugün için Türkiyc'de vatan savunmasının en önemli ve en ön cephesidir. Kıbns'ta geri adım atan Türk devletinin süngüsü düşecektir. Süngüsü düşmüş Türkiye, dört bir yandan saldırıya maruz kalacaktır.

Türkler için değil empeıyalistler için sorun Olaya bu tarihsel gerçeklerden baktığımızda Kıbrıs'ta bir sorun­ dan bahsedemeyiz. Kıbrıs bir sorun olmaktan savaşarak kur­ tarılmış bir vatan toprağıdır. Sorun Türkler açısından bittiğinde emperyalistler ve onun maşası Yunanlar için sorun olmuştur. Türkler açısından Kıbrıs'ta bir sorun, 1960'lı yıllarda vardı çünkü o yıllarda adada yaşayan Türkler Rumlar tarafından katlediliyor­ du, can güvenlikleri yoktu. Türk Ordusu'nun 1974'teki müdahalesi ile birlikte Türkler'in can güvenliği sağlandı, 1983'te Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kurulması ile de Türkler bundan sonra adada kendilerine ait bir devlet içinde Rumlardan ayrı olarak yaşayacaklarını ilan etmiş oldular. İşte bizim için çözüm olan bu durum oradaki Rumlar ve onları destekleyen emperyalistler için bir sorun oldu. Şimdi kendi sorun­ larını bizim sorunumuzmuş gibi yansıtarak, kendi lehlerine bir çözüme ulaşmaya çabalıyorlar. O nedenle öncelikle Türkler açısından bir sorun olmadığını, sorunumuzu çözdüğümüzü, bu durumun bizim ulaşmak iste­ diğimiz hukuki ve fiili durum olduğunun kabul edilmesi gerek. Bir millet hür yaşıyorsa, kendi devletini kurmuşsa, ordusu varsa, onun için bir sorun yoktur. Biz Türkler açısından bugün Kıbrıs'ta somut durum bu. O nedenle Kıbrıs bizim için çözülmüş bir sorun­ dur. 16


MİLLİ DAVA KIBRIS

Ama bu çözülmüş sorun, bizim açımızdan Milli Dava'dır. K.ıbrıs'ta hür ve kendi devleti ile yaşamak bizim Milli Davamızdı. Bu dava, adada istediğimizi elde ettikten sonra da sürmektedir. Bugün emperyalistler ve Yunanlılar bize saldırıyorsa, Milli Dava, savunma meselesi olarak sürüyor demektir.

Kıbns'ta tek millet yok, olmayacak da Kıbrıs'ta iki millet yaşıyor. Bu iki milletten tek bic Kıbrıs milleti çıkarma imkanının olmadığını adanın 500 yıllık tarihi bize çok net gösteriyor. Tek bir millet olsun denildiğinde, Rumlar bunun yolu­ nun Kıbrıslı Türkleri boğazlayıp yok etmek ve böylece gerçekten tek millet olarak kalmak olduğunu düşünüyorlar. Kıbrıs'ta yaşayan Türklerle Rumların, tarih boyunca birleşme ve bir arada kaynaşma yolunda hiçbir çabası sonuç vermedi. Dün olduğu gibi bugün de adada iki millet yaşıyor ve bu iki millet bir­ birlerine değil kendi milletlerine bağlılık hissediyor. Rumlar Yunanistan'a, Türklerse Türkiye'ye bağlılar. Yani adada tek bir Kıbrıs milleti yaratmanın hiçbir imkanı yok. Bu yolda çabalar sadece Türkleri orada azınlık durumuna düşürm­ eye yol açacaktır. Azınlık olmanın sonu ise yeniden 1960'lı yıllarda olduğu gibi Rumlar tarafından katledilmektir. Burada emperyalizmin ezilen dünyada etnik mesele üzerinde oynadığı oyunu çok daha iyi görebiliriz. Son yüzyıl, ezilen dünyada milletlerin etnik unsurlarına parçalandığı yüzyıl oldu. Wilson İlkeleri ise bunun gerekçesiydi. Avrupa ve ABD'de büyük milli bütünleşmeler yaratılırken aynı anda ezilen dünyada büyük milli boğazlaşmalar ve bölünmeler yaşandı. Bu, emperyalizmin ezilen dünyada güçlü milletleri alt etmesinin yoluydu. Emperyalizmin aynı bölme yöntemi bugün de sürüyor. Etnik ayrıştırma ve bölme bugün de temel metod. Kıbrıs ise bunun tek istisnası. Normalde milletleri bölen emperyalizm Kıbrıs'ta tarihi olarak ayrı iki milletten tek bir millet yaratmaya çalışıyor. Yani Türk ve Rum olmayacak sadece Kıbrıslı olacak. Ancak biz milletin, coğrafi değil tarihsel bir kavram olduğunu biliyoruz. Milletler, 17


SUNUŞ

başka coğrafyalara dağıldığında o toprağın adıyla yeni bir millet oluşturmazlar. Dolayısıyla Kıbrıs diye bir ülke vardır, ama Kıbrıslı diye bir millet yoktur.

1ürklerin asim.ile edilmesi Kardeşlik nutukları altında yapılan, kimilerinin enternasyonal­ izm olarak değerlendirdiği şey aslında, Kıbrıslı milli kimliği içinde Türk milli kimliğinin asimile edilmesidir. Dolayısıyla bu kardeşlik ve enternasyonalizm, etnik asimilasyonun ambalajıdır. Rumlar açısından ortada bir sorun yok. Çünkü onlar Kıbrıs'ın zaten bir Rum adası olduğunu ve büyük Helen İmparatorluğu'nun bir parçası olduğunu düşünüyorlar. Kıbrıslı kimliği sadece Türkler için sorun. Böylelikle Türkler kendi milli kimliklerini bırakıp önce­ likle Rumlarla kardeş olacaklar. Ancak bu kardeşliğin bir süre sonra Türklerin Rumlar içinde eritilmesine dönüşeceği ortada. En azından Girit'te yaşananları biliyoruz. Bugün Batı Trakya'da yaşananları biliyoruz. Kaldı ki, Kıbrıs'ta da durum 1960 öncesi aynıydı. Fakat olayın daha kapsamlı bir planın parçası olduğunu da görmeliyiz. Bugün Kıbrıs'ta Rumlarla Türkleri kardeş ve tek bir millet yapmak isteyenler, Anadolu'da Rumlara azınlık hakkı iste­ mektedir. Yani Kıbrıs'taki enternasyonal kardeşlik yerini Anadolu'da azınlık savunmasına bırakmaktadır. Böylelikle Anadolu'da bağımsız bir Rum nüfus yaratılacak ve daha sonra bu Rum nüfus, büyük Helen İ mparatorluğu'nun parçası olmak için ayaklanacaktır. Hayal bunlar diye düşünmeyelim, 1918'de durum tam da buydu! Bugünlerde ısıtılan Ruhban Okulu meselesi bunun hazırlığıdır. Atatürk, Rum Patrikhanesi'ni fesat ve fitne ocağı olduğu için kap­ atmıştı. Bugün de Rumlar aynı fitne ve fesatın peşindedirler. Kıbrıs 1ürktür Bilindiği gibi Rumlar, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni yapay bir devlet olarak görüyor ve varlığını kabul etmiyorlar. Çünkü 18


MİLLİ DAVA KIBRIS

onlara göre ada tümüyle bir Rum adası. Ve işin garibi, bugün Türkler'e bile bu Rum tezini kabul ettirmeye çalışıyorlar. Bugün, özellikle medyada yuvalanmış ve Rum lobisi gibi çalışan satılık kalemler, Kıbrıs'ın bir Türk adası olmadığını, oradaki devletin uyduruk bir devlet olduğunu, Türkiye Cumhuriyeti'nin üzerine yük olduğunu, verip kurtulmanın Türkiye'nin önünü aça­ l'ağını savunuyorlar. Ancak bu tezlerin hiçbiri gerçekleri yansıtmıyor. Bir defa Kıbrıs, 1571 'den beri bir Türk adası. Dolasıyıyla adaya Türkler sonradan taşınmış değil, adanın gerçek sahibi. Adada öteden beri Rumlar ve Türkler ayrı bölgelerde yaşıyorlar. Rumlar Güney'de, Türklerse Kuzey'de. Osmanlı idaresi altın­ dayken herhangi bir sorun yoktu. Bugün sorun denilen şey, Kıbrıs'ın İ ngilizlere bırakılması ile haşladı. O zaman adada mutlak azınlık olan Rumlar, Kuzey'e doğru yayılmaya, özellikle para karşılığı Türk mallarını ele geçirm­ eye başladılar. Ancak yüzyılın başında dahi adada Rumlar azınlık­ lı. Fakat adayı Rumlaştırma planı yıllarca uygulanarak, en sonun­ da da fiili katliamlara başvurularak adada bugünkü duru m yaratıldı.

Türkler uluslararası hukuk açısından haklı Bu duruma karşı Türklerin kendi can güvenliklerini ve egemen­ liklerini sağlamak için adaya askeri müdahalesi ve bağımsız bir Türk devleti kurması gayet normaldi. Ve bu, bizim uluslararası sözleşmelerle tanınan hakkımızdı. Bu bizim hakkımız olduğu için de, ne BM ne de başka bir güç Türkiye'ye karşı çıkamadı. Ancak bugün, Türkiye'nin uluslararası hukuktan doğan hakları dahi, Rumlara teslim edilmek istenmektedir. Kaldı ki uluslararası antlaşmalar Rum tarafının Türk tarafından bağımsız bir biçimde herhangi bir uluslararası birlikteliğe girme­ sine izin vermemektedir. Dolayısıyla Rum tarafının AB'ye kabulü uluslararası hukukun ihlalidir. Bunu ihlal edenlere karşı gerekli yaptırımların uygulanması için harekete geçmek Türkiye'nin en 19


SUNUŞ

doğal hakkıdır. Dolayısıyla Türkiye bugün sorun olan ve sorun yaratan taraf değildir. Sorunu yaratan uluslararası antlaşmaları tanımayan Rum tarafıdır. Bu sorunun giderilmesi ise Türkiye'nin kendi haklarını savunmasıdır.

KKTC ve Denktaş düşmanları Fakat Kıbrıs'ı Türkiyc'nin AB'ye girmesinin önünde engel gibi gören ve eğer Kıbrıs'ı verirsek AB'ye alınacağımızı düşünen bir azınlık, Türkiye'nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden vazgeçmesini ve Türkleri Rum idaresine bırakmayı savunmaktadır. Bu nedenle KKTC'nin Türkiye'ye yük olduğu, başkanı Denktaş'ın uzlaşmaz biri olduğu propagandası yürütülmektedir. Bir defa şunu belirtelim ki Türkiye'nin üzerine yük olan KKTC değil, KKTC'den vazgeçilmesini savunan Türkiye'nin tekelci bur­ juvazisidir. Türkiye KKTC'ye 1 0 yılda yaptığı yardımı bir yılda banka sahiplerine vermektedir. Ve bu bankaların gazetesinde çalışan bir avuç Rum çocuğu hiç utanmadan bizim vergilerimizi KKTC'ye veriyorsunuz demektedir. İ kincisi, Denktaş'ın yıpratılması Rumlar açısından kritik önemdedir. Çünkü Denktaş, Kıbrıs Türk Direnişi'nin lideridir. Bu lider yok edilirse dava başsız kalacaktır. Türkiye Cumhuriyeti için Mustafa Kemal, Latin Amerika için Che ne anlama geliyorsa Kıbrıslı Türkler için de Denktaş odur. Bir efsane, kahpe Rum pro­ pagandası ile bitirilmek istenmektedir. Burada, yani vatan savunmasının Kıbrıs hattında, KKTC'nin varlığını savunmak, var olan durumun Türkler için en iyi çözüm olduğunu savunmak ve elbet Denktaş'a sahip çıkmak, vazgeçile­ mez ve ertelenemez politikadır. ABD ve İsrail kuruldu sıra Büyük Helen İınparatorluğu'nda Buraya kadar anlattıklarımızın nasıl da adım adım gerçekleştiği­ ni aslında yaşamıyor muyuz? Bugün KKTC'de yapılacak seçimler öncesinde açıktan Rum 20


Mi LLİ DAVA KIBRIS

lıırafının desteğini alan, AB'den ve ABD'den hem diplomatik hem ılc parasal destek alan ve seçimleri kazanırlarsa Rum tezlerini kaimi edeceklerini söyleyen bir muhalefet var! Bu tür bir muhalefetin çıkması bile Rumların Türkler içinde bir l'lnik asimilasyon yaptığının kanıtıdır. Üstelik bağımsız bir devlet i.;inde yaşarken bunlar oluyorsa yarın tek bir devlet içinde nasıl bir l'ürk milleti olacağını düşünmek bile kabus olur. Bugün Kıbrıs'ın çoğunluğu Rumsa, bu iki nedendendir. Birincisi katliamlar. Rumlar yaklaşık 20 yıl sistematik bir katliam politikası ile Türk nüfusu sindirmiş, korkutmuş ve kaçırtmıştır. İkincisi ise maddi bir operasyondur. Mülkiyete önem vermeyen dayanışmacı Türk toplumunun malı mülkü Rumlar tarafından yak­ laşık bir yüzyıl boyunca satın alınmış, yüzyıl sonunda adada mülkiyet hakkının büyük çoğunluğu Rumların eline geçmiştir. Şimdi bu yöntem bir yerlerden tanıdık gelmektedir. Birinci ilmek ABD'nin kuruluşudur. Para ve katliamlarla ilerleyen Avrupalı barbarlar ABD'yi bu şekilde kurmuştur. Ama çok daha yakın ve benzer bir örnek İsrail'in kuruluşudur. İsrail devleti de, aynı taktikle; para ve katliamla Ortadoğu'ya yer­ leşmiş ve gittikçe genişlemiştir. Genişleme bugün bile devam etmektedir. Bugün Kuzey lrak'ta İsrail'in büyük toprak parçalarını satın aldığını biliyoruz. Aynı İsrail'in GAP kapsamındaki toprak­ larda da gözü olduğunu, önemli yatırımlar yaptıklarını biliyoruz. İsrail, Filistin'den Harran'a kadar olan topraklarda büyük bir İsrail devleti kuracaktır. Bu onlara Tanrı'nın vaadidir. Onlar da onu gerçekleştirmek için yüzyıllardır sabırla çalışıyorlar.

Büyük Helen ve Büyük İsrail kıskacında Türkiye Yunanların Megali İ deası da Yahudilerin vaad edilmiş toprak­ larına benzemektedir. Aynı ırkçı amaç, aynı sinsi planlarla uygu­ lanmakta ve Helen yayılması sürmektedir. Fakat burada hayret edici bir benzerlik her iki topluluğun emperyalizmle ilişkilerinde ortaya çıkar. Helenler de Yahudiler gibi emperyalistler tarafından tümüyle desteklenmektedir. İki 21


SUNUŞ

topluluk da aslında emperyalizmin ezilen dünyaya soktuğu bir kamadır. Ve o kama gittikçe Türk topraklarına yaklaşmaktadır. Hem de iki taraftan aynı anda. Bugün Kıbrıs'tan ve Kuzey lrak'tan Türkiye'ye yönelen tehdit, aynı bölünme ve yok edilme tehdidir, bir tarafında Helenlerin diğer tarafında Yahudilerin olduğu bir kıskaçtır. O nedenle Türklerin Kıbrıs'ta direnmesi tarihi önem taşımak­ tadır. Kıbrıs'ta ipin ucunu kaçırdık mı, hem büyük Helen İ mpara­ torluğu'nun hem de büyük İsrail devletinin kapısı aralanmış ola­ caktır.

Her alanda milli direniş politikası Burada Milli Dava'yı savunmak Türk milleti için milli direniştir. Bu milli direnişin her alanda gösterilmesi gerekmektedir. Hukuki alan, savaş alanı, moral alan, siyasi alan. Ancak bu alanlarda gösterilecek direniş için öncelikle tehlikenin tam olarak ayırdına varmalıyız. Tarih sahnesinde, iyi niyetlere, boşvermişliğc yer yoktur. "Ya olursa" ya da "ya olmazsa" diye poli­ tika belirlenmez. En ufak bir tehdit bile önemsenir ve ona uygun bir önleme siyaseti geliştirilir. Bugün Helen İ mparatorluğu yakın bir tehdit değil bir rüya gibi görülebilir. Ancak milletlerin hele hele yüzyıllarca ırkçı anlayışla yetiştirilen milletlerin rüyalarını gerçekleştirmek için yapmayacak­ ları şey yoktur. Bugün Kıbrıs'ta Türkiye'nin yapacağı çok ufak h ataların maliyetinin sadece Kıbrıs olmayacağını, üzerinde Türk milletinin yaşadığı tüm toprakların olacağını görmeliyiz. Bugün Kuzey'e yarın İstanbul'a Bu açıdan Kıbrıs'ta dayatılan Annan planı büyük tuzaklar taşı­ maktadır. Herşeyden önce plan, Türk devletinin işgalci olduğu varsayımından yola çıkmakta, Türkler'in Rumlara bırakacağı toprakları da bu gerekçeye dayandırmaktadır. Ancak bölgesel bir işgal olmaz, topyekün işgal vardır. Türkiye 22


MiLLİ DAVA KIBRIS

ııdanın çok ufak bir bölümünde bile işgalci olduğunu kabul ederse, yarın toptan işgalci devlet ilan edilecektir. O nedenle bugünkü ufak taviz, yarın Türkiye'nin Kıbrıs'tan çıkarılmasının gerekçesi olacaktır. Ancak sorun Kıbrıs'la da bitmiyor. Rumların Kuzey'e dönüş hakkı aynı işgale dayandırıldığı için bunun kabulü Rumlar'ın lzmir'e, Ege'ye, Karadeniz'e ve İ stanbul'a dönüşünün de yolunu açıyor. "Ne olacak Rumlar da geri gelebilir"in gideceği yeri iyi görmeliyiz. Ufak tavizler haklı konumumuzu zedeler Türkiye Kıbrıs'ta hukuki bir variık taşımaktadır. Ama sorunu çözmek adına verilecek ufak tavizler bu hukuki ve meşru durumu yok edecektir. Böylelikle Türkiye'nin elinden hem yasal hakları hem de toprakları alınabilecektir. Ancak bugünkü iktidar ve işbirlikçi basın olayı bir milli politika olarak değil, ufak tavizler olarak gördüğü için Türkiye haklı konu­ munu kaybetme noktasına sürüklenmektedir. Bunun en açık göstergesi gerek AB'nin gerek Rum tarafın Türk Ordusu'nun işgalci olduğuna yönelik açıklamalarıdır. Bu açıkla­ malar bile olayın ciddiyetini göstermelidir. Ortada iki dost milletin karşılıklı tavizlerle çözeceği bir mesele olsaydı Rumlar bizi işgalci­ likle suçlamazdı. Ve eğer denildiği gibi iki millet birarada kardeşçe yaşayabile­ cekse, Türk Ordusu adada bu kardeşliğin teminatı olur. Ama Rumların niyeti kardeşçe yaşamak değil Türkleri boğazlamaktır. Ama Türk Ordusu olursa istedikleri gibi Türk boğazlayamazlar bu nedenle Türk Ordusu'nun adadan gönderilmesi için çalışıyorlar.

Sözümüz Türk milletine Bir yanlış mantık da, nasıl olsa böyle bir durumda müdahale ederiz anlayışıdır. Doğru, Türk milleti ve Ordusu yine müdahale edebilir ancak iş işten geçtikten sonra yapılacak müdahalenin ne anlamı olur? 23


SUNUŞ

Üstelik bugün müdahale etmek düne göre çok daha zordur, ama bugün bulunduğumuz konumda diretmek çok daha kolaydır. Fakat buna rağmen birileri Türkiye'yi kolay olanı değil zor olanı yapmaya zorlamaktadır. Amaçları Türk devletini zora sokmak, zayıf düşürmektir. Bu noktada hala Rum dostluğu propagandasında ısrarlı olan­ lara, Avrupa Birlikçilere şunu soralım: PKK'nın Rum kesimindeki kampları için ne diyorsunuz? Apo Türk devleti tarafından esir alındığında üzerinden neden Kıbrıs Rum Kesimi pasaportu çıktı? Bu nasıl bir kardeşlik anlayışıdır? İçimizdeki Rumlara söyleyecek sözümüz yok. Ama Türk milleti gerçekleri görür. Sözümüz Türk milletinedir.

24


1- Mücahit konuşuyor: Türklük için dayandık, dayanacağız


MİLLİ DAVA KIBRIS

Türklük için dayandık dayanacağız Rauf Denktaş

Kıbrıs Türklerini yok sayıyorlar TÜRKSOLU: 3 Kasım seçimlerinden hemen sonra Annan Planı'nın gündeme getirilmesiyle birlikte Batının Türkiye ve KKTC üzerindeki baskısı artmaya başladı. Sizin üzerinizde bu plandan dolayı büyük bir baskı yaratıldı. Siz ise Annan Planı'nın sadece Kıbrıs Türklüğü için değil Türkiye Türklüğü için de büyük tehlikeler ve tuzaklar içerdiğini ısrarla vurguladınız. Bugün Kuzey Kıbrıs'ı AB ve Rum tarafına teslim etmek isteyen­ ler sizin şahsınıza ve Milli Dava'ya Annan Planı üzerinden saldır­ maya devam ediyorlar. Annan Planı'ndaki Türklüğe yönelik büyük tuzaklar nelerdir ve planın gerçek amacı nedir? RAUF DENKTAŞ: Annan Planı'nın zamanlaması tesadüf değildir. Zamanlama açısından bu planı hazırlayanlar ve planı hazırlatanlar, AB'ye girmek isteyen Türkiye'yi Kıbrıs konusunda baskı altına almak için planı bir fırsat olarak değerlendirmiştir. "Sen AB'ye girmek istiyor musun, Rum da istiyor." diyorlar. Hangi Rum? Onların Kıbrıs'ın meşru hükümeti olarak atfettikleri 27


MÜCAHİT KO NUŞUYO R: TÜ RKLÜ K İÇİ N DAYANDIK, DAYANACAGIZ

Rum. Rumlar'ın o zaman istekleri yerine getirilmeli diyorlar. Ama Kıbrıs Türkleri ne istiyor önemli değil. Onlar Kıbrıs Türklerini yok sayıyorlar. Dolayısıyla formülleri Güney Kıbrıs'ın AB üyeliği için yapmış olduğu yasadışı müracatı yasallaştınnak için Kıbrıs Türkleri'nin imzasını ve Türkiye'nin rızasını almaktır. Bu amaç için Türkiye'nin karşısına Annan Planı'yla çıktılar. Bu plan nedir? Kıbrıs'ın AB'ye girmesi için hazırlanmış bir plandır. Türkiye'nin de Kıbrıs üzerindeki haklarını ortadan kaldıran bir plandır. Dolayısıyla Türkiye'yi bir ikilem karşısında bırakıyorlar. AB'ye girmek istiyorsan Kıbrıs'ı vereceksin, Kıbrıs'tan vazgeçeceksin denmektedir. Onun için bu planın ortaya çıkışı tesadüf değildir. TÜRKSOLU: ABD ve AB'nin K.ıbrıs'taki temel emeli nedir? Rumlara destek olma nedenleri nelerdir?

Kıbns'ı Anglo-Amerikan üssü haline çevirmeye çalışıyorlar RAUF DENKI'AŞ: Şimdi Amerikalılar "biz AB üyesi değiliz ama Türkiye'nin AB'ye girmesini istiyoruz ve bunun için de çok uğraşıyoruz" diyorlardı o dönemde. Ama şimdi bizim direnmemiz karşısında ağızlarındaki baklayı çıkardılar; "Sen AB'ye ginnek istiyorsan K.ıbrıs'ı verip, kurtulacaksın" demektedirler. Niçin böyle yapıyorlar? Çünkü Anglo-Amerikan planı K.ıbrıs'ı bir Anglo-Amerikan üssüne çevirmeyi amaçlamaktadır. Bu üste Türkiye'nin garantörlük hakları çerçevesinde askeri varlığını iste­ memektedirler. Bu plan bu amaca göre hazırlanmıştır. Planda Türkiye'nin askeri varlığı sıfırlanmaktadır zaman içerisinde. Tüm bunları çok güzel düşündüler ve hesapladılar ancak bir yerde hesabın bir hatası vardı. Yanlış hesap da Bağdat'tan döndü. Nedir o yanlışları? Zannettiler ki bu AB havucu bizi, Kıbrıs Türkleri olarak kandıracak, Annan Planı'ndaki haklarımızı ayaklar altına alan tuzakları görmeyeceğiz ve dolayısıyla istedikleri rotaya gireceğiz. Biz buna gelmediğimiz için de şimdi bizi boy tahtası yap­ mışlardır ve yapmaya da devam edeceklerdir. Annan Planı Türkiye'nin Kıbrıs'taki varlığını ortadan kaldırıp, Türkiye'ye de 28


MİLLİ DAVA KIBRIS

hazı vaatlerde bulunmak suretiyle Amerikan- İngiliz siyasetini gerçekleştirmeye yönelik bir plandır. TÜRKSOLU: Özellikle Türk Ordusu'nun adadan çekilmesi noktasında büyük bir baskı var. Bugün sadece Kıbrıs'ta değil, Ege'de, K.lrak'ta Batı'nın aynı dayatması söz konusu. Türk Ordusu'na bu düşmanlık acaba ileriki dönemde Kıbrıs Türk'üne yönelik yeni soykırım planlarının işareti olabilir mi? Rumlar Kıbns'ı Yunan adası yapma emellerinden vazgeçmezler RAUF DENKI'AŞ: Eğer ben Rum'u ve Yunan'ı tanıyorsam Kıbrıs'ı bir Yunan adası yapma eylemlerinden ve emellerinden vazgeçmeyeceklerine eminim. Vazgeçemezler. Eğitimleri, kültür­ leri, inançları, imanları, dinleri buna imkan vermez. Bunu bilme­ den ve geleceği görmeden bir antlaşma yaparsanız sonuç felaket olur. Benim korkum AB'ye girdikleri takdirde, bu hayalperest ve maceraperest insanlar, Rum tarafına yığdıkları silahlan ateşleye­ bilirler. Küçük bir olay çıkaralım da, dünyaya Türkiye artık işgalci olarak adadan çekilmelidir mesajını verelim diye düşünebilirler. İ nşallah AB kendilerine bu cesareti vermez. Ama verme ihtimal­ leri vardır çünkü Avrupa Parlamentosu'nda Türk askerleri derhal adadan çıksın diye karar verilmiştir. Ve Rumlar AB'ye üye olduk­ tan sonra diğer AB ülkelerinin parlementolarından da aynı şekilde Türkiye'yi suçlayan kararlar çıkarabilirler. Bir düşünce var; eğer biz Annan Planı'nı kabul ederek birlikte girersek, hükümetin içinde bu gibi faaliyetleri durdurabiliriz diyor­ lar. Bu gibi faaliyetleri hükümet olarak yapacak değiller ki. Propaganda olarak arkamızdan yapacaklar. Annan Planı'nı biz kabul ettiğimizde zaten Türk askeri gitmiş olacak. Onun için dediğim gibi her tarafı hesaplanmış bir oyun oynanmaktadır.

Yapamayacakları rezillik yoktur TÜRKSOLU: Son bir yılda Kıbrıs'ta Milli Davamızdan taviz vermemiz için hep belli günler ve süreler gündemde tutuldu. Plan ortaya çıktı bir hafta içinde cevap verilsin dendi, Atina Zirvesi var 29


MÜCAH İT KO NUŞUYO R: TÜRKLÜK İÇİN DAYAN DIK, DAYANACAGIZ

o zamana kadar herşey çözülsün, 1 Mayıs 2004 son gün dendi. Şimdi de yeni hir gündemle Türk tarafı sıkıştırılmak isteniyor. Kıbm:'ta Aralık ayındaki seçimler tartışmaların odak noktası. Türkiyc'de bazı kesimler Kıbrıs seçimlerine müdahale edilmesin derken, hir taraftan da görüyoruz ki hem ABD hem AB hem de Rumlar ve Yunanistan doğrudan bir psikolojik savaşla, ellerindeki para kaynaklarını kullanarak seçimlerde bir tarafı destekliyorlar. Hem de hunlar gizlice değil son derece açıkça gerçekleştirilmek­ te. ABD'nin Kıbrıs Koordinatörü Weston açıkça Kıbrıs'ta size karşı muhalefetin yanında olduğunu söyleyebiliyor. RAUF DENKTAŞ: Dünyanın hiç bir yerinde böyle birşey olmamıştır. Bu diplomasi tarihinde bir ilktir. Böyle bir rezillik daha önce yaşanmamıştır. Bunu bilerek yapıyorlar. Kararlıdırlar. Ve gördüğünüz gibi yapamayacakları, yapmayacakları rezillik yoktur. Onun için biz önümüzdeki bu iki ay içerisinde daha çok şeylere tanık olabiliriz. Çok acaip ve tehlikeli şeyler yaşanabilir.

Denktaş gitti diye bu halk Rum'a bağlanacak değil TÜRKSOLU: Türkiye'de sermaye, medya ve siyaset içinde ege­ men bazı çevreler daha önce hiç görülmeyecek şekilde Türkiye'nin Milli Davalarının aleyhinde seslerini yükseltebiliyorlar. Ege'de, Ruhban Okulu, Patrikhane konularında, Güneydoğu'da ve şu anda en çok dile geitirilen Kıbrıs konusunda taviz verelim diyebiliyorlar. Ver kurtul tezleri, bunlar bizim sırtımızda yük tezleri dillendiriliy­ or. Kıbrıs'ta ise Milli Dava yerine sorun kelimesini telaffuz ederek sürekli sizi hedef tahtasına oturtuyorlar. Sanki siz gittiğinizde Kıhrıs'ı çözüp apar topar Rumlara teslim edebileceklermiş gibi bir hava yaratıyorlar. Milli Dava tek bir insana bağlıymış gibi sizin üzerinizden büyük bir psikolojik savaş yürütüyorlar. RAUF DENKTAŞ: ABD temsilcisi beni engel olarak tanım­ ladığına göre, bana saldıran odaklar da çoğunlukla ABD'nin eline bakan odaklar olduğu için aynı yerden aldıkları direktif ile "Denktaş'a vur, Denktaş gitsin! " korosu oluşturmaktadırlar. Kıbrıs'taki muhalefetin ne yazık ki bunlara büyük bir katkısı 30


MİLLİ DAVA KIBRIS

olmuştur. Bazı çevreleri kandırabilmişlerdir, çünkü "Biz halkı tem­ sil ediyoruz, halk Denktaş'ı istemiyor, Denktaş kimseyi temsil etmiyor" demişlerdir. Biz üç ayı hastanede, bir seneyi de Klerides ile masa başında geçirdiğimiz için, halka gidemedik, çarşıya, pazara, sokağa çıka­ madık. Bunu halktan kopma olarak yansıtmaya çalıştılar. Rumlar da buna inandı. Halbuki burada bizi ziyaret eden arkadaşlar vardır. Bunlar l 963'ten bu yana herşeylerini ortaya koymuş insanlardır. Mücahitler, gaziler, emekli askerler, halkımız ve gençler ortadadır. Denktaş gitti diye bu halk Rum'a bağlanacak değil. Direnecek, dayanacak, Milli Dava'yı savunacak. Burada kimsenin şüphesi olmasın. Ama bütün mesele şudur: Türkiye kendisiyle beraber olacak mı? Biz olacağı inancındayız. Onun için bu dava Denktaş'ın davası değil milletin davasıdır. Kıbrıs'ın davasıdır, Anadolu'nun davasıdır, Anadolu'nun güvenlik davasıdır. Bu davadan taviz ver­ ilecejini düşünenler hayal görmektedir. TURKSOLU: Yeniden Batının Türkiye'ye yönelik bir Sevr Planı'ndan bahsediliyor. Kıbrıs'ta verilecek bir taviz, Anadolu'nun güvenliğini nasıl bir tehlikeye atar? Kıbrıs'ta yoksa Anadolu Türklüğünü de yok etmenin ilk adımları mı atılmak isteniyor?

Türkiye>yi kuşatma planının bir parçası RAUF DENICTAŞ: Biliyorsunuz bundan bir kaç hafta önce İsveç'te yapılan bir toplantıda Sevr Anlaşması'nın Türkiye'ye yeniden dayatılması yönünde karar çıkarılmıştır. Kimdir bunlar? Sevr'in zemini ve felsefesini ileri dönük bir şekilde yaratmaya çalışanlar var. Dolayısıyla eylemleri de bu yöndedir. Kıbrıs'ı alıp Yunanistan'a vermek, tarihte hep olduğu gibi Yunanistan'ı Türkiye aleyhine güçlendirip, büyütmek politikaları her taraftan Türkiye'yi kuşatma planlarının bir parçasıdır. Kıbrıs'tan sonra sıra neye gelecek? "Türkiye AB'ye girecekse eğer federasyonu kur, Patrikhane'yi ekümenik hale getir, Ruhban Okulu'nu aç, Ege'de Yunanlar'a istediklerini ver, en sonunda da 31


MÜCAH İT KO N UŞUYO R: TÜ RKLÜ K İÇİN DAYANDIK, DAYANACAGIZ

Konstantinapolis dedikleri İ stanbul'u ver" diyeceklerdir. Ö rneğin Pontus Rumları hak iddia etmeye başlıyor. Güney Kıbrıs'ta bunlar besleniyor. Avrupa Parlamentosu'nda ve diğer AB ülkelerinin parlamentolarında Ermeni tasarıları geçmektedir. Meseleyi hallet, özür dile, parasını ver diyorlar. Peki Türkiye farz edelim ki AB'ye kendisinden istenen herşeyi verdi. Kıbrıs'ı da verdi. Parlamentolarında Ermeni Soykırımı'yla ilgili karar alan ülkeler o zaman diyecek değil mi "hoş geldin Türkiye, biz de seni bekliyorduk, bütün imtihanları verdin ama birşey var daha. Ermeniler'den özür diledin mi tazminatları verdin mi? Bizim parlamentomuzda bu konuda karar var. Bunu da yapın sonra gelin." Yani ellerinde o kadar çok kart var ki Türkiye'ye karşı, insan hayret içinde kalıyor. Türkiye gerçekten bir pazarlıktaysa, Türkiye'nin elinde en büyük koz Kıbrıs'tır. Bunu peşinen verirse başka neyi pazarlık edeceksin. Hiçbir şey kalmaz. O yüzden bu konuda Türkiye'nin sonuna kadar diretmesi lazımdır. Zaten 1960 Antlaşmaları da bizi güçlü kılmak­ tadır. Türkiye'nin olmadığı bir yere Kıbrıs giremez.

Türk ulusu tabiatıyla dirence.ektir TÜRKSOLU: AB'nin Türkiye'yle ilgili hazırladığı raporda Türkiye'nin demokratikleşmesi ve üyeliğinin önünde engel olarak Kemalizm gösteriliyor. Batının Kemalizmle yüz yıl sonra yeni bir hesaplaşmasından bahsedebilir miyiz? RAUF DENKTAŞ: Sevr'i yeniden canlandırmak istiyorlar. Lozan'ın rövanşını almak istiyorlar. Şimdiki zeminin buna uygun olduğunu düşünüyorlar. Müthiş bir dış borç içindeyiz. Bu ellerinde büyük bir silah. Bunu kullanıyorlar. Diğer taraftan Türkiye'nin AB'ye girme istemini kullanıyorlar silah olarak. Bütün mesele Türk ulusunu direnişine ve Türk hükümetinin kararlılığına kalmıştır. "Her konuda dediğimiz olacak, Ege'de, Kıbrıs'ta olacak, Kürtlere gereken federe hakları vereceksiniz, Türkiye'nin parçalanması için ne gerekiyorsa onu istiyoruz" diyorlar. İş bu noktaya gelirse Türk ulusu ve Türk hükümetleri tabiatıyla 32


MiLLİ DAVA KIBRIS

ılirenecektir. Türkiye belki de ikinci bir Kurtuluş Savaşı, belki de ıl iplomatik bir Kurtuluş Savaşı vermek zorunda kalacak. Bugün hizim Kıbrıs'ta yaptığımız gibi. TÜRKSOLU: Sürekli "tren kaçıyor, Rumlar AB'ye giriyor, acele edelim" derken Türk tarafı yeni açılımlar ortaya koymaya haşladı. Böylelikle Rum'un hiç de çok güçlü olmadığı, Türkiye ve KKTC'nin Gümrük Birliği'ne gitmek gibi pek çok alternatifleri olduğu ortaya çıktı. Ö nümüzdeki dönemde ne tür yeni açılımlar düşünüyorsunuz?

AB havucuyla bizi istedikleri yere götürebileceklerini sanıyorlar RAUF DENICI'AŞ: Yeni açılımlarımız söz konusudur. Şu anda ünümdeki kağıtta da bunların bazıları yazmakta. Yakında görüle­ cek. Yapılacak çok şey ve çok alternatifimiz var. Bunları yaptıktan sonra da biz artık dünyaya dönüp: "Daha ne yapmamızı istiyor­ sunuz?" diye sorabileceğiz. "Rum bala uzlaşmıyor, Rum baJa ben ıck meşru hükümetim, Rum bala sen azınlıksın diyor, daha bizden ne bekliyorsunuz" diye bizim de dünyaya sorma gücümüz ve hakkımız olmalıdır. Kıbrıs'ta önümüzdeki seçimler bu kararlılığı da gösterirse ki ben göstereceğine inanıyorum, AB havucuyla bizi istedikleri yere götürebileceklerini zanneden makamlar bir kez daha durup düşüneceklerdir. Rum tarafına da "artık sen bunları silahla yenemedin, aç bırak­ tın diz çökertemedin, uluslararası diplomaside her yolu denedin yine pes etmediler, işte görüyorsun bu halk devletine, Türkiye'sine sahip çıkmıştır. Artık sen siyasetini değiştir." diyecektir. Tabi iyi niyetlilerse bunu yaparlar. Ama eğer değilseler daha da çok baskıya başlayacaklardır. Hem bizim hem Türkiye'nin AB'den, Avrupa'dan, medeni dünyadan birşey beklememiz doğru mu değil mi diye o noktada karar vermemiz gerekir. TÜRKSOLU: Aslında Rum tarafında da bir endişe söz konusu. 1 Mayıs 2004'ten sonra onlar AB kanalıyla Yunanistan'la bütün­ leşince, KKTC de dünyada daha fazla ülke tarafından tanınabilir ve Türkiye'yle daha fazla bütünleşebilir gibi kaygılar dile getiriliy33


MÜCAHİT KO NUŞUYO R: TÜRKLÜK İÇİN DAYAN DI K, DAYANACAGI Z

or. RAUF DENKTAŞ: "Biz Mayısa kadar istediğimizi yaptıra­ mazsak, ada artık kati surette bölünmüş olur" diyorlar. Eğer bun­ dan korkuyorsan kabadayılıktan vazgeç. Yalan bir ünvan altında Kıbrıs'a sahip çıkma hatasından vazgeç. İ ki eşit taraf olarak konuşalım. TÜRKSOLU: 1 Mayıs 2004 AB'cilerin ve taviz taraftarlarının hep gündemde tuttuğu bir tarih. Tren kaçacak diye panik yarat­ maya çalışıyorlar. Oysa Rum tarafı da bu tarihte fiili taksimin gerçekleşmesinden korkuyor. 1 Mayıs 2004 KKTC ve Türkiye'nin aslında çok daha güçlü konuma geleceği bir tarih olarak değer­ lendirilemez mi?

Her gelen trene aman kaçıyor diye binilmez RAUF DENKTAŞ: "Aman falan tarihte tren kaçacak, aman mahvolacağız" diyorlar. Eğer bu tren ise tek tren olamaz. Bir tren gider ötekisi gelir. Yeter ki sen hangi istasyonda duracağını ve hangi trene bineceğini bilesin. Her gelen trene aman kaçıyor diye binilmez. O tren seni yanlış yere götürür. Bunların yapmak istediği budur. Durun bakalım bu tren nereye gidiyor? Yunanistan kollarını açmış, bekliyor. Buraya gelin aman diye yalvarıyor bize. Niçin yal­ varıyor? Yüz yıldır Kıbrıs'ı alamamış. Şimdi dolaylı yoldan alacak, senin de imzana ihtiyaç duyuyorlar. O nedenle kaçan hiçbir tren yoktur. Bizim çok akıllı, sabırlı ve kararlı olmamız lazımdır. Aralık bizim için bu açıdan bir imti­ handır. İ nşallah halkımız aldanmaz. TÜRKSOLU: ABD ve AB emperyalizminin Türkiye'ye dayattı­ ğı sömürgeleşme ve parçalanma politikalarına ve bunları içte yürüten işbirlikçi ve mandacı çevrelere karşı son yıllarda hem Kıbrıs'ta hem de Türkiye'de yeni bir ruhtan ve hareketten bahsediliyor. Batı emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı halkın Kuvayı Milliye'de birleşme talepleri daha sık dillendiriliyor. Bu eğilimi ve İkinci Kuvayı Milliye hareketini nasıl değerlendiriyorsunuz? 34


MiLLİ DAVA KIBRIS

Kuvayı Milliye vatana sahip çıkmaktır, devlete sahip çıkmaktır RAUF DENKTAŞ: Zannedersem Kuvayı Milliye vatan ıoprağının tehlikeye düştüğü an o vatan toprağını kanında, canın­ da hisseden, normalde çok hassas olmayan ama birdenbire ıchlikeyi gören geniş halk kitlelerinin ve bir milletin, ayağa kalk­ masıdır, canlanmasıdır, dirilmesidir. İstiklal Savaşı'nda bu olmuştur. Vatan artık elden gidiyor, bütün ı lünya millete düşman, alacaklarsa vatanımı canımı alarak alsınlar ıliyor insanlar. Esir olarak yaşamaktansa şehit olmaya razıyım deniyor. Bence Kuvayı Milliye budur. Vatana sahip çıkmaktır. Devlete sahip çıkmaktır. Bugün de bana pek çok insan bu duygu ve düşüncelerle geliyor. Gençliklerini bizim gibi vatan uğruna feda etmiş insanlardır bun­ lar. Evlerine çekilip rahat edeceklerine birden bire, canlanıyorlar. Diyorlar ki biz yine varız. Bu büyük bir olaydır. TÜRKSOLU: Sizin "Anadolu halkını arkama alırım" sözünüz hazı çevreler tarafından çok çarpıtıldı. Bazı medya oraganları bu sözünüzü size karşı yıpratma kampanyası olarak kullandı. Ve öyle bir hava yaratıldı ki Türk devletinin Milli Dava'ya ve size desteğinde artık bir çatlak çıktı. Hatta Yunan tarafının yetkilileri bile ilk defa Türk tarafında çatlak çıktı söylemleri kullandı. Kuzey Kıbns'ta doğrudan Rum'un politikalarını savunur konu­ ma gelmiş bazı siyasi çevreler de sürekli Türk halkının ve devle­ tinin artık bu konuda bölündüğü iddiasıyla güç kazanmaya çalışıy­ or. Bu görüşleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Dış odaklardan aldıklan paralarla daha organizedirler RAUF DENKTAŞ: Asla bir çatlak söz konusu olamaz. Anadolu'yu geziyorum, görüyorum. Her görüşten, her partiden insanlar bir araya gelip Kıbrıs'taki davamıza destek oluyorlar. Beni alkışladıklarını, heyecanlandıklarını, ağladıklarını görüyorum. TBMM'de partiler bugüne kadar Kıbrıs konusunda hep oybir­ liğiyle karar almışlardır. Onun için bir çatlak falan yoktur. Ama varmış intibasını vermek isteyen bazı medya çevreleri ola­ bilir. Bu doğrudur. Ben "Cemaatimi arkama alırım ve Anadolu'ya 35


MÜCAHİT KO NUŞUYO R: TÜRKLÜK İÇİ N DAYANDIK, DAYANACAGI Z

dayanarak, inanarak mücadeleyi sürdürürüm" dedim. Maksatlı olarak demecimi "Anadolu'yu arkama alırım" şekline soktular. Zannedersem böyle bir şey çıkacağını hesaplayarak bunu yaptılar. Neticede biz bunlara alıştık. Bugün Türkiye'den yeni gelen insanlar bu muhalefetin hareketi­ ni yeni bir hareket olarak değerlendiriyorlar. Oysa bu yeni bir hareket değildir. Kendileri yıllardır mevcuttur. Biz Cumhuriyet'i, devleti kurmak için bunları ikna etmek zorunda kaldık. "Kuramazsınız" diye çıktılar karşımıza. Ben de onlara dedim ki "Yarın biz kuruyoruz, eğer siz gelip oy vermezseniz bu devletin kurulmasına, bizlerin cumhuriyetimizin siyasi partisi olarak o mecliste oturamazsınız." "Efendim biz telefon edelim" dediler. "Telefonlar kesilmiştir" dedik. "Büyükelçiye gidelim" dediler. Büyükelçiye beni şikayet etmiş, "gidin Denktaş'la konuşun" cev­ abını almışlardır. Ve ertesi gün tamam diyerek, mecburen ellerini kaldırıp oy verdiler. Biz geçirdik kararı. Ertesi gün bunlar yine başladılar konuşmaya. Biz egemenlikten bahsedince, "egemenlikten bahseden insan uzlaşma istemez" dediler. Daha o zamandan başladılar. Yeni birşey değil bu hareket. Ama bugün daha organizedirler, daha örgütlüdürler. Dı� odaklardan aldıkları paralarla daha zengindirler ve AB havucunu göstererek özellikle gençliği kandırmak istemek­ tedirler. Bugün basına baktıysanız gençleri almışlar etraflarına, "AB'ye girersek bedava okuyacaksınız" diyorlar. Peki Türkiye sizi bedava okutuyor. Ananı da okuttu, babanı da okuttu. AB bedava okutsun diye ne tavizler verilecektir? Büyük bir çaba içindedirler. Ev ev dolaşmaktadırlar. Ben hata halkımın mayasına güveniyorum, inanıyorum inşallah alnımızın akıyla bu imtihandan çıkacağız. Bakınız biz soluz diyorlar. Ama AB'ye hizmet ediyorlar. Fakat bakın çok ilginçtir. Rum'un solu, komünist partisi AKEL diyor ki; " İdeolojik olarak AB'ye karşıyız ama milli dava açısından destek­ liyoruz." Bunu söyledikten sonra artık sen hala nasıl Rum'la beraber AB'ye gireceğiz diyebilirsin? Adam milli davam için giriy36


MİLLİ DAVA KIBRIS

orum diyor. Türkiye'yi tamamen Kıbrıs'tan çıkaracağız diyor. Bunlarla işbirliği yapanlar Yunanistan'la Enosis'e hizmet ederler. < >ndan sonra azınlık olarak haklarını arasınlar.

Yaptıkları tek §CY AB'ye, ABD'ye Rum'a hizmettir TÜRKSOLU: Biz bu tür "solu", sol değil, işbirlikçi, komprador sol olarak adlandırıyoruz. RAUF DENKTAŞ: Tabi çok doğru. İşbirlikçidirler. Beni karan­ lık güçlerle işbirliği yapan lider olarak tarif ediyorlar Rum basını­ na. Bunlar güya memleketimin muhalefet lideri. Yaptıkları tek şey AB, ABD ve Rum'a hizmettir. Zaten bu güçler açıkça kendilerini destekliyor. ABD, Kıbrıs'ı Anglo-Arnerikan askeri üs haline getirmek istiyor. Türkiye'nin burada bir gücü bulunsun istemiyorlar. Tüm destek huradan kaynaklanıyor. TÜRKSOLU: Anadolu halkıyla beraber, Türk gençliği, Atatürk gençliği olarak Milli Davamızın ve sizin sonuna kadar yanınızdayız. Uiz Atatürk gençliğine bir mesajınız var mı sayın Cumhurbaşka­ nım? Ümitsizliğe düşmeyiniz Türk ulusu vatanına sahip çıkan bir ulustur RAUF DENKTAŞ: Yıllar önce bir heyet olarak sayın Başbakanımız İsmet İ nönü'yü ziyaret etmiştik. Türk devletinin adaya bir an önce gelip bizi kurtarmasını aksi takdirde dayanamay­ acağımızı belirtmiştik. İsmet İnönü bize Türk'ün her koşulda milli davasında dayan­ ması ve direnmesi gerektiğini belirtti. Dayanamamak söz konusu olamazdı. Biz de bu sefer bir daha ki görüşmemizde "dayanmamız için şu kadar yiyecek, giyecek, silah" gereklidir diye çok uzun bir liste ilettik. Kendisi bize gülerek Kurtuluş Savaşımızda Atatürk'le arasında geçen bir anıyı anlattı. Cephede İsmet Paşa'nın birlikleri zor durumdadır ve genel karargaha sürekli takviye asker, silah ve mühimmat talepleri iletilmektedir. Ancak Atatürk İsmet Paşa'nın telgraflarını hep 37


MÜCAHİT KO NUŞUYOR: TÜRKLÜK İÇİN DAYANDIK, DAYANACAGIZ

yanıtsız bırakır. Sonunda İsmet Paşa dayanamaz ve " İ steklerimiz çok acildir. Yanıt vermemeniz karargahımızın moral gücünü sarsabilir" diyerek Atatürk'e bir mesaj gönderir. Atatürk ise İ smet Paşa'ya şöyle bir cevap verir: "Eğer elimizde isteklerinizin hiçbiri­ ni karşılayacak olanak yok, dersek karargahınızın moral gücü daha yükselecek midir?" İ şte bizim Kurtuluş Savaşımızın önderlerinden öğrendiğimiz ders budur. Bir ay bile dayanamayız derken 1 963'ten 1 974'e kadar tam 1 1 yıl dayandık ve Türk Ordusu sonunda bizi kurtardı. Türklük için dayandık ve direndik. Şartlar ne olursa olsun bugün de dayanırız, dayanacağız. Kimse endişe etmesin. Atatürk gençliğine sözüm şudur. Atatürk'ün Nutku'nu hep okuyunuz ve okutunuz. Onun o ışıklı yolunu devamlı açık tutunuz. Ümitsizliğe düşmeyiniz. Türk ulusu vatanına sahip çıkan bir ulus­ tur. Zor anlarda birleşmesini bilen, dirilip ayağa kalkmasını bilen bir ulustur. Dış borcumuzdan milli bir birlik kurarak kurtulabile­ cek ve dış güçlerin parayı kullanarak bize baskı yapmasına engel olabilecek bir ulusuz. Siz gençlerin, Atatürk'ün düşüncelerini, ilkelerini, yolunu devamlı bir şekilde açık ve aydın tutmanız Türkiye için büyük bir olaydır. Sizleri ben kutlarım. Yolunuza devam edin. TÜRKSOLU, Sayı: 39, 15 Eylül 2003

38


MİLLİ DAVA KIBRIS

70 bin şehidin bekçisiyiz Rauf Denktaş

TÜRKSOLU: Kıbrıs'ta muhalif olarak adlandırılanların işbirliği yaptığı odakların KKTC'ye karşı gerçek stratejisi nedir? RAUF DENKTAŞ: Bizim aramıza nifak tohumu atanlar, Türk düşmanlığı konusunda ve adayı Helenleştirmek konusunda bir­ leşmiş durumdalar. Bakın çok önemli bir örnek. Şu anda iktidarda olan Rum Komünist Partisi'nin lideri Hristofyas AB üyeliği için ne diyor: "Biz komünistiz. Biz ideolojik olarak AB'ye karşıyız. AB kapitalist bir birliktir. Ancak milli dava için fedakarlık yapıyoruz ve AB üyeliğini kabul ediyoruz." İ şte bu kadar açık. Rum artık değişmiştir, bize birşey yapmaz diyenler Rum'un niyetini saklamadığını görmelidir. Yine Vasiliu ve K.lerides gibi Rum liderler Annan Planı'nı savunurken neler demektedir? "Biz adada bugüne kadar Türk askeri kalmasın demedik mi? İ şte Annan Planı bunu sağlamaktadır. Biz bütün göçmenlerin geri gitmesini istemedik mi? Annan Planı bunu da yapıyor." Gözümüzü açmak zorundayız. Eğer biz gözümüzü açmazsak, Kıbrıs tabiatıyla Girit olur ve adada Türklük kısa sürede yok edilir. 39


MÜCAHİT KO NUŞUYO R: TÜ RKLÜ K İÇİN DAYANDIK, DAYANACAGIZ

TÜRKSOLU: 15 Kasım kutlamalarıyla KKTC'de herşey daha çok netleşti. Daha önce Türk devletinin Kıbrıs politikasında çatlak var diyen çevrelerin aksine devlet bir bütün olarak milli davaya sahip çıktığını yeniden gösterdi. RAUF DENKTAŞ: Herşey ortaya çıktı. Çok memnunuz, çok mesuduz. Milli dava tam milli birlik çerçevesi içerisinde yürütülmektedir. Bu bizi ve Kıbrıs Türk halkını çok memnun etmektedir. Sayın Başbakan'ın Kıbrıs'a ziyareti ve 15 Kasım kutla­ maları her iki taraf için de çok faydalı olmuştur. Söyledikleriyle Türkiye'nin her halükarda yanımızda olduğunu yeniden teyit etmiştir. Kıbrıs meselesi gerçekler üzerine halledilmelidir demiştir. O gerçekleri de iki halk, iki devlet, iki demokrasi ve Türkiye'nin fiili ve etkin garantisi olarak tarif etmiştir. Bunlar da zaten bizim yıllardır savunduğumuz gerçeklerdir. Türkiye bu kararlılıkla devam ettiği sürece yapılması gereken bizim Kıbrıs'ta sağlam durmamız ve eğer AB büyük yanlışı yaparak Rumları alır ve bizi dışlarsa, onları bizim ayağımıza yeniden gelip pazarlık etmek mecburiyetinde bırakmamızdır. Burada sağlam durursak bize taviz vermek zorunda kalacaklardır. Bundan hem biz hem Türkiye kazanacaktır. Tabii tüm bunlar eğer Türkiye'yi AB'ye almak istiyorlarsa gerçekleşir. Ama eğer Türkiye'yi alma­ mak istiyorlarsa, bir takım başka planları varsa, Türkiye'nin önüne Kıbrıs meselesini koyuyorlarsa, Türkiye bu en haklı, en güçlü davasında "Al git aman beni üye yap" derse arkasından başka tavi­ zler isteyecekler. Türkiye'nin böyle bir oyuna gelmeyeceğini bili­ yoruz. TÜRKSOLU: ABD ve AB hala Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk halkının tavrını anlayamamış gözüküyor. Sizce 14 Aralık seçimleri sadece ver kurtulculara değil bir takım emperyalist kutuplara da gerçekleri gösterecek bir cevap olacak mıdır? RAUF DENKTAŞ: ABD anlamıyor değil, anlamak istemiyor. Çünkü kendi işine öyle geliyor. Artık Kıbrıs çok daha önemlidir. Bakü'den gelecek boru hat­ larıyla İskenderun çok büyük bir stratejik önem kazanacaktır. Kıbrıs'ın açıklarında petrol kaynakları keşfedilmektedir. Böyle bir 40


MİLLİ DAVA KIBRIS

dönemde tabiatıyla bütün dikkat ve bütün çaba Kıbrıs'ı Türkiye'nin nüfusunun dışına çıkarmaya, Yunanistan'a maletmeye odaklanmıştır. Ortadoğu'ya yapacakları müdahaleler için Kıbrıs'ı tamamen bir Anglo-Amerikan üssüne çevirmek, bu amaçla adayı Rumlara teslim etmek istiyorlar. Yabancılar dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir şekilde seçimlere müdahale etmektedir. Amerikan sefiri köy köy, semt semt dolaşarak Annan Planı'nın meziyetlerini anlatmaktadır. İngilizler halkımıza eğer yanlış oy kullanırsanız çekeceğiniz çok var demektedir. Ve Amerikalılar Denktaş'la bu iş olmaz demekte­ dirler. Fakat son gelişmeler halkımızın gerçeği gittikçe daha açık görmesi, Türkiye'nin ve Anavatan halkının milli davayı tavizsiz savunmaya devam etmesi muhalefeti telaşa düşürmüştür. Kaybedeceklerini bilmektedirler. Kopardıkları yaygara bundandır. TÜRKSOLU: Kıbrıs davasında Türk düşmanları için de Türk milleti için de en önemli isimsiniz. Milliyetçi ve başıdik tavrınız bizler için örnek. RAUF DENKTAŞ: Ben küçüklüğümde dedemin dizi dibinde büyüdüm. Kendisi 1878'de Türk askeri ve sancağının adadan gidişini ve İ ngiliz sömürge idaresinin adaya el koyuşunu gözü yaşlı anlatırdı bize hep. Ama her seferinde de aynı şeyi söylerdi. "Bir gün mutlaka geri dönecekler." Bu benim aklımdan hiçbir zaman çıkmadı. 1960 Anlaşmalarından sonra adaya yıllar sonra ilk Türk alayı ve sancağı geleceği gün komutanın huzurunda bir tören düzenledik. 1 878'de adadan çıkışımızı görmüş, dedemin yaşında ne kadar büyüğümüz varsa törene çağırdık ve sancağı onların huzurunda açtık. Gözyaşları içinde yere çöktüler. Sancağı ağlayarak öptüler. O gün gelmişti. Türk askeri geri dönmüştü. Daha sonra 1974. Acı kayıplar verdik ama, adaya kolordumuz geldi. Türk sancağı ve askerini artık kimse adadan atamazdı. Bugünleri de gördük. Devletimiz ve Türklüğün adada asla yok edilemez bayrağı var. Şimdi bana diyorlar ki Denktaş uzlaşmaz, AB üyeliğini engelliy­ or, barışa ve çözüme karşı, Annan Planı'nı bir tek o istemiyor. Tamam Denktaş diyelim ki bunların hepsi. Peki bu Annan Planı 41


MÜCAH İT KO NUŞUYO R: TÜ RKLÜ K İÇİN DAYANDIK, DAYANACAGIZ

denen Rum'un, İ ngiliz'in, Amerikan'ın hazırladığı planı imzalarsa bu Denktaş, ne olacak? Türk askeri yeniden adadan çıkacak. İ şte o zaman zannediyorum ki benim torunlarım bile Türk sancağı ve askerinin adaya geri dönüşünü göremez. Adada 400 yıldır 70 bin şehit verdik. Şehitler topraklarımızda yatıyor. Kapı gibi anıtların ve şehitliklerin bekçisiyiz. Bunları Yunan'a nasıl bırakırız? Türk milletinin bağrından kopup gelen Mehmetçiğe, şehit Anadolu evlatlarına ihanet değil midir bu? Benim dedelerimden devraldığım dava bu değildir. Kusura bak­ masınlar ama Denktaş bu Annan Planı'nı imzalamaz. Denktaş'ta bu planı imzalayacak ne el vardır, ne kalem vardır, ne de yürek! TÜRKSOLU, Sayı: 44, 24 Kasım 2003

42


il- Kıbns Türktür Türk kalacak!


MİLLİ DAVA KIBRIS

Kıbns'ta kara bulutlar dağıldı:

Kıbns Türktür Türk kalacak! Ali Öısoy

1

4 Aralık seçimlerini Kıbrıs'ta Türklüğü ortadan kaldırmak için bir fırsat olarak değerlendiren emperyalist orakların ve işbirlikçilerinin silahının ters tepeceği ortaya çıkmaya

başladı. Rauf Denktaş'ın liderliğine, KKTC devletinin egemenliği ve var­ lığına karşı bir referandruma dönüştürülen 14 Aralık seçimleri, Kıbrıs Türk halkının milli önderliğe ve devletine bağlılığını tüm dünyaya yeniden duyuracağı bir tarihe dönüştü. Böylelikle Annan Planı'nı 14 Aralık'la beraber kabul ettirmeyi uman ABD, AB ve AKP iktidarının planladıklarının tam tersi bir sonuç yavaş yavaş beliriyor. 14 Aralık aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının Annan Planı'nı da çöpe atacağı tarih olacak. Hilmi Özkök konuşunca

1 5 Kasım'da KKTC'nin kuruluş kutlamaları aynı zamanda Türk devletinin tek vücut olarak Denktaş'ın arkasında olduğunu 45


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

yeniden vurgulandığı önemli bir dönemeç oldu. Tayyip Erdoğan'ın bile Dcnktaş'a desteğini açıkça belirtmek zorunda kaldığı kutla­ malardan sonra Kıbrıs'ta muhalefetin dıştan ABD, AB ve Rum desteği, baskısı ve parası; içten AKP müdahalesiyle KKTC'ye darbe vurma stratejisi çöktü. Türk devletinin net tavrı gerekli ağı­ zlardan vurgulanınca muhalefetin altındaki zemin kaydı. Muhalefet için köy köy dolaşarak seçim propagandası yapan Amerikan sefiri ise sadece halkın işbirlikçilere karşı tepkisini büyüten bir ibret vesikasına dönüştü. Batı'nın ve Rum'un Kıbrıs Türk halkına karşı başlattığı psikolo­ jik savaşın temel dayanağı Ankara'nın politikasının değiştiği, Ankara'da ilk defa Kıbrıs konusunda çatlak oluştuğu söylemiydi. 14 Aralık'ta Denktaş muhaliflerinin kazanması durumunda Ankara'nın da KKTC'nin artık arkasında durmayacağı yalanı yayılıyordu. Türkiye cephesinde Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül sık sık yaptıkları Denktaş'ı yıpratan ve Annan Planı'nı savunan üstü kapalı veya açık demeçlerle düşman cephenin propagandası için malzeme temin ediyordu. Ancak Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün önce Yunan basınına verdiği demeç, daha sonra da 10 Kasım günü Radikal gazetesine yaptığı açıklamalar AKP'nin kaçak dövüşünü sona erdirdi. Türk devletinin Kıbrıs konusunda değişmeyen devlet poli­ tikası daha da net bir şekilde Hilmi Özkök tarafından vurgulanın­ ca Tayyip Erdoğan'ın ve Abdullah Gül'ün tüm demeçleri değişime uğradı. Hilmi Özkök'ün açıklamaları Kıbrıs'ta en fanatik KKTC düşmanlığı yapan medya organlarının ve yazarlarının bile yayın­ larını etkiledi. Hilmi Özkök'ün açıklamalarını utangaçca eleştiren Ertuğrul Özkök herşeye rağmen kendisinin de Denktaş'ı destek­ lediğini ve muhalefeti tasvip etmediğini açıklamak zorunda kaldı.

