KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Prof. Dr. Ahmet BURAN
Ekim
2007
-
ELAZIÖ
MANAS YAYINLARI NO: 26 ARAŞTIRMA VE iNCELEME ESERLERi DiZiSi: NO: 9
Tlf: (0.424) 237 1 3 15 - Fax: (0.424) 236 30 68 Nailbey Mah. Vali Fahribey Cad. Huzur iş Merkezi No: 1 Kat: 5/ 1 4 - Elazıa
r;l) iz<J"
ı.te- Sa'fl.a, r;l) üzeni, Şule ÖZGER
Xapak cr;a.sauff// Dr. Tamer Kavuran
93adıv Örnek Ofset ve Matbaacılık Gazi Cad. Erzen Pasajı No: 45/ 12 Tlf: (0.424) 2 1 2 1 732 Elazığ -
93vıüu:J/ 93aslıv EKiM 2007 / 1500 adet
ISBN: 978-975-6089-25-5
İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ 7 Kısaltmalar. . . ............................................................................ 13 . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . . ............•....................•................•....•
Birinci Bölüm
A- KORKU TÜNELİ A. 1. 20. YÜZYILDA TÜRKLERİN UGRADIGI SÜRGÜN, BASKI VE SOYKIRIMIN GENEL ve KISA TARİHÇESİ. .. 19 A. 1. l. BALKANLARDA . . . . .. . . ... .. . .. . . .. ... . . . .. ..23 A. 1. l. a. Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol ............. .. . . . . .. . . . . .. . . . 29 A. 1. 2. ADALARDA . . . .. .... . .. . .. ..... .... . . . .... ... .37 A. 1. 2. l. Kıbrıs... ..... ..... .... ..... . ..............................................37 A. 1. 2. 2. Girit.. . . .... .. .... . ........ ..... ........... ..........................46 A. 1. 3. SOVYETLER BİRLİGİNDE . .... . . ... . .. . . . . .51 A. 1. 3. a. 1921-1940 Yılları Arasında VÇK-OGPU-NKVD Tarafından Mahkum Edilenlerin Sayısı ....................... .... ..57 A. 3. b. Çalışma Kampları ve Bulundukları Yerler ................ 59 3. c. Siyasi Af Süreci Ve Kanunların İşlemesi... ......... ... ...61 A. A. 3. l. Kırım . . .. .. .. . .... .. . . . . . . ... ... .... . .... ... ... .....65 3. l. a. Bir Hatıra........... ........... .............. ..... . . ....... .. ... ... 74 A. 3. l. b. Sürgün Kararnamesi.... .. . . . . . . . . . . .. . ... .77 A. A. 3. 2. İDİL URAL'DA. . ................... . .. . .. .. .. .. . .... . . ... 83 3. 2. a. Açlık Felaketi..... ... . .. . .. . . . . . . . . . . . 83 A. 3. 2.1. Tataristan . . . . . . . ............ .............. .... ............84 A. . ........................ ....... ........93 3. 2. 2. Başkurdistan. A. 3. 3. KAFKASLARDA....... . . . . . . . . ... . . . .. . ... ..... ....95 A. 3. 3. l. Azerbaycan . .. . . ............... ................. .... . ..... . 95 A. A. 1. 3. 3. l. a. 1918 Bakü Katliamı ...................... ............... ..... ..96 A. ı. 3. 3. l. b. Hocalı Katliamı . ...... ..... .. ... .............................98 A. ı. 3. 3. 2. Ahıska Türkleri.. . . . . . . . . ...... .. . ... .......105 A. 1. 3. 3. 2 a. Ah ıska Türklerinin Türkiye'ye Kabulü ve iskanına . . . .. . .. .... . ...........................................109 Dair Kanun A. ı. 3. 3. 2. b. Bir Hatıra . .. . .. .. ... .................. .............. 111 A. ı. 3. 3. 3. Karaçay-Balkarlar . .. . ..........................................113 A. 1. 3. 3. 3. a. Bir Mektup............... .... . . . . .. .. . ... .. . . .116 A. 1. 3. 4. BATI TÜRKİSTAN'DA ... ................................. ... .121 ..
.
......
.
...
.
. . .
.
.
.
.
.
.
.
...
.
. ..
. . . .. ......
. . . ........ . .......
.
.
. .
. . .
.
.. .. .. .
. ... ... .
. ...
.
.
.
... . ... ....
.. . . .
.
.
. .
.
.
.
....
.
....
. .. .
.. ...
. .. .. . .
.
.
.
.
. .. ......
.
.
.
.....
. . . . . . .
.
.
.
. .
.. ...
. ..
.
. .
.
.
.
............ .. .... ..
. .
........ ...
.
. . . .
.
. .
..
.
.
.
.
. .
. .
.
.
.
. . . . . ... .. .. .. ..
.
.
.
.
....
.
. ...
.
.
.
. ...
.
.... . . . ... .
... .
.
.
... ..
............... ...
... ...
.
.. . . . .... .. . .. ...... .... . .
.... . . .. . .. . ..
. .
.
.. . .
... . . . .... . . . . . ..
. .
. .
. .
.
..
.
.
..
.. .
.
.
... .
.... .
.
.
...
.
.
.
. .
.
.
. ... .........
..
.. .
.
.
..
...
.
3. 4. 1. Kırgızistan.................................................................121 A. A. 3. 4. ı. a. 1916 isyanı ve Katliamı.......................................122 3. 4. ı. b. Çon-Taş Katliamı ..................................................125 A. 3. 4. 2. Kazakistan.................................................................135 A. 3. 4. 2. a. Açlık Felaketi.. ......................................................137 A. A. 3. 4. 2. b. Jeltoksan Olayları ve Katliamı.............................139 3. 4. 3. Özbekistan.................................................................142 A. 3. 4. 4. Türkmenistan...........................................................144 A. 4. DOGU TÜRKİSTAN'DA ................................................149 A. 5. IRAK ve İRAN'DA..........................................................159 A. A.1.5.1.a. 1959 Kerkük Katliamı ................................................... 162 A.1.5.2. iran 165 6. TÜRKİYE'DE.................................................................. 171 A. 6. ı. Ermenilerin Yaptığı Katliam ve Soykırım................. 172 A. 6. 1. a. Bir Belge................................................................... 182 A. 6. 2. Rumların Yaptığı Katliam ve Soykırım..................... 184 A. 6. 2. a. Bir Musibet.. .............................................................188 A. 6. 3. Türkiye'de Türklere Yapılan Baskı ve Zulüm........... 189 A. 6. 3. a. Türkçülük-Turancılık Davası .................................. 194 A. 6. 3. b. HÜSEYİN NİHAL ATSIZ'IN SAVUNMASl.......... 197 A. A. 6. 3. c. ORHAN ŞAİK GÖKYAY'IN SAVUNMASl. ............ 221 ....................................................................................
ikinci Bölüm B-KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ B. ı. Doğubilimi ve Türkolojinin Doğuşu................................. 237 B. 1. l .Doğubilimi/ Oryantalizm..................................................237
B. 1. 2. Türklük bilimi/ Türkoloji...................................................239 B. 2. CEZALANDIRILAN ŞAİR YAZAR VE TÜRKOLOGLAR. 245 B. 2. 1. SOVYETLER BİRLİGİ'NDE..........................................249 B. 2. ı. ı. Rus, Ukrayn, Estonyalı Türkologlar.......................... 257 Aleksandr Nikolayeviç SAMOYLOVİÇ...................... 258 Yevgeniy Dmitriyeviç POLİVANOV...........................264 Artur Rudolfoviç Zilfeld-SİMUMYAGİ. .....................266 B. 2. ı. 2. Özbek Şair, Yazar ve Türkologlar............................... 268 Halid Said HOCAYEV ................................................275 Kayum RAMAZANOV.................................................277 B. 2. ı. 3. Türkmen Şair, Yazar ve Türkologlar..........................278 B. 2. ı. 4. Azerbaycanlı Şair, Yazar ve Türkologlar....................279 Ahmet CAFEROGLU.................................................. 284 Zaman HASANOV....................................................... 286 Gulam Kerimoğlu BAGİ ROV..................................... 288 Vatan Özlemi ve Bir Hayat Hikôyesi: Elmas YILDIRIM290
B. 2. ı. 5. Kazak Şair, Yazar ve Türkologlar . 294 Ahmet BAYTURSUNOV .. .299 Teljan ŞONANOV . 300 Hudaybergen JUBANOV 301 Mağcan CUMABAYEV 302 B. 2. 1. 6. Kırgız Şair, Yazar ve Türkologlar . 306 B. 2. 1. 6. a. MANAS DESTANI KALBİMİN AGRISIDIR........311 İşenalı ARABAYEV . 315 Kasım TINISTANOV 317 Aciman ŞABDANOV 318 Sultan KURMANOV 319 Osmonkul ALİYEV . . 320 B. 2. ı. 7. Tatar-Başkurt Şair Yazar ve Türkologlar . 321 Xebibraxman Gabdelveliulı ZE BİROV......................336 Gaziz Salihoviç GOBEYDULLİN............................... 337 Galimcan ŞEREF . 339 Galimcan İBRAHİMOV 341 Yakub AZİZOV.............................................................342 Salih ATNAGULOV.....................................................343 Nuri Agzam TAHİROV . . . 343 Cemal VELİDİ............................................................. 345 Ahmet TEMİR 346 Sadri Maksudi ARSAL. ...............................................348 Abdullah Battal TAYMAS 351 Turancı Bir Komünist: SULTAN GALİYEV 352 B. 2. ı. 8. Kırımlı Şair, Yazar ve Türkologlar 355 Bekir Sıdkı ÇOBANZADE...............................................358 Ömer İPÇİ..................................................................... 361 Umer Aci ASAN........................................................... 363 Yakup AZİZ OGLU . 364 GASPIRALI İSMAİL BEY..........................................365 B. 2. ı. 9. Nogay, Kumuk ve Karaçay-Balkar Şair, Yazar ve Türkologlar . . 370 B. 2. 2. ÇİN'DE . .. . . . 373 Bir Mücadele Adamı: İsa Yusuf ALPTEKİN 375 B. 2. 3. TÜRKİYE'DE . . 379 Hüseyin Nihal ATSIZ . . .384 Hüseyin Namık ORKUN 386 Şaik GÖKYAY 387 ................ ..............
........ . ................................
..................................................... .. ...................... .......................
............................................... ................. ..............
............................ ........................ ................................................... ...................................................
.............................................•......
............................ ............. .......... ............. ....
................... ................................ .... .................•............................
. . ........................ ...................
...................•........................................
...................•......................
..............
............................
...................... ................................
....................................................................... ..... . .............. ................ . .... ... ... ............................
...............
................................................... ... .......... ................. .................... .............
................................................
.................................................................
Kaynaklar
391
......................................................................................
KURŞUNW\NAN TÜRKOl.llJİ
ONSOZ
Türkler,
dünyanı n 20-90 doğu boylamları ile 33-65 kuzey
enlemleri arasın daki bölümünde yaşamaktadırlar. Zaman içinde sınırları daralıp genişlemekle birlikte,
" Türk Düny ası" dediğimiz
bu coğrafyanın doğudan batıya uzunluğu 6- 7 bin kilometre, kuzeyden güneye genişliği
3-4 bin kilometre kadardır. Bu büyük
coğrafyada, tarih boyunca çok sayıda Türk devleti kurulmuş ve uzun yıllar
"Avra.\ya"
coğrafyası Ti.irk soylu halklar tarafından
yönetilmiştir. Türkler, fethettikleri ve yönettikleri toprakları vatan !aştırmak için imar etmiş; yollar, köprüler, hanlar, hamamlar, camiler yaptırmış ve yeni alın an bölgelere çok sayıda Ti.i rk k ö kenli nüfus aktarmışlardır. Çoğu zaman savaşmadan Türklere tabi olan yerli halklar, yüzyıllarca Türklerle birlikte, dillerini. dinlerini, kültür ve kimliklerini koruyarak adalet ve barış içinde yaşamışlardır. 16. yüzyılın ortalarından itibaren ve özellikle de 17. yüzyıldan sonra; Türk dünyası dediğimiz bu büyük coğrafyanın doğu, batı, kuzey ve güney uçlarında kırılmalar ve geriye dönüşler başlamıştır. Bu geriye dönüş ve çekilme süreci, ne yazık ki, önlenemeyen kanlı bir "etnik
arındırnıa
"
yı ve "soyk ırım"ı da beraberinde getirmiştir.
Çünkü, çekilme ve geri dönüş süreci başlayınca, yerli halklar Türklerin onlara davrandığı gibi davranmamış; Ti.irk ordusunun çekildiği bölgelerde silahsız ve savunmasız kalan sivil Türkleri, amansız ve acımasız bir etnik arındırmaya, sürgün ve soykırıma tabi tutmuşlardır. Kuzeyde, Rusların l 552'de Kazan'ı işgal ederek Kazan Hanlığına son vermeleri ile başlayan süreç , İdil-Ural, Kırım. Kafkaslar ve 19. yüzyılın ikinci yarısında Türkistan' ın işgaline kadar si.imıi.iştür. 7
PROF. DR . AHMET BURAN
1 683 yılında Viyana önlerindeki yenilgi ile başlayan 1 9 1 2 yılında Balkanların kaybı ve Birinci Dünya Savaşı
Batıda, geri dönüş,
ile devam etmiş, Anadolu'nun Batılı devletler ve Yunanistan tarafından işgaline kadar ilerlemiştir. Doğuda
1 878 yılında Çinlilerin Kaşgar'ı işgal etmeleri ve
Kaşgar Hanlığına son vermeleri ile başlayan süreç, Doğu Türkistan topraklarının ve Türklerinin bütünüyle Çin esareti ve zulmü altında kalmasıyla sonuçlanmıştır. Güneydeki çekilme ise, Kuzey Afrika, Arabistan yarımadası, Irak ve Suriye topraklarının kaybedilmesi ile sonuçlanmıştır . . . Bu süreçte, Osmanlı Devleti Avrupa'daki topraklarının ve nüfusunun çok önemli bir kısmını kaybederken, Kırını, Karaçay Balkar ve Ahıska Türkleri, bin yıldan beri yaşadıkları yurtlarından çıkarılmış ve S talin yönetimi tarafından korkunç bir ölüm yolculuğuna çıkarılmışlardır. Yunanlıların Batı Trakya'da, adalarda ve Batı Anadolu'nun işgali sırasında yaptıklarına, Ermenilerin, Osmanlı devletinin en zayıf anında ayaklanarak sivil halkı katletmeleri eklenmiş, Irak, İran ve Çin'de yapılan baskı ve katliamlarla bütün bir Türk dünyası coğrafyası, zulüm ve katliam mekanı haline gelmiştir. Çarlık Rusyasının işgaliyle başlayıp Sovyetler Birliği döneminde, özellikle de Stalin yönetiminde devam eden Türkleri yok etme politikasına, ne yazık ki, Atatürk'ün ölümünden sonra Türkiye'deki kimi çevreler de katılmış; Rusya' da
''Türk ç ülük - Turancilık''
suçlaması
ile
Türk
a y dınları
cezalandırılırken, aynı tarihlerde aynı suçlamalarla Türkiye'de de çok sayıda aydın "Türk çülük-Turancılık '' suçlamasıya tutuklanmış, işkence görmüş ve yargılanmıştır. İki bölümden oluşan kitabımızın "Kork u Birinci Bölümünde,
Tüneli'' adını taşıyan 1 9. yüzyılın ikinci yarısı ile 20. yüzyılın ilk yarısı
arasında, yaklaşık yüz yıllık zaman dilimi içinde Türk dünyası coğrafyasın da meydana gelen bu sürgün, kıyım ve ölümler özetlenmiştir. Bu süreçte Kırını'da, Balkanlarda, Kafkaslarda, İdil-
8
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Ural'da, Batı Türkistan'da, Doğu Türkistan'da (Çin) , İran, Irak, Suriye bölgeleri ile Anadolu'da Türkler gerçek bir ölüm kalım mücadelesine girişmiş ve nüfuslarının yarıdan fazlasını kaybetmişlerdir. Kitabımızın bu bölümünde, sonsuza akan zaman yolculuğunda, Türklerin panik halinde girdikleri, yüz yıllık karanlık ''korku tüneli" nden sağ çıkanları ile çıkamayanlarının öyküsü özetlenmiştir. Kitabın "Kurşunlanan Türkoloji'' adlı İkinci Bölümünde ise, çoğunluğu Sovyetler Birliğinde olmak üzere, Çin'de ve Türkiye'de Türkologların, şair, yazar, fikir adamı Türk aydınlarının uğradığı katliam, sürgün ve baskılar anlatılmaktadır. Bu bölümde, daha çok cezalandırılan; sürgüne gönderilen, hapsedilen ve öldürülen şair ve yazarlara yer verilmiştir. Şair ve yazarlar temsil ettikleri Türk topluluğu ile ilgili bölümde ismen anılmış, hangi cezaya çarptırıldıkları daha çok dipnotlarda belirtilmiştir. Bunlar arasından, dilbilimci Türkolog olan şahsiyetlerin hayatı ve aldıkları cezalar kısaca açıklanmıştır. Bunlardan başka, özellikle Türkiye dışındaki Türklerin yerel ve genel Türklük mücadelesine önemli katkıları olan veya Türk dünyasında özel bir yeri olan Ga.\pıralr lrnwil Bey, Sultan Galiyev, İsa Yusuf Alptekin, Elmas Yıldımn gibi bazı kişiler hakkında da kısa bilgiler verilmiştir. Her kitap gibi, bu kitabın da bir öyküsü var: 1 6-2 1 Ağustos 2004 tarihleri arasında Moskova'da yapılan 37. Uluslar Arası Asya ve Kuzey Afrika Araştırdmaları Kongresi 'nde (lCANAS
XXXVII) bir bildiri sunmak için Moskova'ya gitmiştim. Orada görüp aldığım bir kitap, beni çok etkiledi ve bu konuda sorumluluğumuzu yerine getirmediğimizi düşünmeye başladım. Rw.ya Bilimler Akademisi, Doğu Bilimleri Enstitüsü yayını olan ve F. D . Aşnin, B. M. Alpatov, ve D . M . Nasilov tarafından hazırlanan eser, "Repressirovannaya Türkologiya" (Moskova
2002) adını taşımakta idi. Eserde Sovyetler Birliği döneminde baskı ve zulüm görmüş, sürgüne uğramış, hapis ve ölüm cezalarına
9
PROf'. DR . AHMET BURAN
çarptırılmış Türkologların hayat hikayeleri belgeleriyle anlatılmakta idi. Bu Türkologların kimi Rus kökenli, kimi Ukrayn, kimi ise çeşitli Türk topluluklarına mensuptu. Farklı kökenlere mensup olan bütün bu insanların ortak noktaları ise, Türk dili, edebiyatı, tarihi, folkloru ile ilgilenmeleri, "Sovyet vatandaşı" kimliğini benimsemeyip yerel ya da ulusal kimliklerini korumak istemeleri ve Türkiye Türkleri ile ilişkilerinin olmasıydı... O tarihlerde Kırgızistan'nın Bişkek şehrinde Kırgız-Türk Manas Üniversitesinde görev yaptığım için, kitabı alarak Bişkek'e döndüm. Daha sonra bunu Ahıska'dan sürülmüş ailelerden birinin çocuğu olan öğrencimiz İlmira Ragibova'ya, değerli meslektaşım Yrd. Doç. Dr. Semra Alyılmaz'ın danışmalığında, bitirme tezi olarak verdik. İlmira, bu çalışmayı Rusça'dan Türkiye Türkçesine çevirdi. Sovyetler Birliğinin dağılmasmdan sonra "Repressiya Kurbun larr " ile i·l gili ç o k sayıda kitap y a y ı n l a nmıştı. Repressirovannaya Turkologiya adlı kitabın ilhamıyla bu konuda yazılmış kitapları ve makaleleri toplamaya başladım ve gördüm ki, gerçekten büyük bir sorumluluk altındayız. Değişik Türk topluluklarına mensup binlerece aydın, "Türkçü, Turancı, halk düşmam, sistem karşıtı, Japon ya da Alman aja111" olmakla suçlanarak, sürgüne göderilmiş, baskı altına alınmış, hapsedilmiş ya da kurşuna dizilerek öldürülmüşlerdi. Türkler sözkonusu olunca Uluslararası hukukun, adalet ve insan haklarının işe yaramadığını biliyordum. Bu durumda beynimde Gasp ıralı 'nın sözleri yankılandı: "Millete hizmet etmek istiyorsan, elinden gelen işle başla . " Evet, bunları yazmak elimden . .
gelebilirdi ve ben çeşitli kaynaklarda yer alan, ancak kamuoyu tarafından çok ayrıntılı olarak bil inmeyen bu olayları yazmaya başladım. Bu çalışma vesilesiyle öğrencilik yıllarımdan beri adlarını ya da bir kısım eserlerini bildiğim, Samoyloviç, Polivanov, Hocayev,
10
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Çobanzade, Cumabayev, Baytursıınov, Tmıstanov, Atnagıılov, Gubeydullin, Şabdanov, Jubanov, Şonanov, A liyev, Asan, Kurmanov, Simumyagi, ipçi, Zebirov, Şeref, Hasanov, Arabayev, Azizoğlu ... gibi birçok dilbilimci-Türkoloğun c e z a l a n d ırıldığını ve g e n el l i k l e d e
kurşuna dizil erek
öldürüldüklerini öğrenince gerçekten çok üzüldüm. Elbette öldürülenler burada sayılanlarla sınırlı değildi ve daha birçok şair, yazar ve devlet adamı öldürülmüştü. Öldürülen bu şair, yazar, fikir ve devlet adamları Türk topluluklarının fikir ve kanaat önderleriydi. Onlar Türk toplumuna yol gösterecek, Türk dilini işleyecek ve Türk aydınlanmasını gerçekleştireceklerdi. Onları yok etmek, Türk milletini, yolunu aydınlatacak ışıktan yoksun bırakmak demekti. Onlar sadece bir can değil, bir millet demekti . . . Onun için bu kitabın adına "Kurşunlanan Türkoloji"
dedim.
Bu eserle biz, Türk dünyasında meydana gelen sürgün, baskı, soykırım ve insan hakları ihlaleri ile birlikte, "Türkoloji"nin siyasal ve sosyal tarihine dikkat çekmeyi amaçladık. Siyasal ve sosyal tarih, bu bilim alanında çalışan insanların yaşama biçimlerini, ilişkilerini, değer yargılarını, çektikleri sıkıntıları ve zorlukları tanımamızı sağlayacak; hangi fedakarlıklarla, hangi imkan ya da imkansızlıklarla, nereden nereye geldiğimizi bize gösterecektir. Siyasal ve sosyal tarih, bu bilim alanının geleneklerinin oluşup oluşmadığını ortaya koyacak; eski bilgi-yeni bilgi ilgisini ne kadar kurduğumuzu ve neleri nasıl anladığımızı, nasıl ifade ettiğimizi ve ne kadar değiştirdiğimizi ortaya çıkaracaktır. Ayrıca, Türklük biliminin siyasal ve sosyal tarihi, hangi ideoloji, yönetim ve toplumların, hangi dilden, dinden ve soydan insanların bu bilim alanına nasıl yaklaştıklarını da ortaya koyacaktır. Oryantalist, emperyalist, ideolojik ve siyasal yaklaşımlarla bilimsel yaklaşımlar arasındaki zihniyet farklılıklarını gösterecek ve bazı konuları daha doğru anlamamızı sağlayacaktır.
11
PRDF'. DR. AHMET BURAN
Bu eserle biz, dünyada hiçbir bilim kolu mensubunun yaşamadığı dramatik ve trajik olayları yaşayan ve canları pahasına Türkolojiye hizmet eden insanlara karşı vicdani görev ve sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalıştık. Özellikle Türkiye Türklerinin bugüne kadar Ti.irklük biliminin siyasal ve sosyal tarihine ışık tutacak eserler yazmamış olmalarını büyük bir eksiklik olarak gördüğümüzü belirtmek istiyoruz. İşte bu çalışmayla biz, karınca kararınca bu sorumluluğumuzu yerine getirmeyi, meslektaşlarımıza olan
vefa
borcumuzu
ödemeyi
ve
onların
hatırasını
ölüınsüzleştirıneyi amaçladık. Onun için eserin adı : "Kurşunlanan Türkoloji" d ir. Bu eseri hazırlarken çok sayıda insanı n destek, teşvik ve yardımını gördüm. Öncelikle bana bu çalışmayı yapına ilhamını veren Repressirov annaya Turkologiya adlı eseri Türkiye Türkçesine çevirerek ondan daha kolay yararlanmamı sağlayan sevgili öğrencim İlınira Ragibova ve onun danışmanlığını yapan değerli meslektaşım Yrd. Doç. Dr. Seınra Alyılmaz'a; benden daha fazla heyecanlanarak bir an önce bu çalışmayı tamamlamam için ellerinden gelen her yardımı severek yapan öğrencilerim ve meslektaşlarım Yrd. Doç. Dr. Ercan Alkaya, Arş. Gör. Fatih Özek, Arş. Gör. S. Kaan Yalçın'a; Rusça kaynakların tercümesinde yardımcı olan Yüksek Lisans öğrencim Mehmet Özeren'e; Çon Taş katliamı bilgilerini Kırgız yetkililerine haber veren Bübüyra Kıdıraliyeva hakkındaki bilgileri ve Tayna Çan-Taşa adlı eseri temin ederek gönderen Kırgız-Türk Manas Üniversitesi Türkoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Mirzat Rakıınbekuulu'na teşekkür ediyorum.
12
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Kısaltmalar agb.
: Adı geçen bildiri
age.
: Adı geçen eser
agm.
: Adı geçen makale
Bk.
: Bakınız
Çev.
: Çeviren
EOKA-B
: Kıbrıslı Savaşçılar Milli Organizasyonu
GKO
: Glavnıy Komitet/ Baş Komite
GPU
: Gosudarstvennoe Politiçeskoe Upravlenie/
GULAG
: Glavnoe Upravlenie Lagerey/Kamplar Baş İdaresi
ICANAS
: lnternational Congress for Asian and Northern
Devlet Siyasi İdaresi
Afiican Studies/Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Araştınnaları Kongresi KGB
: Komitet Gosudarstvennoe Bezopasnosti/Devlet
KP
: Kommunistiçeskaya Partiya / Komünist Parti
KPK
: Komitet Partiynogo Kontrolya/Parti Kontrol Komitesi
Güvenlik Komitesi
KPMK
: Komünist Partisi Merkez Komitesi
KPSS
: Kommunistiçeskaya Partiya Sovetskogo Soyuza/ Sovyetler Birliği Komünist Partisi
MGB
: Ministerstvo Gosudarstvennoy Bezopasnosti/
MS
: Milattan sonra
MVD
: Ministerstvo Vnutrennıh Del/ İçişleri Bakanlığı
NKVD
: Narodnıy Komissariant Vnutrennıh Del/ İçişleri
OGPU
: Obyedinennoe Glavnoe Politiçeskoe Upravlenie/
ONO
: Osobıy Narodnıy Otdel/Özel Halk Bölümü
Devlet Güvenlik Bakanlığı
Halk Komiserliği Birleştirilmiş Baş Siyasi İdare
oso ÖSSC
: Osobıy Otdel /Özel Bölüm : Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti 13
PROF. DR . AHMET BURAN
PP OGPU TR
: Polnomoçnıy Predstavitel Obyedinennoe Glavnoe Politiçeskoe Upravlenie Tatarstan /Tataristan Tam Yetkili Birleşik Siyasi İdare Başkanlığı
RMMO
: Rum Milll Muhafız Ordusu
RSFSR
: Rossiyskaya Federalnaya Soyuznaya
S.
: Sayı
s.
: Sayfa
Respublika/ Bağımsız Devletler Topluluğu
SSCB
: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği
STP
: Sosyal Turan Partisi
TASSR
:Tatarskaya Avtonomnaya Sovetskaya Sosyolisti çeskaya Respublika/Otonom Sovyet Sosyalist Tataristan Cumhuriyeti
TBMM
: Türkiye Büyük Millet Meclisi
TDK
: Türk Dil Kurumu
T KP
: Türknıenskaya Koınmunistiçeskaya Partiya /
Ts KPSS
: Tsentralnaya Kommunistiçeskaya Partiya
Türkmen Komünist Partisi Sovetskogo Soyuza/ Sovyetler Birliği Merkezi Komünist Partisi Ts.K. V KP(b)
: Tsentralnıy Komitet Ysesoyuznaya Kommu nistiçeskaya Partiya (bolşevikov) / Birleşik Komünist Partisi Merkez Komitesi
UNKV D
: Upravlenie Narkomata Vnutrennıh Del/ İçişleri
vd.
: Ve diğerleri
VÇK
: Vserossiyskaya Çrezvıçannaya Komissiya /
V KP(b)
: Ysesoyuznaya Kommunistiçeskaya Partiya /
Yay.
: Yayın
Halk Komiserliği İdaresi
Rusya Dış Komisyonu Birleşik Komünist Partisi( Bolşevikler) Y SP
: Y üksek Sovyet Prezidyumu
yy.
:Yüzyıl
14
'?Jl/lwıf Stalin zorbalığı, sad ece suçlad ığı kişileri cezaland ırmamış, suçun şahsiliği prensib ini de çiğneyerek, cezaland ırd ığı ayd ınların eşlerini ve çocuklarını d a işkence, sürgün ve hapis cezalarına çarptırmıştır. Böylece Sovyetlerd e, çok acı bir d ağılmış aileler sorunu da yaşanmıştır. Ben bu eseri, Stalin zulmünd en zarar gören Türkologların saygıd eğer eşleri ile gönül ve hayat yold aşım, sevgili eşim Gülay 'a ithaf ed iyorum . . .
1.
BÖLÜM
A. KORKU TÜNELİ
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
A. I. 20. YÜZYILDA TÜRKLERİN UG RADI G I SÜRGÜN, BASKI VE SOYKIRIMIN GENEL ve KISA TARİHÇESİ
Türk tarihi bir soykırımla başlar. Çin kaynaklarından öğrenilen bir efsaneye göre, Türklerin ataları bir savaşta bütünüyle öldürülür, yok edilirler. Bu acımasız savaşta, sadece on yaşında bir erkek çocuk sağ kalır. Bir ayağı kesilerek bataklığa atılmış olan bu erkek çocuğu dişi bir kurt bulur ve et getirerek onu besler. Çocuk ergenliğe ulaşınca dişi kurt bu çocukla ilişkiye girer ve gebe kalır. Sonra, komşu ülkenin hanı çocuğun yaşadığını öğrenir ve onu öldürtmek için tekrar adamlarını gönderir. Gelen kişiler çocuğun yanında bir kurt olduğunu görür ve ikisini biri ikte öldürmek isterler. Kurt kaçarak İdikut ülkesinin kuzeyindeki dağda bulunan, çevresi oldukça geniş bir mağaraya sığınır. Otlukları, çayırları bol olan bu vadinin çevresi yüksek dağlarla çevrilidir. Kurt burada uyuya kalır ve bir süre sonra on oğlan doğurur. Bu on çocuk büyür, başka ellerden kız alırlar. Bu çocukların her birinin soyu bir boy olur. İşte Türklerin soyu bu soykırımdan kurtulan ve dişi bir kurt tarafından beslenen çocuk ile kurttan türeyen nesle dayanır. Kurttan türedikleri için de Türklere Aşna/Aşina veya Asena adı verilmiştir1• Destanlar ve efsaneler, hayatın gerçeğini yalın bir dille anlatmazlar. Onlar doğrudan tarihin kendisi de değildir. Ancak destanların, mitolojilerin ve efsanelerin içinde çeşit] i sembollerle anlatılan tarihi gerçekler saklıdır. Doğru çözümlemelerle bu tarihi gerçeklere ulaşmak mümkündür. Halk arasıııda, "nasıl başlarsan öyle devam edersin" biçiminde bir söz vardır. Yukarıdaki efsanede görüldüğü üzere, ne yazık ki, Türkler tarihe kötü başlamışlardır. . . 'Van Şinxuay ve d., Xanzu Cazmalarındagı Kırgızdar, Şincan El Basması, 2004, s. 158167
19
PRDF. DR. AHMET BURAN
Ti.irk tarihi, adeta bir göçler tarihidir. Yaşanan çok sayıda savaşın önemli sebeplerinden ya da sonuçlarından biri de bu göçlerdir. Sürekli yer değiştiren, farklı dil, din ve kültürlerin coğrafyasına giren Türkler, ister istemez, gittikleri coğrafyadaki insanlarla bir hakimiyet mücadelesine girişmiş; savaşmışlardır. Türkler, ası1 büyük kıyım ve kırımları göçler sırasında yaşamışlardır. Her göç, Türkler için bir trajedi olmuştur. Tarih boyunca yaşanan bütün göçleri ve bu göçlerde karşılaşılan kıyım ve kırımları anlatmak bir kitabın hacmine sığmaz. Onun için biz daha çok 20. yüzyılda Türklerin uğradıkları göçlerin, sürgünlerin, kıyım ve kırımların bir bölümünü, özetlemeye çalışacağız. 16. yüzyılın ortalarında ( 1552), şehirdeki bütün erkeklerin kılıçtan geçirildiği Kazan hanlığının Ruslar tarafından yıkılması2 ve 17. yüzyı 1ın sonlarında Osmanlı Devleti'nin Viyana ön !erinde mağlup edilmesiyle (1683) başlayan yenilgiler ve geri çekilme süreci, içinde çok acı olayları barındıran bir felaketler zincirine dönüşmüştür. 18. yüzyılın ortalarından itibaren hızlanarak gelişen tarihi olaylar 20. yüzyılı Türkler için "kara" bir yüzyı 1 haline dönüştünnüştür. Nitekim 20. yüzyılın en mağdur, en mazlum ve en çok kırım ve kıyıma uğrayan milleti Türkler olmuştur. 20. yüzyıl, insanlık tarihinin en önemli yüzyıllarından biridir. Bi 1 im ve teknoloji bu yüzyılda zirveye çıkmıştır. Dünya ideolojik kutuplara bölünmüş, büyük savaşlar ve mücadeleler yaşanmış; insanlığın yaşadığı derin acılardan sonra, demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü genellikle bütün dünya tarafın dan benimsenen ortak değerler haline getirilmiştir. Bu gelişmeleri fırsat bilen birçok millet, tarihle hesaplaşmış; evrensel hukuktan ve uluslar arası kurumlardan yararlanarak kayıplarını telafi etmeye çalışmıştır. 20. yüzyılın en çok kaybeden ulusu olan Türkler ise, kaybetmeye 2
Kazan Hanlığının düşmesiyle birlikte Ruslar korkunç katliamlar gerçekleştirmişlerdir. Korkunç ivan'ın emriyle şehirdeki bütün erkekler kıl ıçtan geçirilmiş, sağ kalan kadın, kız ve çacuklar esir edilmiş, kadınlar 150.000 Rus askeri arasında dağıtıl mıştır. Bk. Nadir Devlet. Doğuştan Günümüze Büyük l slam tarihi-Ek Cilt, İ stanbul 1993, s. 139
20
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
devam etmişlerdir. Onun için 5 Ekim 1938 tarihinde kurşuna dizilerek öldürülen ünlü Özbek şairi Çolpan:
Bu Bu
imiş;bilgi-fen, hüner asrı imiş: yükselen beşer asrı
Hadisat öyle gösterdi ki; bu asır
Yalmz; şer ve şer ve şer asrı. derken, Mehmet Akif de; Tükürün, milleti alçakça vuran darbelere, Tükürün, onlara alkış dağıtan kahpelere... Tükürün, ehli salibin o hayasız yüzüne, Tükürün, onlarm asla güvenilmez sözüne... Medeniyet denilen maskara 111ahlukıı görün, Tükürün maskeli vicdanrna asrın, tükürün...
der.
Soykırımlar ya da büyük trajediler genellikle savaşlara bağlı olarak gelişen göçler sırsında meydana gelmektedir. Türkler, 17. yüzyılın sonlarından başlayan 18 ve 19. yüzyıllarda devam edip 20. yüzyılın ilk çeyreğine doğru Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde yapılan Kurtuluş Savaşına kadar genellikle kaybetmiş ve göçmüşlerdir. Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından sonra da devam eden bu göçlerden ve bu göçler sırasında yaşanan kırım ve kıyımlardan bazıları şöyledir.
21
A. 1. 1 . BALKANLARDA KULAGINDA KÜPE OLSUN UNUTMA. Rumeli 'nin dağı taşı ağlıyor Kan içinde her şubaşı ağlıyor Parçalanmış gövdelerin yanında Can çekişen arkadaşı ağlıyor. . . Bak ş u yurda tek bir ocak tütmüyor Issız kalmış bülbülleri ötmüyor O sevimli ovalan kurt almış Bir çobancık davar/an gütmüyor Kara toprak kandan olmuş kırmızı Doğrandıkça Türk kadım Türk klZl Can evine canavarca saldırmış Sürü sürü ırz ve namus hırsızı Mihraplara haç asılmış, ezanlar Susturulmuş güm güm ötüyor çanlar Camilerin minberleri yakılmış Çizme ile çiğneniyor Kur 'an 'far Ey Müslüman kendini hiç avutma Yüreğini öç almadan soğutma İnim inim inleyişi yurdunun Kulağında küpe olsun unutma. . . Tahirü'I Mevlevi 14 Ağustos 1 9 1 3
23
PROf". DR. AHMET BURAN
Göç, kimi zaman istenerek başvurulan umuda yolculuğun adı, kimi zaman da zorunlu bir yer değiştirme, bir sürgündür insanlık için. Kıtlık, salgın hastalık, kuraklık gibi doğal felaketler nedeniyle meydana gelen göçler, asıl itibariyle bir umuda, hayale, hayata yolculuktur. Ancak, insanlara, yaşadıkları coğrafyada hayat hakkı verilmemesi nedeniyle meydana gelen zorunlu göçlerde, genellikle acı, ezilmişlik, vahşet, katliam ve ayaklar altına alınan insanlık onuru vardır. Bu tür göçler, aslında birer sürgündür. Başka bir deyişle, bu tür göçler, vahşetten, zulümden, ölümden kaçıştır.
"İla-yı kelimetullah"
ve
"nizanı-ı alem"
ülküsüyle coşan
Osmanlı orduları, İslam adaleti, İslam hoşgörüsüyle fetihler yapmış ve üç kıtaya yayılan geniş bir coğrafyayı Osmanlı Devleti'ne bağlamış idiler. Türklerin adaletini ve hoşgörüsünü tanıyan yerli halklardan birçoğu, savaşmadan Osmanlı'ya tabi olmayı kabul etmiş ve Türklerin adaletine sığınarak dillerini, dinlerini, kültürlerini korumuş ve yaşatmışlardır. Osmanlı Devleti'nin fethettiği geniş coğrafyada, yüzyıllar boyu, Türkler ile diğer uluslar birlikte, barış ve adalet içinde kardeşçe yaşamışlardır. Osmanlı Devleti fethettiği yerleri vatanlaştırmak için, oraları her bakımdan imar etmiş; yollar, köprüler, camiler, hanlar, hamamlar yapmış ve o bölgelere önemli sayıda Türk nüfusu aktarmıştır. Yüzyıllarca dünyanın tek süper gücü olan Osmanlı Devleti, gerilemeye ve toprak kaybetmeye başlayınca, Türkler önemli ölçüde göç olgusuyla karşı karşıya kalmışlardır. Osmanlı ordularının çekildiği coğrafyalardaki Türkler, yıllarca birlikte yaşadıkları ve hep adalet ve şefkatle davrandıkları yerli komşuları tarafından, amansız ve acımasız bir baskı ve kırıma maruz bırakılmışlardır. İşte içinde büyük trajedileri, soykırımları barındıran bu göçlerin önemli bir bölümü Balkanlarda yaşanmıştır. İkinci Viyana kuşatması da başarısızlıkla sonuçlanınca, Osmanlı ordusu tarihinde ilk defa geri çekilmiştir. Bu çekilmeyle birlikte Avusturyalılar, İstanbul'dan çok önce,
24
1 389 tarihinde Türkler
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
tarafından fethedilen Üsküp' e kadar gelerek şehri yakmış ve birçok i nsan ı k ı l ı çtan geç i rerek öldürmüşlerd i r. 1 68 7 ' deki bu o l ay sonrasında, Üsküp'te yaşama olanağı bulamayan Türkler, göçmek ya da kaçmak zorunda kalmış ve İstanbu l ' a gelerek Unkapan ı civarında b i r mahal le kurmuşlardı r. B u olay v e 1 687 tarih i , Rumel i ' den Anadol u ' ya doğru yap ı lan göçlerin başlangıc ı n ı oluşturmuştur. 1 687 tarih i nde Üsküp' ten İstanbu l ' a yapı lan göçten sonra, yaşad ı k ları yerlerde rahats ız e d i len, baskıya uğrayan Türk top l u l ukları, çeşitli zaman larda Anadolu'ya göçmeye devam etmişlerdir. Daha sonra yapılan göçlerden, 1 774 tarihinde Balkanlar üzerinden geçekleşen Kırım Türklerinin göçü, 1 806 yılında Sırp ve Karadağ isyan ları, 1 829 tarih inde Yunanistan ' ın bağımsızlığını kazanması ve özellikle, 1 8771 78 Osmanlı Rus savaşı ile 1 912 Balkan savaşı sonrasında meydana gelen göçler önem l i d i r3• Yunan istan ' ı n bağımsızl ığın ı kazanması i l e birl ikte çeşitli bölgelerde yaşayan Türklere büyük baskı lar uygu l anmış ve göçe zorlanmışlardır. Öze l li kle Mora yarımadasında yaşayan Türkler büyük zulüm görmüş; kaçma fırsatı bu lamayan 20.000 Türk hunharca katledi l miştir. Rusların Yeş i l köy yak ı n larına kadar geldikleri 1 877/78 Osman l ı-Rus savaşı sonrasında Romanya, Sırbistan ve Karadağ bağımsızlıkların ı i l an etmişler, Bulgaristan ise özerk bir Prensl ik haline getirilmiştir. Bu savaş sırasında ve sonrasında bir buçuk m i lyon insan göç etmek zorunda kalmıştır. H içbir can güvenliği olmadan yollara ç ıkan bu insanlar, göç yolunda saldırılara uğramış; işkenceye, tecavüze ve her türlü insan l ı k dışı uygulamaya maruz kalmış, büyük bir kısmı yollarda öldürülmüştür4. B u göçler s ı rası nda yaşanan lar tam an l am ıyla b i r fe laketti r. Soykırımdan kurtulanların bir bölümü de açl ık, hastalık ve sefaletten 3
Bk. Bilal Şimşir, Rumeli'den Türk Göçleri ı, Ankara 1 968; Rumel i'den Türk Göı;lerl11, Ankara 1 970 ' Ahmet Halaçoğlu, Balkan Harbi Sırasında Rumell'den Türk Göçleri, Ankara 1 994, s. 5
25
PROf. DR . AHMET BURAN
ölmüştür. Sağ olarak güven l i bölgelere ulaşab i len ler, buralara yerleşt i r i l miş, Anadol u 'ya gelenler i se Osman iye, Reşadiye, İ h s an iye g i b i ad l a r l a kuru l a n ye n i yerl e ş i m b i r i m l e r i n e yerleştirilmişlerdir. 1 8 77/78 Osman l ı-Rus savaşı ndan sonraki en büyük göç dalgası, 1 9 1 2 Balkan savaşı sırasında yaşanmıştır. Dört ki.içtik Balkan devletçiği, Osmanlı'nın orduyu terhis etmesini fırsat bilerek hücuma geçmiş ve Osman l ıyı mağlup etm iştir. Türkler ancak İşkodra, Yanya ve Ed irne'de d irenebilmi şlerd ir. Savaş sırasında sivil Müslüman halk katl iama uğramış, kaçabilenler can larını kurtarmış ve İstanbul 'a, Anadolu'ya yönelen yen i bir göç dalgası o l u şmuşt u r. B a l kan savaş lar ı ndan sonra Osman l ı Devleti, Avrupa' daki topraklarının % 8 3 ' i.i nü, Avrupa' daki nüfusunun ise % 69'unu kaybetm iştir5• Si.iti.in bu savaşlar ve göçler sırasında her biri ayrı bir trajedi olan binlerce olay yaşanmıştır. Örnek olması bakımından bir Alman demir yolu memurunun 1878 savaşı anı larında yer alan bir notunu burada vermek istiyorum. A l ınan memur an ı larında, " Yolda dört yüz cesede rastlad1111. Üst üsle yığrlmışlardı ve hepsi çıplaktı. Kadın, erkek, çocuk hepsi önce karda, soğukta çıplak bırakr/1111ş, sonra öldürülmüşlerdi. Bunlarm içinden iki yaşmda bir çocuğu ben kurtardım" demekted i r. "Rumeli 'den Türk Göçleri " adl ı eserde, Bi lal Ş imşir 1 8 78 Osman lı-Rus savaşından sonra başlayan ve 1 9 1 2 Balkan savaşları sonrasında devam eden göçleri, Türk, Rus, Fransız, Bulgar ve İngiliz arşiv belgeleriyle ortaya koymaktadır. Bu eserde yer alan yüzlerce belgede, göçün, açl ığın, etnik ar111 d ırman111 , soykırımm ve korumasız kalan sivil insanların çaresizl iğinin, insan lık ayıbı olan örneklerin i görmek mümkündür. Örn eğin bu belgelerden biri, Petersburg'dai ngiliz Büyükelçisi Loftus tarafmdan Rus Dış İşleri Bakanı Gortchakow' a veri len notadır. Bu notada Rus ilerlemesi karşısmda Rumeli Türk halkının "
'Ahmet Halaçoğlu, ege••, s.26
26
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
panik halinde toplu olarak göçtüğü ve b u göç sırasında 1 00. 000 kişinin açlıktan ve soğuktan öldüğü belirtilerek, ha/km telaş ve korkusunun giderilmesi için, Rusların bir bildiri yayınlaması gerektiği" bel irtilmektedir'5 . Balkan larda yaşanan katl iamlarda Rus desteğindeki Bulgar birl ikleri önemli rol oynamışlardır. Sadece Harman lı katl iamında 20.000 kişi katledilmiştir. Balkan savaşı sırasında meydana gelen göçte, yaklaşık olarak 600.000 Müsl üman katled i l m i ştir. Bu 600.000 kişinin 200.000 'nin Bulgar çeteleri tarafından katledildiği tah m i n ed i l m ekted i r. 1 82 1 'deki Yunan ayak l anması ve bu ayaklanmaya ile birlikte başlat ı lan "etnik temizlik'', daha sonra uygulanan sürgün ve soykırımın başarılı bir örneğini oluşturmuştur. Bütün bu coğrafyadaki nüfus hareketleri, asl ı nda nas ı l bir göçün, sürgün ve katl iamın yaşandığını açıkça göstermektedir. Örneğin, Girit'te 1 82 1 'de 1 60.000 Müslüman, 1 29.000 Hıristiyan yaşarken, 1 9 1 1 'de Müslüman nüfus 28 000, H ıristiyan nüfus ise 3 0 7 .000 olmuştur. J. McCharty de 1 829 ile 1 923 yıl ları arasında Balkan larda 5 . 000.000 sivil nüf usun eridiğini, yok olduğunu belirtmektedir7• Eriyen ve yok olan bu sivil nüfusun tamamına yakını Müslüm anlardan oluşmaktadır. Ba l k an lardan An ado l u 'ya yap ı lan göç l e r C u m h u riyet döneminde de devam ett i . Bu göçlerin bir bölümü "mübadele " yoluyla gerçekleşti8. 1 923 mübadelesinde Yunanistan' dan yaklaşık olarak 500.000 insan Türkiye' ye geldi. Yunan i stan 'da baskı ve zu lüm gördükleri için, 1 952- 1 969 yı i lan arasında mübade le an laşmaları dışında 25 .000 kişi daha Türkiye'ye göçmek, kaçmak zorunda kald ı. Cumhuriyet döneminde Balkanlardan Türkiye'ye yapılan göçlerin en büyüğü Bulgaristan'dan oldu. 1 925-1 949 yılları arasında • Bilal Şimşir, age. - ı .. s. 293 'Justin McCa rthy, Ölüm ve Sürgün (Çev. Bilge Umarı. İ stan bul 1998, s. 73 vd. •Serdar Sarısır, Demografik Oyun Sürgün (1919-1923), İ stanbul 2006,
27
PROF. DR. AHMET BURAN
220.000, 1 95 0-52 yıl ları arasında 155 .000, 1 968-79 yılları arasında 1 1 5 .000, 1 989 y ı l ında ise yaklaşık olarak 230.000 kişi Türkiye'ye göç etmek zorunda kal d ı . Türkiye, bu son göçle, 2. D ü nya Savaşından sonra Avrupa'da görülen en büyük göç hareketiyle karşı karşıya kaldı. Dönemi n Bulgar yönetici )eri, Türklerin en temel insani hakların ı el lerinden aldılar. İsimlerini değiştird iler, d i l lerin i yasakladı lar, mezarlıklarına müdahale ett i ler, tarihi v e mimari eserler i n i yıktılar, dini ve m i l li kiml ikleri n i yok etmek için büyük baskılar, sindinn e ve asimilasyon politikaları uyguladı lar. Dünyanın gözü önünde gerçekleşt i ri len bu maddi ve manevi soykırıma maalesef bütün dünya seyirci kald ı. Belene kampından dünya basınına yansıyan görüntüler ise, insanın tüylerini ürperten bir vahşet ve insan l ık ayıbı olarak tarih teki yerin i ald ı . Bu soykırımdan kaçan larla b i r l i kte, Cumhuriyet dönem i nde Bu lgari stan ' dan Türkiye 'ye göç etmek zorunda kalan insan sayısı yaklaşık olarak 800.000' e u laşt ı . Bu rakam, Türkiye ' n in Cumhuriyet dönem inde aldığı göçlerin yaklaşık olarak % 48 ' i n i ol uşturmaktad ır. Ayrıca Cumhuriyet döneminde Yugoslavya'dan 3 05 .000, Romanya' dan 1 20.000 kişi Türk iye 'ye göçtü. 1 992 y ı l ında bağımsızl ığmı ilan eden Sırplar, Bosna-Hersek ve d iğer yerlerde büyük b i r soykı r ı m gerçek leşt i rd i ler. Avrupa ' n ın ortas ı n d a gerçekleştirilen bu soykırımın görüntüleri bütün dünya gazetelerinde ve televizyonlarında yayınland ı . A deta canlı yayınlarda soykırımlar yapıl maktaydı . Ancak öldürülenler Müslüman lar olunca, bütün dünya, Sırplar amaçlarına ulaşıncaya kadar seyretti. Bu vahşetten kaçab i l e n 2 0 . 000 i n san Türkiye'ye get i r i l d i . B i r b ö l ü m ü Kırklarel i ' ndeki göçmen kamplarına, b i r bölümü d e İstanbul 'un çeşitli semtlerinde oturan akrabalarm ın yan ına yerleştiri ldi. Hiç kimse doğup büyüdüğü, hayal ve hatıralarının şeki llendiği vatan toprakların ı nedensiz terk etmek istemez. Orduların çeki ldi toprak lardaki s i v i l i nsan l ar s i l ahsız ve savunmasız kal ı rlar. Bu lundukları topraklarda yaşama olanağı bulamad ıkları için de 28
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
zorunlu olarak göçerler. Mal-m ü l k bütün varl ıkların ı , bütün hayal ve hatı ralarını terk eden insan ların kaybettikleri sadece bunlar değildir. Canları, ırzları, namusları ve insanlık onurları da bu göçlerle birlikte yerle bir olur. Ç ünkü, yaşanı lan top raklarda hayat hakları olmadığı gibi, göç yol ları da güven l i deği ld ir. Ama Anadolu bir umuttur . . . Oraya ulaşanlar acı larını yüreklerine gömerek yaşamaya devam ederler. Göçler büyük acı l arla dol udur. B ütün zorluklarına, acı ve trajedilerle dolu h ikayelerine rağmen, şunu da bel i rtmek gerekir ki, göçlerin Anadolu ' nun Türkleşmesinde büyük rolü olmuştur. Önce 1 3 . yüzyılda Moğollardan kaçarak gelen ler, daha sonra da 1 9 ve 20. yüzy ı l lardaki göçlerle gelenler Anadol u ' nun Türkleşmesine öneml i katkılarda bulunmuşlardır.
A. 1. 1 . a. Türk ve Rum Nüfus Mübadelesine İlişkin Sözleşme ve Protokol 30 Ocak 1923 tari hinde im zalanm ıştır.
Türk iye Büyük M i l le t Me clisi H ük üme ti ile Yunan H ük ümet i aşağ ıd ak i hük üm le ri k ararlaştırm ışlard ır. Madde 1 Türk to prak larınd a ye rle şm iş Rum Ortodok s d in inde n T ürk uyruk ları i le , Yunan to prak larınd a ye rle şm iş Müslüm an d ininde n Yunan uyruk larının, 1 M ayıs 1923 tarihinde n b aşlayarak , zo runlu m üb ade le sine gi rişile cek tir. Bu k im sele rde n hiç b i ri, T ürk H ük üme tinin izn i o lm ad ık ça Türk iyc'ye, ya d a Yu nan H ük üme t i n i n i zni o lmad ık ça Yu nan i stan' a d öne rek o rada ye rle şeme ye cek tir. Madde2 Birinci Maddede öng örüle n m üb ade le: a) İ stanb ul 'd a o turan Rum ları, b) Batı Trak ya'da o tu ran Müslüm an ! arı k apsam ayacak tır. 1912 Yasası i le sın ırland ırıld ığı b iç imde İ stanb ul Be led iye [Şe hrem ane ti] sınırları içinde 30 Ek im 1918 g ününde n önce ye rle şm iş b ul unan tüm Rum lar. İ stanbu l 'd a o tu ran Rum lar sayılacak lard ır.
29
PROF. DR . AHMET BURAN
1913 Bükreş Antlaşm asının sapt am ış old uğ u sınır çizg isinin doğ usund aki bölgeye yerleşm iş t üm Müslüm an lar, Batı T rakya'd a o turan M üslüm anlar sayılacaklard ır.
M adde 3 K arşılı k i ı o larak, üzerind eki Rum v e Türk nüfu su m übad ele ed ilecek o lan to prakları 18 Ekim 1912 tarihind en so nra bırakıp g itm i ş o lan Rum lar ve M üs l üm an l ar 1 . inci M add ed e öng örülen m übad elenin kapsam ına g irer sayılacaklard ı r. İ şbu Sözleşm ed e kullanı lan '"göçmen" terim i , 18 Ekim 1912 tarihinden so nra g öç etm esi g ereken ya da g öç etm iş bulunan tüm g e rçek ya da tüzel kişi leri kapsam akt ad ır. Madde4 Aileleri Türk ülkesini d aha önce bırakıp g itm işo lup da kend ileri Türkiye'd e alıko nulm u ş bul unan Rum halkınd an vücut ça sağ lam erkekler, işbu Sözleşm e uyarınca, Yunanistan ' a g önd erilecek i l k kafi leyi o luşturacakt ır. Madde 5 İ şbu Sözleşme nin 9. ve 1 O. M add elerind eki çekinceler saklı kalm ak üzere, bu Sözleşm e uyarınca yapılacak m übad ele yüzünd en, Türkiye'd eki Rum ların ya da Yunan istan "d aki Türklerin m ü lkiyet haklarına ve alacaklarına hiç bir zarar veri lm eyecekt ir. Madde 6 Mübad ele ed i lecek halklara m ensup bir kim senin, hang i ned enle o lursa o lsun, g id işine hiç bir eng el çıkartılm ayacakt ır. B i r g öçm enin, kesinleşm iş bir hapis cezası bulund uğ u, henüz kesin leşm em iş bir cezaya çarpt ırıld ığ ı, ya d a kend isine karşı ecza ko vuşturm ası yürütüld üğ ü d urum larda.. söz ko nusu g öçm en, eczasını çekm ek ya da yarg ılanm ak üzere, kend isine karşı ko vuşturm ad a bulunan ülkenin m akam larınca, g id eceğ i ülkenin m akam larına teslim ed ilecekt ir. Madde7 G öçm en ler, bırakıp g id ecekl eri ül ken in uyrukluğ unu yitirecekler ve vard ı kları ülkenin to praklarına ayak bastıkları and a, bu ülkenin uyrukluğ unu ed inm iş sayı lacaklard ır. İ ki ülked en birini ya d a ötekini d aha önce bırakıp g itm iş o lan ve henüz yeni bir uyrukluk ed inm em iş bulunan g öçm enler, bu yeni uyrukluğ u, işbu Sözleşm enin imzası g ününd e ed inm iş o lacaklard ır.
30
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Madde8 G öçme n le r he r çe şit t aşınır m al ları nı yanlarınd a g ötürmekte ya da bu n ları t aşıttı rm akt a se rbe st o lacak lard ır. Bu yüzde n ke nd i le rinde n çıkı ş ya d a g iriş re sm i ya d a he rhang i b aşk a b ir re sim alı nm ayacaktır. Bu nu n g ib i, işbu Sözle şme u yarı nca b ağı tlı De vle tle rde n b irinin ülke sini b ırak ıp g ide cek he r top lu luk üye sinin ( cam i le r, tekke le r, med re se le r, k i l ise le r, m anastı rlar, oku llar, hast ahane le r, de rnek le r, b irl ik le r ve tüze l k işi le r, ya d a, ne çe şit o lu rsa o lsu n, b aşk aca te sisle r pe rso ne lini de k ap sam ak üze re) ke nd i top lu luk larını n t aşını rm allarını yanlarınd a se rbe stçe g öt ürme ğe yad a taşı ttı rm ağa hak l ı ol acak tır. 1 1 . M addede öng örüle n K arm a Kom isyo nu nu n t avsiye si üze rine . he r ik i ülke m ak am larınca, t aşım işle rinde e n geniş ko laylık lar sağlanacakt ır. Taşınır m allarını n tüm ünü yad a b ir b ölüm ünü yanlarınd a g öt üremeye cek o lan g öçme nle r, bu nları o lduk ları ye rde b ırak ab i le cekle rd ir. Bu durumd a, ye re l m ak am lar, b ırakı lan taş ını rm allar ın dök üm ünü ve değe rini, ilg il i g öçme nin g özle ri önünde sap tam ak la g öre v l i o lacakl ardı r. G öçme nin b ırak acağı t aşı nı r m al ların d ök üm ünü ve de ğe rini g öste re n tut anak lar d ört örnek o larak d üze nle ne cek ve bu n lard an b iri ye re l m ak am larca sak lanacak , ik incisi 9. M addede öng örüle n . arıtım işlem ine teme l alınm ak üze re , 1 1 . M addede öng örüle n K arm a Kom is yo nu na su nu lacak , üçüncüsü g öç ed ile cek ülke nin Hük ümet ine , d örd üncüsü de g öçme ne ve rile cekt ir. Madde9 8. M addede söz ko nu su o lan g öçme n le rin ve top lu luk l arın, ke nt ya d a k öyle rdek i t aşınm az m al ları i le bu g öçme nlerin ya d a top lu luk l arı n bı rakmı ş o lduk ları t aşını r m al lar, 1 1 . Maddede öng örüle n K arm a Kom isyo nca, aş ağıd ak i hük üm le r u yarınca arı tı lacakt ır: Zo ru n lu m üb ade le u ygu l a n ac ak b ö lge le rde bu lu nup m üb ade le u ygu l anm ayacak b ir b ö lgede ye rleşm i ş top lu luk l arı n d in ya d a yard ım ku ruml arının m al l arı d a, özde ş ko şu l lar içinde , arı tı lacak tı r. Madde 10 13 ağı t lı Yük sek Tarafl arın ülke le rini d aha öncede n bı rak ıp g itm iş o lan ve işbu Sözle şme nin 3. Madde si u yarınca nüfu s m üb ade le sinin k ap samı na g ire r sayı lan k im se le rin taşı nı r ya d a t aşı nmaz m al larını n arıtımı , 9 . m adde u yarınca ve Türk iye ile Yu nanistan'da, 1 8 Ek im 1 9 1 2 g ününde n bu yana yürürlüğe ko nu lmu ş yasalara ve he r çe şit yönetme l ik le re g öre , ya d a b aşk a he rhang i b i r zo ralım [m üsade re ], zo rla satın alım v.b . g ib i, işbu m al l ar üze rindek i m ülk iye t hakk ını he rhang i b ir yo ld an kı sıt layı cı nite l ikte hiç b ir önleme ko nu o lm ak sı zın,
31
PROF. DR. AHMET BURAN
yürütü lecektir. İ şbu Madd ed e ve 9. Madd ed e sözko nu su m allar, bu çeşit b ir önlem e ko nu o lu rsa. bu m allara, 1 1 . Madd ed e öng örülen Kom isyo nca, bu önlem ler u ygu lanm am ışçasına, d eğ er b içilecektir. K amu laştırılm ış m allara gelince, K arm a Kom isyon, her iki ülked e m üb ad ele kapsam ına g irecek kim selerin o lu p d am üb ad eleu ygu lanacak to prak lard a bu lu nan ve 1 8 Ekim 1 9 1 2 'den so nra kamu laştırılm ış o lan bu m al lara yenid en d eğ er b içecektir. Kom isyo n, b ir zarar verilm iş o lduğu nu g örürse, bu nu n o narılm ası için, m al sahiplerinin yararına b ir zarar - g id erim saptayacakt ır. Bu zarar g id erim i n tu tarı, m al sahiplerinin alacak hesab ına ve kamu laştırılan taşınm az m alın bu lu nduğu ülke H üküm etinin bo rcu na g eçirilecektir. 8. ve 9. M add e l e rd e söz ko nu su k im se l er, şu ya d a bu yo ld an yararlanm aktan yo ksu n b ırakı ld ıkları m alların g elirlerini eld e ed em em işlerse, bu g el i rlerin tu tarının kend ilerine g eri verilm esi, Savaş öncesi o rtalam a g e l ir tem el alınarak ve K arm a Kom is yo nu nca saptanacak yöntem ler uyarınca. sağ lanacakt ır. Yu nanistan 'd aki V akıfm allarının ve bu nlard an doğ an hak ve çıkarların ve Türkiye'd e Rum ların b enzer tesislerinin arıtım ına g irişirken, 1 1 . Madd ed e öng örülen K arm a Kom isyo n, bu tesislerin ve bu nlarla ilg i li bu lu nan özel kişilerin hakların ı ve ç ıkarlarını b ütünüyle ko rum ak am acıyla, d aha önce yap ı lm ış Ant laşm alard a k abu l ed ilen i lkelerd en esi nlenecektir. 1 1 . Madd ed e öng örülen Kom isyo n, bu hüküm leri u ygu lam akla g örevli o lacaktır. Madde JI İ şbu Sözleşm enin yürürlüğ e g irişinden b aşlayarak b ir aylık b ir süre içind e, Bağ ıtlı Yüksek Tarafl ard an her b irind en d ört ve 1 9 1 4- 1 9 1 3 Savaşına kat ı lm am ış Devletlerin uyru kları arasınd an Millet ler Cem iyeti Konseyinin seçeceğ i üç üyed en o lu şan ve Türkiye'd e ya d a Yu nanistan 'd a toplanacak o lan, b ir K arm a Kom isyo n ku ru lacaktır. Kom isyo nu n Başkan lığ ını, tarafsız üç üyed en her b iri sıra ile yapacaktı r. Karm a Komisyo n, g erekl i g öreceğ i yerlerd e, her b iri b ir Türk ve b ir Yu nanlı üye ile K arm a Kom isyo nca atanacak tarafsız b ir Başkand an o lu şacak ve K arm a Kom isyo na b ağ l ı kalarak çalışacak Alt- Kom isyo n lar ku rm aya yetk i l i o lacaktır. K arm a Kom isyo n. Alt - Kom isyo n lara verilecek yetkileri kend isi saptayacaktır. Madde 12 K arm a Kom isyo n, i şbu Sözleşm ed e öng örülen g öç ü d enetlem ek, ko laylaştırm ak ve 9. Madd e ile 1 O. Madd ed e öng örülen taşınır ve taşınm az m al ların tasfi yesine g irişm ekle yetki l i o lacaktır.
32
KURŞUNI.ANAN TÜRKOLOJİ
Karma Ko misyo n. göçün ve yuk arıd a b el i rtile n arıtım işinin yöntemlerini sap tayacak tı r. Karm a Ko misyo n, genel o larak , İ şbu Sözleşmenin u ygu lanmasınd a ge rek li göreceği önlemleri almağa ve bu Sözleşme yüzünde n or taya ç ık ab ilecek tüm so ru nları k arara b ağlamağa tam yetk il i o lacak tır. Karma Ko misyo nu n k ararları o y ço ğu nlu ğu ile alınacak tır. Tasfi ye ed i lecek mallara, hak lara ve çıkarlara il işk in tüm itirazlar Karma Ko misyo nu nca k esin o larak k arara b ağlanacak tı r. Madde 13 Karma Ko misyo n, ilgileri d inlend ik ten ya d a d inlemeğe yöntemi u yarınca çağırd ık tan so nra, işbu Sözleşme u yarınca artırı lması gerek en taşınmaz mallara d eğer b içtirme işlemine girişmek için tam yetk il i ol acak tır. Arıtılacak mall arad eğer b içilmesind e, bu malların altın p ara i le o lan d eğeri temel sayılacak tı r. Madde 14 Ko m isyo n, i lg i l i mal sahib ine, el ind en alman ve bulu ndu ğu ülk enin H ük ümeti emrind e k alacak o lan mal lar için bo rçlu k al ınan p ara tu tarını b elirten b ir açık lama b elgesi verecek tir. Bu açık lama b elgeleri teme l sayılarak bo rçlu k alman p ara tu tarları. arıtımın yap ılacağı ülk e ile H ük ümetinin, göçmenin b ağlı oldu ğu H ük ümete k arşı b ir bo rcu o lacak tı r. Göçmenin, i lk e o larak, göç ettiği ü lk ed e, k end isine bo rçlu bulunu lan p aral arın k arşı l ığınd a, ayrıld ığı ü lk ed e b ırak mış o lacağı mallarla eşd eğerd e ve nitelik te, mal alması gerek ecek tir. H er altı ayd a b ir, yuk arıd a b el irtilen b içimd e açık lama b elgeleri temeli üz erind en, her ik i H ük ümetçe öd enmesi gerek en p araların hesab ı çık artıl acak tır. Arıtım işlemi b ütünl end iği zaman, k arşı l ıkl ı bo rçlar b irb irine eşit çıkarsa, bu nlarla ilgili hesap lar d enk leştirilmiş ve k ap atılmış o lacak tır. Bu d enk leştirme işlemind en so nra, H ük ümetlerd en b iri ötek ine bo rçlu k al ırsa, bu bo rç p eşin p ara i l e öd enecek tir. Bo rçlu H ük ümet, bu öd eme için süre tanınmasını isterse, Ko m isyo n, y ı l l ık en çok üç tak sitle öd enmesi ko şu lu i l e, bu süreyi o na tanıyab il ecek t ir . Ko m i s yo n, bu süre içind e öd enmesi gerek en faizle ri de sap tayacak tı r. Öd enecek p ara o lduk ça önem l i ve d aha u zu n sürel erin tan ınmasını gerek tirmek teyse, bo rçlu H ük ümet, bo rçlu olduğu p aranın yüzd e yirmisine d ek, Karma Ko misyo nca sap tanacak b ir p arayı p eşin o larak öd eyecek , ge ri k al an bo rç için d e, Karma Ko misyo nca sap tanacak o rand a faizli ve yirmi yıl lık b ir süre içinde öd enmesi gerek en borç senetleri çık arab ilecek ti r. Bo rçlu H ük ümet,
33
PRDf. DR . AHMET BURAN
bu borç için, Komisyonca kabul edilecek sağlancalar gösterecektir. Bu sağlancalar, Yunan istan 'da U l uslararası Komisyonca, İ stanbu l 'da Devlet Borcu [Düyun-u Umumiye] Meclisi nce iş leti lecek ve bunların gel i rleri toplanacaktır. Bu sağlancalar konusunda anlaşmaya varılamazsa, M i l letler Cemiyeti Konseyi bunların neler olacağını saptamaya yetkili olacaktır. Madde 1 5 Göçü kolaylaştı rmak amacıyla, ilgili Devletlerce, Karma Komisyonun saptayacağı koşullarla. Komisyona öndelik olarak ödemede bulunulacaktır. Madde 1 6 Türkiye v e Yunanistan Hükümetleri, işbu Sözleşme uyarınca, ülkelerini bırakıp gidecek olan kimseler ile bu kimselerin gidecekleri ülkelere götürülmek üzere varacakları li manl ara yapılacak b i ldirilere i l işkin tüm sorunlar üzerinde, 1 1 . Maddede öngörülen Karma Komisyon i l e an l aşacaklardır. Bağı t l ı Yüksek Taraflara, mübadele edi lecek halklara, gidi şleri için saptanmış günden önce yurtlarını bırakıp gitmelerine yol açmak, ya da mallarını ellerinden çıkartmak üzere, doğrudan ya da dolaylı hiç bir baskıda bulunmamağı, karşılıklı olarak yükümlenirler. Bağıtlı Yüksek Taraflar, ülkeyi bırakıp giden ya da gidecek olan göçmenleri hiç bir vergiye ya da olağanüstü bir resme bağlarnarnağı da yükümlenirler. 2. Madde uyarınca mübadele d ışı bırakı lacak bölgelerde oturanların, bu bölgelerde kalmak ya da oralara yen iden dönmek hakları i le Türkiye ve Yu n a n i stan ' d a özgü r l ü k l er i n d e n ve m ü l kiyet h a k l a r ı ndan serbestçe yararlanmalarına hiç bir engel çı kartılmayacaktır. Bu hüküm, mübadele dışı bırakılacak sözkonusu bölgelerde oluranların mallarını başkalarına serbestçe geçirmelerini ve bu kimselerden Türkiye'yi ya da Yunanistan 'ı kendi istekleriyle b ı ra k ı p gi tmek isteye c e k l e r i n g i d i ş i n i e n ge l l em e n e d e n i o l arak ö n e sürülemeyecektir. Madde 17 Karma Komisyonun ve kollarının çalışmaları ve işlerinin yürütülmesi için gerekli giderler, Komisyonca saptanacak oranlara göre, i lgili Hükümetlerce karşılanacaktır. Madde 18 Bağıtlı Yüksek Taraflar, işbu Sözleşmenin uygulanmasını sağlamak üzere, yasalarında gerekli değişiklikleri yapmağı yükümlenirler.
34
KURŞUNLANAN TÜRKDl.()Jİ
M adde 1 9 İ şbu Sözleşme, Bağıtlı Yüksek taraflar bakımından, Türkiye ile yapılacak Barış Antlaşmasının bir parçasıymış gibi özdeş güçte ve değerde sayıl acaktır. İ şbu Sözleşme, söz konusu Antlaşma Bağıtlı Yüksek Tarafların her ikisince onaylanır onaylanmaz yürürlüğe girecektir. Bu hükümetlere olan inançla, her birinin yetki belgelerinin yöntemine uygun olduğu görülen aşağıdaki imzaların sahipleri yetk i l i Temsilci ler işbu Sözleşmeyi imzalamışlardır. Lozan 'da, 30 Ocak 1 923 günü üç örnek olarak düzenlenmiştir. B u örneklerden biri Yunanistan Hükümetine, biri Türkiye Büyük M i l let Mecl isi Hükümetine veri lecek, üçüncüsü de, asl ına uygun olan birer örneğini Türkiye ile yapılmış Barış Antlaşmasını i mzalayan Devletlere yol l ayacak olan Fransa Cumhuriyeti Hükümetine, bu Devletin arşivlerine konulmak üzere, sunulacaktır. M . İSMET Dr. RIZA NUR HASAN E. K. VENISELOS D. CACLAMANOS
PROTOKOL Gereğince yetk i l i k ı l ınmış o l an ve aşağıda i m za l arı b u lu n an Türk Temsilcileri, Türk Hükümetinin, Rum ve Türk halklarının mübadelesine i l işkin olarak, Yunanistan ile bugün yap ı lmış Sözleşmenin yürürlüğe konulmasını beklemeksizin ve bu Sözleşmenin 1 . Maddesini gözetmeksizin Barış Antlaşması imza edilir edi lmez, işbu Sözleşmenin 4. Maddesinde sözü geçen vücutça sağlam erkekleri serbest bırakacağını ve bunların gidişlerini sağlayacağını bildirir. Lozan 'da, 30 Ocak 1 923 günü, üç örnek olarak düzenlenmiştir. M. İSMET Dr. RIZA NUR HASAN
35
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
A. 1. 2. ADALARDA A.' I. 2 . 1 . Kıbrıs Osman l ı Dev l et i , yo l c u ve t i caret gem i l e r i n e sa l d ı ran korsan ların sürekli bir üs olarak kulland ıkları K ı brıs adasın ı 157 J yılında topraklarına katmıştır. Venedikl i lerin baskı ve zulmü altında yaşayan Kıbrıslı Rumlar, Türklerin adaya gelişlerini büyük bir memnuniyetle karşılamışlar; Türklerin adi l yönetimi ile engin hoşgörüsünü yakından tanıma fırsatı bulmuşlardır. Türklerin adaya hakim olmasıyla birl ikte, Rumların üzerindeki ağır baskı lar kaldırı lmış ve adeta ada halkı esaretten kurtarı im ıştır. K ı b rı s ' ı n Osman l ı toprakları na kat ı l m a s 1 11 1 11 ard 1 11 d a n , Anadolu'dan adaya belli miktarda Türk nüfus yerleşir. Anadolu' nun çeşit l i bölgelerinden gelen Türkler, K ı brıs' ın sosyal, ekonomik hayatına önemli katkılarda bulunurlar. 1 57 1 'den itibaren üç yüzyıl boyunca K ıbrıs'ta Rum lar ve Türkler, dostl uk, kardeşl ik, barış, hoşgörü ve saygı içinde, din, inanç ve ibadet özgürlüğü esasları çerçevesinde bir arada yaşarlar. Ada'da Rum ve Türklerin birl ikte yaşad ıkları karma köyler bunun açık bir göstergesid ir. 1 8 3 2 y ı l ı tespitlerine göre adada 1 72 karma, 1 98 Hıristiyan ve 9 2 Müslüman köyü vardır. Yun a n istan ' ı n " büyük Yunanistan" haya l i ve s ü rek l i toprakları n ı gen işletme isteği, "Megali İdea" ve "Enosis" i ortaya çıkarır. B u düşüncelerin eyleme geçirilmesiyle birl ikte de adada huzur bozulur. 18 77- 18 78 Osmanlı-Rus savaşı, Osmanlı Devleti'nin il işkilerini ve dengelerini önemli ölçüde sarsmıştır. Bu savaş sonrasında önemli değişikliklere sahne olan yerlerden biri de Kıbrıs'tır. Savaştan yenik çıkan Osmanl ı lar, Çarlık Rusyas ı ' n ı n yayılmacı siyasetine karşı İngil izlerle iş birliği yoluna giderler. 4 Haziran 1878 tarihinde yapılan bir anlaşmayla, Osman l ı ve İngi l iz devletleri Rusya'ya karşı ortak 37
PROf'. DR . AHMET BURAN
hareket etme kararı al ırlar. İngi ltere ' n i n verdiği desteğin bede l i , 1 8 78 tarihinden sonra Kıbrı s ' ın geçici bir süre İngi liz yönetim ine bırakılması ol ur. Yönetimi geçici bir süre İngi lizlere bırakılan adanın mülkiyeti Osman lı larda kalacaktı . Ancak İngil izler diplomatik kurnazlıkla Kıbrıs'ı 80 yıl ellerinde tutmayı başarırlar. İngilizlerin adayı yönettikleri yıl larda, 1 Ağustos 1878 tarihinde, İngi ltere'nin İstanbul büyükelçisi Sir Layard, Dışişleri Bakanı Lord Salisbury'ye gönderdiği raporda, "Rumlar Türkleri her şeyden yoksun bırakmak ve adadan kovmak gayesiyle büyük çaba harcayacaklardır. Bütün Kıbrıs topraklarını elde etmek için her türlü yöntemi kullanacak ve böylece Kıbns 'ı Yunanistan 'a bağlamak isteyeceklerdir. " diyordu. Megal i İdea, Rigas Pheraios adl ı bir Yunan l ı tarafından i lk defa 1 79 1 yıl ında gündeme getiri ldi. Bu ülküye göre Yunanistan, G irit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu, Rume l i , Balkan lar, Yakın Doğu ve Ortadoğu'yu, kısacası Türk topraklarının büyük bölümünü kapsayan ve başkenti İstanbu l olan yeni bir "Büyük Bizans İmparatorluğu" kuracaktı. Bu plan, Osmanl ı Devlet i ' n i yıkmak ve topraklarını paylaşmak i steyen Rusya, İngi ltere ve Fransa tarafından da desteklendi. Mega l i İdea, bir hayalden ibaret olsa da, bu düşünce 1 9. yüzyı l m başından iti baren taraftar toplamaya başlar. Bu amaçla haritalar hazırlan ı r. Adı geçen plan çerçevesinde, Osman l ı toprakları nın içinde ve d ışında gizl i örgütler, komitalar kurularak Yunan ve Rum halkı arasında yoğun bir propaganda ve beyin yıkama çal ışması başlat ı l ır. Bütün bu çal ışmaların sonucunda, Osmanlı vatandaşı olan Yunan lı lar ve Rumlar, Osmanl ı Devlet i ' ne karşı ayaklanırlar. Gizli örgütlerin liderl iğinde 182 1 'de başlayan Yunan isyanı kısa sürede sonuç verm iş; 1 8 3 0 yı l mda dönemi n büyük güçleri olan İngiltere, Fransa ve Rusya ' n ı n koruması alt ı nda Yunan istan, 38
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OIİ
bağı msı zlığı nı i lan etm işti. Megali İdea programında da açı kça bel irti len "Kıbrrs 'm ilhakı" çal ı şmaları ise, "Enosis" adı altında yürütülecekti. "Enosis", Yunanca "birlik'' anlamına gelmekted ir ve "Megali İdea" planı çerçeves inde K ı brı s 'ı n Yunan istan ' a bağlanmasını ifade eder. Görüldüğü gibi, günümüzde devam eden Kı brı s sorunu, 20. yüzyı l ın ikinci yarısında ortaya çı kmış deği ldir. Bu sorunun temeli 1 8. yüzyılın sonunda atı lmıştır. Söz konusu sorun, "Megali İdea" ve "Enosis" ütopyalarını n fanatik ve acı ması z savunucularını n eseridir. Osmanlı Devleti'ni yıkma, parçalama ve Türk topraklarını ele geçirme plan larına tabii ki Kıbrı s da dah i ld i . Bu amaca ulaşmak için, yani Kıbrıs' ın Rumlaştfrİlması ve Yunanistan'a bağlanması için her türlü yönteme başvurulacağı açıklanıyordu. Etn iki Eterya ad lı terör örgütünün 1 896 tarihli bildirisi gel işecek kanlı olayları n açık bir habercisi niteliğindeyd i : "Ezeli ve ebedi düşmanımız Türklerdir. Yunan ulusu, bağımsızlığım kazanmakla önemli bir kazanç elde edememiştir. Halk111111 b üyük b ir kısmı Türklerin yönetimi altmdadır. Bu vatandaşlarrmızı kurtarmak görevimizdir. Megali İdea 'yı gerçekleştirmek, b ir esastır. Gayeye varmak için, gizliliğe olağanüstü dikkat etmek gereklidir. Yunanistan 'da parti m ücadeleleri ve fikir ayn/ık/an kesin olarak terk edilmelidir. Bütün Rum milletinin Etniki Eterya bayrağı altında toplanması yüksek çıkarlarrmızm gereğidir. Megali İdea 'nm gerçekleştirilmesi için her türlü araca başvurulacakttr. Etniki Eterya, Rum halkmı bütünü ile silah/andıracaktır. Mukadder olan zamanm gelmesinden sonra ezeli ve ebedi düşmanımız olan Türklere saldırrlacaktır. Türklere karşı Yunanistan, hariçten hiçbir yardım beklemeyecek ve yalnız kendisine güvenecekt ir. Politik fırsatlardan yararlanmak, Etniki Eterya 'mn baş görevidir. Etniki Eterya bütün Rum zenginlerini örgüte yardıma davet eder. 39
PROF. OR. AHMET BURAN
Helenizmin sonsuz gücüne inanarak, Türklere karşı büyük düşmanlık hareketine başlayalım. Etniki Eterya hiçbir siyasi partiye bağlı olmadığı gibi, hiçbir siyasi partinin emrinde değildir. Şayet, hükume t ülkenin sorunları üzerine eğilmezse, Etniki Eterya, hükumeti göre vini yapmaya zorlayacaktır. " Kıbrıs, 1 8 78 'den 1 960'a kadar İngil izler tarafından yönetildi. İngiltere'nin yönetimi sırasında, Rumların ekonomik, siyasi baskıları ve saldırı ları sonucu adadaki nüfus dengeleri Türklerin aleyh ine bozulmaya başlamışt ı . Başlangıçta üçte bir oran ında olan Türk nüfusu beşte bir oranına geri lemişti. Çünkü Kıbrıs'ta yaşama imkanı bulamayan Türkler, adayı terk ederek Anadolu 'ya kaçmak zorunda kalmışlardı. Osman lı Devleti ' n in Birinci Dünya Savaşı'nda karşı cephede yer almasını bahane eden İngi ltere, 1 9 1 4 'te adayı i lhak etmiş, böylece, o tarihe kadar sadece yönetiminden soru m l u olduğu Kıbrıs' ı tam anlamıyla ele geçirmiştir. 1 95 0-55 yıl ları arasında Türkiye'nin Kıbrıs pol itikası, İngiltere yönetiminin korunması, bu statüde değişiklik olacaksa Türkiye'nin de söz sahibi olması gerektiği yönünde şekil lenmiştir. 1 958-60 yılları arasında A B D ve İngi l tere, Türkiye ve Yunan i stan arasında K ı brıs' ın taksim edi l mesi fi krini gündeme getirmiştir. Türkiye o dönemde İngiltere'nin Ada'da askeri ve siyasal varlığını Türklerin bir güvencesi olarak gönnekteydi. Diğer yandan Rumların arasında İ n g i ltere karş ı t ı haraket l e r i n artması İ ngi ltere ' n i n K ı br ı s po litikasında değişikliklere yol açt ı . İngiltere, Türkiye' n in Ada pol itikasında söz sahibi olmasını desteklemeye başladı. 1 960 yılında kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti ' nde Türkler ve Rumlar görünürde eşit statülerde devlet yönetim inde rol oynamışlardı. Yunan kökenli terör örgütlerin i n Kıbrıs Türklerinin güvenl iğini tehdit etmesi üzerine 1 960-74 y ı l ları arasında Türkiye ' n i n Kıbrıs politikası, adadaki Türkleri "garantör devlet" sıfatı i le korumak olarak bel irlenmiştir. 40
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Z i ra Makarios, 4 Ey l i.i l 1 96 2 ' de Panay i a köy ü n d e yapt ığı kon uşmada, "Hellenizmin büyük düşmanr olan Türk ırkının b ir parças ın ı teşkil eden küçük Türk toplumu adadan kovulmadıkça, E CYKA kahramanlarının görevi asla sona ermeyecektir. " diyordu. Makarios, Türklerle ortaklık esasına göre kuru lmuş olan cumhuriyeti n , tarafsız cumh urbaşka n ı olmas ı gerektiği n i unutarak, bir EOKA m i l itan ı gibi konuşurken, diğer yandan da EOKA silahlanma ve örgütlenme çabalarını sürdürerek Türklere karşı adanın her yan ında eylemlere geçiyordu 22 Kas ım 1 962 ' de Türkiye ' y i ziyaret eden Makarios, • anayasanın değiştiri lmesi için Cumhurbaşkanı Cemal Gürse l ' den destek ister. Bu desteği bul amayan Makarios adaya döner ve 4 Aralık 1 962 'de, Vadili köyü Türk okulu bombalarla havaya uçurulur. EOKA'cı lar her geçen gün eylem lerin i arttırıyor ve Türk halkın ın can, mal ve kutsal değerlerine kastediyorlard ı.9. 25 Mart 1 962' de yapılan ilk saldırıdan sonra 25 Ocak 1 963 gecesi, Rum bölgesindeki B ayraktar Cam i i i k i n c i defa havaya uçuru l ur. 3 M art günü, Maraş'ta bulunan Pertev Paşa türbesi tahrip ed i l ir. 3 0 Mayıs akşam ında, Ömerye Cam i i i kinci kez saldırıya uğrar. 7 Ekim 1 963 'te Karpas Bölgesi Eokacı lar Cem iyeti bir toplantı yaparak, Cumhuriyeti yıkıp Yunanistan 'a ilhak etmek için mücadele etme kararı alır. 9 Aralık gecesi Lefkoşa Türk Lisesi, Rum polisleri tarafından bası lır. Yine ayni tarihlerde Rum pol isleri i le EOKA'cılar gece ve gündüzleri Türk bölgelerine giriş ve çıkışlarda, gizli olarak nöbet beklemeye başlarlar. Hazırl ıklarını tamamladıkları kan ısına varan Rumlar, 2 1 Aralık 1 963 gecesi sivil bir gurup Türk'e, Lefkoşa' n ın Rum kesiminde saldırarak ve iki Türkü öldürerek toplumlararası çarpışmaları başlatırlar. 2 1 Aralık gecesi boyunca Ti.irk bölgelerine ateş açılır. Saldırı ları durdurmak için Dr. Fazıl Küçük, Makarios ile görüşür ancak saldırılar durdurulmaz. Rum polisler silahlandırılırken, 9. Rauf R . Denktaş. The Cyprus Triangle, Londra 1 982, s. 13-15.
41
PRDF. DR . AHMET BURAN
Türk pol islerin si lahları e l lerinden alın ır. 22 Aralık sabahı Rum polisler, ' ' Enosis" diye sloganlar atarak, Atatürk heykelini ve Türk Lisesi öğrencilerini pol is arabalarından kurşun yağmuruna tutarlar. Dr. Küçük'ün çal ışma odası kurşunlan ır, Devlet Hastanesi işgal edi l ir, Türk kesimine bakan yüksek binalardan Türk bölgeleri otomatik si lah larla taranır, Matyat köyü ateşe veri l ir. 23 Ara l ık günü çarpı şmalar bütün gün sürer. 24 Aralık 1 963 'te Kumsal baskını ve 1 963 y ı l ı Noe l i nde Dr. Nihat İ lhan ' ın ai lesinin katl iamı gerçekleşir. Bu katliamda, Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alay Doktoru Binbaşı Dr. N ihat İ lhan ' ın eşi ve üç çocuğu, Dr. N ihat İ lhan ' ı n evde bul unmadığı b i r s ı rada, korunmak i ç i n s ı ğ ı n d ı kları banyo küvet i nde kurşu n l an arak öldürülürler. Savunmasız bir anne ve üç çocuğunun katled ildiği bu ev, daha sonra müzeye çevri lmiştir. Bu müzedeki fotoğraflarda, 2 1 Aral ık 1 963 'te başlayan Rum katl iamı sonucu şehit olan kadın, çocuk, genç, ihtiyar, masum sivil insanların olay anında ve yerinde çekilmiş görüntüleri sergilenmektedir. Ayrıca, İlhan ailesinin küvette katledilişi ile köyleri ve evleri yakılarak göç etmeye zorlanan Kıbrıslı Türklerin öyküsü yansıtılmaktadır.
Dr. İ l h a n ' ı n Çocukları
42
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Artık Kıbrıs Cumhuriyeti yıkılır\ve üç yıl süren ortakl ı k sona erer. Türk memur ve m i lletveki i leri n i n silah zoru i le yönetimden uzaklaştırılmaları sonucu, adada fi i l i olarak iki ayrı yönetim oluşur. Daha sonra da eyleml erin i sürdüren Rum l iderl iği, Mart ayı boyunca saldırı larını sürdürür ve Baf, Malya, Yayla, Larnaka, Bozalan, Bağlarbaş ı , Kazafana, Gaziveren sal d ı rıya uğrar, kahramanca direnen Kıbrıs Türkleri yediden yet1'!4işe onlarca şehit • verirler.
Kıbrıs'ta Katledilen Tü rkler
Bu süre içinde 1 7 Mart 1 964 'te Barış Gücü kurulur ve 2 7 Mart'ta göreve başlar. 24 Mart 1 964 'te i se B M arabul ucusu Sakari Tuomioj a göreve başlar. Ancak EOKA' n ın saldırı ları durmaz; N isan ayı içinde Erenköy, Lefkoşa, Boğaz, bölgeleri saldırıya uğrar, yoldan al ınan Türkler kurşuna dizi li r, yüksek bölgelerden şehir içine açı lan ateşle sivil insanl ar vurulur. B u saldırıların sonucunda 18 .667 Kıbrıs Türkü yaşadığı 1 03 köyü terk etmek zorunda kalır. Bu arada onbinlerce Türk daha güvenl i yerlere, daha büyük yerleşim yerlerine göç ettiğinden, göç edilen yerlerde büyük bir açl ık sorunu ortaya çıkar. BM Barış gücü ise saldırıya uğrayan K ıbrıs Türklerine yardı m edeceği, saldırı ları 43
PRDF'. DR. AHMET BURAN
durduracağı yerde Rum liderl iğine yardımcı bir tavır içine girer. Bu nedenle 26 Nisan 1 964'de Barış gücü büyük bir mitingle protesto edilir. M ay ı s'ta Akınc ı lar saldırıya uğrar. Bu arada esir a l ı nan Türklerden haber alınamadığı için, 20 Haziran 1 964'de kayıp aileleri bir m iting düzenleyerek yakınlarının serbest bırakılmasını isterler. 9 Haziran akşamı tedh işçi Grivas, bir gemi ile Limasol'a çıkar ve bir süre sonra Kıbrıs Rumlarını düzen l i birlikler şekl inde örgütleyerek, bir saldırı ordusu meydana getirir. Grivas' ı n adaya gel işinden kısa bir süre sonra yaptığı ilk büyük eylem, Erenköy' e saldırmasıdır. 5 Ağustos'ta Mansura ve Bozdağ bölgesine saldırı ile başlayan Erenköy çarp ışmaları, Selçuklu ve A l evkaya'ya saldırı larla sürer ve tüm bölgeler yoğun çarpışmalardan sonra ele geçiri l ir. Bölgedeki Türkler Erenköy'e çeki lince, saldırı lar bu köy üzerine yoğunlaştırılır. Türk jetlerin in son anda müdahale etmesiyle, bir toplu katliam son anda önlenmiş olur. K ı brıs Türklerinin üstün direnişi ve Türkiye'nin kararlı tavrı sonucu silah ile bir yere varamayacağını anlayan Rum liderl iği, bu kez ekon o m i k a b l u ka yo l u i le, Türk halk ı n ı aç l ı ğa i terek çökertebi leceği inancına kap ı l ır ve bu yolu dener. Yol lara kurulan barikatlarda sivil Türkler saatlerce sorgu lamalara, işkencelere maruz kal ır, Türk bölgelerine stratej ik madde d iye çivi, kereste, d e m i r, ç i mento ve her türl ü yiyecek maddeleri n i n g i rmesi engellenir; yiyecek getiren Kızılay gemilerinden bile gümrük istenir. Rumların 2-5 Kasım tarihleri arasında Mağusa'ya saldırmaları üzerine Türkiye, 5 Kasım 1 965 tarihinde Güvenl ik Konseyi'ni toplantıya çağırır. Güvenlik Konseyi'nin toplantısı öncesinde, bütün büyük kasaba ve şehirlerde m itingler yapan Kıbrıs Türkleri, bir kez daha dünya kamuoyunu ve Güvenlik Konseyi'ni Rum saldırılarına karşı uyarırlar. Ancak sonuçta saldırıya uğrayan ve 30.000 göçmen, 5 00 şeh it veren Kıbrıs Türklerine karşı Rumları destekleyen bir karar onaylanır, Rum yönetimi Kıbrıs hükumeti olarak tanınır. 44
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
2 Kasım 1 967 tarih inde Mağusa'ya sald ıran Rum kuvvetleri geri püskürtü lür. Ard ından 1 5 Kasım 'da bu kez Grivas emrindeki birlikler Geçitkale ve Aytotoro köy lerine karşı yoğun bir saldırıya geçerler. Bu saldırıda da çok sayıda sivil Türk katled i l i r. Ardın dan yine Türkiye devreye girer. B i r yandan Yunan sınırına asker yığan Türkiye, diğer yandan da K ıbrıs ' a çıkarma hazı rl ığına başlar. Sonuçta Rum l iderliği geri ad ım atarak işgal ettiği Türk köyleri n i boşaltmayı, Grivas' ı adadan almayı, Adaya gizlice sokulan 1 2.000 Yunan askerini geri çekmeyi, Türk bölgelerine uygulanan ablukayı ve adaya girmesine izin verilmeyen Rauf Denktaş ile arkadaşlarının adaya dönmesine i�in vermeyi kabul eder. • Rum saldırı ların ın başlad ığı 1 963 y ı l ı ndan iti baren Türklerin uğradığı maddi zarar da can kay ıpları kadar büyüktür. Türkler, 50'ye yakın yerleşim yerinde, toplam 1 000 civarında konutu terk etmişler ve bu konutlar yakılıp yıkı lıp, yağma ed ilmiştir. Eski EOKA'cı ların bir kısm ı, askeri yoldan Ti.irk halkın ı yok ederek derhal Enosis'e gidilmesini savunurken; Ti.irkiye'nin gücünü ve karar l ı l ığını görmüş olan Makarios, uzun sürede, politik ve ekonomik açıdan K ıbrıs Türklerini zor duruma düşürerek, moral yönden tüketip ENOSİ S ' e ulaşmayı hedefl iyordu. Bu iki görüş, çat ı şı rken, 1 9 70 y ı l ı M art ayı başlarında Makarios'un bindiği helikoptere ateş açılarak bir suikast girişiminde bulunulur. Bunun sorumlusu olarak Enosis yanl ısı " Ulusal Cephe " üyesi 1 1 EOKA'cı tutuklanır. Bunun ard ından suikastte parmağı olan EOKA l iderlerinden eski İçişleri Bakanı Yorgacis öldürülür. Artık Rum Toplumu içten içe kaynamaya, s i lah l ı guruplar oluşmaya başlamıştır. İşte böyle bir ortamda 28 Ağustos 1 97 1 tarihinde gizl ice adaya dönen Grivas, silah l ı gurupları merkezi bir örgüt a l tına, EOKA B çat ı s ı a l t ın a alarak terör ey lemlerini yayınlaştırmaya başlar10• 1 0 F. Kürşat/M. Altan, 5. Egeli , Kıbrıs'ta Yunan E mperyalizmi, İ stanbul, 1978, s. 267
45
PRDF. DR . AHMET BURAN
1 O Temmuz 1 974 'te bir basın toplantısı yapan Makarios, EOKA B ile işbirl iği yapan 650 Yunan subayının geri alınmaması halinde, RMMO'yu dağıtacağını açıklar. Bu durum üzerine 1 5 Temmuz'da Yunan istan adaya fi i len müdahale ederek darbeyi gerçekleştirir. Beş gün süren darbe boyunca binlerce Rum öldürülür. Bu darbede öldürülen Rumlar, daha sonra Barış Harekatında ölmüş gibi gösterilerek soruml u l uğu Türklere yüklenir ve bir kayıplar sorunu yaratı lmak üzre kul lanı lır. 1 1 Türkiye, Rumlar tarafından yok edilmeye çal ışı lan soydaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak ve teminat altına almak için, "garantör" devlet olma hakkını kul lanarak 20 Temmuz 1 974'te adaya askeri müdahalede bulundu. Kıbrıs Barış Harekatı sonrasında yapılan toplumlararası görüşmeler çıkmaza girince de, 1 5 Kasım 1 983 'te Kıbrıs Türkleri, "Kuzey Kıbns Türk Cumhuriyeti" adıyla bağımsızlıklarını ilan ettiler.
A. 1. 2. 2. Girit Çeşitl i tarih lerde Girit'e seferler düzen leyen, birçok kez savaşan Türkler, yıllarca Girit'in tamamına hakim olamamışlardır. 1 645 'te Hanya ve Retimno gibi şehirlerde kurulan Türk hakimiyeti, daha sonra Kandiye dışında tüm adaya yayılır. Kandiye'yi de içine alan, adanın tümüne ise, ancak 27 Eylül 1 669'da hakim olunmuştur. Türkler, Kıbns'ta yaptıkları gibi, Girit'te de, din, dil ve kültürlere serbestçe yaşama imkanı verir ve hoşgörülü davranırlar. Toprakları işler, ticaret ve zanaatın gel i şmesine yardımcı olur, adaya bel l i miktarda Türk kökenl i bir nüfus aktarırlar. Türklerden önce Girit'e Venedikliler hakim idiler. Türk hakimiyetiyle birlikte, sözkonusu tarih lerde Türklerin yönetim i nde olan Yunan istan 'dan da birçok Yunanl ı Girit'e yerleşir. 11
Sevin Toluner, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve Mllletlerarası H u kuk, İ sta nbul, 1 977, s. 255- 257
46
KURŞUNIJlHAH TÜRKOLOJİ
G irit'te 1 760 yılında 200.000 M üslüman, 60.000 Hıristiyan yaşamaktaydı. Ada halkı, uzun yıllar Türklerin hakimiyetinde barış içinde, kardeşçe yaşarken, 1 8. yüzy ı l ı n sonlarında ortaya atı lan "Megali-İdea" hayalleri, "enosis " planları ve bu plan ların Ruslar ve İngilizler tarafından desteklenmesi i le birl i kte, adada huzur bozulur ve i syanlar çıkmaya başlar. İlk isyan, 1 770 yılında Rusların tahrikleri sonucu çıkar. Ancak bu isyan fazla büyümeden bastırılır. 1 82 1 y ı l ı nda Yunan i syan ın devamı nitel iğindeki isyanda binlerce Türk ve Müslüman katledilir. Bu i syan, " 1 825 yılında 60 gemi ve 1 6. 000 askerle adaya gelen İbrahim Paşa tarafından bastırılır. Mora ve Girit isyanlarının bastırılmasından sonra Yunanistan 'a bağımsız/ık verilmesini isteyen Rus-İngiliz ve Fransız donanmaları, savaş ilan etmeden ani bir baskınla, Navarin 'de Türk donanmasına saldırır/ar. 182 7 yılında gerçekleştirilen bu saldırıda 5 7 Türk gemisi batırılır, 8. 000 asker öldürülür. 1 2 " Yunanistan' ın bağımsızlığını i lan etmesinden sonra Girit'te art arda isyanlar çıkmaya başlar. Bu isyanlar açıkça i l hak amaç l ıdır ve Yunanistan destekl id ir. 1 864 y ı lında İngi ltere tarafından Yedi Ada' nın Yunanistan'a verilmesinden sonra, enosis hevesleri artan G irit R u m l arı, Yunan i stan, Rusya, İ n g i ltere ve Fransa' dan gördükleri silah ve para yardımına güvenerek, 1 866 yılında yeniden ayaklanırlar. Girit Rumları, 1 6 Ağustos 1 866 gecesi Selino kazasında yaşayan sivil Müslüman halkı kılıçtan geçirirler. B u arada, adada yaşayan Rumlar, kendilerine göre bir Mec l i s toplar ve 2 Eyl ü l l 866 ' da G irit ' i n , Yunan i stan ' a bağlan d ı ğ ı n ı açı kl arlar. B u açıklamayla birlikte Rumlar, çeşitl i çeteler o l uşturarak -ki bunlardan biri 1 2.000 kişilik kuvvete sahip Hacı M ihail adl ı kişinin kurduğu çetedir- adadaki Türkleri ve Müslümanları katletmeye ve onl arla i lg i her şeyi yakı p yıkmaya başlarlar. Barbar l ı k " Sabahattin İ smail, Girit nasıl kaybedil dl, www. publnfa.gov.nc.tr cı B.1 1 .2006)
47
PROF. DR. AHMET BURAN
derecesine varan katliamlardan kaçan Türkler, Kandiya kalesine sığınırlar. Eylül 1866 sonunda kaleye sığınanların sayısı 50.000 kişiyi bu lur. Bu arada 60.000 civarında Türk ise Anadolu 'ya göç eder. Fransa ve Rusya'nın baskısıyla Osmanl ı Devleti, 6 Ekim 1867'de G irit'e "özerklik" vermeyi kabul eder. 1 8 78 yılının Ekim ayında varılan bir anlaşmaya göre adanın val isi bir Rum, yardımcısı bir Türk; Meclis'teki Türklerin oranı yaklaşık olarak Rumların üçte biri ve Türkçenin yan ında Rumca ikinci resmi dil olacaktı . Batılı devletlerin istekleri ve baskıları ile oluşturulan bu düzen ancak 1 O yıl uygulanabi l ir. Kıbrıs'ta 1 974 öncesinde Makariosçular ve Grivasçı lar olarak bölünen Rumlar Girit'te de "muhafazakarlar" ve "liberaller" olarak ikiye bölünürler. Türklere dönük saldırıların artması üzerine, Osmanlı yönetimi, 40.000 asker gönderir, ayaklanmayı bastırır ve 1 Aral ık 1 889'da G irit Mecl isi ' n i tatil eder. Bu arada yapı lan reformları fırsat bilen Enosisçi Rumlar kısa sürede toparlanarak, 1 8 9 7 Ocak ayında yen i bir ayaklanma başlatırlar. Ocak ayın ı n 28 ' i nden başlayarak 1 5 gün devam eden katl iamda bin lerce Türk kadını, çocuğu, genci, yaş l ısı vahşice katledilerek tuğla fırınlarında yakılır. Sikya ve Etya köyleri Türkleri toptan katledi l ir. Bu Enosisçi katliamın arkasındaki esas güç olan Yunan istan, 1 O Şubat 1897 'de donanmasını Girit'e gönderir. 1 4 Şubat'ta karaya çıkan Albay Vassos komutasındaki Yunan birlikleri adayı Yunanistan 'a i l hak için i şgale başlarlar. Bu işgal sırasında, yen i bir katl iam ve vahşet yaşanır. Çok sayıda sivil insan öldürülür, kaçabi lenler Anadolu'ya ulaşmaya çalışırlar. Adaya tam anlamıyla özerklik veri lmesini isteyen Bat ı l ı lar adanın h içbir zaman Yunan istan'a bağlanmayacağını bel irtir ve bu konuda güvence verirler. Bu güvenceyi veren İngiltere, Fransa, Rusya ve İtalya'nın askerleri Girit'e yerleşirler. Bu şartlar altında 18 Aralık 1897'de Girit'e özerklik veri l ir ve böylece 1897 savaşını kazanan Türk ler, Girit' i kaybederler. 48
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Bundan sonraki aşamada Yunanistan' ı n amacı, adaya Enosisçi bir val i atayarak, ilhakı kolaylaştırmak olur. Baskı lara boyun eğen Osmanlı Devleti, Girit'ten askerlerini çekince, durumdan yararlanan İngiltere ve Rusya, Osmanl ı Devleti 'nin itirazlarına rağmen 2 1 Kasım 1897'de Prens Yorgi'yi Girit'e getirterek vali yaparlar. 1 909'da, Avusturya Bosna-Hersek' i i l hak edince;bunu örnek alan Rumlar, G irit'i Yunanistan ' a ilhak ettiklerini açıklarlar. Yunanistan• da derhal i l hak kararı n ı kabul ederek G irit ' i s ı n ırları içine alır. 1 3 Ekim 1 9 1 2 'de Balkan savaş ı n ı n başlaması ile birlikte, Ege'deki adaları bir bir ele geçiren Yunanistan, Girit'e de asker çıkararak i lhak kararı n ı hayata geçirir. 1 760'ta Girit'te 200.000 Türk, 60.000 de Rum vardı . Göçler ve katl i am l ar yüzünden 40 yı lda Türklerin say ı s ı 3 3 .000'e düşmüştür. 1 909 y ı l ı ndan sonra adada kalan Türkler de ya öldürü lmüş ya da göçe zorlanarak adadan çıkarı lmışlardı r.
49
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
A. 1. 3. SOVYETLER BİRLİ G İ'NDE Sovyetler Birliği' nde 1 93 0 i la 1 950 yılları arasında birçok halk, topluluk ve kişi bulundukları yerlerden sürülerek ülkenin başka bölgelerinde, zor şartlarda yaşamaya mecbur edilm işlerdir. Bu sürgü n ler, i lk defa, 1 Şubat 1 93 1 tarihinde SSCB Merkez İdare Komitesi ve Yüksek Sovyet Prezidyumu (YSP) tarafından çıkarılan kararname i l e toprak sah ibi zengin köylü lere uygu lanm ıştır. 1 93 1 'den 1 933 'e kadar toplam olarak 1 .3 1 7.000 kişi bul undukları yerden çıkarı lmıştır. Sadece 1 93 7-38 y ı l ları arasında Sovyetler B i rl iği nde 1 .500 .000 i nsan, siyasi baskıya maruz ka lmıştır. Bun lardan 1 .344.500 kişi hüküm giymiş, 68 1 .692 kişi de haksız yere kurşuna d i z i l m işt i r ı 3 • İkinci Dünya Savaşı s ı ras ında ve sonrasında Sovyet devletinin izlediği sürgün politikası sonucunda, toplam olarak 3 .332.580 kişi yaşadığı topraklardan çıkarılmıştır. 1 94849 yıllarında bu sayı, ölüm, sürgün cezsının kaldırılması gibi sebeplerle 2.275.900 kişiye inmiştir. Tüm Sovyetler Birliği'nde, resmi rakamlara göre 1 O m ilyon insan feci şeki lde öldürülmüştürı4• Ancak doğrudan ve dolaylı olarak öldürülen insan sayısının bu rakamdan çok fazla, 30-40 milyon arasında olduğu tahmin edilmektedir. Sovyetler Birliğinde "repressiya/baskı" dönemi içerisinde meydana ge len sürgün ve ö l ü m l erden her toplum ve m i l let etki l e n m i şt i r. Bu s üreçte, U kray n a ' dan 6 3 . 7 2 0, K u zey Kafkasya'dan 38 .404, Moskova'dan 1 0.8 1 3 , Batı Sibirya'dan 52.09 1 , Kırım 'dan 4.325 aile sürgüne gönderilmiştir. 1 93 7 yılında ise Sovyetler Birliği sın ırları içinde yaşayan Kore l i ler, 1 940'ta 380.000 Polonyalı, 1 94 1 'de Volga Alman ları, savaş sırasında Alman ordusuna yard ım ett i kleri gerekçesiyle toplam 1 .024.722 ıı i . K. Xayrullin v e d . , Tataristan'da Seyasi Repressiya Korban n a rı n ı n Xeter Kitabı, Kazan 2000, s. 70 " Tatarista n'da yayınlan an,Tataristan'da Seyasi Repressiya Korbannarı n ı n Xeter Kitabı'ında bu sayı verilmektedir. Ancak çeşitli kaynaklarda bu dönem içinde öldürülen insanların sayısının çok daha fazla olduğu belirtilmektedir.
