Skip to main content

Abdulhüseyin Umran Benderoğlu - Göktepe

Page 1

Abdulhüseyin Umran Benderoğlu

ROMAN --........_ . .,.

Hazırlayan

HATEM TÜRK

SALKIMSÖGÜT YAYINLARI


2 I Abdulhüseyin Umran

Salkımsöğüt Yayınları: 73

{� Abdulhüseyin Umran Benderoğlu GÖKTEPE

Hazırlayan Hatem TÜRK

ISBN :978-975-6122-66-2

lfiı 1.Basım 2007. Dizgi: Salkımsöğüt Dizgi Evi Kapak Tasarımı: Salkımsöğüt Düşevi Baskı: Dizgi Ofset

t"i' Salkımsöğüt Yayınları

Cumhuriyet Cad. Kuloğlu Mah. Kamilağa Sok. 31 / C Tel. & Faks: 0442. 235 65 70 Erzurum

tj\ © Bu kitabın yayın hakkı hazırlayana aittir. Hiçbir şekil ve teknikle kısmen veya tamamen çoğaltılamaz.


Göktepe/ 3

Abdulhüseyin Umran Benderoğlu

••

GOKTEPE ROMAN

Kültür Yayınları

Dizisi 15

Tanıtma Bakanlığı Kültür Genel Müdürlüğü Türkmen Kültür Müdürlüğü Bağdat-1975


!

/

Göktepe/ 5

Ö n Söz

Bu kitap, bu günkü siyasi ortamın gerginliği ve Irak Türkmenlerinin tüm dünyanın gözü önünde yok edilmeye çalışıldığı bir durumda, onların Kuzey Irak'ın asıl sahipleri olduğunun belgelerinden birini Türk kamuoyu ile paylaşmak için hazırlanmıştır. Aktarım yapılırken Anadolu Türklüğünden farklı olmayan dil özelliklerine dokunulmamaya çalışılmış, Tüm Türk dünyasının yüreğinin en. muteber köşesinde bulunan Kerkük ağzıyla yazılmış olan roman, özgün haliyle kalmıştır. Irak'ta Arap alfabesiyle yayınlanan romanın aktarımında büyük bir hassasiyet gösterilmiştir. Fakat bütün dikkatimize rağmen gözden kaçan hususlar olmuşsa okur ve değerli yazarından özür dilerim. Birkaç yıldır her türlü vasıtayı kullanarak eserin yazarına ulaşmaya çalıştımsa da maalesef bu güne kadar muvaffak olamadım. Belki de Türk dünyasının bu değerli eserının yayınlanmasının eserin yazarıyla tanışmama vesile olacağı ümidiyle sonunda yayınlamayı göze aldım. Hacmi küçük ama Irak Türkmenlerinin romanı olan bu eserin, Türk kültürüne bir hizmet ve Türk dünyasına da güç vermesi dileğiyle... Hatem Türk 2007


6 / Abdulhüseyin Umran

Abdulhüseyin Umran

Hayatı

Çağdaş Irak-Türkmen edebiyahnın önemli 1946'da temsilcilerindendir. Kerkük'e bağlı Tuzhurmahı'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada yaphktan sonra öğretmen okulundan mezun oldu. Çeşitli okullarda öğretmenlik yaptı. Göktepe romanı yazarın ilk eseridir.


Göktepe / 7

Göktepe Üzerine

Abdulhüseyin Umran'ın Göktepe romanı, pek çok açıdan incelenmesi ve değerlendirilmesi geç kalmış bir eserdir. Roman, Irak Türkmenlerinin hikayesini anlatır. Eser, Kültür Yayınlan Dizisi'nin 15. kitabı olarak Tanıtma Bakanlığı Kültür Genel Müdürlüğü Türkmen Kültür Müdürlüğü tarafından 1975'te Bağdat'ta yayınlanmışhr. Kitabın en önemli özelliklerinden biri dilidir. Göktepe romanı, Dede Korkut hikayelerinin diliyle yazılnuştır. Romanın başından sonuna kadar şiirsel bir dil vardır. Bu romanda Irak Türkmenlerinin kültürel zenginliği, kendini dil vasıtasıyla göstermektedir. Cümleler kısa, sade ve akıcıdır. Roman, Kerkük'e bağlı Göktepe ve Yeşildağ köylerinde geçmektedir. Romanda Göktepe köyünde yaşayan halkın Yeşildağ köyündeki Yüksel Ağa'nın ağalık düzenine karşı mücadelesi anlatılmaktadır. Yüksel Ağa, Göktepe gibi civardaki birkaç köyün ağasıdır. Bütün tarlaların sahibi bir derebeyidir. Köylüleri zorla işlerinde çalıştırdıktan sonra onlara ancak açlıktan ölmeyecek kadar buğday verir. Şehirdeki kolluk kuvvetlerini de arkasına alan Ağa, düzenin kendi lehine işlemesini fırsat bilerek köylülere zulmetmekten geri durmaz. İstediğini döver, istediği kızı eş olarak alır, kendisi için çalışan köylülere de keyfine göre buğday verir. Bunun yanında eğlence ve içkiye düşkün birisidir. Romanın başkarakteri Hüseyin, Göktepe'de yaşayan gençlerden biridir. Babasını Yüksel Ağa'nın öldürmesinden sonra Hüseyin'de Ağa'ya


8 / Abdulhüseyin Umran

karşı bir kin duygusu belirmiştir. Hüseyin, kendi köylülerinin aksine Kerkük'le ilişkisi olan biridir. Köyde halkın büyük bir oranı okuma yazma bile bilmemektedir. Herkes verilenlere rıza göstermekte ve bu düzene sadık olmaya çalışmaktadır. Hüseyin ise şehirle ilişkili olduğu ıçın şehirdeki gelişmelerden haberdardır. Onun yüreğinde yanan bir ateş de özgürlüktür. Hüseyin, halkının layık olduğu insanca yaşamı, okumayı, dış dünyayı tanımayı düşlemektedir. Hüseyin hem arkadaşları hem de köylüleri için aydın fikirli ve önder yaratılışlı biridir. Yüksel Ağa'nın tarlalarında herkes gibi büyük bir özveriyle çalışan Hüseyin, bir . gün çocukluğunda babasının kendisine nişanladığı sevgilisi Ayhan'ı Yüksel Ağa'nın eş olarak aldığını öğrenir. Bu olay Hüseyin'in harekete geçmesini ateşler. Her gün iş dönüşünde bir gülümsemesiyle tüm yorgunluğunu unutturan sevgilisi, istemeyerek de olsa zalim Ağa'nın kansı olacaktır. Hüseyin, köydeki arkadaşlarıyla Yüksel Ağa'ya karşı mücadele etmeye karar verir. Arkadaşları ve köylülerini bu uğurda örgütlemeye başlar. Yüksel Ağa'nın köylülere davranışları da gün geçtikçe kötüleşmeye başlar. Hatta hasattan sonra Yüksel Ağa, köylülere üründen alacaklarının yarısını şimdi, yansını da ekim zamanında vereceğini söyler. Bu durum köylülerin Yüksel Ağa'ya karşı birleşmesini sağlçı.r. Ekim zamanı geldiğinde tüm tarlaların ekilmesine karşın yağmurun yağmadığını bahane eden Yüksel Ağa, köylülere haklarını vermez. Hüseyin ve arkadaşları bu durumda iyi bir plan yaparak Yüksel Ağa'nın depolarından haklan olan buğdayları bir gecede çalarak köylülerin kapısının önüne koyarlar. Uyandığında kapının önündeki buğdayları


Göktepe 19

gören köylüler, bu duruma bir anlam veremeyerek hem çok sevinir hem de Yüksel Ağa'dan korkmaya başlarlar. Çok geçmeden Yüksel Ağa, polisler ve silahlı adamlarıyla Göktepe köyüne gelir. Köylüleri tartaklamasına karşı kimseden laf alamaz. Hüseyin ve arkadaşlarını da yanına alarak Yeşildağ köyüne gider. Gençleri ahırındaki bir odaya hapseden. Yüksel Ağa, onları dövdürür. Hapisliklerinde Hüseyin için en iyi şey, Yüksel Ağa'nın ikinci kansı olan sevgilisi Ayhan'ın kendilerine Ağa'dan habersiz, yiyecek getlımesidir. Bir fırsatını bulan gençler hapis oldukları karanlık odadan kaçarak köylerine giderler. Oradan iyi bir planla Yeşildağ köyüne bir baskın daha düzenlerler. Bu sefer sorunu kökten halletmeye karar verirler. Silahlarla yapılan baskında Yeşildağ köyünü yakarlar. Yüksel Ağa da Hüseyin'i öldürmek isterken Ayhan tarafından vurulur. Bu baskından sonra Hüseyin polislerden kaçarak şehirdeki bir arkadaşının evinde birkaç ay gizlenir. Hüseyin'i evinde saklayan Asam, bir gün eve geldiğinde arkadaşına hürriyeti müjdeler. Tarih 1964'tür. Saklandığı yerden çıkan Hüseyin, hapishaneden çıkan diğer arkadaşlarıyla birlikte köye gelir. Hürriyet ilanının coşkusu içinde sevgilisine kavuşur. Hüseyin, evlenip mutlu bir yuva kurduktan sonra bir gün yine tutuklanır. 1968 deki 17 Temmuz ihtilalinden sonra yeniden köyüne dönen Hüseyin, doğan çocuğuna da Devrim ismini verir. Abdulhüseyin Umran'ın Göktepe romanı 1946'dan 1968'deki 17 Temmuz devrimine kadar süren Irak'taki sancılı süreçte Türkmenlerin yaşadıklarına ayna tutar. Romanda anlatılanlar siyasi tarihle birebir örtüşmektedir. Romanın anlahcısı bazen yazar bazen de yazarın sözünü emanet ettiği başkahraman Hüseyin'dir. Romanda


10 / Abdulhüseyin Umran

vurgulanan, sürekli aç, eğitimsiz ve adaletsiz bırakılan Türkmenlerin

haklarını

kendilerinin

kazanacağı

gerçeğidir. Romanda Irak Türkmenlerinin edilgen bir konumda sürekli kendilerine layık görülen kaderlerini bekledikleri görülür. Bu onların dış dünyadan yalıtılmış, yardımsız

kaldığını

da

göstermektedir.

Onlar,

yeni

devrimlerden medet uman fakat her seferinde sükfü-ı hayale uğrayan kimsesiz bir toplum durumundadırlar. Yazarın kendi ismiyle romanda yaşayan Hüseyin, sürekli bu bilinç içerisindedir. Roman, ümitsizlik içinde başlar. Fakat yazarın tasarrufuyla belki tutunacak başka bir dalı olmadığı için son tam tersidir. Yazar, yeni rejimden çok ümitlidir. Bu yüzden kahramanına romanın sonunda çocuğunun ismini Devrim koydurur. Osmanlı İmparatorluğu'nun Irak topraklarını terk etmesinden sonra acının, sıkınhnın, idamın, katliamın, cinayetin hiç eksik olmadığı bu topraklar, huzura hasret kalmışhr. İngiltere ve Fransa gibi Birinci Dünya Savaşı'nı bu topraklar uğruna başlatan güçler, buralara yerleştikten sonra halka ayrılık ve nefret tohumlan atarak toplumları kinle yaşar hale getirmişlerdir. Osmanlı

İmparatorluğundan

sonra

Irak'

yönetmek için gelen her düzen baskı ve şiddeti etmiştir. Bunun sonucunda da hem halkın gülmemiş cinayetlerle

hem

de

tilin

devrilen

yöneticiler

dünyanın

gozu

önünd

öldürülmüşlerdir. Bunlara bir örnek Nuri Said'dir. 195 darbesinde Nuri Said, kadın kıyafetiyle sokakta kaçarke yakalanıp linç edilmiş ve gömülmüştür. Sonra öfkele alamayan Said'in

kalabalık

cesedinin

ölüsünün

etleri

tarafından üzerinden güneşte

mezarından arabalar

çürümeye

·

çıkartı!

geçirilmiş

v

bırakılmışt


Göktepe/ 1 1

Abdülkerim Nasır'da 1963 ayaklanmasında bir televizyon stüdyosunda kurşuna dizilmiştir. Onu öldürenlerden biri ölünün kafasını saçlarından tutup televizyon kamerasına dayayarak gerçekten öldüğünü tüm dünyaya göstermiştir. Bu cinayetten sonra Irak Baas Partisi'nin dönemini yaşamaya başlamışhr. 2000'li yıllarda bir devletin başkanının tüm dünya karşısında başka bir devletin iradesiyle ashrılması da geleneksel vahşetin son örneği olmuştur. Kerkük'ün tarih boyunca pek çok sıkıntıları, badireleri yaşadığı herkesçe malumdur. Bu gün de alışık olunan bir sorunla karşı karşıya Kerkük. Fakat ne yazık ki bu sefer Kerkük'ün düşmanları her zamankinden daha güçlü, kurnaz ve tedbirli. Çünkü bu düşman, Kerkük uğruna, yaşayan dünyanın tüm şer birlikleriyle işbirliği içerisinde .. . Geçmişte pek çok zalim düşman ve işbirlikçi haini tanıyan Türklüğün kadersiz toprakları, bu gün şimdiye kadarkinden daha çaresiz durumda ölüm kalım mücadelesi vermektedir. Kerkük'ün bu günkü düşmanlarının başını, kan emıcı emperyalist imparatorluğuyla millet olmaya çalışan fakat lanetli uçuncü millet olmaya aday çapulcu kalabalığı çekmektedir. Ne yazık ki aynı düşman, birkaç on yıl önceki hamlesinde, kutsi toprakların üzerine yüreğindeki irinli zehri boşaltmak isterken lanetin ilk işaretiyle zehirlendiğini unutmuş durumda.. . Şimdi Kerkük ve Türklük, haddini aşan bu uğursuz düşmana son cevabı verecek mefkilre ruhu uyanmış, ulu bir önder beklemektedir. Hatem TÜRK


Göktepe / 13

1

Ey Göktepe neler gördün bu hayatta neler geçip üstünden, ne zamana kadar bu sıcak güneşin altında yaşayacaksın,..

Ne

zaman

...

seni

parlak

halkımızın

serbest yaşamasını görerim ne zaman? .. Neden

yerlerimizin

gök

ekinleri,

renkleri

toprağa bahp türemiyor..? Acaba rüzgar mı esmiyor? Parlatın bütün ekinleri kalmasın toz toprak alhnda. Acaba

yağmur

mu

yağmıyor?

Götürsün

tozlan

üzerinden. "Her devr-i endam rahmetli babamın türbesi yanında hatırlardım babamın sözlerini neler söylerdi bana. Yeşildağ köyünden gelirdi Göktepe köyüne yorgun haliyle birer birer sıhhatimizi sorardı, benim, annemin, küçük kardeşim Burhan' ın. Ben de dincin alsın

diye,

babamın

ellerini,

ayaklarını

yıkamaya

yardım ederdim. Zira her gün güneşin doğmasından ta batmasına kadar ellerinden orağı, beli bükük, ekin biçmekle geçiriyordu gününü. Hiçbir zaman unutmam babamın şu sözlerini. "Oğlum (Hüseyin) Allah razı olsun senden, biz çektiğimiz zulümleri ne sen ne de başkası çekmesin." Allah

affetsin

Ağa'nın

babamı,

adamları

Yeşildağ

tarafından

derebeyi

nasıl

bir

Yüksel zulümle

öldürüldü? Babam ölürken yaşım 23 yıl idi. Bir parça ekmek kazanarak karnımız ı doyurmak için Yüksel Ağa'nın yerlerinde kalkıp işlemeye başladım..


14 / Abdulhüseyin Umran

Geceler düşünceden.

gözlerim Sanki

uyku

dünya

görmez

dolanıyor

oldu

üzerimde.

Karanlık derin bir zindanda yaşıyorum... Ü zerime bir ışık açılsın diye hep bekliyorum... Zira

derdimi

arkadaşlarıma

köyümüzdekilere

açamıyorum.

Gönlümdeki

ve

yanıkları

düşüncelerimi kimseye söyleyemiyorum. Zalim Yüksel Ağa'nın korkusundan. Kaldı

bu

düşünceler

gönlümde.

Allahı

hatırlayarak silkindim yatağımdan vücudum ölüşekip gecenin

uykusuzluğundan ve düşünceden.

Kalkıp

yüzleştim karanlık odanın ağaç kapısına doğru. Kapıyı açarak

avluya

çıkhrn.

Bir

an

gözlerimi

etrafa

gezdirdim, yıkık duvarlarına bakındım. Artık çok heyecanlanmıştım. Başımı kaldırıp asumana bir göz attım

düşmeyen

bahar

bulutlarına,

yuzumüze

gülmeyen bulutlara. Daha ne kadar parlatmayacak yüzümüzü

güneş,

ne

zaman

halkımız

zulümden

kurtulacak? Diye kendi kendime söylendim. (Üzerimdeki yamalıklı giysiler atılmamış, evdeki yataklar yenileşmeyerek eskileşiyor. İkinci yatak bulunmayınca da! Ayın bir haftasını buğday ekmeğiyle

kalan

haftalarını.

da

arpa

ekmeğiyle

geçiririz..) Kemalle Yeşildağ köyüne gitmek için, orağı elime alıp dış kapıda kendisini bekledim.. Babam

ölmeden

önce

söylerdi

"Oğlum

sana

komşumuzun kızını Ayhan'ı nişanlarım". Ayhanların evi hemen evimizin yanındaydı. Yaşı benden küçük olan Ayhan, kara gözlü, siyah saçlı, orta boylu, ateşli esmer bir kız idi.. Ne olurdu babam


Göktepe / 15

yaşasaydı, Ayhan'ı bizimle beraber bir evde görseydi yaşıyor. Ne mutlu sana o zaman. Ama ne yazık ki göremedi. Zaliın adam bıraktı beni babasız bu hayatta. Her gün akşam Yüksel Ağa'nın ekininden dönerken eve karşılardı beni Ayhan, tatlı tatlı söylerdi; -Kuvvet olsun. -Sağ ol komşu kızı Sanki hiç te yorgunluk tesir etmemiş bana doya doya bakardım gözlerine.. Çok şükür ki geldi Kemal, diye "kendi kendine söylendi. -Günaydın Hüseyin diye Kemal uzaktan seslendi. -Günaydın Kemal, -Biraz geçleştim de kusura bakma. -Zararı yok canım, daha vakit var zaten. yolunu -Yeşildağ köyünün tuttuk, uykusuzluktan bütün vücudum ölüşekip, cehenneme gidiyormuş gibi ağır adımlarla ve hiç konuşmadan yürümeye başladık. Kemal bu halde görünce beni demez mi Hüseyin'in nesi var. Biraz kendisiyle konuşalım hem de yolu çabuk kesmiş oluruz diye düşündüm. -Kemal -Evet Hüseyin -Baksana güllerin renklerine ne kadar güzeldir! Etraf da yemyeşildir.. Koyun kuzular, yaylalar ne güzel. Bu kadar güzel olurmuş bahar günleri? (Nasıl geçti o güzel bahar günleri.. Kuzuları Ayhanla beraber götürürdük tepelere kadar. O zaman ne kahır bilirdim ne de gam. Çocukluk ne güzelmiş


16 / Abdulhüseyin Umran

meğer nereye gitti o güzel günler, nerde kaldı o laleler ki ondan demetler ederek yolda bir kısmını çocuklara dağıtırdık. O zaman Burhan daha doğmamışdı..) -Hüseyin sana bir şey söyleyelim mi? -Neymiş o bakalım? Diye Hüseyin cevap verdi -Söyleyelim, Göktepe köyüne bakarken gözlerimi tutamıyorum ağlamaktan, fakat sanki Yeşildağ köyüne bakarken sanki başka bir dünyadan gelmiş gibi kendimi hissediyorum, etrafı yoğun ağaçlarla yemyeşil sarıyor. İçindeki evler farklı imiş meğer Göktepe evlerinden. Bizler savuk sıcak karşısında bir gün olsun bile rahat etmiyoruz. Halbuki Yeşildağ köyünde yaşayanlar görmezler ne kışın savukluğunu, ne de yazın sıcaklığını.. Yoksa öyle değil mi Hüseyin? -Öyle ya, ama, bu sözlerin bu günde beş para etmez! Diye ağlamaktan durmuş gibi bir sesle cevap verdi Hüseyin. -Biliyorum dostum, diye söyledi Kemal ama ne yapabiliriz ki! Diye ilave etti. Nihayet ekine vardık.. Kemalin bu sözleri beni çok duygulandırmıştı. Akşama kadar hiçbir şey konuşamadık.. Yolda herkes kendi evine gitmek için ayrıldık. (Nerde kaldı o günler ki karşılardı beni kapıları önünde beklerdi beni her gün Ayhan..) Hiç te unutulur mu o günler?.. Bir gün yorgun bitkin işten dönerken beni şu sözlerle karşıladı: Kuvvet olsun diye ince bir sesle söyledi -Sağ ol -Hüseyin, bir şey sorabilir miyim senden?