"Hiçbir AB'li Kıbrıs için ölmeye gelmez'' Hilmi Özkök yaptığı açıklamalarda Türkiye'nin Kı brıs'tan vazgeçemeyeceğini, Kıbrıs'ta verilecek tavizlerin arkasından yeni­ lerinin geleceğini, Türkiye'nin bu süreç sonucunda sadece batıdan değil, güneyden de kuşatılacağını ve hapsedileceğini belirtti. 46


MİLLİ DAVA KIBRIS

Bu tür bir olasılığa !ürk Ordusu'nun her koşul altında direneceğini vurgulayan Ozkök Türkiye'nin gerçek devlet poli­ tikasını ve kararlılığını şöyle açıkladı: "Kıbrıs AB'ye girerse 'Türk Silahlı Kuvvetleri orada AB topraklarının bir kısmını işgal etmiş olacak' sözü, karşı tarafın sözü. Bizim için öyle değil. Biz orada bir uluslararası anlaşmaya istinaden bulunuyoruz... Hiçbir Avrupalı'nın 'Haydi burası AB toprağı, birkaç gün içinde çıkın' deyip, buraya gelip, Kıbrıs'ta savaşıp öleceğini de düşünemiyorum. AB'nin de böyle bir girişimini beklemiyorum. Ekonomik yaptırım kullanabilir ama politik gücünüz ve güçlü ekonominiz varsa o da karşılanır. Direnç gösterirsiniz... " Hilmi Özkök Türkiye'nin ekonomik ambargodan savaşa kadar her türlü olasılığı göğüsleyebileceğini vurguladı. Bu gerçek ve Ordu'nun bu gerçeğe göre strateji belirlediği belki önceden de biliniyordu ancak en yetkili ağızdan dosta düşmana Türk Ordusu'nun bu olasılığı göze aldığının duyurulması karşı tarafın Türkiye'nin zaaf göstermesi beklentisiyle kurduğu planlara önem­ li bir darbe vurdu. Özkök'ün açıklaması sadece Batıya bizimle savaşamazsınız mesajını değil aynı zamanda gerekirse sizinle bağlarımızı da koparırız uyarısını içeriyor. Türkiye'deki ver kurtulcuların en büyük propaganda ve tehdit aracı olan 'Batıdan koparsak felaket olur' söylemi de böylelikle çürütülmüş oldu. Özkök açıklamalarında ayrıca ABD'ye de Süleyınaniye'deki çuval krizinin bir daha tekrarlanması durumunda cevabının çok farklı olacağını ve bağımsız bir Kürt devleti kurma çalışmalarının karşısında İ ran, Suriye ve Türkiye'yi bulacağını vurguladı. Böylelikle Akdeniz'de Kıbrıs'ta Batıya yapılan uyarı, K.lrak'ta doğrudan ABD'ye yapılarak tamamlanmış oldu. Tüm bu açıklamalardan sonra hala devlet politikasının bulandığı, çatladığına yönelik AB'cilerin ve Kıbrıs'taki ver kurtul­ cuların hayalleri çöktü. Gerekirse savaşma olasılığını tüm dünyaya açıklayan bir devlet politikası gerçeği geleneksel Türk devletinin politikasına düşman tüm saflara bomba gibi düştü. 47


KI BRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

AKP'nin ikili oyunu sona erdi Bugüne kadar devlet politikası bulanıkla§tı denen durum aslın­ da AKP'nin devlet politikasına muhalefet etmesinden ba§ka bir§ey değildi. Ba§bakan ve Dışi§leri Bakanı sıfatlarıyla Denkta§'a kar§ı açıkça mücadele edemeyen Erdoğan ve Gül yaptıkları açıkla­ malarla Annan Planı'nı destekleyerek ve hatta Denkta§'la polemik yürüterek Kıbrıs'taki ver kurtulcuları ve KKTC'nin iç i§lerine karı§an ABD, AB, Yunanistan ve Rum tarafını cesaretlendiriyor­ du. KKTC'yi yok etmeye yönelik uluslararası planın en önemli ayağı Ankara'daki gizli AKP desteğiydi. KKTC'de seçim sürecine Batı devletlerinin ve Rumların en ağır müdahalesi söz konusuyken AKP iktidarı tarafsız kalma ve müda­ hale etmeme adına Denkta§'ı desteklemekten ısrarla kaçındı. Ancak AKP'nin sadece KKTC'ye kar§ı değil doğrudan Türk devle­ tine yönelik gizli faaliyetleri yine kendi dostları tarafından açığa çıkarıldı. En son açıklanan AB İ lerleme Raporu'nda Kopenhag Kriterleri arasında yer almamasına rağmen Kıbrıs'ta 1 Mayıs 2004'e kadar çözümün üyelik için §art olarak yer alması Yunanistan ve Rum yönetimi tarafından büyük bir zafer olarak sevinçle kar§ılandı. Türkiye'deki ver kurtulcular bu vesileyle devletin Kıbrıs poli­ tikasına ve Denkta§'a yeniden yüklendi. Rapor Kıbrıs'taki muhal­ ifler için ise yeni bir seçim propagandası ve AB'den taze destek olarak algılandı. Daha önce Verheugen'in Türkiyc'ye yönelik "i§galci olursunuz, üye olamazsınız... " §eklindeki tehditleri böyle­ likle resmile§mi§ oldu. Ancak Ankara'dan yükselen tepkiler üzerine AB yetkililerinin bu ifadeden Abdullah Gül'ün haberdar olduğunu hatta bu ifadelerin rapora girmesini kendisinin istediğini söylemesi AKP'nin Türkiye ve KKTC'ye kar§ı oynadığı oyunu AB'nin resmi ağızlarından açığa çıkardı. AKP 1 4 Aralık'a kadar Türkiye'yi sıkı§tırmak ve Kuzey Kıbrıs'taki muhalefeti desteklemek için AB İ lerleme Raporu'nu bir koz olarak kullandı. Ancak Hilmi Özkök'ün açıklamaları ve 1 5 Kasım'da devletin zirvesinin Denkta§'a verdiği açık destek, 48


MİLLİ DAVA KIBRIS

AKP'nin Türk devletine karşı sinsi oyununu sona erdirdi. 15 Kasım: "KICTC sonsuza kadar yaşayacak"

Büyük medyaya göre 1 5 Kasım kutlamalarına giden Tayyip 1 �rdoğan, burada Denktaş'a "yeni açılımlarla" darbe indirecek ve

muhalefete destek olacaktı. Hatta Hürriyet'in ve diğer gazetelerin manşetine göre Erdoğan Lefkoşe'den Rum kesimine geçiş yapacaktı. Erdoğan'ın böyle bir niyeti var mıydı bilemeyiz ama Erdoğan gösterilen tepki üzerine hemen böyle bir şey söylemediği­ ni hatta düşünmediğini açıkladı. Medyanın kutlamalar için düşündüğünün tam tersi gerçekleşti. 15 Kasım 1983'te KKTC'nin kuruluşunun 20. yıl dönümünde Kıbrıs'ta Türk devletini koruma ve yaşatma kararlılığı tüm dünyaya duyuruldu. Onbinlerce KKTC vatandaşının bir kilometre­ lik dev KKTC bayrağıyla düzenlediği çoşkulu yürüyüş "Denktaş nerede biz oradayız" sloganlarıyla sürdü. Medyanın her zamanki gibi sansür koyduğu halk kutlamaları 14 Aralık seçimlerinin sonu­ cunun ne olacağını ve Kıbrıs Türk halkının Batı ve Rum uşaklığı yapanlara büyük tepkisini ortaya çıkardı. Ancak KKTC'nin iç işlerine yaptıkları müdahaleyle ve yürüttük­ leri psikolojik savaşla Kıbrıs Türk halkının iradesini zaten hiçe sayan dış odakları asıl sarsan Türk devletinin törenlerde en yetkili ağızlardan Denktaş'a verdikleri açık destekti. Hava Kuwetleri Komutanı Orgeneral İ brahim Fırtına adadaki Türk halkının ve Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki güvenliğinin tehlikeye atılamayacağını vurguladı ve ver kurtulculuğun kabul edilemeyeceğini şöyle belirtti: "Bir an önce çözüme ulaşmak pahasına soruna temel teşkil eden ve 1 974 öncesine dayanan nedenlerin gözardı edilmesi ve neredeyse 'ver kurtul' anlayışının dikte ettirilmeye çalışılması, kabul edemeyeceğimiz bir yak­ laşımdır." 15 Kasım kutlamalarında Tayyip Erdoğan bile ilk defa açıkça Denktaş'ı ve Kıbrıs'ta Milli Dava'yı hep desteklediklerini ve destekleyeceklerini belirtmek zorunda kaldı. Tayyip Erdoğan "tarafsız" kalmak için KKTC'deki hem iktidar hem de muhalefet 49


KIBRIS TÜ RKTÜ R TÜRK KALACAK!

partileriyle yaptığı toplantılar sonunda da muhalefet partilerine demokrasiye zarar vermekten kaçınma çağrısı yapınca ve muhale­ fetin beklediği açık desteği ortaya koymayınca muhalefet daha bugünden bir hezimet havasına girdi. Çünkü Türkiye'deki yegane siyasi destekçileri tüm kamuoyunun önünde "Şimdilik sizi destekleyemem" mesajı veriyordu.

Muhalefetin ve Batının seçim hezimeti yaklaşıyor Kuzey Kıbrıs'ta köy köy, kent kent dolaşan ABD elçisi artık Kuzey Kıbrıs'ta Denktaş muhaliflerinin değil milliyetçi güçlerin güçlenmesine neden oluyor. Çünkü ada halkının sık sık vurguladığı gerçek şu: "İsterse ABD ve Batı tüm donanmalarını Kıbrıs'a yığsın, Ankara destek olduğu sürece halk devletine sahip çıkar". Bundan dolayı ABD elçisinden sonra İngiliz elçisinin de seçim çalışmalarına katılması, hatta Kıbrıs'taki İngiliz Üs komutanı Kemcl Grosswith'in "seçimlerde Annan Planı'nı destekleyen par­ tilerin kazanmasını dilediklerini" ve aksi takdirde üste çalışan Türkler'in de zor durumda olacağı tehdidini savurması Türk halkında sadece Denktaş'a desteği ve emperyalist güçlere karşı kini ve tepkiyi arttırdı. Geçtiğimiz haftalarda işbirlikçi bir belediye başkanıyla görüşen ABD elçisi halkın tepkisi ve gösterileri üzerine olay yerinden kaç­ mak zorunda kalmıştı. İngiliz üs komutanının Türk halkına yöne­ lik Annancıları desteklemeleri için yaptığı sürekli uyarılar ve tehditler yine büyük bir tepki yaratarak ters tepti. Denktaş'ın kararlı tavrı ve Türk devletinin Milli Davaya sahip çıkması Batının 14 Aralık seçimlerine yönelik oyununu bozdu. Kıbrıs Türk halkının da emperyalistlere ve işbirlikçilerine tepkisi ve devlete sahip çıkacağını bugünden göstermesi her fırsatta KKTC ve Türkiye'ye hakaret eden muhaliflerin bile tavrını değiştirdi. Çözüm ve AB Partisi lideri Ali Erel ve Cumhuriyetçi Türk Partisi lideri M. Ali Talat 14 Aralık'ta iktidara gelirlerse hemen Annan Planı'nı imzalamayacaklarını, Türkiye'nin görüşlerinin önemli olduğunu belirttiler. 50


MİLLİ DAVA KIBRIS

Propagandalarını Türk ve Türkiye düşmanlığı, Kıbrıslılık ve i�gale son verme üzerine kuran partilerin bu dönüşleri sadece yak­ laşan hezimetlerini büyütmeye yarar. Kıbrıs Türk halkı ise adanın üzerindeki kara bulutların dağıldığını, Türk halkı ve devletinin vatan toprağını asla teslim etmeyeceğini daha net bir şekilde gör­ erek, seçimlere her türlü dış müdaheleye rağmen gönül rahatlığıy­ la sandığa gidebilir. ABD'nin KKTC'ye yönelik provokatif faaliyetlerinin en önde gelen ismi Kıbrıs Özel Temsilcisi Weston'a ise artık Ankara'da azar işitmekten başka bir iş kalmıyor. Daha önce Denktaş'la görüşme talepleri KKTC düşmanı tavırlarından dolayı reddedilen Weston Ankara'da görüşebildiği Dışişleri yetkililerinden ABD'nin KKTC'nin iç işlerine ve seçimlere karışmaması yönünde uyarı yapıldı. ABD ve Weston muhalefeti destekleyen daha önceki sayısız açıklamalarına tarafsızız demek zorunda kaldı.

AKP ve Batının yenilgis� Türkiye'nin zaferi Türkiye'yc yönelik kuşatmanın en tehlikeli noktası olan Kıbrıs'ta kuşatanlar açısından büyük bir yenilgi yakın. ABD, AB, Yunanistan, Rum Kesimi ve AKP iktidarı Denktaş'ı en zayıf nokta zannedip hep ona yüklendiler. Ancak strateji yanlıştı. Mücahidin direnişi Kıbrıs'ta Türklüğün yeni bir zaferi, emperyalistlerin ise hezimeti için ilk direnme mevzisini hazırladı. Denktaş "gerekirse arkama Anadolu halkını da alırım" demişti. Hem Kıbrıs Türk halkı ve hem de Türkiye'de halkın büyük desteği dengeleri değiştirdi. En zayıf zannedilen ve Türkiye'nin önündeki engel diye ortadan kaldırılmak istenen Denktaş, tersine Türk devletinin AKP'ye ve Batıya karşı direnişinde en güçlü kale olduğunu gösterdi. Denktaş'ın seçimleri Annancılar kazansa bile devletin yıkılması­ na izin vermeyeceğini belirtmesi ve veto hakkını saklı tuttuğunu belirtmesi, Kıbrıs'a göz diken emperyalistlerin ve işbirlikçilerinin cephesine vurulan ilk önemli darbeydi. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Batıya gönderdiği bizimle savaşmayı bile göze alamazsınız mesajı ve AKP'nin görüntüde de olsa devlet politikasına muhalefeti terk etmesiyle Kıbrıs üzerindeki akbabalar 51


KIBRIS TÜ RKTÜ R TÜ RK KALACAK!

dağılmaya ve Kıbrıs Türk halkının özgür iradesi kazanmaya başladı. Erdoğan'ın Kıbrıs'ta attığı geri adım AKP iktidarının Türk mil­ leti ve devletinin uyarısını Batı'dan daha iyi anladığını gösteriyor. Bu doğal çünkü Türk tokadını defalarca yemiş gerici ve işbirlikçi bir gelenekten geliyorlar. Ancak Tayyip Erdoğan "Kıbrıs Milli Davamız, AB ise milli hedefimiz" açıklamasıyla gelecekte Türkiye'ye karşı yürüttükleri sinsi ikili politikayı sürdüreceklerini gösterdi. 14 Aralık sonrası KKTC'de halkın Denktaş'a vereceği destek aynı zamanda Annan Planı'nın reddedilmesi olacak. Ama AKP'nin amacı hiçbir şey olmamış gibi 1 Mayıs 2004'e kadar eski Denktaş'a baskı politikasına devam etmek. Tayyip Erdoğan KKTC'de Dcnktaş'a destek gösterisinde bulunuyorken, aynı tarihlerde Abdullah Gül AB'nin Roma toplantısında Solona ve Verheugen'le samimi pozlar veriyordu. Gül Annan Planı'nın hala masada olduğunu ve seçimlerden sonra çözüm görüşmelerinin hızlanacağını umduğunu belirtiyordu.

Denktaş: "Bende Annan Planı'm imzalayacak el yok" Artık Gül'ün ne umduğunun önemi yok. 14 Aralık seçimlerinin sonuçları ve KKTC'nin geleceği netleşiyor. Tayyip Erdoğan bile KKTC'ye gidip Denktaş'la birlik mesajı vermek zorunda kaldıktan sonra, Gül'ün veya bir başkasının hiçbir açıklaması Kıbrıs'taki ver kurtulcuların moralini düzeltemez, seçim malzemesi olamaz. Eğer Gül Denktaş'ı devirme umudunu yitirdiyse ve Annan Planı'nı Denktaş'a imzalatmayı umuyorsa o dava zaten çoktan kapandı. Denktaş'ı hiçbir iç veya dış baskının milli davadan geri döndürüle­ meyeceği çoktan ortaya çıktı. 14 Aralık'ta Kıbrıs Türk halkı da Dcnktaş'a desteğini açıkça belirtince, Denktaş kalesi iyice yıkılmaz olacak. Şayet Gül açıklamalarıyla sadece Batıyı tatmin etmeye ve hala uğraşıyoruz demeye çalışıyorsa bu da yararsız. Çünkü Batılılar için AKP'nin çabalarından çok sonucun önemi var. Türk devleti ve milletinin tam desteğini arkasına alan Denktaş ise Türkiye'de yaptığı son temaslar sırasında 1ÜRKSOLU'na yap52


MİLLİ DAVA KIBRIS

tığı açıklamada " İsterlerse Denktaş için uzlaşmaz desinler ... Benim dedelerimden devraldığım dava bu değildir. Kusura bakmasınlar ama Denktaş bu Annan Planı'nı imzalamaz. Denktaş'ta bu planı imzalayacak ne el vardır, ne kalem vardır ne de yürek vardır." diy­ erek AB'nin, ABD'nin ve AKP'nin 14 Aralık seçimlerinde halk Denktaş'a destek verse bile Annan Planı 1 Mayıs 2004'e kadar imzalanabilir tezlerini ortadan kaldırdı. Batının Türkiye'den koparmak için gözünü diktiği ilk vatan parçası olan Kıbrıs, yenilgiye uğracakları ilk nokta olacak. Bu şüphesiz ki Türkiye üzerindeki emperyalist kuşatmayı ortadan kaldırmayacak ancak Türkiye'nin içine sokulduğu karanlık süreçten ilk çıkış noktasını gösterecek. Irak'ta ABD'nin, Kıbrıs'ta AB'nin taleplerini karşılayamayan AKP için dış destekle ayakta durma, Türk vatanını teslim ederek molla rejimi kurma stratejisi çökecek. Dolayısıyla 14 Aralık'ta yenilgiyi kabullenen AKP taktik bir geri adım attığını düşünebilir ama bu tarih Kıbrıs'ta Türklüğün ne pahasına olursa olsun direneceğini gösteren bir tarih olacağı için AKP iktidarının da yıkılmasını hızlandıracak. Böylelikle Türkiye'ye yönelik kuşatmanın gerçek önemli gediği açılmış olacak. 1 878'de adadan Türklüğü attığını sanan emperyal­ ist Batı Atatürk'ün ordusunun kararlılığıyla Kıbrıs'ta Türklüğün tokadını yedi. Şimdi Anadolu'dan Türklüğü atmak için ilk adım olarak yine Kıbrıs'ı görenler karşılarında doğal olarak Türk ordusu ve · milletini buldular. Türk damgasını üstünde taşıyan Kıbrıs Anadolu'ya ve Ortadoğu'ya saldırı üssü olmayacak. Tam tersi Türk halkının ve diğer mazlum halkların Haçlı Batı'ya Doğu Akdeniz'de ilk direniş mevzisi ve Batı'nın kalbine yönelmiş bir Türk adası olarak kalmaya devam edecek. Türk Kıbrıs, Türk kalacak.

'IÜRKSOLU, Sayı: 44, 24 Kasım 2003

53


MiLLİ DAVA KIBRIS

Kıbns sorun değil M illi Dava ! Utku Umut

B

irleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kafi Annan'ın sun­ duğu planla birlikte Kıbrıs yeniden gündemin en önemli konusu haline geldi. Türk ve Rum tarafına bir müzakere zemini olarak önerilen plan, tüm AB'ci çevrelerde büyük bir heyecanla karşılandı. Türkiye için tarihi bir fırsat olarak değerlendirilen planla "çözüme" hiç bu kadar yakınlaşılmadığı savunulurken, AB'nin kapısını açacak anahtar da bulunmuş oluyordu: Kıbrıs! Kıbrıs "sorunu" çözülecek ve Türkiye AB'ye girecekti.

Kıbns kimin için sorun? AB'ciler Türkiye'nin Kıbrıs sorunu olduğunu söylüyorlar ancak Türkiye'nin hiçbir zaman Kıbrıs diye bir sorunu olmadı. Kıbrıs, bizim için yıllardır "sorun" değil, "Milli Dava"ydı. Kıbrıs'ın sorun haline gelmesi ise Türkiye'nin AB yoluna girmesiyle başladı. Bu da elbette bizim değil AB'cilerin sorunu. 55


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

AB yoluna girdiğimizden beri Kıbrıs bizim için bir sorun çünkü AB ve Yunanistan Kıbrıs'ta Türkleri istemiyor. Aslında AB'nin Kıbrıs'ta Türk varlığı gibi bir sorunu var ve tüm yaşadıklarımız Avrupa'nın bu sorununun çözülmesi için. Türklerin Kıbrıs'tan sökülüp atılması fikri, sanki 60'larda 70'1erde kalmış bir Enosis hayali olarak düşünülemez. Avrupa'nın bu hayalin peşinden koşmaktan vazgeçmediğini yaşayarak öğreniy­ oruz. Kimse kimseyi kandırmasın, Kıbrıs'ta Türklerin yaşaması, hele hele bir devletlerinin olması ve silahlı güç bulundurmaları, Avrupa'nın asla kabul edemediği ve edemeyeceği bir durum. Adadaki Türk varlığına son verilerek tamamen Rumlaştırılması planı hiçbir zaman rafa kaldırılmadı. Avrupa'nın mutlak hakimiyeti sağlanmadığı sürece, Kıbrıs onlar için hep bir sorun olarak kalacak. Bizim içinse bir sorun yok. Zaten adada bir Türk devleti var. Taşlar yerine oturmuş durumda. Sorun bu devletin tanınıp tanın­ madığı sorunuysa, bu da Kıbrıs'la ilgili bir sorun değil. Türkiye'nin bağımsız dış politika rotasını terketmcsinin bedelini ödüyoruz. Emperyalizme bağımlı, ABD, AB kuyrukçuluğundan ibaret bir dış politikanın sonucudur bu. AB'cilcrin Kıbrıs sorunu diye bas bas bağırmalarına gelince ... Avrupa'nın yaşadığı Türk sorunu, dönüp dolaşıp bize Kıbrıs sorunu olarak geri dönüyor. AB, bizi içine almak için Kıbrıs'ın çözüme bağlanmasını isterken, bu masalın yerli dillendiricileri de AB'ye girmenin olmazsa olmaz koşulu olarak aynı şeyi gösteriyor­ lar. Böylece iki taraf da bazı fedakarlıklarda bulunmuş oluyor. Onlar adadaki Türk varlığına bir süre daha tahammül ediyorlar biz de bir miktar toprak veriyoruz, o kadar! " Kıbrıs, AB'ye girmemizin önündeki görünen en büyük engelse, buna değmez mi?" diye soruyorlar. Böylece, hem AB'nin hem de AB'cilerin ortak sorunu, Kıbrıs' taki Türk varlığında buluşmuş oluyor. Annan'ın hazırladığı plan, işte tam da Avrupa'nın bu sorununu çözmenin yollarını arıyor.

56


MiLLİ DAVA KIBRIS

Egemenlik bakkımm mı tartı§acağız? AB, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni 2004 yılında tam üye olarak ıılacak. Oysa 1960'ta imzalanan antlaşmalara göre, Kıbrıs'ın bir topluluğa üye olabilmesi için, o topluluğa hem Türkiye'nin hem de Yunanistan'ın üye olması gerekiyor. Ancak AB'nin Türkiye'yi üye yapma gibi bir niyetinin olmadığı gözönüne alınırsa, bu uygula­ manın hukuk dışı bir uygulama olduğu ortaya çıkıyor. Annan'ın sunduğu plan ise, Kıbrıs'ın bir bütün olarak AB'ye üyeliğini tartışmaya açıyor. Tek bayrak altında, dönüşümlü başkan­ lık sisteminin uygulanacağı plana göre iki tarafın da hakları koru­ ma altına alınıyor. Planın en çok alkış alan maddesi, Türk tarafına da egemenlik hakkı tanınmış olması. Bu maddeyi AB'nin iyi niyetiyle veya diplo­ matik ustalığıyla açıklamaya çalışıyorlar. Oysa bu çevrelerin unut­ tukları bir şey var: Biz, AB kabul etse de etmese de Kıbrıs'ta ege­ menlik hakkına zaten sahibiz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bu egemenlikten başka neyi ifade ediyor? Gözlerden kaçırılmaya çalışılan nokta, Türklerin adadaki ege­ menlik sorunu değil. Kıbrıs'ta esas sorun, Türklerin yıllardır yaşadığı can güvenliği sorunuydu. Yıllarca Rumlar tarafından katledilen insanlar, yakılan, yıkılan köyler gerçek sorunun ne olduğunu gösteriyordu. Böyle bir sorun karşısında Kıbrıs'a müda­ hale eden Türkiye, çözüm yolundaki en uygun adımı da atmış oluy­ ordu. KKTC'nin kurulması, adadaki Türk egemenliği sorununu ortadan kaldırıyordu. Avrupa'nın gelip tartışma konusu yaptığı şey, bizim yıllar önce kazandığımız bir hak, Kıbrıs'taki Türk egemenliği hakkı. İşte biz­ den masaya oturup bu hak üzerine müzakere etmemizi, bu müza­ kere zemininin de en uygun zemin olduğunu kabul etmemizi isti­ yorlar. Ancak, AB üyesi bir Kıbrıs'ın içinde egemenliğin de hızlı bir şek­ ilde Rumların eline geçeceğini görmek için plana sadece bir göz atmak bile yeterli.

57


KIBRIS TÜ RKTÜ R TÜ RK KALACAK!

Kıbns Ruınlaştınlıyor Planın ortaya koyduğu bir diğer konu da, 1 974 Barış Harekatı'yla kurtarılan ve Rumlafdan arındırılan bölgelere, Rum yerleşiminin tekrar sağlanması. İlk aşamada 70-80 bin Rum'un eskiden terk ettikleri bölgelere yerleşmeleri öngörülüyor. Şu anda­ ki Kuzey Kıbrıs topraklarına hızla giren bu Rum nüfus, adanın Rumlaştırılmasında da önemli bir işlev görüyor. Yıllarca savaşarak püskürttüğümüz Rumların serbestçe toprak­ larımıza girip yerleşmelerini, bunun karşılığında da hiçbir sorun çıkmayacağını beklemek bu "akılcı" plana hiç de yakışmıyor. Yıllardır yaratılmaya çalışılan Türk-Yunan dostluğu, Türk-Rum kardeşliği miti, en küçük bir olayda bile, -diyelim bir futbol maçın­ da bile- yerle bir olmuyor mu? Hem Türkiye'de hem de Kıbrıs'ta Türk topraklarını işgal edenlerle, Türk düşmanlığı ve kinle yetiştir­ ilen nesillerle ve bunların sürekli kışkırtmalarıyla yıllardır mücadele etmiyor muyuz? Bu gerçekleri atlayıp kardeşlik havası estirmenin bize bir faydası da olmadığı ortada. Çünkü AB'nin gözünde bu kardeşlik havasını bozan taraf her zaman Türk tarafıdır. Binbir zahmetle yaratılan dostane ilişkiler Türklerin tutuculuğu yüzünden sürekli gerilmek­ tedir. AB, KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın uzlaşmaz tutumlarını bir türlü anlamamaktadır. İşte bu sorunlar çerçevesinde Annan, adadaki �ürk nüfusunu azaltıp, Rumlaştırma hızını arttırdıkça kardeşlik havasının temin edilmesi de kolaylaşacaktır. Balkanlar'da yaşananların şimdi de Kıbrıs'ta yaşanmaması ve barışın korunması için Türklere adadan çekip gitmelerini öneren plan, Kıbrıs'ta mutlak Rum hakimiyetinin sağlanmasının yolunu aCimaktan başka bir işe yaramıyor. Buna karşı Türkiye'nin oluşturacağı direnç odaklarının hesabı da elbette yapılmış. "İşgalci Türk Ordusu" Kıbrıs'ın AB üyeliğinin gerçekleşmesi durumunda karşılaşa­ cağımız en önemli tehlike, Türk Ordusu'nun işgalci konumuna düşecek olması. Daha Kıbrıs üye olmamışken bile Ordu'yu işgalci 58


MiLLİ DAVA KIBRIS

oıayan Avrupa, üyesi olan bir devletin topraklarında ne amaçla olursa olsun Türk Ordusu'nun bulundurulmasına izin veremez. AB'nin Kıbrıs üye olur olmaz, adaya askeri güç yığacağı bilini­ yor. Türk Ordusu'nun içine alınmayacağı Avrupa Ordusu, Kıbrıs'taki en önemli askeri otorite konumuna gelecek ve bunun karşısına Türk Ordusu'nun çıkmasını engellemeye çalışıyorlar. Kıbrıs'taki Türk askeri sayısının azaltılmasını savunan plan, esas meseleyi de gizlemeye yönelik. AB üyesi olan Kıbrıs'ın Türk askerinden temizlenmesi için masa başında antlaşmalar yapmanın yeterli olmadığını Avrupa da bili­ yor. Türkiye'nin Kıbrıs'taki Türklerin hayatlarını Avrupa orduları­ na teslim etmek gibi bir politikası olamaz. 70'lerde yaşananların anıları hala taze. Avrupa'nın Kıbrıs Türklerinin canlarına ne kadar değer verdiğini daha o zamanlardan beri biliyoruz. 1974'te Türk Ordusu'nun müdahalesi gerçekleşmeseydi, adadaki Türk var­ lığının ne kadar garanti altına alınacağını da ... Açıktan katliamlar <.lüzenleyen Rumlara karşı, Türklerin can güvenliğini koruyan Avrupa mıydı yoksa Türk Ordusu mu? Adanın Rumlaştırılmaya başlanmasıyla birlikte tekrar aynı olay­ ların yaşanacağı ortada ve Türk Ordusu'nun bu duruma müdahale etmesinin yolları kapatılmaya çalışılıyor. Adada işgalci konumuna düşecek Türk Ordusu, Avrupa için önemli bir müdahale zemini de yaratıyor. Öyle ya, Avrupa topraklarında Türk Ordusu'nun ne işi var? Gerçekleşeceği gün gibi ortada olan karışıklıklarda Türk Ordusu'nun eli kolu böylece bağlanmış oluyor. Türklerin can güvenliği de Avrupa ordularının insafına terk ediliyor.

Ordu çekildikten sonra garantörlük ne işe yarar? Ordusu adadan sökülüp atılmış, egemenlik hakları AB'ye devre­ dilmiş, can güvenliği ortadan kalkmış Türklere sunulan yalancı şeker ise, garantörlük hakkının devamının sağlanması olu-yor. Yine en önemli kazanımlardan biri olarak sunulan garantörlük hakkında tezgahlanan aldatmaca ortada. Türkiye'nin dışına itildiği AB'nin üyesi olan bir devlete müdahalesi mümkün mü? Bu, 59


KIBRIS TÜ RKTÜ R TÜ RK KALACAK!

AB'nin içişlerine müdahale olarak değerlendirilecek ve savaş sebe­ bi sayılacak. Türkiye'nin Kıbrıs hakkında söylediği herşey, attığı her adım AB ile ipleri biraz daha gerecek. Sözde garantörlük hakkının hiçbir anlamının kalmaması sağlanınca, Kıbrıs Türklerinin arkasına AB'yi alan Rumlarla haşhaşa, barış içinde yaşayacakları hayaline kapılanlar da, bu rüyadan uyanmak için fazla beklemeyecekler. Şu anda bile müda­ hale etmekte aciz kaldığımız Kıbrıs, Avrupa toprağı olunca Türkiye'ye savaştan başka hareket alanı kalmayacak.

BM planının özü ve "paranoya"nın iflası Annan'ın planının ortaya koyduğu iki gerçekle karşı karşıyayız. Birincisi, Batının Türkiye'den ne istediği artık iyice ayyuka çık­ mıştır. Batı, Türkiye'den toprak talep etmektedir. AB'ye girmenin karşılığında Güneydoğu'nun ve Kıbrıs'ın verilmesini isteyen Avrupa, niyetini hiç bu kadar açığa vurmamıştı. Kıbrıs'ın bu koşullarla AB'ye üyeliği, Türkiye'ye "Siz Kıbrıs'tan elinizi eteğinizi çekin" anlamına geliyor. İkincisi ise, yıllardır Batının bu dayatmalarının sonunda toprak talebine varacağını ve Türkiye'nin bölünmesinin yolunu açacağını savunanları paranoyak olmakla suçlayan AB'cilerin çuvalladığı da ortadadır. Sevr'in paranoya değil, gerçek olduğu bu planla birlikte iyice su yüzüne çıkmıştır. Türkiye'nin girdiği AB yolunun Türkiye'yi parçalanmaya götüre­ ceğini, AB uyum yasalarının Meclis'ten geçmesinin yeni bir Meşrutiyet dönemi başlattığını ve bunun sonunun toprak kaybına varacağını görenleri, faşist olmakla, Türkiye'nin önünü tıkamakla suçlayanlar, Sevr paranoyası fikirlerinin iflasını yaşıyorlar. Güneydoğu'da Kürt devleti kurma, Kıbrıs'ta da Türklerden tem­ izlenmiş bir Rum devleti kurma planları artık toprak talebini gerektiren noktaya gelmiştir. Kürt Devleti için Irak'ta savaşı bekleyenler, Kıbrıs için o kadar beklemeye gerek duymuyorlar. Batı açık açık "toprak istiyorum" derken, vatanı savunanlar bir kez daha haklı çıkıyor ve AB'ciler bir kez daha gerçek yüzlerini gösteriyorlar. 60


MiLLİ DAVA KIBRIS

"Tümünü versek ne olur?" Artık tartışma, " Kıbrıs'tan bir miktar toprak verelim, bize dokunmaz" tartışmasının ötesine geçmiştir. Siyasetçisinden medyasına, aydınından patronuna kadar herkes, Türkiye'yi Batıya lıağlamak için Kıbrıs'ın tümünü vermenin daha hayırlı bir iş ola­ cağını açıktan savunmaya başlamış durumda. "İleride nasıl olsa başımız ağrıyacak, bari hepsinden kurtulalım ıla rahat edelim" diyebilecek cesareti bulanlar, estirilen AB rüz­ garının etkisini de arkalarında hissediyorlar. Mesele birkaç köy, bir miktar toprak meselesinin ötesine geçmiş, AB'ye verilecek tavizlerde sınır tanımayan bir anlayış hakim olmuştur. Bir yandan ne pahasına olursa olsun AB'ye girmemiz gerektiği fikri dayatılırken, AB'ciler için vatan toprağının bir değeri olmadığı da en açık şekilde görülmektedir. Bu fikrin gelip dayanacağı yer, "AB gelsin bizi yönetsin" diyecek bir manda yönetiminin savunulmasıdır. Vatanın, bağımsızlığın, egemenliğin önemsizleştiği, gerekirse tüm vatanın Batının emrine sunulabileceği hiç de o kadar uç bir düşünce değildir. Bugün Kıbrıs'ı vermeye kalkışanlar, işte bu yolun taşlarını döşemeye lıaşlamışlardır. "Tümünü verelim gitsin" diyenlerin vatan diye bir dertleri olmadığı için vereceğimiz şeyin vatan toprağı olduğunu anla­ malarını beklemekse elbette saflık olur.

Türkiye'de mozaik, Kıbns'ta tek millet İşte bu vatan kavramının yıpratılmasında, küçümsenmesinde görülen yeni anlayış, Kıbrıs'ta yıllardır Kıbrıs Türkü olarak yaşayanları Kıbrıs Türkü değil de Kıbrıslı olduklarına ikna etmeye çalışıyor. AB'ciler Kıbrıs Türkü, Kıbrıs Rumu kavramlarını ortadan kaldırıp ortak bir Kıbrıslı kimliği yaratarak, barışa ve kardeşliğe hizmet ettiklerini savunuyorlar. Türkiye'de tam tersini yapan, Türk ulusunu Türkler, Kürtler, vs olarak ayırarak etnik ayrımcılığı savunanlar, Kıbrıs'ta iki farklı mil­ leti birleştirerek ortak bir kimlik oluşturmaya çalışıyorlar. 61


KIBRIS TÜ RKTÜ R TÜ RK KALACAK!

Türkiye'de mozaik savunulurken, Kıbrıs'ta tek millet ilericilik oluyor. Türkiye'de yüzyıllarca birlikte oluşturulan ortak bir ulus paramparça edilirken, Kıbrıs'ta hiçbir tarihsel bağı olmayan, hatta birbiriyle sürekli mücadele eden iki ayrı ulusu biraraya getirme zorlaması yaşanıyor. Batı, Türkiye'de ayn bir Kürt devletinin temellerini atarak parçalamaya çalışırken, Kıbrıs'ta Rum egemen­ liği altında Türklerin ulusal kimliklerinin ortadan kaldırılmasını dayatıyor. Bu ikiyüzlü politikanın kuyruğuna takılanlar da "Vay efendim, orada KKTC'yi savunurken, burada yaşayan milyonlarca Kürdün ayrı devlet kurmasına nasıl karşı çıkılırmış" diyerek açık yakala­ maya çalışıyorlar. Bunların unutturmaya çalıştıkları şeyse aslında çok basit bir gerçek: Türkiye'den kopartılmaya çalışılan toprak zaten Türk toprağı. Türkiye burada işgalci konumunda değil. Bizim bin yıldır yaşadığımız topraklara, "Yok, burası sizin değil, çekin gidin" diyen­ ler saçmaladıklarının farkında değiller mi? Kıbrıs'ta da farklı bir durum yok. Kıbrıs'ta yaşadığımız yerler de zaten bizim toprağımız. 157l'den beri sürekli işgal edilmeye çalışılan, işgal edilen, üzerinde mücadele ettiğimiz toprak da elbette bizim toprağımız. Kimi kimin yurdundan çıkartmaya çalışıyorlar? Türkiye'de ayrımcılığı, Kıbrıs'ta Rum egemenliğini savunanlar, düştükleri çelişkiyi görmek için biraz olsun antiemperyalist saflar­ dan bakmayı denemeli. Gerçek bu kadar yalınken, işi karmaşık­ laştırmak ise emperyalistlerden başka kimsenin işine yaramıyor. Türk adını ağzına almaktan çekinenler, her türlü etnik mil­ liyetçiliği, hatta ırkçılığı savunurken, vatanını ve ulusal kimliklerini savunan Türkleri faşistlikle suçlamak komik oluyor.

Yunan solu milliyetçiliği sawnuyor Türkiye'de sol da Yunan milliyetçiliğini Kıbrıs meselesinde Yunan solu sonuna kadar kendi milletinin çıkarlarını savunup, adanın Rumlaştırılmasını isterken, Türkiye'de 62


MİLLİ DAVA KI BRIS

solun aldığı tavır da pek farklı değil. Kendi milletinin çıkarlarını savunmayı küçük görerek, "enternasyonalist" takılan sol, Yunan soluyla birleşerek bir anlamda enternasyonalist dayanışma yaratı­ yor. Ancak, bu birleşme Türk halkının değil tam tersine Rumların çıkarlarını yansıtıyor. İki halk arasında ortak bir çıkar bulmaya çalışanlarsa, nedense hep elleri boş dönüyorlar. Kıbrıs'ta sadece Türklerin haklarını savunmanın yeni sol eğilim­ lerle bağdaşmadığı öne sürülerek, Rumların savunmasına girişiliy­ or. Yunan solu adadaki Türk varlığına karşı mücadele ederken, Kıbrıs'ın Türkleştirilmesine karşı Rumları örgütlemeye girişirken milliyetçi olduğunu hiç sakınmadan ortaya koyuyor. Milliyetçilikten vazgeçen Türkiye'de sol ise, kendi milletinin hak­ liırını savunmak bir yana, kendisine düşmanlık besleyen karşı tarafın haklarını savunmayı üstleniyor. Oysa Türk solunun geleneğinde böyle bir utanç bulunmuyor. Ne <ı8'1erde ne de daha sonrasında Kıbrıs'ın "Milli Dava" olarak görülmesi, Kıbrıs Türkünün hakkının savunulması bu kadar hor görülüyordu. Gençlik, Kıbrıs konusundaki her soruna karşı duyar­ lıydı ve en ufak bir haksızlıkta binlerce insan sokağa dökülüyordu. Bugün yaşadıklarımızın yanında incir çekirdeğini doldurmayacak tartışmalar, solun antiemperyalist, milliyetçi duygularının ortaya çıkması için yeterliydi. Bugün Türklerin aşağılanması ve Batıya teslim edilmesine ileri­ cilik atfeden sol anlayış, o dönemde düşünülmesi bile mümkün olmayan, yüz kızartıcı bir utanç kaynağı. Kıbrıs, solun ulaştığı vatansızlık noktasını göstermesi bakımın­ dan da öğretici oluyor. Kendi vatanını savunmaktan aciz olan sol, kendi milletinin yayılmacı çıkarlarını savunan Yunan solunun değirmenine su taşımayı ilericilik olarak görüyor.

Kıbrıs Türkü Türkiye'den aynlmak mı istiyor? Geçtiğimiz haftalarda Kıbrıs'ta düzenlenen barış gösterileri ise Türk tarafını bir an önce müzakere masasına oturtmayı hedefliyor. Denktaş'ı uzlaşmaz tutumu nedeniyle eleştiren ve sorunun bir an önce çözüme bağlanması gerektiğini savunan göstericiler, 63


KIBRIS TÜRKTÜ R TÜRK KALACAK!

Annan'ın planının çözümü yaklaştırdığını düşünüyorlar. Kıbrıs'ta bir savaş yaşanmazken barış gösterileri düzenlemenin Türk tarafının elini zayıflatmayı amaçladığı ortada. Sivil toplum örgütleri ve muhalefet partilerinin örgütlediği bu gösterilerle AB'ye girmenin yolunun açılması isteniyor. Bir anlamda da göz­ dağı verilmiş oluyor. "Kıbrıs Türkü AB'ye girmek istiyor. AB'ye giremezsek sonuçlarına katlanırsınız" mesajı veriliyor. Oysa KKTC'de de Türkiye'den ayrılıp AB'ye girme gibi güçlü bir eğilim mevcut değil. Kıbrıs Türkü Türkiye'den ayrılmak istemiyor. Türkiye'de nasıl ayrılıkçı parti %5-6 civarında oy alıyorsa, Kıbrıs'ta da Türkiyc'den ayrılmak isteyen Yurtsever Barış Hareketi %5 oy alıyor. Yani Kıbrıs'ta referandum yapalım, bakalım Kıbrıs Türkü ne istiyor diyenler, zaten yılardır seçimler yoluyla bir referandum yapıldığını ve ayrılmak isteyenlerin ancak %5'i bulduğunu gözler­ den saklamak istiyorlar. Kıbrıs Türkünün Rauf Denktaş'ı başında görmek istemediği yalanı ise 20 yıldır her seçimde Denktaş'ın seçilmesiyle çoktan çürütülmüş durumda. Türkiye'de AB'ci çevrenin borazanı nasıl daha güçlüymüş gibi ötüyorsa, KKTC'de de AB'cilerin durumu aynı.

Türk hüküm.eti Türk tezlerini reddediyor Türkiye'nin şu anki durumu kabul eden tezleri, AK Parti ikti­ darı tarafından reddediliyor. AK Parti lideri Recep Tayyip Erdoğan'ın hemen seçim ertesinde yaptığı ve Türk tezlerine cepheden karşı olan Belçika modeli açıklamaları, hükümetin izleyeceği rotayı da gösteriyor. Kıbrıs'ta ayrı bir Türk Cumhuriyeti'nin varlığını dünyaya kabul 'ettirmeye çalışması gereken Türkiye, Erdoğan'ın açıklamaları doğrultusunda Kıbrıs'ı AB pazarlıklarında önemli bir konuma yükseltiyor. Şeriatçı hareket Atatürkçülükten ve Ordu'dan kaynaklanan korkusunu, AB'ye sığınarak gidermeyi planlıyor. Erdoğan, "Ben sizin isteklerinizi yerine getiririm ama siz de bizi Ordu'ya karşı korumaya devam edin" mesajları vererek, AB'nin tam desteğini 64


MİLLİ DAVA KIBRIS

ıılma planları yapıyor. KKTC'nin AB için pazarlık konusu yapılmasının Türkiye aley­ hine sonuçlar doğuracağı ortadayken, AB kapısını açacak anahtar olarak pazarlık masasına yatırılması Türkiye'nin çıkarlarıyla bağ­ daşmıyor. AB'ye girmeyi hükümet programının öncelikli hedefi haline getiren ve ne gerekirse onu yapacağını açıklayan AK Parti, Kıbns'ı AB'ye teslim etmenin hazırlıklarını yapıyor. "Milli Dava" Kıbrıs, yerini AB'ye bırakıyor. Adada Türk Ordusu'nun kontrolü altında KKTC'nin sınırlarının ve Kıbrıs Türklerinin can güvenliğinin korunmasını içeren Türk tezleri, bir kalemde silinip atılıyor. Erdoğan'ın Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, Denktaş'ı müzakere masasına oturtabilmek için bin dereden su getiriyor. AB'ye söz verdiklerini açıklayan Yakış, "AB'ye, 'Siz tarih verin, biz de Kıbrıs ve AGSP'de kendimizi zorlayalım' dedik" açıklamalarıyla pazarlık­ ları da ortaya seriyordu. 1974'te Ecevit'i Kıbrıs'ın tamamını işgal etmediği için suçlayan Erbakan'ın takipçileri, bugün tam tersini, Kıbrıs'ı tamamen AB'ye vermediği için Denktaş'ı eleştiriyorlar. Şeriatçı hareket, tüm var­ lığını Batıya dayamanın gereklerini yerine getirmeye bir bir başlı­ yor.

Vatan toprağı AB'ye teslim edilemez AB'nin peşinden sürüklenen Türkiye, artık toprak talepleriyle de karşı karşıya. Şimdilik Kıbrıs'ı ve Güncydoğu'yu isteyen Batı, bu taleplerinin sonunun gelmeyeceğini de her fırsatta gösteriyor. Önümüze bir sorun olarak getirilen Kıbrıs, AB'nin de anahtarı olarak sunuluyor. Son planla birlikte Kıbrıs'ın bir bütün olarak Avrupa'ya devri ve adadaki Türk varlığının ortadan kaldırılmaya yönelinmesi, gerek Türkiye'deki gerekse KKTC'deki AB'ci çevrelerin yoğun coşkusuyla karşılanıyor. Türk Ordusu'nun Kıbrıs'tan çıkarılması ve Rumların KKTC topraklarına yerleştirilmesiyle, Türkiye Kıbrıs'ta daha büyük sorunlarla karşılaşacak. Önümüzde çok fazla seçenek de bulunmuyor. Türkiye ya bu 65


KIBRIS TÜ RKTÜR TÜRK KALACAK!

savaşı KKTC'yi sahiplenerek Türkiye topraklarında karşılayacak ya da Kıbrıs Türklerini AB ordusunun insafına terkederek adadan çekilecek. Türkiye'nin Kıbrıs'ı bir sorun olarak görmesinde de, bugün geli­ nen toprak kaybı aşamasında da AB sevdası belirleyici. "AB'ye girmek istemiyorum" diyen bir Türkiye, tüm bu sorunları başından savabilir. AB'yc teslim edilecek şeyin bir miktar toprak değil, vatan olduğunu görenler Türkiye'yi yeniden doğru rotaya sokmakla da yükümlüler.

TÜRKSOLU, Sayı: 18, 2 Aralık 2002

66


Mil Lİ DAVA KIBRIS

ABD Kıbns'ta psikolojik harbi başlattı:

Hedef Denktaş'ı yıkmak Ali Ö"ZSoy

Km.ey Kıbns'a psikolojik harp saldırısı Kuzey Kıbrıs'ta Aralık seçimleri ABD ve AB'nin Türk toprak­ lanna saldırısına dönüştürülüyor. Aylar öncesinden 14 Aralık seçimlerinin Annan Planı'na yönelik bir referanduma dönüştürüleceği belli olmuştu. Kuzey Kıbrıs'ta ABD, AB, Yunanistan ve Rum Kesimi tarafından açıkça desteklenen muhale­ fet seçimleri kazanmaları durumunda Denktaş'ı görüşmecilikten çekeceklerini ve Annan Planı'nı imzalayacaklarını ilan ediyor. Kuzey Kıbrıs'ta devletin varlığına karşı olduklarını açıkça deklare eden muhalefet partilerinin bugüne kadar aldıkları oy oranı hiçbir zaman %30'u aşmadı. Adada Annan Planı hakkında halk bilinçlendikçe, plana olan tepki de artıyor. Tüm bunlara rağ­ men muhalefet partileri tarihi bir sıçramayla % 70'lik bir oy oranı­ na ulaşacaklarını ve Türkiye'deki AKP gibi bir seçim zaferi elde edeceklerini iddia ediyor. Aslında hem muhalefet hem de Batılı ülkeler bunun imkansız olduğunun farkında. Adada özellikle son aylarda Rauf Denktaş'a 67


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

yönelik saldırılar ters tepmeye başladı ve Kıbrıs Türk halkı Cumhurbaşkanı Denktaş'ın etrafında kenetlenmeye başladı. Kuzey Kıbrıs'ta dış müdahalenin olmadığı koşullarda seçimleri Milli Dava'ya sahip çıkanların kazanacakları kesin. Bundan dolayı ABD ve AB halkın özgür iradesine rağmen Kuzey Kıbrıs'a müda­ hale ediyor ve seçimlerde kendi destekledikleri mu halefetin kazanması için yoğun bir baskı uyguluyor. Kuzey Kıbrıs'ta muhalefete bağlı sendika, örgüt ve partilere Batı tarafından yıllardır 600 milyon dolara yakın kaynak akıtıldığı biliniyor. Ancak artık aleni yürütülen bu mali desteğin yetersizliği ortaya çıktı. ABD ve AB resmi temsilcileriyle doğrudan KKTC'nin iç işlerine müdahale etme stratejisini benimsemiş durumda. Yürütülen faaliyetler çoktan lobi çalışmasını aştı. ABD ve AB KKTC'ye karşı ajanları, büyükelçileri ve resmi açıklamalarda dile getirilen tehditleriyle silahsız bir saldırı yürütüyor. Hürriyet gazete�ine göre ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell Amerikan diplomatları "çözümden yana olan muhalefetin adil bir seçimi kazanması için" seferber etti. ABD, Dışişleri Bakanı Powell, Türkiye Büyükelçisi Edelman ve Kıbrıs Özel Temsilcisi Weston aracılığıyla Abdullah Gül'ü Denktaş'ın adil ve özgür seçimlerin önünde engel oluşturmaması için üç kez uyardı. ABD Denktaş'a ve Kıbrıs'ta Türklüğe karşı savaş açtığını artık gizlemiyor.

Weston: "Muhalefeti destekliyoruz'' Kıbrıs'taki seçimlerde mücadele partiler arasında değil. Seçimlere taraf olanlar arasında ABD, AB hatta Rum yönetimi bile var. Bu devletlerin yetkilileri defalarca muhalefet partileriyle görüştü ve yaptıkları açıklamalarla Kıbrıs Türk halkını yön­ lendirmeye çalıştı. Aylar önce ABD Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston seçimlerde mu halefeti desteklediklerini ve muhalefetin Denktaş'ı devirerek Annan Planı'nı imzalamasını umduklarını açıklamıştı. Bu açıklama bir diplomatik skandal olarak kalabilirdi. Ancak Weston sürekli devam eden açıkla­ malarıyla adeta muhalefetin seçim kampanyasının vazgeçilmez 68


Mil l 1 DAVA KIBRIS

ıııısuru haline geldi. Wcston her fırsatta seçimlerin tarafsız olmasını, Türkiyc'nin �l'�imlere müdahale etmemesi gerektiğini, muhalefetin seçimleri kıı1.anmasının Kıbrıs'ta çözüm için en iyi sonuç olacağını vurguluy1 1 1. Geçtiğimiz hafta Türkiye'de temaslarda bulunan Weston aynı 111.;ıklamalara devam etti.

Kuzey Kıbns'ta bir tek Türk müdahalesi yok Aralık ayındaki seçimlere yönelik AB'nin uyarıları da aynı 11.;crikte. Seçimlere Türkiye müdahale etmesin diyen AB bir yan­ ılan da Türkiye ve KKTC'yi tehdit ediyor. AB yetkilisi Verheugen 1 >cnktaş'ın seçimlerde devrilmemesi ve Annan Planı'nın kabul l'ılilmemesi durumunda 1 Mayıs 2004'ten sonra Türkiye'nin AB loprağını işgal eden bir ülke haline geleceğini açıkladı. Ayrıca �cçimlerin adilliğinin denetlenmesi için gözlemci ve denetçilerin Kuzey Kıbrıs'a sokulmasını istedi. Yunanistan hükümeti ve Rum Yönetimi bile muhalefetle açık ve �izli toplantılar düzenliyorken, Kıbrıs'taki seçimlere kendi çıkar­ hırı açısından müdahalesi yasaklanan tek ülke Türkiye. Hatta Türkiye'de AKP iktidarının yetkililerinin açıklamaları ve etkinlik­ leri ABD-AB ve Rum cephesinin seçim çalışmasını destekler yönde.

Gözlemci değil ajan ABD ve AB, KKTC'yi tanımadığı için Kuzey Kıbrıs'a yönelik her türlü gayri meşru müdahaleyi haklı görüyor. Defalarca Kuzey Kıbrıs'taki seçimlerin adil olmayacağını iddia eden ABD yetkilileri KKTC'nin resmi gözlemcileri reddetmeyeceğini duyurması üzer­ ine söylemlerinden çark etti. Hem ABD hem de Rum kesimi, bunun KKTC'yi dolaylı olarak tanımak olacağını biliyor. Dolayısıyla, son Türkiye ziyaretinde Weston, KKTC'yi tanımadık­ larını dolayısıyla seçimleri resmi gözlemcilerin değil sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinin denetlemesi gerektiğini vurguladı. Bugün, Kuzey Kıbrıs'ta zaten yüzlerce Batılı "sivil toplum örgüt­ leri temsilcisi" yer alıyor. Bunların Batı devletlerinin ajanlık 69


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

faaliyetini yaptıklarını bilmeyen yok. Tek tek temaslarda bulunan, muhalefetle ortak çalışan ve halkı manipüle etmeye çalışan bu ajanlar kendilerine resmi bir sıfat istiyor. Weston kısaca KKTC ve Türkiye'ye şunu söylüyor; "Biz sizi tanımıyoruz, aslında seçim­ lerinizi de tanımıyoruz. Dolayısıyla size resmi gözlemci bile gön­ dermeyiz. Ama sizi işgal etmek için seçimler önemli. Bunun için ajanlarımıza gözlemci sıfatı verin." Normal şartlar altında bu ajanların hepsinin tutuklanıp, hapse atılması veya sınır dışı edilmesi gerekirken, AKP iktidarının tavrı­ na güvenen ABD bu taleplerini resmi ağızlardan Türk Dışişleri'ne iletebiliyor. ABD'nin yeni atanan tartışmalı büyükelçisi Edelman da yaptığı açıklamalarda KKTC'nin içişlerine karıştı ve Annan Planı'nın kabul edilmesi gerektiğini vurguladı.

Seçim sonucu önemsiz, amaç Denktaş'a darbe Weston açıklamalarında seçimlerin adil olmasının bile yetersiz olduğunu, sadece seçim gününün değil, seçimlere kadar süren sürecin adil olması gerektiğini vurguladı. Weston'un kastettiği, adada seçmenlerin büyük kısmını oluşturan Türkiye kökenli Türklerin varlığı. Hem Rumlar, hem muhalefet hem de ABD ve AB 200 bin nüfuslu KKTC'nin en az 120 binini oluşturan Türkiyelileri işgalci kabul ediyor. Dolayısıyla Weston'un itirazının ne seçime, ne seçim sürecine olmadığı ortada. ABD zaten KKTC'yi tanımadığı için seçimlerin sonucu istediği gibi çıkmaması durumunda seçimleri adaletsiz ilan edecek. Seçimin Denktaş'ı devirmek ve KKTC'yi yıkmak için yürütülen savaşın sadece bir aracı olduğu ortada. Seçimlerden KKTC'ye sahip çıkan partilerin galip ayrılması büyük olasılıkla bekleniyor. Dolayısıyla ABD ve AB stratejilerini seçim yenilgisi üzerine kurmuş durumda. Böyle bir durumda seçim sonuçları tanınmayacak. Kuzey Kıbrıs'ta beşinci kol faaliyeti yürüten muhalefet ise son günlerde söylem değiştirdi. Kesin zafer­ den bahseden liderler artık seçimin adil olmayacağını, sonuçlara bakılmaksızın uygar ve demokratik dünyanın Kıbrıs'ı tıpkı Miloseviç ve Saddam'a yaptığı gibi Denktaş'tan kurtarması gerek70


Mil l i DAVA KIBRIS

ıiAini vurguluyor. Büyük bir olasılıkla muhalefet seçimlerden sonra llatı'yı müdahaleye çağıracak. Ana muhalefet partisi CTP'nin lideri M. Ali Talat ise İngiltere l la�bakanı Tony Blair'le İngiltere'de yaptığı görüşmede seçimlere yiinelik son stratejileri netleştirdi. Muhalefet tüm stratejisini l'ınperyalistlerin Kuzey Kıbrıs'a müdahalesi ihtimali üzerine kur­ muş durumda.

ABD çıkarlarına karşı direnen lider: Denktaş Rum basını da Denktaş'ı devirmek için ABD'nin her türlü yön­ ıemi denediğini yazıyor. Politis gazetesi ABD'nin seçimlere doğru­ dan müdahale ve muhalefeti resmen destekleme kararı aldığını, hunun için ABD heyetlerinin Kuzey Kıbns'a sokulduğunu duyur­ du. Aynca Politis gazetesi ABD'nin Denktaş'ın ismini ABD çıkar­ larına karşı liderler listesine aldığını iddia etti. Rum basınına göre seçimin sonuçları ne olursa olsun ABD Denktaş'ı devirmeye kararlı. Rauf Denktaş geçtiğimiz ay 1ÜRKSOLU'na yaptığı açıklamada ABD'nin adayı bir Anglo-Amerikan üssü haline getirmeye çalıştığını, bunun için KKTC'yi yıkmayı ve Türkiye'yi adadan tama­ men atmayı hedeflediğini açıklamıştı. Ayrıca Denktaş her koşul altında emperyalizme karşı Türklük için dayanacaklarını vurgu­ lamıştı. Hem AB hem de ABD Denktaş'ı devirmeden adayı teslim alıp Yunanistan'a bağlayamayacaklarını biliyor. Bundan dolayı defalar­ ca Denktaş'ı çözüm ve barış önünde esas engel olarak nite­ lendirdiler. Denktaş ise kendisine Arafat'a yapılanın aynısının yapılmak istendiğini söylüyor. Denktaş, KKTC ve Türkiyc'nin düşmanını net bir şekilde sap­ tadığı için doğru bir milli strateji yürütüyor. Emperyalist devletleri ve Rum tarafını en çok rahatsız eden de bu. Denktaş seçimlere ya­ bancı müdahalesi sonucu muhalefetin başarılı olması durumunda veto yetkisini kullanacağını açıkça duyurdu. Böylelikle KKTC'nin bağımsızlığı ve egemenliğinin bir seçimle ortadan kaldırılamaya­ cağı, devletin sahipsiz olmadığı Batıya duyurulmuş oldu. 71


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

Yine seçimlerde muhalefetle değil ABD'yle karşı karşıya olduk­ larını açıkça vurgulayan Denktaş ABD Kıbrıs Özel Temsilcisi Weston'un kendisiyle görüşme talebini reddetti. Denktaş Weston'un ölçüyü kaçırdığını ve ancak müsteşarı Ergün Olgun'la görüşebileceğini açıkladı. Denktaş Kıbrıs'ta Türklere yönelik katliamların ve bugünkü KKTC'ye yönelik baskıların gerçek kay­ nağını da şu sözleriyle ortaya koydu : "Weston, Kıbrıs'ta bir halk mı, iki halk mı; bir devlet mi, iki devlet mi gördüğünü açıkla­ malıdır. .. Bizim kendilerinden 40 yıl alacağımız var. Eğer bu mese­ le 40 yıldır halledilmemişse Amerika'nın, İngiltere'nin ve diğer­ lerinin eli kanlı Makarios'u meşru Kıbrıs hükümeti olarak kabul etmelerindendir." Denktaş'ın emperyalizme karşı bu net tutumu onu hem Batı'nın hem de Türkiye içindeki işbirlikçilerin en büyük hedefi haline geti­ riyor. Devletine sahip çıkan Kıbrıs Türkü de doğal olarak Denktaş etrafında kenetleniyor.

Kıbrıs Türkü devletine sahip çıkıyor Kuzey Kıbrıs'ta benzeri görülmemiş dış kaynaklı siyasi ve mali destekle çalışan muhalefet halkın büyük tepkisiyle karşılaşıyor. Muhalefetin düzenlemeye çalıştığı grev ve yürüyüşler son derece cılız geçiyor. Denktaş'ın sağlam duruşu sayesinde kenetlenmeye başlayan milliyetçi güçler seçimlere hazırlanıyor. Halkın emperyalistlere ve işbirlikçilere olan öfkesi en son olarak ABD'nin Kıbrıs Rum Kesimi Büyükelçisi Klosson'u hedef aldı. Kuzey Kıbrıs'ta muhalif liderlerle toplantılar düzenleyen Klosson'un arabası yüzlerce Türk genci tarafından kuşatıldı. "Kahrolsun Amerikan Emperyalizmi", "KKTC sömürge değildir", "Rum'a uşak olmayacağız" sloganları atan gençler Klosson'un böl­ geden kaçması üzerine ABD'nin Kuzey Kıbrıs'taki temsilciliğinin önünde eylemlere devam ettiler.

ABD ve AKP'nin kirli ortaklığı AKP iktidarı başa gelir gelmez Annan Planı çerçevesinde Denktaş aleyhtarı bir kampanya başlatmıştı. Ancak Türkiye içinde 72


MiLLİ DAVA KIBRIS

direnen milli güçlerden ve Türk halkından olan korkusundan dolayı AKP, Denktaş aleyhtarı etkinliklerini gizli yürütmek zorun­ da kalmıştı. Aralık seçimlerinden milli güçlerin galip çıkması olasılığından endişeye kapılan Tayyip Erdoğan Kuzey Kıbrıs'taki muhalefeti destekleyen açıklamalara yeniden başladı. Brüksel'de AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Vcrheugen ile basın açıklaması yapan Erdoğan, Annan Planı'nı ıcmel alarak çözüm siyaseti yürüteceklerini belirtti. Oysa 1 >cnktaş'ın Annan Planı'nı kesinlikle kabul etmediği bilinen bir gerçek. Erdoğan da bundan dolayı açıklamasında Aralık seçimle­ rine değindi ve "Kıbrıs yeni yönetim profiliyle farklılık kazanabilir" diyerek açıkça ABD ve AB söylemlerine katılarak seçimlerde muhalefetin kazanmasını umduklarını ima etmiş oldu. Erdoğan'ın tavrı asla Türkiye'nin devlet politikasını yansıtmıyor. Görüşmeci olarak Denktaş'a sonuna kadar destek veren Türkiye Cumhuriyeti'nin değişmez tavrı, Erdoğan'ın bile açıklamalarını etkilemişti. Daha geçtiğimiz ay Erdoğan, çözümün gerçekler temelinde olması gerektiğini, Annan Planı'nın bu açıdan her iki ıaraf için de sorun yarattığını vurgulamıştı. Erdoğan'ın açıkla­ malarındaki çelişki ortada. Ancak bu çelişkinin Erdoğan'ın görüş­ lerinin net olmamasından değil içinde bulunduğu durumda mecburen takındığı takiyyeci tavırdan kaynaklandığı açık. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı kimliğiyle Türk devletine ve vatanına saldıranların yanında açıkça yer alamayan Erdoğan, gerçek politik amaçları doğrultusunda faaliyetlerine mevkisini de kullanarak devam ediyor. Brüksel'de yapılan açıklama bir devlet politikası beyan etmekten çok, Kıbrıs muhalefeti ve Batı'ya satır aralarından onları desteklediğini gösterme çabasından başka bir şey değil. Erdoğan'ın Kuzey Kıbrıs'a Batı ve Rumlar lehine müda­ halesini ise daha çok Kıbrıs muhalefetiyle ortak çalışan ve görüşmeler yapan meşhur danışmanı Cüneyd Zapsu yürütüyor. Rauf Denktaş ise tüm yaşananlara olan tepkisini Türkiye'nin kendilerine olan desteği çok daha açık göstermesi gerektiğini söyleyerek gösterdi. Ancak Abdullah Gül ve Tayyip Erdoğan Ankara'nın KKTC seçimlerinde tarafsız olduğunu vurgulayarak 73


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

Denktaş'a destek açıklamasından ısrarla kaçınıyor. Oysa Denktaş'a destek seçimle ilgili bir beyan değil Kıbrıs konusunda Türk devletinin değişmez politikasının yinelenmesi. Destek açıkla­ masından kaçınarak AKP iktidarı, Kuzey Kıbrıs muhalefetinin Denktaş'ı bu seçimle devireceğiz propagandasına hizmet ediyor ve devlet politikasının dışına çıkıyor. Seçim zaten Cumhurbaşkanlığı seçimi bile değil. Denktaş'a destekten kaçınan AKP, seçimi Denktaş'a ve KKTC devletinin varlığına yönelik bir referanduru­ ma dönüştüren Batı'nın ve muhalefetin kirli savaşına taraf oluyor. Kıbrıs'ta Türklüğe karşı dolarlar, eurolar ve ajanlarla yürütülen kirli savaşa AKP "tarafsızız" açıklamalarıyla taraf oluyor.