51
PROf". DR. AHMET BURAN
k i ş i sürü l m üştür. Ayrıca, 1 943 ' te 93 . 1 3 9 Kal m uk, A l tay ; Krasnoyarsk, Omsk ve Novosibirsk 'e, 1 943 'te 69.267 Karaçay Türkü de Kaz.akistan, Kırgızistan ve Özbekistan 'a sürgün edilmiştir. Sürgünler, Uzak Doğuda yaşayan Kore l ilerin Japon tar lehine casus l u k yaptı kları gerekçesiyle Türkista n ' a sürü lmeleriyle başlam ış ( 1 93 7), 1 940 y ı l ında Polonyalı ların Ukrayna ve Beyaz Rusya'dan sürülmeleriyle devam etmiştir. Almanların İkinci Dünya savaşı sırasında Sovyet topraklarında i lerlemeye başlamasıyla birlikte, Alman kökenli insanların yaşadığı Volga Özerk Cumhuriyeti kaldırılmış, burada yaşayan Alman ların büyük bir kısmı Nazi lerle işbirliği yaptıkları gerekçesiyle, S i b i rya'ya ve Kazakistan ' a sürülmüşlerdir. 1 942 'de Leningrad v e çevresinde yaşayan Finli ler, 1 943- 1 944 y ı l larında Çeçen, İnguş, Karaçay-Balkarlar Kuzey Kafkasya'dan; Kırım Tatarları, Bulgarlar, Yunanl ılar ve Ermeniler K ı r ı m ' da n ; Türk ( A h ı skal ı l ar), K ü rt, Hemş i l ve Aze r i l e r Gürcistan 'dan; Kalmuklar da kendi ülkelerinden sürü lmüşlerdir. Sürgüne gönderilenlerin hemen hepsi Almanlarla işbirliği yapmakla, Ah ıska l ı l ar ise bir suç bulunamayınca Türk istihbaratına bi lgi vermekle suç l a n m ı ş l ard ır. S ürgüne gönderi len l ere çok kötü davranan Rus yönetimi, bel irlenen özel bölgelere yerleştirdiği bu insanların bu bölgelerden ayrılmalarını da yasaklamıştır. Çoğunluğu S i birya bölgesi i l e Türkistan coğrafyasında olan bu bölgelerden kaçanlar, 20 yıl çal ışma kamplarına göderilmiştir. 1 Ocak 1 949 tarih i itibariyle 2.300.233 kişi sürgün ed ilmiş ve bu sürgünlerin % 79.8 ' i "süresiz" sürgüne tabi tutu lmuşlardır15• Sürgüne gönderi len insanların önem l i bir kısmı hastalık, açlık ve kötü muamele sebebiyle yol larda ölmüştür. Yollarda ölenler hariç olmak üzere, sürgün yerlerine ulaşan insan lar, mensup oldukları m i l lete göre şöyledir:
15
Nadir Devlet, Doğuştan Günü müze Büyük lslam Tarihi, İ sta nbul 1 993, s. 1 42
52
KURŞUNLANAN TÜRKDl.OIİ
A lman lar: 948 . 829 + 1 20. 1 92= 1 .069.02 1 Çeçenler: 362.282 İnguşlar : 1 34. 1 78 Karaçaylar : 68 .327 Balkarlar : 3 7 . 406 Kırımlı lar : 228 . 329 ( 18 3 . 1 5 5 ' i Kırım Türkü) Kalmuklar : 9 1 .9 1 9 Ahıskalı lar, Kürt, Hemşil, Azeri: 94.955 Resmi bi lgilere göre Kırım Tatarlarından 7.889, Balkarlardan 3494, Kalmuklardan 1 220 kişi sürgün sırasında yollarda ölmüştür. 1 949 y ı l ın da K a m p l arda yap ı lan say ı m a göre ise, Kuzey Kafkasya' dan giden l e rde n 1 44 . 704 (% 2 4 . 7), K ı r ı m ' d an gidenlerden 44. 1 25 (% 1 9.3), Gürcistan'dan gidenlerden 14.895(% 1 5 . 7), Kalmuklardan 1 6. 0 1 7 (% 1 7. 3 ) kişi ölmüştür16• Şunu bel i rtmek gerekir ki, bu sürgünü yaşayan insanlar kendi kayıpları hakkında çok daha büyük rakamlar vermektedirler. Stal in döneminin baskı ve zulmünden, Sovyetler B irl iğinde yaşayan bütün halklar etkilenmişlerdir. 1 Ocak 1 939 tarihi itibariyle, yalnız esir kamplarında 1 .3 1 7. 1 95 tutuklu bulunmaktadır. Bunlardan 830.49 1 ' i Rus, 18 1 .905 ' i Ukraynal ı, 44.78 5 ' i Beyaz Rus, 24.894'ü Tatar, 24.499'u Özbek, 1 9.758 ' i Yahudi, 18.572'si A lman, 1 7. 1 23 ' ü Kazak, 1 6.860' 1 Polyak, 1 1 .723 'ü Gürcü, 1 1 .604'ü Ermeni, 9.352'si Türkmen, 4.874'ü Başkurt, 4.347 'si Tacik ve 96.948 ' i de diğer m i l liyetlere mensuptur. 1 926- 1 936 yıl ları arasında Stalin göçebe halkları zorla yerleşik hayata geçirme kararı alır. Alıştıkları hayatın dışında yeni ve farklı bir hayatı yaşamaya zorlanan, hayvanları el lerinden alınan insanlar, nas ı l geçineceklerin i bi lememiş ve aç lık felaketiyle karşı karşıya kalmışlardır. 1 920'1i yıl ların başında kışın şiddetli ve uzun olması " Nadir Devlet, age. ., s.142
53
PROF. DR . AHMET BURAN
..
ve Sovyet yöneti minin baskıcı pol itikalarla halkın geleneksel yaşamına müdahale etmesi, açl ı k felaketine sebep olmuştur17• K ırım, U krayna, İdi l-Ural bölgesi ve Kazakistan ' ı etki leyen açlık felaketinde çok sayıda insan ve hayvan ölmüştür. 1 930-1 933 yı lları arasında meydana gelen açlık ve kıtlık daha büyük olmuş ve bu kıtl ık sırasında daha fazla insan ölmüştür. Ukrayna Parlamentosu, bu açlığın Sovyet rej imi tarafından yapay olarak oluşturulduğunu bel i rterek, 28 Kasım 2006 tarih i nde, Stalin dönem inde yaşanan açl ığı "Soykmm"olarak kabul etti. 1 930- 1 933 yı lları arasında meydana gelen açl ı k felaketinde nüfusunun üçte birine tekabül eden yaklaşık 1 O mi lyon U kraynalı ölmüştür. Ayn ı dönemde açlık felaketine uğrayan ikinci ülke olan Kazakistan'da da 2.23 0.000 kişi hayatııı ı kaybetmiştir. Bu sayı yaklaşık olarak o tarih ferdeki Kazak nüfusunun yarısıııa tekabül etmekted ir. Sovyet yönetici leri tarafıııdan i leri sürülen keyfi ve kanun dışı "ulu halk" an layışı, sınıflar ve halklar arasındaki mücadelenin şiddetlenmesine neden olmuştur. Devletin uyguladığı baskı ve s i n d irme p o l i t i kası, 1 93 7/ 1 93 8 y ı l larııı a kadar bir hazı rl ı k görünümünde iken, b u y ı l lardan sonra, V Ç K , GPU-OG PU, UN KV D-N KVD, M G B , MVD g i b i göç ve ceza organ ları oluşturularak geniş kapsamlı ve sistemli uygulamalar başlatılmıştır. Bu faal iyetlerin devamı ııda, yönetic i ler, "düşman halk" olarak görd ü k l e ri n i " devlet aleyhine ajanlık yapanlar, Troıskiy taraftar/an, ihtilal karşıt/an, milliyetçiler" biçiminde suçlayarak hapse atm ış, sürgüne ve çal ışın a kamplarına göndermiş ya da kurşuna dizilmelerine karar vermişlerdir. Sovyetler Birliğinde 1 930'1u yıl ların sonunda OGPU, NKVD, TASSR birlikte birkaç organ daha oluştuımuştur: "Antisoveıskoy Burjuazno-Natsionalistiçeskoy Organizalsii '', '"Anlisovetskoy Natsionalistiçeskoy Organizatsii ", "Antisovetskoy Gruppirovki " Saadettin Gömeç, Türk Cumhuriyetleri ve Toplulukları Tarihi, An kara 2003, s. 80
54
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Atlasova ", "İdel-Uralskoy Organizatsii ", "Kontrrevolyutsionno Nats ionalistiçeskoy Terroristiçeskoy Organizatsii ", "Moskovskogo Tsentra Sultangaliyevtsev ", "Pravotrotskistskoy Nats ionalistiçeskoy Antisovyetskoy Organizatsii '', "Kontrrevolyutsionnoy-Nemetskoy Faşistkoy Organizatsii" vb. Bu dönemde, b i l i m adamı , doktor, asker, öğretmen, parti görevl i s i , yazar, Hıristiyan, M üslüman olmanın Sovyet yönetimi bakımından h içbir önemi olmamış, " Yüce Stalin" ve oluşturulmaya çalışı lan ortak "Sovyet vatandaşı " tipi tek gerçek olarak kabul edi lmiştir. Buna aykırı düşünenler ve davranan lar, "halk düşmanı" i l an ed i l m i ş , s ü r g ü n d e n ö l ü m e kadar h e r t ü r l ü cezaya çarptırılabilmişlerdir. Esir kamplarında; bitim adamları, din adamları, mühendisler, doktorlar, işç i ler, köylüler birliktedir. Hiçbir ayrım yapılmadan her yaştan, her dinden ve m i l liyetten insan bu kamplara gönderi l m i şt i r. Kamplardaki yaşama ve çal ı şma şartları çok olumsuzdur. Bu kamplara gönder i l e n i nsanların pek azı sağ kalabilmiş ve geri dönebi lmiştir. Sovyetler B irliği' nde mi lyonlarca i n san kurşuna d i z i l m i ş ya da sürgüne, çal ı şm a kamp ları na gönderi l m i ş , fiz i k i ve a h l ak i aşağ ı l a m a l ara, i şk e n c e l e re uğram ışlardır. Bütün bu olaylar meydana gel i rken, cezalandırı lan insanların yakınları, genellikle onların hangi cezaya çarptırıldıklarını ve nerede olduklarını öğrenememişlerdir. Sovyetler Birliğinde tutuklanan kişiler isnad edilen suçları kabul etmek zorundadır. Bu suçlar kabul ettiri l i rken, genellikle insanl ık dışı işkence yöntemleri uygulanmış, suçlu görülen kişinin yakınları da suçlu kabul edilerek sorgulanmıştır. Stalin döneminde uygulanan işkence yöntemlerinden bazıları şöyledir: " Mahkum tamamen tüken inceye kadar 1 O- 1 5 saat süreyle bir sandalyenin kenarında oturtulurdu. Sorgular gece gündüz sürer, sorgulayanlar ise belirli aralıklarla değiştirilir ve bir sorgucu kendi yöntemiyle bitap düşen mahkumun sözde suçların ı itiraf etmesi için ikna etmeye çalışırdı. 55
PROf". DR. A HMET BURAN
Mahkum bir duvara karşı 1 8-20 saat ayakta durmaya zorlan ır özel olarak eğiti len köpekler mahkumun en küçük bir hareketinde ya da oturmaya teşebbüsünde sa ldırarak uzuvları n ın b i r i n i parçalaması için hazır bekleti l irdi . Mahkuma eski model bir deli gömleği giydiri lir, saatlerce onun içinde bırakılarak psikoloj ik baskı yapı lırdı . Mahkumun kol ve bacakları bi.iki.il ür, tırnakların ın altına sivri aletler batırılır, dayan ı lmaz acı lar vererek mahkumun gururunu kırmak için makatına katı maddeler sokulur ve tazyikli sıvı veril irdi. Mahkum çırılç ıplak soyularak, el leri bağlanır ve farelerin yemesi için işkenceden ölenlerin cesetlerinin atl ıdığı bir zindana konurdu. Uzun zaman aç bırakı lan farelerin çıplak olarak zindana atılan mahkuma saldırmaları beklenirdi. Mahkumun başına, kan kaybederek şuurunu yitirinceye kadar başını sıkıştıracağı bir miğfer takılarak işkence uygu lan ırdı. Mahkum, içinde oturamayacağı, ayakta duramayacağı ya da uzanamayacağı betondan yapı l mış çiv i l i bir fıçıya konur ve fıçı ağzına kadar buzlu su i le dolduru lurdu . . " ı s Stal i n ' i n ölümünden sonra 1 93 0 ' lu yıllardaki pol itik süreç tekrar gözden geçirilmiş ve binlerce baskı mağduru insan aklanmış, itibarları iade ed ilmiştir. 1 950' li yıl lardaki yumuşama daha sonraki dönemlerde yerini tekrar katı bir tutuma bırakmıştır. Ülkedeki toplumsal, siyasal değişikl iklerin ard ından siyasal baskı altında kalan ların ve suçlananların aklanması için yen iden mücadele ed ilmeye başlanm ıştırı9• .
18
Ufuk Tuzman, Karaçay-Malkar Türklerine Kanlı Stalin'in Uyguladığı İ şkenceler ve Savaş Sanrası Mülteci Kampları, Yüce Erek, S. 38, ( E kim 2006), s. ı s " i . K . Xayrullin ve d., age• . , s . 9-1 5
56
KURŞUNl..ANAN TÜRKOLOJİ
A. 1. 3. a. 192 1 - 1 940 Yılları Arasında VÇK-OGPU-NKVD Tarafından Mahkum Edilenler Sovyetler B i rl iği nde çeş i t l i cezalar ve ceza kurum ları b u l unmakta id i . B u cezaları, genel öze l l i kleri bakı m ın dan "ağır cezalar" (idam ve kurşuna d izme), "kamp ve hapis cezaları", sürgün ve sevk cezaları" ve "diğerleri" biçiminde tasn if etmek mümkündür. Bu cezalar i se çok değişik kurum ve birimler tarafından verilebi lmekte idi. Aşağıda "savcı ve hakimler ", OGPU deni len "Birleşik Siyasi İrade", "Danrşma Heyeti" ve Troyki d e n i l e n " üçlü kom isyon" tarafı n d a n v er i l e n ceza l a r tablolaştırı lmıştır. Tabloda, özell ikle "repressiya" adı verilen 1 9371 939 y ı l ları arasında Troyki den i len üçl ü komisyonun verdiği cezaların çokluğu d ikkati çekmektedir20•
20
i. K. Xayrullin ve d., age. . , s. 49
57
01 O>
C EZ A L A R TÜM
...ı
K am p
H Ü K Ü M LÜ
A ğır
S A Y IS I
C ezalar
Toplam
3 5 .829 6.003 4 . 794 1 2 .4 2 5 1 5 .995 1 7 .8 04 260.363 3.7 5 7 5 6 .220 208 .069 1 80.696 1 4 1.9 1 9 239 .664 7 8 .999 267.076 274.670 790.665 554.258 63.889 7 1 .806 3 .2 84 . 90 1
S ü rgün
Y ar g ı ç
OGPU
Ve
K u ru l u
S av c ı l a r
Tarafı n d a n
Ve
Ve
H ap i s
Sevk
9.70 l 1 . 962 4 14 2. 5 5 0 2 .4 3 3 990 2 .3 6 3 869 2 . 1 09 20.20 1 1 0 .65 1 2.728 2 . 1 54 2.056 1 . 229 l.1 18 3 5 3 .974 328.6 1 8 2.552 l . 649
2 1 .724 2.656 2.336 4. 1 5 1 6.85 1 7.547 1 2.267 1 6 .2 1 1 25 .853 1 1 4 .443 1 05 .683 73 .946 1 3 8.903 59.45 1 1 85 .846 2 1 9.4 1 8 429.3 1 1 2 0 5.509 54.666 6 5 . 72 7
l .8 1 7 1 66 2 .044 5 . 724 6 . 2 74 8.571 l 1 .23 5 1 5 .640 24.5 1 7 58.8 1 6 6 3 . 269 36.0 1 7 54.262 5.994 3 3.60 1 23.7 1 9 1 .366 1 6.842 3.783 2. 1 42
7 5 0 .3 2 1
1 . 752.499 3 75 .499 202. 8 5 5 7 1 1 . 3 0 1
>-
1921 1 92 2 1 923 1 92 4 1 92 5 1 926 1 92 7 1 92 8 1 929 1 930 1 93 1 1 93 2 1 933 1 934 1 93 5 1 93 6 1 93 7 1 93 8 1 93 9 1 94 0
KARAR ORGANLARI
D i ğer C e z a l ar
2.587 1.2 1 9 -
437 696 171 1.037 3 .74 1 1 4 .609 l.093 29.228 44.3 4 5 1 1 .498 46.400 3 0.4 1 5 6 .9 1 4 3 .2 8 9 2. 8 8 8 2.288
T arafı n d a n
3 5.829 6 . 003 4 . 794 3 . 059 -
49. 1 06 2 1 4. 334 3 2. 5 77 1 1 8 .465 1 1 4.383 39.694 93.057
D an ı ş m a H e yeti
Üçlü Kom isyon Tarafı n d an
Tarafı n d a n
... . .. . ..
. .. ... ...
5 0.868 2 8.894
... ... ... 9 . 3 66 9.22 1 1 3. 1 02 1 5 .947 25.844 37. 1 97 1 9 .3 7 7 1 4 .592 26.052 25.330 1 .003 29.4 5 2 1 8 .969 1 7 .9 1 1 45.768 1 3 .02 1 42.9 1 2
1 88.5 0 2
365 .064
1 . 8 1 3.707
-
2 .284 2 . 323 3 .4 3 4 3.756 1 0.262 9.072 1 3. 3 5 7 6 . 604 -
1 2. 5 8 8 -
4 5.060 -
-
4 .490 2 .3 79 6.655 4 . 1 57 8. 76 1 1 79 . 6 2 0 1 52.747 60. 1 5 7 -
3 2. 8 3 1 1 1 9. 1 59 1 4 1 .3 1 8 6 8 8.000 4 1 3 .4 3 3
.,, :n c:ı :""il ı:ı :n > :ı: a:: ETi -i m c :n > :z:
KURŞUNLANAN TÜRKDl.OJİ
OGPU-NKVD' ni n bir belgesinde kurşun kalemle yazılmış bir notta, 1 92 1 - 1 939 yıl ları arasında tutuklu olanların toplam sayısının 2.944.879 olduğu ve bunlardan 1 .062.000 kadarının öldürüldüğü belirtilmektedir21 •
A. 1. 3. b. Çalışma Kampları ve Bulundukları Yerler Sovyetler B irl iğinde çok sayıda çalışma kampı bulunuyordu. Sürgüne gönderi len k i ş i lerin bir bölümü çal ışma kamplarına kapat ı l ıyor ve bel irlenen süre boyunca bu kamplarda zorunlu ikamete ve çalışmaya tabi tutuluyorlardı. Çalışma kampları, aslında bir ceza kampı olduğu için, çok olumsuz şartları vardı ve bu kamplara gönderilen insanların büyük bir bölümü bu olumsuz çal ışma ve yaşama şartlarına d ayanamadı ğ ı i ç i n buralarda ölmekteydi . Aşağıdaki l i stede Sovyetler B irliğindeki çal ı şma kampları ve bulunduğu bölgeler gösteril miştir22• Ahtub Kampı - Volgograd Bölgesi Aktyubin Kampı - Yakutistan Otonom Cumhuriyeti Aramiçev Kampı - Kemerov Bölgesi Arhbum Kampı - Arhangels Bölgesi Azov Kampı - Dnepropetrov Bölgesi Bakov Kampı - Maskovskiy Bölgesi Baley Kampı - Çitin Bölgesi Bam Kampı - Amur B ölgesi Bazstroy Kampı - Sverdlovskiy Bölgesi Belbalt Kampı - Kareliya Beloreç Kampı - Murman Bölgesi Berezov Kampı - Sverdlovskiy Bölgesi 21
i. K. Xayrul lln ve d., s. 49 " i. K. Xayrullin ve d., s. 542. Listede yer alan coğrafi adlar 1 93D'dakl kullanıma göre verilmiştir
59
PRDF'. DR. AHMET BURAN
Bezıınyan Kampı - Kuybışev Bölgesi Bodaybinskiy Çalışma Kampı - İ rkutsk Bölgesi Borskiy Çal ışma Kampı - Çitin Bölgesi Bureinskiy Çalışma Kamp ı - 1-labarovskiy Bölgesi Burepolom Kampı - Gorkiy Bölgesi Kimpcrsay Kampı - Aktepe Bölgesi Kitay Kampı - İrkutsk Bölgesi K iyev Kampı - Omsk Bölgesi K izel Kampı - Perın Bölgesi K lyuçevskiy Çalışına Kampı - Çitin Bölgesi Kuneyevskiy Çalışına Kampı - Kuybışev Bölgesi Kuryanovskiy Çal ışına Kampı - Moskovskiy Bölgesi Kuznetskiy Ça lışına Kampı - Çelyabin Bölgesi Markovskiy Çal ışına Kampı - Moskovskiy Bölgesi Maı1ın ovskiy Çal ışma Kampı - Rostov Bölgesi Metinstroy Kampı - Yaroslav Bölgesi M i neralnıy Çalışına Kampı - Komi Otonom Cumhuriyeti Mosugayev Kampı - Moskovskiy Bölgesi N ı rob Kampı - Perın Bölgesi Obskiy Çalışına Kampı - Komi Otonom Cumhuriyeti Olhov Kampı - Vo lgograd Bölgesi Oneg Kampı - Arhange ls Bölgesi Orlovskiy Çal ışına Kampı - Krasnoyarka Bölgesi Ostrov Kampı - Moskovskiy Bölgesi Ozern ıy Çal ışma Kampı - İ rkutsk Bölgesi Polyan Kampı - Krasnoyarka Bölgesi Privolj skiy Çal ışına Kampı - Saratovskiy Bölgesi Reçnoy Çal ışma Kampı - Komi Otonom Cumhuriyeti Seven isey Kampı - Krasnoyarka Bölgesi Sevural Kampı - Sverdlovskiy Bölgesi Sib Kampı - Kemerov Bölgesi Sosnovskiy Çal ışına Kampı - Çelyabin Bölgesi 60
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Stepnoy Çal ışma Kampı - Kazakistan Otonom Cumhuriyeti Svobod Kampı - Amur Bölgesi Şosdor Kampı - Habarovskiy Bölgesi Tayej n ıy Çal ı şma Kampı - Krasnoyarka Bölgesi U ralskiy Çal ışma Kampı - Sverdlovskiy Bölgesi V l ad Kampı - Omsk Bölgesi Yugo-Vostoçnıy Çal ışma Kampı - Habarovskiy Bölgesi Yuj n ıy Çalışma Kampı - İrkutsk Bölgesi
A. 1. 3. c. Siyasi Af Süreci ve Kanunların İşlemesi i l . Dünya Savaşı, ü lkede isti krarsızlıklara yo l açm ı ş ve Sovyetler B i rl iği açl ıkla, ekonomik bozu k l u k l arla, bölgesel ayaklanmalarla mücadele etmek zorunda kal mıştır. Ü lke bu kötü durumdayken, bir de ülke içerisinde korkunç bir siyasi baskı dönemi başlamıştır ve bu yönetim anlayışının sonucu olarak m ilyonlarca insan yok edilmiştir. Sadece resmi kaynaklara göre öldürülen insan sayısı 1 O mi lyondur. Kendilerine i snad edilmiş olan "düşman" suçlaması i le sistemli bir şekilde yok edilen bu insanların çok büyük b i r b ö l ü m ü , esasen bu s u ç l amayı hak edecek h i ç b i r şey yapmamışlardır. "Baskı, kanunsuzluk, istibdat, kişiye tapma ve aklanma" sözcükleri ilk defa, KPSS ' n i n 20. kongresinde N . S. Kruşçev' in sunduğu bir bildiri ile duyulur. TsK KPSS'nin 30 Haziran 1 956'daki kararında, Sta l i n dönemindeki siyasetin yan l ı ş olduğu ve bu siyaseti n sosyalist ve demokratik anlayışla uyuşmadığı, bu yan l ış anlayış neticesinde de sosyal sınıflar arasında mücadele başladığı ve giderek de bu mücadelen i n şiddetlendiği bel irti lir. Baskıdan etkilenen kişilerin aklanması ise, KPSS'nin 20. Kongresinde bunun dile getirilmesi sayesinde KPK (Komitetom Partiynogo Kontrolya Parti Kontrol Komitesi) incelemelerine başlar. İncelemeyi K PK (Komitetom Partiynogo Kontrolya) ve SSCB Savc ı l ığı beraber
61
PROf'. DR . AHMET BURAN
yürütür. KPK, KPSS'den yapı lan başvurulara dayanarak ıni l ll savaştaki (2. Dünya Savaşı sonrası kaybed i len toprak ları alına mücadelesi) esirler ve işgal ed i len bölgeler üzerine çok sayıda i nceleme yapar. 29 Haziran l 956 'da SSCB bakan l ığının N2 898490s kararı ile katı biçimde uygulanmış kurallar olduğu kabul edilir ve o dönemde esir olan lar i le on ların aileleri hakkında yapılması gerekenler görüşülür. K P S S ' n i n parti programına dah i l ettiği bu konu neticesinde, SSCB Bakanlar Kurulu'nun 1 1 Eylül 1 953 'te alın ış olduğu kararla Sovyetlerdeki tüm ülkelerde, bölgelerde M VD'ye bağlı savaş mahkemeleri kaldırılır. Yargı işi SSCB bakanlıklarına bırakılır. Daha sonra OGPU, üç kişi l ik kom i syon lardan oluşan ve "troyek" (üç k i ş i ) olarak da b i l i nen NK VD-UNKVD organ ları hakkında suçlamalar yapı l ı r, d i lekçeler yazı lır. SSCB Yüksek Şura Heyeti 1 9 Ağustos l 955 'te ülkedeki tüm yüksek mahkemeleri incelemeye al ır. SSCB Yüksek Şura Heyeti 24 M art 1 95 6 yıl ında, meydana gelen tutuklamaları araştınnak için PVS SSCB adında bir komisyon kurar. Ts KPSS ve PVS SSCB i ç i n gerekli tiiın dokü man lar devletin güven lik organ larında bulunmaktad ır. Ancak u laşı l ması gereken bilgi lere, dosyalar "gizli" olduğu için ulaşı lamaz. SSCB Başsavc ı s ı , S S C B Ad l iye Baka n ı , S S C B İ ç işleri B akanı ve KGB ' n in başkanın ın 1 9 Mayıs 1 954'teki NQ 96ss/00 1 6/00397/ 00252 say ı l ı ortak kararnamesiyle, M V D SSC B ' n i n kararları sonucu ihtilal karşıtlarının kamplarda ve hapishanelerde ölmeleri hakkında inceleme başlatı lır. Bu kararnamen in içeriği başlangıçta gizl i tutu lmuştur, ancak Rusya Federasyonu 23 Haziran 1 992 'de bu kararname hakkındaki gizl i l iği kald ırmıştır. 1 960 ve 1 970' li yıl larda suçluların aklanması konusunda sessiz kal ın m ıştır. M . S. Gorbaçov ' u n başlatm ış olduğu "glasnost " ve "prestroyka" anlayışıyla bu konu tekrar gündeme gelmiştir. Siyasi baskıya herkesin karşı olduğunu bel i rten Gorbaçov, haksız yere suçlananların aklanması sürecinin tamamlanması gerektiğini söyler.
62
KURŞUHLAHAN TÜRKOLOJİ
28 Eylül 1 987'de Politbüro TsK KPSS adında yeniden bir komisyon kurar. 1 1 Temmuz 1 988 'de Politbüro'nun kararıyla KG B 'deki araştırmalara da bakılarak 1 930' lu, 1 940' lı yıllardan 1 950' li yılların başına kadar geçen sürede haksız yere suçlananlar aklanır itibarları iade edi l i r. Bu kararlar ve değerlendirmelerle yurtlarından zorla çıkarı lan ve sürgüne gönderi len ler de aklanmış sayı 1 ır. Söz konusu karara göre aklanan kişi sayısı 1 .730.000 kişidir. 1 3 Ağustos 1 990'da alınan diğer bir karara göre 1 920 i l e 1 950' li y ı l lar arasında siyasi baskıya maruz kalan ların da aklanması gerektiği belirtilerek, affın çerçevesi genişletilmiş oluyordu . Siyasi baskıya maruz kalanların aklanması hakkındaki kanun dört bölümden oluşmaktadır: "Genel Durum", "Af Düzeni", "Affin Sonucu'', "Son Durum". Kanun 1 992, 1 993 ve 1 99 5 ' te yapı lan değişikl iklerle ve eklemelerle günümüze kadar geldi . B u kanunun birinci kısmında, farklı zamanlarda farklı organlar tarafından yapı lmış olan çal ışmaların içeriği, tarihi, sayısal verileri, nitel iği, siyasi baskıya maruz kalanların yakınları hakkmda bilgiler verilmektedir. Eğer siyasi cezalardan ötürü hayatını kaybeden bir erkeğin 1 8 yaşına gelmemiş çocukları var ise onlara devletin yardım etmesi gerektiği; eğer siyasi cezalardan ötürü hayatını kaybeden, kurşuna dizi len bir erkeğin eşi varsa ve bu kadın şu anda başka birisiyle nikah l ı değilse devletin onlara da yardım etmesi gerektiği bildiril ir. VÇK, GPU-OGPU, UNKVD-NKVD, MGB, MVD'nin yaptığı faal iyetlerin kanundışı sayıldığı ve bu organ ların kötü muameleleriyle karşılaşanların da aklanma kapsamına alındığı belirtilir. İ kinci kısımda, kanunun uygulanmasını her bölge savcısının kendisinin yapması gerektiği ve eğer işlediği suçtan dolayı aklanan olursa hakimin bu kararı aklanan kişinin veya yakınlarının adresine ulaştıracağı bel i rtilmekted ir. Kanun uygulan ırken kronoloj ik sıra geriye doğru i ş leme l i ; yan i 1 9 1 7 ' ye kadar. Böyl ece yakı n geç m i ş t e k i o l ay l a r ı n ü ze r i n d e n faz l a g e ç m e d e n o l ay l ar aydınlatılabi lecekti. Kanunun uygulamasında eski tarihi belgelerin
63
PROF'. DR. AHMET BURAN
temin edilmesi zordur. Ele geçen eski belgelerin tarihi yoksa, tarih olarak belgen in ele geçme tarihi kayded i l i r ve daha sonra kriminal laboratuvarda test edi l i r veya aynı dönem olduğu tespit edi l en belgelerden faydalan ıl ır. Aklanması isteni len kişi ler hayatta deği lse yakınları üç yıl içerisinde savcı l ığa başvurabi l i r. Ancak; üç yıl içerisinde savc ı l ığa başvuramayan lar geçerl i bir neden göstererek daha sonra da başvurabi 1 iri er. İ nceleme yapılacağı zaman araştırı lan kişi lerin akrabaları, el lerinde bul unan belgelerin asl ı n ı veya fotokopisini de savcı lığa teslim etmel idirler. Bu araştırmayı bölge savcı l arı yürütür. Bu inceleme yapı l ı rken devlet arşivlerinden de faydalanı larak kişiden kalan son belgeler veya fotoğraflara u laşı lır. Ele geçen malzemeler sonucunda inceleme tamam lanır ve ölmüş olanların ölüm tarihi, yeri ve zamanı açıklanır. Üçüncü kısımda her şeyin açıkl ığa kavuşturu lmuş olması beklenir. Siyasi baskı altında kalmış olan ların Rusya Federasyonu kanunları tarafından haklarının korunmuş olduğu ve burada yaşama olanakları olduğu belirtil ir. Ayrıca siyasi baskı altında kalmış olanlara tazminat ödenmesi de 1 2 Ağustos 1 994 'te, N2 926 say ı l ı kararla kabul edilm iştir23•
" i . K. Xayrullin ve d., ege. . , 9-1 5
64
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OIİ
A. 1. 3. 1 . Kmm Bir kanlı ağll söylenir şimdi Kmm 'da Biz duyarız Kırım 'ın öldüren feryadını Bir büyük destanla b irlikte yeniden yazacağız Kmm topraklarına Kmm Türkü 'nün adını Y. B. Bakiler
Ukrayna/Kırım Haritası
Uzun yıl lar Türklerin egemenliğinde olan Kırım, 1 77 1 yıl ında Ruslar tarafından işgal edi l ir. Bu tarihten itibaren Kırım 'da baskı ve sürgün Rusların vazgeçi lmez poitikası haline gelir. Rusların bu ilk işgali sırasında bütün K ırım şehirlerinin tahrip edi ldiği ve 35 .000 sivil insanın öldürüldüğü bilinmektedir. Kırım ve çevresinde yaşayan ve Rusların egemen l iğine girmek istemeyen K ırım Tatarlarından 1 00. 000 kadarı 1 772 yılında Osmanlı sınırlarına doğru göç etmek 65
PROf'. DR . AHMET BURAN
zorunda kal ı r�� . 1 774 tari h i nde imza lanan Küçük Kaynarca antlaşması sonrasında, Kırım iyice Rusların egemen liğine girer. Bu antlaşmadan sonra da göç ler devam eder ve boşalan K ır ı m topraklarına 75 .000 R u s getiri lerek yerleştiri l i r. R u s Generali Potemkin ' i n 1 782'de, sivil, kadın, erkek, çocuk ayırt etmeksizin öldürülmesini emrettiği 30.000 kişi, Tatarların neden göçmek zorunda kaldıklarım da açıklamaktad ır. Bu katliamlar ve göçlerle Kırım 'da bir etnik arındınna yapılmış ve l 783 'te Kırım, Çarlık Rusyasının bir vi layeti haline getiri lmiştir�5• 1 784 yılın da General Potemkin, 24 saat içinde Tatarların Kırımdan çıkarılması emrini venniş ve bu emir üzerine Kırım' ın çeşitl i bölgelerinde yaşayan Kırım Türkleri vatanlarından çıkarılmışlardır. Bu gelişmeler ile birlikte, 1 800 yılın a kadar meydana gelen katliamlardan, evlerini, arazilerini, hayvanlarını, eşyalarını, mezarlarını ve hatıralarını geride bırakarak kaçan 500.000 Kırımlı, Besarabya, Dobruca ve Anadolu'ya göçmüştür. Ancak göçen 500.000 Kırımlı'nın 200.000' i göç yollarında öldürülmüş, ancak 300.000 kadarı Türklerin hakim olduğu bölgelere ulaşabilmişlerdir6• 1 853- 1 856 tarih leri arasında yaşanan Kırım savaşı sırasında Tatarların Osmanl ı yan lısı oldukları varsayılmış, Ruslar baskılarını arttırmış; Tatar köyleri talan ed ilmiş, sivil ve savunmasız insanlara işkenceler yapımış, birçoğu da öldürülmüştür. Sah ilde yaşayanlar iç bölgelere kayd ırı l ı rken, Kırım coğrafyasına yayı lan bu ölüm korkusu Kırım' da kalan birçok Tatar Türkünü yine göçe zorlamıştır. Tatarlardan boşalan K ırım topraklarına, Rus, Ukraynalı, Bulgar ve Almanlar yerleştirilmiştir. 1 783 - 1 922 yıl ları arasında toplam 1 . 800.000 Tatar, Osmanlı topraklarına göçmek zorunda kalmıştır�7• Kırım' ı işgal eden Ruslar " Justin McCarthy, Ölüm ve Sürgün (Çev. Bilge U mar), İ stanbul 1 998, s. 1 5 " Halil i nalcık, Kırım, lslam Ansiklopedisi, C.V I, İ stanbul 1 988, s . 750-752 " Serdar Sarısır, Demografik Oyun Sürgün, İ stanbul 2006, s. 64 " Serdar Sarısır, ege .. , s. 66
66
KURŞUNi.AHAN TÜRKOl.OJİ
ilk günden beri sisteml i ve sürekl i olarak K ı rım Türklüğünü imha siyaseti giitmüşlerdir. Bolşevik devriminden sonra çok sayıda Kırım Türk 'ü öldürülmüş, 1 920- 1 922 yı iları arasında yapay olarak yaratı lan açlık felaketi sebebiyle 1 00 .000 'den fazla Kırım Ti.irk ' ü açl ıktan öl müş, 50.000 kadarı da göç etmek zorunda kalmıştır. Mustafa Kemal Atati.irk' ün Kırım'a gönderdiği yardı m gemi leri Ruslar tarafından engel lendiği için yiyecek yardımı buradaki Türklere u laştırılamamıştır28• Sovyetler Birl iğinde 1 939 yıl ında yapılan nüfus sayımına göre. K ı r ı m ' da, toplam olarak 1 . 1 23 . 806 k i ş i yaşıyord u . Bun ların 5 5 7 .449 ' u n u Ruslar, 2 l 8.492 'sini Kırım Türkleri, 1 5 3 .478 ' i n i Ukraynal ı lar oluşturmaktayd ı. il. Dünya Savaşı önce, Alman ların da Ruslar gibi Kırım'a dair çeşitl i planları vardı. Bu plan ve düşüncelerin bir parçası olarak Alman orduları, Ekim 1 94 1 'de Kırım'a gird i ler. Alman orduları, 30 Kasım 1 94 1 'de Akyar (Sivastopol) dışında kalan bütün Kırım topraklarına hakim olurlar. Sovyet askerleri bölgeden çeki lirken büyük bir katl iama girişir kendi askerleri tarafından yapı lan hastaneleri bile ateşe verirler. Rusların Kırım 'dan çekilmesini fırsat bilen Edige Kırıma!, M üstecip Ülküsal gibi bir kısım Kırım Türk aydın ları Al manlarla temasa geçerek, K ı r ı m ' da bağ ı m s ı z b i r dev let kurmak i ç i n Almanlarla işbirliği yaparlar. Almanlar, Kırım Türklerinden gönüllü askerler a lmaya başlarlar. Nefs-i Müdafaa Taburları adıyla birlikler kuru lur ve 20 bin c ivarında K ırım Türkü bu taburlarda görev alır. A lmaıı askeri belge lerine göre, Kırım ' ı n 203 yerleşim bölgesinden 5655 kişi ve 5 esir kampından 3'600 kişi olmak üzere, toplanan gönüllü sayısı toplam 9255 kişidir.
" Ali İ hsan Kolcu, Çağdaş Türk Dünyası Edebiyatı, Ankara 2004, s. 449
67
PROF. DR. AHMET BURAN
Kırım Türkerinin bir bölümü Alınanlarla işbirl iği yaparken, b i r kısmı da Sovyet Kızı l Ordusu saflarında A l ınan lara karşı savaşm ı ştır. Bu mücadelede yer alan birçok K ırım Türkünün yüksek derecede madalya ve n işanlarla taltif ed ildiğine de yer veri lmiştir. Bu mükafatlardan biri ise, savaş sırasında 30 tane Alınan uçağın ı d ü ş ü ren ve bu kah ram a n l ıkla r ından ötürü i k i kere "Sovyet/er Birliği Kahramanı" Unvanı alan Ahmet Han Su ltan ' a takd im edilmiştir, Kırım Türklerin in Sovyetler B irl iği KPMK 'nin XX l l I . Kongresine gönderm iş oldukları bir bildiriden anlaşıldığı kadarıyla, savaşın başında Kırım' ın Kuybişev, Bahçesaray, Aluşta, Sudak, Len in ve Balak lava rayon larına ait 2 1 köyden 1 8 yaşın üzerinde 4252 kişiden 2324 genç Kızı 1 Ordu 'ya katılmıştır. Ayrıca, yine bu köylerden 329 kişi Partizan hareketine iştirak etmiştir. Bütün bunlara rağmen, Partizan hareketinin Rus ası l l ı komutanlarından M akrousov ve Marti nov gibi şahıslar, Kırım Türklerine karşı besledikleri düşmanlığı daha da ileriye götürerek, Sovyet yönetimine sundukları raporlarda Kırım Türklerinin Almanlarla işbirliği yaparak "vatana ihanet ettiklerini" i fade etmişlerdir. Kasını 1 943 'te Stal ingrad 'da Alman ordusuna karşı ezici bir gal ibiyet kazanan Kızıl Ordu birlikleri, ilerlemesini sürdürerek 1 O Nisan 1 944'te Kırıın ' a yeniden hakim oldu. Kırım' ın tekrar Sovyet hakimiyetine girmesinin ardından, zafer sarhoşluğu içinde olan Kızıl Ordu askerlerinin özellikle Kırım Türklerine ağır baskılar uyguladıkları, hatta birçok Kırım Türkünü katlettikleri bi ldiri lmektedir. Sovyet askerlerinin Kırım Türklerine karşı böyle bir tutum sergi lemelerinin en önem li sebebi, Almanlarla işbirliği yaparak Kızıl Ordu ve partizan hareketlerine karşı savaştıklarına inandıkları bu topluluktan intikam almaktır. Kırıın ' ın Almanlardan geri alınması ile birlikte, süratli bir şekilde bölgede bir etnik temizlik yapılmaya başlanır ve Slav köken l i olmayan halklar K ırım 'dan çıkarı lır. Önce Kırım Türkleri, ardından
68
KURŞUNLANAN TÜRKOi.ilii
da Kırım'da yaşayan Almanlar, Rum lar, B ulgarlar ve Ermeni ler ''zorunlu göçe" tabi tutularak Kırım' dan çıkarıl ı rlar. Kırım' dan toplam 1 2.422 Bu lgar, 1 5 .040 Rum, 962 1 Ermeni, 1 1 1 9 Alınan ve diğer m i l letlere mensup 3652 kişi sürgün edi l m işti . 2 9 Mayıs 1 944 tarih inde, Kırım Türklerin i taşıyan katarlar Özbekistan'a ulaşırlar. Özbek yönetici leri ve Özbek Türkleri daha önceden bel irlenen istasyonlarda (Taşkent, Arıs ve Kagan) on ları karşı larlar. Özbekistan 'a u laşan Kırım Türkleri önceden belirlenen aşağıdaki şehirlere dağıtılmışlardır. Andican Buhara Fergana Kaşka-Derya
1 9.630 3983 1 6.039 1 0. 1 7 1
Namengan Seınerkant Taşkent
1 3.804 3 1 .540 56.362
TOPLAM: 1 5 1 .529 kişi Sürgünden önce, 1 N isan 1 940 tarihi itibariyle Kırım'da 1 . 1 26.800 kişinin yaşadığı tespit edi lmiştir. Kırım Türklerinin bu tarihteki sayısı kesin olarak b i l inmemekle birlikte yaklaşık 2 1 8 bin kişi oldukları sanılmaktadır. 1 7-20 Nisan 1 940 tarihinde Kırım' dan 1 80.000 kişi çıkarıl ı r. 90.000 kişi de Kızıl Ordu 'ya çağrı lır. Kızıl Orduya çağrı lanlar arasında 20.000 K ırım Türkü de vardır. Bu arada, 67.000 Yahudi, Karaim ve K ırımçak Türkü de Alman lar tarafından kurşuna dizi l ir. Sürgün operasyonunun yürütülmesi için Beriya komutasındaki NKVD kuvvetleri görevlendiri lir ve 1 Haziran 1 944 ' e kadar bu operasyonunu tamamlanması emred i l ir. Söz konusu kararname ile, sürgün edi lecek olanların beraberlerinde kendi özel eşyaların ı, elbiselerini, günlük demirbaş eşyalarını ve aile başına 500 kg erzak almalarına izin veril ir.
69
PROr. DR . AHMET BURAN
Beriya ' n ı n tal imatıyla sürgün iki gün önceye a l ın ır ve Kırım Türklerinin sürgünü 1 8 Mayıs 1 944'te saat 03 .00 civarında başlar. Son derece organ ize ve zamana karşı oldukça titiz bir şekilde yapı lan operasyonlar, "potansiyel tehlikeli" olarak nitelendirilen k i ş i leri n tutuklanmasıyla başlar. Yetişkin erkeklerin büyük çoğunl uğu Sovyet ordusuna alındığı için, geride kalanların büyük çoğu n l uğu kad ın, çocuk ve yaş l ı lardan ol uşmaktadır. Sovyet askerleri gecen in bir vakti, daha önceden tespit edilen Kırım Türklerinin evlerine zorla girerek onları uykularından uyandırır ve 1 5 dakika içinde bulundukları yerlerin meydanında toplanmalarını söylerler. Ne olup bittiğini anlamayan Kırım Türklerinin yanlarına, kararnamede belirti lenin aksine sadece taşıyabi lecekleri eşyalarını almalarına izin veri lir. Bir çok yerde buna dahi müsaade edilmez. Evleri nden çıkarı lan halk bul undukları yerin meydan larında, tarlalarda veya uygun görü len başka yerlerde toplanarak kendilerini demiryolu istasyonlarına taşıyacak nakliye araçlarını beklemeye başlarlar. Sürgünü gerçekleştiren askerler sadece veri len emirleri yerine getirmezler, ayn ı zamanda çaresiz halka karşı insan l ı k dışı hareketler de sergilerler. Kimi zaman yaşlı kadın ları, acıdan çılgına dönenleri kaçmaları için serbest bırakıp sonra da arkalarından kurşun yağdırırlar. Sürgüne gönderi lenler arasında Kızıl Ordu mensubu Kırım Türk askerleri de bulunmaktad ır. Bu cümleden olmak üzere, Kırım Türklerinden 524 subay, 1 392 astsubay ve 7079'u çeşitli rütbelerde olan toplam 8995 Kızıl Ordu mensubu Kırım'dan çıkarı lır. Kırım'ın genelinde sürgün edilen eski Kızıl Ordu mensubu ise toplam 1 0.892 kişidir. Sürgünlerin K ırım ' dan trenlerle Özbekistan 'a taşınması görevi NKVD ile Ulaştınna Halk Komiseri Kaganoviç'e verilmiştir. Kırım Türkleri nakliye araçları ile istasyonlara taşınır ve burada kendilerini bekleyen vagonlara tıka basa doldurularak kapıları sıkı sıkıya kapatılır.
70
KURŞUNLANAN TÜRKDl.OIİ
Kırım Türklerinin üç gün içinde tamamen vatanlarından sürgün edilmesi, 1 9 Temmuz 1 944'te bir törenle kutlanır ve bu operasyonda görev alan lar Sovyet yönetimi tarafından ödül lend iri l irler. Ancak daha sonra Arabat adl ı bir Türk köyünün unutularak boşaltı lmadığı haberi gelir. Azak Denizi ile Sivaş arasında yer alan Arabat köyünün halkı bal ıkç ı l ık ve tuz üretimi i l e uğraşan köylü lerdir. Kobulov, adamlarına iki saat içinde orada tek bir Kırım Türkünün kalmaması yönünde emir verir. Bunun üzerine Arabat'taki bütün Kırım Türkleri oldukça büyük ve eski bir gemiye bindiri lerek mahzene kapatılırlar. Gemi denizin en derin yerine getirilerek ambar kapakları açı lır ve gemi içindeki insanlarla birlikte batırılır. Sürgünün yolda geçen bölümü, tam bir insanlık dramıdır. Tıka basa vagonlara doldurulan insanlar, günlerce aç-susuz bir şeki lde, en temel ihtiyaçlarını gideremeden ve son ların ı n ne olacağını bi lmeden bir meçhule doğru giderler. Yol boyunca birçok insan hastalanm ı ş, özel l ikle yaş l ı lar ve çocuklar açl ığa, susuzluğa, vagonların havasızlığına dayanamayarak hayatlarını kaybetmiş lerdir. Ölen ler, ya yol larda trenlerden atı lmış ya da durulan ilk yerde vago n lardan i n d i r i l m i ş ve defned i lme lerine müsaade edi lmeden yol kenarlarına bırakılmışlardır. Bu şeki lde yol boyunca 7889 Kırım Türkünün öldüğü bel irtilmekted ir29• Büyük sıkıntı larla geçen uzun bir yolculuktan sonra sürgün Kırım Türkleri, Sovyet yönetimi tarafından daha önceden tespit ed i len yerleşim yerlerine u l aşırlar. 4 Temmuz 1 944 'te Beriya tarafından açıklanan bu insanlık dramının sonuçlarına göre, Kırım Türklerin i n tamamı gönderi ldikleri yerlere ulaşmış, bun lardan 1 5 1 .604 kişi Özbekistan' a, 3 1 .55 1 kişi de 2 1 Mayıs 1 944 tarih l i G KO kararnamesi gereği Sovyetler B irliği n i n çeşitli bölgelerine yerleştirilmişlerdir. Kırım Türklerinin topluca yurtlarından çıkarılmalarından sonra, geride bıraktıkları taşınır ve taşınmaz mallarına GKO kararnamesi " www. kınmsurgunu.com
71
PROf". DR. AHMET BURAN
uyarınca Sovyet yönetimi el koyar. Kırım Türklerinden geriye kalan mal ve mülk aşağıdaki gibi tespit edilmiştir: Sığır ve kümes hayvan ı Tarım ürünleri B ina/ev Kışlık ve yazl ık tahı l ekimi Köy kooperatifi demirbaşları Ev eşyası
1 5 . 740 baş 40.000 çinko (çinik) 25.56 1 adet 68.500 hektar 345 . 5 00 adet 420.000 adet
1 5 Nisan 1 967 verilerine göre, 1 944 tarihinden itibaren Kırım'a yerleştiri l mek üzere 406.828 kişi getirilm iştir. Bunlardan 1 62.096 kişi Rusya Federasyonu SSC ' nden, 244 .734 kişi ise Ukrayna SSC' n in çeşitl i bölgelerinden K ırım'a gönderilmişlerdir. Kırım Türkleri, gittikleri yerlerde çoğu n l ukla fabrika ve işletmelerin bulunduğu köy ve kasabalara yerleştiri 1 iri er. Buralarda, uzun bir süre son derece ağır şartlar altın da yaşarlar. Günlerce, haftalarca at ahırlarında, kuru toprak üzerinde, hatta kazd ıkları çukurlarda yaşamaya çalışırlar. Gerek dayanı lınaz yolculuk şartları, gerekse gidilen yerlerdeki olumsuz hayat şartları dolayısıyla önemli sayıda can kayıpları meydana gelmiştir. Sürgünden birkaç yıl sonra bizzat Kırım Türkleri tarafından yapı lan nüfus sayımı sonucuna göre sürgüne gönderi lenler arasında bul unan 1 1 2. 700 çocuktan 60.03 4 ' ü, 93 .200 kad ından 40.085 ' i , 32.600 erkekten 1 2 .06 1 ' i hayatını kaybetmiştir. Stali n ' in ölümünden sonra, Sovyetler Biri iği ' nde yumuşama rüzgarları esmeye başlar. Stal i n ' i n yerine devlet başkan ı olan Kruşçev, K P ' n i n XX. Kongresinde yaptığı konuşmada, ülkede yaşanan bütün olumsuzlukların tek müsebbibinin Stalin olduğunu, onun zaman ında yüz b i n lerce insanın vatan larından çıkarı larak sürgün ed ild iğini i fade eder. 24 Kasım 1 954 'te SSCB Bakan lar Kuru l u kararıyla, i l . Dünya Savaşı ' nda Kızıl Ordu saflarında yer
72
KURŞUNW\NAN TÜRKOLOJİ
a l an askerler, S S C B Kahraman l ık madalyası ve n i şanı i le ödül lendiri lenler, yerl i halkla evlenen kadınlar, Rus, Ukraynalı ve diğer m i l l iyetlere mensup kadınlar, sakatlar, tedavisi mümkün olmayan hastalar i le il. Dünya Savaşı 'nda ölen askerlerin yakınları affed il irler. Bu doğrultuda YSP tarafından 1 3 Aralık 1 955 'te kabul ed i l e n ve "sürgünde b ulunan A lmanların ve ailelerinin üzerindeki hukuki smırlamalarm kaldırrlması"na dair kararname sürgüne maruz kalan toplulukların hürriyete kavuşması yönündeki i l k kanun olarak kabul ed i lmektedir. 28 Nisan 1 95 6'da Kırım Türkleri de serbest bırakı l ırlar. 1 95 6 y ı l ı Ekim ayı sonuna kadar toplam 778 Kırım Türkü, Kırım 'a komşu olan Zaporojye bölgesine gelerek buraya yerleşir. Ancak bu durum Sovyet yetk i l i lerin hoşuna gitmez ve 1 5 Aralık 1 956 tari h l i bir kanunla, daha önce Kırıın ' d a yaşam ış olan ve sürgü n yerlerinden ayrı lan Türklerin, Al man ların, Rum ların, Bulgarların, Ermeni lerin ve diğerlerinin Ukrayna'ya ait Zaporojye, Herson, Odessa, Nikolayev, Kırım ve Zakarpat bölgeleri nde yerleşmeleri yasaklanır. Kruşçev' in iktidara gelmesinden sonra, Stal in' in sürgüne gönderdiği birçok topluluk vatanlarına dönme hakkını elde etmesine rağmen Kırım Türkleri, Ah ıska Türkleri ve Volga Alınanlarının bu haktan mahrum bırakılmaları düşündürücüdür. Bu süreçte vatana dönüş için, ilk toplu müracaat 6.000 kişinin imzasıyla Haziran 1 957'de Yüksek Sovyet'e gönderi lir. Ardından Mart 1 95 8 'de 1 6.000 ve Ağustos 1 958'de 1 2.000 ve 1 966 yılında 1 20.000 iınza toplanır30. K ırım Türklerinin vatana dönüşü ve yen iden Kırıma sah ip o l ma m ücade l e s i g ü n ü m üzde d e devam e t m e kted i r. B u mücad e l e n i n sembo l i s i m l e r i n d e n b i r i , Sovyet l e r B i r l i ğ i dönem indeki mücadelesiyle, öze l likle d e yaptığı "açlık grevi" ile dünya gündemine oturan, Mustafa Cemil Kırımoğlu'dur. "' www.kınmsurgunu.com
73
PROF'. DR . AHMET BURAN
M. C. Kırımoğlu
Sürg ü n A n ıtı
A. 1. 3. 1. a. Bir Hatıra " 1 928 yılında Kırım 'ın Yalı boyu 'ndaki güzel Simeiz 'de doğdum. Sürgün edildiğimizde 15 yaşındaydım. O günler, b irinci gününden son gününe kadar, hep aklımda. Nasıl unutulur ki o günler? İstesem de unutamıyorum. Sürgünden bir gün önce her şey sakindi. Pek çok evde olduğu gibi bizim evde de cepheden gelen izinli Rus askerleri yaşardı. 1 7 Mayıs 1 944 günü evimizde büyük b ir temizlik yapmaya başladık. Her şeyi yıkıyor, siliyor süpürüyorduk. B izim b u çalışmaları m ız ı gören Rus askerleri "Niçin yapıyors un uz b öyle b ir ş ey i ? Ne gerek var? Ya b irden buradan çıkarılırsamz boşuna yapmış olmayacak mısınız? " dediklerinde, ben "Ömrümde bir yere gitmedim. Babaannem de hayatında hiç tren görmedi. Bir kere bile seyahat etmedi. Niye gidelim ki durup dururken? " diye onlara soruyla cevap veriyordum. Başka bir şey söylemedi/er, sürüleceğimize dair bir tek kelime etmediler. 74
KURŞUNLJlNAN TÜRKOLOJİ
1 8 Mayıs sabaha karşı saat dört veya beş civarıydı. Askerler geldi evimize: - Çıkrn, çabuk, çıkın! - Niçin? Ne oldu? Nereye? - Çıkın çabuk hazırlanrn! Yolcusunuz! - Ne yolcusu? Niçin? - Hainsiniz siz! Sovyet Hükumeti 'nin kararı bu! Çabuk, sallannıayın! Çabuk çıkrn! Şaşkındık. Sersem gibiydik. Büyük bir kaos yaşanıyordu. Evde b eş kişiydik. Teyzem avluda ağlıyor, " B izleri öldürecekler! Kefenlerin izi alın ! Bizleri ö ldürecekler! Kefenlerinizi alrn! " diye bağmyordu. O gün, hatırımdadır, çok tuhaf bir olay da olmuştu. O gün bir.fırtına vardı Sime iz 'de. Rüzgar uğulduyor, ağaçları sarsıyor, kimi ağaçlarrn dalları kopuyordu. Rüzgarın, ağaçların uğultularına, köpeklerin acı acı havlamaları ulumaları (Arire hanım da ağlıyordu. Nasıl ağlamasrn ki?) ineklerin böğürmeleri ve b izlerin feryatları karışıyordu. O günün sesleri. . . Tarifsizdi o günün feryadları. . . Korkunçtu . . . Ardından dolu yağdı, iri iri dolulardı Biz ağlamadık yalnızca. Sanki, b izimle beraber gök ağladı, hayvanlarımız ağladı. Ağaçlarımız ağladı. . Bizleri A kmescit 'e getirip hayvan vagonlarına doldurdular. 28 gün yol gittik. Bütün yol boyunca bir kere yemek verdiler, Sarıtav (Sara/ov) 'da. Bazılarımız yanına yiyecek bir şeyler alabilmişti. Bazılarının unu vardı, pişirip bize de verirlerdi. Vagonumuz o kadar doluydu, o kadar sıkışıktı ki ayaklarımı uzatamıyordum. Vagonumuzda ölenleri yol kenarına b ırakıp gill ik, gömemedik. Semerkand 'a getirdiler, stadyuma topladılar. Yanımıza alabildiğimiz eşyaları, bohçacıklarımlZl bir kenara topladılar. Bizleri tüfeklerle ite kalka hamama götürdüler. Anlatılır gibi şeyler değildi. Bizleri dipçikliyor, küfürler ediyor ve üzerimize ilaçlı kaynar s u
75
PROI'. OR. AHMET BURAN
atıyorlardı. Kaynar suya dayanamayıp ölenler oldu. Kaynar sular. . . (Yanaklarından akan ince ince yaşlar sel oldu burada Arire Hamm 'ın. Bir süre hıçkmklardan dolayı konuşamadı.) Hamamdan sonra yine stadyuma getirdiler bizleri. Biz · dönene kadar bohçalarımız, eşyalarımız karıştırılmış, işe yarayacaklar yağmalanmıştı. Eşek araba/arma koyup köylere dağıttılar. A t ahırlarında yattık. Ne yorgammız, ne döşeğimiz vardı. Günlerce, haftalarca yerde, yattık. Oradaki ağır şartlarda, pek çok insammız hastalandı, pek çoğu öldü. Yeterli yiyecek verilmezdi. Ağır işlerde çalıştm!trdık. Yaşlı kadınlarımız, hep Kmm hasretini anlatırlardı; pek çoğu son günlerini yaşarken, son nefeslerini vermeden, bir yudum dahi olsa Kınm 'ın s uyunu içmek isterlerdi. Bir yudum, b ir yudumcuk Kırım suyu olsa, içsem, rahat ölebilirdim, derlerdi. Bir gün bir kadıncağızla oğlunu çakallar yemiş. A ç çakallar. Oğlancağızı ayakkabtlarından tanıyabildik. B u olaydan üç gün sonra cepheden babası geldi. Selam verdi. (Burada A rire hanım yine kendini tutamadı, hıçkırıklara boğuldu.) Askerden gelen bu yiğit selam verdikten sonra, Cemaat " dedi, "Benim karım A n ife, oğlum Server 'i görenleriniz tanıyanlarınız var mı? Fotisalalı idiler? Kim b iliyor ? " Hiç kimse b ir şey yemedi, hiç kimse sesini çıkaramadı. Nasıl densin çakallar yedi diye. Sonra bir kadıncık, yaşlı bir kadıncık; "A balam!. . . Allah . . . . . . Allah sana sabırlar versin! Yazımız böyle imiş . . . Allah rahmet eylesin!. . . . . " dedi ve anlattı. O, cepheden gelen yiğit adam, gözlerimizin önünde kendini yere atıp öyle bir ağladı, öyle bir dövündü, öyle bir yerleri tırmaladı ki dayandır şey değildi. Sonra adamı, o yiğiti kaldırdılar yerden, su verdiler, biraz ols un teskin etmeye çalıştılar. A damcağız yerden kalktığında saçları b e mbeyaz olmuş, çökm üş, b ir anda ihtiyarlamıştı.
76
KURŞUNLANAN TÜRKDl.OJİ
Şimdi düşünüyorum, yaşadığımız bu facialara, dehşetli günlere rağmen nasıl sağ kalabildik, nasıl olup da Vatanm11z Kmm 'a dönebildik diye? Bunun b ir tek açıklaması var o da birlik. İsmail Bey Gaspıralt 'nm bize miras bıraktığı birlik. Biz b irb irim izi koruyarak, b irb irim izle dayan ışarak, ekmeğimizi paylaşarak, b irlikte mücadele ederek bugünlere gelebildik. Burada adını anmadan geçemeyeceğim bir kişi var. Gafur ağa. Kemaneci idi. Sürgün günlerinin o ağır, o dayanılmaz, pislik ve açlık içinde geçen günlerinde b ize kemanesiyle kaytarmalar çalardı. 5 dakika olsun on unla güler, hiç olmazsa gülerek ağlardık. Bize "Qorqman balalar, bir kün Vatanğa qaytarmız, şen qaytarmalar çalarmız " diye sürekli moral ve kuvvet verirdi. Allah 'a şükür her şeye rağmen dimdik ayakta kaldık. Millet olarak yok olmadık. Şimdi de halimiz ağır. Ama birlik beraberlik içerisinde bu günleri de geçeriz inşallah 3 1 " A. 1. 3. 1. a. Sürgün Kararnamesi TOP SECRET STATE DEFENSE COMMITTEE State Defense Committee Decree No. 5 859ss May 1 1 , 1 944 Moscow, the Kreml in On the Crimean Tatars During the Patriotic War [World War il], many Crimcan Tatars bctraycd thc Mothcrland,dcserting Rcd Army units that dcfcndcd the Crimca and siding with thc cncmy, joining voluntecr army units formcd by thc Gcrmans to light against thc Red Army; as membcrs of German punitive dctachments, during thc occupation ofthe Crimea by Gcrman fascist troops, the Crimean Tatars particularly 11
E mel Dergisi , Sayı: 2 1 0, Eylül - Ekim 1 995, s. 36
77
PROF. DR . AHMET BURAN
wcre noted for their savage rcprisals against Soviet partisans. and also hclpcd thc German invadcrs to organize thc violent roundup of Sovict citizens for German enslavcmcnt and thc mass cxtermination o f the Soviet people. Thc Crimean Tatars activcly collaboratcd with the German occupation authorities. participating in the so-callcd "Tatar national committees," organizcd by the German intclligence organs, and wcre often used by the Germans to inli ltrate the rear of thc Red Army with spies and saboteurs. With the support of the Crimcan Tatars, thc ··Tatar national commitıecs," in which thc lcading role was playcd by White Guard-Tatar cmigrants, directcd their activity at thc persecution and oppression of thc non-Tatar population of thc Crimea and were engaged in preparatory efforts to scparate the Crimea from the Soviet Union by force, with the help of thc German armed forccs. Taking into account the facts cited above, the Statc Defcnsc Committcc decrccs that: 1 . Ali Tatars are to be banishcd from thc territory of thc Crimea and resettled permancntly as spec ial seıılers in the rcgions of the Uzbek S SR. The resctılcmcnt will he assigncd to thc Sovict NKVD. The Sovict NKVD (comradc Beria) is to completc the rcsetılcmcnt by 1 June 1 944. 2 . Thc following proccdure and conditions ofrcscttlemcnt are to be establ ished: a) The special settlcrs will be allowcd to take with them personal items, clothing. household objects, dishes and utensils, and up to 500 ki lograms of food per fami ly. Propcrty, buildings, outbuildings, furn iture, and farmstcad lands lctl behind will be taken over by the local authoritics; ali beef and dairy cattlc, as well as poultry, will be taken over by the People's Commissariat of the Meat and Dairy lndustries, ali agricultural production by thc USSR People 's Commissariat of Procurcment, h orses aııd other draft an imals by the U S S R People's Commissariat o f Agricu lture, and brccding catıle by thc USSR Peopl e's Comnıissariat of Statc Grain and An imal Husbandry Parms. Exchange receipts wi l l be issued in every populated place and evcry farm for the receipt o f l ivestock, grain, vegetables, and for other types of agricultural production. By 1 July this year, the USSR N KVD, People's Commissariat of Agriculture, Peoplc's Commissariat ofthe Meat and Dairy lndustries, People's Commissariat of State Grain and An imal llusbandry Farms, and Peoplc's Commissariat o f Procurement are t o submit to t h e U S S R Counci l of People's Conınıissars a proposal on the proccdurc for rcpaying the special sctılers, on thc basis of
78
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
cxchange reccipts, for livestock. poultry, and agricultural production received from thcm. b) To facilitate thc rcccipt of livestock, grain, and agricultural production from the special seıılers, the USSR Peoplc's Commissariat ofAgriculture (comrade Bencdiktov), USSR People's Commissariat ofProcurement (comrade Subbotin), USSR People's Commissariat of the Meat and Dairy Industries (comrade Smirnov), and U S S R Peoplc's Commissariat of State Grain and Animal 1 l usbandry Farms (comradc Lobanov) are to dispatch the required number of workers to the Crimca, in coordination with comrade Gritsenko. c) The Pcople's Commissariat of Rai lroads (comrade Kaganovich) is to organize the transport of the special scıılcrs from Crimea ıo the Uzbck SSR, using special ly formcd trains, according to a schedulc deviscd j ointly with ıhc USSR NKVD. The numbcr of trains, loading stations, and destination points are to be determined by the USSR NK VD. Payment for thc transport will be based on thc rate at which the prisoncrs are transported; d) To each train ofspecial settlers. the USSR People's Commissariat of Public l lcalth (comrade Miterev) is to assign, within a time frame ıo be coordinated with thc USSR NK VD, onc physician and two nurses, as well as an appropriatc supply ofmedicines, and to providc medical and fırst-aid care to spccial scttlers in transit; e) Thc USSR Pcoplc's Commissariat ofTradc (comrade Liubimov) will provide ali trains carrying special settlers with hot food and boil ing water on a daily bas is. To providc food for the special settlers in transit, the Pcoplc's Commissariat ofTradc is to allocate the quantity of food supplies indicated in Appcndix No. 1 . 3 . By 1 June o f this year, the Secretary o f the Central Committcc o f the Communist Party (Bolshevik) of Uzbekistan, comrade lusupov, the Chairman ofthe Uzbek SSR Council of People's Commissars, comrade Abdurakhmanov, and the Uzbek SSR Pcople's Commissar oflnternal Atfairs, comrade Kobulov, arc to carry ouı the following steps in regard to the acccptance and settlement of thc special scttlers: a) To accept and settle within the Uzbek SSR 1 40 to 1 60 thousand special settlers - Tatars, sent by the USSR NKVD from the Crimean ASSR. Thc seıtlement of the special settlers will occur in state farın communities, existing collective farms, farms affıl iatcd with cnterprises, and in factory communities, for employment in agriculture and industry;
79
PROF. DR. AHMET BURAN
b) To establ ish commissions in oblasts where the spccial scttlers arc rcsettlcd, consisting of ıhc chairman o f the oblası cxecutivc committcc, secretary o f ıhe oblast committee, and chicfof ıhe N KVD administration, charging thcm wiıh the implcmentaıion of ali measurcs in connection with thc acccptancc and disıribution of the newly arrived special seıtlcrs; c) To organize raion ıroikas, consisting ofthe chairman ofıhe raion cxecutivc committee, sccrctary o f thc raion coınınittec, and chie f o f ıhe raion branch of !he NK VD, charging theın with preparation for !he distribution and organizaıion o f ıhe acccptance of the newly arrivcd special scttlers; d) To arrange the automoıivc transport of the special settlers, ınobi lizing ıhc vchicles of any enterprises or instiıutions for this purpose; e) To grant plots of form land to the newly arrivcd special settlers and ıo hclp them build homes by providing consıruction maıcrials; f) To organize special NK VD commandanı 's hcadquartcrs, ıo be mainıaincd by ıhe USSR NKVD, in ıhc raions of settlement; g) By 20 May o f this ycar, !he Uzbek SSR Ccnıral Comınittec and Council or Pcople's Commissars arc to submit to ıhe USSR NKVD (comradc Beria) a plan for the scttlemenı ofıhe spccial scıılcrs in thc oblasts and raions, indicating thc destination points of thc trains. 4. Scvcn-year loans of up to 5,000 rublcs per family, for thc construcıion and setting up of homes, are to be extended by the Agricultural Bank (comradc Kravtsov) to special scıtlers scnt to thc Uzbck SSR, in their places ofscttlcment. 5. Every month during the Junc-August 1 944 pcriod, cqual quantitics of nour, groats, and vegctables will be allocated by the USSR People's Commissariat of Procurement (comrade Subbotin) to the Uzbek SSR Council of Peoplc 's Commissars for distribution to the special settlcrs, in accordance with Appcndix No. 2. Flour, groats, and vegetables arc to be distributed frec of charge ıo thc special settlers during the June-August period, as repayment forthc agricultural producıion and l ivestock receivcd froın them in thc arcas from which they werc cvicted. 6. To augment the automotive transport capaciıy of the NK VD troops, garrisoned in the raions ofsettlement in the Uzbek, Kazakh, and Kirgiz SSR's, the People 's Commissariat of Defense ( comrade Khrulev) is to providc 1 00 rccently repaired "Willys"J motor vehicles and 250 trucks during thc May June 1 944 period.
80
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
7. By 20 May 1 944, !he Main Adminisıraıion for ıhc Transport and Supply of Pcıroleum and Peırolcum Producıs (comrade Shirokov) is to allocatc and supply 400 ıons ofgasolinc to locaıions spccilicd by the USSR NKVD, and 200 tons ofgasoline are to be placed al the disposal ofıhe Uzbck SSR Council of People's Commissars. The supply of gasolinc [for this purposc] is to be carried out inconjunction wiıh a corresponding rcduction of supplies to ali other consumers. 8. By 1 5 May of this year, ıhc Main Supply Adminisıraıion of ıhe USSR
Min istry of Forcsıry, U S S R Council o f Peo p l e 's Commissars (comradc Lopukhov), is to deli ver 75,000 2.75-mcter rail road car boards ıo thc Pcoplc's Commissariat of Railroads, using any means at its disposal. 9. in May o f this year, the Pcoplc's Commissarial of Financc (comradc Zvcrev) is ıo transfer 30 million rublcs from thc reservefund oflhe USSR Council of Pcoplc's Commissars to ıhe USSR NKVD, for the implementation of special measures. 1.
Stalin
Chairman, Staıe Defensc Commiıtee
cc: Comrades Molotov, Beria. Malenkov, Mikoian, Voznesenskii,Andreev, Kosygin, Grilsenko, lusupov, Abdurakhmanov, Kobulov (Uzbek SSR N KVD). Chadaev - entirc documcnı; Shatalin, Gorkiıı, [illegible] Smirnov, Subbotin, Benediklov, Lobanov, Zvcrcv,Kaganovich, M iıerev, Liubimov, Kravtsov, Khrulev, Zhukov, Shirokov, Lopukhov - appropriate secıions.
TRANSLATOR'S COMM ENTS: 1 . Notation in upper lefl-hand corner: 'To be relurned to the StateDefense Commiltce Sccreıariaı (Part i l). 2. Typed along left edgc o f lirst page: "Making copies or extracts of ıh is decree is striclly prohibited." 3. Wil lys-Overland developed and mass-produced a j eep model that was given to the Soviet Union during World War i l .
81
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
A. ı. 3. 2. İDİL-URAL'DA İdi l-Ural bölgesi Türkleri gene l olarak Tatar, Başkurt ve Çuvaşlardan oluşmaktadır. B �ı bölgede meydana gelen sosyal, kü ltürel ve siyasal olaylar genel l ikle bu üç Türk toplu luğunu da etki lemiştir. Edebiyat, sanat ve ayd ın hareketleri i le siyasal anlayış ve eylemler üç Türk topluluğunu da eş zaman l ı ve neredeyse eşit oranda i lgi lendirmiştir. Ancak, Tatarlar daha kalabalık oldukları ve geçmişteki güçlü konumları dolayısıyla Rusların d ikkat ettikleri bir gruptur.
A. I. 3. 2. a. Açhk Felaketi Sovyet yöneticilerinin yan l ı ş ve kasıtl ı yönetimi yüzünden, l 920'1i yılların başında Kırıın'da ve İdil-Ural bölgesinde büyük bir açlık felaketi yaşanmıştır. B u felaket dolayısıyla Atatürk, K ırım 'a yard ım gönderm iş ancak, Ruslar yard ı m gemi leri n i n Kırı m ' a gitmesine müsaade etmemişlerdir32• İdi l-Ural bölgesindeki durumu yerinde görmek üzere, TBMM 'de 1 1 Ekim 1 920 tarihinde bir gizli görüşme yapılmış ve Tevfik Rüştü, Besim Atalay, İsmai l Suphi (Soysallıoğlu), Fuat Beylerden oluşan bir heyetin bölgeye gözlemci olarak gönderi lmesi kararlaştırmıştır. Bu gözlemcilerden İsmail Suphi Bey' in, TBMM Başkan lığına sunduğu önerge şöyled ir: Rusya 'da (Ural) ve (Volga) hava/isinde olan açlık tüyleri ürpertecek bir derece-i fecaattedir. Bundan en ziyade müteessir olanlar da Müslüman Başkurtlar, Tatar, Kazak ve Kırgız/ardır. Bu açların bilhassa çocuklarından binlercesini memleketimize getirip vilayetlerde, liva/arda, kazalarda, karye/erde, gerek mümkün olabilecek vesait-i resmiye ile ve gerek hususi surette aile nezdierine yer/eştirmek hem gayet insani ve hem de iktisadi "
" Al i İ hsan Kolcu, ege., s. 449
83
PROF. DR. AHMET BURAN
acil b ir mesele-i m ihimmedir. 2 0 - 3 0 b in çocuğun memleketimizin muhtelif cihetlerine serpiştirilmesi için BMM aza-yı m uhteremesi ile ayrı ayrı bilistişare teşebbüsatta b ulunmak ve Hükumetin zaten b u bahta giriştiği resm i muamelatı da takviye ve itmam etmek üzere her şubeden iki aza intihabı suretiyle bir encümeni mahsus teşkilini teklif ederim33. " Daha sonra açlık çeken bölgelerdeki Türk çocuklarının bir bölümü 1 0 bin kişilik gruplar halinde Azerbaycan ve Gürcistan'a get i ri lm i şt i r. Durumun çok kötü olduğunun ve Türk köke n l i insan ların özellikle açl ı k v e kıtlık dolayısıyla perişan durumda olduklarının, yiyecek bulamayan insan ların açl ı ktan öldüklerinin rapor edi lmesi üzerine, Erzurum 'da bulunan Kazım Karabekir Paşa, bu bölgede açl ı k çeken Türk ailelerden 2000 çocuğun T ü rkiye ' ye geti ri l m es i n i i ster ve bu çocukların bak ı m ı n ı üstleneceğini bel i rtir. Karabekir Paşa'nın dediği yapılır, İdi l-Ural bölgesinden a l ınan 2000 çocuk Erzurum'a getiri lerek, Kazım Karabekir'e teslim edi l ir34• Karabekir Paşa, bunl arın bir kısmı n ı okutur, bir kısm ın ı sanatkar olmaları için çırak olarak ustaların yanına yerleştirir, bir bölümünü de evladı olmayan ya da erkek çocuğu olmayan ai lelere evlatlık verir. A. 1. 3. 2. 1 . Tataristan Tataristan, tarih boyunca, Sovyetler Birl iğinde Rus nüfusun yoğun olarak yaşad ığı bölgelere yak ı n l ığı, tari h i , nüfusu ve entelektüel birikimi i le Türk dünyasının lider coğrafyalarından biri olmuştur. Tatarlar, bu öze l l ikleri dolayısıyla, Rusların dikkatini çeken Türk toplulukların ın başında gelirler. " H üsnü Yılmaz Uvatyalı, 1 921 -1923 yıllan Arasında Rusya'da Başgösteren Kıtlıktan Etkilenen Türk Çocuklan ve Türkiyenin Bunlara Sahip Çıkması, Savaşın Çocuklan, Öksüzler ve Yetimler, İ stanbul 2003, s. 286 ,. Hüsnü Yılmaz Livatyalı, agm., s. 281 -294
84
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
1 920- 1 950 yıl ları arası Sovyetler Birliğinin kan l ı yıllardır. Bu y ı llarda binlerce insan kurşuna dizi lmiş, mi lyonlarcası da baskı ve şiddete maruz kal mıştır. Sta l i n döneminde 24.894 Tatar Türkü s ü rg ü n ed i l m i şt i r. " Tataristan 'da Seyas i Repressiya Korbannarmm Xeter Kitabı" adıyla yayınlanan kitapta 20.000 Tatar Türkün ü n sürgü n, h a p i s ve k ı y ı m ları k ı sa bi lgi lerle anlat ı lmaktadır35• Bu eserde veri len bi lgi lere göre, Tataristan'da 1 93 7- 1 93 8 yıl larında 1 1 .806 kişi tutuklanmıştır. Tutuklananların 3. 1 66 'sı yani % 26,8'i kurşuna dizilmiştir. Aslında bu olayın boyutu bu kadar da deği l d i r. N K V D TA S S R ( Tatari stan İ ç İ ş l e r i Komiserliği) organının yirmi sekizinci toplantısından faydalanarak Troyka organı, 2.570 insan ın daha kurşuna dizi lmesine, 2.792 insan ın da kamplara sürü lmesine karar verm iştir36• Remzi Vel iyev tarafından kaleme alınan "Faciga" adl ı eserde ise, Sovyet Türklüğünün maruz kaldığı trajedinin Tataristan cephesi, özell ikle, Şerefai lesininin şahsında anlatılmaya çal ışılmaktadır.
Bir Karşılaştırma: PP OGPU TR (Tataristan Tam Yetk i l i B irleşik S iyasi İdare Vekilliği) tarafından 1 932 ile 1 933 yılları arası siyasi baskıya maruz kalanlar i l e i l gi l i karşı laştırmada, 1 932 y ı l ına göre 1 933 y ı lında baskı larda azalmalar olduğu görül müştür37 Ancak bu sadece iki y ı l arasındaki karşı laştırmayı göstermektedir. Öze l l ikle 1 93 71 939 y ı l ları arasında baskı ve şiddet had safhaya u laşmış ve mi lyon larca insan bu şiddetten etkilenmiştir. •
ll i. K. Xayrullin ve d., age..
.
s. 9-JA
" i. K. Xayrullin ve d., age. . ,s. 70 " i. K. Xayrullln ve d,, age ... s. 62
85
PRDF. DR . AHMET BURAN
Sosyolojik Duru m : Zengin Köylüler Memurlar Orta Köyl üler İşsizler Diğerleri İşçiler
1 932 1 532 1 427 82 1 532 476 414
1 933 1 1 24 724 352 26 1 92 218
Mal Sahibi Olanlar: Yöneticiler ve Tüccarlar 1 07 317 Zanaatçı !ar/Esnaflar 206 58 Din Adamları 1 27 1 07 Fakirler 1 23 28 3 23 Kolhozcular 1 06 Öğrenc i ler 18 16 Kızıl Ordu Mensupları 7 18 Subaylar 6 2 Mensup Olduğu Gruptan Ayrılan lar66 S i v i l Memurlar 2 1 Polis Görevli leri TOPLAM 6123
Su�ların Özellikleri: Köylü Devrimi Karşıtı Olmak kişi azalmış Döviz Bulundurmak kişi azalmış Diğerleri(dolandırıc ı l ık, firar) kişi azalmış Görevi İ fa ile İ lgi l i Suçlar kişi azalmış 86
Sonuç 408 kişi azalmış 703 kişi azalmış 469 kişi azalmış 27 1 kişi azalmış 3 84 kişi azalmış 1 96 kişi azalmış
2 1 O kişi azalmış 1 47 kişi azalmış 20 kişi azalmış 95 kişi azalmış 2 1 7 kişi artmış 2 kişi azalmış 1 1 kişi azalmış 4 kişi azalmış 66 kişi artmış 2 kişi artmış 1 kişi artmış 3488
1932 2098
1933 1 060
1 443
301
735 413
Sonuç 1 03 8 1 1 42
547
1 88
52
361
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
İsyancı l ık kişi az.almış Terör kişi az.almış Karaborsacı l ık kişi az.almış Ekonomi Devrimi Karşıtı Olmak kişi az.almış Sovyet Düşmanı Olmak Özel İ şletme Kurmak az.almış Çetec i l i k kişi artmış K i l ise Taraftarl ığı ve Sekterlik kişi artmış Askeri Suç İşlemek kişi artmış Casusluk kişi az.almış Kalpazanl ık Sosyal Malı Çalmak kişi artmış Kolhoz ve Solhozlarda Zarar Vermekkişi artmış Devletleştirme Karşıtı O l mak kişi artmış Askeri Depolardan H ırsızlık Yapmakkişi artmış Parti Kurmak kişi artmış
3 86
1 28
258
283
1 33
1 50
280
44
236
1 66
74
92
1 05
61
44 kişi
95
1 33
38
71
287
216
22
33
11
18
7
11
8
8 349
349
97
97
79
79
31
31
33
33
87
PROf". DR. AHMET BURAN
Troçki Taraftarı Olmak kişi artmış Hafif Suç lar kişi artmış Sui kast kişi artmış Menşevik Olmak kişi artmış Ekonom ik Casusluk Yapmak kişi artmış TOPLAM kişi azalmış
Milliyete Göre: Ruslar kişi azalmış Tatarlar kişi azalmış Diğerleri kişi azalmış
6123
12
12
9
9
5
5
2
2
3488
2635
3422
2 1 69
1 253
2294
1210
1 084
1 09
298
407
"NK VD organının emriyle tüm bölgelerde ve ülkelerde insanlar 1. ve 2. kategoriye ayrılacaktı ve 31 Temmuz 1 93 7 'de Ts. K. VKP(b) (Birle ş ik Komünis tler Partis i) b u kararı uyguladı. Bu e m ir ile b irlikte Tataristan Otonom Cumhuriyeti 'nde 500 kişi kurşuna dizildi, 1 500 kişi ise G ULA G (Kamplar Baş İdaresi) 'ın kamplarına kapatıldı"38•
" i . K. Xayrullin ve d., age., s. 69
88
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
1 .Kategori Başkurdistan Otonom Cumhuriyeti500 Mariyskiy Otonom Cumhuriyeti 3 00 Mordovskiy Otonom Cumhuriyeti 300 500 Tataristan Otonom Cumhuriyeti 200 Udmurt Otonom Cumhuriyeti 3 00 Çuvaş Otonom Cumhuriyeti 1 000 Gorkiy Bölgesi 1 000 Kuybışevskiy Bölgesi
2.Kategori To�lam 1 500 2000 1 500 1 800 1 5 00 1 800 1 5 00 2000 500 700 1 5 00 1 800 3 500 4500 4000 5 000
Tataristan 'da cezalandırı lan insan ların haklarının iadesi ve aklanmaları çal ışmalarının tamam lanabi lmesi için Tataristan Cumhuriyeti'nin savc ısı da elinden gelen gayreti gösterm iştir. Rusya'da Savcılık makam ları, 1 956 yıl ından bu yana, siyasi baskı ve cezalandırma dolayısıyla ölmüş olan ların itibarlarının iadesi için uğraşmaktadır. Aklanmak öneml idir, çünkü cezalandırılan kişilerin çocukları da birçok vatandaşlık hakkından mahrum bırakılmışlardır. Rusya Federasyonu' nda, baskı altında kalan ların aklanması için "Siyasi Baskıda Ölenlerin iade-i itibarı Hakkında " kan un çıkınca, Tataristan 'da Savcılar inceleme başlatmış ve siyasi baskıya maruz kalan 22.000 kişi aklanm ıştır. Bu süreç bugün de devam etmektedir. Çünkü; halen daha şerefi, onuru ayaklar altına alınan, ölmüş olmalarına rağmen yasaklamaları devam eden insanlar var. Bu çal ışmanın uzun bir süre gerektirmesinin nedeni, devletin başka makamlarından ed ini lecek birçok bilginin bulunmasıdır. Savcılar, 2000 y ı l ına kadar diğer kuru m larda sadece 1 1 O dosyayı araştırab ilmişlerd ir. Toplam olarak iki yüz vatandaşın daha bu şeki lde haksız yere suçlanmış olduğu ortaya çıkmıştır. Baskı altında kalan ların aklanması için yap ı l an çal ışmalar yeterl i değildir. Her y ı l ortalama 2000 vatandaş ( 1 996'da 203 7, l 997'de 2027, 1 998'de ise 1 845) hakkında inceleme yapılabilmiştir. 1 998 y ı l ı nda arşivlerden yaklaşık 430 ceza dosyasına bakılmış;
89
PROf'. DR . AHMET BURAN
400 ceza dosyasından 1 074 kişinin suçlandığı anlaşılmıştır. Toplam olarak 1 989'dan 1 99 8 ' e kadar geçen on y ı l l ık sürede savcı ların incelediği 1 1 .636 dosyada 22.9 1 4 insanın cezalandırıldığı tespit edilmiştir. Tataristan 'da baskı altına al ınan, tutuklanan, işkence gören ya da öldürülen binlerce insan bulunuyordu. Dünyan ın en bahtsız ve mutsuz insan ları olan Stalin dönemi Sovyet vatandaşlarından her biri n i n farklı bir h i kayesi vard ır. Acı ları ve sonları b irbirine benzeyen Sovyet vatandaşlarının, özellikle de Tataristan Türklerinin yaşadıklarını, Remzi Veliyev, Faciga adl ı eserinde, Şerefai lesinin başından geçen leri yazarak an latmaya çal ışmıştır39• Gal imcan, Burhanetdin, G ıylmetdin, Ş ihap ve Şehretdi n adl ı b u beş kardeş Tataristan ' ın bugün B u a rayon u na bağl ı Aksu köyünde dünyaya gelmişlerdir. Babaları Şerefetdin Şeref ayn ı zamanda b i r d i n adamıdır. Şeref kardeşlerin 1 900 ' l ü y ı llardan itibaren Tatar sosyal hayatında ve kültüründe öneml i tesirleri olmuştur. Şeref kardeşlerden G ıylmetdin, Şehretdin ve Burhanetdin 1 906 yıl ında i lk kez Kazan'da Türklere ait bir matbaa açmışlardır. "Matbagin Şeref' ad ı y l a kurd u k l arı bu matbaa sonradan "Megarif' adı n ı almıştır. Bu matbaada başta Abdul lah Tukay olmak üzere birçok Tatar aydının eserleri bas ı l ı r. Ayrıca Ruslara, Batı l ı lara ve İslam dünyasına ait birçok eser çevri lerek bu bası m evinde bası lır v e okuyucuya u laştın l ır.
" Bk. Remzi Veliyev, Faclga, Kazan 1 996
90
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
G. Şeref, Eşi ve Çocukları
B. Şeref, eşi ve kızı
Faaliyetleriyle daha önce Çarlık hükumetinin, l 9 1 7'den sonra da Sovyet rej iminin tepki lerini çeken Şeref kardeşlerin matbaası defalarca kapatıl ır. Örneğin, yaln ız 1 908- 1 9 1 3 y ı l ları arasında 4 kez kapat ı l ı r. Sürekl i olarak baskı altında tutulan ailenin fertleri tutuklan ı r, dağıtılır ve Orenburg, Saratov, Taşkent gibi birçok yere sürgüne gönderil irler Stalin rej imi Şerefkardeşlere özell ikle büyük baskı uygulamış ve onlara korkunç bir son hazırlamışt ı r. 1 920-3 0 ' l u y ı l larda literatürdeki adı "Şerefizm", "Şerefçilik"le mücadele başlatılmış. Şeref kardeşlerle birl ikte, onlara yakın olan, akraba, arkadaş ve dostları ya da herhangi bir şeki lde Şeref ailesiyle bir bağlantısı olan herkes mutlaka sorgulanmıştır. "Pantürkizm, Panislamizm, gericilik, rejim düşmanlığı, devleti ve rejimi devirmek için faaliyetlerde bulunmak, Japonya ve A lmanya lehine casusluk yapmak, A bdullah Tukay, Ayaz İshaki gibi Tatar aydınlarını rejime muhalif o lmalarına rağmen ön p lana ç ıkarmak, desteklemek " gibi birçok suçlamaya maruz kalmış ve baskı altında tutulmuşlardır. Şerefai lesinin yukarıda kendi lerine isnat edi len suçların pek çoğuyla aslında h i ç bir i lgileri yoktur. Fakat mevcut rej im herkesi kendisine karşı bir şekilde tehlike olarak gördüğü için, m ilyonlarca 91
PROF. OR. AHMET BURAN
i nsan gibi, Şeref kardeşleri de suçlu saymış ve mağdur etm iştir. Stalin'in ölümünden sonra binlerce insanın dosyasının yeniden ele al ı nması ve suçsuz olduklarının anlaşılması, itibarlarının iade e d i l m e s i , b i rçok i n san ı n suçsuz yere cezal an d ı r ı l d ı ğ ı n ı n göstergesidir. Sta l i n dönem inde i nsanların tutuklanma ve yargı lanma süreçleri ise bir başka trajedidir. Tutuklanan kişilere birçok asılsız suçlama yöneltilir. Doğal olarak bu kişiler işlemedikleri bu suçları reddederler. Sorgulamayı yapan insanlar için bunun fazla bir önemi yoktur. Kendi lerine veya rej im i n isted iği esaslara göre evrak düzenleyerek bu kişilerden imzalamalarını isterler. İmzalamak istemeyenler günlerce en ağı r işkencelere tabi tutulur. Böylece bu masum insan lar işlemed ikleri suçları baskı ve işkence yoluyla kabul etmek zorunda kal ırlar. Mesela, l 932'de tutukluyken "devlet aleyhinde faaliyet, halk düşmanlığı, Pantürkizm, Japonya adına cas usluk yapmak" g i b i s u ç l ama l ara maruz k a l a n Burhanetdin (Burhan) Şeref, kendisine yönelti len b u suçlamaların h içbirini kabul etmez. 60 yaşında ve sakat olan Burhanetdin Şeref, suçlamaları kabul etmediği için dövülür, aç bırak ı l ı r, psikoloj ik işkenceye tabi tutulur, saatlerce ayakta bekletilir. Sonuçta kendisine yöneltilen bütün suçlamaları kabul eder ve verilen evrakı imzalar"0• S ta l i n rej i m i n i n en korkunç uygu l am a l arı ndan biri de tutuklanan insanların ailelerinden ayrı lması ve geri kalan a i le fertlerinin de dağıtıl masıdır. Suçlu sayı lan kişi lerin aile fertleri de birbirinden ayrıl ı r, çeşitli yerlere sürülür ve perişan bir vaziyette yaşamak zorunda bırak ı l ırlar. Otuzlu y ı l larda birbirinden ayrı lan ai lelerden bazıları ancak 1 960' 1ı y ı l larda görüşebi l irler. K imi leri ise hiçbir zaman buluşup görüşememiştir. Stalin rej iminin dağıttığı aileler trajedisi asl ında baş l ı başına incelenmesi gerek sosyal bir sorundur. ... Remzi Vellyev, age., s. 1 05
92
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OJİ
Şeref kardeşlerden Ş ihap Şeref, 1 93 2'de tutuklandığında 2, 5 , 8, 1 3 ve 1 5 yaşlarında ol mak üzere 5 çocuğu vardı r. Şihap Şeref, tutukland ıktan sonra Aksu köyünde yaşayan çocukların ı n ve eşinin durumu içler acısıdır. Evlerinden atılan ai le, açıkta kalır ve aç l ı k l a m ü cade l e etmeye b a ş l a r l ar. Ya ş a n a n a c ı l ara dayanamayan anneleri, açl ık, üzüntü ve bakıms ızl ıktan ayn ı y ı l içinde ( 1 932) ölür. Ard ından çocukların her biri b i r yana dağı l ı r. Büyük çocukları Apas'a akrabalarının yan ına, oğul ları Rıza Şeref Orta Asya'ya, iki kızı Feyruze ile Emine Kazan'a giderler. Ş ihap Şeref bir daha çocuklarıyla görüşemez. 1 939'da ceza evindeyken sağ tarafına felç iner ve aynı y ı l ceza evinde ölür41 • Şeref kardeşlerden Galimcan Şeref, tutukland ığında eşi Esma Şeref, iki küçük çocuğuyla sıkıntılar içinde kalır. Kocasından dolayı Esma Şeref hiçbir yerde iş bulamaz. Bir süre hemşire olarak çal ışır. Kızı 1 942 'de ölür. Gal imcan Şeref tutuklandığında oğlu Aslan Şeref 1 2 yaşındadır. Daha sonra babasın ı hayal meyal hatırladığını söyleyecektir. Arslan Şeref Kazan Ün iversitesinde Jeoloj i, Fizik Matematik okur ve bir fabrikada mühendis olarak işe yerleşi r. Fakat ona takı lan yafta "halk düşmanının oğlu"dur. Uzun y ı l lar bu yaftayla yaşamak zorunda kal ır, psikoloj ik baskı altında tutulur42•
A. 1. 3. 2. 2. Başkurdistan 1 552 'de Kazan Han lığının yıkı imasından sonra Başkurtlar da Tatarlarla birlikte Ruslara karşı mücadele etmiş, ancak 1 8. yüzyılın sonlarında Rus egemen l iğine girmek zorunda kal m ı ş l ardı r. Yüzy ı l larca birl i kte yaşayan, d i l leri, tarih leri ve coğrafyaları müşterek o l an Tatarlarla Başkurt lar b i rb i rleriyle tamamen kaynaşmışlard ır. Kaderleri ortak olan bu iki Türk soylu halkın, gelenek görenek ve yaşama biçimleri de biribirinin ayn ısıdır. Hatta Kazan şehrindeki medreselerde yürütülen eğitim ve öğretim, " Remzi Veliyev, age., s . 1 39 " Remzi Veliyev, age., s. 68-69
93
PROF. DR . AHMET BURAN
Orenburg, Kargah, Ufa, Troyskiy, İsterl i baş g i bi şeh i r ve kasabalardaki medreselerde yürütülen eğitim ve öğretim i le aynıdır. Tarih boyunca Kazan ' da ders veren bir molla U fa'da da aynı dersi verm i ş ya da U fa ' d a okuyan bir öğrenci gerektiğinde Kazan 'da eğitimine devam edebilmiştir. Böyle olduğu için de, son devirlerin tanınmış yazar, tarihçi ve şairlerinden Habibünneccar, Zeki Yel idi Togan, Şeyhzade Babiç ve diğerleri eserlerini Başkurt lehçesiyle değil, Kazan Tatarcasıyla kaleme almışlardır. Başkurt Türklerinin Tatar Türkçesi ile yazdıkları eserler, Bolşevik ihtilalinden sonra Başkurt lehçesine aktarılmıştır. Sovyet yönetiminin genel dil planlaması pol itikaları çerçevesinde, 1 926 y ı l ında Başkurt lehçesi yazı d i l i hal ine getirilmiş ve i lk Başkurtça kitap bu tarihte yayı mlanmıştır. Ti.irk ayd ın ları arasıııdaki anlaşmazl ıklar yüzünden, Tatar �aşkurt Sovyet Cumhuriyeti proj esi gerçekleşmeyince, 23 Mart 1 9 1 9 tarihinde, Başkurt SSC kurulur. Sovyetler Birliğinin diğer bir sinsi plan ı da, özerk devletlerin kendi etnik çoğunluklarının bir arada bu l unduğu bir coğrafyada kurulmamaları d ı r. Örneği n Tatarlarııı çoğu Tataristan dışında yaşarken, Başkurdistandaki etnik dağı lım da şöyledir. Başkurtlar: % 24 Tatar: IYo 2 1 .3 Rus: % 3 6 . 7 U krain, Belarus v e d iğer:% 1 8 Sovyetler B irl iği ndeki baskı ve zulüm bütün İ d i l-Ural Türklerine uygulanmakta idi . Çok Sayıda Başkurt aydı ıı ı , şair ve yazarı sürgün ve ceza kaınp larıııa gönderi lmiş ve birçoğu da öldürü lmüştür. Ayd ınlardan bir böl ümü de ülkelerini terk etmek zorunda kalm ışlardır. Bunlardan 1 9 1 7- 1 920 y ı l ları arasıııdaki Başkurt m i l li hareketine damgas ını vuran Ahmet Zeki Velidi Togan i le Abd ul ka d i r İ n a n da m ücad e l e l eri nden ötürü l 920'1erden sonra ülkelerinden kaçmak zorunda kalanalardandır43• •3
Bk. Reşit Şekür, Arzaklı Başkorttar, Ufa 2005.
94
A. 1. 3. 3. KAFKASLARDA A. 1. 3. 3. 1 Azerbaycan Türkler i lk defa MÖ 1. yüzy ılda İskit ve Sakaların göçleri sırasında Azerbaycan 'a gelmişlerdir. Bu tarihten itibaren Türklere yurt olan Azerbaycanı Selçuklular X I . Yüzy ı lda topraklarına katmışlardır. Tarih boyunca birçok devletin yönetiminde kalan bu bölgede 1 8.yüzyıl ın başlarından itibaren Rusların etkisi görülmeye başlar. Ruslar i l k defa Nad i r Şah zamanında 1 722 tarih i nde Azerbaycanı işgal ederler. Rus-İran mücadelesinin sonunda 1 828 Tükmençay anlaşmasıyla Azerbaycan, Aras nehri sınır olmak üzere Kuzey ve Güney Azerbaycan olarak ikiye ayrıl ı r. Doksan y ı l l ı k Rus hakimiyet inden sonra 2 8 M ayıs 1 9 1 8 ' de Mehmet Emin Resulzade' n i n önderliğinde Kuzey Azerbaycan'da demokratik bir cumhuriyet kurulur. Ancak, 27 N isan 1 920'de Bolşevik Rus ordusu Azerbaycan'a girererek d iğer Kafkas bögeleri gibi burayı da kendisine bağlar. 1 920 y ı l ında Azerbaycan Cumhuriyet i ' n i n Sovyet orduları tarafından işgal edilmesinden sonra, aydı nlar üzerindeki baskı ve şiddet her gün biraz daha artar. S istemin mantığını ve Sovyet hakimiyetini ben imsemeyenler "halk düşmanı", "pantürkist", " Türkiye ajanı" olarak suçlanır ve çeşitli cezalara çarptırılırlar. Öze l l i kle Türkiye i l e herhangi bir i l işkisi olanlar takibe alınır ve "Türkiye ajanı" suçlaması i le karşı karşıya kal ırlar. Bu y ı l larda çıkarı lak gazetelerde, yayınlanan kitaplarda Sovyet ideoloj is i n i n övü lmesi iste n i r, M arksizm ' in temel kab u l lerine ve Sovyet ideoloj is i n i n sisyasal hedefl erine aykırı görülen h içbir eserin yayınlanmasına izin verilmez ve yaz.arlarına hayat hakkı tanınmaz. Azerbaycan edebiyatının geçmişi yok sayılır, milli edebiyat kötülenir ve eski kitaplar yak ı l ı r.Azerbaycan edebiyatında da diğer Türk topluluklarının edebiyatlarında olduğu gibi m i l li ve yerl i temaların
95
PROF. DR. AHMET BURAN
yerin i "Sovyet ideolojisP' alır.. Sovyet ideoloj isini övmeyi reddeden ve m i l l i temaları işlemeye devam eden Hüsyin Cavid, Ahmed Cevad, Mikayil Müşfik gibi sanatç ı lar halk düşmanı i lan edi lerek öldürülürler. Sovyetler Birliğinin baskıcı politikalarından ve Sta l i n ' in hunharca yürüttüğü katliamlardan kurtulmak isteyen birçok bilim adamı, şair ve yazar ilk fırsatta Sovyetler Birliğinin dışına kaçmaya çalışmıştır. Azerbaycandaki kimi şair, yazar ve ayd ı n lar da fırsat bu l unca, Türk iye'ye s ı ğ ın m ak zorunda ka l m ıştır. Türkiye Türkoloj isinin öncülerinden ve önemli isimlerinden biri olan Prof. D r. Ahmet Caferoğlu ve şair Elmas Yıldırım bunlardand ı r. Aşık Ali Asker ( E lesger, Dede) i se, Türk Kurtuluş savaşını an latan " Türklerin'' red i fl i şiiri dolayısıyla hapse atl ımış, 7-8 ay sonra hapisten çıkınca Türkiye'ye gitmek istemiş ancak bunu başaramamış ve 1 926 yı lında ölmüş/öldürülmüştür.(?) . . .
Özell ikle 1 937- 1 939 yılları arasında, "pantürkist, Türkiye ajanı, milliyetçi, sistem karşıtı, halk düşma111" s u ç l amalarıy l a, Azerbaycan'da binlerce insan öldürülmüştür. Bu katl iamlara maruz kalan insanlar genellikle toplumun kanaat önderleri, fikir adamları, şair veyazarlandır. Sovyetyöneticileıi toplumun kimliğini, tarihini ve kültürünü yaşatmada lokomotif görevi yapan bu aydın kişileri yok ederek, bir anlamda, toplumun müşterek hafızasını yok ederek, "numkurf'laştırılmış fertlerden oluşan bir toplum yaratmaya çalışmışlardır.
A. 1. 3. 3. 1 . a. 1 9 1 8 Bakü Katliamı 1 9 1 8 y ı lı nda Rus destekli Ermeni birlikleri Azerbaycan bölgesinde soykırım ve etnik temizlik yapmaya başlarlar. B ir günde 40.000 kişinin öldürüldüğü bölgedeki soykırım, ancak Nuri Paşa kom utas ı ndaki Osma n l ı Kafkas ordusun un müdah a l e s i y l e durdurulabilmiştir. 96
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Bakü'de, Türk ordusunun Bakü'yü düşman işgalinden kurtarışı sırasında şeh it düşen Türk askerlerinin anısına düzen len Türk şehitl iğindeki abidede şu cümleler yer almaktadır. "25 Mayıs-1 7 Kasım 1 9 1 8 tarihleri aras ında cereyan eden Kafkas Harekatrnda, Nuri Paşa komutasındaki Türk-Kafkas ordusu, Gence, Gökçay, Aksu, Kürdemir ve Şamahı istikametlerinde, taarruz/arma devamla 16 Eylül 1918 tarihinde Bakü 'ye girerek, Azerbaycanı; mütakiben devam eden muharebeler sonucunda Karabağ ve Dağıstan 'ı düşman işgalinden kurtarmıştır. " Nuri Paşa ordusu Bakü 'ye girdiğinde sokaklar cesetlerden geçi lmez durumdad ır. Üzeyir Hacıbey l i tarafından bestelenen, meşhur "Çırpınırdrn Karadeniz/ Bakıp Türk 'ün bayrağına" şi iri, daha sonra Ruslar tarafından 1 93 7 y ı l ında tutklanan ve öldürülen Ahmet Cevat tarafından, Nuri Paşa ordusunun Bakü 'ye girişi üzerine yazılmıştır. Şeki-Bakü ve Gence-Bakü karayol ları üzerinde de Türk şehitl ikleri vardır. Gence-Bakü yolu üzerindeki şehitlikte bulunan abidede ise şu cümleler yazı lıdır. " Bu abide, 1 918 ci ilde Rus Bolşevik, İngilislerin kömekliyi ile silahlanmış Ermeniler, küt/evi olaraq, qoca, qadın ve ıışaqlarr amansızcasına b ir günde 40 min Azerbaycan Türkünü qetle yetirdiyi b u müqaddes ıorpaq/arda, qardaşlarrnın kömeyine gelen Türk ordusunun, Göyçay ve Qarameryam döyüşlerinde şehid düşmüş, ebediyete qovıışaraq, qardaş ve/eninde mehman olmuş 13 zabit ve 235 çavuşlesger xatiresine ucaldrlmıştır." Ermeni lerin ve Rusların Azerbaycan ' da yaptıkları soykırım bununla sınırlı deği ldir. Rus tankları 20 Ocak 1 990 tarihinde Bakü 'de ölüm kusmuştu. Bu katl iam sırasında, tamamı sivil lerden oluşan, aralarında kadın ve çocukların da bulunduğu 1 32 kişi öldürülmüş, 700 kişi de yaralanmıştır. 1 992 y ı lında i se Dağl ık Karabağ' d a Erme n i ler, tari h boyunca e n i y i yaptı kları i ş i tekrarlam ış; vahşet i n v e soykırım ın e n ac ımasız örneklerin i 97
PRDf'. DR . AHMET BURAN
sergi lemiş lerdir. Karabağ i şgali ve katl iam ı sonrasında yaklaşık olarak 1 .000.000 Azerbaycan Türk'ü "kaçkın" olmuş; yüzy ı llarca yaşadıkları yurtlarından ayrılmak zorunda kalmışlardır.
A. 1. 3. 3. 1 . b. Hocalı Katliamı
Azerbaycan-Karabağ H aritası
Tari h 25 Şu bat 1 992 . . . Hocal ı h a l k ı , k ı ş ı n dondurucu soğuğundan, sıcak yataklarına sığınmaya hazırlan ı rken, acımasız b i r ö l ü m k o k u s u h e r y a n ı sarmaya başl ar. S aat 2 3 . 00 ' ü göstermekted i r. Ermen i-Rus askeri b i r l i kleri b i rçok yönden Hocalı 'ya saldırmaya başlarlar. Saldırgan lar, "Artsah Halk Kurtuluş Ordusu" ad ı verilen Dağlık Karabağ' ın s i lahl ı Ermeni çetelerinden, SSCB'den kalma 3 66. A lay' a bağlı Rus komutan ve askerler i le Ermenistan S i lah l ı Kuvetlerinin askerlerinden oluşmaktadır.
98
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Kaderine terk edilmiş, çaresiz, silahsız Hocalı halkının, tepeden tırnağa si lah lanm ış olan bu güç lere karşı yapabi leceği h içbir şey yoktur. Önce 366. alayın top ateşi başlar. Karşı koyma ihtimal i olan hedefler yok ed i ldikten sonra, şehrin bütün giriş çıkışları kapatıl ır. Daha sonra, bir çıkış yolu açı l ır. Kapana kısılan insanlar, canların ı kurtarmak için, bu çıkışı kul lanarak kaçmak isteyince durum anlaşılır. Asl ında bu bir tuzaktır. Bu yolu kul lanarak kaçmaya çalışan birçok kişi vahşi bir şeki lde öldürülür. Ermeni ler, tarih boyunca en iyi yaptıkları işi tekrar etmiş, XX. yüzyı 1 ın başlarında olduğu gibi sonlarında da kendi (erini göstemı işlerdir! Ennenilerin Hocalı'da yaptıkları vahşetin bir bölümü şöyledir: "Öldürülmüş insanlann kafa derilerinin yüzülmesi, dış organlannm kesilmesi, öldürülmüş bebek ve çocuklann gözlerinin tornavida ve ben7..e ri demir araçlarla oyulup çıkanlması, hamile kadmlann kannlan yarilarak bebeklerinin dışan çıkanlması, insanlann diri diri toprağa gömülmesi, diri diri yakılması . . . "
Hoca l ı Soykı rımı
Mahkeme baş tıbbi eksperti Prof. Dr. R. M . Yusufov' un Üzerinde tıbbi araştırma yapılabilen 181 raporu n a göre: cesedin 130 'u erkek, 5 1 'i kadm, 13 'ü çocuktur. Bunlardan 2 0 �·ine mermi isabet etmiş, 151 'i yakm mesafeden kurşuna dizilmiş, 10 'u ise sert aletlerle öldürülmüştür. Öldürülenlerden ./ O 'ı kafa/asından, 74 'ü göğsünden 1 7 'si karm bölgesinden "
99
PROF. DR. AHMET BURAN
aldığı darb elerden, 11 'i ise dış organlarrnm kesilmesi, koparrlması s onucu ölmüştür. 1 8 1 kişiden 33 'ü özel yöntemlerle yaprlan işkence sonucu öldürülmüştür. Kafa derisinin yüzülmesi, kadmlarm göğüslerinin kesilmesi, burun ve kulaklarm kesilmesi, kadmlarm cinsiyet organlarrnın yakm mesafeden kurşunlanması, erkek cinsiyet organlarmm kesilmesi, gözlerin göz yuvalarmdan oyulup çıkarrlması, dişlerin s ert aletlerle kırılmas ı, cesetlerin yakrlmas ı gözlemlenm işt ir. Öldürülenlerden 1 0 'u kurşunlanarak öldürüldükten sonra tank ve diğer ağır araçlarla ezilerek tanınmaz hale getirilmiştir."
Hocalı Soykırımı
Ermeniler Hocalı olayları sırasında esir aldıkları Azerbaycan ve Ah ıska Türklerine çok vahşice davranmış ve insanlık dışı yöntemler kullanmışlardır. Hezangül Meınmedovaadlı Hocalılı bir kız gördüklerini şöyle anlatmaktadır: "Gözlerimizin önünde babanım ayak/arma benzin döktüler, onu yakarak öldürdüler. Azerbaycan Milli Ordusunun iki askerinin kafalarmı yüzdüler."
1 00
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Esir alınmış görgü tan ığı olan diğer bir Hocal ı l ı Seriyye Tal i bova ise: "Ermeniler bizi bir Ermeni mezarlığına getirdiler. Ahıska Türklerinden dört genci ve b irçok A z erbaycan Türk 'ünü b ir zamanlar Türkiye Türkleriyle savaşmış b ir Ermeni 'nin mezarı üstünde kurban kestiler . . . Bu olaydan etkilenen Ermeni askerleri ve eşkıyaları, çocukları, anne ve babalarının gözleri önünde işkence ile öldürdüler. Sonra cesetleri kepçe ve dozerlerle dereye döktüler. Bununla da yetinmeyen Ermeniler, üzer/erinde Azerbaycan Milli Ordusu uniforması bulunan iki genci yanımıza getirdiler ve onların gözlerini matkapla deldiler. " Gecenin sert soğuğunda Ermeni lerden kurtu lmaya çal ışan i nsan lar, Karakaya, Askeran, Ağb u l ak, Nah ıvanik, Dehraz köylerinde Enneniler tarafından esir alınmış, kurşuna dizilmişlerdir. Yüzlerce insanı esir alarak domuz ahırlarına dolduran Ermen i ler, kadı n ve kızların ırzına geçmiş, sonra da onları işkence i le öldürmüşler . . . "Moskovskie Novosti " (Moskova Haberleri) gazetesi n i n muhabiri, b u facia sırasında Hocal ı 'da bulunan ünlü Rus gazeteci Yuri Pompeyev gördüklerini bir cümle ile şöyle özetler: " VXodjali ostalis tolko mertvle" (Hocalı 'da, sadece cesetler kalmıştı.) İsrailli gazeteci Lükimson ise: "Ermeni hayvanlar 4 yaşındaki b ir kızcağızın gözleri önünde önce annesine ve ablasına sonra da kendisine tecavüz ettiler! İki yaşında diğer bir kızcağız, Ermeni eşkıyasına yumruğunu gösterdiği için onu annesinin elinden zorla aldılar ve dipdiri kızcağızı yanan ateşin içine attılar . . . " Ennenilerin yaptığı Hocalı vahşetinin görüntülerin i kamerası i le tespit eden ve sonra Nah ıvan i k köyü yak ı n ındaki savaş görüntüler i n i çekerken Ermeni ler tarafından öldürülen ü n l ü gazeteci, televizyoncu, Azerbaycan' ın M il l i Kahramanı Cengiz Mustafayev, vahşet görüntülerini gözyaşları içinde şöyle anlatıyor: . . . Yüzlerce insan cesedi . . . Çoğu yakın mesafeden, kafasına "
101
PROF. DR . AHMET BURAN
kurşun :nkilarak öldürülmüş. 2 yaşından 1 5 yaşına kadar o lan çocuk, kadın ve ihtiyar cesetleri . . . Cesetlerin durumundan da anlaşıliyor ki onlardan her hangi biri karşı koyamam ış, kaçmaya yeltenmemiştir. Onlar, Ermen iler tarafından son derece soğukkan lı!tkla, vahş ilikle kat/edilmişler . . . Onlardan bazt!amu diğer insanlardan aymp öldürmüş, diğerlerini ise tüm aile fertleriyle birlikte kurşuna dizmişler. Cesetlerin çoğunda yedi sekiz. hatta daha çok mermi yarası var. Kurşunlardan en az biri kafatas/arma isabet etmiş. Anlaşılıyor ki ölmeyen yaralılar kafa/arma kurşun sıkılarak öldiiriilmüşler. Öldürülen çocuklardan bir kaç111ın kulak/an kes ilmiş, adam lardan çoğunun kellesi ezilmiş, b eyn i dağıtılmıştı. Hakaret edilmiş cesetleri saymak mümkün değildi. Soykmmın yapılmış olduğu ve onun izlerini taşıyan yere iki askeri helikopterle 28 Şubat �a ilk olarak biz geldik. Biz daha havada iken 500 metre civarmdaki alanın insan cesetleriyle örtülmüş o lduğunun şahidi olduk. Oras ı Ermen ilerin kontrolünde olduğu için, pilotlar oraya inmeğe korkuyorlardı. Ama b una rağmen bizim ısrarmuzla helikopterle yere indik. Helikopterden iner inmez çatşma başladı. Yanunızda bulunan p olisler, daha önceden de anlaştığımız üzere cesetleri helikoptere b indirip sahiplerine teslim etmeli idiler. Lakin, toplam 4 cesedi helikoptere bindirebildiler . . . Polisleri kmamak istemiyorum, çünkü gördüğümüz manzara insam delirtiyordu. Bir türlü kendimize gelemiyorduk. 2 Mart �a yabancı gazetecilerle o yere geldiğimizde tekrar aym durumla kan/aştık; ama cesetler daha kötü hale gelmişti. Ermeniler taraf111dan onlara hakaret edilmişti. Anlaşılan, Ermeni cellatları her gün bu vahşilikleri tekrarlamaktan zevk alıyorlardı . . . Hocal ı soykırımında, 25 Şubatı 26 Şubata bağlayan gece, 6 1 3 kişi öldürülmüştür. Bunların 63'ü çocuk, 1 06'sı kadın ve 70'i ihtiyar "
1 02
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
olmak üzere toplam 23 9 kişi özel işkence yöntem leriyle, 487 kişi ağır beden hasarı veri lerek katledilmiştir. Çocuk, kad ın ve ihtiyarlardan oluşan toplam 1 275 kişi reh in a l ı n m ı ştır. Tutsak al ınan bu insanlar, akı l almaz i şkencelere, hakaretlere maruz kalmışlar. Bu reh inelerden 1 1 65 ' i sonradan Ermeni zulmünden kurtarıl mış, kalan 1 1 0 kişinin akıbeti ise (68 ' i kadın, 26'sı çocuk) halen bilinmemektedir. Hocalı katliamı sırasında 7 a i le bütün fertleriyle yok edi lmiş, 27 ailenin ise sadece bir ferdi hayatta kalabilmiştir. 230 ai lede baba veya anne ölmüştür. 200 kişinin ayağı soğuktan donmuş, kangren olduğu ve tedavisi mümkün olmadığı için kesilmiştir. Özbek i stan ' d a k i Fergana o l ay l a r ı n d a n ( 1 9 8 9 ) s o n ra Azerbaycan 'a gelmiş ve Hoca l ı 'ya sığınmş Ah ıska Türklerinden 7'si şehrin savunması sırasında şeh it o lmuş, 1 2 'si esir al ınmş, 86'sından ise bugüne kadar h içbir haber alınamamıştır. . Hocal ı soykırımı insanlık ayıbı bir olayd ır. Ermenistan S i lahl ı Kuvvetleri, U l uslararası İnsan Hakları n ı v e Hukukun bütün normlarını çiğnemiş, din görevlilerini, sivil insanları, yaralıları, esirleri, si lahsız ve savunmasız halkı katl iama tabi tutmuştur. 1 949 Cenevre Konvensiyonu'nun 1 . , III. ve iV. maddelerini çiğneyerek yaralı lara, esirlere, sivil ahal iye vahş i yöntemlerle davranm ış, onları, akı l almaz işkencelerle öldürmüş, cesetler üzerinde özel gaddarl ık yöntemleriyle ameliyatlar gerçekleştirmiş, sivil ahal inin şehri terk etmesine olanak tanınmamıştır. Hocalı şehrin in işgali sırasında Cenevre Konvensiyonu'nun 1 954 tarih l i maddeleri d e çiğnenmiş, şehrin bütün maddi-manevi v e kü ltürel değerleri yok edilmiştir. 1 972 Konvensiyonu'nun "Bakteriyolojik (biyolojik) ve Toksin Silahların Stoklarının Oluştrulmasının. Üretiminin ve Kullanımmm Yasaklanması, Mevcutlarmm da imha Edilmesi" hakkında kabul edi lmiş kararı ç iğnenm iş, Hocal ı �chrinde ahalinin toplu olarak yok edilmesi için kimyasal silahlardan, ı.a rin ve zaman gazlarından, "Fosken" markalı kimyasal silahlardan, 1 03
PROF. DR. AHMET BURAN
1 22 mm' lik top merm i lerinin bünyesinde ise yasaklanmış sionit maddesinden istifade edi lmiştir. Bunların dışında, daha önce işgal ed ilmiş Azerbaycan topraklarında, üzerinde "A-TOOZ" yazılmış ve Ermenistan 'dan getiri lmiş özel kutularda kaplaştırılmış nüve atıkları Hocalı'nın kuzeybatısında bulunan Kôlatağ, Seyidbeyli ve Elmalı köylerine ait arazilere Hocalı soykırımını gerçekleştirmek amacıyla gömülmüştür. Hocalı 'nın sivil ahalisinin soykırımı sırasında 1 949 tari h l i Cenevre Konvensiyonu'na 1 977 y ı l ında eklenen " Uluslar A rası Olan ve Uluslar A rası Olmayan Savaş Durumlarmda Savaş Maruzlarıntn ve Kurbanların Savunmasmı Güçlendirmek Hakkmda" kabul edi len iki kararın da Ermen i birlikleri tarafından çiğnendiği görülmektedir. Hocal ı 'da yaşananlar, tam anlamıyla bir vahşet ve soykırımdır. Ermeni lerin Hoca l ı 'da yaptıklarının dünyadaki tek benzeri ise, değişik zamanlarda yine Ermeniler tarafından Van, Erzurum, Kars, B itlis, K i l i kya, Sederek, Nahçıvan, Baku, Şamah ı gibi yerlerde yaşayan Türklere yap ı lanlardı r.