Göktepe / 1 7

-Tabii sorabilirsin diye gülümsemekle cevap verdim. -Öyle sanıyorum ki ne zaman neşesiz dönsen işten aldırış etmiyorsun bana, neden mi acaba? Ayhan'ın gözlerine öyle doya doya bakhm ki içten bir hasret çekerek düşündüm, acaba ne cevap verebilirim bu soruya karşı? Bakışlarından kaçmak amacıyla gözlerimi yere çevirerek konuşmaya başladım -Ayhan... -Evet Hüseyin, söyle bakalım sevgilim, insan hiç sevgilinden bir şey saklar mı? Diye sözümü kesti. İlk kez olarak sevgilim kelimesini duydum Ayhan'dan ve heyecanla: -Doğru mu söylüyorsun Ayhan? -Tabii

doğru

söylüyorum

Hüseyin,

yüzü

kızararak cevap verdi.

-O halde lütfen bu soruyu benden bir daha sorma, olmaz mı? Biraz sonra heyecanlanarak, zira yurdundan hayır görmeyen, zulüm altında inleyen bir insan hiç te neşeli olur mu? Bu sözleri duyunca ne istediğimi anladı sanırım

ki birden göz yaşlan akmaya ve dudakları titremeye başladı.. Ve titrek bir sesle: Müsaade et te seninle beraber ölünceye kadar kalayım yardımcın olayım. Zira insan kendi sevgilisine kendi hayat arkadaşına yardımcı olmaktan başka ne olabilir acaba? Ve gözyaşlarını silerek öldürücü bir tebessümle şimdi git te rahatın al, haydi güle güle, diye ·

ilave etti.


18 / Abdulhüseyin Umran

Eve girerken gördüm küçük kardeşim Burhan'ı avlunun bir köşesinde küçücük kuzusuyla oynuyor. Getirdiğim otlan kuzunun karşısına bırakbm.. Arkama bakmakda gördüm annemi.. Beli büküle büküle geldi avluya. O anda omuzlarında dünyanın yükünü taşıyormuş gibi geldi bana. "Bir zamanlar Göktepe' deki arkda arkadaşlarla beraber yüzerek günümüzü geçirirdik. Yaz günleri güneşin sıcaklığında koynumuza bir parça ekmek alıp suyun içinde oynardık.. " -Nasılsın anne -Allah razı olsun senden oğlum.. -Anne diye seslendim. -Evet yavrum ne var. -Yiyecek bir şeyimiz var mı? -Bu gün lezzetli bir yemeğimiz var. -Ne olsun acaba anne? -Büyük bir kazan burgul aşı pişirdim. -Ellerine sağlık anneciğim, çok iyi yapmışsın fakat bir baş soğan büyük bir çini yoğurt da olsa daha da lezzetli olur sanırım. -Olur yavrum olur, çok acıkmışsın galiba bu gün. -Eh, ne yapalım işte .. -Otur yavrum, sen rahatın alırken hemen yemek hazır olacak, diyince kalkıp gitti.. -Anneciğim Burhan nereye gitmiş? -Ayhanlardan yoğurt getirmeye gitti yavrum, diye mutfaktan sesi duyuldu. "Hey dünya, bir zamanlar yoğurdu her akşam kendi eliyle getirirdi Ayhan unutulur mu hiç te o günler?.. " diye kendi kendine söylendi.


Göktepe / 1 9

Avluya çıkhm gördüm ki annemi kahır ve keder basmış. O anda bir düşünmeye kapıldım acaba nesi var annemin? Ona heyecanla seslenerek. -Ha anne, söyle bakalım nen var bu gün, bu halde seni görenler büyük bir felakete uğramışsın sanırlar, söyle bakalım nen var? Annem hırsından az kalıp nefesi kesilecekti. -Daha ne olsun oğlum... Ve kendini tutmayarak başladı ağlamaya. -Allah aşkına söyle sana biraz daha çıldıracağım, diye bağırdım. -Allah kahretslı: o zalim Yüksel Ağa'yı, diye ağlamakla konuşması bir olmuştu. -Niçin anne, ne olmuş konuş bakalım -Yarın Ayhan'ın nikahı kılınacak Yüksel Ağa' ya .. O anda sanki yıldırım şimşeğine çarptım. Bütün vücudum titremeye başladı, neye düçar olduğumu bilmeden şaşırıp yerimde eğildim. Biraz sonra kendime hakim olarak: -Söyle bakalım anne bu iş nasıl oldu? -Oğlum, bu günde eğer her iş zorla yapılırsa çok tabiidir ki bu durumda ne Ayhan ne de babası bu işe karşı gelebilirler. İşte Yüksel Ağa'nın hükmü bu gün de öyle götürüyor. Diye sözünü bitirdikten sonra ağlamaktan boğularak kalkıp odayı terk etti. O anda neler geçmedi gözüm ögünden neler.. "Demek ki sen de mi gittin elimden.. Fakat yemin ederim ki ne senin ne de babamın sözlerini hiçbir zaman unutmayacağım. Ama neye yarar?..


20 / Abdulhüseyin Umran

Yarayacak yaramayacak orasını bilmem.. Bir şeyler yapmalıyım, açıklayacağım arkadaşlarıma derdimi, onları ve köylüleri uyandırmalıyım.. " -Günler, haftalar birbirini izledi fakat hiçbir şey yapamadım.. Izdırabımı paylaşmak için, Kemal'e bir türlü açılayamıyordum derdimi... Nihayet ekinler büsbütün sararıp, sümbüller kuruyup, biçin vakti geldi artık ..

2

Şafak sökerken, hepimiz Yeşildağ köyü yolunda toplandık. Ellerimizde orak, Yeşildağ köyüne ait olan bu bölgelerin ekinini biçmek ıçın hazırlanmışdık.. Yürüdük Yeşildağ köyüne taraf ekinlere vardık, orada Yüksel Ağa'nın gelişini beklemek üzere oturuverdik. Yüksel Ağa'nın yaşı (40)'ı aşmıştır, Ayhan'dan başka Nermin adında bir karısı daha vardı. Nermin'den (7) yaşında Orhan adında bir çocuğu da vardı. Yüksel Ağa Yeşildağ köyünün derebeyi idi. Göktepe köyünden başka birkaç köy de Yeşildağ köyüne bağlıydı. Yeşildağ köyünde aynca birtakım nöbetçileri de vardı. Bunlar Yüksel Ağa'nın muhafızlarıydı. Ağa'nın yolunu beklemek üzereydik, gördük ki atına binip birkaç silahlıyla beraber bize doğru geliyor. Hepimizi hazır görünce indi atından, başladı bizimle konuşmaya: -Şimdi hepiniz toplanın karşıma.


Göktepe / 21

Çiftçiler Ağa'nın karşısına toplandıktan sonra Ağa konuşmaya devam etti.. -Bu günden itibaren herkes işe başlayacak, diye kaba ve sert bir sesle söyledi ve biraz sonra devam etti: • -Sizden isterim ki her beş altı kişi bir grup olup ve her grup bir parça yerin biçinine koyulacak. Ve biraz duruklayarak: Şunu da unutmayalım biçin sırasında hiçbir tembellik falan istemem diye ekledi sözlerine. Sözlerinin nasıl bir etki yaptığını anlamak için birer birer yüzlere göz dolandırdı ve her şey yolunda olduğunu anlayarak daha kaba ve daha sertçe: -Beni gayet iyi tanıyorsunuz ve kim olduğumu iyice biliyorsunuz sanırım, şahid işte bir laubalilik görürüm veya duyarsam yemin ederim ki şu elimdeki kırbaçla derisini soyarım vücudundan. Anlaşıldı? Haydi şimdi herkes işine başlasın. Yüksel Ağa işini bitirir bitirmez hemen gruplara ayrılarak işe koyulduk. Hafta sonu oldu mu işin de büyük bir kısrnıı\ı tamamlamıştık.. ***

Yaz günlerinin sıcak güneşi altında, esen sıcak rüzgarın karşısında, toz toprağa batarak bir parça su olmuştuk. Taşıdığımız su da ısıyınca dilimiz damağımıza yapışmıştı susuzluktan. Bir gün toz toprak altında çalışırken birisinden bir imdat sesi duyuldu.


22 / Abdulhüseyin Umran

-Çabuk

ulaşın

arkadaşlar,

Hüseyin,

Kemal,

bilmiyorum Sadık'ın nesi var.. Benimle olan biçinciler ellerini işten çekerek hemen Sadık'ın yanına geldik. Kendisi bir yana orağı da bir yana düşmüş olan Sadık'ı bitkin bir halde gördük. Sadık'ı hep beraber taşıyarak

çadırımıza

götürdük.

Yüzünü,

ellerini,

ayaklarını suyla yıkarken gözlerini açıp birer birer başladı yüzlerimize bakmaya: -Çok şükür ki kendine geldin, şimdi söyle bakalım ne oldu sana? Diye söylendim. -Bu sabah beraber işe gelirken hiç te· kendimi iyi hissebniyordum,

bu

hal

ha

biraz

sonra

geçecek

ümidiyle kimseye halimden bahs etmedim, diye yavaş yavaş ve titrek bir sesle söylüyordu Sadık. Fakat görünüyor ki yanılmıştım başımdaki ağrı geçmemiş, ben de biraz rahat edeyim diye belimi düzeltince kendimden geçmişim galiba diye ilave etti.. İçimizden bir arkadaş söze atıldı. -Arkadaşlar Sadık'ı burada bırakalım rahatını alsın biz de başlayalım işimize, zaten Yüksel Ağa buraya

gelmek

üzeredir,

görünce

bizi

bu

halde

dünyayı döndürür başımıza!

O anda hepimizi büyük bir üzüntü sarmıştı. Sadık'ı çadırın altına bırakarak tekrar herkes işine koyuldu. Bir zaman gördük ki Yüksel Ağa iki silahlı nöbetçisiyle ekine taraf geliyor Yeşildağ köyünden. Kara bir ata binip elinde uzun bir kırbaç, üstten hafif bir gömlek alttan da uzun bir si.rval giymişti. Gömleği si.rval üzerine atıp bir çift Acem telliği de taşıyordu ayaklarında


Göktepe / 23

Ekin kenarında durup dikkatle işi seyrediyor. Birden gözleri bizim çadırın altındakine ilişti. Atının üstünden haykırarak: -Kimdi o ohıran çadırın altında? -Ağa, Sadık'tı o, bu gün hastalanmış. Yüksel Ağa Yılmaz'ın bu sözlerini duyunca yüzünü çadıra taraf dönderip birden sinirlenip gözleri açılıverdi, öylesine açılmıştı ki sanki aç bir ayı olup az kalıp Sadık'ı parçalayacaktır. Ağzından köpük kusarak nöbetçilerine: -Getirin o herifi karşıma, ayaklarından tutup sürükleyin onu. Nöbetçiler hemen atlarından inip Sadık'a doğru koştular.

Kendisini

sürükleye

sürükleye

getirdiler

Ağa'nın karşısına. -Söyle bakalım, hangi ok dokunmuş sana! Bu gün ki çadırın altında böyle oturmuşsun? Diye alay eder gibi söyledi. Çok özür dilerim Ağa, bu gün fena bir baş ağrısıyla düçar oldum. Beni affedin... -Ha, demek hasta mısın? Bana bak ulan bu tilki oyununu geçiremezsin bana. -Ağa, yemin ederin;ı ki doğru söylüyorum. -Öyle

mi ha, demek yalan söylüyorsun.

Öyleyse şimdi rahatına bakacağım. -Tutun bu herifi, ellerini ayaklarını bağlayın diye

nöbetçilerine

seslendi.

Onlar

ise

bu

sözleri

duyunca hemen Sadık'a ahlarak ellerini ayaklarını bağladılar. Yüksel Ağa elindeki kırbacı Sadık'ın sağ soluna o kadar indirdi ki, başladı Sadık'ın başından, yüzünden ve ağzından kan akmaya. Biz ise, belimiz bükülü elimizde orak ekin biçmekle biçeriz: Ara sıra


24 / Abdulhüseyin Umran

da gözümüzü bir saniyelik sürece kaldırıp Sadık'ın bu haline acıyarak bakıyoruz. Ne biçim bir zulüm bu ya rabbi. Ağa Sadık'ı bir cenaze haline getirdikten sonra başını kaldırıp bize taraf çevirdi: Benim ahlakım hepinizce bellidir. Hiç birinizden şikayet falan istemem. Bu gün vücudum kırık, yarın başım ağrıyor, ertesi gün ellerim orak tutmuyor gibi saçmaları istemem. Anladınız mı? Yoksa şu gördüğünüz kırbaçla derinizi soyarım. İşe hiçbir duraklama, tembellik falan istemem.. Yoksa.. Diyince elini yukarıya kaldırarak kırbacını havaya vurdu ve tekrar atına binip nöbetçileriyle başka bir ekine yüzleşti. Yüzümüzde kan kalmamış, elimiz orağı tutmuyordu artık. Bu arada bizim grupda olan Kemal yürüdü Sadık'a taraf. Sadık'ı bu halde görünce bütün vücudu titremeye başladı. Hırsından elindeki orağı iki eliyle kuvvetle kendi dizine vurarak, orağı ikiye böldü. Dikkatle gozumüz Kemal'e ilişmiş ne yapacağını hayretle izliyorduk ve doğrulanarak: -Beni dinleyin arkadaşlar. Diye söze başladı Kemal: Bizler bu toprağın çocuğu olarak hepimiz kardeşiz, ve ne bir hayat yaşadığımız hepinizce bellidir sanırım. İşte zulüm, sefalet, cefa dolu bu hayatımız daha ne kadar sürecek acaba.. Daha ne kadar çekeceğiz bu zulmü bu cefayı?. Kemal'in susmayacağını hissederek koştum yanına ve elimle ağzını kapadım. -Yeter artık Kemal, yeter, biraz sakin ol. Hat havarla bir şey yapamayız. Her şey düşünmekle planla olur. Gönlünde birşeyler esiyorsa


Göktepe / 25

içimdeki yanıklardan fazla değil sanırım, diye kendisini sakinleştirmeye uğraştım ve biraz sesimi yükselterek: -Bunca zaman içimdeki duygu ve hisleri kalbimde saklayarak kimseye açıklayamamıştım fakat bundan böyle susmayacağız, hepimiz sözümüzü birleştirip bu halden kurtarmak çarelerini aramalıyız. Şimdi biz üç kişiyiz ben, sen ve Sadık diye söylerken gördüm ki Yaşar, Yılmaz ellerini işten çekip yaklaştılar yanımıza Aydın artlarında geliyor. -Hüseyin, ben de ve Yılmaz da sizinle beraber olacağız ve böylece de beş kişi oluruz, diye sakin sakin söyledi Yaşar. Aydın ise orağı elinde tutarak: Ben de sizinle olacağım ve böylece çektiğimiz zulmü ve cefayı yok etmek ve halkımızı özgürlüğe kavuşturmak için Yüksel Ağa'ya ve ona benzer kimselere karşı mücadele vereceğiz.. Şimdi ellerimizi uzatıp birbiri üzerine koyarak yemin edelim, bu mukaddes meselenin uğrunda ölünceye kadar mücadele vermeliyiz, bu meseleye hıyanet etmemeliyiz.. O anda' ne kadar sevinçli olduğumu asla tasavvur edilemezdi.. Hep beraber orağımızı yukarıya yükselterek yine hep beraber: -Ölsün artık bütün ağalar, yaşasın özgürlük, diye yüksek bir sesle söyledik. Sadık'ı taşıyarak çadırın altına bıraktık .. Ve bir daha işe koyulduk. Günün batışıyla beraber elimizi işten çektik ve Göktepe köyünün yolunu tuttuk.. Yolda, aramızda söz açılarak şöyle bir laf attım ortaya:


26 / Abdulhüseyin Umran

-Ne dersiniz, Kemal'lerde bir toplantı yapalım, zira orasını gözden yan olduğu için uygun buluyorum. Orada gizli olarak buluşup büyük meselemiz için yollar arayacağız.. İsterseniz bu geceden başlayalım işe. Ha, ne dersiniz çocuklar oldu mu? -Kemal lafa atılarak: -Şimdi ben eve varıp varmaz babamla bu hususta konuşacağım ve yalnız başımıza kalmak için annemi ve kardeşlerimi bir komşuya götürmesini isteyeceğim kendisinden. -Yalnız bir şey daha var Kemal, diye Yılmaz karıştı, babanın bizim toplantılarımızdan başka bir kimseye söylememesinden emin misin? -Emin olamazsam böyle konuşmam zaten, diye sakin sakin cevap verdi Kemal.. Ve biraz duraklayarak, babam da dert yanıyor Yüksel Ağa'dan, diye ekledi sözlerine ...

3

Eve varmadan önce gördüm ki bir grup kişi açıklık bir yerde toplanmışlar, kimisi yatmış kimisi de bellerini duvara dayayarak oturmuşlar. Bunlar boş laflar ederek vak.itlerini geçirirler.. Bu gün filan memlekete gitmiş, bu yıl yağmur azıdı veya çokmuş ve daha başka laflar gibi tutturup giderler. Bunları görünce acı bir gülümsemekten kendimi tutamadım.. (İşte bu sefil hayatta yaşamak ve zulüm çekmekte, bunların ve bunlara benzeyenlerin az çok paylan vardrr. Fakat nasıl olsa da yine de hak veririm onlara. Zira özgürlük ne demek olduğunu anlatabilen


Göktepe / 2 7

ve müreffehe bir hayat ve güzel bir gelecek için mücadele verebilen bir kimse çıkmadı ortaya henüz. İşte bu zavallılar dünyaya gözlerini açıp zulm, sefalet görmüşlerdir. Dolayısıyla da bu hayata uydurulmuşlardır. Özgürlük nedir bilmezler, ancak türlü türlü efsaneler yer almış bu zavallıların kafalarında..) Eve yaklaştım gördüm annemi komşu kadınlarıyla beraber oturmuş, elinde bir yumak yamuk örüyor. Bütün konuştukları, bu gece şöyle bir uyku gördüm, bu gün sabah falanın oğlu falan kızla durmuştu, bu gün böyle oldu, bu gün şöyle vesaire gibi sözlerden ibarettir. İşte babalarımızın bahsettikleri şeyler şöyle böyle ise annelerimizin sözleri daha mı değerli olacak yani?! "Bir zamanlar kız arkadaşlarıyla beraber otururdu karşıda Ayhan, beni görer görmez gizlice birbirine ilişirdi gözlerimiz. Acaba şimdi ne yapıyor? Ah ne olurdu bir unutabilseydim seni Ayhan.. " Eve girip toz toprakla bulanmış yüzümü ellerimi yıkadım. Ü zerimdeki elbiseyi soyarak bir başkasını giydim. Sonra biraz dinleneyim diye bir parça hasırın üzerine oturuverdim. Bu arada annem eve girip beni böyle oturduğumu görünce yaklaştı yanıma ve: -Ha, oğlum, kolay gelsin. -Sağ ol anne. -Ne haber yavrum. -Sağlık iyilik anneciğim, ya sı "?:ın orume ve uykularınızdan ne haber? Deyince başladı gülmeye annem.


