Skip to main content

Şevket Beysanoğlu - Ziya Gökalpin İlk Yazı Hayatı (1894-1909)

Page 1

DİYARBAKIRI TANITMA DERNEĞİ NEŞRİYATI S ayı: 2 Gökalp Külliyatı N o ,: 1

Ş E V K E T BEYSA N O Ğ LU

Doğum u’nun 80. Yıldönüm ü M ünasebetiyle

ZiYA GÖKALP’IN İLK YAZI HAYATI 1894 — 1909

T A L E B E L İK D EV RİN E ait yazılan ile D İY A R B EK İR - PEYM ÂN - D İC LE

G azetelerinde çıkan yazılan ve ŞAKÎ İBRAHİM DESTANI

İSTANBUL 1956


ŞEHİR MATBAASI — A nkara Caddesi 48/B — İstanbul


Ziya G ökalp (1914 yılm da)


ÖNSÖZ

Ziya Gökalp'ın bir radyum olan dimağının söndüğü günden beri vatandaki ilimde karanlık var­ dır. Y A H Y A KEM AL

Ziya G ökalp’ı, 25 Ekim 1924 C um artesi günü saat dördü kırk dokuz dakika geçe kaybettik. D em ek ki, Batı m edeniyetini benim seyen yeni Türkiyenüzin fikir ve inkilâp h arek etleri öncüsü ve yeni cem iyet yapımızın m im arı sayılan bu büyük ilim adam ı aram ızdan ayrılalı otuz iki yıla yakm b ir zam an oluyor. Buna rağm en O nun çeşitli gazete ve m ecm ualarda çı­ kan yazılarını b ir araya getirm iş veya hiç olmazsa kitap şeklinde basılmış eserlerini yeniden tab ed erek b ir külliyat halinde bugünkü- neslin is tif a ­ desine arzetmig değiliz. Bu ihtiyaç zam an zaman bazı yazarlar tarafından belirtilm iş, bu iş zaman zam an bazı cem iyetler, teşekküller tarafın d an ele alınm ış ise de m aalesef b ir tü rlü başarılam am ıştır. H albuki G ökalp’ı tam m ânasiyle anlayabilm ek için O nun b ü tü n eserlerini okum ak ve onları ya­ zıldıkları günün şartları içinde incelem ek lâzımdır. Bu m ühim ve oldukça güç ve o nisbette şerefli olan işi şim di de «Diyarbakırı maddî ve manevî bütün değer ve güzellikleriyle tanıtmaik» ga­ yesiyle k u ru lan D erneğim iz ele almış bulunm aktadır. Bu kitap, bu sahada­ ki çalışm alarım ızın ilki o larak fik ir âlem ine sunulm uş oluyor. Gökalp’ın ilk yazı h ayatı — B aytar M ektebinde bulunduğu yıllar ha­ r i ç — tam am iyle D iyarbakır’da geçm iştir. İlk yazıları ise «Diyarfoekir» ve «Peymân» gazetelerinde neşrolunm uştur. K itap halinde çıkmış ilk eseri olan «Şakı İbrahim Destanı» da D iyarbakır’da basılm ıştır. Gökalp’ın ilk yazıları, bu kitabın dört bölüm ünde toplanm ıştır. Birinci bölüm , talebelik devrine ait yazıları (1894 — 1900) ihtiva etm ektedir. İkin­ ci bölüm de ise «D iyarbekir Gazetesi»nde çıkan yazılarından (1904 — 1908) elde edebildiklerim iz m evcuttur. Üçüncü bölüm «Şakî İbrahim Destanı»


na ayrılm ıştır. «Peymân» gazetesindeki y azılan ise dördüncü bölüm de­ dir. Y azılan ile ilgili bazı açıklam alar ve hayatına ait birtakım vesikalar k itab ın sonuna eklenm iştir. K itabın neşri, m es’ud b ir tesadüf eseri olarak bu büyük m ürşidin do­ ğum unun sekseninci yıldönüm üne rastlam aktadır. Ziya Gökalp’ın, 1894 — 1909 seneleri arasındaki yazılarını bir araya getirirken bu vesile ile onun b u devre ait hayatının bazı kısım larını, elimizde mevcud vesikaların ışığı altında, aydınlatm ayı da faydalı bulduk. K itabın hazırlanm asında kıym etli yardım larını esirgem iyen aziz ark a­ daşım Kırzıoğlu F ah red d in ’e burada teşek k ürü bir borç bilirim.

D iyarbakır —

23 M art 1956

Ş E V K E T BEYSAN O ĞLU

(D iyarbakırı T anıtm a D erneği Başkanı)


—— -----------------------Ziya G ökalp’m İlk Yazı H a y a t ı ----------------------- --

1

ZİYA GÖKALP'İN İLK YAZILAR! VE BU DEVRE ÂİT HAYATI 1

_

ZİYA GÖKALP'İN SOYU VE ÂİLE MUHİTİ:

Ziya Gökalp’ın büyük dedesi Haci Ali Ağa, D iyarbakıra bağlı Çermik kazasının Alyos köyünden gelm edir. B unun oğlu A bdullah Efendi tüc­ cardı. O rduya büyük yardım larda bulunduğundan kendisine birkaç köyün tım arı verilm işti. T ım ar usulünün kaldırılm asına değin bu köyler âilesinin elinde kalm ıştır ^). Onun da oğlu Haci Hüseyin Sâbir E fendi’dir. Sâbir Efendi, âlim b ir zattı K uvvetli b ir m edrese tahsili görm üştü. Kadı ve m üftülüklerde bulunm uş, özü, sözü doğru, serbest fikirli, D iyar­ bakır ve çevresinde çok sevilen ve tu tu lan b ir halk adamıydı. D iyarbakır M üftülüğü ile birlikte ek vazife olarak K adılık da kendisine verildiği için halk arasında «Kadı-Müftü Efendi» diye anılırdı ^). Vazife ve h ak yolunda m ücadeleden, fikirlerini açıkça söylem ekten çekinmezdi. Bu yüzden sık sık açığa çıkarılm ış, nefyedilm iş ve fakat hiç­ b ir zam an doğruluğuna inandığı dâvaları savunm aktan çekinm em iş, so­ nunda da daim a m uvaffak olm uştur. Tem ük hâdisesini buna b ir misal ola­ ra k gösterebiliriz “). 1) Alyos köyü, son zamanlarıda, Çermiğin Yoğun adıyla anılan N ahiyesinin m er­ kezi iken, kaza olan Çünküş'e bağlanmıştır.EIyos d a denir, Buı husus, 1938 senesıinde m ahallinde yapılan incelemede tesıbit edilnıijtir. 2) A li Nüzhet Göksel, «Ziya Gökalp, Hayatı ve Eserleri», İs,t., Ahımed H alit Ki­ tapevi 1949, s. 5. 3) Mirîkâti'bi-Zâde- Ahmed Cemiil (Asena), «Ziya Gökalp veya Bir H ârika-i De­ hâ», Diyarbeikir Oaaefesi, 24 M art 1928 tarıiıh ve 334 sayısı. 4) Temük a d b b ir Erm eni, o, yıl ekinlerin fena olucundan faydalanarak amıbarlarına buğday stok ediyor. Devrin Valisi ile anlaş,aralk faihiş fiatla buğday satım m a girişiyor. H allun aç ve perişan kaldıgm ı ve ilgdld maikamlann lâkayd davrandığını gören Sâbir Efendi, bu yolsuzluğa dayanamıyor. Halkı, Teanük’ün- buğday anlbarlan n ı yağmaya teşviic ediiyor. Böyiece kıtlık önleniyor. Teanüfc, Dahiliye Nezaretine şikâyette bulunuyor. Vali d e onu desteldeyince hâdlise, taükilt mevzuu oluyor. SıO*nunda Sâtoir Efendii M alatya'ya sürülüyor. İki sene kadar devam eden buı menıfa hayatında Sâbir E fendi de Taoş durmuyor. Çeşitli m üracaatlarda bulunarak, hıâdiseyi anlatıp 'ha'klkını s n y o r. Sonunda İsJtanbula gitmesine izin veriliyor. Fetvâ Em inliği’mde rastladığı -bir tanıdığı onu F etva Eminıiyle görüştürür. O sıralard a İlmî b ir hey’eıt. Sultan Mahmud Sarayı’na adıt şer’î bir meseleyi inceliyor^ ve fakat b ir tü rlü halledem iyorlar. Sâbir E fendi de bu hey’ete katılıyor ve kısa b ir zamanda bu g ert ıres'eleyi çözüyor. B,unu 'duyan Padişah II. Mahmud, kendisine kıym etli taşlarla süslü b ir altun saat, b ir elm aslı enfiye kutusu ve datia ban kıym etli eşya hediye ettiğ i gibi, onu teJcrar DiyaPbekir m üftülüğüne tâyin ediyor. B unlardan enfiye kuıtusu sonradan Ziya Beyin tnektep masrafı için satılm ış, ve altun saat da İstanbul'da Kaibasakal yangınında yanm ıştır.


Ziya Gökalp’ın ilk Yazı Hayatı Sâbir Efendi, bu m ücadeleciliği yüzünden - yedisi İstanbula olmak üzere - dokuz defa nefyedilm iş ve son olarak sürgün gönderildiği İstan­ bul’dan dönerken Sam sun’da vefat etm iştir ^). Sâbir E fendi’nin oğlu M ustafa Sıtkı Efendi de m uhitinde şöhret yap­ mış bir fikir ve san’at adamıydı. Birçok m em uriyetlerde bulunm uş ve bir aralık «M ir'aî-ül-İber» m üellifi Diyarba^kıriı Said Paşa’nın m aiyetinde ça­ lışm ıştır. Van D efterdar! iken bir, hey’etle birlikte iki defa İran'a gitm iş­ tir. Son olarak Kaym akamı bulunduğu N usaybin’de vefat etmiştir®). Sıtkı E fendi’nin. iki oğlu O vardı. Büyüğü Ceza Mahkemesi Reisliğinde bulunm uş Haci Hasib Efendi 1261-1312 (1845-1896), diğeri Ziya Gökaip'ın babası i'Aehmed Tevfik E îendi’dir. Tevfik Efendi, 1267 (1851) senesinde doğm uştur. İlk edebiyat ve oku­ ma zevkini babasından almış, genç yaşında arapça ve acemceyi öğrenm iş­ tir. Şark edebiyatına geniş b ir vukufu vardı. Tahsilini bitirdikten sonra o da babasının yolunda y ü rü y erek m em uriyete intisap etti. Bir m üddet son­ ra Vilâyet Evrak M üdürü oldu. D iyarbekir Gazetesi’nin de idaresi kendisi­ ne verildi. Bu gazetedeki birçok başyazılar onundur. Tevfik Efendi, boş zam anlarını hep okum ak ve yazm akla geçirirdi. Zengin bir kütüphaneye m alikti. 1883 tarihli D iyarbekir Salnam esi’ni çıkardı. Bu eserde, onun yazı ku dretini görm ek m üm kündür. Bir yıl sonra «D iyarbekir Tarihi» ni yazdı. Ayni gazetede tefrika edilen bu etü d ü n kısa b ir özeti daha önce hazırladığı Salnam enin başına konm uştur. M aarif N ezareti bu salnam eyi tak d ir ede­ rek m ükâfat olmak üzere kendisine «Mütemayiz» rü tbesini verm iştir. B un­ dan sonra vilâyetin Nüfus N azırlığı’na tâyin edildi. Civar kazaların nüfus kayıtlarını yapm akla vazifelendirildi. 1307 senesi Recebinin 19 uncu gü­ nüne m üsadif 1305 senesi Şubatının 27 nci (11.M art 1890) Sah günü gün­ düz saat yediyi yirm i geçe vefat etti. O ta rih te Ziya, A skerî R üştiye’nin son sınıfında ve 14 yaşına girm ek üzere idi ®). Tevfik Efendi, gayet nam uslu, d ü rü st ve tem iz bir insandı. Bu üstün vasıflan ve geniş bilgisiyle kendini m uhitine çok sevdirm işti. Zamanının, en güvenilir ve in an ılır b ir şahsiyeti idi. E rgani - M aden Sancağında Ceza Reisi olan kardeşi Hasib Efendi ile b ir R um arasındaki arazi ihtilâ­ fında, m ahkem ece ehhvukuf seçilişinde kardeşini haksız çıkarm ası ve Milli A şireti’nin nüfus yazımında aşiret reisi İbrahim Paşa’nın - o zaman İbrahim Ağa - verm ek istediği 800 altun hediyeyi nefretle reddetm esi gi-

5) Ahmed Cem il, ad;:geçen gazete. 6) Enver Belh-nan Şapolyo, «Ziya G'ötealp, İttihaıd ve Tersteki ve M eşrutiyet T ari­ hi», İst. Güven Basımevi 1943, s. 10. 7) Sıtkı Efen d i’niinı, AbdullaSı ve Mehmedı naiüm da ik i oğlu daha olmuşsa da bunlar çocuk denecek yaşta iken, ötaıüşlerdir. 8) Ahmed Cemil, adıgeçen gazetedeki yaai.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı bi örnek hâdiseler, ona olan güven ve inanı b ir kat daha a rttırm ıştı “). Ziya Gökalp’m annesi Pirinççi - zâde Haci Salih A ğa’nın kızı Züleyha H anım ’dır. B unun da vâlidesi, Haci A/Ves'ud kızı Haci Fatm a H anım ’dır Ziya Gökalp’ın babası J e v îik Efendinin annesi ise D iyarbakırın ta ­ nınm ış ailelerinden Müftü Derviş Efendinin kızı Hatice H anım ’dır. Oğul­ larının iyi yetişm elerinde, tahsil ve terbiy elerinde bu hanım ın büyük rolü olm uştur.

II — ÇOCUKLUĞU VE TALEBELİK DEVRİ: Ziya Gökalp, 23 M art 1876 Perşem be günü bugün

«Gökalp Müzesi»

9) Bu hâdiselerden birincisini, Gökalp'ın dasnactı olan kıymeıtli hem şerim iz A li 'Niizhel- Göksel iiakJetmektedlr; «Bir gün. kardeşi Hasip Efendi ile b ir Rum arasında b ir arazi dıâıvasj çıkar. M ah­ keme k a ra rı ile. iş Tevfik Efendiiye ha:vale eıdilıir:, O da gider, araziyi yerinde ince­ ler, neticede mıahıkemeye kardeşinin haksız old.uğuna dair rap o r verir. Bu sureitle doğruluğu yüzünden onu sık sık retreflUM m eselelerin halli için yorup durıurlarmış.» A li Nüılheî, adıgeçen eser, s. 7. İkincisi, G ökalp’ın çocukluğuınd.'aflıberi arkaidaşı v e y a k ın ı olan D iyarbakIrlI Ahmed Cemil m>erlhum tarafm 'dan nalkledilm iştir:

M irîkâtiıbi-zâde

«Müşarünileyhin mesl'elkii mümtazına b ir m,iJkyas-l ta k d ir olm-ak üzre cereyan etmiş olanı b ir lıâdiseyi naki ve hjlcâ.yedesı kendlimi alamam: Bu 2)ât-ı âlî, hayatının son zaımanlarmda D iyarbckir’in Nüfus N âıın ıbulunuyoTidıU. V ilâyatin em ir ve tensi­ biyle Milli Aşire-!-ini.nı tahrîn-i nüfusuna mıeımuren. gitmişdi. Aşire,t-i meakûre reisi İferahim Paşa, Tevfik Efendi giibi b ir rü k m i mutemeıdLİ vilâyatin kendi aşireti nezdine gelmesini, gayri m üterakkib b ir fırsat addederek, h er ne pahasına olursa ol­ san, ona tem-inii intisâJbe aameıiıti. Şüıpıhesiz Tevfijc Efemd'i’njin m,ahmî ve adam ı olmak herhaM e azîm b ir muvaffaîııyetıdi. İbrahi'm Paşaı, nna.denî se^kizyüz lira miişârünMeyhe takdim etm ek istedi; bundan k ırk seme evvelki (1888 yılında) bu sekiz yüe liranın bu günkü, k.ıymet-ii ijtirâîyyesi /ftiadenî sekijz bin lira ve b u d;a o zaman için oldukça mühimi b ir servet demekti. Tevfik Efeimfi m erhum un azpoık ıborcu-d.a vardı. İbrahim Ağaya hitaben dedi iki: «— Ağa, ben buraya namusumu satm aya gelmediim. Bu cinayet-i ahlâikiyeniz şayan-3 afvolmadıgı halde ben m a’aıhaza sizi ceihi ü gafletinize bağışladım. K aldırı­ nız i>araların.ızı!..» «Hiç unutam am: Miişarüniileyh (Milli A şireti menkezi) V iran şe h ir’iden avdetinden sonra b ir gece selâmlığa çıkmışdı. Ben ve Ziya çocuktuk, yanırtda oturuyorduk; Arz-ı râsim e-i hoş-âmedî için bazı zevat onu ziyarete gelmişlerdi: İçlerinden - ismîni söylemeğe lüzum görmediğim - b ir zat ıdedî ki: «E fendi siz ne acâip b ir insansı­ nız! Bu kadıar ihtiyacınız varken.. M illi Reisi’nin tek lif ettiği sekiz yüz lira nasıl olur da redıdıolunur? Bu paradan daha helâl ,bir servet mİ mutasavveridir?» «Tevfik Efendi şu cevapta bulundu: «Teessüfler ederim, züefâ-i îbâdın kanın­ dan ve canından tereklkülb etm iş olan bu paradan daha harâm alkça m ı tasavvur olunur? Değil sekiz yüz lira, herhangi b ir taraftan verilecek sekiz milyon lirayı bile kabul suretiyle nâsiye4 namusumu lekedlâr ve binnetice evlâd ü ahfadımın da istik­ bâllerimi berbâd, edemeım». Ahmısct Cem il, adıgeçen gazete.


Ziya Ğökalp’ın İlk Yazı H ayatıolan Memedir) M ahallesi’ndeki evde dünyaya gelm iştir Doğum ta ri­ hi b ir çok eserlerde 1S75 olarak gösterilm iş ise de yanlıştır Babası Tevfik Efendi, oğluna, M ehm ad Sâbir adını verm eyi tasarla­ mış iken doğum günü cereyan eden b ir hâdise sebebiyle Mehmed Ziya ismini tercih eylem iştir 10) Bu husustaki 'bilgiyi 'de menhıım Ahmed Cemil Bey’in bir notuna borçlu­ yuz. Bu not, 1289 senesinde basılmuş «Divan-ı Hâfız Şirazî» isimli kitabın - loitap ha­ len Gökalp Müzesindedır - ilk sayfasınıda olup aynen şöyledir: «Pe!k muhıterem kacdeşiim Mehmed Ziyiaetîdin Efendi’nin. pe>devleri T evfik Efen ­ di tarafından elyazısı dle tescil odilip manzuruım olan tarilı-i vilâdetine nazaran Ziya 1293 senesi Saferinin, 27 nci gününe müsadif 1282 semeyi rum iyesi Mantının 11 inci Perşem be günü dünyaya gelm iştir. Şu halde tescil sureti aynen aşağıda yazılmı-îtır: 2 N isan 306 (İmza) Ahmet Cemil «Oğlum Ziyanın tarih-i vMâdeti 27 S sfe r 1293, 11 Mart 1292 Perşembe».

Geçen asında (1800 - 1899 yılları boyunca) Rumî sene ay la n ile 1 M art 1917 tarihindenberi resm en k-ullanmaya başladığıanız Efrenci sene ayları ara'sında 12 gün­ lük .bir geri kalm a vardır. Bu 12 günü 11 M art 1292 tarihine ilâve edince, 23 Mart 1876 tarihi olur. 11) Meselâ bakınız: A li Niizhet, «Zij”a Gökalp’m H ayatı ve Malta Mektupları», İst., İkbal K ütüphanesi 1931, s. 13. Orhan Seyfi, «Ziya Gökalp, Hayatı ve Eseıieri», İst., Cumlhuriyet Kiıtaphanesi 1937, s. 3. Enver Behnan Şapolyo, «Ziya Gökalp, İtıtilıad ve Terakki ve M eşrutiyet Tarihi», İst., Güven. Basımevi 1943, s. 9. Ziya Gökalp Kimdir? T ürkçülük Nedir?», Tasvir Neşriyatı, Seri No. 5 s. 4. A li Nüztıet Göksel, «Ziya Gökalp, H ayatı - Eserleri», İst., Ahıned H alit Kitapevi 1949, s. 7. M. Emin E rijirg il, «Bir F ik ir Adamının Romanı», Ziya Gökalp, İnkilâp K ita­ pevi 1951, s. 20. Fındı’koğlu Z. F a h ri, «Ziıya Gökalp», Türkiye M uallim ler Birliği N eşriyatı: 6, İst., 1955 s. 114 ve 139. «Ziya Gökalp Külliyatı — I», Hazırlıyan, Feyziye A1»dullah Tansel, T ürk Tarih Kurumu Yayınlarından II. seri - No.: 18, 1952, G akslp'm resm i altındaki not. Bu özel eserler dı'şmda, Ni'had Sami Banarlı, «Resimli Türk Edebiyatı Tariihi», Mustafa Nihad Özün, «Son Afiir Türk Edebiyatı Tarihi», Kâzım Nami Duru, «Ziya Göücalp’tan Seçme Yazılar», Abdurrahman N isarî, «Metinli Türk Edebiyatı» adlı eserlerdje ve GökaJp’tan bahsed-en birçalî: m akaleterde de ayni hataya düşülm üştür. 12) Doğum günü Tevfik Efendi selâmlıkita oturuıyor. K arısının vaz-i-haimli h a­ berine intizaren m isafir kabul etmemesini b i l e t ç i y e tembih ediyor. Fakat b ir müd­ det sonra evin kapısı şiddetle vuruluyor. Kapıyı açmaya m ecbur kalıyorlar. İçeriye ÇO LO HOCA adiyle anılan Şeyh Çubuk aam ındaki meczup hoca içeri girereik Tev­ fik E fendi’ye: «— Size bir m üjde vereceğim. B ir oğlunuz dünyaya gelecek, adını Mehmet Z i­ ya koyunuz!»

Diyor. Tevfik Efemdi de; «— Peki hocam!» diyince hioca ç'Jcıp gidiyor. H akikaten b ir müddet sonra oğlu dıümyaya, gelince ayni adı koyuyorlar (Nühad Gökalp, «Ziya Gökalp - Doğumu ve Ölümü», Şark Postası Gazetesi, 26 Ağustos 1952, ta rih No.; 9, s. 2).


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H ayatı Ziya, ilk terbiyesini fikren yüksek ve ahlâklı bir zat olan babasından aldı. K endisine daha küçük yaşta okum a m erakını aşılayan da babasıdır. Ziya, ilk tahsilini, M ercim ekörim esi Ükokolunda Hâfız Öm er Efendi’den yapm ıştır. Sonra Melik A hm ed Caddesi üzerinde, Urfa - veya Rsjm kapısı yakınında bulunan (şimdiki Y eni Okul) D iyarbekir Askerî Rüştiyesi’ne devam a başlam ıştır. Okul M üdürü Kolağası İsmail Hakkı Beğ (sonra­ dan Amasya m ebusu olan İsm ail H akkı Paşa) uyanık ve değerli b ir öğret­ m endi. T alebelerine, bulunduğu devrin fen alıklarını anlatıyor, istibdadın k ötülüklerini izahla gençlere h ü rriy et aşkını aşılam aya çalışıyordu. Ziya üzerinde ilk büyük te sir edenlerden birisi de bu İsmail H akkı Beğ’dir. Ziya, bil okulu da bitird ik ten sonra tahsilini tam am lam ak için îstanbula çitm ek istedi. F ak at m uvaffak olam adı. B unun üzerine 1891 senesin­ de (İçkale kuzeyinde ve K ayaba'- sem tinde şim di Kolej yapılan binada) Diyarbekir Mülkî İdadisi’ne çirdi. Şimdi bu devre ait çocukluk hayatını ken­ disinden dinliyelim: «Ben çocukken 'bazılarına göre çok tembel, bazılarına göre de çok califScamdım. NVektobin. d e rslerim hiç çalısnvandm. Falkat geceli gündüzlü mestgul oMımum J’ ir sey varsa o da kitara okumaiktı. Yedi yaışınri» iken Âsiiîc Garip, Kerem ile Aslı, gah İsmail gibi kitaolaı^aın b îr koleiksiryonuım' vardı. B ir iki şsrae sonra tiyatro kitaolarına, daha sonra romanlara, şiir ve edebivat kitaolarına, sarıldım . M uallim lerin nazarın­ da mektebin en ten^bel talebesiydim. Falcat talebelerin nazarında en çok okuyan yine ben tanınıyordumn. A d terî Rüâ.ti'ye’nin ikinci senassncie iken Hesap Mualllimitıiz bize halletme-'k üzere bir takım hesap me­ seleleri v e rir, halledenlere (Âferîn) varakası vereceflini vâdlederdi. Ben bu mesele hallini bilmece halline bensettiğim için gaıye'l- eğlenceli buluvor, her dlefa cİ3 sür'atle h a lle d e re k M u allinte götürüyordum. Falkat Muhalim bafva vâctettîği mü'kâFatı verm i­ yor, bunu m utlaka baskasıncfan aldiığımı iddia, ediyordu. Halbuki «kseriva mepeleyi y.alnız ben hallediyordum. Baaan başkaları halletseler bile nek g>3ç kalıvorlardı. BinsJenaleyh başka b irin in bana yardım' etmesine îm'kân yoktu. B ir müddet sonra M uallim de ^bunun farkına vardı. Fakat bu keırre d e dolabımda, kovnumdls, cebimde gizli bir kitap aramansa başladı. Gûyâ ben bu hal suretlerini bir kitaotan alivormu-' şum! Bu iddila M uallim in 'bütün m eseleleri matbu Ibir 'kitaptan iktibas «ettiğini gös'terdi. Fakat bende böyle bir kiSap yc^ktu. Bunu sın ıf aHkadaşlarım pekâlâ biliyor­ lardı.» «M.uallimin fcana ’tirrıid etmemesine söbep benim tenTbel bir tdle'be olarak tanınmıalklığımdı. 'Hesabın âm âlj «rba'aısına ait ta rifle rin i ezbor olaralk söyiivefoiliyordum. Kerrat cetvelini de ezberlemiştim. Hâsılı mü'te'aızî malûmatım yoktu; onun İçin müte'azzî mükâfata jrvail olamıyor, bilâkis İtimad edilmemek gibi acı bir cezaya uğruyordum. Maaimafih müte'azzî mektepten gördüğüm bu mücazats karşı münteşir mektep beni müJcâfatlandırdlı. Sın ıf arkadlaşlanm, meseleleri «şayet kolay halletti­ ğim için benim iyi hes,3o bildiğiımıe kaıani oldular. Bu kanaatları ıveticesi o la r A ken­ dilerine de 'hesap öğretmemi rica etnueğe başladılar. Birço'kları hesap kitabını yakalıyarak yanıma gelir, bana şu ibareyi anJat dierdi. Halbuki ben o ibareyi ne tfkumuş, ne de anlamıştım. Fsıkait yapılam ısrarlaı-la karşı gelem iyerek, kitabı dîkfeatle oilîuyarak anlatm ağa faaişlardım. Bu ceıbrî otcırmaAarın neticesi olaraik ilim lisanının man­ tığım öğrenmeğe muvaffaik oldum. Evvelce tiyatro, hikâye, şiir, roman gi&i şeyleri sırf bir ıcğlence olaral< okurduım. Ders kitapları ise rutıuma vecd veren canlı havai­ leri, müşahhas fîk irle ri muhtevi olmadığı için ruhumu sık ard ı; m ücerret fi'kirlercJen mürekkep ilŞm lisanının njedresevî mantığını ise hiç amlıyamıyordum. Fakat


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı başkalarına anlatmak mecbuTİyeiî beni uğrajtıra uğraştora mücerrecSatı anlatmağa alıştırdı.» «A rtık rlyaıiyata ait kitaşılar «fa hcnirr* için etfebî kitaplar gifci b ir Ksğlenee zeımini oldu. İşte böyle 'bir neticeniin husule gelmesi benhn için gayet faydalı netice oldu. Bundan baş1<a, taiebsnin benim lehimde tsceH'i eısen münteşir itimjBdı hakiki b ir mü<kâfaVtı. Bu mükâfatı banıa münteşir m ektep, yani sınıfdötşlsrım veriyordu. A skerî Rüı^tiyesi'nde tem bellikle mıeşhur olmaima rağmen nihayet riyaziyata: kabili­ yetli olarak tanınmıştım. Y u t e n sın ıfla ra çıktıkça bu Ihusustaiki ka>biliyetrmi bütün mualirml'er kabul etmeğe mecbur oldu'lar. Falkat mektebin sen senesinde bulundu­ ğum zamanda bile «Kavâidi Osmaniye» dersinde en sız numara alan bir talebeydim. Kalbuki ben o zamana kadar b inlerce fritap olcunTUş, lisEtım bürtyesine oldukça vâkıf olmuştum. Lisan ı, vezni, kafiyesi «füzg'ütı şiirle r yaıabiliyorcsu-mı Ar'kadaışlanm lisan ve edebiyatta beni taîtdir etiiyorla''dı. Kavâid M uallim m in nazarında ise Lisa n dersi­ nin en büyük cahili bendim. Çünkü Cevtfet Paşa'nm «Kavâidi Osmaniye» adlı kita­ bını harfiy'en eifcerliyemiyordum.» ffÇocuktarın temajelliği ve çalışjcanlığı iki türlüdür. İnsanı rıalıştıran saike irade namı verilir. İratte ya veod'e y^huı^ cellıd''® istinat eder. Çocuk oynarken, eğleni'^ken ruhunda saik olan vecıdî irade'dir. Bazı çocuklar bu oyun vecdini kitaolara kadar sirayet ettirerek sırf eğlence için uzun mütalâaiara 'koyulöbilîrler. Bıu neviden o hn çalüŞkanlısa vecdî çahşkrsnlık cfiiyeibiliriz. Bir takım çocuklar da ya ebeveynle­ rin i yahut m uallim lerini mıemnun etm'ekten b ir haz «{uyarak, bilâvasıta b ir revkten ziyada bilvasıta ve uzak b ir zevkin tesirime tâbi o I u d sırf eehdî b ir irade ile ça lışır­ lar. Bu tüHü çalı<;kanlığa da celhıdî çalışkanlık diyebiliriz.» «Ben çocukken cehdî irade'den mahrumdum. Fakat kendi Icendime sevdfğim kitaola>-ı okumaik için gayet şicfrfetli bir ve'cdî iradem vardı. Dem«k ki tembelliği cehdsizlik'ten ibaret görenler için gayet temSrsIdim; vecdısizlllc'ten ibaret görenler için İS8 gayet çalışkari'dım.» «Mnaıtnafih bu Sıal benıd'e bugün bile berdevamdır. Bugünkü hayatımda da vecd duyduğum işlerde son derere faalim. Halbufti vecd cS'uyme'iîığım sahalarda cehd sarfile hiçbir iş yapamadım. WWktepleırde Idlerslerin intizamını temiin eden b ir prog­ ram, fcai'deleri tes'bit eden b ir talimatnamie buluniJuğu tein, 'müte'adii m üeyyideler ceıhdî bir iradeyi, cehdî bir çalışkanlığı istiH îm ecüer. Halbuki çocukların ruhım da en canlı âmil oyunlarda ve eğlencelercSs th)ydu1<ları vecd olduğu için çocukluğun en kuvvetli zemıbeneği veodi dildkısJt, vecdî İTardleıdir. Çocuklarm vecdî çalışkanlığını sön(Jürmffntek, bilâkis bu camlı kuvvetten istifaide etmıak terbiyenin en esaslı hectefi olmalıtSır.» «Benim Açlcerî Riiştis^esi'ndski bu teîiatlı hayattan kazandığım' duygu şu oldu: Re^mr malkamların, müte'astzî reislerin talkdir veya takbihine kıym et vermendeki Filhakika, tosn bu devreden sonra, fertlerin ne mıedîhlerine, ne ı!a ısm le rin e ehem m i. yet verm sdim. V an iteyen kurtulabilmısk için felsefî mütalâalardan gördüğüm fayda kadar çocukluk hayatım a ait bu te«rüıb®lerden efe rrrenfaat gördüm, i ^ k e r î Rü^diyesi'nde, taleibe ardasında, mücazata karşı garip b ir ruhiye-t vücuda gelm işti. O zaman ceza olarak avucumuzun içine değnekle beş, on, onbeş... sopa vurulurdu. Bu zaman­ larda dayak ysmıanin şerefe mugayir olduğunu hiç duymuyo'r, b ilâkis acıya taham­ mül göstermeyi bir yiğ itlik sayıyorduk. Hangimiz, elim izin değnek darbeleri altında îcararmasına rağmerı, yüzümüzü ekşitmi3z, lakayt b ir vaziyet gösterirsek içimizde o ıtaSıv-aman tan ın ırd ı. Böyle b ir kahraman tamrımak için hepimiwfe büyük b ir şevk vardı. Bu halin b ir neticesi olaıtsSı içimizda yalan söylemek ds a;:alıvardU. Çünkü çöcuğu yalana sevkeden başlıca caza korkusudur. Meselâ ben D â h iliy e Zâibdtlejri na­ zarında «rhiç yalan söyl&mez» d:iye tanınmııştım. Filh akika cezayı davet eden hiçbir kabahatimi saklaımaır, elim i tleğneğe karşı metanetle açar, bu ıstıraplı spora muka^ Vemıst gösterdikçe daha çok mistin olduğuma kanaat getirirdim .»


— --------------------------Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H ayatı ------------------------ — 7 «Asberî Rüştiyesi'ni bitirdikten bir îki sene sonra MüMciye Madiisi'ne girdim^ Orada, aramiicSa büsbütün başka bir riJİMyet husule geldi. Burada iınsardığın şerefi­ ni, seciyenin mahiyetini baş'ka türlü aınlamağa başladık. Ruhumuzdaı millet, vatan m efkureleri, hürriyet, m üsavat aşklan uyanıyor, Fnsanların dsyaık yerrt«şk gibi bir îilletten mürttezıch olması lâıım «cjeldiğirke d'alr b ir kainaat doğuyordu. B ir güri ders­ hanede, ft/lu'bassırlardan (biri elind'^ki dağneği b ir arkadaşımıza vurdu. Bu hâdise sınıfta büyük b ir geıleyanın d©ğm®sma sıebea olduı Sın ıf, kısa b ir müzakere netice­ sinde, de('sten çıkınca M ubassırların, M uavinlerin slindlaki değnekleri kırm ağa, b ir dalla Mektep İdare Hey'etinden hiç kimsenin değnek taşm ıyacağın ı İdlare Hey'etine '«-ebliğ etmıeğs kıarar verdi. Bu t e r a r i«ra edildi'kten sonra artık mektep idaresi değ. nek -stimaline hiçbir raman cesaret ecJsmıedi ı^);»

«Babamın Vasiyeti» başlıklı yazısında da çocukluk hayatını Gökalp diyor ki;

anlatan

«Hayatımın on dördüncü kısm a yeni giriyordu'm. Aslkerî Rüşıdiiye’nin en tenbel tale'besi îdim. Y a ln ıı riyaıiyata Hıisbî bir i'ltidbdım-, şiire ve esfehivata da ihtiraslı bir inciza'bım vardı. Rryazî dtersler tenfoelliğime mâni diağildi. Çünkü m eseleleri yorul­ madan h îl, dâvalsrı yorulmadan isibat eritebiliyordum. Şiire, edebiyata dair kitap lar­ dan 'büyük b ir zevlt aldığım için bunları okumaktan ihiç bıkmaT ve usanma-^lım. DiğsT ıderslere gelince, bunllar o zamanın pedago;isine göre ezberciliğe istinad etti­ ğinden, bunlardan dia mümkün olduğu Icaıdar s ık ılır, tik sin ir, kaçarcVrm. Babam o ra­ manın ba^ka babalsrır^a pak benTOiTteTidî. D indarlıkla hür düsiinüşü nefsindte telif eden bu zât bâtıl fikirlerin' e-îkilerinden de, yenilerinden de kendini kurta<-mı^tı. Bütün mahcup ve derunî adamjaır gKıî ruh idlerine de vehbî bir vukufu vardı. Daha yedi sekiz ya‘!İarrndfeı ik&n Sa'h İsmaililerıi, Âşık K erem leri ökuyuD anladığımı işiten bir do^tu bsni bu gi{j| aşk kitaplarını okumıaktan nrjenetmesini, bunların yerine cid­ dî kitaplap o ko ttu m asın ı tavsi^rş- etmişti. O: «— B ir ço<-uk han»ıi kitapları anlar ve zevik alırsa onu okuvalbilir. Anla'madığı, hncil-ırıırnadığı kitapları zorla' o k u îu rsa n iî kitaplardan nefret eder, diye cevap ver­ mişti.» «Pilhakika ban ®9''k aldığım kitapları okıi’makta ser'best bıpaktldığım icm â'ik kita<»labından hikâve kitaplarına, onlardan sade siiriftre, romanlara daha sonra edebî eserlere, nihavet İlmî ve felsefî kitaplara kadar çı1ca'bildi'>Ti.» «Baibam beni kır'aatlerî'rııd'e ser'best bırakmalkla beraiber psikoloiik ânlarda ruhum clj v«ni m elskeler tevlîd enfecek de>"ef>ede kuvvetli tesi<-|er vaomak fırsatını da kaçırmaydı. B ir akşamı mekteoten eve dönünce, onu çok müteessir ve mağmum bul­ dum. Beni oiörünce «jel dedi, sana roik kerferli bir Ihaber vereceğSm. Cok ağUvarak, çok mâtem tutacaksın. Butıün senin ve bütün aı'kcda'ların için bir matem günüdür, Ç'inkü sizin pek büyük hocanız, m illetin en büyülk adamı olan N am ık Kemal vefat etti.» «Nâtntk Kemıâri ederleriyle, hattâ memnu' ve gayrimatbu eserleriyle tanırdım . Fakat böyle en büyük hoca ve en büvük aidam olduğunu bilmivordum. Babam bana 6nun mticahedelerini, gayretlerini, uğrad’ğı zulüm leri, gösterd'Si kahramancasına mukaveımetleri müteessir ve maJızun b ir lisianU anlaftı. V e dedi ki: «— İşte sen de feu adamın a'HkffiSinıdan gideceksin. Onun gibi vatanperver, onun kadar hürriyetperver f>lacalksın.» «Telkin'in zamanı ve ta m iyi intihab ed'ilmi«ti. Bu sözler o kadar müessir idi ki, rı/hunw5a âdeta yeni b ir meleke, o zamana kadar matısüs olmayan mefkure mele‘kesini yarattı. Çünkü bu ândân 'itibaren şuurlu bir hürriyetperver gibi düşünmeye. Vatan, m illet m efkûrelerini her şeyin fevkinde görmeye başladım. R.u<hum yaratıcı bir hamle ile birdenbire değişti.»

13) Yeni Mecmua, Sayı 42 de&i «Münteifir ve Muta'azzî M üeyyideler» adlı yazıdan.


8 -------------------------- Z:ya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı «Şimdi ası! mes'eleye gs'elim . Datıa on dördüme Yeni giriyordum. B'ır gün ba­ bam bil' dostuyla konuşuvcrn.';u. Dos^u ons, benim okumaya olan merakımdan bah­ setti. Tahsil için Avrupa'ya üönderilsem, memlekete b ir âlim yetişebileceğimi söy­ ledi. Babam dedi ki: «— T sh sil için Avrupa'ya gidıen gençler yalnız Avrupa iliın lerin i öğrenebilirler. M illî 'benliklerimizden âciz ka lırla r. Medreseye girenler >00 iyi hoca bulurlar&a m illî ve dinî irfanım ıza az çok vâkıf o lab ilirler. Fakat bunlar da Avrupa ilim lerinden mahrum kalırlar. Bence mıemleketimi^ en faydalı âlim ler, bizim için müstacelen 'bilİTintesi lâzım olan haki<katleri bilenleridir. Bu hakîkaitlar ne Avrupa ilim lerinde, ne de m illî bilgilerimizde mevcuttur. Gençlerim iz h ir taraftan Fransîkcayı, d i ^ r ta. raftan 'Ja arabîyi ve fârisîyi iyi öğrenmeli. Ondan sonra hem G arp ilim lerine, hem Şark bilgilerine mükemmelen vâkıf olmalı. Sonra da, bunları mukayese ve telifle m illetimizin muhtaç olduğu üüyük hakikatleri çıkarm alıd ır. İşte eğer ömrijm vefa eıisrse ben Ziya'yı bu suretle yetiştirm eye çalışacağım.» «Zavallı babacığım bu sözleri söyledikten sonra bir sene bile yaşamadı. Binaen­ aleyh pro9ramını tatbik ©de'medi. Fakat bu sözler mukaddes b ir vasiyetname mahiyc'tinde olaraik ruhumda celi yazılarla mahkûk kaldı. Bu vasiyetnameyi ömrümün hiçbir ânın<ia unutamadım. Ve unutamıyac,ağım. Zira bu sözler hayatımda fcüyük 'bir -nkilâba bâ>j oldu.» «O âna kadar (vkuduğum h er kifaSja tenkidi etmeksizin inanırdım . M üelliflerle aserlerin benim üzerimde büyük b ir nüfuzu, b ir velayeti vardı. Bafaamm bu sözleri İıir darbede Şsrk'ın, Garb'm bütün kütüphanelerini nazarımda hal'^ıtti. Aklım a, zet<âma nâmütenâhî bir hürriyet ve istiklâl verdi. Fakat ayni zamanda bütün gençler gibi beni de gayet uzun, gayet zahmetli bir vazifenin ifasına davet etti ı«).»

1893 senesi Şubatında D iyarbekir M aarif M üdürlüğii’ne gelen Prof. M ehm et Aîi Ayni Bey’e ek vazife olarak İdadî M ektebinin T arih Hocalığı da verilm işti. O zam ana ait h âtıraların ı anlatan bu zâtın b ir yazısından birkaç cümleyi buraya alıyorum; «Derslerime başladığım vakit onlardan birkaçı derihal dikkat naza'nmı çekmişti. Bunlar arasında F aik, Ziya, Fevzi ve Zülfü *) bulunuyor idiler. Verdiğim dersleri ara sıra talebeden bazılarına tekrar ettirdiğim vakit Ziya ile Faîlc'in ta krirle rin i der­ l i toplu ve muhakem^eli buluyordum. M ülkiye Mektebinde tarih hocamız D ağıstanlı 'Murad Bey, bizi ezbercilikten ziyade vakıaları muhakeme ettirm ek yoluna alıştır­ m ış ol'duğundisn ben .de onun usulüni) tatbik etmeyi deniyordum. Bu denemelerin âirinde Ziya'nın sualime verdiği cevaplar ve yaptığı muhakemeler beni âdeta ışaşırtmıçtı. Bu çocuk kim di? Süleyman Nazif'i görür görmez Ziya'yı sormuştum. Bana Ziya'nın ailesi ve kendi şahsı hakkıncta malûmat verdikten sonra, îju genç. Şevket Suharî derecesinde scenfce şiirle r söylüyor demişti. Ekseriya hiç kimseyi beğenmifen ve beğertdiği vakit memdUhunu göklere çıkarm ak âdeti olan Nazif'in bu şehadeti ızerin e Z iya île daha ziyade meşgul olmaya karar verm iştim . Nazif sözüne bir lâkır5ı karıştırm ıştı. Ziya, D iyarbekir Belediye H ekim i Dofetor Yorgi Efenıdi ile çok göüşüyormuş. Bu doktor ona e'Ski Yunan filozoflarının fik irle rin i öğretiyormuş. O ünler bans Paristen A. Animan adlı b ir profesörün «Suiets et Compositionıs d’Hisjipe» adlı bir kitabı gelmişti. Bunu dikkatle okuyordum. Bu kitaptan seçeceğim levzulan talebeme bilhassa Ziya'ya verip mulhakeme kabiliyetini^ geliştirm ek istiD r d u m . İik verdiğim vazife Yunan vâzıı kanunu Ijycurgue ile Solon'un kanunları-

14) Küçük Mecmua, Sayı .17, s. 1-3. ") Faik, Şair F aik  li Oaansoy, Feyzi, Cuıniıuriyeıt Nafia vekillerinıden ve Gö^ ılp’m dayısı oğlu Pirinççi-zâde Feyzi Beğ, Zülfü, sabık Diyatıbakır Mebusu Zülfü îğ’dir.