1 04
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
A. 1. 3. 3. 2. Ahıska Türkleri
Ahıska Bölgesi
Ah ıska Türkleri genel Türk boyları arası nda etno-lengui stik bir grup olmadığı gibi, Ah ıska da herhangi bir boyun, soyun ya da kabilenin adı değildir. Ahıska, yakın zamana kadar Osmanl ı toprağı iken, bugün büyük bölümü Gürcistan sınırları içinde kalan coğrafi bir bölgedir. K ısacası Ahıska bölgesel bir adlandırma, Ahıska Türkleri de Ah ıska adı veri len bölgede yaşayan Türklerdir. D i l ve köken bakımından Anadolu ve Azerbaycan Türkleri ile aynı grupta yer alırlar. Türkiye Türklüğünün bir parçası oldukları için, Sovyetler Birl iği döneminde olduğu gibi, günümüzde de Orta Asya'da onlara hep Türk deni lmektedir. Ahıska Türkleri de "represiya" kurbanı olmuş ve bugünkü Gürcistan' ı n Ah ıska, Aspinza, Adıgün, Ahı lkale ve N inotsminda şehirlerinin bulunduğu topraklardan alınarak 1 944 yı l ı n ı n Kasım ayında Özbekistan, Kazakistan, K ı rgızistan başta olmak üzere çeşlitli bölgelere sürülmüşlerdir. Ah ıska Türklerinden önce Volga A l man l arı , K ı rım Tatarları, Çeçe n ler, İnguşlar, Balkarlar,
1 05
PRDF. DR . AHMET BURAN
Karaçaylar ve Kumuklar da vatan larından si.iri.i lmi.işlerd ir. Fakat Ah ıska Türklerinin sürülmesi diğerlerinden oldukça farklı nitel ik arz etmekted ir. Diğer halklar "Almanlarla işbirliği" yapmakla suçlanırken Ah ıska Türkleri için sürgün kararından da anlaşıld ığı üzere böyle bir suçlama bulunmamaktadır. N itekim Ah ıska Türkleri 1 2 N i s a n 1 94 4 ' te G ü rc i stan İ ç i ş l e r i H a l k K o m i s e r i G . Karanadze ' n i n SSCB İçişleri Halk Komiseri Lavrentiy Beriya'ya sunduğu raporda Azerbaycanlılarınffürklerin izinsiz olarak köylerini terk ederek Tifl is'e göçtüklerinden şikayet etmesi üzerine sürgün kararı alınmış ve 76. 024 Türk'ün göç ettiri lmesi kararlaştırılmıştır. Bu karadan sonra 24 Temmuz 1 944 'te L. Beriya ' n ı n Sta l i n ' e yazd ığı raporda SSCB smmnm Gürcistan kısmmda s111ır güvenliği temin etmek amacı ile A lııska. A dıgiin, Aspinza, Ahı/kelek ve Bogdanoı·ka ilçeleri ile Acarisıan Özerk SSC )ıe bağlı köylerden Türk. Kürt, Hemşin olmak üzere 1 6. 700 hanenin Kazakistan. Özb ekistan ve Kırgızistan SSC 'ye gönderilmesi ı�vgun göriilmektedir"�4 den il mekted ir. Bu kararın ası l olarak Gürcistan SSC Halk Komiserl iği ve Gürcistan Komünist Partisi tarafından a l ın d ığı ve Gürcislan ' ı Gürcü olmayan etn ik unsurlardan temizlemeyi amaçladığı görülmekted ir. Kendisi de bir Gürcü olan Stalin de bu kararı benimseyerek hemen onaylamıştır. Dolayıs ıyla 3 1 Temmuz 1 944 'te Devlet Savunma Komitesi Gürc istan SSC de vlet s ı n ırrnı korumak üzere gereken koşu/lamı sağlwıması için " karar alım ıştır. Stal in' in imzaladığı bu karar gereğince Türk, K ü rt ve Hemşin olmak üzere toplam 86.000 ki şiden oluşan nüfusun 40.000 ' i Kazak istan 'a, 30.000 ' i Özbekistan'a, 1 6.000 ' i d e K ı rgızistan 'a göderi lecekti. Boşaltı lan yerlere de Gürcistan ' ı n çeşit l i bölgelerinden 32.000 kişi iskan edilecekti. Çeşitli yazışma ve düzenlemelerden sonra Kasım ayının ortalarında, 1 5 Kasım 1 944 'te 26.95 1 kişiden oluşan ilk grup trenlere "
"
" Seyfeddin Buntürk, Rus Türk Mücadelesinde Ahıska Türkleri, Ankara 2007, s. 208
1 06
KURŞUNi.ANAM TÜRKOLOJİ
dolduru larak sürgün yolculuğuna çıkarı lırlar. 1 7 Kasını 1 944 tarihi i t i ba r i y l e 8 1 . 3 24 k i ş i n i n tre n l e re b i n d i ri l d i ğ i b e l g e lerden anlaşılmaktad ır5• 28 Kasım l 944'te L. Beriya'nın Stalin'e sunduğu raporda, 1 5- 1 7 Kasını 1 944 tarih l eri arasında Ahıska, Adıgün, Aspinza, Ahılkelek, Bogdanovka i lçelerinde, 25-26 Kasını 1 944 tarihleri arasında ise Acaristan Özerk SSC i l lerinde toplam 9 1 .095 k i ş i n i n tah l iye ed ildiği be l irti l mekteyd i . S ürgün sonunda M . Kuzhetsov ve Y. Y. Çern işev' i n L. Beriya'ya sundukları rapora göre ise, sürü len kişi lerin toplam sayısı 92.307'd ir. Bu kişi lerin 1 8 .923 'ü erkek, 27.399'u kad ın, 4 5 . 984 'ü ise 16 yaşından küçük çocuklardan oluşmakta idi46. Bu sayı 1 948 yıl ına kadar 94.955 kişiye ulaşmıştır.
A h ıska Sürgünü
Bir kararla apar topar evlerinden, yurtlarından al ınan Ah ıska Türk leri, ne o lduğunu an l amadan , kend i lerin i b i l medikleri, tan ımad ı kları coğrafyalarda bulmuşlardır. Evlerini, eşyalarını, mal larını zorunlu olarak terk eden bu insanlar, aradan geçen bunca yıla rağmen, hala neden sürüldüklerini, suçların ın ne olduğunu anlayabilmiş değil ler. Sürgün yolculuğunda aç susuz bırakılmışlar, " Seyfeddin Buntürk, age., s. 2 1 1 " Seyfeddin Buntürk. age. • s. 2 1 3
1 07
PROF. DR. AHMET BURAN
hasta ve yaşlı olanlar yollarda tren (erden atı 1 m ış, her türlü hakarete ve aşağılanmaya maruz kal m ışlardır. Hayvanlarla aynı vagonlara dolduru lan bu i nsan lar, g ü n ü n ya da gecen i n b i r saat inde tanımad ıkları bir istasyonda trenden indirilmiş, aç, susuz, evsiz, korumasız terk edi lm işlerdir. Neyse ki gittikleri yerler çoğunlukla Türk soylu halkların yaşadığı coğrafyalar olduğundan, buralardaki halk onlara sah ip çıkmış, ekmeğini ve evi n i paylaşarak onların hayatta kalmasını sağlamışlardır. K ı r ı m Türkl e r i nde o ld u ğu g i b i , A h ı s ka l ı lar s ü rg ü n e gönderi l i rken d e , sürgüne giden ai lelerin çocukları, Sovyet ordusunda Alman lara karşı cephede, en ön saflarda çarpışıyor, kahraman( ıklar gösteriyor ve madalyalar al ıyorlardı. İkinci Dünya Savaşı boyunca 1 939- 1 945 y ı l ları arasında 40.000 Ahıskal ı genç Sovyet ordusunda savaşmış, bunlardan 20'si Sovyetler Birliğinin en büyük ödülü olan "Sovyetler Birliği Kahrama111 " ve "Şöhret Madalyası"n ı n bütün derece lerine lay ı k görü l müş l erd i r4 7 • Sovyetler Birl iği ' n i kendi ü lkeleri kabul eden b u gençlerin b i r bölümü savaşta ölmüştür. Madalyalarını ai lelerine göstem1ek üzere evlerine dönenler ise a i lelerin i bulamamış ve nedensiz göçün acı gerçekleriyle karşı karşıya kalmışlardır. Uydurma suçlar isnat edi lerek vatanlarından sürülenler, yıllar sonra bu sürgünün gerçek anlamın ı kavramışlard ı r. Gürcü olan Stal in, bu sürgünlerle, aslında Gürcistan 'da gizl i bir etni k temizlik yapm ıştı. N itekim, G ürc istan ' da Gürcü olmayan Müslüman halkların tamam ına yakını bu sürgüne dahil ed ilmişlerdir. Alman işbirlikçisi olarak suçlanan ve sürülen halkların önemli bir kısmı, 1 957' de suçsuz bul unarak yurtlarına dönme hakkına kavuşmuşken, h içbir suçu olmayan Ah ıska Türkleri, nedense bu haktan mahrum bırak ı l m ı şlardır. Ahıska Türklerinin uzun bir mücadele tarih leri vardır. Birçok defa eylemler, gösteriler yapan, mem leketlerine, topraklarına dönmek için başvuru larda bulunan " Seyfeddin Buntürk.. age., s. 207
1 08
KURŞUNi.ANAN TÜRKOl.OJİ
Ah ıska Türkleri n ihayet, Soyetler B irl iği Yüksek Sovyeti'nin 1 4 Kasım 1 989 tarih l i "Beyanname" s i ve 7 Mart 1 99 1 tari h l i sürgüne tabi tutulmuş halklara karşı uygulanmış cezaların haksız ve yasadışı olduğunun kabul edilmesi ve onlara haklarmm iade edilmesi" hakkında kanunu kabul etmesiyle diğer halklar gibi beraat etm işlerdir. Ne yazık ki geçen y ı l lar içinde Ahıskalı ların sorunu birçok defa yetki l i makamlarm önüne gelmiş ancak değişik sebeplerle günümiize kadar çözülemem iştir. Son olarak 1 999 y ı l mda Gürc istan ' m Avrupa Konseyine üye l iği sırasmda "Avrupa Konseyi" ne kabu lünden itibaren iki yıl içinde Sovyet rej imi tarafından smır dışı edi len Ah ıska i t n iifusun, Gürcü uyruğuna girme hakkı dah i l olmak üzere, vatan larına iadeleri ve entegrasyonlarına izin veren yasal çerçeveyi kabul etm iş olmasına rağmen bu döniiş henüz gerçek leşemem iştir. Ahıska Türkleri y ı l lardan beridir yurtlarına geri dönmeye çal ışmaktalar. Acak eski yurtlarına geri dönmenin artık çok zor olduğunu gören Ahıska Türkleri, son bir umutla Türkiye'ye gelmeye çalışmaktadırlar. Sovyetler birliğinin dağılmasıya birl ikte, bulundukları yerlerde vatansız sürgün ler o l arak görü l meye başlanan bu insanlar, Türkiye'yi gerçek vatanları olarak görmekte ve hiç değilse gel i p Anadolu toprağında öl meyi istemektedirler. Bu arzularını gerçekleştirebi len 1 50 aile 1 993 y ı l ı nda Rusya'dan Türkiye 'ye getirilmişlerdir "
A. 1. 3. 3. 2 a. Ahıska Türklerinin Türkiye'ye Kabulü Ve İskanına Dair Kan un Kanun Numarası : 3835 Kabul Tarihi : 217/ 1 992 Yayımlandığı R.Gazete Tarih : 1 1 17/1 992 Sayı: 2 1 2 8 1 Yayımlandığı Düstur: Tertip: 5 Cilt: 3 1 Sayfa:
100
PROF. DR . AHMET BURAN
Madde 1 .- Eski Sovyetler Birliğini oluşturan cumhuriyetlerde dağınık halde yaşayan ve ·'Alııska " Türkleri o larak adlandırılan soydaşlarımızdan Türkiye'ye gelmek isteyenler. en zor durumda bulunanlardan başlamak üzere, Bakanlar Kurulunca belirlenecek yıllık sayıyı aşmamak kaydıyla, serbest veya iskanlı göçmen olarak kabul olunabi lirler. Bunların kabulleri ve iskanları, bu Kanun ile 25 1 O say ı l ı İ skan Kanunu hükümlerine göre yapılır. Gayrimenkul verilerek yapılacak iskanda val i ve kaymakamlar temlikle yetkilidir. Temlik cetvelinde, ailenin bütün fertleri eşit hisselerde belirtilir ve tapuya da temlikteki gibi tescil edilir. Madde 2.- 3 üncü maddede belirtilen görevleri yapmak üzere. Başbakanın gö revlendireceği bir Bakanın koordinatörlüğünde; İ çişleri, Dışişleri. Maliye ve Gümrük, M i l l i Egitiın, Bayınd ırlık ve İ skan, Sağlık, Ulaştırma, Tarı m ve Köy İ şleri, Orman Bakanlıkları, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarl ığı. Türkiye Kızı lay Derneği Genci Başkanlığı ve Sosyal Yard ım laşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu yetkili lerinden ol uşan bir üst komisyon kurulur.( 1 ) Ü st komisyona bağlı olarak, llaşbakanın görevlendireceği Bakanl ıkca belirlenen il lerde valinin veya görevlendireceği kişinin başkanlığında ve konunun özel l iği dikkate alınarak birinci fıkrada yazı l ı bakanl ıkların ve kuruluşların o i ldeki şube ve kurum başkanlarının iştirak edeceği alt komisyonlar kurulur. İ llerde kurulacak alt komisyon lar. üst komisyonun vereceği görevleri yapar.( 1 ) Madde 3.- Ü st komisyonun görevleri şunlardır : a) Türkiye'ye göçmen olarak gelecek Ah ıska Türklerinin kabul şartlarını. geçici ve kati iskan yerlerini belirlemek, b) Yerleştirme ve İ skan programların ı hazırlamak, c) Göçmenleri üretici duruma getirmek için gerekli tedbirleri almak, d) A h ı s ka T ü rk l e ri nden Türkiye'ye gel mek isteyen leri tesp i t ve bulundukları yerler ile Türkiye'ye hareket edecekleri bölgelerden toplanmalarını temin etmek. hareket sırasında iaşe, ibate ve sağlık konularında yapılacak işlemleri planlamak. bulundukları yer ü lke yetkilileri ile koordinasyonu sağlayacak ön heyet oluşturmak,
110
KURŞUNLANAH TÜRKOLOJİ
e) Ön heyetin yapacağı giderler ile göçmenlerin bulundukları yerlerden nakil. barındırma ve iskan masrafları için sağlanan ödeneğin miktarını belirlemek,
f) Başbakanlık ve Bakanlar Kurulunca verilecek diğer görevleri yapmak. Ü st komisyonun kararları görevli Bakanın onayı ile kesinleşir.( 1 ) Madde 4.- Göçmenlerin kendilerine ait zati ve ev eşyalarının tamamı ile mülkiyetinin kendilerine ait olduğu belgelenen her türlü eşya ve damızlık hayvan, bir defada Türkiye'ye getirilmek koşuluyla her türlü vergi, resim ve harçtan muaftır. Madde 5.- Göçmenlerin nakil ve iskan masrafları ile diğer giderleri için gerekl i ödenekler öncelikle sağlanır. Bu ihtiyaçları karşılamak için, ilgili bakanlık ve kuruluş bütçelerinde mevcut veya yeniden açı lacak tertiplere Mal iye ve Gümrük Bakanlığı bütçesinin ilgili tertiplerinden aktarma veya Kızılay'a ödeme yapmaya ve bunlarla ilgili d iğer işlemleri yürütmeye, üst komisyonun alacağı kararlar doğrultusunda Maliye ve Gümrük Bakan lığı yetkilidir. Madde 6.- Gerek Türkiye'de iskan edi lecek ve gerekse Türkiye dışında, eski Sovyetler hudutları dah i linde halen bulundukları yeni devletlerde kalacak ..Ahıska" Türklerinden Bakanlar Kurulunca tespit edileceklere çifte vatandaşlık statüsü sağlanır. Madde 7.- Bu Kanun yayımı tarihinde ( 1 1 Temmuz 1 992) yürürlüğe girer. Madde 8.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.
A. 1. 3. 3. 2. b. Bir Hatıra Bahşi Köşeliev: 1 944 yılının Ekim ayının ortalarında Türk köylerine silahlı askerler girdiler. O günden sonra büyükten küçüğe herkese köyden ayrılmama emri verildi. Köyde bulunmayıp dışarıda olanlar, pazarlarda alış veriş edenlerinin hepsi geri çağrıldı. Karara göre her Türk, kendi evinde ve şehrinde bulunmak zorundaydı. Bizim ailemiz altı kişiden oluşmaktaydı. A ile büyüğümüz annemdi. Çünkü, babam 1 941 yılında savaşa gitmişti. Henüz "
111
PRDF. DR. AHMET BURAN
on yaşındaki abim sırf aileyi geçindirmek için okuldan sonra kolhozda çahşıyordu. 1 944 yı/111 111 s oğuk aylanndan b iri olan Kaswı ayındaydık. Kar yağn11şıı. Gece, yarı aç yarı tok bir şekilde annemizin yanma toplanarak uyuduk. Sabah saat beş-altı s ıralar111da annemi toplantıya çağırdTlar. A nnemin geri dönmesi uzun sürmedi, geldiğinde ağhyordu. Ağlayarak bize: "Bizi s ürgün ediyorlar, üç saat iç inde köyü terk etmek zorundayız. " dedi. Doğrusunu söylemek gerekirse sürgünün ne demek olduğun u hen üz kavrayama1111ştık. Ben dışarı Ç1ktığ1111da kulağıma korkunç sesler geliyordu. Sanki yer-gök titriyordu. Köy ahalisi tammm ağhyor, dövünüyordu. Sesleri b ütün köyü b ürümüştü. A klim kaybedip b ayılanlar da olmuştu. Hayvanlar bile bu olaya tepki gösteriyorlardı . . . Annem ağlayarak eşyaların11z toplarken, biz küçük olduğumuzdan ona yordun edemedik. Üç Rus askeri gelerek anneme yardun ettiler. Daha sonra iki koyunu keserek torbaya doldurdular. Biraz sonra kamyonlar geldi ve askerler yükleri kamyona doldurdular. Kamyonda bizden başka aileler de vardı. Bizi A lmka demir yoluna getirdiler. Üç gün burada beklemek zorunda kaldık. Sonra kargo vagonları getirildi ve bir vagona yedi eşya yerleştirildi. Nereye gittiğimizi bilmeden yola koyulduk. Kırk beş gün yol gittik. Vagonlar çok soğuktu. Açbk ve soğuktan ölenler de oldu. Benim iki kardeşim donarak öldü. Askerler cesetleri zorla toplayarak hiç ac1111adan vagonlarm penceresinden aşağı atıyorlardı. Arailk ay111111 son/arma doğru bizi, Özbekistan Cumhuriyeti 'nin Celal-Kuduk ilçesine getirerek indirdiler. Bizim vagonda olanları bir köye götürdüler. Savaşa kaıllan dört daymıdan sadece bir yaralı olarak geri dönebildi. Fakat çok yaşayamadı ve kısa süre içinde vefat etti. Bu dört daym1111 ailelerinden on üç kişi açhk ve soğuktan öldü. Bu ailelerden yalmzca bir bayan sağ kalabildi. 112
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
1 947 ytlında savaştan dönen babam çok büyük zorlukla bizleri buldu. O zamanlar savaştan dönenler kendi akrabalarım bulamıyordu. Çünkü, bir avuç milleti üç büyük ülkeye dağıtmıştı. 1948 yıllarında Stalin ve Beriyan 'ın kararlarıyla bizi askeri komutanlar kontrol ediyordu. On altı yaşından büyük olanlar ayda bir defa komenantın gözetimi altında köyde bulunduklarına dair listeye imza atıyorlardı. Köyden kente gitmeye dahi izin verilmiyordu. Hiç ak/undan çıkmıyor; bir asker savaştan madalya alarak dönmüştü. Ama geri döndüğünde ailesinden hiç kimsenin kalmadığını görmüştü. Kendisi bekardı. Komşu köyden bir kadınla evlenmişti. Bir aydan sonra bu nikah haberini duyan komşu köyün komendantı adamın karısını elinden alarak kendi köyüne geri götürdü. Stalin 'in ölümünden bir yrl sonra 1954 ytlında onlar tekrar evlendiler. 1954 yılında bize cumhuriyet dahilinde serbestlik verildi. 28 Nisan 1956 tarihinde biz beraat etsek de, vatammız Ahlska ya dönmemize izin verilmedi. "8 " A. 1. 3. 3. 3. Karaçay-Balkarlar 1 93 6 yılında Sovyetler B irliğinde kabul edi len yeni anayasanın ilanından hemen sonra, Ruslar, Karaçay-Balkarları "asi halk" i lan eder ve tutuklamalara başlarlar. Bu tutuklamalara ve baskıya maruz kalanlar, özell ikle Sovyet öncesi dönemin aydınları başta o l mak üzere, top l u m u n ayd ı n l a r ı , ö n d e r l e r i , ge n ç l e r i ve yöneticileridir. Türkiye'de okuyanlar ve Karaçay Türkçesinin gramerini yazanlar da baskı ve sürgünlere maruz kalmışlardır. Öze l l ikle, d i l , edebiyat, tarih ve kültür i l e i l g i lenen, m i l l i kiml iği koruma yönünde çaba gösteren ayd ın lar i lk fırsatta ortadan kaldırılmışlardır. Bunlar arasında, romancılar, yazarlar, gazeteciler, b i l im adamları, fik i r adamları ve sanatçı lar öne m l i bir yer tutmaktadır49• " Seyfeddin Buntürk. age., s. 200-202 " Mahmut Aslanbek, Karaçay ve Balkar TOrklerlnln Faciası, Ankara 1952
113
PRDf. OR . AHMET BURAN
Sovyet yönetimi, katl iam ve sindirme harekatını önce aydınlar üzerine yöneltmiş; toplumun bi lgi kaynaklarını yok ettikten sonra, madd i ve manevi kültür ile dini inançlara yönelmiştir. Toplumların tarihleri ve kü ltürüyle olan bağların ı koparıp on ları amaçlanan "Sovyet vatandaşı" tipine uydurmaya çal ışm ıştır. 1 942 y ı l ın da A l man lar Kuzey Kafkasya'ya girer ve Rus birl ikleri Alınanların girdiği bölgelerden çekilirler. Rusların baskıcı ve zalim yönetiminden muzdarip olan halk Almanları sıcak karşılar. Çetelerden bir bölümü de Alman larla işbirliği yapar. Stal ingrat yenilgisinden sonra Almanlar Kuzey Kafkasya' dan çeki lince, Kuzey Kafkas halklarının ve bu arda Karaçay-Balkarların kıyameti de kopmaya başlar. Çete elebaşları ve ai leleri, Almanlarla işbirliği yaptıkları, dolayısıyla Rusların kendi lerine verecekleri cezadan korktukları için Alınanlarla birlikte giderler. Geride kalan suçsuz insanlar için ölüm ve sürgün kararı veril ir. Öncel ikle Kafkaslara geri dönen Rus ordusu, Kızıl Ordu saflarında savaşmış ve "kahramanlık madalyalarr" alınış insanlar dah il olmak üzere, kadın, çocuk, yaşlı demeden büyük bir katl iama girişir ve çok sayıda masum, sivil insan öldürü lür. 1 2 Ekim 1 943 günü SSCB Yüksek Sovyeti Karaçayların sürgünü i le i lgi l i kararı kabul eder ve 2 Kasım 1 943 tarihinde Karaçay halkının topluca Türkistan ' a s ü rgünü uygu l amaya konur50• Sürgüne gidecek Karaçay l ı ların sayısı 63 .323 'tür5 1 • 2 Kasım 1 943 tarihinde, gece sabaha doğru, bir saat içinde herkesin belirlenen yerde topanması isten ir ve gidecek insanların yan larına en fazla 1 00 kilograml ık eşya alabi lecekleri bi l d i r i l ir. B i n lerce yı ldan beri yaşad ıkları vatanlarını, topraklarını, mal ve mü lklerini, hayal ve hatıralarını geride bırakmak zorunda kalan Karaçay-Balkar halkı (daha sonra Çeçen-İ nguşlar da aynı akıbete uğrarlar) Sibirya ve Türkistan ,. Svetlana M. Tchervonnaia, Çocuk Gözüyle 1 943-1944 Kırım Tatarı, Karaçay ve Balkar Sürg ü n ü, Savaş Çocukları Öksüzler ve Yeti mler, İ stanbul 2003, s. 2 1 1 -238 " Bazı kaynaklarda bu rakam 69.267 olarak gösterilmektedir.
114
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
topraklarına doğru bilinmez bir yolculuğa çıkarıl ırlar. Çok olumsuz şartlarda başlayan, dayak, aşağı lanma, işkence ve ölümlerle dolu bir yolculuktur bu. Sürgüne gönderilen insanların öneml i bir bölümü, aktarma kamplarında ya da yol larda, açl ıktan, hastalıktan ve işkenceden ölür. K i m i kaynakların veriği bi lgi lere göre, sürgüne gönderilen Karaçayların % 1 8 ' i çoğu savaş malul leri ve yaşl ı lar o l mak üzere erkeklerden, % 3 0 ' u kad ı n lardan ve % 5 2 's i çocuklardan oluşuyordu52• 8 Mart 1 944 ' te sürgün edi len 40.000 dolayındaki B al kar Türkünün sürgün süreci ve akibeti de önceki lerden farklı değildir . . . Karaçaylar; Kazakistan, K ırgızistan ve Özbekistan başta olmak üzere çeşitl i bölgelere dağıt ı lırlar. Bu bölgelerde yaşamaya devam eden Karaçaylar, Stali n ' in ölümünden sonra Kruşçev döneminde alınan bir kararla 1 95 7 yılından itibaren kendi ülkelerine dönmeye başlarlar53• Sürgün edi len bütün halklar gibi Karaçay llalkar Türkleri de nüfusların ı n yarısını bu sürgün ler sırasında kaybetmişlerdir. Tutuklanan insanlara isnat edilen suçlar, işkence yoluyla kabul ettirilmiştir. Stalin döneminde bütün halklar gibi, Karaçay-Balkarlar da Stalin usulü işkencelerden nasibini almışlardır.
" Svetlana M. Tchervonnala, agb., s. 214 " www.kamatur.org ( 1 8.1 1 .2006)
115
PROF. DR. AHMET BURAN
Karaçay-Balkar Sürgünü
A. 1. 3. 3. 3. a. Bir mektup: A lmanya'daki ABD kampına sığınan Mustafa Aday P. ' n i n 22.0 1 . 1 948 yıl ında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü 'ye yazdığı bir mektup54: "Kafkas dağlarının bazı vadilerinde, halkımızın bir kısmı kendisinin sıkıntılı hayatını çok eski zamanlardan bu yana
" İ smail D O G A N , MO ltecl Kamplarından Karaçay-Malkar TO rkc;esl Mektu pları, Konya 1 992
116
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OIİ
devam ettiriyordu. Dilimiz Türkçe, dinimiz İslam; Milletimiz de Türk Milletinin parçasıdır. Bununla birlikte adımıza kendimiz "Malkar " dedik, Ruslar "Balkar " olarak adlandırmaktaydı/ar. Halkımız son günlerimize kadar İslam dinine çok bağlı, komşusu olan diğer milletlere karşı iyiliği seven, şerefli bir halk idi. Bunun yanı sıra bugün/erimizde bile değişik milletlerin arasrnda namusumuz, töremiz sağlam olduğu için her türlü zorluk ve zulmü görmemize rağmen, onlara boyun eğmedik. Rus padişahlığı bizi eski zamanlardan beri hep zora koşardı biz de sevdiklerimizin yanındaydık. Ruslar, onları sevmediğimizi bildikleri halde ileride onlara inanacağımızı beklediler. 1918 yılında Rus Bolşevizmi, kendisinin kanlı kanunlarını uygulamaya başladığı zaman biz Balkarlar 107. 500 nüfuslu idik. Bu Bolşevizm sistemi kendi dinlerini bize telkin etmeye başladı. Allah 'ın yerine Kari Marks, Muhammed (s. a. v.) peygamberin yerine Lenin 'i asil imamlarımızın yerine ise Stalin 'i ve parti sekreterlerini yerleştirmeye başladı. Daha sonra malı mülkü olan vatandaşlarrn mallarını gasp ederek, kendilerini öldürmeye başladılar. Bu zulme bizim halkımız aslan yüreğiyle karşı geldi, biraz güçsüz düşsek de Bolşevikler yeni dinlerini bize zorla bile razı edip boyun eğdiremedi/er, karşı gelip isyan ettik. Bolşevikler ellerini bizim kanlarımıza b ulaştırmaya başladılar. 1 92 1 yılında Bolşevikler karşıs ındaki s ilahlı ayaklanman ın son unda, b izim aydınlarımızdan 1 9. 700 kişiyi yakalayıp öldürdüler. 1 929 yılında b u Bolşeviklerin idealleri olan kolhozları yayarak bizi memleketimizden kovamaya başladılar. Bu kolhozculuğu kabul etmeyen insanlarımız 1 93 0 yılında büyük bir harbe başladı, böyle olunca kendilerinin b üyük silahlı güçlerini
117
PROF. DR . AHMET BURAN
gönderdiler, halkın bir kısmını vurarak ezip ayaklanmayı bastırdılar, geriye halkımdan 42. 600 kişi bıraktılar. 193 7 yılında Bolşevikler dış toprakları, kendi toprak/arma katmaya hazırlandılar. Kendilerinin siyasi sınırlarını, başka topraklardan ayırarak genişletmeye, eskiden beri var olan isteklerini de tekrar etmeye başladılar. Krallığında kendi içinde kanlı dağılma başladı. Öncelikli düşmanları yok etmek bahanesiyle, 29. 000 kişiyi tutukladılar, bugün ise hayatta mı yoksa helak mı edildiler bilinmemekte izleri bulunamamaktadır. 1 940 yrl111da ise Rus Bolşevikler Basarabiya ile Bukovina 'y ı aldıktan s onra, Türkiye 'nin s 1 11 ırları11a kendilerinin askerlerini çok sayıda yığmaya başladrlar. Bu işgal halkından 1 941 yılında kızıl orduya muvazzaf asker olarak silah altına almalar başladığı zaman, bizim halkımız Bolşevikler için savaşmak istemediğini açıkça söylemeye başladı. Ormanlarımız hürriyet için çıkanlarla doldu; böylece Bolşeviklere karşı mücadele açıkça başlamıştı. 1942 yrlında Kasım ayında "Malkar Su Ağzı " bölgesinde yaşayan halkım memleketlerinden top yekun (11 ilde) göç ettirmeye, ihtiyar, kadın, çocuk demeden askerler katleuiler. Toplu s ürgünde geride kalan 8, 500 kişiyi yok ettiler, içlerinde 200 kişi ise evlerinden çıkarılmadan diri diri yakıldı. 1934-1944 yılları arasında sürülmemiş kalmış 9.500 kişiyi ise hayatlarını sürdükleri vatanlarından koparıp Sibirya 'ya sürdüler. Aldığımız son haberler ise hepsinin açlık ve soğuktan helak oldukları yönündedir. Bu milletten kalanların bir kısmıyla birlikteyiz 8 7 kişi varız. Bunların içinde 1 O ihtiyar, 6 çocuk,
118
KURŞUNLJUfAH TÜRKOLOJİ
erkek ve kadın olarak 71 kişi varız. Bu 8 7 kişiden 30 kişi İtalya, 1 0 kişi A vusturya, 4 1 kişi A lmanya, 6 kişi Fransa 'daki kamp/ardadır. Evden ayrılmış aşları ve işleri yoktur. Anasız ve babasız sokağa atılmış öksüzler gibi kaldık. Ve b u halde, kendisinin namusu, dini ve hürriyeti için 107. 500 kişi olan milletten bu kadarı sağ kaldı. Bu sağ kalan 8 7 kişi de Bolşevik/erin komiserlerine yakalanmamak için kaçarak ormanlarda, dağda zora baş eğmemek için serseri gibi do/aşmaktadırlar. Türkiye hükumetinden b iz 8 7 Malkarlı e linizi uzatıp tutmanızı istiyoruz. Bizi bu esirlikten kurtarınız, b iz de sizin etinizden koparılmış b ir parçayız . . . Bize yardım etmek size dünya önünde bir namustur, A llah katında ise sevaptır. Şimdi de Türkiye ye varmak isteğimize izin veriniz. Doğru kararlarınızı sabırsızlıkla bekliyoruz. Kanlı katillerden kurtulabilenlerin dileğidir. "55
" Ufuk Tuzman, age. . , s. 17-21
119
KURŞUNIJUIAN TiİRKDLOJİ
A. 1. 3. 4. BATI TÜRKİSTAN'DA A. 1. 3. 4. 1. Kırgızistan K ı rgızlar, 1 9. yüzy ı la kadar gene l l ikle göçebe bir hayat yaşamakta idi ler. Çarl ı k Rusyası 1 9. yüzy ı l ı n i k i nc i yarısında Türkistan' ı , bu arada Kırgızların yaşadıkları bölgeleri de işgal eder. 1 855 y ı lında başlayan işgal hareketi 1 876 yılında tamamlanır. Çarlık yönetimi Kırgızları yerleştirerek onları belli yerlerde denetim altında tutmak ister56• Bu yerleştirme sırasında, Rusya'dan getiri len aileler, verim l i düz arazi lere yerleştirilmiş, Kırgızlar daha çok dağlık arazi l erde ve yaylalarda yaşamak zorunda kal m ış l ardı r. Rus işgalinin, baskı ve sürgünlerin yarattığı husursuzluk dolayısıyla K ırgızlar zaman zaman isyan etmiş; çeşit) i çatışmalar yaşanmıştır. K ı rgızistan bir ara Kazakistan' a bağlanmış, 1 924 'te Kara Kırgız Özerk Oblastı haline getirilmiş, 25 Mayıs 1 925 'te Soyetler B irliği 'ne katılmış ve Kırgız Ata SSC şeklinde adlandırıl mıştır. B u süreçte, Kırgız Türkçesi ayrı bir yazı d i l i haline getirilmeye çalışılmış ve i l k K ı rgızca gazete ( 1 924) o lan "Erkin Too" ç ı karı lmaya başlanmıştır. D i l ve tarih fark l ı laştırmasına dayanan fark l ı ulusal kimliklerin yaratı lması ve bu kimliklere mensub olma duygusunun derinleştirilmesi politikaları, bu yıllarda yoğun bir biçimde işlenmiştir. Len i n ' in bu "mikro milliyetçi" yaklaşımı, Marksizm' e aykırı olsa da, oldukça başarı l ı olmuştur. N itekim, toplumların gururlarını okşayarak onları yavaş yavaş ve incitmeden yok etme politikası, bölünmüş, çok parçal ı zayıf bir Türk kimliğine dönüşmüştür. Diğer Türk bölgelerinde olduğu gibi, Kırgızistan' da da "devrim karşllı STP 'ye katılmak''la suçlanarak ağır cezalara çarptın lan " 1 930-33yıllan arasında Kazaklara uygulanan yerleştirme ve Kolektlfleştinne uygulaması Kazakistan'da büyük bir kıtlık felaketine sebep olmuş; Kazaklar hayvanlannın %90'ını, nüfusunun ise % 49'unu kaybetmişlerdir..
121
PROf'. DR . AHMET BURAN
binlerce kişi vardır. Cezalandırılan bu insanların bir bölümü öneml i devlet görevlerini üstlenm i ş memurlardır. Sürgüne gönderi len, tutuklanan ya da öldürülen bütün Kırgızlar hakkında bilgi vermek bu kitabın hacmi n i çokça aşacağı için, biz bu bölümde sadece 1 9 1 6 Katl iamı i le Çon Taş Katliam ı n ı anlatmaya çalışacağız
A. 1. 3. 4. 1 . a. 1 9 1 6 İsyam ve Katliamı Rus işgalinin başladığı yı l lardan itibaren bütün Türkistan 'da olduğu gibi K ırgızların yaşadığı bölgelerde de iri l i ufaklı çok sayıda isyan ve bağımsızl ık hareketleri meydana geldi. Örneğin 1 898 y ı l ı nda Fergana halkı Nakş i bendi şeyhi M uhammed A l i ' ni n önderl iğinde b i r isyan başlattı. B u İsyana Kırgızların yanı sıra Fergana vad isinde yaşayan Özbek, Tacik ve d iğer Müsl üman halklar da katı ldılar. Ruslar bu ayaklanmayı kısa sürede bastırdılar. İsyan ın e lebaşısı kabu l edi len 1 8 kişi idam edi ldi, SOO'den fazla kişi de Sibirya 'ya sürüldü. Bu isyan sırasında cezalandırılan insanlardan 257'si Kırgız idi. İsyanın l iderinin yaşadığı M i n Töbö ve Dön Arık köyleri Ruslar tarafından yerle bir edilerek haritadan s i l indi ve halkı başka yerlere sürüldü. Rus işgali sonrasında Türkistan 'da çıkan isyan ve bağımsızlık hareketlerinin en büyüğü ise 1 9 1 6 isyanıdır. Toprakları işgal edilen Türk topluluklarından çok sayıda genç, B irinci Dünya savaşı sırasında Rus ordusunda savaşmak, ya da geri hizmetlerde çalıştırı lmak üzere askere alınır. Ancak Rusya'daki iç karışıkl ıklar ve cephelerdeki kayıplar daha fazla asker ihtiyacı doğurur. Bunun üzeri ne Ruslar, Türkistan 'dan yen i den asker toplama işine girişirler. Çarl ık yönetimi daha önce askere alınanlara ek olarak, 2 5 Haziran 1 9 1 6 tarih inde Rus köke n l i ol mayan halklardan 1 9-48 yaşları arasındaki erkeklerin cephe gerisindeki çal ışmalara kat ı lmaları için askere alınacağına dair bir karar alır ve bu kararı 28 Haziran 1 9 1 6 günü telgrafla Türkistan Val isine bildirir. 1 22
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
D insel ve etn ik fark l ı l ık b i l inci, Rus memur ve askerleri n i n baskıcı, rüşvetçi v e aşağılayıcı tavırları, Türklere a i t toprakların Ruslara veri lmiş olması, yaşama biçimi ve alanlarına müdahale edilmesi dolayısıyla açlık çekilmesi gibi sebeplerle, Türkler arasında Ruslara karşı bir tepki doğmuş idi. Ayrıca cephelerden her gün ö l ü m haberleri gel mekte, yöre h a l k ı ken d i s i n i doğrudan i lgilendirmeyen bir savaşta çocukların ı yitirmekte idi . Bütün bu olumsuzluklara, Türk gençleri arasından yeniden asker toplama isteği de eklenince, 1 9 1 6 y ı l ında Türkistan 'da, öneml i bölümü K ı rgızistan ve Kazakistan topraklarında gel işen, büyük bir isyan meydana gel d i . İsyana yaklaşık olarak 1 O m i lyon kişi katı l mıştı. İ syan 4 Temmuz 1 9 1 6 günü Semerkant bölgesinde başladı ve kısa sürede bütün Özbekistan' a yayı ldı. Kırgızistan ' ı n üş şehrinde daha i l k günlerde 1 O bin k i ş i toplanmış ve k ısa bir süre sonra bütün güney Kırgızistan isyana katılmıştı. İsyana, çocuklarını savaşa göndermek istemeyen ve baskıcı Çarlık yönetiminden kurtulmak isteyen Kırgız, Kazak, Özbek, Tatar, Uygur, Başkurt Türkleri i le Dunganlar, Sart Kalmuklar, Ukraynalılar ile Rus köylülerinin bir bölümü de katılmıştı. Ağustos ayı boyunca Kuzey Kırgızistan ve Güney Kazakistan bölgelerinde şiddetli çatışmalar oldu57• Bu isyanda Kırgızlar öneml i rol oynadı lar v e Rusları yer yer ağır yeni lgilere uğrattılar58• Çarlık Rusyası 1 9 1 6'da meydana gelen bu isyanı çok kanl ı b i r şeki lde bastırmış v e Kırgızların "1916 Ürkünü"59 dedikleri bu olay sırasında çoğunluğu Kırgızlardan oluşan 673 .000 Türk hayatını kaybetmiştir. İsyan sonrasında 1 68 .000 kişi Sibirya'ya sürü l m üş, 3 00 . 00 0 ' d e n fazla Kazak ve K ı rgız, h ayat l ar ı n ı sı O . İ bralmov, " Kızıl Kırgı n", Ori<On, Bişkek 1 993, s . 24 ve d. sa 1 91 4 yılında Teşkllat-ı Mahsusa tarafından Türklstan'a gönderilen beş Türk'ten biri olan Adli Hikmet Bey, Asya'da Beş Türk, adıyla yayınlanan hatıralarında, 1 91 6 isyanında Kırgızlann arasında bulunduklannı ve Ruslara karşı savaştıklannı bütün aynntılarıyla anlatmaktadır. Bk. Adil Hikmet Bey, Asya'da Beş Türk, (Yay. Haz. Yusuf Gedikli), İ stanbul 1 998 59 H. Karasayuuıu, "1916-Cıldagı KötörOIOş CönOndö" Ü rkün, Bişkek 1 993
123
PROF. OR. AHMET BURAN
kurtarmak için Ç i n topraklarına kaçm ıştır60• Ç i n ' e kaçan 300.000 kişinin yarısı da açl ı k, hasta l ı k ve soğuk sebebiyle dağlarda ve yol l arda ölmüştür. Bu isyanın bastırı lması sırasında, Rus Generali Kuropatkin 347 kişiyi bizzat kendisi kurşuna dizmiştir. Ancak bu süreçte sadece Rus askerleri kat l iam yapmamış, Türk istan topraklarına yerleştirilmiş ve si lah landırıl m ış olan sivil Ruslar da katliama katı lmışlardır. İsyanın bastırılması sırasında tam bir soykırım uygulandı. Sivil, savunmasız insan lar, kadın ve çocuklar acı masızca öldürü ldü. Türklere ait köyler yerle bir edi lirken, bütün mal varlıklarına da el konuluyordu. Can havliyle malını mülkünü, davarını yaylasını bırakıp kaçan Kırgızların geride bıraktıkları Ruslara gan i met oluyordu. Teslim olan Kırgızları esir almak yerine öldürüp yok etmeyi tercih eden Rus birlikleri tam anlamıyla bir soykırım yapıyorlardı. Duruma hakim olduktan sonra da sürgün, kıyım ve imha hareketleri devam etti. Aylarca Türkistan ' ı n değişik bölgelerindeki insanlar idam edi (erek ya da sürgün ed i lerek yok edildiler. Kırgızistan bölgesinde yerleşik Ruslar, gizlice si lah landırılmıştı. Bu köylüler KırgızJTürk ai lelerine saldırarak on ları topuca imha edip arazilerine, evlerine, mal ve davarlarına el koyuyorlard ı. Örneğin, İvanovsk köyüne getirdikleri 1 20 Kırgız' ı sorgusuz sualsiz kurşuna dizerler. Karasu köyünün Rusları değişik Kırgız köylerine saldırarak 1 00 kişiyi öldürür ve mal !arına el koyarlar. Bir avcı gibi, dağlarda gizlenmeye çalışan Kırgız ai lelerin peşine düşen Ruslar onları bulup öldürürler; Atake ve Sarıbagış boylarından bazı ai leler Konurçok adlı mevkide saklanırken Ruslar tarafından bulunmuş ve bunlardan 70' i kurşuna dizi lerek öldürü lmüşlerd ir. B ugünkü Karakol şehrinin Tuyuk-At yaylasında gizlenen 1 5 aile Ruslar tarafından bulunarak Barskoon' a getirilmiş ve burada vücutlarına çiviler çakılarak, damarları kesilerek işkenceler yap ı l m ı ş ve öldürül müşlerdir. Öldürülen bu isnanların cesetleri yakılarak yok edi l miştir. '° Saadettin Gömeç, age.,s. s. 171
1 24
KURŞUNLANAN TÜRKOl.IJJİ
Özellikle 1 9 1 6 kanl ı baskını, Kırgızların Bolşevik taraftarlarını desteklemesine sebep olmuştur. 1 9 1 7 devrim i n i n ardından Lenin, Kırgızlara verdiği sözü tutmuş ve Çin'e kaçan K ı rgızların bir bölümünü getirtip topraklarına yerleştirmiştir. Kırgızların geri gelmesine izin verd iği, özerk bir devlete sahip olmaların ı sağladığı ve di l lerini yazı d i l i hal ine getirdiği için, Kırgızlar Lenin 'e ayrı bir sevgi ve minnet duymaktadırlar!
A. 1. 3. 4. 1. b. Çon Taş Katliamı Sovyetler B irliği coğrafyasında ölümün kol gezdiği, baskı, işkence, sürgün ve hapis cezalarının sıradan olaylar hal ine geldiği 1 93 7- 1 939 y ı l ları arasında, K ırgızistan ' d a da b i n lerce i nsan cezalandırılmıştır. Özellikle Sosyal Turan Partisi üyesi oldukları iddia edi len ve " Türkçü, Turancı, milliyetçi, sistem karşltl" gibi s u ç l am a l ara m a ruz kalan ç o k say ı d a k i ş i , ağır c ez a lara çarptırılmışlardır. Bu katl iamlar arası nda "Çon Taş Katliamı" olarak adlandırılan bir olay var ki, acısının ve etkisinin hafızalardan silinmesine i mkan yoktur. 1 93 7 yıl ında Kırgızl arın neredeyse bütün ayd ı n ları ve i leri gelenleri tutuklanmış ve tutuklandıktan sonra bunlardan hiçbir haber alınamamıştır. Aralarında ünlü romancı Cengiz Aytmatov'un babası Törekul Aytmatov, Kırgız Türkçesi n i n Latin harfli i l k gramerini yazan dilbilimci-Türkolog Prof. Dr. Kasım Tınıstanov, Türkistan ' ın büyük bilginlerinden, Turancı Bayatı İsakayev ile dilbilimci-Türkolog Osmonkul A liyev ' i n de bulunduğu 1 3 7 kişinin akı beti, ancak Sovyetler B irliği dağı ldıktan sonra öğre n i l eb i l miştir. Regina Xel imskaya, y ı l lar sonra bu olayı Tayna Çon- TaşaM (Çon Taş ' ı n Sırrı) adl ı eserinde bütün ayrıntı !arıyla anlatmı ştır.
61
Regina Xellmskaya, Tayna Çon-Taşa, Bişkek 1 994
1 25
PROI'. DR AHMET BURAN .
Hayalı lsakeyev
Bugün "Aıa-Beyit"62 adı veri len bölgede, bir anıt mezar ve müze i l e hatıraları ö lümsüzleştiri len 1 3 7 mazlumun hikayesi şöyled ir: Çeşitli bahane lerle evlerinden a l ınarak tutuklanan bu insanlardan bir daha h içbir haber alınamaz. Nereye götürüldükleri, hangi cezaya çarptırıldıkları hatta yaşayıp yaşamadıkları hakkında h içbir açıklama yapılmaz. Tutuklu yakınlarının umutlu bekleyişleri hep boşa ç ı kar ve bütün başvuru ları sonuçsuz kal ı r. Örneğin kocasının akıbetini öğrenmek isteyen Nagima Aytmatova, 24 Ekim 1 93 9 tarih inde Halk Komiserliğine yazdığı d i lekçede: "Kırgız SSC NKVD tarafından bana bildirildiğine göre eşim, 1938 Kasım 'ında Troyki kurulu tarafından suçlu bulunarak 1 O yıl süreyle Uzak Doğuya (Sibirya) sürgüne gönderilmiştir. Yukarıda verilen bilginin dışında kocam hakkında hiçbir bilgi edinemedik, ölü mü, yaşıyor mu akıbeti belli değil. Son zamanlarda "halk düşmanı " olarak suçlananların suçsuz olduğu görüldüğü için size başvurmaya karar verdim. Kocam hakkında inceleme yapmanızı arz ederim. " Demekte d i r. NKVD Kırgız SSC Özel Bölüm 1 . Başkanı Devlet Güvenl i k Teğmeni Saakov tarafından Nagima Aytmatova'ya 2 2 Kasım 1 939 tarih inde v e r i l e n cevapta, b i r c ü m l ey l e , " kocasının " Ata-Beyit, ata-meyil, atalann ölüsü, cesedi anlamındadır.
1 26
KURŞUNi.ANAN TÜRKOl.DJİ
h a k l ı b ir ş e k i lde t u t uklandığı ve u z a k kamp lara s ürgüne gönderildiği " b i l d i r i l m i şt i r63• ··ı.o:ı.ırı..ıl ltas1.L._,.. . . l•ı rruııaı J1 ' 11 �':=::-J:.""':��·!!,,_
. .. ..ı ·
Törekul AYTMATOV
Yine babasının akıbetini öğrenmek üzere CengizAytmatov, 1 5 Tem muz 1 956 tarih inde S SCB Harp Başsavc ı l ığına: " Yirmi yıldır babamın akıbeti hakkında hiçbir bilgi edinemedik. Ölü mü yaşıyor mu, ne zaman tutuklandı, kim tutukladı bilmiyoruz. Bilmiyoruz o gerçekten vatana karşı suçlu mudur? Biz, sabırsızlıkla babamdan gelecek haberi bekliyoruz. Bizim gerçeklere ulaşmamız ve eğer babam suçlu değilse onun ve b izim temiz şerefimizin iade edilmesini istiyoruz. Bu bizim için son derecede önemlidir 64. " B içiminde bir d ilekçe i le başvurmuş, ancak hiçbir bilgi alamamıştır65. Törekul Aytmatov i l e birl ikte ortadan kaybolan diğer ayd ı n ların yakınları da ç e ş it l i kere l e r yetk i l i makam l ara b a ş v u r m u ş , ancak •1 Bu yıllarda cezaıandınlan çok sayıda insanın yakınlarına y a hiç bilgi verilmemiş y a da yanlış bilgiler verilmiştir. Genellikle durumdan haberdar edilen aileler de cezalandınlmıştır. .. Regina Xelimskaya, age•., s. 60 65 Törekul Aytmatov, ı s Haziran 1 957'de aklanmıştır.
127
PROF. DR. AHMET BURAN
Aytmatov' lara verilen cevapların benzeri onlara da veri imiş ve hiç kimse bu 1 3 7 insan ın akibetini öğrenememiştir. 1 3 7 ayd ın ın yakın ları artık acı larını yüreklerine gömmüş ve um utlarım yitirmişken, Bü büyra Kıdı raliyeva ad ında bir kad ın, 1 99 1 yıl ında Kırgızistan devlet yetki l i lerine başvurarak bu kişi lerin akıbeti hakkında bilgi sahibi olduğunu söyler. 1 938 yıl ında 1 O yaşında olan Bübüyra Kıdıral iyeva, bu olayı şöyle anlatmaktad ır: "Babam (Abıkan) o tarihlerde Çon Taş deni len yerde bulunan İ çişleri Bakan l ığına bağlı KGB d i n lenme merkezinde çalışıyordu. Bu d in lenme merkezinin yakın ında bir "kerpiçfabrikası " vardı. Ben i lkokul ikinci sın ıfa gid iyordum. 1 . çeyrek tatilde babam bir gün bize, "toplanın Aşırkul amcanıza gidiyoruz" ded i . Biz apar topar hemen Aşırkul amcamların köyüne gittik ve orada 1 2 gün kald ık. B u arada babam, sabahları erken saatlerde ve akşamları hayvanlara yem vermek için evimize gidip gel iyord u . Tekrar Çon Taş ' a döndüğümüzde, daha önceleri iç inde saklambaç oynad ığımız yakındaki tuğla ocağının yıkıld ığın ı ve binanın yerinde bir tümsek ol uştuğunu fark ettik. Bu arada, daha önceleri duymad ığımız bir tarzda köpekler sürekli u luyordu ve bir süre sonra da etraftan çok kötü koku lar gelmeye başlad ı . Biz bütün bu olanlara bir anlam veremiyorduk. Babam bir gün yine bizleri topladı ve : "Birisi size bir şey sorarsa biz burada değildik, amcam/ardaydık, hiçbir şey görmedik, bilmiyoruz deyin, yoksa kötü şeyler olur, bizi hapse koyarlar" diyerek sıkı sıkı tembihledi. Biz de soranlara hep bir şey bilmediğimizi, evde olmadığımızı söyledik. Daha sonra babam başka bir yerde görevlendiri lince oradan ayrıldık. Ne zaman o bölgeden geçsek babam hep Kuran okurdu, ama niçin okuduğunu bilmiyorduk. 1 973 y ı l ında babam hastalandı . B i r gün bütün çocukların ı, damatlarını yan ına çağırdı ve bana dönerek: " Sen çocukların b üyüğüsün, diğerleri küçüktü hatırlamaz/ar, ama sen hat ırlayab ilirs in. B e n has tayım ve her an öleb ilirim, 1 28
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OJİ
boynumdaki borçla gitmek istemiyorum. 1938 yılı 1 . çeyrek tatilinde Aşırkul amcan/ara gitmemizi, döndükten sonraki köpek ulumalarını, pis kokuları ve kerpiç fabrikasının yıkılarak bir tümseğe dönüşmesini hatırlıyor musun. Şimdi bütün bunların nedenini ve yıllardır içimi kemiren sırrı açıklayacağım. Aşırkul amcan/ara gittiğimiz günlerde, yakınları acı içinde olan insanların cesetlerini o kerpiç fabrikasındaki ocağın çukuruna atıp, binayı üstlerine yıktılar ve kapattılar. Bütün o insanlarrn cesetleri, kerpiç fabrikasının yerinde oluşan o tümseğin altrndadır. Şimdi vakit uygun değil, ama uygun bir zaman olursa, sen bunu yetkililere söyle ve yerini göster " ded i . Bu konuşmadan birkaç ay sonra babam vefat etti. 1 99 1 yılı geldiğinde artık Sovyetler Birliği yıkılmıştı ve ne yazık ki babam da hayatta değildi. Artık babamın söylediği günün geldiğini düşünmeye başlamıştım. Daha fazla beklemek istemiyordum ve babamı n bana emanet ettiği sırrı açıklamaya karar verdim. Bir gün tarihçi, Begaliyev' i n bir gazetede bu konuyla i lgili bir makalesini okudum. Hemen Begaliyev' i telefonla arayarak bu konu hakkında bilgi sahibi olduğumu ve kendisiyle konuşmak istediğimi söyledim. Ancak Begal iyev, beni tanı mıyordu ve tan ımadığı bir kişinin böyle önemli bir konuda bilgi sahibi olduğunu söylemesinden çekinmiş olacak ki, beni m le görüşmek istemediği n i söyleyerek telefonu kapattı. Daha sonra, bir ayakkabı tamircisinde tesadüfen tanıştığım, İngilizce öğretmeni Gülay Bayterekova'ya bazı şeyleri anlattım. Cengiz Aytmatov'un oğlu Askar Aytmatov' un öğretmeni olan Bayterekova, A skar Aytmatov ' u haberdar ede b i l eceğ i n i söyledi . Çok geçmeden yetk i l il er geldiler, konuştuk v e ben bütün bildiklerimi anlattım. Bu konuşmadan sonra hemen beni aldılar ve Çon Taş' a gittik. Cesetlerin bulunduğu yeri gösterdim. Mevsi m k ı ş i d i , hemen açmadı lar v e baharı beklediler. Bahar ayları gel ince, Mayıs ayı nda gösterdiğim yeri açtı lar ve 1 3 7 kişinin cesedi ne ulaştılar". 1 29
PRDF. DR AHMET BURAN .
Çon-Taş Katliamı
Böylece ölüm lerinin üzerinden tam 53 yıl geçtikten sonra acı gerçek bütün açıkl ığı ile ortaya çıkmış, y ı l l arca babasız kal an yetimlerin ve eşsiz kalan kadınların umutlu bekleyişleri de son bulmuştu. Tamamı kurşunlanarak öldürülen bu insanların bir kısım özel eşyaları, ceplerinde yarı çürümüş kimi yazılı belgeleri, elbiseleri, ayakkabı tarı, işkence yapıldıktan sonra kurşunlanan bedenlerin in, kafataslarının görüntüleri ve kimlikleri tespit edildikten sonra devlet töreniyle yapılan anıt mezara defned ilirler. 2004 yılında, katledilen 1 37 kişinin toprak altından çıkarıl ışını gösteren resimlerin, katledi len kişilerin kemiklerinin, kafataslarının ve özel eşyalarının sergi lendiği Ata-Beyt'teki "vahşet müzesi"n i gezerken, Tatar asıl l ı olan müze görevlisi bize, cesetler çıkarılırken orada o l d u ğu n u , Devlet Başka n ı Aksar Akayev ve Cengiz Aytmatov' u n da bizzat çal ışmaları izlediklerini, kimlik tespitleri yap ı ldıktan sonra Törekul Aytmatov ' un kemiklerin in bir sandığa konulduğunu ve Cengiz Aytmatov'un babas"ının kemikleri başında Baba! Elli yıldır seni arıyordum, neredeydin ! " d i yerek h ıçkırarak ağladığın ı anlatmıştı. "
1 30
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OIİ
B u katiamda kurşuna dizi lerek öldürülen 1 3 7 kişinin adları şöyledir: 1. Abdrahman Bulatov 2. Abdray Abdrahmanov 3. Abdukadır Abdraimov 4. Abdulla Kaçibekov 5. Abdul la Yusupov 6. Ahmat Ahun Turdı-Ahunov 7. Ahmatbek Çormakov 8. Ahmet Azizov 9. Ahmet Mametov 10. A it Ahun Oşurov 11. Akimhan Muldogaziyev 12. A lahun Çurukov 13. A leksandr İvanoviç Şevelev 14. A leksandr N ikolayeviç Yan işevskiy 1 5. Al ıbay Çengaziyev 1 6. A ndrey Ambrosovi ç Polinkaş 1 7. A rtur Yanoviç Leni n 1 8. Arzı Magaz 19. Asanbay Camansarıyev 20. Aşim Muhamedov 21. Aşur Ahun Musabayev 22. Azim Ahun Akimov 23. Aziz Ahmetcanoviç Al imov 24. Bahirdin Kirgizbayev 25. Bahtin Nasırov 26. Baki Ahun Ahmet Ahunov 27. Bakrı Tahtayev Baya l ı İsakeyev 28. 29. B i akiy Adziloviç Tarkovskiy 30. Boris Vasilyeviç Beloşitskiy 131
PROf'. DR. AHMET BURAN
31. 32. 33. 34. 35. 36. 37. 38. 39. 40. 41. 42. 43. 44. 45. 46. 47. 48. 49. 50. 51. 52. 53. 54. 55. 56. 57. 58. 59. 60. 61. 62.
1 32
Boris Emelyanoviç Yurçev Bronislav Stefanoviç Yatskovskiy Corobek Omurku lov Çekuş Suleymanov Çengiş Sarbanov Dal i Zulfıbayev Dan i i l İvanoviç Kotlyarov Davlet Zunun Deys Fridrih Gotfridoviç Erkinbek Essenamanov Eşbay Sultanbekov Fedor Egoroviç Bengard Gapircan Nurd inov Garif Abdulayev Genrih Genrihoviç Yantsen Grigoriy Antonoviç Prohorov Grigoriy Fl ippoviç Tarançenko Harti Hunlava Hasan Ahun Zununov Hasan C iyenbayev İ braim Ahun İsmailov İbraim Aliyev İ braim Hudayberdiyev İdait-Ahun Murabedinov İmanal ı Aydarbekov İmin Ahun Turdiyev İ m i n Su fıyev (Sopiyev) İosif Frantseviç Skal itskiy İosif İvanoviç Kuzmin İosif İvanoviç Me ldenberger İsa Baybasunov İsma i l Ahun Tohtahunov
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
63. 64. 65. 66. 67. 68. 69. 70. 71. 72. 73 . 74. 75. 76. 77. 78. 79. 80. 81. 82. 83. 84. 85. 86. 87. 88. 89. 90. 91. 92. 93. 94.
İsmet İmin Ahunov İvan Grigoryeviç Borovoy İvan Zaharoviç Belousov Kadır Mamoyarov Kan-Tay-Dyu Karimcan Yuldaşev Kası m Sagınbayev Kasım Tınıstanov Kerim Kenenbayev Kerim Nurmatov Kocokan Şorukov Kurman Ahun Nur Ahunov Kurman Kambarov L i-Ha Sami Lu-Çan-Toy Lyudvig Kazimiroviç Krenitskiy Lyufıng Egor Emelyanoviç Lyuft A leksandr A leksandroviç Lyuft Konstantin Aleksandroviç Lyu-Je-Çin Magay Andrey İnnokenteviç Mamadcan Ahmetov Mamet Hocanov Mamut Ahun Bakiyev Maylyakul i Nasırov M i hail Eduardoviç Rihter M ihai l N ikolayeviç Luzanov Mukaş İmanbayev Murat Sal ihov Musa Toktosunov N iyaza l ı Sakenov N urdi n Serkibayev
1 33
PROF. DR . AHMET BURAN
95. N urku l Kulnazarov 96. Omor C umayev 97. Osmonkul Al iyev 98. Pavel Konstantinoviç Lvov 99. Petr N ikolayeviç Goltsev 1 00. Petr Pavloviç Çepizubov 1 0 1 . Petr Yul iusov iç Bergman 1 02. Sabit Hoc imamabayev 1 03. Sadık Ahun Yusup Ahunov 1 04. Sadık Şaripov 1 05. Sakmambet İsmai lov 1 06. Samat Çalov 1 07. Sartbay Baybasunov 1 08. Sergey Afanasyeviç Kaşevarov 1 09. Sergey M ihayloviç Andres 1 1 0. Sıdık Çonbaşev 1 1 1 . Sıdık Tohtayev 1 12. Su ltankul Şaınurzin 1 1 3. Şakir Galimoviç Şafıkov 1 1 4. Şarip Ahun Yusupov 1 1 5. Tagay Esenamanov 1 16. Teodor Teodoroviç M i l ler 1 17. Tohta Ahun İsınai lov 1 1 8. Tohta-Ahun Turdahunov 1 1 9. Toktosun Dostayev 1 20. Töreku l Aytınatov 1 2 1 . Uınaralı Şabdambekov 1 22. Umuralı Cavgoşpayev 1 23. Usain Usınanov 1 24. Van-Dzi-Van-Çan-Li n 1 25. Van-Lin-Van 1 26. Vi lgelm Davıdoviç Val i 1 34
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
127. V ladimir Avgustoviç Litsenmajer 128. Vlad islav Yul ianoviç Gorbaçevskiy 1 29. Yakov Pavloviç Zinonyev 130. Yakub Ahun Aipov 1 3 1 . Yun-San-S in 132. Yusup Abdrahmanov 133. Yusup Ahun Taşa-Ahunov 134. Yusup İshakoviç Bulatov 135. Yusup Karimov 136. Yusup Talipov 137. Zaydel Notta Yankel Berkoviç
A. 1. 3. 4. 2. Kazakistan Çarl ık yönetimi Türklere karşı acımasız davranıyor ve baskıcı bir politika yürütüyordu. Rusya'da yaşanan 1 905 ihtilali ve ardından yapı lan düzen lemeler, Rusya'daki bütün halklar gibi, Kazaklara da bel l i bir rahatlama getirmişti. Rus okul larında ya da İstanbul ve Kazan gibi Türk kültür merkezlerinde eğitim gören aydınlar, m i l li konularla daha rahat bir şekilde i l gilenebil iyorlardı . B u süreçte, öze l l i kle Mircakıp Duvlat tarafından 1 908 y ı l ında yayınlanan "Oyan Kazak" (Uyan Kazak) ad l ı şiir kitabı ile 1 9 1 3- 1 9 1 8 yıl ları arasında Ahmet Baytursunov, Alihan Bükeyhanov, Mustafa U razov ve M i rcakıp D uvlat tarafı ndan ç ı karılan "Kazak Gazetesi", Kazak Türkleri n i n m i l li ben l i k ve b i r l i k l er i n i n sağlanmasında ve bir aydın hareketinin oluşmasında etkili olmuştur. Çarl ık Rusyasının olumsuz Türk ve Türkistan pol itikaları sebebiyle zaman zaman ve yer yer isyan lar meydana gelmekte idi. Bu isyan ve mücadele kronoloj isi içinde 1 9 1 6, Türkistan için bir felaket y ı l ı olmuştur. Çarl ık Rusyası 1 9 1 6 ' da Türkistan 'da meydana gelen isyanı çok kanl ı bir şekilde bastırmış ve bu sırada
135
PRDF. DR. AHMET BURAN
çoğunluğu Kazak ve Kırgızlardan oluşan 673 .000 Ti.irk hayatını kaybetmiştir. 1 9 1 6 isyan ı, Kazak ve Kırgızların bi.iyi.ik kayıplar vermesine neden olmakla biri ikte, bu isyan sonrasında bağımsızlık düşünceleri daha da gi.iç kazanmıştır. Bu savaş ve kıyım ile birlikte Türk halkları, daha gi.içlü bir biçimde Bolşeviklerin yanında yer almışlar ve 1 9 1 7 yıl ında gerçekleşen Bolşevik devriminin ardından Alaş Orda Kazak M illi Hükumetini kunnuşlardır. Ancak, Bolşevik yönetimi iktidarını güçlendird i kten sonra verdiği sözleri unutmuş ve geleneksel Rus baskı ve kıyı m ı yen iden baş lamıştır. A l aş Orda Kazak M i l l l Hükumeti iptal edilmiş, aydınlar üzerindeki ağır baskılar ile ideolojik yönlendirmeler had saflıaya çıkm ış; sürgün, hapis ve öldürmeler başlam ıştır. Öze l l ikle l 930 ' 1 u yıl ların sonlarına doğru büyük bir katl iam yapı l m ı ştır. Bu yıl larda Ahmet Baytursunov, Mircakıp Duvlat ve Mağjan Cumabayev gibi öneml i ayd ın lar kurşuna dizi lerek öldi.i ri.ilmüşlerd ir. Öze l likle "repressiya " den i len 1 93 71 939 yıl ları arasında çok sayıda Kazak, öldürülmüş, sürü lmüş ve hapsedilmiştir. İkinci Dünya Savaşında bütün Türk topluluklarından olduğu gibi, Kazaklardan da çok sayıda genç askere alınmış ve cephede Almanlara karşı ön saflarda savaştırı lm ışlardır. Bu gençler cephede üstün kahramanlıklar göstenniş, büyük bir bölümü Sovyetler Birliği için hayatların ı verirken bir kısmı da acımasız H itler ordularına esir düşmüştür. Cephede savaşan Türk soylu gençlerin büyük bir bölümü gösterdikleri kahraman l ıklardan ötürü madalyalar alarak dönmüşlerdir. Savaş sırasında baskılar kısmen azalmış ve geçici bir rahatlama olmuştur. Ancak savaştan sonra eski baskıcı pol itikalara geri dönülmüş; cephede savaşan ve madalyalar alarak dönen insan lar da dah i l o lmak üzere, savaş sonrası nda yeniden baskı, sürgün ve ölümler başlamıştır. .. Saadettin Gömeç, age.,s. s. 171
1 36
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Sovyet yöneti m i altında değişik zamanlarda birçok kez katl iam lara maruz kalan Kazakların bir bölümü de Ç i n 'de, Doğu Türkistan 'da yaşamakta idiler. 1 964 yıl ında Çin yönetimi Türklere karşı b i r katliam başlatmı ştı ve bu katliamdan önem l i ölçüde Kazaklar da etkilenmekte idi ler. Ç i n l i lerle mücadeleye girişen b i n l erce Kazak öldürülmüş, 800 civarında Kazak kaçarak Afganistan 'a sığınmış idi. Bu Kazakların Ç i n ' e iade edi leceği duyulunca Türkiye' de kimi aydınlar duruma tepki göstermiş ve H. Nihal Atsız, dönemin Dış işleri Bakanı F. C. Erkin' e bir açık mektup yazarak Afganistan 'a sığınan Kazak Türklerinin Türkiye getirilmesi için harekete geçilmesini istemiştir67•
A. 1. 3. 4. 2. a. Açhk Felaketi 1 92 1 - 1 923 ve 1 930- 1 933 yı il arı arasında Sovyet coğrafyasında bir açl ık felaketi yaşanmıştır. 20' li yıl ların başı nda yaşanan açl ı k, daha çok K ırım, Ukrayna, İ d i l-Ural bölgesi i le Kazakistan ' ı etkilemiştir. Özellikle 1 920 kışının şiddetli ve uzun olması ve Sovyet yönet i m i n i n baskıcı pol itikalarla halkın geleneksel yaşam ına müdahale etmesi, açl ı k felaketine sebep olmuştur68• Rusya'daki aç l ı k fe laket i n i yeri n d e g ö r m e k i ç i n T B M M tarafı n d a n görevlendirilen heyetin üyelerinden olan İsmail Suphi Bey, yazdığı raporda, "bu açilk ve kıtilktan en çok Başkurt, Tatar, Kazak ve Kırgız çocuk/armm etkilendiğini" bel irtir ve bu çocuklardan 20-30 bin kadarının Türkiye'ye getirilmesini tekl i f eder69• 1 93 0- 1 933 yıl ları arasında rej im i n kimi uygulamalarından kaynaklanan daha büyük bir açl ı k ve kıtl ık meydana gelm iştir. Ukrayna Parlamentosu, bu açl ığın Sovyet rej im i tarafından yapay olarak oluşturulduğunu belirterek, 28 Kasım 2006 tarihinde, Stalin döneminde yaşanan açl ığı "Soykırım"olarak kabul eden bir karar " Saadettin Gömeç, age.,s. s. 84 " Saadettin Gömeç, age.,s. s. 80 " Hüsnü Yılmaz Llvatyalı, agb., s. 281 -294
1 37
PROF. DR . AHMET BURAN
ald ı . 1 93 0- 1 933 yıl ları arasında meydana gelen açlık felaketinde, yaklaşık 1 O m i lyon Ukrayna l ı ölmüştür. Ayn ı dönemde açl ı k felaketine uğrayan ikinci ü lke Kazakistan olmuştur. B u açl ı k sırasın da, o tari h l erdeki Kazak nüfusunun yarısına yaklaşan 2.230.000 Kazak Türkü hayatını kaybetmiştir. 1 930'lu yılların başında doktor olan babası ile birlikteAlmatı'da bulunan 1 9 yaşındaki Rus kızı Tatyana N evadoskaya, A l matı sokaklarında açl ıktan kıvranarak ölen insanlara şahit olmuş ve onların dayanı lmaz acısını yüreğinde duymuştur. Gördüğü korkunç manzarayı gün lüğüne not etm iş ve karakalemle resmetmeye çalışmıştır. Çok etkilendiği bu açlıktan ölen insanların halini anlatan bir de ş i i r yazmıştır. Nevadoskaya, gençlik hafızasında s i l inmez izler bırakan bu olayı unutamamış ve yıl lar sonra, 1 990 yıl ında Almatı'ya gitmiş, 1 933 'te tutuğu günlüğünü, yazdığı şiiri ve o günkü faciayı anlatan, kendi ç izimi olan resim leri Kazakistan Devlet Arşivine teslim etmiştir. Tatyana Nevadoskaya, bu belgeleri yetki l ilere teslim ederken bir de not bırakm ıştır. B u notta N evadoskaya : "O klş bizim icin, özellikle yerli halk için kelimelerle ifade edilemeyecek siddette bir kış oldu. Ben çok genç ve çok hassas/mı. Bu yüzden çok aC1kh ve insanın tüylerini ürperten korkunç olayı, yani açhk ile yokluğu, o zamanlar zavallı ve cahil olan ha/km durumunu düşünerek çok ıstırap çektim. Kazakların bugünkü nesilleri açhktan ölen insanları, çocukları ve ihtiyarları, yeryüzünden tamamen silinen ve bomboş kalan köyleri, bozkırda donanları ve hastalananları unutmasınlar, diyorum" demektedir. Büyük oranda, Kazakistan ' daki Kolektifleştirme ve göçebe h a l k ın yerleşt i r i l mesi uygu lamaları n ın b i r sonucu olan ve Nevadoskaya' n ın şah it olduğu olaylar, gerçekten de insan l ı k tarihinin e n korkunç olaylarından birisidir. 1 920- 1 933 y ı il arı arasında suni bir seki ide yaratılan aç l ı k fe laketi sebebiyle, Kazakların % 49 u yan i 2.230.000 kişi ve besi hayvanları n ı n % 90' ı, yan i '
1 38
,
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
3 6 . 0 0 0 . 000 h ayvan yok o l m u ştur. K azak tar i hç i s i Manas Kozibayev, bu felaketi Kazak Türklerinin tarih boyunca maruz kald ığı felaketlerin en korkuncu ve en ıstırap vericisi olarak nitelendirmektedir. 1 93 0- 1 933 y ı lları arasında yürütülen kolektifleşt i rme ve yerleşik hayata geçirme uygulaması, kendisi de daha sonra Stalin'in gadrine uğrayarak öldürülen ve en az Sta l i n kadar acımasız olan Kazakistan KP. 1. Sekreteri Goloscekin tarafından yürütülmüştür. Çok h ızl ı b i r b i ç i mde uygu lamaya konu lan bu yerleştirme uygulaması için hiçbir altyapı hazırlanmamış, tarım arazi leri, araç ve gereçleri tem in edi lmemiş, hayvan ların yerleşik hayatta nas ı l bes leneceği düşünü l memi ştir. Ge leneksel hayatları ndan ve kültürlerinden koparı larak, kontrol altına alınma ve sosyal ist toplumun yaşama biçimine uyumlarını sağlama planı, sonuç itibariyle Kazakların hayvanları ile birlikte topluca ölümlerine yol açmıştır.
A.
1 . 3 . 4 . 2 . b . Jeltoksan Olayları v e Katliamı
M . Gorbaçov'un devlet başkan l ığı y ı l ları i d i . Sovyetler B irl iğinde "Perestroyka" ve " G/asnost" terim leri etrafında devletin yönetim anlayışının ve felsefesinin gözden geçirileceği ; aynı zamanda, devletin yürümeyen baskıcı, kapal ı, merkeziyetçi, sosyalist sisteminin dönüştürüleceği açıklanıyordu. Bu tartışmaların devam ettiği b i r s ı rada, "açıklık" ve "yeniden yapılanma" sürec i n i n bir parçası olmak üzere, Gorbaçov, Sovyetler B i rl iğine bağlı Cumhuriyetlere atanacak yen i yönetici lerin belirlemesi amacıyla, 1 6 Ara l ı k 1 986 tarih inde, SSCB Komün ist Partis i Merkez Komitesi üyeleriyle b i r toplantı yapmış v e bu toplantıdan sonra, Kazakistan SSC'nin Başkanı olan Dinmuhammed Kunayev emek l iye sevk e d i l erek yerine Rus köken l i ve daha önce Kazaki stan 'da h iç yaşamamış olan Genaddy Kolbi n ' i n atandığı açıklanmıştı. 139
PROF. DR. AHMET BURAN
Kol bin' in Cumhurbaşkanı olarak görevlendirilmesi, Kazaklar arasında büyük bir tepki i l e karşı landı. 1 7 Aralık 1 986 günü, üniversite öğrencileri ile işçi lerden oluşan bir grup Kazak Türk' i.i, kararı protesto etmek i ç i n A l matı 'da, Brej nev meydan ı nda toplanm ışt ı . 1 7 Aralık sabahı saat 0.7'den itibaren toplanmaya başlayan halk saatler i lerledikçe kalabalıklaşıyordu. Öğlen saatleri geldiğinde, Brejvnev meydanındaki insan sayısı 5-1 O bin kişi kadardı. Taşkııı lık yapm ıyor, sadece " Her halka kendi lideri ", Kolbin Rusya 'ya geri dön ", Kazakistan Kazaklarındır " " Yaşasın Lenin 'in m illiyet politikaları" . . . g i bi pankartl ar taşıyor ve sloganlar atıyorlardı. M oskova, b u tepkiyi " Kazak milliyetçiliği" ve "Rus düşmanlığı" ol arak a l g ı l a d ı ve A l mat ı ' daki bi.iti.in güven l i k görev l i leri n i seferber ederek gösteri leri enge l lemeye çal ı şt ı . Sovyetler B irliği Genel Kurmay Başkanı General V. N . Lobov ' un karşı çıkmasına rağmen, Kazakistan' ııı diğer bölgelerinde bulunan ve Sovyetler Birliğinin farkl ı yerlerindeki birl ikleri Al matı'ya yönlend iri l d i . Bu arada Moskova, Almatı 'daki olayları bastırmak ve yapı lması gerekenler konusunda karar vermek üzere bir kurmay heyetini de Almatı 'ya gönderd i. Bu heyet, SSCB Komünist Partisi Sekreterlerinden M. S . Solametsev, SSCB İçi şleri Bakanı 1 . Yardımcısı B . K . El isov, KGB Başkan Yardımcısı F. D . Babkov, SSCB Başsavcı Yardımcısı O. Soroko, Emniyet Genel M üdürü V. Dubinyak, SSC B ' n i n Kazakistan Bölümü Başkan ı N. F. Mişenko ve Kazakistan Pol i tbüro Sekreterl iğinden KGB Başkanı M iroşkin ile İ çiş leri Bakan ı Kinyazov gibi isimlerden oluşmaktaydı. 1 8 Aral ık 1 986 günü alandaki gösteri ler, konserlerle, halk oyunlarıyla ve çeşitli eğlencelerle devam ediyordu. Bu eğlenceli gösteri ve protestoya halk ilgi göstermiş ve çeşitli uyarılara rağmen alanı terk etmemişlerdi. Alanda toplanan insan sayısıda oldukça artmıştı. General Loboz, tam teçhizatl ı bir askeri birlikle Almatı 'ya ge lmiş ve Brej nev meydan ııı ı n etrafında tankları su dolu itfaiye
1 40
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
araçları ile e llerinde eğiti lmiş köpekler ya da si lah lar bul unan çok sayıda güvenlik görevlisi beklemeye başlamıştı. Aralık ayının soğuk bir gününde, saatlerin 1 8. l S ' i gösterd iği sıralarda, itfaiye araçları gösteri yapan gençlerin üzerine su sıkmaya başlarlar. Panik ve korku içinde sağa sola kaçışan gençlere polislerle birlikte köpekler de saldırıya geçer. Kendi lerini korumaya çalışan gençler taş ve sopalarla karşılık vermeye çal ışırken, asker ve pol islerin otomatik si lahlarla açtıkları ateşle karşı karşıya kal ırlar. 2 1 JO'a kadar süren bu çatışma sırasında, güvenl ik görevli leri, yakaladıkları gençleri öldüresiye dövmüş, kızları saçlarından tutarak y e r l e r d e s ü r ü k l e m i ş v e h e r t ü r l ü a ş ağ ı l ay ı c ı davran ı ş ı sergi lemişlerd i . Brej nev meydan ındaki bembeyaz kar, kıpkırmızı kanlarla renklenmişti. A landa cıvıl cıvı l insan kalabal ığından geriye, feci şekilde öldürülmüş 200 dolayında insan cesedi, birçok yaralının in leyen sesleri ile acıdan kıvranan insanların çığlıkları kalmıştı. Rus birl ikleri, ara sokaklarda ve bir kısım öğrenci yurtlarında sabaha kadar operasyonlara devam etmiş, çok sayıda genci tutuklamış ve ağır şeki ide döverek hastahane) ik etmişlerd i . Olaylardan sonra çok sayıda ölü y a da ağır yaralı Kazak gençleri, kamyon kasalarına birer eşya gibi dolduru lmuş ve şeh ir dışında açı lan çukurlara gömülmüşlerdir. Tutuklanan çok sayıda genç ise aylarca işkencelere tabi tutu l muş ve haklarında h içbir belge düzenlenmeden keyfi bir m uameleye tabi tutulmuşlardır. Genaddy Kolbin, operasyondan sonra olayın adi bir vaka olduğunu ve birkaç eroinman sarhoşun asayişi bozmaya çal ıştığını ve gereken önlemlerin alınarak asayişin sağlandığını açıklar. Bunun üzerine Kazakistan ' ı n 1 O ayrı şehrinde de gösteriler başlar ve o vilayetlerdeki göstericiler de aynı şiddete maruz kalırlar. Aylarca devam eden bu gösterilerin diğer ü lkelere sıçramasından korkan Sovyet yönet i c i l e r i , G . K o l bi n ' i a larak yer i n e N u rs u ltan Nazarbayev ' i görev l e n d i ri r l e r. Böylece o l ay l a r d ur u r ve Kazakistan' ın bağımsızlığına giden i l k adım da atılmış olur. 1 41
PROF. DR AHMET BURAN .
A. 1. 3. 4. 3. Özbekistan Özbek Türkleri; Karluk, Kı pçak ve Oğuz Türklerinin karışıp kaynaşmasından meydana gelmişlerdir. Özbek devletinin ve Özbek halkının ad ı, Altın Orda Hanı Özbek' in ad ından gelmektedir. Özbek' in torun u olan Ebu ' l-Hayr Han 1 42 8'de kurduğu devlete dedesi Özbek' in adını vermi ş ve devletin bünyesindeki değişik Türk boylarına Özbek denmeye başlanmıştır. 1 9. yüzyılın ortalarına kadar genellikle değişik Ti.irk toplulukları ile çeşitli iktidar mücadeleleri yaşayan Özbekler, zaman zaman bölgen in hakim gücü hal ine gel irken zaman zaman da başka güçlere bağlanmışlardır. 1 8 60 ' 1 1 y ı l lardan i t i baren bölgede R u s lar görül meye baş l am ı şt ı r. R u s l a r, ö n c e B u h a ra ve H i ve Han l ı k l a r ı n a ü stün lükleri n i kabul ett i rm i ş, sonra Hokand han l ı ğ ı n ı i l hak etm işlerd ir. Daha sonra kurulan Buhara Halk Cumhuriyeti de 1 924 yılında Ruslar tarafından ortadan kaldırılmıştır. Çarl ık yönetiminin baskı ve zulmünden bıkan ve Türkistan'da 1 9 1 6 yıl ında büyük bir isyan başlatan Türklerin önem l i bir bölümü Bolşeviklerin yan ında yer a l m ışt ı . Başta Lenin olmak üzere Devri m i n önde gelenleri n i n verd iği sözler devrimden sonra unutulmuş ve Türklerin tutsaklığı ve Türk topraklarının işgali devam etm iştir. 1 9 1 8 yıl ında Kızıl Ordu, Buhara'ya gird iğinde, intikam al ıyormuş gibi davranm ış, yağma ve zorbal ığa girişm iş; fark gözetmeden insanları soymuş ve ahlak dışı davranışlar sergilemiştir. 1 9-20 Şubat 1 9 1 8 tarihinde Hokand şehri top ateşine tutulmuş ve 1 0.00 civarında Türk öldürü lmüştür. Bu baskın sırasında 1 80 dolayında köy de ateşe veri l miş, yaşanamaz hale getiri lmiştir. Bütün bu olaylardan sonra Türkistan ' ın bağımsızl ığı için mücadele etmeye baş l ayan "çeteler, m ücadele grup /an, milisler" o l u şmaya baş l a m ı şt ı r. Ç e ş it l i bask ı n lar düzen l eyerek Rus birl iklerine önem l i kayıplar verd i ren bu gruplara "Basmacllar"
1 42
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
denmiştir. 1 9 1 8 Mayıs ayında Türkistan SSC' ini kuran Bolşevikler, Fergana bölgesindeki Rus kıtaları arac ı l ığıyla "Basmacılar " hareketin i yok etmeyi planl ıyordu. 1 924 yılında Rusların yaptığı düzenlemeler sırasında, Harezm, Buhara ve Türkistan Cumhuriyetleri dağıtı lmış, onların yerine Türkistan toprakları, etnik bir ayrışmaya bağlı olarak, Özbekistan, Türkmenistan, Kazakistan, K ı rgızistan ve Tacikistan şeklinde bölünmüştür. 1 924 yılında "Basmacılık" hareketi n i n bastırı l masından sonra, ceditçi lerin ortadan kaldırılması ve grupların yok edilmesi programı uygulamaya konulmuştur. Sistemin tehlikeli gördüğü bilim, fikir ve düşünce adamları i le şair ve yazarlar baskı altına alın m ış; tutuklanmış ve hapse atılmışlardır. 1 929 y ı l ı itibariyle ceditç i l ik hareketi sona erd iri l m i ş ve "kette buruluş " deni len, Sovyet ideoloj isine yönelme başlamıştır. 1 93 1 y ı l ı nda Münevver Kari ve Muhammed Said Ahrari öldürü lmüş ve ardından edebiyat ve sanatın Sovyet ideoloj isine h izmet etmek zorunda olduğu bildirilmiştir. Bu tarihten itibaren, ideoloj iye uymayanların yazdıkları b i l im ve sanat olarak kabul e d i l m eyecek ve yazmaya d e v a m e d e n l ere h ayat h a kk ı tanınmayacaktır . . . Nitekim, 1 93 7- 1 939 yıl ları arasında Sovyetler Birliğinin her yerinde sürgünler, tutuklamalar ve katliamlar başlar; Abdulhamid Süleyman Çolpan, Hoşnud, Abdu rrauf Fıtrat, Münevver Kari Abd ureşidov, Abdullah Kadiri, Batu, El bek, Atacan Haş i m , O s m a n Nasır, G u l a m Z a feri, Kay u m Ramazan, Gazi Alim gibi birçok şair v e yazar "halk düşmanı" i l an edilerek öldürülürler. 1 93 7- 1 939 yılları, Sovyet rej iminin "korku tüneli" yıllarıdır. B u yıllarda Sovyetler birl iğinde ece l iyle ölen çok az insan vardır. Stali n ' in acımasız, kan l ı düşleri Sovyet coğrafyas ı n ı baştan başa bir kan gölüne çevirmiştir. İşte bu y ı l larda "milliyetçi, Türkçü" olmakla suçlan an, aralarında Başbakan Feyzullah Hocayev ve 143
PROf. DR. AHMET BURAN
Özbekistan Komunist Partisi 1 . Sekreteri Ekmel İkramov'un da bulunduğu çok sayıda ayd ın ve devlet adamı öldürü lmüştür. 1 9371 939 y ı l ları arasında Özbekistan SSR İç İşleri Halk Kom iserl iği resmi rakam larına göre 4 1 .000 kişi hapse atı l m ış, 3 7 .000 kişi mehkemeye çıkarılmış ve 6920 kişi ölüm cezasına çarptırılmıştır.
A. 1. 3. 4. 4.Tü rkmenistan 1 843 yıl ında meydana gelen ve tarihe "gazavat kır11111" olarak geçen savaşta, kadın erkek on binlerce Türkmen, Ruslar tarafından öldürülmüştü. Sadece Bedirkent köyünde ölen Türkmenlerin sayısı 2000 idi. Çarl ı k R u syas ı , 1 864- l 8 73 y ı l ları aras ı n da Türki stan toprak ların ı parça parça i şgal etm işt i r. 1 8 7 1 y ı l ın d a Yamud Türkmen lerinin öneml i yerleşim yerlerinden biri olan Çekişler ve daha sonra Kızı lsu-Hive arasında bulunan Gözlü-Ata, Çagi l, Kam Şebşen, Uzun Kuyu, Sarıkam ış gibi Türkmen yerleşim yerleri Rusların e l ine geçmiştir. Ahalisi Türkmen ve Özbeklerden oluşan Hive Hanlığı 1 873 yıl ında Rusların egemenliğine girmiştir. İşgalden sonra, Hiveli lerin bir kısmı Rusya'nın egemenliğini kabul ederken, bir kısmı Karakum çölünü aşarak diğer Türkmen kabilelerin arasına katı lmışlardır. 1 874 y ı l ı nda, Kafkasya Askeri Val i l iğine bağ l ı Hazar Ötesi Bölgesi Va l i l i ği k u r u l d u ktan son ra, Çar l ı k R u syas ı bütün Türkmenleri egemenl iği altına almak için 1 877 yıl ında General Lomakin komutasında büyük bir askeri harekata girişir. Bunun üzerine Türkmen ler Sami, Burma, Kızı l-Arvat gibi sınır kasabalarını boşaltarak Gök-Tepe kalesine çek i l irler. Rus kuvvetleri 7 Mayıs 1 877 tarih i nde K ızı l-Arvat' a gireler. Bu sırada, Osman l ı Devleti i le Çarl ık Rusya arasında başlayan 1 877-78 Savaşı nedeniyle Haziran 1 877'de Türkmen topraklarındaki Rus birl iklerinin önemli bir kısmı ve General Lomakin Kafkasya'ya geri çağrı lır.
1 44
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
1 877-78 Savaşı, Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanınca Ruslar, kazand ı k l ar ı bu zafe r i n etk i s i y l e, 2 Ş u bat 1 8 79 tarih i n de Türkmenistan' ı işgal etmeye karar verirler. 1 879 yıl ında Gök-Tepe kalesine saldırırlar. Gök-Tepe savaşında, Türkmen ler 4000 kayıp verirler, ancak Rusları geri püskürtürler. Daha sonra 1 Ocak 1 88 1 'de başlayan ve 25 Ocak'ta biten savaşı n sonunda içinde kadı n ve çocukların da bulunduğu 34.500 Türkmen ö ldürülür ve Gök-Tepe alınır. 30 Ocak 1 88 1 tarih i ne kadar Aşgabat ' a kadar o lan Türkmen toprakları a l ı n ı r. B öylece l 8 6 0 ' da başlatı l an Türkmenistan ' ın işgali 1 884'de tamamlanır. Çarl ık Rusyası devrinde öze l l ikle yönet i m i n üst kademesi Ruslardan oluşturulmuş, suistimal ve yolsuzluklarla dolu bir baskı dönemi yaşanmıştır. 1 9 1 4 yı1 ından itibaren savaş bahane edi lerek halka ağır vergiler getirilmiş, halkın ekmeği, aşı, hayvanları, atları, develeri, kalpakları, elbiseleri ve çadırları ellerinden alınmış adeta halk ölüme terk edi lm işti . Bu süreçte sadece Zakaspi vilayetinde, 6872 at, 1 2805 deve, 299 araba, 32528 türkmen kalpağı, 1 659 ak ev, kara ev, çok sayıda hal ı, 2 mi lyon Rubleden fazla para, savaş için Türkmenlerden oluşan bir atl ı alay, ağır işlerde çal ıştırılmak üzere birçok insan vergi olarak alınm ıştır70• 1 9 1 6 yıl ında Türkistan 'da meydana gelen genel ayaklanmaya Türkmenler de katılmışlardı. İsyan bastırılırken çok sayıda Türkmen de öldürülmüş, kalanların birçoğu da değişik bölgelere sürülmüştür. Öldürülen ve sürülen insanların malına, eşyasına ve hayvanlarına Ruslar el komuşlardır. 30 N isan 1 9 1 8 tarihinde Türkistan Genel Val i l iği yerine, Rusya Federatif Sosyalist Cumhuriyet i ' ne bağlı Türkistan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur. 1 4 Ekim 1 924 tarihinde Özbek ve Türkmen Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti kurulmuştur.
" Büşra Ersanlı, Türkmenlstan'da Toplum ve Kültür, Ankara 1 998, s. 41
1 45
PROF. DR . AHMET BURAN
1 3 M ay ı s 1 92 5 tar i h i nde Tü rkmen Kom ün i st Part i s i kuru lmuştur. Türkmen Komün ist Partisi l iderleri Moskova'yı memnun etmeyince "milliyetçilik yapmak"la suçlanmış ve 1 93 71 93 8 yıl larında Türkmen Yüksek Sovyeti 'nin Başkanı Ncdirbay Aytakov, Devlet Başkanı Gaygısız Atabay i le birlikte birçok Türkmen ayd ı n ı sürgüne gönderi l miştir. Türkmen köylüleri ve göç e b e l e r i u z u n s ü re "So vyetleşme"ye ve "kolhozlarda toplanma "ya karşı direnmişlerd ir. 1 95 0 ' l i yıl larda TKP B irinci Sekreteri Suhan Babayev, Merkez Kom itesi Kültür ve İdeoloj i Bölümü Başkanı Nurccmal Burdiycva ile arkadaşları "Burjuva milliyetçiliği yapmak"la suçlanmışlar ve partiden atı lmışlardır. Bütün Sovyet halkları gibi Türkmenler de, öze l l i kle Sta l i n dönem inde büyük baskı lar görmüş, çok sayıda insan sürgün ve ölüm cezalarına çarptırılmıştır. 1 93 0 ' 1 u y ı l l ardan itibaren Türkmenistan 'da da "Sovyet ideolojisini" ben imsemeyen şair, yazar ve ayd ın lar ş iddetli ceza lara çarptırı lmışlardır. Abddhckim Gulmuhammcdov ve Oraz Vcpayev 1 93 1 yıl ında, Oraz Taçnazarov 1 93 7 yılında kurşuna dizi lerek öldürü lmüş, Hocanepes Çanyev71 Yazarlar Birl iği Başkanı iken vatandaşl ı k hak larından mahrum edi lmiş, Nurmırat Sanhanov ise partiden atılmıştır. Bedri Karababayev, G a raca B u ru nov, Şah Kcki lov, R u h ı Al iyev ve Hıd ı r Dcryaycv gibi şair ve yazarlar, uydurma suçlar isnad ed i lerek tutuklanmış, baskı altında kal m ış ya da sürülmüşlerdir. Asl ında Bütün Sovyetler B irl iği nde oldu gibi Türkmen istan 'da da 1 9321 933 yıl larından itibaren Türkmen aydınları sisteml i bir şeki lde yok ed i l meye başlanm ıştı . Bu süreçte, "Türkmen Azatlğı" teşk i latı n ı n üyesi olan lar o l m ayanlar tutu klanm ış, birçoğu öldürü lmüş, öldürülmeyen ler de Sibirya'daki ölüm kamplarına sürülmüşlerdir. Sürgüne gidenlerin büyük bir bölümü oralarda " 1957 yılında hakları ve itiban iade edilmiştir.
1 46
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OIİ
açl ıktan ve soğuktan ölmüşler, bununla yetinmeyen Stal in, geride kalan eşlerini ve çocuklarını da çeşitli cezalara çarptırmıştır. B irçok Türkmen genci ve ayd ı n ı da, İkinci Dünya Savaşı sırasında askere a l ınarak cepheye gönder i l miştir. A lmanlarla yapı lan savaşta, kimi Türkmen gençleri cephe geris inde yardımcı görevlerde çalışırken, kimileri de ön saflarda savaşmış, esir düşmüş ya da hayatını kaybetmiştir. Bunlar arasında, 1 943 yıl ında hayatını kaybeden, daha önce eserleri yasaklanan ve yok edi len Türkmen şairi Amandurdı Alamışov ve Nurmırat Sarıhanov, Ahmet Ahundov Girgenli, Şanh kekilov ve Ata Niyazov gibi şair ve yazarl ar da vardı r.
147
KURŞUNl.ı\NAN TÜRKOLOJİ
A. 1. 4. DOG U TÜ RKİSTAN'DA Ç i n l i ler Türklerin en eski komşuları ve ayn ı zamanda en eski düşmanlarıdır. Türklerle Çinliler arasındaki mücadele, binlerce yıldan beri sürüp gelmektedir. Kuzey komşuları olan Türklere karşı insanlık tarihinin en büyük seddini yapmak zorunda kalan Ç i n l iler, M S 552 tarihinde kurulan Türk devletini yıkmış ve Türkleri esir etmişlerdir. Bu durum Türklerin milli hafızasında çok öneml i bir yer etmiş olmalı ki, ikinc i Türk kağanl ığı döneminde dikilen bengü taşlarda Ç i n ' e özel b i r yer verilmiş v e öneml i uyarılarda bulunulmuştur. Yazı l ı belgelere geçen tarihiyle, Ç i n ' in Türkleri yok etme ve Türkistan topraklarına sahip olma politikaları Türk kağanlığı dönemine dayanmaktadı r. B u tarihten itibaren Türklerle Ç i n l i ler defalarca savaşmış ve çok zaman Ç i n l i ler Türkistan ' ı i şgal etmiş ve geri çekilmişlerdir. Bu karşılıklı saldırı ve savunma mücadelesi 1 9. yüzy ı la kadar devam etmiştir. Özellikle 1 9. yüzyılda Çinlilerin doğu Türkisatan' ı işgal ederek bütünüyle bu toprak lara hakim o lmaları i le başlayan süreç, öncekilerden farklı bir asimilasyon, sindinne, baskı ve soykırımı da beraberinde getirmiştir. Ç i n işga l i nden sonra uygulanan yok etme plan ve politikaları sonucunda Uygur Türklerinin nüfusu, yarı yarıya eri m i ştir. B u durum dünyada uygul anan en büyük yok etme uygulamasıdır72• 1 87 8 ' de Kaşgarı i şgal ederek Kaşgar Hanl ığına son veren Ç i n l i lerin yaptığı i l k iş 60.000 kişil i k Kaşgar ordusunu katletmek olmuştur. S iv i l i nsanlardan da binlercesi suçlu olup o lmadığına bakı lmaksızın idam edi lmiş ve bu bölge, Ç incede "yeni sömürge" anlamına gelen "Sinkiang" şekl inde adlandırı imaya baş lanmıştır73• Kuomintang rej iminin Doğu Türkistan'da yaptığı işkence ve zulüm, n Anıl
Çeçen, DoOu Türkistan Sorunu, 2023, (15 Ekim 2006), s. 40-43 " Saadettin Gömeç, age.,s. 273
1 49
PRDf". DR AHMET BURAN .
1 93 1 y ı l ında halkın ayaklanarak bağımsızl ık i lan etmesine neden olmuştur. 1 93 1 y ı l ına kadar Doğu Türkistan l ı l ar dönemin siyasi koşu l l arı neden i y l e herhangi b i r bağ ı m s ı z l ı k g i r i ş i m inde bulunmam ış lardır. Çünkü Doğu Türkistan toprakları üzerinde emelleri olan lar yal n ız Ç i n l i ler deği ldi, Sovyet Rusya da Doğu Türki stan ' ı ele geç irmek istiyord u . Doğu Türk i stan halkı bu durumun farkında i d i ve Batı Türkistan' da yaşayan Türklere Rusların yaptığı zulmü biliyorlardı. Dolayısıyla komünist Rusya'nın deneti mi altına girmektense mevcut durumu korumanı n daha iyi olacağın ı düşünüyorlard ı . N itekim, 1 93 1 'deki bağımsızl ık girişimi Doğu Türki stan l ı Müslüman ları, endişe ettikleri komün ist Rusya teh likesiyle karşı karşıya getird i . Doğu Türkistan 'daki isyanı tek başına bastı ramayacağın ı anlayan Ç i n h ü kümeti, Sovyetler Birliği ile gizli bir anlaşma imzalamışt ı . Bu anlaşma gereğince, 1 933 'te Rus Kızıl Ordusu, Doğu Türkistan 'a girerek Müsl üman kuvvetleri mağlup etti. 1 9343 7 arası nda yaşanan savaşlardan sonra Doğu Türki stan fi i len Sovye t l e r i n h a k i m i ye t i n e g i rm i ş o l d u . R u s l ar, S ovyet Cumhuriyetlerinde yaptıkları işkence ve katl iamların benzerlerini Doğu Türkistan Müslümanlarına da yapmaya başladı lar. Kızıl Ordu birlikleri, Müslümanları toplu olarak katlettiler, cam ileri ve mescitleri yıktı lar ve her türlü tecavüzü ve manevi işkenceyi uygu lad ı lar. i l . D ü nya Savaşı i l e b i r l i kte R u s l a r askerl e r i n i Doğu Türk ista n ' dan çekmek zorunda ka l ırlar. M ao' nun komün ist geri llaları karşısında savaşı kaybeden M i l l iyetçi Çin hükümeti birlikleri de, Formoza'ya (Tayvan) çek i l i r. Bütün Çin toprakları gibi Doğu Türkistan da Ç i n komün ist rej imine teslim olur. Doğu Türkistan 'da Abdülkadir Damulla, açtığı Maile 'uf Hidayet ismindeki oku lla ve yayın lad ığı kitaplarla Doğu Türkistan gençlerinin ve halkının bilinçlenmesine katkıda bulunur. Abdülkadir Dam u l la ' d a n son ra D o ğ u T ü r k i s ta n ' d a m ücade l ey i " Üç Efendiler" olarak anı lan İsa Yusuf Alptekin, Muhammed Emin
1 50
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OIİ
Buğra ve Mesud Sabri Baykuzu üstlenirler. Mesud Sabri Baykuzu ' nun Doğu Türkistan için verdiği mücadele, 1 95 1 yılında komünist Çin yönetimi tarafından tutuklanıp 1 952 y ı l ı nda zeh irli bir iğneyle öldürülmesi ile son bulmuştur. İsa YusufAlptekin ve Muhammed Emin Buğra ' n ı n mücadeleleri ise ömürleri n i n sonuna kadar devam etm iştir. B u arada Osman Batur Han ve arkadaşlarının mücadelesini ve çektikleri çi leleri de anmak gerekir. Ç i n 'e esir düşen kızı Azapay' ı kurtarmak üzere 200 kişilik çin birliğine tek başına saldıran Osman Batur, kızını kurtarmış, ancak kaçarken atının ayağı kırılınca yakalanm ıştır. Urumçi 'ye götürülen Osman Batur çok ağır işkencelere tabi tutulmuş ve orada öldürülmü ştür. Doğu Türkistan halkı, bu süreçte bir kez daha bağımsızlık girişiminde bulunur ve 1 944 y ı lında Bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulur. Ancak Doğu Türkistan Cumhuriyeti, 1 949 yıl ında Mao'nun iktidarı ele geçirmesiyle birl ikte son bulur. Komünizmin Kara Kitabı adl ı eserde Mao'nun iktidar olduğu dönem şöyle anlatı lmaktadı r: "Hepsi ölüme mahkum edilen de vrim karş ı tları, b ütün halkın dav e t edildiği açık duruşmalarda, Kızıl muhafızlar tarafından parça/anıyorlardı. Halk ise bu esnada "öldür öldür! " diye bağırıyordu. Kızıl Muhafızlar bazen parçaları kızartıp yiyor ya da hala canlı olan mahkumun gözleri önünde ailesine yediriyordu; herkes "eski m ülk sahibi "nin karaciğerinin ve kalbinin yendiği ziyafetlere ve konuşmacının yeni kesilmiş kafalardan yapılmış bir kazık dizisi önünde konuştuğu toplantılara davetliydi. " Ç i n '.de yamyaml ığa varacak kadar ş iddetlenen nefret ve vahşet hakim olmaya başlamıştı. Kızıl Muhafızlar, şehirleri denetim altına aldılar ve geçmişin simgesi dedikleri her şeyi yakıp yıktılar74• " Courtols, S., vd., Komünizmin Kara Kitabı, CÇev. B. Tanatar, vd.), İ stanbul, 2000. s. 6 1 7
151
PROI'. DR. AHMET BURAN
B u s ü reçte İ s a Yu s u f A l ptek i n g i b i , B a t ı T ü rk i stan topraklarında görev yapıp komün ist Rus zu lmüne tan ıklık eden kişiler, Doğu Türkistan Müslümanlarını komünizm tehlikesine karşı uyarıyorlard ı . Çünkü komünistler genel bir taktik olarak, iktidara gelene kadar "eşitlik, smyal adalet, milletlerin özgürlüğü" gibi kavramlardan bahsediyorlar, ancak sıra uygulamaya gelince durum değişiyordu. Eşitliğin yerini politbi.iro diktası, sosyal adaletin yerini sömürü, özgürlüklerin yerini ise sürgünler, işkenceler, toplama kampları ve toplu katliamlar al ıyordu . Nitekim, 1 945 'te yapılan 7. Kongre' de Mao, komi.in istler, iktidara gel ince farklı etnik grupların kendi geleceklerin i tayin etme hakkı verileceğin i aç ıklar. Ancak iktidara gel i nce önceden verd iği sözleri unutan Mao, "Sincan iki bin ylldır Çin 'in ayrrlmaz bir parçasıdır, bu nedenle Çin 'i federe devletlere bölmenin hiçbir manası yoktur. Bu talep tarihe ve sosyalizme düşmanlrk anlamına gelir" aç ıklamasını yapar. Mao'nun bu açıklamalarının ardından baskı ve zulüm başlar. İlk olarak, Mao i le görüşmek üzere yola çıkan Doğu Türkistan Cumhuriyeti 'nin önde gelen liderleri esrarengiz bir uçak kazasında hayatlarını kaybederler. Daha sonra Kızıl Ç i n lüikfımeti, Doğu Türkistan Müs lüman larına karşı acımasız bir soykırıma girişir. Birinci hedef Mi.isli.imanların inançları, manevi ve ahlaki değerleri olur. Dini eğitim veren tüm okullar kapatılır, din adamları tutuklanır ve büyük kısmı öldürülür. Müslüman ların bir kısmı Pan-Ti.irkist, bir kısmı da Pan-İslamist oldukları gerekçesi ile gözaltına a l ın ı r, t o p l u c a s ü rü l ü r ve i d a m ed i l i r ler. Yurt la r ı n d a n s ü rü l e n M üslüman ların b i r kısmı, kötü m uamele v e zorl u iklim şartları nedeni ile yollarda hayatlarını kaybederler. Çin'de Komun istlerin iktidara geldiği 1 949 yılından 1 953 'e kadar 1 00.000'den fazla Türk çeşit l i şekil lerde katled i l i r75• Çin 'de yap ılan zulüm ve haksızl ık " Saadettin Gömeç, age., s.277
1 52
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
öylesine büyüktü ki, adeta Stal i n Rusyasına rahmet okutmaktayd ı . Bunun için Rusya, Çin devletini l 949'dan 1 963 'e kadar 26.000.000 insanı öldürmekle suçlamıştır76
• '
.
•
!i
.
-
Çin'de Yol Ortasında İ n faz
Müslümanlar bir yandan sisteml i olarak katled i l i rken, bir yandan da onların yerlerine Ç i n l i ler yerleştiri lmekte, böylece M ü s lümanların kendi toprakları üzerinde hak iddia etmeleri engellenmeye çal ı ş ı lmaktayd ı . Doğu Türkistan' ı bir Çin eyaleti haline getinnek isteyen Maoist rej imin diğer bir yöntem i ise zorunlu kürtaj l a "aile planlaması" dır. 1 95 8 y ı l ından itibaren Doğu Türkistan' da yüksek öğretimde eğit i m d i l i Çince olmuş, Türkçe yasaklanmış ve Türk köken l i öğretim üyelerinin işine son veri lmiştir. Deng döneminde de idamlar devam eder. B u arada, idam edilen kişilere sıkılan kurşunların masrafının ailesinden karşılanması gibi, akı l almaz bir "tasarruf" tedbiri de uygulamaya konmuştur. 1 989 y ı lında Doğu Türkistan ' ı n birçok bölges inde Ç i n baskı ve zul müne karşı ayaklan malar olur. Ç i n devleti bu ayaklanmayı da çok kan l ı bir şekilde bastırır. Bu isyanın ardından 1 3 .000 kişi tutuklanmış, Kaşgar' ın Aktu ilçesi Barın köyü halkı topluca kurşuna dizilmiştir77• " Saadettin Gömeç, age., s.278 77 Saadettin Gömeç, age., s.278
1 53
PROF. DR . AHMET BURAN
Doğu Türkista n ' da Katliam
Tutuklanan Müslüman ların büyük kısmı çalışma kamplarında ağır hapis cezalarına çarptırı l ı rlar. Ancak Rusya'da olduğu gibi Çin' de de tutuklananlardan daha sonra çoğunlukla haber al ınamaz. Hapishanelerde ağır işkenceler yap ı ldığı i ç i n her y ı l çeşit l i uluslararas ı örgütler Ç i n ' deki sistem l i işkenceye dikkat çekmekte ve yayın ladıkları raporlarla Ç i n hükumetini uyarmaktad ırlar. Bu raporlardan birisi de U luslararası Af Örgütü ' nün 1 999 y ı lında yayın ladığı ve Doğu Türkistan 'daki insan hakları ihlal lerini konu alan 34 sayfalık raporudur. Bu raporda yer alan pek çok olaydan biri de Doğu Türkistan 'da tutuklu bulunan 1 7 yaşın da bir gencin yakın larının hapishanelerdeki koşul larla i lg i l i an lattıklarıd ır: "Hapishane o kadar kalabahktı ki, tutukluklar küçük bir hücrede 5-6 kişi tutuluyorlardı. Hücrenin küçüklüğü geceleri ııyumalan n a engel o luyor, ancak n ö b e t leşerek uyuyabiliyorlardı. Polisler h ücreleri her dolaştıklarında tutuklulan dövüyorlardı. Sorgulama için seçilen tutuklular, dayak yedikleri, dövüldükleri, bedenlerine elektrik şok verildiği özel b ir sorgu odasına götürülüyorlardı. Sorgu odasmda duvara monte edilmiş bir ray vardı. Bazı tutuklular tek ayaklanndan veya tek ellerinden buraya kelepçelenerek 1 54
KURŞUNi.ANAM TÜRKOLOJİ
wiilıyor ve bu pozisyonda 24 saat bekletiliyorlardı. Kelepçeleri çözüldüğünde ayakta b ile duramaz halde oluyorlardı. Bazılarının kerpetenle tırnakları çekiliyor, bazılarının ise tırnaklarının altına elektrik veriliyordu. " A s l ı n d a sadece hapishanelerde deği l tututklama, sorgu ve hapishane aşamalarının hepsinde çok çeşitli işkenceler uygulanmaktadır. Ç i n ' i n Doğu Türkistan'da izlediği politika, sistemli ve sürekli bir kitlesel işkence ve soykırım program ıdır. Ç i n ' deki "laogai"ler A lmanya ' da H it l er ' i n, Sovyetler Birliğinde Stalin'in toplama kamplarından farklı deği ldir. İnsanların düşüncelerini tamamen kontrol altına almayı hedefleyen, bu amaçla onları köleleştiren laogai sistemi, Çin devletinin en öneml i denetim mekan i z m a l a r ı n d a n b i r i d i r. B u k a m p larda b u g ü n e kadar mi lyonlarca insan hayatını kaybetmiştir. Laogailerdeki tutsakların ürettikleri, Ç in ' in bütçesinin önemli bir kısmını oluştunnaktadır. Dünyanın dört bir yanında satılan ucuz Çin yapımı malların büyük bölümü, Kızıl Çin yönetiminin kamplarda zorla çal ıştırdığı tutukluların yaptığı ürün lerdir. Örneğin Ç in, dünyanın öneml i çay üreticileri arasında yer almaktadır. İhraç ettiği çayın l /3 ' i laogailerde üretilmektedir. Ç i n 'de yapılan diğer biz zulüm de zorla kürtajdır. Hiç kimse Çin'de tam olarak kaç kad ı n ı n zorla kürtaja maruz kaldığını bilmemektedir, ama bu oran % 1 dahi olsa, bu durumda milyonlarca çocuğun katled i l m i ş o l d u ğ u ortaya ç ı kmaktad ı r. İsa Yusuf Alptekin' in oğlu Arslan A l ptek i n, kürtaj la ilgili bir olayı şöyle anlatmaktad ır: "6 Mayıs 1 986 tarihinde Turahan Ayşem isimli 29 yaşındaki bir kadın kendisine yapılan kürtaj sonrası kan kayb ından ölmüştür. A ğustos 1 99 7 tarihinde Doğu Türkistan 'ın Toksu ilçesinde Çolpanhan isimli b ir kadın hamile olduğu için kürtaja zorlanmış, ayrıca kocası da 3. 000 yuan para cezasına çarptırılmıştır. Zorla evden alınan kadın, bir fırsatını b ularak sağlık merkezinden kaçmış ve b ir 155
PROf'. DR. AHMET BURAN
mezarlığa sığınarak kendi başına doğum yapmıştır. Daha sonra başka bir şahıs tarafından alınarak evine getirilen Çolpanhan, b ir ihbar üzerine tekrar yakalanmış ve götürüldüğü polis merkezinde bebeği sıcak suya batırılmak s ure tiyle katledilm iş, b u acıya dayanamayan anne de ölmiiştür711 " Mao Ç i n 'de yönet i m i e l e geç i rd iğinde Doğu Türkistan nüfusunun % 93'ünü Uygur Türkleri oluşturmaktaydı ve Çinlilerin oranı % 6-7 civarında idi. Aradan geçen e l l i yıl içerisinde Ç i n l i nüfusun oranı % 42'ye ulaştı. 50 y ı l önce sayıları 300 bini bulmayan Çinli lerin nüfusunun günümüzde 6 mi lyondan fazla olduğu tahmin ed i lmektedir. Bunun için 1 950' !erden itibaren Doğu Ti.irkistan 'a Ç i n l i göç ü n ü resm i o larak destekleyen tarımda kalkın ma, •
göçmenlerin korunması gibi pol itikalar izlend i . Ç i n ' i n Müsl üman Türk kiml iğini eritme politikası, bölgeye yerleşen Çinl ilerin yan ında Müslümanları kendi vatan larında ikinci s ı n ı f insan durumuna düşürmüştür. Bölgeye akın akın getiri len Ç i n l i göçme n l e r ü l ken i n e n v er i m l i t o p rak l a r ı n a yerleştiril irken, yerl i halk kurak bölgelere göç etmeye zorlanm ı şt ı r. Ç i n l i ler her türlü s iyasi, ekonom ik, teknoloj i k ve sosyal imkandan sonuna kadar faydalanırken, Müslüman Türk nüfus gittikçe fakirleşmiştir. Doğu Türkistan, özerk b i r bölge ol mak la birlikte, gerçekte özerklik özelliklerine sahip deği lir. Doğu Türkistan özerk olmaktan çok bir sömürge görünümündedir. Uygurlar kendi toprakları içinde serbestçe seyahat edememekte, bir köyden başka bir köye göç ve ülke dışına seyahat çok zor şartlara " www. harunyahya.com
1 56
KURŞUNl..ANAH TÜRKOl.OJİ
bağlanm ış durumdadır.Doğu Türkistan 'da uranyum, doğal gaz, petrol, altın gibi madenler bulunmaktadır. Bu yer altı kaynaklarının tamamı merkezi hükumetin yönetim ve denetimi altındadır. Bu bölgede çıkarılan yer altı kaynaklarından elde edilen gelirden Doğu Türkistan Türkleri yararlandırılmamaktadır. Diğer bir insan hakları ihlali de nükleer denemelerd ir. Çin, 1 96 1 'den bu yana, çeşitli nükleer denemeleri n i Doğu Türkistan' ın Lop Nor bölgesinde gerçekleştinnektedir. B u denemeler, bölgen in doğas1 11 ı n, ekoloj ik dengen in bozulmasına, zeh irli atıkların sulara karışması nedeniyle insan hayat 1 11 ı n teh l i keye girmesine neden olmaktadır. Son yıllarda binlerce hayvan bu denemeler nedeniyle telef olmuş, pek çok insan hayatını kaybetmiş ve sakat doğumlar111 oranında büyük artış meydana gel m iştir. Radyoaktif atıkların kansere neden olduğu bi 1 inmektedir. Son yıllarda Doğu Türkistan' da kansere yakalananların sayısında büyük oranda artış görülmektedir.