28 / Abdulhüseyin Umran

-Vay seni Hüseyin vay, bizlerde bu laflardan başka ne olabilir acaba oğlum!? Diye cevap verince Burhan girdi içeriye, -Kolay gelsin ağabey -Vay seni var olasın küçük,

söyle bakalım

şimdiye kadar nerelerdeydin? -Arkadaşlarla göz yumma oynuyorduk da.. Bu

halde

görüncem

kardeşim

Burhanı,

bir

düşünceye kapıldım "Bir süre sonra kardeşim de benim gibi bir çiftçi olarak

yaşayacak,

okuma

yazmaktan

bile

yoksul

kalacak, halbuki diğer memleketlerin çocukları, bir bilsen nasıl büyüyecek. Daha altı yaşında iken okullara girip okuma yazma öğrenirler ve böylece de güzel bir gelecek temin etmiş olurlar. Bizim köyümüz gibi, içinde karış karış dolaşsan bir tane okuma yazma bilen bulamazsın,

karallığın

budur

felaketi

halkı

cahil

yaşatmak ve cehaleti her köyde yaymak." Annem

yemeği

getirip

bıraktı

önümüze.

Karnımızı doyurduktan sonra odanın bir köşesine çekildim, -Anne, bu gece gideceğim Kemal'lere. -Hayırdı yavrum? -İnşallah hayırdan başka bir şey yok. -Pekiyi oğlum, nasıl istersen, uğrun hayırlı olsun. -Sağol anne.

A,

şayet biraz gecikirsem hiç

merak etme oldu mu? Etrafı zaman,

karanlıklar

köpeklerin

basmıştı

dışarıya

havuldamasından

ve

çıktığım koyun

kuzunun baıldamasından başka ne ses ne de sada vardı ortalıkta.


Göktepe / 29

Kemal'lerin

evine

vardım,

dış

kapıyı

açık

görüncem içeriye girdim. Küçük bir lambadan gelen ışık

içeriyi

karşısında

biraz oturup,

aydınlatmıştı.

Evde

kapısının

gözlerini

kapıya

dikmişti

dış

Kemal.. -Hayırlı akşamlar arkadaş, diye seslendim -Hoş geldin, içeri odaya buyurun. -Oda biraz sıcak değil mi? -Öyle, ama başka türlü yapamayız hem bilirsin şimdi yaz mevsimindeyiz, bütün komşular avluda yatıyor, şayet bizden bir ses sada duyulursa, bu gece Kemal'lerde bu toplantı ne olsun demezler mi? -Evet

Kemal,

doğru

söylüyorsun

odada

oturmamız daha iyi.. Bu içeriye

arada

Sadık'la

ardlarından

Yaşar

Yılmaz sonra

beraber da

Aydın

girdiler geldi.

Hepimiz odada toplanarak öte beriden söz açmaya başladık. Arkadaşlar buraya gelerek sözlerinden geri kalmamıştırlar. Bu arada beni derin bir düşünce sardı. -Neden daldın Hüseyin, Kemal dedi. -Dalarsam da hak ver bana. -Neden, Ne olmuş?

-Ah söyleyelim, bundan önce neden toplantı yapamadık diye düşünüyordum. -Kabahat bizde mi? Yaşar dedi, ilave etti, bizler gozumuzu

dünyaya

açarken

ağaların

hükmü

sürdürülüyor. Özgür bir hayatın yolunu kim göstersin bize?

Öyle değil mi Kemal? -Vallahi ne bilelim. Şimdi geçen geçti olan da

oldu fakat şunu demek isterim ki gelecek günlerimizi düşünmeliyiz artık. Evet, çocuklar bizler şu andan itibaren mücadeleye başlamalıyız geleceğin nesillerine


30 / Abdulhüseyin Umran

saadet temin_ etmeliyiz. Kemal'in bu dedikleri çok hoşuma gitti doğrusu. -Şimdi

toplantımıza

devam

edelim,

dedim

halkımıza yardım etmek için bu dediklerimizi bir an önce gerçeğe çevirelim. Bu arada Yüksel Ağa'nın kırbacı albna belimiz ezilmeden, derimiz soyulmadan kiırtarmak çarelerini aramak için birçok şeyler tartışıldı aramızda. Fakat hiçbiri istenilen derecede başarılı değildi. -Hüseyin,

Kemal

dedi,

görüyorum

ki

susmuşsun, birşeyler söyle bana. -Konuşmak için sıra bekliyorum, dedim. -Lütfen arkadaşlar, Yılmaz dedi. Müsaadenizle biraz da Hüseyin'i dinleyelim şimdi. Hepsi birden -A tabii, buyurun. Yaşar söze atılarak, -Biliyorsunuz arkadaşlar, Hüseyin bizden daha çok hayat gördüğü için bizden daha anlayışlıdır. Ben isem köyümüzden başka bir yeri görmemişim, haydi dinliyoruz Hüseyin, diye gülümsemekle ilave etti. -Demek istediğim şey, diye söze başladım, ben sizinle beraber yaşamaya başlayalı bir yıl kadar oldu ve Göktepe köyünden de ayrılalı dört yıl falan oldu. İşte bunca süre içinde gözlerim uyku tatmaz oldu halkınuzın bu halini düşünmekten. Ve daha önceleri kimseye güvenim olmadığı için hiçbir kimseyi derdime ortak edemedim. Fakat sizleri biçin esnasında görüncem ve ne olduğunuzu anlayarak durum bambaşka oldu ve gülümseyerek, işte

görüyorsunuz

köyüne

aranızdayım,

dedim,

dönmeden önce Kerkük'te

Göktepe

öğrenci

olarak


Göktepe 1 3 1

amcam oğlu Mahmut'larda kalıyordum. İngiliz Hükumeti'ne ait olan (Gürgür Baba) Petrol Şirketi'nde işçi olarak çalışıyordu Mahmut. Ve şimdi de sizlere Kerkük'te gördüğüm ve duyduğum olaylardan bahsedeceğim. (1 Temmuz 1946) yılında yani bundan on yıl önce, petrol şirketindeki işçiler "Gavurbağı'nda" İngiliz toplanarak hakimiyetinden kurtarmak çarelerini aramaya başladılar. Çünkü, milli servetimizi sömüren ve halkınuzı yoksulluk ve cehalet içinde yaşattıran, şüphesiz ki İngilizlerdir.. öte yandan isteklerini elde etmek için bu işçiler her akşam Kerkük caddelerinde grevler yapmaya başladılar. Aynca halkı uyandırmak ve onu bilinçlendirmek amacıyla Arapça, Kürtçe ve Türkmence nutuklar söylenildi. 12 Temmuz 1946'da yine (Gavurbağı'nda) işçilerimiz, toplanırken hükumet tarafından gönderilen bir grup polis işçilere karşı ateş açarak onları dağıtmaya mecbur ettirdi. Bu saldın sırasında "Şakir" adlı bir işçi şehit düşerek onlarca da yaralandı. 13 Temmuz 1946'da hükumet, Kerkük işçileri arasında büyük bir işkence yarath. Bu işçilerden birçok sayıda tutuklananlar da oldu ve birçok sayıda işlerinden atılanlar da uzun yıllar boyunca işsizlik çilesi içinde yaşadılar hükumetin bu durumuna karşı her yerde kin nefret sürerek toplantılar da (13) gün devam etti İşte görüyorsunuz ya, işçilerimiz koskoca İ ngiliz Hükümeti'nin karşısında erkekçe durarak halkınuzın özgürlüğü ve yurdumuzun bağımsızlığı uğrunda yiğitçe şehit düştüler. Bizlere gelince, tek bir ağanın karşısında duramıyoruz. Neden mi acaba?


32 / Abdulhüseyin Umran

Uyanalım artık, köylüleri uyandıralım, onları ışçı

kardeşlerimiz

gibi

mücadele

vermeye

bilinçlendirelim. Ve bu çabaların sonucu, kuşkusuzdur ki, bütün köylerde )::>üyük yankılar uyandıracaktır.. Sanki bir şeyler hatırlar gibi bir an için sustu Hüseyin, fakat, diye ilave ederek, babamın ölümünü duyar

duymaz

Kerkük'e

Göktepe

götürmek

köyüne

istedim..

döndüm

Fakat

aileyi

düşündüm

taşındım bir daha dönmem Kerkük'e, dedim, Göktepe köyünde fırsat

kalmalıyım,

bulup

orada

arkadaşlara

birşeyler Kerkük

yapmalıyım olaylarından

bahsedeceğim işte asıl görevimi orada görmeliyim diye kendi kendime

söylendim..

Ve

böylece arkadaşlar

şimdi aranızda bulunuyorum. Bir an için odada bir sessizlik oldu bütün gözler Hüseyin'in

ağzına

bakıyordu.

Arkadaşlar,

diye

sessizliği bozarak devam etti Hüseyin, biz de yarından itibaren işe başlayacağız. Halkımızı uyandırmak ve onun nasıl kötü bir durumu olduğunu açıklamak amacıyla büyük çapta çabalar harcayacağız. Oldu mu arkadaşlar? Herkes bir baş eğmesiyle evet diye cevap verdiler. -Arkadaşlar, oda biraz sıcak oldu sanırım, diye söyledi Kemal, biraz dışarıya çıkalım. -Maşallah, odaya gireli tütün kesesi düşmüyor elden, diye söze atıldı Yılmaz. -Nasıl da sıcak olmasın, diye Hüseyin söze girişti, dünya sıcak, oda sıcak sigara tütünü de bir yandan..

4


Göktepe I 33

Eve varırken gecenin yansı olmuşhı. Annemle Burhan uyumuşlar, duvarda asılan lambanın ışığını azaltarak hemen yatağıma girdim. Gözlerimi ay ışığına dikerek uzun bir nefes aldım. O anda

kendimi

yeniden

doğmuş

gibi

hissettim.

Düşünülmeyecek kadar rahat ettim. Zira gönlümdeki hisleri belirtmek ve fikrimde dolaşan düşünceleri ortaya atmak için böyle bir fırsat istiyordum. İstediğim de oldu. Şafakla beraber uykudan kalkhm. O sabah kendimi gayet iyi gördüm. O gece öylesine rahat uyumuşhım ki hiçbir yorgunluk duymuyordum. Bir parça

ekmek

ve

bir

baş

soğan

olan

yiyeceğim

koynumda taşıyarak yola çıktım. Yolda çiftçilerle birleşerek hep beraber ekin yolunu

hıttuk. Ekine

varıp varmaz herkes kendi

grubuna ayrılarak ekin biçmeye başladık. Öğleye doğru elimiz işten çekip yanımız daki arkın kenarında ohıruverdik. Orada herkes kendisiyle beraber

getirdiği

Karnımızı

yemeği

doyurduktan

çıkarıp sonra

yemeğe

elimizi

başladı.

yüzümüzü

arkdaki suyla yıkadık sonra bir tarafa çekilip oturduk. Tütün keseleri ele alınıp sigara sarılmaya başlandı. Birden Yılmaz yanıma yanaşıp Hüseyin, diye söyledi. -Evet Yılmaz ne var, alçak bir sesle cevap verdi: -Diyorum biçmekle

ki,

biz

geçiriyorsak

burada

acaba

günümüzü

fikrimizi

ekin

arkadaşlar

arasında nasıl yayınlayacağız? -Biliyorsun nasıl? Anlatayım. Yarından itibaren her

birimiz

sırasında

da

arkadaşlarla

bir

grupla

her

çalışacak,

birimiz

ohırur

başlar

kendi

aynca

istirahat

grubunda

halkımızın

zarf

olan ve


34 / Abdulhüseyin Umran

yaşayışından konuşur. Ve böylece birkaç gün içinde fikrimizi tüın çiftçiler arasında yayılmış buluruz. -Doğrusu şahane bir fikir, diye Yılmaz söyledi, evet Hüseyin, yarından itibaren, her birimiz bir grupla işe başlar. ***

Ertesi gün ben de arkadaşlanrn da ayn ayn gruplara ayrılarak ekin biçmeye başladık. Ve böylece birkaç gün işe devam ederek tüın planlanınız başarı sağladı. Sonralan başladık açık bir şekilde konuşmaya. Ta bütün biçinciler başladı ağaların ve İngiliz Hükumeti'nin aleyhine konuşmaya. Biçincilerimiz hayattan anladılar gibi, ne bir şekilde insan saadetle yaşar, ayn devletlerde olduğu gibi nasıl millet serbest yaşar neden mi halkımız zulüm altında yaşıyor. Bu zulmü gidertmek için niye birleşmiyoruz? Bir akşamüstü ekinden dönerken bir toplanh kurmak düşüncesi fikrimizden geçti. Bu toplantı geçen toplantı gibi Kemal'lerde olacak. Yalnız bu defa odada değil, dışarıda ay ışığı altında olacak. bu toplantıdan amacımız bütün Göktepeliler orada hazır olup geleceğimizi anlasınlar .. Gece oldu, bütün biçinciler hazır oldu aynı saat ve aynı yerde. Bu toplantımızın sebebi daha çok kimselerce belli değil. Bütün Göktepe halkı, erkek, kadın ve çocuk olmakla beraber Kemal'lerde yığışıp herkes kendi düşüncesine göre birşeyler konuşuyordu kimi: -Şimdi Yeşildağ köyüne saldıracağız, diyor.


Göktepe / 35

Kimi de: -Bundan sonra bir daha Yüksel Ağa gelirse ekine kendisini ve nöbetçilerini gebertiriz. -Bütün biçilen ekinlere yarın ateş salarız. İşte böyle anlayan anlamış bu toplanbdan gaye, anlamayan da duruyor acaba ne olmuş bu gün biçincilere böyle ağaların aleyhine konuşuyorlar? Kemal Hüseyin'le beraber durmuştu. Birden Hüseyin dedi, -Kemal, -Evet Hüseyin ne var? -Sustursana bunları, görüyorsun ki hiçbir şey anlamıyoruz. Kemal sesini yükselterek, -Arkadaşlar, çok rica ederim sakin olun biraz da biz konuşalım. Hep birden: -Buyursunlar, dinliyoruz. -Hat havarla bir şey öğrenmeyeceğiz, Kemal dedi, ve ilave ederek, şimdi biraz susalım da arkadaşımız Hüseyin'i dinleyeceğiz. Yine hep birden, -A buyurun Hüseyin. Buyurun konuş da dinliyoruz. Hüseyin gözlerini karşısındaki yüzlere dolaşbrdıktan sonra: -Hepinizi candan selamlar iyi vakitler dilerim. Bu anda bana, bir iki söz söylememe müsaade ettiğinizden çok memnun olup, şükranlarımı ve sevincimi belirtmek... Sözünü keserek: A, rica ederiz Hüseyin, buyur konuş. -İlk sözüm sizlere budur:


36 / Abdulhüseyin Umran

Bizler hepimiz bu köyde, bu vatanda kardaşız, halkımızı uyandırmak ve onları ağaların zulmü albnda kurtarmak için bir parça bir kitle olmalıyız. öte yandan yurdumuzu yabancı sömürüden kurtarmak ve onun bağımsızlığını elde etmek ve demokrasi ve adaleti yaymak amacıyla, tüm halkımızı işçisinden öğrencisine kadar bilinçlendirmek ve onlarda mücadele ruhunu aşılamak üzere büyük çabalar harcamamız gerekmektedir. Ve bu mücadelemizi yaymak için sizi etraftaki köylere duyurmalıyız. Arkadaşlar, bizim yapacağımız ilk iş, yarın Yeşildağ köyüne gitmemektir. Evet, bundan böyle orada ekin biçmeyeceğiz. Ve bundan sonra görsünler artık ağalar bizim yiğitliğimizi ve çelik gibi olan azimetimizi, şimdi de hep beraber söyleyelim: (Yaşasın halkımız, ölsün zalim ağalar, kalmasın ve ilelebed İngiliz hükmü Irak' ta) Yaşasın halkımız Yaşasın halkımız Yaşasın halkımız Şimdi lütfen herkes evine gitsin çok çok teşekkür eder hepinize iyi geceler dilerim.. (Eğlence gecesi mehter zurnanın sadası kalmayınca herkes rahatını almak için kendi evine gitti, ben ise gam, keder içinde kalarak şafak sökene dek inleye inleye ağladım durdum. Artık bu son geceydi Ayhan yaşıyor Göktepe köyünde.) Sabah oldu hiçbir kimse işe gitmedi, herkes evinde kalıp rahatını alıyor. Biçincilerin işe gelmemek haberi Yüksel Ağa'ya verilir. Yüksel Ağa bunun sebebini bilmediğinden şaşırıp kaldı.


Göktepe / 3 7

Güneşin sıcaklığı insan üzerinde hissediliyordu

ki bir çocuk telaşla girdi evimize: -Hüseyin, diye söyledi, Yüksel Ağa atına binip köyümüze taraf geliyor. -Ya

sen ne

yapıyorsun oralarda?

Diye hiç

heyecanlanrnayarak sordum. -Arkadaşlarla oynuyordum. -Peki, şimdi git de arkadaşlarına söyle, Hüseyin diyor herkes gitsin evine, kimse kalmasın dışarıda, anladın mı? -Evet anladım. Artık Göktepe köyü bir çöllüğe dönmüştü. Bu arada Yüksel Ağa Göktepe köyüne yaklaşınca büyük bir dehşet içinde kalrnışh. Köyün sokaklarına girip dolaşh fakat bazı siyah beyaz köpeklerden başka hiçbir şeyin izi görünmüyordu. Öyle görünüyordu ki herkes kapıyı kapayıp başka yere göçmüşlerdir. Yüksel Ağa köyü böyle görünce büyük bir korku sardı ruhunu. Ahnın başını geriye çevirerek

nöbetçileriyle

beraber Yeşildağ köyünün yolunu tuttular. Akşam olunca hava da güzelleşmişti bu arada herkes evini terk edip çöle doğru gittiler. Orada, kimisi oturup,

kimisi

durup

birbirleriyle

konuşuyorlar ..

Birden Yüksel Ağa bir takım silahlı polisle beraber göründü. Fakat hiçbir kimse yerinden kıpırdamadı. Sanki gelenler Yüksel Ağa ve bir takım polis değil bir sürü

koyun

kuzu

imişler.

Yüksel

Ağa

yanlarına

yaklaşarak ahndan indi. Asık bir suratla gözlerini yüzlerde gezdirerek:


38 / Abdulhüseyin Umran

-Neden

işe

gelmediniz

bu

gün?