Ziya Gökalp.’ın İlk Yazı Hayatı nm mukayesesi üzerine idi. İUinci vazife Büyük İskender'in babası Filip ile Demosten 'in mücadelesi üzerine idi.' O zaman Ziya, on yedi ysım d a ya varcSı, ya yoktu; yazdığı va zifelerd e, haris b !r mütecavizin Yunanistana beslediği istilâ tasavvurlarına

tcarşı vatanın hürriyetini 'müdafaa tna'ksadiyle Demosten'in hem şerilerine söylediği nutukların mealini Ziya nereden öğrenmilı'H? E sk i Roma'tfa cifmhyriyet niçin y ık ıl­ mış ve onun yerine imparatorlı/k nasıl kurulm uştu? Ziya bu sualin cevaplarında a r­ kadaşlarını pek «leride ibırakınıştı.» «İşte ’leride memleketimizde sosyoloii ilm inin temellerini- atan ve 'bu ilm i mu­ vaffakiyetle okutan ve yayan Ziya Gökalp o genç itii

Ziya G ökalp’ın hâtıraları arasında en çok yer tu tan la rd an b iri de Be­ lediye Hekimi ve aynı zam anda Mülkiye İdadîsî'nde Tabiiye Hocası olan bu Doktor Y orgi’dir. «Hocamın V asiyeti» başlıklı yazısında Doktor Yoırgi'nin telkin ve tesirinden bahsetm ektedir. Ziya, hâtıraların ın bu kısm ın­ da geçirdiği dehşetli buhranı da (ki sonradan bu bu h ran onu in tih ara ka­ dar sürüklem iştir) anlatm aktadır. Bazı kısım larm ı aşağıya alıyorum: «Madî’de b ir taraftan Tabiî İlim ler okumağa, diğer cihetten Kelâm cJersisri al­ mağa başladık. Maneviyat noktai nazarından, bîri ınüsfeet, diğeri menfi elektrikiyete ıro lik olan bu iki ma'kûs cereyan ruhumun fezasında her miisadema ettikçe, hakikat ,îim.şek!eri yerine reybîlik yıldlınm ları fırlam ağa başladı. Ruhumun içinde müsb&t iSakikatlerle se vg ili .-nefkûrelerim, hergün daha büyük bir şidıtetle çarpışıyorlardı. Kalbin ve cism in yegâne menbaı olan fariletli ve icaihraman insanın, asâletsiı, pespâye, esir ve âciz «maıdde» den yapılmış, ihtiyarsız ve isK'kiâlsiz bir makine olmasına bir türlü kail <>laır^iiyorciu. Bütün emelim, bin türlü tehlikelerle tehdit olunan fakat Estltıiadın uyuşturucu macunile vaziyetten bihabeı- olan milletin m ueiıevî b ir hamle île kurtulm ası mümkün olup olmadığını bilm ekti. Bana, bir ümisj felsefesi, bir ne­ cat nazarryesi lâzımdı. Eğer insan bir makircadan ibaretse, eğer onda bu fatjiatm fevkin® fırlayabilecek m u ciıevî bir kudret yoksa, 'milletim tehlikeleruten kurtuUm ı'/acaktı. İnsaniyet de sonuna feadar vahşetler içinde çırpınacaktı. Ne Kelâm , ne T a ­ savvuf bana böyle bir ümid felsefesi, ku rtu luş nazariyesi veremedi.» «Onlar bugünkü hayata ait 'mefkûrelere kıyrrtet verm iyorlardı.» «Ben 'bugünkü hayatta insaniyeti, in jan ı yükseltmek, miHetî, vatanı k u rtu l­ m u ş görmek istiyordum. Fakat, kafam ın içinde, her hükmü riyazî ölçülerle ölçmüş, mantık m i'yariyle ayarlayan, vak'aİErın, tecrübelerin nVıhengine vurm aVsızın hiçbir '.îıükmü kabul etmiyen uğursuz b ir şahsiyet daha vartSı. Bu >da beııim aklim dı. Bu akıl isyan ediyor, ümidimi kırm ağa, emı^lfmi boğmağa çalışıyordu. Benim o sırada, yegâna istinatgâhım teVildi. Bununla ruhumda, azçok bir âhenk tesis eıtebiliyordum.» «Bir gün kalbimden b ir m ısra fırlayarak tıeni &u istinatgahtan mahrum etti:

«TE’VİLE M Y A C I o l u r MU HAKİKATİN?» «Bu sırada, mektebimize Tarih-i-Tabiî okutmak üzere bir file ıo î Muallim iâyin olundu. Avrupa felsefesine, Fransız edebiyatına vakıf olan bu zat, Tü(^< edebiyatının ^Ja yeni devresini tetkik etmişti. Tuhaf halleri vardı. Tabip olıduğu halde tababete inanmazd’i. Tababette «müshil» den başka müsbst foir hakikat yöktuj-, derdi. Kum b!:'uju halde Türikler'in dostu, yahut biz öyle zannediyordluk. 0 a k io r Yorffi Tıithiye

15) Prof. Mehmet Ali Ayni, «Ziya Gökalp'm Diyarbekird^ki Talebeliği», İş Mec­ muası, Sayı 39/40. 16) Küçük Mecmıta, Sayı: 18.


Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı 'Mektebinden çıkınca or«îu tabibi olarak Şaı'k VilâyeM erm ize gel'mişti. U zun seneler kasat>a kasaba dolaşarak İser îa ra îı görmüştü. Vazife haricinde kimse ile ihfilât eîmsz, tnün^eviyâns yaşardı. O halde vaktini rjasıl geçiriyordu, yalnız b ir şeyle: M ü . ■talea. V e Dotetor Y o rg i'y i filosof yaoan ihtim al ki, bu daim î mütaleaları idi. <fI>oklto:r YoTigi, nııe4(fe{»e her geldü'kçe, Tü rk çe M uallim lerrm izin bize 'kitabât id­ manı olarak yazdırefışı kitabet vajcife^ierini okurdu. O zatnaıi ban d&rûnî butırenımın en şiddetli «{evresini yaşıyorcîum. Bu buhranım ın acılıkları, Hocaıriımn verdiği mevzu her ne olursa olsun, yaariısım. vazifelerden fışkırıyordu, Dolctor Yorıgi, benim !>u eJomli düşünıüşönvdcn b ir felsefe şeiîTtmes'i b u lu rd u ;» «Sınıfa her çıeldikçe, o hafta yszdığıms kitafeiSt vazîfesintfen bahsederdi. Ben onun 'sbzIsrini son derece d i ^ a t le dinlerdim . Çün>kü her sözü benim için yeni b ir ufuk açıyordiu.» '*

*

!S

Diyarbakır, tarih boyunca m uhtelif ırkların ve m edeniyetlerin yatağı, çeşitti fik ir cereyanlarmın çarpıştığı işlek b ir ticaret ve faal b îr kültür m&Hcezi olmuş bir şehirdir. Bijr taraftan, istibdatın bütün şiddetile mem­ leketi çöküntüye götürmesi, diğer taraftan daha çok İstanbul, Selanik ve İrnTÎr'de beliren eskilik - yenilik cereyanlan'm n Diysrba'kır'da da mevcu­ diyeti; siyasî sürgünler'in ve mevcut ekalJiyetler'den bilhassa Gayrimüslüm olanlarının faaliyetleri D iya rb a kır’ın havasını bunaltıcı b ir dereceye vardırmıştı. Bu ve İdadiyi bitirdiği halde yüksek tahsile gidemem ek gibi daha bazı sebepler Ziya'daki mevcut buhranı bir kat daha arttırmış ve ona, «D â 'im a b ir ızfjrâb aıltm d a kalroafedır hayât Ms\ft jsyler b ir huzûr-i m utlakı î'm â bana.» dedirtecek kadar hayatı çekilmez bir hale getirmiş, onu intîhar’a kadar sü­ rüklemiştir 17). Bu olaya temas eden Gökalp diyor ki; «Geçircıiğiını ideh.;etli ibuhram bursdâ uzun uzadı yazacak değilim, yalnız bu bubranm ibeni fi'len intihara sevkettiğini, b ir çok seneler ctaüsseher'e mübtelâ et>tiğini, vücuden zayıflıyarafc b ir k^âit [haline koyduğunu söylemem' 'buhranın l^idclstini gös­ termeye kâfi'dir. U zvî hiçbir hastaılığım, İçtimaî biçb ir ş<kıntım yoktu. Bütün ıztırablarım m kaynağ felsefî ‘dü.şünüşlerim'^i. O zantan H A K İ K A T -İ K Ü B R Â adsnı verd i12 Gölkalp’m intihar hâdisesi haKkınıdia daha geniş b ilg i eddnmek için bakiniz: 1 — A li Nürhet, «Oluşj Biien Şeyler», Diyarb-ekir V ilâyet Matbaası, 1340. 2 — Ayni ntüallif, «Z iya Giîkalp’ın Hayata ve Malta Meıkıtuplan», İst., İlsbal Kütüphaneisi 1931, s. 21 vd. 3 — Orhan Seyfi, «Ziya Gökalp-, Hayatı ve Eserleri, İst., Cumnlhuriyet Kiıtaphaneısi 1937, s. 6 vd. 4 — Enver Behnan Şaoolyo, «Ziya. Gökallp, İttiîıad ve Terâldri v e Meşrutiyet Tarihi», Güven Baısımevi 1943, s. 29 vd. 5 — A lî Nüzhet Göksel., «Ziya Göfealp, H a y a tı-v e Eserleri», İst., Aıhroed Halid Kitalbevi 1949, s. 15 vd. 6 — «Zsya Gökalp Kimdir? Türkçülük N eiiir?», TavBİr Neşriyatı seai No: 5, s. 12. 7 — ■Ahsırect Cs'mil, «Ziya Gökata veıya; B ir Hârika-i D e M », Diyarbekir gazetesi, 24 Mapt 1028 tarih v e 334 sayüı nüshası. 8 — F. Karakoyunlu, «Zijya Gökalp’m Diyatibe&irdeki H a y a t», İŞ m«cmuası, sayı 39/40, s. 18 vd. 9) Cavid Orhan Tütengil, «Ziya Göıkaip Üzeaine Notlar»,- İŞ meormiası sayı 158, s. 8 vd'.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H ayatı -----------------------

11

ğim büyök (lakiteK bulabilas'm hiçbir derdim 'Ital'mıyacağına e'mindînl. Fakat bu­ nu hangi s&mt^e araırialı îd'imı. O sırad'a İsir İH T İL Â L Ş A K İS İ 18) 'ya^rken kalemim' der» fırlayan başka bir m ısra «fa bana onun semtini gösterdi:

«Mevdû’dur bu gün bize nâm ûsu m illetin» «Demek kî, îıüvük hakikat; msfkûraden pbareiti. En büyük mafkûre m illet ve hürriyet 'rnef’k ûreleri idi.» 19),

jnM'hsr hâdisesi 1311 (1895) senesi yazında vukua gelm işti. Beynine sıktığı kursun, m es’u t b ir tesad ü f eseri olarak, onu öldürm edi. O sıralar­ da şehirde kolera salgını vardı. Bu m ünasebetle D iyanbakırda bulunan Dr. Abdullah Cevdet' ile b ir Rus operatörü tedavisini yaptılar. F akat kafasında­ ki kurçun çıkarılam adı. Ziya, iyileştikten sonra kendisini b ü sbütün okum aya verdi. Amcası Haci Hasip Efendi’den aldığı A rapça ve F arsça derslerle öğrendiği bu li­ sanları çok ilerletti. Fransızcayı da kendi kendine öğrenm işti. Bir ta ra f­ tan M uhyiddin A rabî, İmâm Gazâlî gibi Şark filoaoflaTinın, diğer tara fta n G. L® E o3i , T arde gibi G arp m ütefekkirlerinin eserlerini kaynaklarından incelem eye koyuldu. Bilhassa G arp k ü ltü rü Ziya’nın ru h u n d a yeni yeni ufu k lar açıyordu. Bilgisini arttırm ak , çalışm alarını daha m üsbet ve ve­ rim li b ir hale koym ak için yüksek tahsil görm eye k a ra r verdi. Amcası m â­ ni olm ak istedi. Bu sırada Erzurum A skerî İdadî’sinden D iyarbakır’a gelen kardeşi Nihad Bey, Ziya’nın in tih a r teşebbüsünü öğrenince çok m ütees­ sir oldu. Ziya'nın İstanbul’a gidip yüksek tahsil görm e arzusunu-da kendi­ sinden dinlem işti. Nihad Bey’in. m ektebine dönme zam anı gelince Ziya, kardeşini H ani’ye k ad ar uğurlam ak için am casından izin istedi. İki kardeş böylece birlikte yola çıktılar. Vilâyet h u d udunu aştıktan sonra Ziya, am ­ casına b ir m ektup göndererek tahsilini tam am lam ak için İstanbul’a git­ m ekte olduğunu bildirdi. Ziya, İstanbul’a gidince parasızlık yüzünden Bayfar M ektebi’ne gir­ m eye m ecbur kaldı. Çünkü, yalnız bu m ektep parasız yatılı talebe alıyor­ du. Ziya, b ir taraftan m ektebe devam ederken diğer ta ra fta n hürriyet ve m eşrutiyet aşkını duyan gençlerle tem as im kânlarını aradı. D aha Diyarba­ k ır’da iken Dr, A bdullah C evdet'ten, tıbbiyelilerin teşebbüsüyle h ü rriy et ve m eşrutiyeti elde etm ek için gizli cem iyet kurulmu.ş olduğunu ve bir ihtilâl hareketi h asırlanm akta b u lunduğunu öğrenm işti. D oktor İbrahim Temo ve D iyarbekirli Dr. İsha^k Sükuti ile görüştü. B unlar vasıtasiyle İhtîlll Kom itssi’ne girdi 20). Ziya, üç sene İstanbul’da kaldı. Şüpheli faaliyetleri dikkati çekmişti. Bir gece m ütalea salonunda çalışıfken, m ektep m üdürü Albay M ehmed Ali, Onun kitap dolabını yoklam ış ve o zam an için zararla sayılan fransızca b ir kaç kitap bulm uştu. Ziya’yı b u sebeple hapsediyor. Ancak bir kaç 18) Bu şiir, Talelbelik Devrin» ait yazıların il'ld o larak kiıtabımaza alınmıştır, 19) Küçi>k Mecmua, Sayı 18, s, 1 - 4, , 20) Prof. M. Em in ErişîrgH., adı goçe.n eser, ,s. 45.


1 2 ----------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı hocanın yardım iyle Ziya’nın m ektepten kovulm ası önleniyor 21). A rtık Ziya, sıkı bir kontrol altındadır. M ektep hayatı çekilmez bir hal almıştır. 1898 yılı yaz tatilinde sıla için Diyarbalkır’a geldi. A rkadaşları Vali Hâlid Bey'ls 22) m ücadele halindeydiler. Ziya’da o nlara katıldı. Mücadele kızış­ mıştı. Vâli hakkında çeşitli m akam lara m uhtelif şikâyetler yapılmıştı. Vâli, Ziya ve arkadaşlarının faaliyetlerinden kısm an haberdardı. K alplerinin hürriy et ve m eşrutiyet aşkiyle çarptığını, bu im anlı ve idea­ list gençlerin geceleri sık sık Ziya Bey’in evinde ve gündüzleri hazan Şeyhanlı-zâde Mehmed Mihrî veya A tîâr-ıâde Hakkt beylerin dükkânlarında toplândıklannı ve fikirlerine uygun bazı yasak neşriyatı takip eyledikle­ rin i biliyordu. Kendisine yapılan isn atların b ir te rtip eseri olduğunu ispat ve onları ezmek için M âbeyn’e ju rn a l etti. H aklarında tahkikat açtırdı! Bu gençlerin evleri ve dükkânları aranm ıştı. K endilerinin «İhlâl-i âsâyişe ve evrâk-ı muzırra neşrine fasaddî» ettikleri iddia olunuyordu. Ziya ve arkadaşları 23). M Temmuz 1898 tarihinde tevkif edildiler. Bidayet Ceza M ahkemesi Müstantıklığı’nca yapılan ilk soruşturm a neticesinde, sadece Ziya ve arkadaş­ larının «eiferinde bulunan evrâk-ı m uzırrayı Hükûm st-i Seniyeye teslim etm iyerek yedierinde hıfz ile yekdiğere te 'â tî eyledikleri» sabit görülerek bu suçlarından dolayı tecziyeleri için D iyarbekir Bidayet Mahkemesi Ceza Dairesi’ne sevkedildikleri b ir örneği kitabım ızın ilâveler kısm ında mev­ cut 15 Eylül 1898 ta rih ve 159 sayılı k ararnam eden anlaşılm aktadır. Ziya ve arkadaşlarınm b u isn attan ö tü rü ne k a d a r m evkuf kaldıkları tesbit olunam am ıştır. Yalnız M r m üddet sonra m ahkem ece tahliye edil­ dikleri bilinm ektedir. Ziya serbest bırakılınca te k ra r İstanbul’a döndü. Fakat m ektep ida­ resi kendisini —^hakkında tah k ik at yapılıyor diye—• kabul etm edi. O da Sirkeci’de b ir otelde b ir oda tu ta ra k neticeyi bekledi. Bu devrede kard e­ şi N ihat Bey’in m addî bakım dan kendisine birçok yardım ları dokunm uş­ tur. Vâli Hâlid Bey, bununla da kalm am ış Ziya’yı Sultan A bdülham id’e ih b a r eylemiş Ziya’nın akrabası ve arkadaşı olan Mîrî-kâtibi-Zâde Ahmed Cemil (Asena) beyin evinde yaptırdığı araştırm ada ele geçen ve Ziya’ya ait olan b ir m ektubu da yollamı&tı. Ziya Bey'in İstanbul’da iken Cemil 21) Ali Nüeh&t Götesel, «Ziya Gökalp, 'Hayatı - Eserleri», s. 16. 22) 1312 - 1318 (1896 - 1902) tarillıleri arasuıda 5 yıl 4 ay Diyarbekir Valililiade bulunan Hâli<d Bey, keyfî harelfcetleri ve halçsız mu ameleleriyle halkın nefreti;i kazanmışıtı. Karısı Makbule Hanım'm sİMÜnden çrlımaz ve ondan çak toorianmLş. 'ahvili sırasınida Ose^b adlı b ir Enmeniyi öldürtm üştü. Bu münase;betle Diyarbeltirli İMİ Niyazi Bsy merıhûmun, valinin ayrılışında söylediği beyit meşlhurdur; «Gi'l'^i şehr-i Âm id'in makbule-i vâliçesi Değdi bir kelb-i akuûrâ Hâlid'in son çiftesi».

23) Ziya Beıy’le birlikte mahıliemeye sevıJflolunan arkadaşları hakkın'da kitabın >nıui(la ilâveler kısmında'ki k a ra r örneğine bakınız.


Ziya Gokalp’ın îlk Yazı H a y a tı--------------------- -

İ3

Bey’e gönderdiği bu m ektup istibdat ve Padişah aleyhinde yazılarla dolu idi. Ziya b ir m ü d d et sonra te k ra r y ak alanarak Taşkısîa’ya hapsedildi. M uhakem esinde, kendisinden bu m ektubun m ânası sorulm uş ve Ziya Bey bir sene hapis cezasına m ahkûm olm uştur. Ziya Bey, 1316 (1900) senesin­ de Taşkışia’da geçirdiği hayatı «Pirim in Vasiyeti» 24) başlıklı yazısında anlatırken diyor ki: «1316, senesinin on ayını Taşkışla’da geçirdim . A skerle dolu bir ko­ ğuşun elbise deposu içinde geçen bu on aylık i’tikâf hayatı beni ru h î buhra n la n m d a n ebedî su re tte k u rtard ı. Taşkışla’dan M ehterhane’ye, oradan da Zaptiye Tevkifhanesi’ne naklolundum . B urada Naim Bey ism inde bir ihtiyar inkılâpçıya rastgeldim ,.. Orada kaldığım m üddetçe hep bu nurlu ihtiyarın m efkûreli, ümitli,, vecidli sözlerini dinlerdim ».

II!. HAZIRLANMA DEVRİ :

Zıya, m ahkûm iyetini b itird ik ten sonra «zaptiye nezâreti altında» bu­ lundurulm ak üzere D iyarbakır’a gönderildi. Amcası Hacı Hasip Efendi da­ ha evvel v efat etm:i§ti. A m casının kızı Vecihe H anım 'la 16 Kânunuevvel 316 (28 A ralık 1900) tarih in d e 25) evlendi 26). A m casından — biricik ev­ lâdı o la n — kızına oldukça m ühim b ir servet kalm ıştı. Ziya için geçim derd i yoktu. B ir m üddet için kendisini tam am iyle okum aya verdi. F akat bu devre çok uzun sürm edi. T e k ra r siyasî faaliyetlere girişti. Bir taraftan D iyarbakır’da bulunan siyasî sü rg ü n lerle sık sık tem as ediyor, diğer ta ­ ra fta n İstanbul ve A vrupa’daki H ürriyet ve M eşrutiyetçi cem iyetlerle m u­ habere ediyor, bu gizli cem iyetlerin istibdat aleyhine çıkardıkları broşür-

24)

Küçük Mecmua, sayı 19, s. 1 -2 .

25) Bazı eserlende Çevriye olarak yazılm ıştır (Meselâ bakınız; Enver Behnan Şapalyo), adı geçen eser, s. 41, Ziya Gökalp K im d ir?, Türkçülük N edir? Tasvir N eş­ riyatı, s. 15). Bizzat Haci Hasip Efendi'nin aile üfus kaydı üzerinde yaptığımız ince­ lem ede durum şöyledir: ■Ulemâdan Hacı Hasiib b. Musıtafa Sıticı E feadi, doğumu 261, ölümü 20 Kânmı-i evvel 1312; refikası Esma b. İbrahim Efendi (doğumu: 275), Jcerimesi Vecihe) binti Haci Hasip Efenıdi (doğumu; 295), 26) Ziya, İdadî’yi ıbitirdilkten som a Amcası oıiu kendine dam at edinmek iste­ miş, Ziya tahsilini tam am lıyacağından bahisle bu tek lifi o zaman reddeıtmıişıti. Am^, casınui' vefatından, sonra V ecihe Hanım 'la evlemmesinıde dayısı A rif E fendi'nin ve yakın aılkajdaşı Atımed Cemil Bcy'in büyük roUeri olm uştur (Alımed Cemil, adı ge­ çen yazısı).


1 4 ----------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H a y a tı -----------— ----------------leri celbettirerek fikir arkad aşların a 27) dağıtıyor, etrafa yayıyordu. Bu h arek etlerin d en dolayı gene takibe uğram ış ve fakat âüesinin •— ^bilhassa Belediye Reisi olan dayısı Pirinşçi-sâde Arif Efendi’nin— nüfuzu sâyesinde bu takipler neticesiz kalm ıştır. Bir aralık A skerî Rüştsye’n in farsça dersi inhilâl ediyor. İm tihanla m uallim alınacağından Ziya im tihana girip kazanıyor. Bir m üddet sonra ju rn a l edildiğinden m uallim likten çıkarılıyor. 1904 — 1907 seneleri arasın d a kendisini, Meclis-i İdâre-i Vilâyet KaIsmi kâtipleri kadrosunda görüyoruz. Ayni zam anda resm î vilâyet gaze­ tesi olan Diyaı-b&kir gazetesine de çeşitli m evzularda yazı yazm aktadır. 1900 — 1907 yıllarında 17 ay D iyarbekir V aliliğinde bulunan ve âlim ve fâzıl b ir zat olan Haşan Fehmi Paşa, Ziya’nın ahlâkına ve kalem ine hay­ ran ■olduğundan, bütün üst m akam lara yaızılacak ta h rira tın m üsveddele­ rini kendisine hazırlatıyordu. Ve ona Ziya yerine hep Ziyâeddin diye hi­ tap ediyordu, Zsya' bu vâliye h ü rm eten bu devrede yazdığı yazılarda 2iyâsddin İmzasını kullanm ıştır. MİLLÎ İBRAHİM PAŞA HÂDİSESİNDE, ZİYA; Milli İbrahim Paşa hadisesi hakkında kitabım ızın notlar ve ilâveler kısm ında izahat verilm iştir. Ziya Bey’in bu hâdiseyi anlatan D estan’ı al­ tında da açıklam alarım ız m evcuttur. B urada hâdiseyi tekrarlam aya lüzum görmüyoruz. Bu hadise bile Ziya Bey’in nasıl bir m eneur (sevk ve idare edici, sürükleyip götürücü) olduğunu gösterm eye kâfidir. 1907 senesinde Haşan Fehmi Paşa’n ın D iyarbakır Valiliğinden ayrıl­ m ası üzerine Ziya Bey de T icareî Odası Başkâîipliği’ne geçti. Bu m em uri­ yette ne k a d a r kaldığı tesbit edilem em iştir. Ancak, m em uriyetinin kısa sürdüğü m uhakkaktır. DİYARBEKİR İRTİCA HÂDİSESİNDE ZİYA 23 Temmuz (Rumî 10 Tem m uz 1324) 1908 de M eşrutiyetin ilânı Diyar^ b ak ır’da büyük b ir heyecanla karşılanm ıştı. H ürriyet adm a nüm ayişler yapılıyordu. B unların başında Ziya Bey vardı. Ziya Bey’in daha önce bazı 27) Ziya’nın arkadaşları arasına 'bu devrede iki kişinin , daha katıLdıgmı görüi^onuz. Bunlardan biri Yâsin-ıâde Şevki (Ekinci), diğ eri Cemilpaşa-zâde Dasim Bey'dir, Sunlardanı bahseden A'h'tned Cemiil diyor fci: «Ziya'nın pek sevdiği fedakâr ai’kadaışlarıdan b iri de, Cemilpaşazâds §ehi!d-i muherem yüabaşı Divarbe'lcilfli Basım Beyefer.di idli. B.u s-ima-yi necip ye ulıviyyet, ta lekte'b-i Hanbiye talebesindern bulunduğu zam andan beri, Genç T ü rk le r’in A vrupa’:a neşrettikleri evrak ve resailin m ahrem - b ir vasıtalı celp ve tevzjiyıdi.» «Ziya'nın en .‘Son ve fakat fedlâteâr arkadaşlannıdan b iri die Yâsinefemdi-zâde Şevi Beyefendi'dir. Ziya, bu zatın metâneit-i fikriyye ve ablâkiyyesini takdir eder, al­ ışlardı» (aûı geçen makale).


— ---------------------------Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H ayatı -------------------------

15

arkadaşları ile gizli olarak k u rd u ğ u Cem iyet b ir iki gün sonra «Osmanlı İHihad ve Terakki Cemiyeti D iyarbakır Şubesi» olarak m eydana çıktı 28). Ziya Bey, gençleri, yeni açılan «İJ-tihad ve Terakki Kulübü» salonun­ da toplar, yaptığı konuşm alarda onlara h ü rriy et, adalet, uhuvvet m efhum ­ larını izah eder; istibdadın fenalıklarını, yeni rejim in feyizlerini anlatırdı. D iğer taraftan , başlangıçta b ire r köşeye sinen ve hâdiselerin inkişa­ fını takibeden irticaî kuvvetler, b ir iki ay sonra kım ıldanm aya başladılar. İstanbul m atbuatının aldığı vaziyet. Şeyh V ahdeti ve benzerierinin «Şeriat elden gidiyor» fery atları tepkisini b u rad a da gösterm iş bulunuyordu. Soygunculuğa alışık A bdülham idei bazı aşiret reisleri ayaklanm ağa ve Biz PadişahiiTiîzm em rinden başka hiçbir şey dinlemeyiz» dem eğe cü r’et ettiler. Bazı şeyhler ve hocalar ise : «Halife-i M üslim in'in, İttihad ve Te­ rakki Cemiyeti elinde oyuncak olm asına taham m ül ©demeyiz» veya «Gâ­ vurlar mı m üslüm an oldu? M üslüm anlar mı gâvur oldu ki feirbirleriyle öpüşm eğe ve müsavi olmağa kalktılar?» gibi sözlerle halkın dinî hissiya­ tım tah rik e koyuldular. B unların başhca hedefleri haçlı, dinsiz dedikleri birkaç gençle b un lara âlet olduklarını sandıkları akrabaları idi Ziya Bey bunların başında geliyordu, 29). N ihayet, İstanbul'da patlak veren «31 M art Vak'ası» haberi duyulun­ ca b u irtica kuvvetleri işi azıttılar. N üm ayişlere başladılar. Bir Cuma gü­ n ü nam azdan sonra, b u n ların elebaşılarının Haci Niyazi Bey’in Vahapağa Ham am ı batısındaki evinde toplandıkları ve D iyarbskir’i bu «M ürted» 1erden nasıl kurtaracak ların ı konuşm akta oldukları h ab er alındı. Ziya Bey, yanına Özdemiroğlu Kemal Şekip, Cercis-zâde Y u su f Efendi’le ri alarak b u eve gidiyor. Onlara, A llah’ın Kelâmı’nın ve Peygam ber’in H adîsleri’nin «Meşveret» le id are dem ek olan j\Aeşrutiyeti em rettiğini, tu ttu k la rı yolun fena ve fikirlerin in sakim olduğunu, anlatm ağa çalışı­ yor. Bu tarz-ı h arek et bazılarını sinirlendiriyor. Orada bulunanlardan Şallak Meco isim li biri, cf— Eğer Bey (yani H aci Niyazi) em red erse ben insanın postunu yü­ zerim!» diye bağırır. Bu m ünasebetsiz tehdide canı sıkılan Cercis-zâde Yu­ suf Efendi de, «— Biz de insanı leblebi gibi yeriz!» cevabını verir. Ziya Bey, hem en Yusuf E fendi’yi yerine o tu rtu r ve kendisine «Cemiyet hayatında asabiyet 28) Cemiıyetin ilk m ensuplan şunlardır; Mehmed Ziya, Aftar-zâde Hakkı, Erzu ­ rumlu Yüzbaşı MazKar (Peymaa Gazetesinde, tou zat tarafımdan olfeuraıi>uğu bildirilen ıhireok N utuklar vardır. Bu nuıtuıkl'arm Zîj'a Bey tarafıradıan yazılarak Yüabagı Mazhar Beyin okuduğu söylenmetfcteıclir), R eji M üdürü Ab'bas Facfit, Mîrîkâtrbi-zâde Ahmed Cem il, C e rciî-ıâd e Y u so î, Yasin-îâtJe Şevki (Ekinci), Öıdem iroğlu ,Kemal Şekip, Mus­ tafa A k if (Tütenk), Velîbaba-ıâde V eli Necdet (Süngütay) Müffü-zâcfe Şeref (Uluğ), Zaza-zâde Mustafa, Lâ'lî-zâde Mustafa, Yüzbaşı E[şref.

İlk beş zat, birinci İdare Hey’etini teglki'l etm işlerdir. İilfc «Murahhas-ı Mes'ul» Ziya BeyMir. Onun aynlmıasmdan sonra yerine Attar-zâde Hakkı Bey geçmaş,tir. (29) Onu sevmiyen yobazların, kendisine «Haçlı Ziya» dem eleri bundan kal­ m adır.


1 6 ----------- 7---------- 2iya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı olmaz, b ir az sabırlı ol!» d e r’"). Bu sırada Kurm ay Binbaşı Şevki Bey’in ” ) bir m anga askerle içeri girdiği görülür. Ziya Bey’le arkadaşları Şev­ ki Bey’le birlikte çıkar giderler, diğerleri de dağılırlar. Bir m üddet sonra «H areket O rdusu» İslanbula girip vaziyete hâkim olunca «D iyarbekir İrticaî H areketi» ne sebebiyet v erenler de tesbit edi­ lerek «İstanbul Divan-ı Harb-i Örfî Mahkemesi» ne sevkedilm işlerdir 32).

ZİYA BEY SELÂNİKTE ; Ziya Bsy’in, «Osmanlı İttihad ve Terakkî» partisinin Selanik'teki bü­ yük kongresine gitm ek üzere D iyarbakır'dan ayrılış tarih i de, elde ettiği­ miz b ir kayıt sayesinde kesin olarak m eydana çıkmış bulunm aktadır. Peym ân gazetesinin 24 Ağustos 1325 ta rih ve 11 num aralı sayısm da mev­ cut olan kayıt şudur : «Selânik'de 5 Eyiûl 1325 de (18 Eylül 1909) in'ikad edecek Umumî Kongreya m e'm ur ve m eb'us ta'yîn edilen mücâhid-i hürriyyet ve edîb-i kem âlât-perver Tevîikefendi-zâde Ziyâ Efendi bugün şehrim izden müfârak at buyurm uşlardır. Birçok ihvan tarafın d an merâsim-i teşyi'iyye îfâ edilnnişdir.» Bu kayda nazaran Ziya Bey, Selâniğe gitm ek üzere 24 Ağustos 1325 (6 Eylül 1909) S^ajariasi günü şehrim izden ayrılm ış oluyor. Ziya Bey, Halep - İskenderun j'oluyla Selâniğe gitm iştir.

30) Cercîs-zâde Yusuf Efencü'nin ı>ğlu Süleyman Göksu'dan alınan h âtıralar­ dan naJclen. 31) Şevki Bey, bu sıralarda 15 inci Redif F ırk ası kurmay başkanı olarak şeh­ rimizde bulunuıyordu. Peyman gaıtftesinin üçüncü sayısında kendisiınden bahsedilir­ ken «Diyarbeikir Hâdise-i İrticaîyyesi'nde 'harilcanümâ bir kahrannanlık ibraz ile vuJcu ‘- U fesadı m en’ ve vilâyetimizdn kıâffe4 aıhalisini med'jrûn-u şükrân eıyleyen. mücâhid-i hürriyet erikân-ı hara binbaşısı Şevki Beğ» diye anılm attadır.

32) Peyman gazetesi'nıdeki kayıtlara nazaran, bu irtica hâdisesiyle ilgili olarak mahıke'meye ■sevkedilenlerıd'en. Hazrolu Seyfeddin Paşa, orada daıha m ahkem esi b it­ m eden vefat etmiş; 'Haci Niyazi Bey, lım ir'd« fira r eylem iştir. Diğer maznunlandan Abctüiaziz Halis ile Muharrem-zâde Bekir beıyler onar sene; Kassap İVlehmed, Hoca AİMİurı-a'hınan b eşer sene ve M uallim Reşit, Dellâl Mehmed, Hassî Ahmed, Şeyh Nu­ ri, Şallak Meco ve Fahri isimli gaıhıslar d'a üeer seae kalebent cezası ile mahkûm edilm işlerdir. (Peyman, sayı 2 ve 4).


TALEBELİK

DEVRİNE

AİT

YAZILAR


Ziya Gökalp’ın îlk Yazı H ayatı -----------------------

19

İHTİLÂL ŞARKISI Kardeşlerim ! Çabuk yetişin, ilıtim am edin. Buhran içinde validemiz kanlar ağlıyor. Kardeşlerim ! Vatan gidiyor, azm-i tam edin, Şimşir-i zulm ile nice insanlar ağlıyor. K ardeşlerim ! Bu dahiyeye ihtim am edin. Din ağlıyor bu zillete, vicdanlar ağlıyor. Giryan olun bu giryelere ihtiram edin, Kanağlayın, bu gün ki M üsülm anlar ağlıyor.^ Yok ağlam akta faide, artık kıyam edin Seyf-i cihada sine-i zulmü niyam edin. Kardeşlerim ! Niçin çekelim bu sefaleti. H ürriyet olm asın mı bizim de panahım ız? H akk'ın yetişm iyor mu kitab-ı adaleti. Olsun bizim de nur-t Huda padişahım ız. Hûn-u m em atüe çekelim mi bu zilleti, Zeneirini zülf-i yâr mı görsün nigâhsmız? K ardeşlerim i Halâs edelim haydi m illeti. Elbet bize m uavenet eyler Allah'ımız. H ürriyete, ham iyete arz-ı selâm edin. Seyf-j cihada yaslanın, öyîe kıyam ©din.

1 Bu mısra, Enver Behnan Şapolyo ve M. Emin Erişirgil tarafından Ka«ı ağltyan bu gürfkü mOslümenlar ağiıyor şeklinde okunm uştur. CEnver Behnan Şapolyo, ZiyaGökalp, İrtilıadı Terakki ve Meşrutiyet tarih i, B erkalp Kitabevi, 1941, S. 35 ve M. Emin Erişirgil, Bir F ik ir AÖ3m:vım Romanı, Ziya Gökalp, İnkilâp Kitabevi 1951^ S. 46).


2 0 ----------------------- Ziya Gökaip’ın İlk Yazı H ayatı K a r d e ş S e r i m ! ! Niçin d u ralım böyle k ah r iSe, M evdu'dur b u gün bize nam usu m iSletin/

Kabil m idir te'ayyüşüm iis »lûş-i zşhr ile, Sem m -nâktîr havası by gam-gâh-ı zilietir». BînSerce halkı aww-i belâ pay-î d eh r ile M ahveylam akte bâr-î sakili sefaletin Hûn-î ham iyet olmasm mı hem-cûş nehr île A rtık y eter devamı vaîanda rezaletin. Zerscir-i zulmü kırm ak için ihtim am edin  gûş açıp ham iyete karşı kıyam edin 20 K ânunıevvel 1310

^ Bu mtsra, Ali Nüzhet Göksel tarafından, mev'uttu»" iu g ü n bana namusu raîlîetîm şeklinde okunm uştur (Ziya GSkalp'ın MayaJı ve Malta Mektupları, İst., İkbâl K itabevi İ931, s. 32, 2irya: Gökalj» - Hayıa#ı E se rle ri, İst., Ahmed Halid Kiabevi 1949, s. 14).


Ziya Gökaip’ın İlk Yazı H ayatı -----------------------

G A Z E L Tabiatın bu ibHsamı girye-bâr eder beni T u lu ia r, guru b lar pür-igbirar ed er beoi Beşer, sefaletin içinde b ir yetim i andırır Ha7.in likası her dakika dağ-dar ed er beni Başımda yıldırımla fikr-ü hisler itıtilâl eder Riya-yi gam bulut misali bî-karar ed er beni Tebessüm etm esin seher, teren o ö m etm esin tuyur Bu dem ki matem-i vatan bükâ-nisar eder beni Beka-yî zulmet-i m îhin, sebat-ı k a h r-i i'tîsâf Me'âhiz-i tesaw u rât-ı in tih ar e d e r beni Duçar-'i felc-i m eskenet mî 'aznrt-i fâilânem îz Bu infi'âl-i camidars şerm sâr eder beni 1311

21


2 2 ----------------------- Ziya G ökalp’ın ilk Yazı H ayatı

m G A Z E L T abi'îlik veda' etm iş niçin insana bilmem kî N eden girm iş bu şekle hâl-i a h râran e büm em ki H ukuku hıfz için teşkil olunm uşken hüküm etler Metisn terkedeiim h er hakkı bir sultana bilm em ki Eze! bir lücce-i muzlim, ebed bir kulzum-i mechûl Bu berzahta niçin düşm üş b eşer zindana bilm em ki H elâk etti y eter insanları satır-ı istibdad Niçin seyf-i ham iyet çıkm ıyor m eydana bilm em kî İdare eylem ekten kendini âciz m idir millet N eden ruchanı b îr nefsin bütün vicdana bilm em kî 1311

IV MÜFRED Bin zahm vurulsa da ser-i m ihnet-penâhım a Ölmem vücûd-i zulmü de zahm-âver etm esem


Ziya Gökalp’m İlk Yazı H ayatı

V HOCAMJN VASİYETİNDEN ! Ey Hayat-! umumi-î âlem Bir küçük cüz'ünüm sana tâ b i' Senden efkârım olm ada n âbi' Senden âm âlim olm ada m öîhem Bende yok ihtiyar ü istiklâP. Akl ü fikrim de sen m üdebbirsin H er ne yapsam ona m üessirsin Şensin ef'alim e benim fa'al Ben neyim? bir hayât m akînesî Beni tah rik e zen'berek iâzım; O dur ancak hayatım a nâzım: Z enberek kâinat m akînesî... Bütün eşyada var e b e d ie ezeli Olamaz cism ü can fenâ-perveh Biri asırlara tehallül ed er. B iri kuvvetlere olur m ünhal.


24

----------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H ayaü

Mazi, elemli yâdtara makber-i siyah.. Â tî, iehiyye etm ede bin sadme-i tebab.„ Y ıldızlar, ey cerihaları kanlı fıfrefirr, Şâhidleri değil misiniz siz bu vahşetin?

Hûnin-i m übarezaf sezenler hayatta. İnsanları garip g ö rü r kâinatta, Encüm, mezar-ı sermed-i d ehrin kitabesi, Çeşmanım ol kitabm âlâm 'hânıdır. Eyler zalâm-ı leyli teren n ü m nevalarıms Gönlüm fü tu r baykuşunun âşiyanıdır.

SV Te'vîfe ihtiyacı olur mu bu hakikatin-

V arlığın kırdım b ütün zincir-i meyliyatuır, Meyj'i diğerle beni âhar yine saydeyledi. H erkes-i b ir kayd i!e bend-eyleyen dam-ı hayatfG önlüm ü zincir-i h ü rriy etle der-kayd eyledi.


Ziya Gökalp’ııı-îlk Yazı H ayatı ----- ------------------

Vi HÜRRİYET MARŞI Yaklaştu Yıld«x‘m inkiraz günü. Bozuldu yaldızı, çıktı düzgünü. Siyaset mahkûtnıu, jurna! sürgünü. G örm eğe gelecek'Şanlı düğünü. Toplanın k ardeşler, bayrak açaEınv Yuldız'ın üstü n e ateş saçalım! Bîr millet efradı hep m e'yus oldu. Ya m ahbus, ya m enfi, ya casus oSdu, Padişah, m illete bîr kâbus oldu. V ücûdu val'sna çok m enhus oldu... Toplanın k ardeşler, bayrak açalım,. Ytidız'tn üstüne ateş saçalım! K ükreyen arslana zincir takılm az, A dslet, zâtime m erham et kılmaZj. VataniFi mahvena sessiz tıskılm az/ Bir saray yakılır, bir m ülk yakılmaz. Toplanın k ardeşler, bayrak açatım,. Y«!dız'*n üstüne ateş saçalım^ Daha mj zâlsmSer bt-dâd edecek? B ir m îllet ziınçlrda feryad edecek? Y akm da by halka Hak dâd edecek! Bîr dâhî gönderip im dad edecek! • Toplanın kardeşler, bayrak açaCım^Yıldız'ın üstüne ateş saçalımS

25-


;26

---------------------- - .Ziya G ötalp'’ın îlk Yazı H ayatı

V» MEKTEPTE CUMHURİYET ÎLÂ!^] G üneş doğdu zulüm kalam az arl-ık. H ürriyet ne imiş şimdi anladık. H ür olm ak isteriz, o rtsd an çekiH H üküm rân m illettir, hüküm dar değilf Ey kani) padişah yoktur esaret, İnsana yakışan yalnız hürriyet; Y etişir kendine şimdi bu m ilîeî... S ana yok ihtiyaç, o rtadan çeki!. H üküm rân m illettir, h üküm dar değil) B ütün başka y u rd lar gitti ileri, Istib d ad d an ö t (ü) rü biz kaldık geri. Kölelik yüzünden olduk sersori. ''Durmakta hakkın yok, ortadan çekil. H üküm rân m illettir, hüküm dar deği3! 'Milletin elinde ne varsa kaptın, t v l e r i y ıkarak saraylar yaptın; A llah'ı u n u ttu n , şeytana taptm . Sevm iyoruz seni, o rtadan çekil, llü k ü m râ n m îllettir, h üküm dar değil! Z indana attın hep m ünevverleri, M enfaya yolladın peygam berleri, G öm dün M idhat, Kemal gibi erleri.. Şimdi hep anladık o rtadan çekil, IHükümrân m illettir, h üküm dar değil!


Ziya Gökâlp’m İlk 3! azı H a y a tı------------------------27

V lll Ş ü 'û n â îı d tr b u di<-5 b î- k a r a r m ,

O dil-zâr m e'yûs b ir h asiad ır ki’ Teselli a ra r zuJm eîinde m e ıa n n .

8X İcn^âl-i havadis-i hayatın Doğmak, yaşam ak ki sonra ölm ek Ben doğmayı etm edim tem ennî Lâkin dilerim figanla ölm ek ■Peşinde bo fâni kâinatın

X P eri kızı, gül (jırsrav B u gülleri n erd en çaHdın? B ülbülleri aşka saldın. U tandırdm çiçekleri. ılKıskandırdm m eî«klerî.


)i

SİYAKBEKİR GAZETESİNDEKİ YAZILARI


ŞİİRLER:


;32

------------- -----------Ziya Gökalp’ın îik Yazı H ayatı

KÖYLÜ ŞİİRLERİ

O R U Ç N efsim izin iyi, kötü h er emrİKe uyarken. Yılda b ir ay sen gelirsin bîzî irşâd eîm eğs başlarız gönlüntüze karşı dtiâd! ehneğe... B irk a ç ' gü n ler bu savaşta b ira ? 'g ü ç lü k duyaırken, O g üçlükler kolaylaşır nefsSmiıi y sn e riı, ■Hayrın şerd en daha kavî olduğunu fJsnes-Ei. Bîr insan kî karşj koyar susuzluğa, açlığa, N efsindeki arzuları alfetm eğe çalıgjr; H ayâlinin dizginitıi la b te tm e ğ s sîjşır. A rtık kib ir, tam a' gibi bir manevî kasırga. Kayalardan m uhkem oian o tıyneti sarsam az; A rtık vicdan cennetine iblis ayak basamaz...