"Amaç Girne Kalesi'ne Rum bayrağı dikmek" Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök'ün Yunan gazetelerine verdiği demeç Türkiye'nin gerçek devlet politikasını bir kez daha açıkça ortaya koydu. Özkök yaptığı açıklamada Annan Planı'nın Türkiye ve KKTC açısından kabul edilemez olduğunu vurguladı. Kıbrıs'ın Türkiye için stratejik hedefini ortaya koyan Özkök; Türkiye'nin askeri açıdan adadan asla çekilemeyeceğini açıkladı. Aynı zamanda Ege'de Yunanistan'ın 1 2 mil tezini uygulamadan kalkmasını, Türkiye'nin savaş nedeni sayacağını açıkça belirtti. Arkasında Türk halkının ve devletinin desteğini bulan Denktaş direnmeye devam ediyor ve edecek. Yunanistan Dışişleri sözcüsü Beglitis ise kendilerinin yanında kimlerin olduğunu ortaya koydu. "Sayın Özkök'ün dile getirdikleri gelişmelerin dinamiği aşılmış tezlerdir." diyen Beglitis Türk Ordusu'nu değil hükümetini muha­ tap aldıklarını vurguladı. AKP'li Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise Özkök'ün Kıbrıs ve Ege sorunu ancak AB üyeliğinden sonra çözülebilir açıklamasının tersine bu sorunları çözüp AB'ye gire­ ceklerini açıklayarak Yunan meslektaşlarının açıklamalarını kend­ ince destekledi. Yunanistan, AB ve ABD, AKP iktidarını muhattap kabul etmek­ te haklı. Ancak AKP iktidarının Kıbrıs'ta ve diğer bütün alanlarda Türkiye'nin toprak bütünlüğü, egemenliği ve bağımsızlığını Batı'ya peşkeş çekebilecek güçte olduğunu zannederek yanılıyorlar. 74


MiLLİ DAVA KIBRIS

AKP'nin işbirlikçi ve gerici programının karşısında direnen Türk < >rdusu, devleti ve milletini Batı dört bir koldan kuşatarak teslim almaya çalışıyor. Kıbrıs'taki Aralık seçimleri bu yüzden Türkiye'nin geleceğinin sadece güvenliği açısından değil, Cumhuriyet rejimini korumak açısından da yakından ilgilendirili­ yor. Batı ve Türkiye'deki işbirlikçiler Kıbrıs'ı Türk devletinin AKP ve Batıya karşı son direniş noktalarından biri olarak değerlendiri­ yor. Aralık seçimlerinden sonra Kıbrıs'ta işbirlikçi partilerin yenil­ gisi AKP'nin Türkiye'deki iktidarını da sarsacak. Çünkü AKP Batı'ya söz verdiği toprak tavizleriyle ayakta duruyor. Kıbrıs'ta direnen Türkiye AKP'yi dayanaksız bırakacak. AKP'nin Türk halkının ve devletin bu kadar tepkisine rağmen Kıbrıs'ta Türk düşmanı cephenin baş işbirlikçisi olmasının esas nedeni iktidarlarını ayakta tutan gerçek güç olan Batıya bağlılık­ ları. Türk'e karşı kurulan şer cephesinin amacını en iyi Rum Milli Muhafız Ordusu Komutanı Korgeneral Nikolodimos ortaya koydu. Geçtiğimiz hafta Rum kesiminde yapılan bir törende "Herkes tarafından yürütülen mücadelenin amacı Girne Kalesi'ne bayrak dikmek." diyen Rum komutan kuşkusuz olaylara sadece kendi dar çerçevesinden bakıyor. Türklüğün Kıbrıs'ta teslim alın­ ması, Türk Ordusu'nun Kıbrıs ve Kuzey Irak'tan atılması ve Amerika'nın emrine verilmesi, şüphesiz sadece Girne Kalesi'ne Rum bayrağı dikilmesi anlamına gelmiyor. Eğer AKP ve Batının bu hedefleri gerçekleşirse Atatürk'ün Cumhuriyetini yıkıp parçalamak için de en önemli adımlar atılmış olacak. Dolayısıyla Aralık ayında Kıbrıs'ta muhalefet isimli işbir­ likçilerle diğerleri arasında bir seçim yaşanmayacak. ABD-AB­ Yunanistan-Rum Yönetimi ve AKP'nin kurduğu Türklük ve Cumhuriyet düşmanı cepheyle, Türk milleti ve devleti çatışacak.

TÜRKSOLU, Sayı: 42, 27 Ekim 2003

75


MiLLİ DAVA KIBRIS

Türk basını değil Rum lobisi Ali Öısoy

T

ürk medyası Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Rauf Denktaş'a karşı karalama kampanyası başlattı. Doğan Grubu, Sabah, Akşam, şeriatçı basın, bölücü basın, elele vererek özellikle 12 Aralık'ta Kopenhag'daki toplantıyla beraber Denktaş'a karşı büyük bir propaganda kampanyasına başladı.

Denktaş'a hakaretler artık manşette Aslında medyamızda son yıllarda Rauf Denktaş'a karşı yoğun bir karalama kampanyası zaten devam ediyordu. Ancak geçtiğimiz ay bu karalamalar gazetelerin köşe yazılarından, manşetlerine ta­ şındı. Türk devletinin Kıbrıs'ı Milli Dava olarak gören geleneksel ulusal politikasını değiştiremeyenler, Denktaş düşmanlığını manşetlere kadar taşıyarak en azından gazetelerinin yayın poli­ tikasını netleştirdilcr ve açık niyetlerini ortaya koydular. Türkiye'yi medya plazalarından yönetmeye alışmış tekelci ser­ maye, Denktaş'ı ortadan kaldıramamanın hırsıyla gazete manşet77


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

!erinden saldırıyor. Rauf Denktaş'a layık görülen sıfatlardan yal­ nızca bir kaçı: "Denktaş yine kıvırdı", "Kıbrıs halkı haykırdı: Hain Denktaş", "Türkiye'nin ve Kıbns'ın önündeki taş: Denktaş", "Denktaş sabırları taşırdı", "Denktaş tıkaç". Yanlış anlamayın bunlar Yunan veya Kıbrıs Rum kesiminin ga­ zete manşetleri değil. Bunlar sözde Türk basınının en yüksek tiraj­ lı gazetelerinin manşetleri! Sürekli tarafsız gazetecilikten ve yayın ilkelerinden bahsedenler Rum kesimi yanında öyle militan bir tavır aldılar ki Yunan basını bunların yanında çok daha tarafsız kaldı. Türkiye'yi Batı'ya peşkeş çekmek isteyenler için şimdi sıra 28 Şubat 2003'te. Bu tarihe kadar Denktaş'tan Kuzey Kıbrıs'ı Annan Planı çerçevesinde AB'ye ve Rumlara teslim etmesi isteniyor. Rumlarsa endişeyle bekliyor. Çünkü Güney Kıbrıs, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs olmadan AB'ye girerse bu, adanın fiilen taksimine neden olabilir. Ama korkmalarına gerek yok çünkü "Türk" basını kükrüyor! Basın sıradan işbirlikçi yayın üslubunu da terk etmiş, Rum lobisi gibi yayın yapıyor. Eskiden basında Kıbrıs'ta Rumlar'ın katlettiği Türklerin resimleri ve hikayeleri yer alırdı. Şimdi ise gündeme farklı konular geliyor. Kıbrıs'ta öldürülen çocukların resmi yerine Sabah gazetesi 6-7 Eylül olaylarında kırılan mağaza camlarını ve olaylardan mağdur bir Rum'un Türkleri affettiğini ifade eden açıklamalarını tam sayfa veriyor. Gören bu gazeteyi Atina'da çıkıyor sanır. Ancak bu kadarla da kalmıyor Sabah işi daha da ileri götürüy­ or. Anlaşılan kendi yazarlarının Rum ve AB tezlerini destekleyen yazılarını yeterli görmüyor ki, eski Kıbrıs Rum Kesimi Cumhurbaşkanı Vasiliu'dan AB uzmanı adı altında makale alıyor. Makale Türk ordusunu ve Türkleri suçlayan ifadeler içermesine rağmen aynı gazetedeki "Türk" yazarları Vasiliu'yla bu konuda yarışır.

Türkiye'ye işgalci diyen "Türk medyası" Dışişleri Bakanı Yakış'ın "Kıbrıs'ta çözüm olmazsa, Türk 78


MİLLİ DAVA KIBRIS < >rdusu

işgalci konumuna düşebilir" açıklaması doğal olarak hüyük tepki topladı. Belki de dünyada kendi ülkesinin işgalci olduğunu dolaylı yoldan da olsa ifade eden ilk Dışişleri Bakanı'nı 1;1kartmak da AKP'ye nasip oldu. Ancak Yakış'ın açıklamasına yönelik sert tepkiler medyada yeni hir tartışma açtı. Lobi etkinliğini yürüten köşe yazarları Türkiye' ııin niçin işgalci konumunda olduğunu ispat için yarışa girişti. Radikal yazarı İsmet Berkan işgalci kelimesine gösterilen tep­ kiye şaşırıyor: "Vay sen misin, sokaktaki çocukların bile bildiği, her yerde konuşulan bu meseleyi söyleyen ... Buradaki yanılgı fazladan alınmış toprakların bizim olduğuna inanmaktan geçiyor." İsmet Bcrkan'a göre Türkiye'nin benimsediği Kıbrıs konusundaki "semantik" (dil) artık çökmüş çünkü haklı zemini kalmamış. Alınan topraklar fazladan olduğuna ve bizim olmadığına göre, bu topraklar kimin? Bu toprakları Berkan'ın Rum ve AB toprağı olarak gördüğü kesin. Her konuda hukuktan bahsedenler bu konuda AB dayat­ malarını esas alıyorlar. Türkiye hakkı olmayan topraklarda hulunuyorsa, Türkiye'ye işgalci demenin hiçbir sakıncası yok. İşte Berkan'ın Türkiye'de Kıbrıs politikasıyla ilgili sunduğu yeni "semantik"! AKP'ye en yakın gazetecilerden ve hükümetin akıl hocası Yeni Şafak yazarı Cengiz Çandar ise "işgalci" kelimesine karşı göster­ ilen tepkiye Berkan'a benzer bir cevap veriyor: "Ne var bunda? Bunun böyle olduğu bunca zamandır bilinmiyor muydu?"

Türk'e Rum propagandası HaberTürk gazetesi yazarı Hakan Aygün ise işgalci kelimesine kızanları "Türk'e Türk propagandası yapmakla" suçluyor. Kendisinin Türk'e Rum propagandası yapmayı daha uygun gördüğü açık. Radikal gazetesinin yazarı Murat Belge ise konuya daha felsefi yaklaşarak Türkiye'nin işgalciliğini ispat ediyor: " (Türkiye'yi işgal­ ci) yorumlamakla Avrupa ve dünya yanılıyor olabilir. Ola ki bu konuda dünyada bir tek biz haklıyız. Ama şu andaki somut durum79


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

da, durumun kendisiyle 'haklılık' arasında bir örtüşmezlik var. Toplumların ( ... ) girdikleri 'hareketin' somut bir gerçekliği vardır." Türkiye'nin işgalci olduğunu işgalci kelimesini ağzına almadan ancak Belge bu kadar dolambaçlı ve güzel ifade edebilirdi. Belge'ye göre Türkiye tüm dünyanın gerçekliğinden kopuk, fantezi dünyasında haklılığına inanan ve kendini tüm dünyanın niteleme­ sine rağmen işgalci görmeyen bir ülke. Türkiye'deki gönüllü Rum lobisinin ve AB işbirlikçilerinin işi zor. Çünkü Türk düşmanı oldukları kadar korkaklar da. Türk Or­ dusu'na işgalci diyebilmek için işgal kelimesini kullanmadan her türlü şekle giriyorlar. " Dış politika uzmanı" Hürriyet yazarı Ferai Tınç ve Milliyet yazarı Taha Akyol'a göre ise Türkiye'nin 1959 ve 1960 antlaş­ malarından kaynaklanan Kıbrıs'a müdahale hakkını dünyaya anlatamadığı için artık işgalci değiliz demek için çok geç. Bütün bu köşe yazarlarına göre Türkiye'nin işgalci olduğunu ka­ bul etmesi ve buna göre politika belirlemesinden başka şansı yok.

Madem Türk Ordusu işgalci, buyrun, atabiliyorsamz atını Ancak unuttukları bir şey var. Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki ulusal çıkarları ve tezleri işbirlikçi hükümetler tarafından ne kadar az savunulmuş olsa bile 1 974'ten beri var olan devlet politikası başarılı. Kıbrıs'taki Türk askerine tüm dünya mı yoksa bütün evren mi işgalci diyor bilemiyoruz. Ancak nedense 28 yıldır dünyada bir baba yiğit çıkıp bu "işgalci" askeri adadan atamadı. Ellerine fırsat geçtiğinde bir üçüncü dünya ülkesine nasıl çul­ landıkları Irak örneğinde apaçık ortada. Madem Türkiye'nin hak­ larını kazandığı 1959 ve 1 960 antlaşmalarını kimse takmıyor, niçin kimse Türkiye'nin askeri gücüne dokunamıyor? Madem ki bu asker işgalci ve Kuzey Kıbrıs vatanımız değil ve "fazladan alınmış toprak", milyonlarca Türk bu topraklar için şehit olmaya hazırken nasıl oluyor da bu toprak üzerinde hak iddia eden Rumlar ve AB Türkiye'nin Kıbrıs'la entegrasyonu olasılığı karşısında tir tir titriy­ or ve harekete geçemiyor. Şurası açık ki Türk Ordusu Kıbrıs'ta hem haklı hem de güçlü. 80


Mil 1 İ DAVA KIBRIS

" l 'iirk" medyası lobi çalışmasına bundan dolayı gaz veriyor. Türki­ Yl'111in bu haklı ve güçlü konumunu dışarıdan hiçbir güç sarsamaya­ rnğı için tek çare Türkiye'nin içten "işgalci" olduğuna ikna edilme­ � • . /\ma Türk halkının ve Ordusu'nun köşe yazarlarının saçma sa­ pa n mantık oyunlarıyla ikna olacağı yok. 1 >cnk:taş'a değil Kıbrıs Türkü'ne düşmanlar

Denktaş yıllarca Kıbrıs'ta Milli Dava'nın savunucusu olarak lıilinirdi. Ama artık kendisine her türlü hakaret layık görülüyor. Radikal Gazetesi yazarı Perihan Mağden'e göre Denktaş: "Tıkanıklık ordinaryusu". Yazısında iyice aşka gelen Mağden hakaretleri sıralıyor: "Tıkaç Denktaş, büyük paranoya profesörü, mide bulandırıcı ... " Tüm bunların hepsi Denktaş Arınan belgesini i mzalamadığı için. Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi 12 Aralık'ta kendilerince bir zafer elde etti. Çünkü Türkiye tarih için tarih bile alamazken Rum Kesimi üyeliği garantilemişti. Ama hem Rum­ larda hem de bizim medyada çözüm için bir telaştır gidiyor. Ol­ muşken tam olsun. Kuzey Kıbrıs Türkiye'den temelli koparılsın. Vatan gazetesi yazarı Ayşe Özgün ise Rauf Denktaş ve Mümtaz Soysal'ı "utanmazlık" ve "Atatürk'ün yolundan ayrılmak"la suçluy­ or. Ayşe Özgün'e göre bu iki isim Türk milletine ve "Kıbrıslılara" ihanet etmiş. Oysa Atatürk'ün mirası ve Türk ulusal özelliklerinin gerektirdiği başkaymış. "Bizim bir farkımız vardı. Bize anlaşma, hoşgörü, huzur, sempati yakışıyordu ... Rüzgarı avucumuzun içine hapseder, kahkahayla işleri kolaylaştırırdık." Vatan toprağını isteyen emperyalistlerin işlerini kahkahayla kolaylaştırmak Atatürkçülüğün ve Türklüğün gereğiyse, işgalcileri Kurtuluş Savaşı'nda denize döken Atatürk ve Türk halkı da anlaşılan utan­ mazlık yapmış.

Kürtçüler de aynı Lobi'de Yeni Şafak yazarı Koray Düzgören'e göre Kıbrıs Davası'nın sem­ bol ismi Denktaş aslında kontrgerillanın beslediği bir katil. Kıbrıs'taki Türk direnişi ise derin devletin işi. Denktaş'ın bugün direnmesinin nedeni ise geçmişte yaptıklarının hesabını verememe 81


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

korkusu. Kıbrıs'ta ve Türkiye'de Türk düşmanlığı yürütenler kendilerini bugünlerde o kadar güçlü hissediyorlar ki her istedik­ lerini yazabiliyorlar. Fatih Altaylı ise "Bozmayın Denktaş'ın düzenini" diyor ve Kuzey Kıbrıs'ı Denktaş'ın ailece hortumlayarak talan ettiği için çözüme karşı olduğunu iddia ediyor. Denktaş düşmanı koroya Kürt mil­ liyetçisi, bölücü Özgür Gündem gazetesinin yazarı Ragıp Zarakolu da katılıyor. Koroda onlar eksik olamazdı zaten. Zarakolu, Denk­ taş'ın Türkiye'nin başına layık olduğunu ve Kıbrıs'taki saltanatını Türkiye'de sürdürmesi gerektiğini söylüyor.

Denktaş'a saldınyorlar çünkü O Türk direnişinin simgesi Hakaretler başka yazarların yazılarıyla da çoğaltılabilir. Ama esas önemli olan Denktaş karşıtı karalama kampanyasının kaynağı ve kimler tarafından yürütüldüğü. Denktaş'ı yıllardır ulusal lideri olarak seçen Kıbrıs'taki Türk halkı zaten suçlamalara en büyük cevabı vermiş durumda. Rauf Denktaş'la ilgili tüm bu suçlamaların kaynağı kendisinin AB ve Rum dayatmalarına direnmesi. Başta Solana olmak üzere Batı Türkiye'yi vurmak için Denktaş'ı hedef tahtasına oturttu. AB yetkilileri Türkiye'yi teslim almak için Denktaş'ı devirmek derdinde. Denktaş'ın adada ulusal duruşun en önemli dayanağı olduğunu biliyorlar. Solana sorunların kaynağı olarak Denktaş'ı gösterdi. Türkiye'de de saldırıların dozajı arttı. Saldıranlar ise Türkiye'deki bozuk sömürü düzeninden en çok nemalanan tekelci medyanın beslemeleri. Utanmadan bir de Kuzey Kıbrıs'taki düzeni sorguluyorlar. Tüm Türkiye'yi olduğu gibi Kuzey Kıbrıs'ı da zayıf düşüren ve ekonomik olarak çök­ ertenin kendi patronlarının düzeni olduğu sanki bilinmiyor.

Türk mitingi Türk basınına giremiyor Denktaş karşıtı propagandanın gönüllüsü her türlü kesimden çı­ kıyor. Oral Çalışlar da Kıbrıs'ı peşkeş çekmenin ve Türkiye'yi AB sömürgesi yapmanın gayretli bir taraftarı. Ancak ölçüsüzlüğüyle göze batıyor. "Kıbrıs'ın resmi ve gayri resmi hali" başlıklı yazısı ne 82


MİLLİ DAVA KIBRIS

ı.:azetecilik ilkelerine ne de yayın dürüstlüğüne hiçbir şekilde sığmıyor. Çalışlar Kuzey Kıbrıs'ta Denktaş lehine, Arınan Planı aleyhine yapılan mitingden telaşa düşmüş. Mitinge insanların nasıl zorla !aşındığından, mitingin devletin ve askerin zorlamasıyla gerçek­ leştiğinden, başarısız olduğundan bir panik havasında bahsediliyor. Ve adeta psikolojik savaş yürüten bir propagandist üslubuyla yazı koskoca bir yalanla son buluyor. Mitinge 3 bin kişi bile katılmamış! Oysa en AB'ci yayın organı Radikal gazetesi bile mitingin onbin­ lcri bulan kitlesinin fotoğrafını basıyor. Tüm medya Denktaş karşıtlarının AB bayraklarıyla düzenlenen cılız mitingi günlerce manşete taşırken, Denktaş yanlılarının mitin­ gine büyük bir ambargo uyguladı. İşbirlikçi medya mitingi hasır altı etme yoluna giderken, mitingi yalanlarla karalamak bir tek Oral Çalışlar'ın aklına geldi. Çalışlar'a göre Kıbrıs'taki devletin sakladığı bu "gayri resmi gerçeklerin" kaynağı BİANET Ancak BİA'nın AB'nin verdiği 100 binlerce Euro'luk yardımla AB politikaları doğrultusunda haber yaptığı geçen yıl ortaya çıkmıştı. AB'nin resmi politikalarının yarı resmi organı, gayri resmi gerçeklerin kaynağı olarak yutturulmaya çalışılıyor.

Rum mallarının avukatı: Cüneyt Ülsever Hürriyet Gazetesi yazarı Cüneyt Ülsever Türk medyasında bir ilke imza atmayı başardı. Kendisi Türkiye'nin halen vermekte olduğu uluslararası bir davaya müdahil oldu. Rumların toprak­ larını Türklerin işgal ettiğini, Türkiye'nin bunlar için tazminat ödemesi gerektiğini belirten Ülsever, 20-30 milyar doları bulan tazminatı Denktaş'la Mümtaz Sosyal'ın nasıl ödemeyi düşündüğünü soruyor. Ülsever Türkiye'nin hiçbir şekilde tazminat ödemeyi kabul etmediği bir konuda, kendince bir meblağ da belirlemiş ve Rumlar adına bu miktarı temin etmeye çalışıyor. Rumların mallarının derdi Ülsever'e düşmüş. Ülsever sadece Kıbrıs'taki Rumların değil, Kurtuluş Savaşı'nda 83


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

Anadolu'dan def ettiğimiz işgalcilerin de avukatlığına soyunabilir. Ermenilerin, Rumların ve emperya listlerin Lozan'a ve Cumhuriyet'e duydukları kin ortada. Vatanı savunmamız ve kur­ tarmamızın karşılığında bir tazminat istedikleri biliniyor. Bu sefer­ ki tazminatın daha büyük olacağı da göz önünde bulundurul­ duğunda Ülsever için cazip bir iş daha ortaya çıkıyor. Ülsever avukatlığı için para alıyor mu bilemeyiz ama diğer lobi­ cilerden farklı olarak kendi yalanları kendi ayağına çabuk dolandı. Bu açıdan lobi çalışması için kendisine para ödemeyi düşünen varsa ödeyeceği miktarı gözden geçirmeli. Ülsever, Mümtaz Soysal ve Şükrü Sina Gürel'i Rum toprağını ve mallarını gasp etmek ve Kıbrıs'a villa kondurmakla suçladı. Mümtaz Soysal bu iddiayı hemen yalanladı ve Kıbrıs'ta beş kuruş malı olmadığını açıkladı. Gürel ise Kıbrıs'ta bir kooperatifin üyesi olduğunu ancak bu kooperatifin Türk toprağında olduğunu açık­ ladı. Yalanı ayağına dolanan Ülsever hatasını kabul edeceğine, koop­ eratifin sahibi olan Türk'ün başka bir yerde Rum toprağı işgal edip etmediğini sorgulamaya başladı. Ayrıca Kıbrıs'taki kaynaklardan kendisine tonla bilgi geldiğini açıkladı. Bu kaynaklar Kıbns'ın neresinden acaba? Kıbrıs'ın güneyindeki Rum kesiminden mi?

Milli Dava ve vatan düşmanları Kıbrıs konusu pek çok yazarımıza yeni bir olanak sundu. Milli Dava kavramına saldırarak vatan kavramını yerin dibine geçirmek için yeni bir fırsat geçti ellerine. Serdar Turgut kendi tercihini ortaya koyduktan sonra, Kıbrıs Türk'ü adına da konuşuyor: " ... Ben hala daha KKTC'nin para karşılığı en yüksek fiyatı verene satılması görüşündeyim ... 'Türkiye'ye ilhak mı, yoksa en yüksek fiyatı verene satılmak mı' diye sorsanız insanların büyük çoğunluğu satış alternatifini tercih eder." Can Dündar ise Kıbrıs'ta sınırların kaldırılmasını şöyle savunuy­ or. Aşkta da milliyetçilikte de kapı açık bırakılmalıymış. Kapıdan çıkıp giden bir daha geri dönüyorsa aşk ve milliyetçilik geçerliymiş. 84


Mil Lİ DAVA KIBRIS

( 'an Dündar'ın aşk hayatındaki ahlaki normları nelerdir bilemeyiz. Ancak vatanın sınırları vatandaşlar kaçmasın diye değil, emperyal­ isl ler işgal etmesin diye vardır. Vatan ve vatan savunusu kavramını lıilmeyenlere bu saatten sonra bu gerçekleri anlatacak değiliz. Kendi yaşamlarını en yüksek parayı verene kendini satmak ilke­ �iııe göre düzenleyenler tüm halkı kendileri gibi sanıyorlar. Oysa ulusu ve vatanı oluşturanlar tam da biz satılık değiliz diyen insan­ lardır. Eğer bugün bir Türk halkı varsa bu, kendini satmayanların, kendini satanlara karşı verdikleri mücadele sayesindedir. 1 >cnktaş'a ve ulusal politikalara hakaret etmek için yola çıkanlar Türkiye'de ve Kıbrıs'ta yaşayan bütün Türk halkına hakaret ederek yollarına devam ediyorlar.

Misak-ı Milli ve Lozan nasıl kazanıldı? Lobici köşe yazarları kendilerini dünyanın en akıllı, halkı ise en ııptal canlıları zannediyor. Vatan toprağının Lozan ve Misak-ı Milli iirnek gösterilerek AB'ye satılması ancak bizimkilerin aklına gelebilirdi. Milliyet gazetesi yazarı Hasan Cemal'e göre eğer Atatürk Denktaş gibi davransaydı, Lozan asla imzalanmazdı. Aynı soruyu İ smet Berkan da soruyor. Bu mantıkla Lozan imzalanır mıydı? Zülfü Livaneli ise ekliyor "Hem Kıbrıs Misak-ı Milli sınırlarında değil ki." Kıbrıs'ın vatan toprağı olmadığına Livaneli gazetedeki köşesinden karar veriyor. Rumlar da buna sevinmiştir herhalde. Livaneli'den Türk-Yunan dostluğuna, Kıbrıs'taki Türk halkını çiğnemek pahasına yeni bir örnek. Lozan Anlaşması savaş alanında kazanılmış bir anlaşmaydı. Yenilgiye uğrayan emperyalistler masada aylarca direnmelerine rağmen Misak-ı Milli sınırları içindeki tam bağımsız Türkiye'yi kabul etmek zorunda kaldılar. Bütün bir bağımsız vatanın kazanıldığı anlaşmayla, Kıbrıs'ın AB'ye pazarlanması aynı kefeye konuyor. Bu mantığın sahipleri sadece kasıtlı bir demagoji yürüt­ müyorlar. Kendileri gerçekten de Kurtuluş Savaşımızı ve Lozan'ı yabancı ülkelerle yapılan bir pazarlık sanıyorlar. 85


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

Şeriatçı basının Kıbns'ı satma aşkı Büyük sermayenin işbirlikçi kalemleri, bölücü basının sözcüleri ve eksik kalan son halka gerici basın ... Gerici basın bir kez daha vatan diye bir kaygıdan tamamen arındığını gösterdi. AKP'nin yarı resmi yayın organı Yeni Şafak'ın Kıbrıs yayınları Radikal gazetesinden bile daha "ver kurtulcu". Gerici gazetelerde­ ki Cengiz Çandar gibi liberal tayfanın tutumu zaten herkesçe biliniyor. Ancak asıl ilginç yazılar "İslami" bakış açısından Kıbrıs'ı satmayı savunanlardan geldi. Gericilerin savunduğu şu: Kıbrıs'ı biz zaten kaybettik. Öyleyse bugün savunmanın alemi ne? Yeni Şafak gazetesi yazarı Yusuf Kaplan'a göre Kıbrıs'ı biz 1 974'te kaybettik. Nasıl mı? Oraya giren Türk devleti Kuzey Kıbrıs'taki Türk halkını asimile etti. Bunu ise halkı İslam'dan kopararak ve laikleştirerek başardı. Oradaki halk Şeyh Nazım Kıbrısi gibilerine teslim edilseydi ve İ slamileştirilsey­ di, şimdi Rumlarla birleşmek istemezdi. "Kıbrıslı Türkleri laik­ leştirerek. . . Rumlara benzettiğimizi, onlardan farksız hale getirdiğimizi nasıl göremiyoruz anlamıyorum doğrusu." Bu mantıktan yola çıkarak Kaplan Kuzey Kıbrıs'ın bugün AB'ye ve Rum tarafına AKP tarafından satılmasını doğru ve mantıklı buluyor. Hatta Kaplan Türkiye'deki laiklikten dolayı Türk halkının da yakında vatanından vazgeçeceğine hüküm getiriyor. Aynı mantığa katılan bir diğer isim ise Vakit yazarı Abdurrahman Dilipak. Ona göre "Aslında ne 'Yunan'ı denize dök­ tük' ne de 'orduların ilk hedefi Akdeniz'di'." Dilipak'a göre Kıbrıs'ı da, Ege'yi de, Meis'i de Atatürk zamanında ve onun yüzün­ den kaybettik. Öyleyse bugün bir bardak suda koparılan fırtına niye? Vatanı süngüyle kazananlara karşı gericilerin tarihten gelen hıncı hiç eksik olmuyor. Vakit yazarı Hasan Karakaya, Türkiye'nin pek yakında adada işgalci konumuna düşeceğini belirtiyor ve ekliy­ or: " Bundan böyle, Rumlara karşı ilan edilecek bir savaş aynı zamanda tüm AB ülkelerine yönelmiş bir tehdit sayılacaktır ki, yüreği yeten buyursun! .. Tabii, 'Biz, yedi düvele kafa tutmuş bir milletin ahfadıyız' diyen ' ruh' hala yaşıyorsa." Bu mümkün 86


MiLLİ DAVA KIBRIS

olmadığına göre Karakaya'ya göre kaçınılmaz gelişme: "Kıbrıs'taki Türk sınırları, bir süre sonra 'Denktaş ve avanesinin nemalandığı lıataklık' olarak görülecek ve bu 'bataklığın' kurutulması talep edilecek". Bu ise daha bugünden KKTC'de ve Türkiye'de dil­ lcndiriliyormuş. Gericiler Kıbrıs'ı satmak için oynanan mantık oyunlarında liber­ ;ılleri gerçekten de geride bırakıyor. Binlerce yılın verdiği çarpık mantık yürütme ustalığı kendini belli ediyor. Bu mantığa göre Türkiye de laik olduğuna göre AKP'nin AB'ye ve ABD'ye ülkem­ izi peşkeş çekmesi ve NATO'nun saldırı üssü haline getirmesi son derece doğru. Kurtuluş Savaşı'nda Halife ve Şeyhülislam da aynı mantıkla Ankara hükümetini kafir ilan etmişti. Böylelikle Hıristiyan Yunanistan ve İngiltere'nin köpekliğini "kafir, dinsiz" Kemalist­ lere karşı rahatlıkla yapabilmişlerdi. Savunacak vatanı olmayanlar, dini vatan hainliklerine alet edebilirler. Ancak Müslüman halk kendileri gibi satılık değildir.

Ne 1ürk ne Yunan, AB ve Rum uşağı Tartışmalara en özlü katılım yine Hürriyet gazetesinin genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök'ten oldu. "Siz olsanız o pankartı taşımaz mıydınız?" diye soruyor Özkök. Bahsettiği pankart Kıbrıs' taki AB yanlılarının eyleminde taşınan "Ne Türküz, ne Yunanlı, Kıbrıslıyız" pankartı. "Bugün Kuzey Kıbrıslı o Türk gencinin haya­ tında gerçek bir milattır... Ve o genç ister istemez şu soruyu soru­ yor. Ben bu güzel dünyaya kimin yüzünden giremiyorum." Aynı soruyu Özkök kendine soruyor ve cevabı veriyor: "Kuzey Kıbrıs ve Denktaş" yüzünden. Özkök'ün cevap vermeye cesaret edemediği bir tek soru, o pankartı taşıyıp taşımayacağı sorusu: "Taşırım diye­ mem ama samimi söyleyeyim taşımam da diyemem." Özkök'ün de cesaretinin bir sınırı var tabii. Ama ortada bir gerçeklik daha var. Kıbrıslı gencin zorla kafasına sokulmak istenen uydurma Kıbrıslı milliyeti fikri Özkök'e bile pek uymuyor. Çünkü kendisinin ne köken olarak Kıbrıs'la bir ilgisi var, ne de Milli Dava'yla bir ilişkisi. 87


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

Ama hem Özkök'ün hem de diğer medya yazarlarının bu konuya olan ilgisi asla bitmiyor. Artık Türk basını kalmadı, yerini Rum lobisi aldı. Nedeni ise ne Türk ne de Yunan olmalarından, Serdar Turgut'un da dediği gibi "en yüksek fiyatla satılmayı tercih etmelerinden". TÜRKSOLU, Sayı: 20, 30 Aralık 2002

88


Mil Li DAVA KIBRIS

Avrupa Kıbns' ı ilhak ediyor Özgür Erdem

K

ıbrıs, her zaman Türk dış politikasının en önemli gün­ dem maddelerinden birisi olmuştur. Son aylarda AB yetkililerinin Kıbrıs ile ilgili yaptığı açıklamalar ve uzun yıllar sonra Denktaş ile Klerides'in görüşmelere tekrar başlaması gibi gelişmeler Kıbrıs'ı tekrar gündemin ana maddesi yaptı. Ancak bugüne kadar alışkın olduğumuz Kıbrıs yorumlarının çok dışında değerlendirmelerle karşılaşıyoruz. Eskiden Kıbrıs bir "Milli Dava"ydı, tüm Türkiye Kıbrıs dendi mi yekvücut olur ve Kıbrıs Türkleri savunulurdu. Ancak son aylarda Kıbrıs yeniden tartışılmaya başlandığında "ver-kurtul"cu fikirler daha çok yankı bulmaya başladı. AB de Türkiye'den Kıbrıs meselesinde taviz bek­ lediğini açıkça beyan etmeye başladı. Türkiye'nin Batıcı egemen güçleri ulusal çıkarımızı ilgilendiren diğer tüm meselelerde olduğu gibi Kıbrıs'ta da artık "Milli Dava"yı terk etmeye başladı. Kıbrıs, 50 yıla yakın bir süredir Türkiye'nin Batıyla karşı karşıya geldiği en önemli sorunlardan biri. Türkiye tüm dayatmalara, 89


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

ambargolara ve tehditlere karşın bu konuda hiçbir zaman taviz vermedi. Bu temel politikanın değişmeye başlaması Türkiye'nin Batı güdümüne daha çok girdiğinin ve emperyalist sistemin dayat­ malarına sesini çıkaramayan bir ülke haline geldiğinin bir göster­ gesi. O nedenle Kıbrıs, bu bağlamda incelenmeli.

Kıbns neden bir "sorun"dur? Dünyada pek çok bölgede ve ülkede "sorun" vardır. Kıbrıs da bu bölgelerden birisi. Ancak Kıbrıs sorununun özünü Türkiye ile Yunanistan'ın basit bir anlaşmazlığı olarak görmemek gerek. Öncelikle "sorun" kavramının emperyalist dünya sistemindeki tanımını yapmak gerekiyor. Emperyalist dünya sisteminde "sorun" bölgeler hakim emperyalist ülkelerin isteklerine uymayan tavırların alındığı böl­ gelerdir. Bugün emperyalizmin "sorun" olarak tanımladığı bölgel­ er emperyalizmin çıkarlarına aykırı bir şekilde sınırların belir­ lendiği bölgelerdir. İ ngiltere'de Kuzey İ rlanda, İspanya'da BASK bölgesi çeşitli anlaşmazlıklar yaşanmasına ve yüzlerce kişinin ölümüne yol açan çatışmalara karşın uluslararası çapta sorunlar olarak görülmez. Çünkü bu bölgelerde "sınır"lar emperyalizm tarafından belirlenmiştir. Ancak Irak'taki durum bir "sorun"dur çünkü Saddam yönetimi emperyalizmin petrol çıkarları doğrultusunda çizdiği Ortadoğu sınırlarını tanımamış ve Kuveyt'i işgal etmeye çalışmıştır. Kuzey Irak'ta bir kukla Kürt devleti kurulmasını engelleyerek de "sorun" olmaya devam etmektedir. Filistin bir sorundur, çünkü Filistin halkının mücadelesi emperyalizmin Ortadoğu'daki üssü olan İ srail karşısında bir tehdittir. Kore de bu anlamda bir sorundur, çünkü 50 yıl önce Kore sınırı Kore halkının emperyalizme karşı verdiği mücadele sonucunda emperyalizmin iradesi dışında belirlenmiştir. Emperyalizmin önemli bir aracı olan Birleşmiş Milletler'in bu gibi bölgelerde etkin politika yürütmesi ve "sorun"ları çözme çabası aslında sınırların tekrar emperyalist devletler tarafından çizilmesi çabasıdır. Kıbns da bu anlamda emperyalizm için önemli bir sorundur 90


Mİi Lİ DAVA KIBRIS

�·ıınkü Türkiye emperyalizmin kabul ettiği sınırları tanımamış ve K ıbrıs adasının kuzeyinde bağımsız bir Türk devletinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ( KKTC) kurulmasını sağlamıştır. Türkiye'nin 2. Dünya Savaşı sonrasında emperyalist-kapitalist ılünya sisteminin bir parçası olma kararını vermesinden bu yana sistemle uzlaşamadığı belki de tek mesele hep Kıbrıs olmuştur. l lJ63'te Kıbrıs'taki Rumlar Türklere karşı soykırım başlattığında ismet İnönü yönetimindeki Türkiye Batı Bloku'nun tüm karşı koyuşuna karşın müdahale etmeye hazırlanmıştır. Hatta ABD Başkanı Johnson'dan "bu müdahalede Amerikan silahlarının kul­ lanılmayacağı" doğrultusunda büyük bir tepki almıştır. Johnson'un tepkisini dile getirdiği ünlü "Johnson Mektubu"nun hem Türkiye'yi aşağılayan kaba üslubu, hem de Türkiye'yi önemli bir sorunda yapayalnız bırakması, ABD'nin dostluğunun sorgulan­ masına neden olmuştur. Türkiye'de o güne kadar sadık ve dışarı­ dan gelecek saldırılarda Türkiye'yi koruyacak bir müttefik olarak görülen ABD'nin aslında hiç de öyle olmadığı ortaya çıkmıştır. ABD'nin Türkiye'ye yaptığı silah yardımının ardında yalnızca ABD çıkarlarının bulunduğu gerçeği apaçık ortadadır artık. Johnson mektubu Kıbrıs dolayısıyla yekvücut olmuş tüm yurtsever kesimlerin uyanışını sağlamış ve 60'1arın Türkiyesi'nin antiem­ peryalist uyanışının kıvılcımı olmuştur. 1974'te Yunanistan'daki faşist Albaylar Cuntası'nı da arkasına alarak Türklere karşı büyük bir saldırı başlatan Samson'a karşı tüm Türkiye'de yine tepkiler doğmuştur. Türkiye bu saldırılara karşılık vermesi durumunda emperyalistlerin desteğindeki Albaylar Cuntası'na karşı savaş açtığı için karşısında başta ABD olmak üzere tüm emperyalistleri bulacaktı. Çünkü Türkiye Lozan Anlaşması'ndan bu yana ilk kez, "sınır belirleme yetkisini" emperyalistlerden almış olacaktı. Türkiye 1974'te kendi ulusal çıkarları doğrultusunda davranmayı tercih etti ve Batıya meydan okuyarak Kıbrıs adasındaki Türkleri korumak için askeri bir müdahale düzenledi. Adanın %36'sını kontrol altına alarak Kıbrıs Türklerinin can güvenliğini sağladı ve adada Rumlardan bağımsız bir Türk Devleti'nin kuruluşuna öncülük etti. 91


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

ABD'nin 74 Harekatı'na yanıtı askeri ve kısmi ekonomik ambar­ go oldu. Bu ambargo Türk ekonomisinin 70'1erde çok zor günler yaşamasına neden olmasına karşın Türkiye "Milli Dava"dan vazgeçmedi. Kıbrıs'ın kuzeyinde Türklerin yaşadığı bölgede bağımsız bir Cumhuriyet, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC), kuruldu. KKTC başta BM, AB ve ABD olmak üzere tüm emperyalist kurum ve devletlerden büyük tepki aldı, tanınmadı . Ancak Türkiye'nin ısrarı sayesinde resmen hiçbir ülke tarafından tanın­ masa bile fiilen varlığını sürdürdü.

Kıbns'm öğrettiği: Batıyla Türkiye'nin çıkarları uyuşmaz Batıcı egemenler Türkiye'nin çıkarlarının ancak Batı kutbunda yer alarak sağlanacağını savunagelmişlerdir. Türkiye'nin ulusal güvenliği ABD ve NATO ile yapılan işbirliğine bağlanmıştır. Ancak Kıbrıs, durumun böyle olmadığının güzel bir kanıtıdır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Türkiye Kıbns'ta emperyalizmin dediklerinin dışına çıkarak müdahalede bulunduğunda Batıdan büyük tepki görmüş, hatta ABD'nin Türkiye'nin ulusal savunması için verdiği silahların kullanılması engellenmek istenmiştir. Kıbrıs Türklerinin hayatlarının korunması emperyalizmle uzlaşarak değil, tersine emperyalizme karşı gelerek gerçekleşebilmiştir. Kıbrıs'ta Türk çıkarlarının Batıyla çelişmesi, Batının çıkarlarının hiçbir zaman Doğu ülkelerininkilerle kesişmediğinin de güzel bir örneğidir. Türkiye'nin 1963 ve 1 974'teki müdahalelerdeki gibi Batı kut­ bunu dinlemeden kendi ulusal çıkarları doğrultusunda davranması Kıbrıs Türklerinin can güvenliğini sağlayabilmiştir. AB'nin Kıbns'ı ilhak etme isteği Kıbrıs'ta 2001 'e geldiğimizde yaşanan son gelişmeler AB'nin Kıbrıs üzerinde söz sahibi olmasıyla başlar. Bilindiği gibi Avrupa Birliği Kıbrıs'ta Türkiye'yi açıkça suçlayarak ve Türkiye'nin tüm karşı çıkışlarına karşın Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ni (GKRY) Kıbrıs'ta tek muhatap kabul ederek Kıbrıs Devleti'nin AB'ye tam 92


MiLLİ DAVA KIBRIS

nyeliği gündeme alması AB'nin Kıbrıs'ta attığı önemli bir adımdır. AB'nin Kıbrıs merakı 1990'1arla birlikte başlar. 1 990'1arda başta Sovyetler Birliği olmak üzere Doğu Bloku'nun çöküşüyle birlikte 1 >oğuya doğru büyüme ve genişleme şansını yakalayan AB, ABD'ye karşı bir kutup olma fırsatını kaçırmadı ve Doğu Avrupa'yı da içine alacak şekilde "genişleme" stratejisi oluşturdu. 1 990'da düzenlenen Maastricht Anlaşması bu yeni stratejinin bel­ gesidir. Kıbrıs bu genişlemede önemli bir adım, çünkü Ortadoğu, Anadolu ve Kuzey Afrika'nın doğusunu kontrol altında tutmak için önemli bir stratejik noktada. Kıbrıs adası coğrafi konumu itibariyle doğal bir uçak gemisi gibi işlev görebilir ve ticari yollar, e nerji yolları ve askeri açıdan AB'nin Doğu Akdeniz'deki ileri karakolu ve köprübaşı olabilir. Kıbrıs, Ortadoğu'ya uzanmak isleyen AB için elden kaçırılmaması gereken bir noktada bulunuy­ or. 12 Adalar ve özellikle Girit adasıyla Akdeniz ve Ege'de önem­ li stratejik üslere sahip olan AB, Kı brıs'ı da içine alarak Ortadoğu'ya kadar uzanabilir ve 12 Adalar ve Kıbrıs'ın oluştur­ duğu ve Avrupa'dan Ortadoğu'ya uzanan adeta bir "el"e benzeyen adalar zinciri ile tüm Doğu Akdeniz'i stratejik olarak kontrol altın­ da tutabilir. Kıbrıs'ı da içine alarak genişlemek isteyen AB, Ada'da Rum ege­ menliğini tercih ediyor. Çünkü Türkiye AB'den farklı sosyal ve kültürel yapıya sahip bir Doğu toplumu olarak Avrupa kimliğinin dışında ve Türkiye Nice Zirvesi'nde alınan kararla en erken 2010'da AB'ye üye olabilecek. Bu nedenle Türklerin kontrolünde­ ki bir devlet ( KKTC) Ada'da tercih edilemez. Potansiyelleri, tarihi ve en önemlisi Doğu toplumu kimliğiyle Türkiye AB için bir tehdit sayıldığından Türkiye'nin Kıbrıs'taki varlığı AB için aynı zamanda bir tehdit. Dolayısıyla AB'nin yeni genişleme stratejisinde Kıbrıs, Rum yönetiminde AB'ye alınmalı ve adadaki Türk varlığı ortadan kaldırılmalı. Yunanistan'ın AB üyesi olması da Kıbrıs'ın AB'nin Doğu Akdeniz'deki karakolu olması için önemli bir avantaj. Kıbrıs'ın AB'ye Rum yönetiminde üye olması aslında adanın AB tarafından ilhak edilmesi anlamına gelecek. 93


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

Yunanistan'm rolü Bu noktada Kıbrıs'ta önemli aktörlerden biri olan Yunanistan'ı da değerlendirmemiz gerekiyor. Yunanistan, Kıbrıs üzerinde önemli ticari yatırımlara ve askeri güce sahip. Türkiye'nin 1974'teki müdahalesi de Samsan önderliğindeki Rumların Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlama çabasını engelleme amacındaydı. Yunanistan'ın yalnızca Kıbrıs üzerinde değil Ege üzerinde de emellerinin olduğu biliniyor. Ancak bu durumu yalnızca Yunanistan'ın genişleme çabası olarak değerlendirmek yanlış olur. Yunan adaları ve Yunanistan anakarası tarih boyunca Akdeniz ticaretine egemen olduğu için önemli ticaret merkezleri konumun­ daydı. Bu nedenle yalnız Yunanistan'da değil, Avrupa'nın değişik ülkeleri ve ABD'de ticarette önemli konumlara gelmiş pek çok Yunanlı bulunuyor. Yunanistan ayrıca Batı uygarlığının adeta kurucusu olarak yine tarihi nedeniyle AB ve ABD üzerinde önem­ li etkiye sahip. Bu nedenle Kıbrıs ve Ege'deki sorunlarda Yunanistan Batının hep desteklediği ülke oldu. Yunanistan, ayrıca Batının en doğusunda yer alan ülke olarak, Batının, özellikle AB'nin, Doğuya doğru genişlemesi için önemli bir koçbaşı görevine sahip. Birinci Dünya Savaşı sonrası tüm Batı devletleri ve kamuoyu tarafından desteklenerek Anadolu'yu işgal etmeye kalkışan Yunanistan Batının Anadolu'yu ele geçirmesi ola­ rak özetleyebileceğimiz Sevr planında önemli bir yer tutuyordu. Yunanistan 1990'1arda tarihin kirli sayfalarından çıkarılarak tekrar uygulamaya konulmak istenen Yeni Sevr'in de önemli bir aktörü olmaya aday. Ancak bu sefer Batı yalnızca Yunanistan'ı kullanarak değil, AB çatısı altında birleşmiş olarak Sevr'i uygula­ maya koyuluyor. Kıbrıs'ı da bu çerçevede, yani AB'nin Yeni Sevr planı çerçevesinde değerlendirmek gerekiyor. 1974'te söz Türkiye'deydi ve Kıbrıs sınırları Türkler tarafından çizildi. Ancak Batı nasıl ilk Sevr planını engelleyen Lozan'ın intikamını Yeni Sevr ile almak istiyor ve Doğuya doğru genişlemek istiyorsa, Kıbrıs'ta 1974'te sınır çizmeye "cüret eden" Türkiye'den intikamını yine Yeni Sevr çerçevesinde almaktan çekinmiyor. 94


Mil Lİ DAVA KIBRIS

Kıbrıs neden AB-Ye girmemeli? AB'nin içine Kıbrıs'ı da katacak olan genişleme süreci Klbrıs ile ılgili bugüne kadar yapılan tüm görüşmelerin, çözüm aşamalarının yok sayılması anlamına geliyor. 1 995'te GKRY'nin AB'ye aday üye olduğunun açıklanmasından sonra dönemin BM Genel Sekreteri l'crcz de Cuellar bile tepkisini şu sözlerle dile getirmişti: "AB; Kıbrıs uyuşmazlığında bütün parametreleri değiştiriyor ve sorunun .;üzümünü daha da zorlaştırıyor". Kıbrıs'ın AB'ye üyelik süreci uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan bir şekilde devam ediyor. <'>ncelikle Zürich ve Londra Anlaşmalarına göre Kıbrıs "Türkiye'nin ve Yunanistan'ın birlikte içinde bulunmadıkları hir t opluluğa giremez"di. Ayrıca Türkiye'nin Kıbrıs konusunda garan­ liirlük anlaşmasından kaynaklanan bir söz hakkı vardı, ancak Türkiye'nin tüm karşı çıkışları dinlenmedi ve G KRY-AB ilişki­ lerinde Türkiye'nin tavrı etkili olmadı. Peki neydi Türkiye'nin Kıbrıs'ın AB üyeliğine bu kadar karşı çık­ masının nedeni? AB'nin 1990'1arda izlediği strateji kendi içindeki lıirliği tam anlamıyla sağlamak ve gelecekte bir Avrupa Birleşik Devletleri oluşturmak. 2000'1ere geldiğimiz şu günlerde ortak bir para birimi bile kabul eden AB, bu süreçte önemli aşama kaydetti. Dolayısıyla Kıbrıs'ın yalnızca Rum yönetimi muhatap kabul edil­ erek AB üyesi olması, Yunanistan'ın ve Kıbrıslı Rumların yıllardır gerçekleştirmeye çalıştığı Enosis'in (Kıbrıs'ın Yunanistan ile bütünleşmesi) fiilen hayata geçmesi anlamına geliyor. Uluslararası kamuoyunda zaten tanınmayan KKTC, Kıbrıs'ın tek bir parça olarak üye olmasıyla birlikte yine fiilen yok sayılacak ve Türkiye adada işgalci bir devlet konumuna gelecek ve işgal ettiği bölge AB üyesi olduğu için tüm Avrupa'yı karşısında bulacak. Avrupa Birliği-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Daniel Con-Bendit'in bu konudaki açıklamaları adeta bir tehdit: "Kıbrıs'ta çözüm bulun, bir çözüm oluşturmaz ve Kıbrıs'ı ilhak ederseniz yani Kuzey Kıbrıs'ı Türkiye ile birleştirirseniz Avrupa topraklarını ilhak etmiş olursunuz." Bu doğrultuda Kıbrıs'ın Rum yönetiminde AB'ye girmesinin doğuracağı bir başka sonuç da adadaki Türklerin azınlık statüsüne 95


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

girmesi ve 1963'ten bu yana elde edilen yaşam güvencelerinin sona ermesi. Batı Trakya'daki Türk azınlığın nasıl baskı altında olduğunu ve Türkiye'ye göçe zorlandığını görmek l'..ı. brıs'taki Türklere AB üyesi Kıbrıs'taki yaşam koşulları için bir fikir vere­ hilir. Kimi Avrupacı çevrelerin iddia ettiği gibi Kıbrıslı Türkler AB üyesi Kıbrıs'ta özgürlüklerine kavuşmayacak. Tersine, Kıbrıs'taki Türkler ya Türkiye'ye göçe zorlanarak ya da azınlık statüsünde varlıkları yok sayılarak adım adım Kıbrıs'taki etkinliğini yitirecek ve ada tamamen Rum (ve dolayısıyla AB) egemenliğine girecek.

AB'nin Kıbrıs Tehdidi Türkiye AB'ye üye olacak olsa Kıbrıs'ın AB üyeliği bu kadar büyük sorun olmayacak, ancak Türkiye'nin geleceğin Avrupa Birleşik Devletleri'nde yer almayacağı çok açık. Zaten AB'nin Kıbrıs konusunda Türkleri hiçe sayan kararları, AB'nin Türkiye'ye bakışının net örnekleri. Bu konuda özellikle Daniel Con-Bendit'in açıklamaları çok ilginç: "Biz Kıbrıs'ın bir bütün olarak 2004'e kadar AB'nin üyesi olmasını istiyoruz. Kıbrıs'ın Avrupa ile bir­ leşmesini istiyoruz. AB'nin isteği bu yöndedir." diyen Bendit başka bir açıklamasında "AB'nin genişlemesinin önünde durmayın. Kıbrıssız genişleme olmaz." diyerek Türkiye'ye gözdağı veriyordu. Kıbrıs konusunda Türkiye'nin taviz vermesi gerektiğini savunan Bendit şöyle diyor: "Türkiye'nin AB'ye giriş kapısı Kıbrıs'tır." Kısacası AB'nin Kıbrıs konusundaki tavrı çok net: Kıbrıs tek parça olarak AB'ye üye olacak ve buna engel olmak AB'nin genişlemesinin önünde engel olmaktır. AB'nin son aylarda ısrarla Kıbrıs meselesini çözün demesinin altında da bu tehdit yatıyor. Örneğin İspanya'nın AB'den sorumlu Devlet Bakanı Ramonde Miguel'in Kıbrıs'ın güvenliği için AB üyeliğinin şart olduğunu açık­ laması ve Türkiye'nin AB üyeliği için öncelikle Kıbrıs meselesini çözmesi gerektiğini söylemesi bu tehdidin bir yansıması. AB Komisyonu'nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen ise "Bizim yaklaşımımız net: Eğer Kıbrıs sorununa siyasi bir çözüm gelmezse, eğer AB üyeleri buna rağmen Kıbrıs'ın tam üyeliğini kararlaştırırlarsa Türkiye ile AB arasında çok büyük bir kriz 96


MİLLİ DAVA KIBRIS

ya�anır. O zaman, bu işin içinden nasıl çıkılacağını hiç bilmiyorum" diyerek üstü kapalı tehditlere devam etti. Avrupa Parlamentosu ııyesi Jean Charles Marchiani ise, "Türkiye'nin Kıbrıs'ı ilhakı savaş nedenidir" diyerek tehditleri daha açık bir şekilde yaptı.

AB hayalleri için Kıbns'tan vazgeçildi AB, Türkiye'yi Kıbrıs konusunda çözüm bulmaya zorlayan açık­ lamalarda da bulundu. Sorunun çözümünü takvime bağlayan AB, �orun 2002'ye kadar çözülmezse Kıbrıs'ın yalnızca Rum yöneti­ minde 2004'te AB'ye tam üye olacağını defalarca açıkladı. AB tarafından hazırlanan Türkiye'nin AB'ye tam üyelik sürecinde iler­ leme raporlarında Kıbrıs Türkiye'nin üyeliğinin önündeki en ilnemli engellerden biri olarak yer aldı. Kıbrıs'ın AB üyeliğine bu kadar yaklaşması ve Türkiye'nin AB üyeliğinde tek engel olarak lanse edilmesi Türkiye'nin Avrupacı egemenlerinin paniğe kapıl­ masına neden oldu. Ya Kıbrıs'ta AB'nin istediği çözümler kabul edilecek ya da Türkiye'nin AB üyeliği hayalleri çöpe atılacaktı. Kıbrıs'ın AB'nin müdahalesine açık bir noktaya gel-mesinde 1 995 yılında yapılan tercih yatıyor. GKRY'ın 1990'da yaptığı AB'ye üyelik başvurusu, Türkiye'nin tüm itirazlarına karşın 1993'te kabul edildi. Türkiye tam üyelik görüşmelerinin başlamasını engelleye­ bilirdi. Ancak 1994'te Yunanistan'ın Türkiye'nin AB ile imzalaya­ cağı Gümrük Birliği anlaşmasını veto edeceğini açıklaması, Türkiye'nin GKRY'nin üyeliğine karşı çıkmasını engelledi. AB, Türkiye'nin AB'ye üyelik tutkusunu çok iyi bildiği için Yunan veto­ sunu koz olarak kullanarak Kıbrıs konusunda Türkiye'nin itiraz etmesinin önüne geçmiş oldu. Türkiye o dönemde AB hayal­ lerinden vazgeçmemek için Kıbrıs'ın AB'ye tam üyelik görüşmelerini başlatmasına ses çıkarmayarak Kıbrıs'tan vazgeçmiş oldu. Kıbrıs'ın bugün bu kadar güncel hale gelmesinin ve Türkiye'nin paniğe kapılmış bir şekilde Kıbrıs AB'ye üye olmadan Kıbrıs'taki Türkler için ne koparsam kardır anlayışıyla Dcnktaş-Klerides görüşmelerine destek olmasının altında 1 995'te verilen büyük taviz yatıyor. O dönem AB hayali için Kıbrıs'tan vazgeçen Türkiye, 97


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

Kıbns'ın AB üyeliğinin yaklaştığı günümüzde hatasının bedelini ödüyor ve AB'nin Kıbrıs dayatmaları karşısında sesini yükseltemi­ yor. Denktaş-Klerides görüşmelerinin bir anda başlaması ve Rumlar ile Türkler arasındaki buzların eridiği imajının yaratılması hem Türkiye hem de Yunanistan için çok önemli. Her iki ülke de soru­ nun çözümü için adım atmaya istekli olduklarını göstermeye çalışıyor. Ancak Türkiye bu noktada oldukça geri bir mevzide mücadelesini sürdürebilir, çünkü 1995'te verilen tavizin bir sonucu olarak sorunun çözümünde AB'nin istekleri çoktan kabul edilmiş durumda. Yunan tarafı için ise, uzlaşmaz görüntünün silinmesi, Kıhns'ta Yunan istekleri doğrultusunda bir çözümün bulunması için önemli bir avantaj . Çünkü zaten AB'yi çoktan arkasına almış <J!an Yunanistan d ünya kamuoyunu da bu uzlaşır görüntüyle kazanma çabasında.

Avrupacılığın Kıbns'ta geldiği nokta: Ver-kurtul Kıbns'ın AB'ye üyeliği Türkiye'yi bir karar noktasına getirdi. Ya AB hayallerinden vazgeçmemek için Kıbrıs'taki Türkiye çıkarları bir kenara bırakılacak, ya da Kıbrıs konusunda ısrar edilerek AB defteri kapatılacak. Kamuoyunun Kıbrıs konusundaki hassasiyeti­ ni bilen egemenler bir ara formül peşinde: "Hem AB hem Kıbrıs mümkün". Ancak yukanda da açıkladığımız gibi AB'nin Kıbrıs konusundaki dayatmacı tavrı, bu ara formülün imkansız olduğunu gösteriyor. Avrupacı kesimlerin en radikalleri bu gerçeğin farkında olduk­ ları için "Kıbrıs'tan vazgeçelim" fikrini yaymaya başladılar. Bu kes­ imin önde gelen sözcülerinden 1Ü S İAD'ın Başkanı Özilhan, "Kıbns için Avrupa Birliği'ni kaybedemeyiz" diyerek Denktaş'ın uzlaşmaz tavrını eleştirdi. İşin ilginci bir gün sonra katıldığı bir TV programında "Türkiye bu dönemde Kıbrıs'a her yıl 100- 1 50 mily­ on dolar yardım etti. Bu sıkıntıların yeniden yaşanmaması için Kıbns konusu çözümlenmeli" diyerek Kıbrıs'ın Türk ekonomisi için bir yük olduğunu savunma noktasına geldi. Özilhan'ın "ver­ kurtul" tavrı büyük tepki görse de özellikle sermaye kesiminin 98


Mil Lİ DAVA KIBRlS

�ıızcüleri Özilhan'ı desteklediler. Sermaye kesiminin bu tavrı, ulusal çıkarlar söz konusu olsa bile sermaye kesiminin tercihinin llatıyla bütünleşmek olduğunun açık bir göstergesi. Yabancı ser­ mayeyle içiçe geçmiş ve bu nedenle tüm çıkarlarını yabancı ser­ mayenin Türkiye'deki egemenliğine bağlamış kesimlerin Kıbrıs konusunda başka bir tavır alması zaten beklenemezdi. TIJ S İ AD'a destek Avrupa'dan gelmekte gecikmedi. The 1 �conomist dergisinde Kıbrıs sorununa ilişkin Türkiye'nin çözüm ilııcrilerinin uygulanması imkansız olarak değerlendirildiği bir yazıda lÜ S İAD'ın açıklaması "ender görülen umut verici bir ııdım" olarak nitelendirildi. Yazıda, "ne de olsa tavizde bulunmak 'ladece Kıbrıs'ın değil, Türkiye'nin de yararına olacaktır" iddiasın­ da bulunuldu. Çıkarlarını AB ile birleştirmemiş olanlar ve öncelikle l'ürkiye'nin ulusal çıkarlarını düşünenler Kıbrıs konusunda "ver­ kurtul" anlayışına karşı çıktılar. Özellikle TSK'nın Kıbrıs konusun­ daki tavrı "Kıbrıs'ın taviz olarak verilemeyeceği" doğrultusunday­ ılı. Bu tavır 27 Kasım tarihli MGK toplantısına da yansıdı ve MGK toplantısının sonuç metninde AB eleştirilerek KKTC'yi ve Türki­ yc'yi dışlayarak Kıbrıs'ın AB üyesi olmasının kabul edilemeyeceği açıklandı: "Ayrıca Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin Avrupa Birliği' ne tam üyeliği konusundaki gelişmeler ve bu gelişmelere karşı Türkiye tarafından alınan önlemler değerlendirilmiştir. Bu kap­ samda, Türkiye, Kıbrıs'taki iki tarafın ortaklaşa kabul edebileceği hir çözüm arayışına bütün iyi niyetiyle devam edecektir. Bu anlayışla, sayın Denktaş'ın yapmış olduğu görüşme çağrısını desteklemektedir. Ancak Türkiye, uluslararası anlaşmaları ihlal eden, Türkiye'nin ve KKTC'nin güvenliğine tehdit oluşturan Kıbrıs Türklerini Rum hakimiyeti altında bir azınlık konumuna dönüştüren bir oluşuma da izin vermeyecektir." Denktaş ise " İşadamları, zenginler, Kıbrıs meselesini Türkiye'nin AB'ye girişinde engel olarak görüyorlar. Yanılıyorlar. 'Meseleyi hallet, öyle gel' demeleri lazımdı. Türkiye burada bir fedakarlık yapacak, yani Kıbrıs'tan vazgeçecek olursa, o zaman Ege, Güneydoğu, Ermeni meseleleri önünüze aynı şekilde getirile·

99


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

cektir. Eğer hakikaten Kıbrıs'ın Türkiye için engel olduğuna inanılıyorsa, AB bu meseleyi sona bıraksın" diyerek 1Ü S İAD'ın açıklamalarına tepki gösterdi.

Kıbns Sevr'in ilk adımıdır Kıbrıs konusunu incelerken AB'nin dayatmalarını iyi tahlil etmek gerekiyor. Türkiye-AB ilişkilerinin tarihine baktığımızda, Türkiye'nin ısrarla AB'ye girmek istediğini ve bu isteğin AB tarafından dayatmalarda koz olarak kullanıldığını görüyoruz. Gümrük Birliği anlaşması öncesi Kıbrıs konusunda alınan tavizler, PKK terörüyle ilgili ve Ermeni sorununda yapılan dayatmalar AB'nin Türkiye'den istediklerinin aslında yeni Sevr'i gerçek­ leştirmek olduğunun göstergeleri. Kıbrıs, Türkiye'nin 1946 sonrası emperyalist sistemin isteklerine karşı geldiği ve Batının çıkarlarını hiçe sayarak kendi ulusal çıkar­ ları doğrultusunda davrandığı tek meseledir. Dolayısıyla Kıbrıs, her zaman Türkiye-Batı ilişkilerinde bir turnusol kağıdı vazifesi görmüştür. Çıkarlarını emperyalizmle birleştirenler "ver-kurtul"u savunmuş, ulusal çıkarları ön plana çıkaranlar ise Kıbrıs söz konusu olduğunda Batıyla karşı karşıya gelmekten çekinmemiştir. Kamuoyu tepkisinden çekinen kimi çevreler de Batı karşıtı olmasalar bile bir tek bu konuda Batıya karşı tavır alabilmişlerdir. Bu açıdan Kıbrıs konusunda verilecek taviz, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını ilgilendiren pek çok konuda da tavizleri beraberinde getirecektir. Bu nedenle, Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki gardı kesinlikle düşmemelidir. Türkiye'nin Batıyla en çok çeliştiği ve bu çelişkinin en geniş kesimler tarafından benimsendiği bir sorunda alınacak tavır Türkiye'nin geleceğini yakından ilgilendirmektedir. Batının Türkiye'de uygulamak istediği yeni Sevr'in ilk adımı ola­ cağı anlaşılan Kıbrıs konusunda verilecek taviz, bu yeni Sevr'in diğer alanlarda da uygulanacağı anlamına gelecektir. Kıbrıs, yalnızca gelecekteki yeni tehditlere karşı ilk direnme noktası olduğu için değil, adanın Türkiye için taşıdığı stratejik önem için de bırakılmaması gereken bir mevzidir. Kıbrıs'ın AB üyesi olması ve KKTC'nin ortadan kalkması adanın AB tarafından 1 00


Milli DAVA KIBRIS

riilen ilhakı anlamına gelecektir. Halbuki Kıbrıs'ın kuzeyinde Türk denetimi, Türkiye'nin Akdeniz'e açılan önemli limanları için ıinemli bir savunma mevzisidir. Ayrıca GAP ve yeni kurulacak Bakü-Ceyhan Boru Hattı gibi önemli stratejik mevkiler için de Kıbrıs önemli bir savunma alanıdır. Adanın tamamen AB tarafına ı.:cçmesi bu bölgeler için önemli bir tehdittir. GAP ve Bakü­ Ceyhan Boru Hattı'yla birlikte Doğu Akdeniz Türkiye'nin dış ı icareti için önemli bir bölge olacaktır ve bu bölgedeki AB varlığı Türkiye'nin Doğu Akdeniz ticaretindeki önemini azaltacaktır. Son olarak Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'nun en büyük ülkesi olarak Türkiye'nin bölgedeki ekonomik ve siyasal varlığının devam etmesi için Kıbrıs'taki Türk varlığı (KKTC'nin korunması) yaşam­ sal önemdedir. Tüm bu faktörler ele alındığında Kıbrıs'ın AB'nin eline geçme­ si, yalnızca AB'nin Türkiye'nin hakim olduğu bölgede genişleme­ siyle Yeni Sevr'in bir adımı değil. Aynı zamanda Kı brıs gibi Türkiye için stratejik önemdeki bir adanın AB'nin eline geçmesi, Türkiye'nin güçsüzleşmesini sağlayarak da Yeni Sevr'e hizmet ediyor.