Sebebini

öğrenebilir miyim acaba? Ve birden sesini yükselterek söyler misiniz neden gelmediniz? -Çok güzel, kimse cevap bile vermiyor. İşte şimdi bitti, cevap vermeye bile yanaşmıyorsunuz ha? Çok güzel, fakat yine de kabahat bende.. Şimdi de birkaç tanenizi kubaç altına almazsam adam olacak değilsiniz. Ve gözleri birisine ilişerek çok sinirli bir tavırla: -Gel bakalım buraya sen. -Ben mi ağa? -Evet sen, ve bir başkasına işaret ederek, sen de kendisiyle, ve daha bir başkasına, sen de kalk bakalım. Ve yanındaki polislere dönerek: -Haydi, yakalayın bunları,

bağlayın ellerini,

Yeşildağ köyüne sürün. Ve bir daha yüzünü cemaate çevirerek: -Şimdi

beni

ıyıce

dinleyin.

İşe

yarın

gelmezseniz bu üç kişi gözünüz önünde ipte asılacak, diyince hemen atına binip

Yeşildağ köyüne taraf

yüzleşti. Hüseyin,

Kemal

ve Yılmaz

da

elleri

bağlı

polisler arasında peşini izlediler. Geride kalanlar da Yüksel Ağa ve polislere karşı taş atmaya başladılar ve onları

korkutmak

diye,.

Polislerin

birisi,

başları

üstünden ateş açmaya başladı. "Şenlik,

devam

ediyor,

silahı,

elinde

olan,

gelinin başı üstünden ateş açıyor. Türlü türlü, al yeşil giyişler güneş ışınında parlıyor. İçime sanki bir ateş atılıp yanıyor, gözlerim Ayhan' da kaldı, Ayhan Hanım


Göktepe I 39

ata binip Yüksel Ağa'run evine gidiyor, Yüksel Ağa'run gelini, karısı oluyor.. " Bizi Ağa'nın evine götürdüler. Orada, Ağa, yüzlerce defa kırbacını vücudumuza indirdi. Ama ne kadar indirmişse de bizden bir söz alamadı. Sanki bizimle konuşmuyor, kırbacı bize değmiyordu. Sonra bıkarak çok sinirli bir tavırla: -Götürün o karanlık odaya bu herifleri. Kapıyı da iyice bağlayın. Haydi defolun. Bir daha gözlerim görmesin sizi. Üçümüz de o küçük odaya yerleştik ki Yüksel Ağa kış günlerde atını bağlardı orada. Ve öylesiye pis kokuyordu ki insan bir türlü orada dayanamaz. Fakat ne yapalım, çaresizlik bu işte. Elden bir şey gelmiyor ki. Oda can sıkıcı ve çok sıcak olması bir yandan vücudumuzdaki kırbaç izi ter basıp sızlıyor. Gökyüzünü karanlıklar kaplıyor, oturduğumuz zindanda göz gözü görmüyor. Birbirimizi görmek için günün doğuşunu bekliyorduk. sabırsızlıkla Bilmiyorduk saatin kaç olduğunu ki fısıltıya benzer gibi bir ses duyduk. Hüseyin, Hüseyin, yaklaş pencereye. O anda bilmem nasıl pencereye fırlandım. Fısıltı ile: -Çabuk al şunu elimden. Ben de elimi uzatarak dediğini elinden aldım. Daha fazla fırsat olmadığından kendisiyle konuşamadım. Fakat sesinden Yüksel Ağa'nın küçük karısı Ayhan olduğunu tamdım, odanın o küçücük penceresinden içeriye ayın ışığı sızınca, bohçayı açtım


40 / Abdulhüseyin Umran

gördüm ki üç tane ekmek arasında bir kaşık dolusu tere yağı, bir avuç hurmayla beraber. O anda öylesine sevinmiştim ki hiçbir şey bu sevincimi ifade edemezdi. Yok, yemeklere, Ayhan'ın hala beni unutmadığına, milletimize ve evlenmeden önce bana söylediği sözleri hala unutmadığına tabii. Odanın sıcaklığı bizi kavuruyor. Gece üzerimizden Düşünceler geçmiyor. içinde kayboluyoruz, acaba arkadaşlar ne yapıyorlar şimdi? Bizim hakkımızda neler söylüyorlar? Şafak sökünce gözlerimiz küçücük pencereye asılı kalmıştı. Birden oda kapısı açıldı yüzümüze. Yüksel Ağa'nın bir nöbetçisi. -Ağa sizi istiyor, diye konuştu. Dışarıya çıktık prada Yüksel Ağa'yı karşımızda bulduk. -Haydi şimdi doğrudan doğruya ekin biçmeye gideceksiniz. Ve bundan sonra böyle bir şey yapmayacaksınız, diye sakin sakin söyledi Ağa. Yüksel Ağa'run bu davranışı bizi büyük bir hayrete soktu. Ağzımız açılı kaldı. Hiçbir şey demeden oradan ayrıldık. Yolda yine düşüncelere kapıldık. Acaba neden salıverdi bizi Yüksel Ağa? Ekine vardık gördük bütün çiftçiler toplanıp yolumuzu bekliyorlar. Sadık bizi karşılayarak: -Arkadaşlar, Yüksel Ağa sızı zindandan çıkarsın diye, dün gece aramızda işe dönmemizi düşündük. -İyi yaptınız, dedim, ve ilave ederek, çocuklar, bundan sonra artık korku diye bir şey yok bu köyde. Mücadelemize devam edeceğiz ve her bir zalim insana karşı duracağız .. Evet çocuklar bundan sonra köy halkı


Göktepe / 41

rahat edecek, iyi yaşayacak ve bu ümidi gerçekleştirmek ıçın hiçbir fedakarlıktan geri kalmayacağız. Evet, geri kalmayacağız. Haydi şimdi de işe başlayalım.. Haydi.. 5

Artık biçinciler her gün işlerine devam ederek ekin biçiyorlar.

Yüksel Ağa' da her gün silahlı nöbetçileriyle ekine gelip işi kontrol ediyor. Biçincilerin her gün işe gelmeleri ve ekin biçmeleri onu rahat etmişti artık. İşte her gün büyük bir himmetle birbirimize yardım etmekle işi tamamlıyorduk. Aynı zamanda milletten, mücadeleden açıkça konuşmaktan bir gün olsun bile geri kalmanuştık... Ve günler geçti biçin de sona ermiş hale geldi. Biçtikleri ekinleri kümeler şeklinde harmanlar yapmaya koyuldular. Sonra harmanlara (hole) yaptılar. Harmanlar üzerine hole birkaç gün surunce bütün harmanlar parçalanıp buğdaylar da başaklarından ayrıldı... Aynca buğdayı samanından ayırmak amacıyla, onu savurmaya başladılar ... Son olarak buğday çuvallara dolduruldu ve (davarlar) üstüne yüklendi. Bir kısmı Ağa'nın ambarlarında yer aldı diğer kısmı da şehre götürüldü. ***


42 / Abdulhüseyin Umran

Her

yılbaşı,

Yüksel

Ağa,

ağalarını davet ederdi. Biz de o çektiğimiz almak

cefa

karşılığında

amacıyla

Yüksel

etraftaki

köylük

gün uzun bir yılın

buğdaydan

Ağa'nın

payımızı

kapısı

önünde

bekledik.. Uzun bir bekleyişten sonra Yüksel Ağa karşımızda göründü. Bütün gözler Yüksel Ağa'nın o canavar çehresine ilişti, acaba neler söyleyecek şimdi?

-Beni dinleyin cemaat, hepinizin fikri yanımda

olsun,

bu

yıl

payınızı

her

yılki

gibi

bir

defada

vermeyeceğim. Zira bu yıl başka yıllar gibi değil. Çok değişilmişsiniz bu yıl. İçinizde tuhaf bir şey seziyorum dolayısıyla bu yılki

buğdaydan

vermeyeceğim,

olan

payınızı

oradaki

yüzlere

hep

birden

gözlerini

bir

dolaştırdıktan sonra, sözlerine devam etti, evet bu defa sizlere payınızın yarısını vereceğim. Diğer yarısını da (çift) mevsiminde veririm. Şimdi anladınız mı? Bunu da unutmayalım ki,

kim itiraz ederse etsin, kim payını

istemiyorsa, kalsın acından ölsün! Ve nerede büyük bir taş

bulabilirse

başını

o

taşa

vursun!

Beni

iyice

tanırsınız tabii, aranızda beni tanımayan varsa da şimdi beni tanısın ben Yüksel Ağa'yım. Haydi, şimdi herkes payını almak için sıra alsın aynca yarın hepiniz Yeşildağ

köyüne

davetlisiniz,

diye

sözünü

bitirip

ortalıktan kayboldu. Biçinciler birbirlerinin yüzüne bakarak aralarinda yarı paylarını almaya razı oldular .. (Fikrinde yaşadığın için unutamıyorum ey baba sözlerin.. Acaba zulüm altından kurtarmayacağız) Paylarını

(davarlara)

yüklediler.

Adımlarını

atmaya kimsede hüner kalmamıştı. Herkes keder, gam içinde büyük bir düşünceye kapılmıştı. Uzun bir yılın


Göktepe 1 43

cefası sonunda, geceyi gündüze katarak aldık.lan pay da hepsi üç keviç buğday idi. Hüseyin, arkadaşlarını bu durumda görünce Kemal'in yanına gitti, -Kemal, diye söyledi Hüseyin -Evet Hüseyin, ne var. -Çok rica ederim Kemal, biraz arkadaşları durut da onlara söyleyeceklerim var. -Olur Hüseyin, hemen. Kemal biçincileri durdurarak oturmalarııu rica etti. -Arkadaşlar, diye söyledi Hüseyin, sizlere nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum. Sizin bu dayanımınıza doğrusu iftihar etmekteyim. Bizler, birbirimize yardım, hizmet etmek için yaşıyoruz. Dolayısıyla halkımız zafer ve kurtuluşa varıncaya dek ne kadar zulüm görürsek görelim ve ne kadar açlık, susuzluk içinde kalırsak kalalım tahammül etmemiz gerekir. Arkadaşlar sizin bu aydın fikirlerinize hayranım . İçinizden hiçbir kimse şüphe uyandıracak bir söz söylemedi. Zaten daha önce aramızda konuşmuştuk da her ne varsa gönlümüzde kalacak düşmana bir şey söylemeyeceğiz. Onu kendi düşünmesinde bırakıp fikrini bulaşhracağız, Yüksel Ağa kendi kendine diyecek ki, ben bunların bu yılki buğdaydan paylarını azaltırken acaba neden hiç kimse itiraz olsun diye bir şey söylemedi? .. İşte böylece onu şüphe ve korku içinde yaşatdıracağız. Arkadaşlar unutmayalım ki bizler hepimiz kardaşız, hep birbiri ıçın yaşıyoruz. Sizden üzülmek değil biraz sabretmenizi rica ediyorum, bir yıla kadar kim bilir ne olur ne olmaz .. Haydi, şimdi de herkes evine ve yarın


44 I Abdulhüseyin Umran

da hiçbir şey olmamış gibi Yüksel Ağa'run daveti üzerine Yeşildağ köyüne gideceğiz. Herkes evine gidip rahatını alsın şimdiden gelecek kışa dek yapılacak işler kalmadı .. Annem avlunun bir köşesinde oturuvnmişti. Beni görünce, kalkıp yardım etmek istedi.. -Kolay gelsin oğlum, diye ilk sözü oldu -Sağ ol anne -Söyle bakalım yavrum, seni bu gün çok üzgün görüyorum. -Nasıl üzülmeyelim, Yüksel Ağa'nın zulümlerine kim dayanacak, kim? Şaşkın bir tavırla -Yine ne olmuş? -Ne olmuş ha? Daha olacak yani? Bu yılki buğdaydan olan payımız hepsi bu kadardır, bu kadar, görmüyor musun? -Hay Allah kahretsin Yüksel Ağa'ruzı, neyse, üzme tatlı canını evladım. Ne yapacaksın. Zalimin birisi o işte. -Ben üzülmüyorum anne, fakat biliyorsun şimdi bütün arkadaşlarda yas var, onlar ne yapacaklar nasıl geçinecekler? -Ne yapasan yavrum Allah bütün zalim adamları kökten yok etsin. Haydi, şimdi otur da rahatına bak. Ellerimi, ayaklarımı yıkadıktan sonra annemi, temiz bir gömlek başım üstünde buldum. Üstümdeki iş elbisesini soyup annemin getirdiğini giydim. Sonra biraz dinlenim diye yerde sanlan bir parça (hasır) üzerinde oturuverdim. Biraz daha kendimden geçecektim. Nasıl geçirttin bu yılı, kış günleri dışarda


Göktepe / 45

soğuk karşısında, yaz günlerinde de sıcak güneşin ,ıltında, esen yakıcı rüzgarın önünde. Sonra aldığımız pay da bu mu idi?!.. -Anne, yavaş bir sesle dedi Hüseyin, -Evet oğlum -Yarın hazır ol da Yüksel Ağa'lara davetliyiz. -Ne dedin, ne dedin, Yüksel Ağa'lara mı? Yüksel Ağa'nın size bu yaptıklarından da sonra onlara gidecek miyiz ha? -Merak etme sen anne, biz ne yaptığımızı gayet iyi biliriz. -Vallahi ne bileyim ben, siz bilirsiniz tabii. -Anne. -Yine ne var. -Haydi bil bakalım anne Biraz düşündükten sonra -Ne bileyim ben, haydi sen söyle bakalım. -Yarın Yüksel Ağa'lara gidersek kimi görürüz biliyor musun? Ayhan'ı göreceğiz tabii. Onu evlenenden bu yana hiç te görmedim. -Amma da aptalmışım oğlum. Bunu nasıl ben hatırlayamadım. Ben de sana bir şey söyleyecektim. Bu gün Ayhan gelmişti babası evine, biraz da uğradı evimize. -Doğru mu anne? Ne dedi, bir şey söylemedi mi, sormadı beni? -Sormaz olur mu hiç. O günkü sözü Yüksel Ağa'nın evine götürdüler, ne oldu ne olmadı hepsini bana teker teker konuştu. -Peki neler söyledi. -Oy ne bileyim ben, diye gülümsemekle dedi. Sonra: İşte hahrladım, Yüksel Ağa'nın sizlere yaptığı


46 / Abdu/hüseyin Umran

zulümlerden bahsetti. Aynca size geceleyin yemek getirdiğini de söyledi. -Vallahi ben de Ayhan olduğunu bildim -Ayhan olduğunu nasıl öğrendin Sesinden tanıdım da.. -Sonra, beni tanıp tanımayıp doğrusu merak ettim dedi. Ben de, Hüseyin seni görmeden sesinden tanır dedim.. Bu arada Hüseyin kendinden geçer gibi oldu. Uzun uzuna bir hasret çekerek, acaba bir daha Ayhan'ı görecek miyim, baş başa oturup kendisiyle konuşur derdimi

anlatabilecek

miyim,

diye

kendi

kendine

söylendi. Annesi yemeği getirerek, haydi çocuklar sini başına, didi. Hüseyin, annesi bir de küçük kardeşi hep beraber sininin etrafını alarak kannlannı doyurdular.. Hüseyin: -Haydi anne hazırlanalım, sıcak basmadan yola düşelim dedi.

-On dakikaya kadar hazırız.. Dışarıya çıkarken köy halkına rastladılar, hep beraber

Yeşildağ

köyü

yolunu

tuttular..

Yüksel

Ağa'nın evine iki kapıdan girilirdi birisi sokak içine düşüp ötekisi ise çöle taraf idi.. Tamamıyla avlu üstünü kaplayan ve ortalığı gölgelendiren birkaç çadır birbirine bağlanarak bir uzun

ağaçla

avlunun

ortasında

kondurulmuştur.

Yüksel Ağa'nın davet ettiği ağalar için çok güzel renklerde olan halılar düşünmüştü. Aynca köy halkı için

de

ezilmiş

düşünmüştü.

ve

eskilenmiş

killin

ve

hasırlar


Göktepe / 47

Avlu zamanla doluyordu davetlilerden .. Hüseyin yalnız başına avlunun bir köşesine "'�ınmış, etrafına bakınıyor, meğer ne kadar fark v.ırmış ağalarla köy halkı arasında .. Onların giydikleri nerde bizimki nerde, bak bu ağanın çocuğu neler giymiş neler, giydiği çizgili pahalı kumaştan tut türlü ı ürlü sınnayla süslenmiş başındakine, taşıdığı güzel dantelli mendilden ta ısmarlanmış ayakkabısına kadar . . Bizimkiler ise babayiğit olana kadar görmezler bu gibi şeyleri .. Hayatta bizim tek isteğimiz karnımızı doyurmaktan başka ne olabilir!!? Zira bizler soğuk sıcak karşısında cefa çekip, kazandığımız ağalar için değil mi meğer? İşte görüyorsunuz ya ağaların çocukları böyle giyişler girerken bizimkiler de yakası .1çık yamalıklı bir gömlek ayak da yalın.. Onların kadınlarına da bakarsan renk renk güllerle süslenmiş gömlekler üzerinde birer sürmeli sahme, bizimkiler ise yılda bir değil hayatları boyunca giyemezler bu giyişleri. Toy olsun, bayram olsun bir uzun gömlek üstünden bir (pişmal) başlarında fute üstünden de bir kara yazma bağlarla ayaklar da yalın.. Böyle bir durumda olduğumuz da hele de birbirimize yardım etmeyelim mi? Bu hal daha ne kadar sürecek? Bizler cefa, yorgunluk çekerken ağalar da sefayı sürsünler ... Ağalara taraf yüzümü çevirince Ayhan'ı gördüm, elini yanağı üstüne bırakıp sessiz sadasız bir yabancı gibi, ağaların eşleriyle oturup gözlerini yere dikmişti. Gözlerim yüzünde asılı kaldı bize taraf bakmasını sabırsızlıkla bekliyordum. O kadar olmadı ki Ayhan elini yanağından kaldırıp biraz döndü bize


48 / Abdulhüseyin Umran

taraf. Bu kadar insan arasında bilmem nasıl benim ona bakhğımı gördü. Yüzüme doyarcasına bakhktan sonra gülümsedi ve daha fazla dayanamayarak yerinden kalkıp bize doğru geldi. Yanakları ve dudakları daha da pembeleşti sevincinden birer birer başladı soruşmaya.. Eski arkadaşlarıyla oturup başından geçenleri anlatıyordu Ayhan. Ara sıra bir bana bakıyor bir de Yüksel Ağa'ya .. Vakit çok geçiyor.. Oturanlar birbirleriyle sohbet ederek tatlı tatlı konuşup gülüyorlar. Çok neşeli idiler .. Bu neşeye katılmayan tek Hüseyin idi.. Evet Hüseyin yalnız başına oturup gözleri bir oturanlara, bir ağalara bir de Ayhan'a ilişiyordu. Ne yazık ki A yhan'la birazcık konuşmaya fırsat bulamıyordu. Bu arada Hüseyin'in omuzlarına bir el dokundu Hüseyin başını yana çevirip, sen misin Kemal dedi. -Çok şükür ki beni tanıdın, nedir bu hal yahu bitmedi mi bu dalgınlık sende, buraya geleli hiç kimseyle bir kelime olsun konuşmadın, geldiğimden beri hep seni izliyorum .. -Allah Allah sen meseleyi nasıl da büyütüyorsun Kemal, gördüm sizi oturmuşsunuz ben kendi kendime dedim ki daha önümüzde çok zaman var, şimdilik biraz milleti seyredelim ondan sonra yanınıza gelirim işte hepsi o kadar. Oturdu yanımda Kemal, gördüğümüz şeylerden söz ettik bu arada Yüksel Ağa'nın o yüksek sesi kulaklarımızda çınlamaya başladı: -Yemek hazır olmadı mı? Öğle zamanı işte cemaat hepsi acıktı..