E Z A M 'Bu ses işte bu d u r, büfün dünyaya U yandıran, Hak yolunu bildiren. K ötüleri iyi yapan ve iyi V icdanlardan ben pasını sildiren.. Bu ses, işte bu em ird ir h er kese: «A llah'ını, iyiliği sev!» diyen; Şehre, köye, kulübeye, m ahbese Sokularak h e r gönüle sesleyen


Ziya G ökalp’ııı İlk Yazı H ayatı ----------------------Bu ses h er gün beş vakitte bağirjır, İnsanları doğru yola çağırır. Bu ses hâlâ b ü yük asrın sesidir. O kunurken ezan, sanır h er vicdan C ebrail'dir gelm iş, Bilâl ağzından B ütün İslâm üm m etine seslenir... 913 N A M A Z N am az nedir? Edeb iie huzuruna çıkarak Bizi yoktan yaratan a gönlüm üzü açm aktır. Bu dünyanın çirkin, iğrenç işlerinden bıkarak. Bir lâhzacık A rşa uçm ak, cehennem den kaçm aktır. İnsanoğlu bir canavar iken, anı bir m elek Y apan H akk'ın korkusudur, sevgisidir, em rid ir; Beş vak itte nam az bize bu hisleri y ererek 'K ötülükten iğ ren d irir, iyiliği sevdirir. İnsanları asırlardanberi eden terbiye. H er birinde b ire r vicdan uyandıran nam azdır; Buna cennet kılavuzu denilse d e pek azdır. B ir kaygum uz b ulunursa o dur eden tesliye. İki rek ât namaz kılar, k u rtu lu ru z m ihnetten. G önlüm üze b ir saadet yaîj eser cen netten...

ZEKÂTBir çalışkan, us^u adam bir çok para kazanır. D üşünülse hepsi anın em eğinin bedeli; Fakat hayır, bu p aralar bütün halkın m alıdır; Ç ünkü vardır onda cüm le insanların 'am eli.. Bir san 'atk âr âletleri, ham eşyası olmazsa. Bir m ahsûlü i'mâ! edip gözönüne atamaz. Bir satıcı dükkânına m üşteriler olmazsa, .M eta'ları hep yerinde kalır, ç ü rü r, satam az.

'M


Ziya Gökalp’ın îlk Yazi' H ayatı MiElef n e d ir? D üşünülse b ir teâvün şirk eti. Bu şirk e tte h er b ir ferd in em eği var, re'yi var„. Z enginlerin servetinde yoksuffarın payt v ar. Ey talihfi dem em sana d sğ ıf büfün serveti, O hakkındtr, fak at h er yı! kırkta bir zekâfi ver,, K azsncm dan fakîrSere sif olan payı ver»

B ir Arkadkşa' Bayram: Bütün İslâmlığın sevindiği bu günde. Daha Şafak açtim adan sizi andtm , özledim. Gö%lerimi kapayarak bu um um î düğünde. Sizi teb rik etm ek içirt hayâlim de gözredim Bu gün bütü n y er yüzünde hep m uvahhid g ö n üller. Ayni hisSe çarpm ıyor, b irb irine koşuyor. Bütün yüzler bir m ü şterek m eserretle gülüm ser. Bir ud gibi hep telleri bir perdeden coşuyor. H er birisi öz işine çabalayan insanlar. Bu gün lerd e kardeş olur, hepsi candan birleşir; Benlik kalkar, gönüllerde bizlîk hissi yerleşir Ey şanit şjün seni takdîs eder bütün vicdanlar. Sen, insanlık kardeşliktir diyen büyük bir günsün» İslâmiyet h er ys! sana kavuşarak Sğü'nsü'n..


Ziya G ökalp’m İlk Yazı Hayatı -----------------------

X!1 KÖY GAZETESİ

H er cum 'a böyle toplanılır köy im am ı'nın . . . . im âref olan şanlı bağına ^ G enç-ihtiyar köyün 'urefâ-yi güzidesi. Bu mekteb-i zirâate d ârât ü fe r verir. Rene ü dim ağ ü ten le gsçert kedd-i tâm ınm T ursun Hoca bu gön çekilince feragate. Çift ehline elinde nevin köy ceridesi, İlmin yeni b e d i'a lsn n d a n haber verir. Köy halkı dinledikçe bu kiymetii sözleri. Dünyayı başka tü rlü g ö rü r fenli gözleri. Fenden köyün sem âsına bir incilâ gelir. , Bir savt-ı ihtişam ü nezahetle ol zaman. Bir yüksecik m ehâlede müezzin okur ezan. C anlar pür-niyaz ile lâhûte yükselir.

1 Baştan dört hecelik b ir iki kelime bozulmuş olduğundan okunamadı.

35


3 6 ------------------------ Ziya G ökalp’ın İlk Yazı H ayatı

XIII

NEFS-ÜL 'EMR Bir şems-i m ünkesif gibi ey rûz-ı şeb-nümûn, . . . hisse çekm edesin perde-i f ü s û n .' Zihnim görü r cem alini, çeşmim zilâlini, Rûyun güzel, nikabı neden böyle fîre-gûn? H üsnün füzûn olur arttıkça dikkatim . H üsnün ilerledikçe garam ım olur füzun... H asrettedir bu cilveye bed-bin-nigâhlar, Şâyestedir zavallıların bağrı olsa hûn. Vicdan içinde pencere v ar bağ-ı cennete, Dûzeh-nüm ûn olur ise de revzen-i birûn. Batındaki su'ûda bakar çeşm-1 m a'rifef, Zahirdeki sükûtu görür dide-i cünûn. H er lâhza ictihad-i tekâm ülde ber-devam. Uymak için m eşiyyetine meşyet-i şüûn. MiVac-ı 'âm-ı kevni tefehhüm edenlerin Kalmaz dilinde zerre k adar şüphe vü zünûn. Eczâ-yi kâinat um ûm en şitâbta Vasl-ı kemâl-i m utlak incizâbta

1 Baştan üç hecelik bir iki kelime bozulmuş olduğundan okunamadı.


Ziya Gökalp’m îlk Yazı H ayatı — -------------------

XIV ŞİİR NASIL SÂNİH OLUR Bir küçük jüccedii* samim-î hayat. O radan yükselir hafi recefât, Hâcisât-ı 'am îka hâlinde. O S’jfû 'â t ile olur m übrem , Pür-teheyyüç dll-i cefâ-m ülhem. Ç ırpınır sîne-i m elalinde. Ç ıkarak safh-î zihne o m evcât. Resm eder pür-kuzeh nukûş-ı hayat, Reşk-ı erteng olan m uhayyeleye. Savt-i nâlendesi o m evcelerin. O larak vezn ü lâfza-i rengin, Qlur âheng-i şiVe serm âye...

37


Ziya G ökalp’ın İlk Yazı Hayatı

XV RÜBÂB-I ŞİKESTE Musikî-i rûbâbı dinlerken, Mevc-i pervâz-i i'tilâsında. Duyarım ihtizaz-ı şehperini Nev-dehâ bir firişts-i râzın.. O lur a'mak-ı rûha ra'd-efken, M ünfeil b ir sehâb-ı giryende. Gizlemiş bârikat-ı m akberini Zulm etinde o lahn-i m ümtazın. işte ecza-yi insicâm-ı rübâb, Musıkî-i mülevven-i elfâz; Nevehât-ı münekkaş-i hülya, Heyecânât-ı şefkat-i eşya, Iştiyâkat'i lâ-mekân pervaz . Bir sabah-ı nev-infilâk-ı şebâb..


»İĞER

YAZILAR


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H ayatı ------------------- —

41.

k ü ç ü k Seyâhat: 1

XVI DİCLE VÂDİSİ Seyâhat, h e r tabakası tarih-i tekvinin b ir sahifesini irâe eden ve ümım ül-kitâb-ı hikm et ıtlâkına sezâ-vâr olan tûde-i arzı m utalea-kârâne dolaş­ m aktadır. K itâbhâne-i tab i’ati teteb b u için 'bulunduğum uz yerden , çok. uzaklara gitm eğe hacet yokdur. M uhitimizi tezyin eden nâm ütenahî âsâr-i Icudretde nazar-i iz’âna b ir kisve-i şi’r-âmîz ile m ünkeşif olan hakaayık-ı hikem iyyeyi istık râ eylem ek de seyâhatdir. Bugün ikindiden sonra m ünferıdâne b ir tenezzüh icrâsına ruhum da m eyelân hissetdim . Şehirlerin b ir cev§en-i sengin içinde yaşam ağa mec­ b u r bulunduğu K urûn-i K adîm enin hayat-ı harbiyyesine tercüm ân olan Sûr’dan dışarı atladım . İlk nazarım ı b ir selâm-ı ibtisâm ile taltif eden Sûr’dan dışarı atladım . İlk nazarım ı b ir selâm-ı ibtisâm ile taltif eden Beledî-Bağçe-i dil-ârâsını belde-i  m id'in rebî-i terakkisine b ir b e râ ’at-i istihlâl su retin d e telâkki ederelc şâirlerim izin kürsi-i istiğrakı olan Kayaifğ’a doğru yürüdüm . Bu tem âşâ-hâne-i bedâyi’de nigâh-i im ’âna üç eser-i um rân m üsadif olur; fHastahâne, Mekteb-Vİ'dâdî, M ekteb-i-Sanâyi'. Bu m üesseseler, saa­ detin üç rükn-i m ühim m i olan sıhhat, fazilet ve serveti iktisâba hâdim dir. Gündüz say’ü ta ’able dem -güzâr olanlar, hâvây-i baht-yârî teneffüs elm ek için h e r akşam bu cihân-nümây-i ta b î’iye gelirler. Dicle Vâdisi’nin m ehâsin-i fıtriyyesine rasad-gâh-i nüzhet olan kır-kahvelerinden birinde otur­ dum. B ağçelsr kisve-i re b i’iyyesini iktisâ etm iş, tarla la r yeşil bir deniz' gibi tem evvüç ediyordu. Dicle, bâlâda cevelân eden beyâz bulutlarınBahr-i-Mûhit-i-Hindî’den g etirdiği miyâh-i füyûz-perveri karşıda efser-i sî-m înlerile ihtişâm -nüm â olan karlı dağların seylâbelerinden itik aat ederek mavtm-ı kadim ine götürüyordu. Zîr ü bâlâda b iri m âyi’, diğeri bu h âri iki nehir. Biri şim alden cenuba, diğeri cenubdan şim ale doğru m a’kûsen ce­ reyan ederek kaanûn-i um ûm î-i devrâna b ir misâl-i vazıh irâ a ediyorlardı. Dicle Vadisi birbirine m uhâlif ta b i’atde iki k ıt’a-i arziyyeyi tefrik; eder. K ıt’a-i garibiyye K aracadağ’a k ad ar yek-pâre kayalardan m üteşek­ kildir. Sathı ince bir killi toprak tabakasile m esturdur. Killi topraklar ve altındaki tabaka-i ahcâr suların nüfuzuna m âni’ olduğundan yağm urların k esreti çam ur ve bataklıklar yapar. Buna m ebni yağm urlu seneler GarbNahiyesi’nin m ezru’âtına iyi gelmez. Kışın y ağm urlar çift sürm eğe m âni' olur. F ak at m e r’a cihetile Garb köyleri zengindir. Ma’am âfih terfen d e b a -


vjuK,ajp'ın ilk Yazı H a y a tı----------------------------M r ı açar açmaz solan b ir şükûfe gibi bir şitây-i vâpesÎB ile takib etdiren soğuk rüzg ârlar çayırların intâş ve tenm isini tehir etdi. K ıt’a-i şarkıyye kum lu to p rak lardan m utalıasıldır. K um lu to p raklar ziyade kaabil-i nüfuz olduğundan yağm urlu senelerde çok m ahsul verir. İlm-ül-arz nokta-i nazarm dan bakılınca k ıt’a-i garbiyyenin arazî-i nâriyyeden, k ıt’a-i şarkıyyenin arazî-i m âiyyeden m üteşekkil bulunduğu m ünkeşif olur. Menâbi-i ser­ vetim izden m a’dud olan Dicle n eh rin in füyûz-i zirâ’iyye ve kuvây-i nakliyyesinden istifadem iz m ahduddur. Feyezân hengâm ında iki canibinde teraküm etdirdiği m illi ^ to p rak lard a kavun, karpuz ekilir. «Kelek» deni­ len vasıta ile Egi! nahiyesi dağlarından odun, ahşâb g etirerek Musul ve Bağdad’a zahire ve sair em tia götürür, b u n lardan başka bize leziz balık­ lar ihda eder. Vâli-i esbak İsmail Paşa -) m erhum , Dicle nehrini D iyarbekir'den altı saat y ukarıda kabiliyyet-i ta b i’iyyesi bulunan b ir m ahalde sed vasıtasile yükselderek bütü n Ş ark Nahiyesi’nin arazisini kabil-i iskaa kılm a­ ğa teşebbüs etm işidi. Servet-i m em leketi ihya edecek b u ' teşebbüs-i azîm h e r nasılsa şimdiye k ad ar pezîrây-i m uvaffakiyyet olamadı. Şoseler inşası, 'H am ravat m ecrasm m se tri gibi âsâr-i hayriyyesinden m â’ada içtiğimiz su­ yun dem ir b orular ile icrasına teşebbüs buy u ran Zât-i-Âlî-i V ilâyet-penâhî’nin '*) devr-i um rân-perverîlerinde bu eser-i n âfi’in dahi husûl-pezîr ola-cağma ümmid-vâi'iz. Aksam ta k a rrü b etm iş olduğundan bu üm m idin m u d b olduğu inşi,râh-i vicdan ile bugünkü seyahatim e hitam verdim .

’) «Mi)», , 'Ş;u-Anadolu’da ve Azerbaycan’da, taşkin suların bıraktığı ince ve be■reketli toprağa -fcrilen b ir addır; alüvyon. Bu Vâli, Tanzimattan sonraki «Diyarbekir Vilâyeti»nin ikinci valisi olarak şe­ hirde ve vilâyette gerçekten unutulm az im ar ve irfan işlerini yaptıran Karslı Hatunoğlu Müşir- Kurd-İsmail HaKkı Paşa’dır. Z. Gökalp, 28 Mayıs 186S - 5 A ralık 1875 tarihleri arasında yedibuçuk yıl valilik eden bu zâtı, iki ayrı yazısında da haklı ola­ rak Öğmüştür. («Diyarb&kir Nasıl B ir V â li ister?», 15 Haziran 1325 tarih ve 1 sayıU ■pEYMÂN; «Kurd-İsmail Paşa Camii», 30 Temmuz 1333 tarih ve 10 sayılı KÜÇÜK .MECMUA). ■■') Bu zamanda Vâli, Mehmet) Nâzım Paşa idi.


Ziya G ökalp’m İlk Yazı H ayatı ---------------------- 43

Küçük S e y a h a t: 2

XVÎÎ TARLA KEMARÎNDA

Çiftçilere zengin b ir yaz tehyie eden yağm urlu bahâr, bugün temâşây-i tabi’at heves-kârlarm a m üsâ’id b ir havâ arzetdi. E sâtîr şâirlerince h e r katra-i feyzi meşîme-i asdâfa b ir inci ith af eden TMisan b u lu tla n sem t-ür-rssde lâtif sâye-bânlar ta ’lîk etm işdi. B u lutlar ile arz arasında r a ’d-âlûd b a n k a la r n eşred erek tesâdüm eden kuvve-i berkıyyfe cereyânları h a ra re t ve ziyâdan başka elek trika da m uhtaç olan nebâtata nem â'bahş olmuş, anâsır-i havâiyyeden bi-l-kimyâ terkib etdiği «ozon, hâmız-ı-azot, amonyak» gibi dâfi’-i in tân m âddelei' ile havây-i cevvîyi tas­ fiye etm işdi. Şehrin ifrâgaat-ı zefîriyye ile m eşbû’ olan havâsını akciğer^ lerin d en ta rd için sahraya canatan efvâc-i tenezzühe ben de iltihak etdim. Yeşil zem inli b ir kaliçe-i m üzehher gibi ufk-i nigâha k a d ar im tidâd eden ferâş-i çem en üzerinde füyûz-i b ah ârın ihsâs etdiği şevk u re fâ h duygularile yürüyordum . K arşıda b irib irin i ta ’kib eden iki çift öküz, iki genç ve m ütevekkil çiftçinin sevk-ı m ıdrâbile b atî adım lar a ta ra k tarlad a muvazi y arık lar açıyordu. Çahşm ak adelâtım ıza, düşünm ek için dimâğımıza, yaşa­ m ak için b ü tü n a ’zâmıza gıdâ ıhzâr eden b u m übarek hayvanlar, târıh-i be­ şerin fecr-i muzUmindenberi sâha-i hâk üzerinde bu b atî adım lar ile şu mütevazi h a tla rı çizm ekde ber-devâm dır. H udâî orm anların mâide-i esm ârile tegaddi eden, ağaç ve yahud kaya koğuklarm ı behâim le boğuşarak paylaşan ilk in sanlar avcılık ve çobanlık m erhalelerinden geçdikden sonra binlerce asırlık kâinât-ı hayâtıyyı inkızâsınm toprağa i’tâ etdiği kuvve-i nâm iyyeden istifâdeye başlam ışlardır. Ec'dâd-i evvelînimiz, bugün b ir kâşâne-i m untazam hâlinde gördüğü­ müz b u toprak yığınım hayvânât-i vahşiyye ve nabâtât-i m üstevliyyenin pençe-i tegallübünden zabt ü tesh ir ed erek hey’et-i umûmiyye-i beşeriyyeye b ir âşyân-i umûmî-i sa’âdet hâline koyabilm ek için seyyârem izin kimbilir kaç bin d e f’a devri iktizâ etm işdir. Ezmine-i Kabl-et-Târîhde efrâd-i âdem iyyenin vefâkâr m uhâfız ve


44

----------------------- Ziya Gökalp’m İlk Yazı H ayatı

m u’âvinleri olan köpekler ve a tla r gibi felâhatin mâbih-il-felâhı bulunan bu siyâh-endâm m ü ctirreler de m uhallefât-i mütevâliyye-i eslâfın vârisle­ rinden. ve hâne-i hâkdâne bihakkın ihrâz-i m âlikiyyet eden âlile-i azîme-i beşeriyyetin a ’zây-i n âfi’asm dandır. Öküz ve ineklerin hidem ât-i m ü te’addidesinden istifâde eden insâniyy e t an lan vebâ-i bakarînin tîşe-i tedm lrinden istihlâsa çâre-yâb olmağla borcunu ifâ etdi. P astö r’d en i’tib â re n b ir esâs-ı rasîn üzerine m üstenid olan tabâbet serom kegfiyyâtınm tevessü’ ile yeni b ir devre-i te ’âlîye gir­ di. Kuşpalazı gibi şâir b ütün em râz-i m üntinenin de serom usulile kaabil-i işfâ olduğuna üm m îd-i fen n î husule geldi. M emleketimizin başlıca vâsıta-i serveti olan zirâ’ati âfât-i m üdhişeye karşı te ’m în etdiği cihetle vebâ-i b ak arı serom u en büyük keşfiyyâtdan m a’duddur. H em vâfî ve hem şâfi’ olduğu tecârüb-i resm iyye ile sâbit olm ağla Z irâ’a t Nezâret-i çelilesi cânibinden um ûm viLâyâta gönderilm işdir. F a k at üç sene evvel D iyarbekir'e gelip elyevm Beledî m ahzeninde m ahfuz bulunan serom lar bayatlaşarak kuvve-i işfâ ’ıyyelerini gaaib etm iş olduğundan, tazesinin celbi lâzıme-i il> tiyâtdır. Çiftçiler bahâr-i âtinin şir-i h ad ârâtın ı im lâya elvâh-i m u h attata hazırla­ m ak için tom ar-i fesîh-i tü râ b üzerinde resm etdikleri hutût-i satrıyyeye nihayet v erdiklerinden ben de nazarım ı mâzî-i beşeriyyete ircâ’eden bu seyâhat-i fikriyyeye hitam v ererek avdet etdim.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H a ja tı -----------------------

45

Küçük S e y a h a t: 3

xvsıı

Bugün, meyl-i tenezzüh beni Kışla-i H üm âyûn pîşgâhm daki m eydân4 çemen-pûşa götürdü. Bu m eydân, h e r n e fe ri bir kal’a-i zîhayât-i rasâne.t olan asker-i zafer-şi’ârınnzm arsa-i tecârü b ü olduğu gibi m em leketim izin -nev-hevesân şebâbından şeh-süvârlar yetişdiren m üm âresât-i cündiyânenin de m ekteb-i am eliyyâtıdır. F ik ir ve hissim in ilk mehd-i terbiyyesi Rüşdî-i-Askrî olduğundan 3 ulh-i m üebbedin yegâne vâsıta-i te ’m îni olan askerliğe M y ü k b ir h ü r­ met, sam im î b ir m eftuniyyetle m ütahassisim . Bugün bu sâha-i şehâm etde mûsıki-i ask erîn in m üteheyyic teren n ü m âtın ı dinler, mevkib-i zaferin nıeşiyyet-i m untazam a-i m ehabet- nüm âsım tem âşâ ederken o ömr-i tıflâîie-i askerînin m eserrât-i m efharet-âlûdunu der-hâtır etm ekdeyim . Göğüs­ leri sarı düğm eler, kolları yeşil şerid ler ile müzeyyen kisve-i fâhirem izi lâbis olduğum uz hâlde biz sekiz on yaşındaki bu küçük ask erler m ektebin avlusunda y ah u d k ırlard a bisât-i nerm în-çem en üzerinde sâ’atlerce ayak ta lim le ri yaparak §evk u m ubâhât hislerile m üstağrak olurduk. Bir gün m ektebce sah rad a b ir b ir ziyâfet-i re b î’iyye tertîb olunarak Merkez Bölü­ ğüyle askerî m ûsikîsi de d a’vet edilm iş idi. Takvîm-i ömr-i sabâvetim in bir iyd-i m efah iri olan nevrûz-i şeref ü şanda mûsikî-i askerînin âheng-i celâdet-fezâsile ser-mest-i hiss-i b ahdet olduğumuz hâlde asker bölüğüne terd îfen akşam a k a d a r m untazam ta ’lîm ler ve parlak resm-i geçidler ile dem-guzâr-i m eserret oldukdan sonra b ir m a’reke-i uzm âda ihrâz-i muzafferiyyet eden gaazî bir o rdunun vakaar-ü m ehâbetile avdet etdiğimizi hiç unutam am , Kışla, zevâbıt-ı askeriyyesile şübbânt zabt u rabt-ı içtim â’îye te ’nîs €den b ir m ekteb olduğu gibi m ekteb de tedrîsât-i feyyâzesile etfâlin tıynet-i askeriyyesini îkaaz eyleyen b ir kışladır. S ervet ü m edeniyyetin âguuş'-i refah ın da ferîh ü m u’azzez yaşayan b ir kavm mezâyât-i- askeriyyesini gaaib etm em ek için ûlû-l-emre itâ ’at,


46

-------- -------------- Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı

m eşakka taham m ül, vazifeye câıı-sipârâne m uhabbet gibi m elekât-i âliyeyi hayât-i ceyşiyyenin ta ’lîm -hâne-i ham asetinde senelerce tem rîn etm eğe m uhtâcdır. Kışla M eydânı'nda cum ’a pazar günleri icra olunan cırıd oyunları bünyeye kuvvet-i adaliyye, ahlâka m etânet-i cündâne verir. Mekâtib-i ameliyyenin en m ühim m i olan b u idmân-gâh-i fürûsiyyetin nâfi’ ve eğlenceli bir sahne-i tem âşâ hâline konulm ağa büyük b ir kaabiliyyeti vardır. Geçen sene at koşusunun m eşhûr-i enam olan letâif ve m enâfi’i fürûsiyyete bi­ gâne olanlan bile a t beslem eğe, yarış yapm ağa teşvik etdi. Sonbahâra rtoğru koşunun te k râ r icrâsı um ûm ahâlînin ahass-i tem enniyâtıdır. Cırıd ve koşunun büyük b ir fâidesi de m em leketim izin vesâit-i serve­ tinden b iri bulunm asıdır. H er sene irak ’dan gelen at tacirleri H indistan'a külliyetli aygırlar götürüyor. B ir m em leketin üss-ül-esbâb-i um rânı ihrâcât-i ticâriyyesi olduğundan m e r’âsı mebzûl, hubûbâtı ucuz, ensâli teksir edi­ lecek necîb kısrak ve fahilleri kesretli olan bu ,diyârda at yetişdirm ek hirfeti fenn-i m evâşî ve ilm-i eşkâle tevfîk edilecek olur ise azîm bir menba’-i servet te ’mîn edilm iş olur. V ilâyetim izde bulunan fen m e’m û rla n ta­ rafından tensîl ve terbiyye-i feres usûllerine dâir m akaalât-i fenniyye neşrile ezhân-i nâsın bu ticâret-i ihrâciyyeye teşvîkı ve cırıd oyunlarının ge­ çen seneki koşu gibi intizâm altına ahnm asile bu m eydândan eğlenceli bir m edrese-i fürûsiyyet teşkili terakkî-i um rânı te srî’ edecek vâsıtalardan ına’dûduddur. Redîf T aburu akşam yoklam asını icrâ etdikden sonra, zihn ü kalbim de efk âr ü hissiyat-i m ütenevvi’a tevlîd eden bu sâha-i hadrâyı bir nazar-i teb­ cil ile selâm lıyarak avdet etdim .


Ziya G ökalp’ın İlk Yazı Hayatı -----------------------

47"

Küçük S e y â h a t: 4

XIX KÖPRÜ'YE KADAR

M ardin-K apusu’n dan çıkdım. N azarım a hayât ve hakikatle mâl-â-mâl. bir cihân-i feyezân-i feyz-i h a d â re t m üncelî oldu. İnsâniyyete istihzâr-ı le­ vazım için sarf-ı kûşiş eden avâmil-i ta b ’iyyenin bu m eşher-i letâifine icâle-i nigâh etdim . Csz’-i cesîm-i beldenin nasg-ı nâzili olan miyâh-ı uzviyye kuvve-i sukuutiyyesile değirm enleri ta h rik etdikten sonra kudret-i inbâfyy esin i ta rla ve bağçelerin m esâm ât-i m üteneffisesine i ’tâ ediyor. Ve bu enkaaz-i uzviyât kimyâ-hâne-i tab î’atd e m ugaddi sebzelere, hoş-güvâr meyve­ lere istihâle ederek mâide-i rûz-m erreyi ihzâr. için nasg-ı sâ’id gibi te k râ r şehre avdet eyUyor. Toprağı çapalayan şu bağçıvân, b ir kabak yâhûd b ir elmanın şehirden bağçelere in erek bağçelerden te k râ r şehre çıkdığını birçok d e fa la r görm üşdür. Bu şeh-râh-i lâtifin h e r cihetinde hayât-i umûmiyyenin m üvâzene-i ahz-ü i’tâsı nüm âyândır. Şehrîlerle m übâdele-i hid­ det eden köylüler m ahsûlât-i zirâ’iyye g etirerek m a’m ûlât-ı sm â’iyye gö­ türüyor. T oprakla te ’âti-i serv et eyliyen inekler, çem enlerin leben-i nebâ-tisini alarak an lara kuvve-i nâm iyye veriyor. Yolun sağ tarafın d ak i me­ zarlar, tûde-i gubârın hacm ini havây-i cevvîhin kesafetini tezyîd için mücâhedât-i medîde-i a ’sârin gaaye-i kem âli olan hayât-i insâniyyeyi dûd-i kaadmı gibi kem iriyor. Sol cihetdeki bağçeler kütle-i beşeriyyete gıdây-i h a ­ yât tekvin ve ith af için köklerile türâb-i çirk-âlûdu, yapraklarile nesîm-i zefîr-âveri m assediyor. Ser-â-ser elvâh-i ib re t ü hikm etle müzeyyen olan bu ders-hâne-i hakaayıkda taşlar, topraklar, ağaçlar b ire r hsân-ı nâtıkdır. Seyyâle-i nâriyyenin teb errü d ü incim âdile teşekkül eden kışr-i arzın m üteşâm ıh kayala­ rı, kış buzlarının kuvve-i ittisâ ’iyyesile p arçalanarak seylâbelere ittibâ’an yuvarlanır, n eh ir kıyılarında gördüğüm üz çakıl taşları bu kaya parçaları­ nın ihtikâk-i medîd ile yontulm asından husûle gelm işdir. K um lar ise an­ ların ufak, k ırıntılarıdır. Cihet-i garbiyyede Dicle’ye muvazi olarak im tidâd eden kaya silsilesinin dâm enine atf-i im ’ân edilince taşların ser-güzeşt-i ser-seriyânesi vâzıhan m eşhûd olur. Sath-i arzdan teg ayyürât husûle getiren m üessirât iki nev’idir; H âdisât-i nâriyye, hâdisât-i mâiyye. Arzın seyyâle-i m erkeziyyesi tedricen te b e rrü d ile küçüldüğünden kışr-i arz k u ­ ruyan b ir elm anın kabuğu gibi buruşm uş ve şu buru n tu lard an dağlar, d e -


- 4 8 ----------------------- Ziya G ökalp’ın İlk Yazı H ayatı re le r teşekkül etm işdir. Cism-i h âk i b ir pîrâhen-i seyyâl gibi m ûhit olan su lar d erelere toplanarak denizler tekevvün etmiş, ve yüksel: y erler açıkrda kalm akla k a ra la r tah assu l eylem işdir. Y aşm urlar ve seylâbeler , buzla­ rın ve delk ü ihtikâkın kayaları parçalam akla husule getirdiği taş ve top­ ra k la n derelere, çuk u r y erlere sürükler. Hâdisât-i nariyye rû y 4 arzı bu:ru şd u ru r iken hâdisât-i mâiyye anı tesviyeye çalışır. Kışr-i arzın buruş­ ması, b a’zı y erlerin yükselerek b a’zı y erlerin alçalması tedricî olduğun­ dan hissolunm az. B atî ve m ütem âdi tahavvülât ile m ilyonlarca seneler zar­ fında a’mâk-ı b ih âr yükselerek şevâhık-i cibâle tebeddül eder. Dağ başlan ■ alçalarak denizlerin k a ’rın a geçer. Bu bağçelerdeki ağaçlar ve sebzeler de a ’sâr-i bîpâyânın b a tî ve m ütem âdi te k â m ü lâ fle şu derece-i kem âle vâsıl olabilmişdir. N ebâtâtın p işd arları olan ve havadan hâmız-ı-fahm, mürekkebât-i azotiyye, su alarak taşlar üzerinde yaşayabilen yosu n lan n enkaazı taş ufaklarile k arışarak ilk türâb-i n ebatîyi teşkil etm iş ve bu türâb-i neb â tî tedricen zenginleşdikce daha büyük yosunlara ve istifây-i ta b î’î ile gitdikce tekâm ül eden nebâtât-i m üterakkıyyeye m uvâfık ve kâfî bir m a’"îşet'gâh olm uşdur. Dicle V âdîsi’nin şi’r-i letâfetini; «Cinân resm in Diyar-ı-bekrî'de îasvîr ed er meh-tâb Kenâr>i Dicle'yi m ânend-i cûy-i şîr ed er meh-tâb» M atla’ile takriz ed en Hâmî’n i n ') âşyân-i şâ’ riyyeti önünde b ir lâhza vakfegir-i ih tirâm oldum. «Beldet-üş-Şu'arâ»nm =) medâr-ı fa h r ü şânı olan bu şâ ’ir-i âlî-nevânm ilhâm -gâh-i sânihâtı ■’), eşyada serâir-i hikm et arayan rû h u m u hayât-ı şi’re d a’vet ediyordu. Züâl-i eşcâr ile sâyedâr olan hıyâb ân d a m ütefekkirâne yürü y erek K öprü’y e “) k adar gitdim. San’at-i beşerin b u âbide-i n âfi’asını hiss-i ta k d ir ile meşmûl-i nigâh etdikten sonra avdet ‘eyledim.

Onsekizinci yüzyılda D iyarbakır’ın yetiştirdiği en büyük şâirlerden olan iHâmî-i Âmidî (1679 - 1747) dir. 2) «Be!clet-üş-Şu'3râ« ( = Şairler-Şehri) eskiden D iyarbakır’a verilen sıfatlardan birisi idi buna işaret ediliyor. Burada «ilhâm-gâlı-i sânihit» ile, şâir Hâmî’nin h. 1131 (1719) yılında bitti,ği üzerindeki kitabeden anlaşılan ve bugün de «Hâmî-Köşkü» denilen köşkü’ tel­ mih ediliyor. Bu köşkün güneyinde,., eskiden «Saim'an-Köfkü» denilen ve 1937 denberi «Gazi-Köşkü» diye anılan Atatürk-Köşıki) bulunm aktadır. ■*) «Ongöılü» veya «Sil,van-Köprü&ü», «Dicle"Köprüsij» de denilen ve güzel bir .san at eseri olan bu köprü, dikkem erli ve 10 gözlüdür. Ü zerindeki kûfî kitabeden de anlaşıVdığı gibi, h. 457 (1065) yılında Mervânoğlu Emîr N âsır/N âsırüddevle tarafın«dan Ubeyd adlı b ir m im ara yaptırılm ıştır.


Ziya G ökalp’m İlk Yazı H a y a tı----------------- -----

49

Küçük S e y a h a t: 5

XX ÇİÇEKLER İÇİNDE Mevsinı-i tezehhürün tuhfe-i şem îm ini nâkil olan nesîm-i sahrâ-neverd, kâinatın b ü tü n enm ûzeclerini k ırlard ak i m ezâhir-i letâfete, o sâha, sâha-i hüveydâ olan sûr-gâh-i nebâtât-i tab i’ate da’vet etmişdi. A rılar ile kelebekler, hayât-i nebâtiyyenin b ire r hacle-i garâm ı olan çiçekler üzerine mâide-i rah îk d en c ü r’a-çin olarak ashâr u arâis-i ezhânn fâsime-i izdivacına sağdıçlık vazifesile iş'tirâk ediyordu. K uşlar, tab î’atin bu mâder-zâd şâirleri m enâbir-i agsân üzerinde menkıbe-i garâm -perver-i ragaaibin neşîde-i te s ’îdini terennüm eyliyordu. E vlâd ü ahfadı olan se j^ â re le r ve peyklerden m üteşekkil âile-i azîmesini i’âşe eden mâder-i m ihrbân-ı âftâb, şecere-i ensâlinin b u nevîn şâhlan n ı leb-i şîrîn-ı şefkatile telsim ederek, üzerlerine atâyây-i bîpâyân saçı­ yordu. Refîk-i seyâîıatinı, Üstâd (Recâi-zâde) Ekrem 'in; «Koparma! Belki gelindir^ üm m îd-perverdir!» Hikmet-i şâirânesini u n u ta ra k sevdiği, beğendiği çiçeklerden bir de­ m e t yapıyordu. Sedîr-i tem âşâm ız b ir çem en-i m üzehher, ser-hadd-i nigâhımız m âl b ir n âm ü ten âh î idi. H er ta ra f hayât ile, hayâtın teksirine melek-i m üvekkel olan sevdâ ile m âlî idi. Beyyizât ile ağbire-i tali’ arasında b ir m uhâbere-i kimyeviyye, m u’âşaka-i dûr-â-dûr cereyan ediyor, sonra gubâr-i tali'ler vüreykaat-i tüveyciyyeye nazîre-i letâfet olan ecnihe-i hevâm m üze­ rinde evreng-i zifâfa gidiyordu. M ebizlerin kehvâre-i intizârında b irer ümmîd-i inkişaf hâlinde uyum ak üzere sâl-i âti-i tezehhüre nam ütenahi tohum ­ lar tevellüd ediyordu. A rkadaşım a dedim ki; «Elindeki çiçekler, b ire r sevdây-i nâkâm ın m ezârlandıi’». «Evet», dedi, «ben bu çiçekleri koparm akla birçok h ay âtların rüş^eymlerini öldürdüm . F ak at m âder-i hayât olan bânûy-i tabî’atin kuvve-i m üvellidesi o k ad ar feyyaz, o kadar zengindir ki inşân, mevâşî, hevamm ve daha birçok m ühallik ve m üstehliklerin pâ-mâl-i istîsâli oldukları hâlde bu nâritı raahlûkcuklar m ünkariz olmuyor. E ğer tohumlar m hepsi intâş etm ek lâzımgelseydi, h e r sene sath-i arzın tezâyüd-i hendesî ile tevessü’ etm esi, kuvây-i ta b î’atin de bu nisbet üzere tev âfü r eylem e­ si iktizâ ederdi. Yalnız en güzellerini idâm e-i nesilden m ahrûm etm ekle zâ-


ou

----------------------- Z iy a . Gökalp’ın İJk Yazı Hayatı -------------- ^—

h ire n istifây-i tab î’îye m uhalif b ir h arek etd e bulundum . Mevt-i nâ-be-hengâm da bizim en güzîdelerim izi götürm üyor mu?» B ir lâhza sükût-i m ütefekkirâneden sonra: «Bana asıl aşkın, aşk-i insânînin hikm et-i hayâtiyye ve rûhiyyesini îzâh ederm isin?» dedi. Tafsîlât-1 garîziyye ve rûhiyyeden imsâk-i lisân ederek, aşk nazariyyesini m uh tasaran anlatm ağa çalışdım Beğendiğin, m eyi ü hevesine m uvâfık bulduğun çiçekleri toplayarak an lard an b ir d em et teşkil edişin ru h u n u n gizli bir m elekesinin b ir eser-i tecellîsidir. B ir sûret-i hafiyyede îfây-i vazife eden ve bu meleke-i iktitâf, ren k lerd en , kokulardan, seslerden, havâssım n arzetdiği semâvî, re b î’î, in­ şânı b ü tü n güzelliklerden in tih âb ve iltifat ederek b ir dem et, b ir m ecm û’a, b ir tim sâl terkibine çahşır. Y ine o meyl-i tercihin delâleti ve sinîn-i vefîrenin m esâ’i-i ihtisâsiyye ve hayâliyyesile haberiniz olmaksızın dim âğmızm gizli b ir köşesinde bir tım sâl-i güzîn tersim eder. Bu tasvîr-i bedî’ rûhunuz için nuhbe-i cemâl, gönlünüz için dünyâ-güzeli olan bir sîmây-i bekâretdir. E n m ükem m el bir m ahsûl-i hay ât tevlîd etm ek için en m uvafık b ir e§ arayan zâika-i bâhiyenin tercih ü- intihâbı taht-i te ’sîrinde ressâm -i hayâlinizin bütün bedâyi’-i kevniyye ve m ehâsin-i beşeriyye tem eşşuk ve intihâb ederek tersîm eylediği bu çehreyi bilm ediğiniz hâlde ararsınız. B ütün devre-i şebâb b ir sevdây-i bi-l-kuvvenin hengâm e-i buhran ıd ır. Evet siz tanım adığınız b ir hüsne, di­ m ağınızın b ir peyguule-i m uzlim inde m enkuşiyyetinden h ab e rd â r olmadı­ ğınız b ir Leylây-i hayâle bi-l-kuvve âşıksınız. M eşhudunuz olan çehrelerde, çiçeklerde, kelebeklerde, penbe b u lutlarda, sem ânm derin m âîliğinde, tu­ lü ’ ve g urûbun şükûfe-deste-i elvânında bir şey’, bir şey-i m echûl ararsı­ nız. B ir yed-i nesim den o şey-^ m echûlün peygaam m ı sorar; şi’irlerde, ro­ m anlarda ana dâir b ir nefha-i ilhâm üm m îd edersiniz. Maraz-ı sevdânın devre-i tefrîh i olan r î ’ân-i pür-âşûb-i şebâbın çılgın tahassüsâtını — eğer selîka-i şâiriyyete m âlik iseniz — m übhem -ül-m e’âl, esrâr-âlûd neşîdeler ile tebliğa yeltenirsiniz. B ir gün,. B ir ân-i intizârda.. Bir sîmây-i nîm-âşinânın, aradığınızdan b ihaber olduğunuz b ir sîmây-i m untazarın, k a’ar-ı rûhunuzda m uhtefî olan o tasvîr-i perestîdeye m üm âsil b ir çehrenin.. Bark-ı tecellîsi sizi n âg ehân hayrân ü lerzân eder.


Ziya G ökalp’ın İlk Yazı H ayatı -----------------------

51

XXI

ET FÂ L-I M EM LEK ET VE BİR BEDÎ'A-İ SAN'AT

M emleketim izin şeref ü haysiyyetine bâis-i efzâyiş olan Mekteb-î Âlî-i Hamîdî’nin enzâr-i kıym et-şinâsâna b ir eser-i nefîsi arz olunm uşdur. Bu eser b ir halıdır, husule g e tü re n le r kim ler olduğunu biz zikr etmez­ den evvel k a a n ’în anlar. M ektebin on yaşından onbeş yaşına k ad ar olan etfâl-i bîkesânıdır. Halıyı fak at b ir nazar-i tem yiz ve nüfûz ile görm elidir ki m ektebin bu tezyîd-i şerefde ne büyük te ’sîr ve hidm eti olduğu b u etfâlin zihin ve dim âğlarında vücûda gelen ve getirilen m elekâtm ne kadar lâtif ve ulvî olduğu bihakkın anlaşılsın. Bir h ah diyip geçilirse bundan hiçbir şey anlaşılamaz. Ne m ektebin hidm eti, ne o şâgirdânın tekem m ülât-i zihniyye ve m ehâret-i m üktesebeleri bilinemez. H alıya atf-ı nazar-i-dikkat edelim; Arz ve tû l i'tibârile 26 m etro murabba’ında olan b ir m ahsûl-i sa n ’atd a tam âm on iki ren k cem ’ ve imtizaç etdirilm işdir. Renk cem ’i ve b irb irin e m uvafık düşürülm esi, işte rûh-i san’at buradadır. Eşyanın ezdâdile m ünkeşif olduğunu biUriz. Şimdi bir koyu-san yanı­ na açık-mor sonra beyâz ve şedîd siyâh re n k le rle h u tû t teşkil ediniz ve bu­ na karşı tab î’atlerim ize m ürâca’at edelim . Ruhum uzun geri çekildiğini his­ sederiz. Çünki elvân, pîrâye-i sath olm akdan ziyâde ziştî-i sîm âya hidm et etm işdir.

Bunu evvelâ mübhem hissederiz. Biraz daha tedkîk edersek bu hâl büsbütün lyân olacağmdan hemâh başımızı çevirir yâhud gözümüzü yümam. Sonra yekdiğerini tutmuş, revnak u şa’şa’ası bir dhet-i vahdet-i san’atle fürûzân olmuş bir levhayasbakabm. Bizden ihtiyâr meslûb gibi olur. Nazarlarımız oraya ma’tûf ve merkûz İcaöf;, hayrân hayrân düşünürüz. Bu hayret içinde rû-nümâ olan o hatt-i rûhtûî nereden gelir (se gelsin) o masnû’a verilen hâssa-i câzibedârî rûhumuzu çekip cczbeder. Fakat bundan mahzûzus.