Hem Batı hem Kıbrıs değil, ya Batı ya Kıbrıs Türkiye'nin Kıbrıs konusunda önünde yalnızca iki seçenek var: Ya Kıbrıs konusunda taviz verilmeyerek Sevr planı durdurulacak, ya da Kıbrıs konusunda taviz verilerek Batının uydusu olmaya devam edilerek ulusal çıkarlar hiçe sayılacaktır. Mesut Yılmaz, İ smail Cem gibi kamuoyu baskısından çekindiği için Kıbrıs konusunda taviz vermek istemeyen, ancak AB hayallerinin de bitmesini istemeyen çevrelerin savunduğu gibi hem Kıbrıs'ta taviz vermemek, hem de Batıyla sorun yaşamamak gibi bir üçüncü seçenek bulunmuyor, çünkü yukarıda da bahsettiğimiz gibi AB, Kıbns'ın Rum yönetiminde AB'ye katma konusunda istekli ve Türkiye'nin buna karşı çıkmasını savaş gerekçesi olarak değer­ lendiriyor. Yalnız Kıbrıs değil, Türkiye'nin ulusal çıkarlarını ilgilendiren tüm sorunlara baktığımızda aynı ikilemi görüyoruz. Türkiye'nin 101


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

ekonomik kaynaklarının kullanımından PKK terörüne, Ege soru­ nundan Ermeni sorununa kadar pek çok sorunun temelinde Batının yeni Sevr dayatmaları yatıyor. Türkiye Kıbrıs başta olmak üzere iç ve dış sorunlarını çözmek istiyorsa emperyalist sistemden kopuşu gerçekleştirmeli ve ilk adım olarak AB hayalinden vazgeçmeli. Çünkü sorunlar, sorunları yaratanlarla yapılan pazarlıklarla değil, sorunları yaratanlara alınan tavırla çözülebilir. 1 960'larda Kıbrıs meselesinde emperyalizmin Türkiye'yi yalnız bırakması 1968'in antiemperyalist şahlanışının kıvılcımı olmuştu. İ smet İ nönü "Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye de oradaki yerini alır" diyerek Batı kampından kopmanın sinyallerini vermişti. Ancak Türkiye o dönem Batı kampından kopma noktasına gelmiş olmasına ve bu doğrultuda büyük bir halk hareketinin başlamış olmasına rağmen büyük fırsatı kaçırdı. Bugün de AB'nin Kıbrıs dayatmaları yeni bir antiemperyalist, Batı karşıtı bilincin doğması­ na yol açabilir. Bu nedenle Kıbrıs meselesi başta olmak üzere diğer tüm meselelerde devrimciler bu bilincin Türk halkı arasında hakim olması için çaba göstermelidir. Fırsat bu sefer kaçırılmamalıdır.

Çözüm: Kendi gücüne güven ve kişilikli bağımsız bir dış politika Kıbrıs konusunda Türkiye'nin gösterdiği basiretsiz ve kararsız tavrın arkasında yatan temel neden Türkiye'nin kendisini hala Batı kampında görme çabası ve Batı tarafından parçalanmak ve adım adım yok edilmek istenen bir Doğu toplumu olduğu gerçeğini ısrarla kabul etmemesi. Kıbrıs'taki Türk varlığının sona erdiril­ mesini hedefleyen yeni AB dayatmaları bu sürecin ilk adımı. Kıbrıs sorununun bugünkü aşamaya gelişinin temelinde yer alan 1995'te verilen taviz, bu gerçeğin görülmek istenmemesinin bir sonucu. Türkiye 1974'te Kıbrıs'a müdahalede bulanarak oradaki Türklerin yaşamlarını garanti altına almış ve önemli bir sorunu Batıyla karşı karşıya gelerek çözmüştü. 1974'teki müdahalede Türkiye yalnızca kendi gücüne güvenmiş ve Batıya karşı çıkmaktan çekinmeyen kişilikli ve bağımsız bir dış politika izlemişti. Kıbrıs, diğer tüm sorunlarımız gibi, ulusal çıkarlarımız doğrul­ tusunda çözülmek isteniyorsa, bir Doğu toplumu olduğumuz kabul 1 02


MİLLİ DAVA KIBRIS

edilmelidir. Batının Türkiye'yi güçsüzleştirme ve emperyalist sis­ temin "ses çıkarmayan" kölesi haline getirme amaçlarının ve bun­ ların sonucu olan Yeni Sevr dayatmalarının farkına varılmalıdır. Çözüm, diplomatik manevralar ve Batıyı ikna etme çabalarıyla değil, Batıya tavrını net bir şekilde ortaya koyarak ve dış politika seçeneklerini bu doğrultuda belirleyerek gelecektir.

beri, Sayı: 8, Ocak-Şubat 2002

1 03


MiLLİ DAVA KIBRIS

Kıbns'ta hainler ve Denktaş Kuzey Fırat

G

eçtiğimiz haftalarda ADKF heyeti olarak Kıbrıs'a gittik ve çeşitli ziyaretlerde bulunduk. Bu ziyaretlerimiz sonu­ cunda Kıbrıs konusunda kafaları karıştırmak için ortaya atılan iddiaların gerçekdışılığına, ülkedeki hainlerin emperyalistler ile nasıl rahatça çalıştıklarına, adına sol denilen partilerin Rumlara yaranmak için nasıl birbirleriyle yarıştıklarına gözlerimizle şahit olduk. Mücadelesi Kıbrıs Türkünün özgürlük mücadelesi olmaktan çıkmış, Türkiye'nin Türklük davası haline gelmiş, Kıbrıs Türklerinin Rumlara karşı mücadelesini başarıya ulaştırmış, hem de Kıbrıs Türk Devleti'ne sonuna kadar sahip çıkan KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş hakkında Batıcı medyanın anlattık­ larının dayanaksızlığını gözlerimizle görmüş olduk. Denktaş diktatör mü? Ne diyorlardı Rauf Denktaş için, Kıbrıs halkı ondan nefret edi­ yor, halkla hiçbir bağı yok, adeta bir diktatör vb. hiçbir dayanağı 1 05


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

olmayan tamamen gerçekdışı iddialar. Herhalde dünyanın hiçbir yerinde halkla bu derece içiçe, hemen hemen ülkesindeki herkesi tanıyan, isteyenin görüşüp derdini anlatabildiği başka bir lider yok· tur. Uzun süredir ülkesinin başında bağımsızlık mücadelesi verme· si ve Kıbrıs denilince akla ilk onun isminin gelmesi, ne derece Kıbrıs Türküyle bütünleştiğinin de göstergesi. Emperyalist devlet· terin her fırsatta Denktaş'a saldırması, Türkiye'de ve Kıbrıs'ta aley­ hinde onca kampanya yürütülmesi hiç de boşuna değil aslında. Adanın Rumlaştırılmasının önündeki en büyük engel Denktaş. Aralık seçimlerinin ana temasını da Rauf Denktaş oluşturuyor elbette. Genel seçimlere iktidara kimin geçip geçmeyeceği olarak bakılmıyor. Seçimler sonucunda belli olacak olan şey Cumhurbaşkanı Denktaş'ın Türklük mücadelesine ne derece katılıp katılmayacağı. Muhalefet partilerinin temel siyaseti Rauf Denktaş'ın devredışı bırakılıp bırakılmaması üzerine oturmuş durumda. Dcnktaş'ın karşısındaki güçlere baktığımızda, Denktaş'ın mücadelesinin önemini de daha iyi kavrayabiliyoruz. Türkiye'de komprador sol diye adlandırdığımız partilerin uzantıları Kıbrıs'ta ihanet cephesinin başını çekiyor. Sovyetler Birliği yıkılmadan önce Moskova'dan, Pekin'den icazet alıp siyaset yapanlar Sovyet Rusya'nın yıkılmasıyla birlikte emperyalizmin kucağına oturmuşlar, Washington'dan, Brüksel'den icazet alıp siyaset yapmaktalar. Bir tarafta Türklük davasının lideri, bir tarafta Türk düşmanı Rumcu­ Batıcı cephe.

Hainlere her türlü destek Avrupa'dan Ülkemizdeki işbirlikçi basının Kıbrıs'ta Milli Dava'ya muhalif çevrelere her fırsatta yer verdiğini ve başta Denktaş olmak üzere, milliyetçilere saldırdığına tanık oluyorduk. Bu muhalif kesimin AB'den ve Rumlardan bir takım destekler aldığını da biliyorduk. Ancak hainliğin ve işbirlikçiliğin bu kadar alenen yapılabileceğini bilmiyorduk. Bu işbirlikçiler AB'den aldıkları desteği hiçbir şekilde gizleme gereği duymuyorlar. Hemen her gün Rum tarafından birileriyle 1 06


MiLLİ DAVA KIBRIS

�iirüşüyor, açık açık onlarla birlikte Denktaş'a ve Türkiye'ye hakaretler yağdırıyorlar. Bu mandacıların Milli Dava'yı savunan­ lara taktıkları çok ilginç bir isim de var: "Mandracılar"! Dünyanın neresinde kendi ülkesini "mandra" olarak gören bir anlayış olabilir, anlamak mümkün değil! Rum tarafı reklam adı altında işbirlikçi hasına önemli yardımlarda bulunmakta. Bu cephenin en başında Afrika adlı gazete gelmekte. Bu gazetede kullanılan harflerin dışında hiçbir Türk izine rastlayamıy­ orsunuz. Herhalde Rumlar Türklere bu derece düşmanlık yapamıy­ ordur. Haberlerin hemen tamamı AB'nin KKTC hakkındaki açık­ lamaları, Denktaş ve Türkiye düşmanlığı üzerine. Özellikle şu satırları buraya almak istiyorum: "Bu topluma Denktaş'ın yenil­ gisinden daha büyük, daha değerli bir armağan sunulabilir mi? Kırk yıldır çektik, artık son bulsun ve bu sayfa burada kapansın. Bundan sonraki hayatında herkesin Denktaş'sız günleri olsun (27 Eylül 2003)" Şimdi bu sözlerin bir Türk'ün ağzından çıktığını kim söyleyebilir? Özellikle Türk düşmanlığı konusunda en çok beslendikleri kay­ nak AKP hükümeti. Erdoğan ve Gül'ün Kıbrıs konusundaki her açıklaması, işbirlikçiler tarafından sevinçle karşılanıyor. Cumhuriyetçi Türk Partisi'nin (CTP) gazetesi Yeni Düzen'in simgesi ise oldukça ilginç: AB yıldızları! Asil Nadir'in Kıbrıs Gazetesi de işbirlikçi cephenin önde gelenlerinden.

Partinin adı Çözüm ve ABI Türkiye'deki gibi işbirlikçi sermaye de Kıbrıs'ta üzerine düşen görevi yapıyor. Kıbrıs Ticaret Odası Başkanı, bir parti kurarak siyasete atıldı. Partinin ismi de oldukça ilginç: "Çözüm ve Avrupa Birliği Partisi." Kıbrıs'taki mevcut durum meşrutiyetler sonrasında Osmanlı'nın içinde bulunduğu durumu çok andırıyor. Dış destekli kurulan partiler, çıkartılan gazeteler. Bu parti de diğerleri gibi KKTC'ye savaş açmış durumda. Her fırsatta Rauf Denktaş'a saldırıyor. Her fırsatta Türkiye ve Türk Ordusu'na saldırıyor. Partinin amlemi AB bayrağı. Dünyada hangi ülke böyle bir şeye izin verebilir veya dünyanın hangi ülkesinde devletine bu derece 1 07


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

düşmanlık yapan bir siyasi yapılanma olabilir? Bu ve benzeri partiler çeşitli yerlere astıkları "AB'ye barışa evet" pankartları ile Türk Ordusu'na karşı açıktan bir savaş yürütüyorlar. Adada şu anda zaten barış var ve barışı adaya getiren de Türk Ordusu. 1960 öncesi ve 1974'e kadar yani Türk Ordusu Barış Harekatı'nı gerçekleştirene kadar Türkler Ada'da Rumlar tarafından katle­ dilirken sesi çıkmayanlar, bağımsız Türk devletinin kurulmasından sonra birden bire barış havarileri kesiliyorlar. Barış dedikleri şey Rumların adaya sahip olması ve adanın Türklerden temizlenmesin­ den başka bir şey değil.

Türk'ün sesi Türklük davasının neferleri Tabii ki tüm bu haince faliyetlere göğüs geren, Milli Dava'ya ve Türk milliyetçiliğine hayatlarını adamış vatansever aydınlar ve gazeteciler de yok değil. Ali Kemaller iş başındaysa, Ali Kemallere karşı mücadele eden vatansever aydınlarımız da iş başında. Kıbrıs'taki Rum propagandasının boşa çıkartılması gibi önemli bir misyon yüklenmişler. Volkan gazetesi, Vatan gazetesi, Dr. Fazıl Küçük'ün kurduğu Halkın Sesi gazetesi, Türklük davasının nefer­ leri olarak, hainlere karşı mücadele ediyorlar. Muhalefetin yaptığı tek şey vatansever aydınları Avrupa'ya şikayet etmek. Hatta Avrupa Mahkemeleri'nden bu aydınlar hakkında terörist kararı aldırmaya dahi kalkışmışlar. Tabii ki sadece milliyetçi basın değil, milliyetçi dernek ve kuru­ luşların faliyetleri de işbirlikçiler tarafından dikkatle izleniyor ve bu dernekler içerisine adamlar sokularak faaliyetleri ve birliktelikleri engellenmek isteniyor. Yani emperyalistler ve işbirlikçileri, mil­ liyetçi cepheyi parçalamak için her yola başvuruyor. Geçmişi unutup, Rum.la nasıl kardeş olalım? Özellikle Annan'ın planını açıklamasından sonra, " Kıbrıs Sorunu"nun çözümü için çok ilginç fikirler ortaya atılmıştı. AB'ciler, düşmanlıkları unutarak kardeşce yaşamanın propagan­ dasını yaparak kafaları bulandırmaya çalışmıştı. Gerçekten adada 1 08


MiLLİ DAVA KIBRIS

ıtcçmişte yaşananlar unutulabilir mi? Mücahitlere sorduk: "Geçmişte yaşananları unutabilir misiniz? Rumlarla kardeşçe yaşayabilir misiniz?" Rumların Türklere yaptık­ ları zulümleri hatırladıkça o günleri yaşıyormuşcasına çileden çıkıy­ orlar. Rumların hiçbir zaman Enosis emellerinden vazgeçmeye­ ceğini, onların davasının Türkleri adadan atmak olduğunu çok iyi biliyorlar. Yıllarca beraber yaşamalarına rağmen şu anda bahsedilen kardeşlik ortamı hiçbir zaman olmamış. "Bugün adaya müdahalede bulunan, devamlı barıştan söz eden Batılı devletler Türkler katledilirken neden ses çıkarmıyordu?" diye ekliyorlar. Bugün Rum tarafının yöneticilerinin tamamına yakını EOKA militanlığı yapmış kişiler. Geçmişte Türkleri katleden militanların değiştiğine inanmak için saf olmak gerekir. Rum Cumhurbaşkanı Papadopulos, adanın adım adım Rumlaştırılması için ortaya atılan Akritas Planı'nı Makarios'la bir­ likte hazırlayan kişilerden biri. Akritas Planı'nı hazırlarken Enosis'i gerçekleştirmek için hayatlarının sonuna kadar mücadele edecek­ lerine dair yemin ediyorlar. Şimdi bu insanların Kıbrıs'ta Türk var­ lığını kabul edecekleri yalanını kalkıp bizlere yutturmaya çalışıyor­ lar. Kıbrıs'ta muhalefetin Rumlar tarafından desteklenmesi de bunun açık bir göstergesi.

Türkler mi kaı,anacak, Rumlar mı? 14 Aralık'ta yapılacak olan genel seçimler sadece adadaki Türk varlığının devamlılığı açısından değil, Türkiye'nin geleceği açısın­ dan da oldukça önemli. Mücadele Türklerle Rumlar arasında yaşanacak. Bir tarafta Türklük davasını sahiplenenler, diğer tarafta Türkleri adadan atıp, adanın tamamen Rumlaşmasını gerçek­ leştirmeye çalışan güçler. Muhalefet var gücüyle Türkiye'yi seçim­ lerin arifesinde devre dışı bırakmak için çalışıyor. İ şin ilginç tarafı, Kıbrıs'taki seçimlere her taraftan müdahale edilirken Türkiye'nin müdahalesi engellenmeye çalışılıyor. Rum tarafı ve AB Kıbrıs'taki muhalefete maddi ve manevi her türlü desteği sağlıyor. Hatta Yunanistan Dışi§lcri Bakanı Papandreu'nun Kıbrıs Rum Kesimi'ni ziyareti sırasında, Kıbrıs'taki muhalefet liderleri Bakan'la Aralık seçimleri:

1 09


KIBRIS TÜRKTÜR TÜRK KALACAK!

görüşmek için sıraya giriyorlar. Bakan'dan seçim çalışmalarında nasıl davranmaları konusunda direktifler alıyorlar. Tüm bunlar aleni bir şekilde yapılıyor ve çok olağan karşılanıyor. ABD, seçimleri muhalefetin kazanmasını istediğini açıktan belir­ tiyor. ABD büyükelçisi Eric Edelman "Denktaş, Annan Planı'nı kabul etmelidir" diyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Mark Grosmann, Papadopulos'a " Denktaş'ın uzaklaştırılması yönündeki ABD kararlılığının sözde kalmayacağını, bu amaçla seçimler için adaya gözlemci göndereceğini ve Kıbrıs Türk muhalefetini destek­ lemek için mümkün olan herşeyin yapılacağını" söyleyebiliyor. BM Kıbrıs temsilcisi De Soto, "uzlaşma çok yakın, yeter ki Türk tarafı­ na baskı yapınız" diye çağrıda bulunuyor. Muhalefet siyasetini tamamen yalan üzerine kurmuş. Türkiye' den gelen seçmenlere "Eğer AB'ye girersek çocuklarınız da buraya gelecek, alacağınız para artacak" derken, AB'ye kendilerinin seçi­ mi kazanmaları halinde göçü durduracakları sözünü vermekteler.

Kıbns'ta Kuvayı Milliye'nin ön çarpışmaları yapılıyor İ çerde işbirlikçi bir iktidar, dışarda emperyalistler gözlerini Türk vatanına dikmişler en küçük fırsatı değerlendirme peşindeler. Kıbrıs kuşatmanın çatışmaya dönüştüğü yerlerin başında geliyor. Özellikle Aralık'ta yapılacak seçimler Türkiye'nin geleceği açısın­ dan kritik önemde. Onun için herkes seçimlere Türk Davasının sonunu getirmek için müdahale etmeye çalışıyor. Emperyalistler KKTC'yi tanımıyor ama seçimlere müdahale etmektenden de geri kalmıyorlar. Hedefteki adam KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş. Çünkü Denktaş'ın mücadelesi Kıbrıs Türkünün özgürlük mücadelesi olmaktan çıkmış, Türkiye'nin bağımsızlık mücadelesine dönüşmüştür. Bugün Kuvayı Milliyecilerin ilk görevi Denktaş'ı tüm güçleriyle desteklemektir. Bu dönemde Atatürkçü güçlere önemli görevler düşmektedir. Var gücümüzle Kıbrıs Türkünün yanındayız. TÜRKSOLU, Sayı: 41-42, 13 Ekim 2003-27 Ekim 2003 1 10


111- Yurdumuzu Rum'a terk etmeyiz


MiLLİ DAVA KIBRIS

AB için yurdumuzu terk etmeyiz Derviş Eroğlu (KKTC Başbakanı}

ABD ve AB Kıbns seçimlerine karışıyor 'IÜRKSOLU: Önümüzdeki Aralık ayında Kuzey Kıbrıs'ta par­ lemento seçimleri var ancak şimdiden bazı kesimler tarafından bu seçimler KKTC devletinin varlığı ve egemenliğine yönelik bir referanduma çevrilmiş durumda. Bir tarafta muhalif partiler sürekli seçimlere Türkiye'nin müdahale etmemesi gerektiğini söylüyor, diğer taraftan ise AB, ABD, Rum tarafı ve Yunanistan muhalefeti açıktan destekleyerek seçimlere müdahale ediyor. DERVİŞ EROOLU: Türkiye'nin seçimlere müdahale ettiğini savunanlar bugün her türlü dış güçle beraber davranmakta ve onları seçimlere müdahale etmeye çağırmaktadır. Müdahalesiz seçimlerden bahsedenler, dış müdahaleye asıl davetiye çıkaran­ lardır. Bugün AB yöneticileri, ABD temsilcileri, Rum ve Yunanistan yöneticileri dahil herkes KKTC seçimlerine müdahil olmuş durumda. Tabi tüm bu gelişmelerin arkasında AB ve ABD'nin planları vardır. AB ülkeleri Akdeniz'e sorunsuz bir bölg­ eye inmek istiyorlar. Kuzey Kıbrıs'ta Annan Planı'na imza koyacak ı 13


YURDUMUZU RUM' A TERK ETMEYİZ

bir ekibi iş başına getirmek istiyorlar. TÜRKSOLU: Dış güçlerle bugün açıkça işbirliği yapan partiler bugüne kadar seçimlerden hep yenilgiyle çıktılar. Ama şimdi arkalarına aldıklarına rüzgarla büyük bir zafer elde edeceklerini iddia ediyorlar. Sizce önümüzdeki seçimlerde böyle bir sonuç söz konusu olabilir mi? Aralık seçimlerinde muhalefetin hiçbir şansı yok

DERVİŞ EROÖLU: Devamlı halkın içinde dolaşan bir siyasi lider olarak Aralık ayında muhalefetin hiçbir şansı olmadığını düşünüyorum. Ancak yürüttükleri bir psikolojik savaştır. Bir beyin yıkama savaşı yürütmektedirler. İ ktidara geliyoruz, herkes bizi destekliyor gibi sözlerle vatandaşları kandırmak ve beynini yıka­ mak istemektedirler. Biz görüyoruz ki Ulusal Birlik Partisi (UBP) yine birinci partidir. %30'un üzerinde oy alarak bu seçimlerden de galip çıkacağız. Hatta bu seçimde halkımız bize tek başına hükümet kurma yetkisi bile verebilir. Onun için iyi bir hazırlık yürütüyoruz ve iyi bir aday listesiyle halkımızın karşısına çıkmak istiyoruz. Ama bizi biraz yoruyorlar. Bunun nedeni de esas olarak arkalarındaki dış güçlerle mücadele etmemiz. Dış güçlerin sürekli mesajlar vererek içişlerimize ve seçim sürecine müdahale etmesi gerçek rakibimizin kimler olduğunu göstermektedir. Onların dışarıda, bizim ise içeride, vatandaşımıza güvendiğimizi ortaya koyarak, yabancıların önümüze kurdukları barikatı aşmaya çalışıy­ oruz. Vatandaş Annan Belgesi'ni de çok iyi anlamaya başlamıştır. Bu belgeyle ne kaybedeceğini anlamaya başlamıştır. Geçtiğimiz yılın Kasım ve Aralık aylarında yaratılan CTP rüzgarı geriye dön­ müştür. Bu partiler halkımız gerçekleri gördükçe gerilemeye devam etmektedir. Özellikle son zamanlarda ağız değiştirmeleri bile bunların samimi olmadığını göstermektedir. Yıllarca Türkiye'ye ve Türkiye'den gelen vatandaşlarımıza karşı düşmanlık yapanlar, Kıbrıs'ın demografik yapısını bozdular diyenlerin, bugün Türkiye'den gelenlere sahip çıkması ikiyüzlülüklerini halkın gözünde ortaya koymuştur. Tüm bu gerçekler bunlara oy kaybet­ ' tirmektedir. Zaten diğer muhalefet partisi Barış ve Demokrasi 1 14


MiLLİ DAVA KIBRIS

1 lareketi ne Türkiye'nin ne de Türkiyeliler'in yüzünü görmek istemediklerini televizyon ekranlarından bile söyleyecek kadar ileri gitmiştir. Halkın Annan Belgesi'yle kaybedeceklerini anlaması ve bu par­ ıilcrin yakışıksız ve ikiyüzlü söylemleri, muhalefete büyük puanlar kaybettirmektedir. TÜRKSOLU: Annan Belgesi'ne karşı Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la birlikte büyük bir muhalafet gösterdiniz. Bu belgeyle birlikte Kuzey Kıbrıs ve Türkiyc'ye yönelik kurulan tuzak sizce nedir?

Annan Planı'nın amacı 1ürlderi Kıbns'tan çıkarmak DERVİŞ EROÖLU: Annan Belgesi herşeyden önce adadan Türkiye'yi tamamen çıkarıyor. Sonra da Türkiyeli Türkleri çıkarıy­ or. Türkiyeli Türklerin bir kısmı kalacak deniyor ama zaman içinde hepsini göçe zorlayan bir belge. Belgeyle Türkiye'nin adada ulus­ lararası anlaşmalardan doğan hakları da ortadan kaldırılıyor. Bu Türkiye için büyük bir tehlike. Böylelikle Türkiye'nin etrafında bir Ortodoks yayı tamamlanmış olacak. Adanın AB'ye ve Rumlara tamamen bağlanması Bakü-Ceyhan boru hattının kontrolünü de Türkiye'nin egemenliğinin dışına çıkarır. Böylelikle Türkiye'nin güneyden kuşatılması tamamlanacaktır. Bu Türkiye için büyük bir tehlikedir. Türkiye hükümetlerinin ve Genelkurmay'ın bu konuda duyarlı ve uyanık olduğunu biliyoruz. Bu da bizi rahatlatıyor. TÜRKSOLU: Türkiye'den toprak taleplerinin yeniden gün­ deme gelmesi, Türkiye'ye yönelik bölme ve işgal planlarının can­ landırılması hem Kuzey Kıbrıs'ta hem de Türkiye'de yeni bir saflaşma yarattı. Bir tarafta AB ve ABD'nin planlarına açıkça sahip çıkan mandacı ve işbirlikçi güçler, diğer tarafta devletin bağımsızlığı, egemenliği ve bütünlüğüne sahip çıkan Kuvayı Milliyeci güçler. Ortaya çıkan yeni Kuvayı Milliye ruhunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Kıbrıs özelinde Kuvayı Milliye ne anlama geliyor? 1 15


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

Kııvayı Milliye ruhuyla mücadele ediyoruz DERVİŞ EROGLU: Memleket elden gidiyor. Altımızdaki toprak, üstümüzdeki bayrak ortadan kaldırılmak isteniyor. Bu koşullarda Kuvayı Milliye'nin yeniden gündeme gelmesi gayet doğal. Geçmişte de Kıbrıs'ta bu Kuvayı Milliye ruhuyla büyük bir mücadele verildi. Biz buna aynı zamanda TMT (Türk Mukavemet Teşkilatı) ruhu diyoruz. Eski mücahit ve şimdiki vatandaş tabii ki kendi devletine sahip çıkmaya mecburdur. Devletine sahip çıkma mecburiyetini kendinde hisseden, Kuvayı Milliye ruhuyla mücadele edecektir. Bu devletin yıkılmaması için var gücüyle uğraş vermektedir. Biz de UBP olarak, KKTC devletinin var olması gerektiğini, hiçbir anlaşmayla devletin ortadan kaldırılamaya­ cağını, bu devletin ilerletilmesi gerektiğini savunan bir partiyiz. Dolayısıyla devleti ve bayrağına sahip çıkan herkesle bu mücade­ leyi sürdürüyoruz. Tabi bu gibi mücadeleler yorucu olur. Sizi hedef haline getirirler. Bunlardan da biz çekinmiyoruz. TÜRKSOLU: Türkiyc'de de Kuzey Kıbrıs'ta da bazı çevreler sürekli Annan Planı'nın kabul edilmemesi halinde bir felaketin gerçekleşeceğini, bir trenin kaçacağını söylerek psikolojik bir savaş yürüttüler. Ancak Rum tarafının AB'ye gireceği 1 Mayıs 2004'e yaklaşırken, Rum tarafında adanın kesin taksime gidebileecğine yönelik pek çok endişeler ortaya çıkmaya başladı ve KKTC'nin elinin hiç de güçsüz olmadığı ortaya çıktı. Bu süreçte KKTC ve Türkiye, Gümrük Birliği gibi yeni uygulamalar ve açılımlar başlat­ tı. Ö nümüzdeki dönem yeniden iktidara geldiğinizde KKTC'nin Türkiye'yle daha çok bütünleşmesi, dünyada daha çok tanın­ abilmesi ve ülke içindeki ekonomik şartların geliştirilmesi için ne tür politikalar uygulamayı düşünüyorsunuz?

Kıbns'ta kendisine sol diyenler gerçek solcu değil DERVİŞ EROÖLU: Kuzey Kıbrıs'ta bugün kendilerine sol diyen partiler sürekli tren kaçıyor demektedir. Bu partiler yabancılarla her türlü işbirliği içinde, kendi devletlerine karşı mücadele eden, kendi devletlerinin varlığına tahammül edemeyen, kendi devletlerini eğer seçilirse yıkacaklarını söyleyen partiler. ı 16


MİLLİ DAVA KIBRIS

Dolayısıyla bunlara sol bile denemez. Trenler gelecek geçecek. Bizlere düşen kendi devletimizin varlığını savunarak ve bu nok­ tadan hareket ederek Annan Planı'na alternatif politikalar oluştur­ maktır. Bugün KKTC'nin anavatan Türkiye'yle çok sıkı ilişkileri vardır. Ben Başbakan olduğum günden beri bu ilişkilerin daha da derin­ leştirilmesi için epeyce uğraş verdiğimi zannediyorum. Eğer önümüzdeki dönem Rumlar AB'ye alınırsa, o zaman Rumların da endişe ettiği gibi Kıbrıs'ta kalıcı bir bölünmenin gerçekleşmesi de kaçınılmaz olur. Bu da bizim hem Türkiye'yle ilişkilerimizi daha da geliştirmemiz hem de dünyaya anavatan Türkiye'yle birlikte KKTC gerçeğini anlatmamızı mümkün kılacaktır. Zaten KKTC bugün bir kaç dünya devleti tarafından tanınmış olsaydı Rumlar bu durumda AB'ye giremezdi. Ama maalesef dünya bu gerçeği görmemiş veya görmek istememiştir. Kıbrıs'ta iki ayrı halk vardır. Dini, dili, devleti ve herşeyiyle birbirinden ayrı iki halk vardır. Ve bu iki halkın kurmuş olduğu iki ayn devlet vardır. Bu gerçek kabul edilmiş olsaydı bugün Kıbrıs'ta kalıcı bir anlaşma, kalıcı bir barış gerçekleşmiş olurdu. İ nşallah dünya önümüzdeki dönem bize daha gerçekçi bir gözle bakar. İ ki ayrı devletin niye kurulduğu neden­ leriyle ortaya konur ve iki halkın birlikte yaşamasının mümkün olmadığı anlaşılır. İ ki devletin barış içinde yaşamasına yönelik bir anlaşma üzerine çalışmalar ilerler. TÜRKSOLU: ABD ve AB'nin tanımadıklarını ilan ettikleri bir devletin içişlerine son dönemlerde bu denli çok müdahale etmelerini nasıl açıklayabilirsiniz?

AB için yerimizi yurdumuzu terk etmeyiz DERVİŞ EROÖLU: Devletler kendi çıkarlarına göre hareket ederler. ABD'nin Ortadoğu'daki menfaatleri Kıbrıs'ta yoğunlaş­ masına neden olmaktadır. Dolasıyla kendileri Rumların egemen olacağı bir yapının oluşmasından yanadırlar. Onlar için Kıbrıs Türk'ünün haklarının çiğnenmesinin hiçbir önemi yoktur. Burayı ABD veya İ ngiltere gibi görüyorlar. Bizim vereceğimiz bir karış toprağın bile Kıbrıs Türkü için ne kadar önemli olacağını göremi117


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

yorlar. Bizden istedikleri toprak ve diğer konulardaki tavizlerin bizim için ne demek olduğunu değerlendiremiyorlar. Bu gerekçeleri görebilseler, varolan durumda iki ayrı devletin anlaş­ masıyla gerçekleşecek bi barıştan yana olurlar. On binlerce yeni göçmen yaratmanın Kıbrıs'ın geleceği için son derece sakıncalı ola­ cağını görürler. Ama bugün bu değerlendirmeyi yaptıklarını maalesef söyleyemem. Bize bugün dayatılan Annan Belgesi'yle Türkler yeniden yerinden yurdundan edilen göçmen konumuna getiriliyor. Ö nemli bir kısmı Kıbırs'tan kovuluyor. Rumlar AB'ye masanın başında oturarak diğer devletler gibi rahatça giriyor, ancak bizse AB üyeliği için yerimizi yurdumuzu bırakıp yollara düşüyoruz. Böyle birşeyin kabul edilmesi mümkün değildir. TÜRKSOLU: Kuzey Kıbrıs'taki muhalefet Türkiye'deki çok dar bazı siyaset ve sermaye odaklarının tavrını örnek göstererek "Artık Türkiye de bizi istemiyor. Annan Planı'yla Rumlarla beraber AB'ye girelim" propagandası yapıyor. Türkiye'deki bazı medya, sermaye ve siyaset odakları da Kıbrıs'taki muhalefeiin tavrını Kıbrıs Türkününmüş gibi yansıtıp, "Artık onlar da bizi istemiyor, verelim de kurtulalım" propagandası yapıyor. Sizin Kıbrıs'taki Milli Dava'ya hala sonuna kadar sahip çıkan Türk halkına ve gençliğine mesajınız nedir?

Anavatan Kıbns'taki Türklük davasını unutmasın DERVİŞ EROÖLU: Biz bugüne kadar Kıbrıs'taki davamızı anavatan Türkiye'deki hükümetlerle birlikte yürüttük. Anavatan­ daki kardeşlerimizin desteğiyle mücadelemizi sürdürebildik. Türkiye'nin, Anadolu halkının Kıbrıs Türk halkına bu denli büyük desteği olmamış olsaydı bugünlere gelebilmemiz mümkün değildi. Biz anavatanımıza güvendik. Anavatana olan güvencimizle yokluk­ lar içinden bir devlet yarattık. Bir Türk devleti kurmanın mutlu­ luğuna ulaştık. Bu devleti elimizden almaya çalışıyorlar. Bizi Rum'a muhtaç duruma getirecek bir anlaşmayı zorla imzalatmak istiyorlar. Bugün anavatan Türkiye'de maalesef bazı medya grupları, bazı ı 18


MİLLİ DAVA KIBRIS

ileri gelen iş adamları Annan Belgesi'ni iyice okuyup, içeriğini değerlendirmeden, artık verelim kurtulalım politikası yürütmekte­ dirler ve bunun propagandasını yapmaktadırlar. Halbuki Türkiye'nin başına Kıbrıs bela değildir. Avrupa Birliği'ne girmesi için Türkiye'nin önündeki engellerden birisi Kıbrıs değildir bana göre. Eğer AB'ye girişte böyle bir mesele engel olsaydı en başta Yunanistan ve Güney Kıbrıs'ın AB'ye girememesi gerekirdi. Kıbrıs olaylarını asıl yaratanlar şimdi AB'de olduğuna göre, Kıbrıs'ın Türkiye'nin önünde AB'ye girmek için bir engel olduğu tezi yan­ lıştır. Bugün Kıbrıs için engel diyenler, yarın Ege sorunu için engeldir diyecekler. Kıbrıs'ı verelim kurtulalım diyenler, sadece Kıbrıs'ı vermekle kurtulunamayacağını, Ege'nin, Güneydoğu'nun Patrikhane'nin ve Ermeni taleplerinin sırada olduğunu görmeleri gerekmektedir. Onun için vermeye başlarsanız bunun sonu yoktur. Bizden çok daha fazla şeyler isterler. Bu bakımdan anavatandaki kardeşlerimizden, Anadolu halkın­ dan Kıbrıs'taki davanın bir Türklük davası olduğunu, Türkiye'nin Kıbrıs'tan çekilmesinin Türkiye'nin onuruyla, haysiyetiyle bağdaş­ mayacağını ve bunun bedelinin Türkiye için çok ağır olacağını asla gözden kaçırmayacağını düşünüyorum. KKTC'ye sahip çıkmaları, bugüne kadar bize verdikleri desteği devam ettirmeleri ve şu veya bu yayın organında çıkan sözlere değil gerçeklere bakarak hareket etmelerini ve karar vermelerini ümit ediyorum. Türkiye'deki bazı medya grupları ulusal menfaatlere değil, reklamlardan ve diğer ekonomik ilişkilerinden kaynaklanan kendi menfaatlerine göre hareket ediyor. Bazı kesimler şu veya bu ülkenin sesi olmaya çalışırlar. Ama gerçek Türkiyc'nin sesi bunlar değildir. Gerçek ses yıllardan beri Kıbrıs davasına sahip çıkan anavatan halkının sesidir. Biz o sese güvendik. Ve böylece bugünlere geldik. TÜRKSOLU, Sayı: 41, 13 Ekim 2003

ı 19


MİLLİ DAVA KIBRIS

Aralık seçimleri:

Mandacılar mı kazanacak Kuvayı M illiyeciler mi Av. Fuat Veziroğlu

İngilizleri boykot ettik okuldan atıldık TÜRKSOLU: Kıbrıs'taki milli mücadelenin tarihini kısaca anlatabilir misiniz? FUAT VEZİROÖLU: Ben Kıbrıs'ta doğmuş bir Türk'üm. 25 yaşına kadar hayatım İ ngiliz yönetimi altında geçti. Çünkü Kıbrıs bir İ ngiliz sömürgesiydi 60 yılına kadar. Liselerimiz, eğitim kurum­ larımız, bütün öğretim İ ngiliz idaresinin denetimi altındaydı. Ben ilkokul öğrencisi iken Türkiye'de olduğu gibi, sabahleyin "Türküm, doğruyum, çalışkanım" diyerek sınıfa giremiyordum arkadaşlarımla. Bizi sabahleyin okul bahçesinde toplarlar, İ ngiliz kraliyet marşının yani İ ngiliz milli marşının Türkçeleştirilmiş ver­ siyonunu okutarak sınıfa sokarlardı. Çocukluğumuzda bize söyletilen o sözleri hata unutmuş değilim: "Yaşa kralımız, yaşa hakanımız, asrın kutlu olsun, ün ve zaferle dolsun" şeklinde bize İ ngiliz ulusal marşı söyletilirdi. Okul binalarında da İ ngiliz bayrağı vardı. Biz Türkiye bayrağını sadece kitaplarda görebilirdik. 121


YURDUMUZU RUM' A TERK ETMEYİZ

Ama çok sağlam karakterli, Atatürk ilkelerine bağlı ve milliyetçi öğretmenlerimiz vardı. Resmi emir aldıkları için bahçede bize İ ngiliz ulusal marşını okuturlardı ama sınıfa girdikten sonra bizim hocamız bize "dışarıda söylediğiniz sözlere inanmayın, o bizim marşımız değildir. Bizim marşımız şudur." derdi. Öğretmenlerim­ iz bizi böyle yetiştiriyordu. Bu şartlar altında yetiştik. O zaman bir tek Türk lisesi vardı Kıbrıs'ta. O da Lefkoşa'daydı. Magosa ortaokulunu bitirdim. O zaman Magosa'da lise yoktu. Lefkoşa Lisesi'nde öğrenciyken ben, İ ngiliz öğretmenlerin Türk milletini aşağılayıcı davranış ve söz­ lerinden dolayı, biz bir eylem yaptık ve sınıfları bir hafta süreyle boykot ettik. Sınıf bu işleri yürütmek için bir ekip seçmişti elebaşı olarak. Bu ekibin içinde ben de vardım. Bu eylemlerin sonucu bizi okuldan uzaklaştırdılar. Ben lise son sınıftayken okuldan atıldım 1954 yılında. 1 960 yılında İ ngiliz yönetimi Kıbrıs'ta sona erinceye kadar lise diploması alamadım. 1 960'da İngiliz Kıbrıs'tan gittikten ve eğitim Türkler'in eline geçtikten sonra, dışarıdan imtihana girmek süretiyle, lise diploması alabildim. Ondan sonra tahsil için Türkiye'ye gittim. Ankara Hukuk'u bitirdim. Bu vesileyle Ankara Hukuk'ta Uğur Mumcu'yla tanıştım. Bir süre de arkadaşlığımız oldu.

Biz iki ateş arasında kaldık 1955 yılında Rumlar EOKA adlı bir terör örgütünü kurdular ve aynen bugün Türkiye'de PKK'nın yaptığı gibi Türklere ve İ ngili­ zlere karşı terör eylemlerine başladılar. Enosis amaçlı bir terör uyguluyorlardı. Yani önce İ ngiliz idaresini terör yoluyla ortadan kaldırmayı sonra da Türkleri yok ederek adayı tamamen Yunanistan'a bağlamayı amaçlıyorlardı. Enosis dedikleri buydu. TÜRKSOLU: Kıbrıs Türkü EOKA terörüne karşı nasıl direndi? FUAT VEZİROGLU: EOKA terör örgütünün amacı kısaca önce İ ngiliz'in sonra da Türk'ün hesabını görmek ve adayı Yunanistan'a bağlamaktı. Bu durumda Kıbrıs Türk'ünün bir tek seçeneği vardı. Ya Rum'un yanında yer almak ve kendi ölüm fer­ manını imzalamak ya da Rum'a karşı mücadele etmek. 1 22


MİLLİ DAVA KIBRIS

Doğal olarak Rumlar ben İ ngiliz'in hesabını gördükten sonra Enosis'i sağlayacağım dediğine göre, Türkler Rum'un yanında dur­ madılar. Dolayısıyla İ ngiliz'e Rum terörünü önleyebilmesi açısın­ dan Kıbrıs Türk halkı olarak biz yardımcı olduk. Ama biz bu arada hizim haklarımızı vermediği için İngiliz'e karşı da mücadele veri­ yorduk. Türk haklarının elde edilmesi, adanın Yunanistan'a verilmesini engellemek için ve eğer İ ngiliz Kıbrıs'tan gidecekse adanın Türkiye'ye iade edilmesi için mücadele veriyorduk. Mitingler ve gösteriler yapıyorduk. Bu konuda da İ ngilizlerle çatıştık ve birçok defa da İ ngiliz askerleri bizim mitinglerimize ateş açarak, Türk insanlarını öldürmüştür. Mesela 28 Ocak 1958'de hem Lefkoşa'da hem de Magosa'da, Türkiye'ye olan bağlılığımızı vurgulayabilmek için, İ ngiliz adadan gidecekse adanın Türkiye'ye geri verilmesi dileğimizi belirtmek için yaptığımız gösterilere ateş açıldı ve pek çok insanımız öldü. Çetin Altan gibiler geçmişten beri Kıbrıs Türk'üne sempati beslememiştir. Yani biz iki ateş arasındaydık. Hem Rum'un hem de İ ngiliz'in ateşi arasında. Tabii Çetin Altan ve benzeri bazı yazarlar büyük bir gaflet içinde bizi bugün bile niye Rumların bağımsızlık mücadelesi­ ni desteklemediniz, niye Rum'un yanında İngilize karşı çıkmadınız diye suçlamaktadır. Bre gafil diyorum ben de onlara. Rum diyor ki hem İ ngiliz'in hem Türk'ün hesabını göreceğim, adayı da Yunanistan'a bağlayacağım. Yani ben adanın Yunanistan'a bağlanabilmesi için Rumla birlik olup İ ngiliz'e karşı mı mücadele etseydim? Onlar bağımsızlık mücadelesi değil, Enosis mücadelesi veriyorlardı ki, bugün de hata aynı mücadeleyi vermektedirler. Çetin Altan geçmişten beri Kıbrıs Türk'üne karşı hiçbir sempati beslememiştir hatta öyle zannediyo­ rum ki Türkiye'deki Türk halkına karşı da aynı yaklaşım içindedir. 1 955'te EOKA terör örgütü faaliyete geçti. Bizi öldürmeye ve vurmaya başladı. Türk köylerine saldırmaya başladı. 1958 yılında 1 03 Türk köyüne saldırdılar, yıktılar. 30 bin Türk'ü göçmen yap­ tılar. Gördük ki örgütsüz bir mücadelede hep zayıf kalmaktayız. 1 23


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYi/

Silaha silahla karşılık verme mecburiyetinde kaldık. Ve Rumlardan üç sene sonra biz de kendimizi savunmak için bir yeraltı örgütü kurmak zorunda kaldık. Ben o zaman 22-23 yaşlarında bir gençtim.

Türk mücadelesi hem İngilizlere hem Rumlara karşı gelişti Rum'un ve İngiliz'in haksızlıklarına karşı kendimizi savunmak üzere örgütlenmeye başladık. Ama ada İ ngiliz sömürgesiydi dola· yısıyla açık bir örgüt kuramazdık. Bir yeraltı örgütü kurduk. Fakat örgütçülük özellikle silahlı mücadelede örgütçülük profesyonellik ister. Eğitim meselesidir, askerlik meselesidir. Biz örgütlerimizi kurmakla ve on binlerce insanımızla bu örgütlerde yer almakla beraber, profesyonel kadro eksikliği nedeniyle zayıf durumdaydık. O sırada, o zamanki liderimiz ve Halkın Sesi gazetesinin kuru­ cusu Dr. Fazıl Küçük, o zamanki başbakan, dışişleri bakanı ve genelkurmayı ikna ederek bize örgüt liderliği yapacak profosyenel elemanların gönderilmesini sağladılar. Tabi bu tamamen gizliydi. Türkiye'den on-onbeş kişilik bir subay kafilesi 1958 yılı yazında bize örgütçülükte liderlik etmek üzere Kıbrıs'a geldiler. Hepsi sivil kimliklerle Kıbrıs'a girdiler. Böylece 1 958 yılında bir örgüt kurul­ du. Bu örgüte ben de çok genç yaşlarda üye oldum. Tabi ada İ ngiliz sömürgesi olduğu ve Rumlarla iç içe yaşadığımız için Türkiye'den gelen subaylara rağmen eğitim yapma olanağımız yoktu. Biz de gizlice Türkiye'ye gidip, gerilla eğitimi almaya başladık. Kafileler halinde Kıbrıslı gençler turist maskesi altında Türkiye'ye gitmeye başladılar ve Genelkurmayın hazırladığı, Ankara yakın­ larında Ayaş tepelerinin bir bölgesinde gizli bir kamp kuruldu. Orada bizi eğittiler. 1 958'de eğitim başladı. 1 963'e kadar yani 1963'teki Rumların Türklere saldırdığı kanlı Noel olaylarına kadar yaklaşık 3000 Türk genci bu kamplarda eğitildi. 1 959 yılı Temmuz ayında o kampta eğitim alanlardan biri de bendim. Ben biraz da kendi hayat hikayemi anlattım çünkü benim bu hikayem aşağı yukarı benim kuşağımdaki bütün Türk gençlerinin hikayesidir. Nihayet 1960'da ne Yunanistan'a ne Türkiye'ye bağlanın dedil1 24


MiLLİ DAVA KIBRIS

İngiliz yönetimi sona erdi ve 1960'da Kıbrıs Cumhuriyeti adı ııltında ortak bir devlet kuruldu. Ancak Rum tarafı tek taraflı olarak 2 1 Aralık 1963'te bize Enosis için saldırarak cumhuriyeti l iilcn ortadan kaldırdı. 21 Aralık 1 963'ten 20 Temmuz 1 974'e kadar 1 1 yıl boyunca Kıbrıs'ın %3'lük kısmına ufak gettolar halinde sıkıştırıldık. En ııihayet 22 Temmuz 1974'te Barış Harekatı oldu ve daha sonra da K KTC kuruldu. TÜKSOLU: Bundan sonra yaşanan diplomatik mücadeleyi iizetleyebilir misiniz?

rr,

Emperyalist kapitalist dünya Denk:taş'a hasta yatağında baskın yaptı FUAT VEZİROÖLU: O zamandan beridir de Kıbrıs sorununa çözüm aranmaktadır ancak bulunamamaktadır, bulunamayacaktır da. Çünkü Rumların nihai hedefi Kıbrıs'ın Yunanistan'la birleşti­ rilmesidir. Girit gibi, Rodos gibi ve diğer Ege adaları gibi. Bu niyet­ leri terketmedikleri sürece bir uzlaşma mümkün değildir. Zaten tcrketmeyecekleri de ortadır. Her gün Rum ve Yunan basını, Rum ve Yunan devlet adamlarının demeçlerinden, günün 24 saati bize yöneltilen kin ve nefret duygularından görüyoruz. Kiliseleri ve okullarında diyorlar ki Kıbrıs bir Yunan adasıdır. Türkler Orta Asya'dan gelmiş ve bu güzel adamızı kirletmiş bir kavimdir. Burada 400 senedir misa­ firdirler. Er geç gideceklerdir. Çocuklarına, halklarına verdikleri eğitim budur. Bu kafayla bir uzlaşma olamaz. Rumların haksızlığı aşikardır. Silah zoruyla ortak devleti yık­ mışlardır. Bizi ortak olduğumuz devlet şemsiyesinden 1 1 yıl boyun­ ca mahrum etmişlerdir. Bütün haklarımıza tecavüz etmişlerdir. Buna rağmen Hıristiyan Batı dünyası haksız olduğunu bile bile Rum'un yanında, haklı olduğunu bile bile Türk'ün karşısında yer almaktadır. Bazıları sanıyor ki biz kendimizi Batı dünyasına anlatamıyoruz. Bu nedenle Batı dünyası Rum'un yanındadır. Hayır biz kendimizi Batı dünyasına çok güzel anlatıyoruz. Onlar da anlıyorlar ama o 1 25


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

anladıkları işlerine gelmiyor. O yüzden bize karşı çıkıyorlar. Tarih boyunca olduğu gibi, Yunanistan'ı destekliyorlar. TÜRKSOLU: Türkiye ve KKTC'ye yönelik saldırıların son perdesinde Annan Planı yer alıyor diyebilir miyiz? FUAT VEZİROOLU: Görüşmelerde çözüm bulunamayınca, kapitalist ve emperyalist dünya bir baskın yapmak suretiyle Kıbrıs meselesini Rumlar ve Yunanlar lehine çözmek istediler. Bu baskın Annan Planı şeklinde geldi. Denktaş hastanede hasta yatağında yatarken, yüz bin sayfalık Annan Planı ve refandurum metni getirdiler. Bu Annan Planı'nda bazı sayfalar boş bırakılmıştır. İ mzaladıktan sonra ve referandum yapıldıktan sonra doldurulacaktır. İşte bu metin hasta yatağındaki Denktaş'a bir hafta içinde imza­ latılmak istendi. Bir de bakan gönderdiler baskı yapsın diye. Bu tabi bir baskın planıydı. Neden? Çünkü Denktaş yatakta yatmak­ taydı. Türkiye'de de 3 Kasım'da yeni bir seçim yapılmış ve daha hükümet bile kurulmamıştı. Bir haftada anlaşmanın imzalan­ masını, iki ay içinde de referandum istediler. Tabi bu aşamaya gelmeden önce, Karen Fogg politikaları doğrul­ tusunda bizi aylarca süren bir Soğuk Savaş bombardımanı altında tuttular. Nasıl bir savaştan önce uçaklar gider yumuşatma hareketi yapar, sonra da kara ordusu yürür, bize de öyle yaptılar. Karen Fogg politikaları, emperyalizmin işbirlikçisi mandacılarla birlikte, 1999'dan bugüne kadar bizi bir Soğuk Savaş şeklinde ateşe maruz bıraktı. Bizi parçaladılar ve şimdi de son harekatı yapmaya çalışıyorlar. Tabi bu davaya hayatını vermiş, benim gibi insanlar karşı durduk, teslim olmadık, Cumhurbaşkanımızın önderliğini yaptığı mücadeleyle Annan Planı'nın kabul edilmesini önledik. Bu kavga devam etmektedir. Burada bir Kuvayı Milliye ruhu, halk çoğunluğu vardır ama bir de 1878'den beri yabancı idaresinde yaşamanın yarattığı kısmi bir dejenerasyon da var. Kısmi bir yıpranma var. Kısmi bir ihanet var. Nasıl Atatürk Kurtuluş Savaşı'nı verirken O'nu arkadan hançerleyen İ stanbullu ve İzmirliler varsa bugün de benzerleri burada vardır. Biliyorsunuz Yunan ordusu İ zmir'den çıkıp Ege'de ilerlerken, 1 26


MiLLİ DAVA KIBRIS

lıazı eşraf ve din adamları Yunan ordusunu davul zurnayla karşılamıştır. İ stanbul'da Sait Mollalar, Damat Feritler Atatürk'ü ıı rkadan hançerlemiştir. Türk milletinin Kurtuluş Savaşı'nda yaşadığı sorunları biz de bugün burada yaşamaktayız.

Seçimler mandacılarla Kuvayı Milliyeciler arasında Önümüzdeki Aralık ayında seçimler var. Bu seçimler normal seçimler değil. İç politikaya, iktidar iyi miydi, kötü müydü tartış­ malarına dayalı bir seçim süreci yaşanmamaktadır. Burada karara hağlanacak olan şudur: Mandacılar mı galip gelecek ve adayı AB vasıtasıyla Yunanistan'a teslim edecekler, yoksa biz Kuvayı Milliyeciler mi galip geleceğiz ve Türklüğümüzü ve vatanımızı koruyacağız. Kavga budur. Bunu bildikleri için bütün emperyalist dünya, Rumlar ve Yunanlar bizim ihanet içindeki mandacı ve işbirlikçilerle ortaklık halinde bu seçimleri kazanmanın yollarını aramaktadırlar. Amerikan Dışişleri Bakanlığı Kıbrıs Kordinatörü Thomas Weston en az iki üç defa demeç vermiştir. Gönlümüz muhalefetle berab­ erdir. Ey muhalefet birleşiniz. Bu seçimi bir referandum haline getiriniz. Denktaş'tan kurtulunuz. Türkiye'den kurtulunuz den­ mektedir. Zaten Karen Fogg'un mesajları da ortadadır. Ankara'yla da bağlarınızı,koparın demektedir Karen Fogg. Rum'un bir yaması olarak AB'ye giriniz. Yani Kıbrıs Türk halkının seçimine şimdiden bir müdahale başlamıştır. Amerika müdahale ediyor. Hem demeçlerle hem para göndererek buradaki ihanet erbabına destek oluyorlar. AB senede 20 milyon euro akıtmaktadır. Daha geçende bu man­ dacı partilerin birkaç tane belediye başkanına 1 0 milyon euro dolayında yardım yapılacağı AB tarafından açıklanmıştır. 30 tane belediye var bizim düşüncede olan insanların elinde, üç tane belediye var mandacıların elinde ve bu üç belediyeye dışarıdan para akıtılıyor. Rum idaresi bizim buradaki mandacı bazı gazetelere reklam örtüsü adı altında rüşvet veriyor. Bir yazılı metin gönderiyor. Bunu 1 27


YURDUMUZU RUM' A TERK ETMEYİZ

reklam diye basın diyor. Sayfa başına günde 1 milyar lira veriyor. Buradaki hainlere böylelikle destek sağlanıyor.

Emperyalistlerin seçimlere müdahalesi engellenmelidir Ben Kıbrıslı bir Türk olarak bu konuda kendimi mağdur ve yaralı hissetmekteyim. Çünkü Amerika, AB emperyalizmi, Yunanistan ve Rum, Kıbrıs Türkünün her türlü müdahaleden uzak olması gereken seçimine müdahale ediyorlar ve Kıbrıs'ta en çok hakkı olan Ankara, Türkiye ki burada askeri var, bizim güven­ liğimizi sağlıyor, bize para gönderiyor ve 200 bin Kıbrıs Türkünün dışında burada Türkiyc'nin çok hayati çıkarları var, suskun. Hiçbir tepki vermiyor. Eğer seçimlere müdahale hakkı olan bir devlet varsa o da Türkiye'dir. Bu müdahalelere Türkiye'nin tepki göstermesi, müthiş tepki göstermesi gerekirken, Abdullah Gül Denktaş'ın demeçlerine cevap yetiştirmekle meşgul. Geçen gün basında okudum. Gidip Papandreu'ya demiş ki "Yahu bu Kıbrıs seçimler­ ine kimse müdahale etmesin." Ne münasebet. Senin burada bir kolordun, ikiyüz bin kişilik bir halkın var. Bu memleketin yolunu da, köprüsünü de, barajını da sen yaptın. Senin burada bir gücün var ve buradaki seçime müda­ hale etmesin diye gidip Papandreu'ya yalvarıyorsun. Oysa demesi gereken şu: "Elinizi ayağınızı çekin, yoksa ben girersem tam girerim bu seçimlere". Bunun yerine Papandreu'dan ricalarda bulunuyor. Kimi kime şikayet ediyor. Suçluyu suçluya. Ankara'daki iktidar bu konuda eğer bilinçsizse gaflet içindedir, bilinçliyse dalalet içindedir. Ankara Kıbrıs Türk'ünü yalnız bırak­ ma hakkına sahip değildir bu seçimde. Biz Kuvayı Milliye görüşünde olanlar Ankara'nın bu seçime müdahale etmesini, bizi kazandırmasını istemiyoruz. Ama başkalarının müdahalesini önlesin ve burada adil bir seçim ortamı yaratılsın biz buna razıyız. Ama ba�kaları müdahale ederse ve Türkiye bunu önleyemiyorsa, misliyle kendisinin de müdahale etmesi gerekmektedir. Geçenlerde Milli Eğitim Bakanının bir demecini okudum isyan ettim. "Biz Avrupa'da cami açmıyor muyuz, onlar da Ruhban 1 28


MİLLİ DAVA KIBRIS

Okulu açsınlar." Kardeşim, Ruhban Okulu konusunda senin muhatabın AB değil Yunanistan'dır. Yunanistan'da tek bir Türk Camiisi kalmamıştır. İ nsanlar nefes alamıyor Batı Trakya'da. Geçenlerde Almanya'da Batı Trakyalı bir Türk yanıma geldi, yapılan baskıları anlattı. Fırtınada hasar gören Türk evlerinin damının tamirini bile ruhsata bağlayan Yunanlılar bu Türk'ün evini onarmasına izin vermemiştir. 12 yıl boyunca akıtan bir dam bile tamir ettirilmemiş. Ve sonunda Batı Trakya'dan kaçmak zorunda kalmıştır. TÜRKSOLU: Son günlerde hem Türkiye'de hem Kıbrıs'ta bir­ leşen Türk düşmanları ve işbirlikçilerine karşı bir Kuvayı Milliye hareketinden bahsediliyor. Sizce ikinci Kuvayı Milliye hareketinin esasları neler olmalı?

&as hedef Kıbrıs Türkleri değil Türkiye Türkleri FUAT VEZİROÖLU: Kıbrıs Türk halkına yönelik emperyalist oyunlardan bahsettik. Fakat aslında bu oyunların asıl hedefi biz Kıbrıs Türkleri değildir. Asıl hedef Türkiye Türkleridir. Türkiye'yi Sevr Antlaşmasına döndürmek istiyorlar, bunun ilk adımı Kıbrıs'tır. Kıbrıs'ta Türkiye'nin bir pençesi, bir kolu var. Bu kolu kesecek, güneyden de Türkiye kuşatma altına alınacak. Yani bizi Türkiye'den koparmak ve Türkiye'yi de Doğu Akdeniz'de zayıf düşürmek istiyorlar. Yunan Başbakanı geçenlerde bahsetmişti: "Kıbrıs ve Ege'yi hal­ letmeden AB'ye giremezsiniz" demişti. Bu ne demek: Kıbrıs ve Ege'yi önce bize teslim edin demektir. İ sveç'teki basketbol turnu­ vasında Rumların açmış olduğu pankarta bakarsanız göreceksiniz, bu pankartta "Konstantinopolis, forever Greek." Yani İ stanbul ebediyyen Yunan denmektedir. Ve İstanbul'a da hala Konstantinopolis demektedirler. Yani Kıbrıs'tan sonra Ege, Ege'den sonra İ stanbul'a, sonunda da İzmir'e sıra gelecektir. Megalo idea dedikleri yine uygulanacaktır. Büyük Yunanistan hay­ alini emperyalizmin de desteğiyle yeniden harekete geçirmek iste­ mektedirler. Bizim şu anda yapmamız gereken şey, Türk milletinin 1920'1erde 1 29


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

Atatürk'ün önderliği altında yaptığının aynısıdır. Bütün milliyetçi­ lerin, hangi ideolojiye ve felsefeye sahip olursa olsun Atatürk'ün Cumhuriyeti'nden gurur duyan ve bu Cumhuriyet'i yaşatmak isteyen herkesin, Türk olmaktan gurur duyan herkesin bütün siyasi ayrılıklarını bir yana bırakarak bir Kuvayı Milliye ruhuyla yeniden harekete geçmesi ve halk katında örgütlenmesi gerekmektedir. Biz de Kıbrıs'ta önümüzdeki Aralık seçimlerinde bu konuda ilk imtihanı vereceğiz. Bu seçim imtihanını Allah'ın izniyle ve Atatürk'e layık olarak başarıyla verdikten sonra Türkiye'deki Kuvayı Milliye mücadelesine de gereken katkıyı sağlayacağız. TÜRKSOLU, Sayı: 39, 15 Eylül 2003

1 30


MİLLİ DAVA KIBRIS

M uhalefeti bir de Rum basınından dinleyinl Av. Fuat Veziroğlu

Alitya gazetesi (1 Temmuz 2003) {CfP Genel Başkanı) Talat, Annan planını kabul ediyor. Nite­ kim Denktaş bir kenara itilirse ve yerine Talat geçerse, BM Genel Sekreteri'nin planı kabul edilecek. O zaman Kıbrıs sorunu çözüle­ cek ve Denktaş'ın koruduğu yerleşikler (Not: 30 yıl önce Anava­ tandan gelip vatandaş olan soydaşlarımız) burada olmayacak.

Alitya gazetesi (18 Haziran 2003) Talat, Annan planı temelinde Kıbrıs meselesinin çözümlenmesi­ ni desteklerken, bunu onbinlerce Türk seçmenin yeniden göçmen durumuna düşeceğini, Türk askerinin Türkiye'ye geri döneceğini, Kıbrıs Türk bölgesinin kısıtlanacağını, Kıbrıs Rumlarının güçlerini ve erdemlerini tüm Kıbrıs'a yayacaklarını bilerek yapmaktadır.

Sim.erini gazetesi (2 Temmuz 2003) Muhalefetin (seçim) zaferi çözüm perspektiflerini iyileştirecek­ tir. Kıbrıs meselesini ele alacak kişinin (Denktaş) değişmesinin ötesinde, bu, Türkiye'nin de Kıbrıs meselesindeki tutumunu kök­ ten değiştirmesi anlamına gelecektir. Bu amaçla, Simitis'in öner131


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

isinden sonra, Amerika ve Yunanistan, Arafat modeline benzeyen bir planla Denktaş'ın uzaklaştırılması konusunda anlaşmaya vardılar.