Göktepe / 49

-Elimizde yemek bırakıyoruz diye seslendi aşçılar, gönder de birkaç kişiyi yemeği alıp getirsinler. Yüksel Ağa yüzünü bize taraf çevirdi: -Haydi bakalım sizden birkaç tane onların yardımına koşsun.. Yemekler önce ağaların onune bırakıldı, bu arada erkek kadın hep bir yerde oturmuş uzun bir müddet aç kalan gibi yemeye başladılar. Birden Yüksel Ağa gözlerini Ayhan'a taraf çevirdi. Onu yemeğe çağırmak için küçük oğlu Orhan'ı çağırmaya gönderdi, -Babam seni istiyor, dedi, yemeğe gelmeni söyledi. -Babana şimdi canımın istemeyeceğini söyle, birazdan arkadaşlarla beraber yeriz. unutmamışh. köylüleri Ayhan hala Arkadaşlarını bırakmak ağaların karılarıyla yemek canını sıkıyor. Bizim çocuklar ise ağaların ellerine gözleri ilişmişti, ne kadar yiyorlar diye kendi kendilerine söyleniyorlardı ve kimi: Anne acıktım artık, neden onlar yiyor biz yiyemiyoruz? -Acelen ne yavrum birazdan biz de yeriz. Diye cevap veriyorlardı kimi anneler. Ağaların kamı tamamıyla doyduktan sonra artık sıra geldi bize .. Yemeklerden her ne kısmet olmuştu bırakıldı önümüze.. Aynı zamanda Ayhan da bizim köylü aileleriyle birlikte oturup yemek yedi. Ayhan o anda ne kadar sevinçli olduğu tasavvur edilemezdi.. Kendini hiç te ayırmadı diğer


50 / Abdulhüseyin Umran

arkadaşlarından. Tabii bir köylü olarak arkadaşlarını daha iyi daha üstün bilirdi... 6

Çiftçilerin hiçbir işleri kalmamıştı. Artık rahat edecekler. Ne ekin biçmek, ne harman savurmak ne de ağaların kazık sözleri ! ! . . Sıcak güneşin altında çalışmaktan kurtardılar artık. Şimdi herkes çocukları yanında kendi evinde oturup rahatlığını alıyor.. Yaz günleri Göktepe'de güneş batana yakın senn rüzgarlar eserdi, kimi kendi evini bırakıp dışarıya çıkardı ve rastladığı kişilerle sokakları dolaşırlardı, öteden beriden söz açarlardı. Kimi de birkaç kişiyle bir grup kurup orada burada oturup sohbet ederlerdi. Çocuklar ise kendi dünyalarında yaşıyorlardı. İşte böylece günler aylar geçerdi Göktepe köyünde ... öte yandan kimse sözlerimi unutmamıştı, her gece ortalığı karanlıklar basınca herkes birbiri evine giderdi. Her evde beş altı kişi toplanarak besbelli ağaların aleyhinde konuşulurdu. Daha ne kadar bu zulmü çekmek zorundayız diye aralarında söylenilirdi. ***

Gün be gün havalar soğuyor, bulutlar gökte geziyor, kış mevsimi girmek üzeredir artık bir daha ağaların yerlerinde çalışmak zorundadırlar.. İşte o günlerin birinde duvarlar altında oturup vücudumuzu hasta güneşin ısısıyla ısıtırken, at


Göktepe / 51

üzerinde Yüksel Ağa'nın bize taraf geldiğini gördük. Ve bize yaklaşırken indi atından, -Selamünaleyküm, Arkadaşların kimi aleykümselam diye cevap verdi kimi de cevap vermedi. Ve sıhhat ahval sormadan: -Cemaat siz de iyi biliyorsunuz ki kış mevsimine girdik. Çift sürme zamanı geldi sanının. İşte ben de bunu size hahrlatmak için geldim. Yarından itibaren herkes işine başlayacakhr. Ve bunu da unutmayalım ki buğdaydan kalan hakkınızı daha almamışsınız ve biraz duraklayarak devam etti, tabii bütün yerler ekildikten sonra alacaksınız! Bu arada taşlardan cevap var çiftçilerden yok ne evet ne de hayır dediler sadece birbiri yüzüne bakmakla yetindiler. Ne var ki Kemal yerinden kalktı ayağa. -Ağa, sen hiç merak etme yarın hepimizi iş başında göreceksin, dedi. -Çok güzel yavrum.. Haydi, şimdilik hoşça kalın. Diyerek atına binip nöbetçileriyle Yeşildağ köyüne yüzleşti. Yüksel Ağa da oradan uzaklaşınca çiftçiler de birbirlerine düştüler: -Cemaat, gitmeyeceğiz -Hayır gitmemek olur mu? -Hayır gitmeyeceğiz. Bu arada Hüseyin sakin bir tavırla -Rica ederim biraz da beni dinleyin .. Biraz bekledikten sonra devam etti.. Beni dinleyin.. Söyler misiniz bakalım şimdi kimin evinde buğday var. . Var ise de daha ne kadar sürecek? Hepsi hepsi birkaç


52 / Abdulhüseyin Umran

günlükdür, sonra ne yiyeceksiniz, hiç düşündünüz mü.. Cevap verin, birşeyler söyleyin bakalım ne yapacaksınız? Eğer yarın çift sürmeye gidemezsek geride kalan payımızı hiç verir mi Yüksel Ağa? Ne yazık ki siz Yüksel Ağa'yı hala tanımamışsınız .. Evet, arkadaşlar onu tanımış olsaydınız gitmeyeceğiz diyemezdiniz evet çocuklar, yarın Yeşildağ köyüne gitmeliyiz. İşimiz bittikten sonra kalan payımızı da alacağız. Ha ne dersiniz oldu mu şimdi? .. Hep birden başlarını aşağıya indirerek, evet diye cevap verdiler. ***

Şafakla beraber evden dışarı çıktı Hüseyin. Ellerinde orak diğer arkadaşlarına katılıp hep beraber Yeşildağ köyüne taraf yürüdüler. "Unutamam seni ey babam, benim için konuştuğun sözleri unutamam". Çiftçiler Yeşildağ köyüne varırken, soğuktan kesilmişler titriyorlardı. Kimi biraz ısınsın diye ellerini ceplerine koyup ya da göğüslerine dayıyorlardı. Dişler birbirine çatmakta Yüksel Ağa'yı açıklık bir yerde bekliyorlardı. Acaba ne zaman uykudan kalkacak. Ne zaman kahvaltı edecek. "Ayhan'ım Yüksel Ağa'nın zulmünü üzerimizde görüncem yaralanın sızlıyor". Bir zaman sonra Yüksel Ağa kara bir abaya sanlmış nöbetçileri arasında göründü ve çiftçilere yaklaştı: -Selamünaleyküm -Aleykümselam


Göktepe / 53

-Şimdi sizden istediğim şey birkaç taneniz evimize gidip çifte ne lazım olanları getirsin. -Hazırız Ağa, şimdi gideriz. Yüksel Ağa orada daha fazla kalmayarak hemen dönüp evine gitti. Çiftçilerden bir kısmı Yüksel Ağa'run evine gidip çifte lazım olan malzemeleri getirdiler. Daha sonra çiftçiler gruplara bölünerek, her grup bir parça yerin ekinine koyuldu. Kimi eteklerine buğday koyup, yürüdükçe elleriyle yerlere serpiyor, kimi de çift takımını bir çifte eşeğe bağlamış, yerleri şuhumluyorlar... Şuhumlamak işi birkaç gün sürdü. Daha ekilecek bir yer kalmadı artık... Çiftçiler bütün yerleri ektikten sonra bir daha dönmediler Yeşildağ köyüne herkes rahatlığını alıyor.. Gözlerini mavi göğe dikip yağmur yağmasını bekliyor. Soğuk rüzgar esiyor fakat yağmur yağmıyor yağmayacakmış gibi görünüyor.. İşte bir ay oldu ama yağmur yok. Çiftçiler, Yüksel Ağa'run kendilerine ne zaman buğdaydan kalan paylarını vereceğini sabırsızlıkla bekliyorlar. Evlerde buğday bihnek üzeredir. Birkaç gün daha ne yiyecekler acaba? Aynca hiçbir kimse ne zaman paylanru vereceğini Yüksel Ağa'ya sormuyor. Bir gün Hüseyin arkadaşlanru topladı: -Arkadaşlar, gün geçtikçe evlerden buğdayın iyice azaldığını biliyorsunuz, ve biliyorsunuz ki bazı kimselerin evinde yiyecek bir parça ekmek bulunmuyor. Aynca Yüksel Ağa'run bizleri düşünmediğini de biliyorsunuz ...


54 / Abdulhüseyin Umran

Yaşar yerinden: -Peki ne yapalım istiyorsun -Bu işte yapacak falan bir şey yok. -Nasıl! -Anlatayım, birimiz gidecek Yeşildağ köyüne ve Yüksel Ağa'ya diyecek ki: Ağa, köyde hiçbir evde bir avuç buğday bulunmadığından dolayı kalan payımızı almak için geldim. Kimse de gitmek arzusunda değilse ben giderim .. Yılmaz yerinden kalkh: -Arkadaşlar ben giderim -Güzel... -Çok kalmam gelirim, haydi eyvallah. -Güle güle Yılmaz. Diye cevap verdiler. "Kerkük'ün san sokaklarında polisler milletin peşindedirler. Girdik (Said Alevi) mezarlığına. Hiç birimizde takat kalmamıştı. Geceyi geçirdik orada". Yılmaz Yeşildağ köyüne vardı. Orada Yüksel Ağa'run evine yaklaşırken nöbetçilerden biri karşıladı onu: -Gel bakalım nereye? -Ben Yılmaz, Yüksel ağa ile görüşmek istiyorum. -Biraz bekle Ağa'ya haber vereyim Yılmaz gözlerini avluda dolaşhnrken büyük tencerelerin düzüldüğünü ve beş alh ahn bağlandığım gördü. -Haydi içeriye Ağa istiyor seni. -Nerede Ağa? -Divahanede oturmuş misafirleriyle Yılmaz misafir odasına girince Yüksel Ağa'run birtakım ağalarla kağıt oynadığını gördü. Herkesin


Göktepe ! 55

önünde bir miktar para bulunuyordu. Yılmazı içerde görünceler herkes başını kağıtlarından kaldırıp baktılar Yılmaz'a. Yüksel Ağa sakin bir tavırla: -Hay oğlum ne var ne istiyorsun? -Bir iş için geldim Ağa, diye cevap verdi. -Konuş bakalım ne istiyorsun? Yılmaz susunca -Haydi utanma konuş. -Ağa, beni Göktepe köyünden arkadaşla r gönderdi.. -Hiçbir kimsenin evinde yiyecek bir şey kalmadığını sana söylememi istediler.. Oturan ağalar Yılmazın bu sözlerini duyuncalar kah kah başladılar gülmeye, bu arada Yüksel Ağa: -Ama oğlum şimdi biliyorsun ki misafirlerim var! Sonra sizin payınızı vermek için yağmurun yüzünü daha görmedik! Öyle değil mi arkadaşlar? Diye ağalara sordu. Tabii öyle, diye hep birden cevap verdiler . . Sonra kim diyor bu yıl yağmur yağacak diye sözlerine eklediler. -Hay oğlum git de arkadaşlarına böyle söyle! -Yani payımızı vermeyecek misin? -Şimdilik hayır, anlaşıldı mı? Haydi defol dışarı! ! Yılmaz daha çok ihanet yemeden hemen dışarı çıkh döndü Göktepe köyüne. Orada Yüksel Ağa'nın söylediklerini arkadaşlarına anlath. -Peki daha ne söyledi, diye Hüseyin söze atıldı. -Daha mı istiyorsun Hüseyin, bu kadar yetmez mi yani.


56 1 Abdulhüseyin Umran

Yılmazın bu sözlerini dinleyen çiftçiler arasında bir gürültü koptu: -Haydi arkadaşlar Yüksel Ağa'yı öldürelim!! -Haydi başlayalım! -Yüksel Ağa'yla olanları da öldürelim! -Haydi ne duruyorsunuz! -Silahınız nerede, haydi herkes silahını alsın Yeşildağ köyünü yerden bir edelim. Bu arada Hüseyin Kemalin yanına yaklaşarak: -Ne yapalım bunlara Kemal? -Doğrusu ben de bilmiyorum, peki Sadık nerde? -Aydınla durup karşıda. -Haydi yanlarına gidelim... Orada Hüseyin, Sadık ve Aydınla bir şeyler konuştuktan sonra çiftçilere döndü: -Arkadaşlar ne olur bana biraz fırsat verin konuşalım... Eğer Yüksel Ağa payımızdan dolayı bir haber göndermezse o zaman biz de bir şeyler yaparız tabii, şimdi hat havarla, gürültüyle bir şey hallolunmaz, haydi dağılın şimdi, hiç üzülmeyin biz her şeyin çaresini buluruz. Çiftçiler Hüseyin'in bu sözlerini duyunca, sanki soğuk bir su döküldü üzerlerine o anda. Yavaş yavaş dağılıncalar, Hüseyin Kemal'in koluna girdi: haydi yürü, seninle konuşacaklarım var Kemal. İkisi de Hüseyin'lere gittiler.. -Buyurun içeriye Kemal Görüyorsun işte Hüseyin Yüksel Ağa'nın zulmünü. -Aldırma canım, onun da bir günü var elbet. .


Göktepe / 5 7

Hüseyin ile Kemal odaya girip bir köşede oturdular. -Kemal? -Evet Hüseyin, ne var? -Senden istediğim yirmi kişi bulup buraya getir. Yirmi kişiden başka kimse bilmeyecek, anlaşıldı mı kimse bilmeyecek. -Sebebini sorabilir miyim Hüseyin? -Şimdi zamanı değil, sen bunları bul da o zaman hem sen bilirsin hem de onlar bilir sebebini. -Peki ne zaman gelsinler? -Akşam yemeğinden sonra, karanlıklar basar basmaz hemen geleceksiniz. -Tamam, şimdi ben gidelim, eyvallah -Güle güle. Kemal gittikten sonra odada kalıp çıkamadım. Yemek hazır olunca annem çağırdı beni, dışarı çıkıp öbür odaya girdim. Küçük kardeşim Burhanla başladık yemeğe. -Hüseyin -Ha anne -Bakıyorum bir şey yemedin -Doydum anne, çay hazır mı? -Evet hazırdı. Yemekten sonra çayımızı içtik, elimi Burhan'ın başında gezdirip okşadım kendisini. -Ey daha ne oynuyordun arkadaşlarınla? -Aa daha top ekmek oynadık -Peki kim kazandı? -Tabii bizim grup kazandı. Burhanla sohbet ederken ara sıra nasihat etmekten de geri kalmıyordum. Gözlerim dikip


58 / Abdulhüseyin Umran

gözlerine doya doya bakıyordum ona, (Acaba bir daha Burhanla ohırup konuşacak mıyız) diye kendi kendime söylendim. -Annem ohırup elinde bir bardak çay içiyor: -Anne -Evet oğlum, ne var? -Anne bu gece arkadaşlarla toplanacağız, tabii bizim evde, sen de Burhan'ı kendinle beraber götür Ayhan'ın annesi yanına oldu mu? -Peki oğlum, birazdan kalkıp gideriz. Haydi, Burhan giyin de gidelim. Hüseyin yalnız başına evde ohırup kaldı, uzun uzun dalmaya başladı, acaba kurduğu plan başarısızlığa uğramaz mı? Karanlıklar ortalığı basıyor, soğuk rüzgar esiyor dışardan, burada orada yıldızlar görünmeye başlıyor .. Ve kapı sesi Hüseyin'i kendine getiriyor. Hüseyin bir yallah ile kalkh kapıyı açtı: -Merhaba Hüseyin -Merhaba Kemal -Kimse geldi mi? -Daha yok, buyurun içeriye. -Kaç kişi gelecek? -Bizimle 19 kişi Kemal odaya girdi, Hüseyin ise arkadaşları karşılamak için avluda bekledi. Aradan beş altı dakika geçince arkadaşlar hepsi Hüseyinlere geldi. Hepsi odaya yerleştiler. Çamurdan bir ocak odanın ortasında dimdik durup içinde odun yanıyor onlar ocağın etrafında yer alıp ohırdular. Kimi cebinden tütün kesesini çıkarıp sigara sarmaya başladı. Kimi de elinde sigara savuruyor. Kimi ise elinde tesbihat ediyor. Oda sigara kokuyor artık. Herkes gözlerini Hüseyin' e dikip


Göktepe I 59

oturuyor. Acaba ne var? kendi kendilerine söyleniyor. Biri: -Yallah ben de bilmiyorum kardaşım bizden ne istiyor Hüseyin Yaşar söze atılarak:

ki

-Görüyorum

sen

de

bizim

gibi

konuşmuyorsun Hüseyin, anlat bakalım ne var? Hüseyin sakin sakin: -Arkadaşlar, bütünümüz

bu

biz

bütünümüz

toprakta

bu

kardaşız,

köyde

zira

yaşıyoruz . .

Birbirimize yardım etmeliyiz, ortak düşmanımıza karşı cephe olmalıyız milletimizi saadet içinde yaşatmak için onu

açlıktan

kurtarmalıyız. .

Birbirimize

yardım

etmekten kaçırunamalıyı. Şimdi konuya girelim. Ama girmeden

önce

ıyı

dinleyin . beni..

Bazı

işlere

kalkacağız, bu iş de ölüme kadar götürür insanı, fakat buna rağmen millet uğrunda ölmekten güzel bir şey yoktur . . Hepiniz biliyorsunuz ki şimdi bazı evlerde yiyecek

bir

parça

ekmek

bulunmuyor..