1 57
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
A. I. 5. IRAK ve İRAN'DA A. I. 5. 1 . I rak Kerkük 'te kurşunlar ansızın bizi vurur Sürüklenir sokaklarda başsız cesetlerimiz Zulüm bir hançer gibi içimize oturur Bir mağara devrinden arta kalan insanlar Kekük 'te kan kusturur . . . Y. B. Bakiler Irak' ta, Türklerin79 yaşadı ğ ı bölge l eri şöy l e özetlemek mümkündür: Musul: Musul'da yaşayan nüfusun yaklaşık % SO'si Türktür. Başlıca yerleşim yerleri Telafer, İmadiye, Karakoyunlu, Yunus Peygamber, Neyneva, Reşadiye, Selamiye ve M uhal lebiye'dir. Erbil: Çok eski bir Türk yerleşim birimidir. Erbil 'de Türkler g ü n üm üzde daha çok Köysancak, M a h m u r, Revanduz ve Kuştepe' de yaşamaktadırlar. Kerkük: Her şeyi i le Irak Türklüğünün sembo l ü olan bir şehirdir. Baş lıca i lçeleri; Altın Köprü, Taze Hurmatu, Tisin ve Tavuk'tur. Selahaddin (Tikrit): Eski b i r Türk yer l e ş i m yerid i r Tuzhurmatu, K ifri i lçeleri, Türkmenlerin çoğu n l u kta olduğu yerlerdir. Ayrıca Bayat boyuna mensup Türkmenler de Selahaddi n şehri sınırlarında yaşamaktadır. ,. Türkmen adlandırması yanlıştır. ı rakta yaşayan Türklere, Irak ayrı bir devlet olduktan sonra Türkmen denmeye başlanmıştır. Bu, ırak coğrafyasındaki Türklerin Türkiye Türklerinden farklı olduklannı göstermek için siyasi amaçlar1a seçilmiş bir adlandırmadır.
159
PRDf". DR. AHMET BURAN
Diyala (Bakuba): Diğer bir Türk bölgesi de Diyala'dır. Karaban, Mendeli, Hanekin, Kızlarabad başlıca ilçeleridir l rak'taki Türk varl ığı çok eskilere dayan maktadır. Osman l ı Devleti ' nin bölgeden çekilmesinin ardında, burada yaşayan Türkler önem li baskı, sindirme, sürgün ve göç olaylarıyla karşı karşıya kalmışlard ır. 1 924, 1 932, 1 938, 1 944, 1 946, 1 959, 1 980 yıl larında ve İran-Irak savaşları sırasında, Irak Türkleri önem l i katl iam lara uğramışlardır. Irak Krallığı 1 932 yılında İngiliz mandasından kurtulmuştur. Fakat bu, şekli bir kurtuluştur. 1 932 yılından sonra da bölgede İngilizlerin nüfuzu devam etmiştir. Nitekim, gerek Kral Faysal, gerekse onun ölümünden sonra lrak'ı yöneten Gazi ve Başbakan Nuri Said, İ ngi 1izlerin menfaatlerine hizmet etmeye devam etmişlerdir. B u dönemde Irak devleti, plan l ı bir asimi lasyon politikası izlemiş, devlet kademelerinde memurluk yapan Türkler, kendi bölgeleri n i n dışına tayin edi lerek, Türkmen nüfus çoğunl uğunun eritilmesine çal ışıl mış, bu uygu lamaya karşı çıkan lar ise en ağır bir şeki lde cezalandırılm ışt ı r. N uri Said ' i n Başbakanl ık yaptığı dönem lerde Türkl er, üst düzey görevlere getiri l me m i ş, a l t kademelerde çalışan memurlar ise sosyal dışlanmaya v e psikoloj ik baskıya maruz kalmışlardır. Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelere, Peşmergeler yönetici yapılmış, petrol şirketlerinin başına Ermeni, Nasturi ve Peşmergeler yerleştiri lmiş, Türkler ekonomik ve sosyal olarak zayıflatı imaya çal ışılm ıştır. 1 93 7 yı l ı n ın Temmuz ay ında Sadabat Paktı an laşmas ı n ı imzalamak üzere, Kerkük'ü ziyaret eden Celal Bayar' ı n başında bulunduğu Türk heyetine, coşkun sevgi gösterisinde bulundukları için çok sayıda Türk tutuklanmış, işkence görmüş veya sürgüne gönderilmiştir. 1 946 yıl ında görünürde hiçbir sebep yok i ken Gavurbağı bölgesinde polis tarafından açılan yaylım ateşi sonucunda birçok Kerküklü Türk katled ilmiştir. 1 60
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
1 4 Temmuz 1 958 tarihinde yapı lan ihtilat sırasında, Nuri Said ve krallık hanedanı öldürülür. Ü lkede cumhuriyet i lan edi l ir ve A lbay Abdü lkerim Kasım yöneti m i n başına geçer. B ir s üre Türklerle iyi geçinen Kasım yönetimi, daha sonra Peşmergeler ve komünistlerle iş birliği yapar. Rusya' da bulunan Molla Mustafa Barzani Irak'a döner. Kürtlere özerklik isteyen Barzani, Kasımla görüşür ve Kerkük ziyareti sırasında tahrik edici konuşmalar yapar. B u tahriklerin sonucunda Kerkük'te bir Türk-Kürt çatışması meydana gelir. Çat ışmalarda birçok Türkle birlikte Türklerin i leri gelen lerinden olan Kerkük inzibat amiri Hidayet Bey de hunharca öldürülür. 1 959 yılı Mart ayı ortalarında komünistler Musul 'da bir m iting düzenlemek isterler. Ancak Musul Garnizon Komutanı Abdülvahab Şevvaf, grubu şehre sokmak istemez ve çatışma çıkar. Garnizon Komutanı Yarbay Şevvaf kol undan yaralanır. Olaylar kısa sürede K as ı m ' a i letil ir ve onun emriyle Garn izon Komutanı Yarbay Şevvaf, tedavi için gittiği askeri hastahanede öldürülür. Dört gün süren bu olaylar sırasında da çok sayıda Türk öldürülür. Daha sonra, Musul d i renişine yard ı m ettikleri gerekçesiyle Kerküklü Türkler cezalandırılmak istenmiş, öncelikle Kerkük'teki İkinci Ordu Komutanı ve Türk dostu olan Nazım Tabakçah Paşa, kurşuna d i z i l erek ö l d ü r ü l mü ştür. 1 4 Tem m u z 1 959 akşamı Kerkük'te kahvehane işleten ve Türkler arası nda sevilen bir kişi olan Osman Hıdır, ayaklarından bir aracı n arkasına bağlanarak Kerkük sokaklarında dolaştırı lmak suretiyle feci şeki lde öldürülür. Olaylar b i rbirini izler ve s ilah lanmış kişiler Kerkük'te yaşayan Türklere karşı katliama başlarlar . . . Abdüsselam Arif yönetiminin sağladığı özgürlük ortamını iyi değerlendiren Baas partisi, gizlice teşkilatlanır ve 1 7 Temmuz 1 968 tarihinde darbe yaparak iktidarı ele geçirir. Rusya ve Ç i n'deki Komunistler gibi i l k y ı l l arda kısmi bir özgürlük ortamı sağlayan Baas yönetimi, daha sonra baskı ve sindirme politikalarını yürürlüğe 1 61
PROF'. DR AHMET BURAN .
koyar. Türkler ülke içinde farklı bir muameleye tabi tutulurlar; çiftçi, esnaf ve iş adamlarına veri len kredi ler kes i l ir. Türk bölge lerine Araplar yerleştiri l i rken, Türkler Arap bölgelerine dağıtı larak eriti lmeye çal ı ş ı l ı r. Yer adları değiştiri lir, Türkçe konuşma yasağı getirilir. Yasaklara uymayanlar hapse atılır, işkenceler yapılır, sürgün edilir ve öldürülür. Türklere yapı lan baskılar, 23 Temmuz l 979'da Baas Partisi ve Devr i m Komuta Konseyi Başkan l ığına getiri len Saddam Hüseyin döneminde de artarak devam etm iştir. Bu dönemde, Türklerin önde gelenleri ve aydınları başta olmak üzere, çok sayıda insan mahkemeye dah i çıkarı lmadan idam edilmiştir. 1 980 y ı l ında başlayan ve dokuz yıl süren, İ ran-Irak savaşı s ı ras ı n d a b i n l erce Türk genc i savaşta ön saflara s ü r ü lerek öldürü lmüş lerd i r. Çok sayıda Ş i i Türk, İran yan l ı sı ol makla suçlanmış, yaşadıkları köyler yerle bir edi lmiştir. Pek çok aile de yerini yurdunu bırakarak, Irak ' ı n başka bölgelerine veya komşu ülkelere sığınmak zorunda kalmıştır.
A. 1. 5. 1 . a. 1959 Kerkük Katliamı Irakta birçok kez Türkler katledildi. Ancak bunların en fecisi 14 temmuz 1 959 yılın yapı lan Kerkük katl iamıdır.
1 62
KURŞUNLANAN TÜRKDı.oJİ
K atliamdan önce Irak yönetimi, katl iama hazırlık n itel iğinde bazı değişiklikler yapar. Önce Kerkük Belediye Başkan l ığına komünist MarufBerezenci, Halk Mukavemet teşkilatı Başkanlığına, daha sonra katliamın elebaşısı olacak Oj i adl ı bir kişi getiri lir. Ayrıca bölgedeki savunma ve güvenl ikten sorumlu İkinci Tümenin subay kadrosunda öneml i değişikl i l kler yap ı l ır; B aasçı subaylar üst görevlere getiril ir. Daha sonra Türk aydın larından 4000 kadarı " Turanc ılık yaptıkları " i d d i a s ı y l a t u tu k l an ı r ve " Tecrit Kampları"na gönderil irler. B ütün bu ön hazırlı klardan sonra katl iam için bütün şartlar oluşturulmuştur. 1 5 Temmuz 1 959 günü katliam başlar. Aydı n, önder ve varl ı k l ı Türkler hedef alınır ve önce Aslan Yuvası gazinosunun sahibi Osman Beğ öldürülür. Bu olayı bahane eden İkinci Tümen komutanı, uygulamada sadece Türkleri kapsayan bir sokağa çıkma yasağı i lan eder. Bu sırada Türk düşmanları sokak ve meydanlarda Türk avına ç ıkarlar. Önceden belirlenen Türklerin evleri bas ı l ı r, olayların sorumluları oldukları iddiasıyla Türklerin i leri gelenleri evlerinden al ınarak kışlalara, hapishanelere götürülür ve oralarda birçoğu işkence edi lerek ya da süngülenerek öldürülürler. B u kat l i am dört gün sürer. Öldürülen Türklerin cesetleri arabaların arkasına bağlanarak sokaklarda sürüklenir, e lektrik direklerine ve duvarlara ası l ır. Ters yönde hareket eden iki arabaya bağlanarak diri diri ikiye bölünür, l inç edilerek, bıçakla parçalanarak, diri d iri uzuvları kesi lerek, aileleri önünde arkalarından vurularak öldürülen mazlum ve masum Türklerin cesetleri Kerkük sokakların ı kaplar. Türklere ait evler, dükkan lar v e işyerleri yağmalan ı r. B u katliamdan kurtulanlar da alelacele kurulan uydurma bir olağanüstü hal mahkemesi nde göstermelik olarak yargı lanır ve birçoğu idama mahkum edi l ir, ya da çok ağı r hapis cezası ve hak mahrumiyeti ile cezalandırı lırl ar. Olanları dünya kamuoyundan saklamak için, Türklerin oturdukları yerler yasak bölge i lan edilir, giriş ç ıkışlar enge l len ir. D ü nya kamuoyundan gelen tepki ler 1 63
PROF. DR. AHMET BURAN
karşısında da göstermel i k mahkemeler kurulur, suçlu bulunan kimi soru m l u lara çeşitli cezalar veri l ir, ancak bu cezaların hiç biri uygulanmaz. Bu kat l iam sırasında öldürülen yüzlerce Kerküklü Türkten bir bölümünün adları şöyledir:
�' - \•. 11 .o\ :..yf> �
1 - Ata Hayru 1 lah-al bay, 2-İhsan Hayru l lah-yarbay doktor 3-Selahattin Avcı-iş adamı 4-Mehmet Avcı -Memur 5-N ihat Fuat M uhtar-öğretmen 6-Cihat Fuat Muhtar-öğrenci 7-Emel Fuat Muhtar -öğrenci, 1 2 yaşında 8-Kasım Neftçi-Arazi Sahibi 9-A l i Neftçi-Serbest Meslek 1 O- Osman Hıdır-Kahve Sah ibi 1 1 -Cah it Fahrettin-Öğrenci 1 2- Zuhur İzzet Casım Çayc-Kahve Sahibi 1 3-Şakır Zeynel-Kahve Sah ibi 1 4-Gan i Nakip-Memur 1 5- Kemal Abdu lsamat-Mühend is 1 6-Fatih Yunus A l i-Teknisyen 1 7-Cuma Kamber-Tekn isyen 1 8-Enver Abbas-Öğrenci 1 9-Kazım Abbas Bektaş-Öğrenci
1 64
KURŞUNl..ANAN TÜRKOLOJİ
20- Hacı Necmettin Abdul lah -Serbest Meslek 2 1 -Hasi b A l i-İşçi 22-Nurettin Aziz-İşçi 23- İbrahi m Ramazan-Tami rci 24-Abdulhalik İsmai l-Öğrenci 25- Abdullah Ali Bayatl ı-Teknisyen 26-Selahattin Kayacı-İşçi 27- Abbas Kadir-Öğrenci 28-Selahattin Köprülü-Polis 29-İbrah im Hemze-Kasap 30- Adil Abdülhamit-Öğretmen 3 1 -Abdullah Ahmet-İşçi 32-HabibAli 33- Abdugani Seyit Mehmet 34- Sadı k Kale l i 3 5-Hali l Şakır-Serbest İş 3 6-Salah Terzi-Serbest İ ş
A . 1 . 5. 2. İran İran, Selçuklulardan beri Türklerin yoğun olarak yaşadıkları ve yüzyıllar boyunca yönettikleri bir coğrafyadır. Yüzyıllarca Türkler tarafından yönet ilen bu çoğrafyada Fars d i li ve kültürü h içbir şeyini kaybetmemiş, aksine Türklerin yöneti minde daha da güçlenmiştir. Günümüzde İran ' ı n nüfusu yaklaşık o larak 68.500.000'dir. İran'daki Türklerin toplam n üfusu 25 .000.000 civarındadı r. İran Türklerini ve nüfuslarını yaşadıkları bölgelere göre, Kuzey-Batı Türkleri (Güney Azerbaycan, 20.000.000 kişi), Kuzey-Doğu Türkleri (Güney Türkmenistan ve Horasan Türkleri, 2.000.000 kişi), Güney ve Merkez Türkleri, (3 .000.000 kişi) biçiminde tasni f etmek mümkündür. Bu rakamlara göre İran' ın nüfusunun yaklaşık 1 65
PRDF. DR . AHMET BURAN
olarak % 3 7 'si Türklerden oluşmaktadır. Babek Dan işver'e göre İran 'daki etn ik dağıl ı m ve ü lke nüfusuna göre oran ları şöyledir: Türk % 36.5 Fars % 36.5 Mazendaran ve G i l ek %8 %7 Kürt %4 Lor %3 Arap %2 Lek %2 Belüç ve Sistani Diğer % 1 İ randaki Türkler, nüfus itibariyle bir ülke sınırları içinde yaşayan, Türkiye'deki Türklerden sonra en kalabalık grubu oluştururlar. Ancak İ ran'a hakim olan Fars şovenizmi, Türkler üzerindeki baskı ve asimilasyon politikalarını yıl lardır sürdüre gelmektedir. Bu durum İ ran ' ın merkez, iç ve güney kes i mlerinde daha da bel irgindir. Bu uygu lamalar dolayısıyla İran Türklerinin bir bölümü d i l leri ni kaybetmiş, bir bölümü de kaybetme teh likesiye karşı karşıyadır. Farslaştırma politikası yıl lardan berid ir devam etmekted ir. İran 'da ilk milll Türk devleti, 7 N isan 1 920 tarihinde, Hameneli Şeyh Muhammed Hiyabani tarafından Güney Azerbaycan 'da, Tebriz'de kurulan "Azadistan Cumhuriyeti" d ir. Bu devlet, Türkçeyi resm i dil i lan etm iş, Kuzey Azerbaycan ' dan uzman öğretmen l e r davet ederek bütün o k u l larda Türkçe eğit i m i başlatm ıştır. M i l li Ordusu d a oluşturulan b u devlet n e yazık ki, 1 1 Eylül 1 920 tarihinde Muhbirü 's-Sultane Hidayet' in hazırladığı hain bir plan sonucu yıkı lmıştır. Tebriz'de bulunan hükumet merkezi basılarak, iktidarına son veri len Şeyh Hıyaban!, bu olayların meydana geldiği sırada Şeyh Hasan Badamçı'n ın evindedir. Şeyh Hiyabani, kend isini tes l i m almak isteyen Fars askerlerine tes l i m olmayı reddederek, son kurşununa kadar çarpışır ve kahramanca şeh it olur.
1 66
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
1 94 1 y ı l ı nda Sovyet Ord u suy l a Teb r i z ' e ge l e n K u zey Azerbaycan l ı şair ve yazarların öncü lüğünde gel işen faal iyetler, Türkler arasında m i l li kültür ve heyecanların canlanmasını sağlar. Bu çal ışmaların etkisiyle İran Türkleri, ikinci defa m i l li bir devlet kurmaya yönel irler. Azerbaycan Demokrat Partisi tarafından, 1 945 yıl ında Güney Azerbaycan 'da Pişeveri ' n i n l iderl iğinde, Sovyet destekl i bağımsız bir devlet ilan edilir. Bu yeni devletin milli hükumeti, Türkçe'yi resmi dil hal ine getirir. Fakat, parti ve hükumet kadroları komünistlerle dolu olduğu ve Sovyet taraftarı bir tutum benimsediği için bu devlet Türk toplulukları arasında fazla rağbet görmez ve 1 946'da çok kan l ı bir şekilde bastırılarak yıkılır. Kaşkaylar, daha çok Şiraz şehri ve İran ' ın güney batısında bulunan Vilayet-i Kaşkai adl ı bölgede yaşamaktadırlar. Bu bölgede Şiraz' dan başka yaklaşık 20 şehir bulunmaktadır: Sipidan, Berucer, Semiron, A bade, Mordeşt, Lar, Cehrom, Füruzabad, Kazron, M ümesna, Behbehan, Keçseran, D u gonbedan, Ramh ü rmüz, Buşehr, Kongan, Deştsenan, Deşt-i Erjen ve Merudeşt. Kaşkaylar, 500-600 yıldır Şiraz' ı ve Basra Körfezi'nin doğu sah i l lerini kışlak, Hazar Den izi ' n in güneyindeki Elburz Dağların ı da yaylak olarak kul lanmaktadırlar. Caferi mezhebine mensup olan Kaşkaylar, e l l i d o l ay ı nd a aşi retten meydana g e l e n b i r T ü r k top l u l uğudur. Kaşkaylar yarı göçebe, bir hayat sürmekted irler. İ l han ad ı veri len bir bey tarafından yönetilirler. Kadınları da erkekleri gibi maharetle si lah kullanan Kaşgaylar, bu özell ikleri nedeniyle, yaklaşık 900 yıl İran'a hakim olan Türk Hanedanl ıkları, Kaşkayları Farslara karşı bir denge unsuru olarak kul lanm ışlardır. 2. Dünya Savaşı sırasmda, Kaşkaylara önderlik etme görevini üstlenen Hüsrev Han, 1 963 yı lında İran Şahı Rıza Peh levi'nin "Ak devrim" adı altında başlattığı ve aslında İran ' da yaşayan bütün Türk boylarına ait veri m l i topraklar i le yaylakların Farsl ara veri lmes i n i amaçlayan " Topraklandırma Plan ı n a i l k önce Hüsrev Han karşı ç ıkarak başkaldırı hareketi n i başlatm ıştır. İran "
167
PROF. DR. AHMET BURAN
devleti tanklı, toplu askeri müdahale i le bu başkaldırıyı bastırmış ve binlerce Türk'ün ölümüne ve yaralanmasına sebep olmuştur. İ ran İ s lam Devri m i ' nden sonra, Doktor Hüsrev Han Kaşkay l ı ' n ı n giriştiği devlet kurma teşebbüsü İran 'daki son Türk başkaldırısıdı r. İran Şahı Pehlevi, saltanatı boyunca Türklere en ağır i şkence ve zulmü reva görmüş, d i l leri n i ve kimliklerin i yok etmeyi amaçlayan b i r asi m i l asyon pol itikas ı n ı uygulamıştır. Babas ı n ı n yerine Şah o lan R ıza Pehlevi de ayn ı pol itikayı sürdürmüştür. Türkçe konuşmayı yasaklam ış, Kaşkaylar gibi göçebe Türk aşiretleri n i parçalayıp mecburi iskana tabi tutmuş ve değişik bölgelere dağıtmıştır. Bu dönemde devlet el iyle yapı lan işkencelerden binlerce Türk ayd ı n ı ve önderi can vermiş ya da sakat kalmıştır. Şah rej iminin baskıcı politikaları karşısında Türkler, mol laların yanında yer almış ve Şah l ı k rej im i n i n devrilmesine yardımcı olmuşlardır. Türklere dayanarak devrimi gerçekleştiren mollalar, Türklere verd ikleri sözleri unutarak Şah döneminde uygulanan baskı ve asimilasyon pol itikalarını devam ettirm işlerdir. Ayetul lah Şeriat Medari ev ve göz hapsine alınmış, Türklerin mecl iste temsili ön lenmeye çal ışılmıştır. Bütün bu gel işmeler üzrine, Hüsrev Han, tekrar İran Türklerinin başına geçer. Bütün baskı ve engellemelere rağmen, Şiraz'dan m i lletvekil i seçilir, fakat Firuzabad yakınlarında Devr i m Muhafızları i le Kaşkaylar arasında ç ı kan b i r si lah l ı çatışmadan sonra, Humeyn i ' n i n Hüsrev Han hakkında "Türkiye ve A merika hesabına casusluk yaptığı ve rejim aleyhtarı olduğu" şek l i ndeki suçlaması sebebiyle meclisten atı l ı r. Hüsrev Han ı ' ı n emri i le bütün Kaşkaylar bir anda ayaklanırlar ve silah l ı m ücadele başlar. Başbakan Ben i Sadr, durumun vahamet i n i görünce araya girer v e mol laların Hüsrev Han hakkında i leri sürdükleri iddiaları yalanlayarak çatışmaları bitirir.
1 68
KURŞUNLJlNAN TÜRKDl.DIİ
Kaşkaylar günlerce devrim muhafızları i le çatışırlar. Hüsrev Han, molla rej iminin düşmanlığı karşısında Türk birliğini sağlamak ve bir devlet kurmak üzere harekete geçer. H umeyni yönetimine karşı Ş i i - S ü n n i farkı gözetmeks i z i n bütün Türk boylar ı n ı n birleşmesini ister. Bunun için büyük b i r dava adamı olan General Muhtar Karabağ ile birl ikte Azerbaycan-Türkmen ve Kaşkay Türk boyları M il li Kurtul uş Hareketi n i yürütmek gayesi i l e M üsavat Parti s i ' n i kurar ve genel başkan yardımcıl ığı görevin i al ır. Bu parti etrafında Caferi Azeriler i l e Sünni Türkmen ve Kaşkaylar birleş irler. Bu s ı rada Hüsrev Han tutuklan ı r. Ayn ı şeki lde " Türkiye ve A merika hesabına casusluk yapmak, rejim aleyhtarı olmak"la suçlan ır ve idam edi l i r
1 69
KURŞUNLıANAH TÜRKOLOJİ
A.I. 6. T Ü RKİYE 'DE
Türkiye'de meydana gelen olayları iki bölümde ele almak gerekir. Birincisi Türk olmayan unsurların Türklere uygu ladığı katliam, baskı, kıyım ve zu lümler, ikincisi i se Türklerin ve Türk devletinin Türklere uyguladığı baskı ve zulümlerdir. Bu bölümde, Anadolu'yu işgal eden İngi liz, Fransız ve İtalyan silah l ı kuvvetlerinin işgal bölgelerinde, sivil halka uygulad ıkları insanl ı k dışı mumeleye kısaca değinecek ve ası l olarak Ermen i ve Rumların yaptığı büyük katliam ve mezal imi anlatmaya çalışacağız. B i l i n d i ğ i g i b i , İzm i r ' den başlamak üzere B at ı Anado l u Yunan l ı lar, Antalya Konya v e çevresi İtalyanlar, Adana, Maraş, Antep ve Urfa yöresi Fransızlar, İstanbul ve Boğazlar ise İngil izler tarafından işgal edilmişti. Batılı sömürgeci lerin her işgalinde, zulüm, vahşet ve insanlık dışı uygulamalar vardır. Anadolu'daki işgallerde de bu uygulamaları açıkça görmekteyiz. Özeli ikle Adana, Maraş, Antep yöresindeki Fransızların ve Fransız üniforması giydirilmiş Ermeni birl iklerinin, İzmir, Man isa, Afyon yöreleri nde Yunan birliklerinin yaptıkları tam bir vahşet ve katliamdır. Örneğin Adana Valisi Celal Bey, 2 1 Aralık 1 9 1 9 tarih inde İstanbul H ükumetine gönderd i ğ i m ektupta, çaresiz i nsan ların sorgu lanmadan ve mahkemeye çıkarı lmadan kurşuna d i z i l d i ğ i n i , Fransız Albay Normand ' ın emriyle Adana' da 32, Ceyhan' da 7, Osman iye' de 1 8 kişinin öldürüldüğünü, baskı ve zulümün dayanılmaz boyutlarda olduğunu yazm ıştır. İşgal sırasında Adana merkez başta olmak üzere, çevre i lçe ve köylerde yaklaşık 1 0.000 Türk Fransız işgal kuvvetleri ve i şbirl ikçi Ermeni ler tarafından katled i l miştir. 171
PROF. DR. AHMET BURAN
A. 1. 6. 1 . Ermenilerin Yaptığı Katliam ve Soykırım Ermeni ler, Osmanlı Devleti'nin "teba-yi sadıka" adını verdiği ve sadakati nden şüphe etmediği bir gayrim ü s l i m azı n l ık i d i . Yüzyıllarca Osmanl ı Devleti içinde Müslümanlarla birlikte yaşadılar. Türklerin engin hoşgörüsü ve insanlık anlayışları dolayısıyla, dinlerini serbestçe yaşad ı lar, d i l lerini konuştu lar ve kiml i klerini korudular. B irlikte yaşanılan uzun yüzyıllar boyunca, Türk devleti güçlü idi ve Türklerle Ermen iler arasında da öneml i sayılabilecek hiçbir sorun yoktu. 1 8. yüzyıldan itibaren dünyada meydana gelen siyasal, sosyal ve askeri olaylar, dünyanın birçok bölgesindeki toplulukları harekete geçi rd i . Dünyada yeni dengeler o l uşmaya ve yen i an layışlar gel işmeye başladı. Dünyada oluşmaya başlayan yeni güç merkezleri d ü nyaya d üzen verm e k i s t i y o r l ard ı ve b u i st ek l e r i n i gerçe k l e ş t i re b i l m e k i ç i n d e k u l l a n ab i l ec e k l e r i h e r arac ı k u l l an m aktan g e r i d u rm u y o r l a rd ı . B ö l ge m i z d e , b u g ü ç merkezlerinin, amaçlarına ulaşabilmek için kullanabilecekleri önemli topluluklardan bir de Ermeni l erd i ... İşte sorunun başlangıcı buraya dayanmaktadır. Osmanlı Devleti'nin birçok cephedeki savaştan yenik ayrılması ve sürekl i toprak kaybetmesi, coğrafyamızın dışındaki devletlerin dikkatini çektiği gibi, coğrafyamızda yaşayan toplulukların da i ştah ı n ı kabartmaya başlamıştı . Öze l l ikle İngi ltere ve Rusya tarafından desteklenen "Ermeni Sorunu", as l ı nda, Bat ı l ı ların Osmanl ı Devlet i ' n i yıkma ve paylaşma p lan ve politikalarının bir uzantısı idi. 1 87 7- 1 8 7 8 Osman l ı- R u s Savaşı son ras ında Ermen i ler, R u sya ' d a n , " işgal ettiği Doğu A nadolu topraklanndan çekilmemesini, bölgeye özerklik verilmesini veya Ermeniler lehine ıslahat yapılmasını " isterler. Ermeni lerin bu isteği, Rusya tarafından kısmen kabul ed i l ir, Osmanl ı-Rus Savaş ı ' n ı n ardından i mzalanan Yeş i l köy (Ayastefanos) An laşmas ı ve daha sonra 1 72
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
imzalanan Berlin Anlaşmas ı 'yla Ermeni sorunu u luslararası bir boyuta taşınır. Böylece, Osmanl ı Devleti'ni bölmek isteyen yabancı güçler, Türk-Ermeni i lişki lerine müdahale etmeye başlarlar80• Beri in Antlaşmasından sonra Ermeni sorunu iki yönde gelişir. Bir yönü Batlılı devletlerin Ermeni ve diğer gayrimüslim azınlıklarla ilgili Osmanl ı Devleti'ne baskı yapmaları, diğer yönü ise, Anadolu, Suriye ve Rumel i 'de yaşayan Ermen i lerin Anadolu'nun çeşitli yerl er i nde, öze l l i k l e Doğu A n ad o l u ve K i l ikya' d a gizl ice örgütlenmeleri ve silahlanmalarıdır.
"İlk kışkırtmalar Rusya tarafından yapılır. Rusların bu tutumu İngil i z ve Fransızları Ermeni lerle daha çok ilgilenmeye sevk eder. Bu süreçte Doğu Anadolu'daki İngi l iz Konsolosluklarının sayısı h ızla artar ve bölgeye çok sayıda Protestan misyoner gönderil i r. B u k ı şk ı rt m a ve yön l e n d i r m e l e r i n s o n u c u n d a Doğu Anadolu'da l 880'den itibaren çeşitli Ermeni komiteleri kurulmaya başlanmıştır. Ancak, yerel düzeyde kalan bu komiteler, Osmanl ı yöneti m i nden şikayeti olmayan, barış v e refah içinde yaşayan Ermeni halkının i lgisini çekmediğinden başarıl ı olamamıştır. Osmanlı Ermeni leri n i , içeride kurulan komiteler yoluyla devlete karşı harekete geçirmek mümkün olmayınca, bu kez Rus Ermeni lerine Osmanl ı toprakları dışında kom iteler kurdurulması "' www.ennenlsorunu.gen.tr
1 73
PRDF. DR . AHMET BURAN
yoluna gid i l miştir. Böylece 1 887'de Cenevre'de sosyal ist eğilimli, ı l ı m l ı m i l itan Hınçak; l 890'da ise Tiflis'te aşırı, terör, isyan, mücadele ve bağımsız! ık yanlısı Taşnak komiteleri ortaya çıkmıştır. B u kom i te l e r e , "Anadolu topraklarının ve Osmanlı Ermenilerinin kurtanlması " hedef olarak gösteri l m iştir. İstanbu l 'da örgütlenen ve Avrupa devletlerinin d i kkatlerini Ermen i meselesine çekerek Osman l ı Ermeni lerin i kışkırtmayı hedefleyen H ınçakların başlattığı ayaklanma girişimlerini, aralarında s iyasi mücadele başlayan Taşnaklarınki izlemiştir. Bu ayaklanma girişim lerin i n ortak özellikleri ; Osman l ı ülkesine dışarıdan gelen komitelerce planlanmış ve yön lendirilmiş olmaları i le örgütlenme faal iyetlerinde Anadolu 'ya yayılan misyonerlerin büyük katkısının bulunmasıdır. İlk isyan 1 890'da Erzurum 'da gerçekleşti. Bunu, yine ayn ı yıl meydana gelen Kumkapı gösterisi, 1 892- 1 893 ' te Kayseri, Yozgat, Çorum ve Merzifon olayları, 1 894 'te Samsun isyanı, Bab ı ali gösterisi ve Zeytun isyan ı, 1 896'da Van isyanı ve Osmanl ı Bankas ı ' n ın işgali, 1 903 'te ikinci Samsun isyanı, 1 905 'te Sultan Abdülham i d ' e suikast girişimi ve nihayet 1 909'da gerçekleşen Adana isyanı izlemiştir.
Ermeni Çetelerin i n Yaptığı Katliam
1 74
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OJİ
1 906- 1 922 y ı l l arı arasında Anadol u 'da ve Kafkaslar'da, 5 1 7.955 Türk, Ermeni ler tarafından katled i l m iştir. Sayısı tespit edilemeyen lerle birlikte bu rakam 1 .000.000 ' dan fazla olduğu tahmin edilmektedir. Ermeniler, Türk halkına en büyük zararı, Birinci Dünya Savaşı sırasında girişt i k leri katl iam l arla verm işlerd i r. B u dönemde Ermeni ler; Ruslar hesabına casusluk yapmış, seferberlik gereği yapılan askere alma çağrısına uymaksızın askerden kaçmış, askere gelip silah altına alınanlar ise silahları ile birlikte Rus ordusu saflarına geçerek, "vatana ihanet " suçunu topl uca işlemişlerdir. Güney cephesinde toplam 1 0. 1 50 Ermeni, Fransız kıtaları i l e birlikte, Fransız üniforması altında Türklere karşı savaşmış ve sivil halka büyük zararlar vermiş, önemi i katliam lar gerçekleştirmişlerdir81 • Öze l l ikle Adana ve Maraş i l leri çevres inde gerçekleştirdikleri katliam ların acısı uzun süre yöre halkının hafızasından s i l inmemiş ve halk anlatımlarında, destanlarında ifadesini bulmuştur. Daha seferberl iğin başlangıcında, Türk birl iklerine karşı sald ırıya geçen Ermeni çeteleri, büyük katl iamlara girişmiş, Türk köylerine baskınlar düzenlemek suretiyle sivil halka büyük zararlar vermişlerd i r. Örneğin Van ' ı n Zeve Köyü ' nün bütün halkı, kadın, çocuk ve yaş l ı demeden, Ermen i ler tarafından öldürü l müştür. Öze ll ikle Van, Bitl is, Muş, Ağrı, Erzurum, Kars gibi i l lerde ve çevrelerinde dünyada eşi benzeri görülmeyen vahşet örnekleri sergilemişlerdi.
"Moskoflar kahroldu çekildi geri Ermeni ye silah verdi perveri Bizi kırdı, yaktı hep diri, diri İmdada yetişen kollara kurban " ( Halk türküsü) ., E rdal İ lter, Türkiye'de Sosyalist E rmeniler ve Silahlanma Faal iyetleri. İ stanbul 1 995, s. 1 3 1 - 1 32
1 75
PROF. DR. AHMET BURAN
İ syan l a r ı n Osman l ı kuvvet l e r i nce bast ı r ı l ması, d ü nya k a m u o y u n a p ro p a ga n d a m a k s at l ı o l arak "Müslümanlar Hıristiyanları katlediyor " mesaj ıyla yansıtılmış ve Ermeni sorunu g i derek daha gen i ş çapta b i r u l us lararas ı sorun n itel i ğ i n e büründürülmüştür. Nitekim, döneme a i t İngi l iz v e Rus d iplomatik temsi lci l i kleri n i n raporları, "Ermeni ihtilalcilerin hedefinin karışıklıklar çıkararak Osmanliların karşılık vermesini ve böylece yabancı ülkelerin duruma müdahalesini sağlamak " olduğunu kaydetmektedir. Öte yandan büyük devletlerin d iplomatik ve konsolosluk temsi lc i l ikleri Anado l u ' nun her köşesine dağ ı l m ı ş Hıristiyan m i syonerler i le birlikte, Ermen i propagandasının Batı kamuoyuna i leti lmesinde ve benimseti lmesinde büyük rol oynamışlardır."82 2 0 . yüzy ı l ı n başlarında, Osman l ı Devleti, emperyal i stler tarafından her yönüyle kuşatma altında alınm ıştı. Bir çok cephede savaşlar sürerken, birçok böl gede de isyanlar ortaya çıkmaya b a ş l a m ı ş t ı . O s m a n l ı D e v l e t i , c e p h eye gön d erecek asker bulamazken, bir de siv i l halka yönelen bu isyanlarla uğraşmak zorundaydı. Uzun yıllar süren savaşlar dolayısıyla Türkler arasında genç nüfus azalmıştı. Ekonomik sıkıntılar, açlık ve salgın hastalıklar baş göstermeye başlamıştı. Cepheye gidenler, oradan dönmüyor, dönenler açl ıktan ya da salgın hastalıklardan ölüyordu. Evlerinde, köylerinde kalan yaş l ı erkekler, kadın lar ve çocuklar bu acı l ı ve zor şartlarda hayat mücadelesi veriyordu. Batılıların maddi ve manevi olarak desteklediği Ermeni ler ise, örgütleniyor, silahlanıyor ve Osmanlı Devleti'nin toprakları üzerinde bağımsız bir Ermeni devleti kurmak için sabırsızlan ıyorlard ı . İşte tam da bu süreçte, yüzyı l larca birlikte yaşadıkları ve h içbir kötü lük görmedikleri, silahsız ve savunmasız Müslüman halka saldırıyorlar; " Arşiv Bel gelerine Göre Kafkaslar'da ve A n adolu'da E rm e n i Mez a l l m i, T.C. Başbakanlık Devlet A�ivleri, Yayın No: 23, 24, 34, 35.; www.ermenisorunu.gen.tr ( 1 2. 1 1 .2006)
1 76
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
akla h ay a l e gel meyecek vahşet örn e k l er i serg i l iyorlard ı . Ermenilerin yaptığı tam anlamıyla bir katliam, bir zulüm ve soykırım idi. Kadın, çocuk, yaşlı demeden gördükleri herkesi öldürüyorlardı. Müslüman lar için artık öl üm, sıradan ve en tercih edi l ir bir son hali ne gelmişti. Çünkü, kad ı n l ara ve çocuklara tecavüz edi liyor, çeşitli uzuvları kesiliyor, cam i lere doldurularak topluca ateşe veril iyorlardı . Hatta, m inicik bedenler anneleri n i n gözü önünde tandırlara atılıyor, pişiriliyor ve annelerine yed iri imeye çal ışıl ıyordu. Yavrusunun eti n i yemeyi reddeden annelerin sonu da tandır ateşi o l uyordu. Anado l u ' nun birçok yerinde benzer vahşet sürüp gitmekteydi . İşte Osmanl ı Devleti bu olaylar üzerine "tehcir" kararı a l ı r ve bu cani l ikleri, isyan ve ihaneti yapan Ermen i leri tehcire tab i tutar. B aşbaka n l ı k Devler Arş i v leri Genel M üd ürlüğü, arş iv belgelerine geçmiş bi lgilere göre, 1 9 1 0- 1 922 yıl ları arasında, Anado l u ' d a 5 2 3 .9 5 5 T ü rk ' ü n Erme n i çete l e r i tarafı n d a n katledildiğini ortaya koydu. Ermeni çetelerinin yaptığı katliamlar, yer, tarih, zaman ve ad bel i rtilerek açıklandı . Bu belgelerden de görülüyor ki, Ermeni çeteleri, kadın, çocuk, yaş l ı , genç demeden bütün sivi l ve masum vatandaşları hedef almış ve tam anlam ıyla bir soykırıma yönelmişlerdir.
Ermen ilerin Yaptığı Soykırım
177
PROF. DR . AHMET BURAN
Devl et Arşivleri Genel M ü dürlüğünce, yer tarih ve sayı beli rtilerek l i steleri veri len, 1 9 1 0- 1 922 tarihleri arasında Ermeni çeteleri tarafından katledi len Türklerin listesi şöyledir:
Tarih 1910 1 9 1 4-Şubat 1915 1915 1915 1915 1915 1915 1 9 1 5-Şubat 1 9 1 5-Şubat 1 9 1 5-N i san 1 9 1 5-N isan 1 9 1 5-Nisan 1 9 1 5-Mayıs 1 9 1 5-Temmuz 1 9 1 5-Ağustos 1 9 1 5-Mayıs 1 9 1 5-Mayıs 1 9 1 6-0cak 1 9 1 6-Nisan 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 78
Yer Muş Kars/Ardahan Van Van B it l i s Muş B itlis/Hizan Van Haskay Dutak B itlis Muradiye Van Van Muş/Akçan M ü küs B itlis B it l is Terme Van/Reşadiye Muş Van/Tatvan B it l i s Pasinler Tercan Van Malazgi rt
Sayı 10 3 0.000 44 1 50 1 6.000 80 1 13 5.200 200 3 29 1 0.000 1 20 20.000 19 1 26 40.000 1 23 9 15 5 00 1 .600 1 0.000 2.000 5 63 44.233 20.000
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Mayıs 1 9 1 6-Haziran 1 9 1 6-Haziran 1 9 1 6-Haziran 1 9 1 6-Haziran 1 9 1 6-Haziran 1 9 1 6-Ağustos 191 8 1918 1919 1919 1919 1 9 1 9-0cak 1 9 1 9-0cak 1 9 1 9-0cak 1 9 1 9-0cak 1 9 1 9-Şubat 1 9 1 9-Mayıs 1 9 1 9-Haziran 1 9 1 9-Haziran 1 9 1 9-Temmuz
12 Bitlis 1 .000 Van 200 Van/Köprüköy 1 5 .000 Van 8 Van 8 .000 Van 80.000 Van 1 5 .000 Van 5 Of 2.086 Trabzon 3 00 Van 1 4.000 Bayezid 14 Van/Abbasaga Edremit/Vastan 1 5 .000 45 Satak/Serir 1 . 1 50 Satak 121 Müküs/Serhan 311 Bitlis 870 Hınıs 580 Tercan 9 Sarıkamı ş 5 Tiksin/Ağadeve 4.000 Nahçivan 86 Zarusat 2 K i l is 1 Antep 9 Kars 4 Adana/Pozantı 1 Osmaniye 3 Pasinler 8 Iğdır 803 Sarıkamış 1 79
PROF. DR. AHMET BURAN
1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Teınmuz 1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Temmuz 1 9 1 9-Ağustos 1 9 1 9-Ağustos 1 9 1 9-Ağustos 1 9 1 9-Eylül 1 9 1 9-Eylül 1 9 1 9-Eylül 1 9 1 9-Kasım 1 9 1 9-Kasım 1 9 1 9-Kası m 1 9 1 9-Aral ık 1 920 1 920 1 920 1 920 1 920 1 920-Şubat 1 920-Şubat 1 920-Şubat 1 920-Şubat 1 80
Kurudere Sarıkamış Akçakale Kağızman Kars/Göle Mescitli Gülyantepe Kağızman Kurudere Mescitli B ulakl ı Pasinler Kars/Kağızman Muhtelif köyler Erzurum Erzurum A l l ahüekber Ünye Sarıkamış Adana Kahramanmaraş U l ukışla Adana Göle K ars Harami vartan Nahçivan Nahçivan Kars c ivarı Zarusat Suregel Ç ı ldır
8 695 1 80 4 9 4 10 6 8 20 2 2 9 2 .502 1 53 426 3 12 2 4 2 7 4 600 3 .945 138 64.408 5 .3 07 561 2. 1 50 1 . 1 50 1 00
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
1 920-Şubat 1 920-Mart 1 920-Mart 1 920-Mart 1 920-Mart 1 920-Nisan 1 920-Nisaıı 1 920-Mayıs 1 920-Mayıs 1 920-Temmuz 1 920-Temmuz 1 920-Temmuz 1 920-Mayıs 1 920-Ağustos 1 920-Ağustos 1 920-Ekim 1 920-Ekim 1 920-Ekim 1 920-Ekim 1 920-Ekim 1 920-Ekim 1 920-Ekim 1 920-Kasım 1 920-Aralık 1 920-Aralık 1 920-Aralık 1 920-Aralık 1 920-Aralık 1 920-Aral ık 1 920-Aralık 1 920-Aralık 1 920-Aralık 1 92 1 1 92 1
Pozantı Zarusat Zarusat Kağızman Suregel/Zarusat Gümrü Kars Kars Kars Kars/Erzurum Zengebasar Erzurum Kars/Erzurum Oltu Kars/Erzurum Bayburt Göle Pasinler Tortum Erzurum Kars civarı Aşkale Zarusat Kosor Göle Kosor Kars/Zeytu n Sarıkamı ş Göle Kars/Digor Sarıkamış Erivan Nahçivan Bayburt
40 400 1 20 720 2.000 500 2 1 .774 10 408 1 .500 69 27 650 18 1 .387 1 00 9.287 3 .700 8.439 1 0.693 889 1 .026 69 508 1 22 28 1 .975 1 94 1 4.620 5 .3 3 7 1 92 12 5 80 181
PROf'. DR AHMET BURAN •
Arpaçay 1 48 6.000 Karak i l ise Karak i l ise 6.000 18 Zen ibasar 53 Pasin ler 1 .2 1 5 Erzurum 4 Kahramanmaraş
1 92 1 1 92 1 1 92 1 1 92 1 -Şubat 1 92 1 -Kastm 1 92 1 -Kastm 1 922-Mart
A. 1. 6. 1 . a. Bir Belge O H . KMS. 53- 1 /24_2
Bab-ı ,\ ıi D a h iliye Nezareti Şifre Kalemi Şifre Telgraf-name M a h reci
Ta rih-i Keşidesi
Erzurum
3 1 Mayıs, sene [ 1 )335
Kalem 'e V ü ru d u 1 Haziran, sene ı ı nı�
Asıl.kir i Osmaniyye'nin çek i lmesinden yirmibir gün sonra Ermeni lerin Kınalı, Karahaç karargahlarında ictima' eden yedibinaltmış İ sliimı yakmak suretiyle itlaf etdikh:ri ve üçyüzaltmış genç kadını beraberlerinde götürdükleri ve iki ay sonra dahi Şehri ! nahiyesinin Emup köyünde üç gün muharebeden sonra hiçbir şey yapmayacaklarını te ' min ile ahıl.liyi aldatarak teslim aldıkları binüçyüzotuzüç adamı kamilen ve altmış genç kadını beraber götürerek haklarında ba'zı güna mu'amele ika' eyledikleri ve bu hali dela'il ü emaratıyla oraya gelen İ ngiliz kumandanlarına defe'atle beyan ü isbat etmişler ise de kat'iyyen dinlemeyip havan i mezkürenin muvakkaten Ermenilere terki lazım geleceği ve bu terk keyfıyyeti sulh konferansının neticesi o lmayıp kendi fikirlerince böyle yapılması icab edeceği yolunda cevab aldıkları ve bu yüzden Ermeni ler kuva yı k ü l l iyye i l e hudüdlara yaklaşarak tecavüz edecekleri Bayezid ' e gelmiş olan Nahçıvan' ın Genceli Hacı Cebbarvay zade tarafından i fade olunduğu Bayezid Mutasarrıflığı ' n ın iş' arı üzerine ma'rfızdurR3• Fi 20 Mayıs, sene [ l ]33 5 Vali Münir 83 T.C. BaşbakanlikDevletArşivlen� www. ermenisorunu.gen.tr 1 82
KURŞUNi.AHAM TÜRKDt.OIİ
Hey ağalar nas ı l diyem derdimiz vardı Zulüm sonu arşa dayandı Enneni, İslamı kırdı taladı Mazlumlar amanı arşa dayand ı . Kalonun köyünü bastı, cenk açtı M itralyoz, tüfengle od, ataş saçtı Ana evlad attı, dağ taşa kaçtı Sabiler şivanı arşa dayand ı . Mevlanın takdiri erişti başa Yüz çevirdi bakmaz kardaş kardaşa Üç yüz altmış can ı tıktı ataşa Koptu nuh Tufan ı arşa dayandı. B i r cenaze gördüm; kan o l muş yüzü Portlamış kenara sıçramı ş gözü Üç yüz altmış can ın sönmem i ş közü Yanan can dumanı arşa dayand ı . B i r yiğit vurulmuş, parmaklar kamış Kaçarken kafire yolu uğram ış Kafir, tutmuş tike tike doğramış Hançer, k ı l ıç yan ı arşa dayandı . B i r yiğdi; vunnuş, yolda koymuşlar Can teslim etmeden deri soymuşlar Cep cep etmiş yanlarını oymuşlar El cepte, figanı arşa dayand ı . B i r gel i n i gördüm; ayağa kalkmış Sandım ki canı var, yüzüme bakmı ş Kafir, mısmar ile direğe çakmış M ısmar, çivi ünü arşa dayand ı . 1 83
PRDf". DR. AHMET BURAN
B i r ham i le kadın; davranmış kaça Ermeni, eylemiş hep parça parça K ı l ı ç ile vurmuş, bölünmüş kalça Akan kızı l kan ı arşa dayandı Çocuğu karn ından çıkarm ış bakar Can tes l i m etmeden süngüye takar Bebeğin fızah ı dağ taşı yakar Dağın, taşın şanı arşa dayand ı. Tanrım, Ermen i 'ye vermiş fırsatı Kesti kökümüzü kırar m i lleti Rüz-ı kıyamete kaldı müddeti İntikamın günü arşa dayandı. Kahraman kan ağlar bu serim duman Çattı bu zamana ol ah ir zaman İslama yar olsun ahrette iman Kafirler isyanı arşa dayand ı . Aşık Kalıraman (Ka/oköyü-Kars)
A. 1. 6. 2. Rumların Yaptığı Katiam
ve
Soykırım
1 79 1 y ı l ında Rigas Pheraios ad l ı bir Yunan l ı tarafından gündeme getiri len Megali İdea 'ya göre Yunanistan, G irit, Rodos, Kıbrıs, Anadolu, Rume l i , Balkanlar, Yakın Doğu ve Ortadoğu 'yu, kısacası Türk topraklarının büyük bir böl ümünü kapsayan ve başkent i İ stanbu l olan yeni bir "Büyük Bizans İmparatorluğu" kuracaktı. B u plan, Osmanl ı Devleti ' n i yıkmak ve toprakların ı paylaşmak isteyen Rusya, İngiltere v e Fransa tarafından d a uygun görülüyordu. 1 84
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Bu düşünce, Osmanlı Devleti 'nin iyice zayıfladığı 1 9. yüzyılın başlarından itibaren taraftar toplamaya başlam ıştır. B u Yun an ülküsünü anlatmak ve herkese ben imsetmek amacıyla haritalar hazırlanm ış, Yunan ve Rum halkı arasında yoğun bir propaganda ve bey i n yıkama çal ışması başlat ı l m ıştır. Bütün bu çal ışmaların sonucunda, Osmanlı vatandaşı olan Yunanl ılar ve Rumlar, Osmanl ı Devlet i ' ne karşı ayaklanmaya başlamışlardır. Yukarıda söz konusu ed i len plan çerçevesi nde, Osmanl ı topraklarının içinde ve dışında gizli örgütler, komitalar kurulmuştur. Bunlardan 1 8 1 4'te Odessa'da, Rus Çarı 'nın h imayesi nde kurulan Fi/iki Eterya ad l ı örgütün programı şunları içermekteyd i :
1 . Yunan u l usuna bağımsız b i r ü lke sağlamak, 2. Batı ve Doğu Trakya ile Selan i k ' i n Yunanistan ' a i lhakı, 3. Ege adalarının i lhakı, 4. Girit ve Rodos'un i lhakı, 5. Kuzey Epir ' i n (Güney Arnavutluk) i l hakı, 6. Batı Anadolu'nun i lhakı, 7. Kıbrıs' ın i lhakı, 8. Pontus Rum devletinin kurulması (Karadeniz Bölgesinde), 9. İstanbu l 'un ele geçiril mesi ve Grek-Bizans İmpara torluğunun kurulmas ı . Gizli örgütlerin l iderl iğinde 1 82 1 ' de başlayan Yunan isyanı kısa sürede sonuç verm iş; 1 830 y ı l ı nda dönem in büyük güçleri olan İngi ltere, Fransa ve Rusya ' n ı n koruması altında Yunanistan, bağımsızl ığını ilan etmişti. Yunanistan, kurulduğu günden sonra "Megali İdea" hedefleri içinde gösterdiği toprakların önem l i bir kısm ına sah ip olmayı başarmıştır. 1 829'da Mora'yı, 1 864'de Yed i Ada'yı, 1 88 l 'de Teselya'yı, 1 897'de fi i l i olarak, 1 9 1 3 'de h ukuken Girit' i, Balkan Savaşı sonunda Ege Adaları 'nı, Makedonya'yı, Epi r ' i (Yanya), 1 . 185
PROF. DR . AHMET BURAN
Dünya Savaşı sonunda, Trakya'yı, Dedeağacı, (Lozan anlaşması i l e Doğu Trakya'yı geri aldık), 2. Dünya Savaşı sonunda Oniki Adayı topraklarına katmıştır. Yunanistan, bütün bu yayılma ve işgali; sürgün, etnik arındınna, vahşet ve soykırım uygulamaları i l e gerçekleştirmiştir. H içbir insanlık değeri gözetilmeden yapılan bu katliamlar, ne yazık ki, Batılı devletlerce de hep desteklenmiş ve teşvik edi lmiştir. Yunan l ı ların Anadolu ' nun işgal i sırasında yaptıkları zulüm, sürgün ve katliamları şöyle özetlemek mümkündür: Batı Anadolu'daki nüfus istatistiklerini tarif ederek Rum nüfusunun burada çoğunluk oluşturduğunu ve bu Hristiyan nüfusun Türkler tarafından katledi ldiğini dünyaya duyuran Yunanistan, bir yandan da bölgedeki yerl i Rumları si lahlandırarak işgale zem in hazırl ıyordu. Daha Yunan işgali başlamadan s i lahl ı Rum çeteleri Türk köyleri n i basmakta ve Türkleri kendi ü lkelerinde göçe zorlamakta idi ler. Uzun vadeli plan, stratej i ve propagandalarla Hristiyan dünyasının desteğini de arkasına alan Yunanl ılar, 1 5 Mayıs 1 9 1 9 tarihinde İngiliz, Fransız ve Amerika savaş gemilerinin koruma ve gözetimi altında İzmir'e çıkmış ve Batı Anadol u 'nun işga l i n i başlatmışlardır. Yunan askerlerinin ülkes i n i işgal etmesini kabul l enemeyen gazeteci Hasan Tahsin (Osman Nevres) Yunan askerlerine ateş açınca, hemen orada öldürülmüştür. Bir başka gencin Yunan Bayraklarını indirmeye çal ışmasını bahane eden Yunan askerleri, sivil halka ve kışlada toplanan subaylara karşı kati ima başlamıştır. Yerli Rum ların da katı ldığı bu katl iam ve yağma sırasında, iki gün içinde İzmir ve çevresinde 5 .000 Türk öldürülmüştür. İzm i r ' i n işgal iyle başlayan Yunan işgal ve mezalimi, yerl i Rumların d a desteğiyle kısa sürede geniş b i r alana yayılmıştır. B u süreçte Yunan mezal iminden etkilenen 1 2 sancak şunlardır: Aydın, İzmir, Man isa, Denizli, Kütahya, Bursa, Eskişehir, Afyon, Balıkesir, B i leceik, İzmit, B i ga84 • " Mustafa Turan, Yunan Mezalimi, Ankara 1 999, s. B
1 86
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Yunan l ı lar işgal ettik leri Türk topraklarında s i v i l , asker demeden, kad ın, çocuk ve yaşl ı l arı katletmiş, her yeri yakı p yıkmışlardır. Nüfus çoğu n l uğunun Rumlardan oluştuğunu ispat etmek için uygu lanan Türk nüfusunu yok etme oyununun bir boyutunu da sürgün ler oluşturmaktadır. Yunan l ı l ar, işgal ettikleri bölgelerdek i Türk n ü fus u n u çeş itl i yol larla başka bölgelere sürmüşlerd i r. Bu bağlamda, Doğu Trakya' dan 1 0.000 i la 22.000 arasında sivil Bulgaristan'a sığınmıştır. B ulgaristan'a sığınanlar i le birlikte 43 .000 Trakya Türkü yaşadıkları yerlerden göç etmek zorunda kalmıştır. Doğu Trakya ile birl ikte Batı Anadolu'dan toplam olarak 1 .200.000 kişi işgal bölgelerinden Anadolu içlerine sürgün edilmiştir. Yunanlıların işgal ettikleri bölgelerden sürülen Türklerin yerine, Doğu Trakya'da 50.000, Batı Anadol u 'da 1 26.000 Rum ya da göçmen oldukları iddia edi len Yunan l ı lar yerleştiri lmiştir. Ayrıca mütarekeden sonra 200.000 dolayında Rum İstanbul ' a getiri lmiştir. Doğu Traky a ' d an 5 . 0 0 0 , A n ad o l u ' dan i s e 4 4 . 0 0 0 i n san Yunanistan 'a sürülmüştür85• Yunanl ılar bütün bu uygulamalarla işgal bölge lerindeki Türk nüfusunu yok etmek ve Rum nüfusunu arttırmak istem işlerdir. Aslında, bölgedeki nüfus değişimini, Yunanl ıların kadın erkek, genç ihtiyar demeksizin uyguladıkları imha politikası ve katliam larda ölenlerle birl ikte değerlendirildiğinde, Türk nüfusunun nas ı l yok ed i ldiği daha açık bir biçimde anlaşılacaktır. Yakup Kadri, Halide Edip ve Falih Rıfkı gibi aydınlarımızın da içinde bul unduğu " Tetkik-i Mezalim Heyeti"nin raporlarında bel i rti len vahşet insan ın tüylerin i ürpertecek boyutlardadır. İşgal süresi nce, cinayetler, topl u kat l iamlar, soygun l ar, tecavüzler, işkenceler yapan Yunanl ılar, Türk Ordusunun önünden kaçarken de ayn ı tahribatı yapmıştır. Öze l l ikle Türk Ordusunun önünden 85
Serdar sarısır, age••, 430
1 87
PRDF'. DR. AHMET BURAN
kaçarken, yangın postaları oluşturarak yerli Rumların kılavuzluğunda Türkl ere a i t yerleş i m yerleri n i yakarak ku l la n ı l am az h a l e getirmi ş lerdir. Yunan l ı lar bir yandan yangı nlar çıkararak her şeyi yok etmeye çal ışırken, bir yandan da i nsanımızı öldürmüş, değerl i eşyalarını, yiyeceklerini çalmışlardır. Bu zulüm ve vahşet sonunda, özellikle İzmir, Manisa, Salihli, Alaşehir, Turgutlu, Kula başta olmak üzere birçok yerleşim merkezi harabeye dönmüştür. Bütün bu vahşet ve z u l ü m Türk ord u s u n u n 9 Eyl ü l 1 92 2 ' de İzm i r ' e u l aşmasıyla son bulmuştur. Yunanistan i l e Türkiye arası nda Lozan 'da 24 Temmuz 1 923 tarihinde yapı lan anlaşma dolayısıyla gerçekleştirilen mübadele ayrıca ele a l ı nması gereken b i r konudur ve yukarıdaki nufus hareketlerinin bu mübadele i le i lgisi yoktur.
A. 1. 6. 2. a. Bir Musibet: 1 5 Mayıs 1 9 1 9 tarih i , Yunan ordusunun İzmir'e çıktığı, 20. yüzy ı l ı n kara gün l erinden biridir. Türk vatandaşı ve İzmir'deki Rumların d ini l ideri olan İzmir Metropoliti papaz Hrisostomos, ağzı kulaklarında, etekleri uçuşa uçuşa gel ir, bugün Pasaport deni len yerde, diz çökerek önce işgal komutanı n ı n ç izmesin i öper, sonra büyük bir sevgiyle Yunan bayrağını ... Elindeki haçı gururla havaya kald ırıp Yunan işgal ordusunu takdis ett i kten sonra, askerlere hitaben bir konuşma yapar. Türklerin u nutamad ığı o konuşmada, H risostomos: "Evlat larım!. . . Elen çocukları. . . Bugün, İsa 'nm en büyük mucizesini gösterm iş oluyorsunuz. Bu uğurda, ne kadar Türk kanı döküp içerseniz, o kadar sevaba girmiş olacaksınız. . . Ben de bir bardak Türk kanı içmekle, onlara olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım . . . Bütün azizler arkanızda. . . Hadi buyurun, yürüyün! " der.
1 88
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
B u vaazı ve dini telkini duyan Yunan askerleri, kadın-çocuk, yaşlı-genç demeden katl iama başlarlar. Ne kadar çok Türk kanı dökerlerse o kadar yüceleceklerdir Tanrı katında. Ve . . . acımasız, amansız bir kıyıma başlarlar, feryad ü figan altında . . Hrisostomos, hayatı boyunca hep bu anı beklemiş, hep bunu i stem iştir. N itek i m K ral Konstan t i n ' e başvurm u ş ; Yunan Ordusu ' n u İzmir'e çağırmış ve İzm i r ' in Yunan ' a verilmesi için İtilaf Devletlerine yalvannıştı. B ir gün geleceklerini bildiği için de, Aya Fotini Kilisesi'nin bodrumunu silah ve cephane i le doldunnuştu .. .
Yunan Ordusu İzmir'e ç ıkınca, birden arslan kesi livermişti İzmir' deki Rum gençleri. Aya Fotini 'ye gidip, Yunan Ordusu 'nun üniformalarını giymiş ve hazırda bekleyen silahları kaptıkları gibi katılmışlardı Yunan ordusuna. N itekim bugün içindi, insani yardım adı altında gelen sandıklarlar dolusu s ilah ve cephane . . . Sonra . . . sonra dağılmışlardı dört bir yana, dalmışlardı silahsız ve savunmasız Türk evlerine, Türk köylerine; girmişlerdi minicik bebeklerin cennet kokan kanlarına. Yapmadıklarını bırakmamışlardı şeref ve namus timsali Türk kad ı n larına ve kızlarına . . . Ve Türkler, her günün şafağında, Ankara'ya dönerek masum yüzlerini, beklemişlerdi dile kolay üç yıllık karanl ı k gecenin 9 Eylül 1 922 sabah ı doğacak Mustafa Kemal adl ı güneş i n i . . .
A. 1. 6. 3. Türkiye'de Türklere Yapılan Baskı ve Zulümler Osman l ı Devlet i ' n in yönetimi altında birçok Müsl i m ve gayrimüslim toplum yer alıyordu. Bütün bu milletler, Fransız ihtilali i le yayı lan siyasi m i l l iyetçil iğin etkisi ve Osmanl ı Devlet i ' n i n 1 9. yüzyılda içine düştüğü acz nedeniyle, Osman l ı ' dan ayrı larak kendi u l usal devletlerin i kurmak istiyorlard ı . Bu süreçte, Osman l ı ayd ın ları n ı n bir bölümü, devleti ayakta tutmanı n ancak, devletin
189
PROI'. DR . AHMET BURAN
kurucusu ve asl i unsu ru olan Türklerin ve Türk k i m l i ğ i n i n "eşitlerden b iri" say ı l arak g e r i p lana atı l masıyla m ümkün olacağına inan ıyordu. Böylece, "Osmanlı milleti" adıyla ifade edi len "sanal" bir m i l let yaratı lacak ve bütün Osman l ı tebasının bir arada kalması sağlanacaktı. "Osmanlı milleti ", "Osmanlıca, Osmanlı dili " teri m leri de bu amaçla daha çok bu yüzyı lda kullan ı lmaya başlanmıştır. Bunun mümkün olamadığı, azınl ıkların isyan ve ayrı lıklarıyla kısa sürede anlaşıldı. Bir kısım aydınlar da, gayrimüslimler değil ama Müslümanlarla bir arada olabiliriz diye düşünüyorlardı. Ancak, Araplar, Arnavutlar, Kürtler gibi M ü s l üman halklar da ayrı l mak istiyor ve hatta gayrimüslim lerle birl ikte haraket ederek Türklere karşı isyan ed iyorlard ı . A rt ı k a n l aş ı l ıyord u k i , ne " İslamcılık" ne de "Osmanlıcılık" bu birliği koruyabi l irdi . Öneml i ölçüde bu düşüncelerin savunucusu olan insanların gel iştirdiği pol itikalar neden iyle " Türkler, Türklük" ve " Türkçe" kavramları, geri plana iti len, aşağılanan kavramlar haline gelmişti:
" Nedir bildin mi sen alemde Türk 'ü Ola eğninde kürkü başta börkü Ne mezheb bile ne din ü diyanet Yumaz yüzün ne abdest ü taharet" Fakiri Devleti yönetenler, ilk iki görüşü daha çok benimsedikleri için, " Türkçülük" düşüncesini savunan lar, dışlanmakta, sürülmekte, maddi ve manevi baskılara maruz kalmakta idiler. Bu bağlamda, İttihat Terakkicilerin karşılaştıkları kimi sorun lar, Namık Kemal'in Magosa'ya, Yus u f Akçura ' n ı n F izan ' a ve ara l arı nda Z i ya Gökalp ' in de bulunduğu çok sayıda aydın ve devlet adamının Malta'ya sürü lmesi örnek gösterilebil i r. Türklükten rahatsız olanların gayretiyle, Mondros M ütarekesi 'nden sonra İngiliz İşgal K om utan l ığı ve on larla işbirliği yapan İstanbul Hükumetleri tarafından, Mart 1 9 1 9-Kasım 1 920 tarihleri arasında, Sadrazaml ık, 1 90
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Meclis Başkanl ığı, Genelkurmay Başkanl ığı, Harbiye Nazırlığı, Şeyhülislamlık, Ordu Komutanl ığı gibi görevlerde bulunmuş Paşalar, val iler, tanınmış, gazeteciler, düşünürler, bilim adamları dah i l, asker sivil seçkin 1 44 kişi sorgusuz sualsiz Malta'ya sürü lmüşlerdir. Daha sonra İngil izler, aralarında M ustafa Kemal Paşa, Kazım Karabekir Paşa ve A l i F uat Paşa gibi M i l l i Mücadele önderler i n i n de b u lu nduğu 1 74 kişi l i k b i r grubu da sürgüne göndermek ve yargı lamak istemiş, fakat M i l li mücadele hareketinin başarıl ı seyri nedeniyle, bu arzuların ı gerçekleştirememişlerdir. Atatürk, aşağılanan ve geri plana atılan Türk kavramını yeniden öne çıkararak ona değer kazand ırm ış ve Türkiye C umhuriyeti devletini m i l li bir devlet o l arak kurm u ştu . O n u n "Benim bu dünyadaki tek övüncüm Türk olarak yaratılmış olmamdır", "Ne mutlu Türküm diyen e " , " Türk dili dillerin en zenginlerindendir yeter ki bu dil şuurla işlensin. " " Türkiye Cumhuriyeti 'nin temeli, yüksek Türk kültürüdür. " " . . . Türk milletinin karakteri yüksektir. ", " Türk milleti çalışkandır. " "Türk milleti zekidir. " . . . . "Türklüğün unutulmuş büyük medeni vasfı ve büyük medeni kabiliyeti, bundan sonraki inkişafı ile, atinin yüksek mede n iyet ufkunda yen i b ir güneş gib i doğacaktır ", "Bu memleket tarihte Türklü, halde Türktür ve e bediyen Türk kalacaktır ", " Yüksel Türk s e n in için yüksekliğin hududu yoktur ", . . . gibi Türklüğü yücelten çok sayıda sözü sayesinde, Türklük, Türkçe ve Türkçülük kavramları, bu dönemde adeta yeniden hayat bulmuştu. O, daha 25 yaşındayken yazdığı: .
Gafil, hangi üç asır hangi beş asır, Tuna ezelden Türk diyarıdır. Bilinen tarihler söylememiş bunu. Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak. Dinleyin sesini doğan tarihin, Aydınlıkta karaltı, karaltıda şafak, Yalan tarihi gömüp doğru tarihe giden ***
1 91
PROf". DR. AHMET BURAN
Asya 'nm ortasmda Oğuz oğulları, Avrupanm Alplarmda Oğuz oğulları, Doğudan çıkan biz , batıda yine biz. Hep insanlar kendilerini b ilseler, Bilinir o zaman ki hep b iliriz Türk sadece bir milletin adı değil, Türk bütün adamların birliğidir. Ey birbirine diş bileyen yığmlar, Ey yığm yığm insan gafletleri, Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde, Dünya o zaman görecek hakikat nerde, Hakikat nerde ? Ş i i rde de Türkl üğe dair düşüncelerini d i le getirmiştir. Ancak Atatürk'ün ölümünden sonra durum değişti . . . 1 943 yı l ı nda İtalya' d a M u sso l i n i d ü ş m ü ş, A l m anya, Sta l i ngard ' da R u s lara yen i l m i ş ve Sovyetler B ir l iği, askeri başarısıyla dünya dengelerini yerinden oynatmaya başlamıştı. Dolayısıyla dünya ülkeleri, politikaların ı gözden geçiriyor ve yen i dengelere göre k i m i düzenlemeler yapma ihtiyacı duyuyorlard ı . Türkiye' de İsmet İnönü, Almanların gal ibiyetleri sürerken, komünistlere karşı bir tutuklama faaliyeti içine ginnişti. Ruslar galip gelmeye başlayınca, bu defa Sovyet yönetici lerine mesaj vermek için m i lliyetçi-Türkçü kesimlerin üzerine gitmeye, tutuklama ve yargı lamalar yapmaya başlam ışt ı . Ancak bu tutuklamalar, bir görüntü oluşturmanın ötesinde gel işmiş ve adeta Türk ülkesinde Türklere uygulanan bir zu lüm ve işkence faal iyetine dönüşmüştü. 1 99 1 y ı l ı nda Sovyetler B irliği dağı lıp Türk toplulukları birer birer bağımsızl ıklarını i lan edince, döne m i n Cumhurbaşkan ı Sü l eyman Dem i re l "hazırlıksız yakalandık" dem i şt i . Ç ünkü y ı l larca Amerika, Avrupa, İ ran, Japonya, Çin ve Arap ü lkeleri, Türkistan i le i lgi lenip, bu coğrafyanın yer altı, yer üstü kaynaklarını, 1 92
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
dillerini, inançlarını ve sosyo-kültürel durumlarını araştımıak üzere enstitüler, bölümler, kürsüler kurarak, uzman lar yetiştirip bölge hakkında veri tabanları oluştururken, biz bu coğrafya ile i lgilenen herkesi, " Türkçü, Turancı, ırkÇl, hayalperest" olarak suçlamış, hiçbir hazırlık yapmamıştık. Dolayısıyla bu coğrafya ile ilgili idealleri olanların b i ld ikleri de, sadece m i l li-romantik duygulardan ve hayal lerden öteye gidememişti . Sovyetlerden ayrı lan Türkler de hazırlıksız yakalanmışlardı . . . Çünkü onlar, Stal in baskı ve kıyımından geçerek gel m işlerd i . Düşünen beyinleri, gören gözleri olan aydınlarının tamamma yakını Stalin tarafından katled ildiği için, yol larını ayd mlatacak ışıktan yoksun kalmışlard ı . Bu da yetmezm iş gibi, sistemin kabulleri ve hedefleri doğrultusunda, yalan yan l ış bi lgi ler onlara hakikat d iye öğret i l m işt i . Atatürk, daha 1 93 3 'te "Bugün Sovyetler Birliği dostumuzdur, müttefikimizdir. Bu dostluğa ihtiyacımız vardır. Fakat yarın ne olacagını kimse bugünden kestiremez. Tipkl Osman/, gibi, tıpkı Avusturya-Macaristan gibi parçalanabilir, ııfalanab ilir. B ugün elinde s ı nısıkı tuttuğu m ille tler avuçlarından kaçabilirler. Dünya yeni bir dengeye ulaşabilir. İşte o zaman Türkiye ne yapacağım b ilme lidir. B izim dostumuzun idaresinde dili bir, inancı bir, özü bir kardeşlerimiz vardır. Onlara sahip çıkmaya hazır olmallyız. Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir. Hazırlanmak lazımdir. Milletler buna nasıl hazırlamr? Manevi köprüleri sağlam tutarak. Dil bir köprüdür. . . İnanç b ir köprüdür. . . Tarih bir köprüdür. . . Köklerimize inmeli ve olaylann böldügü tarihimiz içinde b ü tünleşme liyiz. Onların b ize yaklaşmas ı n ı beklememeliyiz. Bizim onlara yaklaşmamız gereklidir. " Diyordu. Ama biz, bir Sovyetleşme sürecinden geçmem iş, Stalin yönetiminde yaşamamış olmakla birlikte, en az yaşayanlar kadar tarihsel hafızamızı yitirmiş, değerlerimizden uzaklaşmış ve adeta mankurt laşmış olduğumuz için olup biteni anlayamamıştık bile. "
"
193
PROF. DR . AHMET BURAN
A. 1. 6. 3. a. Türkçülük-Turancılık Davası Türkiye'de Türkçü lük-Turancılık suçlaması ile kimi aydınların tutuklandığı, işkence görüp yargılandığı y ı llarda İ smet İnönü Cumhurbaşkanı, Şükrü Saraçoğlu ise Başbakan'dır. Hüseyin N ihal Atsız, ekonomik yoksul l uk i l e tek parti i ktidarının M i l l i Şef diktatörlüğü arasında sıkışıp kalan halkın isyanını d i le getinnek ve Atatürk ile başlayan ulusal çizgiden uzaklaşarak, devlet kadrolarına komünist-entemasyonalist kadroların yerleştirilmesini protesto edip, devlet yetk i l ilerini uyarmak amacıyla Şükrü Saraçoğlu'na iki açık mektup yazar. Başbakan Saraçoğ l u ' n un "Ben Türkçü bir Başbakanım. Türkçülük bizim için b ir kültür meselesi olduğu kadar bir kan meselesidir " sözleri bakış açısını açıkladığı için, Atsız, bu mektuplarında, devlet kadrolarındaki komünist kadrolaşmayı isim vererek açıklar. Şükrü Saraçoğlu'nun konuşmasıyla başlayan süreç, N i hal Atsız'ın mektuplarıyla devam etmiş, m i l l iyetçi lerin 3 Mayıs 1 944'te yaptıkları gösteri ile sona ermiştir. İsmet İnönü'nün 19 Mayıs konuşması i l e yen i bir çehreye bürünen ve çok fark l ı , b i r bak ı ş aç ı s ıyla " Turancilık Davası" na dönüşen olaylar, Cumhuriyet tarihimizin öneml i bir dönüm noktasın ı oluşturmuştur. Bu davanın başlaması, Rusya'nın baskıları ile yakından ilgilidir. Nitekim ayn ı yıllarda, Sovyetler B irl iği içindeki Türk aydınları da " Türkçü-Turancı" suçlamaları i le tutuklanıp öldürülmekte, K ırım, Karaçay-Balkar ve A h ı ska Türkleri aynı y ı ll arda bin yı l l ık yurtlarından çıkarılarak Sibirya'ya ve Türkistan 'a sürülmekte idiler. Rusya'nın Alınanlar karşısında üstünlüğü ele almasıyla birlikte, Türk hükumeti, A lman karşıtı olduğunu göstermek için fırsat kol lamaya başlar. Aranan fırsat N ihal Atsız' ı n mektupları i l e yakalanmıştır. 1 9 Mayıs N utku i l e olayların büyümesine neden olan İ smet İnönü'nün ası l amacı, Türkçüleri ve Turancıları ezerek Sovyet yönetiminin dikkatini çekmektir.
1 94
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
İ smet Paşa ' n ı n 1 9 May ı s N utku ' ndan b i rkaç gün sonra Alparslan Türkeş, görev yeri olan Erdek'te gözaltına alın mış ve 1 3 Haziran 1 944 günü Askeri Tutuk ve Cezaev i ' n i n hücresi ne kapat ı l mıştır. Burada beş ay tutuklu kalan Türkeş, rahatsızlığı sebebiyle Haydarpaşa Askeri Hastanes i ' ne nakled i l m i ş ve bir ay süreyle tedavi görmüş ve hastaneden alınarak tekrar Tophane' deki hücresine konu lmuştur. Daha sonra Emn iyet M üdürlüğü olarak kullanılan Sansaryan Han 'a götürülerek sorugulanan Türkeş, yakın tarihimize " Tabutluk/ar" adı ile geçen, tavanlarında beş yüzer mumluk ampullerin yandığı işkence odalarına kapatılmıştır. Alpaslan Türkeş, dönemin Emniyet Müdürü Ahmet Demir ve Savcı Kazım Alöç tarafından N ihal Atsız'a yazdığı mektuplardan dolayı sorguya çeki lmiş ve hüklımeti devirmek amacıyla i htilat hazırlığı yapmakla suçlanmıştır. Türkç ü l ük-Turancı l ı k davası sanı kların ı n kapat ı l d ı kları tabutluklar baş l ı başına bir işkence yeridir. Ancak sorgucular bununla yetinmemiş, sorgu sırasında çok çeşitl i psikoloj ik baskı ve işkencerler uygulanmıştır. Örneğin, sorgu sırasında A l paslan Türkeş'in tırnaklarından birini çekmişlerdir. Turancı l ı k davası, 7 Eyl ü l 1 944 günü başlam ı ştır. Duruşma sırasında Türkçüler kendi lerine işkence yap ı ldığını söylemişler, ancak savcı sanıkların ifadelerini mahkeme zabıtlarına geçirtmemiş, itirazları yapanları ya azarlamış ya da dışarı attırmıştır. İ şkence iddialarıyla ilgi l i olarak Savcı Kazım Alöç ' ün şu sözleri oldukça i lginçtir: "Biz bunları huzurunuza vatan hainleri, caniler ve katiller olarak getirdik. Bunları Pera Palas Oteli 'nde yatıracak değildik. Onlar müstahak oldukları muameleyi görmüşlerdir. Elbelte onlara her nevi zulüm yapılmış ve yapılacaktır". 1 Notu Sıkıyönetim Mahkemesinde, 7 Eylül 1 944 ile 29 Mart 1 945 tarih leri arasında 65 oturum halinde devam eden yargı lama sonunda Türkçülerin bir bölümü, çeşitli hapis ve sürgün cezalarına çarptırıl ı rken, on üç san ık beraat etmiştir.
1 95
PRDF'. DR. AHMET BURAN
1 Nolu Sıkıyöneti m Mahkemesinin verdiği bu karar temyiz edi lmiş ve askeri temyiz mahkemesi bu mahkumiyet kararların ı esastan v e usulden bozarak 2 3 Türkçü ayd ı n ı n telgraf i le 2 6 Ekim 1 945 tarihinde tahl iye edi lmeleri n i sağlamıştır Daha sonra 2 nolu S ıkıyönetim Mahkemes i ' nde davaya devam edil m i ş ve sonuçta Türkçü ayd ı n l a r ı n tamam ı 3 1 M art 1 94 7 tar i h i nde beraat etmişlerdir. Türkçülük/Turancı l ık Davasında Yargılanan Aydınlar Şunlardır:
İ stanbul Tophane Askeri Hapishane'sinde bulunan sanıklar: Askerler: Dr. Yüzbaşı Hasan Ferit Cansever Dr. Üsteğmen Fethi Tevetoğl u Piyade Ü steğmen Alparslan Türkeş Piyade Teğmen Nurul lah B arıman Topçu Asteğmen Zeki Özgür (Sofuoğlu) Ulaştırma Asteğmen Fazıl H isarcıklı Siviller: Nihal Atsız Hüseyin Nam ık Orkun Nejdet Sancar Saim Bayrak İsmet Rasi n Tümtürk C ihat Savaşfer Muzaffer Eriş Feh iman Altan Yusuf Kadıgil Cebbar Şenel
1 96
Edebiyat Öğretmeni : Tarih Öğretmeni : Edebiyat Öğretmeni : Temyiz Mahkemesi Evrak Memuru : İstanbul Belediyesi Murakıbı : Y. Mühendis Mektebi Öğrencisi "
"
"
"
"
"
L i se Öğrencisi Adana Adl iyesinde Hakim Adayı
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OJİ
Sansaryan Han ' daki E m n iyet Müd ü rlüğü h ücrelerinde bulunan sivil samklar: Türk Tari h i Profesörü Zeki Velidi Togan Orhan Şaik Gökyay Ankara Konservatuvarı Müdürü Hikmet Tanyu İçişleri Bakan l ığında Memur İ.Ü. Doktora Öğrencisi Reha Oğuz Türkkan Hamza Sadi Özbek Aydın Mal iye Tahsi lat Şefi Gazi Eğitim Enstitüsü Öğrencisi Cemal Oğuz Öcal Said Bilgiç : Ankara Ad l iyesinde Hak im Adayı Ayn ı davadan sanık olarak Mehmet Külahl ıoğlu ve Osman Yüksel Serdengeçti de bir süre tutuklu kalmışlard ır. A. /. 6. 3. b.
HÜSEYİN NİHAL ATSIZ'IN SA VUNMASI
Davanın Mahiyeti: Bu dava, savcının iddiaya uğraştığı gibi yeni bir rej im ve yeni n izam kurmak davası değil, Türkçülük düşman (arının yaygarasına aldanarak kuruntuya kapı lanların hiç yoktan ortaya attıkları bir açık kapıları zorlama davasıdır. Bu dava; gizl i cemiyet, şifre, parola, telsiz, hükumet darbesi, vatan ihaneti gibi efsanelerle dünyayı velveleye veren şahsi düşmanlarının, boş ve hayali iddialarını zorla i s pat etmek i ç i n m a s u m i n san l ara, gerçek y u rtseverl ere savurdukları iftiraların davasıdır. Kazım Alöç' ün, Turancı lar davasını anlaşılmaz bir taassupla ne kadar yan l ış bir zaviyeden gördüğünü, iddialarının ne kadar çürük olduğunu belirtmek, bunun sonunda da müdafaa hakkımı gereğince kul lanmak için, idd iasın ın mah iyet i n i açığa vurup mahkemen in ve bütün dünyan ın önüne sermek icap ed iyor. Savcı yerinde duran bu adam, her şeyden önce yazılı vesikaları tahrif etm iştir: Ben bedava broşür vere l i m d iyorum, o bunu gizl i broşür şekl ine sokuyor.
197
PROF. DR AHMET BURAN .
Ben Türk i l lerinin dünkü, bugünkü sınırları d iyorum, o bunu yarınki sınırlar d iye tahrif ediyor. Ben m i l l i ü lkülerin üçüncü merhalesi cihanı kaplamaktır d iyorum, cihanı isti laya kalkıştığımızı i lan ediyor. Ölmüş devlet reisinden bahsediyorum, ölmüş reisicumhur haline getiriyor. Ne ben acemi bir l ise talebesiyim; ne de o benim tahrir vazife lerim i düzelten bir edebiyat öğretmenidir. Taşıdığı soyadı bile yan lış olan öğretmenler ben im yazı larımı düzeltemez. Kazım Alöç yalnız metin tahrifiyle kalmamıştır: A lmanlar ve İtalyan lar aleyh indeki manzum ve mensur yazı larım kendisince m a l u m ke n ve A l m a n l a r ı n B a l ka n l ara i n erek T ü rk iyeye saldırmalarına muhakkak diye bakıldığı bir zamanda yazı lmış olan vasiyetnamem kend inin önünde iken, hele bu vasiyetnamenin o ğ l u m a ait bö l ü m ü nde A l m an l a r ve İ t a l ya n l a r d a m i l l i düşmanlarımız arasında say ı lm ışken bana faşist taklitçisi (Son Tahkikat s. 3 1 ) diyerek metni tahriften daha kötü bir hakikat tahrifine tenezzül etmiştir. Dava dosyasındaki mektupları görebilseyd im daha birçok tahrif örnekleri vereb i l ird i m . Fakat bu kadarı da ispat ediyor ki Savcı Kazım, suç teşkil etmeyen yazı larımızı beğenmediği için bun larda küçücük değişikl ikler yapmakta mahzur görmüyor. Esasen savcı Kazım h içbir şeyi beğenmiyor. Ona göre bizim her hareketimiz bir suç teşk i l ediyor: Doktor Hasan Ferit suçludur, çünkü dargın ları barıştırmıştır. Orhan Şaik, o da suçludur, çünkü dargınları barıştırmamıştır. Zevcemin sıhhatini bildir diye çektiği telgraf suçtur. Onun için bu telgraf suç del i l i olarak dosyaya konmuştur. Orhan Şaik' le birl ikte Malatya ve Edime' de bulunuşum da suçtur ve Orhan ' ı n Malatya'da beraberd ik deyişi bir itiraftır. Bu zihn iyet ve mantığa göre hakka yakın olmak için Kazım Alöç'den ırak olmaktan başka çıkar yol kalmıyor demektir ki, o da bizim ihtiyarımız dahilinde değildir.
1 98
KURŞUNW\NAN TÜRKOJ.OJİ
I rkçılık
Irk, ayn ı kökten gelen insan veya hayvan topluluğu demektir. Arapça olan bu kel imen in Türkçesi Doğu Türklerinde uruk, Batı Türklerinde soydur. Soy d i l i m izde asalet i fade eder. Soylu demek asil, necip demektir. Soysuz bunun zıddıdır. B i r şeyin bozu lması soysuzlaşmadır. Demek ki soyun varl ığı ve iyi mana ifade etmesi, mil letin şuurundan tahtü'ş-şuuruna kadar, yahut tahtü'ş-şuurundan şuuruna kadar geçmiş ve d i lde temel lenm iştir. N itekim soy ve ırk hayvanların bile asi l lerinde, değeri i lerinde aranır, yarış atlarında olduğu gibi. Savcı Kazım, iddianamesinin ikinci sahi fesinde 20'nci asıra gel inceye kadar dünya yüzünde en müfrit m i l liyetçi memleketlerde bile kan esasına dayanarak ırk tasfiyelerine rastlanmamıştır diyor ve bunu yalnız son zamanların Alman ırkçıl ığı ile başlamış bir hareket diye gösteriyor. Halbuki tarihte ırkç ı l ı k vard ır. Uzak ve yakın zamanlarda vardır. Yabancı lar bile Türk ırkına övünç verecek şek i lde Türk ı rkç ı l ı ğ ı yapm ı ş t ı r : Arap dev l eti olan Abbasi İmparatorluğunun hükümdarları Türk ırkının üstünlüğünü anlamışlar, ordularını bu üstün ırkın askerleriyle kurarak kuwetlenmişler, Türkler başka m i l letlerle karışarak soyları bozulmasın diye Türkistan'dan Türk kızları getirip Türk askerleri nin bun larla evlenmesini kanun hal ine sokmuşlar, hatta Türkler ahlakça da başka m i lletlerin tesirinde kalmasınlar diye yeni bir şehir kurarak Türk askerlerini zevceleriyle birlikte o şehre yerleştinnişlerdi. Tarihteki türlü Türk hanedanlarında hükümdarın Türk zevcesi nden doğan şehzade veliaht olurdu. Osmanl ı padişah ı İkinci Sel im, c insi hayatta kad ın rolü oynayarak Türk halkının ahlakını bozuyorlar d iye Arnavutların Anadolu'ya geçmelerini yasak etmişti. İkinc i Mahmut, yen i kurduğu Türk ordusunda, zekalarının azl ığından dolayı Çerkezlerin miralaylıktan daha yukarı terfi etmemeleri için ferman çıkarmıştı. Vaktiyle Yeniçeri Ocağının kurulmuş olması da ırkç ı l ığın aleyhinde bir hareket deği l, onun tamamlayıcısıdır. Çünkü Osmanl ı ordusunun
1 99
PROF. DR. AHMET BURAN
400.000 kişi olduğu heybetl i günlerde devşirmeler en çok 20.000 kişiyi geçmiyordu. Evlenmeleri yasak olan bu devşirmeler kapıkulu, yan i padi şah ın köleleri i d i . Çünkü Türk devletinde Türk'ten köle olmaz.clı. Tarihte siyasi vakalar olarak görülen ırkçılık i lmi bir mevzudur. Ondokuzuncu asırdan beri işlene işlene kanunları bulunmuş, tam bir bilim olmuştur. Kendi tarihini bile bilmeyen Kazım' ın bir ihtisas şubesi olan ırkçılıktan habersiz olması mazur görülebilir. Fakat savcı Kazım' ın aklı ermiyor diye ilim inkar olunamaz. Delilik, sara, boy, renk gibi hususiyetler irsen intikal ettiği gibi manevi hasletlerin, hatta şairlik, musikişinaslık gibi şeylerin geçtiği de ilmi hakikattir. Musikişinas ailelerin, cani aileler olduğunu savcı Kazım belki gazetelerde veya dergilerde gönnüş, hiç olmazsa bazı filmlerde seyretmiştir. Ailelerde irsi hususiyetler olduğu gibi ırklarda da irsi hususiyetler vardır. Yüksek ırklarda bu hususiyetler müspet hususiyetlerdir. Bu müspet hususiyetler ancak aşağı ırklarla karışma neticesinde bozulur. Yüksek ırk pek çabuk bozulur. İki müsavi ırk olan Norveçliler i le İtalyanlardan yüzer çift evlense doğacak çocukların aşağı yukarı yarısı Norveçl iye yarısı İtalyana benzer. Fakat yüz Türk le yüz zenci evlense doğacak çocukların hepsi zenciye benzer. Çünkü zenci aşağı ırktır. Tesalüpte onun hususiyetleri üstün bir yer tutacaktır. Zenciden daha üstün, Türk ' ten daha aşağı olan öteki ırk larla yapı lan karışmalarda da Türk ırkı üstün hasletlerinden yine kaybeder. Sayı ile bir örnek vermek gerekirse şunu söyleyebil irim ki; yüz Türk'ün yüz zenci i le evlenmesinden doğacak çocukların hepsi zenci olursa; yüz Türk ' ün yüz Yahudi yahut yüz Arap veya Kürt; yahut yüz Arnavut, Boşnak, Gürcü veya Rus ' l a evlenmesinden doğacak çocukların yüzde yetmişi, sekseni Türk'e benzemez. Bu benzemeyiş hem gövde yapısında, hem de karakterdedir. Tem i z ve üstün o lan şeylerin çabuk bozu lması tab i i bir kanundur. B ir bardak saf suyu bozmak için deniz suyundan bir kaşık yeterse çirkeften bir damla yeter de artar bile.
200
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
İşte ırkçılık budur. Yani Türklerin maddi ve manevi hasletlerinin bozulmaması için onun yabancı kan larla karışmamasını isteyen m i l li bir düşüncedir. Gerç i Anadolu'yu açan atalarımız büyük şehirlerde yabancılarla biraz karışmışlard ı r. Fakat ırk bilgisinin verilerine göre bir topluluk yalnız bel li bir zamanda karışır da sonra bu karışma devam etmezse kend i kend isin i tasfiye ederek bir müddet sonra eski hal ine döner. Üç göbekten beri Ti.irk olanlara Türk derler d iyen Kazım Alöç' ün bana i snat ettiği söz buradan çıkıyor. Duruşma sıralarında da söylediğim gibi su katılmamış Türk olmak için üç göbekten beri Türk olmak lazımd ır. Bunu söyleyen de ben deği lim, i limd i r. A lmanlar Yahudi lere, Amerikalı lar da zencilere karşı i lmin bu kanununu tatbik ederek üç göbek ilerisine kadar kan ında Yahud i l ik veya zenc i l i k bulunan insanları kendi m i lletlerinden saymamaktadırlar. Demek ki Türk m i l leti dışarıdan gelen yabancı larla aral ıksız olarak uzun zaman kar ı ş ı rsa sonunda b i r daha eski h a l i ne gelemeyecek şekilde bozu lur, maddi ve manevi üstün vasıflarını kaybeder, neticede de tarihte büyük rol oynayan kahraman Türk olmaktan çıkarak Türkçe konuşmasına, kendisini Türk saymasına rağmen tarihte hiçbir rolü olmayan geri ve kaba ırklar derecesine iner. Bunun sonu yıkıl ıştır. H iç şüphesiz her m i l let kendi arasındaki yabancılardan bir takım ı n ı eritip kendisine benzetebil i r ve benzetm iştir. Türkler de Türkiye ' deki dokuz ası r l ı k hayatlarında kend i yap ı ları n ı n kaldırabi ld iği kadar yabanc ıyı eritip kendilerine benzetmişlerdir. Bu kadarı Türk kanını ve Türk içtimai yapısını bozmaz. Fakat yabancılar sonu gelmeyerek Türklükle karışacak olursa n ihayet Türk kanını, bunun neticesinde de Türk seciyesini ve ahlakını bozar. Bunu fizyoloj ik bir uzviyetin yabancı maddeleri sindirip eritmesine benzetebi liriz. Bir vücut nasıl yabancı maddelerin ancak kendisine yarayacak olanını hazmedip fazlasını kendisinden atıyorsa içtimai birer uzviyet olan m i lletler de ayn ı şeki lde harekete mecburdurlar.
201
PROF. DR . AHMET BURAN
Fizyolojik bir uzviyet hazmedemediği ve çıkarmaya mecbur olduğu maddeleri çıkaramadığı takdirde nasıl zeh irlenirse içtimai uzviyet olan m i l letler de tems i l i kabil olmayan unsurları çıkaramadığı takd i rde zeh i r l e n meye mahku m d u r. F izyo l oj i k uzv iyet i n hazmedemediği maddeler nasıl o uzviyetten sayılmazsa ve uzviyet tart ı l ı rken nas ı l bu gibi tem s i l o lunamamış maddeler hesaba katılmazsa bir mil letin tartısı demek olan nüfus sayımında da temsil olunmamış tortular o m i l letten sayılamaz. Tems i l olunmamış yabancı ları o m i l letten saymak hazm olunmam ış gıdaları insan vücudundan saymaya benzer. Yabancı unsur kendisini o vatana kan bağı i le bağlı görmediği için; kendisini asıl m i l l iyetinden vazgeçmeye mecbur eden m i llete karşı içinden kin duyduğu için, o m i lletin içinde yalnız kendi hususi menfaatlerini güder. Fırsat bulduğu zaman ihanetten çekinmez. Tarihteki en büyük imparatorluklar olan Roma, Abbasi ve Osmanlı İmparatorlukları, iç lerindeki yabancıların fesadından ve bunların yüksek mevki lere geçmelerinden dolayı yıkı lmışlardır. Bir devlet kuvvet l i i ken ona hizmet eden yabancı lar daima görü lmüştür. Onaltıncı asırda Osmanlı Sadrazamı olan Hırvat dönmesi Sokullu Mehmet Paşa, Turanc ı l ı k yapmış, Ondokuzuncu asırda İngi liz Başveki l i olan Yahudi Lord Bikonsfild, İngilterede Yahudi aleyhtarı kanu n ları ç ı karm ı ş lard ı r. Fakat bun lar arızid ir. Türk tar i h i , yabancı ların birkaç hizmetine karş ı l ı k binlerce i haneti ile dolup taşan bir ibret tarihidir. Çin'e sefere çıkan Türk hakanını zehirleyen Ç i n l i prensesten Şerif Hüsey i n ' e, Çerkez Ethem'e ve Kürt Şeyh Sait'e kadar binlerce vakası olan bir ihanetler tarihidir. Memleketin öz çocukları ise hizmet etmek için yüksek mevk i lere geçmeyi beklememişlerd ir. Her yerde, her zaman, her şart içinde sessizce, gösteriş yapmadan hizmet etmişler, kan ve can vergisi vermişlerdir. Türk milletinin gözünü açmak için ileride bi.iyi.ik ciltler hal inde neşredeceğimiz bu ihanet silsi lelerin i burada saymaya imkan yoktur. Yalnız, eğer açılabilirse, savcının gözünü açmak için burada birkaç tarihi vakayı anmakla iktifa edeceğim: 202
KURŞUNIJlNAN TÜRKOLOJİ
1 . Namık Kemalin büyük dedesi olan gazi ve şehit Topal Osman Paşa, Nadir Şahla savaşırken Osmanl ı ordusunda bulunan Araplar ve Kürtler topyekun ihanet ederek ordumuzun bozulmasına sebep olmuşlardır. 2. Balkan harbinde, Sırplarla yapı lan Kumanova meydan savaşı nda Osmanl ı ordusundaki Arnavutlar yine topyekun ihanet ettikleri için ordumuz savaşı kaybetmiştir. 3. Yine Balkan harbinde Selan i k ' i m üdafaa edecek olan 40.000 mevcutlu kolordunun kumandanı Arnavut Tahsin Paşa, tek fişek atmadan şehri ve kolorduyu Yunan l ılara tesl i m etmiştir. 4. B irinci C ihan Harbinde Araplar İngil izlerle, Ermen i ler Ruslarla birleşerek ordularımızı arkadan vurmuşlar, Türk esirlerini kesip doğrayarak örneksiz vahşetler yapmışlardır. 5. Türk m i lletinin idam fermanı olan Sevr barışını ancak Ermeni aslından Damat Ferit, Arap Hadi ve Arnavut R ı za Tevfik imzalamıştır. Rıza Tevfik i mzada kul landığı kalemi Amerikan Kollej ine hediye etmiştir. 6. Mütareke yıllarında Nemrut M ustafa diye an ı lan Kürt Mustafa Divan-ı Harbi sırf ırki bir taassupla Türk vatanperverlerini idam etmiş, Ermeni tehcirlerini bahane göstermiştir. Ermeni tehcirini yapan Türkleri idam etmekle İstiklal harbine iştirak eden Türkleri idam etmek arasında mah iyet farkı olmasa gerekti r. 7. K urtuluş savaşında Çerkez Ethem ve yardakçı ları Düzce ve Bolu havai isindeki Çerkez ve Abazalar topyekun m i l l i davaya ihanet etmişlerdir. Bunların bir kısmı Balıkesir havai isinde bir Çerkez Devleti kurmaya kalkışmışlardır. 8. K u rtuluş savaşından sonra Doğu Anadol u 'daki Kürt ve Zazalar topyekun isyan ederek ayrı devlet kurmak sevdasına kapılmışlardır. 9. Daha sonra Türk ordus unda bir yüzbaşı olan Kürt İhsan Nuri, Ağrı Dağındaki Kürtlerle birleşerek ve yabancılardan yardım görerek bir isyan hareketi yapmıştır. D ikkate değer ki İhsan Nuri, 203
PROF. DR. AHMET BURAN
kumanda ettiği bölüğü de bu isyana sürüklemek istediği halde Kürt efrat kendisine uymuşlar, fakat Türk erat bunu kabul etmemişlerdir. Asırlardan beri içimizdeki yabancılardan gördüğümüz ihanetler Türk halkında aksü' l-amel ve öfke doğurmuş, Aydın i l lerinde bir millet kahramanı gibi hala anılan ve adına kitaplar çıkarılan Çakırcalı Efe, bu kahraman dağ şövalyesi Arnavut ve Çerkez mezarl ığı yapmaya and içmiş ve andı n ı yerine getirm işti. Türk m i l leti içimizdeki yabancıları, gerek bize yaptıkları fenalıkları, gerek ahlaksızlıkları yüzünden daima aşağı gönnüş, tehzi 1 etmiştir. Halkın içinde ve kitaplarda yaşayan tabirler, darb-ı meseller ve fıkralar yabancı lara karşı Türk ırkının tiksintisini, gururunu, telakkisini, inancını göstermektedir. Savc ı n ı n anayasaya aykırıdır d iye bize yapı ştırmak istediği ırkç ı lığı devlet b i l fi i l tatbik etmektedir: Maden Tetkik ve Arama Enstitüsü ile askeri okullar ve Hemşire Okuluna ancak Türk ırkından olan öğrencilerin alınması; 25 1 O sayı l ı iskan kanunun 7, 9, 1 O, 1 1 , 1 3 'ncü maddeleriyle iskan muafiyetleri n izamnamesinin üçüncü, dördüncü maddeleri; M i llet Mecl isi tarafından kanunla kabul edilen İstiklal Marş ı ' n ı n ve Harp Okul u Marşı 'nın Türk ırk ı n ı terennüm etmesi, hep ırki görüşün mahsul lerid ir. Benim ırkçılıktan dolayı hesap verdiğim şu dakikada, Istanbul Emn iyet Müdürlüğünün birinci şubesinde, birinci kısmın bir masasında oturan bir memur bazı genç öğrencilerin Türk ırkından olup olmadığını incelemekle meşguldür. Bundan birkaç y ı l önce Atatürk'e suikastla itham olunarak Ankara'da muhakemesi yapı lan A l i Sai p ' i n davasında, Savcı Baha Arıkan A l i Saip' i K ü rt olmakla itham etmiş ve Kürtlüğü bir suç gibi yüzüne çarparak Kürt o lduğu için devlet başkan ına suikast yapabi leceği n i i leri sürmüştü . Yan i o zaman bir savcı ırkç ı l ı k yapmıştı. Bugün i se başka bir savcı ırkç ı l ığı yurda ihanet gibi göstererek ırkçıları itham etmektedir. Devletin kanunları savcı ların keyfine göre ayrı ayrı manalar alamaz. M i llet fertleri de savcılar,
204
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
kanun ları başka başka anl ıyor d iye oyuncak yerine konulamaz. Ya odur, yada budur. Ceza kanunumuzun birinci maddesi kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fi i l için k imseye ceza veri lmez demesine, devletin orduda bilfiil ırkçılık yapmasına göre demek ki ırkçılık suç değildir. Suçsa asırlardan beri ayrı cemaat teşki latları, yal n ız ken d i aralarında evlen m e l eri, d in i tören leri ve ayrı mezarlıkları ile bilfiil ırkçılık, hem de Yahudi ırkçılığı yapan Selanik Dönmeleri niçin cezalandırılmıyor da, bu vatan ın hakiki sahipleri ve bekçi leri olan biz Türkler fikir ve nazariyat sahasında kalmış olan ırkçıl ığımız için takibata uğruyoruz? Başveki l Saraçoğl u Şü krü, 5 Ağustos 1 94 2 ' de M i l l et Meclisinde verdiği nutukta: "Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar ve la-aka! o kadar bir vicdan ve kü ltür meselesidir" diyerek kan, yani ırk esasını kabul etmişti. 26 B irinci Teşrin 1 94 1 Pazartes i günü çıkan gazetelerde Istanb u l h al kı n a bir veda demeci neşreden eski Örfi İdare Kumandanı A l i Rıza Artunkal, Türk M i lletine deği l, asi l ve temiz Türk ırkına hitap etm işti. Görülüyor ki eski Örfi İdare Kumandanı asi l ve temiz Türk ırkından bahsederken yenisi ırkı inkar ederek ırkçılığı vatan ve millet ihaneti sayıyor. Bunların hangisi doğrudur? İkincisi doğru ise niçin Ali RızaArtunkal, Saraçoğl u Şükrü ve orduya bilfiil ırkçılığı koyan Çakmakoğlu Müşir Fevzi Paşa hazretleri de bizim aramızda değildir? Adaletin eşit olması için aynı suçu işleyen bütün insanların aynı takibata uğraması icap eder. Aksi taktirde adalet yerine getiri lmiş olmaz. Irkç ı l ık resmi neşriyatla da teyid edi lm iş, maarif vekaleti neşriyatında, bilhassa inkı lap derslerinde son hadd ine varmıştır. M ah m ut Esat Bozkurt ' u n İ nkı lap Tarihi K ürsüsünden veri p bastırdığı takrirler Türk genç lerinin kalbindeki yankısını hala kaybetmemiştir. Eski bir adl iye vekilinin, resmi bir hükumet organı olan kürsüden devletin bugüne ve yarına muzaf düşüncelerin i gösteren bu takrirleri vermesi dikkate değerdir. 205
PRDF. DR . AHMET BURAN
Irkç ı l ığı; kabul ettiği iskan kanunuyla sade M i l let Mec l isi, askeri okul larda tatbik ettiği usulle ordu, 5 Ağustos 1 942 nutkuyla başvekil, neşrettiği kitaplarla maarifvekaleti ve üniversite yapmış deği ldir. Şimdiye kadar ikisi de beni m tarafımdan o l mak üzere çıkarılan Türkçü dergi lerde de ırkçı neşriyat yapı ldığı, bunda benim geniş bir payım olduğu halde ne Örfi İdare, ne Müdde-i Umumilik, ne Emniyet takibat yapmamıştır. 1 93 1 'den 1 94 1 'e kadar suç olmayan bir fi i 1 in, ceza kanununda değişiklik olmadığı halde 1 944 'te birden bire suç diye vasıflandırılmasının hesabını venneye mecbur olan ben değil im, Savcı Kazım'dır. Irkçılık Türkiye'de yabancı ırkların tesanütüne karşı bir aksü' l amel olarak doğmuştur. Azın l ıklar hususi cemaat teşki latları, Türklerle karışmamak hususundaki gelenekleri, birbirlerini koruyan tesanütleri, ayrı mezarl ıkları, ayrı d i l leri ve dinleri, ayrı mektepleri ve soyadlarıyla kend i ırki hüviyetleri n i inatla sakladıkları, yani memlekette Türklükten başka ayrı m i l li hüviyetler yaşatarak m i l li birl iğe engel oldukları, Türkiye'yi yirmi parçaya ayırdıkları halde bunun suç sayılmayıp da onların bu ayırımcı ve bozguncu hareketine karşı m i l li bir reaksiyon gösteren, memlekette tek ve rakipsiz bir Türk ırkından başka h iç b i r ı rk ka l mamas ı n ı i steyen , yan i Türkiye'nin manevi birl iğini özleyen Türklerin, b u memleketi bin bir parçaya ayırmakla itham edi lmesi gibi bir düşünceye tarih in hiçbir çağında, h içbir yerde, h içbir m i l lette rastlanamadığı gibi bugünkü h ukuk telakki leri de buna m üsaade etmez. Kaz ı m Alöç' ünün inatla müdafil iğini yaptığı başka ırklar, h e r vesile i le kendi lerini Türk'ten ayrı saymakta devam ettiklerin i gazetelere verdikleri ilanlarla da göstermektedirler. Mahkemenize sunduğum iki gazetedeki ölüm i lanları sözlerimin del i l idir. B irinde (4 Kanun ı evvel 1 944 tari h l i Akşamda) Ümera-yı Çerakeseden M u rat Bey' inin kerimesi İsmet Han ım' ın, öbüründe de (30 İkinci Teşrin 1 944 tar i h l i C u m h u r i ye t ' te d e ) m a r u f T ü cc a r S ab r i Süleymanoviç' in acı ölüm lerinden bahs olunuyor. Irkç ı l ığı m i l li
206
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
tefrikac ı l ı k sayan lar ve hele bu hususta isterik bir h assasiyet gösteren Kazım Alöç bu i lan ları görmeli, Çerkezlik ve Boşnak l ı k iddiasının gösterili şekilleri olan b u i lanları verenler hakkında takibat yapmalıydı. Burada kendi l iğinden bir sual vaki oluyor: Madem ki ı rkç ı l ı k Kazım A löç'e göre yanl ış, sakat b i r zihniyetti, o halde n için kendisi b izim ı rk ı m ızı aramak sevdasına kap ı l d ı ? N i ç i n Barıman ' ın, Reha'nın, benim ve zevcemin ırklarımızı aramaya kalkıştı? Burada dördüncü göbek babam hakkında savurduğu Rumluk i ftirasını da ret etmeye mecburum. Belki bunun yeri burası deği l gibi gözükür. Doğrudur. Fakat o duruşmam s ı rası nda buna matuf sözlerim durdurularak bun ları müdafaama bırakmam mahkemece bana ihtar olunduğu için ben de bu ihtara uyarak bu meseleyi şimdi ele alıyorum: 2 1 Temmuz 1 944 Cuma günü i lk sorgum yap ı l ı rken Kazım A löç vasiyetnamemdeki şecerem i mevzu - ı bah i s ederek: siz dördüncü göbek babanı z ı b i lm iyorsunuz ama biz tahkik edip öğrendik demiş ve kimm iş? d iye vaki olan sualime de tab i i bir Türk köylüsü diye cevap vermişt i . 22 Tem m uz 1 944 Cumartesi günü yapı lan ikinci sorgumda dördüncü göbek babamı n Rum olduğu n u , çünkü Pontus ' tan göçerek M i d i köyüne gel d i ğ i n i söylemiş, bu malumatın nereden elde edi ldiği hakkındaki sualime de mütehassıslara yaptırılan inceleme ile d iye cevap vermiş, fakat bu hayali mütehassısların kimler olduğunu bildinnemişti. Aynı gün zevcemin yine vasiyetnamede bulunan şeceresini mevzu-ı bah is ederek onun da tahkik edildiğini ve doğru çıktığını, Reha hakkında yapı lan i ncelemede de Reha ' n ı n Berberi ırkından olduğunu tespit ettiklerin i ve bu Berberiliğin uzak değil, ikinci atadan geldiğin i söylemişti. 7 Eylül 1 944 'te okuduğu son tahkikat kararında ise Rumluğu biraz daha yak laştırarak dördüncü göbek babamdan üçüncü göbeğe indiriyor ve dedemin babası için dönme olduğu mervi Ahmet diyor. Bu kadar mühim ve tarihi bir davada bir savcının
207
PROF. DR. AHMET BURAN
rivayetlerle deği l, riyazi katiyetlerle söz söylemesi icap ederd i . Duruşma sırasında, M i d i köyünde yaşayan doksan yaşındaki bir ihtiyarın (ki Kazım' ı n mütehassıs dediği adam herhalde bu olacak) sözlerine atfen bu rivayetin çıktığını itirafeden savcının biraz içtimaiyat bilgisi olsaydı bir soyadının ancak uzun bir zamanda teşkil edeceğini, bir dönmenin veya oğlunun Çiftçioğlu diye bir soyadı alamayacağını kestirird i . B i raz Türkiye coğrafyası b i l seydi başka yerlerden Gümüşhane Vilayetine bir muhaceret değil, toprağı verimsiz ve taşlık olan Gümüşhane vilayetinden dışarıya doğru bir göç olduğunu bilirdi. Biraz istatistik yı l lıklarını karıştırmış, eski ihsai malumata bakmış olsaydı Türkiye'nin 63 vilayeti arası nda yüzde hesabiyle Türklerin en kalabalık olduğu vilayetin Gümüşhane olduğunu görürdü. Tarih ve etnoloj iye biraz vukufu olsaydı Gümüşhane vilayetinin Bayındır Türkleriyle d o l d u ğ u n u , Fatih S u ltan Mehmet ' i n de buraya Amasya' dan bir yığın Türk getirdiğini hatırlardı. Hepsinden sarf-ı nazar biraz mantıki düşünebilseydi Karadeniz kıyılarında balıkçılık eden Rumların Zıgana Dağların ı aşarak Dorul ' a gel i p ç i ftçilik yapamayacaklarını, sahi l ahalisinin daima sah i l lere h icret ettiğini düşünebilirdi. Bütün bunlardan sonra beni bütün psikoloj imle tanımak iddiasında bulunan Kazım beni cidden tanısaydı, eserlerimi okusaydı bende bir dönme torununun psikoloj isi bulunmadığın ı idrak ederdi. Dönme psikoloj isinin nas ı l olduğunu Kazım Alöç çok iyi bilir. N ihayet şunu da hatırlatmak isterim ki bugün Midi köyünde yaşadığı iddia olunan doksan yaşındaki ihtiyar, hakikaten mevcutsa, benim ne dördüncü ve ne de üçüncü göbek babamı görüp tanımış olamaz. Babamın ve dedemin malum olan doğum yıllarına göre bu, imkansız bir fantezidir. Mahkemeyi bir de karışık rakamlarla yormamak için bu hesapları göstermekten vazgeçiyorum. Çünkü diğer del i l lerim her yerde olduğu gibi burada da bir iftiraya uğramış olduğumu kafi miktarda ispat etmektedir. Şimd i : Eski atamın ilk önce Türk, ikinci seferde Rum, üçüncü seferde rivayete göre dönme olduğunu söyleyen, yani bir meseleyi
208
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
üç seferde üç ayrı şeki ide ortaya atan Kazım' ın sözlerinden hangisi doğrudur? Ve biz onun sözlerinden hangisine inanıp hangisine inanmayacağımızı nasıl kestiririz. Bel li ki bu i ftira ben im ırkç ı l ık prensibimi çürütmek için ortaya atılmıştır. Fakat çürütülemez. Farz ı muhal benim, ana ve baba tarafından bütün ecdadı m gayr-ı Türk olsa bile yine bunun la ı rkç ı l ı k ü l küsü çürütü lemez. Çünkü i lmi hakikatler ve tarihi zaruretler, şah ısların hususi durumuna bağlı deği ldir. Eğer ben halis Türk değilsem ırkç ı l ı k davasını gütmem hem samimi olduğumu, hem de bu davanın hak l ı ve kuvvetl i olduğunu gösterir. Çünkü ırkçılık ülküsünün zaferinde şahsi hiçbir kazanc ı m yoktur. Savcının ırkçılıktan dolayı bana yakıştırdığı 1 42 'nci maddenin ırkçılıkla i lgisi olamaz. Ceza kanununu iyi karıştırsın. Irkç ı lığı suç sayan başka bir madde bulabi l irse onu i leri sürsün. Çünkü 1 42 ' nci maddede zikr olunan içtimai ve iktisadi zümreler deği l; m i l li, ırki veya kavmi zümrelerd i r. 1 42 'nci madde memleket i n iktisadi nizamını bozmak ve içtimai bir zümre olan amele sınıfının diğerleri üzerine tahakkümünü m ümkün k ı l mak i ç i n faal iyete geçen komünistlere karşı konulmuştur. Komünistler için kullanılan madde, komün ist düşmanları için de kul lanı lamaz. Irkç ı l ığı reddetmek günün birinde bu devletin başında Yahudi bir devlet başkanı, yahut Enneni bir başvekil, zenci ordu kumandanları, Çingene profesörler gönneye razı olmak demektir. Irkçılığı inkar etmekle savcının böyle b i r d u ru m a razı o lduğu a n l aş ı l ıyor. Fakat ben a s l a kabu l etmeyeceğim.