52

----------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H ayatı

îşte b u san’atdir. H irfet ise m arangozluk, dem ircilik, çilingirlik, kun­ duracılık gibi havâic-i esâsiyyemizi tatm ine hâdım olan meşâgıl-i iktisâdiy-; yedir. İnşân hayât-i şahsiyye ve nev’iyyesinin idâm e ve i’lâsı için kuvây-i tab î’ati ilm en ve am elen zîr-i teshirine alm ak m ecbûriyyetindedir. Bu ıztırârdan avâmil-i m edeniyyet olan h irfe tle r tevellüd etm işdir. Ecdâd-i evvelîniıniz bu sâha-i g a b râ y rb ir vîrâne-i sefâlet hâlinde buldular. E srâr-i fıtratın keşf ü ifşası, hazâin-i k u d retin feth ü igtinâm ı için yüzbinlerce nesillerin ictihâd ü ıktıhâm ı lâzımgeldi. İnsâniyyetin bu cihâd-i-ekberi zekânın mad­ deye m uzafferiyyetini, m edeıüyyetin tabî’ate hâkim iyyetini te ’mîn eyledi. H irfetler uzviyyet-i ictim âiyyenin guddeleri hükm ündedir. Hayât-i medeniyyenin devâm ve istikm âline m ü tehattim bulunan mevâdd-i nâfi’ayı ihzâr ederler. F a k a t’fa ’âliyyet-i beşeriyye yalnız havâic-i m übrem eyi iskât ile kanâ’a t etmez, fazla kuvvetini lezâizden daha âli, m enâfi’den daha necib eğlen­ celerde icâle etm ek ister. Nazarımızı vakfe-dâr-i istiğrâk eden bir gurûb levhası, nabzân-ı hayâtım ızı hem-vecd-i gagafî eyleyen bir bülbül terânesi bi­ ze bihişt-i sa’âdetin b ire r tuhfe-i kudsiyyesi gibi gelir. Bu m es’ûd dakikalar­ da kendim izde bir hâl-i fevk-an-nâsût hissederiz. Samim-i rûhum uzda bir hâcise-i i’tilâ duyarız. İnsan m eşher-i tab î’atde veleh-zede-i tem âşâsı olduğu bu gibi bedâyi’i meşk-ı taklîd ittihâz ed erek san’atk âr olur. M uharrikesi ibtidâ tab î’atin m ir’ât-i in ’ikâsı iken bilâhare bir meleke-i ibdâ’ kesilir. Sâ­ ha-i hakîkatde m üşahede etd iğ i emsile-i hüsnü beğenm iyerek m ütehassir bulunduğu gaaye-i hayâlini elvâh-i ıktırâhm da irâeye çalışır. Bu ibdâ’ât-i san ’atkârâne i ’mâl-i şâire gibi m u’allel-i bi-l-ağrâz değildir. Hep hasbî, hep fevk-al-m enfa’a, hep rûhânîdir. Ma’a-mâ-fih huzûzât-i'zâide b ü sbütün bîfâide kalmaz. H irfet karîha-i sa n ’atin ib d a’ etdiği eşkâl-i zarîfeyi isti’âr ederek güzelleşir. Ahlâk, iştiyâk-ı m ehâsinin yetişm eğe çalışdığı gaaye-i kem âle tevcih-i in’itâf eyüyerek te ’âlî eder. Hissiyât-i bedî’iyyenin hüsn-i te ’sîrâtı tefek k ü râta tena­ zur-] m antıkî, n u tk u h arek ete insicâm u m evzûniyyet verir. Hâsılı inşânın hayât-i âliyye hâlinde yaşam asını te ’m în eder. Bu cihetle bânûy-i san’ata m ürebbiye-i m elekât ıtlâkı m ünâsibdir. Beyânât-ı sâhfeden bu netice hâ­ sıl o luyor ki inşânın bih-bûd-i hayatîsi terakkî-i h irfetle kaaim olduğu gibi refâh-ı rû h îsî de tefeyyüz-i sa n ’ate vâbestedir. İşte bu iki gaaye-i ulviyyeyi husûle g etirm ek için te ’sıs buyurulan Mekteb-i Âlî-i Hamîdî eytâm-i mem ­ lekete ta ’lim-i h irfe t etm ekle b erâb er tedrîs-i san’atden de geri kalmıyor. M ektebin kavâ’id-i bedâ’ati tatb ik etdiği başlıca sa n ’at halıcılıkdır. Hahcıhk Şark’ın nâkaabil-i tak lîd h ü n erlerin d en biridir. Ressâmlığa sevk-ı diyânetle m ey il gösterem iyen Şark dehâsı m em leketim izin dil-Jii'ib. menâzırını, semây-i kebûdunu; ebr-i .tiev-bahânnı, nigfeh-rübâ çiçeklerini zarif ka-


Ziya (îökalp’ın İlk Yaz} Hayatı -----------------------

53

lıçalar üzerinde tersim e m eyyâldir. Bu m uhalled tablolardaki nukuuş u elvan h ep nazanm ıza âşnâdır. Çünki m ülehhim i pîş-i nigâhım ızdaki çiçek­ lerin, b u lu tların sabâhati, m usavviri m üşârik-i h ayât u hissiyatım ız olan hüner-verlerin zevk-i san ’atidir. O hâlde m em leketim izin âfâkî ve enfüsî b ire r tasviri dem ek olan b u dil-nişîn h a h rla r indim izde şâirlerim izin dîvânları kadar kıym et-dâr olmalıdır. Mekteb-i Âlî-i H am îdî’nin bu k e rre enzâr-i âmm eye arzetdiği eser-i bedî’ cidden b ir nüsha-i kübrâ-i san ’atdir. Mini m ini dim ağlarda inkişaf eden selîka-i hüner-verînin kem âline gaayet celî b ir hüccetdir. M ekteb İdâresi­ nin bu m uvaffakıyyet-i m ebrûresini m ü fteh iren teb rik etdikden sonra Hey’et-i M üdiresine m em leket nâm m a takdîr-i şükrân eyleriz. Meclîs-i İdâre-i V ilâyet K etebesinden Ziyâ


5 4 ----------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı

xxn

MUSÂHABE-İ İKTİSÂDİYYE DİŞDEN, ARTMAZ İŞDEN ARTAR

A talardan kalm a n asih atler arasında b a’zı atılacak sözler de vardır. Bunların doğruları kulaklarım ızda küpe olmalı. Fakat yanlış olanlarım doğ­ rultm ak da boynum uzun borcudur. Kocam an cildlere sığdırılam ıyan iktisâd ilm ini hikmet-ül-avâm, bu d ö rt kelim eye sığdırıyor; İşden artm az, dişden artar. A sırlardanberi düstûr-i h a re k e t olan bu atalarsözünü büsbütün çü­ rütm ek niyyetinde değilim. En yanlış sözlerde bile biraz hakikat bulunabi­ lir. Yalnız bu gibi eksik h ak ik atleri tam âm lam ak iktizâ eder. Bu sâniha-i m azbûta bize ta sa rru f kaaidesini tavsiye ediyor. Bu öğü­ dü cân-kulağiyle d in lersek fenâ olmaz .Fakat iktisâdın yalnız tasarrufdan ib aret olm adığını da hatırlam ak lâzımdır. Lüzum u olm adan birşey satın alm am ak, alış-verişde aldanm am ak, en kıym etsiz ufak tefeğin boş yere sarfına m eydân verm em ek ta sarru fu n makbûl olan şartların d an d ır. Lâkin hıfz-ı sıh h at için en doğru mürşidJerimiz olan m übrem ihtiyâçlardan p ara esirgem ek hayâtın bu acı fery âd la n n a kulak-asmam ak ta sa rru f değil dîvânelikdir. İyi beslenm iyen, soğuk ve sıcağa k arşı hakkile m üdâfa’a olunm ayan bir vücûd p a ra kazanm ak için çalışamaz. Az tam a’la çok ziyâna uğrar. Çünki kazancının re ’s-ül-mâli olan sıhhatini elden çıkarır. Evet, iktisâd tasarru fd an ib â re t değildir. İnsan yalnız m asrafını azaltm ağla zengin olamaz. Servet-i sa’yin ve m ahsûl-i sa’yin artm asile husûle gelir. T a’bîr-i âherle işden artar. O hâlde kazancı çoğaltm ak için ne sû retle çahşmalı? Asıl bilinm esi lâzımgelen burasıdır. Çiftçi fazla kazanm ak için zahirenin bahâya çıkmasmı gözler. Az m asrafla çok m ahsûl alm ak iktizâ etdiğini düşünm ez, San’a tk â r m a’m ûlât-i m ahalliyyeye rağ b et yok diye sızlanır, ucuzluk­ la m âl sürüleceğini h â tın n a getirm ez. Çiftçilik âlem ine b ir nazar atalım . G örürüz ki ta rla la r bereketlerini bizden esirgiyor. Sanâyi’ cihânını b ir yoklam a edelim. A nlarız ki m a’mûlâtum z A vrupa m ahsûlâtına k a t’iyye n rek ab et edemiyor. Ele geçirdiğim iz zahireler âteş-bahâsına m âl olduğu için ihrâc edemiyerek k u y u lar d erûnunda çürütüyoruz. Çünki nakliyye m asrafı inzimâm edince iskele piyasasını tecâvüz eder. M eydâna getirdiğim iz m etâ’lard an çı-


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı ----------—------ 55

Itardığımız kâr bizi doyurmuyor, çünki az ve bahâlı satıyoruz. Mâdâm ki çok satmak ucuz satmağa mütevakkıfdır, mâdâm. ki Ticuz satmak ucuz istihsâl etmeğe bağlıdır, az masrafla çok mahsûl almak için tedbîrler düşünelim. Bu husûsda uzun uzadıya düşünmeğe de hâcet yokdur. Misâller gö­ zümüz önündedir. Ticâret ve san’atle meşgul akvâmı bu bâbda muvaffak «den vâsıtalar nelerdir? Başlıcaları m akineler ile şirketlerdir. Makineler az emekle çok iş gören cinsiz amelelerdir. Şirketler az ser­ mâye ile büyük teşebbüslere girişen ma’nevî şahıslardır. Ucuz mahsûl alıp iskelelere sevk etmek yeni saban, orak ve harman makinelerinin çiftliklerimize girmesile mümkündir. Memleketimizde Av­ rupa m etâ’larına rakaabet ed.ebilmek demirci, marangoz, çulha, kazzâz ve :sâir esnafın makineler isti’mâline cânatmasile kaabildir. Büyük makinelerin iştirâsına bir âdemin ser-mâyesi kifayet etmez. Fa­ kat bir çok kimselerin birleşdirilen ser-mâyeleri bu m ülkili kolaylatır. Bundan başka bir san’atkâr istediği kadar m üşteri bulamaz. Bir şirket ise her yerde gu’beler açarak em ti’asını sürdürebilir. Hülâsa zengin memleketlerin servet ü um rânını husûle getiren makiTielerle şirketlerdir. Bu vâsıtalardan bizim de istifâdeye çalışmamız derece-i vücûbdadır. Fakat bu bâbda Hükûmet-i Seniyye'nin de b ir teşebbüsü lâ­ zımdır. O da Z irâ'at Bankası tarafından merkez-i vilâyetde zirâ’at ve sana­ yi’ makineleri için bir depo te’sîsi ve burada dâimi sûretde bir makinistin bulundurulmasıdır. Bu mağazada herkes taksit sûretile istediği makineyi alabilir. Makineler bozulursa makinist meccânen ta ’mîrine delâlet edeceğinden, 5Ûret-i isti’mâli de zirâ’at muallimi tarafından gösterileceğinden hiçbir güç­ lük kalmaz. Taleb arza tâbi’ olduğundan bu müessesenin felâhet ü hirfet âlemlerinde çok terakki husûle getireceğine şübhe yokdur. Bu ârzûnun temennî-i husûlile mubâhasemize şimdilik hitâm verelim. Buraya m üte’allik mülâhazâtınuzı tekrar ve tevsi’de küsûr etmiyeceğiz. Meclis-i İdâre-i Vilâyet Zabıt Kâtibi Ziyâ'eddinC^) (*) Alim ve fâzıl b ir zât olan Elâziz Valisi Masan Fehmi Bey R. 1322-1323 (1906 1907) yıllarında 17 ay «Diyârbekir Vilâyeti» valiliğinde bulunduğu sıralarda, mezi­ yetlerini takdir eylediği MeJımetl Ziya Efendi’yi (Gökalp’ı) Vilâyet Zabıt Kâtipliğine alarak, hem en bütün üst makam lara yazılacak tah riratın m üsveddelerini buna hazırlatırdı. A hlâkm a ve kalemine hayran olduğun bu gence «Ziyâ» yerine hep «Ziyâ'e<(< din» dem ekte olduğundan, genç kâtip de, bu âlim ve edib zâta hürm etle. Vilâyet ga­ zetesinde çıkan yazılarına bu yıllarda «Ziyâ'edain» imzasını koyardı. Rumî 1319 ve 1320 tarih li 19. ve 20. sayılı «Dfyarbekir Sâlnâmesi» nin son nü.shalannda ise «Mec­ lis-i İdâre-i Vilâyet Kalemi» kâtipleri arasında Gökalp’m adı «Ziyâ Efendi» diye geSer;


56

■------------------ —

Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı

XXIII

TİCÂRET VE YENİ TİCÂRET ODASI

Arz ve taleb muhitine dâhil eşyayı alarak kâr ve meııfa’atle satmak san’atini icrâ eyliyen zevâta tüccar nânu verilir ve bu san’ata da ticâret denilir ki umûmun ma’lûmu bir keyfiyyetdir. Ticâret eşhâsm §iddet-i ârzûy-i refâhiyyeti, sevk-.ı mukaavemet-i' nâpezîr intifâ’ile kaaim olsa da yine en büyük bir fazilet, en bitaraf bir şevâibden beri bir san’at sayılır. Cem’iyyete râci’ bütün bir hayât demekdir. Efrâd ü akvâmın terakkisine bi-1- istilzâm ve bir nisbet-i mühimmede hidmet eylediği gayr-i münkerdir.  sûrîİerle Kartacalılaı-’ın, Bafâlim s O hükümetlerinin Bahr-i-Sefîd’deki ticaretlerile başlayan ve yayılan ticâret-i hâzıra tefsir medlûlünde zihin­ lere hayret verecek bir mertebe-i kusvâya gelmişdir. Ticâret iki nokta-i nazardan tetkik olunur: Ticâret-i dâhiüyye, ticâret-i hâriciyye. Memleketin em ti’a ve mahsûlâtını alıp yine memleket dâhilinde satmak ticâret-i dâhiliyyeyi, m emleket emti’asmı dîger memâüke sevk ile satmak veyâ oralardan mâl alıp memleket dâhilinde bey’ etmek de ticâret-i hâriciyyeyi teşkil eyler. Başlıca bu iki nev’e ayrılan ticâret birtakım aksâm-i tâliyyeyi câmi’dir. Topdan mâl alıp topdan satmak ticâretini îfâde edenlere topdancı ve büyük tâcir, topdan alarak parça parça ve kısım kısım elden-çıkarmak sû* retiyle olan ticâret erbâbına da ana göre bir nâm verilir. Bir mâl ucuz alı­ nıp da bahâlı satılmak için bir zanoân hıfz edilmek sûretile olan ticârete de ticâret-i sarrâfiyye denilmelidir. İhtikâr ise başka bir mâhiyyetdedir ki bun­ dan ayruca bahsedeceğiz. Ticâret-i dâhiüyye sunûf-i taba’anın yek-dıgerine irtibat ü ihtilâtını mûcib olmak ve memleketin menâfi’-i amehyyesine hidmet eylemek ve hâ­ ricin te ’sîrâtından hâriç kalmak gibi azîm fevâidi müstelzimdir. Cânib-i Hükûınetden mevâridât ve münâkalâtı teshil için inşâ olunan bir yol, memle­ kete yeni bir servet esâslı bir vâsıta-i ihtilât ü ma’mûriyyet husûle getürülmüş sayılır ki Hükûmet-i Seniyye’nin kâffe-i icrâ’ât-i taba’a-perverîsi hep bu noktaya ma’tûfdur. >) Bal-âlime, İskender’den sonra Mısır ile Giiney-Suriyede 300 yıl kadar hâkim olan Pfoleme/Batlamyos devleti adının arapça cemi’ şeklidir, Ptolem eler dem ektir.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı--------- ---------------

57

Geçen nüshamızda Dicle’nin D îyârbekir için nasıl bir bahşâyîş-i kudret olduğunu söylemiş idik ^). Bu nehr-i m übârek memleketimiz için azîm bir servetdir. Gâh bîgâh ba’zı vesâit-i tabî’iyye-i servet yeni açılan ve tes’sîs edilen vesâit-i münakalât sebebile eski meziyyet ve kuvvetlerinden birazını terkederler. Bir dereceye kadar Dicle’nin Bağdad ve Basra münakalâtı bu sı­ raya geçer. Fakat Birecik Şim edüfer H attı te’sîs ve küşâd olunursa, ki isühbârât-i vâkı’a yakında te’sîs olunacağını mü’eyyeddir, bu hattın vücûda gelmesi bütün o zâyi’atı birkaç mislile cebr ü tazmine medâr olacağında şübhe yokdur. Hâsılî ahâlîmizde zâten mevcûd olan sevdây-i raesâ’î-i hükm-fermâ ol­ mağa başlayan fikr-i ticâret ve yollaıın inşâ’âtmca sarf olunacak him met ve işb u H att’ın tem dîd ve te’sîsi üzerine ahvâl-i iktisâdiyye-i memleket için büyük mevid’lerinde bir istikbâl görülm ektedir ki Makaam-i Vilâyet'ce ye­ ni T icâret O dası’nm teşkili de bu noktaya müteveccih bir vücûb-i İktisâdiye müsteniddir. Eski T icâret O dası'nı m ü’ahaze etm ek istemeyiz. Eğerçi vücûdile ade­ mi müsâvî addolunacak bir hâle gelmiş idise de bu taksir ü müsâmâhâtı Oda’da değil başka taraf ve cihetlerde taharri eylemek iktizâ eder. Yeni Ticâret Odası’nı terkîb eden âzasıtım amelî ve nazarî umûr-i ticâretde beh­ re ve tecârûb-i -müsmire erbâbından oldukları cihetle kendilerinden pek çok hidm et intizârında bulunursak hatâ etmiş olamayız. Bu îa ’âl ve hayr-hâh hey’etin şimdiden ba’zı teşebbüsât-i mühimme-i iktisâdiyyeye tevessül etdiğini kemâl-i memnûniyyetle istihbâr ediyoruz. Bu âna kadar ne cins ve ne mıkdâr eşyâ ve mahsûlâtın dâhil-ı Vilâyetde olsun nerelere sevk u ihrâc olunduğu hakkınca merkezce bir fikr ve ma’lûm ât mefkuud idi. T icâret O daları’nca bilinmesi elzem olan bu hâlin şimdiye kadar zılâm-ı mechûlîde kalmış olduğunu gören yeni Ticâret Odası, Vilâyetin hâl-ihâzırdaki mu’âmelât-i iktisâdiyye ve ticâriyyesine bir vukuuf-i sahih elde etmeği tensîb etmişdir. Ahvâl-i iktisâdiyye-i memleketçe esâs-i ictihâd ve ta ’kîb-i ittihâz oluna­ cak bu ma’lûmâtrn cem’ine ve mülhakaat-i Vilâyetçe *) bu bâbda lâzım-ül 2) Gökalp’ın bu değerli yazısının çıktığı «Dîyârbekir» sayısını henüz bulamadık, 3) Burada, 1869 da Süveyş-Kaınairnın açılmasıyla, eski Hindlstan-Bağdad-Diyarbekir-Halep ticaret yolunun sönükleşmesine işaret ediliyor. *) 1906-1907 yıllarında «Diyârbekir Vilâyeti» şu bölgeleri içerisine alıyordu: 1) D iyârbekir Sancağı; Merkez, Siverek, Silvan, Lice, Dirik, Beşiri gibi 6 kazalı; 2) Mardin Sancağı: Merkez, Midyat, Savur, Nasibin/N usaybin, Cizre gibi 5 kaza ile; 3) Ma'den Sancağı; Merkez, Palu, Çermik gibi 3 kaza ile (h. 1323/r. 1321 ta rih ve 20 sayılı son «Diyâhbekir Sâlnâmesi», s. 108-153).


58

----------------------- Ziya Gökalp'ın İlk Yazı Hayatı

-îfâ ba’zı tedâbir ve teşebbüsâtın îfâsma dâir olmak üzere takdim olunan M azbata sûretini de aynen zîrde dere eyledik Memleketin terakkı-i ticaretine ve selâmet-i m u’âmelât-i dâd ü sitedine m üte’allik olup, sırası geldikçe zikr ü ityân eyliyeceğimiz daha ba’zı teşebbüsât ve tedâbir-i müfide ve nâfi’a hakkında mezkûr Oda tarafından m üte’addid mazbata ve m üzekkereler takdim olunmuşdur. 0) Ziya Gökalp’ın kalem inden çıktığı anlaşılan ve bu makalenin hemen altına konan mazbatanın sureti aynen şöyledir: «TicârelOdası'nden AAakkaam-ı Vilâyete mütekaddim A/tazbata'nm sûretidir: . «Vilâyet-i Celîlelerinin müvâzene-i ticâriyye ve harekât-i iktisâdiyyesine ıttılâ-1 sahih istihsâlile fa ’aliyyet-i iktisâdiyyenin tensik u istikm âli için rau’âmelât-i cârlyyeniıı m)kyâs-ı tahavvülâtı olan idhâlât ve ihracât istatistiklerinin tanzimi Ticâre» O daları’nca bir emr-i ehemm olduğuna binâen, bu seneden i’tibâren Vilâyetin ihsâ'ât defterinin tertibine m übaşeret kılınm ış ve buraca tUccâr ve mülteziminden ve nakliyyecilerle Haleb ve Saimsırtı ve İs'kenderun gibi komisyonculardan bi-l-muhâbere istiksây-i m a’lûm ât husûsu tasavvur edilmiş ise de bu vesâit-i ıttılâiyye ma’lûmat-i raevsûka iktisâbına kâfî görülmediği için, h er hâl ve kârda olduğu gibi, bu bâbda dahi muhtâc bulunduğum uz mu’âvenet-i fehîme-i Vilâyet-penâhîlerile teyessür-pezîr olacak vesâik-i mu’teberenin cem’ine muktezî tedâbirin arzına cür’et kılındı. Evvelâ, Vilâyet hâricile re ’sen m u’am elâtı olabilecek mevâki’in başlıcası Diyâr. belcir ve Mardin ve Ma'den ve Cizre ve Sivere'k olup, dîger kasabât ise bu mevâki’ vâsıtasile icrây-i m ünâsebât etdiğinden, yalnız bu iki liva ile Cizre ve Siverek kazaları m erkezlerinde Nizâm-nâmenin ta ’yîn etdiği derecede tüccardan olmazsa terakkıyât-i ® ticâariyye ve zirâ’iyyenin devlet ve mem leket İçin müstelzim bulunduğu füyûz-i mikn et ü refâhiyyeti tak d ir edebilecek zevâtdan m urekkeb b ire r ticâret ve zirâ’at ve sa­ nayi’ odasının teşkiline müsâ’ade ve m ahallerine irâde buyurulması; Saniyen, hâricden gelecek yüklerin polis ve zâbıtaca bilinmesi ve lede-l-îcâb küşâd ve m u’âyene olunmasına <ve h er hamûle m utlâkaa b ir bâr-nâme veyâ m ektub ile gönderilm ek tabi’î ve bâr-nâm elerin kaaideten açık bulunm asına nazaran, h er yer­ de m ikdâr ve nev’-i idhâlât ü ihtâcâta kesb-i vukuuf etm ek polis ve zâbıtaca kolay ola­ cağından, ashabına sudâ’ ve teeh h u rât ve zarar îrâs etmiyecek sûretde emvâl ü ahmâl-i dâhiliyye ve hâriciyyenin mevrid-i m ahreclerile nevi’ ve m ıRdârlarm ı mübeyyin yevmi ju rn allan n Ticâret O dalan’na ve T icâret Odası olmıyan yerlerde Evrâk Odası’na ve oradan da mâh-be-mâh Merkez-i Vilâyet-i Celîlelerindeki Ticâret Odası’na irsâl edilmesinin usûl ittihâz edilmesi zımnında m ülhakaata ta ’mîm-i keyfiyyet buyurulması; Sâlisen, ihrâcâtı ta ’yîne m edâr olmak için nehren m ünâkalâtı cârî olan Diyâr' bekîr ve Hasankeyt ve Cizre h er kelek’in tahm il veyâ vürûdunda, ve berren münâkalâtı bulunan her kasabada dahi nakliyye hayvânât-i m uhtelifesinin ve arabalarının tahm ilinde kelekçi ve m ekâreci ve arabacı kethudâ ve işbaşılarım n T icâret Odaları'na ve Ticâret Odaları bulunm ayan ınevâlci’de de îcâb eden ju rn allan n ın tanzim ü irsâli zımnında PoiU ve Zabıta D âireleri’ne ma’lûm ât verilm esinin taht-i mecbûriyyetde bulundurulm ası, husûsumın dahi ta ’mîmen mülhakaat-i Vilâyete enir ü ferm ân buyurulm ası babında.»


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı ----- -----------------

59

Hey’et-i Meclisin a’zâsile Re’îsinin, doğrusu, bir sevk-i hamiyyet ü hayr-hâhî ile ve ahvâl-i iktisâdiyye-i memlekete ma’tûf, bir nazar-i şâmil ile îfây-i vazifeye dest-zen-i ihtimâm olmaları bi-l-vücûh şâyân-ı tebrik ve raemnûniyyet görüldüğü gibi, gazetemiz, bu te§ebbüsât-i umrân-perverânenin devâm edeceği, mukaddemât-i meşhûdenin âsâr ü netâyicini de neşrede­ bileceği ümmîdinde aldanmamış olacağım da kaviyyen me’mûl eyler. (îmza;)

•’)

Bu sırada yeni Ticâret Odası’na Başkâtip tâyin edilmiş bulunan Wlehme<l Ziyâ •■(Gökalp), bu m akalesi ü e bu gibi yar.ılartrva imza koymamakta ve hep üç yıldız işare­ tiyle bunları neşrettirm ekte idi.


g O ----------------------- Ziya Gökalp'ın İlk Yazı Hayatı

XXIV

TİCÂRET «EL-KÂSİB

Say'ü am el'in harekât-ı iktisâdiyyede nasıl bir mevki’-i hâs ve te’sîri olduğu « L e y s e . . . hikmet-i bâligasüe ta'lînı buyurulmuşdur. İnsanın yeni­ den hiçbir §ey vücûda getiremiyeceğini biliriz. Fakat sa’y ü amel ile eşyaya nâfi’iyyet hâssalan verebiliriz. İlm-i iktisâdda bahs olunan sa 'y u am eld en sonra ser-m âye de en mühim mesâildendir. Ser-mâye yeniden servet husûle getiren bir kısım servetdir. Daha başka dürlü söyliyelim; Tekrâr istihsâlâta medar olmak üzere tasarruf ve hıfz edilen bir mahsûldür. Meselâ Lohumluk için ayrılan bu ğ d ay ser-mâyedir. Edevât ü alât i’mâli için elde olan k e ra ste , aiışâb ve bir sûretle kuvve-i inbâtiyyesi teksıı- olunan t-arla ve teşebbüs olu­ nan san’ati daha ziyâde ifâza için tasarruf edilen akça birer ser-mâyedir. Ser-mâye hayât-i beşerin lâzıme-i tekemmülüdür. Sor-mâyesiz hiçbir şey’ istikmâl ve teksir edilemez. İstihsâl olunan mevâddın kâmilen sarf ü istihlâk olunduğu farz olunsa ya’nî bundan teşebbüsât-i âtiyye için bir kı­ sım ifrâz edilmemiş olsa insanlar dâimâ hâl-i ibtidâîdeld ihtiyâcât ile mu­ hat bulunurdu. Kuvây-i müstahsile-i tabi’iyyeyi teksîi’e medâr-ı külli olan ser-mâyedir. Hâlbuki ser-mâye ve m üktesebâtdan bir kısmının hıfzı bu ha­ yât-i fâniyyede inşân için başkaca bir ihtiyât teşkil eder, İnşânın kendi nefsine karşı en büyük bir muzafferiyyeti sayılır. Tezkiyye olunan ser-mâyelere mehâsin-i ahlâk için de bir vâsıta-i müessiredir. Bu iki rükn-i İktisâdiden sonra m ü b a d ele gelir ki ih ra c â t ü idJıâlât ile de ta’bîr edebiliriz. Bâzânn rûz-i-merre alış-verişi mübâdele ile cereyan eder. Lâkin ticâret mübâdeleyi ihrâcat ü idhâlât nokta-i nazarına hasreder. Beşerin seh-pây-i hayâtı olan dimâğ, kalb, ri’eler gibi harekât-i iktisâ­ diyyede de sa'y, se rm â y e, m ü b a d ele hârici seh-pây-i hayât addolunur, Mü­ bâdele ihtiyâcının nerelerden münba’is olduğunu biz söylemezden evvel selâmet-i fikr ü m utale’a ashâbı olan kaari’in idrâk ü takdir ederler. Havâic-i ibtidâiyye-i zarûriyyeden başlayarak ve derece derece yuka­ rıya çıkarak el-yevm m uhat olduğumuz havâic o m ertebe ve mâhiyyete çıkmışdır ki, evvelleri bir şahsın kendi ihtiyâcâtını bi-z-zât tedârük ve istihzâra«El Kâsibü ıfıobîb-ullâh» bir hadîs i şerîf olup, «Tanrı kazananı sever» mânasınadır. -) «Leyse-lil-insâni illâ ınâ-sa's» âyet-i kelim esine işaret ediliyor, ki «İnsanın an­ cak çalışmasıyla o lu » mealindedir.


Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı —--------------------

61

■ csl imkân olmadığı hâlde el-yevm cem’iyyetler buna m uktedir olamaz. Ta’dâd ü tafsiline hâcet göremediğimiz bu havâicin tedarük ü istihza­ rına hâdim ve vâsıta-i mübadele denilen fi’l-i İktisâdi ise, buna vesâtet eden de ticâretdir. Bugün en basît bir nazarla çârşı bâzâra bakalım. Ma’raz-i istihlâka vaz’ edilen bu eşyayı bir kıymet-i dâime ve gayr-i mütehavvilesi olan şu m a’den parayı vermekden başka bir şey’e muhtaç olmaksızın her iste­ diğimizi yalnız bir el-uzatmak sûretiyle ve bir işaretimizle tedârük ve istih­ zar edebiliriz. Bu sühûlet-ı dâd ü sited ticâret eseri ve erbâb-i ticâretin gay­ reti neticesidir. M übadelede iki suret carîdir; Himâye ve ser-bestî usûlleri.

Bir zamanlar umûmiyetle him aye =) usûlü kabul olunmuşdu. Mahsûlât-i >hâriciyyenin her nev'ü kalemine karşı şiddetle m en’-i idhâlât demek olan liimâye usulü, terakkiyât-i sınâiyye-i dâhiliyyeye medâr-i münferid kabûl ve ilâ n olunmasma mukaabil, bir âlim ü hekîm-i iktisâdı bu kaaidenin mehâzîr-i ictimâiyyesini tahlil ve isbât ile ser-bestî-i m übadele usûlünü ka­ bûl ve tasdik etdirmişdi ki en büyük delili adabtasiyon ya’ni her iklîm ve tab î'at'i h alk ve arâzinin kaabiliyyet ve ihtiy âcın ın im kân-i te'm iniyyetine Jsfi'dâd ve m uvafakati kaziyyesidr.

Vâkı’â hâl böyledir, arazisi kayalık ve ma’deniyyâtdan ibaret bir menv leketden meselâ hubûbât ihrâcâtı beklenemez. Şimdi şâir yerlerden bu memlekete idhâl olunacak hubûbatı usûl-i himayeye tâbi’ tutm ak ne kadaı muzırdır. Ağır resm-i gümrük vaz’ eylemek sûretile m en’-i idhâlâta çahşılsa çünki ihtiyâç mevcûd ve daimîdir, bu resmin ahâlîye te’diyye etdirilmiş olacağı der-kârdır. İşte bu âdem her yerde idhâlât ü ihrâcâtm kendi kendine muvâzene-i bakîkıyyeyi bulacağına kaail olduğundan ser-bestî-i mübadeleye vaz’-ı esâs etmişdir. Fakat eyyâm-i ahirede bu kaa’idenin külliyyet mevzû’u tahdîd edilmişdir. Esbabı ise mütenevvi’dir ki dîger bir makaalem izde bahsede­ ceğiz, Ve-l-hâsü, mübadele ticâreti ticâret de sühûlet-i mübadeleyi müstelzimdir. Ticârete nazar-i lâkaydîle bakmıyalım ki en büyük meydân-i kisbdir. Kisb ise nazar-i ma’neyî-i İlâhîye mazhariyyetimizi mûcibdir. «El-Kâsib...» hikmet-i ta’lîmiyye ve irşâdiyyesi bu mertebe-i bülende işaret eyler. Memleketimizde ticâretin tevsi’ ve istikmâl esbabına yeni T icâret Oda-, sı'nm bir gayre-ti mahsûsa ile . hiramet eylemekde olduğunu, geçen nüsha­ larımızda yazmıştık. MaUaam-i V.ilâyet'e takdim olunup âtide derceylediği9

Bu kelime ile « etaJizm /devletçilik» kasdedilraektedir. «Ser-bestî-i m übadele», lib e r a liim ’karŞıhğmda kûllahılm]ştii-.


62

----------------------- Ziya Gökalp’m îlk Yazı Hayatı

miz bir M aıbata’sında dahi memleketin ticâret ve bi-l-istilzâm refâiıiyyetine nasıl bir inhimâk-i fütüvvet-mend ile ve fakat bir nazar-i vâkıfâne ile ça­ lışıldığını görüyoruz. Ma’lûm dur ki inzibat her şey’in re ’s-i intizâm ve refâhiyyetidir. Hükû' met-i Seniyye’nin bütün âmâl ve ta’kîbât-i umrân-perverânesi bu noktaya muttasıl ve sâye-i muvaffakıyyet-vâye-i Hazret-i Cihân-bân-i A’zamîde, leh-ül-hamd, memleketimizin inzibâtı da hâsıldır. Yeni T icâret Odası’nın Mazbata-i mütekaddimesinde mevzu’-ı bahs olan mevâdd ü m utale’âtın da Vilâyetin takviyye-i inzibâta olan himmet ü ıkdâmât-ı aliyyesini tezkâr ile berâber. D iyârbekir’in ticâretine bir cereyân bahş eden nehr-i müfoârek’in tevsî’-i m uhassenât ü menâfi’ine ta’allûk etm ek sebebile sezâ-vâr-ı takdir ü memnûniyyet görülmüşdür.

5) Bu makaleyi takip eden ve Ziya Gökalp’m kalem inden çıkmış bulunan bu Mazbatanm suretini aynen buraya alıyoı;uz; « T icâret Oclssı'nın Makaatn-ı V ilâyete m ütelcaddim M azbatası su re tid ir.»

«El-Cezîrc kıt'asile hıtta-i Irâkıyye’yi feyz-yâb-i um rân eyleyen Dicle nehri ticâret-i Osmâniyye’nin en başlı vesâit-i bahş etdiği ve zamân-i âlî-i Vilâyet-penâhîlerinde kelek ta 'a rru ıâ tı’nın külüyyen m efkuudiyyetine biâen vefâid-i mebhûse tezâyüd etdiği gibi, bunun b ir kat daha tevessü’ ve efzâyîşi te ’mîn olunm ak üzere, vesâit-i inzibâtiyyenin bi-hasb-el-irakân takviyyesile ba’zı m e’m ûrîn ve rü ’esânın vukuu’-ı ta'arruzdan mes’ûl tutulm aları ve ta ’arruzun vukuu’ bulduğu karye m uhtâr ve ihtiyârânı, m uta’arn zları teşhis ve hüküm ete teslim etm eleri veyâ delâlet ve teshîlât îfâ eyle­ m eleri ve ba’zı ahvâlde mağsûbâtın tazmînile m ükellef edilm eleri hakkında teşebbüsât-i mümkine ve inzibâtıyyenin ifâsı husûl-i maksadı te ’mîne kâfî olacağından nezd-i devletlerinde karîh-i tasvib-i âlî olduğu hâlde, Beşîrî ve Midyat ve C iıre ve Garzan Kaymakamlıklarına teblîgaat-i aliyye îfâ buyurulm ası; ve D iyarbekir’de gitmekte olan veyâ şüyû’ buldurulan ta ’arruzât vesîlesile kelekçi ve kelekde m üstahdem ve ekseri Dicle sevâhili afıâlisi'nden olmak üzere tarrâtı ta ’b îr olunan kelek işçileri ta­ rafından da em niyyetlerine mevdû’ emval ü eşyây-i ticâriyyeye îsâl-i dest-i h asar edil­ diği ve bu yüzden m üsted’iyyât vukuu’unda Hükûmet-i Seniyye’ce ta ’yîn-i hakikat için birçok m uhâberât ve sudâ’a sebebiyyet verilegeldiği vukuu’ât-ı sabıkadan müstedell bulunm uş ve zâten nehren olunan sevkıyata kesb-i ıttılâ’-ı ihsâ’ât defteri m u’âmelâtınm intizâmı için Odamızca da muktazî görüldüğü gibi, h er kelek şevkinde de Hükû­ met-i Seniyyeee tahkîkaata sühûlet ve istatistika vesîka-i resmiyye olmak üzere, ba’de-mâ tahm îl ü sevk olunacak keleklerin kelekçi ve ta rrS h *) ve işçilerinin ve hâ­ mil olduğu emvâlin Oda-i âcizânemizce kayd edilmek üzere Odaca m a’lûm ât olmadan kelek im rârm a ve ticâret odasından resm en yazılmadıkça h e r m üraca'at eden tüccâra jandarm a terfîkına müsâ’adc e<}ilmemesi husûsunun zâbıtaya etu r ü irâde buyurulmajnası bâbmda.s •) IV. Sultan Mehmed'in D iyarbakırda Ulucâmi’in kuzey duvarında kabartm a olar a i taşlara kanlan h. 1094 (1683) tarih li ve birçok uygunsuz vergilerin kaldınlm asını bildiren FX;rmaa’da, o zamanlar mUtegallibe ile zâlim idare adam larının aldığı «tarrâh-«fcçasu> adlı kanunsuz vergi de yasak edilmisdir.


--------^ --------------------- Ziya. Gökalp’ın tik Y aa Hayatı -----------------------

6Î

Âlemde levâzım-ı sadâkat ü fütüvvetin kerâm et ü ehemmiyyetini tak­ dir edenler memleketine hidemât-i nâfi’a îfâ ve ibrâzında te’ahhur etmiye^ çekleri gibi, ind-i Bâri’de de hidmetleriıiin mükâfâtına mazhar olmaları umûr-i tabi’iyyedendir. Yeni T icâret Ocfası’nı teşkil eden hey’etin vazîfe-şinâsâne, ubûdiyyet ü, sadâkat-mendâne gayret ve fa’aliyyet-i vâkı’aları doğrusu mûcib-i memdûhiyyetdir. (İmza;)


64

—--------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı

XXV

MAKALE-İ İKTİSÂDİYYE

îCanâ'at ve k a a n i' kelimeleri şümûllü ma’nâlara delâlet eder. Bunlar­ dan her ferd terbiyye ve mizâc-i ahlâkîsine göre şahsî ve m u’ayyen birer mefhûm istinbât eder. K an â 'a t bu lâfızdan ba’zılan «çok çalışmamak», ba’zıları «çok sarf et­ memek», bir kâsib «menfa’at-i gayr-i-meşrû’aya tam a’ etmemek», bir ke­ rîm «servet-i meksûbesinin menâfi’ini kendi nefsine hasr etmemek» medlûllerini istihrâc ederler. Şimdi bu d ö rt d ü rlü kanâ'at'den hangisi maksûd ve muvâfık'i rnaslâhat olduğunu arayalım. Küçük bir tahlîl bu mes’eleyi îzâh edebilir.

Bir memleketde çalışkan adamlar bulundukça diğerleri de te’mîn-i ma’îşet için bu adamlara hasr-i âmâl ederler. Fakat kâffe-i nâs böyle değil­ dir. Hepsi olmasa bile bir kısm-i küllisi çalışır ve anın için ser-mâyeler ar­ tıyor. Sa’y ser-mâyelerin kuvve-i muharrikesi olduğundan sa’y ü ıkdâmın tenâkusile nemâdan mahrûm olan re ’s-ül-mâller cümleten tu ’ma-i istihlâk olur. Ser-mâye tükenince bâzûy-i sa’y nokta-i istinâdsız kalacağından yeni­ den kesb-i fa’âliyyet etse bile artık hareket edemez. Bir şahıs yalnız az sarfiyyât ile kendinin ve efrâd-i âilesinin levâzım-ı hayâtiyyesini bunların gıdây-i m aişetinden kesmek sûretile küçücük mâlikâne-i servetini tükenmez bir define hâline koyabilmek zu’munda bulunui’, Ma’a-hazâ hâl böyle değildir. İstihsâlin gaayesi istihlâk, istihlâkin neticesi istihsâl ve her ikisinin de maksadı bu hayât-i fâniyyede Hazret-i Hâhk-i-Mevcûdâta teşekkürle müreffehen geçinmeğe hidmetdir, İstihlâkin fâidesi şahsına âid ise de anın ne­ ticesi olan istihsâlin m enfa’ati devlet ve memlekete âiddir. O hâlde çok ça­ lışmamak, çok sarf etmemek kanâ’at-i hakîkiyye değildir. Çok çalışup çok kazanmak efrâd-i beşer için bir vazifedir. Çünki her ferdin devlet ve memleketine hidmeti mıkdâr-i sa’yine müsâvîdir. Kıymet-i hilkat-i mükerremesi sa’y ü meksûbâtile mütenâsibdir.' Çok kazanup çok sarf etmek çalışanların ârzûsuna âiddir. Çünki havâic-i zaruriyye melekât-i râsıha ile berâber tevessü’ .eder, çök çahşanın kuvây-i hayâtiyyesine ziyâ■de ücret vermesi lâzımgelir, mesrûdât-i ânifeden çok çalışup çok sarf eden-


Zıya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı vı-tt t -

... t t;ii

y-

L 'i y j )

«f—' ‘ ‘-v^

J-İİ •

^ı«''/öv-' P t ö'-f ^>v ^ •-‘'u j'

J-l 1jc< >ir .

. >i-î-ı

............. “SSb=C-

^:<.ı j'.y

W<^- ^jUİI

j'j’ ûJjA.

—

I

-^)uı.'i

I-

..o>

"^J- J

u:Wr

4;’'/>*

.^#A^.p'^ ,Xu'^î.f*V jU-ojl *1^y j>'.iij

V '* ^

j-'V '-^- of ‘»■^' '^. o^v •! ' . ^ 1 ^ >■! tiU't Ii*jU. OCj/'yi ji-i> .»vy ,.-ıTi .A>i- jV;»,' J»f—' O^'t-ı J/fi 5*^ i-*/ *■•'> />! -U-)'. ».*»ıî;yj V u 4-.-r» ^r>'

^lîL:-.. ..

..} ^

,..^1. jV -.ij

-.

jj'ÎU i

'•V - ^ : ı.-.a>.

^» .w -

■’Ü ^

j(.ıt . ,L .J ,

I

•j*‘ i/f û-*-'r

’f-*’f'®^‘

j-.a» 8

4İjtV,* jU rfjj'î^jl

] j

•J'-f.J j' ^jr • 1#/ • ; •

f

û jr

h r j>

iT .

•

^f'->'- • C e\ j u p - i

Ojt' o='

,-> üjjj» .i->«i> V**)/jB'i' • J-*»y w»L *yl^ı J^ü. c^j\A . j i , j S j \ jj«-‘ ji-ı>:u.'j»_,..j.ı^^

il- ^ y

V-S* _y <

W ,1/-İV

•j-ıü û;l- u' j j-ij' w.*J'

jV ji

. ■^cHjl jl^jl ^J^a. 4;î* J « Ojf»

Jk

> jr - , t , ’

ıi<.r.y.^L

il^Ç.Lj Jj'ıjl

^ ,^ jS atel

j j : * '. i l 3 V il;

•

jj' lilll'^>^’ •jj.'lJfjj.' J‘j ►jTjj- J>—• r; 4i .-l j /' .X.t\

sU.nt J V-; ÎÜU J,Jİ M-i^

^ U . J6,»j

4-U jvU;vVj ‘-j-^^' 'V“ öV.-» J*i »>:? jjjWjUdJ.>',j>> /i- 6 hH vV ' , *■ C .J .M

j>^İJOİ.V

•■»•jjT

JU'

^ni:* ^ } C*y7 J-* '

j .İU-'jJ^ j: ^y\_-

.

i '

c.«W

ılı ^ii

jVji

jy ,ı j,.;* sUr^-

il' .öjf/ i#' i;•-'': jy*':-' fj;’

'cJ:‘>'

j'i.- i;î»j^i i,i ^ıCu U'*' r»*‘^

ütji j-£ç* . ^W.ju.,^.ı ^^İT O'-^» jO .

*Z,y\. J^ ‘j’Vj*»

.;•. -ujJil

c»'j j-i*'

■f. ı^3y .44;->I;-J ‘.Jİİ C.İJ, juijljt

ij^j^

,y c ^

J ji

iıj.;v‘ ıii;.*>.;Vi .OjCi. /T

. J-CJc(j,İ jfi '. >i_A^ A r ^

jj^ ijU

j* y ^ u . « ijiıjij'

û -ij-^

iy ., ■'’ J- .,;j^,u ^LjiÂuJ.uJıs. 1^:*’ f'^S’

^. jxiSjkJ •jJiJ-.ij\ J(.*yjC :,

^Cj, il ^ - i l J,;,- . Jkji l:i .*/*-Xj

«iiU jjp-y jcU J jy ^ f\i\.

j" jjf i'lî*'-

ij-y

V Jİjir-

y.r- ^-.I-İ’

,11

. J*1LJl JOUt ^ j . i . : / ‘u , ^■*

' j } jh > 3 ': * ‘*^'***

.

isi?