Alitya gazetesi (2 Temmuz 2003 ) Kıbrıs Türk muhalefetinin büyük partilerine ihtiyacımız var. (Onlarla) köprüler kurmamız gerek. Kıbrıs Türk toplumunun en demokratik güçlerinin 'stratejik müttefikimiz' olduğu sonucuna varırsak, o zaman mesajlarımızın açık olması gerek.

Filelefteros gazetesi (4 Temmuz 2003) Şu sorulara yanıt verilmelidir. Denktaş liderliği koordinasyonu nasıl yitirir? Kıbrıslı Türklerde güç dengeleri nasıl değişir. Kıbrıs sorununu çözüme götürecek olasılıklarla bir girişim sistemi nasıl çalışır?

Alitya gazetesi (30 Haziran 2003) Thomas Weston, Denktaş'la hiçbir şey olamayacağını saptadı ve ona ölümcül darbeyi vurdu. Kıbrıs Türk muhalefetini önümüzdeki seçimleri işgal lideri ( Denktaş) aleyhinde bir referanduma dönüştürmeye teşvik etti Alitya gazetesi (30 Haziran 2003-Başyazı) Gelişmeler devam ediyor ve uluslararası çevreler, özellikle de Amerika ve Avrupa, işgal liderinin bertaraf edilmesini teşvik edici müdahalelerde bulunuyor. ABD'nin Kıbrıs özel koordinatörü Thomas Weston önceki gün Kıbrıs Türk muhalefetine çağrıda bulunarak önümüzdeki seçimlerin Denktaş aleyhinde bir referan­ duma dönüştürülmesini istedi.

Politis gazetesi (26 Haziran 2003)

Kıbrıs Türk muhalefeti liderleriyle, sendikacılarla flört ettik. Bir suç süreci içinde, kendilerine DEVLET kuran Denktaş'a karşı oldukları ortaya çıktı. Denktaş gittiği zaman bu insanlar vasıtasıyle işgal duvarlarını yıkacağız. Denktaş'ın bertaraf edilmesiyle tama­ men bağımsız ve egemen iki ayrı devlet kurulmasından kurtula­ cağız. 1 974'dcn beri ilan ettiğimiz mücadelenin, işgal verilerinin yasallaşmasını önlemek olduğunu hatırlatırız. 1 32


MiLLİ DAVA KIBRIS

Alitya gazetesi (26 Haziran 2003) Thomas Weston'un Türk televizyonu KANAL 7'ye yaptığı açık­ lamalar, Denktaş politikalarının tabutuna çakılan son çiviydi. l >cnktaş'a son darbeydi. Weston, lafı eveleyip gevelemeden, seçim­ lerin Denktaş'a karşı referanduma dönüştürülmesini talep etti. Muhalefete destek sağlayacağı yönünde söz verdi. Denktaş'a yapılan bu etkileyici saldın, Denktaş'ı bir kenara koyarak ondan kurtulmaları için Kıbrıslı Türklere yapılan açık bir tavsiyedir. Filelefteros gazetesi (25 Haziran 2003) Amerika'nın tercihinin artık Denktaş'ın devrilmesi olduğu ve muhalefeti desteklemek için elinden geleni yapmakta olduğu anlaşıldı. Weston, Denktaş'ı eli böğründe bıraktı. Denktaş'ı bitire­ lim, seçimleri referanduma çevirin dedi. Amerika, Kıbrıs Türk muhalefetine yatırım yapmaktadır. Serdar Denktaş ve Derviş Eroğlu seçimleri kaybettiği takdirde, Denktaş görevden alınacak­ tır. Filelefteros gazetesi (19 Haziran 2003) Hepimiz, Denktaş'la aynı çizgide olan güçlerin kaybetmesini istiyor ve umuyoruz. Çünkü, Kıbrıs Türk lideri, taksim vizyonuna sahip olmasına ek olarak, Türkiye'nin kurulu düzeniyle bağlantı içindedir. Mahi gazetesi (19 Haziran 2003) Yayılmacı Türkiye'nin yardımıyla Kıbrıslı Türkleri rehine olarak tutan Denktaş'ı kovmak onların davasıdır. Kıbrıs (Rum) hükümeti ve Avrupa Birliği onlara her türlü desteği sağlıyor. Denktaş dik­ tatörlüğünden kurtulmak için çalışmalarını devam ettirmek ve yoğunlaştırmak onlara kalmıştır. Alitya gazetesi (18 Haziran 2003) Kıbrıs Türk muhalefeti adanın yeniden birleştirilmesini ve Annan pliinı temelinde çözüm bulunmasını istiyor. Rum tarafının, onlarla hedef birleştirerek onlara yardım etmesi gerekiyor. Devlet televizyonu tarafından Kıbrıs Türklerine yönelik aydınlatıcı pro­ gramlar yapılmalıdır. 1 33


YURDUMUZU RUM' A TERK ETMEYİZ

Alitya gazetesi (Kleridis'in demeci-17 Haziran 2003) D İS İ partisi olarak Kıbrıs Türklerine ittifak dolu ziyaretler yap­ malıyız. (Türk) Sivil toplum örgütleriyle yakın temas kurmalıyız. Partimizin gençlik ve kadın kollarının Türk tarafındaki muadil örgütlerle tüm düzeylerde temas kurmaları çok önemlidir. Ülkem­ iz tarihinde ilk kez her iki toplum çoğunluğunun ortak bir vizyonu, ortak bir hedefi vardır. Yeniden birleşme ve AB üyeliği. D İS İ , her iki toplumda, yeniden birleşme için, bir güçler ittifakı yaratılmasın­ da başrol oynamalıdır. Böyle bir ittifak Denktaş ve Ankara'nın planlarına güçlü bir engel teşkil edecektir. Alitya gazetesi (17 Haziran 2003) Haftalardan beri işgal bölgesinde seçim ritminde hareketlilik başladı. Politikacılarımız yıllardan beri çözümün önündeki tek engelin Denktaş olduğunu söylemekte idi. Şimdi de hükümet sözcüsü Kipros Hrisostomidis, Kıbrıs Türk muhalefetinin doğal müttefikimiz olduğunu açıklamıştır. Ancak, bu açıklamaların ötesinde, doğal müttefikimizin desteklenmesi için yapılabilecek pratik şeyler de vardır. TÜRKSOLU, Sayı: 41, 13 Ekim 2003

1 34


MİLLİ DAVA KIBRIS

Kuzey Kıbns nasıl ele geçirilecek?

An nan Plônı' nda siyasal haklar Av. Fuat Veziroğlu

A

nnan Planı, KKTC ve Türkiye'ye karşı dört koldan bir saldırı planıdır. İ kinci Sevr Muahedesi niteliğindedir. Batı emperyalizmi, Atatürk'e kabul ettiremediği Sevr Muahedesi'ni şimdi Denktaş'a kabul ettirme kavgası vermektedir. Yunanistan ve Makarios liderliğindeki Kıbrıs Rumları 21 Aralık 1 963'de Akritas Planıyla saldınya geçerek Türk halkını silah zoruyla yoketmek istemişti. Annan Planı, Akritas Planının sivil versiyonudur. Bu plan, siyasal ve diplomatik baskılarla kabul ettir­ ilmek istenen ve de hukuki tuzaklarla dolu bir metindir. Annan Planı şu yollardan Kuzey Kıbrıs'ı ele geçirme ve Kıbrıs'ın tamamını Elen'Ieştirme amacı gütmektedir: a) Garanti andlaşmasını ve müdahale hakkını hukuken ve fiilen işlemez hale getirerek Türkiye'nin Kıbrıs'taki kolunu kesmek, b) Kuzey Kıbrıs toprağını yaklaşık %90 oranında Ruma peşkeş çekmek, c) Kuzey Kıbrıs'taki Türk nüfusun arasına en az Türk nüfus 1 35


YURDUMUZU RUM' A TERK ETMEYİZ

kadar Rum nüfus naklederek iki toplumluluk ve iki bölgelilik esaslarını yok etmek, d) Kuzey Kıbrıs'a yerleştirilecek Rumlara siyasal haklar tanı­ mak suretiyle Kuzey Kıbrıs'ta da iktidarın seçim yoluyla eline geçmesini sağlamak. •••

Annan Plfını, 65 yaş ve 65 yaş üstü Rumların ya eşleriyle ya da bir refakatçi ile birlikte 29 yıl sonra Kuzey Kıbrıs'a dönmelerini . öngörmektedir. Aynı hak, Karpaz bölgesi Rumlarına da ver­ ilmiştir. Beş yılın sonunda ise, Türk nüfusun %21 'i oranında Rum aşamalı olarak Kuzey Kıbrıs'a dönüş yapacaktır. Rumlar döndükçe, 29 yıl önce terkettikleri eski topraklarına sahip olacak­ lar. (Bakınız: Annan Planı, orijinal İngilizce metin, sayfa 55 Madde 6, sayfa 1 30 - Madde 16 ve sayfa 132 - Madde 20). Kıbrıs Türkleri güvenlik nedeniyle Güney Kıbrıs'a dönmeye­ cekleri ve zaten güneydeki Türk evleri tamamen tahrip edildiği için, Rumlar hem güneydeki Türk mallarını elde etmiş, hem de kuzeye dönerek eski mallarına sahip çıkmış olacaklar. Annan Plfınına göre kuzeyde (sözde) bir Türk devleti, güneyde bir Rum devleti ve bir de ortak devlet (federal hükümet) oluştu­ rulmaktadır. Merkezi devlet, Temsilciler Meclisi ve Senato adını taşıyan ve iki meclisten oluşan bir parlfımentoya sahip olacak. Ayrıca kuzeydeki ve güneydeki (sözde) devletçiklerin de birer par­ lfımentosu bulunacak. (Bakınız: Annan Plfını, orijinal ingilizce metin, sayfa 1 8 - Madde 1 , sayfa 29 - Madde 22). Merkezi devlet, aslında Annancı'ların iddialarına rağmen, yeni bir devlet olmayıp Kıbrıs Cumhuriyeti adını 1 963'de silfıh zoruyla gasbetmiş olan Rum yönetiminin devamı niteliğindedir. Bunu kavramak için Annan Plfınındaki şu maddelere bakmak yeterlidir: (Annan Planı, orijinal İngilizce metin, sayfa 41 - Madde 47, sayfa 1 59 - Madde 4, 5 ve 6). Güney Kıbrıs'ta Türk nüfus olmayacağı için burada saf bir Rum devleti oluşturulmaktadır. Kuzey Kıbrıs'ta ise Annan Plfınıyla 1 36


MİLLİ DAVA KIBRIS

iince KKTC iptal edilmekte, sonra bir (sözde) karma devlet mey­ dana getirilmekte, sonra da kuzeydeki yönetimin Elen'Ieştirilmesinin kapıları sonuna kadar açılmaktadır. ***

Annan Plii.nıyla Kuzey Kıbrıs'a (%21 oranında toprak Ruma verildikten sonra) 100 bin dolayında Rum nakledilmektedir. 1974 yılında Kuzey Kıbrıs'ı terkeden Rumların sayısı 200 bin dolayın­ dadır. Annan Planındaki kısıtlamalar aynen yürürlükte kaldığı takdirde, kuzeye dönecek Rum sayısını 1 00 bin olarak sınırlamak belki mümkündür. Ancak plii.na özenle yerleştirilmiş kurallarla geri kalan Rumların dönüşü de temin edilmektedir. Bu da, ya mahkeme kararları ya da idari tasarruflarla sağlanacaktır. Nitekim Loizidu türü davalarla Avrupa İ nsan Hakları Mahkemesi'nin 200 bin Rumun dönüşünü sağlayacağına kesin gözle bakmaktayız. Bunu kolaylaştırıcı kurallar Annan Planına dikkatle serpiştirilmiştir. (Bakınız: Annan Planı, orijinal İngilizce metin, sayfa 19 Madde 4 ve sayfa 21 - Madde 1 1 ). Hatta 200 bin dolayında Rumun Kuzey Kıbrıs'a dönüşünü sağlamak için mahkeme kararlarına dahi gerek yoktur. Avrupa Birliği veya herhangi bir organı, AB normlarına dayanarak, bunu idari-siyasi kararlar yoluyla gerçekleştirebilme yetkisiyle donatılmıştır. Hatta bu yetki, Rum karakterli Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti federal hükümetine de verilmiştir. (Bakınız: Annan Plii.nı, orijinal İ ngilizce metin, sayfa 27 ve 28 Madde 19, 8. fıkra). Son 30 yıl içinde Kuzey Kıbrıs'a Anadolu'dan gelerek vatandaş olmuş aileler Annan Planıyla Kıbrıs'tan çıkarılmakta ve böylece Kıbrıs Türk nüfusu önemli oranda aşağıya çekilmektedir. (Bakınız: Annan Planı, orijinal İngilizce metin, sayfa 109 Madde 5 ve sayfa 61 - Madde 3). 200 bin Rum Kuzey Kıbrıs'a taşındığı zaman, Türk halkı kuzeyde de azınlıkta kalacaktır. Ancak 200 bin değil, kuzeye sadece 100 bin Rum nakledilse bile seçim yoluyla kuzeyde de ikti-

-

-

1 37


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

darı ele geçirmeleri pekala mümkündür. •••

Kuzey Kıbrıs'a yerleştirilecek Rumlar 7 yılın sonunda kuzeyin vatandaşı olma hakkına sahiptir. (Bakınız: Annan Planı, orijinal İngilizce metin, sayfa 53 ve 54 - Madde 2). Bu Rumlar merkezi partamento (federal parlamento) bakımın­ dan kuzeyin vatandaşı ve kuzeyin seçmen listelerine dahil olarak siyasal haklarını kullanacaklar, seçme ve seçilme olanağı kazanacaklar. (Bakınız: Annan Planı, sayfa 23 - Madde 1 3). Merkezi parlamentonun Temsilciler Meclisi (Chamber of Deputies) olarak bilinen kanadı nüfus oranına göre oluşacağın­ dan, keza buradaki kararlar çoğunlukla alınacağından, bu organ­ daki Türk temsilciler tamamen etkisiz kalacak ve Rum tarafı dilediği kararı üretebilecektir. (Bakınız: Annan Ptanı, orijinal İngilizce metin, sayfa 29 - Madde 22, sayfa 30 - Madde 24 ve sayfa 3 1 - Madde 25). Senato, Annancı'lar tarafından siyasal eşitliğin simgesi olarak gösterilmekte ise de bu da bir aldatmacadan ibarettir. Senato, 48 üyeli olacak, Kuzey Kıbrıs'tan 24, Güney Kıbrıs'tan 24 üye seçile­ cektir. Kuzeyden seçilecek 24 senatörün Türk olması şeklinde bir kural yoktur. Kuzey Kıbrıs'a yerleşecek Rumlar, kuzeye ayrılmış 24 senatörlüğün en az yarısını veya belki daha fazlasını seçim yoluyla elde edecekler. Ayrıca, Rum toplumunun hukuken ve siyaseten bir parçası sayılan yaklaşık 7 bin nüfuslu Maroni toplumu da Senato'da kuzey kontenjanından temsil edilme hakkı­ na sahip kılınmıştır. (Bakınız: Annan Ptanı, sayfa 29 - Madde 22). Sonuçta Kıbrıs Türk temsilcileri Senato'da da etkisiz bir azınlık olarak kalacak, Rumlar burada da diledikleri kararı üretebilecek­ lerdir. Güney kontenjanından gelecek 24 Rum senatörle, kuzey kontenjanından seçilen Rum senatörlerin böyle bir halde merkezi parlamentoda tam bir hakimiyet kuracakları aşikardır. Annan Ptanına göre, güneyden seçilecek 24 senatör kuzeyden seçilecek 10 senatörle birlikte hareket ettiği zaman her türlü karan üretme 1 38


MİLLİ DAVA KIBRIS

imkanına kavuşmuş olur. (Bakınız: Annan Planı, orijinal İ ngilizce metin, sayfa 3 1 Madde 25). Başkanlık Konseyi (Bakanlar Kurulu), Senato tarafından tayin edilecektir. 6 kişiden oluşacak Başkanlık Konseyi'nin 2 üyesi kuzeyden, 4 üyesi güneyden olacaktır. (Bakınız: Annan Planı, sayfa 10 Madde 5). Kuzey kontenjanından tayin edilecek Başkanlık Konseyi üyelerinin Türk olmasını sağlayacak herhangi bir kural planda yoktur. Plan, buna göre, bilinçli olarak düzenlenmiştir. Bu durum­ da, Senato'nun Başkanlık Konseyi'ne kuzeyden 2 Rum üye, güneyden de 4 Rum üye ataması mümkündür. Hatta kuzeyden bir Türk üye, bir Rum üye atanmış olsa dahi Rum hegemonyası önlenmiş olamaz, çünkü kuzeyden tayin edilecek bir Rum üyenin güneyden tayin edilecek 6 Ruma katılmasıyla diledikleri kararı almaları mümkündür. (Bakınız: Annan Planı, sayfa 31 Madde 25). -

-

-

***

1963 düzeninde bile, anayasa, parlamentoda 1 5 Türk üye bulun­ masını öngörmekte idi. Ö nemli kararların alınabilmesi için Türk üyelerin ayrı çoğunluğuna ihtiyaç vardı. Bakanlar Kurulunda 3 Türk bakan bulunuyordu. Cumhurbaşkanı Rum ise, Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın Türk olması vazedilmişti. Türk Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın (Vice-President) temel konularda veto yetkisi vardı. Türk tarafı evet demedikçe Rum tarafının önemli konularda (savunma, dışişleri, bütçe gibi) karar alabilmesi hukuken mümkün değildi. Rum tarafı, 1 960 düzeninin hukuksal olarak sağladığı bu önem­ li yetkilere rağmen, 1963 anayasasını fiilen işlemez hale getirmişti. 1960 düzeninin bile çok gerisinde kalan Annan Planı uygulamağa girdiği takdirde Rumların neler yapabileceklerini tahmin etmek hiç de zor olmasa gerek. Annan Planına göre Rum tarafı gerek yürütme ve gerekse yasama organlarını ele geçirme olanağına sahip kılınmıştır. 1 39


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

Annan Planıyla bu iki organda hegemonya kuran Rumların bütün Kıbrıs'ı ele geçirmeleri ve Kuzey Kıbrıs'ı da Elen'leştirmeleri hiç de zor olmayacaktır. Bu nedenledir ki Annan Planının ikinci Sevr Muahedesi niteliğinde ya da Akritas Ptanının sivil versiyonu olduğunu söyle­ mekteyiz. Arınan Ptanı, uzun olmayan bir vadede, Enosis demektir. TÜRKSOLU, Sayı: 44, 24 Kasını 2003

1 40


MİLLİ DAVA KIBRIS

Gözünü Anavatan' dan ay1ran yok olur İsmet Kotak (Halkın Sesi gazetesi yazan)

•

I

ngiliz sömürge yönetiminin en çok hassas olduğu "mil­ liyetçilikti". Kamu görevlisi memur, polis veya öğretmen, sık sık "Türkiye" sözcüğünü kullanır, oradan gelen kitapları bulundurur veya okur; zamanın tek eğlencesi taş plakları evinde bulundurur ve Türk müziği dinlerse, "aşırı milliyetçi" damgasını yer ve soluğu ya Baf ta veya Karpaz'da alırdı. O günlerde Türkiye'den Kıbrıs'a bayrak, plak, kitap, film sokmak suçtu. Gümrükte yakalarlarsa alırlar ve süresiz depoya kaldırırlardı. İngiliz sömürge döneminde evlere, işyerlerine, okullara, camilere Türk Bayrağı çekmek suçtu. Yönetim sadece Cuma gün­ leri camilere bayrak çekmeye izin verirdi. Milli günlerde toplantı veya gösteri düzenlemek suçtu. İzne tabi idi. İzin de kolay kolay verilmezdi. Bayram kutlayan Gençlik Kulüpleri idi. Gençler içlerindeki milliyetçilik ateşi ile kapalı salon toplantıları düzenler­ ler, 23 Nisan, 19 Mayıs ve 29 Ekim'de eğer izin alınabilirse, Gençlik Kulüpleri trampet ve boru eşliğinde Türk Bayrağı ve 141


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

kulüp bayrağını öne alarak, bembeyaz elbiseler içinde kentin ana caddelerinde yürüyüş yaparlardı. Daha fazlasına izin yoktu. Bazı kentlerde sınırlı bayram kutlaması yapılırken, bazı kentlerde bunun gereksiz olduğunu söyleyen İ ngiliz meddahları sayesinde halk, bayramdan mahrum edilirdi. Oralarda, kral veya kraliçenin doğum günlerinde okullar törene taşınır, meydanlarda kutlama yapılırdı. İngilizler'in savaş kayıplarını anmak için düzenlenen "lale" gününde okullara bezden yapılan laleler dağıtılır, çocuklar meydanlarda toplanır ve Çanakkale' den, Mısır'a, Arap çöllerinden Avrupa içlerine kadar yapılan savaşlarda ölen İ ngilizler anılırdı. Böyle günlerde aramızda dolanan sözde Türk, özde İ ngiliz hafiyeleri, dehşet saçarlardı. Kimi poliste çavuş olmak, kimi muhtar tayin olup göğsüne İngiliz armasını nal kadar asmak, kimi tüccar olarak ithalat izinleri almak ve askere yapacağı satışlardan yüksek kar elde etmek uğruna, kimi vakıf mallarını İngiliz ve Rumlar'ın ayaklarına sermek pahasına el üstünde tutulurlardı. Atatürk Kurtuluş Savaşı'na damgasını vurduğu anda İ ngiliz, Kıbrıs'taki aşırı millicileri ihraç etmek üzere faaliyete geçti. Ya Türk uyrukluğunu sürdürecekler ya da İ ngiliz uyruğuna geçecek­ lerdi. Kabul etmeyenler, Kıbrıs'tan göç edeceklerdi. O zamanın gençleri, Kuzey sahillerinden sandallarla, Türkiye'ye göçtüler ve İ ngiliz uyrukluluğunu reddettiler. Bugün onların çocukları ve torunları belki de 400 binlik bir nüfusla Anavatanda yaşamaktadır­ lar. Dayım Hakkı Kotak sandallarla Anavatan'a ilk koşanlardan biri idi. Zamanla Mersin Bayındırlık Bakanlığı Bölge Müdürlüğü'ne kadar yükselmişti. Şimdi o topraklara huzur içinde yatmaktadır. Geride eş, çocuk, damat ve torun olarak 20 kişi bıraktı. Osmanlı çekilirken Balkanlar'da, Arabistan'da ve birçok ülkede, milyonlarca Türk bıraktı. Balkan Türklerinin yarısı Türkçeyi, mahalli dille harman yaparak konuşmaktadır. Arap ülkelerinde Türkçe-Arapça karışımı dil söz konusudur. Türkmenler onlardan biraz daha iyi Türkçe konuşmaktadırlar. Bu yerleri gezdim ve acı içinde izledim. Ama Kıbrıs Türkiye'ye, Anavatan'a, sadece 40 mil uzaklıkta olduğu için İ ngiliz sömürge yönetimi ve Rum baskısı, 1 42


MİLLİ DAVA KIBRIS

Kıbrıs Türk halkını Anavatanı'ndan koparamadı. O alev burada yandı ve kavganın tuzu biberi oldu. 20 Temmuz sabahına iler­ lerken Türk mücahidi, inançla ayakta ve zafere gönülden inanmış olarak bayrağı kapıp koşmuştu. 4 Haziran 1878'de Türk Bayrağı'nın gönderden inişini gören Kıbrıs Türk Halkı, o gün gözyaşı dökmüştü. Hüzün vardı, acı vardı . . . Ama 20 Temmuz 1974 sabahı bu kez sevinç gözyaşı dökülüyor­ du. 19 Temmuz'u 20'ye bağlayan gece, Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrılıp dağdaki Bakan arkadaşım Nejat Konuk'u almak üzere arabamla hareket ettiğimde silahlarımı almak üzere evden geçtim. İ ki gün önce kızım doğmuştu. Annesi kızını kucağında emziriyor­ du. Bir yandan da ağlıyordu. Genç yaşta ulusal mücadelede hep birlikte olmuştuk. Ondan hiçbir konuyu saklamayı başaramazdım. Gözlerimi okudu ve "Türk askeri geliyor değil mi?" dedi . . . Kucaklaştık, çocuklarımı öptüm ve ayrıldım . . . İ lk uçak Beşparmaklar'dan süzülüp Lefkoşa yakınlarına kadar gelip dönmüş ve ilk bombayı bırakmıştı! Allahım ne gündü! Şükürler olsun dedim. Cumhurbaşkanı Denktaş, İçişleri Bakanı Konuk, Maliye Bakanı Rüstem Tatar, Bayındırlık Bakanı Erol Andaç ve Çalışma, Kooperatif ve Rehabilitasyon Bakanı olarak ben Kooperatif Merkez Bankası'nın önüne fırlayıp paraşütçülerin ard arda inişlerini seyrediyor ve sokağa dökülen Lefkoşa halkı ile birlikte sevinç gözyaşları döküp, içten gelen şekilde alkışlıyorduk . . . Kıbrıs Türkü anavatanına inanmış, güvenmiş ve sonucu almıştı. . . •••

2002 yılında eski İ ngiliz Sömürge döneminin senaryolarını ve o günün hafiyelerine benzer kahramanları ( ! ) görüyoruz. Yine yabancı fonları döküm saçım. Gözlerini Anavatan Türkiye'den uzağa ama bu kez "Avrupa Birliği'ne" çevirmek isteyen ve halka bunu salık veren "salaklar" kol gezmekteler. . . Yakında boyaları dökülür . . . Kıbrıs Türkü, davasına, Anavatanı'na sahiptir. Kimse Ankara' dan haşka merkez aramaya veya aratmaya kalkmasın; bunu 1 43


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

geçmişte deneyenler, hep kaybettiler. KKTC, yaşayan bir varlıktır. Satılık değildir. 20 Temmuz sabahı, rahat nefes alıp Anavatan'a şükran duymak ve bu topraklara düşen binlerce şehidimize rahmet dilemek gerek ... Gerisi pis bir oyundur. Bu oyuncular kaybetmeye mahkumdurlar.. . TÜRKSOLU, Sayı: 39, 15 Eylül 2003

1 44


MİLLİ DAVA KIBRIS

Tann Türkiye'yi ve Kıbns' ı bu satıcılardan korusun İsmet Kotak (Halkın Sesi gazetesi yazan)

••

o

ncelikle Kıbrıs'ı pazarla.yarak, Rusya'da inşa etmekte olduğu Efes bira fabrikasına AB kaynaklı 36 milyon Euro'luk düşük faizli krediye konan 1ÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan'ın "Irak'a bekletmeden derhal asker gönderelim" dediğini unutan var mı? Şimdilerde o politikayı rafa kaldıran Özil­ han, AB'den aldığı uyarı üzerine, "lrak'a asker gönder­ ilmemesinin" avukatı kesildi. Haberin çıkışı önceki gün basında verilmediği için bilmiyorduk; oysa dün Hanya-Konya anlaşıldı. KKTC'ye kadar gelerek KKTC yetkililerini ziyaret yerine, ken­ disi gibi Kıbrıs satıcılığına soyunanları ziyaret eden Tuncay Özil­ han, meğer Yunanlılarla Çeşme'de başlayan rakı partisinin ardın­ dan, Sakız adasındaki uzo partisine katılmış ve orada, hem Irak'a asker gönderilmemesini açıklamış, hem de unutan olabilir diyerek Kıbrıs'ı yeniden Yunanlılar'ın isteklerine uygun olarak pazara sun­ muştur! Herkes 1Ü SİAD'ın iyice araştırma yaptığını, büyük uzmanlarla 1 45


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

çalıştığını, Türkiye'nin önünü açmak için politikalar ürettiğini san­ maktadır. Oysa konu "Türkiye" değil; konu 9 büyük iş adamının çıkarları! 1Ü SİAD Başkanı Özilhan, ABD'ye bakarak, oradan kredi ve para akacağını sanarak, "Türkiye derhal Irak'a asker gön­ dermelidir" diyerek, savaşın başladığı ilk günden bu tavrı sergilemişti. Bu arada "Kıbrıs'ın satışına" ağırlık koydu ve AB kre­ disini kaptı. Bunun yalan, yanlış, benim uydurmam olduğunu iddia edenler, politika yaptığımı sananlar ve hatta Özilhan'a karşı garez­ im olduğunu söyleyenler, Avrupa Birliği ile ilgili İnternet sayfaları­ na gözgezdirsinler. Orada Özilhan'ın, Kıbrıs satıcılığına soyun­ duğu tarihin ardından, 36 milyon Euro'luk kredinin verildiğini, Özilhan'ın 76 milyon Euroluk toplam kredi kullandığını görecek­ lerdir. İzmir Çeşme'de önceki gün toplanan Türk-Yunan İ stişare Konseyi, ertesi gün Sakız adasında yeme içme ve çıkarlarını nasıl koruyacaklarını tcsbit topantılarına devam ettiler. Yunanistan Sanayicileri Federasyonu Başkanı Ulysess Kyracupulos ve üyelerinin katıldığı toplantıdan sonra 1Ü S İAD Başkanı Özilhan, iki çarpıcı açıklama yaptı: "Türkiye lrak'a asker göndermemeli; Türkiye, AB yolunda önündeki engel olan Kıbrıs'tan kurtul­ malıdır". Yunanlılar ise bunlar olursa Türkiye'nin AB'ye girişini desteklediklerini açıkladılar. Yani ata yadigarı Kıbrıs toprağı, Sakız adasındaki uzo sofrasına meze yapıldı. Avrupa Birliği Türkiye'nin Irak'a asker göndererek ABD yanında yer almasını istemediği için de 1Ü S İAD Başkanı yeni rota belirledi ve yeni politika açıkladı. Çünkü KKTC'de AB parası ile beslenen mandacı-teslimiyctci ve işbirlikçiler gibi Özil­ han'ın eli mahkum. O krediyi ABD'den değil, AB'den aldı. Onların emirlerine uymak zorunda! Özilhan, AB askeri! ... İş dünyası ve politika böyle yürür. Özilhan, bu yanar döner tavrı için "Yıllardır alacakaranlık kuşağındayız.Artık günün ağarma zamanı geldi. Türkiye'nin AB konusuna kilitlenmesi gerekir"dedi .. . İ şte Özilhan ve işte alacakaranlık kuşağından çıkış! Bedeli 36 milyon Euro ...Tanrı Atatürk Türkiye'sini bu işbirlikçilerden korusun ... Ö te yandan AB'nin borazanlarından eski Dışişleri Bakanı İlter 1 46


MİLLİ DAVA KIBRIS

Türkmen, Hürriyet'teki köşesinde KKTC'deki havayı koklamış olmalı ki, önceleri Cumhurbaşkanı Denktaş ve Ulusal Davayı savu­ nan partilerin Aralık seçimlerinden sonra bertaraf edileceklerini, mandacı ve işbirlikçi muhalefetin Annan Planını kabul edip, AB koşullarını yerine getireceklerini yazıp savunuyordu. Şimdilerde Türkmen, savunduğu "cephe"nin ağır bir yenilgi alacağını gördüğü ıçın "oydaşmadan" söz etmeye başladı. Aklınca Kıbrıs Türk Halkının bölünmesini öne çıkarıp, Cumhurbaşkanı ile mandacı muhalefetin arasında "oydaşma" sağlamanın Türkiye'nin görevi olduğunu ileri sürüyor. Niçin? Onu da satır aralarında bulabilirsiniz. Eski EOKA tetikcisi Rum Lideri Papadopulos bile Annan Planını aynen kabul etmezken, muhterem Türkmen, bizdeki mandacılar gibi "Annan Planının aynen kabul etmemiz" halinde Papadopulos'a oyun çekeceğimizi yazıyor. Yani Türk Halkı tavla teslim olacak, AB kuzeyi işgal ede­ cek, Türk Ordusu adadan çıkacak, Kuzeye 140 bin Rum yerleşecek ve ada AB yoluyla Yunanh'ya teslim edilecek, Türk Halkı da Rum'a yama yapılacaktır... Bu İ lter Türkmen'e göre, en iyi çözümdür... Bu adamı nasıl Dışişleri Bakanı yapmıştı 12 Eylül Yönetimi acaba? Hep merak ettim ... Bu adam kime hizmet ediyor Allah aşkı­ na? Türkiye'ye mi? Bir bilen varsa bize de söylesin ... Çünkü biz zaten bu satıcılara, mandacılara, işbirlikçilere ödün vermeyiz ama Türkiye'nin işi zor. Atatürk Türkiyesi, eski işgalci yeni AB ülkelerinin mandası altına sokulmak istenmektedir. Bu arada da Kıbrıs bu amacın tahakkuku için ödün olarak ikram edilmektedir... Lanet herifler! TÜRKSOLU, Sayı: 40, 29 Eylül 2003

1 47


MİLLİ DAVA KIBRIS

Verheugen, azılı bir Türk ve Denktaş düşmanı İsmet Kotak (Halkın Sesi gazetesi yazan)

K

KTC'deki seçimleri dış destekle ve özellikle AB parası ve desteği ile kazanmaya dayayan "AB'ci ve Annancı muhalefet" partilerinin liderleri, AB tarafından hazırlanan senaryo gereği olarak, Strazburg'a davet edildiler ve oradan seslenerek KKTC seçmenini etkilemeyi hesapladılar. Bunu ben biraz da, 1963'den sonra Lefkoşa ve Gazi Mağusa'da, herkes mevzilerde silah başında toprağını, evini, ailesini korurken, bazılarının silahı atıp da Rum tarafına koşarak geçip sığınma hakkı isteyip, " Rum Radyosu"nda Türk Halkına seslenmelerine benzetiy­ orum. Hatta ben ve arkadaşlarım Gazi Mağusa Canbulat Radyosu'nda haber sunup, gerçekleri yansıtan "yorum" yaptığımız dönemde, karşıya geçenler, Rum Radyo ve Televizyonu'ndan bizi "Kıbrıs Halkına ihanetle" suçluyorlar, bize inanılmamasını söylüy­ orlar, isimlerimizi verip hedef gösteriyorlar, " Kanuni Kuwetler" dedikleri silahlı Rum EOKA'cılara teslim olmamızı haykırıyor­ lardı. Sonra ekliyorlardı: "Ey Kıbrıslılar, Liderleriniz sizi aldattılar. 1 49


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYiZ

Bu hatalı yoldan dönüp Kanuni Kuvvetlerle işbirliği yapınız". Strazburg'dan Mehmet AJi Talat, Mustafa Akıncı ve AJi Erel'in seslenişlerine bakınca tam 40 yıl öncesini anımsadım. 40 yıl önce teslim olsaydık, şimdilerde Kıbrıs, 40 yıllık Yunan adası olacaktı! .. Canbulat Radyosu'dan hu satılmışlara her gece bizzat yanıt verdim. O gün doğru karar verdik ve dayandık. Türk Ordusu ile bütünleştik. Gün ola harman ola, bağımsız ve egemen Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde Türk ve KKTC Bayraklarını özgür olarak dalganlandırdık. AB'nin Yunan muhibi, yalan kumkuması Günther Verheugen, etrafına topladığı İ hsan AJi'nin bu ikinci versiyonu zavallı insanlara bakarak efelendi ve patronlarının ve Yunan lobisinin doğrultusu­ nun gereği olarak, bir Kıbrıs ve Dava kahramanı olan Cumhurbaşkanı Denktaş'a saygı duyacağına kin kustu. "Denktaş Kıbrıs'a zarar veriyormuş!" Niçin? Çünkü Rum'un, Yunan'ın, işbir­ likçilerin ve AB'nin avantasına ot tıkıyor ... Ben hu sözcükleri nereden anımsadığımı yazdım. 1 963'de o sözlere kanıp kollarımızı kaldırıp teslim olsaydık, bugün bu ada 40 yıllık Yunan adası olurdu. Hristiyan Avrupalı da, 2 1 Aralık 1963 Rum-Yunan darbesini tescil ettiği gibi bunu da içine sindirir ve destek verirdi. Strazburg'da konuşan Verheugen, bir Türk ve Denktaş düşmanıdır. Her konuşması bir öncekini yalanlayan, güve­ nilmez bir kişilik sergilemektedir. Acı olan Verheugen'in konuşması değil, acı olan KKTC Meclisi' ne girmek için bu halktan oy isteyen ve seçildikleri takdirde KKTC' ye ihanet etmeyeceklerine, Türk Ulusunun kopmaz bir parçası ol­ duklarına dair and içmek zorunda olanların tutum ve davranış­ larıdır. Acı olan bu parti liderlerinin, yalan deposu dosyaları ile oraya gitmeleri ve Ulusal Davamızı yerden yere vurmalarıdır. Bunu Lefkoşa'da Rum tarafında Simitis ile yaptılar, bunu Atina'da yinelediler. Şimdi AB yetkilileri ile suçlarını yinelemektedirler. Oysa Talat, Akıncı ve Erel de şunu iyi bilmektedirler ki, AB Türkiye'yi üye almamakta kararlıdır. Yalan söylemektedirler. "Üyelik değil özel statü" önereceklerini, saklamamaktadırlar. Elimizdeki AB dökümanları açıkca bunu göstermektedir. 1 50


MİLLİ DAVA KIBRIS

Olayın öteki yanına bakalım. AB, yıllarca Rum'a maddi yardım sağlamış, kendilerini eğitmiş, ticaretine katkı koymuştur. Oysa Kıbrıs Türk Halkına, en azılı teröriste yapılmayanı yaparak sürekli ambargo uygulamıştır. Ambargo niçin konulur? Sizi kararlarınız­ dan caydırmak için. l 963'de Kıbrıs Cumhuriyeti'ni işgal eden Rum­ lardır. Ambargo Türk Halkına kondu. 15 Temmuz 1974'te Enosis i­ lan etmek için darbeyi Rumlar yaptı. Dünya Türklere ambargo uygulamayı sürdürdü. Bugün de ambargo sürdürülmektedir. Niçin? Bunu da bana Rum Devlet Planlama Örgütü Başkanı, Londra'da 1980'li yıllarda yapılan "Friends of Cyprus" toplantısında söyledi. Ben "Anlaşma istiyorsanız önce iyi niyet gösterip ambargoyu kaldırınız ki gerisi de bunu yapsın" dediğimde, Rum DPÖ Müsteşarı, "Türk Ordusu ile savaşamayız. Elimizdeki tek silah ambargodur. Onu da kaldırıp çıplak kalamayız" demişti. İşte şimdi AB bize ambargoyu sürdürüyor; sonra da utanmadan, seçimi etkilemek için kitapçık yayınlayıp, broşür dağıtı-yor. Eski mescitleri, eski sokakları tamir etmekteymiş! Çift toplumlu projel­ er sürüyormuş. Malum, en önemli çift toplumlu proje, Lefkoşa'nın Rum kesiminin lağım pisliklerini kanalizas-yonla Türk tarafına aktarmak olmuştu. Bunun da mimarı Akıncı ile dostu Lellos Dimitriyadis idi. Bu pisliklerin Türk tarafına akıtılması üzerine, her ikisine de BM'de, özel törenle ödül verilmişti! Her türlü propagan­ daya rağmen AB'den ambargoya devam . . . İşte sahtekarlık buradadır. Günther Verheugen, bu sahtekar ker­ vanın başında Rum'un isteklerine uygun olarak işaret ediyor: "Denktaş'ı devirip, muhalefeti iktidar yapınız! O zaman AB Yunanlı namına adayı iç edecek ve sizi yağ-balla besleyecektir." Muhalefet, Verheugen'le Strazburg'da ama onlar namına birileri KKTC sokaklarında AB'nin renkli kitaplarını dağıtıp CTP-BDI-1 ve ÇABP'a oy istiyor... Maşallah, ihanetin de böylesi görülmedi! .. Ha­ ni seçime müdahale istenmiyordu? AB ve gerisi bundan bağışık mı? Denktaş'ı devir, Türk Ordusu'nu adadan at, KKTC'yi yık! .. Emir Verheugen'den . . . Emrin olur yeni sömürgeci patronu ve yeni Lawrence! TÜRKSOLU, Sayı: 44, 24 Kasını 2003 151


MİLLİ DAVA KIBRIS

1 878'de de ''Ya imzala, Kıbns' ı ver; ya da yardım yok" demişlerdi İsmet Kotak (Halkın Sesi gazetesi yazan)

T

ü rkiye'de kendi çıkarına, ülkeyi bile pazarlamaya kalkan en güçlü örgütün kısaltılmış adı "1Ü SİAD". Yani "Türkiye Sanayici ve İ ş Adamları Derneği". Ö teki tanımı ile zenginler kulübü. Ankara'da yakın günlerde topladığımız "Ulusal Kurultay'da" bunların temelde 8-9 aile olduğu ve Türkiye'nin bunlara zenginlik katmak için kullanıldığı söylenmişti. Eskiden bunu söyleyenlere "Komünistler" denir çıkarlardı; şimdilerde komünizmin de defteri dürüldüğü ve KKTC' de olduğu gibi Komünist Partiler de Avrupa Birlikçi kana­ da transfer oldukları için "Ulusal kanadı temsil eden Kuvay-i Milliye Cephesini" sadece dışlamakla yetiniyorlar. İ şte bu TÜSİ AD azınlığı, ya Pontusçularla Karadeniz gezisinde, ya Rum­ Ortodoks Patriği ile Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması gös­ terilerinde, ya da Rum-Ortodoks Kilisesine "Ekümenik" (yani Papalık gibi ayrı devlet), sıfatının verilmesi tartışmalarında hep Türkiye karşıtı konumda oluyorlar. 1 53


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

B unlar Kıbrıs'ın AB yoluyla Yunanistan'a bırakılması için de yanıp tutuştuklarını saklamıyor, " Kıbrıs'ın verilmesini" ileri süre­ cek kadar kendilerini söz sahibi sanıyorlar. Ama arkadan da AH fonlarından 50-60 milyon Euro'ya varan ucuz para sağlayarak yatırımlarını sürdürüyorlar. İ şte bu cephenin adamları zaman zaman, AB sözcülüğüne soyunuyor ve Kıbrıs'ı, Ege'yi, Rum­ Ortodoks isteklerini dile getirip savunuyorlar. Sırada İ stanbul'da­ ki Ayasofya Müzesi'nin Rum-Ortodoks Kilisesi'ne geri verilmesi, Bizans Bayrağı'nın çekilmesi ve Ayasofya'nın kilise olarak faaliyete sokulması vardır. Son zamanlardaki AB istekleri artık kapalı kapılar ardında ele alınmakta ve KKTC'deki muhalefetin yaptığı gibi kapalı kapılar ardında kararlar verilmektedir. İ lginçtir, bu oyunu, 1Ü SİAD Genel Sekreteri Haluk Tükel, ilk kez Avrupa'daki görüşmelerden sonra bu temasta ileri sürülen­ leri yazıya döktü ve ünlü Türk düşmanı, Kıbrıs Türk Halkının karşısında satıcılığa soyunan Günther Verheugen, "Türkiye'de kiliselere bakış açısının değişmesi" gerektiğini savundu ve "Dinsel azınlıkların eğitim ve ibadet konusunda daha rahat olun­ ması gerektiğini" bu düzenlemelerin bir an önce yapılması gerek­ tiğini 1Ü S İAD Heyetine ültümatom gibi söyledi ve " Bizimle değil, üyelik konunuz için gidiniz Roma'da Papa ile anlaşınız" dedi. 1Ü S İAD Heyeti karlarına, çıkarlarına ot tıkanmaması için bunları yazıp Türkiye Başbakanı'na sundu. Elbete bundan güt­ tükleri amaç bunların yerine getirilmesi idi. "Efendim Mısır'dan da kilise yapımı için istekte bulunulmuş da Mısır buna olur ver­ miş". Elbette verir; çünkü Mısırlı Arap'ın yarısı Hıristiyan. Tür­ kiye o noktaya mı geldi? Ha, başka bir istek bunu izlemektedir; o da Rum-Ortodoks veya öteki Hıristiyan oluşumların "Vakıf' mal­ larının iadesi ... Batı Anadolu'daki kiliselerin açılması . . . İ şte b u noktada tarihe bakmak gerek. Acaba Avrupa tarih boyunca Osmanlı İ mparatorluğu'na nasıl baktı? Osmanlı'dan nasıl isteklerde bulundu? Bunu 1 856 Islahat Fermanı'nda mad­ deler halinde buluruz. Buradaki 20 madde Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında eşitlik sağlamayı amaçlamakta ve Osmanlı 1 54


MİLLİ DAVA KIBRIS

yönetiminin elini bağlama amacı gütmekte idi. Baktığımızda, bu isteklerin aynen bugünün Avrupa Birliği'nin isteklerinin benzeri olduğunu görürüz. Kilise mallarının yönetimi kiliselere bırakıla­ cak, vakıflar serbest faaliyet gösterecek, Hıristiyan tebanın hak ve hukuku, Müslüman Osmanlı'nın aynı olacak; ruhban okulları da serbest bırakılacaktır. Oysa bu hakların teki bile Batı ülkelerinde Müslümanlara dönük olarak yoktu. Tarih tek bir Müslüman'ın İ ngiltere, Fransa, Almanya veya öteki ülkelerde herhangi bir politik makama geldiğine tanık değildir. Ne ba§bakan, ne de müs­ lüman bakana rastlamak olası değildir. Oysa Osmanlı'da yaban­ cılar sadrazamlığa, dı§İ§leri bakanlığına ve hatta hazine bakanlığı­ na kadar yükselebilmi§ler, kendilerinden asla ku§ku duyul­ mamı§tır. Ne var ki daha sonra bunların teker teker Osmanlı'ya ihanet ettiklerine tarih tanıktır .. Bugünlerde Avrupa Birliği'nden hep tehdit alınmaktadır. "Ya bu tarihe kadar §U belgeyi imzalarsınız, ya da bu hakları yitirirsiniz" . . . "Ya bu tarihe kadar Annan Belgesini imzalar, Kıbrıs'ı AB'ye terkedersiniz, ya da Türkiye'ye AB görü§meleri için tarih bile vermeyiz." AB'ye asla üye almayacakları Türkiye'ye bile böyle tehdit sallamaktadırlar. 1 876- 1878 yılları arasında Rusya'dan tehdit almakta olan Osmanlı İ mparatorluğu, sürekli olarak İ ngiltere tarafından tehdit edilmekte idi. "Ya Kıbrıs'ı bize üs olarak kiralarsınız; ya da Rusya'ya kar§ı sizi koruyamayız." "Ya Kıbrıs belgesini imzalar bize verirsiniz, ya da sizi Konferansa kabul etmeyiz." Bir gece yarısı İ ngiliz Elçisinin dayatması, Osmanlı Sadrazam ve Nazırlarının gafleti, Padi§ah'a bu belgeyi imzalamaktan ba§ka şans bırakmadı . . . Padişah Kıbrıs belgesini imzaladı ve 4 Haziran 1878'de adaya İ ngiliz Bayrağı çekildi ... AB'nin içimizdeki ݧbirlikçileri §İmdi bizden ve Türkiye'den aynını istemiyorlar mı? Ö nümüzde seçimler vardır. Kıbrıs Türk halkı, hem tarihi bilecek, hem de ya§adığına doğru te§his koya­ caktır. Çünkü Kıbrıs bir kez daha satılmak istenmektedir... "Ya imzala,ya da . . . " denmektedir. Mandacı, işbirlikçi ve ödüncüler de Türkiye'yi AB ile birlikte tehdit etmektedirler. İ şte Akıncı, işte 1 55


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

Mehmet Ali Talat ve işte Ticaret Odası'nı ve dış yardımları kalkan yaparak parti sığınmacısı Ali Erel... Kıbrıs Türk Halkı bu tarihi gerçekleri bilerek sandık başına git­ mektedir. Çünkü bu kez de kendisini Anavatan Türkiye'den ayır­ mak için uluslararası oyun çekilmektedir. İçte de işbirlikçilerin sadece isimleri değişti ... TÜRKSOLU, Sayı: 42, 27 Ekim 2003

1 56


MİLLİ DAVA KIBRIS

Dış güçlerin KKTC'ye yönelik psikoloiik harekôtı Sabahattin İsmail (Volkan gazetesi başyazan)

D

ış güçlerin KKTC'deki işbirlikçileri, Türkiye'yi "KKTC'de psikolojik harekat uygulamakla suçluyorlar. Bunu yaparken beslendikleri dış güçlerin yıllardır içimizde uyguladıkları psikolojik harekatı gizlemeye çalışıyorlar. Oysa bugün karşı karşıya bulunduğumuz kaos ve karmaşa ortamına bir günde gelinmemiştir.. Emperyalist dış güçler tam 20 yıldır bu ortamı yaratmak için uğraştı. Solcular yıkılmaz sandıkları Sovyetler'in çöküşü karşısında derin bir travma ve şok içindeydi. O güne kadar politikalarını Sovyetler'in siyasetlerine göre saptayan­ lar boşlukta kalmıştı. Psikolojik harekat çerçevesinde her yıl birçok genci burslu olarak Sovyetler'e göndermekteydiler... Sovyetler'in yaptıkları davetlerle parti-sendika yöneticileri Doğu Bloku ülkelerinde gezmekte, tatiller yapmakta, toplantılara katılmakta, AKEL liderleri ile buluşup ortak kararlar almaktaydı. Parti kadro­ ları grup grup Sovyetler'de eğitilmekteydi ... Sovyetler çökünce, durumu çok yakından izleyen ABD, kendi 1 57


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

psikolojik harekat uygulamalarını başlattı. Hemen "conflict resolution" projesi ile boşluğu doldurdu. Bu proje çerçevesinde her yıl ayrılan 1 5 milyon dolar harcanarak 1990 yılı başında önce liberal ama Ulusal Davaya bağlı işadamları arasında başlatılan kadrolaşma ve eğitim çalışmaları, kısa süre sonra sosyal demokrat kadrolarla meslek örgütü yöneticilerine, ardından da bir boşluk ve arayış içinde olan eski Sovyetler'in KKTC içindeki kadrolarına yayıldı. Bu çalışmalara daha sonra AR de katılarak eğitim çalışmaları için bir 1 5 milyon dolar da onlar harcamaya başladı. 20 yıl içinde tam 600 milyon dolar KKTC için· deki psikolojik harekat, örgütlenme ve beyin yıkama operasyonları için harcandı. Rum yönetimi ise zaten 1 983 Bağımsızlık ilanından sonra yaşadığı kısa süreli şoku atlatarak bir psikolojik savaş projesi olan "yakınlaşma ve iki toplumlu temaslar" projesini yılda 100 milyon KL.sının üzerinde bir para harcayarak uygulamaya koymuş, hatta KKTC'de günlük gazete bile yayınlamaya başlamıştı. İngiltere zaten hiçbir zaman KKTC içinde kadro devşirme hareketinden ve bu amaçla İ ngiltere'de workshoplar düzenlemek­ ten vazgeçmemişti. Almanya ise oluşturduğu "Kıbrıs-Alman Forumu" ile son be� yıldır bu harekata balıklama dalmış, malum vakıflarını bu amaçla görevlendirmiş, milyonlarca mark harcayarak Berlin ve Kıbrıs'ta workshoplar düzenlemeye başlamıştı ... Böylece kısa süre içinde her meslek grubunda ve her sivil toplum örgütünde en zeki, en başarılı, en örgütçü, liderlik yeteneği olan kişiler 50-60 grupta örgütlendi, eğitildi ve eşref saati beklenmeye başlandı. Günü geldiğinde düğmeye basılacak, Yugoslavya'da yap­ tıkları gibi ellerine düdükler ve AB bayrakları verilen kitleler, bu eğitilmiş kadrolar tarafından sokaklara dökülecekti ... Beyin yıkama ve örgütlenme faaliyetlerini ifşa eden en önemli itiraf, Yenidüzen gazetesi yazarlarından CTP'li Sevgül Uludağ'dan gelmiştir. Uludağ, 1 6 Temmuz 2001 'de CTP yayın organı Yenidüzen'de yayınlanan ifşaatında "Bizi 30 kişi olarak Amerikalılar eğitti. Biz de 3000 kişiyi eğittik, 10 bin kişiyi harekete 1 58


MİLLİ DAVA KIBRIS

geçirdik, 100 bin kişiyi etkiledik" demiştir. Bu eğitimlerde o derece ileri gidilmiştir ki workshoplara çağrıl­ ma yaşı 15-16'ya kadar düşürülmüştür. Fullbright Vakfı, her yıl ABD'de düzenlediği iki toplumlu yaz kamplarında yüzlerce liseli gencin beynine uyduruk "KIBRISLILIK" bilinci aşılamaya devam etmiştir. ABD'de başlatılan bu çalışmalar, grup grup her ayın belli hir gününde Pile'de dış güçlerce kiralanan "KIBRIS EVİ "nde sürdürülmüş ve gençlik, göz göre göre Türk kimliğinden koparılmıştır. Bu çalışmalardan cesaret alan ABD Büyükelçisi, C :umhurbaşkanı Denktaş'a, 2000 yılı içinde "şu anda 3 bin kişiyiz, 10 bin kişiye ulaştığımız anda altınızdaki tabanı çekip almış ola­ cağız" diyebilmiştir. Son olarak ABD Elçisi Klosson son 20 yılda bu amaçla 300 mily­ on dolar harcadıklarını itiraf etmiştir. Son 20 yılda AB de aynı mik­ larda parayı KKTC'ye yönelik psikolojik savaş için harcamıştır. AB Türkiye eski temsilcisi Karen Fogg ise yazarlarına ve eğittik­ lerine "Denktaş'ı yıpratın, itibarını sarsın, Türkiye'ye karşı ayak­ lanın, yollara çıkın, gösteriler yapın" talimatını verebilmiştir... Ne acıdır ki bütün bunlar devletin gözü önünde olmuştur. Devlet ve hükümet, bu beyin yıkama, psikolojik harekat ve iirgütlenme faaliyetlerine ses çıkarmamış, VOLKAN'ın yaptığı uyanlara kulak tıkamıştır. Oysa yapılması gereken, bu dış kaynaklı psikolojik savaş saldırısına her yolla karşı koymak, yasal boşluktan doldurarak dıştan para almaya, dış ülkelerce maaşa bağlanmaya, "iki toplumlu temas" adlı örgütlenmelere izin vermemek, Fullbright yaz kamplarını ve conflict resolution eğitimlerini dur­ Llurmak, eğitilmiş militan öğretmenleri belirleyip öğrencileri zehirlemelerini önlemek, sendika ve derneklerin dıştan para almalarını yasal kurallara bağlamak, harcamalarını denetlemek, sendikalar, dernekler, partiler yasalarındaki boşlukları süratle Lloldurmak ve gençliği, kendilerine yönelik psikolojik harekat konusunda bilgilendirecek bir eğitim çalışması içine girmekti. Bunlar yapılmadı. Ve, şimdi dış güçlerin psikolojik harekatların­ Lla eğitilenler ve eğitmen olarak, propagandist olarak görev alanlar 1 59


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

hiç utanmadan Türkiye'yi KKTC'ye psikolojik harekat uygulamak· la suçlamaya kalkıyor... Yetkililer de "dış güçler altımızı oydu" diye yakınıyor. Devlet, kendini koruyacak önlemleri almazsa, şikayete hakkı kalır mı? Gelinen aşamada emperyalist güçlerin, Rum-Yunan ikilisinin ve içteki işbirlikçi-mandacı takımının büyük saldırısı altında bulunan Kıbrıs Türk Halkı, Kuvay-ı Milliye ruhu ile direnişini sürdürmek· tedir ... Bu saldırının amacı KKTC'yi içten çökertmek ve Annan Planı marifetiyle Kıbrıs'ı Türkiye'den kopararak, dolaylı Enosisi gerçek· · leştinnektir... Böylece Türkiye'nin 70 km. ötesinde Yunan, AB, İngiltere, ABD'nin her an Türkiye'ye karşı kullanacağı bir bat­ mayan uçak gemisi meydana getirilecek ve Anadolu'nun Güneyden de kuşatılması tamamlanacaktır... Türkiye ve Kıbrıs'taki tüm ulusal güçlerin bu emperyalist kom­ ploya karşı kararlılıkla direnmesi ve ikinci bir Sevr olan Annan Planının mutlaka akamete uğratılması en acil görevdir.... Bunun da ilk aşaması, Aralık ayında yapılacak ve şimdiden emperyalizmin tüm gücüyle müdahale ettiği seçimleri ulusal güçlerin kazanmasını sağlamaktır... TÜRKSOLU, Sayı: 40, 29 Eylül 2003

1 60


MİLLİ DAVA KIBRIS

İ şbirlikçilerin kimlik parçalanması ve sonuçlan Sabahattin İsmail (Volkan gazetesi başyazan}

A

BD tarafından organize edilen conflict resolution eğitimlerinde büyük bir ustalıkla yapılan iş; katılımcıları kimlik bunalımına sokmak, kimlik parçalanmasını gerçekleştirmek ve yaratılan o çatlaktan katılımcıların beynine gir­ erek yeni bir kimlik enjekte etmekti ... Enjekte edilen bu yeni kimlik, Rum ve Türkler'in ortaklaşa sahip olduğu iddia edilen KIBRISLI kimliği idi ... Bu eğitimlere uyuşmazlıkların çözümü yöntemlerini öğrenmek için Türk kimliği ile girenler, eğitimler sürerken kendilerini kimlik bunalımı içinde buluyorlar ve eğitimler bittiği zaman kendilerini artık Türk değil, KIBRISLI olarak tanımlamaya başlıyorlardı .... Bunlar artık yabancılar milliyetlerini sorduğu zaman, "biz Turkish Cypriot değil, sadece Cypriot"uz diyorlardı. ... Bunun anlamı ise, "biraz Türk, biraz Rum, biraz Ermeni, biraz Latin, biraz İngiliz" olduklarıydı ... Bu yöndeki ilk söylem ABD tarafından eğitilip "conflict resolu161


YURDUMUZU RUM' A TERK ETMEYi/

tion" eğitmeni yapılan ve "ABD, bizi 30 kişi olarak eğitti, biz de .1 bin kişiyi eğittik, 10 bin kişiyi harekete geçirdik, 100 bin kişiyi eık iledik" diye övünen Yenidüzen yazarı CTP'li Sevgül UludaA tarafından ortaya konmuştu ... Scvgül Uludağ, 21 Ağustos 2001 tarihinde Yenidüzcn'de yayın ladığı yazıda " kendisini biraz Rum, biraz Ermeni, biraz Lüzinyaıı, biraz İtalyan ve biraz da Türk olarak hissettiğini" açıklamıştı. .. O günlerde Doğan Harman, henüz "Fırıldak" ünvanını ve eurıı kokusunu almamış, kokudan başı dönüp, fır fır dönmeye başla­ mamıştı. . . O günlerde işbirlikçi-mandacı cepheye savaş açan Fırıldak Doğan Harman gazetesinin 2 1 ve 22 Ağustos 2001 tarihli sayılarında Mehmet Ali Talat, Şener Levent ve İzzet İzcan'ın fotoğraflarını koyarak "yüzde kaç Türk olduklarını" açıklamaları çağrısında bulunuyor ve "mandacıların halk, özgürlük ve insan hakları kavranılan arkasına saklanarak ulusal ve insani değerleri ayaklar altına aldıklarını ve bu mandacıların artık gerçek kimlik· ' ıerini açıklamaları gerektiğini" yazıyordu. Nereden nereye? Fırıldak Doğan Harman belli ki euro euro döne döne sonunda kendi kimliğini de parçalamış ve daha iki yıl önce "yüzde kaç Türk olduklarını" sorduğu Talat ve İzcan'la aynı kulvarlarda Türk kim· liğine savaş açmıştır ... İbret alınması gereken bir durum ... ***

Geçtiğimiz günlerde gazetemizi ziyaret ederek yayınlarımızdan duydukları rahatsızlığı dile getiren ABD Büyükelçiliğinin bir diplomatı da çok sert geçen tartışma sırasında "Türk ve Rumlar'ın DNA'sının aynı olduğunu, dolayısı ile önemli olanın Türklük­ Rumluk değil KIBRISLILIK olduğunu" söyleyecek kadar ileri gidebilmiştir.. Bu ise, ABD'nin Türk kimliğini parçalayacak diye, insanların kafataslarına takan Hitler faşizmi gibi, insanların DNA'ları ile uğraşan ırkçı bir konuma düştüğünü ortaya koyan çarpıcı bir 1 62


Mll.Lİ DAVA KIBRIS

ornckti... Belli ki conflict resolution eğitimlerinde de barış adına insan­ lıırın beynine bu türden ırkçı safsatalar enjekte ediliyor ve bu <'Aitimlerden çıkan insanlar "kendilerini Rumlar'a, Türkler'den ılaha yakın hissettiklerini" canlı radyo programlarında açıklaya­ lıiliyor ve "biraz Rum, biraz Ermeni, biraz Latin olduklarını" ya1.alliliyorlardı. .. Bu ise söz konusu eğitimlerde nasıl bir kimlik parçalanmasına uğradıklarını kanıtlıyordu ... Böylece farklı bir kimlik yüklenen insanlar, daha sonra kendi ıoplumları içinde doğal Türk kimliğini taşıyan büyük çoğunlukla lıarış adına çatışma içine giriyordu .... Türk halkı içinde son yıllarda iç barışın bozulmasında en büyük etken budur. .. Bir başka deyişle, sözde barış adına Rum'la ortak KIBRISLILIK kimliği yaratılacak diye, Türk kimliği ile çatışma yaratılarak toplumların kendi içinde yeni bir çatışma alanı yaratılıyordu ... Ne ilginçtir ki, bugün Rumlar'la oluşturulan tüm iki toplumlu gruplarda görev alanlar, Annan Planına destek için grev ve miting­ ler örgütleyenler, ABD'deki yaz kamplarına katılanlar, gri rüşvetlerle ülke ülke gezdirilip beş yıldızlı otellerde ağırlanan ve hcslenenler, devlete, Anavatan'a, Ordumuza, Denktaş'a ve ulusal güçlere saldıranlar hep "conflict resolution" eğitimlerinden geçi­ rilmişlerdir ve kendilerini hep KIBRISLI veya "biraz Rum, biraz Ermeni, biraz Latin, azıcık da Türk" hissetmektedirler... Ve yine ne ilginçtir ki, böylesine bir kimlik parçalanması içine girip Türk kimliğini inkar edenlerin bazıları, ilk okullarımızda, orta eğitimde, üniversitelerde gençlerimize sözde Atatürkçü milli eğitim veriyorlar... Laf... Türk kimliğini inkar edip kendilerini "biraz Rum, biraz Ermeni, biraz Latin, azıcık da Türk" görenlerin Atatürkçü milli bir gençlik yetiştirmesi olası mı? Ve, böylesine bir kimlik parçalanması içinde olan kişilerin hala okullarımızda gençliğimizi Türk kimliğinden koparmakla uğraş1 63


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMl 'f1r

malan milli hükümetler açısından ayıp değil mi? Bunların yaptırdığı eğitimden "milli eğitim" diye söz etmek olıı'I mı? Eğitimimizin Atatürkçü milli eğitim çizgisinden koparıklıQı, bugün önemli sayıda gencimizde gözlenen kendilerini "KiBRi� LI" olarak tanımlama saplantısından ve Türk bayrağı yerine elkı ine verilen mavi yıldızlı AB bayrağı ile yollara dökülmelerindrıı belli değil mi? TÜRKSOLU, Sayı: 44, 24 Kasını 200.•

1 64


Mil 1 1 DAVA KIBRIS

Körlük içinde banş olmaz! . . Erten Kasımoğlu (Vatan gazetesi sahibi)

D

ostluk isteriz, Kardeşlik ve Barış isteriz... Savaşsız, Askersiz ve Silahsız bir Kıbrıs isteriz... Ama, sömürüsüz, insanı insana yutturmayan düzenin kurulahileceği bir Kıbrıs olsun! ! ! . .. " Bu tür yaklaşımlar, gerçek anlamda barış isteyen kitlelerin Kıbrıs üstüne kurdukları idealin genel bir kompozisyonudur... Eğer Kıbrıs Türk ve Rum halkları yarım yüzyıldır kıran kırana hir ayrılığın sürecini yaşamamış olsalardı, böylesi yaklaşımlar gerçek barışın elde edilmesi yolunda daha umut verici bir anlam taşırdı ... Ancak, adamızdaki çeşitli "barışçı ögelerin" Kıbrıs üstüne kur­ dukları bu ideallerin yaşama geçirilmesine hem Türk, hem de Rum halklarının yıllar yılı geçirdikleri tarihsel deneyimler ne acıdır ki olanak vermiyor. .. En azından, yakın gelecek için böylesine güzel böylesine insancıl ve böylesine çağdaş bir oluşum pek olası değildir... 1 65


YURDUMUZU RUM' A TERK ETMI Yll

Ama bu, yakın gelecek için olası değil ise, ilelebet böyle kalarıı� anlamında da değildir! ! ! ... Barış ideallerinin dört dörtlük bir çatı altında toplanması yakın gelecek için neden olası değildir? - Adada barışın sağlanması için sürekli olarak vurgulanan vr sorunun temelini oluşturan; iki halkın karşılıklı güven sorunudur - Türk ve Rum halkları tarihsel ayrılık sürecinin 1 9SO'len.kıı, hatta 1 930'lardan günümüze dek yaşanmış gerçekleri ile birbirkı ine güven duyuyorlar mı? - İki halk birbirinin sosyo ekonomik, kültürel ve özellikle ulusııl karakterlerine, yaşadıkları tarihsel gerçekler doğrultusumlıı tahammül gösterebilecek düzeyde yakın geçmişi unuttular mı? - Türk halkının adadaki varolma güvencesi Türk Silahlı Kuwetleri'ne, Rum Halkı duyarlılık içinde tahammül gösterebildi mi? Veya gösterebiliyor mu? - Biz Kilise Papazlarının kasaba kasaba, köy köy dola�ıp ellerindeki haçlarla Kıbrıs Helenizmi yolunda amin duası çek melerine tahammül gösterebildik mi? Veya gösterebilir miyiz? Bu ve benzeri tür karşılıklı halklar arası tahammülsüzlüklere yıl lar yılı alışageldiğimiz de dört dörtlük bir gerçek olarak ortada dur­ muyor mu? Biz çocuklarımıza daha düne kadar Anaokulundan başlayarak Lise ve hatta Üniversite eğitimine kadar "Kahpe Yunan bu dünya­ da durdukça" diye başlayan şiirleri ezberletmeyi kendimize "ulusal kültür" saydık ... Bizi buna, Rum ve Yunanlının insanlık dışı zulüm ve katliamları zorlamadı mı? Onlar da çocuklarını "kuzeydeki Atilla sürüleri" yada "Girnc Kalesi ve Beşparmak Dağlarına Yunan Bayrağı çekme" masallarıy­ la uyutmayı "Helenizm Kültürü" addetmediler mi? Yıllar yılı iki halk birbirine taban tabana zıtlaştı ... Daha doğrusu zı tlaştırıld ı ! ! ! Yıllar yılı, kan ve öfkenin tohumlarıyla yeşertmek istedik güze­ lim Kıbrıs topraklarını ... Bunu yapmak için adeta yarıştık... 40 yıldır silkinip kendimize geleceğimize, hala daha sınırlardan, 1 66

·


Mil Lİ DAVA KIBRIS

lıurikatlardan kaçak mal takası veya işçi pazarı yaratmaktan öte ıııo;ancıl bir ilişki kuramadık ... Bırakmadılar! ... Rum, çeyrek yüzyılı aşkın süredir ambargo adı altında bu adada­ ki 200 bin Türk'ün dünya ile her türlü sosyo ekonomik ve kültürel hağını koparmayı hala daha kendi için "Ulusal Dava" addetmeyi �ıırdürüyor... İ şte bugün oldu hala daha, birbirimizin bu adadaki varolma ııı:rçeğini göremiyecek denli körlük içinde "barış" arıyoruz... Hangi barış! ... Nasıl bir barış dendi mi, dudaklar kitlenip soluklar kesiliyor!... Nasıl barış? Neye dayanan, Hangi karşılıklı değerleri içinde barındıracak olan, Hangi geçmiş güzelliğin üstünde fışkıracak bir barıştır bu barış? Kin, öfke, kavga ve kan birikintisinin üzerine yığılacak olan barış ıluvarı, hangi dostluğu, hangi ortaklığı, hangi kardeşliği ve hangi kardeşçe yaşama ilişkisini getirecek Kıbrıs'a .. . Barış adına hep "karşılıklı güven" diyoruz .. . Yarım yüzyılın yukarıda sıraladığım tüm bu yaşanmışlıklarını hadi bir an için unutalım! Barış adına, o kutsal ideal uğruna unutalım ... İnsanlık adına unutalım ... Peki ya, hala daha bugün oldu, eli haçlı papazların ve güneydeki siyasi liderlerin kasaba kasaba, köy köy dolaşıp "Girne'yi ele geçirene kadar mücadelemiz sürecek... Beşparmak Dağları'nda Yunan Bayrağı ergeç dalgalanacak" sözlerini duymazlıktan ve görmezlikten gelebilir miyiz? Gelemeyiz... Gelemediğimiz için de; "Hangi barış?" diye kendi adımıza değilse bile çocuklarımız ve gelecek kuşaklar için, bunu hep, ama hep bu adanın yeniden kan gölüne dönmemesi adına sormalıyız... İşte o zaman, Kıbrıs'ta "Barış, anlaşma ve çözüm" adına varıla­ bilecek tek noktanın "egemen iki ayrı devlet" olduğunu göre­ ceksiniz... 1 67


YURDUMUZU RUM' A TERK ETMEYi/

Zorlayın hafızalarınızı! . .. Hatırlayın 1950'leri, 1958 ve 1959'ları... Bilemediniz 1963-1974 yıllarını anımsayınız ... Küçücük bir adada bizim kuşağı 1 1 yıl denize bile ginnektcn mahrum eden çağdışı zihniyetin "Helenizm" adına yaptıklarını anımsayın ... Hiç bilemediniz bizim çocuklarımıza, şimdiki genç kuşaklara uygulanan çağdışı ambargolarla neyi murat ettiklerini birazcık düşünerek kavrayın!. .. Bu ambargolar, adada Türk'e yaşam hakkı tanımama eğilimleri "Barış" adına mı? Yoksa; Kıbrıs'ı Yunan adası yapma Megalo İdeası adına mı? TÜRKSOLU, Sayı: 40, 29 Eylül 2003

1 68


MİLLİ DAVA KIBRIS

Türk Ordusu sayesinde 30 yıld1r banş içinde yaşıyoruz Ak.ay Cemal (Halkın Sesi gazetesi genel yayın yönetmeni)

Ulusal davanın gazetesi TÜRKSOLU: Halkın Sesi gazetesinin tarihi, üstlendiği misy­ onu, Kıbrıs Türkleri ve Türk milletinin Milli Davası için anlamını anlatır mısınız? AKAY CEMAL: Kıbrıs Türk halkının özgürlük mücadelesinin lideri, Dr. Fazıl Küçük'ün kurucusu olduğu bir gazetedir Halkın Sesi. Ve şu anda Kıbrıs'ta gerek Kuzeyde gerek Güneyde en uzun ömürlü gazete konumundadır. 63 yıldan bu yana yayın yapıyor. Tabi çok zor koşullar altında başlamıştır yayınımız. İ ngiliz sömürge idaresinde her türlü zorluğa rağmen yayınımız devam etmiştir. Baskılar o dereceydi ki kağıt dahi verilmemekteydi. Dr. Küçük, helvacı kağıtları üzerine baskı yaparak, topluma gelişmeleri anlatmak istedi. O zaman Türkiye'yle bağlar bugünkü gibi değildi. Türkiye'ye u laşmamız çok zordu. Ama Kıbrıs Türkü'nün kalbi Anavatan Türkiye için atıyordu. Dr. Küçük'ün de amacı daha önce hiç Türklerde olmayan bir yayın kuruluşunu devreye sokmak ve haksızlıkları dile getirmekti. 1 69


YURDUMUZU RUM' A TERK ETMEYİZ

Bu arada Türkiye'ye Kıbrıs davasını mal edebilmekti. Bütün mese­ le buydu. Çünkü Girit gibi burası da çeşitli ihmalkarlıklar sonucu elden gidebilecekti. İngiliz sömürgeciliği zaten Türklere karşı ayrımcılık uygulamak­ taydı ve Türkler göç etmekteydi. Rumlara daha değişik bir muamele göstermekteydiler. İ şte bu uzun ve zorlu dönemlerde, adanın Yunanistan'a bağlanması için kurulan yeraltı örgütü EOKA döneminde ve Kıbrıs Cumhuriyeti ve Türklere karşı Grivas imha planının başladığı dönemlerde hep yayınımıza devam ettik. Ardından Kıbrıs'ta Yunan darbesi yaşandı ve nihayet Türk Ordusu'nun uluslararası anlaşmalara dayanarak Kıbrıs'a ayak bas­ ması ile bugünlere gelindi. Milli Dava'nın kazanılmasında Halkın Sesi gazetesinin önemli misyonu vardır. Çünkü meşaleyi en önde taşıyan bir mücadele gazetesidir, Ulusal Dava gazetesidir. Bu amaçla ayrı bir yeri vardır. Toplumlararası çatışmalar esnasında daha Mehmetçik adaya ayak basmadan mücahitlerin direnişine bir yerde moral kaynağı oluşturmuştur. İşte böyle uzun bir süredir Halkın Sesi gazetesinin meşalesi yanmaktadır.