Turancılık Turancı l ığa gel ince: Bunun hakkında fazla söz söylemeyi lüzumsuz buluyorum. Dünyanı n h içbir yerinde kendi devlet i n i büyütmek isteyenlere vatan haini denmemiştir. Biz Ziya Gökalp'in , Mehmet Emin ' in şiirleriyle beslendik. Haritalarda, ırkımızın
PROF. DR . AHMET BURAN
yaşadığı yerlere baktık. M i lletimize fenalık edenleri tarihte okuduk. Ye m i l li kini ateşten damgalar gibi kalbimize yazdık. Irkçı ve Turanc ı o ld uğumuz i ç i n vatan ve m i l let h a i n i o ld uğumuzu gazetelerde i lan eden örfi idare kumandanıyla duruşmamızı yapan hakimlerin garip bir tesadüfle hep Turancılığa ait adlar taşı ması A l lahın bir lütfu ve bir ihtarıdır. Mahkeme reisi generalin soyad ı olan Yazgan katip manasına gelen bir kel imenin Türkistan telaffuzudur. General pekala Yazan veya Yazıcı diye bir soyadı alab i l ird i . Bunun Türkistan telaffuzuyla olan şeklini a l m a k l a h i ç şüphesiz ka l b i nde o raya karş ı o l an sevg i s i n i göstermiştir. A l bayın soyadı Kaan Turan İ mparatorlarının unvan ı olan bir keli medir. Hakim Osman Cevdet' in soyadı olan Erkut Altay destanlarındaki bir kahramana aittir. Fazla olarak m i l let meclisi reis vekilinin Günaltay, bir orgeneral in Altay, genelkurmay başka n ı n ı n O m u rtak, I sparta mebu s u n u n Turan soyad lar ı n ı taşıdığını, Turan d iye b i r vilayet gazetesi çıktığını zikredebi l irim. Görülüyor ki Turan ü lküsü ve sevgisi bütün m i lletin gön lünde, şuuru nda, tahte' ş-şuurunda yaşamakta, biz farkına varmadan soyadlarım ı za kadar geçmektedir. B i r gözcü nas ı l yalnız sağ gözü tedavi i le iktifa edemezse bir Türkçü de öylece yalnız Türkiye Türklerini düşünmekle kalamaz. Niteki m hükumet de dış Türklerle i lgisini kesmem iş, ilk uygun fırsatta Antakya Sancağını i lhak etmiştir. Halep ve Musul da m i lli misaka dahildir. Antakya'yı istemekle ırkımızın beşiği olan ülkeleri istemek arasında mah iyet farkı yoktur. Kimseden haksız bir şey talep etmiyoruz. Atalarımızdan kalan mirasın, mefahirimizin gömülü olduğu toprakların bizim olması ü lküsünü kalbimizde taşıyoruz. Oraları unutmamak istiyoruz. Ben bunları şahsım için istemiyorum. Oralarda çiftlik yahut apartman yapacak deği l im. M i l letim için düşündüğüm haklardan dolayı da kimse bana vatan haini diyemez. Bu çirkef iftirayı iadeye tenezzül etm iyorum. Kimin hain, kimin vatanperver olduğunu tarih tayin edecektir. Hatta etmiştir bile ..
210
KURŞUNL.ANAN TÜRKOl.OJİ
Mahmut Esat Bozkurt'un Atatürk İhtilali adl ı kitabında ve Adsız Mecmua, Orhun, Bozkurt, Ç ınaraltı ve Tanrıdağ dergi !erinde Turancı l ı k için çıkan yazılardan h içbiri n in takibe uğramaması bir gaflet eseri deği ldir. Çünkü bir devletin 1 93 1 'den 1 944'e kadar gaflet etmesine imkan yoktur. Kanunlarımızda Turancılığı suç sayan musarrah bir madde olmadığı için şimd iye kadar kanuni takibat yapı lmamıştır. Anayasamızda Turancı l ıktan bahis yoktur. Fakat Anayasamızda ahlaktan da bahis yoktur. Kazım Alöç' ün mantığı ile yürürsek ah lakı müdafaa eden insanları da anayasan ın ana vasıflarını bozmakla itham ederek cezalandırmak icap eder. Turancı l ığın yüksek bir ü lkü, uğrunda can verilecek m i l li bir fazilet olduğunu ben tespit ettim. S uç olup olmadığını da mahkemen iz takdir edecektir.
Hükômeti Tahkir: Hükumeti tahkir ettiğim hakkı nda Kazım Alöç'ün dayandığı en sağlam deli l Cihat' ın ifadesidir. Cihat hakkında ise mahkemeniz elbette bir kanaat edinmiştir. Reha'nın seni Nafıa Vek i l i yaparız diye yaptığı bir şakayı doğru sanacak kadar şuurdan mahrum ve irsiyetinde del i l ik o lan Cihat' ın, h ükumeti tahkir ettiğim yol l u i fadesi n in h ukuki değeri olab i l i r m i ? En yak ı n vakaları b i l e hatırlayamayan ve ifadelerine daima kati olarak hatırlayamıyorum ama diye başlayan Cihat ' ı n , 1 94 1 'de h ükumete sövdüğümü nas ı l hatırlayabild iği düşünülmeye değer. Duruşma sırasında İsmet Rasin'in dört kişi lik küçük otomobi l ine, aralarında Hazma gibi iki kişilik yer kaplayacak birisi de dahil olmak üzere yedi kişiyi sığdıran; Çınaraltı idarehanesindeki tesadüfi bir konuşmayı kapal ı perdeler arkasında yapılmış esrarengiz bir toplantı gibi gösteren bu bozuk bey i n l i m ütereddi 27 Kanun-i evve l 1 944 çarşamba tari h l i duruşmada, öğleden sonraki celsede hükumete sövdüğümü pek hatırlayamadığını ifade etmiştir. Öteki maznun lar da bunu teyit etmiştir.
211
PRDF. DR. AHMET BURAN
Reha'nın aleyhimde verdiği ifadenin bana kanuni bir suç tahmil ed i p etmeyeceğin i b i l m iyorum . Emniyet Müdürlüğünde işkence odasındaki feryatları n ı kend i hücremden ızdırapla din lediğim, mahkemede ilk tahkikattakine aykırı ifade verirse yen iden ayn ı işkenceye sokulmakla tehdit edi ldiğini bi ldiğim Reha, ben im gibi bir maznun olan Reha hakikaten onun yan ında hükumeti tahkir etseydim, aramızdaki düşmanl ığın en had devrinde yazdığı, ben im için iftiralar taşan kitabına bunu almaz mıydı? Cemal Oğuz'un sözlerine gel ince : Duruşma sırasında her şeyi zuh u l le izah eden bu Fi lorinalı Nazım ' ı n hayr-ül halefi hakkında mahkemeniz bil hassa yaptığı o manzum müdafaadan sonra tam bir kanaat ed i n m i ştir. Tam b i r kemal ist olduğunu söyleyerek Turanc ı l ı ğ ı reddetmes i n e rağmen manzum e l e r i n d e boyuna Turandan bahsetmesi bir zuhu ldür. I rkç ı l ığı kabul etmemesine rağmen bir mecmuada ırkç ı l ığı ben imsemesi yine bir zuhuldür. Ankara gençliğinin bana gösterdiği konukseverliği kendine inhisar ettirmes i : O da b i r zuh u ldür. Ü lkü ve feragat sözü ağzından düşmediği halde kitabını sırf çok satıl ıyor d iye Ayl ı Kurt yayını olarak bastırmak istemesi, yani adi bir ticari maksatla hareket etmesi de elbette zuhuldür. Kendisini altı yıldır tanıdığım halde benimle 1 2 y ı l l ık aile dostu ol uşu, tabii yine bir zuhuldür. Velhas ı l b u zava l l ı mah lukun bizzat kendisi b i r zuhuldür. Tabiatın v e h i lkatin zuhulü. Onun manzume kitabından sırf Atatürk ve İnönü ad ların ı çıkardığım hakkındaki sözlerinin b i r zuhul olması icap eder. Çünkü ben bu kitaptan Atatürk'ü ve İnönü 'yü deği l, dalkavukluğu çıkardım. Bir ismi bir kitaptan çıkarmak hakaret deği ldir. Fakat bazen bir ismi bir kitapta bırakmak o i sme hakaret olabil ir. Ahlak ve sanat end işesiyle yaptığım, kendisince de malfım birkaç düzeltmeden dolayı, manzumelerinde ordulara meydan okuyan; öl ümü, azabı h içe sayan bu sahte kahramanın, i l k işkence tehdidi karşısında ödü patlayarak kendisini kurtarmak için bana zuhu len iftira atacağın ı nereden bil ird i m? Onun manzumelerinden münhasıran Atatürk ve
2 12
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
İnönü adlarını çıkarmış olsam bile hakaret bunun neresinde? Bunu hakaret saymak da savcının bir zuhfılü olsa gerek. F i i len veya matbuat sahasında muhasama yapmadığımız diğer mazmın larve şahitler benden tahkir yollu söz işitmediklerini ittifakla b i l d i rm i şlerd i r. Geriye savc ı n ı n e l i nde kala kala Tevet ' e ve Sançar 'a yazı lmış mektuplar kalmaktad ır ki, bunda da alen iyet olup olmadığını mahkemen iz takdir edecektir. Savcı Kazım zoraki bir aleniyet yaratmak için çırpınmakta ve hiç kimseye gösterilmemiş olan vasiyetnamemi de suç del i l i gibi ortaya sürmekte ise de gayreti boşunadı r. Kazım Alöç'ün dostu olsaydım, onun da böyle baştan başa vatanperverl i k ve ahlak dersi olan b i r vasiyetnamesi bul unması n ı temenni ederd im. Onun yerinde olsayd ı m bunu sah ibine iade ederdim. K imsen in görüp bilmediği vasiyetnamemde bazı şah ısları sevmed iğim için beni hiçbir kanun, h içbir mahkeme mahkum edemez. Ben herkesin sevd iği insan ları sevmeğe mecbur değil i m . Hele psikanal izin ortaya koyduğu hakikatlerden sonra; taht-eş şuurlarındaki zulmetlerle, gönüllerinde yaşayan ifritlerle hiçbir insanı sev i lmeye layık bulmuyorum . Bütün didinmelerden sonra büyük kainat manzumesinde meçhul bir zerre olacağım ızı düşünüyor ve bu kadar boş bir neticeye varmadan önceki şu kısa misafirlikte insanların vicdan ına karışmak hamakat111ı gösterenlere acıyorum. Hiçbir hakiki bahtiyar! ığın bulunmadığına kani olduğum dünyada tek vazife ve teselli bildiğim ülkü, şahıslardan sıyrı lmış yüksek bir duygu ve düşüncedir. O, çirkin yüzlü ölümü bile güzelleştirip bir sevgi! i gibi bağrımıza bastırır. Hayatın zehir zenberek kasırgalarını ruhumuzda nisan rüzgarı gibi estirir. Acı ların ön ünde bizi granit heykel ler gibi susturur. Ben bu yolun üzerindeyim. Onun içindir ki oğluma zengin olmas111ı, bahtiyarlık için çal ışmasını değil, Turan ' ı kurtarmak için yapılacak kutlu savaşta şeh it olmasın ı vasiyet ed iyorum. Savcı beğenmese de, bütün dünya hoşlanmasa da ben böyleyim işte. Vasiyetnameyi suç saymak insanlar111 beyin lerinden
213
PRDF. DR . AHMET BURAN
geçen düşünceleri suç saymaya benzer. Acaba Kazım A löç yirmi üç maznunun kafalarında kendisi için dolaşan mahrem fikirlerden dolayı da herhangi bir kanuni madden in tatbikini isteyebi lir mi?
Ankara Nümayişi Savcının hakkımdaki iddialarınm en garibi Ankara nümayişini hazırladığım hakkındaki sözleridir. Duruşmada elbette anlaşılmıştır ki bu nümayişi hazırlayan ben değil im. Yaradılışım ve seciyem buna elverişli değildir. Ankaraya gittiğim zaman, nümayişe iştirak etmiş olanlardan yalnız Cemal Oğuz'u tanıyordum. Tanıdıkları ve avukatları ziyaret ederek, bana gelen yüzlerce gençle konuşarak geçen zamanda bir nümayiş hazırlayacak kadar vaktim acaba var mıydı? İlk defa görülen gençlerle bir nümayiş hazırlamak bu kadar kolay mıdır? Bu gençleri, farz-ı muhat bir nümayişe tahrik etsem, beni sabahtan akşama kadar kontrol eden polisler farkına vannaz mıydı? 1 3 Teşrin-i sani 1 944 tari h l i duruşmada Cemal Oğuz, Tevetoğlu'na yazdığı bir mektuba dair söz söylerken: Atsız' la Sabahattin Ali'nin davalarına ait duruşma sırasında ı s l ık çalmak suretiyle Sabahattin A l i 'ye ve onun şahsında bütün komün istlere karşı tezahüratta bulunacağımızı da yazmıştım diyor. Bu mektup, son tahkikat kararının 1 5 ' inci sahifesinden anlaşı ldığı üzere 2 1 Nisan 1 944'te yani ben Ankara'ya gitmeden önce yazılm ıştır. Nümayiş muhakkak bir kararla yapıldıysa görülüyor ki bu karardan ben im haberim yoktur. 2 Mayıs 1 944 günü nümayişi yapmak için Cabbar, Sait, Cemal Oğuz ve beni m aramda verilmiş karar Sebat Ote l inde deği l, savcı Kazı m ' ı n hayal hanesinde hazırlamıştır. Nitekim bu h usustaki idd iasında da bir zapt ü rapt yoktur: 1 . Son tahkikat kararı n ı n 1 4' üncü sahifesinde Cabbar ' la Said' in idaresinde toplanan ve adları tespit edi len 1 5 kadar gencin Saman pazarı ' nda topl anarak n ü may i ş kararlaşt ı rd ı k ları n ı söylemektedir. 214
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OJİ
2. Son tahkikat kararı n ı n 1 5 ' i nci sahi fes inde nümayişin Kadastro okulunda hazırlandığını iddia etmektedir. 3 . Diğer taraftan nümayişin Sebat otel inde dört kişi (ben, Sait, Cabbar, Cemal) arasında hazırlandığını i leri sürmektedir. 4. İddianamede ise Sait ' i bu komplodan çıkararak nümayişin üç k i ş i (ben, Cabbar, Cemal) aras ında hazırlan d ı ğ ı n ı i s pata çalışmaktadır. Duruşmadaki ifadelerinde Cabbar, Sait ve Cemal Oğuz benim nümayişle hiçbir ilgim olmadığını söyled i ler. Şahit Osman Yüksel ve Nezahat da bun ları teyit etti ler. Yalnız Ü lker aleyhime ifade verd i . Bununla beraber bu ifadenin de inan ı l ır bir tarafı olmasa gerek. İnsan i l k defa gördüğü bir genç kıza şimdi s ize bir sır vereceğiz d iyerek hazırlamakta o lduğu suçu h aber verir m i ? Ülker'in nas ı l b i r tesir altında b u ifadeyi verdiğini beli rtmek için mahkemeye şu haki katı söylemeye mecburum: Ü lker ve Nezahat amme şahidi olarak gösteri ld iki eri halde hakikatte Ankara' da tevkif ol unarak Istanbul 'a getirilm işler fakat Nezahat' i n askeri hakim olan babas ı n ı n hususi müdahalesiyle serbest b ı rakıl m ı şlard ı r. Bununla beraber serbest bırakılma karşılığı olarak istenilen şekilde i fade vermeye icbar edi l m işlerdir. Ü l ker, mahkeme huzurunda verdiği i fadede Istanbul 'da bir otelde kaldığını söylediği halde emniyet müdürlüğünde kalmış ve mahkemeye polis nezareti altında gel m iştir. Bunun manasını takdir akl-ı selime aittir. Beni m an ladığıma göre Ankara nümayişi gençl iğin müşterek ve fevri b i r h areket i d i r. C abbar ' ı n , S a it ' i n ve İsfend iyar Barıönü ' nün ifadelerinden anlaşıldığına göre daha ben Ankara'ya gelmeden çok önce Rasi h Kaplan, Reşad Şemsettin, Behçet Kemal, Reb i i Bark ı n , Suut Kemal, Tah s i n B anguoğlu g i b i mebusların şifahi telkinleriyle komün istlere karşı tahrik edi len gençler Sabahatt i n A l i 'ye h akaret etmeye karar verm i ş l er; Sabahattin A l i de benimle olan duruşmasında Atsız bu davayı ülkü ve davası şekl ine sokarsa bundan hem kend isinin hem de devletin
215
PROF. DR. AHMET BURAN
zarar göreceğini ihtar ederim diye tehdit savurarak mahkeme salonunu dolduran Türkçü Türk gençlerini hiddetlendirip tahrik etmiş, 3 Mayıs duruşmasında mahkeme salonuna alınmayarak Adliye sarayı önüne biriken gençlerin içlerindeki kin duygusu nümayiş şekline dökülmüştür. Amme şahidi diye dinlenen Osman Yüksel ve Ülker bu nümayişin yalnız ve ancak komünistlere, yahut yeni adı ile Turoçkistlere karşı yapıldığını kesin olarak söylemişlerdir. Sait' in ifadesine göre nümayiş kafi lesinin başında Ankara Emniyet Müdürü Şinasi'nin bulunması ve kafi le Ulus meydanına gel inceye kadar polisin müdahale etmeyişi dikkate değer. Bundan sonra polisin yaptığı müdahale, telaşlı ve izam edici bir adam olduğu anlaşılan Ankara valisinin teşebbüsü ile olmuştur. Hüseyin Namık Orkun ile çektirdiğim resmi bir suç vesikası sayacak kadar mübalağacı olan Ankara valisinin milli bir tezahürü ihtilal sanmasının ceremesini on aydır biz çekiyoruz. Müdafaa şahidi diye gösterdiğim Ankara Emniyet B irinci Şubesi memurlarından Zühtü ve Mahmut' un şahadetlerini dinlemeye mahkemeniz lüzum görmedi. Beni adım adım takip ettiklerini tevkifımden sonra öğrendiğim bu iki memur dinlenmiş olsaydı nümayişte i lgim olmadığını en salahiyetli insanlar olarak bildireceklerdi. Maarif kadrosunda mühim yerler tutan ve vaktiyle komünizm suçundan dolayı hepsi de sabıkalı olan birkaç yerl i komüniste karşı yapı lan ve suçsa, tecemmüat kanununa göre vasıfland ırılması gereken bu mi lli hareketi dal landırıp budaklandıran, benim iki şahsi düşmanı m olan Falih Rıfkı i le Hasan A li olmuştur. Falih Rıfkı, Ankara nümayişinden mevkuf olan gençlerin henüz pol is tahkikatı (ilk tahkikatı) yapılırken Ulus gazetesinde kışkırtıcı ve i fti racı yaz ılarla vakayı büyütmüş, efkar-ı umum iyede heyecan uyandırm ı ştır. 3 Mayısta pol i s tarafından tevkif olunan yüze yakın gencin henüz sorgusu bile yapılmadan Falih Rıfkı 7 Mayısta kışkırtıcı neşriyata başlamış, bu yalan neşriyat 8, 9, 1 1 , 1 3 , 1 4, 1 8 Mayıs tarih l i U luslarda devam etmiş, h i ç yoktan ortaya bir Irkç ı l ık Turancılık davası çıkarmıştır.
216
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Aleyhime dava açması için Hasan A li i l e birlikte Sabahattin A l i 'yi tahrik eden de yine Fal ih Rıfkı olmuş ve U lus gazetesin in avukatını fahri bir hukuk müşaviri gibi Sabahattin A l i 'ye vermiştir. Kendisini Hasan A l i ile Falih Rıfkı ' n ı n tahrik ettiğini Sabahattin A l i Orhan Şaik'e söylemiş, Orhan Şaik de bunu duruşma sırasında mahkemeye bildirmişse de maalesef bu sözleri zabta geçmemiştir. Hasan A li, bir kitab ı n ı vaktiyle Orh u n 'da tenkit ederek cehaletini açığa vurduğum için, maarif vekaletinde orta öğren im müdürü olduğu zamandan başlayarak bana şahsi kin gütmüş selefi Safvet Arıkan' ın son zamanında bir mebusun kendi kendine yaptığı teşebbüsle resmi b i r l i seye tay i n i m tahakkuk etmek üzere bu l unmuşken maarif vekaletine geçerek i lk icraat o lmak üzere benim tayinimi durdurmuştur. B ütün bunlar Hasan A li i le Falih Rıfkı ' n ı n benim aleyhimde nas ı l bir kinle hareket ettiklerin i açıkça göstermektedir. Ankara nümayişi olunca bu iki düşman bundan istifade etmek için fırsatı ganimet b i ldi ler. Ve bu nümayişin adeta hükumeti devirmek için yapılmış bir ihti lal olduğu n u velvele i le etrafa yayarak fikirleri bulandırdılar. Şimdi soruyorum: Zevceme ve benden Ankara mahkemesinin tafsilat ı n ı istemiş olan iki iyi talebeme duruşma safahat ın ı ve Sabahatt i n A l i ' n i n mahkemeden kaçtığını yazd ı m d iye ben i tahrikç i l i kle itham eden savcı Kazım, daha ben tevkifolunmadan ve hükumet resmi tebliği neşretmeden önce U lus gazetesiyle efkar ı umfımiyeyi bul and ı ran Fal ih R ı fk ı ve metam ı ş gibi o n u n makalelerini günde dört defa tekrarlayan Ankara radyosu hakkında n için takibat yapmadı? Ulus gazetesiyle Ankara radyosu olmasaydı Ankara nümayişi deni len hadise iki günde unutulup gidecekti. B u hadise gazete ve radyolarla bütün dünyaya mübalağalı b i r şeki lde anlat ı l ı rken, bunu bir mektupla zevceme bildirmem in bir tahrik olduğunu iddia etmek ne demektir? Hüküm vermeyi mahkemeye ve namuslu insanların vicdanlarına bırakıyorum.
217
PROF. DR . AHMET BURAN
H asan A l i ' n i n şahsi garezl e hareket ett i ği n i n en bariz del i llerinden biri de şudur: Erenköy Kız Lisesinde tarih öğretmeni olan zevcem Bedriye Atsız, 1 6 Mayısta tevkif edildiği halde tevkifinden üç gün önce vekalet emrine alınmış, yetmişiki günl ük mevkufıyetten sonra tahl iye olunduğu ve vekalete dilekçe i le başvurduğu halde vazifesi veril memiş, verilemeyeceği de Hasan A li'nin imzasıyla gelen bir kağıtla kendisine bildirilmiştir. Halbuki aynı şekilde vekalet emrine alınmış olan Reşide Sancar ile Ziya Özkaynak tekrar öğretmenliğe getirilmiştir. Demek ki vekalet emrine almalar ve tayin ler tamamiyle bana karşı olan kinle ayarlanmıştır. Nitekim Ankara'da kendilerini ziyaret ettiğim Orhan Şaik, Hüseyin Namık, Osman Turan da sırf bu yüzden vekalet emrine alınmışlardır. B u kadar büyük, adeta cihanşümul bir davanın sorgusunu üzerine alan Kazım Alöç, davanın azameti i le uygun şahsi bir ikbal temi n i hevesiyle i şe başlamı ş, müzelerdeki heybetl i mankenlerin altından iki değnek parçası çıktığı gibi bu hailevi tahkikatın altından da bir iki manyakla masum ve vatanperverler çıkınca, inanamamış, muhakkak resmi sözlere uygun ifadeler almak için maznunlara emniyet müdürlüğündeki yardımcıları ile birlikte her türlü işkenceler yapmaktan çekinmemiştir. İnsanların insan gibi hava ve güneş görerek yaşayacağı kocaman bir askeri cezaevi varken maznunları sıkışık, pis, bir karyolan ın ancak sığd ığı hücrelerinde güneş bulunmayan, yaz günlerinde musluklarından su akmayan emniyet müdürlüğü nezarethanesine niçin götürdüğü elbette mahkemenizce takdir olunmuştur. Bütün bunlardan sonra iddianamesinin ikinci sahifesinde benim için muvazenesizliği ile maruf olan N ihal Atsız şecaat arz etme kab i l i nden huzurunuzda ölmüş bir rei s-i cumhura karşı hakareti kanunlarımız suç saymaz demek suretiyle kendi şahsi kin ve ihtirası uğrunda m i l li mukaddesata b i l e d i l uzatmaktan haya etmeyen vicdansız olduğunu ortaya koymuştur d iyerek bana hakaret etmekten çekinmiyor. 218
KURŞUNl.JUfAN TÜRKDl.OJİ
Gerçi savcı Kıizım ' ı n haykırarak savurduğu bu küfürlerle benim şerefimin safiyeti bulanamaz. Çünkü benim şerefim bir değil, birkaç yüz Kazım Alöç'ün alçaltamayacağı kadar yüksektir. Beşinci sınıf askeri adl i hakim Bay Kazım A löç bu dünyadan şöylece bir gel ip geçecektir. Fakat ben muhteşem anamızın bağrında, yani vatan topraklarında yatarken yarınki nesiller benim ektiğim tohumun yemişlerini devşireceklerdir. Ölmüş olan devlet reislerine hakaret kanuni bir suç değildir derken ben kanuna uygun bir söz söyled im. Kanun adamı olması gereken ve hukuki bir cevap vermesi icap eden Kazım buna haya etmeyen, vicdansız kelimeleriyle karş ı l ı k verd i . B u iki çirkin sıfat tarih denilen yıkılmaz ve aşınmaz kayanın duvarlarına çarptı, fakat henüz bir yankı halinde dönmüş ve bize erişmiş deği ldir. O yankı bize eriştiği zaman bu dava yeniden görülecek, fakat bu sefer yan ı l maz tarih in temyizsiz hüküm verd iği bir mahkemede maznun ve mahkum mevki i nde Kazım Alöç oturacaktır. Mahkemede Fehiman 'ın sorgusunun yapıldığı 29 Eylül 1 944 tarihli celsede hepimize birden katiller, caniler diye bağıran; Bize Pera Palas Otelini tahsis edemeyeceğini i leri sürerek istihza kabiliyetini ispata yeltenen; Elbette her türlü işkenceyi göreceklerdir diye şecaat arz eden; İstediği şekilde ifade almak için anayasamızla yasak edilen işkence yollarına saparak Reha'yı, Hamza'yı, Hikmet'i, Osman Yükse l ' i, Orhan Şaik' i, tabutluk denilen, tepesinde beşyüzer mumluk üç ampul yanan, bir insanın ancak ayakta durabileceği kadar dar bir hücreye sokan; Amme şahidi diye ifadesini okuttuğu Külahlıoğlu Mehmet'e falaka attıran; Necdet Sancar ' ı ne bir penceresi ne de bir hava deliği olmayan bir hücrede yirmi iki gün tutan; Zeki Vel id i 'yi iki gün aç bırakan; Beni toprağın beş metre altında, küflü ve rutubetl i havasında kibrit yanmayan ve eşyalar küflenen, duvarlarından lağım borusu sızan bir mezarda bir hafta tutan; Masum zevcemi tevki f ettirerek yavrusundan zorla ayırıp o zaman dört yaşında bulunan küçücük oğlumu anası babası sağken 219
PRDf. DR. AHMET BURAN
öksüz bırakan bu adamın vicdansız diyerek beni tahkire cüret etmesi vicdana karşı bir iftira ve işgal ettiği makama hakarettir. Emniyet müdürlüğünde bütün ifadeler bu şekilde işkencelerden sonra veya işkence tehditleriyle alınmış, ifadeler alınırken de kanuni hak ve salah iyetleri olmadığı halde Emn iyet U mum Müdürlüğü Müdür Muavini Kamuran Çıkrık, lstanbul Emniyet Müdürü Ahmet Demir, B irinci Şube Müdürü Said zaman zaman hazır bulunmuşlar, maznunlara sualler sormuşlar, hakaret etmişlerdir. Yirmi m i lyonun selameti i ç i n ç ı rpı ndığın ı , nedense sesi titreyerek söyleyen Kazım A löç' ü bu vatanperverliğinden dolayı tebrik ederim. Fakat o yirmi m i lyonun arası nda Yahudilerden, Arnavutlardan, Boşnaklardan önce Türk ırkından gelenlerin de bulunduğunu kend isine hatırlatırım. Anayasada yalnız 8 8 ' inci maddeye saplanmamasın ı, manasını yan l ı ş anladığı o maddeden önce 7 3 ' üncü maddeyi de ezberlemesini tavsiye ederim.
Sonuç Netice olarak şun ları söylüyorum: ! .Türkçüyüm. Türkçülük m i l l iyetçil iktir. l rkçılık ve Turancılık da bunun şümu l üne dah i ld ir. Mem leket ya bu iki temel üzerinde yükselecek veya yıkılacaktır. Irkçılık ve Turancılık Anayasaya aykırı deği ldir. Ceza kanununda sarahatle suç olduğu yazılmayan bir hareketten dolayı kimse suçlandırılamaz. Devlet de icraatıyla açıkça ırkçı, Hatayı i lhak etmekle de Turancıdır. 2.Yalnız gönderi lenlere malum mektuplara ve herkese meçhu l vasiyetnameme bakı larak hükumeti alenen tahkir ettiğim idd ia olunamaz. B u n lar pol isin başka bir mesele için yaptığı arama dolayısıyla elde edi l miştir. Hükumeti tahkir ettiğim hakkında bir şikayet veya ihbar yapılmış değildir. Şu dakikada böyle mektuplar yazmış veya vasiyetname hazırlamış kaç bin kişinin bulunduğunu Tanrı bil ir. Anayasaya göre i stediğim gibi düşünmekte serbestim. 220
KURŞUNWlNAH TÜRKOl.DJİ
Çünkü eşit adaletin hüküm sürdüğü hür vatandaşlar diyarın ı n vatandaşıyım. 3 . Ankara nümayişini hazırlamadım. Bu nümayiş mebusların teşvik ve Sabahattin A l i ' n i n tahrik ettiği m i l l iyetçi genç l i ğin kalbinden kopmuş mahşeri ve m i l li bir harekettir. Bunu hükumet aleyh inde bir hareket d iye gösteren ben i m şahsi ve barışmaz düşman larım olan Hasan A li i l e Fali h Rıfkı olmuştur. Sözlerim i b itirirken tarihi bir misal zikretmeden kend i m i alam ıyorum: Taşa tutularak öldürülecek bir maznun hakkında İsa Peygambere fikri n i sord u k l ar ı zaman i lk önce h i ç b i r söz söylememiş. Israr olununca içinizde hiç günahsız olan kim ise i lk taşı o atsın d iye cevap vermiş. S iz de, eğer bir parça olsun beni m gibi düşünmüyorsanız, iyi veya kötü daima doğruyu söylediğime kani değil seniz istediğiniz şekilde karar verin. Siz hakimler de insan olduğunuz için belki insanl ı k icabı zuhu l lerde bulunab i l irsin iz. Fakat yanı lmaz hakim olan zaman, yani tarih, hepimiz hakkında en adi l kararı verecek, Irkçı ve Turancı olduğum için mahkum olursam bu mahkumluk hayatımın en büyük şerefini teşk i l edecektir86" A. /. 6. 3.
c.
ORHAN ŞAİK GÖKYA Y'IN SA VUNMASI
Ben; vatanın dört bir bucağında, on yedi yı ldır alnının akıyla Türk Milletinin hizmetinde şerefli bir öğretmen olarak çal ışan ben; on yed i yıldır ne kendi şerefine, ne vatanın ve m i lletin şerefine kendi aczi dah i li nde leke sürdürmeyen ben; şerefi, haysiyeti, adı aylardı r darağacında sallandırılan ben; yani bugün artık her iki manada ad ı çıkmış ve ç ı karı l m ı ş o lan Orhan Şaik Gökyay karş ı nızda, yeryüzünde işlenebilecek olan suçların en zelili, en iğrenci, en şerefsizi i le vasıflandırılmış olarak, vatan hai n i ithamı " www.atslz.org
221
PRDf'. DR AHMET BURAN .
altında bulunuyorum. Bir madalya takar gibi, bir sadaka verir gibi vicdanı n ız ü rpermeden bana yakıştırılan bu kirl i ve çirkin emaneti daha layıkına verilmek üzere verenlere iade ediyorum. Karşı nıza, makalelerin, resmi tebliğlerin, nutukların geceleri içinden; her biri bir türlü sald ıran kalemlerin teşh irleri arasından; k ısacası h ü r vatandaşlar d iyarından geldim. Fakat bir köle gibi geldim. Ne e l i mde kend imi müdafaa edecek bir kalem, ne d i l imde fani kulaklara u laştırı lması mümkin bir söz kudreti vardır. Yalnız sırtımda, efkar-ı umum iyeyi dile getirmeye yeltenen bazı gazete kağıtlarından bir mahkum gömleği .. Hem bu benim sırtımdaki, belki de ne kumaş olduğu m i l letçe malum olan ve millete i lan edilen bir gazeten i n kağıdındandır ve belki de müseccel vatan hainlerinin çuvaldızıyla dikilmiş adinin bayağısı bir gömlektir. Hür vatandaşlar diyarından bu adalet sığınağına varabi lmek için uzun, ızd ı rapl ı, karanl ı k yol lar yürüdüm. Bu zehri içmiş olan bir insan ı n ken d i n i müdafaada kul lanacağı d i l tat l ı olamazsa mazurdur. O insan, Türk M i l letine, yalnız tabiiyetiyle, yalnız şahsi menfaatleriyle, yalnız sandalyesiyle bağlı deği l; kanıyla, tarihiyle, mensubiyeti nden ken d i ne düşen şeref payıyla, duygusuyla, taşımaya ve kendini bildi bileli edinmeye, içine sindirmeye çalıştığı yalnız Türk olana has gurur ve karakteriyle ondandır, o m i llettendir; o büyük ummandan bir katredir. Onun için bu yersiz ve çürük ithamlar, benim adımın üzerinde o engin denizdeki çer çöp gibidir. Çünkü darağacına da çeksen sancak yine sancaktır. Hürriyetim al ınmış, şerefim ve v icdan ım bende kalmıştır. B u bir müdafaa deği l, e l i nden en kıymet l i varl ığı al ınmak istenen bir insanın çırp ınmasıdır. Bu, her Türk' ün aln ında taşıdığı şeref çelenginin kurtarı iması için, bütün feryat takatini ortaya koyan bir insanın meçhulden istimdadıdır. Bu, o çelenkten mahrum edilmiş bir Türk'ün, alnından koparı lan çelengin açtığı yaraları, şimdi artık kendisince çok daha şerefl i b i r çelenk olan yaraları, göstermek
222
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
için, aylardır hasretini çektiği bu güne, o yaraların küşat resmi olan bu güne sizi davettir. Beni ve benim hal imden benden fazla acı duyan sevdiklerimi bu gayyaya atan kazanın mahiyetini anlatmağa, rabbani kudreti tefsir ve izaha ve takdiri, hiç olmazsa yarı yoldan, geri çevirmeye çalışacağı m . Haksızlığa uğrad ığına i nanan, suçsuzluğunu i l k gününden b u güne kadar bilen, açıkçası b i r kasta kurban gittiğine i mandan ötesi varsa- i şte o şek i lde kani b u l unan b i r ki mse haysiyetiyle ve onun korkusuzluğu ile konuşmak istiyorum. Bu müdafaan ın -varsa- celadeti bundandı r. Bir mahkemenin burcuna sığınıp, ben de bir defa, üzerimden pervasız akıp giden düşnamlara, tah k i rl ere, resmi ve h ususi tez l i l lere, i th a m l ara karşı h ü r vatandaşların diyarına seslenmek istiyorum. Ondan öte tarih varsın beğendiği dille konuşsun. Onun, bizi, mütearife leri isbat zorunda bırakan, d ünyaca revaçta bir i l im olduğunu bi ldiğim halde, siyasetin her türlüsüne karşı nefretim bu gün eskisine göre daha artmış ve cehaletim bir mürekkep gibi daha da koyulaşmıştır. Onun için, iddianamenin medih ve istihsan ında bulunduğumu kekelediği ırkçı l ı k ve Turancı l ığın müdafaasını yapacak değil i m . Zira beni m suçum bu değildir. Ben, d i l imin döndüğü ve aczimin elverdiği kadar, hür vatandaşlar diyarı olarak tavsif edi len, eşit adaletin yürüdüğü, müstak i l Türkiye Cumhuriyeti 'nde, on sekiz y ı l l ık bir mektep arkadaşını iki gece misafir etmenin basit bir muaşeret icabı olduğunu ve bunun bir suç olamayacağını, dünyanın h iç bir yerinde, tarihin h i ç bir devrinde suç sayı lmad ığını müdafaa ve isbata çal ışacağım. Gerçi tarih, böyle bir hareketin müdafaasına l üzum hasıl olduğuna hayret edecektir. Fakat ne yapalım, yirmi yıla sığdırdığımız yirm i asırlık inki laplardan dolayı hayrette kalan tarih varsın biraz da buna şaşsın. Dünyanın döndüğünü isbat için bile, insanlığın asırlar harcadığını ve asırlarca canlar harcadığını düşündüğüm zaman, benim şahsıma
223
PROF. DR. AHMET BURAN
taa l l uk eden bu küçük hakikatin üzerine adalet güneşinin doğması için beklemek mecburiyetinde olduğum zamanı uzun görmüyorum. Fakat tarih i n m i sal lerine rağmen, i nsan nedense bu güneşin doğuşunu; kendisi ve onu sevenlerle birlikte, gönü lleri en candan, en lekesiz bir sadakat ve sevgi i le dopdolu, gözleri bu ufka dikilmiş o n l arla b i rl i kte seyretmek ümidiyle t itreyecek kadar hodbin olmaktan geri kalmıyor, bu zevki tarihe bırakmak feragatine bir türlü yanaşmıyor. B u gözler hala bir yıldız masum luğu ve sabrı ile o ufukta ası lıdır. İçimi bir cam kırığı gibi yırtıp gelen bir sesle, kendi kendime de olsa diyorum ki; hür vatandaşlar diyarında adalet güneşi hiç batmamalıyd ı . Çünkü onu bizim gözlerimizden saklayan şey, bir bakımdan, o kadar zayıf, o kadar basit, öyle hiçten ki ... Ankara val is i n e her n as ı lsa u n utu l u p gönderilmeyen, fakat bundaki unutkan l ı k bana ait olmayan bir davetiye ve kend isinden bütün hayatı mda üç mektup ya aldığım ya almadığım Necdet Sançar' ın iki üç satırlık bir tekerlemesi . B irincisi yüzünden vali üç y ı l bana dargın durmuştur; ikincisi n in bana daha nelere mal olacağı n ı kestirmek güçtür. Çünkü mevkufluya, v e savcı Kazım A löçün bize açıkça söylediğine göre hatta masum l uya taallGk eden bu davanın, hürriyetinden mahrum her insana uzun görünen seyri, bende tahmine deği l, intizara bile mecal bırakmamıştır. İ şte yüzüne, şairane akşam ların hafi f, tül b u l utları b i l e yakışmayan adalet güneşinin üzerine bir mezardan daha dar olan bir hücren in, bir zindanı n zifiri karanl ıklarını yığan bu iki küçük kağıt parçasıdır. Cumhu rbaşkanı n ı n konsere geleceğini ve konservatuvara herhangi bir mümayişten beni m tek başıma mesul olduğumu söylemek için beni çağıran val i Nevzat Tandoğan ' ı n o zaman vatanperverliğin bana kalmadığını, isterse beni kazıklayacağını iddia etmesinden hiç bir mana çıkaramamıştım. Çünkü bence kazıklamak, t icaret argosu n d a bugün h e rkesi n öğrendiği g i b i i h t i kar ve
224
KURŞUNLAHAH TÜRKOl.OJİ
vurgunculuk demekti. Halbuki val i ticaretle meşgul değildi. Fakat bunun, ondan beter bir hürriyet ihtikarı demek olduğunu işte anlamış bulunuyorum. Çünkü bunun bedelini on aydır hürriyetimle ödemeğe çal ışıyorum ve bir türlü hesabımı kapatamıyorum. Necdet S a n ç ar ' ı n , h er n e ş e l i i n s a n d a tab i i görü l e n tekerlemesine gel ince bunu biraz şaka v e mizah tarafı olan makul bir insanın anlaması için insanca olmayan tarafının galip bulunması icap eder. Bunu bir ş i fre sayan ve izaha kal kıştıkça kend i s i hakkında reva gördüğü ve tekrarından edeplendiğim sıfat karşısında birtesbih sayısınca beni estağfırul lah demeğe mecbur kı lan valinin bu ısrarı ya bir vehme dayanır, o zaman yakın tarihimizin, istibdadın dillere destan olan vehimlerinin yüzünü kızartacak bir yeni örneğini verm iş ol uruz. Yahut, daha fenası bu bir kasıtt ı r ki bundan duyulacak hicabın rengini dünyan ın bütün kırmızı boyaları ifade edemez. Emniyet umum müdürü Osman Sabri Adal ' ı n yanında vali, bu bir kaç satır tekerlemenin şifre olduğunu su göstermez bir hakikat olarak kabul ve örfi idare komutan l ığının emriyle beni ihtilattan men edilmek kaydıyla tevkif ettiğini söyledi. Bana eziyet edeceği n i i laveyi de unutmadı . O zaman ş i karı n ı yakalamış olanların vahşi sevinciyle parlayan gözlerin i gördüm. Ve orada, beni m hafızamdan çoktan s i l inmiş bir davetiyenin hala taze, hala kurumamış siyah mürekkebini seyrettim. Ve d iyorum ki: Bu bir kasıttır. Yoksa, İstanbu l ' daki örfi idare komutanl ığı ben i nereden tanısın? Hiç tanısaydı, bugün bile hala davanın neticesi alınmadığına göre, daha o zamandan m i l li ve vatani hıyanetleri sabit olan diye beni efkar-ı umum iyeye arz ve i lan edebilir m iydi? B e n i on ayd ır hürriyetten mahrum yaşatan, b i r ümidin kıyısından alıp bir yesin kayalarına çarpan işte bu vehimdir. Benim küçük hayatımın on yedi yı 1 ını dolduran, Giresun' da bir nahiyeden başlayarak, Samsun, Balıkesir, Kastamonu, Malatya, Edirne, Ankara, Eskişeh ir, Bursa ve tekrar Ankara'da yaptığım, bana vatan h izmetinden duyulan derin zevki veren, ben im için hayatın
225
PROF. DR . AHMET BURAN
tek manası haline gelen çok sevdiğim mesleğimi, öğretmenl iği elimden alan işte bu tekerlemedir. Ş imdi artık ömrüm boyunca akıp gelen güzel hatıraların köprüsü yıkı lmış olan Ankarada, başkentte, son beş yıl l ık vazifem sırasında, murakabelerin en yükseğine, hem de sık sık mazhar olarak elde ettiğim, daima artan bir gayretle ve sadakatle layık olmağa çalıştığım teveccüh ve itimadı, her faninin erişmekle hayatın nadir i ftihar ve sevinçlerinden birini duyacağı teveccüh ve itimadı benden gasp eden i şte bu bir kaç satır tekerlemed i r. Bu tekerleme yüzündend i r k i b i r d i ş i kuşun tek başına beklediği Yuvası, ertesi gün onun başına yıkıl ıncaya kadar bir eşkiya ini gibi sarılmıştır. Hem de, beni bir ferahın cennetinden, bir zindanın gayyasına indirirken kullanılan zincir, bir suikast isnadının zinciridir. Telaffuzu bunu yapanlara ne kadar tatlı gelirse gelsin, benim dilim de, gönlüm de, vatanın değil, evcek de kendi aile büyüğümüz saydığımız, öyle sevdiğimiz, öyle alıştığımız bir insana karşı, hakkımda reva görülen bu çirkin şüphenin -ister veh im, ister kasıt olsun- zehriyle ömrüm oldukça acı lansa çok görü lmez. Ve yine, bu kadar büyük, çirkin, adi bir mana verildiği halde, hazırl ık tahkikatı esnasında ne bana, ne de bunu yazan Necdet Sançar'a bir kerecik bile soru lmayan, son tahkikat kararında sözü geçmeyen; duruşma sırasında yazıl ı del i llerin arasında okunacak kadar da bir haysiyet izafe edi lmeyen işte bu şifredir. Şüphe yal n ız sandalyeye has b i r kusur deği l d i r, ben de şüpheleniyorum. Her ne kadar bunun bir şifre olmadığı anlaşılmışsa da, valinin, bana eziyet edeceği hakkındaki vaadi, emniyet umum müdür muavini Kamuran -soyadı bence malum değildir- tarafından yerine getirilmiştir. Haziranı n en s ıcak b i r öğle sonunda, kendisi tarafı ndan mutena hücre ve ziyaretçi lerince tabutluk diye adlandırılan işkence odasında, bu, elektrik lambaları altında ışıl ışıl yanan odada, ayakta 226
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
beş saat bir şehrayin seyrettim. Buradan bir adım ilerisi değil, fakat on dört asır gerisi görünüyordu: Arabistan çöl ünde efendi leri tarafından kızgın güneş altında kayalara çakılmış ç ıplak köleler.. Tabii yirm inci asr-ı medeniyette ham bir tabiat unsuru olan güneş yerine, onun göz kamaştıran ve kör eden icatlarından biri, e lektrik vard ı . İşte, İstiklal m ücadelesi kazan ı ld ı ğı i lk yı ldan başl ayarak l l . M ayı s . 1 944 tar i h i n e kadar, m e s l e ğ i n çeş i t l i kademelerinden, e n gen iş teftiş v e murakabeler görerek Devlet Konservatuvarı M üdürlüğüne, kayrılarak değ i l , lay ı k olarak getirilmiş bir öğretmene reva görülen tahkir budur. Vazife hayatı, cumhuriyetle yaşıt ve vatan h izmetinde yorulmuş sayı lan bir vatandaşın mükafatı budur; bu elektrikler altında veri len siyasi terbiye metodunu, bütün kültürü kötü zabıta romanlarından ibaret olan bu adam, bu sözde M ü lkiye mezunu, S iyasal Bi lgi ler Okulunda öğrenmiş olmasa gerek. Münevver vatandaşların Türk kanunlarına bu teshin vasıtalarıyla ısındırıldığından, anayasanın hala yürürl ükte bul unan 7 3 ' üncü maddes i n i n bu ı ş ı k la r a l t ı nd a okutu lduğundan, v e ömrü n ü vatan çocukları n ı ayd ı n l atmağa vakfetmiş bir öğretmenin bu yolda tenvir edildiğinden ben, nefsimde tecrübe i le yeni haberdar oldum. B ir hukukçu olması icap eden savcının bunu bileceği ve kitapta yerini bulacağı da pek tabiidir. Çünkü kendisi de 29 Eyl ü l 1 944 Cuma günü yapı lan aleni bir duruşmada bize her türlü zulmü caiz gören acayip bir mütalaada bulundu. Fakat, hikmet-i vücudu Türk Irkından olanlar da dah i l her vatandaşı n kanunca korunmuş olan hakkı n ı bel irtmekten ve ancak kanunu temsi lden ibaret olan iddia makamı çürük h itabet temrinleri için icat edilmiş değildir. " Ben i m maruz kaldığım muamelenin ad ı isti bdat devrinde zu lümdü, cumhuriyetin 2 1 ' inci yıl ında da zul ümdür. Bunun adı anayasanın 73 ' üncü maddesinde i şkence, Türk ceza kanununun 243 'üncü maddesinde yine işkencedir. Yalnız bunun bana tatbikinde kanunda yeri olmayan tarafı, her hangi bir suçu söyletmek için değ i l de, sadece keyf için yapı lmış o lmas ındadır. Anayasada 227
PRDF. DR. AHMET BURAN
73 'üncü madde, sırada, 88'inci maddeden öncedir ve ona gel inceye kadar daha birçok maddeleri okumuş olmak mantıkidir. İşte bu söyled iklerimle, efkar-ı umumiye karşısında ben im açtığım bu davaya da bu memlekette e l koyacak e lbette bir salahiyet l i adli merc i vardır. Yoksa, malımızı, canı mızı, ırzımızı, namusumuzu emanet ettiğimiz Emniyet Umum Müdürlüğü ismi i le bu makamda muavinl iği işgal eden bir adamın hareketleri arasındaki tezat ve tenakuzu bana h i ç kimse i zah edemez. Ve ben, maha l le çocukları oynasın d iye çamurdan halk edi lmedim. Ben bu vatanın toprağından yoğruldum. Şerefim ondandır ve yarın, içlerinde bana bu hareketi yapan Kamuran ' ı n da bulunduğu vatandaşların şerefini, hudutlarda, ateş altında koruyacak olan kan, damarlarımda, nöbet yerinde bir asker gibi, akmağa hazır dolaşmaktadır. Savcı Kazım Alöç ' ün gerek son tahkikat kararında, gerek esas hakkındaki mütalaasında, pek lüzum olmamakla beraber, kendime karşı vazifem i yapmış o l mak için, i leri sürülen bir kaç acayip noktaya da i lişeceğim. Lüzum yoktur, çünkü duruşma zabıtları ve yazı l ı del i l ler dava dosyasında mevcuttur. Yoksa Savcı Kazım A l öç ' ü n gen i ş karihası ndan daha ne gibi suç del i l leri ortaya koyabi leceğini kestirmek güçtür. Ve ad l iye tarih i mizde bu tarz del il lerin zannımca ihtira beratı kendisinde olmak gerektir. B e n fa z l a m ü nakaşa etmeden b u n l ar ı tekrarl amak l a yetineceğim. İşte son tahkikat kararında suç bulmuş insan ların mağrur edasına göre: 1 902 senesinde İnebolu 'da doğan bu adam . . . demek ki ben, haberim olmadan mükerrer bir suç işlemişim. 1 902 yıl ında doğduğum yetmiyormuş gibi bir de üstelik İnebolu'da doğmuşum. Esas hakkındaki mütalaasında da: . . . Esasen N ihal Atsız' ın eski b i r arkadaşı bul unduğu, b i r l i kte Malatya ve Ed irne 'de öğretmenlik yaptıklarını itiraf eden maznun diyor. Kendisine duruşma esnasında itiraf ettiğim, nedense burada yer verilmemiş bir kaç suçumu daha söyleyim; ben, Atsız' la, Yüksek 228
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Mual lim Mektebinden beri arkadaşım: Leyli olduğumuz için aynı koğuşta yattık, aynı masada yemek yedik, ikimiz de Edebiyat şubesinde olduğumuz için aynı sınıfta, aynı dersleri aynı hocalardan okuduk ve sonra da ailece gider gelir, birbirimizde misafir kahrolduk. Son tahkikat kararında, ben im mektuplarımdan birindeki; en yakın had iseler Türk'e Türk 'ten gayrısı n ı n dost o l mad ı ğ ı n ı gösteriyor cümles i n i en yakın hadiseler Türkiye'de Türk'ten gayrısının dost olmadığını gösteriyor şeklinde tashih etmek suretiyle okuduğunu anlar ve yazdığını bilir geçinen, kendine güvenilir bunca y ı l l ık bir edebiyat öğretmen inin hatas ı n ı herkesin içinde yüzüne vurmuştur. Her ne kadar hala kendi cümlemin bu düzeltilmiş bozuk şeklinden bir mana çıkaramadıysam da, asıl, hal l i ondan daha müşkül bir ukde olarak bunun sebebin i kavrayamadığım için, esas hakkındaki mütalaada ben im mektuplarımdan a l ın m ı ş ibarelere, asl ında olmadığı halde serpiştirilmiş olan istifham işaretlerinden kafamı kurtaramıyorum. Adı şaire çıkmış olan bir edebiyat öğretmen inin mektuplarını düzelten savcının, kendi mesleğindeki vukufundan nasıl şüphe edilir, bunların elbette hukuki bir tarafı olduğunu biİmemesine nasıl ihtimal veri l i r. Hadd ini bi lmeğe çal ışan bir kimse haysiyetiyle bana bu bapta aczimi itiraftan başka yapacak bir şey kalm ıyor. Orhun mecmuas ı n ı n imtiyazını almağa tavassut etmeyi bir suç sayınca, bu imtiyazı verip vermemek iktidar ve salah iyetini doğrudan haiz olan bakanlar kuru l unun -k i içlerinde maarif veki l i nden başkası n ı tan ımam- bu kapanma kararını kaldırması hususunda savcının ne diyeceğin i merak etmekle beraber onu biriyle bir kıyas ve içtihat muammasına düşürmek istemem. Yazı ların kontrolörlüğü meselesi de duruşma sırasında yeter derecede açıklanmıştır. Duruşma zabıtlarıyla, 26.6. 1 943 tarihli, dava dosyasında saklı mektubu bir defa daha; bilgisini tazelemek için okumasını tavsiye ederim.
229
PROF. DR AHMET BURAN .
Duruşma sırasında acayip ifadelerle Atsız' ın m üdafaasını yapt ı ğ ı m i d d i a s ı n a gel i nce: Ben Türkçeyi ancak b i r türlü konuşabi l iyorum, o da doğru konuşmaktır. Belki acayip görünen de budur. Çünkü, benim için, bir iddianın ne kadar yerinde olduğunu duruşma zabıtlarından araştırmak imkanı mahkemenin kararı dolayısıyla mevcut olmamakla beraber, bu ifadeler zapta ben im ağzımdan ç ıktığı gibi geçtiği için de bir acayiplik varit deği ldir. Müdafaa babında ise Atsız'ın bana ihtiyacı yoktur. Yalnızbelı şuna i şaret edeyim ki, ister Atsız gibi aksay-ı şarkta oturur müfrit bir m i l l iyetçi, isterse Pertev Boratav gibi aksay-ı şimalde hayal kuran bir beynelmilelci ve insaniyetçi olsun, insanın manevi servetini teşkil eden hatıraları ta mektep sıraları ndan beri sam imiyet yolunda haş i rne ş i r o l m u ş a rkadaş l a rı m ı satmak ve i n a n d ı ğ ı a h l ak prensiplerini, vicdanını, ne tarafından bakı lsa bir tahta parçasından ibaret olan bir dünya sandalyesiyle değişmek gibi ilk bakışta karlı görünür bir ticaret zihn iyeti bende yoktur. Cemal Oğuz' u evime davet edip etmediğim duruşma sırasında ne bana, ne de Atsız'a sorulmad ığı ve benim böyle bir daveti yapmayacağı m 23 N isan 1 944 tarih l i , dava dosyasında mevcut mektuptan ve i lk tahkikat i fademde sarahatle beyan edi lmiş olmasından ve bunun yazıya geçmesinden savcının malumu olduğu halde onu burada, bunun bir suç olmaması bir tarafa, öne sürmesi de bana hem acayip hem garip gel iyor. Sabahaddin Ali'nin vekalet emrine alındığının doğru olmadığını söylemek de neden suç olsun? B i r arkadaşa bu kadar basit ve herkesin bi ldiği vakıan ın doğru deği l de yalan olarak bildirilmesi icap ettiğini ve bundaki h ikmeti kavrayamadım. Bunun bir gün, bir idd ia makamı ndan, bir esas mütalaa olarak i leri sürüleceğine ben değil, Eflatun olsa ihtimal veremezdi . Davanın tahrik m i , hem tahrik hem d e bir nevi emir m i olduğu meselesin i üstelemiyorum. Sabahaddin Ali hakkında üst makama n için bir rapor vermed iğim sua l i n i anlayamadım. Nas ı l bir rapor olacaktı bu? 230
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Kazım Alöç beni birine benzetti sanırım. Ben o deği lim, benim adım Orhan Şaik Gökyay'dır. Benim, vazifemi ve mevki imi hususi fikir ve maksatlarıma alet ettiğimi veya edeceğimi zannedenler mi olmuştur? Hiç olmazsa son beş y ı l l ık konservatuvar müdürlüğüm sırasında eriştiğim ve kıymetini herkesin ölçemeyeceği takdirler yerine, bana vazifemde nefret veya m uhabbetlerimin, yahut da menfaatlerimin rehberlik ettiği rivayeti mi çıktı? Anlayamadım. Her ikisi de yakın arkadaşım olan Atsız' la Sabahadd in A l i 'yi barıştırmamakla işlediğim suça da hayretle yeni vakıfoldum. Aynı idd ianamede, değerl i maznun lardan Hasan Ferit Cansever ' in barıştırması, benim de barıştırmamakl ığım suç gösteril iyor. Demek barıştırmak suç, barıştırmamak, o da suç. Benim bu iki kutup arasında şaşkın pusulaya döndüğümü bir tarafa b ırakarak kısaca işaret edeyim ki U l us başyazarı n ı n ı srarla i sted iği n i , emrine gazetenin avukatın ı tahsis ettiğini ve maarif vek i l i n in de dava açmasını söyled iğini kendisinden işittiğim Sabahaddin A l i 'yi o gün lerde Atsız' la barıştırab ilmekl iğim için ben im bun lardan çok daha üstün bir nüfuz ve salahiyetim ve kudretim ol ması gerekti . Bun lar d a bende yoktu. Nihal ' i misafir etmekle, neden siyasi bir hata işlediğimi, on aydır bu yüzden hüıTiyetimden edilmiş olmakla beraber hala anlamış deği lim. Bununla beraber, Tanrı korusun yarın, Nihal'le taban tabana aykırı fikirler taşıyan ve ben im aynı şekilde, tıpkı Atsız gibi on sekiz yıl lık mektep arkadaşım olan Pertev Boratav' ı annesi, kendisi, eşi ve oğlu ile birlikte, hem de bundan iki sene kadar önce, yan i yakın bir zamanda bir buçuk ay evimde mi sa fır ettiğim için bana ayrı bir hesap açı lmasından, haklı olarak korkuyorum. Ben bir Türkçe öğretmeni sıfatıyla, savcının suç sayd ığı bir arkadaşlığı, ilkokuldan yeni gelmiş öğrencilerin körpe dimağlarına nakşetmeğe, ortaokulların birinci sınıfındaki masumların kalplerine silinmez bir yazı i le yazmağa memur bulunuyorum. Ortaokul Okuma kitabın ın [Okuma kitabı, sın ıf 1 . , Türkiye Cumhuriyeti, Kültür Bakan l ığı, Devlet Basımevi, Istanbul 1 93 8) 231
PROF. DR. AHMET BURAN
67inci sahifesinde Kefil adl ı parça okunsun. Orada, k ızkardeşiyle n işan lısının düğünlerini yapıp dönmek üzere üç gün izin isteyen bir idam mahkumuna kefil olan bir arkadaşın h ikayesi anlatılmaktadır. Karşısında zal i m bir hükümdarın bal mumu gibi eridiği ve onu da bu iki arkadaşın üçüncüsü olmayı kendi lerinden d i leyecek kadar h i sl e n d i r m i ş o lan b i r ö l ü me kadar varan yüksek arkadaşl ık sadakatini telkin, bizim vazifelerimiz arasında iken bunun bir suç sayılmasını, hem de mahiyeti anlaşıldıktan sonra bir suç sayılmasını tevi l veya tahkim edecek kel ime ben i m l fıgatimde yoktur, Türk lfıgatinde bulunacağını da sanmıyorum. Yoksa, okuma kitabındaki bu parça, İngilizcede olduğu gibi Liverpul yazılıp Mançester okunsun diye oraya konmuş değildir. B i r de Atsız hakkında vur! emri mi çıkmıştı, kel lesini getirene mükafat mı vad edi lmişti. Ben de, Atsız da bundan on ay önce şimdiki sizler gibi hür insanlardık, hür vatandaşlardık, hür Türklerdik. Bir davanın, bir haksız ithamın müdafaası için bile olsa, bu kadar basit bir muaşeret kaidesini, bir misafirliği, on sekiz yıllık bir mektep arkadaşını, bir aile dostunu iki gece misafir ettiğimi söyleyip durmak, bunu onun başına kakar gibi tekrarlamak bana ağır gel iyor, ayıp geliyor, utanı lacak, yüz kızartacak bir leke geliyor. Ölümün evimize kanat gerdiği gün l erde, hastayı Azrail ' in e l i nden kurtarmak için kendi evini bir kale yapıp bizimle beraber bu ölüm meleği i le döğüşen; eşimi, annesi, ölümcül halde hasta babası i l e birl i kte aylarca misafir eden bir arkadaşa, mahkeme huzurunda hesap vermek için de olsa, bu şimdi artık zehi r olup evcek hepimizin boğazına dizi len lokmaları bir bir saymak bana nankörlük geliyor, bunları bana ne diye hatırlatıyorsunuz? Beni buna mecbur bırakan savcının kalbi, bu neviden insani h isler kervanının uğrağı değil se, kabahat bende deği ldir. Ve peşin hükümlerin yuva kurduğu başlar, ben i m duyduğumu duyamaz ve düşündüğümü düşünemezse mazurdurlar.
232
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OIİ
Savcı Kazım Alöç'ün suç saydığı mektuplara gelince: Bun lar orasından burasından kırpı larak, yalan yan lış birbirine eklenerek, başı sonu kesi lerek bir suç unsuru haline getiri lmeye ça lışılmıştır. Ve bu yüzden manidar olmuşlardır. Aslında bu mektuplar manidar deği l, sadece, her okur yazar insan ın herhangi bir yazısında tabii görüleceği üzere manalıdır, yan i manasız deği ldir. Bun lar, dikkatle değil de, bir selam sabah mektubu olarak şöylece okunduğu zaman bi le, görülür ki Atsız' ın Orhun Mecmuasında başveki le neşrettiği aç ık mektuplar üzerine yazı lm ıştır. Bu açık mektupların mevzuu ve hedefi memlekette teh l ikeli bir şekil alan kom ü n istlik cereyan ı üzerine dikkati çekmektir. Ben im man idar? mektuplarım da bunun üzerine yazılmıştır, onu alıkoyucu, itidale çağırıcı mektuplard ır. Niteki m bu açık mektuplar üzerine yazd ıklarımla ondan önce yazı l m ı ş ve y i n e dava dosyas ı n da m e v c u t m e kt u p l a r ı m karşı laştırıld ığı zaman sonuncuların rastgele iki arkadaş arasında yazı lan selam lı, sabah l ı , keyifli mektuplar olduğu görü lür. Ve berikilerin de, vatan ve mi ilet meflıumunu, müstakil Türk vatanının d ışında manaland ırmak isteyen bir cereyan ın yer yer kendisini göstermesi üzerine her hangi bir Türk' ün, müstakil bir vatan ı, bir bayrağı, bir milleti olan her Türk ' ün duyacağı bir his ve endişe ile yaz ı l m ı ş dertleşme mektuplarından başka şey ler olmad ığına h ükmed i l ir. Fakat bir mektup da bir insan gibi bir bütündür. Onun teşrihini an lamak için ayağını çıkarıp kol yerine takmak icap etmed iği gibi bir mektup hakkında hüküm vermek için de ondan, sureta manidar görünen satırlar almak yetmez. B u yolda sözü uzatmak yerine, bu mektupların mana ve mah iyeti hakkında, hatta l i se talebelerinden seçilecek bir eh l-i vukuf heyet i n i n vereceği hükme razı olduğumu beyan ederim. Ne Irkçı l ık-Turancı lık propagandası, ne de bunun tarafımdan medh ü istihsanı gibi bir iddianın yersizl iğini göstermek iç in savcı Kaz ı m A löç ' ü n , nedense başvurmağa, amme şah i d i olarak ikameye l üzum görmed iği bu kadar ayrı vi layetlerde benden ders 233
PRDF. DR . AHMET BURAN
almış olan ve sayı ları bin leri aşan bu kadar çok talebemden ve tan ı m ak ş e re fiy l e b a h t iy a r o l d u ğ u m y ü z l e rce öğre t m e n arkadaşlarımdan istediklerine, hakkımda iddiasını isbat edecek sualleri sormağa davet ediyorum. Yoksa diyeceğim ki savcı Kazım Alöç bende suç bulmuş değil, Türk ceza kanunundan beni m falıma bakm ış ve açtığı sayfada l 42'nci maddeye rastlamıştır. Fakat Türk ceza kanu n u , vatandaşların h ürriyetini el lerinden almak için başvurulur bir fal kitabı deği ldir. İşte hür vatandaşlar diyarında yakalanıp şerefi, canl ı canlı, bir post gibi yüzülmek istenen meraklı avın h ikayesi, gerçek ve tarihi h ikayesi bundan ibarettir. Söyleyeceklerim de bu kadardır87".
87 www.atsız.org 234
İkinci Bölüm
B- KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
B. 1 . DO G UB İ Lİ Mİ VE TÜRKOLOJİ N İ N DOGUŞU B. 1 . 1 . Doğubilimi (Oryantalizm) Doğubi l imi (Şarkiyatçılık, Oryantal izm), Kuzey Afrika'yı da içine alacak şekilde, Yakın Doğudan başlayıp Uzak Doğuya kadar uzanan ülkeleri ve bu ülkelerde yaşayan ulusların dillerini, tarihlerini ve kültürlerini araştınnak, tanımak ve tanıtmak amacıyla kurulmuş bir araştırma koludur. Bu tanım, emperyalist amaçları dışlayan iyi n iyetl i bir doğu b i l i m i tan ı m ı d ı r. Bat ı l ı l a r ı n bu çerçevede gerçekleştirdikleri faaliyetlerin bütününü göz önünde bulundurarak, doğu bilimi daha farklı şekillerde de tan ımlanabilir. Doğu bilimi ile uğraşan kişilere doğubi limci (şarkiyatçı, oryantalist) denmektedir. Batıda doğu ülkelerini b i l inçli olarak tan ıma isteği MÖ iV. yüzyılda Makedonyal ı İskender' in seferiyle başlar. İskender aldığı yerleri inceletmek üzere yan ında bir bilgin ler heyetini de götürür. Doğudaki ülkelerin Arap-İslam egemen liği altına girmesi, bu ülkelerin Batı ile ilişkilerinin kesilmesine neden olur. Rönesans ile birlikte Batıda Doğu ülkeleri ve halkları hakkında bi lgi edinme isteği yeniden uyanır. Bu ilgi ve il işkinin önemli ilk sonuçlarından biri, eski Yunan fi lozofların ın kaybolan ve Batıda özgün yazmaları bulunmayan eserlerinin Arapça çeviri lerinin bul unmasıdır. Bu eserler üzerinde yapı lan çal ışmalar, Batıda, baş l ı başına önem l i b i r olay hal ine gelmiştir. 237
PRDF'. DR . AHMET BURAN
B u i lg i n i n ikinci öneml i sonucu, Bat ı l ı ların İslam d i n i n i yakından tanıma fırsatı bulmalarıdır. Doğuda gel işmiş olan b i l i m dallarından, özell ikle d e t ı p alanındaki gel işmelerden yararlanmış ve bu bilgileri tercüme yoluyla Batıya aktarmışlardır. Ayrıca Batılılar böylece Doğu ü lkelerinde yaşayan halkların sosyal ve kü ltürel hayatları hakkında bilgiler de edinmişlerd ir. B aş l an g ı çta b i reyse l gayret l e r l e yürüyen oryantal i st çal ı şmalar, Papa ' n ı n emriyle 1 250 y ı l ında Paris Üniversitesinde A r a p ç a K ü rs ü s ü n ü n k u ru l m a s ı y l a k u r u m s a l b i r y a p ı y a kavuşturu lur. Daha sonra, Oxford, Bologna, Salamonco ve Roma'da Arapça öğretmek ve Arap d i l i i le kültürünü araştırmak için çalışmalar yapılır. Bu çal ışmaların önemli sonuçlarından biri, Kur 'an-ı Kerim ' i n Latinceye çevril mesi, diğeri i se, Eski Yunan filozofların ı n Latince ası l ları kaybolan eserleri n i n Arapçadan Latinceye çevrilmesidir. Sömürgeci lik başlayınca, Doğu coğrafyası hakkında daha önce edi n i len bi lgiler işe yaradı ve Bat ı l ı lar, Doğu coğrafyasından birçok yeri işgal etti ler. İşgal i l e birl ikte, doğal olarak, i şgal edi len bölgelerin yöneti lmesi sorunu ortaya çıktı. Özell ikle sömürülecek olan toprakların yönetilmesi ve Hıristiyanlığın yayı lması için Doğu halkları üzerine yapı lan çalışmalar arttırıldı. İngilizlerin Hindistan' ı almalarıyla Hindoloji, Marco Polo'nun seyahatiyle başlayan süreçle Ç i n ve dolayısıyla Sinoloji, Japonya'nın ve Japonların bu kapsama a l ı nmasıyla Japonoloji adı veri len ve Doğubi l i m i n i n kolları n ı oluşturan b i l i m alanları doğmuş oldu. XVIII. yüzyı ldan itibaren Batıda, Doğuda yaşayan halkların d i l, tarih ve kültürlerini bilimsel yöntemlerle incelemek için çeşitli kurumlar oluşturuldu. Bunlardan bazıları şunlardır: l 795 'te Paris'te Eco/e des Langues Orientales Vivantes; 1 8 1 4 'te Moskova' da, Lazarevski İnstutut Vastonih Yazıkov; 1 8 8 7 ' de Berl i n ' d e Seminar für Orientalische; 1 90 6 ' d a İ n g i l tere ' de School of Oriental Studies. 238
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Doğubil imi, sadece çağdaş halkların deği l, o coğrafyada çok eski tarihlerde yaşamış olan halkların d i l leri ni ve tarih lerini de araştırdı. Örneğin, Napolyon 'un Mısır seferinde yanında götürdüğü bi lgin ler, Egiptoloji 'n in doğmas ı n ı sağlad ı lar. Daha sonra da Assiriyoloji ve Sami/istik gibi araştırma alan larının ortaya çıktığını ve bu alanlarla ilgili bir takım kurumların oluşturulduğunu görüyoruz. Bu arada yapılan araştırmaların değerlendiri lmesi, tanıtılması ve yayınlanması için daha gen iş amaçl ı kurumlar kuruldu, süre l i yayın lar çıkarı ldı, kongre v e sempozyumlar yap ı lmaya başland ı . l 870 ' 1 i y ı l lardan beri yapı lan v e günümüzde de devam eden Şarkiyatçılar Kongresi ya da bugünkü ad ıyla Uluslararası A5ya ve Kuzey Afrika Araştırmaları Kongresi (ICANAS) bu alan ın en öneml i kongrelerinden bi rid ir. İnsliliil Français d 'Arkologie Orienıale , De uısche Morgenlandische Geselıschaft g i b i kurum lar ve l 822 'de Fransa'da yayın lanmaya başlanan Journal Asiatique, İngi ltere'de Journal of ıhe Raya/ Asiatic Socieıy, A l manya 'da Zeitschrifı der Deuıschen Morgenlandischen Geselscharft da önem l i süre l i yayınlardır. Doğubil iıni araştırmalarının sonuçlarının topluca yayınlanması için de l 908'de Uluslar arası A kademiler Birliği ' n i n desteğiyle İngi l izce, A l m anca ve Fransı zca olarak İslam Ansiklopedisi yayın lanmaya başland ı. Bu eser l 93 8 ' de tamamlandı. Türkoloj inin ortaya çıkışı da bir yönüyle oryantal ist çalışmalara dayanmaktadır.
B. 1 . 2.Türklük Bilimi / Türkoloji Türklük bilimi /Türkoloj i , (Esk. ter. Türkiyat, Fr. Turcologie, A l ın . Turkologie, İ ng. Turko logy) dar an lamda Türk d i l i ve lehçelerini, gen iş an lamda Türkleri ve Türklükle i l g i l i konu ları araştıran b i l im koludur. Öze l l ikle, Türk d i l i, Türk edebiyatı, Türk tarihi, Türk folkloru ve Türk sanatı gibi konular, Türklük bil iminin ilgi alan ın ı oluştururlar. 239
PRDF. DR. AHMET BURAN
Türklük bi limi çalışmalarını iki bölüm halinde değerlendirmek gerekir. B irincisi, çeşitl i amaçlarla Bat ı l ı ların veya Türklerin dışındaki diğer m i lletlere mensup insanların yaptığı çal ışmalardır. B u çal ışmaların tamamı Türklük b i l im i n i n özel an lam ı içinde değerlendiri lemez. Ancak Türkler hakkında bi lgi veren eserleri, Türklük b i l im i n i n i lk kaynakları kabul edersek, eski Türk boyları üzerine bi lgi veren Latin ve B i zans yazarları, Türklük b i l iminin öncüleri sayı labi 1 irler"88• Nitekim, bütün Avrupa halkları Türkler hakkındaki bilgi leri, Amm ianus Marcel l inus (iV. yy.), Priskos (V. yy.), Sidonius Apol inaris (V. yy.), Jordanes (Vl. yy.), Prokopios (Vl. yy.), Menandros Protektor (Vl. yy.), Gregoire de Tours (Vl. yy.) gibi Latin ve Bizans yazarlarından öğrenmişlerd ir. Türkler hakkındaki bilgilerin diğer öneml i bir kaynağı da Çince yazılmış belgelerdir. Çin kaynaklarında, MÖ'ki yıl lardan itibaren, Türkler hakkında önem l i bilgiler veri lmektedir. Türk adı "T'u-küe" biçiminde çok eski Çin kaynaklarında görülmektedir. Türk, Tanrı, Köl Tigin ( Kültigin) gibi öze l ad ların Ç i nce metin lerde yer almasından yararlanarak V. Thomsen, Orhun metin lerin i çözmeyi ( 1 893) başarmıştır89• Köl Tigin ve B i lge Kağan yazıtları hakkında, bin yıl önce yazı l m ış olan " Tang Sülalesi Tarihi" ve " Yeni Tang Sülalesi Tarihi" ad l ı eserlerde de bi lgi vardır. Günümüzden yedi yüz yıl önce yaşamış olan Çinli şair Ye-lü-Zhu, Köl Tigin abidesini biliyordu. Ye-Lü-Zhu "Shuang Xi Zui Yin Ji" ad l ı kitabındaki b i r şi irinde bu abidelerden bahsetmekted i r90• Pian del Carpine, Vi l lem Van Ruysbroek, Marco Polo (XI I I . yy.), İbni Batuta (XIV. yy.) başta olmak üzere, çeşitli gezginlerin yazdıkları da günümüzde Türklerin geçmişi hakkında bilgi edinilen kaynaklar arasında yer almaktad ırlar. 88 Hasan E ren, Türklük Bilimi Sözlüğü, T D K Yay. An kara 1 998, s. 23 " V. Thomsen, Orhon ve Yenisey Yazıtları nın Çözü mü, i lk Bildiri, (Çev. Vedat Köken), TDK Yay. Ankara 1 993, s. 7-8 90 Wang Yuan-Xln, Çln'dekl Türk Diyalektleri Araştırma Tarihi, T D K Yay., Ankara 1 990, s. 67 240
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Türk d i l i üzerine Avrupa'da X I V. yüzy ı l ı n baş ında Codex Cumanicus adıyla tanınan bir eser yazı ldığın ı bil iyoruz. Özell ikle Osmanl ı Türkleriyle Avrupa l ı lar arasında yaşanan savaşlar ile birl ikte Türkoloj i araştırmalarının arttığını görüyoruz. Bun ların başında da, Johann Sch ildtberger (XIV. yy.), Georgius de Hungaria (Mühlbach), Bertalan Georgievits, Phil ipp Johann von Strahlenberg ve Grammatica Turca ( 1 6 1 1 ) ad lı eseriyle Türk d i l i n i n grameri ni ilk defa sistem li olarak tespit eden Pietro Ferraguto ( X V I I . yy.) gibi savaş tutsakları gelmektedir. Savaş tutsakları ile gezginlerden başka, Türklerle siyas i ve ticari ilişkilerde bulunan bazı kişiler, çeşitli amaçlarla kurulan kurum ve oku l lar ile Hrist iyan lık propagandası yapan misyonerler de Türkler hakkında çeşitl i araştırmalar yapmışlard ır: Hieronymus Megiserus'un ( 1 5 5 3 - 1 6 1 8)," İsntitutiones lingvae turcicae Libri quatuor ad l ı, Avrupa'da çıkan i l k Türk grameri i le Mart i n Paskowski, Grammatica Turca ( 1 620) ad lı bir eser yazan Pietro della Valle, Andre du Ryer ve i l k Türkçe-İtalyanca, İtalyanca Türkçe sözlüğü ( 1 64 1 ) yazan Giovanni Molino bunlardan bazılarıdır. X V l l . yüzyı lda Sibirya'nın bitki örtüsünü inceleyen Alman botanikçi Messerchim idt, eski Türk yazıtlarındandan bazı ların ı görmüştür. Daha sonra, S ibirya'da esir bulunan İsveçl i subay J . von Strah lanberg, 1 73 0 yıl ında yazdığı " Asya v e Avrupa 'nm Kuzey ve Doğu Bölümleri" (Stockholm) ad l ı eseriyle bu yazıtları dünyaya tanıtmıştır. Avrupa'daki ilk Türkoloj i kürsüsü, Paris'te 1 795 tarih inde açı lan "Ecole des Langues Oriantales Vivantes"ta kuru lmuştur. Ancak "Türkoloj i kürsüsü" niteliğinde olmasa da Türkler hakkında araştırma yapan ve daha önce kuru lmuş bazı okul lar da vardır. Bu kurum ve oku l ların en eskisi, l 627'de Roma'da kurulan "Collegiıım de Propaganda Fide" dir. Bundan sonra, l 669 ' da Paris'te " Ecole des Jeunes de Langues" (Dil Oğlan ları Okul u), "
241
PROF'. DR . AHMET JIURAN
Avusturya' d a önce " İrientalische A kademie" ( 1 7 5 3 ) ad ıyla kurulan ve daha sonra "Lehranstaltfür orientaliscen Sprachen" olarak değişt i ri len ( 1 85 1 ) okul l ar açı l mıştır. Benzer amaçlarla Rusya' da, İtalya'da, Almanya'da ve İngi ltere'de de çeşitli okul ve enstitüler kurulmuştur. B u arada söz konusu araştırmaları artırmak ve derin leştirmek için kurulan diğer bazı kurum lar da şunlard ır: Sosiete Asiatique (Paris- 1 85 1 ), Raya! Asiatic Society ( Londra - 1 822), Deutsche Morgenlandische Gese/lscehaft (Leipzig- 1 845), Soumalais- Ugrilainen Seure (Helsinki- 1 883). Bu çal ışmaların sonuçların ı n değerlendiri ldiği ilk "Doğu bilimcileri" kongresi ise "Congres Intemational Orientales" ( 1 873) adıyla Paris'te toplanmıştır. Bu kongre günümüzde ICANAS kısa adıyla, "Uluslararası Asya ve Kuzey Afrika Araştınnaları Kongresi " olarak devam etmektedir. XVIII ve X I X . yüzy ı l l ardan itibaren Türkoloj i alan ındaki çal ışmalar gittikçe yaygın laşmı ş ve Avrupa başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde Türkoloj i araştınna merkezleri kurulmuş, ün iversite lerde Türkoloj i Bölüm leri açı lmışt ı r. Z iya Gökalp, Avrupa'daki bu gelişmeleri şöyle değerlendirmektedir: "Avrupa'da Türklüğe dair iki hareket vücuda geldi . B i rincisi Fransızcada "turquerie" d e n i len Türkperestl ik, " Türk severliktir". B u hareketin özünde Türk kültürüne duyulan sevgi ve sempati vardır. Lamartine, Auguste Comte, Pierre Lafayette, M ismer, Pierre Loti, C. Farrere gibi kişi lerin Türklerle i lg i l i dostane yazı ları bu kabildendir. İkincisine türkiyat, Türkoloj i adı veril ir. Rusya' da, A l m a nya ' d a, M ac a r i s ta n ' d a, D a n i m arka ' d a, F ran s a ' d a , İngi l tere 'de b i rçok b i l i m adam ı e s k i Türklere, H u n lara v e Moğo l lara d a i r araştırmalar yapmaya başladı lar." 9 1 Avrupal ı lardan başka Arap ve İran l ı tarihçiler de Türklerle i lgil i bazı araştınnalar yapmışlardır. XIII-XIV. yüzyılda Ebu Hayyan (Kitabü 'l-İdak L i-Lisani 'l-Etrak), İbn Mühenna (Hilyetü '/ İnsan ve Hilbetü '!-Lisan) gibi Arap d i lci leri, Mem l uk Türkçesi 242
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
ü ze r i n d e ça l ı ş m ı ş l ard ı r. Bu arada, İ ran l ı tar i h ç i C ü veynl (Cihankuşa), Fahrettin Mübarekşah (Şecere-i Ensab) XII ve X l l l . yüzyı lda Göktürklere ait yazıtlardan söz ederler. Türklük biliminin ikinci gelişim çizgisi yerli kaynaklara dayanır. Bu kaynaklara göre, Türklük bil imi çalışmaları, on birinci yüzyı lda Kaşgarl ı Mahmut tarafından yazı l m ı ş olan Divanü Lügati �-Türk ad l ı eser ile başlar. Kaşgarl ı ' dan sonra, Muhakemetii 'l-Lügateyn (XV. yy.) adl ı eseriyle A l i Şir Neval'yi ve Müyessiretii '/- Ulum (XVI. yy.) adl ı eseriyle Bergamalı Kadri'yi anmak gerekir. X I X . yüzyıldan itibaren Avnıpa'da bir bilim alanı haline gelen Türkolojinin bizdeki temsi lc i leri Ahmet Vefi k Paşa, Süleyman Paşa, Özbekler Tekkesi Şeyh i Sü leyman Efendi, Ahmet Cevdet Paşa, Fuat Paşa, Abdurrahman Fevzi Efend i, A l i Süavl, Şemsedd in Sam i, Ve led Çelebi, B ursalı Tah ir, Ahmet M i that Efendi gibi isimlerd ir. Bu yıllarda siyasi Türkçülük ile Türkoloj i birlikte yürümektedir. Asl ında yaklaşım biçimi, amacı ve yöntemi farklı da olsa, Türklük biliminin verileri her zaman siyasi Türkçülüğe malzeme olabi lecek özelliklere sahiptir. Türklük bilimi, bizim için m i l li bir bilim dalı olmakla birlikte, artık önemli ölçüde u luslararası bir karakter de kazanmıştır. Nitekim bugü n , A l manya, A B D , A rj an t i n , Arnav u t l u k, Avu stralya, Azerbaycan, Belçika, B u lgaristan, Cezayir, Ç i n , Dan imarka, F i n land iya, Fransa, Hind istan, Hol landa, Irak, İ ngi ltere, İran, İspanya, İsrail, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Kazakistan, Kıbrıs, Kırgızistan, Kore, Lübnan, Macaristan, Meksika, M ısır, Moldavya, Özbekistan, Pakistan, Polonya, Romanya, Rusya, Sur iye, Tunus, Türkmenistan, Ürdün, Yugoslavya, Yunan istan gibi ülkelerde çok sayıda Türkolog, Türklük bilimi konusunda çalışmaktadır9�. Türkiye'de, Türklük bilimi araştınnalarının Kaşgarlı ile başlayan ve Osman l ı 'dan beri devam edip gelen bir tarihi vardır. Ancak bu konunun bil imsel bir disipli n içerisinde ele al ınması oldukça yenidir. " Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, İ stanbul 1 976, s. 1 -2
243
PROF. DR. AHMET BURAN
Ziya Gökalp' in sosyoloj ik incelemeleri, Türklük bilimi çalışmalarına bir ivme kazandırmış ve Prof. Dr. Fuat Köprülü'nün İstanbul Edebiyat Fakültesine bağl ı olarak 1 924 yılında kurduğu Türkiyat Enstitüsü i le önem l i bir aşamaya u laşmıştır. Atatürk'ün özellikle, Türk dilini, tarihini ve coğrafyasını araştırmak üzere, Ankara'da kurduğu Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu gibi önemli bilimsel kurumlar Türklük bilimi araştırmalarına önemli katkılarda bulunmuşlardır. Ayrıca Türk Hukuk Kurumu, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Türk o l oj i/Türk l ü k B i l i m i Araştırmaları Merkezleri v e Üniversitelerimizin Türk D i l i ve Edebiyatı Bölümleri ile Çağdaş Türk Lehçeleri Bölümleri, Türkiye'yi, Türklük biliminin merkezi durumuna getirmişlerdir. Günümüzde, Türkiye başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde çok sayıda kitap, süre l i yayın ve b i l imsel kongrelerle Türklük b i l i m i çal ışmaları devam etmektedir93•
"' Bu konuda geniş bilgi için bk. İ smail Soysal-Mihin Eren, Türk i ncelemeleri Yapan Kuruluşl ar, An kara 1 977; Dünyada Türklük Araştı rmaları ve Türkiye (29-30 Eylül 1986) (Yay. Haz. Nadir Devlet- i nci Engünün-Emlne Gürsoy NaskallJ, İ stanbul 1 987; İ smail Doğon, Yabancı Ülkelerde Yayınlanmış Türkolojlyle i lgili Makal eler Bibl iyografyası, Ankara 1 990; Tü rkiye Dışındaki Türkler Bibliyografyası 1 - 1 1 , Ankara 1 992; "Türkoloji Çalışmalarına Toplu Bir Bakış ve Ö devlerimiz" TDAY-Belleten, ( 1 960), s. 1 -21 91 Daha fazla bilgi için bk. İ smail Soysal-Mihin E ren, age. ; Hasan E ren, ege., s.24-101, ayrıca, T DAY-Belleten ( 1 960) s. 1 -21
244
KURŞUNLANAN TÜRKDl.DIİ
B. 2. CEZALANDIRILAN ŞA İ R YAZAR VE T ÜRKOLOGLAR Her bilim dal ı gibi, Türklük b i l iminin de bir tarihi vardır. Ne yazık ki bu tarih genellikle hep eserler ve yaz.arlar kronoloj isi olarak görülmüştür. Halbuki insan ile ilgi li her olgunun, özellikle de onların varlık sebeplerini ve değerlerini inceleyen b i l i m kol larının siyasal ve sosyal yönlerinin olduğu yadsınamaz bir gerçektir. O halde, bu b i l i m alan larının siyasal ve sosyal tarih leri bakım ından da ete alınması gerekir. Türklük biliminin eserler ve yazarlar tarihi konusunda, bugüne kadar çok sayıda kitap ve makale yayın landığın ı bil iyoruz. Ancak Türklük b i l i m inin siyasal ve sosyal tarihi hakk ında yeterince incelemelerin yapıld ığın ı ve eserlerin yayın landığını ne yazık ki söyleyemiyoruz. Siyasal ve sosyal tarih, bu b i l i m alan ında çalışan insanların yaşama biçimlerini, ilişkilerini, değer yargılarını, çektikleri sıkıntıları ve zorlukları tanımamızı sağlayacak; hangi fedakarl ıklarla, hangi imkan ya da imkansızl ıklarla, nereden nereye geldiğimizi bize öğretecektir. Siyasal ve sosyal tarih, bu bilim alan ının geleneklerinin oluşup oluşmadığını ortaya koyacak; eski bilgi-yeni bilgi ilgisini ıie kadar kurduğumuzu ve neleri nasıl anladığımızı, nasıl ifade ettiğimizi ve ne kadar değiştirdiğimizi de ortaya çıkaracaktır. Ayrıca, Türklük b i l i m i n i n siyasal ve sosyal tarihi, hangi ideoloj i, yönetim ve toplum ların, hangi di lden, d i nden ve soydan i nsan ların bu b i l i m alanına nas ı l yaklaştıklarını d a ortaya koyacaktır. Oryantal ist, emperyal ist, ideolojik ve siyasal yaklaşımlarla bil imsel yaklaşımlar arasındaki zihn iyet farklıl ıklarını gösterecek ve bazı konuları daha doğru anlamamızı sağlayacaktır. Türklük biliminin siyasal ve sosyal tarihini yazan lar, öncelikle dünyada h içbir b i l i m kolu mensubunun yaşamad ığı dramatik ve traj ik siyasal ve sosyal olayları dikkate almal ı ve bu b i l im koluna
245
PROF. DR . AHMET BURAN
can ları pahasına hizmet eden insan lara karşı v icdani görev ve soru m l u l ukların ı da yerine getirmelidirler. Bu cüm leden olarak, Türkiye Türkoloj isinin bugüne kadar Türklük b i l i m i n i n siyasi ve sosyal tarihini ayrıntı l ı bir biçimde yazmamış olmasını büyük bir eksiklik olarak gördüğümü de bel irtmek istiyorum. B u bölümde biz karı nca kararınca bu soru m l u luğumuzu yerine getirmeye, meslektaşlarım ıza o lan vefa borcumuzu ödemeye ve onların hatırasını ölümsüzleştirmeye çal ışacağız. Bu bölümde baskı, sürgün, hapis ve ölüm cezalarına çarptın lan Türkologların hikayelerini, ilgili ülke başlığı altında vereceğiz. Resmi olarak Türkolog ünvanınasahip olan dilciler dışında, özellikle edebiyatla uğraşan, şair ve yazarları da bu bölümde değerlendireceğiz. Ancak, şair ve yaz.arlar hakkında genel ve kısa bilgiler verirken, Türkologlar hakkında daha geniş bilgiler venneye çalışacağız. Doğub i l i m i çalışmalarının içinde gelişen Türkoloj i, zamanla kendi çizgisini oluşturmuş ve özel bir b i l i m alan ı hal ine gelmiştir. Sovyetler B irliğinde, özellikle Stalin döneminde, "Pantürkizm" özel bir suç alanı oluşturduğu için, bütün Türkologlar, bu bilim alanının doğası gereği suçlu görülmüşlerd ir. Türk dil lerinden biriyle yazan şair ve yazarlar da " Sovyet vatandaşı, homo sovieticus" tipinin "ortak dili" olan Rusçan ın d ışında bir d i l le yazdıkları ya da m i l li ve dini konuları işledikleri için "halk düşmanı" i lan ed i lerek ceza l an d ı r ı l m ı ş, b ü y ü k b i r bö l ü m ü "kurşuna dizilerek" öldürülmüşlerd i . Cezalandırılan Türkologların, şair ve yazarların davalarının çoğu Stal in sonrası dönemde tekrar açılmış ve suçsuz bulunarak aklanmış, itibarları iade edi lmiştir. Rusya' da, l 950 ' l i yıl ların ortal arından itibaren dosyaları aklanan ve suçsuzlukları ispatlanan çok sayıda insanın hikayesini içeren çeşitl i kitaplar yazı ldı94• Bunların bir bölümü "repressiya " Bk. F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. Nasi lov, Represslrovannaya Türkologlya, Moskova 2002; Ziya Bünyatov, Gınnızı Terror, Bakü 1 993; Regina Xelim skaya, Tayna Çon-Taşa, Bişkek 1 994; Remzi Veliyev, Faciga, Tataristan Kitap Neşriyatı, Kazan 1 996; i. K. Xayrullin ve d., Tatarlstan'da Seyasl Repressiya Korbannarı nın Xeter Kitabı, Kazan 2000 246
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
kurban/an" için yazılmış genel kitaplar iken, bir bölümü, bel li meslek alanlarını ya da bel l i toplulukları ve coğrafyaları ele alan kitaplardır. "Repressirovannaya Türkologiya" (Moskova 2002) ad l ı eser baskı rej i minden etki lenen Türkologları an latan bir çal ışmadır. F. O. Aşnin, B. M . Alpatov, ve O. M . Nasi lov tarafından hazırlanan eser Rusya B i l i m ler A kadem is i , Doğu B i l i m leri Enstitüsü yayını olarak çıkmıştır. Eserde Sovyetler B irliği döneminde baskı ve zu lüm görmüş, sürgüne uğramış, hapis ve ölüm cezalarına çarpt ı rı l m ı ş Türko l o g l a r ı n h ayat h i kaye l e r i b e l g e l e r i y l e anlatılmaktadır. B u Türkologların kimi Rus köken li, kimi U krayn, kimi ise Azerbaycanlı, Türkmenistanlı, Kırgızistan ve Kazakistanlıdır. Görüldüğü gibi, kökenden çok Türkoloj i i le ilgi lenmek esas olmuş ve bu suçu ( ! ) işleyenlerin önem l i bir kısmı kurşuna dizilm iştir. Bu bö lümde yer alan bi lgi ler, genel l ikle Rusya 'da ya da S ovyet l e r B i r l i ğ i n d e n ayr ı l a n ü l k e l e rd e yay ı n l a n a n "Repressirovannaya Tü rkologiya, Gırm ızı Terror, Tayna Çon-Taş a , Faciga, Ta ta rista n ' d a Seyasi R e p ressiya Korban narının Xeter Kitabı, Politiçeskie Repressii 30-h godov. Zakonı, İspolniteli, Reabilitatsiya", "Katlname" gibi kitaplar i le çeşitli makalelerde yer alan bi lgi lere dayanmaktadır.
247
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
B. 2. 1. SOVYETLER BİRLİ G İNDE 1 9 . yüzy ı l ı n i k i n c i yar ı s ı ndan sonra R usya, Türki stan topraklarının önemli bir bölümüne hakim olur. B u tarihten itibaren Türk topluluklarının hayatlarında Rus etkisi görülmeye başlar. Çarl ık Rusyasında büyük bir Türk düşman l ığı vard ı ve Türkler çarlık yönetiminin her türlü baskı ve zulmüne maruz kalmış idiler. Türkistan toprakların ın Çarlık orduları tarafından işagali, Türkistan Türklerinin m i l li ve manevi dünyalarında büyük yaralar açm ıştı . B u süreçte, Türkistan ' daki ayd ı n l a r aras ı nda çeş itl i g r u p l a r o l u şur ve mücadeleler başlar. Özell ikle 20. yüzyılın başlarında, Kazak, Kırgız, Özbek ve Uygurlar arasında önem li diren iş hareketleri görü lür. B irinci Dünya savaşında Rus ordu ları cephelerde büyük kayıplar verince, Çarl ık yönetimi, daha önce cepheye sürdüğü Türk gençlerine ek olarak, Türkistan Türkleri arasından yen i bir asker toplama işine girişir. Bu girişim, büyük bir tepki i le karşılanır. Rus işgalinden sonra toprakları ellerinden alınan, baskı ve zulüm gören, aşağı lanan Türkler, bu askere alma kararı karşısında isyan ederler. İsyan kısa sürede bütün Türkistan topraklarına yay ı l ır. Ruslar, bu isyanı çok kanlı bir biçimde bastırırlar. Türkistan Türkleri arasında büyük bir korku ve dehşet yaratan bu kanl ı baskını Kırgızlar " 1916 Ürkünü" biçiminde adlandırmaktadırlar. Rusların isyanı bastırması sırasında 673 .000 Türk hayatını kaybeder, 1 68 .000 ' i S ibirya'ya sürülür, 300.000'den fazla Kazak ve Kırgız ise hayatlarını kurtarmak için Ç i n topraklarına kaçarlar. Ç i n ' e kaçan 300.000 kişinin yarısı açl ık, hastalık ve soğuktan dağlarda ölür95• Bütün bu olaylar gel işirken, Bolşevikler, Len i n ' in iderliğinde "bağımsızlrk için mücadele eden toplumlara yardım" sloganıya hareket ediyor ve Çar yönetiminden zarar gören güçleri yanlarına almaya çal ışıyorlardı. Dolayısıyla, Çarl ık Rusyanın düşman lığından " Şuayip Karakaş, 20. Yüzyıl Türk Dünyası E debiyatı ü zerine Bir Deneme,Türk Dünyası Dil ve E debiyat Dergisi, S. 2, (Güz 1 996), s. 279-31 7
249
PROf'. DR . AHMET BURAN
çok çeken Türkler i le diğer Müslüman halkların önemli bir bölümü, Kızı l Ordunun yanında yer alırlar. Daha rahat, daha özgür bir dünya özlemi i le K ızıl Ordunun yan ında yer alan Türkler, kısa bir süre sonra, topraklarının, K ızıl Ordu tarafından tekrar işgal edilmesiyle, yanı ld ıklarını anlarlar. İhtilalin hemen ardından kurulan Azerbaycan Cumhuriyeti, H ive (Harezm) Devleti, B uhara M i l li Devleti, İdi l Ural M i l li M uhtariyeti, Kırım M i l l i Cumhuriyeti, Başkurt Muhtar Cumhuriyeti, A laş-Orda Kazak M i l li Hükumeti ve Hokand M i l li Muhtar Cumhuriyeti birer birer ortadan kaldırılarak bütün bu bölgeler Sovyetler B irl iğine bağlanı r. Öze l li k le l 924 y ı l ı nda Türkistan ' da meydana gelen direniş hareketleri sırasında çok sayıda aydın ve sivil Ruslar tarafından katled i l ir. Bu süreçte, Türkistan' ın işga l i n i kabul lenemeyen ve çeşitli diren i ş grupları o l uşturarak işga l c i R u s l ar ı topraklarından atmaya ç a l ı şan "Basmacılar" i le m i l l iyetçi , Türkçü oldukları iddia edi len "Ceditçiler" çok zarar görmüşlerdi r. l 9 l 7 Bolşevik ihti lali i le birl i kte Rusların Türk dünyası coğrafyasındaki etkisi, daha plan l ı bir şekilde gel işmeye başlar. Ekonomik, sosyal ve s iyasal h ayatta gittikçe etki lerin i arttıran Ruslar, bölgenin hakim gücü durumuna gel irler. Lenin' in yönetim anlayışı içinde önceleri belirli bir rahatlama yaşayan Türk halkları, öze l likle Sta l i n döneminde, her alanda büyük baskı lar, sürgün ler, kıyım ve ölüm lerle karşı laşırlar. B u dönem, Sovyet vatandaşları tarafından "repressiya" d iye adlandırılır. Repressiyadan, yani baskıdan nas i b i n i almayan Sovyet vatandaşı yok gibidir. B u dönemde m i lyonlarca insan sürgün edilmiştir. Sürülenler genellikle çok kötü şartlarda yol l ara çıkarılmış; aç susuz kalan insanların önem l i bir bölümü yollarda ölmüştür. Sağ kalanlar ise, çoğunluğu Sibirya bölgesinde bulunan çalışma kamplarının olumsuz şartlarına dayanamayıp bu kamplarda ölmüşlerdir. 1 93 7-1 939 yılları arasında, Türk toplulukları arasında l .000.000 civarında şair, edebiyatçı, yazar, gazeteci, Türkolog, din adamı, aydın ve halktan i nsan 250
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
öldürül m üştür. Öldürülen şai r, yazar ve düşünürlerin eserleri yasak lanmış, on ları okuyan lar da ayn ı şek i lde cezalandırı l mışlardır%. Sta l i n dönemi, s i stem i n kend i varl ığından korktuğu ve şüpheciliğin had safhaya çıktığı bir dönemdir. KGB, Rus gizli servisi, bütün insan ları aj anlık yapmaya zorlamış, herkes birbirinden şühelenir ve korkar olmuştur. Bu dönemde uydurma suç lar isnad edi lerek birçok insan haksız yere acımasızca cezalandırılm ıştır. Devletin bu acımasız tavrı, toplumda büyük bir korku ve pan ik yaratm ış, çok sayıda insan rej ime ve yönetime yaranmak ve yakın görünebi lmek için birbiriyle yarışır hale getiri l m iştir. Rej i m ve devletle işbirliği yapmak, adeta hayatta kalman ın tek yol u hal ine gelmiştir. Bu sebepten, daha önce Rus işga l i ne ve Bolşevizme karşı çıkan, mücadele eden; ş i i r, hikaye, roman, makale . . . yazan bazı aydın lar saf değiştirm iş ve sistem i, devlet büyüklerini ve ideoloj inin önderlerin i öven yazı lar ve edebi eserler yazmaya başlamışlard ı r. Öyle ki bu dönemde, M arks 'tan, Len i n ' den, Sta l i n 'den ve d iğer l ider ve ideologlardan bahsetmeden, b i r matematik kitabı dah i yazılamam ışır. Kitabın başında önce bu liderlere övgülerde bulunulup atıflar yapıldıktan sonra ası 1 konuya geçilmiştir. Bu bağlamda, özell ikle Türk soylu yazarlar, edebiyatçılar tarafından da Sovyet ideoloj isini, yönet i m i n i ve önderlerin i öven birçok eser yazılmıştır97• Sovyet ayd ı n larının bir bölümü sistemi, devleti ve l iderleri överek hayatta kal may ı başarm ış, b i r bö l ü m ü i se her t ü r l ü yakınlaşma çabasına rağmen sisteme v e yönetici l ere yaranamamış ve cezalanırılmışlardır. Kimi Sovyet vatandaşları ise bir yolunu bulup yurt dışına kaçmışlardır. Bunlar arasında, değişik kökenlerden gelen çok sayıda b i l i m adamı, sanatçı, sporcu, yazar ve şair vardır. ••
Şuayip Kara kaş, agm., s.285 ., Bk. Emine Gürsoy Naskall, Sovyet Türk Edebiyatı, Türk Dünyası Dil ve E debiyat Dergisi, S. 1 ( Bahar 1 996). s. 54-64
251
PROf". OR. AHMET BURAN
Türkiye Türkoloj isinin önem l i isimlerinden , Reşit Rahmeti Arat, Zeki Velidi Togan, Ahmet Caferoğlu, Abdulkadir İ nan, Ayaz İ shaki, Sadri Maksudi (Arsal), Ahmet Temir gibi bilim adamları ve şair Elmas Yıldırım bunlardan bazı larıdır. A lmas Yıldırım'ın hikayesi oldukça ilginçtir. Stalin yönetiminin şimşeklerini üzerine çeken A lmas Yıld ırım'a, "Stalin 'nin bıyıklarına bir şiir yazması halinde bağışlanacağı " söy l e n i r. A lmas Y ı l d ı r ı m , "ölürüm de yazmam" d iyerek böyle bir şiir yazmayı reddetiği i ç i n hayat hakkı kalmaz. E n temel insan hakkı olan yaşama hakkından mahrum b ırak ı l an şair, Türkmeni stan ve İran Üzerinden kaçarak Türkiye'ye gel i r. 20. yüzyılın başlarında dünyadaki bütün Türkler aynı alfabeyi kul lan ıyordu. Yüzy ı l l arca Batıda Osmanl ı Türkçesi, Doğuda da Çağatay Türkçesi bütün Türklerin ortak yazı d i l i olmuştu ve Türklerin büyük bölümü konuşma d i lleriyle tam olmasa da, yazı dilleriyle anlaşabiliyorlardı. Rusya'da, Rus kökenl i nüfustan sonraki en büyük etni k grubu Türkler oluşturuyordu ve Rusya bu grubun gücünden gizli bir korku duyuyordu. Bu sebeple öze l likle İlminski ve Khun ' nun geliştirdikleri proj eleri devlet politikası haline getiren Rusya , "böl-parçala-yönet" an layışını uygulamaya koyar. B unun için her Türk boyunun ayrı bir m i llet olduğu fikri işlenmeye ve buna dair tarih i , kültürel ve b i l imsel gerekçeler uydurulmaya başlanır. Ruslar, Türk b irliğinin en önem l i aracının Türk d i l i olduğunu bildikleri için, birliği bozman ı n yolunun d i l i bozmak olduğunu düşünürler ve öncelikle, yüzyıllarca sadece konuşma d i l i olan Türk lehçeler i n i , "seçilme, kodlama, standartlaşma, yaygınlaşma" gibi yazı d i l i olman ın doğal süreçlerini yaşamadıkları halde, l 920 ' l i y ı llardan sonra, yapay yol larla yazı d i l i hali ne getirmeye başlarlar. Bu, tam bir d i l ve toplum mühendisliği projesidir. Konuşma dillerini yazı dili haline getirme proj es i n i n ardından A l fabe değişiklikleri gündeme gel i r, Arap alfabesinden Latin alfabesine geçen Türkler 252
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OIİ
aynı planın bir parçası olarak zorla Kiril alfabesine geçiril irler. Bu uygulamalar Sovyet Türkleri arasında şiddetli tepkilere yol açar. Türk topluluklarına mensup aydınlar, bu uygulamalara karşı Türkçeyi, hatta ortak Türk dilini savunur, kendi d i l lerinin başka bir dil değil Türkçe olduğunu söylerler. Gaspıralı' nın "dilde.fikirde, işte birlik:' sloganı da bu düşüncenin özlü bir anlatımını oluşturur. Türk aydınları, Rusların bu yolla, kendilerini tarihlerinden, kültürel kaynaklarından kopararak, yeni d i l ve kavramlarla oluşturu lmuş yen i ve farkl ı kiml iklere dönüştürmek istediklerini fark ederler. Değişen alfabe dolayısıyla yeni nesil lerin eski bi lgi yeni bilgi ilgisini kurmaları imkansızlaşacak, dolayısıyla topuınlar kendi tarih ve geleneğine yabancılaşacaktır. Bu gelişmeler karşısında Türkçeyi savunan, Türk d i l inin tarihi ve tabii gel işiminin bozu lmasını istemeyen ve ortak Türk dilinden bahseden ayd ın lar "gerici, pantürkist, panturanist" olarak suçlanmış, tutuklanmış, sürgüne gönderilmiş, hapsedilmiş, psikoloj ik baskı lara ve sosyal dışlamalara maruz bırakılmış, birçoğu da çeşitl i şek i lerde öldürülmüştür98• Sovyetler Birliği sınırları içinde yaşayan Türk aydın, yazar ve edebiyatçıları sistem tarafından genellikle, "pa11türkist, Alman ajam, Japon ajam, sistem karşıtı ve halk düşmanı" olarak suçlanmış ve cezalandırılmışlardır. Özellikle Türk dillerinden biriyle yada daha genel anlamda Türklükbilimi!Türkoloji ile ilgilenenler, Türkiye ile ilgisi olanlar, Türk dili ile edebiyat yapanlar, Türk destanlarıyla ilgilenen ve onları yayınlamaya çal ışanlar, mensup oldukları u lusa bakı lmaksızın cezalandınlmış, genellikle de kurşuna dizilerek öldürülmüşlerdir. Ömeğin, kurşunlanarak öldürülen Türkologlardan Aleksandr Nikolayeviç Samoyloviç Ukraynalı, Yevgeniy Dmitriyeviç Polivanov, Artur Rudolfoviç Zilfeld-Simumyagi Estonyalıdır99 • • • ••
Dilbilimci, aydın ve Türkologlann önemli bir kısmı bu şekilde suçlanmışlardır. örneğin, Kırgız aydınlanndan Belek Sollonayev, " Kırgız dili ve yazısmm oluşumunu baltalamaya ça!tşmak ve kültürel oluşumlara zarar vermek"le suçlanmış ve 1 4 Şubat 1 938'de kurşunlanarak öldürülmüştür. 99 F . D. Aşnin, B. M. Al patov, D. M. Nasilov, Repressirovannaya Türkologiya, Moskova 2002 253
PRDI'. DR . AHMET BURAN
Sovyet Rusya ' da sanat ve sosyal alanlardaki gel işmeler kısıtlanmış ve bu dönem şair, yazar, sanatçı, tarihçi v.b. fikir adamları, "ülkeye milliyetçilik fikrini sokmaya çalışan ajanlar" olarak görülmüşlerdir. Asıl itibariyle öldürülen, cez.alandırılan Türk aydınlarına bakıldığında, bunların büyük bir bölümünün Latin Alfabesini ve dilde birliği savunan Türkçü-Turancı aydınlar olduğu görülmektedir. Tutuklanan insanlara i snad edil en suçlar genel l ikle zorla, işkenceyle kabul ettirilmiştir. Suçun şahsiliği prensibi dikkate alınmamış, suçlanan kişinin yakın akrabaları da suçlu sayılmış ve gene l l ikle onlar da tutuklanı p sorgulanmıştır. Stalin döneminde uygulanan işkencelerin bir bölümü şöyledir: "Mahkum tamamen tükeninceye kadar 1 0- 1 5 saat süreyle bir sandalyenin kenarında oturtulurdu. Sorgular gece gündüz sürer sorgulayanlar ise belirli aralıklarla değiştirilir ve bir sorgucu kendi yöntemiyle bitap düşen mahkumun sözde suçlarım itiraf etmesi için ikna etmeye çalışırdı. Mahkum bir duvara karşı 1 8-20 saat ayakta durmaya zorlanır özel olarak eğitilen köpekler mahkumun en küçük b ir hareketinde ya da oturmaya teşebb üsünde saldırarak uzuvlarının b irini parçalaması için hazır bekletilirdi. Mahkuma eski model bir deli gömleği giydirilir, saatlerce onun içinde bırakılarak psikolojik baskı yapılırdı. Mahkumun kol ve bacakları bükülür, tırnaklarının altına sivri aletler batırılır, dayanılamaz acılar vererek mahkumun gururunu kırmak için makatına katı maddeler sokulur ve tazyikli sıvı verilirdi. Mahkum çırılçıplak soyularak, elleri bağlanır ve farelerin yemesi için işkenceden ölenlerin cesetlerinin atlıdığı b ir zindana konurdu. Uzun zaman aç bırakılan farelerin çıplak olarak zındana atılan mahkuma saldırmaları beklenirdi. Mahkumun başına, kan kaybederek şuurunu yitirinceye kadar baş ı n ı s ıkıştıracağı b ir miğfer takılarak işkence uygulanırdı. 254
KURŞUNi.AHAN TÜRKOLOJİ
Mahkum, içinde oturamayacağı, ayakta duramayacağı ya da uzanamayacağı betondan yapt!n11ş çivili bir fiÇtya konur ve fiçı ağzma kadar buzlu su ile doldurulurdu . " 1 00 İkinci dünya savaşında çok sayıda Türk soylu asker Sovyet ordusunda Alman lara karşı savaşmış ve bun ların bir böl ümü A lman lara esir düşmüştür. A lmanya içinde kurulan Türkistan Lejyonunda görev yapan bu askerler, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar, Türkmen ve diğer Türk boylarına mensup idiler. Bu şairlerin yazdığı güzel lirik şiirler, Berlin'de yayımlanmıştır. İkinci dünya savaşından sonra Sovyetlere iade edi len bu asker şair ve yarlardan bir bölümü Almanya'da kurulan Türkistan Lejyonunda askerlik yaptıkları için Sovyet sınırları içinde kurşuna dizilerek öldürülmüştür1 0 1 • Savaş sonrası dönemde, Sovyet yönetiminin baskıcı politikaları, öze l l ikle de Türklere karşı devam etmiştir. Bu dönemde daha çok halkı yön lend irebilecek olan sosyal b i l imciler hedef al ınm ıştır. Örneğin Kazakistan 'da Y. B. Bekmahanov, B. S. Suleymanov, Y. M. İ smailov Azerbaycan 'da G. Guseynov gibi tarihçi ler zulüm görmüştür. Kazakların Kab/andı Batır, Nogayların Er Saym, Tatarların Çora-Batır, Özbeklerin Alpamış destan ları ve onlarla ilgilenen aydınları 1 95 1 -54 sürecinde baskı altına alınmıştır. Azerbaycan'da Dede Korkut destanı "devrim karşıtı fikirler içermesi, milliyetçi feodal yapıyı teşvik etmesi ve Azerbaycan halkıyla ilgis i b ulunmaya Oğuzların hikayesi" o l d uğu gerekçe s i y l e yasak l a n m a k ve yok ed i l m e k i sten m i ş , Türkmenistan'da Korkut Ata Destam 'nın yazarları hapsedilm iştir. Kırgızistan'da üç sosyal b i l i mler b i lgini kovuşturman ın kurbanı olmuş, Manas destanı ile ilgi lenen aydın lar takibattan kurtulamamış, önemli bir bölümü, ölüm cezası dahil ağır cezalara çarptırılmışlardır. Sürgüne gönderi l i rken hasta olan kişi lere SSCB hükumeti sağlamd ır, "fiziki işe yarar. kuzey iklimine dayanabilir" biçi m inde raporlar vermiş ve böylece birçok kişin i n kamplarda .
.