,i -,jMjj*;îUJ^ı ^'aİ > j 1j.‘

ıjfjj- j'i'*” j; **,' •^j’Jj- o'V'lı J-. ^«>» ö.<' J*Ji'

jC-

•-VJ

• ,' '' j^iıj ->tj~j-ii'j y*^'.-',

jVv

■^.-*'

jj'i~ ;

1İj^ , j A

^

j.—

W> 1.1»

3 '

r I^ '■ ■ /J jlı'J J^İM ^ r^^*'5^'j' i *•-. ' ■ »i • ' ■ / * ■ ' ^ ji- , x i . J >»-« .u; J«i*

'jLj J..j. ,

^

;

-—-

/

«•'jjrj' •^:V>-*» Y ^ ı ^ r '

«iOr

V j' İjfJ

■I" • J'j'

Wi‘jiT Jj^

J y İ.İ.J

--

j- i') ' j\j'

ilj., . jj)') ■•Jjj— '.jr4,-'"

•>*'j-J^

> ^_d,'ı,'y».\ y i

jjf ' )

.

ÛJ*' Jt'os

i

^ o,k. ..■.,İJ /> /Lı-I *. 1I -(* .,jiü j.'A> ••'•j'. «■'••Ji- »• _< yjv - ' , . J »-

-

•

OK'fiV

«i ( .-x:-„»jii,ı

ji;,» jvj'ji

JJ.U}

i '••f’

.

^^ı;6 < \Jİl' . »^-r. j^i' J-J'^ -VjT

^

j

jA*<>->VeavX '

ÜİZl'/^

,

65

î-a ^

Vt J.*r-*

f.f.

*>>.->\»-’J-.' ‘IJ;.;* jj>, y*»

54 ' 55. sahifelerdeki «Dişcten A rhnar, işeten A rtar» adlı tnakalenm bıilunduğıt .«Diyârbekir» gazetesi sayısının ilk sahifesiyle bu makalenin «Ziyâe<i<üm imzalı sonu.


‘ j';lerin mu’ahazesine hak ve imkân ol­ madığını irâe eyler. Meksûbât-i meşrû ’ayı tezkiyye ile rizây-i Bâri ve Âlî­ yi tahsile çalışmak, işte kanâ'at-i m ak­ bule budur. Bir kâsib memleketin kavânîn-i münifesine tevfikan iktisâb-i servete kanâ’at ederse afifâne hareket etmiş olur. Bu kâsıb bir kaani’dir. Fa­ kat kaani’-i tâmm olmak için bir şa­ hıs meksûbâtından bir kısmını da şeı’-i Ahmedî’nin ahkâmına tevfikan vücûh-i birre sarf ederse pek ziyâde m e’cûr olacağı der-kârdır. Ve-l-hâsıl meksûbât ya’ni servet-i m eşrû’a bir âdemin yalnız kendi sa’yinin netâyic-i mahsûsası değildir. Ikdâm-i zâtîsile berâber devletin inâyet-i taba’-a-perverîsile ve te ’avün ile iktisâb olunur. A’mâl-i sâliha ile müm­ taz olanların sadaka sûretinde cem’iyyetin smf-i muhtâcma ibrâz-i mu’âvenet edegelmişdir. Vazife-i m u’âveneti hasta-hâne, eytâm-hâne gibi dâr-ül-hayrlar te’sîs ve yâhûd bu gibi müessesât-i mevcûdeye nukuud ihdası sûretile îfâ etm ek münâsibdir.

. jxS: •

^

J

jlcU. lJr;^İT

J JaJs , ycr\ y isj

İljlt-ST

Jij.Z j . jU4j>

JJ.İ

'. i l ,

’

4İ^>tc.fu jjO 4)-^!^

j-■ :

ölt}

•

,

iJİ ıJ»:ÎU-

i -»ti'——

.tjx.Q öxî)_,i,

r'^b.k

^-11» . jUlî li#;» jT"

jXİI_Jjl jlC

ji . İşte nazar-i ma’nevi-i İlâhîye mazhar olan kâsibler bu yolda hare­ ket ile iki dünyâda aziz olanlar bu mi­ silli vücûh-i birre bezl-i mu’âvenet ederler.

"

jj I l..aa 4;'J-»’- ıjc'

O'Vi

...

^jj\' !


III.

Şaki

BÖLÜM

İbrahim

Destanı


Şakı İbrahim Destâm

Osmânlı İttihâd ve Terakki Cem’iyyeti Diyârbekir Merkesî Menfa’atine tab’etdirilınişdir.

Gurûş 2

Diyârbekir 1324 (1908)


öJi ^ ^^

i _,**!? ‘LI.^a^İ's

§■


A

J

''O J j . 'p j f »>«

«

|.v^VjİT » c»‘*‘.-'' t s j

) - ^ J 3 ) ^ “-5

\ 'f’

J)1 ^ 1

" * i jjtJ f jjl »

_?!*. » «İJ.'-İİ

^^*;«.)Li İ

J ıJ r ^ d lij^ »

^ J o ,^ ^ j ; T

d)^T

fJİ/

J

o

’•

C-i-jJ oi}^jj « ®

pj>^-.pl Ji tjiy

®

ıjjijf<‘^

f

■^■^■^1: t^ı^İ! j/ S ; j-^S)L.l»

(İJjU'lâ

c

_)0ı

c> * J>,® j '" *

ıiîjtfj 'fc < i^ j» t>

®

jVl*'j'i-j_y^_ ( i / t l / * ‘ JU L jl JU ^ -Î, jU^I» ea^-U (^lİij-_' ‘ J x y ( ' ) -A . jj S^İ jl Ş> 4jJji»

.ijC s^ _ d ^ U -i

!s * iJl-'—*• 1* •

ejUSjî


70

----------------------- Ziya Gökalp’ın îlk Yazı Hayatı

ŞAKÎ İBRAHİM DESTÂNI

—

1

—

Şâkir Paşa D Rusiya’da kalmışdı

Kazaklaı-’ı 2) görüp ibret almışdı Düşmüş idi Kürd-Alayı fikrine. K ürd kavmını benzederek Kırgız’a'*) Bu hulyâyı beğendirdi Yıldız’a®) Buldu bir er işi verdi erine.

dörd-el ile sarıldı Recsb Paşa olmaz dedi darıldı Yazmam dedi ben K ürdler’den bir atlı A şîretler Erzincan’a gitdiler Üçer, dörder alay teşkil etdiler Haydûdların oldu eli-berâth.

Zekî

Paşa

1) 1890 yılından önce Çarlık Rusya’nın merkezi P e te rsb u r’da T ürkiye Büyük • E lçisi olan ve sonra "Anaıdolu AAüfetiiş-i Umu-mîisi" vazifesinde iken sunduğu ıslahat raporlarındaki fikirlerinin çoğunu tatbik ettiren M üşir Ş âkir Paşa. 2) «Kazak» veya «Kozak», Rus Çarlığında kendi atlarıyla orduya alm an ve “Çer­ k e ş - arkalığı” denilen göğsü fişeklikli ve beli kem erli b ir arkalık (cübbemsi manto), başlarında kalpak olan ve nizamî askerden ayrı sayılan Rus süvarisi (aslinde türkçe olan «Kazak» sözü, Kırgızların ve Terekem elerin b irer koluna da verilen b ir addır). 3) Bunlara, Sull-an H am iti’in adıyîa resm en «Hs'mîdiyye / Ham itfiye - A layı» deni­ lirdi. Sondaki «İlâveler» bölüm üne bakınız. 4) Z. Gökalp burada «Rus Kazağı» ile «Kığız» ı aynı sanarak yanılm ıştır. Kırgızlar göçebe ve T ürkistan’da en kalabalık b ir Türk topluluğudur; «Rus Kazaklar» ı ise rusça konuşurlar ve çoğu ırkça Ukraynâlıdır. 5) Yıid’ıı, İstanbul’da Beyoğlu sem tinde Sultan Hamid’in oturduğu S aray’ın adı­ dır. 6) Sultan Hamid’in kayınbiraderi ve merkezi Erzincan olan Dördim eü . O rdu Ku­ m andanı M üşir Ç erkeş Zeki Paşa. 7) Merkezi Şam’da bulunan Beşinci - O rdu Kuma'nâanı M ü şir R eceb Paşa.

8) Doğu ■ A nadolu bölgesi «Dördüncü - Ordu» dan sayıldığı için, bunun merkezi E rzincan şehrine giderek, «Hamidiye - Alayı» na yazılıp, silâh alırlardı; buna işaret ■ediyor.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı — ------— ----------

71

iki alay yazarak Pâdişâh’dan aldı Ferm an ve Bayrak Hâin K anco ı») oldu ana bayrakdâr. ■Aıîmet Beğ m oldu akıl-hocası İlerledi bu aşîret-kocası Yavaş yavaş oldu büyük bir serdâr. Berho-Ağa

Koydu D erik, Siverek’de Çuvan’da Üç-Osmân’ın her üçünü hüsrânda Ancak biraz karşı durdu Dıre'i Bu ölkeden emniyyeti kaldırdı Bir nahiye bırakmadı saldırdı D iyârbekr’in geri döndü tâli’i. Sarâzîyi

'Aneze’yi 1=) dağıtdı Seller gibi Şem ır kanı akıtdı Mızrak dikdi K arakeçi yurduna. JCarakeçi göğüs gerdi uğraşdı Dıre'i Beğ arslan gibi savaşdı Esîr düşdü âhir bu çöl-kurduna.

9) Destana adım veren «Şakî» İbralhim’in mensup olduğu M illi / M illü ad lı aşiret İhalkı arasında adından bozma olarak söylenen ismidir. İbrahim / B erho - Ağay hem Urfa’daki V ira n şe h ir kazasında çokluk bulunan M illi a şireti 'reisi, hem de bu kasaba­ daki «H ahıidiyye H afîf Suvâri 41. A layı» nda (<Mîr - Liva» (Tuğ - General) rütbesini taşıdığından « İbrahim Paşa» diye resmen tanınıyordu (h. 1323/r. 1321 = 1905 tarihli 20. «D iyârbekir Sâlnâm esi», s. 95). 10) Öz ad: ıHüseyin olup, V iranjelıir ile Derik kazası arasındaki Hîlîli ' / Hîleyli Ttöyünde m üdafaa tertib atlı kocaman k ârgîr «H isâr» adlı b ir köjk (şato) te oturan ve l)uralardaki Yezidi aşiretlerinin ileri gelenlerindedir. Yezidîlikten dönüp sözde İslâm idinine girdiğinden«Hadimiye Alayı» na alınmış ve arapça okur - yazar, rem ilcilikte mahir tanınm ıştı. Milli İbrahim in sancakdarlığm ı yaparak, 20. «Sâlnâm e» de «Alay Kâtibi Hüseyin E fendi» diye anılan bu adamın lâkabı «Kanco» kürtçe «iyi» m ânasına gelen b ir sözdür. Rütbesinin yüzbaşı vekili olduğunu söylerler. 11) Nusaybin bölgesindeki Çeçen m uhacirlerinden ve «Diyârbekir Vilâyeti Jandar­ ma Alay Kumandanlığı» nda bulunm uş olan A zirnet Bey, sonradan Paşa olmuştur. 12) Siverek’te Bucak, aşireti re isi ve 45. Hamidiye Alayı Binbaşısı Osman - Ağa <aşiretçe: Paşa), D erîkli «Reşo ( = Kara)» lâkaplı Hacı O sm an ve Çuvan nahiyesi ağa;sı Osman. 13) Eskiden b ir «Nahiye» halinde Siverek kazasına bağlı bulunan K arakeçi oy­ mağı ağası ve M illi İbrahim in baş düşmanı A b d u rra h m a n Beğ'in göçebelerce söyle­ men adı, 14) Suruç kazasındaki 7 oymaklı Barâzi K ürt aşireti. 15) Suriye’de kalan Çöl’de barınan göçebe A rap aşireti. 16) Kuzey - Irakta yaşayan on bin çadırlı en kalabalık Arap aşireti olup, U rfa Siverek - H aran - Mardin - Cebeliabdülâziz - Tel’afer - Sincar - Musul pazarlarından alış - veriş ederlerdi (h. 128,8 = 1871 ta rih li 3. «D iyârbökir Sâlnâm esi», s. 106 - 187). 17) K arakeçi oymağı, asılları Türkm en olup, U rfa ile Siverek arasında oturur. «Ce­ saret ve binicilikleriyle m eşhurdurlar». «Bu aşiret efradı bugün anadilini unutarak A rap ve K ürt lisanlariyle konuşm aktadırlar» («U rfa Sâlnâm e» si, İstanbul 1927, s. 98).


72

----------------------- Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı --------------------------

Cubûr“ ), Şemır, Tayi*) itühâd etdiler İbrahim’in üzerine gitdiler Hâdî idi bu askere kumandan. Hakem olup bu askere katıldı Ayn ayrı herbirin'e atıldı Mer’â diye çıkarmışdı bir yalan. H âdî gece kaçup düşdü kayguya

Bir münâsib yerde yatdı pusuya

İb ra h im ’d e n birçok âdem öldürdü.

Lâkin ecel bırakmadı bu ere Hayâtına hitâm verdi yok yere Felek yine İb ra h im ’i güldürdü. Bu haydûdun kalmamışdı önünde Mazu-Dağ'dan^D başka m etîn bir perde Diyârbekr’i büyük korku almışdı. H e r yıl biraz daha gelüp ileri Soyulmuşdu bütün G a rb ’ın köyleri Ş a rk 23) köyleri biraz ma’m ûr kalmışdı. Aldatarak Vâli N âzım P a şa ’yı ^4)

Bir yıl gelüp sardı bütün ovayı

G arb 'ı, Ş a rk ’ı düşdü talan etmeğe, D iy ârb e k ir ahâlisi coşdular

Küçük, büyük T e lg ra f ’a koşdular Başladılar feryâd, figaan etmeğe

18) N usaybin bölgesinde oturan 600 çadırlı küçük b ir A rap kabilesi. 19) Aslında 3-400 evli göçebe’ A rap kabilesi olup, Nusaybin yanında Cağcağ - suyuı tLzerinde konup göçerler (h. 1288 «D iyârbekir Sâl«ıâmesi», s. 187 - 188). 20) Şemir aşiretinden b ir kabilenin şeyhi ve reisi. 21) Mardin - D iyarbakır arasındaki sıradaglann yükseklerinden ve D erik bölge­ sindeki bu dağdan çok «mazı» toplandığından, böyle adlanm ıştır. 22) Gökalp’in yukarıda (s. 41 - 42) «D icle Vadisi» yazısından da anlaşıldığı gibi, D icle’n in doğusundaki kumlu yerlerden ibaret Merkez’e bağlı köylere «Şark», batısın­ daki taşlık nahiyeye de «Garb» denUegelmiştir. OsmanlIların 1515 te k i fethinden ön­ celeri de bu iki adın kullanıldığı, «Alckovunlu (Uzun-) H aşan P âdişâh K aanûnları» n d a n anlaşılm aktadır. Eskiden «Şark M üdirliği» nde; D Ş ark, 2) Kiki, 3) T ü rk m a n (Bisnıli) «nahiye» lerinde 162 köy; «G arb M üdirliği» nde ise; l)G arb , 2) Ö m erkân, 3) Ma* h a l, 4) M etinan «N âhive» lerinde 183 köy vardı (h. 1294 = 1877 tarih li 9. «D iyârbekir SâlnâTn«si»,, s. 222 deki «Cedvel»). 23) Ü stteki notta anıldı; Dicle ile Karacaxlağ arasm daki ova köyleri bölgesi. 24) Kayseri M utasarrıflığından «Diyârbekir Valiliği» ne gelen Mehmıed N âzım Paşa, rum î 1319 - 1321 (1903 - 1905) tarih leri arasında iki yıl burada k a lm ış,'1319 (1903) te şehirde «T® lgrafhâne«in işgali» birinci defa bunun Valiliği sırasında olm uştur, .S onradan Halep Vilâyetine gitmiştir. 25) 1319 (1903) yılında «Biri'nci - T elgrafhane» vak’asında.


------- ---------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı ---------------- ------

73

O zamânki dûbâracı Hükümet Göstererek yalancı bir merhamet İğfal için Müfettişlerce) gönderdi. Müfettişler miskin miskin geldiler Gözyumdular, yaramızı deldiler Sağalmadı memleketin bu derdi. İki 'sene uslu durdu, dinlendi Geçen sene yine zulme yeltendi Hücûm etdi ovalara, köylere. Devriyyede jandarm aya saldırdı Zabitlerin silâhını aldırdı Âteş etdi zabtiyyeye, askere. Bu haberler Diyârbekr’e gelince Beş on kişi toplanarak gizlice Eylediler bir mahalde meşveret. Biri dedi: «Anlaşalım umûmen» Bir dîgeri dedi; «Hayır, cüınleten «Yek-dîgere eyliyelim emniyyet» «Hepimizin bugün bağrı yanıkdır «Sözümüze işte Tanrı tanıkdır «Ben cümleye belbağladım, güvendim. «Siz hepiniz yarı-yolda kalsanız «Vazifeye da’vet için yalınız . «Gideceğim Hükümete ben kendim.» Her ferdimiz bu fikirde olmalı Gönüllere fedâîlik dolmalı Bağırmak: Yâ adalet, yâ ölüm. Okuyayım şimdi size bir duyuk'^) Bir duygudur doğdu bende bu kuşluk Bir duygu ki hepinizde görürüm;

—

2

—

«On yıl evvel yokdu elli obası «Bir jandarm a gitse Milli-Ağası -«Çölün gizli yerlerine kaçardı «Beş sancağ’ın şimdi dağı, ovası «Oldu anm atlarının m er’âsı «Köylüleri köylerinden çıkardı. 26) Başlarında «Boyacı» lâkabıyla anılan E rkânıharp F eriki (Tümgenerali) Ziya P aşa'n m bulunduğu «Hey'et-i T eftişiyye» de o zamanki adlarıyla «ilmiyye, adliyye ve askeriyye» sınıflarına mensup zâtlar vardı. 27) 1907 yıh. *) Y ukarıda (s. G9) ki foto - kopi.den de anla-jılacagı gibi, m etnin 9. sahifesinde (1) num ara ile haşiyede şu izahat verilm iştir; « (1) Tuyuk, ÇağatEy tisâmncla parmak usu lü n d e ş i'ir cSemektir.»

• 28) Halk an’anesine göre, Dağda oturan Mil ile Ovada yerleşen Zil adlı iki kardeş­ ten türem iş olan K ü rtle r’in başlıca «M ilan / M iliü» ve «Zilan / Z illü» adlı iki anakolundan birincisinin adım taşıyan ve ötedenberi «M üsta'rab» (Araplaşmış) Kürtlcr'den


74

--------------- -------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı

«Köy köy bütün halkı talan ederek «Bir çiftçide bırakmadı bir inek «Bütün servet geçdi evden çadıra. «Her tarafı sardı azgın kurdlan «D iyârbskir, M ardin, U rfa yurdları «Döndü başdan başa ıssız çayıra. «Rencberlerin şimdi boynu bükükdür «Çiftçilerin ocakları sönükdür «Her ev canlı bir mezardır kaygudan. «Ekilemez oldu bütün tarlalar «Dikenliğe döndü yeşil ovalar «Zavallılar yine titrer korkudan. «Bilirler ki; «Borho-Ağa, o alçak» «Bir gün bu boş evleri de yakacak «Taş üstünde taş kalmasun diyerek. «Ey insafsız, ey adâlet düşmeni «Kâr etmez mi sana halkın şiveni? «Yaşanır mı diken, yaprak yiyerek? «Bir rütbeli gelse ağır tutarsın «Neden fakır ciğerini yutarsın? «Dökmekdesin niçin rencber kanını? «Askerliğin kıymetini unutdun «Pâdişâhın ni’metini unutdun «Yakdm bütün evlâdının cânını. «Bu milletde daha damar bitmedi «Nâmûs, gayret her ferdde var, bitmedi «Korkmaz mısın bu ümmetin kininden «Hükümetin cezâsmdan korkmazsın «Bu ümmetin Hudâsından korkmazsın «Çıkmış mısın Islâmiyyet dînindan? «Sen çıkdmsa, din-erleri çıkamaz «Senin için dîn-evini yıkamaz «Herkesde var bugün büyük bir meram. «O sm anlIlar bu vahşete dayanmaz «Kürd-kılıcı dîn kanına boyanmaz «Bugün millet alacakdır intikaam. «Medenîler silâhlanup gezemez «Dağlardaki aşâ’ire benzemez «Eşkıyâlık etmez sana bakarak. «Ne göçebeyiz ne Mazu-Dağlf’yız «Hükümetin kanununa bağlıyız «Hükûmetdir öcümüzü alacak.»

sayılan bu aşiret bozuk b ir arapça ile görüşür. Siverek; V iran şeh ir ve D irik bölgele­ rinde otururlardı. A sırlardanberi nüfuzlu kim seler yetiştirip, şakavetle tanınan M il­ lile r, İbrahim - Ber'ho’nun reisliği zamanında çok kuvvetlenerek 31 kadar komşu Türk, Arap ve K ürt göçebe kabilesini kendisine katılm aya mecbur bırakmış, «kesâfet-i nü­ fusa mâlik bir aşiret» sayılmıştı. Bu şaki’nin ölümünden sonra bu tâbi kabileler ayrıl­ dığından, «bugün Çöl’de imrar-ı hayat eden Milli aşireti küçük b ir kabileden ibaret kalmıştır» («Urfa Sâlnâm esi», s. 99 - 101).


----------------------------- Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı -----------------------

75

3 — Şiir bitdi, bütün gözler açıldı Gönüllerden yıldırım lar saçıldı Gelmek için haber gitdi ihvâna. Arkadaşlar artup oldu iki kat Tecemmu’dan Polis aldı m a’lûmât Artık çıkmak lâzımgeldi meydâna. Bir lâhzacık müşâvere edildi Nakîb-Beğ’in hânesine gidildi Sökün verdi orda eşraf, ulemâ. Dendi; «Gitsün eşrâfVâlis*» nezdine Bir nihayet sersün anın fendine «Niçin asker göndermiyor B erh o ’ya?» Eşrâf V âli-K onağı’n a varınca N skîb-B eğ’in hânesine karınca Gibi dolmuş olan bütün cemâ’at Vâlî Beğ’in Konağı’na gitdiler «Emniyyet yok!» diye feryâd etdiler Hükûmetden istediler adâlet. Vâli hemân bir mazbata yazdırdı M uharrikler ahâliyi azdırdı «Vâli gelsün T elgraf’a» dediler. Vâli dedi: «Sağlam olsam gelirdim, Ben hastayım, olsun vekilim». M üftî vekil olup gitdi berâber. T elg raf'd a on bir gece kalındı

Islanfoul’dan birçok em ir alındı Ahâlinin dağılması hakkında On bir gece dağılmadan ahâli Hükümete oturdu pek bahâli Muhâbere men’olundu serapa^®.

29) D iyarbakır eşrafından ve «Râgıbiyye Medresesi» ni yaptıran âlim ler âilesinden K a tı . Mes''M3' Beğ. Bugün de halkın «NaJcıplar» diye saygı gösterdiği bu âile, eskiden D iyarbakır’da «Vilâyet Meclisi» nde tarikatlerin tem silcisi olarak tabiî âzadan «Nakîb-ü'l - E şraf» hep bu âileden çıkardı. 1308 (1890) yılındanberi «M ahreç» payesini ta­ şıyan Haci - Mes’ud Beg, bu yıllarda «Nakîb-ül - E şrâf K aaim m akam ı (Vekili)» idi (20. «Diyâribekrr Sâlnâm esi», s. 67). Şimdi «Nakıplar» ailesi «Ocak» soyadını taşıyor,

30) 1322 - 1323 (1906 - 1907) tarihlerinde 17 ay «Diyârbekir Valiliği» yapan ve yuTcarıda (s. 55) da anılan âlim ve fâzıl Hasarı Fehm i Beğ, «İkinci T elgrafhane» hâdisesi sırasında şehirde bulunuyordu. 1

31) D iyarbakır Müftisi «E dirne Pâyelü» lerinden Subhî / Subbüddin E fendi. 32) O zamanlar İn g iltere’nin aldığı m üsaade ile D iyarbakır’dan geçen ve fransızca m uhabereyi başaran m em urların daim î olarak bulunduğu «Diyârbekir te lg ra fh a ­ nesi», bütün Hindistan, Çin ve Avustralya gibi m em leketlerle Avrupa’nın m uhabere­ sini de tem in ediyordu. Halkın 11 gün burayı işgalle bütün m uhabereyi kesmesi, Av­ ru p a devletlerinin Bâb-i -Âli’yi sıkıştırm asına yolaçmıştı.


76

----------------------- Ziya Gökalp’uı İlk Yazı Hayatı

On birinci sabâlı çıkdı İrâde:

— O zamâna göre pek fevkalâde —

«Berho-Ağa gönderilsün Haleb'e.

«Mağsûb emvâl toplanılsun serâser «Vîrânşehr’e^®) sevkolunsun askerler «Mütecâsir olanlan talebe.» , Bu müjdeye inanarak ahâli Dağıldılar meserretli, safâlı Bu defalık her iş biter sandıjar. M ü fettişle r gelüp savaş edince Bu def’a da iş gÖrmeyüp gidince Bütün millet yine kalben yandılar. D iyârbekir eşrâfından birkaç er

Afvolundu Berho ile berâber Bu fend ile bitirildi nies’ele Ahâlinin ümidleri bitmişdi B erho me’m ûr olup Şâm’a gitmişdi Birdenbire millet verdi elele. Rumeli’de millet, asker birleşdi Fedâyîler dağa çıkdı yerleşdi Pâdişâh’dan istediler hürriyyet — İSTİTRÂD ^

En hürriyyet! Bu dünyâya geleli İnsânların en sevgili emeli Şensin, seni kan dökerek biz aldık. Niçe erler denizlere döküldü Niçe beller sürgünlerde büküldü Niçe yıllar zindanlarda bunaldık. gibi şânlı şehîdler Cân vererek bize saçdı ümîdler Her gün artdı G enç-Türkler’in adedi. Yüz neferi—gayretinden dolayı— Sürüldükçe bini oldu fedâyî Hiçbirisi bu maksûddan dönmedi.

M idhaf, Kemâl

Diri diri gömülenler hesâbsız Cezâlandık hep su’âlsiz cevâbsız H er ânda bin mâtem gördü gözümüz. Avrııpa’ya gitdik seni bağırdık Köy köy gezdik halkı sana çağırdık Gece, gündüz sen olmuşdun sözümüz. 33) B erho - A ğa, mensup olduğu 41. Hamidiye Süvari' Alayı merkezi V jranşe • h ir ’de oturuyordu. Önce, H aleb’e gönderilm e em ri gelince m aiyetini toplayıp orada oturdu. İkinci biı- em irle, bu alay ile Berho’ya, yapılm akta olan «Hicâz . D em iryolu» gegen yerleri muhafaza vazifesi verilerek, Şam güneyinde M a'an’a gönderildi. 34) 1908 deki İkinci - M e ş ru tiy e ti hazırlayan ihtilâle işaret ediliyor. Bu yanm k ıt’anın eşi, 77. s. deki «hükümet» kafiyyesiyle biten parçadır. 35) 1876 daki Birinci - Meşruti-yet kahram anlarından M idhat Paşa ile şâir N âm ık K em al.

36) «Jon - T ürk» de denilen ve A v ru p a ’ya kaçarak hürriyet uğrunda çalışanlar.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı — ------------------ -

77

Bağırdılar; «Yâ hürriyyet, yâ ölüm» Bahâneydi vergü, öküz da’vâsı. Bitlis, H aleb dahi birer bahane Çıkararak atıldılar meydâne M aksadlan istibdadın imhâsı.

Kastamonu, D iyârbekir, Erzurum

Komiteler 3'') birleşdiler P aris’de

Kuvvet geldi umumdaki ümide Her tarafda hâzırhğa başlandı. Rumeli’de N iyâziler, Enverler Daha birçok fedâyîler, askerler Dağa çıkup kilıcına dayandı. oldu kurbân sağlara Osmân Paşa aşırıldı dağlara Otuz tabur Redîf geldi İzmir’den. , îstibdâdın boşa çıkdı ümidi Redifler de asker ile birleşdi Hürriyyeti istediler hep birden.

Şemsî Paşa

10 Temmuz’dur bize İyd-i-Siyâsî Evvel vardı bir Kaanûn-î-Esâsî Tatbik etdi anı yine Hükümet.

,37) T ürk «Ut-ihâd ve T erak k i Korn'rt^si» ile E rm eni «T aşn^ksolyun» ve «Hınçak» gibi T ürklük düşmanı ihtilâlci komiteler.

38) 1908 de R um eli’de kopan ihtilâli bastırm ak için fevkalâde salâhiyetlerle Maıvastır V ilâyeti’n e gönderilen câhü ve m üthiş hafiye A rn a v u t Şem si P aşa. İttihadcılan n vazifelendirdiği M ustafa N ecib Boğ adlı b ir kom iteci tarafm dan. M anastırda biz­ zat makine başında Sultan H amidle m uhabere etm ek üzere telgrafhaneye süikastla öldürülm üştür.

g id e rien

39) M an astır K um andanı olup, İttihatçıların dağâ kaldırdığı O sm an Paça.

40) Cum huriyetin üânm â kadar bizde «Mil İt B ayram » sayılan 1908 M eşrutiyetinin ilânı günü olan 10 Teıwmuı Bayramı, 1917 yılı Şubatı sonuna değin kullandığım ız Kum î takvim e göredir. 1 Mart 1917 tarihindenberi resm en kullanılan E frencî / Gre> goryen takvim ine göre gimdi 23 Temmuz’a rastlar.


78

--------- ^ ------------- Ziya GÖkalp’uı İlk Yazı Hayatı

îkbâl, idbâr çehreleri çevrildi Tahsin'*^», İzzet^*>, Rizâ^^), Zeki«) devrildi İ'brahim’in hiç kalmadı arkası. Toplanarak bütün ehl-i hamiyyet Her tarafda merkez açdı Cem'iyyet Memleketi aydınlatdı Ziyâ’sı Berho-Ağa bu işlerden şaşırdı

Alay’daki tüfekleri aşırdı doğru firar etdi bir gece Haber aldı firarını Cem 'iyyet Her merkezden çıkarıldı bir kuvvet Müfrezeler sevkolundu peyince. Ç öle

V îrânşehr’e dört yüz asker girmişdi Uruşarak Beho geldi erişdi

A skerleri bozdu andan çıkardı. Her tarafdan gelüp toplar, taburlar Kuşadıldı B eliğlerle Hafour’lar Asker yavaş yavaş Milü’yi sardı.

41) İstanbulda Sultan Hamid’in Yıldız Sarayında «Mâbey-i HümâyOn Başkâtibi» olup, her fırsatta A ra p la r’m işlerini aşıran ve onları himaye eden «Kara» lâkaplı Arap Taıhsin adlı Türk düşmanı. 42) Şamlı A raplardan olan bu «İzıct Ho!o» da Kara Tahsin’in k afad an ve T ürkler’ln n efret ettiğ i bir A rap milliyetçisi idi; «Mabeyn-i Hihnâyûn Hıraûsî - Kâtibi» olarak yıllarca A rap m enfaatlerini kollamış ve «Arapların Halifeliğe tam am iyle sadakati için Hicaz Demiryolu’nun yapılması fikri» n i Sultan Hamid’e telkin ederek, devletin çöl­ lerde milyonlar harcam asını tem ine muvaffak olm uştur. Halbuki, tirenle Hacce gidip dönecek Türk ve diğer M üslümanları iyi soyamıyaoaklarını kestiren baldırıçıplak A raplar, daha bu hat yapılırken bozmıya ve Halife Sultaın Haimid’in ferm anlarını din­ lememeğe başlamıştı. 43) S e ra sk er (Harbiye Nâzın) olarak 22 Temmuz 1908 deki kabine değişikliğinde azledilinceye değin 22 yıldan fazla ordunun başında kalarak, talim ve terbiyeyi geri bırakan M üşir M ehtned R iıa Paşa. Günün birinde Saraya çevirm esinler diye Harbiyede’ki zâbid nâmzedlerine minicik oyuncak toplarla talim ettiren bu adam, h er hafta «Cuma Selâmlığı» nda m untazam olarak Sultan Hamid’den 1000 altın «ihsân» alırdı (İsmail Hâmi DANİŞMEND, «İzahlı O sm anlı T arilıi K ronolojisi», İstanbul 1955, IV. 556). 44) Y ukarıda 6. notta anılan adaşı ve hem şerisi Çer<kes Zeki P aşa’dan başka olan b u zât, «Tophâne-i  m ire M üşiri v e Aslcerî M ektebler N âzın» idi. V ekiller H ey’etine katılıp Kabineye dahil olan bu Zeki Paşa, siyasetle uğraşan askerî m ektep talebesi ile bizzat ilgilenir ve ona en ağır cezaları tatbik ettirirdi. 45) 1903 de İkinci - M e şru tiy et’i ilân ettirip iktidara geçen İttiliâd ve T erakki C em 'iyyeti adlı siyasî fırka (parti). 46) Bu mısrada, İttihâd ve Terakki Ceim'iyyet’nin D iyârbekir Şu’besinde çalışan ve öncülük eden Gökalp, kendi admı cinaslı olarak böylece kullanm ıştır. 47) V iranşehir’de 41. Haımic?iye ASâyı’ndaki beğlik mavzer tüfekleri. 48) T ürklerin «Çöl» ve A rapların «Berriyye» dedikleri yer, aşağı - yukarı şimdiki Türkiye - Suriye sın ın güneyindeki kışlak ve susuz çöllerdir. 49) Birincisi U rfa • Siverek arasındaki çay olup, Çöl’e akar ve kum luklarda erir; İkincisi M ardin’in batıgüneyinden çıkıp F ıra t’a karışan b ir sudur.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayati -------------------- —

Rütbeleri alınarak Berho’nun

79

Muhtâc oldu yardımına Kancp’nun

Y eridler’in so) imdadına sığındı.

Altunları çuvalların içinde Zihni korkunç hayâllerin içinde Gözlerinden belli idi; Yılgındı. Parasını gâh götürür çadıra Gâh isterdi V îrânşehr’e kaldıra EmniyyetU görmez idi bir yeri. Emitı P aşa yaklaşıyor yanına 'B ütün asker susamışdır cânına Kaçamıyor: Ne ileri, ne geri. Diyor imiş: «Neye yarar adalet? Ne demekdir müsâvat’la h ü r r iy y e t Bu sözlerin ma’nâsını anlamam.» İttihâd’m adı anı yıldırmış B ehro-A ğa korkusundan çıldırmış Şeyh-Bâbî’den ^3) feyz istermiş her akşam. Sabr edelim daha iki üç gün de Göreceğiz darağacı üstünde Başlar kesen İbrahim’in başını. Bin öksüzün çadırım sökdürmüş Niçe dulun gözyaşını dökdürmüş Şimdi H am ûd H ansâ döksün yaşını.

50) «Melek - Tavus» dedikleri. Şeytana tapan iptidaî b ir ateşperest K ü rt k o lu . Bunlara verilen «Yezidî» adının, arapça «Yeıîtf» kelimesiyje alâkası olmayıp, farsçada. Tanrıya verilen sıfatlardan «İıti / Y eıdâtı» dan geldiği anlaşılıyor, 51) 1907 de D iyarbakır’daîti R edif 15. Fırka’nın K um antlanı iken «Kuvve-i TeiıVkîliyye» tâyin edilen tüm eni ile Barho ■ A&a’yı ve ona uyanları yakalamaya m em ur edi­ len Ferik (Tümgeneral) Emin Paşa, istemiye istemiye D iyarbakırh gönüllü m ilislere silâh dağıtmaya mecbur bırakılmış ve V ira n şeh ir ile Hîliii / H ile /li hareketine zorla katılmış, işi gevşek tutmu.stur. 1909 da B ah riy e N âzın idi.

52) İttihatçıların şiar edindikleri kelim elerden olan « adalet, m üsâvât, tıü rriy e t» sözleri, S ultan R eşad zamanında kesilen paraların üzerine de yazılmıştır. 53) Adı A bd u rrah m an olan ve S uriy e'd ek i maskaralıklarıyla, cinsî ahlâksızlığı ile meşhur şeyh kıyafetli b ir heriftir. Berho • A ğa’n ın İstanbul’da Sarayı ziyareti sırasın­ da tanıtıp Mabeyne yerleştirdiği bu ahlâksız sahte şeyh, A rap İzzet Holo’nun elinde bir m el'anet âleti ve M illi R eisin in de âdeta İstanbul Elçisi idi. Mâbeyn’deki M alta Köşkü kendisine tahsis olunmuştu. 54) B erho’n u n büyük oğlu ve 42. Hamidiye Alayı «Aşâyir Kaymakamı A bdülham id: Beğ» in göçebelerce tanınan adı. 55) Berho'nun karılarından en gözdesi ve adı geçen Hamûd’un anası.


80

----------------------- Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı ----------------------------— 4 —

— NETİCE —

Toplanmışken üç ordunun askeri Aşîı-eîler sarmış iken çölleri Son kötülük obnak üzre millete Berho yine bırakmadı inâdı Teslim olmak lâzım iken olmadı M illileri sokdu büyük nekbete. Oralarda durmak mümkin değildi Bir savaşda mağlûb oldu çekildi Hîlîli’des^) etm ek için ikaamet. Ta’kibciler iğtinâma koyuldu Bütün köyler, hep çadırlar soyuldu Koparıldı Çöl’de kızıl-kıyâmet. Emîn Paşa yazdıysada: «Teslim ol»

«Teslim olmam» dedi, yine buldu yol Üç taburun karşısından kaçmağa. Süvariler kalmış idi geride Yorgun idi gidemedi piyâde Seyr etdiler: Geçdi bu şom kasırga. Asker girdi Hllîli’de Hisar’a^s) Bend uruldu Kanco ile Bişâr’a Ta’kîb için tâ Musul’a yazıldı. İki konak gıdemeden ileri Urdu am Hakkın gizü-askeri Safiyye'de son menzili kazıldı. Ma’iyyeti b eş bin kişi vardılar A şîreH er, her taraf dan sardılar Saldırdılar bu çobansız koyuna. Hansâ etdi aşirete delâlet Eylediler Hükümete dehâlet Toplandılar Cağcağ nehri «d boyuna.

56) Bu «A şiretler», azlık olan M illiler’in on katınca olan ve B orho’ya tâbi bulu­ nan 31 kadar kabile idi. 57) Dirik kasabasının Çöl’e doğru olan yanında ve yukarıda 10. notta anılan Ye­ zidî dönmesi Hüseyin - Kanco’nun m üstahkem köşkünün bulunduğu köy. 58) Kanco’nun kendi verdiği plâna göre yapılan şatosu (müstalıkem köşkü) nun aşiretler arasındaki adı. 59) Y eıtdîler’den Şarkıyâfv aşireti reisi «Btşâri-t Kolos» diye tanınan çok zeki ve pek kurnaz olan bu herif, 42. Hamidiye Alayı’nda Hainûd’un maiyetindeki aşiret «Bin­ başı-! Evvel Bişar - Ağe» d ır (20. «Diyârbeikir Sâlnâw\«si», s. 97). İslâm lara çok dUşmandı. 60) Nusaybin çevresinde Çöl’de b ir köydür. 61) Habursuyu’nun batı kolu olup, güzel kışlakları ile tanınm ıştır. «Çskçak» adh eski bir Türkm en oymağma göre anılm aktadır.


Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı ----------------^ ——

Şİ

N usaybin’de mavzerleri verdiler

Düşmenlerden selâmete erdiler Kalblerinde kaldı ceza korkusu € e rç i mazlûm efrâd mes’ûl tutulmaz R e'îsler’in hiçbirisi kurtulmaz Anlaradır Hükümetin sorgusu. iŞehîdlerin öksüzleri karalı Hastahâae dolusunca yaralı Çöl köyleri başdan başa harabe, î u vahşetler hep anların işleri însân eti kemirmişdir dişleri Lâyıkdırlar en şiddetli azaba. M olla-Halîl “ gibi azgın boğalar Ağır ağır mücâzâtlar görmeli. IKimisiniıı asılması gerekdir lüm isinin gideceği kürekdir Suçu hafif olanlan sürmeli. M am ûd B eğ ler, K anco, B îşâr A ğ alar

Ey adâlet! Ey Allahın kılıcı! Kâm alamaz mazlumlara kıyıcı Zâlimlerin baş düşmeni zulümdür. İnsânlara sağı, solu gösterdin Vicdânlara doğru yolu gösterdin Dedin: İşte zulmün ölümdür. Ey muhabbet! Ey Cennet’in güneşi Sönmek için bu adavet âteşi Karanlıklı gönüllere ışık ver. V atan ecdâd toprağından bir yığın Bu toprağa kardeş kanı akmasın Gözyaşıyla ıslanmasın kuru-yer. İki aydif H ürriyyef’e kavuşduk

Lâyık mıdır iki aylık bu çocuk Lekelensin, güzelliği kirlensin? :Bu m elekdir bizim için teselli Çalışalım kalmasına temelli Onsuz ölüm hayırlıdır bizimçin. Yaşasın Hürriyyel-

62) Bisnvrt köyündendir. Çok becerikli b ir kâtip olarak Beriıo’nun siyasî memuru sayılırdı. Ağasının h er sene Mâbeyne yolladığı U rfayağı gibi arm ağanları İstanbula ^ötUrUr, yağm alarda M illilere öncülük eder, halkı G o y n ıa d a başta gelir ve «aşiret; kaym aiam ı» rü tb esin i alan bir azgın herifti.


zıya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı UHUVVET ŞARKISI

Osmânlı’yız kardeşlikdir kanûnumuz ezelî B ir milletiz Mihal-Gazi ordumuza gireli Dîn farkını aram am ak hepimizin emeli Bir vatanm evlâdıyız, mezheb bizi ayırmar Acem bizi esirgemez, Fİ ren k sizi kayırmaz. Bir toprağın gıdâsıdır cismimize kan veren Bir iklimin havâsıdır kanımıza cân veren B îr Allâh’dır insânlara Incil ve Kur'ân veren Bir vatanm evlâdıyız, mezheb bizi ayırmaz Acem bizi e^rgem ez, Fırenîc srrt kayırmaz, Islâm olan beş vakitde câmi’ine g itm âi H ıristi/an kilisada kulluğuna yetmeli Dîn başkadır, vatan başka bunu ayırd etmeli Bir vatanın evlâdıyız, mezheb bizi ayırmaz Acem bizi esirgemez, Firenk sizi kayırmaz. Gökde yerde iki Hilâl karşılıklı kalacak İyilik son galebeyi kötülüğe çalacak Bütün dünya kardaşhğı bizden örnek alacak Bir vatanın evlâdıyız, mezheb bizi ayırmaz Acem bizi esirgemez, F iren k sizi kayırmaz. Yaşasm U huvvet


ReV i Sene^î H ürriyyef 10 Temm uz, sene 324


«Bu manzumelerin nâzımı, Milli A şireti Re'îsi’nin yapdığı ve yapdırdığı zulümlerin hem ea hepsine gâhid olmuş ve ilhâmını meşhûdâtından almışdır. T elgrafhane V ak'ası’n d a İtHhâd ve Terakki Şu'besi’nin teşekkül ve idâresini eline almaş ve H arbiyye N ezareti’ni, İbrahim daha Şam’da İken tev­ kif ve firârm da on üç mevki’den j^olu üzerine ve V îrânşehr’e kuvvet sevk etdirilmesine Cem 'îyyet vâsıtasıyla mecbûr etmişdir.» ■


I». PEVMÂN GAZETESİ'NDEKİ VAZRARİ


A

•\nv t . .>Viı5ji» \* -

t-

o y

J jU-* y .' ^j ^_:-i ,.\» j•*t —t:»—

■,:

• ı5-J> J* A.Jİİ jU .j!; .1_^ XjV* : J-^'

’ ^jA>» ^ / S

i"-

,j^r> ı\

»jîfjV

•Ifjr' '^-y. ''t« j

^

JrX a-<>^

i

JU »'

dj'ils

j';'i

lâ U l^ ^ğ> ■«J4^;ı/sS'-> ıfjSJb »

•î-*-r

0^

j-.Vjuîj. . J jj,'/c 0 ^ .a ,1 0} Ui^h JJ.İ it.ii- _ 0^Jji y / ’ • jjJji ti;s^'j* *i*-V'-> • j*'*’ ''.u'j''

iy jt

, j.\ y.

«

;Cl!; ^"'i

C' I

»AJ>.İ «5 r';^ ~ öVjS

,■

'‘■ ‘ j-*)’.

j> ' J».'. i f j'U. (ac

.’

'

JM

_,-i'.«-j^ıfT ji

> '- .i’j

J»« .

*1^ Vlj' 'rr^'^

-^}

*;V-

jSy *:W^vA. ^ VirfU .ı,tJL. y îii'j'

i-/

J. >:' J.l-a*OU:-İ

j-.w j JiU r .> ;.,L î. ı£t:>/>-

u-'>‘- - J l'îJj'

’ »A"^! d>* lj( jV t i A İ i , » J-*

W

J>,

liJtV

Jl-:^ î.U

;>ij-V j_ ;.fı

O jf' >;"J *■-;.'

tv’’ * » yui'j

r r yj/

.