Kıbrıs Türkü'nün Türkiye'yle bağlannın kopanl.masına izin verilmeyecek TÜRKSOLU: Bugün de Halkın Sesi aynı misyonu devam ettiriyor. AKAY CEMAL: Evet. Ama her zaman için en önemlisi Türkiye'nin Kıbrıs Davası'na sahip çıkmasıdır, Kıbrıs Türkü'ne sahip çıkmasıdır. Böylesine çok zor dönemlerden geçilerek elde edilen bu özgür­ lüğün şimdi bir takım oyunlarla, Yunanlılarla elele vererek bazı odaklarca ortadan kaldırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Maalesef Atatürk'ün ulusal mücadelesi karşısında olan bazı odaklar gibi faaliyet gösteren kimi çevreler, Ali Kemaller'in Sait Mollalar'ın yaptığı tabribatı burada da yapmak istemektedir. Dış mihraklarla maalesef elele kolkola davranmaktadırlar. Amaç Türkiye'yi Kıbrıs adasından uzaklaştırmak ve dolayısıyla burayı bir Anglo-Amerikan çıkar üssü haline getirmek, 1 70


MİLLİ DAVA KIBRIS

Ortadoğu'daki petrol yataklarını buradan denetim altına almaktır. ABD'deki Rum-Yunan lobisinin de hedefi budur. Bu hedefe ulaşa­ bilmek için içimizden bazıhrmın maalesef satın alınarak alet olması üzücüdür. Ama Kıbrıs Türk halkı, Türkiye'yle bağlarının koparılması kesinlikle müsade etmeyecektir. TÜRKSOLU: Türkiye'ye yönelik Batılı emperyalistlerin kuşat­ masının en yoğun yaşandığı yerlerden biri gerçekten Kıbrıs. Hem Kıbrıs'ta hem de Türkiye'de bir işbirlikçi cephe bir de Kuvayı Milliyecilerin mücadelesi yaşanmakta. Kıbrıs'ta bugünkü medya içinde de benzer bir saflaşmanın yaşandığını görebiliyoruz. Açıkça dış kaynaklardan maddi destek aldığını gizlemeyen bir medya türemiş durumda.

Türk Ordusu sayesinde 30 yıldır barış içinde yaşıyoruz AKAY CEMAL: Bir kaç yıldan bu yana düğmeye basılmış gibi değişik tür bir basın türemiştir Kıbrıs'ta. Karen Fogg'un e-mailleri­ ni hatırlıyorsunuz. Türkiye'de özellikle askerin otoritesini azalt­ maya yönelik bazı planlar yapılmıştır. Bu planları yürütenler AB ve Türkiye'nin güçlü olmasını istemeyen, arzulamayan bir takım güçlerdir. Türk Ordusu ve devletine karşı büyük bir saldırı söz konusudur. Bir süre önce K. Irak'ta gördük. Süleymaniye'de Türk askerinin başına çuval geçirip esir almaları bizim milletimizin tarihinde görülmemiş bir olaydır. Bu gelişmelere fırsat verilmesi son derece tehlikelidir. Ancak yetkililerin bu olayda çok daha sert tepki ver­ mesi gerekirdi. Kıbrıs batmayan bir uçak gemisi olarak nitelendiriliyor. Kıbns'ta da Türk Ordusu'na saldırılıyor. Kıbrıs'ın Kuzeyinde bugün Türkiye'nin kahraman Ordusu, TSK'nın mevcudiyeti vardır. Bu varlık sayesinde biz 30 yıldır özgür insanlar olarak, barış içinde yaşamaktayız. Rumlar da Türkler de barış içinde yaşamaktadır. Ama emin olun buradan Türk askerinin ayrılması durumunda, Rumlar Türkleri bir kaşık suda boğmak isteyecektir. Kendilerinin kin ve düşmanlık hislerini görmemek mümkün değildir. Zaten ilk hedef buradaki Türk askerinin gitmesi yönündedir. 171


YURDUMUZU RUM'A TERK ETMEYİZ

Maalesef bu konuda Yunanistan'a yardım edebilecek bazı siyasi partilerin, koltuk değneği olma yolundaki çırpınışları, ABD'deki, Avrupa'daki bir takım yetkililer tarafından da desteklenmektedir. O yüzden gözlerini Aralık ayında yapılacak seçimlere çevir­ mişlerdir. Ama Kıbrıs Türk halkı her zaman olduğu gibi sağ­ duyusunu kullanacak ve yabancılara da gereken dersi bu konuda verecektir. Karen Fogg paralarından yararlanan, Türk Ordusu ve devletine saldıran, Türkiye'dc olduğu gibi Kıbrıs'ta da yararlanmış olan bir medya vardır. Amaç burada Kıbrıs Türk halkının birliğini bozmak ve yabancıların istekleri doğrultusunda bir çözümü dayatmaktır. Ama herşeye rağmen satın alamadıkları bir takım yayın kuruluşları vardır ki Halkın Sesi bunların başında gelmektedir. Milli Dava yönünde mücadeleyi sürdürmekteyiz. Bazı diğer yayın organlan da mücadeleyi devam ettirmektedir. Bizim amacıız öncelikle bu adada Türküğün var olabilmesidir.

Kıbns Türk halkı Türkiyesiz varolamaz TÜRKSOLU: Dr. Fazıl Küçük'ün mücadelesini, davasını Halkın Sesi devam ettiriyor. AKAY CEMAL: Sayın Denktaş geçen gün yaptığı bir açıklama­ da Dr. Küçük'ün bir sözü vardır demişti: "Kıbrıs meselesi Türkiyesiz halledilemez. Kıbrıs Türk halkı Türkiyesiz var olamaz." Bu açıdan bütün tarih boyunca yapılanları bir yoklayacak olursak Türkiye dışında egemen Türk toprağı olarak bir tek burası kalmıştır. Bayrağını ve Türkiye'nin bayrağını yan yana çekmekte­ dir. Bunu hazmedemeyenlere karşı verilen mücadele sanırım son derece kutsaldır. TÜRKSOLU: Türkiye'de de ve Kıbrıs'ta da mandacılar ve Kuvayı Milliyeciler ayrışmasından bahsediliyor. 1Ü RKSOLU gazetesi olarak ulusal milliyetçi tavrı ve Kuvayı Milliye mücadelesi­ ni biz de Türkiye'de vermeye çalışıyoruz. Bunların yaptığı sola hakaret

AKAY CEMAL: Bildiğim kadariyle sol dendiğinde vatanperl 72


MİLLİ DAVA KIBRIS

verlik, milliyetçilik anlaşılır. Yurtseverliktir sol. Türkiye'de Kıbrıs konusunda veya Türkiye'nin diğer yaşamsal konularında sağlam tavrı, milli tavrı genellikle hep solun alabildiğini görüyoruz. Sol bu konularda çok daha duyarlıdır. Ama maalesef K.ıbrıs'ta tam tersi söz konusudur. Kendilerini sol çizgide gören bazı partilerin tamamen teslimiyetçi bir tavır ortaya koymaları sol kavramına da hakarettir. İşte daha dün gördünüz Papandreu'yla kol kola çirkin bir tablo oluşturmaktadırlar. Ama sanırım bu vesileyle de halk bunların gerçek yüzünü ve gerçekleri görmüştür. Daha önce Moskovacı, ondan sonra da Brükselci ve en sonunda da Washingtoncu olanlar, günün koşullarına göre renk değiştiren­ ler sol değildir. Bunların yaptığı sola da ihanettir. Bu bakımdan ben size, lÜRKSOLU'na, u lusal sola çok büyük görevler düştüğünü düşünüyorum. Başarılı olmanızı diliyorum. TÜRKSOLU, Sayı: 39, 15 Eylül 2003

1 73


iV AB Kıskacında Ktbns •


MİLLİ DAVA KIBRIS

Bağımsızhktan ve özgürlükten ödün verilemez Yekta Güngör Özden

Y

abancıların yönetiminde yaşayan tutsak toplulukları yüreklen diren, tüm d ünyaya örnek olan Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı kazanıp Türk U lusu' n u n bağımsızlığını, özgürlüğü nü, egemenliğini ve çağın mucizesi Türk Devrimi ' n i gerçekleştirerek çağdaşlaşmanın olanaklarını sağlayan Mustafa Kemal Atatürk'ün "Yu rtta barış, d ünyada barış" ilkesin i n içtenlikl i izleyicisiyiz. Yaşamsal olm ayan savaşları en büyük insanlık suçu biliyoruz. Kimsenin toprağın­ da gözümüz olmadığı gibi topraklarımızın zerresini de kims­ eye vermemeyi namus ve onur sayıyoruz. Ekonomik sıkıntılar, Avrupa Birliği üyeliği ve Irak olay­ larının getireceği teh likeler açmazında Kı brıs için yürütülen gözdağı ve d ayatmaları, yetkisiz kişilerin Türkiyemizi güç durumlara d üşüren sorumsuz ve ikili davranışları n ı, ABD ile AB'nin yaklaşımlarını, Kıbrıslı Rumların " Enosis", 1 77


AB KISKACI NDA KiBRi�

Yunanistan'ın " Megali İdea" amaçlarının aracı niteliğindck ı Kofi Annan Planı'nı asla uygun bulmuyoruz. Tarihsel gerçeklere, insani ve hukuksal gereklere aykırı, Yunanistan yanlısı, İ ngiliz d üzenlemesi plan, 1 963- 1 974 soykırımı kalkışmalarını, Londra ve Zürich Antlaşmaları'nı, garantör Türkiye Cumhuriyeti'nin el koymasıyla yaşanan barışı, komşu Kıbrıs'ta ve Yunanistan'da cuntanın yıkılışını, G üney Kıbrıs ve Yunanistan yöneticilerinin açıklamaktan çek· inmedikleri amaçlarını göz ardı etmiştir. Bu arada Güney Kıbrıs'ta EOKA'cı Papadopulos'un Başkan seç i l mesi yanında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ı uzaklaştırmak için sergilenen oyu nları, çevrilen dolapları, terbiye ve u lusal kimlikle bağdaş­ m ayan davranışları kınıyoruz. " Ve r-kurtul" ya da " Çöz-ver" anlayışı, AB üyeliğinin bedeli olamaz. Bağımsızlıktan, özgürlükten, egemenlikten, onurd an ve güvenlikten ödün verilemez. Karen Fogg dostlarının, dolar ve euro çıkarcılarının, Türkiye ve Türklük d üşmanlarının geçmişi unu tm al arı, yanlı uygulamaları görmezlikten gelmeleri, Rum­ Yunan sorumluluğuna soyunmal arı acıdır. M ütareke basınını aratmayan medyanın büyük bölümünün utandırıcı tutumu, yurtseverleri uyandırmalıdır. Atatürk ilkeleri doğrultusunda tüm evrensel değerleriyle çağdaş d e mokrasiyi a m açlayan Atatürkçüler baskılara, tehditlere, oyunlara, çirkin pazarlıklara, gerici tezgahlara, haksızlık ve satılmışlıklara karşıdır. KKTC'nin ve Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın yanındadır. Büyük Atatürk'ün ışıklı yolundadır. İ ki toplumun eşitliği ve egemen­ liği üzerine kurulu Kıbrıs devletini, yürekten dostluğu ve gerçek b arışı savunmaktadır. Türkiye ve Kıbrıs hiç kimsenin oyuncağı değildir. Onuru muzu korumak en d oğal h akkımızdır. O nursuz yaşa­ maktansa ölmeyi yeğleyen anlayışla bugünlere u laştık, yarın1 78


MİLLİ DAVA KIBRIS

lara çıkacağız. Kimsenin kuşkusu ve başka beklentisi olmasın! TÜRKSOLU, Sayı: 24, 24 Şubat 2003

1 79


MİLLİ DAVA KIBRIS

Türk dönek solu Rumlar adına çalışıyor Bedri Baykam

T

ürkiye Batıya karşı verdiği siyasi mücadelelerde hep önyargılar cephesiyle mücadele etti. Bu Ermeni soykırımı iddialarında da böyle oldu, Güneydoğu'da da böyle oldu, Kıbrıs ve Ege sorununda da böyle oldu. Nikos Samson'un Enosis amacıyla 74'te yaptığı darbe girişimi unutturuldu, ve sanki Türkiye Barış Harekatı'na durup dururken hir sabah vakti "hadi Kıbrıs'ı işgal edelim" diye girmiş gibi hir hava estirildi. Ne yazık ki dünya da, bu önyargılar ve yanlış tarihi bil­ gilendirmelerden hep nasibini aldı. Dolayısıyla biz ne kadar belleği kıt bir toplumsak, bu bellek kıtlığı işine geleni belli ölçülerde hatırlamak şeklinde Batıda da aynı sendrom olarak ortaya çıkıyor ve ne yazık ki Kıbrıs'a da sir­ ayet ediyor. Kıbrıs'ta da ne yazık ki geçmişten gelen şeyleri unut­ mak isteyen çeşitli insanlar Türkiye ile ilişkilerde çok yanlış yollara ve saplantılara, yanlış yorum ve değerlendirmelere girebiliyorlar. 16 Ocak 1950'de Beyazıt'tan Taksim'e Kıbrıs için yapılan ilk bü181


AB KISKACINDA KiBRi�

yük Kıbrıs mitingini rahmetli babam Dr. Suphi Baykam örgütle­ mişti. Türk Talebe Birliği Başkanı olarak ve Şubat 1950'de de Kılı­ rıs konusunda Türklere yönelik saldırılara ve tacizlere karşı Birleş· miş Milletler'e yine babam başkanlığında müracat etmişti MTTB. Kıbrıs, Türkiye için yalnız siyasi ve askeri stratejik önemi olan bir nokta değil, aynı zamanda manevi ve tarihi büyük değeri ve anlamı olan bir yavru vatan. Ortada bir siyasi sorun var. Ama kimse bunu kurnazca çözmeye heveslenmemeli. Kimse Türkiye'yi ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriycti'ni bir oldu bittiye, bir "Fail· accompli"ye getirmeye gayret etmemeli. AB olayı, Avrupa'nın Türkiye'nin önüne sürekli olarak tavşanın önüne havuç sarkıtır gibi, Türkiye'nin önünde tuttuğu bir tuzak, bir rüya, bir illüzyon. Bunu bala yutan var mı acaba? Annan Planı konusunda büyük değişikliklere gidecek vakit yok diyor Avrupa. Bu nasıl bir tavırdır? Yangından mal mı kaçırıyoruz, yoksa Kıbns'ı tarihi gerçeklerinden mi koparıyoruz? Katliamlar ne oldu, şehitler ne oldu, Dr. Fazıl Küçük'ün mirası ne oldu? AB ne dese anında kraldan fazla kralcı olanlar §İmdi medyacı oldular. Akıl almaz bir tekel ve sansür mevzubahis medyada. Barış konusunda da aynı sansürü yapıyorlar. Barış mitingleri neredeyse gazetelerde hiç yer almıyor, tam tersine savaş kışkırtıcılığı yapılıyor. Kıbrıs mitinglerine de aynı sansürü yapıyor­ lar. Ne kadar barışı sansür ediyorlarsa Kıbrıs'ta da ulusalcıların görüşlerini de aynı şekilde sansür ediyorlar. İ kinci Cmhuriyetçilerin en çok kullandıkları anahtar sözcükleri demokrasi. Halbuki demokrasi ile tek ilişkileri ona düşman olmaları. Onlar totaliter, baskıcı dışlayıcı, faşist, anti Kemalist ve anti Cumhuriuyetçi zavallı insanlar. Dünyada kendi ülkesinin bayrağını sevmeyi faşizm olarak nite­ lendiren başka bir entcllektüeller grubu var mı? Ben Küba'dan Fransa'ya, İ ngitere'den Rusya'ya, Amerika'dan Tunus'a, hiç görmedim. Türk İ kinci Cumhuriyetçileri dünyada ne yazık ki bu komedinin de öncüleri durumundalar. Karşımızda Türkiye'yi yalnızca Kıbrıs'tan ayırmak değil, 1 82


MİLLİ DAVA KIBRIS

Türkiye'yi parçalamak isteyen bir Sevr kalıntısı meraklılar grubu var. Hablemitoğlu cinayetiyle de somutla§tığı §ekilde çe§itli Batı ülkeleri bölücüleri, dincileri finanse etmek için yıllardır uğra§mıy­ or mu? İ bret verici ve ilginç bir saptamadır ki Yunan solu adayı Yunanla§tırmaya çalı§ırken Türk dönek solu da aynı §eyi sanki Yunanlılar adına yapıyor. AKP'nin Kıbrıs'ı verme merakı niye mi? Atatürkçülük ve Ordu korkusundan. Biz sizin Kıbrıs ve AB isteklerinizi yerine getirelim siz de bizi Ordu'ya kar§ı korumaya devam edin. Yani onlar için Türk Ordusu'nu nötralize etmek için her yol ve verilecek her ödün ınübah. Ben değerli arkada§lar §İmdi size söylüyorum, bu medya bizi, Türkiye'yi temsil etmiyor. Türkiye'nin büyük gazetelerini okuyarak Türkiye bizi gözden çıkardı, Türkiye artık Kıbns'la yavru vatanla ilgilenmiyor, biz Türkiye için bir fazlalığız gibi yanlı§ dü§üncelere kapılmayın. ݧte Türkiye, aydınıyla, akademisyeniyle, askeriyle, i§ adamıyla yanınızda. Barı§ mı? Tabii ki istiyoruz. Atatürk'ün "Yurtta sulh ve cihanda sulh" dediği bir Cumhuriyet'te biz de onun Cumhuriyetçi gençleri olarak barı§tan yanayız. Ama mühim olan gerçek barı§tan yana olmak. Damardan sızdırılmı§ Uytı§turucu e§liğinde verilmi§ diplo­ matik kandırmacalar olarak adı geçen sahte bir barı§tan yana değil. Barı§ ama nasıl, ne pahasına? "Medyakrosi"nin empoze ettiği satılmı§hk ve ödünlerle değil. Kıbrıs'ı AB'nin BM'in emrettiği §ekillerde elden çıkartmak isteyenler ne ilginçtir ki, Mustafa Kemal'in mirasını çökertmek için yıllardır olağanüstü bir çaba harcayanlardır. Yani YAŞ kararlarını yargı denetimine açmak isteyenler, YÖK'ü tüm yetkilerinden arındırıp yok etmek isteyenler, Atatürk'ün her devrimini adım adım yok etmek isteyenlerdir. Hep onlar, her yerde onlar, i§bir­ likçiler. Kıbrıs'ta yine kendi emelleri doğrultusunda Batının emrettiği �ckildc Kemalizmi ve Cumhuriyeti yıpratmak amacıyla seve seve Kıbrıs'ı da üzerlerinden atmaya çalı§tıkları bir yük olarak görüyor­ lar. 1 83


AB KISKACINDA KIBRIS

Evet barış istiyoruz ama bu iki toplumun da beraberce tüm unsurlarıyla kabul edilmesiyle olabilir. Annan Planı'nın ABD'niıı lrak'a yaptığı dayatmadan tek farkı henüz kimsenin üzerine silah çevrilmemiş olmasıdır. Yoksa aynı dayatmacı üslupla kar�ı karşıyayız. İşte burada Kıbrıs Türkü yalnız değildir. Türkiye ekonomik ve sosyal planda Kıbrıs'a her şekilde maddi ve manevi destek vererek alternatif yaratmaya ve bu oldu bittiye karşı Kıbrıs'ı korumaya mecburdur. Şunu unutmayın ki biz yanınızda bu mücadeleye devam ede­ ceğiz. Sayın Denktaş'a ve Kıbrıs halkına bu ülkenin aydınları olarak sevgi ve selamlarımızı iletiyoruz. TÜRKSOLU, Sayı: 24, 24 Şubat 2003

1 84


MİLLİ DAVA KIBRIS

Türkiye'yi Batıya bağlamak isteyenler Kı bns'ta taviz vermeyi savunuyorlar Prof. Dr. Erol Manisalı

Kıbrıs Türküne verilecek güvencelerin 10 yıl sonra bir anlamı kalmaz TÜRKSOLU: BM tarafından yeni bir Kıbrıs planı gündeme getiriliyor ve Aralık ayında AB'nin Kopcnhag toplantısının gerçek­ leşeceği bir dönemde gündeme getiriliyor. Tüm bu planların şimdi ve bu içerikle gündeme gelmesi ne anlama geliyor? EROL MANİSALI: Plan birkaç açıdan yanlışlıklar içeriyor. Birinci yanlış şu: Plan Kıbrıs'ın AB'ye girişine yönelik bir plan. Türkiye AB'ye giremediği sürece planın hiçbir anlamı olmaz. Benim deyimime göre bu plan yürüyen bir filin üzerine ev yap­ maya benziyor. Türkiye'ye ve Kıbrıs Türklerine verilecek bir güvencenin beş on yıl sonra hiçbir anlamı kalmaz. Çünkü AB, Avrupa Birleşik Devletleri'nc dönüşüp, tek vatandaşlık, tek sınır, tek ordulu bir yapıya kavuştuğu zaman, Türkiyc'ye verilen güvenceler otomatik olarak ortadan kalkacaktır. Örneğin orada bir miktar Türk askeri bulundurma hakkımız olsa, Avrupa ordusu kurulduğu zaman, Kıbrıs da Avrupa Birleşik 1 85


AB KISKACINDA KIBRIS

Devletleri'nin bir parçası olacağı için, Türk askeri Kıbrıs'ta tama­ men yabancı askerlere dönüşücektir. Adanın kuzeyine şu kadar Rum yerleştirilecek, adad:ı şu kadar Türk olacak gibi maddeler gelecekte tamamen anlamsızlaşacak çünkü Avrupa Birleşik Devletleri'nde serbest dolaşım hakkı ola­ cak. Türkiye garantörlük hakkını istediği kadar korusun, bu da önemli değil. Çünkü Avrupa Birleşik Devletleri'nin bir parçası olan toprağa Türkiye'nin garantör olması, Türkiye'nin Teksas'a garantör olması kadar anlamsız, etkisiz ve komik bir durum yarat­ acaktır.

Sonuç adanın Rumlaşması olacak Karşımızdaki gücü doğru değerlendirmeliyiz. AB statik durum­ da olan bir güç değil. Bir Japonya'yla anlaşma yapmıyoruz. Hareket ve değişim halinde olan bir oluşumla yani bir birlikten, birleşik devletlere evrilen bir siyasi yapıyla masaya oturuyoruz. Türkiye Avrupa Birliği'ne alınmadığı ve alınmayacağı için bu anlaşmaların hiçbir anlamı yok. Yok toprak pazarlığı yok şu hakkı gibi tartışmaların hiçbir somut değeri yok. Annan Planı da uygu­ lansa, Klerides planı da uygulansa süreç böyle devam ederse sonuç adanın Rumlaşması olacaktır. Burada şunu görmek gerekiyor. Kıbrıs AB içinde tüm Rumlar ve Yunanistanlılar için serbest bölge olacak. İsteyen gidip oraya yer­ leşebilecek. Artı eski mülkleri için dava da açacaklar. Bu davalar Avrupa mahkemelerinde görülecek. Avrupa mahkemesi karar verdiği zaman da bu karar herşeyin üstünde olacak. Avrupa hukuk sistemi içinde verilen güvencelerin anlamı kalmayacatır. Daha bugünden l 959, l 960 anlaşmalarını tanımıyoruz diyen AB, ki bu anlaşmalar uluslararası antlaşmalardır ve bu anlaşmaların altında bugün de AB üyesi olan iki ülkenin Yunanistan ve İngiltere'nin de imzası ve ABD'nin güvencesi vardır, bugün de pekala Türkiye'yle yapılacak tüm anlaşmaları kendi işine göre çöpe atabilir. Planlanan anlaşmaya bir madde eklenirse Türkiye için müzakere 1 86


MİLLİ DAVA KIBRIS

söz konusu olabilir, herhangi bir anlaşma durumunda Kıbrıs ancak Türkiye'yle birlikte AB'ye üye olabilir şeklinde bir maddeyle Kofi Annan planı tartışmaya açılabilir. Aksi takdirde bu anlaşmayı hiçbir şekilde tartışmamalıyız. Bu şuna benzer, bir orman bir taraftan yanmaktadır, diğer tarafta biz ormandaki bir ağacın kabuklarını inceleyip, tahlil etmekteyiz. Bu bu kadar anlamsız ve saçmadır.

Türkiye'yi Batıya bağlamak için

vatan topraklannı vermek istiyorlar TÜRKSOLU: Türkiye'nin " milli davası" olarak bilinen Kıbrıs'ın, egemen çevreler tarafından "ver kurtul" çerçevesinde ele alınmaya başladığını görüyoruz. Türkiye bu noktaya nasıl geldi? EROL MANİSALI: Türkiye'yi Batıya bağlamak için vatan topraklarından taviz verilmesini savunan çevreler dört grup altında ele alınabilir. Birinci grup, içerideki gayri milli sermaye. Bunlar Kıbrıs mese­ lesini Soğuk Savaş sonrasında Türkiye'yi içine almayan Batıya bağlanabilmek için verilen bir ödün olarak ele almaktadır. Gayri milli sermaye; aman bu ödünü, salamın bu dilimini Batıya verelim ki, 1989'dan itibaren yürütülmekte olan "sessiz darbe" devam ede­ bilsin, aksamasın. Yazmış olduğum "Sessiz Darbe" kitabında ben Türkiye'yi Batıya bağlamak için başlatılan süreci ayrıntılı incelemiştim. İsmini vermeme gerek yok bazı büyük sermaye çevrelerinin özel­ likle Kıbrıs konusunda ısrar etmeleri önemlidir. Bu çevreleri tem­ sil eden bir sivil toplum kurumunun başkanı Aralık 2001 yılında "Kıbrıs önemli değildir" diyerek zaten bu çevrelerin fikrini tüm kamuoyuna duyurdu. Bugün büyük sermayeye bağlı medya organ­ larında Kıbrıs'ın adeta haraç mezat satılmaya çalışılması ve Türkiye'de ve Kıbrıs'taki ulusalcı tüm kişileri aşağılamaları ve kar­ alamaları tıpkı 1919- 1 923 yılları arasındaki işgal dönemi İstanbul l:ıasınını çağıştırmaktadır. Ne benzerliktir ki o dönemde de çıkarlarını Avrupa'ya bağlayan ve Batıya bağlı sömürge yapının bozulmamasını isteyen çevreler ve ·

1 87


AB KISKACINDA KIBRIS

sözcüleri olan basın, Anadolu'da emperyalizme ve teslimiyetçiliğe karşı direnen halk hareketinin öncüsü olan Mustafa Kemal Atatürk'ü aynı gerekçelerle hain ve eşkiya olarak suçluyordu. Bu gayri milli sermaye çevreleriyle işgal günlerinin işbirlikçileri arasın­ da hiçbir fark yoktur.

Bölücüler ve §Criatçılar Kıbrıs konusunda AB'yi destekliyor Gayri milli sermayenin yanında Kıbrıs konusunda AB'yi destekleyen ikinci grup ülke içindeki bölücülerdir. Bölücüler de Kıbrıs üzerinden Avrupa'yla işbirliği yapmaktadırlar. Onlar da "Evet Türkiye'nin AB'ye bağlılığı sürekli devam etsin ve bunun sonucu olarak Kıbrıs AB'ye taviz olarak verilsin ki, biz bölücüler ileride Türkiye'de daha rahat hareket edebilelim ve Avrupa'nın desteğini daha rahat alabilelim." diyorlar. Aksi halde ulusalcı cephe yani Türkiye'nin ulusal çıkarlarını dayatan politikalar koşulları belirlemeye başlarsa içerideki bölücüler de bundan zarar görmeye başlar ve Türkiye bu çevrelerin istediği gibi bölünemez. Bundan dolayı Kıbrıs verilsin ki biz de rahatlayalım gibi bir düşünceyle bölücü çevreler de Kıbrıs'ı kendi amaçları için bir araç olarak kullanmak istemektedir. Batıyla birlikte Kıbrıs'ı kendi çıkarları için kullanan üçüncü grup dini siyasallaştırmak isteyen gerici çevrelerdir. Bunlar kendi karşılarında Atatürkçü düşünceyi, ulusalcı çevreleri ve Türk Ordusu'nu gördükleri için Avrupa'yla işbirliği yaparak Türk Ordusu'nu, Atatürkçü düşünceyi ve ulusalcı politikaları ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu arada Batının istediği Kıbrıs'ı verelim ki Avrupa'yla Atatürkçülüğe ve Ordu'ya karşı işbirliğimiz devam etsin. Onlar da bütün televizyon görüntülerinde, gazete yazıların­ da görüldüğü gibi Kıbrıs'ı bir araç olarak görmektedir. Gayri milli sermaye çevreleri, bölücü terör örgütleri ve gerici çevrelerin üçü de Avrupa'yla ilişkilerin tek yanlı gelişmesi, Türkiye'ye baskı yapılması ve Avrupa'ya ödünler verilmesini kendi çıkarlarına görmektedir. Kıbrıs'ın verilmesi gerekir ki Avrupa'yla ilişkiler devam edebilsin biz de Türkiye'deki çıkarlarımızı gerçek­ leştirebilelim gözüyle olaylara bakmaktadırlar. 1 88


MİLLİ DAVA KIBRIS

Dolayısıyla konuşulan konu Kıbrıs değildir. Konu, bu üç grubun amaçlarıyla, Avrupa'nın çıkarlarının örtüşmesi meselesidir. Bunlar örtüştüğü için AB de bu üç grubu Kıbrıs için istismar etmekte ve kullanmaktadır. Tabii bu bugün Kıbrıs olacak öbür gün güneydoğu olacak, bu şekilde AB emperyalizminin talepleri ilerletilecek.

Sömürgeleşme içinde uygarlaşma ve demokratikleşme olamaz Bir de dördüncü grup diyemeyeceğim ama üç buçukuncu grup olarak nitelendirebileceklerim var. Bunlar konuyu bilmeyen ve iyi niyetli olduklarını varsaydığım bazı aydın çevrelerdir. Bunlar Avrupa Birliği sürecinde Türkiye'nin ilerlemesinin iyi bir şey olduğunu düşünen çevreler olarak, "Kıbrıs meselesi bu süreci engellemesin, demokrasi gelişsin" şeklinde düşünen kandırılmış çevrelerdir. Bunların göremedikleri şu ki; sömürgeleşme içinde uygarlaşma ve demokratikleşme olamaz. Türkiye'nin verdiği ödünler ve tek yanlı sömürgeleşme ve bağlanma sürecinden halkın yararlanabile­ ceği hiçbir kazanım ve özgürlük olamaz. Kazanım sadece kendi özgür olup toplumun tamamından kopmuş elit bir kesim için söz konusu olabilir. Aydınlarımızın tamamını eleştirmek istemiyorum ancak bu yanlış fikirli insanlar da üç buçukuncu gruba dahil edilebilir. TÜRKSOLU: Türkiye meşrutiyet dönemlerinde olduğu gibi yeniden bir parçalanma sürecine giriyorsa, Kıbrıs vatan toprak­ larından koparılacak ilk parça diyebiliriz. Sizce Ordu ve ulusal güçler bu sürece uzun süre tepkisiz kalabilir mi? EROL MANİSALI: Kesinlikle kalamaz. Ordu bu konuda duyarlılığını göstermelidir ve gösterecektir de. Ben Ordu'nun bu konuda çok duyarlı olduğuna ve gereken tutumu göstereceğine inanıyorum. Çünkü Kıbrıs meselesi Türkiye üzerine yapılan plan­ ların bir parçası. Eğer bunlara tepkisiz kalacaksak, o zaman biz Sevr'i niye yırttık, Kurtuluş Savaşı'nı niye verdik, Lozan'ı niye imzaladık? Bugünkü mantığa göre bunların hiçbirine gerek yoktu, Türkiye bölünürdü, Anadolu yabancı işgali altında kalırdı. Her tarafı yabancı idaresi altına verirdik, sorun çözülürdü. Kıbrıs 1 89


AB KISKACINDA KIBRIS

konusundaki dayatmaları kabullenmek demek, Sevr'i kabullenmek demektir. Ordu'nun böyle bir şeyi kabul edebileceğine inanmıyo­ rum. TÜRKSOLU: Yunan tarafının, daha önce itiraz ettiği anayasal düzenlemelerin içinde yer almasına rağmen son plana son derece sıcak yaklaşması, kısa vadede AB yapısı içinde sorunun zaten kendi lehlerine çözebilmeyi ummalarından mı kaynaklanıyor?

Şu an varolan durum Tür.kiye'oin lehine EROL MANİSALI: Tabii. Zaten

bugünkü gazeteleri incelediğinizde Kofi Annan'ın talebi planı ortaya koyuyor. Bir takvim öneriyor. Taraflara önce anlaşmayı parafe edin, detayları sonra konuşursunuz diyor. Böylelikle Kıbrıs AB'ye kısa süre içinde üye olabilecek. Türkiye'nin de AB'ye girmesi şimdilik mümkün olmadığı için, bir müddet sonra Rumlar ve AB Türkiye'ye dönecek ve bu artık bizim kendi iç meselemizdir, sizin buna karışmaya hakkınız yok diyeceklerdir. Yani şu anda varolan fiili durumu ortadan kaldırıp, yeni bir anlaşmayla Türkiye'yi saf dışı edecek yeni bir uluslararası anlaşma yaratmak istiyorlar. Şu anda varolan hem fiili durum hem hukuki durum Türkiye'nin yararına. Şu anda Kıbrıs'la ilgili uluslararası metinlerin hepsi Türkiye'nin lehine. Yapılmak istenen daha üzerinde hiçbir anlaş­ maya ulaşılmadan, yeni bir metin oluşturmak ve Türkiye'nin lehine olan eski anlaşmaları saf dışı bırakmak. Türkiye'ye şimdi AB'den tarih alması adı altında bu yeni plan dayatılıyor. Eğer Türkiye bu yolda ilerlerse her koşulda kaybedecek olan Türkiye ve Kıbrıs Türkleri olacaktır. Kıbrıs Türkleri AB'ye KKTC'nin vatandaşları olarak değil, tıpkı bugün Batı Trakya'da Yunanistan idaresi altında yaşayan Türk azınlık konumunda girecektir. TÜRKSOLU: Bu şartlar altında anlaşmanın herhangi bir yanını tartışmanın bile anlamı yoktur diyorsunuz. Yine de biz Kıbrıs'ta yapılan yeni toprak düzenlemelerini ele alırsak, sizce Rum tarafı­ na verilen toprakların stratejik önemi nedir? Türkler'in ekonomik ve askeri varlığını bu toprak tavizleri ne ölçüde tehlikeye atmak­ tadır? 1 90


MİLLİ DAVA KIBRIS

EROL MANİSALI: Toprak tartışmalarında şöyle bir yanıltmaca var. AB'nin amacı Kıbrıs'ın tamamına, bütününe el koymaktır. Şimdi bir takım haritalar ortaya konuluyor ki, Türk tarafı bu toprak meselesi üzerine kafa yorsun, kamuoyu bunlarla uğraşsın ve adanın tamamını AB'ye bağlama planı aksamasın. Bundan dolayı ben toprak meselesini hiçbir şekilde tartışmak istemiyorum. Bu yaratılan Kıbrıs'ın tamamının AB'ye alınması ve dolaylı yoldan Yunanistan'a ilhak edilmesine yönelik yapay bir tartışma. TÜRKSOLU: AKP Genel Başkam Tayyip Erdoğan, milletvekili ve başbakan olmamasına rağmen, Avrupa'da çeşitli temaslarda bulunuyor. Yakında genel başkanlığını da yitirebilir. Ancak AB, ABD ve bütün Batı kendisini muhattap kabul ediyor. Erdoğan'ın ilk açıklaması statükonun ve şahin politikalarının Türkiye'ye zarar­ lı olduğu ve Rum tezlerinin önerdiği Belçika modelinin çözüm ola­ bileceği yönündeydi. AKP ve Batı işbirliğini oluşturan koşullar nedir? Avrupa Ordu'nun gücünü kırmak için AKP'yi k:ullanıyor EROL MANİSALI: Avrupa AKP'yi Türkiye'deki ulusalcı poli­ tikaların ve Ordu'nun gücünün kırılması için bir araç olarak kul­ lanıyor. Burada esas soru şudur; AKP kendini kullandırtacak mıdır yoksa kullandırtmayacak mıdır? AKP'nin AB dayatmalarını kendi üzerinden uygulatması, Türkiye'yi tehlikeli noktalara çekebilir. Ben buna ihtimal vermek istemiyorum ancak bu tehlikenin bulun­ duğunu ve Türkiye'nin bu tehlikeye karşı önlem alması gerektiğini belirtmeliyim. Bu önlem ise ancak bütün ulusalcı güçlerin aralarındaki kırgın­ lıkları giderip, bir araya gelmeleri ve bir alternatif oluşturmalarıy­ la alınabilir. İşçisi, köylüsü, esnafı, ulusal sanayicisi, ulusal aydını ve her kesim bir araya gelmeli, Ordu'yla birlikte Türkiye'ye yöne­ lik tehlikelere karşı durmalıdır. Ancak bugün ulusalcı solda bölün­ meler söz konusudur. Yapılması gereken bu bölünmelerin üstesin­ den gelinmesidir.

191


AB KISKACI NDA KIBRIS

Gayri milli sermayenin sözcüsü gayri milli medya TÜRKSOLU: Medya bu konuda AB'nin ve Yunanistan'ın

sözcüsü gibi davranıyor. Rauf Denktaş'ı ve "şahinler" dedikleri ulusal kesimleri sürekli karalıyorlar. Kenan Evren'in "biz o toprak· !arın bir kısmını vermek için almıştık" gibi açıklamaları gündeme getiriliyor. Kıbrıs Türkleri'nin Türkiye'den kopmak gibi bir isteği olduğu sürekli medyada işleniyor. Milli Dava denen Kıbrıs bir vatan toprağı değil, pazarlık kozu gibi ele alınıyor. EROL MANİSALI: Medyanın bu tavrı doğrudan gayri milli ser· mayenin tavrının yansımasıdır. Türkiye'deki bu gayri milli medya Türkiye'nin Batı tarafına tek taraflı olarak bağlanmasına hizmet eden bir tetikçiden farklı değildir. Kıbrıs da verilsin, Ege de ver· ilsin, diğer talepler de yerine getirilsin ki Batıya tek yanlı bağlanma süreci gerçekleşebilsin istiyorlar. Ben bu medyanın işgal yılları altındaki İstanbul'da İngiliz emperyalizminin tetikçiliğini yapan matbuattan farklı görmüyorum. TÜRKSOLU: Siz bu süreç Kıbrıs Türkleri'ni Batı Trakya Türkleri gibi bir azınlık topluluğu haline getirir diyorsunuz.

Kıbrıs Batı Trakya'dan daha kötü olur EROL MANİSALI: Tabii. Batı Trakya'dan daha da kötü olur

Kıbrıs. Kimse olmaz demesin. Kıbrıs Filistin'in durumuna düşe· bilir. İç içe geçmiş iki topluluğun yaratılması, Filistin'deki ve Ortadoğu'daki katliamları Kıbrıs'a taşır. Geçmişte Türkler'in nasıl katledildiğini gördük. Böyle bir durumda ise Türkiye hiçbir şey yapamaz çünkü, siz anlaşma yaptınız artık burası Avrupa toprağı denilerek istedikleri politikayı uygulayabilirler. Kıbrıs Filistin gibi bir kan gölüne dönüşürse oradaki Türkler'in kaçabilecekleri tek yer ise Türkiyc'dir. TÜRKSOLU: Ekonomik olarak çok daha güçlü olan Rumlar'ın mülk edinme hakkıyla beraber adaya hakim olması kaçınılmaz bir hale gelmez mi? EROL MANİSALI: Tabii ki bu gelişme engellenemez. Adanın Rumlaşması kaçınılmaz hale gelir. Zaten ada Avrupa'ya bağlanacağı için Rumların açacağı mülkiyet hakkına yönelik her 1 92


MİLLİ DAVA KIBRIS

türlü dava onların lehine sonuçlanacaktır. Avrupa mahkemeleri Rumlar lehine karar verecektir çünkü bu mahkemelerde Yunanistan'ın söz hakkı ve kendi hakimleri de olacaktır. Bu karar­ lara da itiraz edilemez çünkü AB kendi mahkemelerinden daha üst bir karar organı kabul etmez. Hiçbir anlaşma metni bunu engelleyemez. Böylelikle Türkler'in ellerinden her şeyleri alı­ nacaktır. TÜRKSOLU: Türkiye için en ulusalcı çözüm adanın taksimi midir? EROL MANİSALI: Taksim olarak ifade etmeyelim. Benim her zaman söylediğim birşey var. İngiltere sömürgelerinden çekildi. Kıbns'tan da çekildi. Kıbrıs'ta Türkler ve Rumlar adanın tarihsel sahipleriydi. Türkler devletlerini kurdular. Rumlar kendi devlet­ lerini kurdular. Bu iki devletli yapı ve şu anda varolan fiili durum adanın tarihsel gelişiminin doğal sonucudur ve korunması gereken durumdur. Böylelikle adadaki Türkiye ve Yunanistan dengesi de korunabilir. Türkiye'nin tabi burada bazı stratejik çıkarları vardır. Güneyinde tamamen AB'ye bağlanmış, Yunanistan'ın ve AB devletlerinin üssü haline gelmiş bir Kıhns asla kabul edilemez. KKTC varlığını mutlaka devam ettirmelidir. Zaten .ı\B oluştura­ cağı Avrupa ordusuna da Türk Ordusunu almamıştır. Türkiye'yi de AB'ye almak gibi bir niyetleri olsaydı zaten bu sorunlar hiç yaşan­ mazdı, yarın Türkiye'yi aldıkları zaman Kıbrıs sorunu da hem Kıbrıs, hem Türkiye hem de Yunanistan AB içinde olduğu için kendiliğinden, dengeli bir şekilde çözülmüş olurdu. Bugün koparılan tantana, ver Kıbns'ı al takvimi dayatması, AB'nin Kıb­ rıs'a ve Türkiye'ye yönelik gerçek niyetlerini ortaya sermektedir. .

Birle§DJİş Milletler diye bir şey yok TÜRKSOLU: BM'nin planının Rumlarla birlikte Türkiye'nin inisiyatifi dışında hazırlandığı ve bugün Türkiye'ye bir dayatma olarak ortaya çıkarıldığı söyleniyor. Bu fikre katılıyor musunuz? EROL MANİSALI: Bu plan BM planı falan değildir. Annan da hazırlamamıştır. Bu Hannay'ın yıllar önce hazırladığı rapordur. Amerika o raporu aldı istediği gibi şekillendirdi. Sonra 1 93


AB KISKACINDA KiBRi\

İngiltere'nin tezgahından geçti. En sonunda da Kofi Annan usulcu bir iki cümle ekledi, çıkardı. Plan denilen metin böyle ortaya çıktı. Bugün Kıbrıs'la başlayan talepler, Güneydoğu'yla devam ede· cek. Kıbrıs, Ege gibi konular işin bahaneleri. Mesele Türkiye Baıı taleplerini karşılayacak mı yoksa karşılamayacak mı meselesidir. Zaten Birleşmiş Milletler diye bir�ey yoktur. Orada üç dört tane büyük gücüıi, G üvenlik Konseyi'nde kendi aralarında dünyayı pay· laşım kavgasından başka birşey yaşanmamaktadır. Geri kalanlar figürandır.

TÜRKSOLU, Sayı: 18, 2 Aralık 2002

1 94


MİLLİ DAVA KIBRIS

Türkiye, Kıbns'ta Avrupa tutkusunun esiri oldu Prof. Dr. Mümtaz Soysal

İLERİ: AB'nin son dönemde Kıbrıs konusunda açık bir taraf olarak Türkiye'ye dayatmalarda bulunmasının nedeni nedir? Kıbrıs AB için neden bu kadar önemli? Kıbrıs Hıristiyanlığın Doğu Akdeniz'deki son kalesi MÜMTAZ SOYSAL: Avrupa Birliği, genişlemesi ıçın Yunanistan'ın oyuna muhtaç. Ancak Yunanistan'ı ikna edemiyor. Dolayısıyla Yunanistan onları bağlıyor. Gelişmeleri en çok isteyen ülkeler, örneğin Almanya, ilk aşamada Slovakya, Macaristan ve Çek Cumhuriyeti'ni AB'ye almak istiyor. Buna engel çıkarabilecek bir Yunan vetosu istemiyor. Bunun için, Kıbrıs AB için genişle­ menin temel taşı. Daha önemlisi, Türkiye'nin Kıbrıs konusunda neleri kabul edip neleri edemeyeceği belli. Türkiye'nin bazı şeyleri kabul etmeye­ ceğini bile bile AB'nin şimdiye kadar o konularda ısrarlı olması, benim kafamda şöyle bir kuşku uyandırıyor: Acaba Kıbrıs konusu Avrupa tarafından Türkiye'yi Avrupa'ya tam üye olma isteminden 1 95


AB KISKACINDA KiBRi�

vazgeçirmenin dolaylı bir yolu olarak mı ileri sürülüyor? Türkiyı· bazı şeylere evet diyemeyeceğine göre, Türkiye Kıbrıs konusunu çözememiş olacak ve Türkiye Kıbrıs konusunu çözemediği içiıı, sanki başka nedenler yokmuş gibi, AB'ye üye olamayacak. Bıı, Avrupa bakımından, Türkiye'yi asıl almama nedenlerini, kültürel, tarihsel, ekonomik, sosyal, siyasal nedenleri gözardı edip kolay hiı bahaneye bağlama niyetinin belirtisidir. Üçüncü bir neden, Kıbrıs Akdeniz'de rastgele bir ada değil. Kıbrıs yeri bakımından stratejik bir ada. Dolayısıyla Avrupa'nııı Kıbns'ı mümkün olduğu kadar emri ya da etkisi altında tutmiı niyeti var. Aynca Kıbrıs Hıristiyanlığın Doğu Akdeniz'de kalını� son kalesi. Özellikle Haçlı Seferleri dolayısıyla sık sık kendisinden söz ettiren, Shakespeare'in eserlerine kadar girmiş olan Kıbm Avrupa tarihinde önemli bir yer tutuyor. Bu açıdan da sembolik bir değeri var. Bütün bunlar bir araya gelince Avrupa'nın Kıbrıs'ı ne kadar önemsediği açıkça belli oluyor. İLERİ: Kıbrıs konusunda ver-kurtulcu çevreler hiçbir zaman bıı kadar etkin olmamıştı. Bu noktaya nasıl gelindi? MÜMTAZ SOYSAL: 1995-96'dan beri ve özellikle Lüksemburg Zirvesi'nde açıkça ortaya çıktığı gibi, Türkiye'niıı AB'ye tam üye olma konusunda sanıldığından daha az rasyonel düşündüğü ve bu konuyu bir çeşit tarihsel tutku haline getirdiği herkesçe anlaşıldı. Bunu anlayanların başında da Avrupa ve onların içinde de belli ülkeler var. Yani Türkler AB'ye tam üye olabilmek için çok şeyi feda etmeye, hatta Kıbrıs'ı bile feda etmeye hazırlar gibi bir izlenim yaratıldı. Onlar, "Madem ki Türkler AB'ye girmeyi tutku derecesinde böyle­ sine çok ve rasyonel düşünemeyecek derecede çok istiyorlar, o zaman Kıbrıs konusunda da gereken ödünleri vereceklerdir," diy­ erek buna yüklendiler. Türkiye'de bunu yalnız tutku olarak değil, kendi ekonomik ve ticari hesapları açısından, kendi azınlık tutum­ ları açısından, kendilerinin entelektüel bakışları açısından benim­ seyen çevreler de AB'ye engel olan sanki tek etken Kıbrıs'mış gibi Kıbrıs konusunda, bunun "Milli Dava" olup olmadığını düşünmek­ sizin böyle bir noktaya geldiler. 1 96


MiLLİ DAVA KIBRIS

Kıbrıs, Türkiye'nin Avrupalı oluşunun, AB'ye tam üye oluşunun llnündeki tek engelmiş gibi gösterildi. Bütün çabalar onun üzerine yoğunlaştı ve asıl önemli engeller gözardı edildi. Bu engelleri ııözardı etmek, bazılarının işlerine geldi. Onun için Türkiye'nin kamuoyunda aşağı yukarı o tarihlerle birlikte Avrupa'nın bu kanısını doğrularcasına yeni bir değişiklik ortaya çıktı. l .üksemburg Zirvesi kararından önce, Avrupa'nın Kıbrıs'a bu kadar önem verdiği ve bunu Türkiye'yle ilişkileri açısından kullan­ mak istediği açıkça belli değildi. Belli olduktan sonra da, Türkiye'de "Avrupacılar" diyebileceğimiz bir grup Kıbrıs konusunu Milli Dava olmaktan çıkartıp rastgele bir dava durumu­ na indirgemek istediler. Bugün yaşamakta olduğumuz durum hudur. Yalnız lÜ SİAD değil, 2. Cumhuriyetçiler ve Kıbrıs konusunda geçmişte yanlış düşünmüş olanlar bu konuya böyle bir açıdan bak­ maya başladılar. Ö rneğin Çiller ve çevresi, Gümrük Birliği'ni bir an önce gerçekleştirerek AB'ye hemen girebileceklerini düşünüy­ orlardı. Dolayısıyla Kıbrıs davası onlar açısından üzerinde pek fazla ısrar edilebilecek ve Türkiye'nin üyeliğine ilişkin boyutu üzerinde durulabilecek bir konu olarak gözükmüyordu. Böyle bir cephe oluştu. Bu tabii üzüntü verici bir cephe. Bunun fazla etkili olabileceğini sanmıyorum. Olsa olsa Avrupa'nın oynamak istediği rolü ya da yapmak istediği manevrayı kolaylaştırıcı bir etkisi ola­ hilir. İLERİ: Bir cepheden bahsettiniz. Bu cephenin solda da bir yan­ sıması var. Kıbrıs konusunda Avrupa'ya direnmeyi milliyetçi bir reaksiyon olarak görüp küçümseyen bir görüş var. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Türkiye'de solun .Kıbns'taki yanlışı MÜMTAZ SOYSAL: Solda, yalnız Kıbrıs dolayısıyla değil, pek çok noktada, toplumun büyük çoğunluğundan farklı görüşte olmak, şaşırtıcı bir biçimde solcu olmanın da sanki bir koşuluymuş gibi ortaya konagelmiştir. Solculuk, toplumun bütününden kopuk düşünebilmek ve toplumdan farklı görüşleri savunabilmek marifeti 1 97


AB KISKACINDA KIB�"

olarak tanımlandı. Elbette toplumsal yaşamda toplumun büyük çoğunluğunun bakışından farklı görüşleri savunmak gerekebilir. Bunlar gerçek ilericiliktir, çünkü toplumun büyük çoğunluğu bazı konularda tutu cu olabilir ve bazen azınlıktakilerin görüşünü savunmak solcu luğun bir ödevidir. Ama bu her zaman için geçerli bir şey değil. Solculukta önemli olan, sorunlara objektif olarak bakabilmek vr: büyük halk yığınlarının çıkarı hangi yöndeyse ona göre karar vere· bilmektir. O çıkarlar açıkça belli bir yöndeyse, bunlar Ulusal Dava niteliği taşıyor ya da Ulusal Dava sayılıyor diye bunlara karşı çık· mak, bir bakıma solculuğun demin söylediğim basit yanıltıcı tanımına uygun düşebilir, azınlıktaki görüşü savunmanın getirdiği bir kahramanlık olarak gözükebilir. Ama yanlıştır, çünkü yapılan saptama yanlıştır. Davada tutulan taraf yanlıştır. Kıbrıs konusunda "Kıbrıs Türkiye için stratejik önem taşımaz" demek ya da "Kıbrıs'taki şu kadar sayıda Türk'ün hakları bizim için önemli değildir" demek mümkündür, ama bu gerçekten doğnı mudur? Yani bir gerçek solcu kendi ülkesinin stratejik çıkarlarını bir yana itebilir mi? Gerçek solcu az sayıda da olsa, Türkiye'nin dışında Türkiye'nin korunmasına muhtaç insanlar varken onları yok sayabilir mi? Bu açıdan bakıldığında, solculuk halktan yana olmak ise, böyle düşünmek solculuğa ters düşer. Millici olmamak çabasıyla solculuk yapmak, şimdiye kadar Türkiye'de solun büyük kusurlarından biri oldu. Türkiye'de ilericilik halk kitlelerine ters düştü ve bu Türkiye'de de solun zayıflamasına yol açtı. İLERİ: 63'teki Kıbrıs sorunu ve ertesinde Johnson mektubu 60'ların anti-emperyalist şahlanışının bir anlamda kıvılcımı oldu. Günümüzde, Kıbrıs'taki AB dayatmaları benzer bir sonuca yol açabilir mi? MÜMTAZ SOYSAL: Bu bağlantıyı anlatmak gerekir. Avrupa'nın Kıbrıs konusunu nasıl ve niçin kullandığını görebilmek gerekir. Türkiye'nin AB'ye tam üye olmak isteğiyle Avrupa'nın tutumu arasında bir karşılaştırma yapmak gerekir. Türkiye büyük kesimleriyle tam üyeliği istese bile Avrupa'nın istemediği 1 98


MİLLİ DAVA KIBRIS

Türkiye'nin tam üyeliğine en azından Türkiye ile aynı istek ve heyecanla bakmadığı açık. Bunu tahlil etmek gerekir. Bunu tahlil ettiğiniz zaman ortaya çıkacak olan nedenler, Kıbrıs'ı kat kat aşan haşka nedenlerdir. Solun bunlar üzerinde durması ve gerekirse Avrupa'nın bu konulardaki yanlışlarını ortaya koyması gerekir. Avrupa'nın etnik unsurlar üzerinde fazla ısrar etmesi ve onlara ille özerklik tanımak istemesi, Avrupa'nın haklı olarak Türkiye'den talep edebileceği bir tutumu mu gerektirir, yoksa Türkiye olarak "Biz çağdaş ulus kavramını zaten Avrupa'dan Fransız İ htilali'nden aldık, dolayısıyla biz bu kavrama sadık kalırız, hunları bize ön koşul olarak ileri süremezsiniz" diyebilmemiz mi lazım? Solun bu çeşit konularda Avrupa'yı eleştirebilmesi gerekir. Yoksa "Avrupa haklı, Türkiye'de Cumhuriyetçiler geleneksel Cumhuriyet'i savunuyorlar, haksızdırlar" diye bir yargıya varmak, yine başka konularda olduğu gibi solculuk sayılıyorsa, bundan sonuçta zarar görecek olan yine solun kendisi olacaktır. Çünkü kendisini azınlık olarak kalmaya mahkum edecektir. .tt..ERi: AB'den Kıbrıs konusunda dayatmalar gelince kimi çevreler ABD'nin Türkiye için daha iyi bir müttefik olduğunun propagandasını yapmaya başladılar. Acaba AB'den tokadı yiyince ille de ABD'ye mi sığınmalı?