1 '° Ufuk Tuzman, agm., s. 1 B 101 Tim ur Kocaoğlu, agm., s. 7
255
PROF. DR. AHMET BURAN
ölmesine sebep olmuştur. Bütün bu olaylar, savaş öncesinde olduğu gibi, savaş sonrasında da sürgün, baskı ve katliam l arın devam ettiğini göstermektedir. Sovyet ideoloj is i ve Stalin despotl uğu, öze l likle, yazarları, şairleri, edebiyatçı ları, folklorcuları, kısacası sosyal bilimci aydınları hedef almıştır. Çünkü bu kişiler, sistemi n temel felsefesinin redettiği, d insel ve u l usal k i m l ikleri öne ç ıkararak hedeflenen "Sovyet vatandaşı, Sovyet İnsanı " (homo-sovieticus) tipinin yarat ılmasına bir anlamda engel olmakta idiler. E lbette hedeftekiler sadece bunlar değildi. Devlet adamları, siyasetçi ler, sistem karşıtları, milliyetçiler. . . ve halk düşmanları i l e Alman/Japon ajanları; sürü lmesi, ezilmesi ve yok edi lmesi gerekenler arasında idi. Ne yazık ki, Stalin 'e göre, yukarıda bel irtilen suçları işleyenlerin sayısı, neredeyse Sovyetler B irliğinde yaşayan insanların toplamı kadar idi. Cezalandırılması gereken i nsan sayısı bu kadar çok olunca, Stali n ' n in ömrü sadece bunlardan 30-40 milyon kadarını katletmeye yetmiştir! Bu dönemde her halktan insan cezalandırı l m ı ştır. Ancak, öldürülenlerin öneml i bir bölümü Türklerden oluşmaktadır. Türkistan 'da sadece l 9291 939 yılları arasında, on yıl içinde 6 m ilyon Türk çeşitli yollarla yok edilmiştir. Sadriddin Ayni, Behud iy'nin öldürülmesi üzerine yazdığı şiirinin bir bölümünde Sovyet yönetimine şöyle seslenmektedir:
"Ey katile, ey facire, ey fitne-i Turan! Turan eli fitneng ile bolsun mı perişan?! Minglerçe yigit başmı keltek b ilen ezdin. Minglerçe yigit naşını sarcin kibi tizding. Zindanlarga minglerçe liriklerini çirütting. Kur 'an 'nı şeriatını ayağ astına basting Behudiy kebi dahi-yi Turan 'nı da asting! Baş kes, yene baş kes, neçe kün keyf ü safa sür! Lekin közingni aç, kefesi künleringi kör! Bir kün kelür elbet, kelür elbet, kelür elbet! Ey haine, öç a/mağa acizlere növbet! " 256
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Kurşuna dizi len, idam ed ilen, hapis ve sürgün cezası alan şahıslardan bir bölümünün davaları, Stalin 'in ölümünden sonra Kruşçev döneminde tekrar gündeme gelmiş ve öldürüldükten 1 5-20 yıl sonra suçsuz bulunarak itibarları iade edi lmiştirıo2• "Baskı, kanunsuzluk, istibdat, kişiye tapma ve aklanma" sözcükleri ilk defa, KPSS 'nin 20. kongresinde N. S. Kruşçev' in sunduğu bir bildiri ile duyulur. TsK KPSS'nin 30 Haziran l 956'daki kararında, "Stalin dönemindeki siyasetin yanlış olduğu ve bu siyasetin so!ıyalist ve demokratik anlayışla uyuşmadığı, bu yan!tş anlayış neticesinde de so!ıyal s ı n ıflar arasında m ücadele başladığı ve giderek de b u mücadelenin şiddetlendiğt' bel irtilir. Baskıdan etkilenen kişilerin aklanması ise, KPSS'nin 20. Kongresinde bunun dile getirilmesi sayesinde KPK (Komitetom Partiynogo Kontrolya-Parti Kontrol Komitesi) incelemelerine başlar ve bu politikalardan vaz geçilerek bir çok kişinin suçsuzluğu kabul edilerek itibarları iade edilir.
B. 2. 1 . 1 . Rus, Ukrayn, Estonyah Türkologlar Stalin rej imi sadece Türk d i l i ve edebiyatıyla uğraşan Türk soyluları değil, Türklükle ve Türkiye ile il işkisi olan herkesi tehlikeli görmüş ve baskı altına a l m ıştır. Örneğin aşağıda h ikayeleri özetlenen Aleksan d r Nikolayeviç Samoyloviç Ukraynal ı , Yevgeniy Dmitriyeviç Polivanov R u s , A rt u r Rudolfoviç Zilfeld-Simumyagi Estonyal ıdır. Bu bilim adamları, Türkoloj i i le uğraşman ı n bede l i n i ya sürgünler ve soruşturmalar geçirerek ya da bütünüyle hayatlarını vererek ödemişlerdir. Sovyet yönetimi, sadece suçlu sayı lan kişi lere değil, o kişi lerin ai lelerine de bedel ödet mi şt i r. Öze l l i k le e ş l e r i ve çoc ukları, h iç b i r suç ları ve sorumlulukları olmasa da suçlu sayılmış, maddi ve manevi cezalara çarptırılmışlardır. İşte onlardan birkaç ı : 102 F . D . Aşnln, B . M . Alpatov, D . M . Nasilov, age• . ; i . K . Xayrullin ve d,, age. . , s. 9-15
257
PROF. DR AHMET BURAN .
Aleksandr Nikolayeviç SAMOYLOVİ Ç
A. N. SAMOYLOVİÇ
1 7. 1 2 . 1 880 Ukrayna-Gorkiy doğuml u olan Samoyloviç, Ukrayn kökenli bir Türkolog, doğub i l imci, akademisyendir. İ l k ve orta eğitiminden sonra, Petersburg Üniversitesi Doğu D i l leri Fakültesi ne kaydolan Samoyloviç, P. M. M e l ioransky, V. D . S m i rnov, N . İ . Veselov s k i y ve W. B arth o l d g i b i Türk lükbilimcileri ile doğubilimcilerinden ders almıştır. Samoyloviç, bir ara ü n l ü Türkolog Wilhel m Radloff'un yanında da bulunmuş ve onun la çalışma i mkanı na sahip olmuştur. Samoyloviç yetenekl i ve çalışkan bir b i l i m adamıdır. Ders a l d ı ğ ı ve yan ı nda b u l u n duğu b i l im adam l a r ı n ı n b i l gi ve tecrübelerin den en iyi biçimde yararlandığı için, oldukça sağlam bilimsel çal ışmalara i mza atm ıştır. 1 903 yılında Doğu D i lleri Fakültesi n i bitirdikten sonra Türk Tatar Edebiyatı Kürsüsünde kalarak akademi k çal ışmal arına 258
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
burada devam etmiştir. Burada Eski Türkçe konusundaki bilgilerini gel iştirm iş, Türkmen Türkçesi üzerinde çalışmıştır. 1 906 yılında Melioranskiy'nin ölümünden sonra Samoyloviç, bu boşluğu doldurmaya çalışmış ve Türkoloj inin her alanına dersler vermeye ve araştırmalar yapmaya başlamıştır. 1 908 y ı l ı nda Rus Arkeoloj i Derneğin i n asl i üye liğine seç i len Samoyloviç, Rus Coğrafya Derneği ve daha birçok B i l imsel kuruma üye olmuştur. 1 9 1 0 yıl ı nda Petersburg'da kurulan Doğu D i l leri Akade misinde Türk d i l i dersleri vermeye başlayan Samoyloviç, 1 9 1 1 yılında ikinci kezTürkiye'ye gelmiştir. 1 9 1 2 yıl ında K ırım'a gitmiş ve burada K ırım Tatar öğretmenlerine Kırım Türkçesinin Grameri konusunda dersler vermiştir. 1 9 1 3 yılında ise Budapeşte, Viyana, Paris ve Berl i n ' e bilimsel amaç l ı bir gezi yapm ıştır. 1 7 Ara l ık 1 9 1 7 tarih i nde Petersburg Ün iversitesinde Türk Tatar Edebiyatı Profesörlüğüne atanan Samoyloviç, 1 922 y ı lında Petrograd Yaşayan Doğu Dil leri Enstitüsü Rektörlüğüne atanmıştır. Bu Enstitüdeki görevi s ı rasında Türkiye Türkçesi ve Özbek Türkçesi konusunda dersler vermiş ve 1 924 yıl ında onun girişim leriyle, ayn ı Enstitüde bir Türkoloj i Semineri kurulmuştur. 1 92 5 y ı l ı nda Sovyetler B i r l i ğ i B i l i m ler Akadem i s i n i n "haberleşme" üyel iğine seçilmiş, 1 2 Ocak 1 929'da d a asli üyeliğe yükseltilmiştir. 1 934'te ise B i l im ler Akademisine bağlı Doğu Bilimleri Enstitüsünün Müdürlüğü görevine getirilmiştir. Samoyloviç, Bakü 'de yapılan Türkoloj i Kongresine katı ldığı gibi, Türkiye'de düzenlenen kongrelere de zaman zaman katılmıştır. Öze l l i kle Türk dili, Türk lehçeleri, Türk edebiyatı tarihi, Türk folklor ve etnografyası konusunda çok sayıda kitap ve makale yayınlamıştır103• Bütün bu çalışmaları yapan, Sovyetler B i rl iğin in en üst düzey b i l imsel kuru luşların ı n üye l iğine seçi len ve yönetici l iğini yapan Samoylov iç, " Ukrayna milliyetçiliği yapmak, Türk halklarr "' Hasan E ren, age., s. 293-296
259
PROF. DR. AHMET BURAN
arasında devrim karşı t ı hareket o luşturmak ve Japon istihbaratçılığı yapm ak l a s u ç l a n m ı ş ve 3 Ekim 1 93 7 ' de tutuklanmıştır. Bütün şahsi m ü l klerine e l kon u l arak kurşuna dizilmesine karar veri l m i ş ve 1 3 Şubat 1 93 8 tarihinde kurşuna dizi lerek öldürülmüştür104• Kurşuna dizi l en Samoylov i ç ' i n akıbeti uzun süre gizli tutulmuştur. Hatta 1 940 yıl ına kadar yaşadığına dair h i kayeler uydurulmuş ve ölüm tarih i 29 Aralık 1 940 olarak gösteri lmiştir. Halbuki, 3 Ekim'de girdiği "korku ve ölüm tüneli" nden 1 3 Şubat 1 93 8 tarihinde kurşuna dizi l m i ş olarak çıkmıştır105• Sovyetler Birliğinde, özellikle Stalin döneminde çeşitli şekillerde cezalandırılan insanlarla i lgili çok sayıda eser yayınlandı. Bu eserler, genellikl e arşivlerdeki resmi belgeleri esas alarak hazırlanmışlardır. Örnek o l ması bakımından, Repressirovannaya Turkologiya106 adlı eserde yer alan, Samoyloviç i le ilgili mahkeme kararlarını burada vermek istiyorum. Bu kararlarda, suçlama, yargılanma, karar ve cezanın uygulanması i le ilgi l i bilgiler yer almaktadır. Samoyloviç i l e i l g i l i belge ler, Moskova'da FSB Merkez Arşivinde R-9502 n u maralı dosyada saklanmaktadır107• *25 Ağustos 1 956 yılında davası kaldırılmış ve aklanmıştır. "
1°' F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, 105 F . D. Aşnin, B . M . Alpatov, 106 F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, 107 F. o. Aşnin, B. M. Alpatov,
260
D. M. N asilov, age.., s. 1 7 D . M . Nasllov, age• ., s . 7 D. M. Nasilov, age•., s. 7-19 D. M. Nasilov, age•., s. 7
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
SUÇLAMA KARARI 14242 Numaralı Soruşturma Davası İle İlgili Samayloviç Aleksandr Nikolayeviç 'in RSFSR UK 58 1 "a " ve 58-8, 11 maddelerine -
istinaden suçlanması ile ilgili
Samoyloviç, A . N. Petersburg Üniversitesi Doğu Dilleri Fakültesi öğrencisi iken (1 899- 1 903) ayn ı ün iversitenin kayıtsız enstitü öğrencisi Japon Veda ile tanıştı. 1 90 6 yılından itibaren Veda Peters b urg 'da Japon Başkonsolosluğunda memur idi. O, Samoyloviç ile eski ilişkilerini kullandı ve onu kandmp kendine çekti, 1 90 7 yılında Japon istihbaratı ajanlığına kaydını yaptı. Samoyloviç, Radloff ve diğer Pantürkistlerin etkisi alımda Türk dillerinin incelenmesine çahşarak Pantürkizm fikirlerini geliştirdi. Veda bunu kullandı ve ideolojik cephede Japonlarm yararına belli bir çahşmanın sürdürülmesi görevini ona verdi. Samoyloviç bu görevi yerine getirdi. 1 9 1 7 yilı Ekim ihtilalinden sonra Samoyloviç Japon istihbaratı ile işbirliğini devam ettirdi, Japon istihbaratı şefi Vorob yov ile devrim karşıtı ajanlık ilişkilerini tesis etti. Vorob yov ile birlikte Samoyloviç, Türk halkları arasmda burjuva-milliyetçi hareketlerin gelişmesi ile ilgili devrim karşıtı çalışmalar yapıyordu. Samoyloviç Türk halklarmın incelenmesi ile ilgili bütün ilmi tetkiklerini devrim karşıtı burjuva milliyetçi kadroların hazırlanması amacıyla yapn11ştır. 1935-1936 yillarmda Samoyloviç devrim karşıtı bıırjuva milliyetçi kuruluşunu kurdu. Bu kuruluşu kurarak SSCB milli sımrlarmın ilhak edilmesi ile ilgili varolan yapı ile ve onların
261
PROF. DR . AHMET BURAN
Japon emperyalizmin hakimiyetine baş eğip organize edilen savaş için b ütün burjuva-milliyetçi parçaları b irleştirme hedefini ortaya koymuştur. Devrim karşıtı hedeflerin gerçekleşmesi için devrim karşıtı kuruluşun metotlarından biri terör idi. Samoyloviç eskisi gibi Japonlara istihbarat b ilgilerini veriyordu. Suçlu olduğunu itiraf etti. İfadelerin temelinde Samoyloviç Aleksandr Nikolayeviç 1 880 doğumlu Gorkiy şehrinde doğmuş, Ukraynalı, SSCB vatandaşı, herhangi b ir parti üyes i değil, dilb ilimci (şarkiyatçı), SSCB İlimler Akademisi asıl üyesi şu iddialarla suçlandı: 1 . 1 90 7 yılında Japon ist ihbaratı üyeliğine kaydı yapılmıştır. 2. Çarlık döneminde ideoloji cephesindeki görevi ile Japonların yararına belli çalışmaları sürdürmüştür. 3. 1 91 7 Ekim ihtilalinden sonra kendi ilmi faaliyetlerinde burjuva milliyetçileri yetiştirmiştir. 4. 1 93 5- 1 93 6 yıllarında devrim karşı t ı b urjuva milliyetçisi terörist kuruluşu kurdu. 5. Japonlara istihbarat b ilgilerini veriyordu, yani RSFSR UK 58-1 "a " ve 58-8, 11. maddelerinin öngördüğü suçları işlemiştir. İfadeleri doğrultus unda Sam oyloviç A leksandr Nikolayeviç 1 Aralık 1933 tarihli kanuna göre SSCB Yüksek Mahkemesi askeri heyetine sevk edilmesine karar verilmiştir. Bölilm Harekat Muralıhası Devlet Savunma Çavuşu Mal'tsev
2.
"Kabul ediyorum " NKVD GUGB 3. Böl/im Başkan Yardımcısı Devlet Güvenlik Yüzbaşısı Grigoryev 262
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
KARAR Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği adma SSCB Yüksek Ma/ıkenıe.'ti Askeri Heyeti Kadrosu Başkan: Tümen askeri hukukçusu yoldaş Nikitçenko Üyeler: /. derece askeri hukukçular yoldaş Klimin ve Kandıbin Sekreter: 3. derece askeri hukukçu yoldaş Koz/ov
Moskova 'da 1 3 Şubat 1 938 tarihinde kapalı mahkeme oturumunda 1880 doğumlu SSCB İlimler Akademisi eski asli üyesi Samoyloviç Aleksandr Nikolayeviç 'in RSFSR UK 581 -a, 58-8 maddelerinin öngördüğü s uçlarla s uçlandığı davayı görüştük. İlk ve cezai tahkikat tarafimdan, Samoyloviç A.N. 1907 yılından itibaren Japon istihbaratı organlarmm ajanı idi. So.\yalist Ekim devriminden sonra, 191 7 yılmda Samoyloviç Rusya 'da Japon istihbaratı ile işbirliği yapmaya devam ediyordu ve Japon istihbaratı şefi Vorob yov ile devrim karşıtı ilişkilerde bulunuyordu ve Sovyetler Birliği topraklarında Türk halkları arasında devrim karşıtı hareketlerin oluşması ile ilgili devrim karşıt çalışmaları sürdürdüğü tespit edildi. 1935- 3 6 yıllarında Samoyloviç devrim karşıtı milliyetçi kuruluşu kurdu. Bu kuruluşun amacı milli s1111rların SSCB 'den ayrılması ve .Japonya 'nın tesiri altında b ulunmaları idi. Yukarıda ifade edilenlerin yerine getirilmesi, VKP(b) ve Sovyet yönetime karşı savaşta terörizm yolunun kullanılmasını kastediyor. Böylece Samoyloviç 'in RSFSR UK 58-1-a, 58-8 ve 58-11 maddelerinin öngördüğü suçları işlediği tespit edilmiştir. İfadelerin temelinde ve RSFSR UPK 3 1 9 ve 3 2 0. maddelerine göre hareket ederek SSCB Yüksek Mahkemesi Askeri Heyeti, 263
PROF. DR. AHMET BURAN
KARARI: Sam oyloviç A leksandr Nikolayeviç 'in ağır c ezaya çarptırılarak şahsi mal ve m ülklerine el koyulmasına ve kurşuna dizilmesine. Karar kesindir ve SSCB TsİK 1/Xl/11934 tarihli karar doğrultusunda kararın derhal yerine getirilmesine. Başkan: Nikitçenko Üyeler: Kandıbin, Klimin
Samoyloviç A leksandr Nikolayeviç 'in kurşunlanması hakkındaki karar 13 Şubat 1 938 tarihinde gerçekleştirildi. Kararın yerine getirilmesi hakkındaki tutanak VK VD 1 . Hususi Bölümü 'nün Hususi Arşivi 'nde cilt nu: 3 k Varak nu: 72 'de korunmaktadır. SSCB NKVD 1. Hususi Bölümü 12. Bölümü başkanı Devlet Güvenlik Teğmeni Şeve/ev
Yevgeniy Dmitriyeviç POLİVANOV
Y. D. POLİ VANOV
1 6 (28). 02. 1 89 1 tarihinde Rusya'da Smolensk'te doğmuştur. D i l bil i mci, Türkolog, Japonolog ve S inolog olan Polivanov, 1 908
264
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
yıl ında liseyi bitirdikten sonra, Petersburg Üniversitesinin Fi loloj i Fakültesine kaydolmuş, burada önce Slav-Rus Bölümünde, sonra da Japon Bölümünde okumuştur. 1 9 1 2 yıl ında Ü n iversiteyi bitiren Pol ivanov, Karşılaştınnalı Dilbilim Bölümünde çalışmaya başlamış; Japonca ve Ç i nce ile Altayistik konu larında çal ışmalar yapm ıştır. 1 9 1 9 yıl ında profesör olan Pol ivanov, 1 92 1 yılında Taşkent'e gitmiş, burada Özbek oku l larında Rusça dersleri verm iş ve Özbek Türkçesinin ağızları üzerinde çal ışmalar yapmıştır. Polivanov Ti.irk l e h çe l eri n i n yazı d i l i n e dön ü ş t ü r ü l m e s i ve a l fabe l e ri n i n düzen lenmesi çal ışmalarına aktif olarak kat ı l ı m ıştır. 1 926- 1 929 dönemini Moskova'da geçirmiş, burada Türk d i l i, A ltay d i l lerinin karşı laştırmal ı grameri, Japon dili ve Ç in-Tibet d i l leri konusunda dersler verm iştir. 1 929'dan sonra tekrar Özbekistan 'a gitmiş, öğretim üyeliği ve araştırmalar yapmış, 1 934 yı lın ın sonuna doğru Kırgızistan'a gitmiş, burada Kırgız D i l i ve Yazısı Enstitüsünde Profesör olarak çal ışmıştır108• Türklük bilimi alanında birçok makale yayınlayan Polivanov, Marr ile girdiği dil tartışmalarından sonra gözden çıkarılmış ve "Japon ajanliğı, Sovyet karşıtı casusluk yapmak ve terörist" o lmakla suçlanarak 1 Ağustos 1 93 7 'de tutuklanmıştır. Şahsi mülküne el konulmasına ve kurşuna d izilerek öldürü lmesine karar verilen Polivanov, 26 Ocak 1 938 tarihinde kurşuna dizilerek öldürülmüştür109• Poivanov'un öldürü lmesinden sonra eşi Brigitta Alfredovna Nirk-Pol i vanona, eşinin haksız yere öldüri.i ldi.iğüni.i iddia ederek Sovyet makam larına başvurur. Pol ivanov'un eşi de kend isi gibi Estonyalıdır. Pol ivanova, bu başvuru üzerine Polonya ajanı" o l m a k l a s u ç l a n arak 1 O N i san 1 93 8 tari h i n d e Taşken t ' t e tutuklanarak, soruşturma i ç i n Frünze'ye (B işkek) götürü lür. 1 3 Kasım 1 93 8 tarih inde 1 O yıl ceza kampına gönderilme cezasına çarptırıl ır. 1 temmuz 1 946'da Kargopol lag'da ölür1 10• "
10• Hasan Eren, age., s.249-253 1 09 F. D. Aşnin, B. M. Al patov, D. M. Nasilov, age.. , s. 49 "°F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. Nasilov, age.. , s. 45
265
PROF. DR . AHMET BURAN
Artur Rudolfoviç Zilfeld-Sİ MUMYAGİ
A. R. Zilfeld-SİMUMYAGİ
yılında doğan Artur Rudolfoviç Zifeld, 1 9 1 2 yılında Novarossiysk üniversitesinde tarih-fıloloj i eğitimi almıştır. Eğitimini hangi tarihte tamamladığı b i l inmemekle birl ikte, Sovyetler B irl iği döneminde profesör olduğu b i linmektedir. 1 907- 1 9 1 5 yılları arasında Sosyalist-Devrimci Parti, Halkçı Sosyalistler Partisi gibi çeşitli s iyasi oluşumların içinde bulunmuş ve bir süre, Almanya ve İsviçre'ye giderek orada yaşamıştır. 1 9 1 5 yılında Bolşevikliği beni mseyen S imumyagi, d i lb i li m i ne meraklı bir k imsedi r. O yıllarda gündemde olan Ural-Altay d i lleri teorisi i lgisini çeker ve bu konuyla i lgilenmeye başlar. Odessa'da ünlü d i l b i li mci A. İ. Tomsu n ' u n derslerine devam eder. 1 9 1 6 yılındaArtur Rudolfoviç' in hayatında önem l i bir dönüm noktası olacak o lan " Üçüncü Milletler Konferansı"na katılmak üzere Lozan' a gider. Burada Rusya'yı temsi l eden delegelerin başkanl ığını yapan YusufAkçura i le tanışır. Altay d i lleri teorisi ve Türklerin Sümerlerle i l işkisine dair görüşleriyle S imumyagi ' n i n Türkoloj i v e Türkologlarla i lişkisi başlar. 1 8 89
266
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
1 920' l i yıllara kadar parti işleriyle uğraşan Simumyagi, daha sonraki yıllarda tamamen bilimle uğraşır. 1 920- 1 930 yılları arasında Azerbaycan Devlet Ün iversitesi ' nde ve Azerbaycan İ nceleme Cemiyeti'nde çal ışır. 1 935- 1 93 7 yılları arasında Azerbaycan İlimler Akademisi 'nde D i l ve Edebiyat Enstitüsü müdürü, Tarih, Dil ve Edebiyat Birleşik Enstitüsü müdürü görevlerinde bulunur. Türk ası l l ı olmayan Simumyagi Azerbaycan Türkçesini bil iyor ve Türk kültürüyle yakından ilgi leniyordu. O dönemde birçok Rus, Ermeni, Yahudi meslektaşı, Türk ası l l ı iş arkadaşlarıyla konuşmazken Sinumyagi, B. V. Çobanzade, G. S. Gubayd i l lin, V. Huluflu, H. Zeynallı, A.Tagizade, H. S. Hocayev gibi Türk alim leriyle rahatça konuşabi liyordu. Bu yakın l ık sıkı bir dostluğa da dönüşmüştü. İşte Türklerle kurduğu bu yakın i l işki onun traj ik sonunu hazı rlayan sürecin başlangıcını oluşturmaktadır. Azerbaycan'da, 1 93 7- 1 93 8 sürgünleri, Türk olmayan bilim adam larını fazla etk i l emez. Ancak, B . V. Çobanzade ve H. Zeynal l i 'nin tutuklanmalarından sonra S i mumyagi ' n in hayatı zorlaşmaya başlar. Çünkü her ikisi de onun başkanl ığını yaptığı Dil ve Edebiyat Enstitüsünde çalışıyordu ve her ikisiyle de yakın il işkileri vardı. Bu arada Simumyagi, yakın ilişkisi olduğu Bagirov'a mektup yazar, bu mektupta Çobanzade'ye de selam gönderir. Ne var ki, 1 937 yılının Eylül ayında bu selamın hesabı kendisine "sertçe" sonılur. Hemen tutuklanmamakla birlikte Enstitü Müdürlüğü görevinden alınır. 1 1 Şubat 1 93 8 tarihinde ise Türk asıllı Türklükbilimcilerle ve Türkoloj iyle olan yak ın i l işkisi nedeniyle "Pantürkist olmak, Pantürkist Kuruluş içinde yer almak, Pantürkistleri korumak" ( 1 93 1 yılında Çobanzade'nin işten uzaklaştırı lması i le i lgili parti toplantısında Çobanzade'yi savunmuştur) suçlamalarıyla gözaltına alınır. Ne yönettiği Enstitüde bulunduğu konum nedeniyle Türk soylu Türklükbilimci leri ile dost i lişkiler kurduğunu bel irtmesi, ne karşı devrimci hareketin içinde olmadığını söylemesi, ne de kendisinin Eston kökenli olması ve Sosyal ist-Devrimci geçmişi onu sekizyıllık 267
PROF. DR. AHMET BURAN
ceza kampına yollanmaktan alıkoyar. Gözaltında, işkence ve baskı i le Pantürkistlik suçlamasını kabul eder. Artur Rudolfoviç Zilfeld-Simumyagi, Türkçülük ve Turancı lık suçlamaları sonrası nda Rusya'n ı n kuzeyindeki Kal ıma bölgesine sürgün edi lmiştir. H içbir hastalığı bulunmayan Simumyagi 'nin, 1 6 Ara l ı k 1 939'da Kal ı m ' d a "ihtiyarlık, bitkinlik ve buna bağlı olarak kalp zayıflığı" dan öldüğü b ildirilm iştir' 1 1 • *Daha sonra tekrar açılan dava, 03. 0 7. 1 956 tarihinde sona erdirilmiştir.
B. 2. 1 . 2. Özbek Şair, Yazar ve Türkologlar Gaspıralı İsmail Bey'in ortak Türk d i l i ve çağdaş eğitim sistemi konusundaki görüşleri, Türkistan coğrafyasında geniş yankı bulmuş; "dilde, fikirde, işte birli/C' sloganıyla özetlenen fikirleri, Türk soylu topluluklar arasında milliyetçi düşüncelerin gelişmesine yol açmıştı. Gaspıra l ı ' n ı n düşünceleri n i hayata geçirmek için 1 900 yılında Semerkand 'da " Usul-ı Cedid " okulu açı l mıştı. Çarl ık yönetimi bu okul ların yaygınlaşmasını istemediği için, baskı lar uyguluyor ve olmadık engeller çıkarıyordu. Her türlü olumsuzluğa rağmen asrın başında, Taşkent'te, Buhara'da ve Fergana'da yeni yöntemle eğitim vermek üzere birçok okul açı l m ıştı. Gaspıra l ı ' n ı n düşünceleri ve ceditç i l ik hareketi, Türkistanda çeşitl i aydı n hareketlerin i n o l uşmasına sebep olur. "Cedidçiler Todesi" (Yenilikçiler Topluluğu) adıyla bir aydınlar birliği oluşturulur. Daha sonra B uhara, Harezm ve Taşkent'te çeşitli gençl i k örgütleri kuru larak, m i l l i ve manev i yönden h a l k ı ayd ı n l atmaya ve yönlendirmeye çalışırlar. 1 905 ihtilalinden sonra, çoğunluğu ceditçi aydınlar ve gençler tarafından yayınlanan, " Hurşid, Ticcar, Asiya, Seidazimbay, Seda-i Fergana, Ayine, Islah" gibi çok sayıda gazete ve dergi çıkarıl ır. 1 11 F. D. Aşnln, B. M. Alpatov, D. M. N asllov, age.. , s. 1 1 0- 1 1 8
268
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Ced id edeb iyatı Özbeklerin m i l l iyetç i l i k an layış ın ı d i l e getirdikleri bir edebiyat olarak meydana geldi. Özbek m i l l iyetçi liği 1 905 yılın dan Rusya'da meydana gelen gelişmelerle birlikte ortaya ç ıktı . B u dönem in temel anlayışı, sosyal hayatta b i r devrim yaratmak, sömürgecil iğe son vermek ve bütün halkların kend i kaderini tayin etmesini sağlamak i d i . Ekim Devrimi'nden sonra Cediçi ler açıkça devrim karşıtı olan "Basmacıhk" hareketini başlattı lar ve Sovyetler B i rl iğine karşı silahlı mücadeleye giriştiler. Ruslar tarafından idam edi len Mahmud Hoca Behudi ve Hacı Muin gibi isimler Cedit hareketinin önemli temsilc i leri olarak kabul edilmekted ir. Aydınların bu yönelişi, 1 9. yüzyılın ikinci yarısmdan beri Rus işgal inde olan Türkistan 'da, güçlü bir bağımsızlık düşüncesinin doğmasına sebep ol ur. Dergi, kitap, gazete yayıncıl ığı güç kazan ır ve bu yayın organları etrafında çeşitl i düşünce tolulukları oluşmaya başlar. Türkistan' ın kalbi olan Özbekistan topraklarındaki Taşkent, Buhara, Semerkand gibi şeh irlerde ortaya çıkan bu ışık, bütün Türkistan 'ı aydınlatacak güçtedir. N itekim 1 9 1 6 yılında meydana gelen büyük i syan ın i l k kıvı lcımı da Semerkant civarı nda ortaya çıkmış ve bütün Türkistan 'a yayılmış idi. 1 9 1 7 yılında Bolşeviklerin iktidara gelmesi, bütün bu coğrafyada olduğu gibi Özbekistan' da da geçici bir rahatlama sağlar. Çeşitli edebi, sosyal ve siyasal gruplar oluşur, edebiyat canlanır. Ancak bu rahatlık fazla sünnez, 1 924 yılında "Basma-ci/1'(' hareketinin bastırılmasından sonra, ceditçilerin ortadan kaldırı lması ve grupların yok edilmesi programı uygulamaya konur. Sistemin tehlikeli gördüğü bilim, fikir ve düşünce adamları i le şair ve yazarlar baskı altına alınır; tutuklanır ve hapse atılırlar. 1 929 yılı itibariyle ceditçilik hareketi sona erdiri lir ve "kette buruluş " denilen, Sovyet ideoloj isine yönelme başlar. 1 93 1 yılında Münevver Kari ve Muhammed Said Ahrari öldürülür ve ardından edebiyat ve sanatın Sovyet ideolojisine hizmet etmek zorunda olduğu bildiril ir. Bu tarihten itibaren, ideoloj iye uymayanların yazdıkları b i l i m ve sanat olarak kabul ed i lmeyecek ve yazmaya devam edenlere hayat hakkı tan ınmayacaktır . . . 269
PROF. DR AHMET BURAN •
1 93 7 y ı l ı nda Sovyetler B i rl iğinin her yerinde sürgünler, tutuklamalar ve katl iam lar başlar. Abd ulhamid S üleyman Çolpan 1 12, Hoşnu d 1 13, Abdurrauf Fıtrat114, Münevver Kari A bd u reşi d o v 1 15, A b d u l l a h Kad i ri 1 16, Batu 1 1 7, E l be k 1 1 8, Atacan Haşim, Osman Nasır1 19, Gulam Zaferi, Kayum Ramazan, Gazi Alim gibi birçok şair ve yazar "halk düşmanı" i lan edi lerek öldürülürler.
A. S. ÇOLPAN
A. FITRAT
Abdullah KADİRİ
112 5 Ekim 1 938 torihinde kurşuna dizilen Çolpon'ın ölüm koron öldürüldükten bir gün sonra çıkm ıştır. Bk. Tlmur Kocooğlu, Çağdaş Özbek Şiiri, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, S. ı . <Bahar 1 996), s. 7 m İ kinci dünya savaşında çok sayıda Türk soylu asker Sovyet ordusunda Almanlara karşı savaşmış ve bunlonn bir bölümü Almanlara esir düşmüştü. Almanya içinde kurulan Türkistan Lejyonunda görev yapan bu askerler, Kozak, Kırgız, Özbek, Tatar, Türkmen ve diğer Türk boylan na mensup idiler. Bu şairlerin yazdığı güzel lirik şiirler, Bertin de yayımlanmıştır. Hoşnud do bu şairlerden biridir. Özbek asıllı olan bu şair, İ kinci Dünya Savaşından sonra Sovyetıere iade edilmiş ve Sovyet sınırlan içinde k11rş11na dizile!E'köldürülmüştür. Bk. Tim ur Kocooğlu, ogm., s. 7 '" 5 Ekim 1 938'de kurşuna dizilerek öldürülmüştür. Koflnome adlı eserde Kodlrl'nln davası, devlet arşivlerinde " çok gizil' kaydıyla ve 976525 numara ile saklanan belgelere göre incelenmiştir. Belgelerden anlaşıldığına göre Kadiri, önce kurşuna dizilmiş, öldürüldükten bir gün sonra mahkeme heyeti toplanmış ve idam koron vermiştir. Yani Kadiri, aslında mahkeme önüne bile çıkonlmomıştır. Bk. Bokly Neblcon, oge•., s. 1 1 7-1 1 8. B u eserde Kadiri ile birlikte 1 937-1 938 yıllarında katledilen birçok Özbek aydını, şolrve yozon hakkında do bilgi bulunmaktadır. 1 15 Cedltçl ve milliyetçi olmakla suçlanmış ve 23 Mart 1 931 torihlnde kurşuna dizilerek öldürülmüştür. 11 • 4 Ekim 1 938'de Toşkent'te öldürülmüştür. 1 1 7 1 933'te ölüm cezasına çarptırılır. Bu ceza infaz edilmez ve on yıl çalışma kampına gönderilir. 9 Mayıs 1 938'de tekrar yargılanır ve kurşuna dizilerek öldürülmesine karar verilir, cezası infaz edilir. 111 Asıl adı Moşnk Yunusoğlı'dır.1937yılındo mllllyetçl olmakla suçlanmış, tutuklanarak hapse atılmış ve 1 938 yılında ölüm cezasına çorptınlmıştır. Daha sonra cezası 12 yıl hapse dönüştürülen şair, 1 939 yılında hapishanede ölmü�öldürülmüştür. "' Sürgün ve çalışma komplonnın ağır şartlan na dayanamayıp ölür veya öldürülür. Düzenlenen ölüm raporunda 9 Mart 1 944 torlhinde kalp yetmezliğinden öldü diye yazılmıştır.
270
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Osman Nasır
Batu
Çolpan, Kadiri, Fıtrat gibi birçok ayd ı n ı n kurşuna dizi ldiği, öldürüldüğü ailelerine bildirilmemiş, nerede oldukları açıklanmadan, ömür boyu maden ocaklarında çal ı şma cezasına çarptırıldıklarına dair söylentiler çıkarılarak ailelerinin umutları i le de alay edilmiştir. Kadiri'nin oğlu, Mesud Abdullayev, Stalin'in ölümünden sonra, 9 Ocak 1 95 6 tarihinde bir dilekçe yazarak babası n ı n akibetin i öğrenmek istemiş, ancak b u tarihte bile, h i ç b i r bilgi alamamıştır120• Fıtrat'ın eşi Hikmetay Han ım' ın 1 956 yılındaki dilekçesine ise, "Kocamz cezasmı çekmekte iken 3 Kasım 1944 tarihinde vefat etmiştir" şekl inde gerçekle bağdaşmayan bir cevap veri lmiştir. Öze l l i kl e , 1 93 7- 1 93 9 y ı l l arı arası nda b i n l erce ayd ı n ı n öldürüldüğü y a d a çok çeşitli cezalara çarptırı ldığı bilinmektedir. Kat/name adl ı eserde adları geçen ve sürgün, hapis, çalışma kampı ve idam gibi çeşitli cezalara çarptırılan Türkçü, m i l l iyetçi aydınlar ş u n l ard ı r : "Mömin Osmanov, Rahmet Mecidi, K u rban Beregin, Atacan Haşimov, Ziya Saidov, Umarcan İsmailov, Azam Eyüpov, Maşrık Yun usov (Elbek), Uygun, Hamid Alimcan, Aydm Sabirova, Sencer Sıddıkov, Hüseyn Şems, Osman Nasır, Aydm, Ankabay Hüdayvahidov, Gazi Alim Yunusov, Bolat Saliyev, Şehidesan Musayev, Miyanbüzrük ııo Bakly Neblcan, Katlname, Taşkent l 992, s. 6-9
271
PROF. OR. AHMET BURAN
Salihov, Aşurali Zahiri, Gulam Zaferi, Mutalib Kerametov, U beyd u l l a h S ü l ey m a n h ocayev, A b d u l l a h R a h m etov, Yusufcan Ağahkov, Hacımömin Şükrullayev, Taci Rahmanov, Mahmud Hadiyev (Batu), Ekmel İ kramov, İ slam Rüstemov, Kasım Sarakin, İ b ra h i m Nezirov, Sabircan İ brahimov, Feyzullah Hocayev" İkinci dünya savaşı y ı l l arında baskı kısmen azalmış ancak, savaş sonrasında, eski poitikalara tekrar dönü lmüştür. Maksud Şeyhzade, Mirzakalan İ smaili, Mi rtemir, Ş ö h ret, Seyid Ahmet, Şükrullah gibi şair ve yazarlar, yaratılmak istenen "Sovyet vatandaşı" tipini övmedikleri için siyasi suçlu sayılmış, hapsedilmiş ve işkence görm üşlerd i r. 1 930 - 1 950 yıl ları arasında çok sayıda aydın, yazar, şair, bilim ve fikir adamı tutuklanmış, işkencelere maruz kalm ış, sürgüne gönderi lmiş ya da çeşitli şeki l lerde öldürülmüşlerdir. Öze l l ikle bu cezaların yaygınlaşmasından sonra, bütün olarak Sovyet edebiyatı, tam an lamıyla bir propaganda edebiyatı olmuştur. Değişik Türk toplu lukları arasında da ayn ı durum görülür. Örneğin, Özbek edebiyat ı n ı n öncülerinden Abdulhamid S ü leyman Çolpan öldürülüp ( 1 93 8) onunla birlikte birçok şair ve yazar cezalandırılınca, genç Özbek şairlerinin büyük bir kısmı propağanda şiirleri yazmak zorunda kalırlar121 • Sovyet ideoloj isini öven eserlerde "proloter kardeşlik, smırsız ve smıfsız ama Ruslaşmış " bir dünya anlatıl ır. "Sovyet vatandaşı" tipi övü l ür, "Sovyet kahramanları" yara tı lmaya çal ı ş ı l ır. Bütün bunlar yapı l ı rken bir yandan da m i l li ve manevi değerler, m i l li k i m l iği yapan ve koruyan unsurlar ortadan kald ı r ı l m aya çal ı ş ı l ı r. Bu bağlamda Özbeki stan ' d a Sovyet yönetici lerinin "gericilik ve feodalizm zehri ile dolu olduğunu, Müslüman/Türk fanatizmine soluk verdiğini ve yabancılara karşı nefret öğütlediğini" be l i rtti k leri Alpamış destan ı n a 121
Timur Kocaoğlu, agm., s. 7
272
KURŞUNLANAN TÜRKOl.ıOIİ
saldırmaları ilgi çekicidir. Özbekistan Bilimler Akademisinin tanınmış sözcüsü ve Özbekistan Komün ist Part i s i üyesi tarih ç i İ . Ü . Süleymanov, 1 952 yılında Taşkent'te Özbek Sovyet Yazarlar Birliği i l e B i l im ler Akademisinin birlikte d üzenledikleri bir topl antıda Alpan11ş ' ı savunan ları "Pan- Türkist m illiyetçiler" o l arak suçlamıştır122• Suçlamalar bu kadar sudan sebeplere dayanınca suçlu bulmak da çok zor olmamış ve resmi rakam lara göre, sadece 1 93 7- 1 939 y ı l ları arası nda, , Özbek i stan S S R İç İ şleri Halk Kom iserl iği tarafından 4 1 .000 kişi hapse atı l m ış, 3 7.000 kişi mahkemeye çıkarılarak yargı lanmış ve 6.920 kişi çeşitli şekil lerde idam edi lmiştir123• Türk i stan davas ı n ı n ve C e d i tç i l i k h areket i n i n önem l i isim lerinden Behudiy ' n i n öldürülmesi üzerine Sadriddin Ayni, Sovyet yönetiminin ve Rusların hakimiyetleri boyunca yaptıkların ı anlatan ş u şiiri yazmıştır:
"Ey medfen-i insaniyet, ey maktel-i ahrar! Ey merkez-i vahşaniyyet, ey mihman-ı eşrar! Minglerçe yigitler başını tenden ayurding, Minglerçe esaretzede oğlanları kırding. Kan tök, yene kan tök, yene kan tök! Kan seli bilen akıbetü '1-emr, yarıl, çök! Kan tök de, çömül kangal Yıkıl kangal Boğul, öl! Ta kanga bulganmasın azade birar kol! Ey div-i cehalet üyi, ey kanla talar gar Şad ol bu kün!
1 22 Alexandre A. Bennigsen, Milli Türk destanlan buhranı, 1 951-1 952: Mahalli Milliyetçilik mi, Beynelmilelcilik mi? (Çev. Metin özarslan), Türkbilig, Ekim 2002/4, s. 61 -70 "' Hüseyin Sargan, Sibirya Ekspresi, İ zmir 2006, s. 9
273
PROF. DR . AHMET BURAN
Amma bu küning ertesi hem bar! Bir dest-i riya, dest-i cefa, dest-i hıyanet Mümkin mi seni eylese kettikçe sıyanet?!. . . Ey katile, ey facire, ey fitne-i Turan! Turan eli fitneng ile bolsun mı perişan?! Minglerçe yigit başını keltek bilen ezdin. Ming/erçe yigit naşını sarcin kibi tizding. Zindan/arga minglerçe liriklerini çirütting. Kur 'an 'nı şeriatını ayağ astına basting Behudiy kebi dahi-yi Turan 'nı da asting! Baş kes, yene baş kes, neçe kün keyf ü safa sür! Lekin közingni aç, kefesi künleringi kör! Bir kün kelür elbet, kelür elbet, kelür elbet! Ey haine, öç almağa aciz/erge növbet! Bir kün kelür elbet aciz/erge növbet Öç a/mağa senden Ey menba-ı nekbet, Körsem oşa künni " Sadriddin Ayni
274
KURŞUNL.ANAN TÜRKOLOJİ
Halid Said HOCAYEV
Halid Said HOCAYEV
Halid Said 1 888 y ı l ı nda Taşkent' i n Koşkurgan köyünde doğmuştur124• İlk eğitimini köyünde almış ve daha sonra Taşkent'e gitmiş, burada altı yıl medresede eğitim görmüştür. Medrese eğitimi sırasında Arapça ve Farsça öğrenen Said Halid, Üniversite eği t i m i almak i ç i n 1 9 1 4 y ı l ı nda Türkiye'ye gelm i ş, İstanbul Ü niversitesi Tarih F iloloj isine kaydolmuş ve buradan mezun olmuştur. Halid Said, l 9 l 8 yı 1 ında Türkistan' a dönmek istemiş, ancak karı ş ı k l ı klar sebebi y l e Türkistan ' a gidemem i ş ve b i r süre Azerbaycan 'da kal mıştır. Azerbaycan 'da bulunduğu süre içinde Gence'de L i se öğretmenliği görevinde bulun muş, daha sonra Taşkent'e gitmiştir. Taşkent'te 1 922 yılına kadar Yüksek Öğretmen Okulunda müdürlük yapan Hal id Said, kimi kaynaklara göre Taşkent' in iklimi kendisine yaramadığı için hastalanmış, dolayısıyla tekrar Azerbaycan 'a gel m i ştir125• K i m i kaynaklara göre ise, 1 922 'de tutuklanmış ve ayn ı yı 1 Özbekistan' dan sonsuza kadar '" Represslrovannaya TOrkologiya adlı eserde doğum tarihi, 1 893 olarak veri imiştir. "' Ziya Bünyadov, Gırm ı zı Terror, Baku 1 993, s. 1 65-1 69; Mustafa Toker, Halid Said Hocayevve Yeni E lifba Yollannda Eski Hatıra ve Duygulanm Adlı E seri, Türk Dünyası Dil ve E debiyat Dergisi, S 2, (Güz 1 996), s. 409-41 8
275
PROF'. DR. AHMET BURAN
sürgün ed i l m i şt i r. Özbeki stan ' d a n sürgün ed i ld i kten sonra Azerbaycan ' a tekrar gel miş, burada evlenmiş ve bu evl i l ikten Behiçe ad l ı bir kız çocuğu sah ibi olmuştur126• Azerbaycan'da çeşitl i oku l larda öğretmen l i k ve yönetici l ik yapan Halid Said, 1 926- 1 934 yı l ları arasında, Azerbaycan Yüksek Eğitim Enstitüsü ve Azerbaycan Devlet Üniversitesinde Arap ve Fars d i lleri i le Azerbaycan Türkçesi okutmanı olarak görev yapar. 1 93 4 'te S SC B B i l i m ler Akad e m i s i Azerbaycan Ş ubesi D i l Bölümünde görevlendiril i r ve tutuklanıncaya kadar burada çalışır. Çok iyi bir Türkolog olan ve tarihi-karşı laştırma l ı di lgisi yönte m i n i çok iyi b i len Hocayev' i n, "Kazakça-Özbekçe ve Osmanlıca 'nın Karşt!aştırmalı Dilbilgisi" adl ı çal ışması Türkiye Türkçesi i le bası lmıştır. Hocayev, Türk yazı dillerinin Latin alfabesi kullanması çal ışmalarında da aktif olarak yer almıştır. Hocayev, sadece dilbilimi, Türkoloj i i le değil, bunun dışında, edebiyatla da uğraşmış, şiirler yayınlamış ve Fuzu l i ' n i n şi irlerin i tah l i l etmi ştir. Reşat N uri Güntek i n ' i n "Çalıkuşu" adl ı romanı n ı "Ptiçka Pevçaya" adıyla ilk olarak tercüme eden d e Halid Said'dir. Hocayev, Arapça, Farsça, Türkiye Türkçesi, Özbek Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ve Rusçayı iyi bilen bir bilim adamıdır. Onun, 1 933 'te "Kratkaya Stilistika" 1 928 'de Kırım'da bası lan " Yeni Alfabe Hakkında Bilgiler'', 1 93 5 ' te "Sentaks Yöntemi'', daha sonra "Stilistik Teori'', "Çağatay Edebiyatı Dersleri'', " Türk Edeb iyatı Teorisi", "Kısa Türkistan Tarihi", "Fars Dili Grameri", " Orhun Yazıtları A raştırmaları Hakkında" ad l ı çal ışmaları b u l un maktad ır. Ömrünün sonuna doğru Divanü Lügati �- Türk üzerinde de çal ışmıştır. Türkiye'de bulunmuş olan bu eser, SSCB'de 1 93 0 ' 1u yıllarda henüz basılmamıştır. İlk olarak Hocayev çal ışmış, Kononov ise basımını yapmıştır127• 12• F . D . Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. N asilov, age•.• s . 94-106 127 F. D. Aşnin, B. M. Al patov, D. M. N asilov, age.., s. 95
276
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Pantürkist olmakla suçlanan Halid Said Hocayev, 4 Haziran 1 93 7 tar i h i nde tutuk l an m ı ş ve ayn ı y ı l 1 2 E k i m 1 93 7 'de öldürülmüştür. *Halid Said Hocayev 'in davası 195 7 yılında tekrar açıltr ve suçsuz olduğuna karar verilir, itibarı iade edilir.
Kayum RAMAZANOV Dilbilimci-Türkologdur. Kayum Ramazan da, uydurma suçlar isnad edilerek mağdur edilen aydınlardandır. Milli İttihad teşki latma üye olmak, Şair Fıtrat i l e işbirl iği yapmak, Çağatay Güringi adl ı Türkçü-mill iyetçi derneği kurmak, 1 934 yılında Mahmud Abbasov ve Gafur Hemrakulov ile Türkçülük yapan bir grup oluşturarak milliyetçi fikirlerin yayılması için çalışmak, Fıtrat, Çolpan, Gazi A lim Yunusov, Atacan Haşimov, Şakircan Rahimi gibi Türkçü aydınlarla görüşmek; 1 93 3 y ı l ın da İngi ltereden yard ı m a l m aya çal ı şan m i l liyetçi bir teşki lat kurmak ve İ ngi ltere lehine casusluk yapmak; Özbekistan' ı Sovyetler Biri iğinden ayırmaya çalışmak; Azerbaycan, Türkmenistan ve diğer ülkelerdeki m i l l iyetçilerle işbirl iği yapmak; Sovyet ideoloj isine uymayan fikirlere sah ip olmak ve bu doğrultuda ders kitapları yazmak gibi suçlamalarla 1 2 Temmuz 1 93 7 tarihinde tutu k l a n m ı ş ve 4 E k i m 1 93 8 tar i h i n d e kurşuna dizilerek öldürülmüştür. Kurşuna dizildikten bir gün sonra dosyası mahkeme heyeti tarafından incelenm iş ve idama mahkum edildiğine dair bir karar verilmiştir128•
"8 Şuayip Karakaş, Türkistan'd a "Kızıl Kırgın" Kurban lan, T ü rk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, S. 5 <Bahar 1 998), s. 24-36
277
PROF. DR . AHMET BURAN
B. 2. 1 . 3. Türkmen Şair, Yazar ve Türkologlar Türkmenlerin 1 9. yüzy ı l ı n ikinci yarısında Rus idaresine girmesi Türkmen edebiyatın ın, Türkmen şi irinin başlıca konuları arasında yer alır. Bu dönemde meydana gelen kanl ı Göktepe savaşı Türkmen şairlerinin hafızasında derin izler bırakmış ve şi irlerine kon u olmuştur. 1 93 0 ' 1u y ı l lardan itibaren Türkmenistan 'da da "Sovyet ideolojisini" benimsemeyen şair ve yazarlar şiddetli cezalara çarptırılmışlardır. Abddhekim Gulmuhammedov ve Oraz Vepayev 1 93 1 yıl ında, Oraz Taçnazarov 1 93 7 yıl ında kurşuna dizilerek öldürü lürler. Hocanepes Çarıyev129 Yazarlar B irliği Başkan ı i ken vatandaşl ı k haklarından mahrum ed i l ir, Nurmırat Sarıhanov ise partiden atı l ır. Bedri Karababayev, G a raca B u ru nov, Şalı Keki lov, R u h ı Al iyev ve H ı d ı r Deryayev uydurma suçlar isnad edilerek tutuklanmış, baskı altında kalmış ya da sürülmüşlerdir. Diğer Türk topluluklarının tarihlerine ve tarihsel değerlerine yapılan düşman l ık ve al ınan karşı tavır Türkmenlerde de görü lür. Merkezi yönetim, Korkut Ata ve Goroğl ı/Köroğlu gibi destanları sakıncalı bulmuş ve bunların toplum üzerindeki olumlu etkisini ortadan kaldırmak için onları kötülemeye ve onlarla ilgilenen kişileri tehdit etmeye başlamıştır. "Türkmen Sovyet Yazarlar B irliği Başkanı, Türkmen şairi Kurbansahatov, 14 Ağustos 1 95 1 'de mah a l l i bas ı n a yap t ı ğ ı aç ı k l amada Korkut A t a ' y ı " Oğuz feodallerinin kana susamışlığını gösteren tarihi bir kayıt ve dini bir fanatizm şiiri, Müslüman olmayanlara karşı hayvani nefretin göstergesi1311" olarak n iteler. Böylece Korkut Ata'yı idealleştiren Türkmen aydınları "burjuva milliyetçisi", dolayısıyla suçlu i lan ed i l i rler. Moskova' n ı n emriyle hareket eden Kurban sahatov, daha sonra Türkmenistan Komünist Partisinin B irinci Merkezi Komite Sekreterliği toplantısında, Türkmenistan Sovyet '" 1 957 yılında hakları ve itibarı iade edilmiştir. •ll Alexandre A. Bennigsen, Milli Türk destan lan buhranı, 1951-1952: Mahalli Milliyetçilik mi, Beynelmilelcilik mi? (Çev. Metin özarslan), Türkblllg, Ekim 2002/4, s. 64
278
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Yazarlar Birliği ve Türkmenistan Bilimler Akademisi toplantı larında da bu düşüncelerin i ifade eder. Ancak merkezin bu baskısına rağmen Türkmen ayd ın ları d i renmiş bu destanların ı "millf ve popüler" olarak savunmaya devam etm işlerdir1 3 1 • B i rçok yazar v e şair ise İkinci Dünya Savaşı sırasında askere alınarak cepheye gönderil i r. Almanlarla yap ılan savaşta ön saflara sürü len Türk köken l i askerler arasında yer alan birçok şair ve yazar da savaşta hayatını kaybeder. Daha önce eserleri yasaklanan ve yok edilen Türkmen şairi Amandurdı Alamışov İkinci Dünya Savaşı sırasında 1 943 yılında hayatını kaybeden şairlerden biridir. Nurmırat Sarıhanov, Ahmet Ahundov Girgenli, Şanlı Kekilov ve Ata Niyazov gibi şair ve yazarlar da savaşta yok o l muşlardır.
B. 2. 1 . 4. Azerbaycanlı Şair, Yazar ve Türkologlar 1 920 yıl ında Azerbaycan Cumhuriyeti ' n i n Sovyet orduları tarafından işgal edilmesinden sonra, Azerbaycan edebiyatında milli ve yerli temaların yerini "Sovyel ideolojisi" alır. B u dönemde Azerbaycan edebiyatının geçmişi yok sayılır, milli edebiyat kötülenir ve eski kitaplar yakı l ır. Bütün yazar ve şairlerin Sovyet sistemini övmeleri emred i l ir. Bunu yapmayan H üsyin Cavid, Ahmed Cevad, Mikayil Müşfik gibi sanatçı lar halk d üşman ı i l an ed ilerek öldürülürler. . . .
M ikail MÜŞFİK
Ah med CEVA D
H üseyin Cavid
ııı Alexandre A. Bennigsen, age., , s. 65
279
PRDF. DR. AHMET BURAN
Azerbaycan, hem coğrafi konumu hem de sosyo-kü ltürel yapısıyla Anadolu Türklüğünün devamı durumuda olduğu için, Anadolu Türklüğüyle her dönemde yakın i lişkiler içinde olmuştur. Tarihin her döneminde bu iki bölgedeki Türkler arasında i lişkiler devam etmiştir. Sovyetler Birliğinin baskıcı politikalarından ve Stalin'in hunharca yürüttüğü katliamlardan kurtulmak isteyen birçok bilim adamı, şair ve yazar Türkiye'ye sığınmak zorunda kalmıştır. Türkiye Türkoloj isinin öncülerinden ve önemli isimlerinden biri olan Prof. Dr. Ahmet Caferoğlu ve "Gönlüme tek Kebe yaptım seni men, Sensiz neden qürbet elde günü men, Sensiz nedenı A llah 'ı men, dini men, Azerbaycan, menim tacım, taxtwı oy! Oyanmazmı kor olası baxtım oy?! " diyen Azerbaycan aşığı Elmas Yıldırım bun lardandır. Aşık Ali Asker (E lesger, Dede) i se, Türk Kurtuluş savaşını anlatan Türklerin" red ifli ş i i ri dolayısıyla hapse atl ı m ış, 7-8 ay sonra hapisten çıkınca Türkiye'ye gitmek istemiş ancak bunu başaramamış ve 1 926 yıl ında ölmüş/öldürü lmüştür.(?) 1 93 7- 1 939 y ı l ları arasında, "pantürkist, milliyetçi, sistem karşıtı, halk düşmanı" i lan edilerek Azerbaycan'da da binlerce insan öldürülmüştür. Bunlar genel l ikle toplumun önderleri, fikir adamları, şair ve yazarlarıdır. B ir anlamda bu katl iamlarla toplumun müşterek hafızası yok ed i lerek, "mankurt"laştırılmış fertlerden oluşan bir toplum yaratılmaya çal ışılmıştır. İnsanların tarihleri, kültür ve kimlikleriyle i l işki lerini koparmak ve yeni bir kimlik inşa etmek istedikleri için, ferdi ve anon i m ürünler içinde din, tarih ve kültür müştereklerini işaret eden eserlere karşı büyük bir savaş başlatılmıştır. 1 95 1 - 1 95 2 krizi o l arak b i l inen o laylar sırasında Sovyet yönetici leri öze l likle Kafkasya ve Türkistan 'daki Türk halklarının epik şiirlerini, destanlarını hedefalmışlardır. Bu anlamdaki saldırıların Azerbaycan'daki hedefi Dede Korkut idi. Azerbaycan Komünist "
280
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Partisi Merkezi Komitesinin üyelerinden biri olan M irza İbrahimov, 5 Mayıs 1 95 1 tarihinde, Azerbaycan Yazarlar Kongresi önünde "Dede Korkut 'un Azerbaycan milletiyle hiçbir ortak noktasmın b ulunmadığmı ve kahramanlannm Azerbaycan halkm111 çocuk/an değil, yabancı aristokrat fatihler" olduğunu bel irtir. Bu açıklamanın ard ından Azerbaycan Komünist Partisi Birinci Sekreteri olan A. A. Bagirov, Dede Korkut' u resmi bir açıklamayla kın ar. bu epik şiirin milliyetçilik zehri ile dolu olduğunu, Bilimler Akademisinin bunu yaymlamakla çok büyük bir siyasi hata yaptığ1111, Marksist-Leninist ideolojiye karşı suç işlediğini ve bunu yaymlayanlarm en şiddetli biçimde cezalandmlması gerektiğini132" söyler. Aynı y ı l ı n Ağustos ayında Azerbaycan Komün ist Partisi Merkez Kom ites i üyesi olan Caferov, Dede Korkut hakkında Pravda'da bir kınama yayın lar. Bu kınama ve sonrasında gel işen olaylar, adeta Dede Korkut'un bütün izleri ni Azerbaycan halkının dünyasından silmeyi amaçlar. Bagirov' un bu açıklam larından sonra Rusça ve Azerbaycan Türkçesiyle bası lmış olan Dede Korkut h ikayeleri toplatılarak yok ed i lir . . . Azerbaycan'da "pantürkist, milliyetçi, sistem karşıtı, halk düşmam " gibi suçlamalarla çeşitli şekil lerde cezalandırı lan şair ve yazarların bir bölümü şun lardır: Ruhullah Ahundov'",Ahmet Cevadm, Hüseyin Rasizade (Hüseyin Cavid)135, Hacı Nazarh136, "
m
Alexandre A. Bennigsen, age., , s. 63-64 Bu�uva milliyetçisi ve Pantürkist olmakla suçlanır. 11' 1 892 - Şam hor ilçesinin Seyfali köyünde doğan Ahmet Cevad, asıl olarak şair ve çevirmendir. Türkçü çevrelerle olan ilişkisi sebebiyle, musavatçı, Pantürkist, milliyetçi olmakla suçlanmıştır. Ayrıca, 1 7 Kasım 1 937'de "Kommunist", " Bokinskiy RoboçiY' gazetelerinde yayınlanan makalelerinin suç teşkil ettiği iddia edilerek 4 Haziran 1 937'de tutuklanmış ve 13 Ekim 1 937 tari hinde kuşuna dizilerek öldürülmüştür '" 24 Ekim 1 882- Nahçivan doğumludur. Yazar, Devlet aleyhine casusluk yapmak, Musavatçı olmak, Musavat ruhuyla milli genç şairleri etrafında toplamak, 4 H aziran 1 937'de tutuklanır, 5 Haziran'da sorgulan ır, 1938 baharında kurşuna dizilmesine karar verilir. 5 Aralık 1 941 'de ölüm karan uygulandı. '33
�
Yozonn iode-i itibonm do Moskovo değil 6 Mart 1956 torihinde Bokü venniştir.
,,. Dramaturg. Mu savat birliklerinde görev yapmakla suçlanmış; 1 6 Temmuz 1 937 ' tutuk lanmış ve ölüm cezasına çarptın imıştır. 9 Ocak l 938'de kurşuna dizilerek öldürülmüştür.
281
PROF. DR AHMET BURAN .
Asad Nasi rbek O g h A h u nd ov 137, Tagi Şahbazi, M i kail Müslim Ogh Tahbzade(Tahbi)138, Samed Yusu f Ogh Vekilov (Samed Vurgun)139, Kantemir Efendiyev, Alekperli140, Ali Nazim Mahm udzadc 1 4 1 , S u ltan Mecid Murtaza Ali Ogh Ganizade, Salman Mümtaz Askerov142, Abdulla Mamed Ogh (Mamedoviç) Tagizade143, Tagi Şahbazi 144, Yusuf Mirbaba Ogh Vezirov (Yusuf Vezir Çemenzeminli)145 Seid H useyn, Kurban Musayev, Zinnet Zakirov, Aga Abdul Naim Ogh "' Edebiyatçı. Musavat üyesi ve devrim karşıtı olmak, casusluk yapmak, terörist olmakla suçlanmış. 25 Temmuz 1 937'de gözaltına alınmış. Asad Nasirbek Oglı Ahundov hakkındaki son haber ve bilgi, Yüksek Sovyet Mahkemesi'nde 1 Temmuz 1 939'da yaptığı savunmada söylediklerinden ibarettir. Bundan sonraki akıbeti bilinmemektedir. '" E debiyatçıdır. Milliyetçilik yapmakla suçlanmış; 9 Ocak 1 937'de tutuklanmış ve ölüme mahkum edilmiştir. 13 Ekim 1 937'de kurşuna dizilerek öldürülür '" Şair. Stalin aleyhine şiir yazmak ve Musavat sempatizanı olmakla suçlanır. Tutukluluk süresi içerisinde kansere yakalanarak 27 Mayıs 1 956 talihinde ölür "" E debiyatçı, yazardır. Devrim karşıtı yayın yapmakla suçlanmış; 5 Ağustos 1 937'de tutuklanmış ve ölüme mahkum edilmiştir. 13 Ekim 1 937'de kurşuna dlzllerek öldürülmüştür. "' E debiyatçı, eleştirmendir. Bası n-yayın yoluyla kanuna aykın suçlar işlemekle suçlanmış ve 1 8 Mart 1 937'de tutuklanmış, ölüme mahkum edilmiştir. 1 941 yılında ölmüştür. • Ylllarsonra suçsuzluğu an/aşı/ip, ifiban iade edilir. "2 Yazar. 1 0 Ekim 1 937'de tutuklanmış; 9 Ocak 1 938'de on yıl hapse mahkum edilmiş ve 21 Aralık 1 941 'de Soliletsk Hapishasi'nde ölm üştür. '"' 1 897-Gence doğumludur. Pedagog, bilim adamıdır. Asıl mesleği Türkolog olmamakla birlikte fiklrleıi bakımından Türkologlarla ilişkili görülmüş ve Pantürkizml savunmak, tek bir Türk mil leti düşüncesini seminer ve konuşmalarında açıklamak, terör hareketlerine katılmak gibi suçlarla itham edilmiştir. Tutuklanan Tagizade, 1 957 yılında öldürülmüştür. Ancak ölüm tarihi hakkında farklı bilgiler mevcuttur: 06.03. 1 957, 06.06.1 957, 19.12.1957 gibi tarihler verllmektedir "' "MuarifMedeniyet' dergisinin baş redaktörü, yazar, eleştirmen. Milliyetçl yayınlar yapmakla suçlanmış ve 1 3 Ekim 1 937 tarihinde kurşuna dlzilerek öldürülmüştür. "' 1 2 Eylül 1 887'de Şum'da dünyaya gelmiştir. Yazardır. 1 907'de "Molla Nasreddin" adlı blr hlcv der!;JISI çı karır. Klev Ü nive�itesl Hukuk Fakültesi'ni bitirir. 1 9 1 9-1 925 yıllan arasında lstanbul ve Paris'te bulunur, 1 926'da Azerbaycan'a döner. 1 920'de, lstanbul'da, B. V. Çobanzade ile tanışır. Türkiye'de bulunduğu dönemde Musavat yayıncılığında çalışır. 1 930'da Sovyet Azerbayca Edebiyatı'nın tarihi roman türünün kurucusu olarak önem il eserler yayınlar. Yusuf Vezir/' Talebe/el' adlı romanı dolayısıyla suçlanır ve hemen bunun ardından tutuklanır. Sekiz yıl kampta tutuklu kalır. H üseyin Cavid ile Yusuf Vezir'e yöneltilen suçlamalar birbirine benzemektedir. Yusuf Vezir, tutuklu bulunduğu kamptan dönmemiştir. Nasıl öldüğü ve ya öldürüldüğü bilinmemektedir Devlet aleyhine casusluk yapmak ve Musavat yanlısı olmakla suçlanmış; 1 943 yılında öldürülmüştür.
282
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Ahundov146, Mikail Kadır Ogh İsmailzade Muşfik147, Hanif (Ganif) Baba Ogh Zeynalh148 , Musahanh Daşdemiroğlu Ağababa149
A. M . TAG İZADE
H. ZEYNALLI
V. HULUFLU
S. M . ASKEROV
R. A H UNDOV
B u n l a r a ras ında, G u l a m Kerimoğlu B a g i rov, İ d ris Meşadi-Zaman Hasanov ve Türkiye'ye kaçmak zorunda kalan Ahmet Caferoğlu ve aslen K ırıml ı olduğu halde Azerbaycana s ü r ü l m ü ş o l an B e ki r Ç o b a n zade g i b i d i l b i l i mc i l e r v e Türklükbilimciler d e vardır. "' Mühendis olan Aga Abdul Nalın Oglı Ahundov. devlet aleyhine casusluk yapmakla suçlanmış, 1 932-1934 yıllan arasında tutuklu kalmış, daha sonra altı yıl daha hapse mahkum edilmiş, 25 Ekim 1 949 tarihinde ölmüştür. '" Şair. Musavat yanlısı ve milliyetçi yazarlarla ilişkisi olmakla suçlanmış. 4 Eylül l 937'de tutuklanmış ve 1 2 Mart l 939'da öldürülmüştür. ,.. Edebiyatçı ve eleştirmendir. Milliyetçilik yapmakla suçlanmış, 28 Ocak l 937'de tutuklanmış, ve 1 3 Ekim 1 937'de kurşuna dlzilerek öldürüllmüştür "' Edebiyatçı-yazar. 1941 yılında öldürülmüştür.
283
PRDF. DR. AHMET BURAN
Uydunna suçlar isnad edilen bu insanlara doğru dürüst savuma hakkı tanınmamışır. Gözaltında bulundukları süre içerisinde, insanlık dışı işkenceler yapılmış ve kendilerine isnad edilen suçlamaları kabul etmeleri istenmiştir. Meherrem Ferec oğlu Elizade 1 942, Abdulla Musa oğlu Efendiyev (Abdulla Farug 1 944 yıllarında İkinci Dünya Savaşı sırasında cephede ölmüşlerdir. Güney Azerbaycan' da Settar Han 'ın 1 906 yılındaki bağımsızlık m üc ad e l e s i ve 1 92 0 y ı l ı nd a , Ş eyh M u h am m ed H ıyaban i önderl iğinde kuru lan Azadistan Devleti Güney Azerbaycan şair ve yazarları arası nda m i l li h eyecan ların yükse l mesine sebep olmuştur. 1 92 1 y ı l ın da bu devletin yıkılmasından sonra, "Güney Azerbaycan Türklerinin kendi dilleriyle okuyup yazmaları yasaklanmış, Türkçe basılan kitaplar imha edilmiş, buradaki Türk ede b iyatının gelişmesi de durdurulmuştur" 1 50• B u dönemdeki ırkçı v e baskıcı pol itikalar sebebiyle Azerbaycanl ı Türkler, kend i d i l leri olan Türkçenin yerine Farsça i l e eserler vermek zorunda kalmışlardır.
Ahmet CAFERO G LU
Ahmet Caferoğlu, 1 7 N isan 1 899 tarih i nde Azerbaycan'da, Gence'de dünyaya gel m iştir. Annesi Güher Hanım, babası İsmail Bey'dir. İ lk öğren imine Semerkand'da başlayan Caferoğlu, Liseyi '50
Şuayip Karakaş, agm., s. 293-294
284
KURŞUNi.ANAN TÜRKDl.OIİ
Gence'de tamamlamıştır. Bir ara Kiev'de Yüksek Ticaret Okuluna devam etm iş, ancak bitirmeden 1 9 1 7 y ı l ın ı n son larına doğru Azerbaycan ' a dönmüştür. 1 9 1 8 y ı l ın da Rus destek l i Ermeni birlikleri, Azerbaycan Türklerini katletmeye başlamış ve bir günde 40.000 Azerbaycan Türkü katledi lmişti. Bunun üzeri ne Nuri Paşa komutasındaki Osmanlı Kafkas Ordusu Azerbaycan ' a gitmiştir. Ahmet Caferoğlu l 9 l 8 'de Ti.irk ordusuna katı lmış ve topçu onbaşı rütbesi i le bu orduda görev yapmıştır. 1 9 1 9 yılında Bakü Üniversitesi Türkoloj i Bölümüne bir sömestr devam etmiş, ancak, Rus ordusunun 2 7 Nisan 1 920 tarihinde Azerbaycan' ı işgal etmesi üzerine, Türkiye 'ye kaçmak zorunda kal m ı şt ı r. Türkiye 'de İstanbul Ü n i vers itesi Edebiyat Fakültesinde eğitim ine devam etm iş ve 1 924 y ı l ında buradan mezun olmuştur. Aynı yıl İ lah iyat fakü ltesinde memur olarak göreve başlayan Caferoğlu, 1 925 yılında Alman hükumetinin verdiği bir bursla Beri in Üniversitesi nde W. Bang Kaup, A. Yon Le C o q g i b i h o c a l a r d a n d e rs a l ın ı ş , F. G i e s e ve C a r i B rocke l mann ' ı n öğrenc i s i o l m uştur. 1 929 yılında Gence Ağzmdaki 75 Azerbaycan Bayatı Türküsü-Bir Dil Açıklaması, ad l ı teziyle Dr. unvan ın ı almış ve ayn ı yıl, İstanbul Ün iversitesi Edebiyat Fakültesinde göreve başlam ış, 1 93 8 yıl ında Profesörlüğe yükselti lmiştir. Türk Dili Tarihi, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü ad l ı eserleri dışında Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesi ağrz/arr konusunda pek çok çal ışma yapm ıştır. Caferoğlu, 1 927- 1 928 y ı l l arında " Yeni Kafkm,ya" ve "Azeri Türk" dergi lerinde, A. U RAN, Dr. Ahmet M UHTAR, Ahmet SALMASLI, Dr. Cafer AHMEDOÔ LU gibi adlarla da çeşitl i yazılar yayınlamıştır151 • Ahmet Caferoğlu, 1 973 Temmuz'unda emekl i olmuş ve 6 Ocak 1 975 tarihinde hayatın ı kaybetmiştir. "' Osman F. Sertkaya, Ahmet Caferoğlu'nun H ayatı ve Eser1eri, Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C. XVll, Cl Ağustos 1 969), İ stanbul 1 969, s. 1 -28
285
PROF. DR . AHMET BURAN
Zaman HASANOV Hasanov, 1 897 yılında doğmuştur. 1 9 1 7 devrimine kadar kredi cemiyeti nde muhasebeci o larak çal ışm ı ş, Devrimden sonra oku maya b a ş l a m ı ş ve 1 92 4 y ı l ı n d a A zerbaycan D e v l e t Üniversitesini bitirmiştir. Üniversiteden mezun olduktan sonra Doğu Emekçi ler Ün iversite'sinde Azerbaycan d i l i öğretmeni olarak çalışmış, Doğu Halkları M i l l i Kültür İlmi Araştırmaları Enstitüsünde mastır yapmıştır. Bakü'ye döndükten sonra doçent, daha sonra da profesör olan Hasanov, Azerbaycan Pedagoj i Enstitüsü' nde çalışmış ve Polivanov ile birlikte "Azerbaycan Dili Grameri" ve "Gence Ağzı Vokalizmi" ad lı çal ışmaları yapmıştır. 1 920 i l e 1 93 0 yıl ları arasında "Gence Ağzının İsim Çekimi", "Azerbaycan Dilinin İmlası", "Halk Ağızları Sözlüğü İçin Malzeme Derlemenin Yönerges i'', "Azerbaycan Dilin in Grameri-Morfoloji", "Azerbaycan Dilinin Grameri-Sentaks" gibi çal ı şmalar başta olmak üzere 1 8 çal ışması yayın lanmıştır. 1 93 0 ' 1 u y ı l larda Azerbaycan İ l i m ler Akade m i s i D i l ve Edebiyat Enstitüsünde çal ışmıştır. Hasanov'un burada yaptığı çal ışmalar ve kurduğu i 1 işki ler, i leride kendisine isnat edilecek olan s u ç l a m a l a r ı n tem e l kaynağ ı n ı o l uşturacakt ı r. Hasanov bu enstitüden bir müddet uzaklaştırılmış, kısa bir zaman sonra da tekrar enstitüye dönmüştür. B u uzak l aşt ı rma başta her n e kadar Hasanov'un bir müddet rahat etmesini sağlamışsa da, akabindeki olaylar Hasanov'un aleyhine gel işm iştir. 1 93 7 yıl ında Hasanov parti üyesi o l mamasına rağmen adı geçen enstitüye müdür vek i l i olarak atanmış v e bu görevde birkaç ay kalabilmiştir. Daha sonra yer i n i A . A . K l inov a l m ıştır. K l i n ov ' u n enstitünün başına geçmesiyle Hasanov 'un i lk tahkikat davası da başlamıştır. İ l k olarak görevde bulunduğu süre içinde bazı kitap v e e l yazması eserlerin yok ed i lmesine dair bir idd ianame hazırlanmış, bu iddia dolayısıyla tutuklanmıştır. Savc ı l ık tarafından, A. A. K l i mov ve 286
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OJİ
enstitünün yeni d i l yöneticisi Kul iev'e Hasanov hakkı nda sorular gönderilmiştir. Bu sorulara veri len cevaplar, aynı zamanda i snad edi len suçlardır. Bu suçlamalar şöyledir: Kul iyev : "Eski Tarih, Dil ve Edebiyat Enstitüsü müdür vekili İdris Hasanov uzun süre Azerbaycan dili alamnda Pantürkist ve zararlı işler sürdürüyordu." K u l iyev ve K l i m o v : "Azerbaycan dilin in imlasının hazırlanmas 111da Hasanov teşhis edilen diğer halk düşmanlarıyla birlikte (Çobanzade, Tagızade vs.) Azerbaycan dilini Arap, Fars, Osmanlı şekilleriyle bozma çalışmalarım sürdürmüş ve Batılı kapitalist ülkelerin kültürüne adapte etmeye çalışmıştır" Kul iyev ve Klimov: "Hasanov 'un miidiirliik dönemindeki enstitü kötü çalışmıştır ve enstitünün inıkônları kötü kulla111/mıştır." B u n l a r l a b i rl i kte savc ı l ı k Hasanov ' u "karşı devrimci faaliyetlerde bulunmak" i l e suçlar. Asi ında suçlamalarda ve suçlanan kişi lerin özell iklerinde hiçbir değişiklik yoktu . Türkoloj i ile i lgi lenmek ve dolayısıyla pantürkist olmak, pantürksitlerle dostane i lişki ler kum1ak, enstitünün imkan larını bu anlamda kötüye ku l lanmak. Bunların heps inin genel başlığı ise "Karşı Devrimci Faaliyetlerde Bulımmak" i d i . Hasanov b u iddiaların h içbirini kabul etmez. Ancak o da Sinuınyagi gibi 1 939 yılında 8 yıllık sürgün i le cezalandırılır. Daha sonra sekiz yı llık cezasını Seymçam ceza kampında tamamlayarak 3 N i san 1 946 yıl ında serbest bırakıl ır. Sabıkası olduğu için Bakü ve K i rovabad ' a gitmes i yasak ol duğu halde l 949 ' a kadar Kirovabad' da Rusça dersleri verir. Hasanov bu süre içinde haklarının tekrar verilmesi için yetk i l i makamlara birçok mektup yazar, ancak bu mektuplardan bir sonuç alamad ığı gibi, kend isinin yaşamaya hakkı olmad ığı b i ldiri lerek Kirovabad 'da tutuklan ıp Bakü'ye getiril ir. 287
PROF. DR. AHMET BURAN
B a k ü ' de tekrar sorgu l anan Hasanov, 1 93 9 y ı l ı nda cez.alandırıldığı suçlardan tekrar suçlanarak Krasnoyarsk bölgesine sürgüne gönderil i r ve kendisinden bir daha haber alınamaz152• 25 Eylül 1 989 tarihinde ise davası tekrar görülmüş ve suçsuz olduğuna karar verilmiştir.
Gulam Kerimoğlu BAGİ ROV 1 904 yılında GüneyAzerbaycan'da dünyayagelmiştir. 1 9 1 1 yılında Nahçıvan 'a taşınan Bagirov, burada Rus-Tatar okulunda okumuş, 1 924 yılın da Bakü'ye giderek Pedagoj i Enstitüsünde eğitimine devam etmiştir. 1 927 yılında Doğu Bilimleri Fakültesine geçmiş, 1 929 yılında üniversiteyi, 1 93 1 yılında ise yüksek lisans çalışmasını tamamlamıştır. Bagirov, aynı zamanda 1 927- 1 936 yılları arasında Azerbaycan Komünist Yükseköğretim Merkezi 'nde öğretmen lik yapmış, 1 934 yılında İlimler Akademisinin Azerbaycan şubesinde yönetici olarak çalışmaya başlamıştır. Önce dil şubesinin başkanlığını yapmış, daha sonra 1 93 5 y ı l ın da D i l ve Edebiyat Enstitüsü ' nün müdürü Simumyagi'nin yardımcılığı görevini yüriitmüştür. İ l imler Akademisinin Azerbaycan Şubesinde görev yapan diğer kişi ler gibi (Simumyagi, Hasanov, Çobanzade, Tagizade vb. ) Bagirov da "Pantürksit olmak, Pantürkistler/e iyi ilişkiler kurmak ve de vrim karş ıtı faaliyetlerde b ulunmak" l a suçlanm ı şt ı r. İ l imler Akadem i s i n i n Azerbaycan Şubesi Parti Kom itesi tutanakların da geçen şu i fadeler Bagirov ' un tak i p edilmesinin v e i leride tutuklanmasının gerekçelerini oluşturmuştur: "Gulam Bagirov 'un ve Çobanzade 'nin ayn ı günde izinli olma/an ve aynı dinlenme evine gitmeleri ve aynı odada bulunmaları bir tesadüf mü?'', " Tutuklu Ahundov ile ilişkisi", "Çobanzade ile on beş sene içerisindeki ilim hakkındaki '" F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. Nasilov, age• . , s. 1 1 9- 1 24
288
KURŞUNLANAN TÜRKOl..OJİ
Pantürkisl yaymlan " . Bu s u ç l a m a l a r n e t i ce s i nde önce Enstitüden daha sonra da part iden uzak laşt ı rı l a n Bagirov, Azerbaycan Beled iye Bankasın a Dem i rbaş M üd ü rü ol arak görevlend iri lir. Daha sonra 4 Nisan 1 93 8 tarihinde tutuklanır. Soruşturması devam ederken, Simumyagi'den sonra İ l imler Akadem isi Azerbaycan şubesinde görev yapan A. A. K l i mov' u, S. P. Tevosov'u ve Ya. D. Kozin ' i Bagirov hakkında sorgu larlar. Bunlar da Bagirov'u, "Enstitünün mali, ekonomikfaaliyetlerini ve iş disiplinini bozmakla", "Azerice )1e Farsça, Arapça ve Türkçe terimlerin eklenmesiyle" ve devrim öncesi yazmış olduğu "Azerbaycan ÖSSC 'de On Beş Yil İçindeki İlim adli kiıabmda dilin kuruluş u hakkmda marks izm karş ı l ı fikirleri ve Azerbaycan yazarları111n değerlendirilmesinde devrim karşıtı tutumlarda bulunmakla" suçlarlar. Bu suçlamaların ardından 2 1 Haziran 1 939 tarihinde Bagirov'a sekiz yıllık kamp cezası veri lir. Cezasın ı çekmesi için Kal ı ma 'ya gönderi l i r ve sekiz yıl sonra 4 Nisan 1 949 tarih inde serbest bırakı l ı r. S e rbest b ı rak ı ld ı ktan sonra, b i r s üre Laç i n ' d e sağl ı k istatistikç isi olarak çalışmıştır. Ancak Azerbaycan DGB Başkan ı Yarbay B e l ov tarafı n d a n h a z ı r l a n a n , tekrar 1 93 9 yt!ı suçlama/an " ve "serbest olması içtimai olarak tehlikelidir" şek l i ndeki tutuklama kararı i l e i k i n c i kez tutu k l a n m ı ş ve Kazakistan ' ın güneyine Cambul bölgesine gönderi lmiştir153• Bu sırada suçsuz olduğuna dair birçok d i lekçe gönderm iş ve nihayet 29.02. 1 956 tarihli dilekçesini müteakiben 1 8 Nisan 1 956 tarihinde tekrar yargı lanmış ve beraat etm iştir. ''
JSJ Aşnin,
B. M. Alpatov, D. M. Nasilov, age .. , s. 1 25-1 30
289
PROF. DR . AHMET BURAN
Vatan Özlemi ve Bir Hayat Hikayesi: Elmas YILDIRIM
"Kaleden kaleye şahin uçurdum Ah ile vah ile ömrüm geçirdim . . .
"
25 Mart 1 907 tarihinde Bakii yakınlarındaki Gala (Kale) köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Abdülmehemmed annesi Nisa Hanım'dır. Yıldırım'ın Sona ve Ziba adlı iki kız kardeşi ve Abdülali, Memmedali, Heyder ad l ı erkek kardeşleri vardır. 1 9 1 4- 1 9 1 5 eğitim öğretim yıl ında Çemberkend'de bu lunan " İttihad' ad l ı İran okulunda eğitim ine başlar. Burada Fars d i l i n i öğrenen Y ı ld ı rım, i l k ş i i rlerin i d e b u yıl larda yazar. Daha sonra Abdulla Şaik adına Numune Mektebine girer. Bu okulda Rus dilini öğrenen Yı ld ırım, çok değerl i öğretmenlerden ders alır ve bu y ı l larda Azerbaycan edebiyatı ve siyasetinde öneml i yerleri olan Hüseyin Cavit, Ahmet Cevat ve Cafer Cabbarlı gibi şahsiyetlerle tanışır. 1 927 yı 1 ında Numune Mektebinden mezun olan Elmas Yıldırım, Azerbaycan Devlet Üniversitesinin Şarkiyat Fakültesinin Edebiyat Bölümüne girer. Daha sonra Rusların belirlediği bir seçim ve tasnife bağlı olarak ailesi zengin kabul edildiği için, Üniversiteden atı l ı r ve Şüvelan'daki bağ ve bahçelerine, Çemberkend ' deki 290
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
evlerine, mal ve mülklerine el konur. Y ı ld ı rı m ' ı n Üniversiteden atı lmasın ın diğer bir sebebi de m i l li konularda şi irler yazması ve "dağlar" redi fl i bir şiirinin İstanbul 'da çıkan Hayat dergisinde yayınlanmış olmasıdır. Üniversiteden atı ldıktan sonra çeşitli edebi cemiyetlerde ve dergilerde şiirlerini yazmaya ve okumaya devam eder . . . Genellikle fikirleri Sovyet yönetiminin beklentileri ile uyuşmadığı ve Türkiye i le olan bağlantısı dolayısıyla kara listeye a l ınır. Dönemin Eğitim Bakanı ve Azerbaycan Yazıçı lar Cemiyetinin Başkan ı Mustafa Gul iyev, Y ı ld ı rım ' ı, "Türkçülerin aşığı olmak, milli edebiyatı devam ettirmek, Ahmet Cevat 'm, Hüseyin Cavit 'in fikirlerini devam ettirmek"le suçlar. Dağlar red i fl i ş i i ri n i n Türkiye'de yayınlanması sebebiyle l 929'da Derbend'e sürgün edi lir. Burada, daha sonra 1 93 7 yıl ında kurşunlanarak öldürülen şair Memmed Kazım Elekberl i ve başka vatansever ayd ı nlarla dost olur. 1 93 0 ' d a Bak ü ' d e yay ı n lanan eseri yasak l a n ı r ve ş a i r Aşkabad ' a s ü rü l ü r. B u rada Ş a m a h ı ' da n s ü r ü l e n G ü ney Azerbaycan l ı bir ai len in kızı olan Ziver Hanım i l e evlen ir. Aşkabad'daki faaliyetleri ve şiirleri dolayısıyla "halk düşmam, Türkçil' ilan edilen Y ıldınm, yolun sonun yaklaştığını anlar; ya Sibirya'ya sürülecek ya da kurşuna dizilecektir. Yılmaz bir irade ve demir gibi bir iradeye sahip olan Elmas Yıldırım' ın elini kolunu bağlayan ve onu çaresizliğe iten tek şey, eşi Ziver Hanım ile üç aylık oğlu Azer'dir. Stalin, sadece suçlu bulduğu kişi leri cezalandırmamakta, onlarla birlikte bütün ai leyi de en ağır işkence ve cezalara tabi tutmaktadır. Ai leyi bırakıp kaçmak bir çözüm değildir. İki can yoldaşı bir gece konuşur ve İran üzerinden Türkiye'ye kaçmaya karar verirler. "19 Haziran 1933 günü saat 21. 30 'da dikkat çekmemek için evlerinin lambalarmı da açık bırakarak eşi Ziver Hanrm ile üç ayltk olan Azer 'i alarak kaçakçı deve kervanma katıltr. Birkaç gün deve kervanı ile yola devam ederler. Bir süre sonra bu yolculuğun riskli olabileceğini 291
PROF. OR. AHMET BURAN
düşünen şair, Firuze yaylasında bu kervandan ayrılrr. Yalmz baş/arma yola devam ederler. Yolda aç, susuç kalan idealist genç ana baba, Azer 'i bir kayanrn gölgesinde bıraklp gitmeyi düşünürler. Çünkü takat/an kesilmiş, annenin sütü kalmanuş, memelerinin ucu yara olmuştur. Azer Bey 'in ifadesine göre, ağlayıp dikkat çekmemesi için, annesi 24 saat memesin i çocuğunun ağzından çıkarmamış v e neticede uçları yara olmuştur. Bir defasında Azer 'i b ir kayanın dibine bırakan ana baba, b irkaç metre ağlayarak yürüdükten sonra, geri dönüp yavrularını bağır/arma basarlar. Bir müddet saklamp dinlendikten sonra yola devam ederler154 ". İran sınırına yakın bir yerde yollarını kaybederler ve daha sonra s ı n ırda İ ran l ı güven l i k mensup ları tarafı ndan yaka lan ı rlar. Sovyetlerde Stalin zulmünden kaçan Elmas Y ı ld ırım, İran 'da da "Stalin ajam, Sovyet casusu" olmakla suçlan ır, tutuklan ır ve 25 gün boyunca işkence görür. Sağlığı bozulan Yıldırım, İran'daki baskı rej iminin Türklere yaptığının Sovyetlerden farkl ı olmadığını görür ve bir an önce Türkiye'ye gitmeye çalışır. B i r yolunu bulup Türkiye'ye geçen Yıld ırım, önce Van'a, oradan da Elazığ'a gel i r. Kendisine kucak açan Türkiye'deki kardeşleriyle birl ikte ve ikinci vatanı Türkiye'de yaşamaya başlar. Elazığ'da bulunan Hazar göl ü ona Hazar denizi n i hatırlatır ve iki Hazar' ı yüreğinde birleştirerek avunmaya çal ışır : "Aç koynunu, uzaktan gelmişim, çok yas/ıyım; Eli, yurdu çahnnuş bir garip Kafkashyım ". Elazığ nüfusuna kaydedilen şair Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olur. Elazığ'ın Palu, Keban, Ağın ilçelerinde öğretmen l ik, Nahiye Müdürlüğü, İskan memurluğu gibi görevler yapar. 1 95 1 y ı lında Tunce l i ' nin Nazim iye i lcesi İresi/Da l l ı bahçe bucağına Bucak "' Enver Arcs, Hczcr'dcn Hczcr'c Elmas Yıldınm, Mcncs Ycy., Elazığ 2007, s. 59-79; Enver Arcs, i stiklôl Şairi E lmas Yıldırım, 1 3. Hezar Şiir Ak,amlan Güldestesı, (22-24 Eylül 2005) Elazığ, s. 1 8- 1 9 292
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Müdürü olarak atanır. Ölümünden birkaç ay önce bugün Malatya Kale (Gala) Bucağına Bucak Müdürü olarak tayin ed ilmiş ve Azerbaycan'da Kale Köyünde doğan Elmas Y ı ldırım Türkiye'de Kale köyünde 14 Ocak 1 952 yıl ında ölmüştiir. Türkiye'deki yıl ları Azerbaycan'a duyduğu özlemle doludur. Elmas Y ı ld ırı m ' ı n şi irlerinde bu ayrı l ık ve vatan hasreti onulmaz bir yürek yarası gibidir. Onun şiirleri, tarihin Türk mil letine oynadığı oyunu bozmak ve Türk dünyasının üzerine çöken kara bul utları paramparça etmek isteyen bir çığlık gibidir. İşte Azerbaycan özlemi: Nerde ben i gül qoynunda doğuran, Xemirimi göz yaşıyla yoğuran, Beşiyimde "layla balam" çağıran, Azerbaycan, men im baxtsız anam oy, Neçe bir i l hesretinle yanam, oy? .. Salam desem, rüzgar a l ı b götürse Ağrı dağdan Alagöze ötürse Gur sesimi göy Hezere yetirse Hezer coşub zencirini gırar oy! .. Hökm etse, bu sersem ged iş dursa oy! .. Xeber alsam Muğan ımdan il imden, Naz l ı Bakı'm, o neft goxan gü lümden Kim demiş ki, düşmüş adı dil imden, Azerbaycan, menim eşsiz yurdum oy! Ölmez eşq im, içimdeki derdim oy! Gön lüme tek Kebe yaptım sen i men, Sensiz ncdem qürbet elde günü men, Sensiz nedem Allah ' ı men, dini men, Azerbaycan, men im tacım, taxtım oy! Oyanmazmı kor olası baxtım oy?! 293
PROf'. DR AHMET BURAN .
B. 2. 1 . 5. Kazak Şair, Yazar ve Türkologlar Çarl ık yönetimin baskıcı politikalarının ardı ndan Rusya'da yaşanan 1 905 ihti lali ve düzen lemeleri, bütün Rusya' da olduğu gibi, Kazaklar arasında da olumlu bir hava yaratır. Rus okullarında ya da İstanbul ve Kazan gibi Türk kültür merkezlerinde eğitim gören aydı n lar, m i l li konularla daha rahat bir şeki lde i lgilen i rler. Dönem i n ş a i r ve yazarları, h i kaye, roman, makale ve ş i i r alanlarında yazdıklarıyla halkı bilgilendirir, milli konuları işleyerek özgürlük düşüncesini güçlendirmeye çal ışırlar. Özellikle Mircakıp Duvlat tarafından 1 908 yıl ında yayınlanan "Oyan Kazak" (Uyan Kazak) adlı şiir kitabı ile Ahmet Baytursunov, Al ihan Bükeyhanov, Mustafa Urazov ve Mircakıp Duvlat tarafından 1 9 1 3- 1 9 1 8 yıl ları arasında çıkarı lan "Kazak Gazetesi'', Kazak Türklerinin milli benlik ve birl ikleri nin sağlanması ve bir aydın hareketinin oluşması bakımınmdan önem li rol oynamıştır. 1 9 1 6 i syan ı Kazak ve Kırgızların büyük kayıplar vermesine neden olmuştur. Ancak bu isyan sonrasında m i l li konuları işleyen eserler yazılmış ve bağımsızlık düşünceleri daha da güç kazanmıştır. 1 9 1 7 yı t ında gerçekleşen Bolşevik devriminin ardından Alaş Orda Kazak M i l l i Hükumeti kuru lmuştur. Bu dönemde m i l li konuları işleyen önem l i şair ve yazarların başında Mağcan Cumabayulı ve Muhtar Avezov gelmekted ir. Bolşevik yönetimin denetimi bütünüyle ele geç irmesinin ardından veri len sözler unutu lmuş ve baskı lar başlamıştır. Şair ve yazarlar üzeri ndeki ağır baskı lar i le ideololj ik yön lend irmeler edebiyat ve d i l çal ışmaların ı olumsuz etkilemiş ve bu dönemde daha çok s ı n ı f çatışmalarını esas alan Sovyet ideoloj isine uygun eserler yazılmıştır. Milli konuları işleyen şair ve yazarlar tutuklanmış, sürgüne ya da çal ışma kamplarına gönderilmiştir. 1 930' lu yıllardan sonra baskı ve zulüm had safhaya çıkmış; Sovyet ideoloj isini kabul etmeyen yazar ve şairler için işkence ve ölüm kol gezmeye 294
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
başlam ıştır. 20. yüzyıl Kazak edebiyatının ve Türkoloj in in önde gelen isim leri nden Ahmet Baytursunov, Mircakıp Duvlat ve Anadolu Türklerinin Kurtu luş savaşı yaptığı günlerde; "Afısta avır azap şekken bavrını Kuvargan beyşeşektey kepken bavırım Kamağan kalın cavdın ortasında Köl kılıp közdün casın tökken bavrım" d iyerek, Anadolu Türk lerinin acı s ı n ı paylaşan Mağjan Cumabayev kurşuna dizilerek öldürülmüşlerdir. Abay Kunanbayev' in torunu olan şair Avbekir Akılbaycv de, bitip tükenmeyen takiplerin, ağır maddi ve manevi baskıların sonucunda çok ağır şekilde hastalanmış ve iyi leşemeyip 1 934 yılında ölmüştür. Kazakistan 'da m i l li ve mahalli kü ltürü öne çıkaran şair ve yazarların yanında, halk muhayyilesinin binlerce yıllık yaratımı ve on ların bir çeşit tarihsel hafızası olan meti nler de suçlanm ıştır. Bun ların başında da Kab/andı Batır gelmektedir. B u destanların yayın ve araştırılmasında görev alan, bunları öven ve değerl i bulan kişiler takibe alınmış, baskı altında tutulmuş ve cezalandırılmışlardır. İkinci Dünya Savaşı yıl larında bütün Türk topluluklarından çok sayıda genç askere alınır ve cephede Alman lara karşı en ön safta savaştırıl ır. Bu gençler cephede büyük kahraman lıklar gösterirler. Önem 1 i bir kısmı Sovyetler Biri iği için hayatlarını verir ya da acımasız Hitler ordu larına esir düşerler. Cephede savaşan Türk soylu gençlerin büyük bir bölümü gösterdikleri kahramanl ıklardan ötürü madalyalar alarak dönmüşlerdir. Savaş sırasında baskı lar kısmen azalır ve geçici bir rahatlama sağlanır. Ancak savaştan sonra eski baskıcı politikalara geri dönülür. Cephede savaşan ve madalyalar alarak dönen insanlar da dahil olmak üzere, savaş sonrasında yeniden baskı, sürgün ve ölümler başlar. Kazakistan' da onbinlerce insan öldürülmüştür. Biz burada sadece şair, yazar, edebiyatçı, di lbil imciffürkolog olan kişileri vermeye çalışacağız. Bunlardan bir bölümü, meslek olarak Türkolog olmasa 295
PROF. DR. AHMET BURAN
da, faal iyetleri bakımından Türklükle ya da milli kimlikle ilgili oldukları ve sistem karşıtı olarak görüldükleri için öldürülmüşlerdir. Kazaklar arasından, Jusupbek Aymautovm, Hacı Kerim Samh (Samyev) 156, Din'Muhammed Adilev157, Ahmet Safa Yusu po v 1 58, Beyim bet May l i n 159 R. E. Kulley 1 60, M. F. Gavrilov, Dosmuhammedov Kardeşler161 , Tımşpavey162, A. Omarov163 , M. Dulatov164, Alihan Bukeyhanov165 ve Ahmet Baytursunov, Mircakıp Duvlat, Mağcan Cumabayev, Sıdık A b ı l a n ov 1 66, A b d a ra h m a n Bayd i l d i n 1 67 g i b i i s i m l e r kurşunlanarak öldürülmüşlerdir.
M. F. GAVRİLOV
A. BÖKEYHANOV
"' 20 Mayıs 1 929'da tutuklanır. 21 Nisan 1 930'da kurşunlanarak öldürülür. 24 Kasım 156
1988'de aklanır
Şair. Musavat Partisi üyesi olmakla suçlan ır, 4 Temmuz 1 937'de tutuklanırve ölüme mahkum edilir. 6 Eylül 1 937'de öldürülür. "' Milli Kazak Tiyatrosu Müdürü, kurşunlanarak öldürülür. 158 Gazeteci, kurşunlanarak öldürülür. 1 59 25 Şubat l 938'de kurşunlanarak öldürülür. 195lJ'liyıllarda aklanır. 100 Leningrad Devlet Ü niversilesl'nde akademisyen, edebiyat bilimcisi, 1 938'de kurşunlanarak öldürülür. 1 61 1 937-1 938 kurşunlanarak öldürülürler. 62 1 1 937-1938 kurşunlanarak öldürülür. 1 62 1 937-1 938 kurşunlanarak öldürülür. 1" 1935yılında sürgündeki ceza kampında ölür. 165 Alaş-Orda'nın lideri ve ideoloğu olmak Kazak halkının problemleriyle ilgilenerek onlar adına 1 4.500 Kazak'ın siyasi taleplerini içeren ilk resmi dilekçeyi CKarkaralins Toplu Dilekçesi) hazırlamak, Kazak dilinin ve kültürünün yayın organlan olan dergi ve gazetelerde görev almak ve Kazaklann Rusya içerisindeki özerklik mücadelelerin in temsilcilerinden biri olmak ve Japonseverlik suçlamalan ile 1 906'da tutuklanır. Daha sonra yine bu lddlalarve suçlamalarla defalarca tutuklanır. Kazaklstan'dan sınır dışı edilir ve Moskova'ya sürgüne gönderlllr. 27 Eylül 1 937'de kurşuna dlzlllr 1 " Kazakoyun yazandır. 1 938 yılında öldürül müştür. 167 Türkolog- dilbilimcl. Kurşunlanarak öldürülmüştür.
2Q6
KURŞUNLANAN TÜRKDl.OIİ
1 937 yıl ında ölen Sattar Erubayev ile 1 938 yıl ında ölen Mejit Boranbayulı Devletbayev (Gabdilmejit) de kaynaklarda ölUm sebebi belirtilmemekle birli"-1e büyük birolasılıkla kurşunlanarak öldürülmüşlerdir. M u n a y t basov 1 68, K oş m u h a m ed A b d ra h m a n K e m e n g e rov169, M u s ta fa Ba ral kiyev 1 70, Dj u n a h a n Kuderin171, Naşır Hodjamkulov172, Abdülhamit Akpayev173, Seydazim Kadı rbayev 17�, Dj u m agali Tleulin 1 75, Muhtar M u rzi n 1 76, Alda bergen U m bet bayev 1 77, A l i m h a n Yermekov 178, Balihan Omarov179, Bilyal Suleyev,180 Daniyal İ skakov181 önem l i devlet görevlerinde bulunan kişi ler sürgün cezası ile cezalandırılmışlardır. Birmuhamed Aybasov 182, Çilimbay Akpambetov183, Abat Alibayev m, Yesm u hamedoviç Şarafi Alj a n ov 185, Maj it Davlctbayev 186, Culdubayeviç Mu ldagali C u l d u bayev 187, Seit-Kasım Kolbaycv188, Sarsenoviç Mugman Maheyev189, Ycldes Omarov190, Janonoviç Kartnoja Togonbayev191, Aziz 168 Müdür, sürgüne mahkum edilir. "' Öğretmen, sürgüne mahkum edilir. " " Asistan, sürgüne mahkum edilir. 111 Yüksek eğitimli, sürgüne mahkum edilir. ın Ekonomist, sürgüne mahkum edilir. m Kazakistan Devlet Ticari İ şler Yönetici si, sürgüne mahkum edilir. 1" Baş m üfettiş, sürgüne mahkum edilir. "' Bölge sağlık uzmanlığı müfettişi, sürgüne mahkum edilir. 116 Müfettiş, sürgüne mahkum edilir. m Pahla Sovhozu seyisi, sürgüne mahkum edilir. 118 Kazak Devlet Ü niversitesi'nde akademisyen, sürgüne mahkum edilir. "' Öğretmen, sürgüne mahkum edilir. 1 "' Ö ğretmen, sürgüne mahkum edilir. "' Yüksek eğitimli, sürgüne mahkum edilir. 112 Rredaktör. 1 93B'de mahkum edilir. 1958'de aklanır. "' Gazeteci, l 93B'de mahkum edilir. 199l 'de aklanır. "' Yayı nevi müdürü, 1 93B'de mahkum edilir 1957'de aklanır. 1 85 Kazpi kürsüsü başkanı, 1 93B'de mahkum edilir. 1951'de aklanır. '" Yazar, 1 93B'de mahkum edilir. 1958'de aklanır. "' Gazeteci, yazar, 1 937'de mahkum edilir. 1951'de aklanır. 188 Ö ğrenci, 193B'de mahkum edilir. 1958'de aklanır. "' Redaktör, l 938'de mahkum edilir. 1957'de aklanır. 1 911 Pedagog, 1 937'de mahkum edilir. 1989'de aklanır. "' Tercüman, redaktör, 1 938'de mahkum edilir. 1958'de aklanır.
297
PROF. DR . AHMET BURAN
Utu rbayev 1 91 , H ay rettin B a l g a m beyev 1 93 çeş i t l i h a p i s cezalarına çarptırı lmışlardır194• Bun lardan başka, Saken Sefullin, Jiengali Tilepbergenov, Eljas Bekenov, Smagul Saduakasov, J. Aymauitov, İlyas Jansugirov gibi Kazak yazar ve şairler Sovyet ideoloj isine h izmet etmelerine rağmen, Stal in teröründen paylarına düşen i almış ve Türk o l man ı n cezası n ı h ayatları i l e ödem işlerd i r 1 95• Smagul Sadvakasov196, S. Topayrirov, B. Kuleyev, O. Karaşev, S. Kobayev, Saken Seyfullin 197, İlyas Cansugurov198 gibi kişi ler de çeşitl i baskı lara maruz kalmışlardır. Kazak şair ve yazarlarından Abdolla Cumagaliyev 1 942, Baubek Bulkışev 1 944 y ı l larında İ k i nci Dünya savaşında ölmüşlerdir.
192
Öğrenci, 1 938'de mahkum edilir. 7964'de aklanır. '" Gazeteci, edebiyat bilimci, öğretmen, 1931 'de mahkum edilir. l9S7'de aklanır. ,,. F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. Nasilov, age•. , s. '" E mine Gürsoy Naskali, Sovyel Türk Edebiyatı, Türk Dünyası Dil ve E debiyat Dergisi, S. l ( Bahar 1 996), s. 54-64 '" Kazakistan Halk Eğitim Komiseri, Kazak edebiyatçısı "' Şair, nesirci '" Kazak şairi. l 894 yılında doğmuştur.1 938 yılında halk düşmanı suçlamasıyla kurşuna dizilmiştir.
29B
KURŞUNl.JlNAH TÜRKOLOJİ
Ahmet BAYTURSUNOV
A. BAYTU RSUNOV
1 5 Ocak 1 873 tarih inde Kazakistan 'da Turgay i lçesinde dünyaya gelmişti r199• Öğretmen, d i l b i l imci, Türkolog ve Kazak Gazetesi 'n in redaktörüdür. Kazakistan'daki alfabe çal ışmalarında önem l i rol ler alan Baytursunov, o dönemde hazırlanmakta olan Kiri) alfabesini ve kullanılan Arap alfabesini uygun bulmuyordu. Latin alfabesini ise, yen i al fabeye alışmaktansa kel imelerin değiştiri lmiş yazımlarını hatırlamak daha kolay olur düşüncesiyle ben imsememekte idi . 1 926'daki Bakü 1 . Türkoloj i Kongresi ' nde bu görüşünü açıklar ve Arap alfabesinin ıslahı gerektiğini savunur. Kazak d i linin ses sistemine uygun olarak Arap alfabesi hazırlayan Baytursunov'un bu çal ışması, özell ikle ünlülerin gösterilmesi formülü bakımından takd irle karşı lanır. Baytursunov, Kazak halk edebiyatından ve musıkisinden derlemeler yapan, eği t i m i n çağdaş yöntemlerle yap ı l ması n ı savunan, Kazak Türkçesinin ses v e şekilbi lgisi terminoloj isini oluşturan önem l i bir bilim ve fikir adamıdır. Babası ve amcası Çar ordusu albayına karşı çıktıkları için 1 5 yıl angaryada yaşamışlardır. Devrim karşıtı olarak suçlandığı belgelerde "' Doğum tarihi tutuklama karannda 1 875, tutuklunun tutanağında ve kararda 1870olarak yazılmıştır.
299
PROF. DR. AHMET BURAN
önyargılı bir şekilde eğitim seviyesinin düşük olduğu belirtilmişir. Üç defa affedi len ve daha sonra iki defa mahkum edi ldilen Baytursunov, 1 907'de m i l l iyetçi hareketlere katı ldığı idd iasıyla tutuklanmış ve altı yıl hapiste kalmış, sonra sürgün edi lmiştir. Daha sonra yine devrim karşıtı ve m i l liyetçi "Alaş" kurumunun ve "Alaş Orda" yönetiminin kurucularından ve yöneticilerinden biri olmakla suçlanmış ve 1 2 Haziran 1 929 tarihinde tutuklanmıştır. 1 3 Ocak 1 93 1 tari hinde idam cezasına çarptırı lan Baytursunov'un cezası daha sonra 1 O y ı l l ık hapis cezasına çevri lmiştir. Süresi dolmadan serbest bırakı lan Baytursunov, tekrar sürgüne gönderi lmiştir. Almatı'ya döndükten sonra çalışma ortamı bulamaz. Çünkü belgelerinde "herhangi bir iş sahibi değildir" ifadesi yer almaktaydı. 1 935- 1 93 7 yıl ları arasında görüştüğü kimseler bahane edi lerek 1 1 Ağustos 1 93 7'de tekrar tutuklanır. Görüştüğü bütün kişiler 1 93 7 'dc sürgün ed i l i r. (Gabbaş Nurumov, Almahamed Kasımov, A l i m h an Ye r m e kov, E l d e s O m a rov, A l i bay C a n g i l d i n ) . Tutukland ıktan sonra 1 3 Ağustos'ta doldurduğu tutanakta "mal varlığı - yok", "sağlık durumu - sakat'', "sosyal durumu orta halli köylü" ifadeleri yer alır. B i l i m adam ı kimliği ve kişil iği hakkında bilgi veri lmez. Altı y ı l l ık hapis, ceza kampı ve sürgünden sonra 1 93 5 yı l ında Almatı 'ya dönmüş; 1 1 Ağustos 1 93 7 tarih inde tekrar tutuklanmış ve 8 Ara l ı k 1 93 7 tarihinde idam ed i l m iştir200•
Teljan ŞONANOV 1 894'te Aktübe bölgesi İrgiz i lçesine dahi l 4 numaralı köyde dünyaya gelmiştir. Kazak term inoloj isinin kurucularından olan Şonanov, Kazakların en önde gelen d i lcilerinden biridir. Hakkında üç kısa sorgu tutanağı olmasına rağmen aleyhine ifade veren diğer tutukluların ifadeleri 1 00 sayfadan fazladır. Ortak suçlama olan ve idam gerektirmeyen 5 8 - 1 O (karşı devrimci propaganda), 58- 1 1 :ıoo F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. N asilov, age• . , s. 1 77-195
300
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OJİ
(karşı devrimci kuruluşa katılma) maddeleri Şonanov için de geçerliyd i . Diğer suçlamalar ise bir dayanağı olmayan iftiralardan ibarettir. Örneğin "edebiyat, dil terminolojisi gibi işe yaramayan kitaplarm yaymı ve Kazak Pedagoji Enstitüsü 'nde çalışırken öğrencileri Sovyet karşıtı kuruluşa üye ettirme gibi işlerle uğraştığı" idd ia ed ilmiştir. Şonanov'un iç savaştaki faaliyetleri hakkında 1 936-37 yıllarında ifade veren beş kişiden üçü bulunmuş ve verdikleri ifadelerinde, hepsi de Şonanov'un, öldürmekle suçlandığı yedi kişiyi öldünne-diğini, rej im karşıtı faaliyette bulunduğunu gözleriyle görmediklerini belirtmişlerdir. D i l b i l imci, Türkolog, akademi syen olan Teljan Şonanov, "Sovyet karşıtı milliyetçi faaliyetlere katılmak, terörist, isyancı suçlama/an, "Alaş-Orda " partisine üye olmak ve Japonlar lehine casusluk yapmak" iddiasıyla üç kez tutuklanmıştır. 27 Şubat 1 93 8 tarihinde kurşuna d izi lerek öldürülmüştür201 • 1 8. 09. 1 992 'de inceleme başlatılmış ve Şonanov'un yapı lan suçlamalarla ilgisinin bulunmadığı ortaya çıkmıştır. * Ölümünden 55 yr/ sonra davası yeniden gündeme gelir; suçsuz olduğu anlaşt!ır ve beraat karan verilir.
Hudaybergen JUBANOV 1 899'da Aktübe bölgesi Dj urunsk i lçesine bağl ı 9 numara l ı köyde dü nyaya gel m i şt i r. Profesör unvan ı n ı a lan i lk Kazak dilbilimcisi, akademisyendir. Jubanov, Kazak Latin alfabesinde, Baytursunov ' un Arap alfabesi n i n reformunda kul landığı kural ları korumaya çal ışmış, 1 93 0 ' 1u y ı l l arda Baytursunov 'un b i l imsel çal ışmalardan uzak kalmak zorunda olduğu dönem lerde, Samoyloviç' in yanında eğitim almış ve Kazak d i l b i l i m i n i n tartışmasız lideri olmuştur. 1 93 0 ' 1u y ı l larda Kazak Türkçes i n i n grameri n i yazma sorunu ortaya "'' F. O. Aşnin, B. M. Alpatov. O. M. Nasilov. age. ., s. 1 95-202
301
PRDF. DR . AHMET BURAN
çıktığında, Jubanov bu konuyu ele alan tek dilbilimci idi. Ne yazık ki, 1 93 7 yılında Kazak dil biliminin yeniden kurulması gerektiğinde, Stal i n ' i n k ı y ı m ları sonucu, profesyonel d i lc i lerden h içbiri kalmamıştı. Jubanov'un eserleri yasaklanmış ve yok edi lmişti. Bakü 'deki benzer " Troyki seyyar oturum" larından fark l ı olarak Kazakistan ' da, Troyki oturumlarının her gününde bir kişi kurşuna diziliyordu. Jubanov' un davası nda "Alaş-Orda" yla i lg i l i bir madde o l maması da onu kurtarama m ı şt ır; "Sovyet karşıtı olduğu düşünülen "Tez " ve "Kazgaldan adlı iki dergi çıkarmak, Kazaklarm kullandığı alfabenin Latin alfabesine çevrilmesi ile ilgili yayınlar yapmak, Sovyet karşıtı milliyetçi kuruluşlara üye olmak, çalıştığı üniversitelerin eğitim planlarını aksatmak ve Kazak Devlet Üniversitesi yangınının tertipçilerinden biri olmak" suçlamaları i l e tutuklanmış; kal ıplaşmış suçlamalardan başka Kazak Devlet Üniversitesi binasındaki yangın ı çıkaran B iyoloj i 3 . sınıf öğrencisi Şahzada Şonanova'ya tal imat verdiğini kabul etmesi için baskı yapılmış ve 25 Şubat 1 938 tarihinde kurşuna dizi (erek öl dürü lmüştür202 * 3. 1 0. 1 95 7 tarihinde 1 93 8 yılı kararı kaldırılmış ve aklanmıştır. "
Mağcan CUMABAYEV
202
F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. Nasilov, age. . , s. 202-207
302
KURŞUNLJlNAN TÜRKOLOJİ
Bavırım, sen o }akta, ben bu }akta Kaygıdan kan jutamız b izdin atka Layık pa kul bop turuv? Kel ketelik Altayga, ata mıras altın taka 1 893 Kuzey Kaza k i stan ' ı n Petropavlovsk b ö l ges i n i n B enetkorsk/B u l ayev i lç e s i n de d ünyaya gel m i şt i r. Kazak edebiyatçısı, gazeteci, pedagog ve Türkologdur. Mağcan henüz 1 2 yaşındayken Çala Kazak Medresesine devam eder. Bu m e d re s e d e A rapça, F a r s ç a v e Ç ağatay Tü rkçes i n i öğre n i r. D a h a sonra U fa ' d a b u l un a n G a l i ye Medresesi ' ne gider, Gal i mcan İbrah imov'un öğrencisi olur ve burada Rus D i l i ve Edebiyatı eğiti m i alır. 1 9 1 3 y ı l ı nda Kazan'da Şolpan adıyla ilk ş i i r kitabını yayı n l ayan Mağcan Cumabayev, Kazak ve Tatar gençleri arasında "Türkçü-milliyetçi" bir sembol isim hal ine gel ir. 1 923- 1 926 yıl ları arasında Moskova'da bulunan Edebiyat Enstitüsüne devam eder. Enstitünün hocalarından V. B r i u sov, M ağca n ' a övgü l e r yağd ı r ı r ve o n u "Kazakların Puşkin 'i" olarak adlandırır. 1 9 1 7 yıl ında evlendiği i l k eşi Zeynep Han ım 1 9 1 9 y ı lında doğum esnasında, öksüz kalan oğlu ise bir yıl sonra ölür. 1 922 yılında ikinci eşi Zılıyka (Zeliha) Hanım ile evlenir ve bu beraberliği öl ümüne kadar devam eder. Mağcan Cumabayev, Sovyet ihtilalinin gerçekleştiği 1 9 1 7 yılı i ç i n d e , M i r C a k ı p D u v l at, A h m et B aytursu n u l ı , A l i h a n B ü keyha n u l ı , Seken Seyfu l l i n , M u h am medcan Seyd a l i n , Esfendiyar Köpeyulı, Sultan Mahmut Toraygıru l ı gibi yazar ve fikir adamları i le tan ışır ve "Ataş Orda" hareketine destek veri r. 1 9 1 7 Devriminin yarattığı uygun ortamdan da yararlanan A l aş Orda hareketi , Alaş Orda Hükumetin i kurar ve 1 3 Aralık 1 9 1 7 tarihinde Kazakistan'ın bağımsızl ığını i lan ederler.