'

f jV

• ^-*VV/ /

öMİı ^» T j £ i: . c>4 '^>'> * ' ıi*j

Jtj.6^ *A:il t*»v»

û;-_ llj./^«: —

'j V

*4Î^4'

j l 'j i U

* J ./-

.

J ' j y j-* '

J İ .1 .Î J j j ı

u ji;3i jlö»-ljV^

*jr

«j/ .

»Jl^Vj fUi<J x ji

i U *;.\::p1 JU 4 , Jİ . Jj.ll,(

«if. ^ J-'jl

ıf

,j,:,^jX\/k ıii:.C)e • JSj .^ .j : .l »Jut«> jV_.:tl ^ j u ^ A (I ‘j) ^ *

,çlj.‘l il ,fj_ i..jy ÖjJ..İ jM.ÎU

^^*ij 4ı

J';fl Jl j^->J'_ J.» JU-JJ (f AİİA;'b f. • ıfjJ^j'j' ö*jv <-^VjS £^-^} . ,f: u>j İjT «ı^jkîi^jJ. • j-^’J

jtf

tf'“’ fi?'

,-J*J J <(!•_»’ j ^,j!;-> ^ a îj

j^i J-* S^JVj • jj-*'y. . ^_ı_>

'

ûV jty , jj,y.p j ^ r l J*

Oi-^^ ı#-' ü-**^ j j ' jutj»

4 :’.''*^

J 'j

J '"J '

t^î'j j j —«

/_ JU ji e O O

t J*V< jr ..İÜ V.x Ü.'..L'fM Vv* ı>VV r

«Diyârbekir'de ilk husûsî gazete olmak Üzere» Z. Gökalp’m çıkardığı PEVM Âlî’m ı s Hazii'an 1325 (28 H aziraa 1909) ta rih li ilk sayısı.


Ziya Gökalp’ın îlk Yazı H a y a tı-----------------------

87

a) Ş i i r l e r XXVI GİRİD

Ey şânlı mâder-i-vatanın nûr-i xîîdesi Ey ber-güzâr-i kudsî-i ecdâd olan GirJd! Gaazî bir ümmetin bütün evlâd-i zindesî, Kaahir bir ordunun bütün efrâd-i yek-teni: — Osmânlı neslinin hepsi— olmadan şehîö Bizden Y unanlılar alamaz, ummasun seni. Efserde toprağın şühedânm gubândır Fersûde taşların şühedânın kemikleri Biz sağ iken Y unan gibi bir el nasıl alır: Binlerce hâtırat ile mâlî bu mahzeni, Milyonca Türk’e meşhed olan böyle makberi. Bir hakk-ı lâyezâlî ki, târihe mübtenî. O sm ânlılar ki cümlesi yek-rûh ve yek-emel O sm ânlılar ki cümlesi âzâde ve ser-ferâz O sm ânlılar ki mazhar-i nusret min-el-ezel

Vermez ile-l-ebed husemâye bu me’meni Kaahir bir ordu ser^hadd-i Yunâıi’da mevce-3âx Olsun mu ilk adımda «Tesalya» nişîmenil Ey nûr-i dîde-i vatan, ey ânh memleket! Osmânlı târihinde yatan şânh memleket! Hiç şübhe etmesün kalacak Rûz-i^Haşr’e dek Nâmın haritalarda bir Osmânlı M emleket Üçyüzonüç’te uğradığı şûr ü şiveni Ansun Y unanlılar ebeden ummasun seni. Tevftk S ed ââ

1) Rumi 1313, 1897 TUrk-Yunan H arbi tarihidir. Bu sırada Müşir Edhem Pa$a. 18 N isanda M ilona^eçldi’ni geri almaya yürüm üş, fira r halind» çekilen YananM ar^ 5 Mayısta Farsala/Ç atalca, 17 Mayısta Dbmeke'de bozulmuş ve A tina da düsecekkeB m ütareke dilem işler; 19 Mayıs 1897 de harekâtım ız durdurulm uş ve bütün Tesalya işgalim iz altında kalm ıştır. Z. Gökalp, bu Yunan Bozgunu’na işaret ediyor.


88

----------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı

XXVI r

(RAN

İrân: Bu güze) hıtta-i hürriyyet-i e/hâiı ’) frân: Bu siyeh kişver-i ehvâl ü mezâlim

Bir sahası pür-fecr ü ziyâ Cennet4-irfiân Bir sâhası pür-kahr u gazab Dûzeh-i-muzlim. H ürm üz’le Ehirm en: Bu iki kuvvet-i ma’kûs,

- T a ’bîr-i cedidi ile— hürriyyet ü isdâd Yıllarca savaşdı, birisi §îme-i nâmûs Gösterdi cihâna, öteki vahşet-i nüzdâd. Ey zulmet-i cehl! Etme bu vahşetde ta’annüd H ürm üz edemez E m rim en’e arz-i ta’abbüd Hûrşîd olamaz râdifesi şîr-i-jiyân’ın ^). Ey nür-i hakikat! Sanadır meyl-i Hudâ’nm Akmakda seninçün bu kadar hûn-i şehâdet Hükm-i Ezelî böyle; Şenindir ebediyyet. Tavfîk Sedâd

1) 1909 yılında tran ’da başgösteren M eşrutiyet ihtilâli üzerine yazılmıştır. 2) Iran Bayrağı’ndaki «Şîr u Hûrşîd» (arslan ve güneş) senıbollerine ^ a r e t ed iy o r.


- Ziya Gökalp’m tik Yazı Hayatı —--------------------

89

xxvıu (GİRİD MİTİNGİ'NE Haddi yok girmeğe Y uıranlılar’iû Kalacakdır O irid O sm ânlılar’uı Gitmeğe, ölmeğe hâzırlanıyor Hepisi işte delikanlıların.

XXIX OSMANLI DONANMASI

Geçmekte iken T erm opil’i bir büyük ordu Ma’kes bulacak A kdeniz’in dalgalarında -Çokdanberi nâim— koca bir cânlı donanma Yelken açacakdır Suda lim anı’na ^) doğru. O muhteşem ordu, bu donanmay-i teu'âhen Bildirmede; Artık ümid Osmânlılar’m dır Coşkun denizin şi’r okuyan mevcelerinden Yükselmede bir ses; Girid Osnıânlılar’ındır. -Düşmen edemez ordumuzun şânını inkâr Lâkin bu gazâ etdirecek anveten ıkrâr: Bahriyyemizin de şereM ber-teri vardır. Zâhir olacak işte bu Yunan Seferi’nde; Tâ Haşre kadiar A kdeniz’in sâhalarmda T urgud-R e'ts’îû, B arbaros’u n izleri vardır. Tevflk Sedâd

1) D iyarbakırda Girit adası için yapılan m itingde bu k ıt’a, gençlerin taşıdığı lev­ halara yazılı olarak meydan ve caddelerde d o laştırılm ıştır.' 2) 1897 de Y unanlıları yendiğimizi anarak ona işaret ediyor.


90

— ------------------—

Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı

XXX AĞA

KİMDİR?

Baba! Niçin bu Hürriyyet çıkalı Ağaların kapulan kapalı? ■ Çünkü, oğlum! Onlar ağa değildi Şimdi ağa kim olduğu bilindi. - K im dir ağa? — Bizim rencber Mustafâ Çünkü her gün o çift sürer, biz safâ Babacığım! O bir âdı hidmetçiü! - Kidm et etmek değil mi en birinci. Vazifemiz, insanlığa kim hidmet Eder ise onu sever Hürriyyet, Hürriyyetden evvel beğlik, ağalık Zorbalara olmuş idi arpalık. Tarlalarda alm-teri dökenler Zorbalara kulluk eder, dayak yer, Köpeklerden daha sefîl yaşardı Şimdi artık o zulümler kalmadı. Şimdi hidmet edenlerdir ağamız Şu kadar ki çalışanlar yalanız A m eleler değil, zihin yoranlar Öğüt veren, yolgösteren insânlar H ekim lerle vâızlar da rencberdir K im i bize şifâ, kim i rûh verir İşlerini doğru gören m e’mûrlar Memleketin râhatini. hâzırlar, M illet için çekdikleri emekle Onlar dahi sayılırlar amele. ^ m d i m illet hakikati öğrendi Hidm et edenleri tanır efendi; . Zorbalara ağa demez, yüzvermez. Tanrımızın işlerine akl ermez Bir zamanlar ağa olan kul olsun! Eski kullar şimdi ağa tutulsun! - Babacığım! Bu Hürriyyet pek tath Birşey’ imiş, insanları kanatlı


Ziya Gökalp’ın îlk Y^zı Hayalı --------- — —-------

Birer melek, bûrer hûrî yapacak. Yalnız bizden ister dâim çalışmak. Çalışmakdır insânlann şerefi Çalışkandır eşrâflann eşrefi Çalışanı Tanrı sever, kul sever Hak yolunda ameledir kâsibler. Dîn duygumuz olsa idi uyanık Rûhlanmız kalmaz idi bulanık Alın-teri döker idik toprağa Hem bir işçi ohır idik, hem ağa.

91


92

-----------------------Ziya Gökaip’ın îlk Yazı Hayatı

b) M a k a t e l « r

XXXf

İK İ

SÖ2

(«» ^m ân » gazetesinin 15 (28) Haziran 1325 (1909) tarihinde çıkan ilk sayısının başında jıazılmıştır).

«Peym ân», D iyârbekir’de ilk husûsî gazete olmak Ü2ere mevki’-i inti­ şâra çıkıyor. Karîben «Dicle» nâmındaki refikimiz de «Peymân»! ta’kîb edecekdir. Peym ân’ın gaaye-i hayâli, hikm eM Şarkıyye ile m a'ritet-i Garbiyye’nin te ’lîf ve tevhidinden tevelliid edecek millî ve samîmi bir medeniyyet-i âliyye-i Osmâniyye’dir. Peymân’ın vazîfe-i ictimâ’îyyesi, bu medeniyyet-i fâzıle-i istikbâliyyenin hakikî temellerini taharri Te irâ’eden ibâretdir. Ve min-Allâhü-t-tevftk.

XXXII İctâriyâf; DİYÂRBEKİR NASIL BİR VÂLİ İSTER? D iyârbekir ahâlisi’nin oldukça vazıh bir hâlet-i rûhyiyesi vardır. Bu da her feyzi, her hayrı Hükûmetden beklemek ve Makaam-i Vilfiyet’de oturan zâti Hükümetin rûh-i müşahhası addetmekden ibâretdir. On senedenberi tatm in edilememiş bir ihtiyâc-i şedid-i adâletie muztarib bulunan D iyârbekirlilef her Vâlî tebeddülünde geniş bir nefes-i inşirâh ahrlar. Yeni gelen Vâlî iksîr-i-a’zama mâlik bir künyâger yâhûd devây-i külle vâkıf bir tabîb imiş gibi deı^hâl memleketin mes’ûd bir istihâle-i tekâmüliyyeye mazhar olacağına, emrâz-i müzmineş-i ictimâ’iyyenin kâmllen, teşfif edileceğine kaani’ olurlar. Bu kadar ümîd ve i ’timâdla beklenen Vâlîlerin icrâ’âtı —iyi olsun, {kötü olsun— bitamâmihâ takdîr-i umûmîye mazhar olur; Vâlînin her teşebbüsü rûh-i âmmenin tasvibi zımnî ve alenîsile kesb-i te ’yîdât eyler. Cidden iş görmek isteyen Vâlîler için bundan daha müsâ’id bir Vilâ­ yet bulunabilir mi? Vâkı’a bu kadar mutâva’at-perver, bu kadar hükûmet-perest bir halk içinde icrâ’ât-i hüküm etin mukaavemetlere tesadüf et­


■Ziya Gökalp’ın İlK Yazı Hayatı —-------- ------------

93

memesi lâzımgelir. Fakat heyhât ki üçüncü bir unsur, Vâlî ile ahâlîden müteşekkil âheng-i i’tilâf arasına girerek bütün ümîdleri ber-havâ eder. Bu üçüncü unsur huJûliyûndandır. Devr-i İstibdâd zirâ’ati Hamîdiyye haydudlarına cizye-güzâr, ticâreti ihtikâr şakilerine me’kel etdiği gibi, nüfûz-i Hükümeti de bir sürü Yıldız mukatlidleri’nin^) âmâl-i iğtinâmına âlet etmişdi. Yıldız unsu ru yalnız İstanbul’da değil, memleketin her köşesinde m antar kabîünden türemişdi; Envâ’-i vesâitle müsellâh bulu­ nan bu ikbâl avcıları yeni gelen Vâlîlerle m e’raûrları der-hâl sayd etme­ ğe kolayca muvaffak olurlardı. Tuzaklanna tutulan avlar bir daha pen­ çelerinden kurtulamazlardı. Ahâlî ara-sıra küsûf-i adâletden galeyân-i ye'se gelerek Telgrafhâne'ye dolar, Vâlîleri değişdirirdi. Fakat Hükümetin şekl-i sabıkı kat’iyyen te ­ beddül etmezdi. Çüriki makineyi çeviren eller değişmiyordu. Bu mesrûdâta nazaran DiyârbekıV'e Vâlî olacak zâtm yalnız hüsn-i niyyet sahibi, müstakim, fa’âl olması kâfi değildir. Azm-i hürriyyet-perverîde tamamen mücâhid ve iğfâlâta kapılmıyacak, telkînâta kulak asmıyacak sûretde basîr ve dakaayık-şinâs olması da muktezıdir. İcrâ’ât-i esâsiyyeye hasret-kçş olan D iyârbekir Vilâyeti masa başında evrâk havâlesile idare olunamaz. Sancaklarda, Kazalarda, Nâhiyelerde gözle görülecek, elle yapılacak çok işler vardır. Bu intizamsız Ölkeye Vâlî olacak zâtda kuvvetli bir yürek, kuvvetli bir beyin kuvvetli bir pençe mevcûd olmalıdır. Öyle bir yürek ki havf u gazab yerine muhabbetle meşhûn, öyle bir beyin ki i ’tiyâd ve taklide bedel fikr-i ibdâ’ ile münevver öyle bir pençe ki terdedüd ve tehâlüke mukaabil azm-ı kat’î ile mücehhez bulunsun. îşte Diyârbekir böyle bir Vâlî ister. Hüseyin Vedâd

1) Y ıldız sözü ile, S&ItaM, H t e i d ’ia hafiye teşkilâtı ia g d «diliyor.


94

--------------------- -- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı

S iyâsiyyâf;

XXXII5 ÎLM-İ ÎCTİMÂ

O sm ânlılar’ın. —eğer ıkdâm ederlerse— dîger milletlere tefevvuk edecekleri bir büyük şu’be-i m a’rifet var. Aâr-i ahirin fütuhât-i ictihâdiyyesinden bu kıt’a-i dâniş ilm-i ictim â’aır. Osmânli milleti anâsır-ı m üte’addideden mürekkebdir. Bu unsurlann hususî lisânları, âyinleri, dînleri, mütebâyin ahlâkları var; hey-eti Osmâniyye’de tekâmül-i medenînin edvâr-i muhtelifesine mensûb bütün eşkâl-i ictimâ’iyyeyi görmek mümkindir. Osmanlı ma’şer-şinâsı için bir seyâhat-i cihân-gerdâne icrâsına hâcet yok. Pîş-i enzârına gaayet zengin bir sâha-i tetkıkaat arz olunmuşdur. Bundan başka îslâm ve Osmânli târîhihleri de usûl-i ilmiyyeye tevfikan tetebbü’ olununca ilm-i ictim â’a gaayet metîn esâslar hâzırlanmış olur. Osmântilaı- ilm-i ictimâ’da mütebahliir olmağa ne kadar m üsta’id ise 1er o kadar da m uhtâcdırlar. Çünki Osmânli milleti gayr-i mümtezic anâ­ sırdan mürekkeb olduğu için bir; intizâm-ı tabî’iye, bir tevâzün-i salikiye mâlik değildir. Şimdiye kadar geçirdiğimiz buhrânlar, dûçâr olduğumuz ığtişâşlar hep efkânn tebâyününden, hissiyâtın tesâdüm ünden neş’et etmi^dir.

Ma’rifet-ün-nefsin vazifesi sevkıyyât-i tabi’iyyeyi muktezây-i hâle tev-^ fîk etm ek olduğu gibi, ma’rifet-ün-nâsın hidmeti de te’âmülât-i medemyyeyi îcâbât-ı hikmete tatbik eylemekdir. İntizâm-i tabi’) ve tevâzün-i salîkıye mâük olan mütecânis milletlerin ilm-i ictimâ’a o kadar ihtiyâçları olmaz. Nasıl ki sevâik-ı tabî’iyyesi selîm ve muntazam olan Mmseler ilmün-nefs ta ’allümüne pek de m üftakar değildir . Ilm-i İçtim â'; lisân, unsur, mezheb, sınıf, meslek ihtilâfâtından mütevellid efkâr-ı m ü 'e s s e ^ i sakîmeyi tenkid ü ibtâl ederek yerlerine sa­ hih ve sâlim fikirler ikaame edeceğinden tebâyün-i ârâ ve te-sâdüm-i hissiyâta nihâyet vermiş olur. Emrâz-i ictimâ’iyyeyi bihakkın teşhis eyliyerek müdâvat ve hıfz-ıs-sıhha-i millet için iktizâ eden vesâit-i şâfiyye ve tedâbir-i vâfiyyeyi irâe eder. Bu ilim; ırkın .m uvakkat bir şekl-i ictim â'î olduğunu, b ir idâre-i siyâsiyye tah tın d a yaşayan m üte'addid akvam ın imtizaç ve tecânüsü ile yeni


Ziya Gökalp'm tik Y an Hayattı-------------------- ^ — bir enm ü ıec teşekkül edeceğini isbât ed erek feıtn-î siyâsete büyük hidm et etm işdir,

95 b ir

Acabâ akvâm-ı Osmâniyye’nin tamâmile temzîc ü tecnîsi kaabil mi­ dir? îhüvâ etdiği anâsır-ı muhtelifenin ittihâd-ı samîmîsile yek-dil ve yekcihet bir Osmânlı m illeti husûle; gelebilecek midir? Bu vahdet-i samîmiyye bir ' ro?ir:kin ve mukadder ise tesrî’i için hangi vesâite mürâca’a t lâzımdır? Bu sü’âllere cevâb verecek ilm-i ictimâ’m fasl-ı Osmânîsidir. Bu fashn tafsil ü tazvîhi Osmânlı ma’şer-şinâslanna mürettel? b ir vazifedir. M ehm ed M ehdî


•96

--------------------— Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı

<İdâriyyât:)')

XXXIV (AŞİRETLERİN) NİZÂM-NÂME-İ MAHSÛSLA TAKYİDİ

(Osma)nlı Vilâyetlerinden birçoğunu müşkilât-i (idâreye) ına’rûz bu­ lunduran başlıca sebeblerden (biri de aşî)retlerdir. Aşiretler şakaavet ü ısyâna dâimâ âmâde müsellâh cem’iyyetlerdir. Bu cem’iyyetlerin mazar­ ratı yalnız vergi ve asker vermekden im tinâ’ yâhûd aralarında hiçbir va­ kit eksik olmayan musâdeme ve ığtinâmlar değildir. Ahlâlî-i m uti’anm emniyyet-i cân ü mâlini, memleketin âsâyiş ü refâhını ihlâl eden de bun­ lardır. Ba’zılar sarp dağlarda ve meni’ mevki’lerde barındıkları, ba’zıları da gâh gayr-i meskûn ve gâh nim-meskûn berriyyelerde hâl-i seyyâriyyetde bulundukları için Hükümetin dâire-i nüfûzuna ahnamıyan bu cem’iyyetle uzviyyet-i ictimâ’iyyemize istilâ etmiş evrâm-ı habise mesâbesindedirler. Hayât-i memleketi mâlen ve idâreten tesmim eden bu muzırr ur­ lar Hükümetle te ’mîn-i müsâlemet için merâkiz-i Hükûmetde para kuvvetile ifsâd etdikleri me’m 'jrin ve eşrâf-i mahalliyyeden dâimi maslahat-güzârlar elde ederek ahlâk-ı milliyemize de rahneler açarlar. Âfiyyet-i^ medeniyyemizi tehdid (eden) evrâm-i vahîmeyi bir ameliyye-i cerrâhiyye ile vücûd-i milletden kesüp atmak mümkin-ül-icrâ bir hareket değildir. Anları teşkil eden anâsır-ı hayâtiyyeyi uzviyyet-i ictimâ’iyyenin ensice-i sâlimesi vâsıtasile temsil ve isticnâs etm ek ise medid bir zamâna, su’ûbetli teşeb-, büsât-i tekâmül-perverâneye muhtâcdır. Şimdilik en kaabil-i icrâ olan çâ­ re bu muzır urları bir müdâvât-i münâsibe tatbîkile semiyyet ve vâhametden tecrîd ederek evrâm-ı celime hâUne getirmekdir. Bu da aşiretleri kuyûd-i kaanûniyye ile bağlamak için bir «Aşâir Nizâm-nâmesi» vaz’etmekle olur. Onbeş sene evveline gelinceye kadar HükûmeM Osmâniyye aşiretle­ rin vücûdunu zımnen bile tasdik etmiyordu. Aşiretlerin iskân ve temdîni için emir-nâmeler, ta’limât-nâmeler ısdâr olunuyor, bu em irler verilmekle ârzû olunan neticelerin der-hâl husûle geleceği zu’m olunuyordu. «Bakıy1) Burada ( ) İçerisindeki kelim eler, «Peymâımm biricik olarak elimize g«çeîi ikinci sayısında sıçan yeniği ile yokolan satırlara aittir.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı — --------------------

97

jet-ül-m âzî fî-l-hâl» kabilinden olan ve binlerce senelerin te’âmülile te’eyyüd eden bir §ekl-i ictimâ’îyi yalnız «olsun» demekle taklib etmek im­ kân haricinde oldüğu düşünülemiyordu. Buna binâen o gibi teşebbüsât-ı kavliyyenin hepsi gayr-i müsmir kaldı. Onbeş sene m ukaddem aşîretlerin b ir kısm ına sıfat-ı askeriyye =), dî gerlerine şeref ü imüyâz ^ verildi. Yıldız’ın bu teveccüh-i acîbi semeresi ■olarak nevâhî müteneffizânı da kendilerine b irer A şîret Re'îsi süsü ver­ meğe yeltendi. Ahâlî-i m uti’a yavaş yavaş aşîret nâm ve sûretini almağa başladı. O zamândanberi aşâirle meskûn vilâyetlerde tahaddüs eden kanlı fâci’alar hep bu hareket-i mecnûnânenin acıklı neticeleriydi. Tanzimi iktizâ eden <cAşâir Nizâm-nâmesi», evvel emirde €<Aşîı-et»Ie «Lâ-A şîret»i yek-dîgerinden ayırmalıdır. Bir mecmûa-i nâsın «Aşîret» ad­ dolunabilmesi için yâ ale-d-devâm hayme-nişin ve seyyar bulunması, yâM d meni’ bir mevki’de hâl-i teferrüdde yaşaması lâzımdır. Nizâm-nâme bu ciheti nazar-i-dikkate aldıktan sonra aşiretlerin tâbi’ .olacağı kuyûdu irâe etmelidir. Aşiretlerin kendi aralarında muvâfakat-ı zımniyye ile tak arrür etmiş bir kaa’ide-i m üte’âmileleri vardır: «Bir ferd-i laşîretin ef’âl-i cinâiyyesinden bütün aşîret-daşları mâlen ve bedenen mes’âldür; gerek mâlen ve gerek bedenen ta ’arruza uğrayan bir ferd-i aşiretin intikaamını almağa, emvâlini istirdâd etmeğe bütün aşiret-daşlar hamiyyeten mes’ûldür.» Aşîret hem-neseb efrâddan müteşekkil bir cem’iyyet-i te’âvüniyyedir. Efrâd-ı aşâir nazarında ne cürüm, ne cezâ, ne de ta ’kîb-i da’vâ cıferdî» değildir; «ictim â'î»dir. Bir ferdin icrâ ettiği cinâyeti hük­ m en umûm aşîret yapmışdır, bir ferdin alacağı intikaamı da bütün aşiret .alacakdır. Efrâd-ı aşâir bu kaa’ide-i sakîmeyi eşhâs-i medeniyyeye de tat­ bik ederek, bir köylünün kabâhatinden bütün köy halkını mes’ûl tutar­ lar. Aşâir Nizâm-nâmesi, bir yâhûd birkaç re ’îs-i mes’ûl irâe etmiyen ve rü ’esây-i m es’ûlesi tarafından efrâdın vergi, amele-i mükellefe ve asker gibi tekâlifinin i ’tâsı ta’ahhüd ve aşîretden olan erbâb-i cinâyât ve şâir firârîlerin der-dest ü teslimi der-’uhde edilmemiş olan aşiretleri eşkıyâçeteleri adâdına idhâl ederek haklarında tenldlât-ı şedîde-i askeriyye icTâsını mutazammın olmalıdır. Böyle bir mâdde-i kaanûniyye hem aşiretle­ rin örf ve te ’âmülüne muvâfık, hem de vücûd-i aşâirden intişâr eden ma.'zarratların dâfi’dir. Çünkü bir aşiretin r ü ’esâsı zımân ve m es’ûliyyet koriu s ile yâ aşiretini temdin ile aşîret hâlinden çıkarmağa çalışacak, yâ tazmîn-i tekâlif ve teslîm-i mücrimin kaa’idelerine ri’âyetle aşâir-i gayr-i muzırra sûretine ifrâğ edecek yâhûd riyâset-i mes’ûleyi kabûl etmiyerek .aşireti başka rü ’esây-i mes’ûle arayup göstermekde muztar bırakacakdır, jn ü te’ahhid ve mes’ûl re ’îsler irâe edemiyen aşiretler ise gösterilecek ma2) h. 1308 (1890) yılında kurulan «Hamîctiyye Suvâri Aİ4yIanı>na işaret ediliyot',, 3) A rap aşiretlerine işaret ediliyor.


98

----------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazr Hayatı

halde İkaamete mecbûr olacak; itâ’at etmediği takdirde tenkil edilecekdir. Bü Nizâm-nâme aşiretlere bir imtiyâz-ı mahsûs veı-miyerek anlarda­ ki husûsiyyât-ı ahvâli mevâdd-ı mâhsûsâ-i nirânıiyye âle takyid edeceğinden, aşiretlerle rtîeskûh vilâyetlerin- medâr-ı felâhr olacağma şübhe yokdur. Devr-i-İstibdâd’dâ «Hüsû'siiyyet-i MeVki'iyye» ta’bîrile ifâde olıınüp icrâ ’ât-ı keyfiyyeye bâhârie ittihâz olühan bu gibi ahvâl-ı şâzzeye; bir nihây'et vermek lâzımdır. Usûl'i Meşrûtiyyet bütün mesâlih-i idâriyyenin; kaartûn dâiresinde ' icrası dlemek olduğundan, şimdiye kadar hiçbir kayd-i kaanûnî mukây^ed bülünmayah aşiretler hakkında bir Nitâm-nâme^i Mahsûs tanzimini Hükûmet-i • ‘ Meşrûtaniıztn ' ‘hasâfet-i ■nıehâmm-şinâsânesindeh tem enni eyleriz. Hüseyin Vedâdı


-------------- Ziya GökalpUn ilk Yazı Hayatı --- --------- —------^— (,;99

Siyâsiyyâf :

XXXV TÜRKLÜK VE OSMANLILIK OsmanlI hey'et-i ictim â'iyyesrniiı ilk müessisleri —o zamânffl isti’ıd.âdı ifevkiılde olarak-— hissiyât-ı cinsiyyeden ârî, efkârdı kavmiyyeden bâlâ-ter •bir :gaaye-i.;hayâl ta’kîb etdiler;. sahneri ,târihe, an’aned nesliyyeden. âzâde, her türlü ibdâ’ât ü ictihâdât-i ictimâ’iyyeye müsâ’id;yeni bir ■m ü let;idhâline teşebbüs eylediler. i :; , Osmânlılar, üçbirl senedenberi; Asya .ve. Şarkî-Ayrupa’da sultânTÜs-selâtîn' hükm ünde: bulunan . eskr Türk ,Hakanları’nın /yeni bir ,sülâlesi; olnjak iddi’âsile meydâna atılmadılar;.,Selçuk DevleM Türkiyy.esi’nin/;vârisleri.;ölduklşın hâlde. târîh;i millîlerini .Selçuk ;târihi’n e 'd e rabt :u ilhâk- eylemedi1er. ib , ‘ Büsbütün yeni bir hayâta başlıyabilmek için- eski ■râbıtaları. kırmak, îiseıvâbık-i târîhiyyeyi tamâmen unutmak lâzımdı. İlk Osinânlılarızamânİarımn ;«Genç-İnsânlar>>L İ olmak için mâzîyi bütün ân’ahâtile ;reddedeTek nazarları-, mı .yalnız istikbâle atf >etdiler. ; Osmânlılar eski Türk Hakanlığını müceddeden te ’sîse teşebbüis .etmiş olsalar da muvaffak olamazlardı. Çünkü T ürk Hakanı «Tûrân» nâmi>Verilen ye Türk dilinin söylendiği bütün ölkeleri başdan ba§a çerçiveleyen: gaayet .geniş, bir memleket-i muhayyelenin hükümdâr-i ma’nevîsi demekdiü iBöyle târihî ve azametli bir unyâna iddi’ây-i mâlikiyyetle ortayâ atılan sâhibrZühûr bir hânedân o. memleket-i mecâziyyeyi bir mâlikâne-i ıhakîkî hâline ge­ tirmek ve o hâkimiyyet^i m a’neviyyeyi bir fhükûmet-i mâddiyye ve .fi'liyyeye (.. .i) ifrağ eylemek: için cihângîrâne -fûtu (hât) icrâsına; teşebbiis 'teyle.büs i eylemek mecbûriyyetinde (kala)câkdı. C eng iz;Han bu y üksek i (;.O gi^ irişmeği tecrübe etdi. (./:........v ..v ..u ...,o ld . Türk>Târihinin lolan bu cihângîi'j' hak(îkaten Türk, dilinin) konuşulduğu ülkelerin umûfmu:nu kendi) bayrağı altında birleşdirmiş, «Tû(rân.;..) memleket-i mevhûmesi;iıi yeniden bir saltanat-ı (;...:.) hâline getirmişdiiS Lâkin şim(diM’telefon,) ıtelgraf gibi vesâit-i iltisâkıyyenin (mevcûd) olmadığı, öyle bir asırda bu ka­ dar vâsi’ bir memleket inkısâm; u inhilâlden kurtulamazdı. İşte bu rsebebin . te’siriledir ki Cengiz Han’ın; vefâtındân. az bir hıüddet sonra;isaltaûatıldû•çar-ı inkısâm ât oldu. . Osmânlılar T ürk istân ’dan T ü rk lerin Anâyurdu’ndan pek uzak düşmüş1) Burada (

) içerisinde,gösterilen yerlerde sıçan yjeniğinş rastlanm aktadır.,


100

----------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H a y a tı----------------------- —

lerdi. Zamân ve mekânlarından ziyâde hâiz oldukları dehây-ı husûsî onl^ başka bir gaayeye, başka bir hedefe sevketdi. Bu gaaye, kan-karde§i olmaî yan m üte’addid akvâmı cân-kardeşi yaparak gırîzî ve vilâdî «enmiizecle^ fevkinde terbiyevî ve tekâm ülî bir «enm üıec-r millî» ibdâ’ etmekden ibi' retdi. Vâkı’a bu enmûzec-i muhayyel bütün gaaye-i kem âller gibi yalnız İJiı vücûd-i zihnîye mâlikdi, vücûd-i hâricîsi yokdu. Fakat bütün mevcûd-i zil)' nîler, bütün kemâl-i mutasavverler gibi bu mefhûmun da hâricde mâsad^ kalan gibi tahakkuk edecekdi. Bu mevcûd-i zihnîyi ezhânda tesbît ve idâme için mefhûmât-ı külliyyeyi tecsîm eden kelimeler kadar âlî, efkâr-ı mücerredeye şahsiyyet veren lâfıt 1ar kadar rakîk bir isim lâzımdı. Igte «Osmânlı» kelime-i nezîhesi bu ihti^ yâcm (mev)lûdwdur.j^,, (Bu kelime-i) m ükerremin hâricî mâsadaklar, (bu m u’azzez is)min ha­ kîkî müsemmâları Osmânhhğın (ilk) zamânlarında bile tahakkuk ve tekev* vün etdi. AbdürraKm ân-Gaazîler, Konur-(Abalar, Samsa)-Çavuşlar nasıl herşey’den evvel (.......... ) Mi)hâl-Gaazîler, Evrenos (Gaazîler, .......... evvel-be-evvel Osmâırlı (................... ) Paşa nâmile o zamâna kadar en büyüğüne muhassas bir makaain (.............,)nı ihrâz eden Kara-Halît — «Şeref-Nâme»nin beyânına nazaran— neseben Kürd olduğu (hâlde kal) ben çok Türk’den daha ciddî bir (.................. ). Sad.r-î-’azamlann. vezirlerin, beğlerbeğlerin tercüme-i-hâlleri tetkik olunsa bu devletin te ’sîs ve te’yîdti ne hidmet eden a’âzimin anâsır-ı Osmâniyyeden hemân kâffesine nisbet-; leri olduğu tebeyyün eder. Müessesân-ı devlet ez-cân ü dil «Osmânlı» olacak efrâd-ı güzide yetişdirmek için üç mekteb-i am elî fe’sîs etmişlerdi: Enderûn-i-Hümâyûıv Paşa-D âireleri, Yeniçeri-Ocağı.

Anâsır-ı m uhtelifenin müntehab gençleri arasından iltikaat

olunan

Acemî-Oğlanlar bu üç mektebden birine verilir, terbiyye edilirdi. Bu mek-

teblerde yetişen dilâverler hasâis-i ırkıyyeden ta ’arrî ile bir mücerrediyyet-i nezîhe-i rûhiyye iktisâb eylediklerinden hakîkî O sm ânlılar olurlardı/ Hakîkî Osmânlılar hâdde-i ıstıfâdan geçerek, T ürk ırkı da dâhil olduğu hâlde, bütün urûk-ı mevcûdenin fevkinde yeni ve âlî bir (millet-i) târihî teşkil ediyorlardı. Osmânlı enm ûzeci T ü rk enm ûzeci’nden büsbütün baş­ ka idi. T ürk kalanlar Osmânlı olamamışlardı. Osmânlı olanlar artık Türk değil idiler. Hayât-ı askeriyye ve siyâsiyyeye iştirâk eden güzîde gençler —hangi unsura mensûb olurlarsa olsunlar— Osm ânlılaşm ak’da idiler. Fa­ kat Osm ânlılaşm ak T ürkleşm ek değildi. T ü rk ler’in de hayât-ı resmiyyer ye iştirâk etm ek îstiyenleri dîger anâsır efradı gibi Osmânlılaşmak mecbûriyyetinde idi. Unsur-i hâkim, T ü rk ler değil, O sm ânlılar’dı. Bu hâle nazire olmak üzere, türkçeden ayrı ve türkçenin fevkinde olarak yeni bir Osmânlı lisânı da tekevvün ediyordu. Bu yeni lisân mu­


Ziya Gökalp’m İlk Y a n H a y a ü -----------------------

101

t-i ictimâ’înin tahavvülât-ı mütevâliyyesini ta ’kîb ederek sarfça, nahivce, gatça eski türkçeden ayrılmış, büsbütün OsmanlIca olmuşdu. Ostnânlır kendilerine T ürk demedikleri gibi lisânlarına da «türkçe» nâmını verlediler. Osmânlı m illeti, Osmânlı lisânı, Osmânlı edebiyyâtı, Osmânlı möisesât ye a n 'a tıâ trm n kâffesi altıyüz senelik Osmânlı târihinin mahsûliridir. T ü rk tâ rîh i’ne âid bir T ü rk kavm i, b ir T ûrân ölkesi var ise de Os;ânlılar bu ta’bîrleri ilm-i müstehâsât-ı ictimâ’i ıstılâhâtmdan addederîr. «Türk» nâmı Osm ânit terkîb-i millîsinin en mühim unsurunun ism i oliuğu için şâyeste-i tevkîrdir. Eakat bu da m uhakkakdır ki Osmânlı de­ nek T ü rk demek değildir. M ehm ed AAehdî


102

------------—— — Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı

Ahlâk:

XX XV I H Ü R R İY Y ETİN M EN BA'LARIN A DOĞRU .

T evhîd; hâli>:a k a rş ı abd, m a h lû k a a ta k a rş ı hürr, olm akdır. :

Hürriyyet' Allâh’dan başka hiçbir kimsenin kulu olmamakdır. Cenâb-i-Hakkın gayrine kul olmamağa Rûz-i-Elest'deki peymânımızla müte’- , ahhidir. Bu pey mân Hâlik ile mahlûk arasında mün’akıd bir mukaavele-i dîniyyedir. Ezel-i-âzâl’de akd olunan bu mukaavele-i mukaddese ile-l-ebed m er’î kalacakdır. Ruhumuzun derinliklerindeki gizli sesleri dinliyelim; Orada o ân-i ser-medîde işitdiğimiz hitâb-ı Sübhânî ile verdiğimiz cevâb-ı vicdânîyi dâimâ duyabiliriz. O hitâb-i m u’azzez her lâhza cân-kulağımıza «kula kul olmayınız» ferm ânile nidâ ediyor. Kula kul olanlar üserâdır. Mü’minler ise — «El-Mü'minûne ahrâren» hadis-i Nebevisi mûcibince— hürdürler. Hürriyyet zîrûh veyâ bîrûh hiçbir mahlûkun abdi, esiri olmamakdır. Çok kimseler h ür doğmuş iken hüsn-i rizâlarile bir zâlimin bende-i dîrînesi, bir hâinin çâker-i kemînesi olmuşlardır. Bunlar gönüllü esirlerdir, m u’âhede-i Ezeliyye’yi unutanlardır. Çok kimseler de mukaddes vazifele­ rini bir tarafa atarak nefs-i emmârenin esîr-i hevesâtı olmağa rizâ göster- mişlerdir. Bunlar da üserây-i nefis’dir. peymân-ı ser-mediyi muhâfaza etmiyenlerdir. Alâik-i sefîle ile mukayyed olanlar ister birinciler gibi üserâyi siyâslyye’den, ister İkinciler gibi üserây-i ahlâkıyye’den bulunsun Cenâb-ı-Hakkın gayrine rabt-ı kalb etdikleri için her hâlde itâb-ı Rabbaniden kurtula­ mazlar. Dîn-i İslâm; sâliklerini kuyûd-i mâsivâdan tecrid eder bir dîn-i hürriyet-perverânedir. îslâmiyyetin üss-ül-esâsı olan tevhîd yalnız Rabb-i-Vâhid’e kul olmak, başka rablar tanımamak demekdir. Hulâsa-i kelâm bizim iki büyük vazîfe-i diniyyemiz vardır ki birincisi Hâlika karşı abd vazifesin­ de, İkincisi m ahlûkaata karşı h ü rr hey’etinde bulunmakdır. O hâlde Ehl-i-İslâm'jn ibâdetden sonra en büyük şi'ârı hürriyyetdir. Mehmed Nâil,


Ziya Gökalp’ın İlk Yazi: H ayatı— -------------- —

103,

adâHyyât;:

XXXVl( A'ŞÂR IHÂLESİ

A 'şâr N iıâm -nâm esi Hükümet m e’m ûrlarile Mecâlis a’zâlanm a’şâr iltizâmından men’ etmişdir. Devr-i-İstibdâdda bu m en’-i kaanûnînin hiç lıükmü yokdu. Me’m ûr ve â’zâlar nâm-ı m üste’ârla açıkdan açığa a’şâr il­ tizâmından çekinmezlerdi, Nüfûz-i Hüküm et bu kabîl kimselerin âlet-i intikaamı olduğundan, bunların köylerine tâlib çıkmak hiçbir yiğidin cür’et ■edeceği bir iş değildi. Böyle bir cesâreti tecrübe edenlerin kimisi iftiraya uğrayarak mahkemelere düşmüş, ba’zısı da meydânda ta’şîr edecek h ar­ man bulam ıyarak yalnız zarar-ı mâlî ile kurtulm uşdur.

Devr-i Meşrûtiyyetde b u .gibi ahvâle artık nihâyet verileceği ümîd olu­ nuyordu. Müteneffizân köylerini iltizâm edecek mültezimlere kuvvet ter­ fik edileceğine ve lede-l-icâb m üfettişler ta’yîn ve i ’zâm kılınacağına dâir Meclis-i İdârece verilen karâr bu ümidin tecelliyât-i hasenesindendir. Ma’m âfih bu tedbîrin kâfî olduğunu da kabûl edemeyiz. Me’m ûrîn köylerinin sâhibleri tarafından nâm-i m üste’ârla iltizâm olunmıyacağına Meclis-i İdâre emîn olabilecek mi? Bu hâl husûle geldiği takdirde rûh-i kaanûn haleldâr olmuş olmıyacak mı? Devr-i-İstibdâdda bu- m u’ânıeleye bilerek gözyumuluyordu. Fakat bu devirde artık müsâmaha ve ığmâz-ı-ayna imkân var mıdır? Hükûm etde bir meVki’-i resmîsi olmayan müteneffizân hakkında lîeclis-i İdârenin bu karârla tevessül etdiği tedbîrden başka birşey’ yapı­ lamaz. Bu köylere m üşteriler aranarak hadd-i lâyıkım buldurm ağa çalış­ makla berâber sâhiblerinin tâlibiyyetleri de m en’edilemez. Fakat me’mûrlara âid köyler sâhibleri tarafından iltizâm edilemiyeceğinden ötekilere kı­ yâs edilemez. Meydânda herkesin bildiği bir hakikat var. Hükümete mensûb zevat Icöylerini nâm-ı m üste’ârla iltizâm ediyor, dîger mültezimler bu köylere tâlib ölamıyor. Bu hakikati bilüp dururken bilmez görünmek câiz değildir. Elbette kaanûnun bu gibileri iltizâmdan m en’ etmesinde bir hikm et var. Bu madde-i kaanûniyyeyi bi-l-kuvve tatbîk, bil-fi’il ihlâl edenler kaanûna itâ ’at etmiş sayılırlar mı? Bu köyler için yapılacak yalnız birçâre vardır. O da işin hidâyetinde bunların em aneten idâreleri hakkında bir karâr ve­ re rek müstakim ve bitaraf m ü’aşşirler göndermekdir.