Ha

ne

diyorsunuz şimdi diyeceklerimi kabul eder misiniz acaba? .. Unutmayalım ki bu işte ölüm bile var ! ! Bu arada Hüseyin cemaatin yüzüne birer birer baktı .. Hiç kimse yerinden kıpırdamadı. Birden odayı bir gürültü bastı

kimi:

-Ayıp ettin arkadaş, insan ölümden korkar mı? -Ben de aynı şeyi yapmaya ölürüm -Hepimiz seninle ölüme kadar gideriz Hüseyin. -Buyurun Hüseyin ne varsa konu��Hüseyin biraz durakladıktan sonr a: -Benim

istediğim

milletimi

açlıktan

kurtarmaktır tabii.. Şayet bu yıl yağmursuz geçerse emin olun ki Yüksel Ağa hiç birimize bir avuç buğday vermeyecek.. Göktepe' de 45 aile bulunmaktadır. Şimdi


60 / Abdulhüseyin Umran

biz de burada 19 kişiyiz (Kervankıran) yıldızı görülünceyedek hiç birinizin uyumasını istemiyorum. Ve bizden başka kimse ne yapacağımızı bilmemelidir. (Kervankıran) yıldızın görüldüğü zaman herkes kalkar silahına sarılır ve Yeşildağ köyünün yolunu tutar. Yolda arkadaşlarını bekler herkes kendi eşeğiyle gelir. Yeşildağ köyüne ulaşmadan önce Çukurdere'ye ineriz .. Ve oradan da işimize başlarız. Plan da şöyledir: ilk önce Yüksel Ağa'nın nöbetçilerini izlemek olacaktır. Nasıl? Sadık ile Aydın sokaktaki nöbetçileri izlerler, fırsat buluncalar da onları hançer ile öldürürler, ama sakın kimse ateş etmesin, yoksa ... İkinci iş de Yılmaz ile Yaşar çöldeki kapıyı izlerler. Ayıu zamanda da nöbetçilerini öldürürler. Ben ile Kemal ise devriyelerin işine bakarız .. Herkes görevini tamamıyla yaptıktan sonra döner Çukurdere'ye bekleyen arkadaşlar yanına. Her şey tamam olduktan sonra Yüksel Ağa'nın evine gideceksiniz, tabii eşekler Çukurdere' de bırakılacaklar .. Avluya girdikten sonra depo "ambar" kapısını kırarız, herkes bir yük buğday aldıktan sonra Çukurdere'ye taşır eşeklere yükler ve Göktepe köyüne doğru gider. Orada herkes yükünü bir evde boşalttıktan sonra tekrar Yüksel Ağa'run evine döner, bir daha aldığı buğdayı Çukurdere'ye taşır ve oradan da eşek üzerinde diğer evlere yükünü götürür tabii ikinci hamlede birkaç kişi yolu beklemek üzere Yüksel Ağa'nın avlusunda kalır, sonra her şey tamam olunca herkes kendi evine gider rahatlığını alır. Tekrar ederim bizden başka bu işi kimse bilmeyecek anladınız mı


Göktepe / 61

bilmeyecek.. İşte sizden istediğim şey budur ne dersiniz şimdi? Kabul ediyor musunuz ha? -Kabul mü ha? Biz ölmeye hazırız diye cevap verdiler .. 7

İnsan hayatta cefa çekmezse yaşamakta sefa görmez, insan hayatta açlık tatrnazsa hayatın tadından lezzet duymaz... Ve düşman kurşunlarına karşı durmazsa zulümden kurtulamaz, hayatta serbest yaşamaz. Saat be saat dakika be dakika Hüseyin yatağından kalkıyor odanın kapısını açıp avluya çıkıyor, gözlüyor göğü. İstediği yıldızını görsün diye gündoğan tarafa bakıyor. Hüseyin avluda dururken, sokaktan gelen köpek seslerini duydu. Arkadaşlarına köpekler havlıyor. Başını kaldırıp göğe dikkat etti gördü Kervankıran yıldızını. Hüseyin girdi odasına, aldı hançerini, sırtladı silahını, eşeğine binip yollandı arkadaşlarının yanına, Yeşildağ köyü yoluna. Soğuk rüzgar esiyor, bulutlar ay ışığını kaplıyor. Ayın hafif ışığı aydınlahyor yeri .. Ulaşhrn arkadaşlar yanına, öylesine kendilerini samuşlardır ki hiç birisini tanımadım: -Merhaba -Merhaba Hüseyin -Daha gelmeyen kaç tane var? -Daha üç tane .. A işte geldiler.. -Zaten ben de biraz geciktim -Boş ver canım, bunlar da geldi, şimdi tamam olduk..


62 / Abdulhüseyin Umran

-Selamünaleyküm -Aleykümselam Hüseyin sakin sakin: -Haydi arkadaşlar yola düşmeliyiz artık (Çukurdere'ye) kadar Allah durmamalıyız, yardımcımız olsun .. herkes eşeğine binip yola düştü Yeşildağ köyü yolundan saparak Çukurdere'ye yüzleştiler .. Çukurdere'de herkes eşeğinden inip onları bağladılar. Hüseyin arkadaşlarını yanına toplayarak: -Şimdi ilk işimize bakalım .. Sadık .. Aydın .. -Evet Hüseyin hazırız biz -İşinizi bilirsiniz tabii Sadık dedi: -Evet biliriz, benle Aydın gideriz sokaktaki kapıya .. -Güzel, haydi muvaffakiyetle .. -Eyvallah arkadaşlar -Güle güle -Yaşar, Yılmaz -Evet Hüseyin buradayız -Siz de çöldeki kapıya gidin tamam mı? -Tamam, Yaşar dedi. Haydi, Yılmaz gidelim, Allah' a ısmarladık -Güle güle -Hüseyin dedi: -Kemal -Evet Hüseyin -Şimdi biz de gidip işimizi görelim, -Görelim, devriye nöbetçisiyle .. -Evet devriye nöbetçisiyle, Yüksel Ağa'nın evi etrafında ..


Göktepe / 63

Kemal ile Hüseyin el ele tutarak Çukurdere'yi terk edip Yeşildağ köyü yolunu tuttular. En yakın ve en emin yolu seçerek, Yüksel Ağa'run evine yaklaştılar. Hüseyin söze başladı: -Burada bekleyelim -Biraz daha ilerlersek iyi olur Hüseyin, Kemal dedi. Bu gelen karalh kendisi mi acaba? -Tam kendisi.. Kıpırdama .. -Sen buna bak Kemal, sanki dağ keçisi soğuktan nasıl başını içeri çekip -İşte geliyor, bizi görmüyor mu acaba? -Hayır, ay ışığı pek kuvvetli değil.. Bir de yerimiz inişdi .. -Bak durdu.. Elinde tütün kesesi var . . Devriye nöbetçisi sigarasını sarmak için durup daldalandı duvara -Kemal -Evet Hüseyin bilir misin şimdi onun bu sigara sarması lehimizdedir. -Nasıl? :..oinle beni, şimdi sigarasını sarıyor, sonra da çakmakla yakacaktır, yaktığı zaman gözleri çakmak ateşinden bizi görmez olur, o zaman biz de saldırırız. -Nasıl görmez, olur mu hiç bu? -Tabii görmez, bak anlatayım, şimdi yer yüzünü karanlıklar sarmış.. Bu anda birisi ışıklı bir yerden karanlıklı bir yere yahut da karanlıklı bir yerden ışıklı bir yere girerse bir süre için gözleri görmez olur ... -Ah işte çıkardı çakmağı -Hazır ol, çıkar hançeri.


64 / Abdulhüseyin Umran

Yüksel Ağa'nın devriye nöbetçisini sessiz sedasız öldürdüler, leşini taşıyıp derelerin birine götürdüler. Hüseyin ellerini gömleğiyle silerek: -Şimdi bizim iş tamam Kemal, acaba Yaşarlar ne yaph şimdi? -Yallah ne bileyim ben, belki de onlar da işlerini bitirmişler şimdi. -Şimdi hazrr ol da Kemal, bu duvardan avluya inelim. Kemal ile Hüseyin avluya inip doğrudan doğruya depoya (ambara) yürüdüler, depo kapısı kilitli görünceler, kapı önünde durdular. -Amma da kaba kilitti Hüseyin -Boşver canım ne olursa biz kırmasını biliriz -Neyle kuarsın Hüseyin? -Şimdi görürsün nasıl bu tüfekle kopanır. . İkisi de uzun bir süre uğraştıktan sonra kapıyı açabildiler .. -Elhamdülillah şimdi rahat ettim, gör Kemal gör bu buğdayla dolu gönyeleri gör, hepsi bizim alnımızın teridir bunlar. -Doğru Hüseyin, biz yoruluyoruz Yüksel Ağa yiyor kazancımızı. -Bana bak Kemal, şimdi git de dış kapıyı aç, sonra da Çukurdere'deki arkadaşları çağrr. -Peki ya sen nereye gideceksin? Hiçbir yere burada kalacağım -Pek iyi, şimdilik haydi eyvallah -Güle güle "Ayhan karşıdaki odada uyumuş.. Acaba yalnız mı şimdi? Bilmiyorum. . Neden gitmeyelim de bir bakayım uyumuş mu uyumamış? . . Gidip biraz Ayhan'ı göreyim .. Yok gitme Hüseyin ... Acaba ne olur


Göktepe / 65

onu bir daha görsem, ne kadar oldu görınenuşırn Ayhan'ı. . Hayır gitme .. Şimdi Ayhan tatlı tatlı uyuyor. . Uyatma kendisini . . Hayır gidip a z göreyim kendisini . . Yok Hüseyin gitme . . Yok gitme .. Gitme Hüseyin . . Giderim . . Giderim . . Yok.. Yok.. Yok gitme .. Yok yok. . " Kemal hızlı adımlarla avluya girdi, Hüseyin'i görünce yanına yaklaşh: -Hüseyin . . Hüseyin Tiskinerek: -A sen misin Kemal ne var? -Uzun uzuna dalnuştın -Yok canım hiçbir şey yok -Arkadaşlar kapıda, içeriye girsinler mi? -Evet girsinler Kemal

gitti

arkadaşları

çağırdı. .

Hüseyin

avluda

arkadaşları karşılayarak: -Buyurun hepiniz girin ambara Hüseyin

ambarın

kapısında,

Kemal

de

çamurdan yapılan tezgahın yanında durdu. Yaşar ise gidip (ahır) tarafını izlemeye, Yılmaz da çıkıp (Tak altı) üstüne sokakları izlemeye, Aydın ise Yüksel Ağa'nın odası önünde durdu . .

Ambara girenler ise herkes bir

yük buğday taşıyarak çıkıp Çukurdere'ye . . Hüseyin bekliyorlar

ve

dönecek

arkadaşları

yerlerinde

arkadaşlarını.

Geldikçe

durup vakit

ilerliyor, soğuk rüzgar bıçak gibi kesiyor insanı. Damda duran Aydın yüzünü avluya taraf çevirerek Hüseyin'e yavaşça seslendi: -Açın kapıyı arkadaşlar ulaştı. Sadık dış kapıyı açarak arkadaşları içeriye aldı, yine herkes bir yük buğday taşıyarak Çukurdere'ye doğru yuzleştiler ..


66 / Abdulhüseyin Umran

Ve orada yüklerini eşeklere Göktepe durma geldim dediler.

yükleyerek

***

Eve girerken yeryüzünü hala karanlıklar sarıyordu.. Getirdiğim bir yük buğdayı eşiğin üstünden alıp avlunun bir köşesine koydum. Eşeği bağladıktan sonra hiç kimsenin haberi olmadan yatağıma girdim. Vücudum soğuktan kesilmişti.. Üstümü iyice örterek yatmaya gayret ettim ... Gözlerimi kapı sesiyle açtım.. Kimdi deyince, benim oğlum aç kapıyı, diye annemin sesini duydum. -Ne istiyorsun anne? -Aç kapıyı oğlum, bu gecenin olaylarından söyleyeceklerim var sana. Yerimden fırlandım kapıyı açtım: -Hay anne hayırdı ne olmuş? -Köyde halk birbirine geçmiş sen de hala uyuyorsun .. -Hayırdı söyle ne olmuş? -Dün gece herkesin evine birer yük buğday atmışlar .. -Kim atmış? -Daha kimse bilmiyor, ben de bu gün sabah kalkarken avluda bir yük buğdayın atıldığını gördüm .. Bu sözleri duyan Hüseyin gözünün kenarıyla yerde düşen buğdaya baktı. -Peki anne bu yüklerin herkesin evinde nasıl bulunduğunu kimseden sormadın mı? -Sormaz olur mu oğlum, tabii sordum. Fakat kimse bilmiyor. -Ama ne diyorlar?


Göktepe / 67

-Kimi Yüksel Ağa'run öldürüldüğünü ve buğdasının da talan edildiğini diyor, kimi de falan köy bizim köyle düşman olduğu için suçu bize yüklemek amacıyla Yüksel Ağa'yı öldürmüşler diyorlar! -Boş ver anne, kimsenin sözüne kulak asma sen. -Tabii asmam oğlum. -Peki Burhan nerde? -Oturup içiyor çayını. -Burhan -Evet Hüseyin -Gel buraya bakalım -Haydi oğlum çayın savumadan sen de kahvaltın yap. -Ne istiyorsun Hüseyin -Bana Kemal'i bul buraya getir -Peki şimdi giderim. Hüseyin daha kahvalhsıru bitirmeden Kemal ile Burhan içeriye girdiler. -Gün aydın Hüseyin -Gün aydın Kemal, hoş geldin, buyurun otur. -Görünüyor şimdi uykudan kalkmışsın. -Doğru birazdan kalktım .. Burhan -Evet Hüseyin -Biraz bizi yalnız bırak Burhan odayı terk edip dışarı çıktı. -Ey Kemal ne var ne yok? -Bize dair hiçbir şey yoktur -Nasıl? -Dünkü geceden kimsenin haberi yoktur. -Ya halk ne diyor Kemal? -Her gelen bir şey konuşuyor


68 / Abdulhüseyin Umran

-Acaba Göktepe' den Yeşildağ'a giden oldu mu? -Kim gidebilir, herkes korkuyor kendinden? -Kemal, bizim arkadaşlar nasıl? -Hiç merak etme sen, hiçbir şeyden haberleri olmamış gibi davranıyorlar. -Çok güzel Kemal çayı içtikten sonra: -Hüseyin, şimdi gitmeliyim ben, kimse bizden şüphe etmemek için kalkıp gidelim buradan. -Peki, ben de biraz sonra çıkarım. -İyi şimdilik hoşça kal -Güle güle. Hüseyin avluda bir parça hasırın üzerinde oturup gözleri buğday yüküne takılmışh, o anda büyük bir düşünceyle mücadele ediyordu "acaba dünkü gecenin olaylan ortaya çıkmaz mı Acaba Yüksel Ağa kendisiyle olanlardan birini ele geçirirse bir şey olmaz mı kendisinden" diye kendi kendisine soruyordu... Hüseyin'i kardeşinin içeri girmesi ve kendisine seslenmesi kendisine getirdi: -Ne var Burhan -Kemal seni istiyor hemen gelmeni söyledi. -Nerde Kemal? -Cemaatle durup çölde, Hüseyin hemen caketini alıp dışarı çıktı.. Kalabalık içinde Hüseyin'i fark edince yanına yaklaştı Kemal de Hüseyin'i yanında görünce. -Geldin Hüseyin? -Evet geldim bir şey mi var? -Bak. Yeşildağ yoluna bak! ..


Göktepe / 69

Hüseyin Kemal'in işaret ettiği yola bakarak birtakım silahlı polislerle beraber Yüksel Ağa'nın geldiğini gördü.. Hüseyin bir daha yuzunu etrafındakilere çevirdi, köy halkının endişe dolu gözlerinin Yeşildağ yoluna iliştiğini gördü. Bu arada Kemal'e dönerek: -Kemal, senin burada bizimle kalmanı istemiyorum. -Neden? -Şimdi onlar yanımıza gelecekler ve soruşturmaya alacaklar bizi ve bizi tutuklamalarından şüphe yok zaten, dolayısıyla birimiz tutuklanırsak öteki serbest dolaşsın bari. -Hayır Hüseyin, gidemem ben. Sen git de bırak ben tutuklanalım.. -Sen benim dediğimi yap Kemal -Hayır bu defa beni affet, seni yalnız bırakmam Hüseyin -Peki öyleyse Yaşar'ı çağır lütfen. -Niye? -Buralarda kalmasını istemiyorum. Onun eve gitmesiyle uğraş. Yüksel Ağa polislerle beraber Göktepe köyüne girdi. Milletin durduğu yerden durup atından indi. Polisler de milletin etrafını sardı. Yüksel Ağa çok sinirli görülüyordu, öylesiye sinirlenmişti ki bıçak kesilmişti o anda.. Elindeki kırbaçla öfkeyle vuruyor dizlerine. Kırmızılaşan gözlerini birisinin üzerinden kaldırıp ötekine iliştiriyor ve bağırmaya yakın bir sesle: -Gel buraya bakalım sen. -Ben mi Ağa


70 / Abdulhüseyin Umran

-Evet sen, sen. -Buyurun Ağa, ne istiyorsunuz? -Senin adın ne? -Yılmaz -Yılmaz? -Evet Yılmaz. -Senden bir şey soracağım doğrusunu söylemezsen bu elimdeki kubaçla derini soyacağım anladın mı? -Anladım Ağa, buyurun ne istiyorsunuz? -Ha .. Niye toplanmışsınız burada? -Ağa biz her gün buralarda toplanırız, bizde adet böyledir de ondan. -Demek adet böyledir ha? Bana şimdiden yalan söylüyorsun, doğrusunu söyle, neden toplanmışsınız burada? Deyince kubaç önüne aldı Yılmaz'ı.? -Yemin ederim Ağa ben yalan söylemiyorum. Yılmaz kubaç yedikçe yüreğimde parçalanıyordu, fakat ne ka�ar Yılmazla uğraşhysa da yine ondan bir şey alamazdı. Kendisini bir cenaze durumuna getirdikten sonra. Şimdi doğrusunu söylemezsen kurşuna düzerim seni! -Ağa, vallahi bir şey bilmiyorum beni öldürsen de gene bu sözden başka bir şey alamazsın. -Peki .. Gel sen bakalım buraya -Ağa vallahi benim de hiçbir şeyden haberim yok -Gel bakalım yanıma .. gel. -Buyurun Ağa geldim fakat biz her gün toplanırız burada. -Doğru söyle, başladı kubaç çalmaya


Göktepe / 71

-Yeter Ağa ne olur. Hiçbir şeyden haberim yok benim. -Şimdi ne yapacağımı ben biliyorum.. O anda polislerin birini çağırıp bir çocuğun yanına getirilmesini emretti. Polis, kalabalığın içinden bir çocuk bulup getirdi Ağa'nın karşısına -Yavrum senin adın ne, diye başladı yavaş yavaş çocuğa soru sormaya Yüksel Ağa. -Ağa benim adım Ekrem, diye korku ağlamayı içinde cevap verdi. -Güzel.. Ama neden ağlıyorsun yavrum, sana bir şey yapacak değilim ki .. Ve aynı soruyu çocuktan sormaya başladı. -Ben hiçbir şey bilmiyorum.. hiçbir şeyden haberim yok, bildiğim şey ise bu gün sabah avluya çıktığımda bir yük buğdayı.. - İyi iyi çok güzel, zaten benim de istediğim bunu bilmek, şimdi korkmadan cevap ver. Daha ne gördün? -Ağa daha bir şey görmedim Ağa, meramına vardıktan sonra polislerin birisinden çocuğun annesini istedi. Kadıncağız Ağa'nın karşısına getirilince Ağa sordu: -Avlunuzda kaç yük buğday var? -Bir yük -Kim getirdi bu yükü? -Bilmiyorum. -Ya dün gece kocan evde miydi? -Evet evdeydi -Hiçbir yere gitmemesinden emin misin?