303
PROF. OR. AHMET BURAN
"Ne körsem de Alaş üçin körgenim Magan atak ultım uşın ölgenim " mısraları Mağcan Cumabayev'in o yıllardayaz.dığı birşiirdeyeralır. Mağcan, 1 922 yılında Taşkent' e gider, ayn ı yıl Türkistan Cumhuriyeti'ne bağlı olarak Taşkentte kurulan Kazak-Kırgız B i l i m kom i syo n u n u ü y e s i o l u r. Orada "Şolpan '', "Sana " v e "Akjof'gazetelerinde şiirleri yayınlanır. Bu tarihlerde, Kazak aydın ve yazarı Avezov i l e tanışır. Mağcan, ş iirlerinde Kazak halkının "Sovyetleşme"s ine karşı ç ıkar, Kazak h a lkın a ata yurduna bağımsızl ığına sahi p çıkmasını öğütler. D i l ve d i l in gel işmesi i l e i l gi l i çal ışmalarıyla da tanı nan Cumabayev, l 922 'de Orenburg'da, bir yıl sonra da Taşkent'te bası lan "Pedagogika" adl ı çal ışması bun lardan biridir. B urada, Türk halkları için tek bir d i l i n olabi leceğini, böyle bir d i l için de temel i n Kazakça olması gerektiğini savunur. M uhtar Avezov, "Lyublyu Magjana" ad l ı makalesinde: "Bugünkü şair ve yazarlardan bir tek onun geleceği parlaktır; şüphesiz onun sözü ölümsüzdür." diyerek Mağcan Jumabayev' i över. Stalin' in iktidara gelmesiyle birlikte Af aş Ordacılar baskı altına alınmaya başlanır. Mağcan ' ı n yakı n çevresindeki insanların bir bölümü tehditlerle bir bölümü de menfaat karş ı lığında Mağcan ' ı terk etmeye başlar. Mağcan, her mücadele adamı gibi, her geçen gün biraz daha yalnız kalmaya başlar. Hiç kimse ona iş vermez, kitapları bas ı lmaz, şiirleri yayınlanmaz olur. Selam verecek dost b u lamayan M ağcan, maddi sıkıntı lar içine girer ve a i les i n i geçindiremez h a l e gel ir. Kendi n i yapayalnız hissetiği b u y ı llarda yazdığı ve yüreğiyle dertleştiği m ısralarında: "Ey yüreğim benim ne suçum var, bu halkı sen sev dedin ben de sevdim" der. Bu süreçte, Cumabayev' i n eserleri, ş i i rleri ve onların okunmas ı yasaklanır. Çünkü o, "Alaş-Orda" damgası taşıyordu. N itekim, Petropavlovsk'taki Yazarlar B irl iğine alınması için gönderdiği di lekçesi nazikçe reddedilmişti. K ısa bir süre Petropavlovsk'taki 304
KURŞUNLJlNAN TÜRKOLOJİ
Tekn i k Oku lda çal ışmış; ancak "rejime bağ/i olmamak" i le suçlanarak Teknik Okuldan uzaklaştırılmıştır. 1 92 5 y ı l ı nda Moskova 'da kurduğu "Alka" ad l ı edebiyat derneğinin "karşı devrimcifaaliyetler" yaptığı iddia edilerek, 1 929 yı 1 ında tutuklanır ve idama mahkum ed i 1 ir. Ancak, daha sonra cezası 1 O yı l sürgün cezasına dönüştürülür. 1 930 yılında başlayan sürgün y ı l ların ı çal ışma kam plarında geç i ri r. Rus yazarı Gork i ' n i n yard ımıyla 1 936 yılında henüz cezası tamamlanmadan serbest b ı rak ı l ı r. A l matı 'ya d ö n d ü kten sonra, M u htar Avezov ' un tutuklanması yönünde bi lgi ler vermesi isten ir. Bunu yapmayan Mağcan Cumabayev hakkında Ağustos 1 93 7 ' de, yeniden del i l ler toplanmaya başlanır ve "Japon Casusu " suçlamasıyla 30 Aralık 1 937 'de tekrar tutuk lan ı r. "Sovyet karşıtı propaganda yapmak, Kazak gençlerini silahlı saldırı yapmaya yönlendiren şiirler ve yazılar yazmak ve onları Beyaz Muhafızlar Birliğine toplamak, gizli örgütlere katılmak ve Japon casusu olmak" gibi i d d ialarla suçalanan Mağcan Cumabayev'in davası ile ilgili belgelerde hüküm bile yoktur. Sadece hükmün yerine getiri lmesi i ç i n iddianameden a l ı ntı yap ı l m ıştır. Bu belgelerden a n l aş ı l d ı ğı kadarıyla Mağcan J u m abayev, 1 1 Ş u bat 1 9 3 8 t a r i h i n de k u r ş u n a d i z i l e rek öldürü lmüştür203• İdd ianame, 2 1 Şubat 1 93 8 tari hlidir�04• Yan i kurşuna dizildikten o n gün sonra düzenlenmiştir. *Jumabayev 'in idam kararı çok hızlı verilmiş, ancak aklanması yavaş olmuştur. Önce 1960 yılında "Japonya ajanı olmak " suçlaması kaldırılmıştır. "Sovyet karşıtı faaliyette bulunmak, milliyetçilik " suçlaması için ise yazarın 1 O yt!/ık hapis cezasına çarptırıldığı, 1 93 7 'de "gerekçesiz " olarak bundan hüküm giydiği açıklanmıştır. 1988 yt!mda tanı olarak beraat etmiş ve aklanmıştır. ,., Cumabayev ile ilgili kimi kaynaklarda ölüm tarihi 1 9 Mart 1 938 olarak verilmektedir. "" F. O. Aşnln, B. M. Alpatov, O. M. Nasilov, age. . , s. 222-223
305
PROI-". DR . AHMET BURAN
" Türkistan eki dünye esigi goy Türkistan er Türiktin besigi goy Tamaşa Türkistanday }erde tuvğan Türiktin Tenri bergen nesibi goy " M Cunıabayult
B. 2. 1 . 6. Kırgız Şair, Yazar ve Türkologlar
1 9. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında Moldo Kılıç, Togolok Moldo, Toktogul Satılganuu l ı , Şamırkanuulı gibi şairler, Kırgız Türkçesinin ilk yazılı metinlerinin de örnekleri olan şiirlerini yazarlar. Özellikle 1 9 1 6 kanlı baskını edebi eserlerde çokça işlenmiş ve bu olay Kırgızların Bolşevik taraftarlarını desteklemesine sebep olmuştur. 1 9 1 7 ihtilalinin ardın dan Lenin, Kırgızlara verdiği sözü tutmuş ve 1 9 1 6 katl iamında Ç i n ' e kaçan K ı rgızların gel ip topraklarına yerleşmelerine izin vermiştir. 1 924 yılından itibaren Kırgız Türkçesi yazı dili haline getirilmiş ve bu yıl Erkin Too adl ı ilk Kırgızca gazete yayın lanm ıştır. Bu gazete etrafında Kırgız aydın ları bir araya gelm iş; Kırgız d i l ve kültürünü, Kırgızların siyasi geleceğini ilgilendiren önemli yazılarını burada yayınlamışlardır. Kasım Tınıstanov, Aalı Tokombayev, Sıdık K araçev, K u b a n ı ç b e k M a l ı k o v, M u kay E l e b ayev, B ö r i Kenensarıyev v e Kas ıma l ı Baya l ı nov g i b i isimler b u gazete etrafında bir araya gelen ayd ı nların bir bölümüdür. Bu yıllarda Kırgızcanın ayrı bir yazı dili haline getiri lmesi, geleneksel yazı d i linden ve alfabesinden koparılması çalışmaları desteklenirken, Kırgız halkının geleneksel kültürleri inançları ve tarihsel değerleri kötülenerek ya da yasaklanarak yok edilmeye çalışılmıştır. B o l şe v i k devr i m iy l e başlayan süreçte, çeş i t l i baskı ve yönlendinnelerle geleneksel hayat kötülenmiş ve Sovyet ideoloj isini öven eserler yazı lmaya başlanm ı ştır. Bunu yapmayan şair ve d i n adamı Moldo Kıhç ile Kırgızistan ' ın i lk ve e n öneml i dilci lerinden, 306
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Türkologlarından olan Kasım Tmıstanov205 ve bir ş i irinde "ah milletim" dediği i ç i n "pantürkist" o lmakla suçlanan Sıdık Karaçev206, Belek Soltonoyev207 g i b i b i rçok ayd ı n "halk düşmanı" i lan edilerek öldürülmüşlerdir. 1 924 yıl ında başlayan yazı l ı edebiyat döneminde, gene l l i kle 1 924 'ten önceki geleneksel hayatı işleyen eserler yok sayılmış ve 1 924'ten sonraki ideoloj ik d i l ve edebiyatın sadece Kırgızları temsil ettiği telkin edi lmiştir. Bu görüşlere karşı çıkan ya da yazdıklarında devrim karşıtı bazı unsurlar tespit ed i len Tazebek Samancm, Taş ı m Bayayev, Ziyaş B e ktenov, K. B ay a l i n ov, B. Kenensariev gibi şair ve yazarların kimi eserleri sakıncalı i lan edi lirken, kimi şair ve yazarlar da tutuklanmış, i şkenceye tabi tutulmuş ve sürgüne gönderil m işlerdir. Sovyetler Birliği yılları boyunca, Tölögön Kasımbekov, Cengiz Aytmatov, Kazat Akmatov, Süyünbay Era l iyev, A l ıkul Osmanov, Begsultan Cakeyev, Calil Sadıkov, Mayramkan Abılkasımova, Süyünbay Eraliyev, Kubat Cusupaliyev... gibi birçok şair ve yazar eser vermeye devam etmişlerdir. Hepsi şair, yazar ve edebiyatçı olmamakla birlikte, Kırgızistan'da "devrim karşıtı Sosyal Turan Partisi 'ne katılmak"la suçlanarak ağır cezalara çarptırılan birçok kişi vardır. Aralarında çeşit l i devlet 2115 Kasım Tınıstanov ,
Kırgızlstan'da Çon-Taş adlı yerde 1 37 kişi ile birlikle kurşunlanarak öldürülmüş ve ı Ekim 1 957'de lllban iade edllmlşllr. "" 1900yılında lssık-Göl'e bağlı Cıluu-Bulak köyünde doğmuştur. 1 91 8-1919 yıllan arasında Kızıl Ordu'da askerolarak görev alan S l d l k Karaçev, Yedl-Suu bölgesinde ve Buhara şehrinin çevresinde Basmacılara karşı savaşmış, 1 923-1924 yıllan arasında "Koşçu"da !Fakir Köylüler Ö rgütü) görev alamıştır. 1 924 yılında Taşkenl'e özel emirle giderek Kırgızca yayınlanmaya başlayan ilk gazete Erf<in-Todnun sorumlu genel sekreterliği görevinde bulunman Karaçev, 1937yılında Stalln'in uyguladığı baskıcı polilikalann neticesinde, Türkistan coğrofyasl nda meydana gelen aydın kıyımına kurban giderek tutuklanmış ve aynı yıl idam edilmiştir. Karoçev, bir şiirinde "ah milletim" dediği için pantürkislllkle suçlanmıştır. SSCB Komünist Partisi'nin XX.Kuruıtayı'nda aklanan Sıdık Karaçev'in ismine ve eserlerine konan yasak kalkmıştı r. "'' 1 878 yılında Kırgızistan'ın SSC Kemin ilçesi Tegermenll Köyünde doğan Belek Sollonayev, İ lmi görevli, nahiye yöneticisi, şair, folkloraroştırmacısıdır. 1 937 yılında kurşunlanarak öldürülmüş, tarihçi, yazar, şairve araştırmacıdır.
307
PRDF. OR. AHMET BURAN
h i zmet lerin i yürüten Türkçü düşünce lere sah i p k i ş i lerin de b u l u nduğu ayd ı n lardan b i r böl ü m ü ş u n l ard ır: Abdülkerim Sıdıkov2118, Sultan Kurmanov209, Aciman Şabdanov210, Ahun Tu rd ı S o p iyev2 1 1 , C a n e k S o l t o n oyev212, Zey n i td i n Lepesov213, K e m e l Ş a b d a n ov21 4 , Mustafa A h m edov2 15, Hayretdin Kaşımbekov216, Hasredin Kaşımbekov217, Moske Kam barov, İshak Kurmanov218, Karıpbay Kanatov219, Ali A k b a r Çolo kov220, Sa m u td i n K u rm a n ov22 1 , Kas ı m bay Teltayev222, Kokum bay Çrnıyev223, Cumadıl İmankulov22\ Ç ı m rnday Tokto n uşev225, Mamıt Mayhbaşev226, Haydar (Rokovoy) Ç a n ışev227,Baza r k u l D a n iy a rov228, Aah "" Kırgız ASS D Devlet Planlama Komisyonu, Hayvan Sektörü Müdürü. Sovyet karşıtı ayaklanmalar düzenleyerek Kırgızistan'ı Sovyetler Birliğinden ayırma gayesi güden Sosyal Turan Partisi'nin kurucusu olmakla suçlanmış; 9 Mayıs l 933'1e tutuklanmış ve 1 934 yılının Şubat ayında kurşuna dizilmesine karar verilmiştir. Daha sonra bu karar 1 0 y ı l hapis cezasına çevrilmiştir. •oava 10 Şubat 1938'de suçu ispatlanamadığı için sona erer.
"" Pamuk Teknik Okulu hocası Murgab Yatılı Okulu öğretmeni "' Kırgız ASSR Komünist Yüksek Okulu hocası. Eğitimci Sovyet karşıtı STP milliyetçi kuruluşuna katılmakla suçlanmış ve 1 933 yılında tutuklanmıştır. 28 Şubat 1 934'1e kurşuna dizilme cezasına çarptı nlır. Daha sonra bu ceza 1 O yıllık hapis cezasına dönüştürülür 212 Koyunculuk Birliği veterineri "' Avcılar Birliği Deri Ham maddeleri Tesellüm Memuru 2" Belli bir işe sahip değil "' , N KVD İ lçe Polis Bölümü Müdürü '" Pedagoji Teknik Okulu hocası. 1 0 yıllık hapse mahkum edilir. Ölümü hakkında bilgi yok. "' Pedagoji Kurslan Muavini "' Belli bir işe sahip değil '" Belli bir işe sahip değil "" Belli bir işe sahip değil "' Ticari Bölüm Muavini "' Klrvadhoz Tannı Bölümü İ dari Muavini m Belli bir işe sahip değil "' Naukal İ içe Heyeti Başkanı "' Nann Sınır Kumandanlığı İ şçisi "' Kolin Kolhoz Ekip Başı "' Kazak Eyaleti Bürosu Yöneticisi "" l 897 / Kırgız SSC Kemin ilçesi Çong Kemin köyünde doğan Bazarkul Daniyarov, öğretmen olarak görev yaparken, 09.08.1 937 yılında STP'ye üye olmak, Rusça ders kitaplarını Kırgızca'ya tercüme ederken Sovyet karşılı devrimci propaganda yapmakla suçlanmış ve 15 yıl hapis cezasına çarptırılmış. B u ceza önce 10 yıla, daha sonra sekiz yıla indirilmiş ve Bazarkul Daniyarov, 1940'11 yıllarda ölmüştür. 210
308
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
To ko m bayev229, Taş i m İ s h a koviç Bayciyev230, Ziyaş Bektanov231 , Samançin Tazabek232, Yusup Abdrahmanov233 Kuseyin Escnkocayev ise, 1 94 1 yıl ında İkinci Dünya Savaşı sırasında ölmüştür. 1 93 8 yıl ında Sovyet yönetim i n i n Kırgızistan 'da yaptığı Çon Taş katliamında da, 1 37 kişi topluca kurşuna dizi lmiştir. Aralarında, yanır, şair ve aydınların da bulunduğu çok sayıda insan, 1 937 yılında çeşitl i bahanelerle evlerinden alınarak bir b i l in meze götürü lürler ve bu i nsan lardan b i r daha h iç b i r haber a l ı n amaz. Nereye götürü l d ü k l e r i , hangi cezaya çarpt ır ı l d ı k ları hatta yaşay ı p yaşamad ıkları hakkında h i çbir açı k lama yap ı lmaz. Tutuklu yakın larının bütün başvuruları sonuçsuz kal ı r23� . Örneğin Cengiz Aytmatov, 1 5 Temmuz 1 956 tarihinde SSCB Harp Başsavcı lığına, " Yirmi yıldır babamın akıbeti hakkında hiçbir bilgi edinemedik. Ölü mü yaşıyor m u, ne zaman tutuklandı, kim tutukladı bilmiyoruz. Bilmiyoruz o gerçekten vatana karşı suçlu mudur? Biz, sabırsızhkla babamdan gelecek haberi bekliyoruz.
"" Aalı Tokombayev 7 Kasım 1 904 / Çong-Kemin köyüne doğmuş, Şair ve yazardır. Şiirlerinde devrim karşıtı unsurlar olduğu iddiası ve devrim karşıtı suçlomaları ile yargılanmıştır. i ncelemeler sonucu suçsuz bulunmuş ve serbest kalmıştır. 1Jl 1 909 yılında Kırgız ssc Tüp ilçesinin Tepke köyüde dünyaya gelmiştir. Pedagog edebiyatçı dır. Rus ordusunda şeref madalyası olmasına rağmen Kırgız diline yaptığı hizmetlerden dolayı tutuklanmış ve 1950yılında 10 yıllık hapis cezasına çarptınlmıştır. l 8.02.1 952 tarihinde hapisteyken ölmüştür. m 1 907 yılında SSR Tüp ilçesi Ken-Su köyünde doğmuştur. Edebiyatçı, eğitimci olan Ziyaş Bektanov, 1 935 yılında milliyetçi faaliyetlerde bulunmak ve devrim karşıtı kuruluşlara katılmakla suçlanmış ve tutuklanmıştır. Ü ç aylık hapisten sonra suçlan ispat edilemediği için serbest bırakılmış, 1 950 yılında tekrar l O yıllık hapis cezasına çarptın lmıştır. •Daha sonra beraat etmiştir. 232 1 909 / Kı rgız SSC Kemin ilçesi Cangı Cer köyüde dünyaya gelmiştir. Pedagogdur. Sovyet karşıtı milliyetçi gruba katılmakla suçlanmış, 19 Kasım 1949'da tutuklanmış, 1950 yılında 10 yıllık hapis cezasına çarptınlmıştır. *Daha sonra beraat eder. m l 938'de kurşuna dizilerek öldürülmüştür. Devlet görevlisi, yayıncı. ,,.. Regina Xelimskaya, age•. , s. 60
309
PROF. DR . AHMET BURAN
Bizim gerçeklere ulaşmamız ve eğer babam suçlu değilse onun ve bizim temiz şerefimizin iade edilmesi önemlidir235. " Biçiminde bir dilekçe ile başvumıuş, ancak hiçbir bilgi alamamıştır236• Aralarında ü n l ü Romanc ı Cengiz Aytmatov ' un babası Törekul Aytmatov i le d i lc i-Türkolog Prof. Kasım Tmıstanov ve Osmonku l Aliyev i n de b u l u nduğu 1 3 7 k i ş i n i n akıbeti, B ü büyra Kıd ıraliyeva ' n ı n 1 99 1 y ı l ı nda K ı rgızistan devlet yetki l i lerine giderek, b i lgi vermesi ve yer göstermesi sonucu öğren i lm iştir. Mayıs ayında açı lan tuğla ocağının çukurunda 1 3 7 kişinin cesedi, kemikleri çıkarı lmıştır. Kırgızistan Devlet Başkanı Askar Akayev, Cengiz Aytmatov ve diğer yetk i l ilerin de hazır bul unduğu bu olayın bütün ayrıntı ları, günümüzde Çon-Taş bölgesinde, "Ata-Beyit" adı veri len yerdeki anıt mezar ve müzede sergilenmektedir. '
m
Reglna Xellmskaya, age .. , s. 60 .,. Törekul Aytmatov, 1 5 Haziran 1 957'de aklanm ıştır.
310
KURŞUNi.ANAN TÜRKOl.OJİ
B . 2 . 1 . 6 . a. MANAS D E STA N I K A L B İ M İ N A G RISIDIR Manas destanı, Kırgız kimliği, tarih i ve kültürü için son derecede önem l i bir metindir. Sovyet yöneti m i bu destanı da sakıncalı ilan etmiş ve bu destanın yayınını gerçekleştinneye çalışan çok sayıda aydın ve bilim adamını sürgün, hapis ve ölüm cezalarına çarptı rm ıştır. Manas destanını yayınlamaya çal ışmak Kasım Tmıstanov, Törekul Aytmatov, İ . Arabayev, E. D. Polivanov gibi önem l i ve öncü K ırgız aydın ları n ı n ve b i l i m adamlarının hayatına mal olmuştur. T. Baciyev, M. Avezov gibi aydın lar ise bu çabalarından dolayı çeşitli baskı lara ve dışlamalara maruz bırakılmışlardır. Ruslar sadece Manas destanıyla i lgi lenenleri değil, destanın kendisini de cezalandırmışlardır. Destan ın içeriğine müdahale etmişler; Rusların aleyhinde olan ve Sovyet ideoloj isinin kabullerine aykırı gördükleri hususları değiştirmiş, yayınlanan nüshalarda bu ifadelerin yer almasına izin vermemişlerdir. Dolayısıyla Sovyetler B irliği döneminde yayın lanan Manas nüshaları, arşivlerdeki özgün nüshalardan, yukarıda be l i rtilen hususlar bakı m ı ndan bazı farklılıklar göstermektedir. 1 995 y ı l ı nda "Manas Destanının Ekim Devriminden Sonraki Kaderi l" adıyla bir broşür yayımlandı. Bu broşür, Kırgız SSR Komün ist Partisi Merkez Kom itesi ve İç İşleri Bakan lığı H a l k K o m i serl i ğ i D a i r e s i arş i v l e r i n d e k i b e l ge l ere göre hazırlanmıştır. "Broşürde sadece Manas Destam 'nın kaderi değil, destanın yayımlanması ve yrl dönümünün kutlanması ile ilgili resmi hükümlerin,kararnamelerin, bu konuda varrlan her türlü yargrnın titiz bir seçimi yer almaktadır. Bunlarda, tıpkı büyücülerin küresinde olduğu gibi, bizim "so�yalizm " adı altında yaşadığımız devir, insan kanma bulanmış olaylar, insanlarm mahvolmuş kaderleri, ormanların "ağaç işleri " 311
PROF. DR. AHMET BURAN
bölümlerinde soğuktan donmuş el ve bacaklar; yap ı lan işkencelerden yükselen feryatlar. cellat ve gardiyanların sıtma görmemiş sesleri, karakolların bodrumlarından gelen tek el silah sesleri, Cezkazgan ve Karaganda 'nın madenlerinde çalıştırılan veremlilerin öksürük sesleri, donmuş toprakta özgürlüğüne ve e bedi huzura kavuşmuş olan tutuklu için kazılmış mezardan gelen kürek sesleri yankılanmaktadır237• " M an a s d e st a n ı n ı n y ay ı n l a n m a s ı ç a l ı şm a l ar ı K a s ı m Tınıstanov'un teklifi üzerine gündeme gel i r. Bu teklifin yapı ldığı tari hte K a s ı m T ı n ı stanov 22 yaşı ndad ı r. Kom ü n i st Part i s i Propağanda Heyeti Manas destanının yayınlanmasını uygun bulur ve 23 yaşındaki Töreku l Aytmatov yayın komisyonunun başına getiri l ir. Ancak yazdığı bir piyeste Manas destanından bir olayı aktard ığı için T ı n ı stanov "burjuva milliyetçiliği" yapmakla suçlanarak tutuklanır. Daha sonra Törekul Aytmatov da tutuklanır ve i k i s i de kurşuna d i z i l erek öldürü l ürl er. Bu arada Manas destanı 'n ın yayımlanmas ı n ı isteyen ve bu amaçla hazırlanan tutanağa i mza atan Babahanov da acıkl ı sondan kurtulamamıştır.
Törekul AYTMATOV
Kasım TINISTANOV
Sovyetler Birliği Komün ist Partisi Organizasyon Komitesi d a i re başka n ı C a m a n k u lo v, yazd ı ğ ı b i r raporda "Kırgız 237 Mar Bayclyev, Manas
Destanı Kalbimin Ağnsıdır ( Aktaran: Doğan Gürpınar), Manas Ü niversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Bişkek (2004), S. 1 2, s. 57-83.
31 2
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
ede b iyatında, Kom ün is t Partis i aleyh in e çarp ı tmalar yapıldığını ve b unun milli eserleri ve özellikle de Manas destan ı 'n ı ş üpheli hale getirdiğin i " yaz ı n ca , K a s ı m Tınıstanov'dan sonra i l k kez S. Karaçev, A . Kökenov gibi yazarlar i le şair B. Kenensariyev de "Proletaryaya düşman smıfların çıkarlarını korıımkla " suçlanmış, S. Karaçev ve A. Kökenov ölüm cezasına çarptırı lmış, B . Kenensariyev i se sağ kalmakla birlikte hayatının sonuna kadar "halk dümanı" yaftası n ı taşımak zorunda kalmıştır. 1 0 Ocak 1 93 5 tarihinde Sovyetler B irl iği Komün ist Partisi Halk Komiserliği Kirov Bölge Komitesi Bürosuna başvuran Tokçoro Coldoşev, Manas destan ının bazı bölümlerini Kırgızca ve Rusça olarak yayın lamak istediğini belirtir. Bu başvurudan iki yıl sonra, 1 937 yıl ında tutuklanan Coldoşev'den bir daha h içbir haber a l ı namaz. A s l ı nda 1 93 5 y ı l ında K i rov Bölge Komitesi Mans destan ı n ı n yayın lanmasına izin verir ve Kom isyonun başında Sovyetler Birl iği Komünist Partisi Organizasyon Komitesi Genel Sekreteri Moris Belotskiy, yard ımcısı Hasan Ceinbayev, Halk Komiserl ikleri Danışma Kom itesi Başkan ı Saya l ı İsakeyev, ünlü doğu bil imci, akademisyen A. N. Samoyloviç, Kazak edebiyatının otoritelerinden Saken Seyfu l l i n yer al ır. Ancak, M . Belotskiy ' i Moskova'ya götürüp Lefortovskaya hapishanesi nde ortadan kaldırırlar, A.N. Samoyloviç ' i Leningrad'da, Saken Seyfu l l i n ' i ise Almatı 'da kurşuna dizerler. Akıbetleri bilinmeyen Hasan Ceinbayev ve Sayal ı İsakeyev' in adları ise, daha sonra Kasım Tınıstanov ve Törekul Aytmatov ile birlikte öldürülüp Çon Taş'a gömülen kişilerin arasında tespit edi l ir. 27-28 Aralık 1 93 5 'te Manas destanı hakkında yapılan danışma toplantısında konuşan Rus d i l b i l i mcisi, E.D. Pol ivanov, i lk kez "Kırgız destanının b in yaşında olduğunu " iddia eder. B u konuşmadan kısa bir süre sonra Pol ivanov 1 Ağustos 1 93 7 ' de tutuklanır ve Moskova'da öldürül ür. Ekim Devrim i n i n 20. y ı l ı 313
PROF. DR . AHMET BURAN
şerefi n e "Kökötöy 'ün Aşı" i le "Büyük Gaza" n ı n Sagımbay Orozbakov varyantı esas alınarak Rusça çevirisinin yayımlanması meselesinin Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesine danışılmasına karar veri lir. Kirobkom Bürosunun 1 Temmuz 1 93 7 tari h l i oturumunda, Sayal ı İsakeyev, eğitimden sorumlu halk kom iseri O. Al iyev, Kirobkom daire başkanı Ayi lçinov, genel sekreter M . Ammosov birer konuşma yaparlar. 8 Ağustos 1 93 7'de O. Al iyev ve hemen ardından Ayilçinov ile B. İsakeyev tutuklanır. M . Ammosov ise önce memleketi olan Yakutistan' a götürülür, daha sonra Moskova'ya getiri lerek orada öldürülür. 5 Kasım 1 937'de Kırgızistan Sovyetler Birliği Komünist Partisi Merkez Komitesi Bürosu "destana kendi düşüncelerini katan burjuva milliyetçi/erinin ortaya Ç1karı/111wn" amacıyla Manas destanının yazı kurulunu yeni ler. Yeni yazı kurulu 8 kişiden oluşur. 5 Kasım 1 93 8 'de bu yazı kurulundaki E. Sultanbekov, M . Salihov, K . Kambarov, A.Al imov enselerinden kurşun lanmış olarak bir maden ocağına atılırlar. Adı geçen ve ortadan kal dırı lan yayın kurulu üyelerin i n yerlerine T. Ümötal iyev, C . Bökönbayev, K. Malikov ve Gureviç getiri lir. Bu kararı Kırgızistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Sekreteri Kenenbayev imzalar. K. Kenenbayev de 6 Kasım 1 938'de kurşuna dizilerek öldürülür.
" 1 940 Ekim inde Dil ve Ede b iyat A raştırmaları Enstitüs ünün m üdür vekili Capar Talasbayev ve Manas Bölüm ünün daire başkan ı Taşim Bayciye v, Kırgızistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Genel Sekreteri A. Vagov 'a Manas 'm incelenmesi ve yay1111lanması konularmm analiziyle başvuruyor ve 1941 yllmda destamn 1100. Yll Kutlamalarmm düzenlenmesi projesini teklif ediyorlar. 1 O Nisan 1 941 'de Kırgızistan Komünist Partisi Merkez Komitesi Bürosu Manas Destam 'nm yaywılanmasmda çahşacak yeni bir yazı kurulu oluşturuyor fakat bu yazı kuruluna da bu işi sonuçlandırmak 314
KURŞUNIJlHAH TÜRKOLOJİ
nasip olmuyor. 1941 yılının Haziranında II. Dünya Savaşı baş!tyor, T Bayciyev ve Cekşen Aşubayev cepheye gidiyor. "Manas 'ın Oğlu Semetey " filmin in çekimlerinde şair C. Bökönbayev ö lüyor, Cekşen A ş ubayev ise savaştan dönmüyor. 238" Görüldüğü gibi, manas destan ı gerçekten bir kalp ağrısıdır. Bu destan uğrunda canların ı feda eden yüzlerce aydı n vardır. Bunlar sadece burada adları sayılanlardan ibaret deği ldir. Doğrudan ve dolay l ı olarak Manas ile i lgi lend iği için suçlanmış ve çeşitli biçimlerde cezalandırı lmış daha yüzlerce insan vardır. Örneğin, T. Samançin Manas destanının yazı kurulundan çıkarılmış, partiden ihraç edilmiş, akademideki görevine son veri lmiş ve tutuklanmıştır. Burj uva m i l l iyetçisi olmakla suçlanan Samançin, on yıl hüküm giymiş, dört yıl maden ocağında çalıştırı ldıktan sonra Cezkazgan kampına gönderilmiş ve orada hastalanarak ölmüştür. K ı rgız d i l i ve halkbilimi ile ilgili önemli çalışmaları bulunan Konstantin Kuzrniç Yudahin, hayatının sonuna kadar takibata uğramış, mim lenmiş kişi ler l istesinde yer almıştır. Z. Bektenov beş yıl hapis yatmış yedi y ı l ev hapsinde tutulmuştur. Işena l ı Arabayev 1 933 y ı lında tutuklanm ış, KGB'nin işkencelerine dayanamayarak hapishanede ölmüştür. İşenah ARABAYEV 1 870 yıl ında Kırgızistan ' ın Tyan-şan bölgesi Cumgal i lçesi Katagan köyüne dünyaya gelmiştir. Kırgız dilcil iğin in kurucusu sayı lan Arabayev, d i l b i l i mci Türkolog ve din adamıdır. Çarl ık Döneminde Ufa'da bulunan Yüksek İslam Eğitim Kurumunu bitirmiş, söz sah ibi bir din adamıydı. 1 925 yıl ına kadar Sovyetler Birliği Komünist Partisi üyesiydi ve bölge komitesinin İlmi Araştınna Komisyonunda Başkan olarak "' Mar Bayciyev, agm., s. 57-83.
315
PRDF. DR. AHMET BURAN
çal ı şıyordu. Sosyal Turan Partisi'n e üye olmak su�lamasıyla tutu klan ı p sorgu lanan kişi lerin ifadeleri gerekçe yapı larak, Arabayev de bu partinin üyesi sayılmış ve OGPU tarafından h içbir del i l gösterilmeksizin tutuklanmıştır. İlk Kırgız alfabesini ( 1 9 1 1 ) yapan ve 1 922 y ı l ın d a Manas Destan ı ' nın kaydın ın yaşlanmakta olan S . Orozbakov'un ağzından tespit ed i lmesinin yolunu açan İşena l ı Arabayev 1 93 3 yı l mda "burjuva milliyetçisi" olmak suçuyla tutuklanmıştır. KGB'nin işkencelerine dayanamayan yaşlı eğitimci öldürücü dozda tiitiin yemiş ve böylel ikle kaçınılmaz olan kurşuna dizilme cezasından kurtulmuştur. 1 952 yılında düzenlenen konferansta d i lci İgor Batmanov, İşenal ı Arabayev' i kastederek: "Destan ın en gerici varyan t ı da arkas ında cedid mekteplerinin, Pantürkisılerin ve Türk ajanlar111 111 durduğu "Sagımbay Orozbakov " varyantıdrt23�." diyecekti. Arabayev, "devrim karşılı STP kuruluşuna üye olmak" la suç lanarak tutuklanmış ve 7 Haziran 1 93 3 'te tutuklu olduğu hapishanede ölü bulunmuştur. Kendini zehirleyerek intihar ettiği aç ıklansa da, zeh irlenerek öldürüld üğü san ı l maktadı r. Ömrü mahkemeye kadar yetmed iği için, adl i kaynaklarda onun davası i le i lgi li çok az bi lgi yer almaktadır240. *9 Temmuz 1958 'de delil yetersizliğinden dolayı davası sona erdirilir.
239
Mar Bayciyev, agm. s. 57-83. "" F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. Nasllov, age•., s. 258 316
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Kasım TINISTANOV
K. TIN ISTANOV
1 90 1 yıl ında Kırgızistan'da Isık-Kö l ' ün Çırpıktı Köyünde dünyaya gelmiştir. Kırgız dilbilimcisi, Türkolog ve eğitimcidir. 1 909- 1 9 1 2 yıl ları arasında Sazanovka köyünde, 1 9 1 4- 1 9 1 6 yıl larında Karakol şehrindeki Rus okulunda eğitim görmüş, 1 924 yılında Taşkent'teki Kırgız-Kazak Enstitüsünden mezun olmuştur. 1 923, 1 924 yıl larında Ak Col, Caş Kayral gibi çeşitli dergilerde y az ı l ar yazın ı ş v e 1 92 5 y ı 1 ı n d a Erkin Too gazete s i n i n redaktörlüğüne atanmıştır. 1 93 0'dan 1 93 7 yıl ına kadar ilmi memur, Kırgız Kültür Kuruluşu Enstitüsü M üdürü ve K ırgız Pedagoj i Enstitüsünde çalışan Tınıstanov, 1 932 yılında doçent, 1 936 yıl ında da profesör olmuştur. K a s ı m T ı n ı st a n o v, K ı rgı z yaz ı d i l i n i n t e m e l i n i atan öncülerdendir. Kırgız dilinin i lk alfabesini yapan Tınıstanov, Kırgız Adabiy Ti/inin Canı Dolbooru ( 1 934), Okuu Kitebi ( 1 924), Çondor Üçün Alippe ( 1 926), Bizdin Ti! ( 1 927), Ene Tili ( 1 92 8), Okuu Cazuu Bil ( 1 927), Kırgız Ti/inin Morfologiyası ( l 934 ), Kırgız Ti/inin Sintaksisi ( l 936) gibi eserlerin de yazarıdır. Ayn ı zamanda şair olan Kasım Tınıstanov'un şiirleri, Kasımdm Irlarının Cıynağ ı( 1 925) adl ı kitapta yayınlanmıştır.
31 7
PROF. DR . AHMET BURAN
K as ı m T ı n ı stanov, yazm ı ş o l d uğu b i r p i yeste Manas Destan ı ' ndan bir o layı aktard ığı i ç i n "burjuva milliyetçiliği yapmak" ve ayrıca "Beyaz ve diğer devrim karşıtı ordulara, Sovyet hükumetine karşı gruplara ve ayaklanmalara kattlmak, Kırgız SSC devrimi karşllı olmak ve Kırgız milliyetçiliği yapmak" la suçlanmış, 2 Ağustos 1 93 7'de tutuklanmış ve 5 Kasım 1 93 8 'de kurşuna dizi lmesine karar veri lmiştir. Kasım Tınıstanov, 5 Kasım 1 93 8 tarih inde kurşuna dizi lerek öldürülmüştür24 1 • Kasım Tınıstanov kurşuna dizildikten sonra, 1 37 kişi ile birlikte, Bişkek'te Çon-Taş ad l ı bölgedeki KGB din lenme merkezinin yan ında bulunan tuğla ocağının çukuruna gömülmüştür. Kasım Tınıstanov da dah i l , uzun zaman ne oldukları, nerede oldukları, yaşayıp yaşamad ıkları hakkında h içbir haber alınamayan bu 1 37 aydı n ın kurşunlanarak öldürüldükleri, ancak Sovyetler B irl iği dağıldıktan sonra, 1 99 1 yıl ında Bübüyra Kıdıraliyeva adl ı kadının bilgi vermesi ve yer göstermesi sayesinde öğrenilm iştir. * Kas ım T111 ıstano v 'un davası daha s onra delil yetersizliğinden dolayı kapatıltr.
Aciman ŞABDANOV 1 905 yıl ında Kırgız ÖSSC Çüy bölgesinde dünyaya gelmiştir. Dilbilimci, Türkolog, akademisyendir. Almatı 'da Pedagoj i Teknik Okul u ' nu bitirmiştir. l 929'da Frunze (Bişkek) şehrinde Bölge Etnoğrafya İ lmi Araştınna Enstitüsü'nde dilbilimci olarak çalışmış, 1 932 yılı Ağustos ayında görevden uzaklaştırılarak Kırgızistan ' ı n güney tarafına eğitim-öğretim için gönderi lmiştir. Pamir' in Murgab kasabasındaki yat ı l ı okulda öğretmen olarak çalışan Şabdanov, bu bölge İngi liz h imayesi altında olduğundan daha sonra "burjuva demokratik devlet kurmak, Sovyet Kırgızistan 'ı yıkmak için devrim karşıtı STP 'ye üye olmak' 'la suçlanmıştır. w
F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. Nasllov, age. . , s. 267
318
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Kırgızistan Cumhuriyet i ' nde silahlı ayaklanmayla Sovyet hükumetinin yıkılmasını amaçlayan devrim karşıtı bir kuruluş olan Sosyal Turan Partisi'ne katı lmakla suçlanmış ve 28 Şubat 1 934 tarihinde kurşuna dizilerek öldürülmüştür242• Eldeki belgelerde hükmün yerine getirilme tarihi kesin değildir. Karardan anlaşıl ıyor ki Aciman Şabdanov i le birlikte kurşuna dizilme cezası alan ilk dokuz kişiden, 1 934 'te sadece Aciman kurşuna dizilmiştir. Diğerlerinin bu cezaları kamplarda tutuklu kalma şeklinde değiştirilmiştir. * 28 Tenınıuz 1 958 tarihinde bu dava Türkistan Askeri Bölgesi 'nin askeri mahkemesi tarafından yeniden görülmüş ve delil yetersizliğinden davanm iptaline karar verilmiştir.
S ultan KURMANOV 1 905 yıl ında Kırgız ÖSSC Stalin i lçesi Kızıl Tuu köyünde dünyaya gelmiştir. 1 92 1 y ı l ı nda A lmatı şehrinde K ı rgız-Kazak Eğitim Aydın lanma Enstitüsü' n ü kazanmış ve 1 925 'te mezun olmuştur. Ayn ı y ı l Frunze (B işkek) Bölgesi ONO'su tarafından ü ş - C e l a l A bad Pedagoj i Te k n i k O k u l u M üd ü rü o larak görevlendiri len Kurmanov, 1 927 yılının Kasım ayına kadar orada, daha sonra da Halkı Aydınlatma Heyet i ' ne çağrı l ı p 1 929 yılına kadar bununla i lgili çeşitli görevlerde çal ışmıştır. Kırgız D i l i ve Edebiyatı öğretmeni olarak görev yaparken, Sovyet karşıtı STP m i l l iyetçi kuruluşa katı lmakla suçlanmış ve Mayıs 1 933 'te tutuklanmı ştır. 28 Şubat 1 934'te kurşuna d izilme cezasına çarptırılmış, daha sonra bu ceza 1 O y ı l l ı k hapis cezasına dönüştürülmüştür. Sultan Kurmanov, 1 93 7 y ı l ı nda hapisteyken ölmüştür243 •
"' F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. N asııov, age.., s. 258 "' F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. N asilov, oge. ., s. 259
319
PROF. DR. AHMET BURAN
Osmonkul ALİ YEV 1 903 yılında Kırgız SSC Kalininsk i lçesi ÇolokArık Köyünde dünyaya gelmiştir. D i lbil imci, Türkologdur. Faki r bir ai leden gelmiştir. Orta derecede eğitime sahiptir. 1 9 1 9-1 923 yılları arasında Taşkent'te K ı rgız Halk Aydın latma Enstitüsünü bitirmiş, aynı zamanda 1 9 1 9 yılından beri İşçiler B irliğinin üyesiydi. 1 935 yılından itibaren tutuklanıncaya kadar Kırgız SSC Halk Eğitim Komiserliği görevini yürütmüştür. K. Tın ıstanov' un davasından anlaşıld ığına göre, O. A l iyev ve K. Tınıstanov Taşkent'te okurken tanışmışlar ve o yıl larda ikisi de "A laş Orda" n ı n daha sonraki ko l larına üye o l d u k l arı suçlamasıyla karşı karşıya kalm ışlardır. Tınıstanov, mahkemede diğer suçlamaları reddetse de bunu kabul etmiştir. Çünkü, 20' 1 i yıl ların başlarında "Alaş Orda" olmasa d a fikirleri özellikle gençler arasında etki l iydi. Daha sonra bu iki Kırgız aydını bu fikirlerinden uzaklaşmışlar ve Sovyetlere h izmet etm işlerdir. Ama bu onları 1 93 8'deki faciadan kurtaramamıştır. "Sovyet karşıtı milliyetçi kuruluşlara katılmak ve b u kuruluşlarda kayll işleri yapmak, Kırgız m illi alay s üvariliğinde devrim karşıtı grup lar oluşturmak, m illi ekonomiye ve kültüre karşı baltalayıcı faaliyetler yürütmek"le suçlanarak tutuklanmıştır. Osmonkul A liyev de Kasım Tınıstanov i le Çon-Taş den i len yerde ve ayn ı şeki lde, 5 Kasım 1 93 8 'de kurşun lanma cezasına çarptırılmış ve ayn ı gün 5 Kasım 1 93 8 tarihinde kurşuna d izi lerek öldürülmüştür244• * 09. 08. 1 95 7 tarihinde SSCB. Yüksek Mahkemesi Askeri Heyeti 'nin kararıyla Osmankul Aliyev 'e verilen ceza iptal edilmiş ve itibarı iade edilmiştir.
"' F. D. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. N asllov, age. ., s.268 320
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
B. 2.1 .7. Tatar- Başkurt Şair, Yazar ve Türkologlar İdil-Ural bölgesi Türklerinin ve öze l likle Tatarların en öneml i tarihi kültür merkezi Kazan şehridir. Kazan, 2 0 . yüzyı lda Rus yönetimi altı nda yaşayan Türklerin siyaset merkezi rolünün de üstlenmiştir. Özel 1 ikle 1 905 'ten sonra Rusya Türklerin in bağımsız! ık hareketleri Kazan' dan yöneti imiş ve yönlendirilmiştir. Bu bağlamda, Kadı Abdurreşid İbrahim, Yusuf Akçura, Fatih Kerimi, Ali Merdan Topçubaşı, Musa Carullah Bigi, Abdullah Apanay, Sadri Maksudi, İsmail Gaspırah gibi i l im ve fikir adamlarının önderl i ğ i nde "Rusya Müslümanları Kongresi" Kazan ' d a toplanm ış, çok sayıda b i l i msel yayın, dergi v e gazete burada çıkarılmıştır2�5•
11:.�· Y. AKÇURA
Daha önceleri ortak kültür merkezleri etrafında birleşen İdil Ural bölgesi Türklerinin edebiyatları da ortak zeminde gel işmekte idi. Ancak, Sovyetler B irliği dönem inde, bu bölgede yaşayan T ü r k l e r ; Tat a r i s t a n , B a ş k u rd i stan ve Ç u vaş i stan Özerk Cumhuriyetleri şekl inde ayrılarak Moskova'ya bağlanm ışlardı r. Daha sonra başlayan baskı ve sindirme politikaları dolayısıyla edebiyat doğal gelişimini sürdürememiş ve ideoloj i edebiyatına dönüşmek zorunda kal mıştır. Ceditçi ler baskı altına alınmaya, "' T İ KA, Türk Dünyası E debiyatı-il. Ankara 2002, s. 229
32 1
PROF. DR AHMET BURAN .
tutuklanmaya ve ceditç i l ik suç olmaya başlayınca, kimi yazarlar edebiyattan uzaklaşırken k i m i leri de ülkeyi terk etmek zorunda kalmıştır. Bunlar arasında, Ayaz İshaki, Sadri Maksudi (Arsal), Abdullah Battal (Taymas), Fuat Tuktarov, Reşit Rahmeti Arat, Ahmet Temir, Saadet Çağatay gibi öneml i ve ünlü b i l im adamları da vardır.
A. İSHAKİ
20. yüzyıl, dünyada sosyal çalkantı ların, isyanların, ihti lallerin ve savaşların yüzyılıd ır. Bu yüzyılda dünyan ın birçok yöresinde olduğu gibi, Rusya'da da tüm halklar arasında m i l li bağımsızl ık hareketleri önem kazanmıştır. 1 905- 1 907 yıl larında gerçekleşen 1 . Rus İhtilali sonrasında, Rus hakimiyetine karşı birçok parti kurulur; geniş halk kitleleri ve öze l l ikle değişik Türk topluluklarından insanlar bir araya gelir. Bu birleşme ve hareketler sonrasında Türk toplulukları bazı haklar elde ederler, ancak genel l ikle halk hareketleri katı Rus yönetimi karşısında uzun vadeli ve kalıcı zaferler kazanamaz. Tatar Türkleri, bu ihtilalden kazançl ı çıkmaya çalışırlar ve bu süreçte Kazan, Orenburg, Moskova, U fa, Ural, Petersburg gibi şeh irlerde, birçok gazete ve dergi yayınlarlar. Bu gazete ve dergilerde m i l l i sorunlar ele a l ı nır, m i l li k i m l i k ve ben l ik konusunda halk bilgi lendiri l i r ve yönlendirilir. 322
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Bolşevik ihtilali, Rusya'daki birçok halkın desteğini de alarak 1 9 1 7' de başarıya ulaşır. Çarlık rej iminin yıkılmasıyla birlikte çeşitli özgürlüklerin önündeki engeller de kalkar. Yeni yönetim, ilk yıllarda, Rusya'daki halklara bazı kolaylıklar sağlar. Köylülere toprak verilir, fabrika ve i ş yerlerinde çal ışma şartları düze l t i l i r ve "bütün halklarm eşit" olduğu bel i rtilir. Ekim devriminden sonra başlayan " Vatandaşlık" (grajdanlık) savaşında da halkın çoğu Bolşeviklerin yanında yer aldığı için zafer kolaylaşır. Ancak daha sonra, veri len sözler unutulur, devrime destek veren halkların i stekleri dikkate alınmaz, özgürlükleri verilmez ve toprakları işgal edi l ir246• Devrimden sonra, Tatar Türkleri için ulusal bir hedef ve kutsal bir d i lek hal ine gel m i ş o lan Tataristan Otonom isi, 1 920'de gerçekleşir. Ancak devrimin önderleri burada da iki yüzlülük yaparlar; özerkliğin n itel ikleri konusunda söylenen ler yap ı lmaz, Tatarlar, sınırları daraltılmış ve sulandırılmış bir özerklikle yetinmek zorunda kal ırlar. Tatarların yaşadığı yerlerin çok küçük bir bölümü Tataristan Özerk Cumhuriyeti ' n i n sınırları içine dahi l edi l i nce, Tatarların dörtte üçü bu sınırların d ışında kal ı r. Yine de ümitler kaybedilmez. Tatar Türkçesi devlet dili olarak ilan edilir, yeni gazete ve dergi ler çıkarı l ı r, tiyatro ve güzel sanatlar alan ı nda öneml i gelişmeler olur. Sovyetler Birliği Komünist Partisinin 1 5 Ağustos 1 93 1 tarih l i kararında, yazarların ası l görevinin partinin politik amaçlarına h izmet etmek olduğu bel i rti lmiş ve kararda şöyle den ilmiştir: "Büyük eğitici rol oynayan edebiyat, sosyalist kuruluşunun ve sınıf mücadelesinin kahramanlığını, sosyal ilişkilerin yeniden düzenlenmesini ve sosyalizmi kuran kahraman yeni insanların ilerlemesini çok daha derinden ve tam olarak aksettirmelidir"247• Bu şartlardaki şair ve yazarlar da gerçek '" M. X. Xesenov vd., E debiyat 10, Kazan 1 994, s. 3-5. w Tam u rbek Devıetşln, Sovyet Tatarlstan'ı (Çev. Mehmet E mlrcan), KB Yay., Ankara 1 981, s. 447 323
PRDF. DR. AHMET BURAN
edebi şahsiyetlerini ortaya koyamazlar, edebiyat ve sanat büyük bir çöküntüye uğrar. Tataristan ' da ve Tataristan dışında Tatarlar tarafından çıkarılan gazete ve dergilerin sayısı azaltılır, bir bölümü de kapat ı l ı r. Yayın hayatına devam eden dergi ve gazetelere ise katı bir sansür getiri lir. Tiyatro sahneleri sessizleşir, kapı larına ardı ard ı na k i l itler vurul ur. Bütün Sovyet coğrafyasında o lduğu gibi Tatari stan ' d a da R u s l a şt ı rma s iyaseti baş l am ı şt ı r art ı k . . . 1 920' 1erde başlayıp, özellikle, 1 930 i le 1 95 0 arasında şiddetlenen aydınl arı baskı altında tutma ve yok etme siyaseti bu dönemde daha da güçlen ir. Bu bask ı lar, Tatar ve Başkurt edebiyatları için büyük çöküntüye ve gerilemeye sebep olur. Stalin döneminde, ayd ınlar, şairler, yazarlar ve fikir adamları tutuklan ır; h aksızca suçlanarak hapishanelere kapat ı l ır, çal ışma kamplarına sürülür ve yok ed i l irler. Yabancı ü lkelere gidenlere "halk düşmanı" suçlamasında bulunulur ve bu kişi ler hayatları boyunca bu yaftayı boyunlarında taşımak zorunda kal ırlar. Suçlu i lan edildikleri için, eserleri toplatılır, yok edi l i r ve okunması yasak l a n ı r. Böylece Tatar edebiyat ı Ayaz İshaki, Kerim Tinçurin, Galimcan İbrahimov, M. Galev, Şamil Usmanov, Feti Burnaş, G. Nigmeti gibi onlarca yetenekli yazardan mahrum kalır. S ta l i n 1 92 8 y ı l ı n d a O G P U ( e s k i K G B ) o rgan l a r ı n ı düzenleyerek Tatar aydın ların ı n öze l l ikle m i l l iyetçi kadrosunu ortadan kaldırmaya başlamış ve ilk büyük hareket olarak yukarıda bel irti len sebeplerden dolayı 77 kişi sorgu lanm ıştır. 1 93 0'da bunların 2 1 ' i idama, l l ' i 1 0 yı l a, 24 ' ü 5 yı la, l l ' i 3 yı l toplama kampında h izmete, 9'u ise 3 yıl sürgüne mahkum ed ilmiştir. 1 93 1 yıl ında idam cezası alanların cezası 1 O yıl hapse indirilmiş, ancak 1 93 7-1 939 "büyük terör" ü zamanında bunlar yeniden yargı lanmış ve çoğu ölüm cezası alınışlardır248• "" Rafa il Mostafln ve Reis Dautov. Repress/ya Kurbam Tatar Yazar/an CAkt. Mustafa ö ner) Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, S. 3, C Bahar-1 997), s. 1 37- 1 40. 324
KURŞUNi.ANAN TÜRKD!.OIİ
Bu dönemde birçok yaz.ar, şair ve aydın kendi işlerini yapamaz, yazı yaz.amaz hale getiri lecek kadar karalanır ve suçlan ır. Bunların fark l ı yerlerde iş bulmaları engellen ir, maddi ve manevi işkenceler yap ı l ı r. Bu süreçte, G. Minskiy, N. İsen bet, Çinekoy, G. Kutuy gibi birçok yazar ve şair de Kazan ' dan gitmek zorunda kal ırlar. Bu durum, parlak bir devir yaşayan Tatar edebiyatına büyük bir darbe vurur. Büyük terör zamanı, ya da "repressiya" d iye adlandırı lan 1 93 7- 1 939 yıl ları arasıııda Stalin her cumhuriyette "troyka" adı ver i l en, üç k i ş i den ol uşan sözde mahkemeler kurar ve bu mahkemeler genell ikle ölüm cezası verirler. Tataristan Yazarlar Birl iği bu dönemde önem l i kayıplar vermiş, 30 yazarııı l 6'sı baskı altıııa alınmış ve I O' u yok edi lmiştir. Resm i rakamlar, sadece kısa bir zaman için, böyle görünse bi le, öldürülen aydııı sayısıııın çok daha fazla olduğu bilinmektedir. Sovyetler Birliği ' n i n 70 y ı l a yaklaşan tarih i nde, halklara ve medeniyetlere z.arar veren uygulamalarına binlerce örnek veri lebilir. Bunlardan birisi, Sta l in yönetiminin planladığı ve bütün Sovyetler Birliği' nde uygulanan Kiri l alfabesine geçiş sürecidir. Sovyetler Birliği 'nde Gürcü ve Ennenilerin dışıııdaki bütün halkların alfabeleri zorla ve kısa bir süre içinde değiştirilmiştir. Rusya'daki halklar için ikinci bir talihsizlik ise 1 94 1 - 1 945 yılları arasıııdaki 1 1 . Dünya Savaşı ' dır. Bu savaş maddi ve manevi olarak çok büyük kayıplara yol açmıştır. İki kötü adamın baş rolü paylaştığı bu savaşta m i lyonlarca kişi ölmüş, halkııı bütün madd i varl ığı neredeyse yok olmuş, büyük trajedi ler yaşanmıştır. 1 1 . Dünya Savaş ı ' na Tataristan 'dan 560.000 kişi katılmış ve bunların yaklaşık 250.000 kadarı savaşta yok olmuştur. Savaş yı il arı, edebiyat ve sanat için de büyük kayı pların olduğu y ı l lard ır. Stalin' den arta kalan Tatar ediplerinden çoğu savaş meydanlarında ölmüş veya Alman lara esir düşmüşlerd ir. Bu savaşta esir düşen Türkler özel bir uygulamaya tabi tutulmuş; Almanya'da kurulan 325
PROF. DR . AHMET BURAN
" Türkistan L ejyonu" nda asker l ikleri devam ettiri l m iş, tekrar cepheye sürü lmüş ve bu defa da Ruslara karşı savaştırılmışlardır. Savaş sonra s ı dönemde, e s i r kamp l arından dönen ayd ın l ar, A lmanların kurduğu bu Türkistan Lejyonu dolayısıyla, çeşitl i suçlamalara maruz kalmış, topl umdan d ışlan mı ş, bir bölümü de öldürülmüştür249• 20. yüzy ı lda Tatar Türklerin i n en öneml i şairi Abdullah Tu kay 'dır B ütün olumsuzluklara rağmen Abdullah Tukay şiir yazmaya devam etmiştir ve hayatta kalmayı başarmıştır. .
A. TUKAY
G. ŞEREF
Aşağıda ad l arı s ı ralanan ş a i r ve yazarlar ise seç i l m i ş kurbanlardır. Bunların bir bölümü baskı, hapis, sürgün v e işkence görürken, bir bölümü de "kurşunlanarak" öldürü lmüşlerdir: 1 9 1 0- 1 920' l i y ı llarda: Şam un Fidai, İ brahim Yosfıy, Davıt Gobeydi B eyaz Ordu tarafı ndan; Şehzade Babiç ise Kızıl Ordu tarafı ndan acımasızca öldürülür. Yine Fatih Emirhan, Segiyt Remiyev, Davıt Gobeydi bask ı lara dayanamayarak hastalan ır ve üçü de 1 926 y ı lında, Mirheyder Feyzi ise 1 928 yılı nda ölür250•
"' M. X. Xesenov vd., age•• 250 M. X. Xesenov vd . . age •. , s.
326
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
l 920' 1erden sonra ve Stalin devrinde aşağıda adları yazılı olan şair ve yazarlar çeşitli siyasi baskılara maruz kal ırlar. Bunlardan Galimcan İbrahimov, Kerim Tinçurin, M. Galev, Şamil Usmanov, Feti Burnaş, G. Tohmbay, L. Gıylmi, F. S. Kazanlı, G. Nigmeti, G. Gali, G. Möxemmetşin, Exet Ebdelxakov251, Kaşaf Ebramov252, Xemid Abdyuşin253, Esgat Aydarov254, Ya ku b Azizov, Ş e h retd i n (Şeher) Şeref255, P ro f. D r. Galimcan Şeref, Burhanetdin (Bu rhan) Şeref256, Gıylmetdin
251
Gazeteci-yazardır. 21. 08. 1 935 tarihinde tutuklanmış, 1 0 yıl hapse mahkum edilmiş, 5. 9. l 943'te Krasnoyarsk'ta hapiste ölmüştür. Exet Ebdelxakov, 1 4.02.1989 tarihinde aklanmıştır. 251 Rus ve Tatar dili uzmanı. Akademisyen olan Kaşaf Ebramov, 1 6. 04. 1933'te tutuklanmış ve daha sonra delil yetersizliğinden serbest bırakı lmıştır. ın Gazeteci. 27. 1 O. l 937'de tutuklanmış, 02.06. l 940'ta delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştır. 254 Yazar. 23. 08. 1 935'te tutuklanmış ve 3 1 . Ol. 1 963 tarihinde 3 yıl hapse mahkum edilmiştir. 13. 06. 1957'de aklanmıştır. 255 1 887 Tatarislan'nın Aksu Köyü, Bua Reyonunda dünyaya gelmiştir. Din adamı, tarihçi, yazar olan Şehreldin CŞeher) Şeref, din işleriyle uğraşmak, Panlslamist olmak, mevcut düzeni yıkmak için halkı isyana teşvik etmek, Japonya ve Almanya lehine faaliyetlerde bulunup casusluk yapmakla suçlanmıştır. 1 928'de yukarıdaki suçlamalardan dolayı tutuklanarak 3 yıl esir kampında kalmaya mahkOm edilir. 16 N isan 1 936'da Ufa'da tekrar tutuklanır. 7-1 1 Ocak 1 93B'de suçlu bulunur ve idam cezasına çarptınlır. 1 7 H aziran l 938'de Ufa'da kurşuna dizilerek öldürülür. * Stalin1n ölümünden sonrrı dosyası yeniden ele alimr ve 21 Aralık 1956'da suçsuz bulunarrık aklamr. Bk. Remzi Vel iyev, Faciga, Kazan 1 996 256 1 881 yılında Tataristan'nın Aksu Köyü, Bua Reyonunda dünyaya gelmiştir. Gazeteci yaza r olan Burhanetdin (Burhan) Şeref, devlet aleyhinde faaliyet bulunmak, halk düşmanlığı yapmak, Pantürkist olmak, Japonya adına casusluk yapmakla suçlanmıştır. 21 Mayıs 1 932'de tutuklanmış ve esir kampında kalmak üzere 3 yıl hapse mahkOm edilmiştir. 27 Aralık 1 937'de tekrar tutuklanmış ve yine esir kampında kalmak üzere l O yıl hapse mahkOm edilmiştir. Yaşlı ve sakat olan Burhanetdin Şeref, kamp şartlarının kötülüğü yüzünden 28 Aralık l 942'de Raife kolonisinde ölür. Daha sonra dosyası yeniden ele alınır ve 14 Haziran l 957'de suçsuz bulunarak itiban iade edilir.
327
PROF. DR. AHMET BURAN
Şeref257, Şihap Şeref58, Hadi Atlasi259, Fabrelislam Agiyev (Fahrel islam N igmetullah'ın oğlu Agiyev)260, Esgat Aydar (Esgat Haris oğlu Aydarov)26ı , Selah Atlagulov ( Selahettin Sadrettin oğlu Atnagulov)262, Gıylemdar Bayimbitov (Gıylemdar Saltan oğlu Bayimbitov)263, Safa Borhan (Safa Vefa oğlu Borhanov)264,
ın
1 885 yılında Tataristan'nın Aksu Köyü, Bua Reyonunda dünyaya gelmiştir. Gazeteci, Matbaacı olan Gıylmetdin Şeref, Milliyetçilik yapamak, devrim karşıtı, halk düşmanı olmak, Japonya ve Almanya adına casusluk yapmakla suçlanmıştır. Gıylmetdin Şeref, 1 4 Temmuz 1 927'de suçlu bulunur ve 3 yıl Tataristan ve Başkurdistan dışında olmak üzere sürgüne gönderilir. Leningrad'da 9 yıl çok kötü şartlarda, ailesinden uzakta yaşamak zorunda kalır. 21 Mart 1 938'de tekrar Kazan'da tutuklanır ve 2 Haziran 1 939'da esir kamplannda çalışmak üzere 8 yıl hapse mahkOm edilir. 5 Ocak 1 942'de bu ağır şartlara dayanamayarak ölür. Stalin'in ölümünden sonra Cl 955) kızının başvurusu üzerine dosyası yeniden ele alınır ve suçsuz bulunarak 1 958'de aklanır. "" 1875 Tataristan'nın Aksu Köyü, Bua Reyonunda dünyaya gelen Şihap Şeref, din adamı, tüccar, çiftçidir. Milliyetçilik, devrim karşıtlığı, devlet ve rejim aleyhine faaliyet, dindaı1ık, Pan islamizm gibi suçlamalaı1a 1 932'de tutuklanır. 8 yıl hapse mahkOm edilir. 1 932'de esir kampından Kazan'a döner ve 30 Eylül 1 938'de tekrar tutuklanarak cezaevi ne atılır. 1 939'da cezaevindeyken sağ tarafına felç iner ve aynı yıl cezaevinde ölür. *1 1 Ağustos 1 989'da suçsuz olduğu ispatlanarak itiban iade edilir. "' 1 876 yılında Tataristan'da Çüpreli Rayonu i ske Çeke Köyünde dünyaya gelmiştir. Tarihçi, pedagogdur. 1 920'de tutuklanmış ve 1 O yıl hapse mahkum edilmiştir. 1 930'da tekrar tutuklanmış ve yine 1 O yıl hapse mahkum edilmiştir. 1 934'te serbest bırakılmış ancak 28. 07. 1 936'da kurşuna dizilerek öldürülmüştür. • 27.05. 1 958'de aklanmıştır. "" 1887 yılında eski Tombov eyaletinin Timnikev ilçesinin Teneş köyünde doğar. 1 928 sonlarında OGPU tarafından tutuklanır. 1 930'da OGPU Kollegyumu tarafından idama mahkum edilir. 1 931 'de Kollegyum idam cezasını 1 O yıllık toplama kampı h izmetine dönüştürür. 1 937-JB'de tekra r yargılanı r ve idama mahkum edilir. 1 93B'de Moskova hapishanesinde idam edilir. ,., 6 Haziran 1 906'da eski Sam ara eyaletinin İ ski Soroçi köyünde doğar. 1 935'te tutuklanır. Birkaç yıl yatıp çıkar.1 938-41 yıllannda Kazan'dan Semerkanra sürülür. 2. Dünya Savaşı'na katılır. Sürgün cezası kalkar Kazan'a döner, ancak edebiyattan uzaklaşır. Ö mrünün sonuna kadar kültür kurumlarında çalışır. 24 Ocak 1 959'da ölür. '" 1 893'te bugünkü Başkurdistan Cumhuriyeti'nin Belebey bölgesi Suvlkkül köyünde doğar. 1917 Tatar-Başkurt milli hareketine katılır. " /dil-Ural Devleti'ni Gerçekleştirme Kollegyumt/' sekreteri olur. l 936'da "sol komünist/el' grubunda ve S R partisinde olmakla tutuklanır. 1 5 Ağustos 1 937'de ölüm cezasına mahkum edilir. Aynı gün öldürülür. "' 1886 yılında Ufa eyaletinin Belebey ilçesi Çakmayış köyünde doğar. 1 932'nin Aralık ayında " Köylülerarası ittifakoluşturmaK'tan tutuklanır. 1 0--28 Mayıs 1 933'te OGPU tarafından idama mahkOm edilir. "' Aralık 1 899'da Ural'daki Serebrianıy maden ocaklan bölgesinde doğar. 30 Aralık l 936'da "Sultan Galiyevc!' olmakla suçlanır ve tutuklanır. 3 Ağustos l 937'de ölüm cezasına çarptınlır aynı gün öldürülür.
328
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Fethi Burnaş (Feth i l islam Zakir oğlu Burnaşev)265, Mehmet Bödegli (Mehmet Keşfi lhad i oğlu Bödegl i)266, Galgof267, Cemal Velidi (Cemallettin Cemalettin oğlu Vel idov)268, G. Gaziz ( Gaziz Sal i h oğlu Gubeyd u l i n)269, Gomer Gali (Gomer B i lal oğlu Galiyev)270, Mehmüt Galev (Mehmüt Galevitdin oğlu Mercani)27 1 , Lebib Gıylmi (Lebib Gıylman oğlu Gıylmanov)272, Ayaz Gıylecev (Ayaz M irseyit oğlu Gıylecev )273, Galimcan İbrahimov (Galim can
245 1 3 Ocak 1 898'de eski Sim bir eyaleti Buca ilçesi Bikşık köyünde doğar. Sovyet karşıtı propaganda yapmak ve silahlı isyan çıkarmakla suçlanır ve 24 Ağustos 1 940'da tutuklanır. MahkOmiyeti sırasında suçlulan örgütler bu yüzden 1 5 Temmuz 1 942'de ölüme mahkOm edilir. 1 Ağustos 1 944'te kurşuna dizilir 266 l 895'te Tataristan'ın Mamadış bölgesinin Yamuş köyünde doğar. 1 929'da "Sultan GaliyeV' taraftan olmaktan tutuklanır. l O yıl ceza alır ve sürgüne gönderilir. Sonra 1 955'e kadar sürgünlerde eziyet görür. 24 sene sonra Kazan'a döner. 1 975'te Kazan'da ölür. ,., Sultan Galiyevcilikle suçlanmış; 1 929-JO'da tutuklanmış ve l 940'ta Solevki toplama kampında ölm üştür. 268 l 887'de Kazan eyaletinin Tetiş ilçesi Apas köyünde doğar. " Karşı İhtilalci MilliMert<ez" kurmakla suçlanır. 6 Mayıs 1 931 'de tutuklanır. 5 yıl hapse mahkum edilir. Sorgu esnasında binadan kendini atıp intihar teşebbüsünde bulunduğu ancak ölmediği açıklanır. Daha sonra Baltık Kanalı'nın inşasına gönderilir, burada öldüğü tahmin edil mektedir. "' 27 Haziran 1 887'de Kazan'da doğar. Tarihçi akademisyendir. 1 937 Mart ayında Sultan Galiyevcilik, Pantürkizm fikrini yaymak. Türkiye, Almanya ve Japonya casusu olmakla suçlanır ve tutuklanır. Şahsi mülküne el konur ve 13 Aralık 1 937'de idam edilir. "" 1 6 Haziran 1 900'de Tataristan'ın Buva bölgesi İ ski Tinçeli köyünde doğar. 9 Mart 1 937'de tutuklanır. " Karşı ihtilalci Troçkistörgüf' üyeliği ile suçlanır. 1 5 Ağustos 1 937'de 1 O yıl hapse ve 5 yıl vatandaşlık haklanndan mahrum edilme cezası alır. 1 947'de serbest kalır. l 949'da tekrar tutuklanır. Ö mür boyu sürgün edilir. 5 Temmuz 1 954'te sürgün yerinde (Krasnoyarskl bir haydut tarafından öldürül ür. 271 Eylül 1 886'da Kazan eyaletinin Arça ilçesi Taşkiçü köyünde doğar. Ne zaman ve nasıl tutuklandığı belli değildir. 4 Kasım l 937'de H usu si Kurum (OSO) oturumu yapılır. Buradan onunla ilgili olarak çıkan karar da belirsizdir. Yazar, hazırlanan evraka göre 1 2 Kasım 1 938'de ölmüştür. ın 1 2 Haziran 1 906'da Tataristan'ın Elmet reyonu İ ski Bagraj köyünde doğar. 21 Eylül 1 937'de tutuklanır. Karşı ihtilalci faaliyetle suçlanır. Kazan hapishanelerinde cefa çeker. 9 Mayıs 1 938'de SSCB Yüksek Mahkemesinde ölüm cezasına çarptırılır. Aynı gün'çink Kül zindanında öldürülür "' 1 7 Ocak 1 928'de Tataristan'ın Sarman reyonu Çukmar1ı köyünde doğar. Gıylecev. Kazan Ü niversitesinde öğrenciyken 22 Mart 1 950'de Sovyet iktidanna karşı propagandadan suçlanır ve tutuklanır. 1 950 Aralık ayında 7 yıl hapse mahkum edilir. l 955'e kadartür1ü kamplarda inşaat işçisi olarak çalıştırılır. Stalin'in ölümünden sonra serbest bırakılır. 329
PRDF. DR . AHMET BURAN
G ıyrfan oğlu İ brah imov)274, Gaziz İdilli (Gabd i laziz Selah oğlu Usmanov)275, Gata İshakıy (Gata Kamaletdin oğlu İshakov)276, Mansu r K rıymov (Mansur Kerim oğlu Krıymovf77, Fatih Kerimi (Fatih G ıylman oğlu Kerimov)278, Galim Möhemmetşin ( G a l i mcan Möhem metşa oğlu Möhemmetş in)279, Galimcan Nigmeti ( Gal i mcan Emircan oğlu Nigmetu l lah)280, Kavi Necmi ( Kavi H i bet oğlu Necmetoknov)281 , Mecit Refiykov (Mecid Mahsum oğlu Refıykov)282, Söbbuh Refiykov (Söbbuh Hadi oğlu
'" 1 2 Mart 1 887'de eski Ufa eyaletinin i sterlitamak ilçesi Soıtanmurat köyünde doğar. Yazardır. 29 Ağustos 1 937'de hastayken tutuklanır ve Kazan'daki Pleten hapishanesine kapatılır. "Karşı ihtilalci Troçkisf örgüt kunnaK'la suçlanır. 21 Ocak l 938'de hastalanarak hapishanede ölür. '" 26 Aralık l 905'te Astırhan şehrinin Tüyek semtinde doğar. Yazardır. l 937'de tutuklanır. 1 939'da serbest bırakıl ır. Ruhen ve sağlık olarak çökmüştür. Bu yüzden E debiyat sahasında etkiil olamaz. 27 Temmuz 1 985'te Kozan'do vefat eder. 276 l 887'de Ufa eyaletinin Beni kazası Gabdilla köyünde doğar. Yazar ve eğitmendir. l 937'de tutuklanır. m l 898'de doğm uştur. Şair ve yazard ır. l Ağustos l 938'de Ufa hapishanesinde idam edilir "' 18 Mart l 870'de Bögllme kazası Minlibay köyünde doğar. Yazardır. 4 Ağustos 1 937'de tutuklanır. 27 Eylül 1 937'de SSCB Yüksek Mahkemesi Askeri Kollegyumu ona ölüm cezası verir. Karar aynı gün infaz edilir. '"' 7 Şubat 1 91 1 'de Tataristan'ın Biyiktav bölgesi Olı Solabaş köyünde doğar. 26 Aralık 1 937'de gizli örgüt kurma ve Sovyet yöneticilerine karşı saldın hazırlığı nedeniyle tutuklanır. 1 0 Mayıs 1 938'de SSCB yüksek mahkemesinde ölüme mahkum edilir. Aynı gün öldürülür. "" 1 5 Aral ık 1 901 'de eski Simbir eyaleti Petryaks bölgesi Korastnıy Ostrov köyünde doğar. Şair ve yazardır; aynca Tatar yazarlar teşkilatının da ilk başkanıdır. 2 Haziran 1 937'de tutuklanır. 1 6- 1 9 Mart 1 939'da 10 yıl hapse ve vatandaşlık hakkından 5 yıl mahrum edilmeye mahkum edilir. 29 Aralık 1 939'da serbest bırakılır ve aklanır. 24 Mart 1 957'de Kazan'da ölür. "' 26 Temmuz 1 897'de Başkurdistan'ın Çişme bölgesine dahil Ü drekboş köyünde doğar. Yazardır. 1 6 Eylül 1 937'detutuklanır. Birkaç yıl Kazan veAlabugazindanlannda yatar. Karşı ihtilalci örgüte katılmakla suçlanır. 1 7 Ocak l 940'da 5 yıl hapse mahkum edilir. Onu Ustvımbay tutuklular kampına gön derirler. Burada 4 Aralık 1 941 'de ölür. "' 1 7 Nisan 1925'te Başkurdistan'ın bugünkü Kügerçin bölgesi Kügerçin köyünde doğar. Kendisi yazardır. Kozan Ü niversitesi'nde öğrenciyken diplomasını almaya birkaç gün kala l Nisan 1 950'de tutuklonır. Suçu ise karşı ihtilalci örgüt üyesi olmaktır. l O yıl hapse mohkOm edilerek İ rkutsk bölgesindeki iş kampına sürgün edilir. 1 951-55 arası yol i nşaollannda tutuklu olarak çalıştınlır. Stolin'in ölümünden sonra serbest bırakılır. 24 Ocak l 986'da hastalanarak Kazan'do vefat eder.
330
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Reyifkov)283, Gali Rehim (Möhemmetgali Möhemmet Şakir oğlu Gabd i re h i mov)284, İbrahim Salahov (İbra h i m N izam i oğlu Salahov)285, Sirin (Sirin Henifoğlu Batırşin)286, Segiyt Sünçeley (Segyit Hemidiulah oğlu Sünçeleyev)287, Guriy Tavlin (Guriy İ v a n o v i ç Tav l i)288, Adler Tim i rgalin ( A d l e r Kam i l o ğ l u Timirgalin)289, Kerim Tinçurin (Kerim Gali oğlu Tinçurin)290, m
15 Temmuz 191 3'te Tataristan'ın bugünkü Sarman bölgesi Nörkey köyünde doğar. Gazeteci yazardır. 1 7 Ekim 1 937'de N KVD tarafından tutuklanır. 1 2 Mayıs 1 938'de 1 0 y ı l hapis ve 5 yıl vatandaşlık haklanndan mahrumiyet cezası alır. ö nce Solovkl'ye daha sonra da Nörülski kamplanna gönderilir. Cezası dolunca bile (1947) memleketine dönmesine izin verilmeden yeni bir mahkeme kurularak (9 Haziran 1 95 1 ) Krasnoyarsk Krayın'a ömür boyu sürgün edilir. 2 0 y ı l geçtikten sonra memleketine döner (1 957). Sağlığı bozulan Refiykov 21 Kasım 1 971 'de Tataristan'ın Yana Zey işki köyünde vefat eder. 2" Yazar, 4 Kasım 1 892'de Kazan'da dağar. 6 Mayıs 1 931 'de tutuklanır. Suçu karşı ihtilalci milliyetçiliktir. 1 1 Mayıs 1 932'de kurulan mahkemede 5 yıl hapse mahkum edilir. Beyaz Deniz-Baltık Kanalı'nda çalışmaya gönderilir. Gayretli hizmetinden ötürü cezası dolmadan serbest bırakılır (22 Ağustos 1 934). 1 938'de yeniden tutuklanır. 27 Şubat 1 940'da yeniden serbest bırakılır. Sağlığı bozulan yazar zor şartlar altında yaşar. iş vermezler ve açlıkla savaşır. 3 Mart 1 938'de ölür. 215 Şair ve yazardır. 30 Ağustos 1 9 1 1 'de Kazakistan'ın Kökçetav şehrinde doğar. 27 Aralık l 937'de halk düşmanı diye nitelendirilen G. i brahimov ile temas kurarak karşı ihtilalci olmaktan tutuklanır. l O yıl hapse mahkum edilirve Gulag takımadalanna sürgün edilir. Burada sağlığı bozulunca 25 Ekim 1 947'de serbest bırakılır. Tekrar tutuklanma korkusundan dolayı Kazan'a geri dön mez ve bozkırlarda yaşar. Satalin ölünce tekrar yazı hayatına döner. 286 1 4 Aralık 1 896'da Tataristan'ın bugünkü Bavlı bölgesi Kerekeşli köyünde doğar. Yazardır. 23 Ağustos 1 935'te Sovyet karşıtı propaganda ve karşı ihtilalcilik suçlarıyla tutuklanır. 31 Ocak 1 936'da 5 yıl hapse mahkum edilir. Hapisten ruhen çok yorgun çıkan yazan n yazı hayatı bitmiştir. 23 Kasım 1 969'da doğduğu köyde ölür. 217 2 Ağustos l 889'da Saratov gubernası Hvalın kazası İ ski Matsak köyünde doğar. Şair ve mütercimdir. 2 Temmuz 1 927'de suıtangaliyevcilikle suçlanarak tutuklanır. Kısa bir süre serbest bırakıldıktan sonra 28 Şubat 1 929'da aynı suçla tekrar tutuklanır. 1 8 Temmuz 1 930'da ölüm cezası alır. 1 3 Ocak 1 93l 'de b u ceza l O yıllık sürgün kampına çevrilir. 9 Ekim 1 937'de yeniden ölüm cezası alır ve 27 Ekim 1 937'de öldürülür 218 1 5 Aralık 1 925'te Tataristan Cumhuriyeti Zey bölgesi Urla Bagryaf köyünde doğar. Şair, yazar ve eğitimcidir. Tavlin birçok savaşa katılır ve madalyalar alır; ancak milliyetçilik ruhuyla karşı ihtilalciliği yürütmekle suçlanır ve 23 Ocak 1 950'de tutuklanarak 10 yıl hapse mahkum edilip Slblrya'ya gönderilir. 22 Eylül 1 954'te serbest bırakılır. 219 l Ocak 1 931 'de Tataristan'ın Sarman bölgesi İ ski Minzelebaş köyünde doğar. Timlrgalin Sovyet karşıtı bildiriler yazıp halk arasında dağıtır. 10 Ocak 1 950'de tutuklanır ve 1 3 Mart 1 950'de zorla tımarhaneye kapatılır. Bir buçuk yıl kadar burada kalır. 5 E kim 1951 'de köyüne gönderilir. "'° 1 5 Eylül 1 887'de Penza ülkesinin Demyan Bednıy bölgesi Tarakan köyünde doğar. Yazar ve tiyatrocudur. 1 6 Eylül l 937'de Japon casusluğu suçuyla tutuklanır. Suçlan kabul etmez ve soruşturmacıların yüzüne tükürür. 14 Kasım 1 938'de ölümle cezalandırılır. 15 Kasım 1 938'de öldürül ür.
331
PROF. DR. AHMET BURAN
Gomer Tolum bay ( Gabdelhak Celaleddin oğlu Şahiehmetov)29 1 , Hesen Tufan ( Hasan Fehri oğl u Tufan)292, Şamil Usmanov (Şam i l Heyrdu l lah oğlu Usmanov)293, Min Şabay (Min Garif o ğ l u Ş a b ayev)294 , Server E th e m ova ( S e rver Sab i r k ı z ı Ethemova)295 Mirsey Emir ( MirseyefMeselim oğlu Emirov)296, Sadri Celel (Sadrettin Hıyrettin oğlu Vel idovf97, Fatih Seyfi Kazanlı198, Mecit Gafu ri, Galiasker Kamal, Şerif Kamal, Neki İsenbet, K. Emiri, S. Sünçeley, S. Kudaş, Ayaz İshaki (sürgün), Saniye Giffet (sürgün), Fuat Tuktarov (sü rgün), Hadi Taktaş, Xesen Tufan (sürgün), İ. Selaxov (sü rgün), "'' 14 Nisan 1 900'de Simbir gubeması Buva Kazası Tolumbay köyünde doğar. Yazardır. 8 Haziran l 937'de karşı ihtilalci Troçklst örgüt mensubu olmakla suçlanarak tutuklanır. Preten hapishanesinde yatar. 8 Mayıs 1 938'de ölüm cezası alır ve aynı gün öldürül ür. 292 9 Aralık l 900'de eski Kazan gubeması Aksu bay bölgesi i skl Karmat köyünde doğar. Yazardır. 1 9 Mayıs 1 940'da yazdığı eserler yüzünden tutuklanır. 7 Mart 1 942'de ölüm cezası alır; ancak daha sonra bu ceza 10 yıl hapis ve ilaveten 5 yıl vatandaşlık haklanndan mahrum bırakılmaya çevrilir. Birçok mahkum kampına gönderilir. 1 956'da serbest bırakılır. 1 0 Haziran 1 980'de Kazan'da ölür. "'' 26 Aralık 1 898'de Savatov gubernası Kuznetsk kazası Penderge köyünde doğar. Yazardır. 7 Nisan l 937'de Sultangaliyevcilikle ve Sovyet karşıtı propaganda yapmakla suçlanır ve tutuklanır. Sürekli işkence görür. 3 Aralık 1 937'de sorgu sırasında N KVD sorguculan tarafından dövülerek öldürülür "'' 28 Nisan 191 J'te Başkurdistan'ın Karateke köyünde doğar. 1 931 'de hırsızlıktan tutuklan ır. 21 Kasım 1 942'de ise karşı ihtilalcilikle ikinci kez tutuklanır. 8 Mart 1944'1e 7 Yıl hapse mahkum edilir ve kamplara gönderilir. Kısa bir süre serbest bırakıldıktan sonra tekrar tutuklanarak 22 Temmuz l 950'de ömür boyu sürgün edlllr. 5 Eylül l 963'te ölür. "'' 5 Nisan 1 901 'de eski Orenburg gubeması Troltsk şehrinde doğar. Yazardır. Kavi Necmi'nin eşidir. 4 Ocak 1 938'de halk düşmanının kansı olarak tutuklanır. 1 1 Ağustos l 938'de 1 0 yıl hapis ve 5 yıl vatandaşlık haklarından mahrumiyetle cezalandınlır. Kuzey kamplanna sürgüne gönderilir. 1 6 Ekim 1 940'da serbest bırakılır. 1 0 Kasım 1 978'de Kazan'da ölür. "'' 6 Ocak 1 907'de Ufa gubeması i ster1itamak kazası Cirgen köyünde doğar. 4 Aralık 1 937'de N KV D tarafından tutuklanır. Pleten hapishanesinde yatar. Suçlamalan kabul etmez ve 19 Mart l 939'da suçsuz bulunur. 1 H aziran 1 980'da ölür "'' 1 891 'de Kazan gubeması Teteş kazası Apas köyünde doğar. 6 Mayıs 1 931 'de tutuklanır. 1 1 Mayıs 1 932'de 5 yıl hapse mahkum edilir. Baltık kanalında çalışmaya gönderilir. l 935'te serbest bırakılır. Ancak l 937'de tekrar tutuklanır. Bu dönemde hastalanır ve 29 Temmuz 1 943'te ölür. ,,. 22 Mart l 888'de Kazan gubernası Spas kazası Karamanlı köyünde doğar. Yazar, eğitimci ve devlet adamıdır. 16 Eylül 1 936'da SR partisine üye olmak ve milliyetçilikle suçlanarak tutuklanır. 3 Ağustos l 937'de ölüm cezası alır ve bu ceza 5 Ağustos l 937'de infaz edilir..
332
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
M. Maksud, Kavi Necmi, E. Feyzi, E. İ sxak, Ş. Mannur, S. Battal, B. Rexmet, Hasan Çergeyev : Göbeyulla Ehmetkirey oğlu Devleştin (Göbey Devleştin) gibi b i rçok şair, yazar ve fikir adamı baskı altında tutulur, hapsedilir, sürgüne gönderi lir veya acımasızca öldürülürler. i l . Dünya Savaşı yıl ları, diğer Türk halkları n ı n ı edebiyatları için olduğu kadar, Tatar Edebiyatı için tam bir faciad ır. Bu savaşa Tatar şair ve yazarlarından yaklaşık 60 ' ı katı lmış ve otuzundan fazlası savaşta ölmüştür. l l . Dünya Savaşında ölen Tatar yazar ve şairlerinden 23 ' ünün adları ve yaşları şöyledir: Aitzak Aitov (33), Abdulla Aliş (36), Extem Eminev (24), Möxemmet, Exmetgaliyev (23), Nur Bayan (40), Lotfi Veli (33), Kasıym Vaxit (26), Miftax Vedut (27), Gabdulla Galiyev (2 1), Maks Gatav (28), Mansur Gayaz (26), Musa Celil (38), İ sxak Zakirov (33), Egzam Kamal (25), Fatix Kerim (36), Gadil Kutuy (42), Xeyretdin Möcey (43), Söleyman Mölekov (2 1), Xebra, Raxman (28), Rexim Sattar (30), Demyan Fetxi (37), İ smegıyl Şefiyev (30), Gabdulla Battalov 299• Tatar şiirinin en çok gelecek vaad eden şairleri l l . Dünya Savaşı n ı n çeşitl i aşamalarında yok olmuşlardı r. A l man lara esir düşen Musa Celil, 1 944 ' te mahke m eye ç ı ka r ı l m ı ş , Savaş Mahkemesi tarafından ölüm cezasına çarptırı lmıştır. 2 5 Ağustos 1 944 'te Pletzenzee Hapishanesi ' nde ölen M usa Celil'e 1 95 6 yılında Sovyetler Birliği kahramanı ünvanı verilmiştir. Abdulla Aliş, Gabdulla Battalov ve Xeyretdin Möcey gibi şair ve yazarlar da Alman kamplarında öldürülmüşlerdir. Rexim Satar, Alman esir kampından kaçmış ve bir daha haber alınamamıştır. Nur Bayan, savaşı n bitmesine bir hafta kala öldürü lmüş ve Gadil Kutuy ise, '" R. G. Xeybraxmanov, Böyek Vatan Sugışı Çarı Poeziyese, Kazan 2005, s. 444452; F. F: İ slamov-E. M. Zakircanov, Tatar E de biyatı 5, Kazan 1 994; M. X. Xesenov vd., E debiyat 10, Kazan 1 994; F. G. Ga limullin vd . . E debiyat ı ı , Kazan 1 995; Tomurbek Devletşin, Sovyet Tataristan'ı (Çev. Mehmet Em ircan), KB Yay .. An kara 1 981 333
PRDF. DR . AHMET BURAN
savaşın bitmesinden çok kısa bir süre sonra hayatını kaybetm iştir. Nur Bayan ve Fatix Kerim gibi yetenekli şairlerin yan ı sıra, öldüğünde 3 8 yaşında olan Musa Celil ise Tatar edebiyatında Abdul l ah Tukay'dan sonra adından en fazla söz ettiren şairdir. Savaşta ölen şairlerin bazıları daha yeni şairliğe adım atmışlardır. Örneğin, bu şairlerden A. Aitov, L. Veli, K. Vaxit, M. Gayaz, İ . Zakir, S. Mölekov, R. Satar, İ . Şerefiyev, E. Eminev i l k kitaplarının basımını b i l e görememişlerdir300• Tatarlarla Başkurtlar yüzy ı l larca birl ikte yaşayan, d i l leri, tarihleri ve coğrafyaları müşterek olan iki Türk topluluğudur. Bu yakın l ık ve birl i k dolayısıyla, Kazan' da herhangi bir medresede ders veren bir mol la, U fa'da da ayn ı dersi verebi l irdi . Ufa'da okuyan bir öğrenci de gerektiğinde Kazan'da eğitimine devam edebilme imkanına sahipti. Böyle olduğu için de, Başkurtların yazar, tarihçi ve şairleri uzun süre, eserlerin i Başkurt lehçesiyle değil, Kazan Tatarcasıyla kaleme almışlardır. Başkurt Türklerin i n Tatar Türkçesi ile yazdıkları eserler, Bolşevik ihtilal inden sonra Başkurt lehçesine aktarıl m ıştır. Sovyet yönetiminin genel d i l planlaması politikaları çerçevesinde, 1 926 yılında Başkurt lehçesi yazı dili haline getirilmiş ve i lk Başkurtça kitap bu tarihte yayın lanmıştır. Başkurt şair yazar ve aydınları arasından da çok sayıda insan takibata uğramış, baskı görmüş, tutuklanmış yada sürgün edilmiş, çeşitli şekillerde cezalandırılmıştır: Nuriagzam Tahirov, Davıt Yultıy3°1 ,
:ıoo
R . G . Xeybraxmanov, age. ., s . 22-23. ''" 1 893 yılında dünyaya gelmiştir.1 938 yılında ölen veya öldürülen Davı! Yultıy, yaşadığı dönemin en önem il şair ve yazarlanndan biridir. Şair ve yazar olarak Başkurt edebiyatının klasiklerinden biri olarak kabul edilmektedir. Eserlerlnde daha çok mili! konuları işleyen Davı! Yultıy'ın uzun yıllar yasaklanan ve ancak 1 960'1ı yıllardan sonra okunabilen " Kari' adlı romanı oldukça önemlidir. Yazann, nesir türdeki eserleri 1 9341 935yıllannda, şiirleri 1 982'de Ufa' da yayımlanm ıştır.
334
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Hed iye D evletş i n a302, G a b d u l la A m a n tay303, G eziz E l m öxemetov304, Möxem m etşa B u ra ngol3°5, Riza i t d i n Fexretdinov306, Möxemmetxan Kulayev, Şerif Manatov307, Gelimyen Tagan308, Xafiz Kuşayev ve Hediye Lotfulla kızı Devletşina (Hediye Devletşina)309 gibi şair ve yazarl arı da çeşitli cezalara çarptırı lmışlardır.
302 1 905 yılında doğmuştur. Başkurtlann önemli kadın yazarlanndan biridir. Yazann, çeşitli hikôye kitaplan ve romanlannın yanı sıra, " lrgıı" adlı romanı, Başkurt edebiyatının en önemli romanlanndan biri olarak kabul edilir. Hediye Devletşina, 1 937 yılında vatan hainliği suçlamasıyla tutuklanır ve 1 942 yılına kadar (5 yıl) cezaevlnde kalır. Kocası Göbey Devletşin ise aynı suçlamayla 1 938 yılında kurşuna dizilir. Çok ağır şartlarda hayatını sürdüren Hediye Devletşina 5 Aralık l 954'te 49 yaşındayken ölür. Onun en tanınmış eseri olan " /rgı.t' adlı romanı ancak 1 957 yılında yayımlanabilir, JOJ 1 907 yılında doğmuştur. 31 yaşında iken vatan hainliği suçlamasıyla tutuklanan ve 1 938 yılında kurşuna dizilerek öldürülen Gabdulla Aman tay, kısacık ömrüne rağmen Başkurt edebiyatında yer edinecek kadar eser vermiş ve kabul görmüş bir şairdir. Gabdulla Amantay'ın l 960'ta yayımlanan şiir kitabından başka, " Başk11rt Mekeldeıf'(Ufa 1 936) ve " Yomaktar" (Ufa 1 936) adlı iki eseri daha bulunmaktadır. "" 1 895 yılında doğmuştur. Başkurtlann önemli bestekôr ve halk sanatçılanndandır. Geziz El möxemetov 12 Aralık 1 937 yılında tutuklanır ve 10 Haziran l 938'de kurşuna dizilir. E lmöxemetov'a isnat edilen suç " Holk şarf<ılannı söyleyerek millimünasebetleri sıkı/aştırmak''tır. İ ki kez de Zeki Velidi Togan hükOmeti için konser verdiği için milliyetçilikle suçlanmıştır. "' 1 888 yılında doğmuştur. Başkurt edebiyatının en önemli şahsiyetlerinden biri olup şair, dramaturg ve folklorcudur. Burangol'un milli konulan işleyen 30'dan fazla sahnelenmiş tiyatro eseri bulunmaktadır. Bunun yanında şiirleri ve hikôyeleri de yayımlanm ıştır. Burangol 191 8'den başlayarak ölüm tarihi olan 1 966'ya kadar defalarca tutuklanmış, hapis yatmış ve sürgüne gönderilmiştir. Mesela 1 946 yılında Başkurdistan Yazarlar Birliği yazan n şimdiye kadar Sovyet ideolojisi için herhangi bir eser kaleme almamıştır diyerek yazan, üyelikten çıkarmış ve ardından vatan hainliği suçlamasıyla Slblrya'ya sürgüne gönderilmesini sağlamıştır. '"" 1 859 yılında doğm uştur. Başkurtlann önemli tarihçisi, edebiyat tarihçisi ve din adamlanndandır. 1 922'den itibaren Ufa müftüsü olan Fexretdlnov, büyük baskılara maruz kalmıştır. Yazann "811/gar ve Kazan Türf<leri"(Kazan 1 993), " Kazan Han/an (Kazan 1 995), "Altın Ord11 Han/art' (Kazan 1 996), " Başk11rt Edebiyatr. XX. Yüzyıl Başı. 2. Kitap" (Ufa 1 984) gibi önemli eserleri bulunmaktadır. ,., Eğitimci, bilim adamı, gazeteci. "" Etnograf, folklorcu. "' 1 905 yılında doğmuştur. Başkurtlann ilk ve en meşhur kadın yazandır. l 937'de suçlanır ve yargılanır, suçsuz olduğu halde hüküm giyer. Uzun yıllar zorluklar ve kısıtlamalar içinde yaşar. l 942'de Başkurdlstan'a döndüğünde sağlığı çok bozulm uştur. Buna r ağmen 1 942-1 952 yılları arasında "lrğız" romanını yazmış ve bu romanını bitirir bitirmez kalp ve ciğer rahatsızlığından 1 954 yılında ölmüştür.
335
PROF. DR. AHMET BURAN
Ayrıca, Başkurt Türkleri ve Türkoloj i tarihinde çok özel ve öneml i yerleri bulunan ve 1 9 1 7- 1 920 y ı lları arası ndaki Başkurt milli hareketine damgasını vunnuş olan Ahmet Zeki Velidi Togan i le Abdulkadir İnan da mücadelelerinden ötürü, Başkurdistan'dan kaçan aydı nlar gibi, 1 920'lerden sonra Başkurdistan'dan kaçmak zorunda kalmışlardır310•
Z. V. TOGAN
A. İNAN
G. AMANTAY
Sovyet yönetim i n i n baskı ve zulmüne maruz kalmış Tatar ve Başkurt kökenli dilci-Türklükbil imcilerden bazıları şunlardır:
Xebibraxman Gabdelveliuh ZEBİROV 1 88 1 yılında Tataristan' ın Ç istay şehrinde doğmuştur. Çistay Medresesini bitirdikten sonra çeşitl i yerlerde öğretmenl i k yapan Zeb i rov, 1 90 6 ' d a K aza n ' d a kuru lan "Sabah" yay ı n ev i n in sahi plerinden biridir. 1 908 'de Kazan 'da neşredi len " Terbiye" dergisi idaresinde sekreter olur. 1 904 'te "Rehber-i Sıbyan " adı altında alfabe k itabı ve çeşit l i okuma kitapları bastırır. " Töşinü, yaxud Ukaz Belası" adl ı 4 perdel i k komedisi "Seyyar" tiyatro topluluğu tarafından uzun y ı llar sahneye konur. 1 908 'de "Gıy/im "0
Reşit Şekür, Arzaklı Başkorttar, Ufa 2005.
336
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
ve Cehf' adl ı h ikayesi de basılır. Ekim devriminden sonra neşriyat sisteminde çalışan ZEBİROV, dilci-Türkolog, öğretim e lemanıdır. 1 936 yıl ında "pantürkist, sistem karşıtı" olmakla suçlanarak tutuklanm ış, önce Slovetsk ceza kamplarına gönderi lmiş ve daha sonra 1 93 7 y ı l ında, hocası Samoyloviç gibi kurşuna d izilerek öldürülmüştür31 1 • Gaziz Salihoviç GOBEYDULLİN
G. S. GOBEYDULLİN
Kazan'da zengin bir tüccar ai lesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Yazar, tarihçi, profesördür. Literatürde "G. Gaziz" d iye tanınıyor. Xalidiye Medresesinde ve Kazan Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okumuş, daha sonra Tarih-Filoloj i Fakültesine geçmiş, 1 9 1 4 yılında üniversite öğrenimini tamamlamıştır. Kazan'daki çeşitli orta ve yukarı mekteplerde öğretmenlik yapan Gobeydullin, 1 925 'te Bakü Üniversitesine geçmiş ve 1 928 y ı lında profesör olmuştur. Türk toplulukları üzerine çal ışan i lk Tatar tarihçisidir. Türk topluluklarındaki birçok milliyetçi aydın gibi Gubaydullin de devrim ve savaş y ı l l arında m i l li hareketlere kat ı l mıştır. Bakü 'de Türk top l u l u kl ar ı ndan K ı rım Tatarı Profesör B . V. Ç obanzade, Türkiye'den gelen Prof. Dr. İsmail H i kmet, Tatar b i l i m adam ı ve m
i smeglyl Remi-Reis Dautov, E debi SOzllk, Kazan 2001, s. 99
337
PROF'. DR . AHMET BURAN
eski arkadaşı Nacib Latifoviç Halfın, Özbek Türkolog Halid Said Hocayev gibi değerli bilim adamlarıyla baraber çal ışmıştır. G. S. Gobeyd u l l in, 30. y ı llardaki repressiya kurbanlarından biridir. Sovyet yönet i c i leri, tutuklamaya akadem i syenl erden başlarlar ve Ç obanzade i le G ubaydu l l i n , 1 2 Ekim 1 93 7 'de mahkemede ken d i lerini savunurlar; ifadeleri aynıdır . . . Onu 1 93 7 y ı l ı n ı n Mart ayında Bakü 'de, Azerbaycan Fenler Akademisinin b i rçok ü n l ü b i l g i n i i l e b i r l i kte t u t u k l arlar. G obeydu l l i n , "Sultangaliyevcilikle, Pantürkizmi yaymakla, Türkiye, Almanya, Japonya lehine casusluk yapmakla" suçlan ır. S. G . Gobeydullin, kimi kaynaklara göre 1 O Ekim l 937'de312, kimine göre i se 1 3 Ekim 1 93 7 tarihinde31 3 kurşuna dizilerek öldürü lmüştür. Edebi ve i lmi eserleri şunlardır: G. Gaziz, Xikeyeler, 1 9 1 8; Tarih-i Gomumi, 1 9 1 8; Tarih-i Edyan (Dinler Tarihi), 1 9 1 8; Törikmi, Tatarm ı?, 1 9 1 8; Rusiya Tarihi, 1 9 1 9; Tatar Tarih i, 1 922; Tatar Edebiyatı Tarihi, 3 Cilt, 1 923- 1 925; Tatarlarda Sınıflar Tarihi, 1 925. Gubaydullin ' in eşi Rabiga Şakirovna, eşinin tevkifedilmesinden birkaç ay sonra eşinin akıbeti hakkında bilgi lendiri lmesini isterse de bir sonuç alamaz. 1 93 7'de Rabiga Hanın da tevkif edi l ir, beş yıl hapis yatar. * 18 Mart 1 95 7 'de G. S. Gubaydullin 'in itibarı iade edilir.
'" i smegiyl Remi-Reis Dautov, age . . , s. 77-78 m F. D. Aşnln, B. M. Alpatov, D. M. Nasilov, age. . , s. 86-94
338
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Galimcan ŞEREF
G. ŞEREF
1 896 yılında Tataristan/Aksu Köyü, Bua Rayonunda dünyaya gelmiştir. Dilci-Türkolog etnograf, tarihçi, yazar ve şairdir. G . Ş e r e f, M u h a m m e d i y e M e d re se s i n d e v e 1 9 1 5 ' te Petrograt'ta Yol lar Enstitüsünde okumuş, bu Enstitüde, V. Bartold, İ. Kraçkovskiy, A. Samoyloviç gibi bilginlerden ders almıştır. 1 9 1 8 yı l ında Kazan 'a dönen Şeref, çeşitli m i l l i ve sosyal etkin l iklere katılır. G . Şeref, 1 9 1 7 'de 1. Rusya Müslümanları Kongresi 'ne katılmış ve Ufa'da 1 9 1 7 y ı l ı sonu ile 1 9 1 8 y ı l ı başlarında m i l let meclisinde önemli faal iyetlerde bulunmuştur. İdil ile Ural arasındaki toprakları ifade eden "İdil- Ura/" terim i ona ait olup bu terim i n yaygınlaştırı lmasına ö n ayak olmuştur. G. Şeref, Arap harflerin i Latin leştirme vasıtasıyla hazırlanan Türk halkların ı n yazısının Ruslaştırı lmas ı n a karşı cesurca m ücadele etm i ş ve 1 92 6 ' d a Bakü'de yapı lan Türkoloj i Kongresinde Latin harflerine geçişin altındaki gerçek n iyetin Türk halkların ın yazısını Ruslaştırmak olduğunu i fade etm iştir. 5 yıl geçmeden G. Şeref' in dediği olmuş ve 1 93 9-40 y ı l l arında Türklerin k u l l an d ı ğ ı yazı tamamen Ruslaştırılm ıştır. G . Şeref 1 922- 1 93 7 y ı i l arı ara s ı n d a K azan Pedagoj i Enstitüsünde çal ışır. V. A. Bogoroditskiy başkan l ığında Kazan
339
PRDF. DR. AHMET BURAN
Ü n ivers ite s indeki deneysel fonetik l aboratuarında b i l i msel faal iyetlerde bulunur ve çeşitli eserler yazar. Tatarların sosyal, fikir ve medeniyet tarihinde öneml i bir yere sahip olan Şeref ailesi, Sovyet devrinde, total iter rej imin acımasız uygulamalarına maruz kalır. Galimcan Şeref, "milliyetçi ve devrim karş ı t ı o lmak, Ayaz İs haki 'yi savunmak ve yazt !arıyla desteklemek, Latin alfabesine karşı çıkıp Arap alfabesinin devam e tmes m ı istemek ve dolayıs ıyla gericilik yapmakla suçlanm ı ş ve 23 Mart l 93 7 ' de tutuklanmıştır. 3 y ı l boyunca işkenceye maruz kalan G. Şeref, kendisine yöneltilen birçok asılsız suçlamayı kabule zorlanmıştır. 27 Şubat 1 940 tarihinde 8 yıl çalı şma kamplarında kalmaya mahkum edi len. G. Şeref cezasını tamamladıktan sonra 1 945 yılında sağl ığını kaybetmiş ve felçli olarak Kazan' a döner. Buna rağmen Kazan 'da kalmasına i z i n veri l mez. B i r süre Apas 'ta yaşayan G. Şeref, l 9 5 0 ' de Kazan' da vefat eder314• •22 Kas ım 1 95 7 'de dosyas ı yeniden e le alınır ve takipsizlik kararı verilir. 30 Eylül 1 991 'de ise suçsuz olduğu ispat edilerek aklanır315. "
'" l smeglyl Remi-Reis Dautov. age., s. 306-308; Tamurbek Devletşln, age., s. 258 315 Remzi Vellvev, Faclga, Kazan 1 996
340
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Galimcan İBRAHİMOV
G. İBRAH İMOV
1 2 Mart 1 887 tarihinde bugün Başkurdi stan 'a bağl ı olan Sultanmuratov'da dünyaya gelmiş, büyük Tatar yazarı, bilim adamı ve siyasetçisidir. Orenburg'da okuduğu eski usul medresesinde ilerici görüşleri yüzünden atılmıştır. Sonra Ufa'da, yine bitiremediği Galiye Medresesine giren G. İbrahimov, çok sayıda yüksek sanat eserleri, tarih ve dilcilik konularında bil imsel eserler kaleme almıştır. Sovyetler Birliği'nde, 1 9 1 8- 1 936yılları arasında 1 O dilde 54 eseri yayımlanmıştır. G. İbrahimov, Tataristan Muhtar Cumhuriyeti kurulduktan sonra, 1 925 Ocağından itibaren Cumhuriyet Halk Eğitim Komiserliği Akademik Merkezi ' n in başkanı, edebi ve sosyal-politik "Biznin Yuf' dergisi yazı kurulunun başkan ı ve "Maarif' yazı kurulunun üyesi olur. G . İbrah imov, Ruslaştırmaya karşı Tatar kültürünü, cesaret le savunur. 1 926 y ı l ında Bakü ' d e yap ı l an Türkoloj i Kongresinde, Latin harflerine geçişi, Türk halkları yazısın ı n Ruslaştırılması yolunda bir adım olarak gördüğünden, Arap yazısının savunuculuğunu yapar. G. İbrah i m ov ' u n , Tatar kültü rünü n Ruslaştırılmasına karşı çıktığı l 927'de yayımlanan " Tatar Kültürü Hangi Yolda Yürüyecektir?" adl ı broşürü, Komünist Partisinin tepkisini çeker. Komünist Partisi Tataristan Eyalet Kom ites i ' n in 1 4 Haziran 1 927 tari h l i özel bir kararıyla bu broşür kınanır. NKVD organ ları tarafından 1 93 7 y ı l ı nda tutuklanan G. İbrah imov, mahkemesi yapı lmadan yattığı Kazan hapishanesinde 34 1
PROF'. DR . AHMET BURAN
2 1 Ocak 1 93 8 tarihinde ölmüştü r ! . 1 93 7- 1 954 yıl ları arası nda umuma açık yerlerde onun adını zikretmek oldukça tehl ikeliyd i . G . İbrahimov, edebi faal iyetlerine "Şagirt Zeki Medreseden Nasil Kovuldu" h ikayesiyle başlamış, buhdan sonra 1 9 f 2'de "Genç Kalpler" romanını yazmıştır. G. İbrahimov z.arifbir şekilde işlenmiş halk d i l iyle yazmıştır. Tatar edebiyat d i l ine, Tatarcanı n. çeşitli ağızlarıı�dan ölçü lü ve başarı l ı şeki lde kelime ler almak suretiyle, dili büyük ölçüde zenginleştinniştiı:. Çok sayıda sanat eseri yazmakla kalmamış, ayn ı zamanda tarih, d i.l ve edebiyat konularında birçok i l m i eserler de kaleme almıŞtır3 16• * 1 954 �e itibarı iade edilmiştir.