Evrensel ilkelere ters düşmeden ulusal çıkarlanmızı sawnmamız lazım MÜMTAZ SOYSAL: İ lle bir yere mi gitmek gerekir? Sorulacak soru aslında bu. Çünkü hiçbir ülke kendisini sizin yerinize koyarak, sizmiş gibi sizin haklarınızı savunmaz. ABD bazı durumlarda Türkiye'yc arka çıkıyorsa, kendi çıkarı gerektirdiği için arka çıkıy­ ordur. Avrupa ile ABD arasında belirli bir görüş ayrılığı ya da belirli bir rekabet olursa, ABD ister istemez bu rekabet içinde Türkiye'yi kendisinden yana çekebilmek ve Türkiye'den yana ağırlık koymak ya da Avrupa ile bu bakımdan Türkiye'nin yararına bir çatışmaya giriyormuş gibi gözükmek isteyebilir. Ama bütün durumlarda olduğu gibi bu durumda da dikkat edile1 99


AB KISKACINDA KIBRIS

cek olan unsur, herhalde kendi halkının ve kendi ulusunun çıkar· landır. Yerine göre şu veya bu blokla, şu veya bu kıtayla, şu veya bıı devletle ilişkilerinizi ayarlamanız gerekir. ABD ile ilişkiler, böyle­ sine duygusal ya da değişmez sayılabilecek tutumlara bağlı olarak değil, ulusal çıkar açısından değerlendirilmelidir. Avrupa'daıı dışlanmış olmak ille Amerika ile bütünleşme anlamına gelmeme· lidir. Ulusalcı dış politika aynı zamanda solda düşünülmesi gere· ken dış politikayla da pekala bütünleşebilir. Ulusal çıkarı öne çı· karmak, ama bunu yaparken de evrensel ilkelere ters düşmemek gerek. Sol belki de en zor sentezi, ama yapılması gereken sentezi bu açıdan yapabilir. Hem evrensel değerlere ters düşmeyeceksiniz hem de kendi halkınızın, kendi insanınızın çıkarlarını savunacak­ sınız. tt.ER:t: Nasıl bir dış politika seçeneği oluşturmak gerekir? Ö rneğin Atatürk'ün kendi gücüne güvenen bağımsızlıkçı dış poli­ tikası çoktan terkedildi.

Ekonominiz güçlüyse bağmısız politika yürütebilirsiniz MÜMTAZ SOYSAL: Aslında aynı politikayı bugün de sürdüre­ bilmek mümkün. Eğer ekonominiz güçlüyse, eğer toplum yapınız kuvvetliyse, eğer toplumunuzun içinde uçurumlar yoksa, gelir dağılımı ve sınıflar arası ekonomik eşitlik bozulmamışsa yine bağımsız politika güdebilirsiniz. Türkiye'nin bugünkü durumunda Uluslararası Para Fonu ya da Dünya Bankası gibi kuruluşlara, ki bunların en büyük sermayedarı ve yöneticisi ABD'dir, mecbur durumdaysanız, ister istemez bazı bakımlardan ABD'ye yakın çizgiler izlemek zorunda kalıyorsunuz. Mutlaka böyle olması gerekmiyor. Bunların düzeltilmesi sadece sürekli bağımsızlık sözü edilerek değil, bağımlılığa yol açmış durumları düzelterek olur. İ ş dönüp dolaşıp kendinizi düzeltmeye, kendi ekonomik kalkınmanızı gerçekleştirmeye, kendi sosyal den­ gelerinizi bulmaya dönüşüyor. tt.ER:t: Kıbrıs sorununun belki de esas aktörü olan Kıbrıs Türklerine bakalım. Mehmet Ali Birand'ın bir 32. Gün programın­ da özellikle Kıbrıslı genç Türklerin AB üyeliğini istediği, 200


MİLLİ DAVA KIBRIS

Türkiye'nin uzlaşmaz tutumundan rahatsız olduğu gibi bir kamuoyu oluşturulmaya çalıştldı. Böyle bir durum var mı? Kıbrıslı Türkler AB dayatmalarını kabulleniyor mu, bu dayatmalara karşı direniyor mu? MÜMTAZ SOYSAL: Böyle bir durum söz konusu değil. Halkın hüyük çoğunluğu, gençlerin de büyük bir bölümü, bütün olanlara karşm yine de çözüm derken Avrupa'nın kastettiği çözümü kastet­ miyor. O çözüm adada eşitliğe dayanmayan, adada Rum kesiminin ekonomik üstünlüğüne ilave olarak siyasal üstünlüğünü de tanıyan ve Türk tarafına da iyi tanınmış bir azınlık statüsü veren bir çözüm. Halkın büyük çoğunluğu bu görüşte değil. Onlar "Madem ki bir devlet kurulmuştur, bu devlet yaşatılmalıdır ve barış olacaksa, bu devletin öbür devletle bir araya gelişi eşitlik ilkeleri düzeyinde, herkesin kendi işlerini yine kendi iradesine bağh tutabileceği bir çözüm istemek biçiminde olmalıdır" diye düşünüyor. Kıbrıs'ta bugünkü durumun yaratıhşmda asıl büyük etken, Kıbrıs'ta şimdiye kadar uygulanmış olan ambargodur. Ambargoyu uygulayan Kıbrıs Rum tarafı değil. 63-74 arasmda Kıbrıs Rum tarafının uyguladığı ambargoyu 74 sonrasında sürdüren BM'siyle, Avrupa'sıyla, ABD'siyle, dünyanın geri kalan kesimi. Bugün eğer çözüme kolay gidilemiyorsa bunun temel neden­ lerinden biri, Güney'in tanınmış devlet olması ve Kuzey'in sadece Türkiye tarafından tanınmış olması, statüsünün belli olmaması. Bu durumda ne kadar eşitlikten söz edilirse edilsin taraflar arasında eşitsizlik yaratılıyor ve bu eşitsizlikte üstün durumda olan, çözüme kolay kolay yanaşmak istemiyor. Ambargonun devam ediyor oluşu gençlik üzerinde şu etkiyi de yaratmış oldu: Bir toplum dünyadan soyutlanmışsa, seyahat özgür­ lüğü, kültürel etkinlik özgürlüğü gerçekleşemiyorsa, dışlanmış bir toplum ister istemez bu dışlanmışlıktan kurtulmak için normal koşullarda istemeyeceği çözümlere evet demek zorunda kalır. Bunalan bir gençlik bugün şöyle bir seçimle karşı karşıya bırakıl­ mak istenmektedir: Ya şimdiye kadarki çizgide devam edersiniz ve bu soyutlanma, dünyadan dışlanma devam eder, ya da bazı çözüm­ lere evet dersiniz o zaman da Türkiye'nin dahi erişemediği 201


AB KISKACINDA KIBRIS

Avrupalılığa böylece kavuşmuş olursunuz. Bir yanda bir cehen­ nem, bir yanda bir cennet vaadi. Böyle bir durumda insanların bir kısmı, bu ikileme dayanabilse bile bazıları dayanamaz. Kıbrıs'taki gençliğin durumu bu. Kaldı ki, sözünü ettiğiniz program gibi programlarda oradaki gençlik kitlesinin nasıl oluştuğu, kimler tarafından oraya top­ landığı, aralarında tam bir temsil eşitliğinin olup olmadığını sorgu­ lamak gerekir. Benim gördüğüm kadarıyla o program için özel olarak toplanmış bir gençlik kesimi söz konusuydu. Dolayısıyla böyle bir izlenim yaratıldı. Bu izlenime dayanarak, "Kıbrıs'ta halkın istediği çözüm bu tarz bir çözümdür" gibi bir sonuca var­ mak, en azından gerçek çözüm isteyenlerin yanılmasına yol aça­ caktır. tt.ER.i: Denktaş ve Klerides arasında yeni bir görüşme trafiği başladı. İki kesim arasında ne değişti de görüşmeler tekrar başlaya­ bildi?

Çözümsüzlüğün gerçek sorumlusu ambargoyu devam ettirenler MÜMTAZ SOYSAL: Çözümsüzlük ilelebet sürdürülebilecek bir durum olamaz. En azından Türk tarafı için gerçek bir çözüm isteği başlangıçtan beri vardı çünkü bu çözümsüzlükten zarar gören Türk tarafı idi. Bu zarar gitgide daha görünür hale geldi. Onun için içtenlikle bir çözüm isteği ortada. Liderler de yaşlandık­ ları için bu çözümü kendi yaşamları içinde görmek ve gözleri açık gitmemek isteğindeler. Ama bu çözümün kolaylaşması için sadece bu iki insanın iyi niyetine dayanmak yerine çözümü kolaylaştıracak bazı adımların başkaları tarafından da atılmasını istemek gerekir. Türkiye ve KKTC'deki çözüm isteyen çevrelerin, "bu çözümü bugüne kadar gerçekleştirmeye engel olan etkenlerden kimler sorumludur?" sorusunu sormaları ve ambargoyu sürdüren Avrupa'dan bu ambargoya son vermesini, Kuzey'i tanımayan ülkelerden bu tanımayışa son vermelerini istemeleri gerekir. Bunları istemeden, sadece çözüm olsun ama ne şekilde olursa olsun diye dayatmak solcu yaklaşım değildir. Sol, etkili olabilmeli, topluma ağırlık koyabilmeli ve olayları değiştirebilme gücünü 202


MİLLİ DAVA KIBRIS

göstermelidir. Solculuk, isteklerde bulunabilmek ve bunları gereken kuwetle ortaya koyabilmek demektir. tt.ERt: Türkiye'nin Kıbrıs konusunda başka ne gibi seçenekleri olabilir? Örneğin birkaç Ortadoğu ülkesi KKTC'yi resmen tanıya­ bileceklerini söyledi. MÜMTAZ SOYSAL: Bu seçenek üzerinde çalışılabilir. Türkiye'ye yardımcı olabilecek devletleri ikna etmek gerekir. KKTC'nin tanınmayışı bir Güvenlik Konseyi kararına dayanıyor. Güvenlik Konseyi dediğiniz soyut bir yer değil. Özellikle 5 daimi üyesi içinde ABD, İ ngiltere ve Fransa gibi müttefikimiz durumun­ da olan ülkeler var. Onlar çözüm istiyorlarsa bu Güvenlik Konseyi kararını bir günde değiştirebilmek, özellikle eski Sovyetler Birliği'nin ve şimdiki Çin'in etkileri azaldığına göre onlar için bu pek zor olmayacaktır. tt.ERt: Türkiye Kıbrıs konusunda yıllardır bir direniş sürdürüy­ or. Ancak çatlak sesler de artmaya başladı. Bu direniş daha ne kadar sürebilir ve bu direnişi sürdürmek için ne yapılması gerekir? Direniş yenilirse ne olur? MÜMTAZ SOYSAL: Yenilgi durumunda Türk halkının kendine olan güveni daha da sarsılacaktır. İkincisi, bu konuda bir çözüme varmak için herşeyi yapmak şart değil. Çözüm eğer süre­ bilecek ve yaşatılabilecek bir çözüm olacaksa, gerçekten bizim iste­ diğimiz tarzda bir çözüm olmalıdır. Yani, iki devleti zorla bir araya getirmek ve zorla tepeden bir takım yetkilere sahip ortak bir otorite oluşturmak yerine, iki devleti bugünkü durumlarıyla muhafaza etmek, aralarında alçak gönüllü basit bir birliktelik mekanizması kurmak ve ondan sonra asıl birliktelik için karşılıklı güvenin oluşup oluşmadığına bakmak gerekir. Bu karşılıklı güven oluşmadan zorlamalarla katı bir çözüme gitmek, yaşamayacak bir sonuca gitmek olur. Bu bakımdan, Türk tarafı ortaya koyduğu tutumda, ki bu tutum haklı ve aynı zamanda pratik bir tutumdur, sonuna kadar ısrar etmelidir. Çözüm isteniyorsa bunun anahtarı Türkiye'nin elindedir. Dolayısıyla Kıbrıs'a bazı şeylere engel olan bir etken gözüyle bakmak yerine Kıbrıs'a çözüm için elimizde tuttuğumuz 203


AB KISKACINDA KIBRIS

bir kart olarak bakmak ve bunun diplomasisini iyi sürdürmek gerekir. Bu, halka anlatılabilirse, zannediyorum, "şu veya bu şek­ ilde bulunacak herhangi bir çözüme razı olun!" biçimindeki baskı da hafifleyecektir.

İleri, Sayı: 8, Ocak-Şubat 2002

204


MİLLİ DAVA KIBRIS

Annan Planı' na karşı Türkiye Cumhuriyeti-KKTC bütünleşmesi Prof. Dr. Rauf Versen (İÜ SBF Dekan Yardımcısı)

TÜRKSOLU: Yaklaşık iki ay önce birdenbire BM Genel Sekreteri Kafi Annan'ın planı önümüze geldi. Planın içeriğine geçmeden önce şunu sormakla başlayalım. BM Genel Sekreteri'nin böyle bir yetkisi var mı? Genel Sekreter'in statüsü plan formüle etmeye uygun değil RAUF VERSAN: Bu plan veya belge bilimsel ve siyasal toplan­ tılarda çokça konuşuldu. Bir kere plan dediğimiz zaman bir çözüm sağlamaya yönelik bir metinden söz ediyoruz demektir. Halbuki metne baktığınız zaman burada bir çözümden çok mevcut durumu meşru göstermeye hizmet eden ifadeler var. Bunun için bu metne plan değil de belge demek daha doğru olur. Aslında hiçkimse bu metni sunan kişiden, yani Kafi Annan'dan böyle bir girişim talep etmemiştir. Şimdiye kadarki müzakereler Butros Gali'nin "fikirler dizisi" kapsamında sürdürülüyordu. Kafi Annan'ın bu birdenbire ortaya çıkan belgesini kim ondan talep etmiş anlayamıyorum. İ kin­ cisi Genel Sekreter'in böyle bir girişimde bulunmaya yetkisi var mı, 205


AB KISKACINDA KIBRIS

yok mu, o da şüpheli. Çünkü Genel Sekreter'in bu uyuşmazlıkta oynaması gereken rol arabuluculuk. Arabulucu, aralarında ihtilaf olan tarafların arasını bulur, yoksa kendisi bir plan veya çözüm far· müle etmez. Şayet ki bunu yapıyorsa uzlaştırıcı sıfatıyla devreye girmiş demektir ki, Genel Sekreter'in hiçbir şekilde böyle bir statüsü yoktur. Bu yüzden kim istedi Genel Sekreter'den böyle davranmasını ve böyle bir yetkisi var mı bunun ciddi bir şekilde tartışılması gerekir. Ancak bu durumu saptadıktan sonra belgenin içeriğine geçebiliriz.

Belge, Kıbrıs Oımhuriyeti'nin devam ettiğini ileri sürerek Rum tezini sawnuyor Baktığımız zaman ortaklık devletinden, ortak devletten ve bir de parça devletten söz ediyor. Şimdiye dek milletlerarası hukukta, milletlerarası ilişkilerde ve siyaset biliminde devlete izafe edilen böyle bir kavrama rastlamadım. Milletlerarası hukukta ne parça devlet vardır ne de ortaklık devleti. Federasyon veya konfederasy­ on vardır. Türkiye'nin milli tezi yıllardır ortaya çıkacak yeni devletin bir konfederasyon biçiminde olması gerektiğidir. Rum tarafı ise aksine başından beri federasyondan yanadır. Bu belgede Kıbrıs Cumhuriyeti deyimi hiç geçmiyor. Onun yer­ ine Kıbrıs deniliyor. Kıbns'tan ne kastedildiği belli değil. "Kıbrıs" federasyon mu, konfederasyon mu, ya da başka bir deyişle eski Kıbrıs Cumhuriyeti mi yoksa yeni bir devlet mi belli değil. Hukukun genel ilkelerine göre bir belirginlik yoksa eskinin devam ettiği karinesi geçerlidir. Bir devlet eski haliyle devam mı ediyor yoksa ortadan kalktı mı, bir tereddüt varsa, ortadan kalk­ tığına dair hukukta bir açıklık bulunmuyorsa bu devletin devam ettiği hususunda bir karine geçerlidir. Bu belgeye baktığımız zaman yeni bir devlet kurulmamış. Dolayısıyla bu karineye daya­ narak Türkiye'nin ortadan kalktığını savunduğu Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devam ettiği ileri sürülmektedir. Bu belge Kıbrıs deyimi ile Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devam ettiği tezini savunmaktadır. Bu Rum tezidir ve Türk tezlerine bütünüyle aykırıdır. 206


MİLLİ DAVA KIBRIS

Rum kesiminin AB'ye ahnmas\ uluslararası hukuka aykırı TÜRKSOLU: Denktaş da sorunun kaynağını bu noktada görmemiş miydi; BM'in Kıbrıs'ın meşru temsilcisi olarak Kıbrıs Rum kesimini kabul etmesi. RAUF VERSAN: Doğru. Bu sorun kendini Rum kesiminin AB görüşmelerinde de gösterdi ve hala gösteriyor. Bir kere Rum kesi­ minin AB'ye alınması herkesin bildiği garantörlük anlaşmalarına, yani uluslararası hukuka aykırı. Artı; Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kendi anayasasına da aykırı. Çünkü Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kuran bu ulus­ lararası belgeler Kıbrıs'ın iç hukukunun da bir parçası. Dolayısıyla Rum kesimi hem uluslararası hukuku hem de kendi iç hukukunu ihlal etmektedir. O halde bu kadar ağır bir ihlal söz konusu ise baş­ vuru işleminin geçersiz olması ve yoklukla malul olması gerekmek­ tedir. AB ise bu başvuruyu işleme bile koymaması gerekirken Rum kesimini AB'ye almıştır. Birkaç ay içinde üyelik kesinleşecektir. Annan belgesi, hukuksuzluğu Türkiye'ye kabul ettirmeye hizmet ediyor AB baştan beri Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bir üniter devlet olarak kabul etti. AB Türkiye'nin tezlerini yoksayarak hareket ediyor. Bu kanunsuzluğa karşı da maalesef AB'nin herhangi bir yargı organı­ na başvurmak da mümkün değil. AB mahkemelerinde Rum kesi­ minin başvurusunun geçersizliği ileri sürülemiyor. Annan belgesi bu aykırılıği ve meşruiyet eksikliğini Türkiye açısından gidermeye hizmet eden bir belgedir. Türkiye bu belgeyi kabul ederse Rum kesiminin yaptığı başvuruyu da kabul etmiş olacak. Bu nokta, bu belgeye yönelmesi gereken başlıca itirazdır. Hukukçuya yakışmay­ acak bir değerlendirme olacak ama bu belge bana Türklere kurul­ muş bir tuzak gibi geliyor. Türkler Rum nüfus içinde eritilecek TÜRKSOLU: Annan belgesinin içeriğinde daha başka neler var? RAUF VERSAN: Ö rneğin garantörlük. Garantörlük anlaş­ maları Annan planı kapsamında varlığını sürdürecek mi? Belgede 207


AB KISKACINDA KiBRi\

diyor ki "Garanti anlaşması mutatis mutandis uygulanacak." Mutatis mutandis demek değişen koşullara göre uygulanmak demek. İ lk bakışta 1 960 tarihli anlaşma varlığını koruyor fakat Kıbrıs AB'ye katıldıktan sonra bu anlaşmanın nasıl uygulanacağı gelişmeler ışığında değerlendirilecek. Yani burada Türkiye açısın dan sulandırılmış bir garantörlük sözkonusu. Yine aynı planda barış gücünün Kıbrıs'ta görev yapmaya devanı edeceği hususu yer alıyor. Bu da BM Güvenlik Konseyi'nin Kıbrıs üzerindeki denetiminin süreceği anlamına geliyor. Yetki paylaşımı meselesinde de kabul edilemez fikirler var. Bir üst meclislerden oluşan bir yasama organı sözkonusu. Yasama yetkisinin toplandığı mecliste nüfus esasına dayanan bir oluşum sözkonusu ve kararlar da burada basit çoğunlukla alınacak. Dolayısıyla Rumların nasıl bir ağırlığa sahip olacağı da anlaşılıyor. Toprak meselesinde de iki tane haritadan söz ediliyor: A ve B haritası. Bu haritalarla ilgili bir iki rakam vermek istiyorum. A har­ itasına göre KKTC topraklarının %28.6'sı ve bu topraklar içinde yer alan 50 köy ve yerleşim birimi Rumlara terkediliyor. B haritası­ na göre ise KKTC topraklarının %28.5'u ve 39 köy ve yerleşim bir­ imi Rumlara terkediliyor. Harita A'ya göre 60-65 bin, harita B'yc göre 50-55 bin Türkün 3-4 yıl içinde yeniden göç edeceği ortaya çıkıyor. Demek ki zamanla Türkler Rum nüfus içinde eriyecek. Böyle kötü bir benzetme yapmak istemiyorum ama Türklerin akı­ beti Serebrenika'daki müslümanların veya Yunanistan'daki müslü­ man Türklerin akıbetine benzeyecek. Gazi Magosa ve Güzelyurt bölgeleri Rumlara verilecek. Bunlar Kuzey Kıbrıs'ın en verimli bölgeleri. Bunlar verildiği takdirde buradaki tarım ve yatırımlar itibariyle ne kadar büyük bir taviz ver­ ileceği de anlaşılıyor. Mülkiyet meselesi de üzerinde önemle durulması gereken bir nokta. Bir mülkiyet kurulu oluşturuluyor. Bu kurulun Kıbrıs'taki mahkemelerin üstünde bir yetkisi var ve mahkemelere talimat verebiliyor. Bu daha önce devletlerde rastlanmamış bir düzen­ leme. Kimin hangi malın maliki olduğu hususunda bir uyuşmazlık sözkonusu olursa bu kurulun kararı kesin olacaktır. 208


MİLLİ DAVA KIBRIS

Parça devletlere üçüncü devletlerle ticari ve kültürel anlaşma yapma yetkisi tanınıyor. Bir anlamda bu maddeyle Türkler mem­ nun edilmeye çalışılıyor. Oysa ki AB sistemi içerisinde bu tür anlaşmalar yapma yetkisinin işlerlik kazanması tartışmalı. Çünkü tıaşta Kıbrıs anayasasında yer alan hükümler olmak üzere belgede yeralan birçok düzenlemede parça devlete tanınan yetkilere karşı AB'ye üyelikten doğan yükümlülük ve sorumlulukların mahfuz tutulduğu vurgulanıyor. Demek ki parça devlet olarak Türkiye ile yapılacak bir ticari anlaşmada mesela AB'nin sıkı denetimi ve onayı sözkonusu olacak.

Yunanistan'm 170 yıllık Türkiye'den toprak karnnm a politikası Gazetelerde okuyoruz, programlarda izliyoruz, Türkiye'deki entelektüel kesimler şöyle bir fikir beyan ediyor: Türkiye Kıbrıs Türküyle bu kadar ilgilidir çünkü Ada'da nüfuzunun bulunmasın­ da jeostratejik çıkarı vardır. Özellikle petrol boru hatlarının Türkiye'den geçmesi K.ıbrıs'ın jeostratejik önemini daha da art­ tırıyor. Bence Kıbrıs tartışması jeostratejiyle veya petrol mesele­ siyle ilgili değil. Fikrimi anlatmak için çok kısaca Türkiye-Yunanistan ilişkilerine bakmak gerekiyor. Türkler Yunanistan'a Yıldırım Beyazıt zamanında girdiler. Demek ki Türklerin orada 700 senelik bir ege­ menliği var. Yunanistan peyderpey Türk egemenliğinden çıktı. 1830'da Yunanistan'ın güney tarafı Türklerin egemenliğinden çıktı. Bundan sonra da Yunanistan'ın Türklerden toprak alarak genişleme çabalan Batı ülkelerinde hep büyük coşkuyla karşılandı ve desteklendi. Çünkü Batı, Yunanistan'ı kendi kültürünün temeli olarak görüyordu . Türkleri ise hep düşman bir medeniyet olarak gördüler ve desteklemediler, aralarına almak istemediler. Bu hala da böyle. 1 830'dan sonraki gelişmeler hep Yunanistan'ın Osmanlı Devleti'nden toprak kazanması şeklinde oldu. Bunun bir istisnası 1897'de biz Atina üzerine yürüdük ama Batılı devletler yine Yunanlıların yardımına koşarak bizi yeniden geri püskürttü. Daha sonra Balkan Savaşı'nda Yunanistan'ın geri kalan kısmını da kay209


AB KISKACINDA KIBMI'•

bcttik. Bir noktada artık Yunanistan'a dur deme zamanı gelmişt ir 170 yıldır Yunanistan'a karşı toprak ve nüfus kaybediyoruz. Arl ı k buna dur demeliyiz. Elbette ki bu, artık toprak kazanma sırası biZl' geldi demek değildir. Yunanistan Kıbrıs'ı Helenizmin bir parçası ve kendi toprağı sayıyor, Türkiye de bunu kabul etmiyor. "Çok toprak verdim sana, artık yeter" diyor. İşte Türkiye'nin Kıbrıs politikasının özeti budur. Petrol boru hattını korumakmış, kıyılarına 60 mil yakındaymı�. mesele bu değil. Türkiye artık tavizde bulunmak istemiyor.

Herkes Türk Ordusu çekilsin derken İngiliz hükümran üslerini sorgulayan yok Bu uluslararası ilişkilerde prestij politikasının bir örneği olarak da ele alınabilir. İ ngiltere de bu son 40 yıl boyunca ne kadar çok sömürge kaybetti. İ ngiltere'nin 2 tane üssü var Kıbrıs'ta. Baktığımız zaman Annan'ın belgelerine onlarla ilgili bir ifade yok. Herkes Türk Ordusu çekilsin diyor ama kimse İ ngiliz hükümran üsleri de kapatılsın demiyor. İngiltere bunu müzakere etmeyi dahi reddediyor. İngiltere kendisi için maddi anlamda çok önemli olmasa da bunu bir prestij meselesi yapıyor. Bütün sömürgelerim­ izi kaybettik, bari Kıbrıs'ta bayrağımızı gösterebileceğimiz iki üssümüz bulunsun diyor. TÜRKSOLU: Yunanistan'ın Kıbrıs politikasını Türkiye'den toprak alma sürecinin son aşaması olarak değerlendiriyorsunuz ve Türkiye artık buna dur demeli diyorsunuz. Peki birkaç ay içinde Rum kesiminin AB üyeliği ve dolayısıyla fiilen Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması gerçekleştiği zaman Türkiye bu duruma nasıl cevap verecek, Yunanistan'a nasıl dur diyecek? AB-Rum bütünleşmesinin sonucu TC-KK.TC bütünleşmesidir RAUF VERSAN: İki sene önce yaptığımız bir mülakatta şöyle demiştim: Kıbrıs'ın, yani Kıbrıs eksi KKTC'nin AB'ye girmesi Kıbrıs uyuşmazlığını sona erdirecek bir gelişmedir. Nitekim öyle de oldu. 210


MİLLİ DAVA KIBRIS

Rum kesimi birkaç ay içinde AB'ye girecek. Bakın şimdiden ne dedi AB? AB hukuku Kıbrıs'ın kuzeyinde uygulanmayacak. Madem ki Kıbrıs bir bütün ve AB'ye bir bütün olarak kabul edile­ cek öyleyse neden AB hukuku kuzeyde uygulanmıyor? Demek ki uygulanması mümkün olmayan bir durum var. Kuzeyde bambaşka bir devlet var. A'ilında bu Türkiye'nin şimdiye dek isteyip de elde edemediği bir durum. Çünkü Ada'nın iki devletli yapısı böylece kesin biçimde tescil edilmiş olacak. Bundan sonra Türkiye'nin şunu yapması lazım: Kıbrıs Rum kesimi AB ile ne ölçüde bütün­ leşmişse Türkiye de KKTC ile o ölçüde bütünleşecek. Bunun için ilhaka bile gerek yok. Yapılması gereken sadece Türkiye ile KKTC'nin entegrasyonu. Zaten daha şimdiden bütünleşmeye yönelik anlaşmalar imzalanmaya başlandı. Bunların pek çok alan­ da yapılacak anlaşmalarla güçlendirilmesi sorunu çözecektir. TÜRKSOLU, Sayı: 22, 27 Ocak 2003

21 1


MİLLİ DAVA KIBRIS

Bütün Türkler Kıbns'a Hüseyin Mümtaz

B

u yılın başında Karen Fogg-Bush çocuklarının Sarayönü'nde Rum ve AB bayraklarıyla düzenlediği gös­ terilerin en yoğun olduğu günlerde Gül; "Biz zamanında Denktaş'a Kıbrıs'ta İ mam Hatip Liseleri, İ lahiyat Fakülteleri açalım demiştik, karşı çıktı. Maneviyatı o zaman kuvvetlendirmiş olsaydık böyle mi olurdu? Halbuki bakın şimdi Filistinliler Arafat'ı İ srail'e karşı taşla koruyorlar, Denktaş'ı ise halkı meydanlarda eleştiriyor" demişti. Lafa bak... Kavgada bile söylenmeyecek bir söz... Gül neden dönüp Türkiye'ye bakmıyor? Türkiye'de yıllardır İ mam Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakültelerinin bulunmuş olması, "devlet"in; buralardan yetişen kadrolardan oluşan iktidarlar aracılığı ile AB-ABD'ye satılmasını engellemiyor ki! Arap ülkelerinde bu okullar, hatta "maneviyatı iyice geliştiren" medreseler var da neden Filistin'i İ srail karşısında, Irak'ı Amerika karşısında yalnız bırakıyorlar? 213


AB

KISKACINDA KIBRIS

Ya İslam Konferansı Örgütü ( İ KÖ )'nün geçen hafta yayınladığı, Türk Dış Politikası için tam anlamıyla bir skandal niteliğindeki K.Jbrıs raporuna ne diyorsunuz? Pakistan ve Azerbaycan hariç, Mısır'dan Gine Biseau'ya kadar bütün Müslüman ülkeler K.Jbrıs'ta açıkça "Hıristiyan-Ortodoks" Rumların yanında yer aldılar. Ve "maneviyatı hayli yüksek" Akepe iktidarı çıt çıkarmadı. İşler perde arkasında tam kotarılırken fazla gürültü çıkarılmaması istendiğinden olacak itiraz çok alt seviyeden, Türkiye'nin BM Daimi Temsilci Yardımcısı'ndan ve cılız bir sesle geldi. Peki "iktidar" ne yapıyordu bu arada? Ankara'da Amerika'nın yeni Ankara Büyükelçisi "Yahudi" asıl­ lı Edelman'ın karşısında tam kadro oturuyor ve onu dinliyorlardı. Edelman akredite olduğu ülkenin başkentinde, iktidarın ve onlarla tam bir uyum içinde, vücut dilinden anlayan kocaman kocaman bürokratların gözlerinin içine baka baka "Denktaş K.Jbrıs'ı daha fazla bloke etmesin" diyordu. Türkiye'nin BM Daimi Temsilcisi konuşması gereken yerde susuyor, Amerika'nın Ankara Büyükelçisi ise konuşmaması gereken konularda konuşuyordu. Daha başka ne diyordu Edelman: " l . Türkiye Ulusal çıkarlarını yeniden gözden geçirmelidir. 2. Terörizme karşı yürütülen mücadele de Suriye bazı sorunlar çıkarıyor. Sınırlarını teröristlere açıyor. Bu konudaki baskıyı arttır­ mamız gerektiğini düşünüyorum. 3 . ABD güçlü bir Filistin Başbakanı ile çalışmaya hazır. Türkiye'nin İ srail'le dostluğu da bu noktada büyük önem kazanıy­ or. İ ran'ın da yeni bir vizyonla dünyaya karışmasından yanayız. 4. Kıbrıs'ta tarihi bir fırsat kaçırılıyor. Annan Planı, Türk toplumunun güvenliğini, Türkiye'nin çıkarlarını sağlayan ve hala tarafları tatmin edici çözüm için en iyi temeldir. Denktaş gelişmeye engel olmamal ı . . . Kuzey Kıbrıs'taki seçimlerde uluslararası gözlemci hazır bulunmalı ve adil bir seçim yapılmalıdır. Zaman kısalıyor." Bunları bir Sömürge Genel Valisi söylememektedir kıymetli 214


MİLLİ DAVA KIBRIS

okuyucu, son iki hafta içinde iki defa YSK'yı da ziyaret eden bir Büyükelçi söylemektedir. Haysiyetli bir kadronun bu konuşma yapılırken kalkıp gitmesini, bir saat sonra da Bay Edelman'ı "Persona non Grata " ilan etmesi­ ni beklerdim. Kim bu Edelman? Kaç paralık adam? Türkiye'de böyle konuşa­ cak cesareti nereden buluyor? Denktaş'ın adını ağzına nasıl alıyor, ne cüret hedef gösteriyor? Maliye Bakam Babacan'ın "8.5 milyar dolarlık kredideki şartlar tam da Kongre kararının ruhunu aksettiriyor" diyerek Dubai'de imzalanan "kan parası" anlaşmasını savunmasındaki üslUba mı güveniyor? Peki Babacan'a; Türkiye'de kararların sadece TBMM ruhuna uygun olması gerektiğini neden kimse ve özellikle Arınç hatırlat­ mıyor? Muhterem bu aralar resepsiyonlarla çok mu meşgul? Yine bu aralar kafası hayli karışık ve özellikle Kıbrıs konusunda kavramları birbirine karıştırmakla meşgul bir diğer kişi ise Bay Recep Tayyip. Çek Başbakanı ile yaptığı ortak basın toplantısında aynen şöyle söylüyor: "Konulara vakıf olarak bize soru sorun," Verheugen ile Dışişleri Bakanımız arasında geçmiş bir konuşma yok. Neyi nereden çıkartıyorsunuz belli değil. Türkiye'nin Kıbrıs konusuyla ilgili tavrı bellidir. İkinci bir defa Kıbrıs konusunun AB'yle ilintisi yok. Kopenhag siyasi kriterlerinin içinde Kıbrıs diye bir olay yok. Niçin bunu gündeme getirmek suretiyle farklı yerlere yardımcı olmaya çalışırsınız? Bunu anlamak mümkün değil". Peki neydi gazetecilerin sorduğu Verheugen sorusu? Eylül'ün son haftasında Brüksel'de Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile Avrupa Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Günter Verheugen arasında yapılan toplantının ana gündemini Kıbrıs oluşturmuş ve AB üyesi ülkelerin Kıbrıs konusunda duyduk­ ları kaygıları Gül'e ileten Günter Verheugen, Türkiye'nin AB genişleme süreci açılmadan önce Kıbrıs sorununun çözülmesini 215


AB KISKACINDA KIBRIS

istemişti. Verheugen, AB'nin tercihinin, bu çözümün 1 Mayıs 2004'ten önce gerçekleşmesi olduğunu da eklemişti. Recep Tayyip; konuşmanın kapalı kapılar ardında gerçek· leştiğindcn hareketle "Nereden çıkarıyorsunuz, konulara vakıf olup konuşun" diye Kasımpaşalılaşıyordu. Çok geçmedi, cevabı "açık ekran" karşısında bizzat Yerheugeıı verdi.. CNN'in; Kör Agop çetesi üyesi Belçika vatandaşının sorularını cevaplarken hepimizin, bu arada eminim Recep Tayyip'in de gözünün içine bakarak "Kıbrıs'ta iki tarafa Annan Planı üzerinden müzakerelere yeniden başlama" çağrısında bulundu. Rum Kesimi'nin AB'ye katılım tarihi olan Mayıs 2004'ten önce soruna çözüm bulunamaması durumunda ek bazı sorunların ortaya çıka· cağını belirten Verheugen, şöyle konuştu: "Eğer Ada'da durum değişmezse o zaman şu kararı vermek gerekecek: Acaba Türkiye'ye müzakerelerin başlaması için bir tarih verilebilecek mi? Bu, kuşkusuz bir engel olacak. Yasal açıdan baktığımız zaman Türk birliklerinin Ada'nın kuzeyindeki mevcud· iyeti zaten uluslararası hukuka aykırı." Rum tarafının Aralık 2004'te veto gücüne sahip olup olmayacağı ve bu gücü kullanıp kullanamayacağı sorusu üzerine de Yerheugen, şunları söyledi: "Evet, tam olarak böyle. Elbette kul­ lanabilirler, sadece teorik açıdan değil, bunu uygulamaya da geçirebilirler. 1 Mayıs 2004'ten sonra Kıbrıs tam üye olacak, 'Avrupa hukuku Ada'nın kuzeyinde askıya alınmış denecek' ve bu gerçekten çok endişe verici bir durum olur. Çünkü l<Jbrıs Rum hükümetinin veto hakkı, Türkiye'nin müzakerelerini engelleme hakkı olacak. Verheugen, Rum tarafının üyeliğinden sonrasına değinirken, "Türk birliklerinin Ada'da bulunması, AB üyelerinden birisinin toprağının AB'ye aday ülkelerden biri tarafından işgali anlamına geliyor" dedi. Yeterince açık mı ve iyice anlaşıldı mı acaba bay başbakan? Anladığından eminiz zira "Türkiye'yi tam üye kabul ettikleri için çağırdılar" diye takdimi yapılan üç gün önceki Roma toplantısında 216


MİLLİ DAVA KIBRIS

"acı gerçeği" Simitis'ten aracısız, bizzat kendisi işitti. Yunanistan Başbakanı Kostas Simitis, Roma'da görüştüğü Başbakan Tayyip Erdoğan'a, Kıbrıs ve Ege konularında ilerleme sağlanmaması halinde, ülkesinin Türkiye'nin 2004 sonunda AB üyelik müzakerelerine başlamasını onaylamayacağını söyledi. Yunan Ta Nea gazetesinin haberine göre, Erdoğan, Simitis'e yanıt olarak Türkiye'de iç sorunları bulunduğunu vurguladı ve Kopenhag kriterlerinin yerine getirilmesi konusundaki çabalara dikkat çekti. Recep Tayyip sık sık Kopenhag'a atıfta bulunuyor da; Aralık 1999 Helsinki kararlarını neden yok farz ediyor? Helsinki'de 2004'e kadar Kıbrıs ve Ege'nin "teslimi" imza altına alınmamış mıydı? İşte zurnanın zart dediği nokta burasıdır kıymetli okuyucu. Rumların AB'ye üyeliği Mayıs 2004, Helsinki'de Kıbrıs ve Ege için Türkiye'ye tanınan sürenin sonu 2004 ve Akepe için son derece önem taşıyan yerel seçim tarihi de 2004'tür. Bütün bunların yaşanmasına altı aydan kısa bir süre kalmıştır ve Akepe'nin önünde KKTC genel seçimleri kabusu vardır. Çünkü Akepe alınmayacağımızı bildiği AB'ye "alınacakmışız gibi yaparak" hem devlet yönetimine adım adım yerleşmekte hem sistemle kavgasında gerekli mevzileri kazanmaktadır. Erol Manisalı'nın yazdığı şu satırlar okumasını bilenler için son derece acı ve üzüntü vericidir: " AKP Batı ile doğrudan doğruya yakınlığı ve işbirliği yanında Türkiye içinde de Batıya en yakın bir ucu kendine adeta bir ortak gibi belirlemiştir." Akepe'nin milletin gözünü bağladığı oyuna devam edebilmesi için Kıbrıs'ın teslimi gerekmektedir. Kıbns'ta ise Batının "çözüm"den anladığı; İ ngiliz-Amerikan­ Yunan ve Kıbrıs Rumlarının ortaklaşa hazırladığını itiraf ettikleri (Klerides) Annan Pianı'dır. Denktaş Annan Planı'nın müzakere zemini olarak kabul edile­ meyeceğini beyan etmiştir. 50 yıldan beri ilk defa Türkiye, Kıbrıs Türklerini yalnız bırak217


AB KISKACINDA KIBRIS

mıştır. Hangi Türkiye? Peki bütün Türkiye; hem KKTC ile GB Anlaşması imzalayan, sonra da dönüp AB elçilerine "Önemsemeyin, içi boş bir anlaşma, zaten meclisten de geçirmeyeceğiz" diyen Gül'ün; imam hatip liseli-ilahiyat fakülteli "maneviyatlı" Türkiyesi mi? "Türkiye'nin AB üyeliğine köstek değil, destek olmaya çalışıy­ oruz" dedi. Edelman'ın yukarıya aldığımız sözleri, ABD'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Thomas Weston'ın, 1 4 Aralık seçimlerini muhalefetin kazanması durumunda çözümün kolaylaşabileceği açıklamasıyla tutarlılık içinde. Verheugen'in benzeri açıklamaları da biliniyor. Batı hem sık sık 14 Aralık seçimlerinin işlerini kolaylaştıracağını söylüyor, hem "Gözlemci gelecek. Türkiye karışmasın" diyor. Hangi Türkiye karışmasın? Gül'ün, Recep Tayyip'in "maneviyatı bol" Türkiye'si mi? Türkiye karışmayacak ama Amerika, İngiltere Büyükelçileri, özel temsilcileri Türkiye aleyhtarı, AB yanlısı mitinglere katılacak­ lar. Para verip kamuoyu oluşturacaklar. Demek ki kıymetli okuyucu 14 Aralık seçimleri kendi devletini düşmanla işbirliği yapıp, para karşılığı satan hainlerle, onlara dire­ nen, yükselen bayrağı indirmemeye çalışan mukavemetçiler arasında geçecek bir referandum olacaktır. Bu referandumda Türkiye'nin de haysiyeti, 74'te yaptığı harekatın haklılığı sorgulanacaktır. Bu referandumdan sonra, dış destekli ihanet şebekesi kazandığı takdirde artık çevre ülkelerde yaşayan hiçbir Türk, Kabesi olarak Ankara'yı göremez. Çünkü Ankara'nın pusulasının bozulduğu, yeni Kabe'nin artık Brüksel olduğu tescillenmiş olacaktır. Irak'ta bunun ilk işaretleri verilmiş, Ankara resmi politikasını "I­ rak halkını bir bütün olarak gördüğü" temeli üzerine oturtmuştur. Türkmenleri gözden çıkarmıştır Ankara. Bakın şerefsiz bir terbiyesiz neler söylüyor: 21 8


MİLLİ DAVA KIBRIS

"Kıbrıslı Türkler ve Türkmenler, Türk dış politikasına etki etm­ eye çalışan kendinden mülhem milli unsurların ideolojik ablukası sayesinde uluslararası kamuoyu nezdinde kişiliklerini yitirmiş durumdalar. Dışarıdan bakıldığında her iki toplum Türkiye'de derin devletin dış politik ideallerinin aracı olarak algılanıyor. Her iki toplum da milli olmaktan vazgeçmedikleri sürece saygınlık elde edemezler, haklarını savunamazlar, uluslararası toplumda meşru bir zemin kazanamazlar." Meşruiyet ancak Türklüklerinden vazgeçmeleri sayesinde kazanılabilirmiş Kıbrıs ve Irak Türkleri için. Ve işte tam da bu noktada Washington Times'ın 6 Ekim 2003 tarihli yorumu olağanüstü önem kazanıyor: Gazetenin editör köşesinde yer alan yorumda, KKTC'de yapıla­ cak milletvekili seçimlerinin, BM Genel Sekreteri Kofi Annan'ın barış planına ilişkin bir referandum yapılmasına temel hazırlaya­ bileceği iddia edildi. Yorumda ayrıca, Kıbrıs Rum Kesimi'nin 1 Mayıs'ta Avrupa Birliği'ne gireceği belirtilerek, Türk tarafının AB'ye ancak barış olursa girebileceği ve bu durumun da çözüm sürecini hızlandıracağı savunuldu. ABD Başkanı George Bush yönetiminin Kıbrıs konusuna diplo­ matik yatırım yapmakta haklı olduğunu belirten gazete, "Amerika ve Avrupa için bir dış politika darbesi ve Kıbrıslılar için daha iyi bir gelecek, görüş alanı içinde" ifadesi kullanıldı. Kıbrıs sorununun çözümü üzerinde çalışmanın, Amerika ve Avrupa için "birleştirici" bir girişim olduğu, Irak savaşı ile ortaya çıkan gerginlik ve ticari tartışmaların, Kıbrıs'ta ortak çabayla ABD ve Avrupa'nın arasını düzelteceği kaydedildi. Yorumda, Batı tarzı demokrasiyi Ortadoğu'da yerleştirmek isteyen ABD için, Türkiye'nin AB'ye girmesinin önemli olduğu ve AB'nin de, Türkiye'yi birliğe almak için Kıbrıs meselesinin çözümünü şart koştuğu kaydedildi. Altı tarafımdan çizilen, kalın ve eğik harflerle yazılan satırlara okuyucu dikkat etmelidir. 1. Seçimler bir REFERANDUM olacaktır. 2. Bu referandumda Amerika ve Avrupa B İR DARBE hazırlığı içindedir. 219


AB KISKACINDA KIBRIS 3. ABD için önemli olan Türkiye'nin AB'ye girmesidir. Fakat AB de bunun için KIBRIS'ın TESL İ M İ N İ öngörmektedir. Dernek ki kıymetli okuyucu 14 Aralık'ta seçim meçim değil, Türkiye'nin ve KKTC'nin geleceğinin sorgulanacağı, yerli işbir· likçilerin yabancılarla tezgahladığı bir darbe yapılacaktır. Bu darbeyi kimler yapacaktır? 1 999'da görev süresini dolduran, Arnerika'nın Lefkoşa Büyükelçisi Denktaş'a veda ziyaretinde şunları söyler: "Ülkenizde 3000 aktif üyemiz var. Bu sayı 12.000 olduğunda sıkıntıya düşeceksiniz. Çünkü biz, İ ngilizler ve AB birlikte düğm· eye basacağız." Dernek ki 12.000 veya daha fazla olmuşlardır ki, düğmeye basılmıştır. Buna Recep Tayyip ve Gül'ün "yüksek maneviyatlı" kadrolarının karşı dur( a )mayacağı açıktır. O halde "Türklere" düşen, bu dar zamanda Kıbrıs'taki mukavemetçilerin, Denktaş'ın, direnen partilerin yanında olmak· tır. 3-5 soysuza pabuç mu bırakacağız, meydanı boş mu bırakacağız? Türkçülük bir "yurt-vatan" sorunu ise, "vatan" neresidir? Vatan milletin yaşadığı yerdir. Kıbrıs'ta Türkler yaşadığına göre, Kıbrıs da "vatan"dır. O halde bütün "Türkler" 14 Aralık'ta "uluslararası darbe"yi önlemek için Kıbrıs'ta olmalıdır. Bayrağın yere inmemesi için, 74'te başladığımız işi yarım bırakmamak için, Türk Devleti'nin tar· ihe ve geleceğe karşı itibarını korumak için Kıbrıs'ta olmalıyız. 14 Aralık tarihine kadar da elden gelen bütün olanaklarla mek· tup-telefon, e-mail, yüzyüze görüşme ile gerçekleri, Annan ihanet Planını, tuzakları bire bir Kıbrıs Türkü'ne anlatmalı, onlara arka çıkmalı, moral vermeliyiz. İhanet şebekesi korkup inine sığınmalı, yok olmalı, adayı terk etmelidir. Karen Fogg-Bush çocuklarına, Kör Agop çetelerine, beyni örümcek bağlamış mürtecilere inat TÜRK, TÜ RK'E elini uzat­ malıdır. İ şin tabii bir de iç politik boyutu var.

220


MİLLİ DAVA KIBRIS

Çünkü "kaybedilecek" bir 14 Aralık, Akepe için yolun sonu, sonun başlangıcı olacaktır. 14 Aralık'ta kaybeden bir Akepe Nisan 2004'te de rahat olamayacaktır, 2007 Cumhurbaşkanlığı seçiminde de .. Yani kıymetli okuyucu, Köşk'te; Atatürk'ün Çankayası'nda tür­ ban-çarşaf-şalvar-potur "ambiyansı" görmemenin yolu da 1 4 Aralık seçimlerinden geçiyor. Çünkü Manisalı'nın dediği gibi "Türkiye içinde de Batıya en yakın uç", artık ve ne yazık ki, Akepe'nin en yakın müttefiki duru­ muna getirilmiştir. O halde bir kere daha; "Bütün Türkler Kıbrıs'a"! Başka Türkiye ve başka Kıbrıs yoktur... TÜRKSOLU, Sayı: 41, 13 Ekim 2003

22 1


MİLLİ DAVA KIBRIS

Ya Türk Kıbns varolur ya mücahit yaşamaz Hüseyin Mümtaz

H

erkesin miladı kendine .. Meğer Türkiye'de ne kadar çok Amerikan(cı) televizyon varmış .. Hepsinde 1 1 Eylül'ün ikinci yıldönümü dolayısı ile Newyork'ta yapılan tören hem de canlı canlı yayınlanıyor. Amerika'nın, yıkıntılardan ırkçılık çıkardığı, Amerikan bayrağını enkazın üzerine diktiği, o bahane ile dünyayı kana, baru­ ta ve ateşe boğduğu 1 1 Eylül'ün yıldönümü .. Peki nerede bu Ladin? Ladin ortalıkta yok ama Amerika "terörist" aramak bahanesiyle Afganistan'ta, Gürcistan'da. Saddam ortalıkta yok ama Amerika Irak'ta.. 11 Eylül Amerika'nın "küreselleştirdiği" dünyadaki "neo"sömürgeciliğinin miladı ise; 1 1 askerinin başına çuval geçir­ ildiği 4 Temmuz da Türkiye'nin miladıdır. Külahı önüne geçirip yarım asırlık ilişkilerini gözden geçirmesi gereken bir gündönümüdür 4 Temmuz Süleymaniye "hezimeti". İçeride sorumluların, dışarıda ise özür dilemesi gerekenlerin 223


AB KISKACINDA KIBRl'ı

hala milletten saklandığı, gizlendiği bir hezimet. Başlangıçta olayı bir "Haçlı Seferi" olarak ilan eden Bush hu ikinci yıldönümünde, "kendi teröristleri için" idam cezasının daha da genişletilmesi ve yaygınlaştırılmasını istiyor. İmralı'daki rezidansında ortopedik yatak ve koltuğunda ikamcı buyurmakta olan "bizimki" ise kapsamlı bir check-up için AİHM'ye başvuruyor, genel bir af çıkmazsa 1 Eylül'den itibaren kaldırıldığı söylenilen ateşkes için elinden bir şey gelmeyeceği tehditini savuruyor. 14 Aralık 2003 milletvekili seçimleri de, aynı 1 1 Eylül, 4 Temmuı gibi bir milattır, KKTC'nin miladı. 14 Aralık, 20 Temmuz 1974 kadar önemli bir tarihtir. Ve inanın bana kıymetli okuyucular 14 Aralık; Kıbrıs'a çıktığımız 1974'ün o cehennemi sıcak 20 Temmuz'undan çok daha zor geçe· cektir. İşimiz 20 Temmuz'da çok kolaydı .. Çünkü a) Düşman belliydi, h) Kıbrıs Türk'ü tek vücuttu ve en önemlisi c) Ankara arkamızdaydı. Şimdi ise hem düşman içimizdedir, hem Kıbrıs Türk'ü "ilişmiş"lerle doludur ve en kötüsü Ankara ne yaptığını "bilemez" bir haldedir. Ankara bilmiyor ama Akepe iyi biliyor. Akepe'nin temel stratejisi "milli güçleri" dışarıdan kuşatmak. Onun için de elinden gelen her şeyi yapıyor. Le Pen, Heider kompleksindeki Akepe dışarıya yaranmak için AB'yi önündeki ilk hedef olarak seçmiş durumda. Bu ise; "Bölücülük ve şeriatçılığı demokratikleşme diye takdim eden" çevrelerin çok hoşuna gidiyor. Devletin laik ve üniter yapısından ödün vermeyeceğini her fır· sattan istifade ile ilan eden, "vatanın hürriyete aşık dinamik bekçi­ leri" ise anlaşılmaz bir suskunluk içinde. AB aşkıyla yanıp tutuşan Akepe'nin önündeki en büyük engel ise Kıbrıs .. Yüz uyum paketiyle Akepe kırk takla atsa, içinde Kıbrıs ve Ege'nin olmayacağı bir paket çıkmadığı sürece AB için takvim ver­ ilmesi hayal. 224


MİLLİ DAVA KIBRIS

Akepe'nin, Kıbrıs'ı tezgaha koymasının önündeki en büyük engel ise şu an KKTC'de mevcut hükümet ve Denktaş. Akepe bu maksatla AB ve ABD ile bir koalisyon bile kurmuş durumda. Akepe, AB, ABD koalisyonu, Annan Planı kılığındaki Truva atı ile içeriden yerli işbirlikçileri elde etmişler, ve AB fonu adı altında euro yağdırıyorlar. Rum idaresi, KKTC'deki muhalefeti destekliyor. Ankara 74'ten beri ilk defa KKTC'nin karşısında.. Gül, işi gücü bıraktı Denktaş'ı marke ediyor. Siz hiç dünyada başka bir ülkenin dışişleri bakanının, komşusu ile imzaladığı Gümrük Birliği Anlaşması için AB Büyükelçilerine "Mesele yap­ mayın, onay için Meclise getirmeyeceğiz, zaten içi boş bir çerçeve anlaşma" dediğini duydunuz mu? Gül bunu bile yaptı. Annan Planı Kıbrıs'ta klasik sol-sağ kavramını yıkan bir mihenk taşı, bir turnusol kağıdı görevi görmüştür. Millet Kıbrıs'ta solda olsun, sağda olsun, Annan Planına evet diyenler, karşı çıkanlar şeklinde saf tutmuştur. Akepe/ABD/AB koalisyonu doğal olarak Annan Planının yanın­ dadır. 14 Aralık'ta oylanacak olan aslında basit bir milletvekilliği seçi­ mi değil, Annan planıdır. Annan planı konusunda bir kamuoyu yoklaması yapılacaktır. Millet ya vatanseverlerin yanında yer alarak bağımsızlığa; yahut satılmışların yanında yer alarak sömürge ve esarete evet diyecek­ tir. Vatanseverler; kazanırlarsa Denktaş'ı görüşmecilikten alacak­ larını söyleyen ihanet işbirliğine değil; seçimi kaybederse Türk mil­ letini arkasına alarak mücadeleye devam edeceğini söyleyen Denktaş'ı desteklemelidir. Fakat Denktaş, Cumhurbaşkanı olarak seçime katılmamaktadır ve "tarafsız"dır. Annan planının karşısında yer alan ve Denktaş'ı destekleyen en büyük parti Başbakan Eroğlu'nun UBP'sidir. Annan karşıtı diğer 225


AB KISKACINDA KIBRIS

küsurat partilerine verilecek her oy "işbirlikçi ilişiklere" verilmi� olacaktır. Onun için bütün oylar Eroğlu'nun UBP'sinde toplan­ malıdır. 14 Aralık'ta Annan Planı'nın reddi, Türkiye'de Akepe'nin işini de zorlaştıracaktır. Türkiye'de siyaset dikensiz bir gül bahçesi olmayacaktır artık Ak.epe için. Çünkü 2004'ün Nisanı'nda mahalli seçimler vardır. Annan planını kabul ettirdiği için AB rüzgarını arkasma alan bir Akepe'nin önünde kimse duramaz. Bay Recep Tayyip de o rüzgarla Çankaya'ya aynen "çıkar". Yani kıymetli okuyucu, yakın bir gelecekte Çankaya'da çarşaf­ türban-takke görmemenin yolu KKTC'deki 1 4 Aralık seçim· terinden geçiyor. Korkulu rüya görmektense uyanık durmak yeğdir. Ben Kıbrıs Türkü'nün; yazının başlığına aldığım " Mücahit Marşı"nın nakarat cümlelerinde olduğu gibi "Türk Kıbrıs"ta, Türk Kıbrıs için oy vereceğine inanıyorum. Yoksa mücahit olmanm, mücadelenin bir anlamı kalmaz ki! TÜRKSOLU, Sayı: 39, 15 Eylül 2003

226


V- Türkiye'nin Ulusal Güvenliği ve Kıbns


MİLLİ DAVA KIBRIS

Vatan ve vatan savunması Ali Öısoy

T

ürk askerinin Bağdat ve çevresine Amerikan işgaline takviye amacıyla gönderilmesi olasılığı üzerine vatan tartışması alevlendi. Tartışma Ertuğrul Özkök'ün emekli olan 1 . Ordu Komutanı Orgeneral Çetin Doğan'ın açıklamalarına çarpıtarak saldırmasıyla başladı. Çetin Doğan Türk askerinin Bağdat'a gönderilmesi olasılığı üzerine "Mehmetçik'in kanını Galiçya'da, Yemen'de akıttık. Ne için akıttığımızı hala daha soruyoruz. Atatürk asker kişi olarak savaşın ne olduğunu biliyor. Savaşın meşru olmadıkça cinayet olduğunu söylüyor. .. " demişti. Çetin Doğan'a aceleyle hasta yatağından cevap yetiştiren Özkök "Orası vatan toprağıydı paşam." diyerek ilginç bir şekilde "vatanperver" bir çıkış yaptı. Özkök'ün çıkışıyla beraber şeriatçı basından, liberal kalemlere kadar geniş bir kesim Çetin Doğan'ın şahsında Türk Ordusu'na karşı bir saldırı başlattı. Özkök, Doğan'ın açıklamalarını "dünya görüşü artık hepimizce malum komutanın, basit bir ideolojik 229


TÜRKİYE'NİN ULUSAL GÜVENLİGİ VE KIBRIS

sığlığı" olarak nitelendirdi.

"Ver-Jrurtulcular'' nasd vatansever oldu? Bu kesimlerin Türkiye'nin güvenliğiyle ilgili istisnasız tüm konu­ larda "ver kurtulcu" tavrı savunmaları, Ordu'yu ve milliyetçileri gözü kör bir şahinlikle suçlamaları ve vatanı demode bir kavram olarak ilan etmeleri bilinen bir gerçekken Galiçya ve Yemen üzerinden birden muazzam bir vatanseverlik edebiyatı geliştirmeleri anlamlı. Başını Özkök'ün çektiği Amerikancı ve şeriatçı cephe niçin özel­ likle Galiçya ve Yemen üzerinden bir vatan tartışması başlattı, sorgulanmalı. 1 . Dünya Savaşı'na Alman emperyalizminin büyük komplosuyla giren Osmanlı pek çok cephede topraklarını savun­ mak için savaştı. Bu savaşların önemli bir kısmı Mustafa Kemal gibi vatansever paşaların katıldığı vatan savunması nitelikli savaşlardı. Ancak Mustafa Kemal'in de ifade ettiği gibi gerçek vatan savunmasını olanaksız kılan pek çok muharebeye sadece Almanların çıkarları ve Enver Paşa'nın çılgınca kararlarından dolayı girildi. Sonuçta yüz binlerce şehit vatan savunması hatların­ da değil Almanya'yı Batı cephesinde rahatlatma adına girişilen başarısız seferlerde verildi. Galiçya ve Yemen, vatan işgal edilme aşamasına gelmişken, Mehmetçiğin vatanından uzak diyarlarda helak edilmesinin sem­ bolü olmuştur. Galiçya ve Yemen 1. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Ordusu'nun sürüklendiği gereksiz ve büyük kayıplar veren muharebelerden sadece ikisi. 191 5'te Cemal Paşa'nın "Mısır'ı fethetmek" için başlattığı birinci kanal seferi, Enver Paşa'nın Kafkasya ve Orta Asya'yı "fethetmek" için başlattığı Sarıkamış faciası, hesapsızca başlatılan Hicaz seferi ve Irak taarruzu 1 9 1 8'e gelindiğinde Osmanlı Ordusu'ndan geriye bir hiç bırakan diğer başarısızlıklar. Galiçya'da, Kanal'da, Yemen'de yok edilen orduların sorumlu­ luğu Almanya'nın çıkarıyla vatanın çıkarlarını eşitleyen işbirlikçi zihniyettir. Büyük fetih palavraları yüzünden Irak, Suriye, Kafkasya ve Anadolu'nun tümünde Türklüğü ve Türk devletini 230


Mİ LLİ DAVA KIBRIS

başarıyla savunacak milyonlarca Türk genci yok edildi. Galiçya ve Ycmen'in Türk milletinin ve vatansever subaylarının bilincinde edindiği olumsuz yer Özkök ve Cengiz Çandarların iddia ettiği gibi pasifizmi temsil etmez. Tersine Türk gençlerinin Almanya'nın emrinde vatanı için gerçek çarpışmaları veremeden öldürülmesi ve Anadolu'nun 1918'de tek bir kurşun bile sıkılmadan işgal edilmesi­ ni temsil eder.

Kıbns'ta vatanı sawnmak yasak Bağdat'ta coniyi sawnmak serbest Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise tartışmaya Türkiyc'nin çıkar­ larının vatan sınırlarının içinde kalarak savunulamayacağını belirterek katıldı. Aslında hem Gül, hem Özkök, hem de Türkiye'nin ABD'ye yardım için Irak'a asker göndermesini isteyen diğer bütün çevreler ve yazarlar herkese çok mantıklı gelebilecek bir gerekçeyi öne sürüyorlar. Türkiye'nin çıkarları için Türkiye'nin sınırlarının ötesinde Türk Ordusu'nun elbette görev alabileceği söyleniyor. Ancak işin ilginç yanı Türk Ordusu'nun Türkiye'nin çıkarı için Bağdat'ta görev almasını isteyen bu cephe, gerçekten Türk milletinin çıkarlarının yer aldığı ve vatan savunması için stratejik önem taşıyan her yerden Ordu'nun çekilmesini istiyor. Türkiye'nin bir kuşatma altında olduğu gerçeği artık en Batıcılar tarafından bile reddedilemiyor. Batıcılar ise kuşatmanın olduğu her yerden geri çekilmeyi ve Batı'nın istediği askeri rolleri üstlenerek Batı'nın gözüne girmeyi öneriyor. Kıbrıs'ta, Kuzey Irak'ta, Ege'de şahinlik ve şovenizmle suçlanan Ordu ve Atatürkçüler, Bağdat'a Amerika'nın emrine asker gönderilmesine karşı çıkınca vatanın çıkarlarını savunmaktan kaçınan pasifistler olarak suçlanıyor. Amerikancı ve AB'ci çevreler gerçek anlamda Türk vatanının ve Türk'ün savunulacağı her noktada Türk Ordusu'nun varlığından ve ulusal duruşundan rahatsız. Hatta bırakın vatanın sınırlarının ötesini, vatan toprağı Kıbrıs'ı bile tek kurşun atmadan AB'ye ve Rumlara teslim etmek için yaygaralar koparan aynı çevre. 23 1


TÜRKİYE'NİN ULUSAL GÜVEN LİGİ VE KIBRIS

Vatan nerede sawnulur? Kerkük'te mi Bağdafta mı? Orgeneral Çetin Doğan ve Hurşit Tolon'un deyimiyle "mütareke basını", Türk'ün olduğu her yerde Türk Ordusu'nun varlığını yasaklamaya çalı�ıyor. Türkiye'yi ve Türk milletini savunmak için önerilen çözüm Türk Ordusu'nu Batı'nın emrine vermek, onun dostluğunu kazanmak ve Batı'nın bizi bölmemesini, bizim güven­ liğimizi korumasını ummak. Daha bir kaç ay önce "Kıbrıslı" bir gencin sözde akıl yürütmesi sonucu KKTC için de, Türkiye için de en hayırlı olanın Annan Planı'nın yani tüm Kıbrıs'ın AB ve Rum tarafına ilhak edilmesi olacağını savunan Ertuğrul Özkök'ün ta kendisiydi. Ege'de önerilen yine aynı. Hurşit Tolon'un şahsında Ordu, Ordu'nun şahsında Türkiye'ye saldırılarak Ege'de Yunan tezlerine hayır dendiği için Türkiye'nin AB'ye giremediği savunuluyor. Kuzey Irak'ta 1 1 Türk askerinin başına çuval geçirilmesinden sonra hep beraber ABD'nin avukatlığına soyunan Cengiz Çandar­ lar, Cüneyt Ülseverler Türkiye'nin Kuzey Irak'tan çekilmesini savunurken, aynı isimler bugün Türk Ordusu'nu pasifizm ve ulusal çıkarlara sahip çıkmamakla suçluyor. Yine Ertuğrul Özkök ABD askerinin Türkiye'nin güneydoğusunu işgal etmesine neden olacak İkinci tezkere TBMM'de reddedilince, sinir krizlerine kapılıp "O zaman Türk Ordusu'nun da Kuzey Irak'ta bulunmaya hakkı yok," demişti. Aynı Özkök Türk devletinin kırmızı çizgilerinden tama­ men vazgeçmesini, Kuzey lrak'ta Türk Ordusu'nun çekilmesini, Kürt devletinin tanınmasını dolayısıyla ileride Türkiye'ye yönelik tehditlerin Kürtlerin dostluğu ve ABD'nin desteğinin kazanılarak savuşturulmasını öneriyor. Azcrbaycan'ın üçte birini işgal eden ve Türkiye'dcn de toprak talep eden Batı destekli Ermcnistan'a yönelik Özkök önerisi ise geleneksel Azerbaycan'ı destekleme pozisyonunun terk edilmesi, Ermenistan'a Türk ambargosunun kaldırılması ve Ermeniler'in dostluğunun kazanılarak toprak taleplerinden vazgcçirilmesiydi. Türk Ordusu'na ve Türkiyc'de vatan savunması vermeye kararlı herkese sayısız örnekte saldıran kesim şimdi birdenbire vatanı gerekirse sınırların dışında bile savunmayı bizlere öğretmeye 232


MİLLİ DAVA KIBRIS

çalışıyor. Ama nasıl? Kıbrıs'ı ve Ege'yi Rumlara bırakacağız ve AB'nin daha ileri gitmemesini bekleyeceğiz, Kuzey Irak'tan çekile­ ceğiz ve ABD'nin PKK'yı yok etmesini umacağız, Musul ve Kerkük'teki Türk kardeşlerimizi katliama terk edeceğiz ve ABD'nin Barzani ve 'falabani'yi frenlemesini bekleyeceğiz. Tüm bunların karşılığında vatanı savunmak adına Bağdat'ta ve Güney lrak'ta vatan savunması veren Araplara karşı ABD için savaşa­ cağız.