72 I Abdulhüseyin Umran

-Tabii, dün akşamdan bizimle evde kalıp bu gün sabahleyin bizimle beraber uykudan kalktı Yüksel Ağa artık iyi sinirlenmişti: -Doğru söyle yoksa saçından tutup sürükleyeceğim seni. -Vallah doğru söylüyorum. -Yalan, yalan söylüyorsun, diyerek başladı kadının başına kubaç çalmaya. -Ah utarunaz herif, diye bağırdı kadın, hiç kadın vurulur mu hey inek. Diyince ağzının dolusu Ağa'ya tükürdü, biz bu gün seni geberttiklerini sanmıştık. Fakat ne yazık ki hala gebermemişsin.. O anda Yüksel Ağa neye uğradığını bilmedi. Kadından vazgeçip, bir kudurmuş köpek gibi onunla bununla atıştı. Yaralanmış yırtıcı bir hayvan gibi etrafındakilere bakındı: -Nasıl olur bu iş, nasıl benim evime saldırdılar nasıl olur bunlar nöbetçilerimi öldürüp buğdayı talan ettiler. Kimler bunlar, kim yaptı bu işi, hadi çabuk söyleyin kim yaph bu işi kim söyleyin bilmek istiyorum kim yaptı kim bu cesarette bulundu kim? Ve deli başlı bir tavırla Yılmaz, Hüseyin, Kemal, Aydın ve Sadık'a işaret ederek sizinle yapacak işlerim var dedi. Polislere emrederek, -Tutun bu herifleri kendilerini eğlendirecek bir şeyler yapalım.. Diyince atına binip hızla ortalıktan kayboldu. Polisler de hemen Yılmaz, Hüseyin, Kemal, Aydın ve Sadık'ın ellerini bağlayarak önlerine sürdüler kendilerini .. Bu arada çocuklar polislere taş çalmaya başladı. Onlar da çocuklara cevaben havaya ateş açmaya başladılar.. ***


Göktepe 1 73

"Kerkük'ün pazarı kahvelerinin birisinde elimizde kitap Asamla oturup, arkadaşımız Ahmed'in cemaatimiz haberlerini bekliyoruz.. Çayımızı içiyorduk o anda .. Elleri kelepçede Ahmet'i üç polisle görünce ağzımız açığa kalıp birbirimize dehşetle baktık". Artık Yüksel Ağa kendi avlusunda kendini toparlayabilmişti. Hüseyin ve arkadaşlarının elleri kelepçeden kurtulmuştur artık. Ne var ki polislerden daha kurtanlmamışlardır. Elinde kırbaç Yüksel Ağa cemaate yaklaşarak: -Şimdi söyleyin bakalım kim bu işi yaptı, benim avluma giren kimlerdir? Kim cesaret edip nöbetçilerimi öldürdü? Hiç kimseden cevap alamayınca -Size dedim .. Evime saldıranlar kimlerdir?. Cemaat sanki oralı değillermiş gibi durup kimseden bir ses çıkmıyordu. Artık Ağa fazla kendine hakim olamamıştı, -Yadımın öyle ha .. Kimse cevap vermiyor. Peki .. Gel bakalım buraya sen -Ben mi ağa -Evet sen Hüseyin değil misin? Yaklaş bakalım yaklaş -Hüseyin bir iki adım ayrılarak: -Evet ağa ben Hüseyin. -Sizin evinizde de buğday var mıydı!?? -Evet vardı. Kim getirdi? -Bilmiyorum -Demek bilmiyorsun, öyleyse al bunu. Diyince Hüseyin'e kırbaç çalmaya başladı. Bilmiyorsun ha .. -


74 / Abdulhüseyin Umran

Konuş kim getirdi? Daha iyi biline, polislere emrederek -Alın bu herifleri kırbaç alhna. Öylesine kırbaç yediler ki hünerden düştüler. Ağızlarından burunlarından başladı kan akmaya her biri bir leş gibi olup durdukları yerde düştüler. Şimdilik bu kadar yeter, diye konuşmaya başladı ağa. Kaldırın bu herifleri odaya götürün. Kapıyı da iyice kilitleyin Karanlıklar odayı sardı artık, demek ki gece olmuştu, oda ne oda, çıplaklığı ve kışın soğukluğu bir yandan, odanın rutubeti de bir yandan.. Aç susuz oturmuşlar .. Ne gelen var ne de soran. Hele kırbaç izleri de bir yandan!.. Bu arada dışarıdan gelen zayıf bir ışık pencereyi gösteriyordu. Hüseyin pencereye yaklaşıp, avluyu seyretmeye başladı Ayhan fanus, önünde oturup kap kacak temizliyor. Ara sıra da etrafına bakıyor. Hüseyin pencereden kıpırdamıyor artık.. Sanki birisi izliyor kendisini .. Bir daha etrafına ıyıce bakındı, Hiçbir kimseyi görmeyince hemen yanından bir şey alıp kalktı pencereye yaklaştı. Elindekini derhal içeriye fırlattı. Tekrar dönüp kendi işiyle meşgul oldu .. Hüseyin Ayhan'ın attığını yavaşça yerden kaldırıp, bir daha gözleri Ayhan'da kaldı. Bu arada Sadık'ın sesi Hüseyin'i kendine getirdi: -Arkadaşlar duydunuz mu? Galiba bir şey odaya düştü.


Göktepe / 75

-Lütfen susun, diye yavaşça cevap verdi Hüseyin. -Neden acaba Hüseyin bir bakalım ne idi bu düşen şey. -Konuşma be yeter artık. Yaklaşın pencereye. Görün. Herkes dört gözle Hüseyin'in elindeki keseye baktılar. İçinde üç tane ekmek bir de biraz hurma vardı.. Karınlarını doydurduktan sonra Yılmaz: -Hüseyin -Ne var Yılmaz? -Bana söyler misin bu keseyi kim attı? -Şimdi zamanı mı bu sorunun .. -Fakat sadece bilmek istiyordum o kadar. Bizim için yemek getirmekle kimde o cesaret var? -Peki söyleyelim, -Hep bir ağızdan, -Kimdi? -Komşumuz Ayhan idi .. -Yine hep birden, -Kim? -Evet Ayhan idi, zaten bu yaptığı şey ilk defa değil.. Bundan evvel de benle Kemal için getirmişti aynı şeyi. -Ah ne iyisin Ayhan -Ah arkadaşlar ne kadar acıkmıştım bir bilseydiniz. -Ya şimdi Yılmaz? -Şimdi, fazlasıyla da doydum. -Allah senden razı olsun Ayhan, ne kadar iyi bir kadındır.


76 / Abdulhüseyin Umran

-Buna şüphe var mı, be onun ne kadar iyi bir kadın olduğunu Yüksel Ağa'nın davetinde anlamıştım.. ***

Sovuktan kimse uyuyamamıştı o gece .. Sabaha yakın bir ayak sesi duyuldu, polislerin biri kapıyı açarak: -Haydi hepiniz dışarı çıkın. Odadan dışarı çıktılar, polisler etrafını sardılar. Avlunun ortasına kendilerini atıp elbiselerini soydurdular ellerinde kırbaçlan parlıyordu bu esnada Yüksel Ağa odadan çıktı soğuktan bir çuha abaya sarılmıştı, yanlarına yaklaştı. Kızgın kızgın bakıyordu. -Şimdi ne diyeceksiniz, itiraf edecek misiniz? Kimlerdi bu işi yapanlar? Hüseyin, -Ağa bizim haberimiz yoktu, biz de Göktepe halkı gibi sabah vakti uykudan uyandık bir yük buğdayı avluda bulduk dedi. Yüksel Ağa gazapla konuştu: -Yalan söylüyorsun, dedi. Yüksel Ağa'nın işaretiyle polisler kırbaçlamaya başladılar. Ne var ki hiç kimse itiraf etmedi. -Odada Hüseyin Kemal'in yüzüne bakarak gülümsemeye başladı. Kemal, -Niye gülüyorsun Hüseyin, görmüyor musun ne haldeyiz, daha fazlasını mı istiyorsun? -Boş ver Kemal, bırak bizim canımız kurban olsun millete .. İyice işit değirmenin sesini buğdaylar değirmende tartılıyor.


Göktepe / 77

Ah Hüseyin ben de duyuyorum, daha korkumuz kalmadı madem halkımız buğdaya kavuştu. 8

"İnsanın yurdu değerli varlıklarından biridir. İnsanın yurttaşlarıyla yardımlaşması, dayanışması sevinçli bir olaydır ... " Soğuk, çıplak ve karanlık zincir kapılı odanın içinde dayanılmıyor. Kırbacın ızı vücudumuza çürükler yaratmış, bizi aç bırakıp günde kuru bir ekmekle ve sudan başka bir şey vermiyorlar. Ancak Ayhan'ın ara sıra getirdiği yemeklerden istifade ediyoruz. Ayhan'ın bize olan yardımları hiçbir zaman unutulmayacakbr. Bu gün dördüncü günümüzü böyle bitirdik türlü baskı ve işkenceler altında. Odanın içinde oturup, daha ne kadar burada kalacaklarını düşünürken, Aydın: -Hüseyin, -Evet ne var? -Gürültüler duyuyorum. Pencereden bak neler dönüyor. Hüseyin kalkıp pencereden dışarıya bakh: -Bir şey görüyor musun? -Evet, Yüksel Ağa'nın nöbetçileri ellerinde silahlar etrafa dağıldılar. -Niçin? -Bilmiyorum. Belki de Göktepe halkı saldırıya geçti. -Ah Hüseyin, bu silah sesleri kimdendir acaba? -Yüksel Ağa'nın adamlarındandır. -Yüksel Ağa nerede? -Ortada duruyor.


78 / Abdu/hüseyin Umran

Yüksel Ağa'nın nöbetçileri ateş açmaya başladılar. -Anlaşılan köylerine döndüler -Daha neler var konuş bakalım? -Nöbetçiler artlarından gidiyorlar. -Yüksel Ağa avlunun kapısını açh, -Hüseyin, gelenler silahsız mıydı acaba? -Bilmiyorum, ama kadın, çocuk sesi de vardı. -Niçin geldiler acaba? Hüseyin pencereden bakıyor arkadaşları da oda içinde ellerini birbirine çalıyorlar derin derin düşünüyorlar. -Başka ne görüyorsun Hüseyin? -Ah Yaşar, Casım ve İsmet'i getirdiler. -Biz kaç defa söyledik Yaşar'a kendini açıklamasın. Sadık, -Kimdir acaba bizi Yüksel Ağa'ya bildiren? -Boş ver canım, sonra bilinir kimlerdir casusluk edenler. -Yaşar, Casımla İsmet'i avlunun ortasına dizdiler. Yüksel Ağa sormaya başladı: -Senin adın ne? -Casım -Sen? - İsmet -Ya sen efendi? -Yaşar -Sen misin Yaşar ha! ! -Evet ben Yaşar! -Çok güzel ben seni kuş gibi gökte ararken yerde buldum. Bunca zaman nerelere gitmiştin?


Göktepe / 79

-Hiçbir yere gitmem.iştim, köydeydim. Gözlerini açıp bağırarak. -Kim diyor köydeydin! -Ah ben diyorum ve devamla: -Acaba ne zaman gelip de Göktepe köyüne beni görmedin? -Bak bak, ne buyuruyor, ne kadar dilbazdı. -Ağa doğru söylüyorum -Sus, söyle bakalım bana niçin geldiniz Yeşildağ köyüne çocuk çoluğunuzla? Saldırıya mı geldiniz yoksa? -Ağa biz gelmedik hücuma, biz kaç gündür arkadaşlarımızı hapiste niçin tuttuğunu sormaya geldik. Yüksel Ağa başını salladı: -Ha, arkadaşlarınızı hapisten kurtarmak için geldiniz demek! ! -Ağa ... -Yeter konuşma, kes sesini, götürün bunları, arkadaşlarının yanına bırakın, defolsunlar karşımdan. Ben bunların haklarından gelirim. Nöbetçiler, Yaşar, Casım ve İsmet'i odaya götürüp, arkadaşlarının yanına bıraktılar. Odanın kapısını bir daha zencirle bağladılar. Hüseyin Yaşar'ın yüzüne bakıyor, Yaşar'dan hiçbir ses çıkmıyor, durup başını yere salmış bakıyor. Hüseyin: -Casım kimseye bir şey oldu mu silah ateşinden? -Evet aşağı yukarı beş alh kişi düştü. -Neydi bu gürültüler, Yeşildağ'a neden geldiniz söyler misin bana?


80 / Abdulhüseyin Umran

-Yaşardan sor arkadaş Hüseyin Yaşar'a döndü: -Gözünü yerden kaldırmıyorsun, sen konuş hiç olmazsa Casım dedi: -Yaşar gece geldi bize, "Arkadaşlarınuz bu kadar zamandır Yüksel Ağa'run zindanında tutuluyorlar, bizim bir şey yapmamız gerekir" dedi. Ben de ıi.e yapalım, dedim, -Yarın sabah hepimiz köy halkıyla beraber Yeşildağ'a gidelim. Yüksel ağa'ya hepimiz arkadaşlarımızın suçs�z olduklarını söyleyelim. Belki kurtarırız onları. -Sonra: -Biz de kabul ettik Yaşar'ın dediklerini. İşte böyle geceyken köydeki evlere uğradık Yeşildağ'a gelmeyi sağlamak için düşündük. Yeşildağ yakınlarına geldiğimiz zaman silah ateşiyle karşılandık .. -Daha -Bu arada bütün köy halkı geri çekildiler, yalnız Yaşar yerinde durup dönmedi. Ben de Yaşar'ı görünce İsmetle beraber Yaşar'ı döndürmeye çalışhk. Ancak o kabul etmedi. Dedi, ben geri dönmem, biz de Yaşarla beraber durduk nöbetçiler bizi yakalayıp, Yüksel Ağa' ya teslim ettiler. Hüseyin dedi, -Niçin böyle Yaşar konuş niçin susuyorsun? -Ne konuşalım, benim canım sizden fazla mı? -Ama biz sana söylemiştik, Kemal sana anlatmadı mı? -Haberim var. Biliyorum. -Öyleyse niçin kendini yakalattırdın? - İşte oldu.


Göktepe / 81

Gece karanlık odada oturmuşuz aç ve susuz gözlerimiz pencerede Ayhan Haruın'ın gelişini bekliyoruz. Bir ara pencereden bir bohça ahldı içeriye. Açtım bohçayı bir ekmek iple üç hançer buldum. Hepimiz hayretler içinde kaldık. Odanın içinde bir yeri kazıp hançerleri gömdük.. ***

Yaşar, Casım ve İsmet üçüncü gecelerini bizimle dolduruyorlardı .. Yüksel Ağa'nın daveti vardı. Etraftaki köylerin ağalarını davet etmişti. Avlu kalabalıktı, herkes bir işle meşguldü. Yüksel Ağa ağalarla oturmuş, yemek yiyip içki içiyorlar. -Yüksel Ağa. -Evet Ağa -Bu yıl hiç yağmur yağmayacak galiba. -Ben de öyle düşünüyorum. -Eğer böyle giderse işler çürük olacak -Boş ver canım kendisi düzelir Yüksel Ağa yüzünü çevirip: -Celal -Evet Ağa -Olur mu böyle? Bir iki horyat okusana. -Emredersin Ağa. Celal başladı horyat okumaya . . . Üzerlerinden bir müddet geçti, şarkı söyleyip içki içiyorlar. Kimi serhoş düşüp, kimi hala içiyor. -Arkadaşlar, biz Yüksel Ağa'dan çok memnunuz. Bize izin verirse de gitsek. Yüksel Ağa: -Henüz erken oturuyoruz canım.


82 / Abdulhüseyin Umran

-Biz sizden çok memnunuz efendim. Gitsek artık. Ağalar ayağa kalkıp gitmeye hazrrlandılar. Yüksel Ağa da yola salıyor ağalan. -Arkadaşlar size bir şey göstereyim -Buyurun efendim -Odaya beş altı koyun koydum. Görün nasıldılar! Odanın kapısını nöbetçilerden biri açtı. Hüseyin ve arkadaşları oturuyorlar. Ağalar gülmeye başladılar. Birisi dedi: -Yüksel Ağa görünüyor ki bu yıl iyi beslemeler besliyorsun. ' . -Ne demek olsun. Bunlardan başkaları da var. Odanın kapısını bağladılar. Rakı kokusu odayı doldurmuştu. Yüksel Ağa o kadar serhoştu ki yerinde duramıyordu. Hemen odasına girdi yatmaya. ***

Ayın bulutlar arasından çıkan hafif ışığı yeri aydınlatıyordu. Gecenin yarısı bitmişti. Bazınuz yatıp bazımız uyak oda kapısının zincirlerinin kıprrdandığını ve sesini duydum. Kapıya bakarken açık olduğunu ve Ayhan'ın uzaklaştığını gördüm. Yerime dönüp arkadaşlarınu uyandrrdım. -Hay Hüseyin ne var ne istiyorsun -Kimse ses etmesin. Ayhan odanın kapısını açtı: -Peki ne yapalım? -Bu gece kendimizi kurtarmamız gerekir. Hüseyin Dedi: -Gidip bir vaziyete bakayım. Hüseyin pencereden baktı kimseyi görmedi -Kimse görünmüyor arkadaşlar


Göktepe / 83

-Şimdi hepsi uyumuş. Hançerleri toprak altından çıkarıp birisini Kemal, birisini Yılmaz, üçüncüsünü de Hüseyin aldı. Hüseyin: -Arkadaşlar şimdi biz çıkarken iki grup halinde olalım. Birinci Kemal, Yaşar ve Sadık, ikinci Yılmaz, Casım ve Aydın. Bu şekilde odadan çıkıp "Ahıra" doğru yöneldiler. Oradan da dışarı atladılar. "Açtılar ohırduğumuz odanın kapısını, bizi görüp gelmeye başladılar -Yüksel Ağa -Evet Ağa -Görünüyor ki bu yıl iyi beslemeler besliyorsun. -Ne demek olsun, hele bunlardan başkaları da var" Hepsi birden Çukurdere'ye yöneldiler. Çukurdere'de oturup düşündüler. Yarın sabah Göktepe halkının Yeşildağ köyüne hücum etmelerini kararlaşhrdılar... ***

Gecenin rüzgarlı soğuğunda Hüseyin'in cemaati silahlarını ellerine alıp Göktepe köyünün etrafını sarıyorlar. Kimse köyden çıkıp Yeşildağ'a Yüksel Ağa'ya haber götürmesin diye. Şafak söktü Göktepe sokaklarında babayiğit gençler ellerinde silahlan dolaşıyorlar, Yeşildağ köyüne gidiyorlar. Güneşin beyaz ışıkları her tarafı sardı. Hüseyin'in cemaati hazır vaziyette duruyorlar. Cemaatten bir ses yükseldi: -Arkadaşlar, bakın bu dağa giden atlı kimdir?