Yakub AZİZOV Kırırn'da Telmanov beldesi n i n Taşl ı-Dair köyünde dünyaya gelmiştir. Dilbilimci-Türkolog ve pedagoj i uzmanı olan Azizov, 1 926 yılında Moskova'daki Şark Emekçileri Komünist Üniversitesinden mezun olduktan sonra l 928 'e kadar Tatar Pedagoj i Enstitüsünün Kırım Tatar D i l i ve Edebiyatı Fakültesinde öğretmenlik yapmıştır. Kırım Tatarcasın ı n Arap alfabesinden Latin alfabesi ne geçi ş i sırasında etk i l i olmuş v e l 929' daki i l . D i l Kongres i ' nde Kırım Tatarcası ndaki Arap ve Fars kökenl i kel imeler konusunda bir konuşma yapmıştır. 1 . 1 0. 1 93 2 'den itibaren Kirım Pedagoj i Enstitüsünün D iyalektik Materyal izm K ürsüsünde doçent o larak çal ı şan Azizov, 1 93 4 'te Kazan ' a gitm i ş, orada Yen i E l i fbe Komitesi n i n sekreterliğini yapmış, D i l ve Edebiyat B i l i msel Araştınna Enstitüsünün Müdür Yardımcılığı görevinde bulunmuştur. "Sovyet karşıtı pantürkist milliyetçi örgütün faal üyesi olup, 1925 'ten itibaren Sovyet Hükumeti 'ne karşı mücadele etmek" suç laması i le 2 8 . 06. 1 93 7 tar i h i nde tutuk l an m ı ş ve Yüksek Mahkemeni n Askeri Komisyonunun kararı i le ölüme mahkum 316
Tamurbek Oevletşln, Sovyet Tatarlstanı, Ankara 1 981, s. 1 55-156
342
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
ed i lmiş; Akmescit'te 1 7. 04. 1 93 8 tarihinde kurşuna d izi lerek öldürülmüştür3 1 7 • Eserlerinden bazı ları şun lardır: " Teatro Akında Birkaç Fikirler, Yeni Dünya, "; "Kırım Tatar Edebfy Ti/inin İnkişaf Yollar, Yeni Dünya ", "Arkadaş 'mn Tenkidini Tenkid, Bolşevik Yolu ", "Bir Edebiy Mesele (B. Çobanzade ve A . Latifzade 'nin Ede b iyatımız A kkmdaki Maruzalan Munasebetiyle), İler ". *Ancak, ölümünden sonra suç unsuru bulunmadığı için 13. 1 0. 1 959 'da aklandı. *26. Ol. 1963 �e akla111111ştır. F
Selah ATNAGULOV 1 893 y ı l ında Başkurd istan ' n ı n Bele bey Rayo n u Sak ı l Köyünde dünyaya gelmiştir. Dilci, Türkolog olan Selah Etnegolov, Kazan Dev let Pedagoj i Enstitüsünde Tatar Di l i ve Edebiyatı Okutucusu olarak görev yapmıştır. Ocak 1 9 1 9'da VKP üyesi olup Başkurt muhtariyet hareketi ne katı im ıştır. Temmuz 1 9 1 7' de Başkurt Milli Şura Başkanlığına seçilmiştir. Atnagulov, Rusçanın, Ekim devriminin d i l i olarak Tatar halkının hayatındaki rolünü ön plana çıkarıp Tatarca'ya karşı n i h i l ist tutumuyla temayüz etmiştir. Başkurdistan ( 1 92 5 ) kitab ı n ı n yaza r ı d ı r. 1 92 3 ' t e n s o n ra Sultangal iyevc i l iğe karşı aktif şekilde mücadele etm iştir318• S. Atnagulov, 1 92 8 ' de milliyetçilikle suç lanmıştır. 02. 09. l 936'da tutuklanmış ve 1 6. 08. 1 93 7' de kurşuna dizi lerek öldürülmüştür. * 28. 08. 1956 'da aklannuştır. Nuriagzam TAHİROV Başkurt Türk lerin i n 1 9 1 7- 1 920 y ı l lardak i büyük m i l li bağımsızlık hareketi devrinde, tarih sahnesine birbirinden yetenekl i ve cesur kişiler çıkar. Bu devrin ünlü, tarihi şahısları hakkında söz açıldığında öncel ikle akla Zeki Vel idi, Şeyhzade Babiç, Musa m
Türk Dünyası E debiyatçıları Ansiklopedisi, 1 ı. cilt, s. 1 1 O '" Tam urbek Devletşin, age .., s. 259
343
PROf". DR. AHMET BURAN
Mortazin, Abdülkadir İnan, Möxemmetxan Kulayev' le birlikte Nuriagzam Tah i rov gelir. Başkurt milli hareketinin gayretli hizmetkarı, ünlü dil ve il bilgini, h ukukçu Nuri agzam Tah irov, Başkurdi stan ' a bağl ı Ç e l e b i Rayon u n u n K uj a köyünde 1 88 8 y ı l ı nda d ünyaya gel m i şt ir. Köyündeki Rus-Başkurt mektebini bitirdikten sonra l 906 y ı lına kadar Troitsk i ' deki Resul iye medresesinde okur. 1 906 y ı lında Rusya ' n ın l . Devlet Duması seçi mlerinde medrese öğretmenleri m i tingini düzenlediği için kovuşturmaya uğrar, önce Çelebi'ye, ardından da Sibirya'da İrkuts'a kaçar. Sonra Başkurdistan'a döner ve Ufa'daki ünlü Galiye medresesine kaydolur. Burada Galimcan İbrahimov, Segit Miras, Xebibulla Gebitov gibi ünlü kişilerle tanışır ve görüşür. Nuriagzam Tah i rov Başkurt m i l l i hareketi içinde yer alarak öneml i m ücadelelerde bulunmuştur. M i l li harekete katı lan ve Başkurdistan' da bulunanlar içinde Stal in' in zulmüne uğrayan i lk kişilerden biri N uriagzam Tahirov' dur. Nuriagzam Tah i rov l 929 yıl ında tutuklanır ve 9 yıl Solovets adalarında siyasi tutuklular için hazırlanan çal ışma kampına gönder i l i r. l 938 y ı l ında serbest bırakıl ınca Önce Ufa'ya gel i r ve ardından da Orta Asya'ya gider. Bir ara ailesine Kırgızistan' da olduğunu ve bir işe girdiği haberin i u laştırır. Ancak, kendisinden bir daha haber alınamaz v e bugüne kadar da ne olduğuyla i lgili bir bi lgiye u laşılamamıştır. Nuriagzam Tah irov öneml i birdi! alimi ve hukukçudur. Yazarın d i l l e i lg i l i o l arak; "Başkurt Elifbası,", "Başkurtça Yazım Kılavuzu", "Başkurt Dilinin Sarfı", "Başkurt Lugati" g i b i eserleri m evcuttur. Yazar tutukluyken hapishanede "Başkurt Dilinin Tarihi" adl ı bir eseri tamamlamış ve bunu e l altından d ı şarıya gönderm i ş t i r. A ncak bu eser daha sonra ortadan kaybolmuştur319• "' Reşit Şekür, age.,s. 1 47-152
344
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Camal VELİD İ 1 88 7 y ı l ında Tataristan ' ı n Tetiş i l çesinin Apas köyünde bir molla ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Edebiyat tarihçisi, eleştirmen ve d i lci olan Cemal Velidi, Bubi Medresesini bitirdikten sonra Orenburg'ta Hüseyiniye Medresesinde edebiyat hocal ığı yapar. ( 1 9 1 1 - 1 9 1 7). Şura, Vakit gibi çeşitl i gazetelerde gün lük yazılar yazar. Ekim devriminden önce Kazan 'a göçer ve 1 9231 93 1 yılları arasında Doğu Eğitim Enstitüsünde doçent olarak görev yapar. Tatar Edebiyatının Barışı, Ore n b u rg 1 9 1 2 ; Millet ve Milliyet, Orenburg 1 9 1 4 ; Oçerk İstorii Obrazovannosti i Literaturi Tatar, Moskva-Petrograd 1 92 3 . gibi eserleri yayınlanır. C . Vel idi aynı zamanda dilcid ir. 1 9 1 5- 1 9 1 9 yılları arasında d i l ile i l g i l i eserler d e yazmıştır: Tatar Ti/inin İmla, Sarf ve Nahiv Kaideleri; Tatar Ti/inin Kaideleri; Tatar Ti/inin Grammatikmil. C. Vel id i ' n i n d i l le i l g i l i en önem l i eseri "Tatar Ti/inin Anlatmalı Süzligi"dir. 1 927- 1 929 yıl larında bu eserin i lk iki bölümü (720 s.) bas ı l m ı ş, geriye k a l a n k ı s m ı ise yaza r l a b i r l i kte o rtadan kaybolmuştur. Camal Vel idi, 6 Mayıs 1 93 1 'de GPU eleman ları tarafından tutuklanm ış, "Devrim karşllı Milli Merkez" kurmakla suçlanmış ve 1 1 M ayıs l 932 'de OGPU tarafından beş yıl hapse mahkum edilmiştir. Hatıralarda belirtildiğine göre, soruşturma sırasında asılsız suçlamalara ve işkencelere dayanamayarak binanın en üst katından atlayarak ölmek istemiş, ancak bu atlayış sırasında ölmemiş; iki ayağı kırı !arak kötü şekilde yaralanmıştır. Ölüm tarihi ve şekli kesin olarak bilinmemekle birlikte, bu intihar girişiminden kısa bir süre sonra öldüğü tahmin edilmektedir. NKVD idaresinin arşivinde 22 Ara l ı k 1 93 2 tarih l i bir belgede Camal Vel i d i ' n i n "vakitinden önce serbest bırakılması" şekl inde bir kayda ulaşılmıştır320 • "" i smeglyl Remi-Reis Dautov. age, s. 68
345
PROF. DR . AHMET BURAN
Ahmet TEMİR
A. TEM İR
14 Kasım 1 9 1 2 tarihinde, Tataristan' ın El met şehrinde dünyaya gelmiştir. Henüz beş yaşında iken 1 9 1 7 Ekim İhtilali patlak vermiş, iç savaş çıkmış ve dokuz-on yaşında iken bölgede hüküm süren 1 92 1 - 1 922 yıllarındaki dehşetli açlık felaketini yaşamıştır İlk eğiti m i n i doğum yeri olan Elmet'te, bir medresede görür. l 920 'de babası Bügülme'ye imam olarak tayin olduğu için ai lece Bügü l me'ye giderler ve orada bir Rus okuluna kaydolur. Bu arada akrabası olan tan ınmış Tatar tarihçisi Had i Atlas i ' n i n teşviki i le Almanca da öğrenmeye başlar. Ancak 1 926 yılında Ahmet Temir'i molla çocuğu olduğu için okuldan kovarlar. On dört yaşındaki bir çocuk için bu çok kötü bir tecrübe olur. Bu durum daha sonra onu, ülkeden kaçmak gibi zor bir karar vermeye yöneltmiştir. Neticede henüz 1 7 yaşında iken 1 7 Haziran 1 929 tarihinde dört arkadaşı i le, çeşitli sıkıntılara rağmen ülkelerinden kaçar ve Batum'a u laşırlar. Bu kaçış sırasında arkadaşlarının üçü güvenlik güçlerine yakalanır. Ahmet Tem ir i le sonradan Topkapı Sarayı Müzesi müdürü olan Ahat-Ural Bikkul, bin bir tehlike atlatarak gizlice 8 Temmuz 1 929'da, Türkiye'ye i ltica ederler. Prof. Dr. Yusuf Akçura ' n ı n kefi l olması i le başta Trabzon M u a l l i m M ekteb i ' ne oradan da İstan b u l Haydarpaşa Lisesine devam eden Ahmet Temir l 93 5 'te b u l i seden mezun olmuş ve Ankara Ü n i versitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesine kaydolmuştur. 346
KURŞUNWlNAN TÜRKOlıOJİ
1 93 6 y ı lında kazandığı bursla Almanya'ya gitmiş ve burada aldığı eğitim sonrasında 2 Haziran 1 943 yıl ında Felsefe Doktoru unvanını almıştır. Ahmet Temir, Almanya' da tahsi lde iken babası Carul lah ' ın, akrabaları tarihçi Hadi Atlasi ' n i n ve daha başka şah ı s ların tutuklan ı p 1 5 Şubat 1 93 8 tarihinde kurşuna dizild iklerini öğrenir. Tem ir, uzun yıllar bu acı haberin etkisinden kurtu lamaz. Doktora öğrencil iği sırasında 1 93 6- 1 943 yıl ları arasında Tatarca okutmanı olarak çalışmış, bir süre A lman lara esir düşen İdi l-Ural l ı Tatar, Başkurt ve Çuvaş askerleri i le de i lgilenmiştir. Doktorasını tamamlayan Temir, Türkiye'ye döner, askerl ik görevini yapar, 1 947-5 1 yıllarında M üzeler Genel Müdürlüğünde çalışır. Daha sonra iki yıl Hamburg Üniversitesinde Türkçe okutmanı olarak çalışır ve aynı zamanda doçentlik tezini hazırlar. 1 Ağustos 1 95 3 'te doçent unvan ı n ı a l ı r. 1 955 y ı l ı nda DTC F Türkoloj i Bölümünde göreve başlar, 1 962 yılında profesörlüğe yükseltilir, 1 982 yılında 70 yaşında iken bu üniversiteden emekli olur. Türkoloj i ve Mongolistik üzerine uzman olan Tem i r ' i n tel if ve tercüme kitapları bulunmaktad ı r. Bunun d ı ş ında değişik ansiklopedi lerde, derlemelerde, hatıra kitaplarında ve dergilerde iki yüz e l l i civarında makalesi bulunmaktadı r. Üniversite hocal ığı sırasında birçok öğrenci yetiştirmiş, Türkçe'ye değerl i eserler kazandırmıştır. 1 96 1 i le 1 975 yı l ları arasında Ankara'da Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü'nün kurucu müdürü olarak görev yapmıştır. Enstitü onun başkanl ığında en parlak dönem i n i yaşamıştır. Ayn ı zamanda Türk Dil Kurumu (Ankara), International Society far Oriental Research (Frankfurt), La Societe Finno-Ougrienne (Helsinki) ve Societas Uralo-Altaica (Hamburg) gibi uluslararası bilimsel kurumların da üyesidir. Bunun dışında dağc ı l ık, buz pateni gibi sporlarla uğraşmış, bir ara keman çalmış ve tutkulu satranç o y u n c u s u o l m u ş t u r. Ankara Satranç Derneği ve Bund
347
PROF'. DR. AHMET BURAN
Deutscher Fernschachfreunde ( A l man Uzaktan S atranç Severler B irl iği) üyesi olmuştur321 • Disiplini, çalışkanlığı, bilimsel hassasiyeti ve hemşehrilerine olan düşkünlüğü ile tanınan Prof. Dr. Ahmet Temir, 1 9 Nisan 2003 Cumartesi günü Ankara' da 9 1 yaş ı nda vefat etm iştir. Bazı önem l i eserleri şunlardı r: Moğolların Gizli Tarihi (Çev. Ahmet Temir), TTK Yay., Ankara 1 948. W . Rad loff, Sibirya'dan (Aus Sibirien) (Çev. Ah met Temir), 4 C i lt İstanbul 1 954- 1 95 7 . Moğolların Gizli Tarihine Göre Cengiz Han (Çingiz Han), KB Yay., Ankara 1 989. Türkoloji Tarihinde Wilhelm Radloff Devri. Hayatı,İlmi Kişi l iği-Eserleri, TDK Yay., Ankara 1 99 1 .
'.� t�;·.
Sadri Maksudi ARSAL
.
.�
! ·;
.
. ., <
' ""
•
..,,
·� ·
S. M. A RSAL
Sadri Maksudi Arsal, 5 Agustos 1 879 tarihinde Kazan şehrinin Taşsu köyünde dünyaya gelmiştir. İlk eğitim ini köyünde aldıktan sonra, 1 888 'de Al lam iye medresesine gönderil i r. Daha 1 4 yaşında iken Maksudi, İngil izceden Fransızcaya, Fransızcadan İstanbul Türkçesi n e çevri l m i s R o b i n son C rusoe ad l i k itabı K azan "' Tuncer Gülensoy, Prof. Dr. Ahmet Temlr'in Hayatı ve Eserleri, Kayseri 1 983
348
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Türkçesine çevirir. Ağabeyi Had i Efend i ' nin düzeltmelerinden sonra, bu çeviri yayım lanır. 1 895 yıl ından Allamiye medresesinden mezun olur ve İsmail Gaspıralı'nın isteği üzerine ağabeyi Hadi Efendi tarafından Kırım'a götürülür. Maksudi Arsal ' ın hayatının en önem l i olaylarından biri Gaspıralı i le tan ışmasıdır. Gaspıra l ı ' n ın Maksudi 'ye aşı lad ığı en önem l i düsünce "Türk bir/iği dir. Daha sonraki yıl larda Maksudi "benim manevi babanı Gaspıralı 'dır" diyerek, Gaspıra l ı ' n ın yaşamındaki önemini ifade etmiştir. Maksudi, 1 898'de bir de roman yazmış ve romanını ağabeyinin yard ı m ıyla bastırmıştır. Sadri Maksud i 1 90 1 y ı lında öğretmen okulunu bitirir ama okumaya devam etmek ister. Önce İ stanbula, ordan da 1 90 1 yıl ının sonunda Paris'e gider. Sorbon Üniversitesi Hukuk Fakültesine kaydolur. Paris'te Yusuf Akçura i le tanışır. 1 906'da oku lunu bitirip Rusya'ya geri döner. S. Maksudi, 3. Rusya Müslümanlarr Kongresinde merkez komitesi üyeliğine seç i l ir. 1 907'de açı lan 2. Mecl iste m i l letveki l i olur v e Mecliste Rusların oyları nı d a alarak başkanlık divanına seçilir. Sadri Maksudi, Duma üyesi olarak Petersburg'da bulunduğu y ı l larda Türkoloji ve Türk Dili alan larında kend isini yetiştirir. 1 907'den 1 9 1 O'a kadar Radloff'un oğrencileri kabul ettiği gecelere düzenl i olarak devam eder. İç Rusya ve Sibirya Türk-Tatarları m i lli-meden i muhtariyeti fi kri 2 1 Temmuz 1 9 1 7 ' de toplanan Bütün Rusya Müslümanları Kongresine sunulur ve kabul edi lir. Sadri Maksudi'nin başkanl ıgında bir Muhtariyet Komisyonu kurulur. 23 Kas ı m 1 9 1 7 'de Maksudi, bu muhtar cumhuriyetin Cumhurbaşkanı olur. Bolşevi kler devleti e l e geç i r i p m uhtar cumh uriyeti ortadan ka l d ı rd ı ktan sonra Maksud i ' n i n peş i n e düşerl er. Maksudi i se gizl ice 1 9 1 8 ' d e Finlandiya'ya kaçar. Ordan d a önce Beri in 'e, sonra 1 9 1 9 Mayısının ortalarına doğru Paris'e geçer. 1 923 'te Sorbon Ün iversitesinde hocal ığa başlar. Bir dizi konferans vermek için geldiği Türkiye'de "
349
PRDF. DR . AHMET BURAN
24 Kasım l 927 'de Gazi Mustafa Kemal i le tanışır ve Gazi ' n i n Türkiye' d e görev almasıyla i lgil i teklifine o l u m l u cevap vererek 1 925 'te Türkiye'ye yerleşir. Türkiye' de bulunduğu y ı l l arda Türk Hukuk Tarihi Kürsüsünü kurmuş, tarih ve d i l ile i lg i l i çalışmalarda sürek l i Gazi ' n i n yanı başında bulunmuştur. Maksud i ' n i n 1 956 sonunda baslayan rahatsızlığı 1 95 7 başında ciddileşmiş, 1 7 Şubat l 95 7'de komaya girmiş ve üç gün sonra da ölmüştür. Atatürk 1 930 yılında, Sadri Maksudi Arsal'ın " Türk Dili İçin" adl ı eserine yazdığı ön sözde şunları söylemiştir: "Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin inkişafında başlrca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini, yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır." Sadri Maksudi Arsal ' ın diğer bazı eserleri şunlardır:
- Türk Dili İçin, Türk Ocakları İ l i m ve Sanat Heyeti Yay., Ankara 1 93 0 - H u k u k Felsefesi Dersleri ( B i ri n c i K m m : H u k u k Felsefesi Tarihi), Hukuk Fakültesi Talebe Cemiyeti Yayını, 1 945 - Huku ku n Umumi Esaslan-Hukuku n Pozitif Felsefesi [Cilt: 1 ) Ankara Hukuk Fakültesi Neşriyatı, 1 93 7 . - Milliyet D uygusunun Sosyolojik Esasları, İ stanbul 1 95 5 . - Türk Tarih i v e Hukuk ( İ slamiyetten Evvelki Devir) [Cilt: 1 ) , İstanbul Üniversitesi Yayın ları, İstanbul 1 947 - Umumi Hukuk Tarihi, İ stanbul Ün iversitesi Yayınları, İstanbul 1 944.
350
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Abdullah Battal TAYMAS Abdul lah Battal Taymas, 1 880 y ı lında Samara'ya bağ l ı Yen i A ltan (Bilegür) köyünde dünyaya gelmiştir. Edebiyatçı, tarihçi, d i lci-Türkolog olan Taymas, İ lkokulu doğduğu köyde okuduktan sonra, Orenburg'ta iki ayrı medresede, ardından da Troitski'deki Resul iye medresesinde okur. Abdullah Battal Taymas, 1 904- 1 906 yıl larında Kahi re'deki El-Ezher Üniversitesinde okurken Kahire'deki gazetelerde yazılar yazar ve ayrıca A rap kaynaklar ından faydalanarak "İslam Filozofları Muhammed A bduh ve Cemaleddin Efgani, Kazan 1 908" ve "Maişet Yolları, Kazan 1 908" adl ı i k i kitap kaleme alır. 1 908'de Kazan'a dönünce Vakit gazetesi, Şura dergisi ve başka yayın organlarında edebi, mi ili ve toplumsal konu )arda yazılar yazar. 1 9 1 0- 1 9 1 3 y ı l l arında Troitski 'de medresede Arapça ve tarih dersleri okutur, ardından Kazan 'a gelerek Yıldız gazetesinde çalışır. Abdul lah Battal Taymas bu devirde "Nazariyat-ı Edebiye, Kazan 1 9 1 3", " Yeni Edebiyat (Galimcan İbrahi mov i l e birl ikte), Kazan 1 9 1 4", Tatar Tarihi, Kazan 1 9 1 6" gibi eserleri kaleme al ı r. 1 9 1 7- 1 9 1 8 y ı l larında "Korıltay" ve "Altay" ad l ı m i l li düşünceleri işleyen gazeteleri çıkaran Abdul lah Battal Taymas, Sovyet organları tarafından taki p edi li r, kovuşturmaya uğrar. Gazeteleri kapatı l ı r, madd i ve manevi baskıya dayanamaz ve Rusya'yı terk etmek zorunda kalı r. Abdullah Battal Taymas, önce 1 920 yılında Finlandiya'ya gider, 1 925 'te de Türkiye'ye gel ir. Türkiye'de de b i l i msel faaliyetlerine devam eden, tarih ve dille ilgil i çeşitli eserler yazan, çevriler yapan Abdul lah Battal Taymas, 1 969 y ı l ında İstanbul'da vefat eder322•
322
i smegıyl Remi-Reis Dautov, agm., s. 38-40
351
PROf'. DR. AHMET BURAN
Eserleri: - Kazan Türkçesinde Ata Sözleri ve Deyimler TDK Yay., Ankara 1 98 8 - Kazan Türkleri, TKAE Yay., Ankara 1 966 - İ bni-Mühenna Lugati, TDK Yay., Ankara 1 997. - Prof. K. K . Yudahin, Kırgız Sözlüğü (A-1) (Cilt: 1) [Çeviren: Abdul lah Taymas], TDK Yay., Ankara 1 945 - Prof. K. K. Yudah i n , Kırgız Sözl üğü (K-Z) ( Cilt: 2 ) [Çeviren: Abdul lah Taymas], TDK Yay., Ankara 1 948 - Rus İ htilalinden Hatıralar 1917 den 1919 a (Cilt: 1 ) Abdullah Battal Taymas, [Hazırlayan: Erol C ihangir], Turan Kültür Vakfı, İstanbul 2000 - Rus İ htilalinden Hatıralar - Ben Bir Işık Arıyordum (Cilt: 2 ) A bdul lah Battal Taymas, [Hazırlayan : Erol C i hangir], Turan Kültür Vakfı, İstanbul 2000. -
Turancı Bir Komünist: SULTAN GALİ YEV
S. GALİYEV
M i r S e y i t S u l t a n G a l i yev, gü n ü m ü zde B aş k u r d i stan Cumhuriyeti s ı n ırları i ç i nde kalan Sterlitamak bölgesi ndeki Kırımsakaly kasabas ı n ı n Elimbetova köyünde 1 3 Temmuz 1 882 tarihinde dünyaya gelmiştir. 352
KURŞUNU.HAN TÜRKOLOJİ
Sultan Galiyev, ilk eğitimini ailesinden, özellikle babasından alır. Kazan'da bulunan Tatar Pedagoj i Enstitüsünü bitirdikten sonra bir s ü re öğretm en l i k yapar ve d a h a son ra U fa ' da B e l e d iye Kütüphanesinde çalışır. Kütüphanedeki görevinden ayrıldıktan sonra çeş i t l i gazetelerde çal ışır ve 1 9 1 5 y ı l ında tekrar öğretmenl ik yapmaya başlar. Bir süre Azerbaycan 'da bulunan Galiyev, burada "Azerbaycan Milli Hareketi"ne kat ı l ır. 1 9 1 7 y ı l ı nda Rus Komünist Partisine giren Galiyev, yen i dönemin Lenin, Stalin, Troçki i le birl ikte dört önem l i isminden biri haline gel ir. 1 9 1 8 yıl ında Mol lan ur Vah itov' un Çek Lejyonerleri tarafından öldürülmesinin ardından Galiyev ' in önü daha da açı l ır ve Galiyev, Komünist Partisi içinde en yüksek derecel i Müslüman temsilci konumuna gel ir. Sultan Gal iyev, Komunist Parti içinde daha çok, Merkezi Müslüman Komiserliği üyesi, Müslüman Askeri Kollegiyumu Başkanı, Jizn Natsionalnostey 'in editörlüğü gibi Müslümanlarla i lgi l i görevler üstlenir. Gal iyev yaptığı h izmetlerle Komün ist Parti içinde sağlam bir yere sah ip olur ve o artık devrimin önde gelen isimleri arasındadır. 1 923 yılında ilk defa tutuklandığında bu hizmetleri dolayısıyla serbest bırakılır. Sultan Gal iyev, yerl i, ulusal bir Komünisttir. O aynı zamanda ideal ist bir Turancıdır. Sovyetler B irliği içinde Ruslar i le Rus olmayanlar arasındaki eşitl ik mücadelesinin de öncülerindendir. Galiyev, mevcut şartlar içinde ancak komünist bir Turan ' ın mümkün olacağına inanmaktad ır. Ancak onun düşüncesine göre S osya l i z m , "henüz düşman s ı n ıflara ayrı lmam ış olan prekapitalist Tatar toplumunda farklı olacaktır. Çünkü doğu halklarının bağımsızlık değerleri proloteryada değil, dinde ve geleneksel, milli değerlerdedir. Ayrıca sosyalizmin başarısı ve yayılma şansı İslamı yok ederek mümkün değildir, ancak İslam ile uzlaşarak mümkündür". Yine ona göre, İslam gerici ve çağdışı bir anlayış değildir, fert i le toplum arasındaki dengeyi çok 353
PROF. DR . AHMET BURAN
iyi koruyan örnek bir sistemd ir. Gal iyev, bu düşünceleriye bir anlamda, İslam Sosyal izminden bahseden ilk Asyalıdır da denebilir. Rus devrimci ler, ısrarla devr i m i n batı Avrupa ü l kelerine yansıması gerektiğini savunurken Su ltan Gal iyev, sömürgecil ikten beslenen Avrupa l ı ların sömürgec i l iğe gerektiği kadar karş ı çıkamayacağını savunur. Bu arada, kimi arkadaşlarının çeşitli ünvan ve rüşvetler alarak " Turan" devleti fikrinden vaz geçerek, İdil Ural devletine razı olduklarını, Sovyetler B irl iği içinde alfabeleri ve d i l leri farklı laştırı lmış beş ayrı Türk cumhuriyetinin kuruluşunu üzülerek seyreder. Stalin tarafından Pantürkist ve Panislamist olmakla suçlanan Galiyev ' i n bir arkadaşına yazdığı ve "devrim amacından saptı, sömürgeciliğe karşı çıkıp ezilen milletleri savunmak amacıyla çıktığımız bu yol bugün Rus emperyalizminin doğmasına yol açtı, doğu ve doğu halkları unutuluyor" şeklinde ifadelerin yer aldığı mektup Stalin' in eline geçince tutuklanır. Bunun üzerine "yoldaş" Lenin ile görüşmek istemişse de, Lenin tarafından da " Türkçü, Turancı" olarak suçlanan bir kişi olduğu için bu görüşme gerçekleşmemiştir. Su ltan Gal iyev, tutuklandıktan sonra tek kişi lik bir hücreye kapatı lmış, maddi ve manevi baskı ve işkencelere maruz kalmıştır. Bunu yeteri i görmeyen yoldaşları, Moskova' dan uzaklaştın imasını isted i kleri için Gal iyev, Beyaz Den iz kıyısındaki b i r kampa gönderdi l miştir. Kısa bir süre sonra eşi de tutuklanmış ve bir daha haber a l ı namam ıştır. Oğlu b i r gece evi nden a l ı n m ı ş ve akı l hastanesine kapatı lmış, kısa zaman sonra öldürülmüştür. Büyük kızı G ü l sarı, S i b i rya'ya sürül müş, sistematik tecavüze maruz bırakılmış ve i Ik fırsatta intihar ederek hayatına son vermiştir. Küçük kızı Reşi de, S i b i rya'ya s ü r ü l m üş, on y ı l çal ı şma kamp ı nda tutulduktan sonra öldürülmüştür. Stal in adeta Su ltan Galiyev' in bütün soyunu yeryüzünden s i l mek istem iş; birçok akrabası ve yakını birer birer evlerinden alınarak b i l inmez yerlere sürgün edi lmiş ya da öldürülmüşlerdir. 354
KURŞUNIJUfAN TÜRKOLOJİ
Emperyal izmin amansız bir düşmanı olan Sultan Galiyev, inandığı komuünizm yolunda yoldaşlık ettiği arkadaşlarının emriyle yedi yı l l ık hücre hapsinden sonra bir iskemleye bağlanarak işkence edi lmiş ve Stal i n ' i n emriyle, KGB tarafı ndan 28 Ocak 1 940 tarihinde Lefort Hapishanesinde öldürülmüştür. Galiyev aslında bir Avrasya ideoloğudur. Komün izmi, doğu toplumlarını, öze l l ikle de Türkleri sömürülmekten kurtarabi lecek bir sistem olarak görmüştür. Türk halklarının ortak bir mücadele i l e sömürüden kurtulabileceklerine inanan Su ltan Gal iyev, önce İ d i l-Ural bölges i nde b i r Tatar-Başkurt devleti ve ard ından Türkistan 'da bir Türkistan Cumhuriyet i ' n i n kurulmas ı n ı ve bir sonraki aşamada da bu devletlerin b irleşerek " Turan" devletini oluşturmalar ı n ı i ster. ( *Sovyet Yüksek Mahkemesi 30 Nisan 1 99 0 'da aldığı b ir kararla Galiyev 'in s uçsuz, KGB belgelerinin düzmece olduğuna karar vermiştir.)
B. 2. 1 . 8. Kmmh Şair, Yazar ve Türkologlar K ırım, son yüzyıllarda, Türk ilim ve fikir hayatının önemli bir coğrafyalarından biri olmuştur. Bakü'de yap ı lan B irinci M i l l i Türkoloj i Kongresi n i toplayan Bekir Sıdkı Çobanzade323 ve "dilde, fikirde, işte b irlik" s l ogan ıy l a Tercüman gazete s i n i çıkaran v e Türk eğitim sisteminde yen i l iği temsil eden "usul-ı cedid'' hareketi n i n öncülerinden olan Gaspırah İsmail Bey Kınmlıdır. 1 924 y ı l ı nda Kırı m l ılar arasında Arap alfabesinden Latin alfabesine geçi ş ve d i l i n sadeleştiri lmesi konusunda önem l i m
Bekir Çobanzade aslen Kınmlı olmakla birlikte Azerbaycan'a sürülmüş, orada tutuklanmış ve kurşuna dizilerek öldürülmüştür. Kimi kaynaklarda Kuzeye sürüldüğü ve sürgün şartlan na dayanamayıp öldüğü belirtilmektedir. Bk. N edret Mahmut, Kınm Türk Aydınlarının Faciası, 3. Uluslar Arası Türk Dili Kurultayı-1 996, Ankara 1 999, s.701 -706
355
PRDF. OR. AHMET BURAN
tartı şmalar yaşanmıştır. Kırım Türklerin i n bir bölümü Latin alfabesin i n kullanı lmasını isterken, Vel i İbrahimov, Hasan Sabri Ayvazov ve d i lci, Türkolog Bekir Sıtkı Çobanzade buna itiraz etm işlerd ir. Bütün bu tartışmaların sonunda merkezi hükumetin de isteği ve baskısıyla 1 929 yılında 3 1 harfl i Latin alfabesi kabul edilir. l 928'de Akmescit'te toplanan "Ktrım Tatar Edebi Dili 'n in İmlası Üzerinde Birinci Kmm İlmi Konferansı" nda, step ve dağ bölgeleri arasında kalan bölgenin ağzının, ( Bahçesaray ağzı ) yazı d i l i olması kararlaştırılmıştır. Daha sonra 1 929'da ikinci, 1 934 'te üçüncü i lmi konferanslar toplanır, gramer, im la, telaffuz, term inoloj i ve sözlüklerin hazırlanması için çalışmalar başlatılır. 1 93 8' de Stal in dönemin in politikası gereği, bir kanun la Slav köken! i olmayan bütün halkların d i l leri için (Ermenice ve Gürcüce hariç) Kiri l alfabesinin ku llan ı l ması kararlaştırı l ı r ve Kırım'da da Kiri ! alfabesi kullanı lmaya başlanır324 • 1 9 1 7 devrimine kadar Kırı m 'da yetişen şairler ve yazarlar milli konuları işlerken, 1 9 1 7 devriminden sonra, yönetimin baskısıyla "Sovyet rejimi" nin anlayış ve beklentisi doğrultusunda eserler yazmak zorunda kalırlar. Ne yazık ki, Sovyet rej im i , Sta l i n canavarl ığı sın ır tan ımadığı için, sistem i öven eserler v e yazı lar yazmalarına rağmen, Ömer İ pçi325, Cafer Gaffar326, Abdullah Latifzade327, Hamdi Giraybay328, İ lyas Tarhan329 Omer Aci Asan330 öldürülmüşlerd i r. Nitekim Hamdi Giraybay' ın, "Hoş m
Zühal Yüksel, 1 91 7- 1 944 Dönemi Kırım Türk Edebiyatı, Türk Dünyası E l Kitabı, Ankara 1 992 325 Sosyalizm için yaptığı çok sayıda edebi çalışmaya rağmen Stalln'ln gazabına uğramış, sürgüne gönderilmiş, kamplarda her türlü işkence ve mahrumiyeti yaşamış ve 1 955'te Tomsk şehrinde ölmüştür. ""' Sosyalizm için yaptığı hararetli çalışmalara rağmen 1 938 yılında Stalin'in zulmüne uğramaktan kurtulamamış ve ölümle cezalandın im ıştır. 327 Sosyalizmi ve devrimi övmesine rağmen sürgün edilmiş ve 1938 yılında ölm üŞ/ öldürülmüştür. 328 Asıl adı Abdulzaat Abdullatifoğlu'dur. 311 1 938 yılında ölmüş/öldürülmüştür? 3:11 Dilbllimcl-türkolog olan O. A. Asan 1 949 yılında öldürülmüştür. 356
KURŞUNi.AHAN TÜRKOLOJİ
keldiniz Bolşevikler Kmm 'ga" d izesi i le başlayan bir şiir yazması ve Kırımlılar adına Sovyet hakimiyetini selamlaması, birçok Kırımlı gibi onu da Bolşevikler tarafından öldürülmekten kurtaramamıştır. Kırım l ı d i lci Ziyaddin Cavtöbeli Menliazizov da Sosyal izm için mücadele etmiş, ancak diğer birçok yazar ve şair gibi 1 93 8 yılında tutuklanmaktan kurtutamamıştır. Ziyaddin Cavtöbel i Menliazizov, 1 964 yıl ında affedi lmiş ve hapisten çıkmıştır. Romanya'da doğan Şevki Bektöre33 1 , 1 93 0'da m i l l iyetç i l ik yapmakla suçlanarak Kırım'dan sürülmüştür. Asan Sabri Ayvazov332 Türkiye'ye ve Polonya'ya kaçmaya teşebbüs etm iş ancak başaramamış ve 1 93 8 yıl ında kurşuna dizilerek öldürülmüştür. Cihan Noman Çelebi333, Hasan Çergeyev334, Mennan Camanakh335 gibi şair, yazar ve devlet adamı öze l l iği olan kişi ler de aynı kaderi paylaşmaktan kurtulamamışlardır. Sosyal izm Propagandası yapan dernek ve partilerde çeşitli çalışmalara katılan Irgat Kadir336, Amdi Alim Ganiyev, Osman A m it, Eyu p Dermenci ve Maksut S üley m a n i s e b i rçok meslektaşı gibi 2. Dünya Savaşı sırasında cephede öl ürler. 1 944 yıl ında Türkistan' a sürülen Kırım Türklerinin edebiyatı bu tarihten itibaren kes i l ir. Stal in sonras ı yurtlarına dönmeye "' Kınm'dan sürülen şair, Türkmenistan'da öğretmen lik yapar. Savaş sırasında Taşkenrte yaşarken 1 949'da pek çok Kınmlı gibi Sibirya'ya sürülür. l 956'da akrabalannın daveti üzerine Türkiye'ye gelir ve 1 963 yılında burada ölür. "' l 878 yılında doğmuştur. Dllbillmlcl, tiyatro yazan, eğitimci, fikir adamı, siyasetçi. Türkiye'ye ve daha sonra Polonya'ya kaçma teşebbüsleri başansızlıkla sonuçlanmış ve 5.4.1937 tarihinde tutuklanmış, 1 7. 4.1 938 tarihinde kurşuna dizilerek öldürülmüştür. m
�Aklanması için dava açacak kimsesiolmadığı için hala aklanamamıştır.
1 885-1918. Kınmlı şair, din ve devlet adamıdır. 26 Aralık 191 7'de kurulan ve Kınm Tatariannın ilk bağımsız hükumetinin başkanıdır. Kınm-TatarTürklerinln milli marşı olan "Ant Etkenmen "onun tarafından yazılmıştır. 1 91 8'in Ocak ayında tutuklanmış ve muhtemelen 23 Şubat 1 91 8'de kuşuna dizilerek öldürülmüştür. Cesedinin Akyar'da denize atıldığı söylenmektedir. "' 1879 yılında doğmuştur. Kınmlı şair. 1 944'te sürgün cezasına çarptı nlmıştır. 1 946'da açlık ve hastalıktan Özbekistan'ın Andican şehrinde ölmüştür. ın 191 6 yılında doğm uştur. Şairdir. l 942'de Kınm'ın Akyar şehri için yapılan çatışmada ölmüştür. "' Asıl adı Halil Kadlroğtu'dur.
357
PRDF. DR . AHMET BURAN
başlayan Kırım Türklerinin edebiyatı ancak bu tarihten sonra tektrar fi lizlenmeye ve eser vermeye başlar. 1 944 'te yurdunu kaybeden Kırımlılardan biri olan Cengiz Dağcı, Kırım Türklerinin yetiştird iği en büyük romancılarından b iridir. O Türkiye Türkçesiyle yazdığı eserlerinde, Kırım Türklerin in uğradığı sürgün, baskı ve soykırımı anlatmaya çalışır.
Bekir Sıdkı ÇOBANZADE
8. S. ÇOBANZADE
1 893 yılında Kırım'da, Karasubazar'da dünyaya gelmiştir. İlk ve orta eğitim i n i Kırı m ' da, Karasupazar'da tamamladıktan sonra, l 909 yıl ında l iseyi okumak için İstanbul ' a gel i r. L ise eğitimini İstanbul'da tamamlayan Çobanzade, Arapça ve Fransızca öğrenir. 1 9 l S 'te Odesa'ya g i derek S l av d i l l er i n i öğre n i r. l 9 l 6 ' d a Macaristan'a gider. B udapeşte Üniversitesi 'ne kaydolur, burada Türkoloj i eğitimi alır ve Codex Cumanicus üzerine bir çalışma yapar. 1 92 0 ' d e bu Ü n i versitede doktor o l u r. Çobanzade, Budapeşte'de bulunduğu yıllarda, bir süre Macar Kızıl Ordusu'nda görev yapmıştır. 358
KURŞUNLANAN TÜRKOl.OJİ
1 920'de Kırım'a dönen Çobanzade, değişik oku l l arda Kınm Türkçesi ve Edebiyatı i le Türkçenin Mukayeseli Grameri konularında dersler verir. Bu dönemde, " Yanı Çolban'', "İleri" ve " Okuv İşleri" d e rg i l er i n d e maka l e l e r yazar. D e ğ i ş i k üniversitelerde yöneticilik yapan Çobanzade, 1 926 yılında Bakü'de toplanan 1. Türkoloji Kongresi' nde " Türk Lehçeleri Arasındaki Karşılıklı İlişkiler" ve " Türk Tatar Dillerinde ilmi Terminoloji Meydana Getirme" konularında önemli bildiri ler sunar. Sovyetler B i r l i ğ i Yen i A lfabeler Merkez Kom ites i, Azerbaycan Terminoloji Komitesi gibi kom isyonlarda çal ışır. A lmanca, Fransızca, Arapça, Farsça, M acarca, Çekçe ve Lehçe'yi çok iyi bilen Çobanzade, Türk lehçelerinin tamamını çok iyi bilmekte idi ve hepsiyle i l g i l i çal ışmaları mevcuttur: "Rusya Tatarları 'n ın Kültür Hayatının Gelişmesi Üzerine B ir Deneme " (1915), "Türk Edebiyatında Yeni akımlar " (1916), "Kırım Tatarcası 'nın Grameri Hakkında İlmi b ir Deneme " (1 924), "Kumuk/arın Dili ve Sözlü Edebiyatı Üzerine Etütler " (1 926), "Nevai 'n in D ili Üzerine " (1 9 2 6) , " Türk- Tatar Diyalektolojisi " (1 92 7), " V. Tomsen " (1 92 7), "Azerbaycan Türk Edebiyatının Yeni Dönemi " (1930), "Azerbaycan Türk Dilinin İlmi Grameri " (1930), " Yabancı Dil Öğretiminin Temel Metodu Meseleleri " (1932), "Özbek Dilinin Öğretiminin Temel Metodu " (1932), "Karaçay - Balkar Dili Üzerine Notlar " (1932), "İbni Mühenna 'nın Türk Grameri " (1 933), "Leyla ile Mecnun Konusunun Tarihine Doğru " (1 934), "Kitab-ı Dedem Korkut 'un Edebi Lengüstik Tahlili" ( 1 93 5 ) gibi eserleri günümüzde de b i limsel değerin i korumaktadırlar. Çobanzade, dilciliği kadar şairliği i le de ün kazanmıştır. Onun "Yaz Akşamı Üy Altında", " Tuvdum Bir Uyde", "Oy Suvuk Şu Gurbet'', "Ah Tabı/sam'', "Suv Anası", "Dunay Tasa", "Anam", "Bulutlar" gibi şiirlerinin bulunduğu "Boran" isim l i şiir kitabı 1 927 yılında basılmıştır. 359
PROF. DR. AHMET BURAN
Çobanzade, Kırım 'daki toplumsal hareketlere aktif olarak katılmış, Kırı m ' ın bağımsızlığı için mücadele etmiş, Milli Fırka partisinde çalışmıştır. Dönem i nde arkadaşları Arap alfabesinin korunması gerektiğini savunurken, Çobanzade Latin alfabesini savunanlar arasında yer alır. 1 925 'te Kırım' dan sürülür ve Bakü 'ye gider. Tutuklanıncaya kadar Bakü' de çalışır. Bakü Üniversitesi ' nde profesör olan Çobanzade, 1 926 y ı l ı nda Bakü 'de Türko loj i Kongresinin toplanması sürecine de önemli katkı larda bulunur. 1 929 yı1 ında Özbekistan' da ve Kırı mda yapı lan "Dil ve İm/ti" konferanslarına katı lan Çobanzade, aynı yıl Azerbaycan Halk Eğitim i Bakan l ığ ı n ın baş i l m i konseyine bağl ı "term ino loj i kom i syonu"na başkan l ı k yapmış, eğitim ve psikoloj i dalında Azerbaycan Devlet İ l m i Araştınna Enstitüsü üyesi olmuştur. 1 930 y ı l ında Fergana Pedagoj i Enstitüsü, Özbek Dili ve Edebiyatı Kürsüsü Başkanl ığına atanmış, 1 932 y ı lında Sovyetler B irliği İ l im ler Akademisi M averayı Kafkasya Şubesi üye l iğine seç i l m i ş v e "Zakavkaze" payesi veri lmiştir337• Çobaıızade' nin nerede ve ne zaman öldüğü / öldürüldüğü konusunda iki görüş vardı r. A. Battal Taymas, E. Şem izade, T. Ergen, İ . Otar, Z. Y üksel gibi araştırmacı lar genell ikle sürgünde öldüğü yönünde b i l g i ler vermekted irler. İ k i n c i görü ş i se, Çobanzade ' n i n Azerbaycan 'da, Haçmaz şehrinde kurşuna dizilerek öldürüldüğü yönündeki görüştür. Öze l likle "repressiya" deni len 1 93 7- 1 939 yıl ları arası ndaki uygulamalarda, tutuklanan ve cezaland ırılan kişi ler hakkında ya hiç bilgi veri l memekte ya da yan ıltıcı bilgi ler veri lmekte idi. Nitekim daha sonra öldürüldükleri öğren i len çok sayıda kişi hakkında, S ibiryaya sürüldüklerine dair söylentiler çıkarı l mış, resmi yazı lar yazı im ıştır. Çobanzade'nin öldürüldüğü yer gibi, öldürülme tarihi de farklı verilmektedir. K i m i kaynaklarda bu tarih 1 3 Ekim 1 93 7 iken, m
Kenan Acar, Kınmlı Bekir Sıdkı Çobanzade, Ankara 2001, s. 49
360
KURŞUNU.NAH TÜRKOLOJİ
kiminde ise 1 8 Temmuz 1 939 olarak yer almaktadır. Kenan Acar, bu tarihleri değerlendirmekte ve olayların seyrini dikkate alarak, "1938 yilı aralrk ayında Sibirya 'da görüldüğüne göre, 1939 'da öldürülmüş olması daha akla yatkındır338" tespitin i yapmaktadır. "Pantürkist, Milli Fırka taraftan, Musavatçt!arla ve Sultan Galiyev taraftar/art ile ilişkisi olmakla" s u ç l anan Çobanzade sonuç itibariyle 1 3 Ekim 1 93 7 veya 18 Temmuz 1 939'da kurşuna dizi lerek öldürülmüştür339• Prof. Dr. B. S. Çobanzade' n in eşi sanatçı Rugiya Gireyevna Abdulina da eşinin kurşuna dizi l işinin ya da hüküm giyişinin ertesi günü 1 4 Ekim 1 93 7 tarihi nde tutuklanmış ve sekiz y ı l boyunca konuşturulmaya zorlanmıştır. Daha sonra serbest bırakılan Rugiya Gireyevna Abdulina, 1 955 yıl ında Azerbaycan ' ı n Haçmas şehrinde b i r oku lda müzik öğretmen l iğ i yaparak geç i m i n i sağlamaya çal ışmı ştır. Rugiya Gireyevna Abdul i na, kendisinin ve eşinin çok acı lar çektiğini 2 1 Şubat 1 95 5 ' te şu sözlerle d i le getirir: "Ben profesyonel b ir sanatçıyım. Kendi gayretimle çalıştım. Ama eşimin yaptıklarına ben nasıl cevap verebilirim? Ben, bugüne kadar ne olduğunu anlamış değilim; ben, gençliğimi, var!tğımı, kariyerimi kaybettim. Ama niçin, bilmiyorum? 340" * 13 A ralık 1 955 't e Rugiya Gireyevna 'nm itibart iade edilir.
Ömer İPÇİ 1 897 yıl ında Bahçesaray' da dünyaya gelen Ömer İpçi, kayışçı esnafında İpçi Bekir'in oğludur. B ütün edebi türlerde eserler veren Ömer İpçi, pek çok şiir, hikaye, tiyatro, makale yazmış ve dünya ve Rus klasiklerinden tercümeler de yapmıştır. Genç yazarları örnek aldığı bir şai r olan İpçi, eserlerinde sosyal izmi ve sosyal Kenan Acar. age ... s. 53 m F. O. Aşnin, B. M. Alpatov, D. M. Nasilov, age .. , s. 84 ,.., F. O. Aşnin. B. M. Alpatov, O. M. Nasilov, age.. , s. 85 na
361
PRDF. DR . AHMET BURAN
s ı n ı flar aras ı ndaki çel işkiyi işlem iş, yeni hayat i ç i n yapı lan mücadeleyi yüceltmiştir. Sosyal sorunları şiirlerine taşıyan ipçi, toplumdaki haksızlıklara ve adaletsizlikj lere karşı insanların mücadele etmesi gerektiğini söyler. Çeşitli dönemlerde yazdığı şiirlerini 1 926 da "Şark Kadm/ığı", 1 92 8 'de "Kureş lçün" adl ı ş i i r kitaplarında yayınlar. Ömer İpçi, hikayelerinde halkın yaşadığı hayatı dışarıdan bakan bir gözlemci titizliğiyle tasvir eder. Kırım Türkçesine ve bu dille yazılan nesre öneml i katkı larda bulunmuştur. 1 9 1 7 yıl ında "Arkadaş ve Yoldaş" isimli kolhoz dergisinde hikayeleri çıkar. İpçi ' n in Kırım tiyatrosunun gel işmesine de çok büyük katkısı olmuştur. Ömer İpçi, tiyatro yazarı olmanın yanında rej isörlük de yapmıştır. Yazar "Faişe", "Alim" ( 1 924), "Nenkecan Hamm" ( 1 926), "Motor", "Aymıklar", "Azat •Halk" ( 1 930), "Şaingeray" ( 1 929), "Duşman" ( 1 933) gibi eserleri tiyatroya kazandınnıştır. Ömer İpçi, çok yönlü bir aydındır. Mesleki anlamda bir Türkolog olmasa da, dil ve edebiyat sorunlarına yaklaşımı bakımından Türkologlar arasında değerlendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. İpçi, K ırım' da ve İdil-Ural bölgesi Türkleri arasında devam eden dil ve ölçünlü dil, edebi d i l tartışmalarına katılarak bu konularda pek çok makale yazmıştır. "Bizde imla Mese/est' ( 1 923), "nl ve İmla", "Yazı Meselesi", "İmla ve Ti/ Konferentsiyası Münasebetiyle ( 1 924) makaleleri edebi dil konusunda yazılmıştır. Ayrıca, "Kırun Mektepleri ( 1 926), "İftira Değil Hakikat" ( 1 926) makaleleri okul larda okutulan d i l ve edebiyat ders l e r i y l e i lg i l i d i r. "Nefis Edebiyat Tercümesi" ( 1 9 3 2 ), "Edebiyatımızın Muvaffakiyet/eri ve Bazı Eksiklik/eri" ( 1 93 5 ) "Edebiyatta Eksiklik/er Yok Edilme/t' ( 1 934) gibi makaleleri Kırım yazarlarının görev ve sorumlulukları hakkındaki görüşlerini içerir. "Teatr Omurinde" ( 1 92 5 ), "Köyde Teatr İşlerimiz" ( 1 932), " Teatr ve Yazıcılarımız" ( 1 929),"Pyesa Tı/t' ( 1 932), "MilliOpera" ( l 937) isimli makaleleriyle tiyatronun gel işmesini engelleyen sorunları ortaya koyarak eksiklikleri ve yapı lması gerekenleri gösterir341 • '
362
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Ömer İpçi, Sosyalinnin halk tarafından benimsenmesi için yaptığı çok sayıda edebi çalışmaya rağmen, ne yazık ki Stalin' in gazabından kurtulamamış; sürgünlerde, kamplarda her türlü azap, işkence ve mahrumiyeti çektikten sonra 1 955 'te Tomsk şehrinde ölmüştür.
Umer Aci ASAN 1 898 yılına Kırım'da Kefe' de dünyaya gelmiştir. D i l bil imci Türkolog ve pedagoj i uzman ı olan Aci Asan, Zincirli Medrese'de eğitimini tamamladıktan sonra Akmescit Öğretmen Seminerinde eğitimine devam etmiştir. 1 9 1 7' de doğduğu şehir olan Kefe' de öğretmen l ik yaparken, 1 922'de Kırım Devlet Üniversitesinin Dil ve Tarih Fakültesi'nin Açık Öğretim Bölümü ' n üne kaydolmuştur. Bu dönemde önce Kefe' de yeni açı lan i L B asamak oku luna, bir yıl sonra da Kara Töbe'deki oku l a müdür olarak tayin edi lm iştir. 1 922-23 yılları arasında A. Odabaş i le, milli okul lar için Kırım Tatar Dili ders kitapları hazırlamış, 1 923-35 arasında M i l li Eğitim B akan l ığı'nın Eğitim Metodları Literatürü Bölümü' nde görev yapmış ve Kırım Pedagoj i Enstitüsü ' nde ders verdiği y ı l larda öğrencilerinin staj dan ışman l ığını üstlenmiştir. 1 93 5-3 7 arasında Akmescit Tiyatro Yüksek Okul u ' nda hocalık yapan Aci Asan, 1 93 7' de "Burjuvazi dil bilimciliği yöntemlerini kullanmak ve Kırım Tatar dili öğretimini Pantürkizm kavramları üzerine kurmak' la suçlanarak tutuklanmıştır. Mahkemede bu suçları kabul etmeyen yazar, 1 4. 08. 1 93 8 tarih inde sekiz yı l l ığına sürgün kampı n a gönderi l m i şt ir. A san, s ü rgün ed i l i rken a i l e s i de cezalandırılmış ve Semerkant'a gönderilmiştir. 1 946 yılında kendisi de ailesinin sürgün edildiği Semerkant'a dönmüş, ancak kısa bir süre sonra 1 949 yıl ında vefat etmiştir342• '
34 '
342
Zühal Yüksel, age.., s., TOrk DOnyası Edeblyatçıları Anslklopedlsl- 1 . elit, s. 1 00-1 01
363
PRDF. DR. AHMET BURAN
Önemli eserlerinden bazı ları şunlardır: " Elijbeni Ögret üvde Metodik Tesviye/er (A kmescit 1926) " ; "Kırım Tatar Dilinde Bulunan Sözleri Top/av Akında Talimat (A kmescit 1 928) "; "Ede b iy Ti/ İşlev Meselesi Etrafında, Yeni Dünya, 7 Ekim 1931 "; "İmlada Esas-Smfıy İçtimaiy Ma 'qulliktir, Yeni Dünya, 10 Kasım 1931 ".
Yakup AZİZ OGLU 1 898 yılında Kırım'ın Telmanov beldesinin Taşl ı-Dair köyünde dünyaya gel m i ştir. D i lb i l i mci-Türkolog ve pedagoj i uzman ı olan Aziz üglu, Moskova'daki Şark Emekçileri Komünist Üniversitesi'ni bitirdikten sonra 1 928'e kadar Tatar Pedagoj i Enstitüsü 'nün Kırım Tatar D i l i ve Edebiyatı Fakü ltesinde öğretmenlik yapmıştır. Kırım Tatarcası için Latin alfabesinin kul lanılması sürecinde etkili olmuş ve 1 929'daki il. Dil Kongresi'nde K ırım Tatarcasındaki Arap ve Fars köke n l i kel i meler konusunda bir konuşma yapmıştır. 1 . 1 O. 1 93 2 ' den itibaren K ı r ı m Pedagoj i Enstitüs ü ' n ün D iyalektik Materyalizm Kürsüsü 'nde doçent olarak çal ışan Aziz Oglu, 1 934 'te Kazan 'a gitmiş ve burada, Yeni Elifbe Komitesi' nin sekreterl iğini yapm ıştır. Dil ve Edebiyat Bilimsel Araştırma Enstitüsü 'nün müdür yardımcılığı görevinde de bulunan Aziz Oglu, "Sovyet karşıtı pantürkist milliyetçi örgütün faal üyesi olmak, 1 925 't en itibaren Sovyet Hükumeti 'ne karşı m ücadele etmek" i le suçlanm ı ş ve 2 8 . 06. 1 93 7 tarih inde tutuklanmıştır. Yüksek Mahkemenin Askeri Komisyonunun kararı ile ölüme mahkum edilmiş ve 1 7 . 4. 1 93 8 tarih i nde Akmescit'te kurşuna dizilerek öldürülmüştür343• Eserlerinden bazı ları şunlardır: " Teatro A kmda Birkaç Fikirler, Yeni Dünya ", "Kırım Tatar Ede b iy Ti/inin İnkişaf Yo lları, Yen i D ünya ", "" Türk Dünyası E debiyatçıları Ansiklopedisi, il. cilt, s. 1 1 0
364
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
"Arkadaş 'nın Tenkidini Tenkid, Bolşevik Yolu, 1 93 1 '', "Bir Edebiy Mesele (B. Çobanzade ve A. Latifzade 'nin Edebiyatımız Akkındaki Maruzaları Munasebetiyle), İleri ". * Ölümünden sonra davası yeniden açılmış, suç unsuru bulunmadığı için 13. 1 0. 1 959 'da aklanmıştır.
GASPIRALI İ SMAİ L BEY "Millete hizmet etmek istiyorsan, elinden gelen işle başla " ....
Gaspırah İsmail Bey
G. İsmail Bey
Gaspıralı İsmail Bey'in soyu K ı rım'ın sah i l kısm ında bulunan Gaspıra köyüne dayanmaktadır. Babası MustafaAğa Gaspıralı olduğu için İsmail Beye de Gaspıralı denmiştir. İsmail Bey, i l k eğitim i n i Bahçesaray' da bulunan Zincirli Medrese'de Hacı İsma i l Efendi 'den a l ı r. On yaşlarında iken Akmescit'teki Rus okuluna gönderilir, burada iki yıl okuduktan sonra Vorononej şehrindeki askeri okula, buradan da Moskova Askeri Okul una giderek eğitimine devam eder. İsmai l Bey' i n Moskova'da 365
PROF. DR AHMET BURAN .
bulunduğu yıl larda, Moskova adeta Slav m i l l iyetçil iğinin, Rus m i l l iyetç i l iğinin merkezi durumunda idi ve Ruslar Türkleri dini ve milli değerleri bakımından aşağılamakta idiler. Rusların sınır tanımaz Türk düşman tıklan Türk çocuklarını rahatsız eder ve ruhlarında derin izler bırakır. B irçok Türk öğrenci okul larını bırakarak Ruslarla aynı ortamı paylaşmaktan uzaklaşırlar. Rusların bu tavırları, tepkisel de olsa m i l l iyetçi duyguların güçlenmesine yol açar. Daha önceleri yaz tatil lerini Kırım 'da geçirirken, 1 867 yazında Gaspıralı ve arkadaşı Mustafa M i rza, yaz tat i l i için Kırım'a gitmek yerine, o tarih lerde Osman l ı Devleti ' ne karşı isyan etm iş olan G iritli i syancı larla savaşmak üzere Girit'e gitmek isterler. B ü t ü n b u ge l i şm e ler sebe b i y l e İ s ma i l B ey, eğit i m i n i tamam lamadan okulundan ayrı l ı r ve l 868'de henüz 1 7 yaşında iken Zincirl i Medrese'de Rusça öğretmenl iği görevine tayin edi l ir. Daha sonra 1 869 yıl ında Yalta'da Dereköy okulunda öğretmenlik yapar ve iki yıl sonra tekrar Zincirli Medresedeki görevine döner. Bu arada Türkçe dersleri de verir. Ancak medresedeki eğitim sistemi n i eleştirdiği için bir süre sonra görevine son veri lir. İsmail Bey, 1 87 1 'de Türkiye'ye giderek Türk subayı olmayı düşünür, ancak yarım kalan eğit i m i n i tamamlamak ve Avrupayı tanımak için Fransa'ya gitmeye karar verir. Avrupa'ya giden İsmai l Bey, Paris'te üç yıl kal ır. Daha sonra, 1 874 y ı l ı nda İ stanbul 'a gel i r ve Türk subayı o l ma hayal i n i
Gaspıralı İsmail Bey v e Ailesi
366
KURŞUNIJlHAH TÜRKOLOJİ
gerçekleşti rmeye çal ı ş ı r. Fakat bu m ü mk ü n o lmaz, çünkü Sadrazam Mahmud Nedim Paşa, bu hevesl i gençten çok, Rus sefiri İgnatief' in tavsiyelerini dikkate alır. Bu durum İsma i l Bey' i küstürmez, daha büyük bir şevkle Türklük meseleleri i le ilgilen ir. Devletin eğitim, yönetim ve ticaretindeki eksiklikleri ve Türklerin sıkıntılarını yakından tanır, çözüm yolları bulmaya çal ışır. 1 874 yıl ında İstanbul ' a gelen Gaspıralı, Türk d i l i üzerindeki tartışmalara yakından tanı k ol ur. Tanzimat'tan beri Osman l ı aydın ları arasında tartışı lan d i l meselesi, m i l li varl ık ve kiml ikle i lgili olduğu için Gaspıralı 'yı da yakından i lgilendirir. Türkiye'de bulunduğu sırada Şemseddin Sami, Ahmet M idhat Efendi, Mehmet Emin ve Necip A sım gibi Osmanlı ayd ınlarıyla bir arada bulunur ve onlarla dost olur. Osman l ıdaki d i l tartışmaların ı iyi i nceleyen ve an layan Gaspıralı, Bahçesaray'a dönünce, yabancı unsurlardan mümkün olduğunca arı ndırı l m ı ş sade bir d i l kullanmaya başlar. D i l konusundaki fikirlerini kısa zamanda gel i ştiren Gaspıralı, Ortak bir Türk d i linin mümkün olduğu görüşündedir ve buna yönel ik çal ı şm alarına h ı z verir. Ona "öyle bir dil kullanılmalıdır ki, konuşulduğu ve yazıldığı zaman İstanbul 'daki hamal ve kayıkçı ile Doğu Türkistan 'daki çoban anlayabilmelidir " der. Gaspıralı, yaratmayı hedefled iği ortak d i l i n gel işmesi için aşağıdaki esaslara uyulması gerektiğini bel i rtir. Bunlar: 1) Türk lehçelerinin kelimeleri, Osmanlı Türkçesi yazı dilinin kaynağı ve bu lehçenin en gelişmiş şekli olan İstanbul ağzına uydurularak kullanılmalıdır. 2) Mümkün olduğu kadar yabancı s öz ve kurallar Türkçeden çıkarılmalıdır. 3) Okur-yazarlar tarafından anlaşılmayan Arapça ve Farsça tabir ve terkipler kullanılmamalıdır. Gaspıralı, bu prensipleri, Tercüman gazetesi başta olmak üzere, yazı yazdığı bütün dergilerde titizlikle uygulamıştır. Türkçenin bütün Türk dünyasının ortak d i l i haline gelebileceği düşüncesi 367
PRDF. DR. AHMET BURAN
gerçekleşm i ştir. N itek i m onun çıkard ığ ı Tercüman gazetesi, K aza n ' d a , Doğu Türk i stan ' da, A ze rbaycan ' d a , Osman l ı Türkiyesi nde bütün Türkler tarafı ndan okunan ve anlaşılan bir gazete haline gelmiştir. Ziya Gökal p, Tercüman gazetesi için: " Tercüman gazetesini, Kuzey Türkleri olduğu kadar, Doğu Türkleri ile Batı Türkleri de anlardı. Bu gazete, b ütün Türklerin aynı dilde birleşmelerinin mümkün olabileceğinin canlı bir delilidir" der. İsmail B ey, 1 875 yıl ında Kırım'a döner, 1 879'da bir gazete çıkarmak ister, ancak gerekli izin verilmez. İsmai l Bey, bu gazeteyi çıkararak, i lgisizlikten, bilgisizlikten cehalet uykusuna dalmış olan Türklüğü bu uykudan uyandırmak ve yeniden tarihteki güçlü konumuna yüksel mesi için onu harekete geçirmek ister. 1 905 yılında Rusya'da başlayan siyasal ve sosyal gel işmeler, Türk ayd ı nları için daha etkin mücadele zemi n i oluşturmuştur. 1 905 'te kurul an Rusya Devlet Dumas ı ' nda Türklere de temsi l hakkı veri l ir. Türkler de bu hakkı en iyi bir şeki lde kullan ı p çok sayıda temsilciyi Duma'ya sokmayı başarırlar. 1 905 yılının Ağustos ayında bir araya gelen Gaspıralı İsmail Bey, Topçubaşı A l i Merdan Bey ve Yusuf Akçura Bey, "Rusya Müslümanları İttifakı"nı kurarak, Türk lerin hakları n ı Duma' da nas ı l savunmak gerektiği hususunda çal ışmalara başlarlar. İsma i l B ey, Rusya Müslümanları İttifakı kongresinde , " Um umen Türklerin aslı nesli b irdir. Zaman ve mekan ihtilafıyla şive ve adetlerimize ihtilaf peyda olmuştur. Bu ihtilaf, birbirimizi anlayamayacak dereceye gelmiştir. Bundan sonra okullarımızı edebi dili b ir olan hizmet edecek hale getirmek lazımdır. Kongrenin mektep ve medrese komisyonu tarafından hazırlanmış olan layihasında ilkokullarm11z için dört sene süren öğretim tayin olunmuştur. Bunun üç senesinde sadece mahalli şive ile öğren im icra edilip, son senesinde umumi Türk lisanı ile yazılmış kitaplar okutulmalıdır. Bu 368
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
sayede yavaş yavaş muhtelif şive ve lehçeler birleşmiş olur341" der. Bu düşüncesini "dilde.fikirde, işte birli/C' sloganıyla formüle eder. G a s p ı ra l ı İ s m a i l B ey, 1 8 8 1 y ı l ı n d a yazd ı ğ ı eseri n d e medreselerdeki eğitim anlayışında b i r reforma gidilmesinin gerekli olduğunu dile getirir. " Usul-i cedid'' adıyla ifade edi len bu yeni eğitim modeli, geleneksel eğitimden yana olan "mo/la"lardan büyük tepki görür. Ona göre eğitimdeki düzenlemeler i lkokuldan itibaren başlamalı, eğitim süreci içinde hayatta gerekli olan her türlü bi lgi çocuklara verilmelidir. İsmail Bey reformun gerekli liğini şöyle tespit e d e r : " 1 881 yılında topladığım malumata göre R usya Türklerinde on altı bin küsür mahalle mektebi, iki yüz on dört medrese mevcut olup, bu on altı bin mektepte, yarım milyon Türk çocuğunun beşer sene ömürleri çürütüldüğü halde onlara beş sallr Türkçe okuyup yazma bile öğretilmediğini ve ancak Kuran okuma ve namaz duaları öğretilmekle yetin ildiğini gördüm. Bu mahalle mektepleri, sırf din i addolunduklarmdan dolayı resmen dini idarelerin (İdare-i Şer 'iyye) nezaretinde, hakikalle ise hiç kimsenin nezaretinde b ulunmuyorlardı. 3-15 " Gaspıralı İsmai l Bey ' i n l 884 'te Bahçesaray'da Kaymazağa Mahallesinde açtığı ve usul-i cedid ile eğitim veren birinci okulunda okuyan öğrencilerin daha kısa sürede okuma yazma öğrendiklerinin ve daha başarıl ı olduklarının görülmesi üzerine, bu okullara i lgi artar ve her şehirde bu yöntemle eğitim yapan bir okul açı l ı r. Daha sonra bu düşünce bütün Türk dünyasını etki ler, Türkistan'da usul-i cedid okul ları açı lır. Burada çağdaş bir eğitim veri lmekte, aydın insanlar yetişmektedir. Ancak, milli düşüncelerle donatılmış aydınlar yetiştiği için bu durum Rus yönetiminin hoşuna gitmez ve bu oku lların kapat ı l ması için her yol denen ir. . . "" www. lsmailgaspirall.org "' www. ismailgaspirall.org
369
PROF. DR . AHMET BURAN
Rusların çıkardıkları güçlükler yüzünden hayatı büyük sıkıntılar içinde geçen Gaspıralı İsmail Bey, ömrünü adadığı ve başarıyla yürüttüğü d i l ve kültür birliği mücadelesi n i çok iyi bir seviyeye getirmişken 1 1 Eyl ü l 1 9 1 4 yılı nda vefat eder.
B. 2. 1. 9. Nogay, Kumuk ve Karaçay- Balkar Şair, Yazar ve Türkologlara Kuzey Kafkaslarda, Karaçay-Bal kar, K umuk ve Nogay Türkleri yaşamaktadır. Sovyet yönetiminin baskıcı politikalarından burada yaşayan Türklerin tamamı etkilenm iştir. Örneğin, Kumuk şair ve yazarlarından Abusupiyan Akayev uzun yıl lar sürgünde yaşamış ve sürgün yerlerinin olumsuz şartları sebebiyle 1 93 1 yılında ölmüş, Abduraşit Abakarov ise 1 933 yılında öldürülmüştür, Nogay yazarı Basir Abdullin gördüğü i şkence sebebiyle hastalanmış ve 1 93 7 yılında hayatını kaybetmiştir. 1 9. yüzyı lın sonlarına kadar Karaçay-Balkar Türklerinin yazılı bir edebiyatları yoktu. B u yüzyıla kadar Karaçay-Balkarların sözlü gelenekte devam eden bir edebiyatları bulunuyordu. 1 9. yüzy ı l ın sonunda Karaçay-Bal kar Türkçesiyle ş i i r yazan Kazım Meçi, Karaçay-Balkar yazıl ı edebiyatının ilk şairi kabul edi l mektedir. Sovyet dönemi anlayışı içinde Karaçay-Balkar edebiyatı da ideoloj ik yön lend i rmelerden etki lenmiş ve tari h i n i reddeden, geçmişin geleneksel anlayış ve yaşayışını, sınıfçatışmaları biçiminde yorumlayan eserler yazı lmıştır. Bu dönemde eser veren bel l i baş l ı şair ve yazarlar şunlardır: Azret Örten, Hamit Laypan, Hasan Appa, Hal imat Bayramuk, Tohar Borlak, Magomet Bayçora, Abdulkerim Bayku l, Osman Hubiy, Azamat Süyinç, Bilal Köbek, Hüseyin Tohçuk, İbrahim Baba vd. Karaçay-Balkar edebiyatçı larından, Kazım Metçi ş irlerinde yurt sevgisini işlediği için sürgün edilir. İsmail Akbaylam ve Umar
370
KURŞUNUlNAH TÜRKOLOJİ
C. Aliyev 1 93 7 yılında öldürülürler. Karaçay Türkçesi gramerini yazan . . . . Öldürülmüştür. Hasan Appa 1 93 0 ' lu yıllarda üç ciltlik "Kara Sandık:' adl ı roman ını yazar. İlk iki ci ltte komün izmi öven Appa, son ciltte bu fikrinden vaz geçer ve komünizmi beğenmediği için birçok Karaçay Balkar aydını gibi 1 939' da öldürülür. Karaçay-Balkar şair ve yazarlarından Tohtar Borlakov, Hasan Bostanov, Azret Kiçibatıroviç Budayev 1 942 yıl ında İkinci Dünya Savaşında ölmüşlerdir.
371
KURŞUNL.ı\NAN TÜRKOLOJİ
B. 2. 2. ÇİN'DE Uygur Türklerin i n yıl lard ır Ç i n zulmünden ve esareti nden kurtul mak için verdikleri mücadele onların edebi eserlerine de yansımıştır. En eski yerleşik kültüre ve yazı d i l i geleneğine sah ip olan Türk topluluklarından biri de Uygurlardır. Yüzyıl larca Uygur Türkçesi ile edebiyat ve bilim yapılmış, klasik edebiyatın biçim ve konuları işlene gelmiştir. 20. yüzyı lda, Uygur Türklerin i n edebiyatında Ç i n istilası ve esareti, edebi eserleri n önem l i b i r konusu hal i ne gel m iştir. Uygurların 2 0 . yüzy ı l ı n baş ında facialarla d o l u toplumsal çalkantı larını, Çin devleti n i n baskı, asim ilasyon ve yok etme politikalarını Umudi, Arzu Muhammed, Molla Yusuf, Kasim Bey, M uhammed A lem, Mol l a Şakir, Şeyh Gari b i , K u rban Sufi Seferbay . . . gibi yazarlar eserlerinde işlemişlerdir. B u yazarlardan başka "koşakçı" den i len halk şairleri de, Ç i n zulmünü anlatan ş i i rler söylemişlerd ir. 1 93 1 y ı l ın da Uygurlarla Ç i n l i ler arası nda yaşanan savaş, Abdülhalik Uygur, Lütfullah Muttal ip, Nim Şehid, Enver Nasir ve Ahmed Ziyai gibi şair ve yazarların eserlerine konu olmuştur. Uygur şair ve ediplerinden Abdulkadir binni Abdulvaris ( 1 924), Abdulhalik Uygur ( 1 93 3 ), Abdulla Rozi ( 1 945) çeşitli şek i l lerde öldürülmüşlerdir. Ü limjiuh Karımsakov Akıt (Akıt Altayskiy) 1 940 yıl ında Urimçi 'deki bir hapishanede işkenceyle öldürülürken, Özbek ası l l ı o lan şair Bilal Ezizi, 1 945 y ı lı nda Aksu 'ya sürgün edi l m iş, Aksu'da Doğu Türkistan Uçkun lar Teşkilatı'na önderl ik ettiği için yakalanmış ve öldürülmüştür. 1 949 yıl ından itibaren Doğu Türkistan 'da Ç i n hakimiyeti güçlenmiş, bütünüyle bu coğrafyaya hakim olan Çinliler, akla hayale sığmaz işkence ve baskı yöntemleri i le Uygurları sindirmeye hatta yok etmeye ç a l ı ş m ı ş l a rd ı r. 1 9 5 8 y ı l ı ndan i t i baren Doğu Türkistan 'da yüksek öğretimde eğitim dili Ç ince o lmuş, Türkçe 373
PROF. DR AHMET BURAN .
yasaklanmış ve Türk kökenli öğretim üyelerinin işine son verilmiştir. Bu y ı l l arda Uygur şair ve yazarları nın bir bölümü tutuklanm ış, işkence ile öldürülmüş, bir bölümü ise canlarını kurtarmak için vatan toprak l a rı n ı terk etmek, başka ü l ke lere kaçmak zorunda kalmışlardır. B u süreçte Türklerin çektiği acı ları ve uğradıkları sokırım ı dört ciltlik "Suç" adl ı eserinde anlatan Hacı Kumar Sabdan, bütün ömrünü hapishanelerde geçirmek zorunda kalmıştır. " Uygurlar" ve "Hun Kavmi Hakkında Tarihsel Özet" ad l ı eserlerin sah ibi Tarihçi Turgun Almas da göz altına alınm ış, tutuklanmış ve baskılara maruz kalmıştır. Hoten olayları sırasında tutu k l a n a n N i met A b d u m a d i i se 1 5 y ı l h a p i s cezas ı n a çarptırı l m ı ştır346• Kalan şair ve yazarlar için Çin yönetimi, belirlenen politik düşünce ve amaç lara ayk ırı h içbir söze ve söyleme müsade etmemiş; okul larda Uygur edebiyatı yasaklanmış, Mao'yu ve Kızıl Ç in ' i öven yeni bir edebiyat gel iştirilmeye çalışılmıştır. Böylece, l 950 ile 1 980 yılları arasında Uygur edebiyatı adeta yok edilmiştir. Mao ' nun ölüm tarihi olan l 978 y ı l ı ndan sonra baskı lar kısmen de olsa azalmış ve Uygurlar arası ndaki edebi faal iyetler yeniden canlanmaya başlamıştır. Mao' lu yıllarda tutuklanan ve eser yazması yasaklanan Abdurrahim Ötkür yeniden yazmaya başlamıştır. Son dönem Uygur edebiyatını, Turgan A lmas, Hacı Yakup, Zordun Sabir, Turdi Samsak, Zünun Kadiri, Eklem Ehtem, Teyipcan E liyop, İmin Tursun, Rehm itul lah Cari, Seypiddin Ezizi gibi isimler temsil etmektedir.
,.. Saadettin Gömeç, age., s.278
374
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Bir Mücadele Adamı: İSA YUSUF ALPTEKİN
İ. Y. ALPTEKİN
Hayat h ikayesi, Doğu Türkistan mücadelesiyle özdeşleşen İsa Yusuf A l ptekin, 1 2 çocuklu ç i ftçi b i r a il e ni n çocuğu olarak Yenihisar'da dünyaya gelmiştir. Kardeşlerinden 9'u küşük yaşlarda vefat eden İsa Yusuf A l ptekin, hayatta kalan üç kardeşin en küçüğüdür. Önce medresel erde eğitim a l m ı ş daha sonra Ç i n okuluna devam etmiştir. Erken yaşlarda memuriyete atı l m ış, vergi memurluğu, Ç i n oku l u n d a Türkçe öğretm e n l i ğ i , yaban c ı l a r a ra s ı n d a k i anlaşmazlıklara bakan "harici irtibat memurluğu" gibi görevlerde bulunmuştur. Yenihisar i lçesinin Ç i n l i kaymakamı Andican 'a tayin olunca İsa Yusuf' u da beraberinde götürür ve buradaki görevi altı yıl kadar sürer. Batı Türkistan'daki görevi sırasında, bölge Türklerinin Ruslara karşı verdiği mücadeleyi tanır ve orada tanıştığı kişilerden etkilenir. Öze l likle o tarih lerde henüz öldürülmemiş olan, Özbeklerin m i ll'i şairi Çolpan, İsa Yusuf üzerinde etki l i olur. 1 93 2 ' de Doğu Türk i stan ' a dönen İ s a Yusuf B ey, "Çin Türkistan mm Avazı" ad l ı degiyi ç ıkarmaya başlar ve 1 933 'te "Doğu Türkistanlı Vatandaş/ar Cem iyeti"n i k u rar. B u
375
PRDF. DR. AHMET BURAN
organizasyon ların bir sonucu olarak 1 2 Kasım 1 933 'te Doğu Türkistan Türkleri bağımsızl ıklarını i lan ederler. Kaşgar başkent i lan edi l ir ve Hacı Hoca N iyaz Cumhurbaşkanı olur. Ne yazık ki bu bağımsızlık uzun sürmez ve 1 934 yıl ında Ç i n askerleri Doğu Türkistan' ı işgal ederler. Ç i n, İkinci Dünya Savaşı öncesinde Japonyanın yayılmacı politikasından rahatsız olur ve İslam ü lkelerine Çin devletinin bu konudaki düşüncelerini anlatmak ve kamuoyu oluştunnak için, İsa Yusuf Bey' i çeşitl i İslam ülke lerine gönderir. Bu gezi ler İsa Yusuf Bey' e diplomatik deneyimler kazımdınnası bakımından faydalı olur. 1 943 y ı l ında Mehmet Emin Buğra Afgan istan 'dan gelerek Doğu Türkistan ' a yerleşir. Mehmet Emin Bey i l e İsa Yusuf Bey mücadeleye birl i kte devam ederler. İ l i ayaklanması sonrasında A l i Han Töre ' n i n önderl iğinde 2 1 Eyl ü l 1 944'te kuru lan Şarki Türkistan Cumhuriyet i ' n i n ömrü fazla uzun sürmez. Fakat İsa Yusuf, Meh met Em i n B ey ve arkadaşları n ı n mücadeleleri sayesinde Çin, Doğu Türkistan' da bir eyalet hükfımeti kuru imasına izin verir. 7. Kasım 1 944 'te Ç i n ' e bağlı, Şarki Türkistan Eyalet H ükfımeti kuru lur. İsa Yusuf B ey de bu h ükfımetin üye leri arasındadır. B aş l angıçta Eya l et H ükfımet i n i n başkan l ığ ı n ı Ç i n l i ler yürütürken, 29 Ekim l 947 'de Doğu Türkistan Eyalet Hükfımetinin başkanl ığı Türklere veri l ir; Mesut Sabri Bey Hükfımet Başkanı, İsa Yusuf Bey de Genel Sekreter olur. Ancak, Rus ve Çin aleyhtarı pol itikalar yürüttükleri gerekçesiyle Mesut Sabri Bey ve İsa Yusuf Bey 1 7 Temmuz 1 948 'de görevden alın ırlar. B u arada Çin' de komünistler iktidarı ele geçirmeye başlarlar. Pekin' i işgal edip, Doğu Türkkistan' a doğru hareket ederler. İsa Yusuf Bey komünizme karşı olan generallerle görüşerek birlikte mücadele etme kararı al ır. Ancak artık çok geçtir ve yapılabi lecek fazla bir şey de kalmamıştır. İsa Yusuf Bey ve Mehmet Emin B ey, Doğu T ü r k i stan ' d a k a l a m ayacak l ar ı n ı an l ay ı n c a ,
376
KURŞUNIJlNAN TÜRKDLıOJİ
vatanlarından ayrı lma kararı verirler. Bu karar kişisel olarak hayatlarını kurtanna kararından çok Doğu Türkistan için mücadele imkanı ve zemini bulmak için verilmiş bir karardır347• Kızıl Çin ' in Doğu Türkistan ' ı işga l iyle birl ikte 1 949 'da Keşmir'e i ltica eder. Burada 4 yıl kaldıktan sonra, uzun, yorucu ve ç i l e l i b i r yolculuktan sonra İsa Yusuf Bey 1 95 4 y ı l ı nda Türkiye'ye yerleşir ve ilk iş olarak "Doğu Türkistan Göçmenler Cemiyeti "ni kurar. Bu örgüt sayesinde gittiği, ulaşabildiği her yerde Doğu Türkistan davasını anlatır. 1 960'da Yen i Delhi 'de toplanan A sya-Afrika K o n fera n s ı na, 1 962 ' d e B ağdat 'ta, 1 964 ' d e Somali 'nin merkezi Mogadişu'da 1 965 'de Mekke'de 1 978 yılında Karaç i ' de toplanan İslam Konferanslarına kat ı l ır. 1 980 yıl ında Mekke'deki Dünya İslam Birliği Kurucular meclisi üyeliğine seçilir ve bu konferans ve toplantı larda yaptığı konuşmalarla İslam dünyas ı n ı n dikkat i n i Doğu Türkistan davasına çeker, Doğu Türkistan için önemli kararların çıkmasına sebep olur. Türkiye'deki her an ı Doğu Türkistan davasıyla i lgili olan İsa YusufA l ptekin, 1 5 Aralık 1 995 'te vefat etmiştir.
'"Alaeddin Yalc;ınkaya, Türkistan, İ stanbul 1 997, s. 423-426
377
KURŞUNLıANAN TÜRKOLOJİ
B. 2. 3. TÜ RKİ YE'DE Türk adının asıl olarak "güçlü, kuvvetli, cesur, güzel" gibi anlamlara geldiği b i l inmektedir. Bir çok tarihi kaynakta Türklerin ve Türk d i l i n in güzelliklerinden ve üstünlüklerinden bahsedilir. Türkler arasında dolaşan birçok gezgin Türklerin ahlak ve törelerinin güze l liğini, savaşçılıklarını ve hoşgörülerini hayranl ıkla anlatır. Anadolu'da, öze l l ikle kimi Osmanl ı devri yazı l ı metin lerine aksetm iş Türkleri aşağ ı l ayan bir kısım söylem lere bakı l ı rsa, Türkiye'de Türklere uygulanan maddi ve manevi baskının tarihini epeyce gerilere götürmek gerekecektir. Örneğin, bu dönemde yazılmış bir kısım eserlerde, Türk sözü, "zalim, köylü, kaba, cahil, yobaz, idraksiz, dinsiz, imansız . . " gibi anlamlarda kulanımıştır348: .
" Nedir bildin mi sen alemde Türk 'ü Ola eğninde kürkü başta börkü Ne mezheb bile ne din ü diyanet Yumaz yüzün ne abdest ü taharet" Fakiri "Hem döver borçluların hem komaz ağlamağa Mukteza-yı meşreb-i Türk-i hodra böyledir" Edirne l i Havai Zaman içinde yaratılan bu psikoloj i içinde Türkçenin yetersiz olduğunu söyleyip onu hakir görenler, Türkçe yazmak zorunda kaldığı için okuyucusundan özür d ileyen şairler, yazarlar olmuştur. Hurşitname adl ı eserde Şeyhoğlu Mustafa: :Me
Agah S ı rn Levend, Divan E debiyatı, İ sta nbul 1 980, s. 591 -603
379
PROF. DR. AHMET BURAN
"Göbüt dildür bu dili irdedüm çok Sovukdur tadı yokdur tuzu yokdur Yavandur lezzeti vü özi yokdur" der. Vikaye Tercümesi adl ı eserde Devletoğlu Yusuf : "Dinle imdi Türkçe bir manzum kitab İttigümçün siz bana itmen itab" diyerek Türkçe bir kitab yazdığı için ayıplanmamasını diliyor. Mesihi adl ı bir şair de Türklere değer veril med iğini şöyle haykırıyor:
"Mesihi gökden insen sana yer yok Yüri var gel Arabdan ya Acemden" Divanü L ugati 't- Türk, Muhakemetü 'l-Lugateyn g i b i eserler, Karamanoğlu Mehmet Bey' i n , Türkçeden başka d i l lerle konuşulmasını yasaklayan, bilinen fennanı, Türki-yi Basit hareketi ve Atatürk ' ün "Ne mutlu Türküm diyene" sözü, d i l ve k i m l i k o larak arka plana atı l m ı ş o l m aya duyul an tepk i n i n b i l i n ç l i karşılıklarıdır. Aşık Paşa'n ı n Garibname adl ı eserinde dile getirdiği; Türk diline kimesne bakmazıdı Türklere hergiz gönül akmazıdı Türk dahi bilmezidi bu dilleri İnce yalı ol ulu menzilleri b i ç i m indeki yakınmaları, Türklerin ve Türkçen i n ihmal edi ld iğini gösteren diğer bir örnektir.
380
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Kuran-ı Keri m ' i n Arapça olarak indirilmiş o lması ve Hz. Muhammed ' i n Arap toplumundan olması dolayısıyla Arapça ve "kavm-i necip" denilen Arap m i lleti yücelti lmiş, hatta kutsanmıştır. Türkler, İslamiyeti Araplardan önce İranl ılardan öğrendikleri için, Arapça kadar olmasa da, Farsça da saygın bir dil olarak kabul edilmiştir. Bunda Arap ve Fars m i l l iyetçiliğinin rolü de vardır. Daha çok Arap d i l i n i , zaman zaman da Fars d i l in i "cennet dili" olarak gösteren uyd urma had i s l e r, Arap ve Fars m i l l iyetç i leri n i n uydurmalarıdır. Uydunna d a olsa, böyle hadislerin dillerde dolaşması, ister istemez müslüman insanları bu d i l lere yöneltmiş ve kendi d i l lerinden uzaklaştırmıştır. B u hadislerden Araplar tarafından uydurulanlardan bazı ları şöyledir: " Cennet ehlinin dili Arapçadır, onlar A llah 'm huzurunda Arapça konuşurlar", " Allah 'm en n efret ettiği dil Farsçadır. Şeytanlar Huzistanlıların, Cehennemlikler Buharaltlarm, Cennetlikler ise Arapların dilini konuşurlar", " Arşın etrafındaki melekler Arapça konu şurlar ", Farsça konuşan kimsenin fesatçılığı artar, mürüveti azalır ", Arapları üç sebepten ötürü seviniz; ben A rabım, Allah 'm kelamı Arapçadır ve Cennet ehlinin dili Arapçadır3"9 " . . . . Farslar da Araplardan geri kalmamış ve " Cennet ehlinin dili Arapça ve bir inci gibi zarif olan Farsçadır ", "Allah içinde kolaylık olan b ir şeyi m urad ettiğinde, o n u m ukarreb meleklerine bir inci gibi zarif olan Farsçayla vahyeder ", "Arşı taş ıyan melekler b ir inci gib i zarif o lan Fars dilini konuşurlar ", "Cennet ehlinin dili Arapça ve bir inci gibi zarifolan Farsçadır350 " biçiminde Arapçanın yanına Farsçayı da yerleşt i r m i ş l e rd i r. B ü t ü n bun lar Türkçen i n ve T ü rk l ü k duygusunun zayıflamasına sebep olmuştur. 1 789 Fransız ihtilali ile gelişen siyasi milliyetçilik, bütün dünyayı etkilemiş ve etnik ayrışmalar başlamıştı. Osmanl ı Devlet i ' n in • • •
"" Dücane Cündioğlu, Anlamın Bu harlaşması ve Kur'an, İstanbul 1 997, s. 1 43-147 350 Dücane Cündioğlu, age•.• s. 147-148
38 1
PRDF. DR . AHMET BURAN
bünyesinde de çok sayıda M ü s l i m ve gayrimüslim toplum yer al ıyordu. B ütün bu m i l letler, öze l likle 1 9. yüzy ı l boyunca kendi kimliklerinin ve Osmanlı'dan ayrılarak bağımsız devletler kurmanın mücadeles i n i vermi ş lerd i r. Bu süreçte, Osma n l ı Devlet i ' n i n kurucusu v e asli unsuru olan Türk kimliği, mümkün olduğunca geri plana itilerek diğer toplumların "Osman!t milleıt' adıyla ifade edi len "sanal" m i ll et birl iği içinde kalmaları sağlanmaya çal ışılm ıştır. Ancak, "İslamcılık", da "Osmanlıcılık" da bu birliği korumaya yetmemiştir. İşte bu düşüncelerin savunucusu olan i nsan ların gel iştirdiği pol itikalar neden iyle " Türkler, Türklük" ve "Türkçe" kavramları, geri plana itilen, aşağılanan kavramlar hal ine gelmiştir. " Türkçülük" düşüncesini savunan lar da çeşitl i maddi ve manevi baskılara maruz kalmış, dışlanmış ve cezalandırılmışlardır . . . Bütün bunlar uzunca bir yazına işini gerektireceği için, biz daha çok yakın dönemde, öze l l ikle de Cumhuriyetten sonra meydana gelen bazı olayları değerlendirmeye çalışacağız. Türkiye Cumhuriyeti devleti milli bir devlet olarak kurulmuştur. Atatürk, özell ikle Osmanlı 'nın son dönemlerinde aşağı lanan ve geri plana atı lan Türk kavramın ı yeniden öne çıkararak ona değer kazandırm ış; Türklük, Türkçe ve Türkçülük bu dönemde oldukça itibar kazanmıştır. Ancak Atatürk' ü n öl ümünden sonra durum değişmiştir. Savaş yıl larında ve savaş sonrasında, dünyada bütün dengelerin alt üst olduğu İkinci Dünya Savaşı yıllarında, İsmet İnönü Cumhurbaşkan ıdır. 1 943 yıl ında Musso l i n i düşmüş, A l m anya Stalingrad'da Ruslara yenilmiş ve Sovyetler Birl iği dünyayı sarsan Almanlara karşı galip gelmeye başlamıştı. Değişen dünya dengeleri dolayısıyla, dünya ülkeleri politikalarında kimi düzenlemelere gitmek zorunda kalm ıştı. İnönü, savaşın başında, Almanların galibiyetleri sürerken, Türkiye'de Almanlara şirin görünmek için, komünistlere karşı bir tutuklama faal iyeti içine gi rer. Sovyetlerin gal ibiyeti i le birlikte denge Sovyetlerden yana ağır basınca, bu defa Sovyet yönetici lerine mesaj vermek için m i l l iyetçi-Türkçü kesim lerin üzeri n e g ider, tutuklama ve yargı l am a l ar yapar. A ncak bu 382
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
tutuklamalar, bir görüntü oluşturmanı n ötesinde gel işir ve adeta Türk ülkesinde Türklere uygulanan bir zulüm ve işkence faal iyetine dönüşür. 1 944 " Türkçülük-Turancılık" davasında yargılanan 23 aydın arasında, Hüseyin Nihal Atsız, Orhan Şaik Gökyay, Hüseyin Namık Orkun, Osman Turan, Reha Oğuz Türkan, Necdet Sancar, Hikmet Tanyu ve Başkurdi stan' da Sovyet yönetiminin baskı ve zulmünden kaçarak Türkiye'ye gelmiş olan Zeki Velidi Togan gibi Türk b i l im ve fikir hayatının önem l i isimleri de vardır. Sovyetlerden, Stal in zulmünden kaçarak hayatını kurtaran Togan ve diğer aydın lar, maalesef Sta l i n ' in Türkiye'ye uzanan e lleri tarafı ndan yakalanmış; tabutluklara konmuş, işkenceye tabi tutulmuşlardır. Türkçülük-Turancılık davasının sanıkları, elbette Türkçü i d i ler ve bu yönüyle s iyasi Türkçülüğün tarih inde önem l i yerleri vardır. Bunların b i r bölümü çeşitli dönemlerde aktif siyaset i le de i lgilenmişlerdir. Biz burada onlardan, sadece Türklük bilimi ve akademik hayatla i lgi l i olanlar hakkında bilgi vereceğiz.
383
PRDf'. DR. AHMET BURAN
Hüseyin Nihal ATSIZ
H. N. ATSIZ
1 2 Ocak 1 905 tarih inde İstanbu l ' da doğmuştur. Babası deniz subayı Nai l B ey, annesi Fatma Zehra Hanı m ' dır. İ l k ve orta öğreni m i n i tamamlad ı ktan sonra Askeri Terbiye'ye yaz ı l ı r ve bu okul u n üçüncü s ı n ı fında i ken, A rap ası l l ı bir subaya selam vermediği için okuldan atı lır. Daha sonra İstanbul Ü n i versitesi Edebiyat Fakültesi ' ne kaydolur. 1 930 yılında bu fakülteden mezun olunca, Türkiyat Enstitüsü' nde, M . Fuat Köprül ü ' nün asistanı olarak çal ışmaya başlar. Ancak d iğer hocası Zeki Vel i d i (Togan) Bey' in Türk Dil Kurultayı ' nda maruz kaldığı saldırılara tepki olarak çektiği telgraf nedeniyle asistanl ı ktan atı l ı r. Eğitimci, Türkolog, tarihçi, yazar, fikir adamı o lan Atsız, çok sayıda b i limsel ve edebi eser sahibidir. Hayatı n ı Türk m i lletine adayan Atsız, "Irkçılık Turancılık" yapmakla suçlanmış, tutuklanmış, yargı lanmış ve işkence görmüştür. Atsız' ı n tutuklandığı yıl larda Rusya'da da çok sayıda i nsan " Türkçü ve Turancı" olmakla suçlan ı p aynı şekilde baskı ve işkencelere maruz kalmakta idi. Ancak bir fark vard ı ; bir yerde t u tu k l ay ı p yarg ı l aya n l ar R u s l a r i ken, d i ğe r yerde "Türk"lerd i ! 384
KURŞUNIJlHAN TÜRKOL.OJİ
Atsız' ın maruz kald ığı suçlamaları ve m ücadelesin i şöyle özetlemek mümkündür: 1 3 Mart 1 933 'te hiçbir sebep yokken üniversitedeki asistanlık görevinden atılır. 2 8 Ara l ı k 1 933 'te l iselerde okutulan tarih kitaplarındaki yanlışlıkları eleştirdiği için Edirne L isesi'ndeki görevinden alınır. 1 6 Temmuz 1 934 'te devlet içindeki komünist kadrolaşmayı açıklar ve bu açıklamanın ardından Orhun Dergisi Bakanlar Kurulu kararı i le kapatılır. 1 Temmuz l 938 'de haksız bir şekilde Deniz Gedikli Hazırlama Okulu'ndaki görevinden alınır. 7 Eylül 1 944 'te Irkçı l ı k-Turancı l ık davasından 33 arkadaşıyla birl ikte yargı lanmaya başlar. 29 Mart l 945 'te Irkç ı l ı k-Turanc ı l ı k davası sonuçlanır. Atsız 6.5 yıla mahkum edi l i r. Ancak Askeri Yargıtay kararı bozar ve 1 .5 yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakıl ı r. 23 Ekim 1 945 tarihinde tahl iye edi l ir. 5 Ağustos 1 946'da arkadaşları i le birl ikte Prof. Kenan Öner Hasan A l i Yücel davasında tutuksuz olarak yargılanır. 3 1 Mart 1 947'de Prof. Kenan Öner-Hasan A l i davası sona erer ve mahkeme bütün sanıkların beraatine karar verir. 4 Mayıs 1 952 'de Ankara Atatürk Lisesinde " Türkiye 'nin Kurtuluşu" konulu bir konferans verir ve bu konferans yüzünden hakkında soruşturma açı l ır. 1 3 Mayıs 1 952'de yapılan inceleme sonucunda konuşmasının b i l i msel o l d uğu tespit ed i l i r. Ancak "muvakkat" kaydı i le Haydarpaşa Lisesindeki öğretmenlik görevinden alınır. 1 4 Kas ı m 1 9 73 'te Ötüken Dergisi' nde yay ı n lan an ve komünist Kürtlerin Türkiye'yi yıkmaya yönelik faal iyetlerini anlatan makalelerinden dolayı hasta olduğu halde 1 .5 yı1 hapis yatmak üzere hapishaneye gönderil i r.
385
PROF. DR AHMET BURAN .
22 Ocak 1 974 'te Türkçü i li m adamlarının ve gençlerin girişimleri sonucunda Cumhurbaşkan ı Fahri Korutürk tarafından affedi li r ve dışarı çıkar. 1 1 Ara l ık 1 975 'te an i bir kalp krizi sonrasında vefat eder.
H üseyin Namık ORKUN H. Nam ı k Orkun 1 902 yıl ında İstanbu l 'da dünyaya gelmiştir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdikten sonra, tarih eğit i m i n i i lerletmek amacıyla Macaristan' a gider, B u d apeşte Ü n iversites i nde ü n lü . Macar Tü rko loğu Gyu la Nemeth'in öğrencisi olarak Türkoloj i eğitimi alır. 1 930 yıl ında yurda döner ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsünde tarih öğretmeni olarak göreve başlar. Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsündeki görev i n i n yan ı nd a P o l i s K o l ej i nde, Dev let Konservatuarında ve Ankara Tıp Fakültesinde Türk Tarihi ve İnkılap Tarih i dersleri verir Hüseyin Namık Orkun öze l l i kle eski Türk tarihi, Türk boyları ve Eski Türk Yazıtları konusunda önem l i araştırma ve yayınlar da yapmıştır. "/rkçıltk-Turancliık Davası" sanıklarından biri olan Hüseyin Nam ı k O r k u n , 1 94 4 - 1 9 4 5 y ı l l ar ı nd a e ğ i t i m-öğret i m ve araştırmalarına ara vermek zorunda kal ır. Ne yazık ki haksız yere tutulduğu zindan larda gördüğü kötü muamele ve işkence dolayısıyla sağlığı bozul muş, vefatına kadar süren rahatsızl ıklar yaşamasına sebep olmuştu. H.Nam ı k Orkun, bütün hayatını hizmetine adadığı m i l letine ve vatanına "ihanet etmek le suçlanmanın burukluğu içinde 23 Mart 1 956 tarihinde ölmüştür. "
386
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Orhan Şaik GÖKYAY
O. Ş. GÖKYAY
1 902 y ı l ı nda İnebolu 'da doğmuştur. Ankara İ l köğretmen Okulu'nu, İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu Türk D i l i ve Edebiyatı B ö l ü m ü ' n ü b i t i rd ikten sonra, Kastamonu, Ed i rne, Ankara, Eskişehir, Bursa, Malatya ve İstanbul 'da edebiyat öğretmenliği, Devlet Konservatuvarı müdürlüğü, İngiltere'de öğrenci müfettişliği ve okutman l ık yapmıştır. Ankara Devlet Konservatuvarı M üdürü i ke n "Irkçı lık ve Turancılık" davas ı n d a t u tu k l a n m ı ş , yargılanmıştır. Türkçülük-Turancılık davasında "vatan hainliği" i le suçlanan Gökyay, yazdığı şiirlerle adeta bu suçlamalara da cevap vermiştir. Yeryüzünde işlenebi l ecek suçların "en zelili, en iğrenci, en şerefsizi " saydığı "vatan hainliği " suçlaması n ı savunmasında şöyl e reddeder: "Ben; vatanın dört bir bucağında, on yedi yıldır alnının akıyla Türk Milletinin hizmetinde şerefli bir öğretmen olarak çalışan ben; on yedi yıldır ne kendi şerefine, ne vatanın ve milletin şerefine kendi aczi dahilinde leke sürdürmeyen ben; şerefi, haysiyeti, adı aylardır darağacında sallandırılan ben; yani bugün artık her iki manada adı çıkmış ve çıkarılmış olan Orhan Şaik Gökyay karşınızda, yeryüzünde işlenebilecek olan suçların en zelili, en iğrenci, en şerefsizi 387
PROF. DR. AHMET BURAN
ile vasıflandrrılm ış olarak, vatan haini ithamı altında bulunuyorum. Bir madalya takar gibi, bir sadaka verir gibi vicdanınız ürpermeden bana yakıştırılan bu kirli ve çirkin emaneti daha layıkma verilmek üzere verenlere iade ediyorum." Atsız Mecmua, Çağlayan, Çağrı, Çığır, Gösteri, Kopuz, Oluş, Orhun, Türk Dili, Ü lkü, Yarın ve Yücel dergi lerinde birçok yazısı yayınlan mıştır. Gökyay, Edebiyat tarihimiz ile ilgi l i araştınnaları, özel l ikle Dede Korkut Hikayeleri üzerine yaptığı çal ışmalarıyla b i l inmektedir. Aynı zamanda şair olan ve hece ölçüsüyle yazdığı güzel şiirleri bulunan Orhan Şaik Gökyay, 2 Aralık 1 994 tarihinde İstanbu l ' da vefat etm iştir. BU VATAN KİMİN Bu vatan toprağın kara bağrında Sıradağlar gibi duranlarındır, B i r tarih boyunca onun uğrunda Kendini tarihe verenlerindir. Tutuşup kül olan ocaklarından, Şahlan ı p köpüren ırmaklarından, Hudutta gaza bayraklarından Alnına ışıklar vuranlarındır. Ardına bakmadan yol l ara düşen, Ş imşek gibi çakan, sel gibi coşan, Huduttan h ududa yol bulup koşan, Cepheden cepheyi soranl arındır. İ leri atı l ıp sellercesine Göğsünden vuru lu p tam ercesine, B ir gül bahçesine girercesine Şu kara toprağa girenlerindir. 388
KURŞUNl.llNAH TÜRKOLOJİ
Tarihin d i l i nden düşmez bu destan, Nehirler gazidir, dağlar kahraman, Her taşı yakut olan bu vatan Can verme s ı rrına eren lerindir. Gökyay' ım ne yazsan ziyade değil, Bu sevgi bir kuru ifade değil, Sencileyin hasmı rüyada değil, Topun namlusundan görenlerindir.
389
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
Kaynaklar
A. A. Lalayan, Taşnak Partisinin Karşıdevrimci Rolü ( 1 9 1 4- 1 923) (Çev. Kayhan Yükseler), İstanbul 2006. A. Zeki Vel idi Togan, Bugünkü Türkili Türkistan ve Yakın Tarihi, İstanbul 1 98 1 . A. Zeki Velidi Togan, Türklüğün Mukadderatı Üzerine, (Yay. hzl. Tuncer Baykara), İstanbul 1 977. Adil Hikmet Bey, Asya 'da Beş Tü rk, (Yay. H az. Yusuf Gedikli), İstanbul 1 998 Agah Sırrı Levend, Divan Edebiyatı, İstanbul 1 980. Alaeddin Yalçınkaya, Türkistan, İstanbul 1 997. Ali İhsan Kolcu, Çağdaş Türk Dünyası Edebiyatı, Ankara 2004. Al parslan Türkeş, 1 944 Milliyetçilik Olayı, Ankara 1 976. Anıl Çeçen, Doğu Türkistan Sorunu, 2023, ( 15 Ekim 2006), s. 40-43. Ayfer Kaynar, Dr. Baymirza Hayit'in Eserleri ve Faaliyetleri Hakkında Bildirilen Fikirler, C. I, Ankara 1 994. Azmi Süslü, Ermeniler ve 1 9 1 5 Tehcir Olayı, Van 1 990. B. F. Sultanbekov, R. G. Hakimziyanov, Politiçeskie Repressii 30h godov. Zakonı, İspolniteli, Reabilitatsiya, Kazan 1 999. Bakiy, Nebican, Katlname, Taşkent 1 992. Bayram Kodaman, " 1 876- 1 920 Arası Osmanlı Siyasi Tarihi" Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, İstanbul 1 993, C. XII, s. 62. 391
PROf'. DR. AHMET BURAN
Büşra Ersanlı, Türkmenistan'da Toplum ve Kültür, Ankara 1 998. Büyük Larousse, M i l l iyet Yay., İ stanbul 1 986 Cafer Seydahmet Kırımer, Gaspıralı İsmail Bey. (Yay. hzl. Ramazan Bakkal), İstanbul 1 996. Celalettin Yücel, Dış Türkler, İstanbul 1 976. Courtois, S., vd., Komünizmin Kara Kitabı, (Çev. B. Tanatar, vd.), İ stanbul, 2000. David Kushner, Türk Milliyetçiliğinin Doğuşu, İstanbul 1 979. Dücane Cündioğlu, Anlamın Buharlaşması ve Kur'an, İstanbul 1 997. Dünyada Türklük Araştırmaları ve Türkiye (29-30 Eylül 1 986) (Yay. Hz.. Nadir Devlet-İnci Engünün-Emine Gürsoy Naskali), İstanbul 1 987. E. Kırıma!, "Kırım Türkleri", Dergi, S. 59, 1 970, s. 3-22. E. Kırıma), "Sovyet Rusya Hakimiyeti Altında Kırım'', Dergi, S. 49, 1 967, s. 56-66. Emine Gürsoy Naskali, "Sovyet Türk Edebiyatı'', Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı 1 /Bahar, s. 54-64. EnverAras, Hazar'dan Hazar'a Elmas Yıldınm, Manas Yay., Elazığ2007. Enver Aras, İstiklal Şairi Elmas Y ı ldırım, 1 3. H azar Şiir Akşamları Güldestesi, (22-24 Eylül 2005) Elazığ, s. 1 8- 1 9. Enver Konukçu, Ermenilerin Yeşil Yayladaki Türk Soykırımı, Ankara 1 990. Enver Yakuboğlu, Irak Tü rkleri, İstanbul 1 976. Erdal İ lter, Tü rkiye'de Sosya list Ermeniler ve Silahlanma Faaliyetleri, İstanbul 1 995. Ergun Göze, Türklü k Kavgası, İ stanbul 1 977. E rmeniler Tarafından Yapılan Katliam Belgeleri, (Başbakan lık Devlet Arşivleri Genel Müd. Yay.) Ankara 200 1 . F. D . Aşnin, B . M . Alpatov, ve D . M . Nasilov, Repressirovan naya Türkologiya, Moskova 2002. F. F. İslamov-E. M. Zakircanov, Tatar Edebiyatı 5, Kazan 1 994. F. G. Galimullin vd., Edebiyat 1 1 , Kazan 1 995. F. Kerimova, "Hatıralar", (Hzl. Z. Yüksel), Emel, S. 203, 1 994, s. 28. F. Kürşat/M. A ltan, S. Egeli Kıbrıs'ta Yunan Em peryalizmi, İstanbul, 1 978 Galip Erdem, Suçlamalar-1 , Ankara 1 975. ,
392
KURŞUNi.ANAN TÜRKOLOJİ
H. Karasayuulu, "I 916-Cıldagı Kötörülüş Cönündö" Ürkün, Bişkek 1 993. Halil İnalcık, "Kırım", İslam Ansiklopedisi, C. VI, İstanbul 1 988. Hikmet Özdemir vd., Ermeniler: Sürgün ve Göç, Ankara 2004. Hüseyin Sargan, "Katledilen Türkistan Düşünürleri : Aybek", Türk Edebiyatı, Eylül 1 966, S. 275, Yıl 24, İstanbul, s. 42-44. Hüseyin Sargan, Sibirya Ekspresi, İstanbul 2006. Hüseyin Namık Orkun, Türkçülüğün Tarihi, Ankara 1 977. i. K. X ayru l l i n v e d . , Ta ta r i s t a n ' d a S i y a s i R e p r e s s i y a Korbannarının Xeter Kitabı, Kazan 2000. İbrahim, V.,"Bitmeyen Çileli Yıllar", (Der. S. Bilal vd.), Emel, S. 208, 1 995, s. 29-32. İdrisli, A.N ., "Yalıboyu 'ndan Özbekistan Çöllerine", (Hzl. N. Sarısoy), Emel, S. 2 1 O, s. 36-38. İmram Abbasov, "Sovyetler Döneminin İ lk Türk Profesörü Bekir Çobanzade", Türklük Bilimi Araştırmaları, S.8 Sivas 1 999, s. 349-37 1 . İ rfan Murat Yı ldırım, Selam Türkün Bayrağına, İzmir 1 992. İsmail Doğan, Mülteci Kamplarından Karaçay-Malkar Türkçesi Mektupları, Konya 1 992. İsmail Doğan, Yabancı Ülkelerde Yayınlanmış Türkolojiyle İlgili Makaleler Bibliyografyası, Ankara 1 990 İsmail Soysal-Mihin Eren, Türk İncelemeleri Yapan Kuru luşlar, Ankara 1 977. İsmegiyl Remi-Reis Dautov, Edebi Süzlek, K azan 200 1 . İ smet B i nark, E rmenilerin Tü rklere Ya ptıkla rı M ezalim ve Soykırımın Arşiv Belgeleri, Ankara 200 1 . Justin Mccarthy, Ölüm ve Sürgün, (Çev. Bilge Umar) İstanbul 1 998. Kenan Acar, Kırımlı Bekir Sıdkı Çobanzade, Ankara 200 1 . Mar Bayciyev, Manas Destanı Kalbimin Ağrısıdır ( Aktaran: Doğan Gürpınar), Manas Ün iversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Bişkek (2004), S. 1 2, s. 57-83. M. Ali Taşçı, Esir Doğu Tü rkistan İçin, İsa Yusuf Alptekin'in Mücadele Hatıraları. lstanbul 1 985. M. i . İ sayev, Slova r Etnolingivistiçeskix Ponyatiy i Terminov, Moskova 200 1 .
393
PRDf'. DR . AHMET BURAN
M. Sefa Yürükel, Soykırımlar Tarihi 1 , Batının İnsanlık Suçları, Near East Publishing 2005. M . X. Xesenov vd., Edebiyat 1 0, Kazan 1 994. Mehmet Pişkin, Mehmet Coşar, Kırım Kurbanları, İstanbul 1 976. Mehmet Saray, Gaspıralı İ s m a i l Bey 'den A t a t ü r k ' e T ü r k Dünyasında D i l v e Kültür Birliği, İstanbul 1 993 . Mustafa Tayla, Batı Anadolu'da Yu nan Mezalimi, Ankara 200 1 . Mustafa Toker, "Halid Said Hocayev ve Yeni Elifba Yol larında Eski Hatıra ve Duygularım Adlı Eseri", Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, S. 2, (Güz- 1 996), s. 409-4 1 8. Mustafa Turan, Yu nan Mezalimi (İzm ir, Aydın, M an isa, Denizli ( 1 9 1 9- 1 923), Ankara 1 999. N. Abdülhamitoğlu, Yüz Binlerin Sürgü nü, İstanbul, 1 974. Nadir Devlet, İsmail Bey (Gaspıralı), Ankara 1 988. Nedret Mahmut, K ırım Türk Aydın larının Faciası, 3. Uluslar Arası Türk Dili Kuru ltayı (1 996), Ankara 1 999, s. 70 1 -706. O. İbraimov, "Kızıl Kırgın", Ürkün, B işkek 1 993, O . Özkırım, " i l . Dünya Savaşında K ırım Türkleri ile A lman lar Arasındaki Münasebetler", Emel, S. 25, 1 964, s. 1 5-20. Osman F. Sertkaya, "Ahmet Caferoğlu'nun Hayatı ve Eserleri", Türk Dili ve Edebiyatı Dergisi, C. XVl l, ( 1 Ağustos 1 969), İstanbul 1 969, s. 1 -28. Ovannes Kaçaznunui, Taşnak Partisi'nin Yapacağı Bir Şey Yok, (Çev. ArifAcaloğlu), İstanbul 2006. P. Mühlen, Gamalıhaç ile Kızılyıldız A rasında, (Çev. E.8. Özbilen), Ankara 1 984. R. G. Xeybraxmanov, Böyek Vatan Sugışı Çorı Poeziyese, Kazan 2005 Rafael Muhammeddin, Türkçülüğün Doğuşu ve Gelişimi, İstanbul 1 988. Rafail Mostafın-Reis Dautov, " Repressiya Kurbanı Tatar Yazarları" (Akt. Mustafa Öner) Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, S. 3, (Bahar1 997), s. 1 35- 1 68. RaufR. Denktaş, The Cyprus Triangle, Londra 1 982. Regina Xelimskaya, Tayna Çon-Taşa, Bişkek 1 994. Remzi Veliyev, Faciga, Kazan 1 996. Reşit Şekür, A rzaklı Başkorttar, Ufa 2005.
394
KURŞUNLANAN TÜRKOLOJİ
Sefa M. Yürükel, Batının İ nsanlık Suçla rı-1, Soykırımlar Tarihi, Ankara 2005. Semih Naner (Hzl.), Unutkan Tarih, Sovet Sonrası Türk Dilli Alan, Metis Yay., İstanbul 1 997. Serdar Sarısır, Demogralik Oyun Sürgün ( 1 9 1 9- 1 923 ), İstanbul 2006. Sevin Toluner, Kıbrıs Uyuşmazlığı ve M illetlerarası H ukuk, İstanbul 1 977. Sefeddin Buntürk, Rus Türk M ücadelesinde Ahıska Türkleri, Ankara 2007 Suphi Saatçı, Tarihi Gelişimi İçinde Irakta Türk Varlığı, İstanbul 1 996. Svetlana M. Tchervonnaia, "Çocuk Gözüyle 1 943- 1 944 Kırım Tatarı, K araçay ve Balkar Sürgünü", Savaş Çocukları Öksüzler ve Yetimler, İstanbul 2003. Şuayip Karakaş, Türkistan 'da "Kızıl Kırgın" Kurbanları, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, S. 5 (Bahar 1 998), s. 24-36. Şuayip Karakaş, "20. Yüzyıl Türk Dünyası Edebiyatı Üzerine Bir Deneme", Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, S. 2, (Güz- 1 996), s. 279-3 1 7. Tamurbek Devletşin, Sovyet Tataristan'ı (Çev. Mehmet Emircan), Ankara 1 98 1 . TİKA, Türk Dünyası Edebiyatı-il, Ankara 2002. Timur Kocaoğlu, "Çağdaş Özbek Şi iri", Türk Dü nyası Dil ve Edebiyat Dergisi, S. 1 . (Bahar- 1 996), s. 7-53. Timur Kocaoğlu, Çağdaş Özbek Şiiri, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi, Sayı l /Bahar, s. 3-53 . Tuncer Gülensoy, Prof. Dr. Ah met Temir'in Hayatı ve Eserleri, Kayseri 1 983. Tü rkiye Dışındaki Türkler Bibliyografyası 1-11 , Ankara 1 992. Ufuk Tavkul-Yaşar Kalafat, Karaçay-Balkarlar, Ankara 2003. Ufuk Tuzman, Karaçay-Malkar Türklerine Kanlı Stalin'in Uyguladığı İşkenceler ve Savaş Sonrası Mülteci Kamplan, Yüce Erek, S. 38, (Ekim 2006). Ülküsal, M., i l . Dünya Savaşında Bertin Hatıraları ve Kırım 'ın Kurtuluş Davası, İstanbul, 1 976. Ü lküsal, M., K ırım Tü rk-Tatarları (Dünü-Bugünü-Yarını), İ stanbul, 1 980.
395
PROF. OR. AHMET BURAN
Yazı Kurulu, "Türkoloj i Ç a l ı şmalarına Top l u B i r Bakış ve Ödevlerimiz" TDAY-Belleten, ( 1 960), s. 1 -2 1 . YusufHalaçoğlu, E rmeni Tehciri ve Gerçekler, Ankara 200 1 . Z. Karatay, "Kırım Türklerinin Moskova Gösterileri N asıl Başladı Nasıl Cereyan Etti?", Emel, S. 1 6 1 , 1 987, s. 3 - 1 0. Zekeriya Türkmen, Belgelerle Yunan Mezalimi, Ankara 2000. Ziya Bilnyadov, Gırmızı Terror, Baku 1 993 . Ziya Gökalp, Tü rkçülüğün Esasları, İstanbul 1 976. Zühal Yüksel, " 1 9 1 7- 1 944 Dönemi Kırım Türk Edebiyatı", Türk Dünyası El Kitabı, Ankara 1 992. www. ermenisorunu.gen.tr www.harunyahya.com www. istiklalgazetesi .com www. kerkuk.net www.turksam.org www.vatankirim.net/genel.htm, 1 0.04.200 1 .
396