Atatürk'te vatan ve vatan sawnması anlayışı Vatan ve vatan savunması kavramlarının siyasi gündemin odağı­ na oturması bile aslında Batıcı paradigmanın büyük bir yenilgi­ sidir. Türkiye'yi müttefiklik adına Batı'ya uşak kılma politikası iflas etmiştir. Vatanı yeniden parçalanma noktasına getirenler Türk Ordusu'nu ve milletini vatan savunması etrafında birleştirmekte­ dir. Tartışma zemini vatan ve vatan savunması olunca Batıcılar kay­ betmeye mahkumdur. Nitekim tartışmalar gelip Atatürk'e ve onun vatan savunması an­ layışına düğümlenmiştir. Aslında vatan savunmasının bahsi bile emperyalizme karşı mücadeleyi ön şart kılar. Vatana yönelik saldırı sömürgeci istiladan kaynakladığı için Osmanlı'nın son döneminde vatan savunmasını verenler tam bağımsızlık ve antiemperyalizm perspektifiyle zafer kazanabilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti'ni kur­ muştur. Bu yüzden Atatürk'ün "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" sözü ancak "Bir gün gelecek mazlum uluslar sömürgecileri mahvı perişan ede­ cektir" sözüyle anlam kazanabilir. Atatürk, vatan savunmasını emperyalist devletlere havale eden Enver Paşacı ve mandacı zih­ niyetlerin tersine Türk milletinin kendi kaderine sahip çıkmasını ve Türk'ün egemen millet olarak devlet olabileceği her yerde vatanını savunmasını savunmuştur. Birinci Dünya Savaşı'na Almanya'nın emrinde girmemize şidde­ tle karşı çıkan Mustafa Kemal yenilirsek İngiltere ve müttefik­ lerinin elinde parçalanacağımızı, "yenersek" de Almanya'nın bir bütün olarak sömürgesi olacağımızın farkındaydı . 233


TÜRKİYE'NİN ULUSAL GÜVENLİGİ VE KIBRIS

Ancak Osmanlı'nın "büyük devlet" ve "imparatorluk" olma gerekleriyle hareket eden Enver Paşa yönetimi tüm vatanın gele­ ceğini Alman emperyalizminin çıkarlarına bağlar. Süveyş Kanalı'na düzenlenen seferler onbinlerce Türk askerinin şehit olmasına neden olurken kendini ikinci Mısır fatihi ilan eden Cemal Paşa, İngiltere'ye karşı umutsuz bir ikinci cephe açarak yal­ nızca Almanya'nın Avrupa cephesindeki yükünü hafifletmekteydi. Alman Generali Von Kressen, Kanal Seferinin "Türklerin İ ngili­ zlerle ayrı barış yapıp savaştan çekilmelerinden kuşku duyulduğu için, Türklerle İ ngilizlerin arasını iyice açmak amacıyla" düzen­ lendiğini anılarında açıklar. Yine meşhur Galiçya seferinin tek amacı Almanya'yı ve Avusturya-Macaristan'ı rahatlatmaktır. Enver Paşa Avrupa'da Rusya-Fransa- İ ngiltere ile Almanya ve Avusturya-Macaristan arasındaki çarpışmanın çok daha önemli olduğuna ikna edilir ve Osmanlı'nın hiç sınırları olmayan Avrupa cephelerine daha sonra vatan savunmasında eksikliği çok hissedilecek en seçkin birlikler­ den 120 bin Türk genci gönderilir. İşin ilginç yanı Enver'in Almanya'ya bu kıyağı karşılığında Türkiye'nin batısında hiçbir kazancımız olmadığı gibi kaybımız vardır. Çünkü Almanya Bulgaristan'ı ittifaka katabilmek için Enver' den Edirne'nin batısın­ da kalan Türk topraklarını Bulgaristan'a vermesini rica eder. Bulgaristan Ege'de kıyı sahibi olsun diye toprak bile veren anlayış, Batı'yı memnun ederek "vatanı koruma" zihniyetinin 1 00 yıl önce­ ki bir örneğidir. "Vatan Alman sömürgesi olacak, Falkenhayn son Türk kanlarını kullanacak" Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı'nda Almanya için girişilen seferleri idam tehlikesini bile göze alarak Enver Paşa'yı eleştiren sert bir raporla mahkum eder: " ... Almanların bu zorunluluktan ve savaş yardımından yararlanarak bizi sömürge biçimine sokmak ve memleketimizin bütün kaynaklarını kendi ellerine sokmak poli­ tikasına karşıyım ... Bugün Falkenhayn her fırsatta herkese karşı Alman olduğunu ve elbette Alman çıkarlarını en çok düşüneceği234


MİLLİ DAVA KIBRIS

ni söyleyecek kadar küstahtır. .. Memleket, tümüyle bizim elimiz­ den çıkarak bir Alman sömürgesi durumuna girmiş olacaktır. Ve General Falkenhayn, bu amaç için bizim borcumuz olan altınları ve Anadolu'dan getirdiğimiz son Türk kanlarını kullanmış olacaktır." İşte Atatürk'te vatan ve vatan savunması anlayışı budur. Vatanın savunmasını herhangi bir emperyalistin insafına terk eden anlayış zaten vatanı elden çıkarmış demektir. Vatanı bir tek milletin bağımsız iradesi ve egemenliği savunabilir. Bu yüzden Mustafa Kemal l . Dünya Savaşı'nda Ortadoğu'da Türklerin bölge halkıyla beraber oluşturacağı bir savunma strate­ jisini önerdi. Kanal seferlerine karşı çıktığı gibi, Enver Paşa'nın kendisine önerdiği İran, Afganistan ve Hindistan orduları komu­ tanlığını dalga geçerek reddetti. Savaşın son döneminde umutsuz Hicaz seferine ve Basra'ya taarruza karşı çıktığı gibi, Hicaz seferinin komutanlığını reddetti. Bunun yerine Suriye ve Irak'ı kapsayacak, düşmanı Anadolu'dan uzak tutacak, bölgedeki aşiretlerle Türklerin oluşturacağı ortak bir savunma hattını öneriy­ ordu. Ö nerilen Ortadoğu'da vatan topraklarını savunmak, Suriye ve lrak'ta tutunmak ve mümkün olduğunda kaybedilen toprakları geri almaktı. Ancak Mustafa Kemal'in stratejisi uygulanmadı. İ ngiltere'ye zarar vermek adına zafer imkanı olmayan seferlerde yüzbinlerce Türk genci yok edilirken, Mustafa Kemal'in de öfkeyle belirttiği gibi Musul ve Kerkük gibi Türk olan ve kolayca dire­ nilebilecek topraklar çarpışılmadan İngilizlere terk edildi. Atatürk için vatan kazanılacak bir §Cydir Mustafa Kemal, vatan savunmasını tabii ki vatan sınırlarının içine hapseden bir lider değildi. Zaten Mustafa Kemal, ortadan kaldırılan bir vatanı yeniden kuran ve sınırlarını genişleten bir lid­ erdi. Ama bunda başarılı olabilmesinin tek nedeni vatana dayanak noktası olarak Türk ulusunu alabilmesidir. O; Türk kültürü, çıkarı ve varlığının egemen olduğu toprakları vatan olarak gördüğü için gerçekçi bir anlayışla İç Anadolu'ya hapsedilerek yok edilmek iste­ nen Türk ulusuna Trakya'dan Kafkaslara kadar olan vatanını savaşarak kazandırdı. 235


TÜRKİYE'NİN U LUSAL GÜVENLİGİ VE KIBRIS

1 923'ten sonra, emperyalistlerin haksız bir şekilde elimizden aldığı vatan parçalarını yeniden kazanmaya yönelik gerçekçi ve kararlı bir politika yürütüldü. Musul ve Kerkük'ün vatana katıl­ ması için İngiliz emperyalizmine karşı savaş hazırlıkları İ ngilizlerin desteklediği Şeyh Sait isyanıyla engellendi. Fransız emperyal­ izmine karşı alınan kararlı tavırla Hatay vatana katıldı. Vatanı gerçekçi bir anlayışla savunduğu için vatanı bugünkü sınırlarına kavuşturan da Atatürkçü anlayıştır. Vatana karşı tehdidin emperyalizmden kaynaklandığını bildiği için Atatürk döneminde İngiliz emperyalizmine karşı Ortadoğu ülkeleriyle Sadabat Paktı, Balkan ülkeriyle de Alman ve İtalyan emperyalizmine karşı Balkan Paktı kuruldu. Dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın ifadesiyle amaç vatan savunmasını bölge ülkeleriyle beraber vatanın sınırlarının çok ötesinde emperyalist yayılmacılığın başladığı yerde başlatmaktır. Atatürk'ten Türk devletine miras kalan bu anlayış en son I 974'te Kıbrıs'ta Türkleri kurtarmış ve zaten Türk vatanı olan Kıbrıs'ı geri kazanmıştır. Yine Çetin Doğan'ın ifadesiyle emperyalizmin Türkiye'ye saldırttığı teröristlere karşı Türk Ordusu gerekirse yüzlerce kilometre sınırlarının güneyine inmiştir. Batıyı korkutan Ortadoğu'da vatan savunması Taha Akyol'un deyimiyle dış politikadaki bu "köhnemiş devletçi zihniyet" Batı'yı son derece korkutmaktadır. Türk'ün vatanına yönelik saldırıyı Anadolu'nun içlerinde değil gerektiğinde sınır­ ların ötesinde emperyalizme karşı savunmak anlayışı yerine, Anadolu'yu ve Kafkaslar, Balkanlar ve Ortadoğu'daki tüm Türkleri savunmasız bırakmak ve Türk askerlerini ABD emrinde ölüme göndermek öneriliyor. Türkiye için hayati önemde olan Kuzey Irak'ın kukla Kürt devletine ve ABD'ye tamamen bırakıl­ ması için Türk Ordusu'nun bölgeyi terk etmesi ve Bağdat'a yer­ leştirilmesi isteniyor. Türkiye'yi ikinci Kore oyununa getirmek için de vatan için Bağdat'ta ölme hikayeleri anlatılıyor. Gerçekten de vatan savun­ ması Ortadoğu'dan hatta Bağdat'tan başlıyor. Bugün Bağdat'ta 236


MİLLİ DAVA KIBRIS

Irak halkının işgalcilere sıktığı her kurşun Türk vatanı için de atılıyor. Çünkü Ortadoğu'yu işgal eden emperyalistlerin aslında Türk vatanını da işgale başladıkları ortadadır. Bu yüzden ABD ve işbirlikçisi Kürt aşiretleri Kerkük'te Türk katliamını başlatırken Türk vatanının kalbi Ortadoğu'da atmaktadır. Türk-Arap ve İ ran uluslarının kuracağı savunma cephesi Bağdat'ta işgalciyi, Musul ve Kerkük'te soykırımcıları yenerek Ortadoğu'yu ve vatanı savu­ nabilir. Bu olasılık Ortadoğu ülkelerini birleştiren, Hatay'ı geri alan, Kıbrıs'ı kurtaran Atatürk döneminden kalma vatan savun­ ması ve devlet anlayışına karşı bugünkü saldırıların gerçek nedeni­ ni ortaya koymaktadır. TÜRKSOLU, Sayı: 38, 1 Eylül 2003

237


MİLLİ DAVA KIBRIS

Müttefik kuşatması altında

Ulusal güvenlik strateiisi Erkin Yurdakul

Müttefik kuşatması Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu gerçek durumu tek bir kavramla tespit edelim: "Müttefik kuşatması". Bu kavram, doğası itibarıyla saçma bir kavramdır. Bir müttefik diğerine karşı saldırgan tutum almaz, onu kuşatmaz. Ancak kavramın saçmalığı, Türkiye'nin içinde bulunduğu durumun, Türkiye'nin güvenliğinin doğasına aykırılığından kaynaklanmaktadır. Çünkü Türkiye'nin politikasında müttefik ve dost kabul ettiği devletler, Türkiye'yi kuşatma politikası izlemektedirler. Kuşatma belli bir konuda sadece caydırma amaçlı da değildir. Kuşatmanın bir noktasından itibaren "Türkleri Anadolu'dan çıkarma" planı uygulanacaktır. Birkaç ay öncesine kadar bu yazılanlara "Sevr paronayası" söyle­ mi içinde itiraz edeceklerin, Türk-ABD ilişkilerinin geldiği noktada suskun kalmayı tercih edeceklerini sanıyoruz. ABD'nin Ortadoğu'ya yerleşme planını açıklarken, medyada bile Sevr'e gönderme yapan haritalar yayınlandı. Plan bu kadar ale­ nileşse de ele bir harita alıp kuşatmanın boyutlarını sergilemek 239


TÜRKİYE'NİN U LUSAL GÜVENLİGİ VE KIBRIS

gereklidir. Çünkü, stratejik ve kapsamlı bir kuşatma sözkonusudur. Kuşatmanın üç boyutunu vurgulamak önemli. Birincisi, kuşatma salt ABD kuşatması değildir. ABD'nin ve Avrupa'anın iki ayrı kuşatma planından bahsedebiliriz. ABD'nin­ kinin ağırlık merkezi Türkiye'nin doğusu ve Kürt devletidir. Avrupa'nınkinin merkezi batıda ve Akdcniz'de toprak kazanmadır. Ancak her iki plan da Türkiye'yi çevrelemeyi esas almakta. AB'nin de, ABD'nin de hem doğuya hem batıya ilişkin politikası vardır. İkincisi, her iki planın da en önemli ayağını Türk Ordusu'nu tas­ fiye etmek oluşturuyor. ABD ve Avrupa bu konuda da farklı poli­ tikalarla harekete geçmiş durumdalar. Üçüncü olarak, ABD ve Avrupa farklı çıkarlara sahip olsalar da, Türkiye'yi zayıflatacak ve kuşatmayı bütünleyecek konularda para­ lel hareket etmektedirler.

Kuşatmaya karşı aktif politika Bu yüzden Türkiye, tehlikenin yakın ve uzak oluşuna göre sıraya koyarak tüm çevresinde aktif politika uygulamalıdır. 1- Ortadoğu'da aktif politika, kukla Kürt devletine temel olacak aşiret gruplarının bertaraf edilmesi. 2- PKK üzerinde aktif politika, PKK'nın, sözde önderliğinden başlanarak temizlenmesidir. 3- Batıda aktif politika, Kıbrıs'la entegrasyondur. Türk Ordusu' nun işgalci ilan edilmesinin sözkonusu edilmesi entegrasyon gerek­ çesi olmalıdır. Kıbrıs, Batı ittifakının Türkiye karşısında en zayıf ol­ duğu alandır. İlhak tüm Batı tezlerini ve enerjisini Kıbrıs'ta emecek­ tir. Ancak beklenirse Kıbrıs en kolay kopartılacak alandır. 4- Kafkas hattında aktif politika, Ermeni sorununda aktif poli­ tikadır. Ermeni sorununu gündeme getiren tüm devletlerle ilişkinin kesileceği bildirilmeli. İsrail'in desteklenmesinden vazgeçilmeli. ABD'nin kuracağı Kafkas hattı, İsrail'den başlamakta Gürcistan'a uzanmakta ve Türkiye'yi tehdit etmektedir. ABD'nin Kafkas poli­ tikasının her aşamasında net karşı tutum alınmalıdır. Rusya, Gürcistan, İran ve Ernıenistan'la gerekli anlaşmalar ele alınmalıdır. 5- AB uyum yasaları iptal edilmeli. Yasalar Türkiye karşısında 240


MİLLİ DAVA KIBRIS

Kürtçü politikaya ve gayrimüslim azınlıklara Lozan'a doğrudan karşıt imtiyazlar vermektedir. 6- Balkanlar'da ABD müdahalesinin Balkan felaketinden sorum­ lu olduğu açıklanmalı. Balkanların müdahale öncesi sınırlarına kavuşması doğrultusunda Balkan ittifakı politikası oluşturulmalıdır. 7- Tüm bunların başında ise Lozan'a aykırı olan, Türkiye'deki yabancı askeri varlığın ve üslerin Türkiye'den uzaklaştırılması gerekmekte. NATO'dan kurtulmak, NATO'nun krizde olduğu bir dönemde iyi bir başlangıç olacaktır. Bunların tümünde aktif politika olmadan kuşatmayı yarmak mümkün değildir. Ancak birisinde bile alınacak tavır, inisiyatifi büyük ölçüde bize kazandırır.

Ulusal güvenlik milliyetçi strateji ile sawnulur Türkiye'nin çevresindeki bu kuşatmayı tehdit olarak algılamasının önündeki en büyük engel ABD ile "stratejik müttefiklik" ve NATO çerçevesinde geliştirdiği güvenlik konseptleridir. Türkiye bu kon­ septler içinde kendi ulusal varlığına ilişkin gerçekleri yitirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti, antiemperyalist bir bağımsızlık savaşı ve milliyetçi bir devrim ile kurulmuş bir devlettir. Türk vatanı üzerinde Türk varlığı imkanını yaratan bu kuruluş özelliği kendiliğinden bir ulusal güvenlik stratejisinin çerçevesini oluşturmaktadır. Birincisi emperyalist güçlerle uzlaşarak Türk varlığını korumak mümkün olmaz, ikincisi milliyetçi olmayan stratejiler uğruna Türk kanı akıtmak bu varlığı tehlikeye sokar. Son 50 yıllık stratejilerle görülmüştür ki Türkiye'nin güvenliği her iki konuda tersi yönde uygulamalarla tehlikeye atıldı. 1922'de savaş halinde olduğumuz emperyalist devletlerin ittifakına 1 952'de katılındı. Güvenlik konscptine milliyetçilik yerine "Batı çıkarı" kavramı ikame edildi. Türkiye'nin uğruna Kore'de kan dökerek girdiği NATO konsept­ lerinin hiçbirisinde Türkiye'nin toprak bütünlüğü gözetilmez. NATO konseptlerinde Toroslora kadar olan alan ve Trakya toprak­ ları korunmaz, tersine düşman kuvvetin NATO çıkarları ve savaş gücü açısından emildiği alanlardır bu topraklar. Türk halkının can 24 1


TÜRKİYE'NİN ULUSAL GÜVENLİGİ VE KIBtıl'ı

güvenliği hu stratejilerin kapsamı dışındadır. Ayrıca hu ittifakın ve ABD ile ikili anlaşmaların yarattığı pol i tikalar milli irade dışında tecelli eder. ABD'nin Marshall yardımııııı koşul olarak sürdüğü çok partili meclisin hile ikili anlaşmalaı üzerinde hir hakimiyeti yoktur. Güvenliğe ilişkin sorunlar "teknik" konular adı altında meclisten ve halktan kaçırılır. Sonuç olarak milliyetçi olmayan, antiemperyalist olmayan güven tik politikaları ne kadar ulusal çıkara uydurulmaya çalışılırsa çalı�ıl sın Türkiye'yi yabancı asker ve üslerle doldurmuş, Türk halkını da kendi güvenliğine yabancı kılmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş döneminde, özellikle Lozan'da üzerinde en çok durulan konu yabancı askerlerin varlığıdır. Tek hiı yabancı askerin varlığına tahammül edilemez. Ancak şimdi yabancı ve emperyalist askeri varlığa ve Türkiye'yi üs olarak kullanmasına "kötünün iyisi" olarak bakılabilmektedir. Üstelik Türkiye'yi kuşat ma altına alacak bir düşman stratejisini de kabul ederek. NATO'mııı yarattığı tahribat hu boyuttadır.

Türkiye'nin silahlanma ihtiyacı Türkiye'de kuşatma tespitinin kurumsal düzeyde de yapıldığına şüphe yok. Sadece hastalıklı bir zihniyet ABD ile güvenlik pazarla· yarak Türkiye'yi maceralara sürüklemeyi düşünmektedir. Aktif politikanın önündeki engel, dünyanın en güçlü ülkesini karşısına alma korkusudur. Bu korkunun en büyük kaynaklarından birisi de Türkiye'nin savunma olanaklarının böyle bir Batılı tehdit karşısında yapılandırılmamış olması ve zayıf olmasıdır. Bu yüzden Türkiye'nin ABD ile karşı karşıya kalması "en kötü seçenek" olarak ortaya konmaktadır. ABD ile müttefiklik ve NATO sürecinin en büyük zararı Türk Ordusu'nun yıpratılması olmuştur. Daha Atatürk zamanında kendi denizaltılarını ve uçaklarını yapabilen Türkiye, bugün modern sava� teçhizatında büyük oranda kendisini tehdit eden devletlere bağım· lıdır. Türkiye güvenlik ihtiyacının ancak %28'ini kendi içinde karşılayabilmektedir. Ancak hu durum ABD'nin karşıya alınmaması için değil, tam da 242


MİLLİ DAVA KIBRIS

ka�ıya alınması için bir sebep. Müttefik bizim tüm askeri varlığımızı kontrol etmekte, ülke içindeki her türlü gelişmeden haberdar olmakta, istediği zaman da ambargo koyarak Ordu'yu yıprata­ hilmektedir. Durumun kendisi bir güvenlik sorunudur ve aklı başın­ da stratejisyen önce bu durumdan kurtulmaya bakar. Türkiye modern savaşın gerekliliği haline gelmiş birçok silahı, parası olmasına rağmen stratejik müttefik istemiyor diye edine­ memiştir, edinememektedir. Dolayısıyla bu müttefiklik anlayışından kurtulmak silahlanmanın baş şartıdır. Kaldı ki, artık güncel dünya koşullarında, Türkiye'nin kolay ve ucuza silahlanma olanakları da vardır. Pakistan'ın bile nükleer silah sahibi olduğu bir dünyada, Türkiyc'nin mevcut savunma olanakları durumun vehametini gözler önüne seriyor. Sorunun bu boyutu konusunda en önemli stratejik gerçek ise savaşın üstün silahlarla değil, üstün bir savunma anlayışıyla kazanıl­ dığıdır. Türkiye, Bağımsızlık Savaşı'ndaki stratejik anlayışlara dönmeden ulusal çıkarı gerçekleştirmesi mümkün değildir. O çıkar da para olsa da olmasa da varedilen bir ulusal orduya dayanır.

Türkiye'nin savunması NATO'dan kurtulma fırsatı aynı zamanda güçlü bir ulusal güven­ lik stratejisine dönüş fırsatıdır. Bu fırsat ancak ABD stratejisine ve Türkiye kuşatmasına değerlendirilebilir. direnilerek Cumhuriyeti'nin Ortadoğu coğrafyasında varolma imkanını yaratan antiemperyalist ve milliyetçi kuruluş esaslarını güvenlik stratejisinin temeline oturtulmalıdır. Türkiyc'nin ulusal güvenlik stratejisi, "Batılı müttefik kuşatması karşısında aktif güvenlik stratejisi" başlığı altında çerçevelcnmelidir. Türkiye coğrafi yapısı ve konumu itibariyle korunması kolay olmayan bir ülkedir. Türkiye bu coğrafi yapıyı yüzyılın başındaki Balkan ve l . Dünya Savaşları'nda, Ulusal Bağımsızlık Savaşı'nda ve NATO sürecinde farklı deneyimler çerçevesinde tanıma olanağı buldu. Diğer yandan bu deneyimlerden farklı olarak Türkiye son 50 yılda tek bir düşmana odaklandığı için, Batılı tehditler karşısındaki 24 3


TÜRKİYE 'NİN ULUSAL GÜVENLİGİ VE Kili�!\

güvenlik olanakları güdük gelişmiştir. Türkiye bu kuşatmanın sonucunun, Türkiye'nin yeni bir Sc v ı 'lı karşılaşması anlamına geleceğini gözden çıkarmayarak, ulusal çıkııı lar çerçevesinde aktif politika yapmaya yönelmelidir. Böyle bir aktif politikayı belirleyecek ulusal güvenlik stratejisi; -Yeni sömürgeci paylaşım temelinde emperyalistlerle ezilen ulıı' tarın kapsamlı bir savaşının belirlediği yeni dünya gerçeği ve, -Türkiye'nin Batılı "müttefik" ve "dost"larınca kuşatılarak yeni hıı Sevr'le tehdit edildiği, Türkiye gerçeği üzerine kurulabilir. Bu güvenlik stratejisi ve aktif politika bu zeminde doğal olarak ı � ı olanağı değerlendirebilir. 1- Emperyalist saldırganlığın harekete geçirdiği ezilenlerin ııııl liyetçi direnişi. 2- Emperyalist kamplar arasındaki ayrılık ve çatışmalar. Birincisi Türk halkının kendi iradesi de başta olmak üzc ı r , antiemperyalist varoluş özelliklerine dayanan tüm devletlerin doA,ıl savunma gücünü oluşturur. Bu halk gücü teşvik edilmclı, örgütlendirilmclidir. Ülkenin savunma olanakları böylesi bir gıı\ hesaba katılarak arttırılmalıdır. Atatürk'ün 1917 raporunda oldu�ıı gibi halkın maddiyatının ve maneviyatının güçlendirilmesi vataıı savunmasının esasıdır. Mazlum uluslara destek, milliyetçi maneviy atın temel koşuludur. İkincisi, emperyalistlerarası çelişkiler, savunma alanından empcı yalistleri uzak tutmak ve planlarından caydırmak için kullanıldığın da verimli olur. Herhangi bir emperyalist vatan savunması alanına hiçbir şekil ve hiçbir güçle sokulmamalıdır. Atatürk'ün Kurtulııı Savaşı sırasında ve sonrasında başarıyla uyguladığı bu yöntemdir. Bu çerçevede güncel aktif politika, başta ABD saldırganıııı karşıya almaktan çekinmeyerek, Türk savunma alanına ilişkin hcı konuda tam bağımsız hareket ederek ve dünya çapında ezilenden yana tavır alarak uygulanabilir. Türkiye'yi savunmanın başka olanağı yoktur.

Jeostrateji hastalığı değil vatan savunması Türkiye bugün güvenlik politikasında yer alan Batıya güvenlik 244


MiLLİ DAVA KIBRIS

ıağlama yönündeki kurgulardan vazgeçmelidir. Batı güvenlik değil, lii imürge istiyor ve her geçen gün saldırganlaşıyor. Türkiye'nin llatının sömürgeci planları doğrultusunda jeopolitik öneminin art­ tığını savunmak ise "hasta adam" halüsinasyonlarından başka bir tcY değildir. Avrupa, Türkiye'yi toprak tavizlerine zorlamakta, ABD, ise doğrudan işgal hazırlıkları yapmaktadır. Buna karşı Türkiye'nin ınüslüman bir Batı modeli olduğu safsatası, güvenlik politikası olarak sunulmaktadır. Bu ise ancak müslüman coğrafyayı bize düş­ man etmeye yaramaktadır. Bu jeostrateji-jeopolitik hastalığının en tehlikeli sonucu güvenlik politikasının temelinde yer alan vatan kavramını bulandırmasıdır. Jeopolitik öyle bir fetiş haline getirilmiştir ki, jeopolitik için jeopoli­ tik yapılmaktadır. Bunun güncel örneğini Kıbrıs'ta görmekteyiz. Kıbrıs üzerinde, Kıbrıs'ın jeostratejik önemi var mı yok mu tartışması başlatılıyor. İyi niyetli ve vatansever kesimler bu psikolojik tartışmaya çekiliyor ve �u tez savunuluyor: Evet, Kıbrıs Türkiye'nin güvenliği için stratejik hir öneme sahiptir. Bu noktadan sonra kafalar karıştırılıyor: Kıbrıs, üzerinde Türk'ün yaşamadığı bir askeri üsmüş gibi algılanıyor. Sonuçta halkın Kıbrıs'a savunulacak bir vatan parçası değil de <L<>keri bir bölgeymiş gibi yabancılaşması sağlanmış oluyor. Atatürk'ün savaş içinde belirlediği tek bir kaide vardır. "Hattı ınüdafa yoktur sathı müdafa vardır. O satıh tüm vatandır. Bir askeri üs savunulamayabilir, geçici süre terk olunabilir, ama bir vatan parçasını savunmak zaruridir, ebedi görevdir." Kıbrıs da bir üs değil üzerinde Türk'ün yaşadığı vatan parçasıdır. Jeopolitiği olduğu için değil Türk okluğu için Türk vatanını savunuyoruz. Sonuçta tüm jeostratejiler dünya gerçekleri ve milletlerin varlığı karşısında erir giderler. Ebedi olan vatandır. Türkiye'nin milliyetçi bir güvenlik politikasına dönüşü şarttır. Türkiye bu çerçevede güvenlik politikasını NATO'dan, ABD ile stratejik müttefiklikten ve AB üyelik sürecinden bağımsızlaştır­ malıdır. NATO'dan çıkılmalı, ABD'nin Ortadoğu, Kafkas ve Balkan planlarına karşı her zeminde mücadele yükseltilmelidir. Türkiye 245


TÜRKİYE'NİN ULUSAL GÜVENLİGİ VE KiBRi�

açısından dünya çapındaki gelişmeler ışığında bunun yaratacağı itibar en büyük silahtır.

Çanakkale-Sakarya-Dumlupınar Hattı Türkiye'nin güvenlik stratejisinin tek temel referansı Atatürk'üıı savunma üzerine düşünceleri olmalıdır. Türkiye'nin temel güvenlik konseptinin 1919'da belirlendiği kabul edilmelidir. Atatürk'üıı Birinci Dünya Savaşı hakkında 1917 Raporu da en temel güvenlik referanslarından biri olmalıdır. Bu rapor ve Amasya genelgesinde ortaya çıkan irade aslında üç temel noktada 50 yıllık güvenlik politikasının da eleştirisidir. Bunlardan birincisi emperyalist çıkarlar uğruna Türk kanının dökülmesinin ulusun kaderini nasıl tehlikeye attığını göstermesidir. Emperyalist ittifakta girişilen her mücadele Türk halkını tüketmi�. Türk vatanını tehlikeye atmıştır. İkincisi halk iradesini göz önünde tutmayan, onun refahını gözetmeyen ve ona açık olmayan hiçbir güvenlik politikasınııı Türkiye'ye hizmet etmeyeceğidir. Bağımsızlık bilincinin verilmesi ve Türk halkının maddiyat ve maneviyatının yükseltilmesi "ulusal bağımsızlık ve toprak bütünlüğünün korunması"ndan ibaret olan güvenlik politikasının temelidir. Üçüncüsü Türk Ordusu'nun korunmasıdır. Türk Ordusu'nuıı halkın kendi olanaklarıyla yükseltilmesi ve yabancı askeri varlığın, üslerin ve komutanın vatan topraklarından tamamen uzaklaştırıl· ması gerekmektedir. Ezilenlerin çağdaş tarihi Çanakkale'de başlar. Türkiye dünyaya ikinci bir Çanakkale yaşatacak güçte ve konumdadır. Ulusal güven­ lik stratejisi Çanakkale-Sakarya-Dumlupınar hattında kurulmalıdır. Çanakkale emperyalist planları boşa çıkarmayı, Sakarya stratejik alanın bütün vatan olduğunu, Dumlupınar kuşatmayı yarmanın ve zafer yolunun açık olduğunun tarihsel kanıtlarıdır. TÜRK.SOLU, Sayı: 32, 9 Haziran 2003

246


MİLLİ DAVA KIBRIS

Lozan, ver-kurtulculann kaybettiği yerdir Erkin Yurdakul

K

ıbrıs'ı bir sorun olarak gören ve bu soruna Annan Planı doğrultusunda bir "çözüm" isteyen çevreler, "ver-kur­ tulculuk" etiketinden kurtulmak istiyorlar. Dcnktaş'a çatan Tayyip Erdoğan "çözüm istemek ver-kurtulculuk değildir" diyerek kendini savunmaya girişirken, TÜSİAD da "Lozan Anlaşması da karşılıklı tavizler ve bazı büyük sorunların ileriye bırakılmasıyla imzalanabildi" diyor. Ver-kurtulcular kendilerini savunmak için şöyle bir denklem oluşturuyorlar. 1 - Kıbrıs'ta bir sorun vardır. 2- Bu sorun bir barış anlaşması niteliği yüklenilen Annan Planı'yla çözülebilir. 3- Bir anlaşmayı müzakere etmek için masaya oturduğunuzda taviz ver­ mek zorunludur. Ver-kurtulcuların kendilerini meşrulaştırmak için hiçbir şey bulamayıp da gelip Lozan'dan ve Atatürk'ten bahsetmeleri ise önemlidir. Denktaş'ın Erdoğan'a planı müzakere edecek başkasını bulsunlar restinden ve Kara Kuwetleri Komutanı Aytaç Yalman'ın

247


TÜRKİYE'N İ N ULUSAL GÜVENLİGİ VE KIBRIS

Denktaş ziyaretinden sonra da bir "müzakereci" sıkıntısı içindeler! Bundan sonra artık meşru olmanın tek yolu Lozan'dan ve Atatürk'ten bahsederek kafaları bulandırmaktır. Lozan tartış­ masıyla yapılan, Atatürkçü Ordu'nun Kıbrıs siyaseti karşısına Lozan'ı koymaktır. Lozan tartışmasına girmeden önce, bu tartışmanın ver kurtulcu­ ların zayıflıklarının kanıtı olduğunu vurgulamalıyız. Çünkü Lozan ver-kurtul zihniyetinin kesin olarak kaybettiği zemindir.

Kıbrıs Barış Harekitı yerine Annan Planı Ver-kurtulcular tüm tezlerini Kıbrıs'ta çözülecek bir sorun olduğu savı üzerine dayıyorlar. Ortada savaş olmaması bir yana, Annan Planı da bir barış antlaşması değil. Ancak bundan 30 sene önce Kıbrıs'ta savaş değilse bile katliam vardı. Rumlar adadaki Türk varlığını ortadan kaldırmaya yönelik olarak katliamlara girişiyorlardı. Sonuçta da Türk Ordusu Kıbrıs Harekatı'nı gerçekleştirdi. Gerçekten de Kıbrıs Barış Harekatı sonrası adada Türklerin de egemen bir toplum olarak örgütlen­ mesiyle Kıbrıs'a barış geldi. Adaya barış geldyise Türk Ordusu'nun barış harekatıyla geldi ve oradaki barışın tek teminatı da Türk Ordusu'nun varlığı oldu. Şimdi ise Kıbrıs'ta bir savaş durumu yokken anlamsız "barış" gösterileri düzenleniyor. Bu gösterilerde barış için sunulan çözüm önerisi ise Annan Planı. Plan adadaki nüfus dengeleriyle oyna­ yarak ve barışın teminatı olan Türk Ordusu'nu tasfiye etmeye gir­ işerek adada belirsiz bir durum yaratmaya yöneliyor. 30 yıldır adada yaşanan barışa rağmen tüm dünyada tek bir projesi barışla sonuçlanmamış bir kurumun inisiyatifiyle adada çatışma tetiklen­ miş oluyor. Annan Planı Türk egemenliğini reddediyor Annan Planı ile yapılmak istenen şey Kıbrıs'ta var olan KKTC'nin resmi ve fiili egemenliğinin yerine Rum tezlerini hakim kılacak bir belirsizliğin yaratılması. Burad� Kıbrıs Türkünün ege­ menliğinin feda edildiğinin ortaya konulması lazım. Ver kurtulcu248


MİLLİ DAVA KIBRIS

lan ver kurtulcu yapan da bu. Arınan Planı'nın temelindeki birinci sorun Türk egemenliğini reddederek yerine Rumların Kıbrıs Cumhuriyeti tezini koyması. Toprak sorunu da bunun ardından Türklere yaşam alanı bırakmay­ acak ve onları Rumlaştıracak şekilde düzenleniyor. Ver kurtulcular egemenlik meselesine hiç girmeden sanki bir alım satım sözleşme­ si yapıyonnuşçasına bir toprak demagojisine girişiyorlar. Annan Planı'yla müzakere edilen, Türklerin sahip oldukları toprak miktarı değil, Türklerin adadaki varlıkları. Plan mantık olarak adadaki Türk varlığını sorun olarak koyuyor ve çözüm olarak da belli bir süreç de Türklerin azaltılması ve eritilmesini getiriyor.

Taviz vermek için mi savaşıldı? Ver kurtulcuların Lozan'da dayandıkları da işte bu toprak kaybı meselesi. Radikal, Neşe Düzel'in Mesut Yımaz ve Tansu Çiller'in dış politika danışmanı Yalım Eralp'le yaptığı röportajı "Atatürk üç baba taviz verdi" başlığıyla düzenliyor. Yalım Eralp ver-kurtulcuların gerçeği nasıl çarpıttıklarına iyi bir örnek: "Atatürk Lozan'da verip kurtuldu mu? Çünkü Atatürk, Lozan'da taviz verdi. Hem de baba baba üç tane taviz verdi . Musul Kerkük, Batı Trakya ve Batum. Boğazlar'da da Türk egemenlik haklarının kısıtlanmasını kabul etti. Atatürk bunları ana mesele olan cumhuriyeti kurtarmak için yaptı." Başlıktan da anlaşılacağı gibi amaç Atatürk'ün taviz vererek soruna yaklaştığını göstermek. Taviz vermek siyasetin gereği olarak sunulduğu için de ver-kurtulculuk normal bir yaklaşım olarak gösteriliyor. Ancak Lozan hakkında Atatürk böyle söylemiyor. Herşeyden önce Lozan'da Atatürk'ün taviz vererek cumhuriyeti kurtarmak gibi bir derdi yok. Emperyalistlerle masa başında oturarak hiçbir şeyin kurtarılamayacağını Atatürk iyi biliyor. Lozan'dan önce Türkler bir ulusal bağımsızlık savaşı ile haklarını "fiilen ve eylem­ le" ellerine almışlar. Emperyalistlerin Anadolu topraklarında ku­ rulmuş bu sağlam Türk Cumhuriyeti'ni yıkmak gibi bir yetenekleri 249


TÜRKİYE' N İ N U LUSAL GÜVENLİGİ VE KIBRIS

yok. Bunun için bir barış konferansı talep ediyorlar. Atatürk oraya pazarlık masası başında herhangi bir şey vermeye veya kurtarmaya değil "fiilen yarattığımız durumun ve haklarımızın tanınması" için gidiyor. Yani söke söke aldığımız haklarımızı tarihin nazikçe yaz­ masını istiyor. Yoksa Atatürk taviz vermeyi daha Londra Konferansı toplanırken de biliyordu. Savaşmanın hiçbir anlamı yoktu. Oysa Türk tarafı masa başında değil, savaş meydanında hak kazanmayı tercih etti.

Lozan'm önemi Türk egemenliğinin tanmmasıdır Nitekim tarih de Lozan'ı Türk toprakları üzerinde Türk ege­ menliğinin tanındığı anlaşma olarak yazar. Toprak meselesine gelmeden, ver kurtulcuların tükendiği nokta burasıdır. Annan bel­ gesi açıkça Kıbrıs'ta Türk egemenliğini reddeden bir bildiridir, Atatürk de Söylev'de Lozan'la ilgili olarak bunu anlatır: "Ben ne olursa olsun olumlu sonuç alınacağına güveniyordum. Türk ulusunun varlığı için, bağımsızlığı için, egemenliği için ne olursa olsun elde etmek ve sağlamak zorunda olduğu temel hak­ ların dünyaca tanınacağına hiç kuşkum yoktu. Çünkü, gerçekte bu temel (haklar) güçle, hak ederek ve eylemli olarak elle tutulurcası­ na alınmıştı. Konferans masasında istediğimiz, gerçekte elde edilmiş olan hakların yöntem gereği yazılıp onanmasından başka bir şey değildi. İsteklerimiz açık ve doğal haklarımızdı. Bundan başka, haklarımızı korumak ve sağlamak için gücümüz de vardı; gücümüz de yeterdi. En büyük gücümüz, en güvenilir dayanağımızı ulusal egemenliğimizi elde etmiş, onu eylemli olarak halkın eline vermiş ve halkın elinde tutabileceğimizi yine eylemli olarak tanıt­ lamış olmamız idi."

Lozan'da toprak kaybımız yok Ver-kurtulcuların kendilerini dayadıkları ve Yalım Eralp'in bah­ settiği toprak tavizi ise Lozan'da yoktur. Yalım Eralp'in bahsettiği Batı Trakya, Batum ve Musul'un hiçbirisinde halihazırda Türk kuvvetleri bulunmamaktaydı. Musul-Kerkük'te İngiliz, Batum'da 250


MİLLİ DAVA KIBRIS

Rus ve Batı Trakya'da da Yunan egemenliği bulunmaktaydı. Nitekim Lozan'a giden Türk heyetinin elindeki listede Musul'la ilgili olarak "Süleymaniye, Kerkük ve Musul livaları istenecek, başka bir durum ortaya çıkarsa talimat alınacak" yazmaktadır. Yani bunlar pazarlıkta verecek tavizler değil, askeri kuwetimiz bulunmamasına rağmen istenecekler arasındadır. Sonuçta da Lozan'da bunlar konusunda bir taviz verilmemiş Musul ve Kerkük konusundaki sorun "çözümsüz" bırakılarak Lozan'ın dışına çıka­ rılmıştı. Yani çözümsüzlük de ver-kurtulcuların söylediğinin aksine anlaşma mantalitesi içinde bulunurmuş! Boğazlar meselesinde de aynı çözümsüzlük yoluna gidilmiştir. Eldeki metinde Boğazların olmazsa olmazı "Boğaz'da kesinlikle yabancı asker bulundurulmayacaktır". Lozan'da da bu sağlanmış ama Boğazlar meselesinin çözümü yine ileri bir tarihe atılmıştır. Yine bir taviz verilmiş değildir. Batum, zaten Lozan'ın konusu değildir. Lozan'da Rusya karşı taraf değil, bizim isteğimiz üzerine oraya çağrılan ve özellikle Boğazlar meselesinde desteğini aradığımız dost kuwettir. Nitekim görevlerini de yapmışlardır. Onun dışında Batum 1921 'de bugünkü şekliyle çözülmüştür. Lozan'da Musul görüşülemediği için, "Musul verildi de Lozan alındı" demek tarih çarpıtıcılığıdır. Lozan'ın olmazsa olmazlarını Atatürk belirlemiştir ve hepsi de alınmıştır. "Ermeni meselesi", kapitülasyonlar, azınlıklar, Boğazlar, Ordu bu konular içindedir ve Atatürk bunların kabul edilcmezlerini ortaya koymuştur.

_

Lozan'ın özü Milli Mücadeledir Buraların Misak-ı Milli sınırları içinde bulunduğunu söyleyip Atatürk taviz verdi demek insaf sınırlarını zorlamak anlamına geliyor. Esasında sorunun özü Misak-ı Milli'de değil milli mücadelcdedir. Lozan da yukarıda Atatürk'ün açıkladığı biçimde, Misak-ı Milli'ye değil milli mücadeleye dayanır. Aradaki farkı doğuran şey ise şudur. Misak-ı Milli son Meclis-i Mebusan'da Atatürk tarafından ilan ettirilerek şunu belgeliyordu: Bugün bize saldıran emperyalist ülkelerin kamuoyu bilmelidir ki bu topraklar251


TÜRKİYE'NİN ULUSAL GÜVENLİGİ VE KIBRIS

da Türkler yaşamaktadır ve Türkler savaşmadan teslim olmaya­ caklardı. Bu açıdan Misak-ı Milli Milli Mücadele'nin ruhu haline gelmiştir. Milli Mücadele ise elde olan kuvvetler ve olanaklarla yapılmaktaydı. Atatürk'ün Samsun'a çıkarken ilk muhtırası ordu komutanlarına eldeki ordularını terhis etmemeleri ve silahlarını ne olursa olsun elde tutmalarıdır. Milli Mücadele bu kuvvetlerle verilir. Kendi doğduğu toprakların da Batı Trakya'da bulunmasına karşın Atatürk daha başından oraların elden çıkmış olduğunu görüyordu. Milli Mücadele de bu yüzden dört bir yanda değil elde olan tüm kuvvetlerin toplanması ile Anadolu'da verilir ve Lozan'da bel­ gelediğimiz topraklar kazanılır. Misak-ı Milli dünyaya bir irade beyanı, Milli Mücadele yaratılan yeni gerçektir.

Kıbns'ta elde olanı verme çizgisi Bahsedilen yerlerin hiçbirisinde pazarlık yapılabilecek bir Türk kuvveti bulunmazken, bugün KKTC'de fiilen kurulmuş bulunan bir devlet ve Türk Ordusu'nun gücü bulunmaktadır. Annan Planıy­ la da ortadan kaldırılmak istenen kuvvetlerin başında bu Ordu gelmektedir. Yani Annan belgesi gerçekten de Türk kuvvetleri için bir toprak kaybı anlamına gelmektedir. Yanızca haritalarla istenen %35 oranındaki toprak açısından değil, aynı zamanda Türk Silahlı Kuvvetlerinin Kıbrıs'tan çekilmesi sağlanarak Kıbrıs'taki tüm topraklarımız açısından bir toprak kaybı gündemdedir. Lozan Türk toprakları açısından Bağımsızlık savaşımızın silahlı kuvvetle kazandığına göre bir gerileme getirmemiş tersine Trakya'daki topraklar göz önüne alındığında fiili bir ilerleme sağlamıştır. Yani Lozan'da masa başında verilen hiçbir toprak parçası yoktur. Aynı zamanda Lözan 1 . Dünya Savaşı'nda kaybe­ dilen önemli bir kısım toprağın da geri kazanıldığını belgelemekte­ dir. Bu yüzden ver kurtulcuların toprak meselesinde Lozan'a yap­ tıkları göndermeler tamamen çarpıtılmış ve gerçekdışıdır.

Masa başında kazanılabilecek hak yoktur Toprak meselesi ver kurtulcuların sorunlara nasıl yaklaştığına iyi 252


MİLLİ DAVA KI BRIS

örnek oluşturmaktadır. Onlar masa başında yapılacak bir takım oyunlarla ve verilecek tavizlerle Türkiye'nin Avrupa'dan destek göreceğine ve bir takım kazançlar sağlayacaklarına inanmaktalar. İşte Atatürk'ün Lozan'da toprak meselesine bakışı bu açıdan çok önemlidir. Yukarıda yaptığımız alıntıda Atatürk'ün daha başından konferans masasında çözülebilecek konularının Türk Ordusu'nun hakimiyetinde olan bölgelerle sınırlı olduğunu koy­ duğunu görmüştük. Misak-ı Milli sınırları içinde olmasına rağmen Atatürk Musul ve Kerkük'ün masa başında çözülemeyeceğini çok iyi görüyordu. Atatürk bu konuda sorumlu olarak, daha 1 . Dünya Savaşı sonunda İngilizlerin blöfüyle bölgeyi İngiliz işgaline terke­ den Osmanlı komutanını görür. Ancak artık yapacak bir şey yok­ tur. Bağımsızlık Savaşı milli kuvvetlerimizin olduğu yerde, onları koruyarak ve düşman yurttan atılarak gerçekleştirilir. İşte bugü­ nün ver-kurtulcuları Lozan'da Atatürk'ün aldığı tavrı değil, Ordumuzun olduğu yerden, Ordumuzu çeken Osmanlı komu­ tanının tavrını almaktadır.

ABD Lozan'ı hfila tanımadı Ver kurtulcular uluslararası düzeyde Kıbrıs'ı hiçbir devletin tanı­ madığını söyleyerek, Kıbrıs'ın egemenliğini reddediyorlar. 28 Şubat'ı bir ahiret günü olarak ele almalarının temel nedeni de bu. Türk askerine işgalci demek cüretini de yine bu "tanınma" mese­ lesinden dolayı bulabiliyorlar. Masa başı adamları oldukları için egemenliğin gerçek kriterlerini kavramış görünmüyorlar. Oysa biz adaya çıktık ve 20 yıldır, uluslararası toplum sessiz. Bu ne anlama gelir? Sizin egemenliğiniz orada fiilen bulunduktan başka, artık sorun karşı tarafındır anlamına gelir. Bir halkın varlığı­ na kanıt gibi bir devletin varlığına da kanıt uluslararası başka bir kişinin gözcülüğüne ve sözcülüğüne muhtaç değildir. Fiili ve eylemli varlık, varlığın yegane kanıtıdır. Ver-kurtulcuların yaptığı gibi "hiç kimsenin tanımadığı bir devlet yaratmayı başardık" diyerek gocunmanın anlamı yoktur. Çünkü Kıbrıs'ı tanımak yoluna giren birçok devletin kimler tarafından engellendiği de ortadadır. 253


TÜRKİYE'NİN ULUSAL GÜVENLİGİ VE KIBRIS

Peki tanınmamak çok mu problemdir? Örneğin ABD Lozan anlaşmasını 1 923'te tanımamıştır ve halen tanımamaktadır. ABD 1 927'e kadar Türk devletini tanımamıştır. Şimdi bu emperyalist Lozan'ı tanımadı diye Lozan'ı yok mu sayacağız. Ver-kurtulculuk buraya gitmektedir.

Lozan'da ver-kurtulculu.k Ver-kurtulcular Lozan'a gönderme yaparken, aslında Lozan'da ve Bağımsızlık Savaşımız sırasında da ver-kurtulcu tavırla karşılaştığımızı belirtmek gerek. Lozan sırasında, ilk göıii ş meler kesildiğinde "niye hemen imzalamıyoruz, imzalayalım da kurtu­ lalım" diyenler, Lozan'da temel taleplerimiz kabul olunup imza atıldığında bu kez de "neden tüm Misakı Milli topraklarını almadık" diye Lozan'ı eleştirmeye başlarlar. Aslında onların Lozan'daki derdi vatan toprakları üzerinde ege­ men bir Türk devletinin varlığı değildir. Lozan'ı dış politika konusu görerek iç politikadaki güçlerini pekiştirmek ve Mustafa Kemal Atatürk'ü zayıflatmak istemektedirler. Bunun için de bir gün neden taviz vermiyoruz derken, diğer gün neden toprak almıy­ oruz diyebilmektedirler. Onlar için vatan toprakları ancak politika konusudur o kadar. Bugünün ver-kurtulculuğunun da aynı eksende geliştiğini göıiiy­ oruz. Kıbrıs'ta Türk Ordusu çekilsin diyenler, Irak'ta işin içinde olalım pay kapalım telaşına düşüyorlar. Kıbrıs'ta "toprak mı önem­ li insan mı" edebiyatı yaparken Ahmet Altan "Lozan'da 3,5 mil­ yon metre toprak kaybedip sevinen tek millet biziz" diyerek şove­ nizm yapabiliyor. Ver-kurtulcuların Lozan üzerinden politika yapması anlamsız değil. Kıbrısta ve Türk siyasetinde Ordu'nun varlığını onların siya­ setlerine çomak sokuyor. Güçsüz taraf oldukları için de Atatürkçü ordunun karşısına Lozan'ı ve Atatürk'ü koymak gibi bir politika izleyebiliyorlar. Yoksa çabucak Lozan'ı unutmak niyetinde olan bu kesimlerin bir anda Lozan'ı hatırlamasının başka bir anlamı yok. Lozan ver-kurtulcuların tamamen kaybettikleri bir zemin. Lozan'la ilgili gerçekler ortaya konduğunda ver-kurtulcuların 254


M İLLİ DAVA KIBRIS

çarpık ve değersiz tezlerinin hiç birisinin tutunması mümkün değil. Bu tezler medya tarafından çarşaf çarşaf kağıtla savunulsa da Kara Kuwetleri Komutanı Aytaç Yalman'ın ziyaretinde olduğu gibi Atatürkçü kuwetlerin K.ıbrıs'taki en ufak bir kıpırdanışında allak bullak olmaları boşuna değil. Ver-kurtulcular K.ıbrıs'ta adım adım sona yaklaşıyorlar. Türk bağımsızlığının ve egemenliğinin temel belgesi olan Lozan'ın adını sıkça anmaları onların güçsüzlüklerinin ve zaaflarının sonu­ cu. K.ıbrıs'ta da Türk bağımsızlığı ve egemenliği gerçek Lozan düşüncesiyle hareket eden Türk Ordusu'nun teminatı altında.

TÜRKSOLU, Sayı: 23, 10 Şubat 2003

255


•

•

MiLLi

DAVA'NIN •

•

SESi


TÜRKSOLU Sayı :

18

2

Ara lık 2002


TÜRKSOLU Sayı :

39

15

Eylül

2003


TÜRKSOLU . Sayı :

44

24

Kasım

2 003


TÜRKSOLU Sayı: 8-1 5 Temmuz 2002

TÜRKSOLU Sayı : 1 7- 1 8 Kasım 2002

TürfıiJe'nin 90rUnV !Vrban ve kıbns dttğ• , lolklik YO boğımsafığımıxı korumaktır

TÜRKSOLU Sayı: 1 8-2 Aralık 2002 TÜRKSOLU Sayı: 1 8-2 Aralık 2002

TÜRKSOLU Sayı: 1 8-2 Aralık 2002

TÜRKSOLU Sayı: 1 9-16 Aralık 2002

Barış için, Ordu'nun vanmol

TÜRKSOLU Sayı: 22-27 Oc:alc 2003

TÜRKSOW Sayı: 20-30 Aralık 2002

*''''*'

Annan Planı'na karşı Türkiye Cumhuriyeti-KKTC bütünleşmesi

TÜRKSOLU Sayı: 22-27 Oaılc: 2003

TÜRKSOW Sayı: 23-1 O Şubat 2003


'''''"' Ver- kurtul eskidi, çöz-yaşat verelim!

TÜRICSOLU Sayı: 23-1 O Şubat 2003 TÜRICSOLU Sayı: 24-24 Şubat 2003 Rumlara EOKA'cı başka n ! TÜRKSOLU Sayı: 24-24 Şubat 2003 +ııgşgı

lr\•"'"'"LAN

TÜRICSOLU Sayı: 24-24 Şubat 2003 Erol -nisab:

Kıbns AB kıskacına nasd lrdl?

İıte Kıbns, iıte meydan, iıte OenktcıJ:

Topra k namustur,

TÜRICSOLU Sayı: 28-21 Nisan 2003

verilmez!

TÜRICSOLU Sayı: 25-1 O Mart 2003 MllHŞDM

fi

A

AB Kıbrıs'ı ilhak kararı aldı

TÜRKSOLU Sayı: 2�21 Nisan 2003

TÜRKSOLU Sayı: 33-23 Haziran 2003 Son halifeye karşı son mücahidin yanına

TÜRICSOLU Sayı: 39-15 Eylol 2003 Barış Kuvvetleri gazileri:

devleti ni korumakta kararl ıyız

KKTC TÜRICSOLU Sayı: 39-15 Eylol 2003

TÜRICSOLU Sayı: 39-15 Eylol 2003


Atatü rk g en ç l i ğ i Yavru Vata n'da

Dış gü4ilerin KKTC'ye yönelik psikoloiik harekatı TÜRKSOLU Sayı: 40-29 Eylol 2003

TÜRKSOLU Sayı: 39-1 5 Eylol 2003

MMMiM

MŞiQ!M ,. ,_ _ Aralık ıeçimlori:

Mandacılar mı kazanacak Kuvayı Milli eciler mi

TÜRICSOLU Sayı: 39- 1 5 EylOI 2003

TÜRKSOLU Sayı: 39-1 5 Eylol 2003 1:1.ii.uxiıı.Ü .M .MJAZ

Ya Türk Kıbrıs varolu r a m ücahit a amaz TÜRKSOLU Sayı: 39-15 EyfOl 2003

Körlü k içinde bônş olmaz! . . TÜRKSOLU Sayı:40-29 Eylül 2003

ismet KOTAK (Holkın 5ffi yazan)

Gözünü Anavatan' dan ayı ran yo k o lur TÜRKSOLU Sayı: 39-15 Eylol 2003

.,,., _ ....,_ _.. ........ .

için yurdumuzu terk etmeyiz AB

TÜRKSOLU Sayı: 4 1 -1 3 Ekim 2003 Ta nrı T ü rkiye'yi ve Kıb rıs'ı bu satıcılardan korusun TÜRICSOLU Sayı: 40-29 EylOI 2003

ld"Slll

:·

BOtön Türkler Ktbns'o TÜRICSOLU Sayı: 41-1 3 Ekim 2003

'


TÜRKSOLU Sayı: 4 1 - 1 3 Ekim 2003 r-.ı.uıV..•i@lw. Muhalefeti bir de Rum basırtmdan dirııe

ileri Sayı: B-Ocak-Şubat 2002

TÜRKSOLU Sayı: 4 1 - 1 3 Ekim 2003

TÜRKSOLU Sayı: 42-27 Ekim 2003

ileri Sayı: B-Ocak-Şubat 2002

TÜRKSOLU Sayı: '42-27 Ekim 2003 l 878'de de "Ya imzala,l(ıbrıs'ı ver; ya da yardım yok'' demişlerdi

TÜRKSOLU Sayı: 42-27 Ekim 2003

ileri Sayı: 1 5-Mart-Nisan 2002


TÜRKSOLU Sayı: 23-1 O Şubat 2003 c;.,. ...: ..... 'llf'l" ....l> ....·. " 1"'""_ ...,,.... ......... 0!'�;ft....... -,ı_ ,.. .__.. ..,.� ...... ,..... ... � 11"4.. ı_...... ,..,,,. _ .... � •.1- .,...._ �.-'°'"''"... �.:..... - ....... ...,._ .. ... �..... ....... ...... '"""-' oı.. =..ı....ı �.ı• -.i-.

Müttefik kuıatması altında

U l usal Güvenlik Stratei isi TÜRICSOLU Sayı: 32-9 Haziran 2003

TÜRKSOLU Sayı: 38-1 EylOI 2003

TÜRKSOLU

· Sayı: 44 ._... ___. 24 Kasım 2003

._._ .._.. � .... --.._ ..._ .... _ _ ._ __ .... _ ..., _

liJWifll Bati i l e hesaplaşma Kıbrıs' ta başladı

'--����____.

TDRKSoLu

�� 2003


TÜRKSOLU Sayı: 44 ı.....:...::..::.:.:�.:.;;.;;::;;;;..;.:;;;.;...;;;...,._���� 24 Kasım 2003

TÜRKSOLU Sayı: 44 L..:.:.;;::.:;.;:;.�';.:;;.;.�..;;.,...;....;..;._..._��---�__, 24 Kasım 2003

•MiiW TO RKSow

Kıbrıs: Yo çö:zü l memb:i n

_ı_ _g ı:i_ şi_ c_ t !_� ş lo a_ n_b l i.: ri_ ya .. d_ :.. m ı...:. _n _i_ a_d __ _i_ _

.,,,,. İşbirl i kç i lerin

ki m l ik

�ı:.m 2003

.�-:�·.": ,--. ;· ;�;;..: . ,':' . . . ' ' . �· .... ' ·�..

.

. . ,,_ ·� ' .. ·· · - • - - . - ... . ... .

�:: p·-:.:.�: '.�:�_:<. ..:.�:...<·-- .�.::� ����.. :.: : ; �:

:

�'

-� . . • ' • -.: - .

e,.�

Lu parça l an m ası :i:L)'._�;;�.'� , , . · ·· l_ a r ı_-"-"'-'-"-'L_ ve s_ o_ n_u�ç� _ "- ------� 24 Kasım 2003

ismet

1(0TAK (KKTC Hotı.ın Sat gontesi yamn)

Verheugen, azıh bir Türk TORKSoLu Sayı· 44 ve D en kta ş d u ş ma nı 24 Kasım 2003 ..


Mil ����� i �ERi •

S es ı

�=

;..;....

1 0 b i n t i r a j ı y l a T ü r k i ye ' n i n e n �ok sata n f i k i r d e r g i s i www . i l e ri 2 0 0 0 . o rg


Ülkemizde Atatürkçü ve Atatürkçülük denildiğinde ilk akla gelen isim kuşkusuz Yekta Güngör Özden'dir. Bu, sadece Atatürkçülerin değil aynı zamanda Atatürk düşmanlarının da ortak fikridir. Bu kitabımızda Yekta Güngör Özden' in 1 969'dan bu yana Atatürk ve Atatürk-çülük üzerine yayınlanan yazılarını ve İleri dergisinde son üç yıldır yayınlanan yazılarını derledik. Okurları­ mızın ilgiyle karşılayacağını umuyoruz.


Atatürkçülük, Türkiye'nin çok tartıştığı bir kavram. Bu ülkenin kurucusunun fikirlerinin hala tartışılıyor olması son derece üzücü bir durum, çünkü Atatürkçülük tartışılacak bir kavram değil, yaşanmış bir tarih. Bu tarihin, yani Türkiye'nin Atatürkçü döneminin unutturulmuş olması bugün yaşadığımız tartışma ortamının nedeni. Atatürkçülük Nedir, böyle bir ortamda, Atatürkçülüğe dönüş çağrılarının yapıldığı ve Atatürkçülüğün yeniden bir kurtuluş yolu olarak görüldüğü bir dönemde çıkıyor. Kitapta, yaşadıkları dönemde Atatürkçülüğe büyük katkısı olan düşünürlerimizin kapsamlı değerlendirmelerini bulacaksınız. Doğan Avcıoğlu, Niyazi Berkes, Şevket Süreyya Aydemir, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Mehmet Ali Aybar ve Uğur Mumcu, Atatürkçü Türkiye mücadelesinin unutul­ isimleri. istenen maz Unuttturulmak Atatürkçülüğü onların yazısında en canlı şekilde bulacaksınız.

--------.

�!:��41.�jl

Geriye-arkaya bakmadan ileriye koşan gençler, kimi yanlış anlamayı, yanılgıyı giderip gerçekleri belirterek bu kitapla çevreye ışık tutmaktadırlar. Kimileri övgüyle karşılayacak, kimileri düşünecek, kimileri utanacaktır. Karalama, kötüleme ve söylentilerin haksızlığı anlaşılacaktır. Gençlerin yolu yalnızca Atatürk yoludur. Kavgaları bağımsızlık, özgürlük, onur, eşit­ lik, demokrasi, adalet ve bilim için düşünce bağlamında ve uygarca yürütülen çalış­ malardır. Atatürk yolunda Atatürkçe büyümek ve güçlenmek için, tüm kötülük­ leri önleyip esenlikle yaşamak için hep­ imize sorumluluk düştüğünü bilelim ve bundan onur duyarak gereklerini yerine getirelim. Bu kitap erdem ve onur için yeni bir çağrıdır. Emeği geçenleri içtenlikle kut­ luyorum.

Yekta Güngör Özden 'ln önsözüııden


Gökçe Fırat, bu çalışmasında, Atatürk'ün ölümüyle başlayıp l 2 Eylül'le doruğuna ulaşan Atatü rkçülüğü d üzen ıçıne Ga rd rop çekme ve Atalürkçülüğü'ne dön üştürme sürecini ele alarak, Atatürk'ün önderlik ettiği Türk Devrimi'nin gerçek, devrimci n iteli ğ i n i ortaya koyuyor. Bu çalışma Atatürkçülüğ ü n sadece Türkiye için değil, tüm ezilen d ünya için a n la m ı n ı araştırarak, onun ezilen ulus­ la rın bağımsızlık, devrim ve sosyalizm mücadelesi içindeki yerini tespit ediyor. Türk Devrimi Kuvayı Milliye'nin, ulusal ve evrensel kaynakları ayrıntılı bir biçimde ele alınarak, onun Marksist ve Üçüncü Dünyacı içindeki yeri ideolojiler araştırılıyor ve tüm ezilen dünya için yeni devrimci bir ideolojik hat çizilmeye çalışılıyor.


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
İleri Yayınları - Milli Dava Kıbrıs by Türkçü Betik - Issuu