104

----------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı

Devr-i Meşrûtiyyetde ağnâm ta’dâdında oldukça zamâim vukuu’buldu. Fakat bu mıkdar-ı munzam kemmiyyet-i m ektûm âta nisbeten pek dûn; kaldı. Meşrûtiyyetin îcâb etdiği adâlet-i nüfûz-i ber-endâzâne bu seneki. a’şâr ihalesinde de görülmezse intizâm-ı muntazarın husûlüne daha b ir m üddet beklemek lâzımgeldiği nümâyân olacakdır; Bu zamanın daha, çok müddet uzatılmamasını Hükûmet-i mahalliyyeden temenni eyleriz. Hüseyin Vedâd'


Ziya Gökalp’ın îlk Yazı Hayatı — ------ ^ ------------

10&

Siyâsiyyâf :

X X X V III Y EN İ O SM AN LILAR

Yeni Osm anlIlar, eskilerden yalnız sevdây-ı Meşrûtiyyetle temeyyüz etmediler. Bu genç unsurun Meşrûtiyyetden sonra iki gaayesi daha vardır ki birincisi İttihâd-i Osmânî, İkincisi Terakkî-i m edenî’dir. Meşrûtiyyetin rûW ma’nâsı «hâkimiyyet-i mantık»dır. Mantık, insâniyyetin akl-ı selimi olduğu için bir ferdde yâhûd efrâd-ı m üte’addidede tecessüd edemez; bu akl-ı küllün dimâğ-ı fa’ali ancak bir milletin hey’et-1 umûmiyyesi olabilir. Meşrûtiyyetin m illete tevcih etdiği hâkjmîyyetin menba’ı budur. «Osmânii İttihadı» bir tahassüs-i vicdanî değil, bir ictihâd-ı mantıkî­ dir. Şübhe yok ki her ferdin samîm-i kalbinde duyduğu ilk his, lisân ve edebiyâtıile jterbiye-i ibtidâiyyesini temessül etdiği kavmiyyet-i husûsiyyesine m uhabbetdir. Milliyyetin kavmiyyetden daha âlî, daha insânî oldu­ ğunu anlamak bir akl-ı mücerred-in ictihâd-ı ahrârânesine mütevakkıfdır. Terbiye-i ibtidâiyye sevkıyât-ı tabi’iyye-i mevrûse gibi tenkîd aklînin murâkabesi olmaksızın kabûl edilmiş olduğundan bir nev-i esâret-i rûhiyyedir. Müceddeden bülend ve mümtaz bir terbiye-i hürr-endîşâne iktisâb etmek için sâha-i vicdânı nisyân-ı mahfûzâtla bir levha-i hâliyye hâline ge­ tirmek iktizâ eder. Şark’da İmâm Gazâlî, Garb’de D ekart tarafından şahsın. t€ceddüd-i felsefîsine tahsîs olunan bu kaaide milletin teceddüd-i medenî­ sine de t^tbîk ölunabilir. Bu kaaidenin mahall-î tatbik bulduğu M emâlik-i-Müttehide ahâlîsi gö­ zümüzün önünde celî bir misâldir. Anâsır-ı .muhtehfenin imtizâcmdan husûle gelen bu milletin nazarları yalnız istikbâle m a’tuf olan ferdlerine «hangi unsura m ensûbsun» diye sorulsa «Am erikalıyım » kelime-i kat’iyyesiıiden başka bir cevâb ahnamaz. Osmânlı memleketi Şark’ın hür ve terakkî-perver bir Amerika’sıdır, Bu mübârek ölkede yaşayan m uhtelif unsurlara mensûb Genç-Osm ânlılar da her şey’den duygusile mütehassis, Osmânlı nâm-i pür-ihtişâmile mübâhîdirler. Bu yeni nesiller lîsân-i kavmîlerini, edebiyyât-i cinsiyyelerini mu­ hafaza etmekle berâber Osmânlı unvân-ı umûmîsi tahtında daha asrî, da­ ha mütekâmil bir medeniyyet ibdâ’ olunabileceğini idrâk eylemişlerdir. Genç-Osmânlılar âlem-i umûmîde m illetlerin i ’tilâf ve ittihâd-i tâm hâline 'gelmesine çahşan beyn-el-mileliyûnun bu fikr i necibini âlem-i Osmânîye


106

---------------------- - Ziya Gökalp’ın îlk ,Yazı H ayatı---------------------------- —

tatbik emelindedirler. Genç-Osmânlılar kimlerdir? Hangi unsura mensûb olursa olsun yeni hayâta, yeni muhit-i medeniye intibak eden ve muhab-, betle hamiyyetin dâire-i şümûlünü bir unsura inhisârdan kurtararak umûm vatandaşlara ta ’mîme çalışan nev-endîşlerdir. Bunların nazarında Memâlik-i-Müftehid’de «Amerikalı» mefhûm-ı küllisi nasıl kavmiyyetlerin fevkinde bir m a’nây-ı milliyyeti tazammun ederse Şark’da da «Osmânlı» tasavvur-i umûmîsi o sûretle husûsiyyât-ı akvâmdan m ücerred bir me’âl-i ictimâ’i ifâde eder. Bu zümre-i nâciyeye mensûb Türkler «biz evvel Osmânlıyız sonra Türküz», Arablar «biz evvel Osmânlıyiz sonra. Ar abız», Ermeniler «biz ev­ vel Osmânlıyız sonra Ermeniyiz», Rumjar «biz evvel Osmânlıyız sonra Ru­ muz» derler. Kürd, Arnavudr Bulgşr, Lâz, Musevî, Çerkeş gibi dîger Ösmânlı unsurlarına mensûb nesl-i, cedidin kâffesi bu düstûr-i millîyi tebcil' ile tekrâr ederler. ^ Genç-Osmânlılar-ı irticâ’iyyûndan teşfrîk eden nuhbe-i mümeyyizeler; Meşrûtiyyet ve İttihad-ı-Osnıânı gaayeleridir. Usûl-i Meşrûtiyyeti imhâya çalışanlar nasıl m ürteci’înden iseler, Osmanlılığın vahdet-i milliyye ve tamâmiyyet-i mülkiyyesini ihlâle sâ’î olanlar da . irticâ’iyyûndandır. Kaanûn-i Ösmânî hüküm etin şekl-i, hâzırını tebdile çalışanlarla vatan-ı mü-, kaddesin tamâmiyyet-i mülkiyyesini ihlâle uğraşanları mücâzât-ı şedide ile, tehdîd etdiği için memleketimizde i’âde-i,istibdâd, ve tefrik-ı anâsır mak-, sadlarile siyâsî cem’iyyet ve fırkalar teşekkül edemez. Bu gibi harekât-ı, ihânet-kârânenin zecr ü tenkilini İdâre-i-Orfiyye Kaanûnu taht-ı te ’mîne, alm ışdır, T erakkiye, bir.; hadd-j mu’ayyen ta ’yîn plunamıyacağı için yalnız ^ bu dâire-i m eşru’a d a 'i’tidâl-peryer ve m üfrit fırkalar te’essüs .edebilir., Terakki yâ taklide yâhûd:ibc^â’ .tarîkile olur. Taklîd tarîkile husûle; geleni terâkki komşu bağçelerindpki, çiçekleri koparıp .kendi, bâğçemize dikmek; kabîlindendir. ;İbdâ’ sûretile vuku’a g etirilen , terakki bu çiçekleri tohum,ve aşı vâsıtasile yetişdirmek gibidir. Bu iki çeşîd hadîkari medeniyyetden., birincisi, müddet-i i cüz’iyyede. solmağa mahkûm, İkincisi bir hayât-ı.medîdeye mazharyyetle bekâmdır, , , , Genç-Psmânlaı-'ın tercih;,,edeceği meslekri terakki Şark’ın füyûz-i, ma’-,, neviyyesile Garb’ın ,. kemâlâ.tri .m âddiyyesini: terkîbden H^âret ,olan terak-, kî-i mübdi’ânedir. Osmânlı milleti Genç-Osmânlılar’ın delâlet-i mürşidâ^ neşile ilâ-nihâye meşrûtiyyet ve m uhâdenet-i tâmme hâlinde yaşayacak ve dâim a ileriye^ doğru yürüyecekdir.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı- H a y a tı--------------- -— —

107;

(idâriyyât:)

XXXIX ZİRÂ'AT VE ZE'ÂMET

, Diyârbekir V ilâyetinin: n e : merkez ne de m ülhakaatında nüfûz-i şah-,, siye, -mâlik bir ferd yokdur. Müteneffizân dediğimiz kimseler yâ me’mûr-,, lara, yâhûd me’mûriyyet ve a’zâlıklara hülûl ederek nüfûz-ı hüküm et ığtı-;. sâb eden Köy-Sâhibleri’dir. Bu Köy-Sâhibleri gerçekden çiftçi değildirler. Çünkii ıhakîkaten; çiİEtçi olan vaktini aleJ-ekser çiftliğinde geçirmeğe mecbûrdur,, o i hâlde i me’­ mûriyyet yâhûd a’zâlık sandalyasmdan imzâr için zamân-i müsâ’id- bula- : :maz. , Erbâb-ı, ticâret dâimâ şehirde oturdukları ve günde bir dki îsâ’at Hür kûm ete, gitmek, için zamânları daha m üsâ’id olduğu hâlde niçin: a’zâhklara heyes: göstermiyorlar da Köy-Sâhibleri Hüküm et sandalyalarına bu ka­ dar hırS/Ve tehâlük ib râz:ediyorlar? Bu hâlin; sebebini, anlamak için köyleri rimizin rû h u n a tahlil:etmeliyiz;: . Köylülerimi?; ekseriyyetLe Kürd kav.mine mensûbv câhil ve ,-aşîret< a,hrî, lâkıle me’lûfdur, hissiyyât-ı milliyye. ve yataniyyeden; külliyyen,vmahrûm-^ dur. Kürd köylüsü; masarif-i umûmiyyeye: iştirâk d ek i, şeref-i hâkimiyyetiî bilmediği' için yergü yermek istemez, vatanı, köy yâhûd ^aşiretden -ibâEet2ann-etdiğL içitı, askerlikden ikaçar; , kaanûnun yazılmış; olduğu; lisânın bir; kelimesini anlamadığı, için, mahkemenin! çelblerinej.:.da’vetlerine:jcâb,et-^t^, mez; zekât-ı şer’îyi molla ve : şeyhlere;,tamâmenj yerdiği, için: a’şârdahv ağK nâm dan J) ;çalmayi; muhikk;ybir hareket; zu’m eder. ::Köylü; h u ;ârzûlarında m üyesser .plnıak için bir;: lıâmîye,;, bir :zahîre muhtâcdır-;.rݧte-Sâhiblerini l a ’bir-i; .mahallîsile Köy-Ağası’nı yetişdirenyköylülerin bu: ihtiyâcıdlfc Köy-Ağası san’at-ı hülûldeki mehâreti vâsıtasile nüfûz-ı hükûmetden b ir cüz’ünü-i elegeçirdi mi der-hâl köylerindeki efrâd-i mükellisföyi asker­ den, m ücrim leri mahkemeden, vergü ve' âmele-i miükeliçfe bedielâti ıi;edyûhlârl:tu tâhsildârdâh kurtarnlâğa çatışır! fiu lıidmeti' isâyesimde'.'^Öy^ löri dâliilinâe bir emîr-i müstakil gibi hüküm sürer;. cerâimden;,;;;münâköT hâtdan, kız-kaçırmakdan hare alır; daha başka türlü m enfa’atlere de nâil 1) «A'şâr», toprak m ahsulünden alınan ondabir nisbetindeki vergi, «aanâm» da hayvan ve bilhassa koyun vergisi idi. 2) «Amele-i mükellefe», eskiden «yol-vergisi»ni p ara ile ödeyemiyenlerden belli gü nler sayısınca Nâfia M üdürlüğü em rinde yol-amelesi olarak çalışacaklara denirdi.


108

--------------------Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H a y a tı----------- ;--------- :----------

olur. Köylüler de akıllarında şâkir-i ni’met olduklarından ağnam mektûm âtm ı büânoksân Ağa’ya verirler, köyün a’şânnı Ağa’dan başka bir kim­ se iltizâm edememek için —ketim, iftirâ, yalan şehâdet kabilinden— her ne lâzımsa yaparlar. Köy-Ağası denilince bütün arâzî m utasarrıfları anlaşılmasın. Hayât­ larını sırf zirâ’ate hasretmiş arâzî m utasarrıfları da vardır. Fakat bunlar diğerlerinin rakaabet-i gaaübânesile kuvvet-i Lâyemûtdan başka birşey’ kazanamazlar; Köy-Ağalan ise hem zirâ’atden, hem ze’âmetden kazandık­ ları için müdebdeb bir hayât ile yaşarlar. Vilâyete yeni gelen me’m ûrlar işin aslını bilmedikleri için bunları şerefli Eşrâf zannederler ziyâfetlerine tereddüdden, vesveseden ârî olarak giderler. Bu leziz mâidelerin b irer süslü tuzak olduğunu pek geç anlarlar, fakat hayfâ ki o zaman iş-işden geçmiş bulunur. Sipâhîlifc, yurdluk, ocaklık gibi eşkâl-i ze’âmet yarım asırdanberi res* men kaanûnen ilgaa olunmuş ise de fi’len mâddeten el-ân bâkıdir. Elim b ir kaanûn-i tabı’î neticesi olarak hâl, mâzînin tahakküm ünden tamâmile kurtulamıyor. Bu devr-i Hürriyyetde bile zürra’ nâmını takınan bu zalim­ ler Vilâyetin her tarafında bi-z-zât yâhûd bi-l-vâsıta ihrâz-ı mensâb ederek devâir-i hükümeti istilâ, memleketi envâ'-ı i'tisâfa ilkaa etmekdedirler. Bu hastalık muvâfık bir müdâvat-ı ictimâiyye tatbik olunmak şartile teşfiye edilebilir. Bu teşfiyenin başlı vesâitinden birincisi bir ân evvel mehâkim a’zâlıklarının yerli ahâlîden intihâbına hitâm vererek dîger vi­ lâyetlerden getirilmek üzere nasbî a’zâların ta’yinidir. İkincisi arâzi-i vâsi’a •m utasarrıflarının zirâ’ate hasr-ı mesâ’î etmesini te ’min için me’mûriyyetlerde istihdâm olunamamasıdır. Üçüncüsü köylüleri bi-z-zât devâirem ürâca’ate alışdırmak için resm î da’va-vekillerinden başka hiçbir kimse­ nin köylülerin mesâlihini ta’kîb etmesine m üsâ’ade olunmamasıdu:. Dör­ düncüsü köylülerin hissiyât-ı vataniyye ve efkâr-ı milliyye Ue tezhîb ü. tenviri için köy-mekteblerinin tesrî’-i te’sîsidir. Bu tedbîrlere tevessül olunursa devâir-i hüküm et müteneffizânm müdâhale-i dâimesinden tahlîs ve zirâ’at âfet-i ze’âmetden tamâmile tecrîd olunabilir. Hükûmet-i mahalUyyeden beklediğimiz ilk hidmet budur^). 3) Z. Gökalp bu yazıyı neşrettiği (Eumî 5 Temmuz 1325) sâ’at ikibuçukda lâyetimizin ilk M eşrûtiyyet Vâlîsi olan kıyyetlerini tem enni eyleriz» yolundaki neşredilm iştir.

sırada, yeni «Diyârbekir Valisi» Galib Pafa, «dün merkez-i Vilâyete muvâsalat buyurdular. Vi­ müşârün-ileyh H azretlerinin hüsn-i muvaffahaber ve dilek de ayni «Peymân» sayısm da


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H a y a tı-----------------------

109

S iy âsiy y ât:

XL lYD-İ MİLLÎ

Millet, asırlarca beraber yaşamış, zulüm ve felâkete berâberce göğüs germiş, şân ve şerefi beraber istihsâl etmiş, beraber ağlayarak toerâber sevinmiş, âtiyen de gaaye-i m üşterekeye vüsûl için berâber muzaffer ol­ mağa azmetmiş efrâd-ı m üte’âvinenin hey’et-i mecmu’asıdır. Osmânlı mil­ leti târihimizin şehâdetile sâbitdir ki böyle bir milletdir. Bir milletin me’âsir-i siyâsiyye ve mefâhir-i ictimâiyyesi umûmî bayramlarında temessül «der. Şimdiye kadar Osmânhiığa âid resm en kabûl edilmiş bir İyd-i-Mîllî'miz yokdu. Buna binâen mefâhir-i milliyyemiz târihin sahâif-i nisyânma gömülmüş, vahdet-i milliyye duygularımız za’îf ve nâtüvân kalmışdı. Her ş e y ’âen evvel muhtâc ve m üştâk bulunduğumuz böyle bir İyd-i-Millî’ye nihâyet nâil olduk. Geçen 10 Temmuzda kâbûs-ı istibdâdı bir hamlede müzm ehil eden Rumeli Kıyâm-ı ahrârânesi inkılâb-ı ictimâ’îmizin mebde’i ol­ duğu için bize bir lyd-i-Millî ithaf etdi. Medis-i Meb’ûsân bu bayramı res­ m en kabûl ederek efrâd-ı milletin bu musâfaha-i seneviyye ile hiss-i uhuv■vet ve m uhâdenetini tevsik eyledi. 10 Tem m uz hakîkaten bir lyd-i-Millî olmağa şâyândı. Çünkü umûm O sm ânhian kahir altmda inleden hükûmet-i müstebideye karşı bütün anâsır-ı Osmâniyye gayr-i irâdi bir müşâreket-i hiss ü ittihâd-i azm ile mücâhede etmişlerdi. Çünkü umûmiyyetin husûsiyyet üzerine kazandığı'bu galebe-i kat’iyye âmâl-i iftirâka bir ânda nihâyet vererek tekâmül-i ictimâ'îmizin Vahdet-i OsTnâniyye gaaye-i hayâline doğru cereyanını te ’min ve t e ’eyyüd edecekdir. Bu bayram, ileride müşâreket-i ictihâd ve iştirâk-i mücahede ile te’sis edeceğimiz a’yâd-ı milliyyenin birincisidir. Osmânlılar’uı müşterek mâtem günleri, umûmî m eserret bayram ları t a ’addüd ve tevâlî etdikce Osmanlılığın kuvvet ve mehâbeti tezâyüd ve le ’eyyüd erecekdir. 31 M art umûm Osmânlılar için bir rûz-i mâtem, 11 Nisan bütün Osmânlılık için bir lyd-i hurrem dir. Târîh-i Osmânîyi edvâra ayıran bu inM âb günleri hâfıza-i milletin ebedî hâtıraları olacakdır. Bir hey’et-i ittihâdiyyenin erkân-ı resâneti müşâreket-i hissiyat, müşâreket-i efkâr, mü­ şâreket-i irâdâtdır. Kalbleri a ’yâd-ı milliyyede berâber darabân eden, zîlinler.' mefâhir-i milliyyeyi berâber yâd eyleyen, irâdeleri bir maksad-ı


İIO ---------- ^ ^ ------- Ziya'Gökalp’ın tik Yazı< H a y a tı--------------------------------

âlî-i milliyye m üttehiden müteveccih olan bir hey’et-i ictimâ’iyye efrâdı, bir vicdân-ı selimin eczây-ı hüviyyeti kabîlindendir. Millet b ir şahs-ı :.ma’nevidir ki hissiyyât, efkâr ve âmâl-i m üşterekesinden mutahassıl hakikî b ir rûha, zinde b ir vicdâna mâlikdir. Efrâdı tahrik ve idâre eden bu rûh-i mil­ lî, bu vicdân-ı ictimâ’îdir. 10 Temmuz İnkılâbı’n a kadar Osmânlılıkda ta’addüd-i şahsiyyet de­ nilen garîb bir hâlet-i rûhiyye vardı. Hier unsur müstakil bir rûh-i içti­ m âiye h er cemâ’at m ünferid bir vicdân-ı millîye mâlikdi. Hey’et-i ictimâ’iyyemiz her ukdesinde bir merkez-i asabî bulunan uzviyyât-ı halkaviyyeye benzerdi. înkılâb-ı Osmânî merâkiz-i asabiyyeyi mahlûkaat-ı fıkaariyyede olduğu gibi bir zirve-i dimâğıyyede cem’ ve tevhîd ederek Ösmânlıllğm şah^yyet-i vahide-:! millij^esini te’mîn eyledi.: 10 Tem m uz yalnız «H ürriyyet, Müsavat^ Uhuvvet» bayramı değildir, «Vahdet-i Milliyye» tia’bîıtîle ta ’rîf olunabilen Yeni-Osmânlıhğın iftitâh-i. târihîsini tezkîr eyleyen bir lyd-ı mukaddĞsdir. Bu m übârek bayrama vüs’tımüz yetdiği derecede dârât ü ihtişâm verelim ki kalblerimizdeki meyl-i ittihâdın şiddeti ahlâşılsuh.


Ziya Gökalp’ln ÎIk 'Yâzı Hayâtı - — ^ ---- ---- — — -

III.

Küçük Hikâye:

XLI İBİŞ DAYI

Köyün en yaşlı, en görgülü ihtiyârı idi. Fakat m uhtân değildi. Tosun’un sıcak ve kesik sözlerini dinledikten sonra dedi ki;

■ — «Oğlum! Sende iki yanık gönüî var: Biri nişanlı, öteki Osmânlu Birbirile savaş ediyorlar. Bu gözü-âteşli babayiğitleri aralayıp* bârışdiflnak: kolay bir iş değil.» Tosun içini çekerek nemli bir sesle: — ' «ibiş Dayı! Ben sana danışıyorum, göstereceğin yola ğideceğiiîı.»İbiş Dayı başını eğerek düşündü, üzuri bir mürâkabeden sonra; ' —^ «Tösuh! Senin yüreğinde de gönlündeki kâdar yiğitlik var mi?>i ' — Var babacığım! '' — Öyle is4 sen Osmâhlısın, nışânlı olan gönlünü süsduf! Tosun bu sözü dindârâne bir tevekkülle dinledikden sonra âyağa. kalkdı, İbiş Dayı’mn elini öptü: , — «Gösterdi yoludur, gideceğim», dedi Ve tüfengini omuzlayarak yürüdü.

Gönüllüleri yollamak için yolbaşıha toplanan' irili, ufaklı; erkek vekadinlar arasında karalara bürünm üş bir genç kız mendilini yüzüne tü t­ müş, gizli gizli ağlıyordu. Bu Tösun’un nişanlısı idi. Düğünlerine üç gün. kalmış iken gönlünün kahi-aıriâm, ümuduiıun sultânı* olan Tosun düşmCin ayağı altında kalan sevgili vatanı kurtarm âğa gidiyordu. Ve gitmese ken­ disi gönderecekdi. Lâkin yine ağlıyordu, sinesindeki m uhabbet denizin­ den coşan bu kızgın dalgaları durdurm ağa takati yokdu. Tosun’a «ağla-: mıyacağım» diye sözvermiş iken kendini tutam ıyarak gözyaşlarına râm. olinuşdu. ‘Acebâ bu ağlayış vatana karşı bir nân-körlük, bir günâh mı idi? Tosun son vedâ’ı ederken, Halîme, «beni kirile ısmarlıyorsun?» diyev fısıldadı. Tosüri «Allâh’a» dedi. İbiş Dayı gözlerini siliyordu. Bu sözleri işitmişdi. •.

;l; ;{t

Üç ay geçdi. Harb hâlâ devâm ediyordu. Tosun’dan ilk ay ahnan m ek-


112

----------------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı

tubun gerisi gelmedi. Köylülerde karanlık bir şüphe uyanmışdı. Lâkin Halîme’de sarsılmaz bir i ’timâd vardı. Gönlündeki umud güneşi sönmüyor­ du. Bir gün babası utangaç bir çehre ile «Tosun’dan salık alamıyoruz», ■dedi. Halîme: «Onun yüzü düşmene karşıdır. Vatanı kurtarmadıkça bizi ;hâtırlayamaz», dedi. Babası mırıldanırcasına bir sesle: — «Kızım! Tosun’un geleceğine umudum yok. Bereketsiz seneler be­ ni ağır bir borç altma sokdu. M uhtâr’ın oğlu Memiş elli altun ağırlık veri­ yor. Seni ona nikâh edeceğim», dedi. Halîme yıldırımla urulmuş gibi ince b ir inilti çıkardı, baygın yere serildi.

Halîme coşkun derede hayâlini görünce titredi. Bir sâniye sonra göl•gesinin yerinde kendisi bulunacakdı. Umudu bir hayâl, iğnesinin nakışlarile bezemeğe çahşdığı muhabbet yuvası bir rü ’yâ olacakdı. Başka türli ne yapabilirdi; Tosun’a ihânet etmekdense ölmesi daha hayırh değil mi , idi? Babası borçdan kurtulm ak için kendisini fedâ ediyordu; babasını se-, verdi. Fakat ibtidâ gönül sonra söz verdiği bir yiğide hiyânet etmek ken­ disinden beklenmemeli idi. Vatanın nâmûsunu kurtarm ağa giden o kahram ânın nâmûsuna, aşkına, hayâtma gözdikmek bir alçakhkdı. Bu lekeyi şehâdetile temizliyecekdi. O gazîye lâyık bir şehide olacakdı. Gazilerin şeM delerle birleşdiği rûhânî âlemde kim bilir belki şimdi kendisi gibi şehîd ■olan sevgilisile kavuşmak için ayağa kalkdı. Göğe bakarak: — «Ulu Tanrı! Bu bîçâreyi afvet», dedi. Hemân dereye atılacakdı. Bir el omuzundan tutarak geriye çekdi. Bu el İbiş Dayı’nın buruşuk, fa­ k at kuvvetli pençesi idi. İbiş Dayı gizlice tarlasını, öküzlerini satdı, elli altunluk bir çıkı yapdı, kasabaya giderek Tosun’un dilinden yazdırdığı mektûbla berâber Halîme’îiin babasına gönderdi. Bütün köy birbirine karışdı. Tosun’un bu büyük hediyyesi dillerde destan oldu. Memiş geriye çekilmiş, Halîme ile babası banşm ış idi. Bir sabâh Halîme bir ağaç altında nakış işlerken İbiş Dayı’ya: «Artık dereye gitmiyeceğim», dedi. İbiş Dayı: «Tosun giderken seni A llâh’a ısmarlamışdı, Tanrı her ikinizi de esirgiyecekdir», cevâbını verdi.

Köy halkı muzaffer ve şânlı gönüllüleri karşılamağa çıkmışdı. Tosun önde yürüyordu. Göğsünde sarı ve beyaz nışânlar vardı. Halîme’yi yine kara elbiseler içinde görünce şaşırdı. Bu hâle bütün köylüler de şaşmışdı. Halîme Tosun’un kulağına: — «Dün sabâh İbiş Dayı âhirete gitdi, sa’âdetimizi ona borçluyuz. Haydi m ezânna gidelim», diye mırıldandı. İbiş Dayı hakîkaten ölmüşdü. Fakat hürm etli hâtırası kadr-dân gönüllerde dâimâ yaşayacakdır.


Ziya Gökalp’m İlk Yazı H a y a tı----------------------- IIS

KLII

ESKİLER VE YENİLER

Bir ordunun satveti zâbitlerinin kuvvet-i kalbile, bir m illetin şevketi Tİcâl-i hüküm etinin kuvve-i ma’neviyyesile mütenâsibdir. Ordunun nefeTâtı ne kadar cesûr olursa olsuiı kumandan ve zâbitlerinde m etânet î>'.v lunmazsa hiçbir muvafferiyyete nâil olamaz. Milletin füyûz-i mâddiyye >e ma’neviyyesi ne kadar efzûn bulunursa bulunsun ricâl-i hüküm etinde şeliâm et olmazsa hiçbir muvaffkıyyete mazhar olamaz, Devr-i îstibdâdda ser-kâra getirilen ricâl her türlü evsâf-ı merdâneden m ahrûm kimseler­ di. Milletin kuvvetini kalblerindeki za’fa kıyâsen takdir eden bu ikbâî âşıkları kuvây-i mâddiyye ve ına’neviyyemizle müeyyed bulunan hukuk-ı meşrû’amızı en ufak tehdîdlere karşı m üdafa’a edemediler. Ordu hamiyyetli zâbitlerin, cesûr kum andanların ma’iyyetinde olduğu hâlde vatanın bu ciger-sûz husrânlarına taham m ül edemezdi; kuvvet za’fın elinde bir âlet-i acz olamazdı; ordu bir vecd-i hürriyyet-perverâne ile es­ ki idâreyi devirdi. Kalblerinde milletin kuvvetini duyacak genç rûlılu zevâtdan m ürekkeb bir hey’et-i Vükelâya beyân-ı i’timâd edilmesini Meclis i Meb’ûsândan taleb eyledi. Bir senedenberi tevali eden dört kabine milletin kudret-i dâhiliyye ve hârieiyyesine tercüm ân olacak bir vaz’iyyet-i şehâmet-dârâne göstereme­ diler; çünki bu kabinelerin her dördü de mâhiyyetleri bi-t-tecrübe anlaijjlmış eski ricâlden mürekkebdi. İdâre-i Cedîdenin yenilere tevdî’i lâzımgelirken eskilerin elinde 111111ğüması gerek Taşra halkını, gerek Avrupalılar’ı şaşırtıyordu. Acebâ Pâytaht’da böyle bir garîbe-i ictimâiyyeye bâdî olacak ne gibi bir hâlet-i rûhiyye hükümrândı. Kabineye korka korka yalnız yenilerden Câvid Beğ idhâl olunabildi. Birkaç gün içinde mâliyye canlanmağa yüztutduğu gibi kabinenin mesiekinde de adâlet ve hasâfet eserleri nümâyân olmağa başladı. Tecrübelilerin meslekinde de adâlet ve hasâfet eserleri nümâyân olmağa başladı; Tecrü­ belilerin tecârübü eski idâredeld i ’tiyâdât-ı sakîmeden başka birşey’ olma­ dığı anlaşıldı. Memleketin Devr-i İstibdada âid tecrübelerle büyümüş rical­ den ziyâde ilm ü fenn ile perverde olmuş genç dimağlara muhtâc olduğu îıi-t-tecrübe sâbit oldu. İstanbul’dan gelen telgraflar kabinede ta ’dılât vukuu’bulacağmj. tgir


1 1 4 -------- --------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H a y a tı------------------------——

şîr ediyor. Yakında rütbesiz ve lekesiz gençlerden müteşekkil yeni bir ka­ bineye mazhar olacağımız anlaşılıyor. Bizim i’tikadımıza göre Devr-i Teced­ düdümüzün başlangıcı yenilerden mürekkeb bu yeni kabinenin re ’s-i ida­ reye geçmesi olacaktır. Te’essüf olunur ki tercübeli tecrübesiz kelimeleri­ nin sü’-i-isti’mâl olunduğu bir sene zarfında zorla anla.şıldı. Ankaaz-ı îstıbd âd bu mugaalâtayı ortaya atarak milleti ığfâl etdiler. Fakat bütün gaflet­ lerden uyanmağa azm etmiş olan millet hamd olsun, bu mugaalâtanın' -te'sîr-i sâhirânesinden de kurtuldu. Şimdi Meclis-i Meb’ûsân bütün efrâd-ı miUetle beraber yenilerin re ’s-i-kâra geçmesini ârzû ediyor. Bu ârzûy-i. • umûmîye muhâlefet edecek hiçbir Osmânh yokdur. Tecrübeli m utatabbibleri m ütefennin tabîblere tercih etmek nasılsa, İdâre-i Hamîdiyye’nin tecârüb-i ma’lûmesini hâmil olan tantanalı Paşaların ilm ü kemâl sahibi le■feesiz gençlere tercihi de öyledir. Bugün bütün Osmânhlar’a kanağlataıı <5irid Mes'elesi’nin hüsn-i tesviyesi ancak milletin kudret ve şehâmetini ie n d i kalb-i pâk ve metininde hissedecek genç nâzırlarm ulüvv-i himme=tiîiden bekliyebiliriz. H er uzvu yaralı, bereli olan vücûd-ı nâzenîn-i vatana âfiyyet-i tâmmeyi i^âde etmek için sağlam vücûdlu, sağlam zekâlı, sağlam kalbli genç tabîbler tlâzımdır.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H ayatı------------ 115

XLIII

MEDRESELER

Garb’de her kemâlin masdarı fenn ise de Şark’da her feyzin menba’ı dîndir. Hükemâ Garb ve Şark’ın her tarafında yetişmiş olduğu hâlde En­ biyânın kâffesi Şark’da zuhûr etmişdir. Şarklılar dünyevî sa'âdetlere uhrevî gaayeler ta’kîbi sûretile dest-res olmuşlardır. Medeniyyet-i Şarkiyye’nin istinâdgâhı efkâr ve hissiyât-ı dîniyyedif. Dîn-i Islâm Devlet-i tslâmiyye’den m u’ahhar değil, mukaddemdir. Baş­ ka diyârlarda -dînin menba’ı devlet olduğu hâlde Cezîret-ül-Arab’da devle­ tin masdarı dîn olmuşdur. İlm-i hayâtda bir hakîkat-i sâbite olan «vazife uzvü yapar» kaanûnu ilm-i ictimâ’a da kaabil-i tatbîkdir. Üçyüz milyon nüiûslu ürtımet-i islâmiyye birkaç i ’tikaad-ı selimin kudret-i medeniyyet-sâzânesile tekevvün etmişdir. Dîn-i îslâm öyle bir kenz-i me’âlîdir ki muşa’şa’ bir medeniyyeti tevlîd için yalnız bir cevher-i hakikati kâfidir. Fakat o cevâhir-i hakikati Kitâb ve Hadîs’den ıktıtâf ve bütün âleme ithâf için dâr-ülictihâdlar lâzımdır ki onlar da medreselerdir. Târîh-i İslâm bize gösteriyor ki hürriyyet-i medeniyye ma’rîfet-i dîniyye ile nıütevâziyen te’âlî etmiş, istibdâd-ı vahşîyâne cehâlet-i dîniyye ile mütenâsiben takarrür eylemiştir. Medeniyyet-i Şarkıyye’nin en muhteşem zamanları medreselerin en feyizli bulunduğu hengâmlârdır. Şevket-i İslâmiyyenin inhitâtı ibtidâ medreselerde başlamışdır. Avâil-i îslâmda medreselerde ulûm-i dîniyye ve ictimâiyyenin kâffesi ledrîs olunuyordu. Medreselerden yetişen ulemâ hakîkaten ümenâ-i dîn ve verese-i Enbiyâ olurlardı. Medreseler ümmet-i İslâmiyyenin müzekkî-i ah­ lâk ve mürebbî-i ma’neviyyâtı idi. Cehâlet-i dîniyyenin mahsûlü olan Devr-i muzlîm-i îstibdâd bizde mad­ dî ve ma’nevî birçok fenâlıklar tevlîd etmişdir. Hükûmet-i Meşrûta bu mesâvînin aksâm-ı mâddîyyesini izâle edebilir. Aksâm-i ma’neviyyesini izâle edecek yalnız bir kuvvet vardır ki o da hikmet-i dîniyyedir. Bu milletde hikmet-i dîniyye tenmiyye ve ta’mîm edilmedikçe Meşrûtiyyet bir esâs-ı kavî üzerine binâ edilmiş sayılamaz. Ahâlîmiz her haki­ kati ulemâdan işitmek, her neyyir-i medeniyyeti medreselerden tuIû’ etmiş görmek ister. Ulemâmız hakkile muhakkik, medreselerimiz cidden bir mer; kez-i tahkik olmalıdır ki ahâlîmiz feyizli bir terbiyye-i dîniyye ve ictimâ’iyye ulabilsün.


116

.--------- -— Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı

Miliet-i Osmâniyye’nin bir iki asırdanberi uğramış olduğu âfet-i inhi­ tatın esbâbını medreselerin indirâs-ı tedrisâtında aramalıdır. Vaktile Hürriyyet, Müsâvât, Uhuvvet, Adâlet fikirlerinin matla’lan medreselerdi. Şimdi de medreseleri o hâle getirmek için bütün kuvveti­ mizle çahşmak en büyük vazifemizdir. Medreseleri nasıl ıslâh etmeli? Evvelâ bir kasabadaki ■'üte’addid medreseler tevhîd olunmalıdır. Mü­ kemmel bir medrese âlûde-i nakaais yüzlerce medreselerfen daha feyz bahşdır. Medreselerin tevhîdile te’sîs olunacak Medrese-i Külliyye’den her ders mutahassıs bir müderrise tefviz olunmak; medrese ulûm-i âliyye ve ulûm-i ’âliyye şu’belerine ayrılmalı, o şu’beler de mekteblerde olduğu gibi sınıfla­ ra taksim edilmolidir. Ulûm-i Sliyve şu'bssi’nde Osmânlı lisânı ve edebiyyâtile beraber mekâtib-i İ’dâdiyycde okunan fünûn-i tedîde dahi tedris olunmalıdır. Ulûm-i 'âliyye şu'faesi’ne de ulûm-i cedîde-i ‘âliyye idhâl edilmelidir. Müderrislerin ma’âşları tezyid, medreseye fa’âl bir m üdir ta’yîn edilmeli; talebe leylî mekteblerde olduğu gibi ilbâs ve i’âşe olunarak kuyûd-i maîşetden âzâde kılınmalı, derse devâm etmiyen müderrislerin ma’âşlarmdan kıst-el-yevm icra edilmelidir. Medreselerde şeklen yapılacak bu ta’dılâta rûh-i tedrisâta âid ıslâhâtın da ilâvesi lâzımdır. Her ilm in müessis ve imâm ları vardır. Bir ihmde mu­ hakkik olmak için o ilm i mutlâkaa o ilm in im âm lanndan öğrenmek icâb eder. Medreselerfie yalnız muhtasar metinler ve anlara âid şerh ve ta’lîkler tedrîs olunuyor. Eimme-i ulûm un kitâblarına kat’iyyen mürâca’at olunmu­ yor, İbni-Haidûn lisân-ı arabîde zevk u selika husûlü i;in İmâm Sîbveyh'in kavâ'idi şevâhidle müterâfıkan temhîd eden Kitâb-ı-Kebîr’ini okumayı kâfî görüyor, medreselerde okunan nahiv kitâblarile bu gaayenin husûl bulamıyacağmı beyân ediyor. Bir ilm in im âm ı te lif edeceği kitâbda ictihâd ve tahkik etdiği mesâili edille ve şevâhidile berâber îaâh ve tansîs eder. Mülâhhisler, metinçiler ise yalnız mesâile ehemmiyyet vererek veciz düstûrlar da icmâl eyler. Kütüb-i eimme okunmakla yalnız mesâil öğrenilmez, yeniden birçok mesâilin, ye­ niden birçok ulûm un te’sîs ve tahkîkına lâbüd olan ma’lûmât ve melekât da iktisâb olunur. M ütûn ü şürûhu ezber edenler ma’lûm âth olur, fakat âlim olamaz. Âlim muhakkik olmak için ulûm u usûl ve felsefesile berâber


--------------- 21iya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı -— ----------

117

keşf ü tenvîr eden eimme-i müctehidînin kitâblarım müdekkıkaane okuma­ lıdır. Minâen-aleyh medreselerde metinlerle berâber kütüb-i eimme de ted­ ris olunmalı. Ve her ilm in târîh-i tekâmülüne ve usûl-i tansîsine dâir ba­ hisler de tedrisâta ilâve edilmelidir. Böyle bir medresenin um ûm âlem-i İslâma misâl-i imtisâl olmak üzere ibtidâ Vilâyetimizde te’sîsini Vâlî Paşa Hazretlerinin fa’âliyyet-i umrân- perferânelerinden temenni eyleriz.


1 1 8 ------------ Ziya Gökalp’m tik Yazı Hayatı

XLIV

TEKYELER

«Tekye» medeniyyet-i îslâmiyye târihinde mühim vazifeler etmişdir. Bu müessese-i dîniyyenin menşe’-i târihîsini bulmak için mebde’-i îslâmiyyete kadar çıkmamız iktizâ eder. Asr-ı-Sa'âdet’de Mescid-i-Nebevî’de ihtiyâr-ı ikaamet etmiş bir fırka-i mücâhidin vardı ki bunlara «Ehl-i Suffa» nâmı verilirdi. Selmân Fârsî, EbûZer Gaffârî, Ebû-Hüreyre «Radiy-Allâhü anhüm» bu zümre-i sa’ideden idi­ ler. Mâlikâneleri vatandan, aileleri milletden, gaaye-i mâ-fi-l-bâlleri i ’lây-i dînden ibaret bulunan bu mücâhidler, erbâb-ı cihâda düşmen ve bâdi-i fi­ len olan mâl ü evlâd kaygulan dan âzâde idiler. «Her ümmetde bir nevi’ târik-i dünyâlık vardır, bu ümmetin tânk-i dünyâhğı (............................)i) mantûkunca ümmetimizin târik-i askerleri idiler. Bir gazâya başlanacak oiursa herkesden evvel silâhlanup yola düşenler bu mücerred kahramantardı. Asker, hayâtını Kelimet-ül-Lâhm i ’lâsına ve vatan-ı mukaddesin muhâ(azasına vakfetdiği için huzûr ve refâh ile yaşayamaz. Buna binâen ma’kuul ve meşrû’ bir sûretde târik-i dünyâ olmak için asker olmakdan başka çâre yokdur. Sadr-i'^İslâm’da ser-hadlerin a’dâdan muhâfazası, turuk-ı âmmenin eşkıyâdan siyâneti için yapılan kışla ve karağul-hânelere «rîbât» nâmı veri­ lirdi. Hayâtını bu ribâtlarda muhâfızlığa vakfeden mücâhidlere «murâbıt» tesmiyye edilirdi. «Ribât» kelimesi «rabt» kelimesinden müştâkdır ki süvârî atlannm bağlandığı yer demekdir. Mücâhidîn-i İslâm ağlebiyyetle şehı?üvâr oldukları için ribâtlar süvârî kışlaları hükmünde idi. Murâbıtlann bir gece nevbet beklemeye bedel bir ay Ramazân orucunun sevâbına nâil ola­ cakları tebşir olunmuşdur. Diyânet-i Islâmiyyede cihâd afdal-i ibâdâtdır. Ribât-nişîn olan mücâhidler — Ehl-i-Suffa gibi— Vezâif-i askeriyyeden h âlî, kaldıkları zaman mücâhede-i nefs ile meşgul olurlardı. Hazreti Resûl-Ullâh, aleyh-is-salâtü ve-s-selâm, gazâlardan birini ba’de-l-ikmâl Medîne-i-Mün»v> vere’ye avdet buyurdukları sırada «Cihâd-i-Asgardan Cihâd-ı-Ekber'e rücû' «diyoruz» buyurmuşlardı. Bu Hadîs-i-Şerîfe istinâden Ehl-i-İslâm gazâya Cihâd-ı-Asgar, mücâhede-i nefse Cihâd-ı-Ekber nazarile bakarlardı. İslâm as­ keri mücâhede-i nefsî mücâhede-i agyâra dâimâ takdim ederdi. Hazret-i Bu yazıda ( ) içerisinde gösterilen yerler 7. sayıdaki sıçan yeniği yerlerdir.


--- ^------------Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H ayatı----------- —

1Î9'

Ömer-ül-Fâruk, radiy-Allâhu anhü, Sa’d bin (Ebî-Vakkas) Hazretlerinie gön­ derdiği bir mektûbda) «Zaferin akvâsı takvadır», (düstûr-i) askerîsini yazmışdi. Kuvvet-i îmân ve silâh-ı takvâ ile mücehhez olan îslâm ordusunun esbâb-ı muzafferiyyeti ina’neviyyâtındaki mükemmeliyyet ve metânetden ibaret olduğuna hiç şüphe yokdur. Gazavât-ı mütevâliyye kişver-i Islâmm hudûdunu tevsî’ etdikçe mem­ leketin içerilerinde kalan ribâtlar Cihâd-i-Ekbere mahsûs riyâzet-gâblara munkalib olurdu. Bu riyâzet-gâhlarda m u’tekif kalan murâbıtlar için âlent-i ma’neviyyâta müte’allik olmak üzere yeni bir tarîk-ı mücâhedei açılıyordn. Bu beyânâtdan tezâhür ediyor ki tekye tekâmül etmiş bir kışladan, tarikat ma’nevîleşmiş bir gazadan ibâretdir. Ribâtın hem kışla hem tekye mefiıûmlarına delâleti murâbıtın hem muvazzaf asker, hem derviş ma’nâlarım ifhâm etmesi, tarikat kelimesinin tarîk lâfzile münâsebeti, cihâd ve mücâhid ta’bîrlerinin hem askerliğe, hem tasavvufa âid ıstılâhât-ı müşterekeden ol­ ması bu müessese-i dîniyyenin iştikaak-ı târihîsini vâzıhan irâe etmekte­ dir. Tarikat sâlikleıûnin (................. ) hayât-ı şahsiyye i ’tibârile ölmeİc, hayât-ı m a’neviyye i ’tibârile yeniden dirilmek, fânî-i fî-l-Lâh ve bâkî-i bi-l-Lâh 'olmakdır. Bütün âmâl-i nefsiyyeden ferâgatle terk-i mâsivâ eden, ölmedenevvel ölerek Vâhid-i Lemyezel’e rabt- ikalb eyleyen bu şühedây-i zîhayât ^<Takhallaku biahlâk-İllaâh» emr-i Celîline ıktidâ ile hiçbir tarîk-l felsefî­ nin yetişemediği bir ahlâk-ı âliyye te’sîs etdiler. Fıkhın bâb-ül-ahlâkı ıtiâ"kına şâyân bir ma’rifet-i cedîde tedvin eylediler. İlimden ziyâde hikmeti an­ dıran bu ma’rifet-i zevkıyyeye «Tasavvuf» nâmını verdiler. Tasavvuf ytt nanca «ârif» ma’nâsına olan «Sofos» kelimesinden müştakdır. (Ma'nevî)leşmiş bir kışladan ibâret olan tekyenin îcâbât-ı tâhiyyeye taba’an asima ric':atle m ühim bir dâr-ül-cihâd olması da vâki’dir. Yedinci Asr-i Hicride Moğol istilâsı ümmet-i İslâmiyyeyi istiklâl-i si3»âsiyyeden mahrûm bırakmış olduğu bir sırada Mâverâünnehir teftyeleri gaayet zengin olan vâridât-ı vakfiyyeleri sâyesinde genç Temür’e müceh­ hez bir ordu hâzırlayarak bu hârika-i harbiyyeyi müceddid diye ortaya al­ dılar, senelerdenberi levs-i işrâkile lekelenen mukaddes vatanı Moğol bar'barlarının pençe-i tagallübünden kurtardılar. O zamân Tarîkat-i Nakşiyye'nin bir cem’iyyet-i hafiyye hâlinde §evket-i Islâmiyyenin i ’âdesine olan Mdemâtını târih hiçbir vakit unutamaz. Sünûsî tarîkatine mensûb tekyeler Afrika’da askerî, siyâsî ictimâ’î, a lt lâkî büyük hidmetler îfâ ediyor. Dîn-i İslâm bu mücâhede-gâhlar vâsıtasîle Afrika’yı lâyenkati’ teshir etmekdedir. Kürdistân’da da ba’zı tekyeleıia fevâid-i ictimâ’iyyesi meşhûd olmakdadır. Reşkûtân aşîret-i vahşiyyesinî ol­ dukça bir zâbıta-i dîniyye altına alan Zilân-Şeyhi’nin tekyesi bu müessesenin en hayırlı nümûnelerindendir. Şurasını da i ’tirâf etmeliyiz ki Kınlfoaş, Yeıîdî, Nusayri, Dürzt gibi fır-


■Î20 — ---------- Ziya Gökalp’m Ük Yazı H ayatı---------------- , îıa-i nâdyye-i Ehl-i-Sünnetden inhirâf ve tebâ’üd eden mezheblerin kâffesr tarîkatden inşi’âb etmiş, tekyelerin esrâr-âlûd zâviyelerinden intişâr eylemişdir. El-yevtn ba’zı tekyelerin i’tikaadât-ı sehîfeye ve atvâx-ı zelîle-i kalentlerâneye mehd-i zuhûr olduğunu da kafan nazar-i-dikkatden dûr tutmama­ lıyız. Tekyeler Bâb-i-Meşîhat'ce tanzim ü ıslâh olunacak olursa hem böyle' ûrak-ı dâlleye menşe’ olmak mahzûru kalmaz, hem de memleketimizia (................. ) -i ahlâkıyye ve ictimâ’iyyesi hidemât-ı mebrûre-i kadîmesini. yeniden îfâya başlar. î ’tikaad-ı âcizânemce bu tasfiyye-i ahlâkıyye mekteblerinin ulûm-i zahire ve ma’ârif-i bâtmaya ıttüâ’lan bi-l-imtihân sâbit olan kâm il şeyhlerin idâresine tevdî’i, tasavvuf da imâm tanılan İmâm Kuşeyrî' ilazretlerinin risâlesile İmâm Gazâlî'nin «İhyâ'>ül<Uiûm»u kabilinden ümmühât-ı tasavvufun tekyelerde muntazaman tedrisi, terbiyye-i tasavvufiyyenin tenzîh-i ahlâkı dâiresine hasr ile ma’ârif-i ‘âliyye-i tarîkatin ilmen ve zevkan müntehi olan ezkiyây-i mürîdâne tahsisi ve mübtedî, câhil müi'îdierin esrâr-engîz akvâl ü atyâr ile beht ü hayrete ve dplayısiyle küfr ü dalâlete sapdırılmasına meydân verilmemesi, Cezîret-ül-Arab’la Tırablusgarb'in aşiret uğrağı olan noktalarında Sünûsî tekyelerine mümâsil hânkaahlar te’sîs olunup efrâd-ı aşâirin ma’nevî bir zâbıta-i ictimâ’iyye dâiresine idtıâli vâcibât-ı um ûrun en ehemmiyyetlilerindendir. Medreselerle beraber tekyelerin de ihtiyâcât-ı asriyyeye tevfikan ten­ sik u ıslâhını Bâb-i-Meşihat’den ve Kaanûn-i-Esâsînin 111 inci Mâddesi mûdbİBce teşekkül edecek İslâm Cemâ'at Meclislerinden intizıâr eyleriz.