84 / Abdulhüseyin Umran

Bu arada Yılmaz silahını ateşledi atlıyı düşürdü. Herkes düşen atlıya doğru koşup, kim olduğunu anlamak istedi. İlk yetişen Yılmaz'dı yerinde donuk kaldı. Babasını kanlar içinde yere düşmüş gördü. -Oğlum Yılmaz. -Oğlum Yılmaz bırak başımı yere, temiz elinle tutma. Ben hainim sizlere, ben ağa ekmeğiyle yaşadım! -Niçin baba böyle yaptın? -Oğlum ben yaphm sen yapma bu işleri. Ben hain isem sen hıyanet etme milletine. Köy halkı durup bir Yılmaz'a bir babasına bakıyorlar... Baba Yılmaz'ın kollarında can verdi. Cemaat birbirine baktı. Başladılar hücuma Yeşildağ köyüne. Yaşasın yurdumuz. Yaşasın halkımız Ölsün hain kimseler Diye diye yürüdüler. ***

Yüksel Ağa'nın cemaati Göktepe halkını görünce ateş açmaya başladılar. Ve nöbetçilerden biri şehre doğru koşup polise haber versek diye. Yeşildağ köyü her taraftan sarıldı. Silahlar patlıyor. Göktepehler köyün içine doğru ilerliyorlar. Köyü ateşe veriyorlar. Hüseyin ve Kemal Yüksel Ağa'nın evinden silah sesinin kesildiğini görünceler evin içine girmeye çalıştılar. Hüseyin damın üstüne çıkabildi evin içine iyice dikkat etti, evde kimse yoktu, yalnız Yüksel Ağa'nın üç nöbetçisi yerde düşüyordu. Hüseyin


Göktepe / 85

kendisini attı avluya ve bir silah sesi duydu. Gizlendi, ve birden Ayhan'ı gördü: -Yüksel ağa nerde? Ayhan başıyla odaya taraf işaret etti. Hüseyin odaya bakh, Yüksel Ağa'yı yerde düşmüş gördü. -Kim vurdu? -Ben! -Sen mi? -Evet seni vurmaya hazırlanıyordu, ben de erken davranıp vurdum kendisini. Kemal dam üstünden seslendi: -Hüseyin -Evet Kemal -Polisler yetişti, kalma orada. Hüseyin Ayhan'dan ayrılıp kapıdan dışarı çıkh. Ayhan da dam üstüne çıkıp Hüseyin'i gözlüyordu. Polisler yaklaşh Yeşildağ köyüne. Bir müddet silah ateşi devam etti .. ***

Günler, geceler gam ve kederle geçiyor üzerimden. Yalnız başıma ne yapacağımı bilemiyorum. Her an sağıma soluma bakıp herkesin beni izlediğini sanıyorum. Bir ara bana taraf gelen bir sesi duydum, tüylerim diken diken oldu: -Hüseyin Durdu, arkasına bir bakh, -Mahmut.. Gerçekten bu Mahrnut'tu. -Hüseyin, ben Mahmut'um, tanımadın? -İnanamıyorum emmi oğlu bu kadar zamandır seni arıyorum nerelerdesin? Kucaklaştılar. -Nasıl geldin Hüseyin?


86 / Abdulhüseyin Umran

-Vakti değil şimdi bunların, nereye gitmişsiniz, birkaç defa evinize geldim ama kimseyi bulamadı. Mahmut durukladı, -Taşındık ayn bir yere gittik, ama seni iyi görmüyorum neyin var? -Hiç.. Yalnız beni gözlüyorlar. Mahmut Hüseyin'i evlerine götürdü. Evde Hüseyin Yeşildağ köyünde olup bitenlerden teker teker konuştu.. Bir ara Mahmut daldı sonra başını kaldırıp Hüseyin'e çevirdi: -Demek öyle ha? -Evet -Bizimkilere bir ziyan oldu mu? -Hiç bilmiyorum hala Kaç gündür buradasın? -Altı gündür. Her gece de bir oteldeyim. -Bu günden itibaren bizim köyde kalacaksın -Teşekkür ederim ama imkan yok kalmama -Neden? -Korkuyorum . bulsunlar beni, o zaman sen de benimle yakalanacaksın. -Peki öyleyse ne yapalım? -Ben de bilmiyorum fakat söyler misin bana Asam'ı nerde bulabilirim? Birkaç defa okul yolunda bekledim kendisini ama göremedim. -Doğru, zira şimdi Asam okulda değil, o şimdi köprü yanındaki kebapçı dükkanında çalışıyor. Büyük bir üzüntüyle: -Niye orada çalışıyor? -Bunu kendisinden sorabilirsin -Onu ne zaman görebilirim.


Göktepe / 8 7

-Akşama yakın ancak! Hüseyin o günü Mahmut'larda geçirdi. Akşama yakın evden çıkıp Asam'ın çalıştığı dükkana gitti.. Oraya varıp Asam'ı gördü, Asam ona buna yemek getirmekle meşguldü. İçeriye girip bir iskemble üzerinde oturdu. Asam gelen müşterinin masasına yaklaştı: -Ne yiyeceksin efendim? -Hüseyin başını masa üstünden kaldırmadan: -Üç tane şiş kebap, seni dışarıda bekliyorum Asam, diye ilave etti. -Hayretle beni mi ... Ave Hüseyin sen misin? Üç şiş kebap usta .. . -Şimdi git hurdan işte bak, ben seni dışarıda bekliyorum. Hüseyin yemeği yedikten sonra kebap parasını verip, dışarıya çıktı. Bir süre bekledikten sonra Asam geldi: -Beni izle Hüseyin. Asam yürüdü Hüseyin de peşinde, köprüyü geçtiler ve bir sokağa girdiler, beş altı dakikalık bir mesafe kestikten sonra Asam bir eve girdi. Hüseyin biraz adımlarını hızlandırdı. Asam'ın girdiği eve ulaştı. Kapıyı açık görünce içeriye girdi. -Buyurun Hüseyin Beraber odaya girip, bir kanepe üzerinde oturdular. -Şimdi anlat bakalım Hüseyin gelişinin sebebi? -İstemeyerek geldim ve bir daha da dönmem. -Niçin? Hüseyin Asam için de olaylan tekrarladı


88 I Abdulhüseyin Umran

-İşte böylece Göktepe'de kalamayacağımı anladım ve şehre geldim. -Hüseyin, tabii sen benim arkadaşımsın. Elimden gelince sana yardım ederim, başka yere gitmeye lüzum yok -Asam, ben senden çok memnunum, fakat kalamam -Yok yok Hüseyin kalacaksın benimle, hurdan daha emin bir yer bulamazsın sanırım -Peki madem istiyorsun kalırım.. ***

Asam' dan bir evde kalalı epey bir müddet oldu. Bu arada ne annemle, ne küçük kardeşimde ne de Göktepe halkının biriyle buluştum. Köyde ne oluyor ne olmuyor bilmiyorum. Günde üç vakit yemeğim bir de odam Asam ödüyor .. Asam bir çeyrek dinar gündelik alıyor, onu da ikimize harcıyoruz .. Ne yapalım işte hayat bu .. Ve bir kış daha açlık, parasızlık hastalık içinde geçti.. ***

Nihayet yaz mevsimi geldi.. Ve bir gün yine öbür günler gibi evde yalnız başıma oturup eski kitapları okuyordum. Birden kapının şiddetle çalınması tutuklandığımı hemen anladım, kaçmaya uğraşırken: -Hüseyin, Hüseyin aç kapıyı ben Asam. Büyük bir dehşete kapılan Hüseyin, -Sen misin Asam hayrola ne var? Diyerek kapıyı açh. Büyük bir heyecan ve bir telaşa kapılan Asam,


Göktepe / 89

-Hüseyin, bu kapı bir daha kapanmayacak yüzüne. Kurtulduk artık kara günler, açlık, sefalet, baskı ve tedhiş zamanı geçmişe kavuştu -Konuşsana Allah aşkına ne oluyor -Ha ha ha! -Çıldırdın mı yoksa sen ne olmuş söyle sana -Daha ne olsun kardaşım daha ne, devrim, devrim, patladı devrim. Cumhuriyet ilan edildi .. Yaşasın devrim ... -Devrim dedin Asam? Devrim, cumhuriyet ha ne dedin: Yüz kere şükür olsun Allah'a .. Demek kurtarıldık ha, serbestim şimdi demek, çok şükür sana ya rabbi, nihayet halkınuz özgürlük tadını tadabildi, aman gel öpeyim seni gel Asam.. -Haydi çıkalım dışarı biz de şenliklere katılalım haydi işte beklediğimiz gün geldi nihayet. ......

Caddelerde şenlikler düzenleniyor, dükkanların üstü ve yanlan türlü türlü şiarlarla süsleniyor. Millet sevinç gösterişleri içinde özgürlüğün ne olduğunu anlıyor. Birden Hüseyin yerinde durdu heyecanla: -Asam, Asam, -Evet Hüseyin ne var, ne oldu? -Bu ellerinde çanta gelenlere bak.. Kemal, Yaşar, Yılmaz, hey durun Kemal durun ! ! Kemal, Yaşar, Yılmaz birden durup sesin geldiği tarafa baktılar. Ve hep birden Hüseyin dediler .. Cadde ortasında birbirlerine sarılıp öpüştüler.. Asam yanlarına ulaşh, ·


90 I Abdulhüseyin Umran

-Arkadaşlar size Asam'ı tanışhrayım, ve Asam'a bakarak, Kemal, Yaşar ve Yılmaz diye arkadaşlarını Asam'a tanışhrdı. Birbirlerine hep beraber memnun olduk dedikten sonra hep beraber bir gazinoya gittiler .. -Kemal. -Evet Hüseyin -Elinizde çanta olduğu halde bir yerden mi geliyorsunuz değil mi? -Ha evet doğru diye kahkahaya başladı, şimdi hapisten salıverildik. .. ' -Ne zamandan beri hapistesiniz? -Yeşildağ olayından beri tabii -Hapiste daha kimse yok muydu sizinle? -Bizimle hayır, ama başka hapishanelerde tabii var idi. -Peki ya Aydın ve Sadık'tan ne haber? O anda Kemal'in yüzünü bir keder kapladı gözlerini yere indirip cevap veremedi. =Kemal neden susuyorsun, Aydınla Sadık'tan ne haber? Cevap alamayınca bir bir yüzlerine baktı hepsi üzgün gözleri dolu yaş idi. O zaman niye sustuklarını anladı. -Allah affetsin özlerini ve içten bir hasretle, bu günü bir görseydiler, çok, çok sevinirdiler .. -Hüseyin -Evet -Bu gün Göktepe'ye gitmeliyiz, Asam ilk olarak söze karıştı: -Henüz erken, bu günü de benimle geçirirsiniz olmaz mı?


Göktepe / 91

-Çok teşekkür ederiz fakat gitmemiz lazım. Sizinle tanıştığımıza çok memnun olduk. -Yo rica ederim asıl ben memnun oldum. -Artık Hüseyin'e de izin vermenizi rica ederiz. Aralarında bir kahkaha koptu -Tabii canım, diye Asam cevap verdi -Sizin de bizimle Göktepe'ye gelmenizi rica etsek -Çok isterdim ama ben de aileme gitmem lazım... Asam'la görüştükten sonra Göktepe yolu durma geldim dediler.. ***

Göktepe başka köyler gibi şenlikler yaşıyor. Açlık, zulm ilelebed geçmişe kavuşuyor, güneş yeniden doğmaya başladı. Rüzgar saadet havasını esiyor, gitti o günler ki köylüler ter dökerdi ağalar yerdi... Araba Göktepe'ye yaklaşıyor köylülerin gözleri görmeye içindekileri ilişiyor, arabaya sabırsızlanıyorlar... Araba durur durmaz her yerden helhele ve alkışlar kopuyor .. Sevinç göz yaşlan içinde Hüseyin ve arkadaşları kendilerini karşılayanlarla kucaklaşıyorlar .. Hüseyin köz dolattınyor. Herhalde birini arıyor ama bulamıyor. Ne olursa olsun Ayhan'ı soracaktı ve soruyor: -Casım -Evet Hüseyin -Ayhan ortalıkta yok neden mi acaba?


92 / Abdulhüseyin Umran

-Nerdeyse gelir şimdi Hüseyin, biraz sabrın olsun! ! -Doğru söyle Casım Ayhan nerde? -Hiçbir kimseden cevap alamayınca, -Neden susuyorsunuz yoksa bir şey mi olmuş Ayhan'a. Cemaatten biri, -Hüseyin, Hüseyin, işte Ayhan.. Yüzünü Ayhan'a taraf çevirdi. Gözleri açılıvermişti o anda şaşkınlıktan ne yapacağını şaşırıp kaldı.. Ancak Ayhan diye söyleyebildi.. Bir elinde babası öbür elinde annesi tutuyor Ayhan' ı.. Hali çok kötü idi Hüseyin' den ayn düşeli.. Bir iki adım atarak -Ayhan -Hüseyin Ve göz yaşlan içinde sarıldılar birbirlerine .. Doğrusu çok acı bir manzara.. Kızım yeter ağlamak işte Hüseyin geldi diye sesleniyorlardı Ayhan' a .. Ayhan'ın babası daha fazla dayanamadı bu hale: -İşte arkadaşlar görüyorsunuz bunları, kızım Ayhan daha çocukken Hüseyin'in nişanlısıydı.. Fakat o zalim adam araya girerek saadetlerini yok ederek kızımı bu hale getirdi. Ve bir Ayhan'a bir de Hüseyin'e bakarak: -Sizi bir mesut görebilseydim ... •

***

Her yerde köy havası çalınıp halaylar düzenleniyor artık köy halkı tam bir bayram yaşıyor .. Herkes sevinçli özellikle de Hüseyin sevincinden


Göktepe / 93

ayakları yeri tutmuyor... İşte üç ay yattıktan sonra bu gün hastaneden çıkıyor Ayhan. Zavallı kadıncağız neler geçirtti, neler gelmedi başına bu üç ay içinde nasıl bir derde düçar olmuştu?. Yüksel Ağa'nın zulmünden beşikteki çocuk bile çekmişti ... Fakat çok şükür ki atlandı o korkunç hastalığı... Şüphesiz ki köy halkının sürekli olarak ziyaret etmesi ve Hüseyin'in de bir an için olsun bile hastaneyi terk etmemesi ve ona azimet ve güven vermesi Ayhan'ın biraz önce iyileşmesine yardımcı olmuştur ... İşte o gün herkes Ayhan'ın çıktığını bilmişti ki sabahın erken saatlerinden beri evlerini terk edip yola düşmüştü ve Kerkük'ten gelen arabayı dört gözle bekliyordu. Vakit ağır basıyor sanki saat bir dakika olsun bile ilerlemiyor .. Nihayet uzaktan bir araba görünüyor, sabırsızlıktan kaçan köy ahalisi tekrar neşesini buluyor.. Helheleler ve alkış sesleri kulaklarda çınlıyor ... Ayhan arabadan iner inmez kucaklarda paylaşmıyor... Sevinç gözyaşları içinde boğulan Ayhan'ın gözleri kalabalık içinde birini arıyor ... Ve onu buluyor .. Artık dudaklar susup gözler konuşuyor, özlemlik hasreti çıkarılıyor... Ve Ayhan kucaklardan sıyrılıyor, sanki onu yüzlerce el itiyormuş gibi kalabalığı kesip Hüseyin'e taraf ilerliyor .. Ve bir lahzada iki vücut birleşiyor .. Helhele sesleri bir daha yükseliyor... Ve birkaç dakika sonra Ayhan Hüseyin'in elini tutup çevresini saranlara sevgi dolu bir gözle bakınıyor.. Memnunluğunu ve mutluluğunu ifade ediyor ...


94 / A bdulhüseyin Umran

Ayhan'ın babası yeni gül açmış şitile benzer iki gence yaklaşıyor, onların ortalarına girip kendilerini kucaklıyor ve Göktepe ahalisi önünde onları tebrik ediyor ve kendilerine sonsuz mutluluk diliyor ... ***

Hüseyin evvelkinden daha fazla kendini yoruy�r.. Düğün için birşeyler hazırlamak istiyor Artık Ayhan sık sık Hüseyin'lere gelip gidiyor, evvelki gibi Hüseyin'i işten dönerken tatlı tebessümle karşılıyor. . . Günler aylan izlemekte Hüseyin durmadan günün son saatlerine kadar çalışıyor... Yine bir akşamüstü Ayhan Hüseyin'in yolunu keserek, bir gülümsemekle: -Sana ne olmuş ki bu kadar çalışıyorsun Hüseyin? Seni çocuk çoluk basnuş olsaydı zararı yok derdim ama... Utancından kıpkırmızı kesilen Ayhan daha fazla devam edemeyerek gözlerini yere çevirdi. -Daha ne olsun şekerim, aşkından az kalıp çıldıracağım -Allah korusun Hüseyin ne olur böyle şeyler konuşma olmaz nu? -Nasıl istersen yeter ki seni mesut edebileyim -Fazla canına kıymanı istemiyorum bana söz . . . ?. .. venr nusın -Vermez olur mu hiç fakat biliyor musun ki .. -Başka bir şey falan istemiyorum .. -Fakat nasıl olur Ayhan, düğün için bana biraz para lazım para için de fazla çalışmak lazım...


Göktepe / 95

-Ben sadece kendine iyice bakmaktan başka hiçbir şey istemiyorum ... Ve biraz durakladıktan sonra, kendimize göre bir yuvamız olsun yeter de artar bile! -Yalnız biraz sabır etmeni rica ederim! Göreceksin Ayhan sana neler yaptıracağım neler hazırlayacağım, eski günlerin acısını unutturacağuiı sana... Evet göreceksin Ayhan nasıl güzel bir hayat yaşayacağız ... -İnşallah Hüseyin inşallah haydi git de rahatını al güle güle .. ... ... ...

Aradan aylar yıllar geçti ... İki hafta daha köyde düğün yapılacak, Hüseyin'in annesi, küçük kardeşi hazırlık görüyorlar. İşte oğlu Hüseyin yakında sevdiği Ayhan'la evlenecek ne mutlu hepsine ... Köyde gecenin geç saatlerine kadar ay ışığı önünde köy havalan çalınıp halaylar yapılıyor .. İşte eşi görülmemiş şahane bir düğün yapıldı Göktepe köyünde .. ... ... ..

Hüseyin hayatın en güzel günlerini Ayhan ile birlikte mutluluk içinde yaşıyordu .. Günler geçti, aylar geçti Ayhan gebe oldu. Birkaç ay sonra Irak'ta durum tam bozuldu. O zaman yıl 1964 idi, Irak'taki iktidar dünya sömürgecileri ile dünya gericileri tarafından idare ediliyordu. Irak halkı açlık, felaket ve sefalette yaşıyordu, yurdun bütün geliri yabancı ve sömürgeci devletlerin tasarrufunda bırakılmıştı her bir hür düşünceli ve


96 / Abdulhüseyin Umran

herhangi ilerici ve demokrat partilerden olursa olsun, gerici

iktidarın

baskı

ve

işkencesine

uğramaktan

kurtarmıyordu. Saat

sekiz

akşamleyin

kapı

sesi

duyuldu,

Burhan kapıya koşarak kapıyı açtı .. Kapıda iki polisin durduğunu

görünce büyük

bir

dehşete

kapılarak

hemen içeriye koştu . . Hüseyin ne oluyor diyerek hemen dışarıya fırlandı. . Kapı önünde polisleri görerek: -Buyurun ne istiyorsunuz diye söyledi . . -Bizimle

biraz

gelmeni

istiyoruz,

diyerek

hemen Hüseyin'i aralarına alıp götürdüler . . Bu sözleri duyan Ayhan hemen kendinden geçti, Hüseyin' in tutuklandığını anladı tutuklamalar birbirini izliyordu . . Şimdi sıra Hüseyin'e gelmişti.. Ayhan öylesine bir hayal kırıklığına uğrainıştı ki ne yapacağını şaşırıp ağlıyordu .

.

O gece şiddetli bir

sadmeye uğradıktan sonra çocuğunu kaybetti. İki yıl üç .. dört yıl oldu Hüseyin'den daha haber yok.. Nihayet 1968 yılında 17 Temmuz devrimi patlak verdi . . Millet yeniden tedhiş baskıdan kurtuldu ve özgürlük havasını yaşamaya başladı.. İ şte o güneşli günlerden bir gün

Hüseyin

Göktepe'ye döndü. Zaten onun dönüşünü Göktepe halkı ve Ayhan sabırsızlıkla bekliyorlardı. Günler aylar birbirini izledi, herkes sevinç, neşe içinde

çalışıp

17

Temmuz

Devrimi

gölgesinde

özgürlük havası içinde hayat sürüp sevinçte yaşıyordu İ şte şimdi Hüseyin'in devrim adında olan, oğlu devrim gölgesinde büyüyor.


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Abdulhüseyin Umran Benderoğlu - Göktepe by Türkçü Betik - Issuu