Ziya Gökalp'm İlt Yazı Hayatı :-------- ----

12.1

XLV

BİR DEVLET NASIL GENÇLEŞİR?

İbni-Haldûn uzviyyetler gibi devletlerin de ömr-i tabî’îsi olduğunu idiii’â ediyor. Ük nazarda sâdık görünen bu kaziyyenin biraz ta’mîkden sonra butlânı meydâna çıkar. Uzviyyetler de devletler gibi müsta'kil-ül-hayât unsurlardan mürekkebdir: Devletler ferdlerin, uzviyyetler hücrelerin müzâheret-i müteselsile kaaideşi üzerine-müesses birer §irket-i te’âvüniyyesi mesabesindedir. Gerek uzviyyeti teşkil eden hücrelerin, gerek devleti terkîb eden ferd­ lerin yeni ve eski unsurları arasında fâsılasız mücâdele-i hayâtiyyeler var­ dır. Bu mücâdelelerde yeni ve sâlim unsurlar gaalib bulundukça gençlik, eski ve fâsid unsurlar muzaffer oldukça ihtiyârlık devreleri hüküm rân olur. Uzviyyetler yalmz ıstıfây-i tabî’î kaanûnuna tâbi olduğu için sağlam hücrelerin düşkün hücrelere gaUbiyyet-i kat’iyyesi muvakkatdir. Yıpranmış hücreler bir ekseriyyet-i azîmeyi ihrâz etdikten sonra gençlik bir daha av­ det etmemek üzere ebediyyen vedâ’ eder. Devletlerde ise ferdlerin muzafferiyyet ve rüchânı ıstıfây-ı tabi’i kaanûnundan başka ıstıfây-ı akli düstu rûna da tâbi’dir. Bir devletde cereyân-ı tabî’î fâsid unsurlai’i re’s-i iktidâra çıkarmış iken bir zümre-i kalîle-i dühât, darbe-i sihr-engîz-i müceddidânelerile meyelân-ı istimâ’îyi tağyir ederek avâmil-i selîmeye nusret ve fâikıyyet i ’tâ' edebilirler, İhtiyârlamağa başlamış olan cism-i devlet böyle bir hâdise üze­ rine der-hâl gençleşmeğe yüz tutar. Bu kaaide-i târîhiyyeyi bir misâl ile îzâh etmek iktizâ etdigl zamân ilk Iıâtıra gelecek nüm üne Osmânİı İnkılâbı’dur. Osmânlı milleti anâsur-ı fertûtam n tagallüb-i küllîsile amîk bir ihtiyârlığa düşmüşdü. Genç-Osmânh devleti ânî bir hareketle gençleşmeğe başladı. Sâl-horde bir insânm tâzelenmesi m uhâl olduğu hâlde ihtiyâr bir dev­ letin gençleşebileceği birçok inkılâblarm ta’dâdile bir kat daha isbât ve te’yîd olunabilir. Fakat biz şimdi kaa’ideyi bırakalım da misâlimizi ta’kîh; edelim: Acebâ Osmânh milleti tamâmen gençleşebildi mi? Genç-Osmânhlar yahuz usûl-i idâreyi tecdîd etmekle bir teceddüd-i m illi husûle gelebilir zu’munda bulundular; eski uzuvlara yeni vazifeler gördiirülebilir kıyâs etdiler. Hâlbu ki: Uzvu yapan vazife olduğu için bii'


122

------------ Ziya Gökalp’m İlk Yazı H ayâtı-------------- -

uzuv ancak ınutahassıs olduğu vazifeyi ifâ edebilir. Binâen-aleyh eski âdem-' lerden yeni fikirleri anlamak ve onlara göre hareket etmek beklenmeme­ lidir. Herkes nazannda sabit olmuşdurki: Bu millet tamâmen gençleşme­ dikçe yaşayamvyacakdır. Eskilerin yed-i idaresinde kalça bir ihtiyar sîmâs» gösterecek, kalblerimizi pür-hûn eden ta’aarruzların arkası kesilmiyecekdir. Millet artık bu ahvâle tahammül edemez. Hükümet yeni fikirli, genç kalbli, lekesiz Osmânlılar’a tevdi’ edilmeli ve bir ân te’hiri câiz olmayan tasfiyye-i hükümet kaziyyesi bilâtereddüd icrâ olunmalıdır. Memleketi ıstıfây-v tabVî kaanûnunun meş'yyet-i nâbînâyânesine terk edersek eski hâlimiz kat’iyyen değişmemiş olur. Hodkâmlar, menfa’at-perestler muzafferiyyetin bütün vesâit-i gay-i-meşrû’asına mâlikdirler. Bu gi­ biler te’mîn-i menâfi’ için aralarında müzâheret-i mütekaabile senedleri te’âti etmişdir. Hiikûmet ıstıfây-i aklî düstûrunu tatbik ederek iyileri takviyye, kötüleri iz'âf etmedikçe terakki adımları atılamaz. Hükümetin vazifesi hiç bir zaman «İbkaa-i mâ-kân alâ-mâ-kân» değil­ dir; husûsile inkılâb devresinde her şey’i olduğu gibi bırakmak hilâf-ı mantıkdır. Ricâl-i hükümetimiz (.....................) inun idâmesinden başka bir şey' (... ................ icrâ’ât-i esâsiyyeye tâlib ve muntazır olanları zâhir-perestâne ımmâyişlerİG oyalamağa çalışırlarsa kulûb-i âmme mutma’in olamaz. Devr-i Meşrûtiyyetde her şey’den evvel vicdân-i umûmînin tatminine çalışmak lâyım olduğu unutulmamahdır.


Ziya Gökalp’m İlk Yazı H ayatı------------: 123

XLVI

FAZİLET VE SA'ÂDET

însâniyyetîn perestiş etdiği iki gaaye-i hayâl insânları biribirine mübâyin iki fırkaya ayırmışdır. Bu iki nuhbe-i âmâlin birincisi sa'âdet, ikincici fazîlet’dir. Ahvâl-i âleme nazar-i ibretle bakınız; göreceksiniz ki insânların binde dokuzyüzdoksah dokuzu cânâne-i sa'âdet'in taharri ve ta’kîbile meşgul- ' dür. Bu ma’şûka-i sa’âdeti serhoşlar rakının neşvesinde, sefihler rakkaaselerin işvesinde, harisler zenginlik ihtişamında, şân-perestler şöhretin cazi­ besinde ararlar; ararlar, ararlar. Fakat bulamazlar. Çünki sa’âdet bir göl­ geden başka birşey’ değildir. Evet sa’âdet bir gölgedir ki ta’kib edenden ka­ çar, kaçanı ta’kib eder. Mes’ûd olayım diye çabalayanların hiçbirisi şimdi­ ye kadar bahtiyâr olamamışdır. însânlarm bindebiri nisbetinde bile bulunmayan bir kısm-ı akallî de vardır ki bunların gaaye-i mâ-fî-l-bâli sa’âdetden kaçmak; yalnız fazîlet'le, ■ahlâk-ı İlâhiyye ile tahallûkdan ibaret olan bu m u’allâ meziyvete ulaşabilmekdir. Fazilet insânlar arasında medâr-ı tefavvuk olan şey’ demekdir; her türlü şeref (.....................) ânesinde (........................,) let (........................,)ır, (........................ ) olursa olsun faziletli değildir. Bir inşân ne kadar yük­ sek bir rütbe veyâ me’mûriyyetde bulunursa bulunsun fâzıl tanılamaz. Gü­ zellik, pehlivânhk, nüfûz, iktidar, tantana, ihtişâm gibi vâhî meziyyetler bi­ rer fazilet addolunamaz. Faıîlet ilm ile ahlâkın ittihâdından ibâretdir. Mes’ûd olmak niyyetile iktisâb-ı fazilete çalışanlar faziletden uzak dü^ şerler. Fazilet insânların son gaayesidir; hiçbir gaayeye vâsıta olamaz. Fa­ zileti fazilet olduğu için iktisâb etmeliyiz, fazileti ahlâk-i İlâhiyye ile tahallûka medâr olduğu için ihraza çalışmalıyız. Sa’âdet takîb edenden kaçar, kaçanı ta’kîb eder demişdim. Sa’âdetden kaçanlar erbâb-ı faıîleldir. Y ine erbâb-ı faziletdir ki sa’âdet tarafından ta’kîb olunur. Sa'âdet bir gölgedir demişdim. Evet sa’âdet faziletin gölgesidir. Dünyâda erbâb-ı fazîletd'en baş­ ka zevk-ı sa’âdeti tatmış bir kimse yokdur, Fazilet sa’âdete karşı lâkayd, sa’âdet ise fazilete delice âşıkdır. însân dünyâya ne zevk icrası, ne menfa’at istifası, ne hakk iddi'âsı için gelmemişdir. Yalnız, evet yalnız vazife îfâsı için gelmişdir. Vazifenin ifâsı faziletin rûhudur. Fakat zannetmeyiniz ki ârzûy-i telezzüzden mütebâ’id,


1 2 4 ------------ Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı taharrî-i meafa'atden müctenib, iddi’ây-i hukukdan fâriğ olan erbâb-ı fazi­ let zevksiz, menfa’atsiz, hukuksuz bir hayât-ı râhibâne ile yaşamağa mah­ kûmdur. ffiss-i fazilet ezvâk-ı sâfileden mümtâz bir zevk-ı ‘âlidir. (........ .......... ) şehid (......................... ) dendir. (......................... ) cellâdlar (.......... ..........) saltanatlarında hissedememişlerdir. Fedakârlıkların en büyüğü menfa’at-perestlik, menfa’at-perestliklerin en büyüğü fedakârlıkdır. Menfa’at-perestlik nrenâfi’-i âliyyeyi menâfi’-i sâfileye fedâ etmekdir. Fedakârlık ise menâfi’-i sâfileyl menâfi’i âliyye uğru­ na terk eylemekdir. Hak bir inşânın mâli, mülkü, serveti demek değildir, hattâ hayâtı bile değildir. Hak rûhdan ayrılmaz. Rûh gibi lâyezâl, rûh gibi ebedî bir kuvvetdir, bir kudret-i zâtiyyedir. Servetimizi gasb, hayâtımızı nez’ edebilirler. Fakat hakkımızı biz vermezsek alamazlar. Hak rûhumuzdaki kuwe-i ictihâdiyyedir, kudret-i irâdiyyedir. Bü kuvveti yalnız biz ta’tîl edebiliriz, o kudreti yalnız biz ihm âl edebiliriz. Hak bi-l-ihtiyâr verilir, fa­ kat cebren alınamaz. Hak hürriyyet-i fikriyye, hürriyyet-i irâdiyyedir. Devr-i îstibdâd’da hürriyyet-perver gençler, «Meşrûtiyyet lâzımdır. Meşrûtiyyeti isteriz» diyorlardı. Bunlar Meşrûtiyyetden fi’len mahrûm olmakla berâber haklarına mâlik idiler. Çünki hakk-ı ictihâdlanm isti’mâl ediyorlar, hakk-ı irâdelerini ihm âl etmiyorlardı. Çünki fikren hürr, itâdeten hürr idi­ ler. îstibdâd esirleri ise hakk-ı ictihâdlannı değersiz rütbelere, hakk-ı irâ­ delerini sefil ihsânlara satmışlardı. Muhtâriyyet-i fikriyye ve hürriyyet-i irâdiyyelerini bi-l-ihtiyâr terk ü ferâğ eylemişlerdi. Bunlar haklarından mah­ rûm idiler, istiklâl-i akliden, istiklâl-i iradîden bînasîb idiler. Fakat haklan gasb olunmamışdı. Fürûht edilmişdi. Erbâb-ı fazilet istihsâl-i hukuk (...) nesile mâl ü menâl, rütbe ve me’mûriyyet, (nişân v ihsân kabul) etmezler. Bununla berâber (.....................> hürriyyetiûi, hakk-ı ictihâd ve irâde hürriyyetini herkesden, um ûm inşânlardan ziyâde muhâfaza ve i ’lâ ederler. -En ağır işkenceler onları hakka bâtıl, bâtıla hak demeğe mecbûr ede­ mez. En ınüdhîş ölümler onları ihkaak-ı hakka, ibtâl-ı bâtıla çahşmakdan alıkoyamaz. İnsânlar için birçok meşrû’ gaayeler var ise de gaaye-i kusvâ fa^letdir. Fâzîlet gaaye-r kusvâ olduğu için ğaayesi yokdur. Fakat fâideh neticeleri çokdur. Bu neticelerin en büyüğü herkesin müştâk olduğu ve pek az. kimselerin nâil,. olabildiği sa’âdetdir. Sa’âdet aramaksızın bulunur bir ha­ zînedir, öyle bir hazînedir ki yalnız fazîleü arayanlara müyesser olur.


Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı -------- —

;125

XLVfl

ARÂZÎ MÜNÂZA'ALARI

Diyârfoekir Vilâyeti bir zirâ’at memleketi olmağa son derece sâlihdir. Fakat ma’-et-te’essüf şimdiye kadar bir zirâ’at memleketi olamamıgdır. Vi­ lâyetimizin vâsi’ .ve nıünbit arâzîsi hakkile zer’ olunsa bütün Anadolu kıt’asının zahire ihtiyâcâtını tatmine muktedir olabilir. O hâlde bu güzel arazî niçin ihm âl ediliyor? Arâzî sâhiblerinin ahvâl-i umûmiyyesine bir nazar-i ibret atf olunsa bi-l-hâssa ild mâddeye hasr-i i ’tinâ eyledikleri görülür: Arâzî münâza'alari, nüfûz müsâbakalan. Arâzî bir vâsıta-i servet olduğu hâlde anı ayn-i servet addeden heveskârân zirâ’at elindeki toprağın kuvve-i istihsâliyyesini artıra­ cağına vüs’at-i sathiyyesini tezyide çalışıyor, gaayeyi vâsıtaya fedâ ediyor. Çok kere arâzî-i vâsi’aya mutasarrıf olan bir âdem tohum ve çiit hayvânlarını satarak lüzumsuz tarlalar iştirâ etdiği görülüyor. Ve ale-l-ekser bu gibi hilâf-ı iktisâd hareketler müsâbaka-i nüfûz dâ’iyyesile icrâ olunuyor. Köylülerin zînüfûz hâmîlere olan ihtiyâcını Peymân’ın bir makaalesinde îzâh etmişdik i). İşte köylülerin bu ihtiyâcı Köy-Sâhibelerini müsâbaka-i nüfûza sevkediyor. Müsâbaka-i nüfûz dâ’iyyesi de tevsî’-i arâzî hırsını tahrik eyliyor. Arâzînin lüzûm-ı tevsî-i münâza’alar doğuruyor. Arâzî sahibi ameliyyât ve ıslâhat-ı zirâ’iyyeyi ihm âl ederek daVâlarla uğraşıyor. Bu sırada köylüler arasında bir katil vukuu’buluyor. Yüzlerce bigünahlar kaatile şerîk-i cürüm addolunuyor. Birçok aksakallı ihtiyarlar şâhid-i zûr töhmet-i vicdâniyyesile lekeleniyor. Dîyârbekir’in bir müddetdenberi iktisâden ilerlememesine, ahlâkan ge­ ri gitmesine sebeb-i aslî zirâ’atin bu hâlet-i maraziyyesidir. Vilâyetimizde hakîkî zirâ’at yok gibidir. Bu bed-baht memleketde fa’âal ve devamlı yalnız bir meşgale vardu:: A râıî münâza'alari. Arâzî münâza’alari hayât-ı ictim â’iyyemize nifâk tohumları eken h k hâdise-i meş’ûmedir. Arâzî sâhiblerini me’mûriyyet ve a’zâlık bahânelerile nüfûz-i hüküm eti bi-l-iğtisâb menfa’at-i şahsiyyeleri uğrunda isti’mâle teşvik eden bu bitmez, tükenmez münâza’alardır. Hiç şübhe yokdur ki feyz-i Meşrûtiyyet bütün fenalıklar ıneyânında bu

1) Yukarıda 4 sayılı Peymân’da yazılan «Zirâ'aî ve Zo'âmtil» baglıldı makate.


1 2 6 ------------ Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı — --------------i’tiyâd-ı meş’ûme de çâre-sâz olacakdır. Bu ümmîdin ilk §u’Ie-i tulû’u Merkez-i Vilâyet’de incilâya başladı. Geçen Perşembe 19/ Ağustos 1909/ günü Diyârbekir kasabasında mukîm zürrâ’ ve tüccârın kısm-i a’zamı İttihâd ve Terakki Kulübü’nde içtimâ" ederek bu maraz-ı müzmine bir çâre-i şâfî aradılar. Arâzî münâza’alarını ve hattâ şâir da’âvî-i hukukıyyeyi sulhen tesviyyeye teşvîkaat icrâ etmek üzere on iki zâtdan mürekkeb bir Hey'ef-i-ŞoIhiyye intihâb etdiler. Bu Hey’ot ihtilâfât zuhûrunda tarafeyn inünâzi’îni sulha yâhûd hakem usûlile fasl-ı nıünâza’aya da’vet edeceklerdir. Tarafeynden biri yâhûd her ikisi sulh yâhûd usûl-i tahkimi kabûl ve redde muhayyer bulunduğundan Hey’etin vazifesi va’z ü nasîhatden ibâret olacakdır. Herhâlde bu teşebbüsden netâyic-i nâfi’a husûle geleceği şübhesizdir. Hey’et-i mûmâ-ileyhâya bu hidmet-i mukaddesej'i kabûl etdiklerindeu dolayı arz-i teşekkürât eyleriz.


Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı — ----——

127

XLVtll

DİN İLMİN BİR NETÎCE-İ ZARÛRİYYESİDİR

Dünyâda hiçbir inşân yokdur ki ilimden büsbütün ârî olsun. Çocuklar,, vahşîler, ma’tûhlar bile kendilerine göre bilgilere mâlikdirler. İlim insâniyyetin bir hâsse-i mümtâzesidir. Hâle âid bütün hâdisâtı şâmme, bâsıra, sâmi’alanndaki kuvvet ve nüfuz ile insanlardan daha iyi idrâk eden hayvân zümreleri ilimden mahrûm oldukları için mâzî ve istikbâlden bihaberdirler. Hayvânlar ancak içinde bulundukları hâle âgâh ve çâre (sâz) olabilirler, İlim mâzîdeki hâdiselerden istidlâlen istikbâldeki vak’aları keşfeden bir meleke-i fâzıladır. İlim Cenâb-ı-Hakkm tekrîn buyurduğu nev’-i BenîÂdeme muhtass bir kerâmet-i âmmedir. Hevâs i ’tibârile ba’zı hayvânlardan dûn bulunan inşân ilim kuvvetile kendisini «inhisâr-i hâl» esaretinden kurtarmışdır. Hassâsiyyet inşânı hâle müte’allik dîvârlarla kuşatan bir zindan ise ilim bü zındânda ınâzîden istikbâle doğru açılmış bir penceredir. İlmin nazari ve amelî kısımları vardır. İlm-i nazrî insânlara mehâlik. ve muvaffakiyyât-ı müstakbeleyi kabl-el-vukuu’ ihbâr eden bir kuvve-i kâ­ şife, ilm-i amelî mehâlik-i mümkineden tevakkî, muvaffakıyyât-ı mutasav; vıraya nâiliyyet esbâbını tehiyye eden bir kuvve-i müdebbiredir. Fakat şu­ ra da nazar-i-dikkate alınmalıdır ki ilm in her ictihâdı bir istıkrây-i nakısa müstenid olduğu için yakînî zannîdir. İlim hiçbir tehlike-i müstakbeleyi hiçbir muvaffakıyyet-i âtiyyeyi yüzdeyüz bir kat’iyyetle haber veremez. Fenn-i tıbbın tamâıiıen kat’-ı ümmîd etdiği bir hasta kuvve-i hayâtiyyenin eser-i i’câzı olarak i ’âde-i âfiyyet eyliyebilir. Fenn-i harbin kaviyyen va’deylediği bir muzafferiyyet küçük bir hâdisenin te’sîr-i şe’âmetile bir maglû biyyet-i müessifeye munkalib olabilir. İlm in keşfetdıği bir tehlike-i müdhişe yâhûd nâiliyyet-i mes’ûde kat’î olmamakla berâber şedîd bir korku yâhûd harîsâne bir ârzû telkininden de. geri durmaz. Kalbi büyük bir helecâna düşürmek için tehlikenin yalnız [mümkün olması, gönülde âtişîn bir ârzû uyandırmak için muvaffakıyyetin yalnız gayr-i muhal bulunması kâfidir. Rûh-i beşeri tedkîk edenlere mechûl değildir ki (................................)i)y yakıniyyâta munkalib olur. Zihnimizin, nisbiyyetle takyîd etdiği hakikatleri 1) Burada da ( ) içerisindeki yerler sıçan yeniğine rastlamıştır.


1 2 8 ------------ Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı —— ^ ^ — ------hayâtımız zirve-i mutlâkıyyete ıs’âd eder. Buna binâen aklımızın yakuz muhtemel gördüğü tehlike yâhûd muyaffakıyyetler kalbimize amîk haşyet­ ler, zevâl-i nâpezîr hırslar ilham eyler. İlim ma’lûmât-ı nisbiyyesile kalblere ilkaa eylediği" in fi’âlât ve ihtiyâcât-ı mübremeyi yalnız kendine mahsûs tedâbirle teskin ve tatmin edebilseydi fevka-l-ilm bir kuvve-i mukaddeseye iftıkanm ız kalmazdı. Hâlbuki fünûn-i müsbeteden hiçbiri yüzdeyüz kat’iyyeti hâiz bir tedbîr irâe ede­ mez. Mikrop nazariyyesini ortaya atarak herkesi endîşe-i sirâyetle bîhuzûr «den fenn-i tababet inikroplardan mahfuz bulunduğunu itm i’nân-bahş bir sûretde te’mîn edecek kat’î bir çâre gösterememlşdir. Koleranın hüküm sürdüğü bir memleketde musâbiyyet ihtim âli mahdûd bulunduğu hâlde ölüm korkusu um ûm î ve kat’îdir. Bu müstevli korkuya karşı tedâbir4 sıhhiyyenin va’detdiği ihtimâl-i masûniyyet yüzde altmış yâhûd yetmişi geçe­ mez. Muhârebe esnâsında telefâtın mıkdârı kuvve-i mevcûdeye nisbeten cüz’iyyetde olacağı m a’lûm iken mermilerden muhâfaza-i nefse ne kadar ihtim âm olunursa olunsun hiçbir m ühârib ibkaay-ı hayâtdan sûret-i kat’iyyede emin olamaz. Hiçbir çiftçi yalnız toprağın feyzine, yağmurun inâyetine güvenerek kuvvt t-i lâyemûtu olan zahiresini bereketli bir hasâd ümîdile tohum diye yeraltına gömemez. Korkunun, ümîdsizliğiıı kuvây-i mâddiyye ve ma’neviyyeyi ne kadar tenkis eylediği ma’lûmdur. Kalb-i beşer havf ü ye’sden âzâde bulunmakdıkça mutma’in olamaz. Sa’âdet-i hayâtiyyenin medâr-ı yegânesi itm i’nân-ı vicdândır. İlim ne kadar (terakki eder ise etsin yine) bir itm i’nâmı mü(.5tereken) husûle getiremiyecektir. İlim mü§âhedat-ı m a h d û d te c a rü b - i ma’dûde, istikrâ’ât-ı nâfi’a temelleri üzerine müesses Ijulunduğuna binâen hayât-ı vicdâniyyeye dâimâ gayr-ı-kâfi kalacakdır. İl­ m in bu za’fını telâfi edecek yalnız bir kuvvet vardır. Bu, kuvve-i rnifkaddcse dîndir» İlmin vazifesi zihinlere tedbîr öğretmek, dîn gaayesi gönüllere tevek­ k ü l ilhâm etmekdir. Tedbîrin verdiği ümmîd-i nâkıs tevekkülün bahş etdiği i ’timâd-ı kavî ile tamamlaşır. Kolera esnâsında tedâbîr-i sıhhiyye ile yüzde altmış nisbetinde bir ma­ sûniyyet te’mîn eden âdem Hâfj-i-Hakîkîye tevekkül-i tanımla rabt-i kalb etmeğe de muktedir olursa devâmlı bir itm i’nân-ı vicdâna mâlik, esaslı bir nauvâzenet-i rûhiyyeye sâhib olabilir. Muhârebe meydânında îcâbât-ı tahaffuziyyede teseyyüb göstermeyen bir nefer hıfz-i İlâhîde bulunduğuna ihlâs-ı tâmmla m u’takid bulunursa kuvvet-i kalb ve metânet-i irâdiyyesini muhâfaza edebilir. Husûsile dîn ü devlet uğrunda şehîd olanların mevt-i zâhirin mâverâsında bu varlıkdan daha münevver bir hayât ile zinde, bu rü ’yetden daha vâzıh bir basiret ile bînâ olduklarına emniyyet-i kâmilesi olursa ölüm korkusu hiçbir sûretle kalb-i metinine yaklaşamaz. Zirâ’atin tekeffiilât-ı mâddiyyesine i ’timâd edemiyen köylü inâyet-i îlâhiyyeye güvenerek kefâf-ı nefsini toprağın âğûg-i sıyânetine tevdî’ edebilir. Tehlikeden kork­


Ziya Gökalp’m tik Yazı H ayatı------------ 129 mak, muvaffakıyyetdon ümîd-vâr olmak, mehâlike aülup muzafteriyy.at-ı ân>7 e ihrâz çylemak ancak îmân ve tevekkül kuvvetlerile oJablUr. Hayvâıı1ar nıehâlik ve muvaffakıyyât-ı müstakbeleye kabl-el-vukuu’ muttali’ ola­ mazlar. Bu sebeble kalbleri ne bir tehlike-i müstakbelenln aadme-i hirâsile ierzân, ne de bir matmah-ı dûr-en(dîş ile)âtî (.....) pür-galeyândır. Hayvânlar âlâm-ı ma'neviyyeden âzâde oldukları için îmân ve tevekkül gibi edviyye-i ma'neviyyeye de ihtiyâçları yokdur İnsânij-yetin en sefîl tabakası bile cehâlet-i tâmmeden münezzeh bulunduğundan şimdiye kadar hayât-ı dîıiiyyeden nm ’arrâ bir kabîle-i beşeriyye görülememişdir. Cehâlet-i tâmme dinsizlik ile i ’tilâf edebilir. Çünki tamâhıen câhil olan bir mahlûkda tevek­ külün tatmin edeceği endişe ve ihtij'âclar bulunamaz, tüm tezayüd etdikçe hayâtı tehdîd eden tehlikeler, sa’âdeti va’deyleyen emniyyeler daha vâzıh görülmeğe; hakikatlerin nisbeti, tedbîrin mahdûdiyyet ve meşkûkiyyeti dalıa sarîh anbşılmağ^ başlayacağmdan ma’nevî istinâdgâhlar olan ihtiyâç daha âyâde şiddet kesbeder. İnsâniyyetin intizânı-ı hayâtı ilm ile dinin mütcvâziyen iktisâb-ı kuvvet Eylemesine vâbestedir. Zihni terbiyye-i ihn İle tevessü’ eden'bir inşânın kalbi tevekkül-i dîndârânedeıı bînasib olmamaî;dır. öyle bir âdetn islinâd-gâhsız bir meflûcdan, tabîbsis bir hastadan b;»'!İca birşey’ değildir. Nûr-i ilm harâret-i îmânla mûterâfık olursa büyük bir ku\T6t-i f6yyâî:-ı ^ür-nimetdir. Sâlia-i şühûdda müncelî olan bütün meded-reslerin, bütün çâre-şâzların âciz ü nâşâyeste-i i’timâd olduğuna kaani’ bulunan ilim, fevk-a!mashûs-ât bir müncî-i meded-kâi-a inanmak hakkını selb etdigi zamân inşâniyyetin en büyük s6beb-i za’fı, en müdhiş düşmen-i hayâtı olur. İlim mebde-i tekâmülündenberi insânlarda bir sürü ihtiyâcât-ı ma’neviyy« tevlid etmişdir. İlim eser-i icâdz İlan bir ihtiyâçları kendi başma tatmin edemlyeceginden dinden istifâza ve isti’âneye rnecbûrdur ve dâimâ bu mecbûriyyetde kalacakdır. ilim ile dîn: Birincisi) ilim ile dîn: Birincisi zann,. İkincisi {....... . ted-bîr, İkincisi tevekiildür. İlim ile dîn: Birincisi ihtiyât, İkincisi cür’etdir. B iri' birinin lâzım-ı gaywrm üfânkı bulunan bu iki küvet beşeriyyetin ik i m u’azzez relîber-i selâmetidir. Kemâl-i akl ve metânet-i kalbe mâlik, ol­ mak için bu iki kuvveti dâimâ nefsinüzde teamiyye edelim.


I S O ------ ■ ■■ ■ - ■Ziya Gökalp’ıo İlle Yazı Hayatı

XLS3£

MAZNÜNLAR, GIYÂBÎ M AKKÛM tAR

Vtİâyetimiide m evcûd'nüfûsun yüzdeonü firârî mâznûnlarla gıyâbî naahkûmlar^aıî müteşekkildir: Hiçbir memleketin defter-i a'nıâlinde -^tıynet-i cSniyâneye burhân-ı İstidlâl olacak— böyle bir Vesîka-i nyâziyyeye tesâdüf olunamaz, Acebâ KOrd kâvmi bu nisbetd« meyyâl-i cinayet midir? Adliyye kuyûdu tedkîk olunursa anlaşılır ki ale^-ekser dnâyetden dolayı maznûn yâhûd mahkûm olanların adedi yirnüyi, otuzu, ba’zan da elliyi, alt­ mışı mütecâvizdir. Hiç şübhe yökdur ki bu cinâyetlerin hakîkî fâ’illeri bir ^âhûd birkaç kişi iken aşiretlere mahsûs Wr hâlet-{ rûhiyye'nin te’sîrile ciaâyet, cânînin bütün ta'âllûkaatına teşmil edilmişdir. Aşiretlere mahsûs olan bu hâlet-i rûhiyyeyi îzâh edelim. Aşîref bir cedd-[ kadîm’in "hey’et-i müte’âvine-i ahfâdı hükmündedir. Aşiret efradın­ dan birisi katı olununca akan kan ferd-i maktûle değil, cedd-i kadîme nisbet olunur. Müdrik ve müessir bir mevcûd-i rûhânî şûretinde i’tikaad oluman bu cedd-i-kadim aşiretin piri ve melek-üs-sıyânesi menzilesindedir. Pîr-i; aşiret hûıı-i mukaddesine yukuu’bulan ta’arruzdan dolayı bütün efrâd-ı aşireti bu kan lekesinin izâlesine teşvîk ve müteşevvik olmıyanlan snüçâzât-ı m a’neviyyesile tehdîd eder. Kan lekesi ancak kanla yıkanır. Fa­ kat kimin kanile? Doğrudan doğruya kaatilin mi? Hayır! Cinâyetden mes’ûl olan ferd değil. Pîfi-Afîret’dir. Bu i ’tikaada bihâöti feaatiUn mensûb olduğu'âgtretden herhangi ferdin katli kısâs demekdir. Her iki taraf dan akan kanlar pirlere âid olduğundan bir pirin kanı diğer pirin İcanile öderımiş olur. Kürdler aşiret hayâtını tistkedip çift-çubukİa iştigaale başlamış oİduklan hâlde bile 4,e"vr4 câhiliyyete mahsûs olan bu i ’tikaad he­ nüz; zihinlerinden tafriâmile çıkmamışdlr. Adliyye teşkilâtı otuz senedenbesi cürmün ferdiyyeti kaaidesi’ni takrire çahşmakla berâber Kürdlere mücjimiyyet ve mes’üliyyetin iştirâkı usûlünü unutduramamışdır. Bir köyde bir teıtil vâki’ olduğu zamân kaatilin bütün akrabâ ve ta’allûkaatı fi’l-i katle teşrfk edilir, maktûlün müte’alUkaat ve mensûbîninden bir ikisi m üd d e l di­ ğerleri şâhid sûretile bu teşmil-i gayr-ı-muhıkki hakikat sûretinde kabûl etdirmeğe uğraşırlar. Münâza’ât-i vahşiyânenin m ürâfa’ât-i adliyyeye inkılâbı jûes’ûliyyet-i müştereke kaaidesini tebdü edememişdir. Kürd rûhuna göre gezâ ferde değil Pîr-i-Asabaya ve dolayısile hey'et-i müte’âvitıe-i asabaya


Ziya Ğökaljî’ih İlk Yazı H ayatı--------- —

âiddir. İşte FırSrt mamonlarla gıyâbf mahkömlar’ın vefret-i mıkdân âd€it-i sakimeıün neticesidir.

131 bu

Kürdler aşîret lrayâtını terk etdikleri hâlde bu âdetin hâl-i metrûkiyyete geçmemesine sebeb ne oldu? KOrcHerin Beğ ve Ağa tesmiyye etdikleri mütegalÜbler, bu âdeti — devâmmdan müteneffi’ oldukları için— idâmeye çalışdılar. Firârî maznûnlar ye gıy&bî mahkûmlar der-dest olunmak korkusile bu mütegalllblerin her emrini bilâtereddüd icraya mecbûr id’ler. Bu bîçâreler arâzî, emlâk, hayvanât kabilinden bütün mâmeleklerini hâmîlerine takdim ederek hem fakîı*, hem esîr kalmışlardı. MütegalUblerin âmâl-i câniyânesini infâz için bu üserây-i mecbûreden daha münâsib kuvveti icrâiy^'e bulunamazdı. Yüzlerce köylerin az bir müddet zarfında bir mütegallibin zîr-i tasarrufuna iltihâkı ibtidây-i emirde 6 köylede(ki ahâlînin) firârî maznûnlar, gıyâbî mahkûmlar hâline geçmesiie olmuşdu. Ekseriyâ katilleri ikaa’ etdiren ve bir katilden dolayı birçok ma’sûmlan taht-ı maznûnjyyet ve mahkûmiyyete aldıran Beğler Ve Ağâlar’dı, Maksadlan da köylüleri taht-i esârete alarak soymakdı. Bir kerre bir köyün umûm erkekleri maznûn ve mahkûm oldu mu o köydjeki arâzinln bir mütegallibeyc hakk-ı himaye olarak takdîmi bir emr^i zarûrî hükmüne geçerdi. Bu mezâlim-i i ’tisâf-kârâne Devr-i-tstibdâd’da hü­ kümetin marzîsine mugaayir olmadiğından lâyânkati’ tevâlî ediyordu. .Mülkiyye ve zâbıta m e'mûrlan mücrimleri der-destden ziyâde ceİblerini boşalt­ makla meşguul olduğu i^in kesret-i mücriminden nâhoşnûd dfeğillerdi, Mehâkim-i adliyj'e a’zâları yerli ahâlîden olduğuna binâen ale-1-ekserıyâ doğ­ rudan doğruya yâhûd dolayısiyle esâs mes’eleye ailâltadâr idiler. Bînâen-aleyh mazlûmîn-i ahâlî için b’r melâz-ı ilticâ, bir penâh mevcûd değildi. İ’lân-i Hürriyyet üzerine siyâsî çeteler dağlardan indikleri hâlde yüzbirilerce kaanûn kaçaklan îstibdâdın en sarih mağdûrları oldukları hâlde esâretden kurtulamadılar. Bu kerre Meclis-i Meb’ûsânca bu bîçârelerin afv-i umûmîye mazhariyyeti hakkında i’tâ olunan karâr ikinci bir î ’lân-ı Hürriy­ yet demekdir. Evet! Birinci l'lân-l Hüririyyet yalnız düşünenler, anlayanlar içindi, Nûr-i irfandan mahrûm kalarak, hukuuk-ı insâniyye.çini bilm’yerşk hürriyyet-i medeniyyeden mahcûr olan câhil ve gaafil köylüler ancak liü afv-i muhıkden sonra nâil-i hürriyyet olacaklardır. Hürriyet bütün taba^ kaat-ı İG tim â ’ iy y e y e teşmil edilmeli; her sınıf lezzet-i hürriyyetden^^ika-çîn olmalı ki millet ilerüye ptsün. Çünki hürriyyet ancak bir vâsıtadır, hedef (ise te’âlî) ye terakkî-i milletdir: tnşâ-ÂlIâh, ileride b’! zulüm-dîde köylüle­ rin arâzî-i mağsûbelerine yeniden m utasam f olduklarını görerek büsbütütı ■münşerih-ül-bâl olacağı?..


1 3 2 ------------ Ziya Gökaip’ıo İlk Yaza Hayatı

LX

SATVET-İ BAHRİYYE

Bir devlet?îı devâm-ı hayâtı iîti hasîsaam yüc^dile kaaimdir; Kuvvet, adâlot Genç-Osmâıılılar’ın İliç emelleri devletimizin kuvvet ve adâletlııî tezyîd ve ikmâl ve bütün cihâna ihsâs ve isbât etmekdir. Te’âlî-i milletimizin gerek hâricde, gerek dâhilde düşmen ve bed-hâhlan bulunabilir. Bunları haksız teşebbüslerden men’ edecek silâhımız kuv­ vet, haklı i ’tirâzlardan alıkoyacak vâsıtamız adâletdir. Bir memleketde anâsu' ve sunûf-i muhtelife_araşı,nda müsâyât-ı kâpıile ye uhuvvet-i.sâimmiyye husûle eelir, h ü n ‘’yyet-i tâmme hüküm rân olursa adâletin kemâlile istik­ rarına artık şübhe edilemez. Hukuk ve vezâlf-i vataıjiyyenin um ûm anâsır ve sımûfa teşmili, her tarafda uhüwet-l Osmâniyye hey’etlerinin teşkili, memleketimizde müsâvât-i kâmile kaaidesi üzerine müesses bir vahdet-i milliyye ve uh’.ıvvet-i vataniyyenin tamâmiyyet-i teessüsüne berâ’at-i istihlâldir. Bugün her i'erd-i Osmânîn*n kalbinde hürriyyet, müsâvât, uhuvvet ve adalet heyecânlarının darabân-sâz olduğu bütün âsârile nıeşhûd plmakdadır. Ma’a-mâfih bir millet yalnız fazâil-i ahlâkıyyesile 3dâme-i hayât edemez. Âdil ve halûk bulunmak dûçâr-i zulm olmağa mâni’ olamaz. Mümkin ve melhûz bulunan tahkir ve ta’arruzlardân emîiı kalmak için mehsûs, ve müstemirr bir kuvvete istinâd lâzımdır. îstibdâdı, bi-l-âhere irticâ’ı mağlûb ve makhûr etdikden sonra ilk en­ dîşemiz ordu ve donanmamızın tansık u takviyj'esi oldu. Kuvvet ü satvetlni bi-l-fi'il irâe ederek cihânın' ^ayrfet ü takdirine kesb-i istihkaak eden ordu­ muzu karîben ekmeliyyetiıf hadd-i inıkânına vâsıl olmuş görece­ ğiz. Bu hûsusda hükümet ve milletçe hiçbir fedâkârlık diriğ edilmiyor ve edilmiyecekdir. Otuzüç senedenberi Holtc’de zincir-bend-i esâret olan donanmamız da imkân derecesinde tecdîd vö takviyye edildi. Yakın zamânlarda «bizltn de bir donanmamız var» diyecek- kadar bir satvet i bahriyyeye mâUk olacağı,,miza mutma’iniz. Fakat şurası da kaafeijlirinkâr değildir kİ bütün vatandaşlarm umûmt 'dâioü bir fedâkârlr^: olmadıkça îcâbât-ı lam âna ve mevki’-i siyâsîmiıt


Ziya GÖkalp’m İlk Yazı H ay aü------------ 1S3 muvâfık mükemmel bir donanmaya mâlik olamıyacâğız. «Tercürnân-i Haki­ kat» gazetesi satvet-i bahrivyemizi ikmâl için hamiyj'etli Osmânldan küçük bir fedâkârlığa da’vet etdi. Her Osmânh’nın ayda kırk pâre i’âne vermesile âtiyen noksân-ı bahrîmizin kemâle munkalib olacağım bi-l-besâb isbât ey­ ledi. Bu da’vet-i hamiyyet-perverâneye her tarafdan kemâl-i tehalükle icâbet gösterilmesi vatandaşlarımızın satvet-i bâhrivyemiz husûsunda ne ka­ dar mütehassıs olduğuna celî bir burhandır. «Peymân» da. Vilâyetimiz ahâlîsini bu teşebbüs-i hayre İştirake da’vet ediyor. Diyârbekir denizden uzak bulunduğu için donanmamıza efrââ-ı askeriyye veremiyecekdir. Satvet-i bahriyyemizin iflâsına biç olmazsa i ’âne-i nakdiyye ile müşâreket göstermesi bir lâzıme-i hamiyyetdir. Milletimizin istikbâli — siyâseten olsun, ticâreten olsun— denizlerde­ dir; Denizlerimiz bizden y®*’ * Barbacoslar, yeni Tur^udtar, yent O r u c ^ ıiter, yen Pîrî-Re'îster istiyor. Düvel-i Mu’azzamadan hiçbirinde fikr-i isti’maı* uyanmamış bulunduğu zamanlar da Osmânjılar’ın vâsi’ müsta’mereleri vardı. Bu müsta’merelerden kısm-i azîmini bahriyyesizlik yüzünden gaaib etdik. Şevket-i bahrij'yemiz hadd-i kifâyede bulunsaydı Kirid Mes'elest’nin bu kadar uzanması mümkin miydi? Kuvvetli bir donanmaya mâlik bulunmadıkça sâh'llerimizin ta’arruzdan masûn kalacağma emîn olabilecek miyiz? GlrîtJ’de hâkimiyyet-i Osmâniyyenin muhâfazası için miting yapmakda ve kısın-ı a’zamı Ermeni vatandaşlarımızdan mürekkeb olmak üzere gönül­ lü kayd etdirmekde ilk adımı atmağa tereddüd etmiyen Diyârbekir ahâlî­ sinin bu teşebbüs-i hayre de kemâl-i vecd ü .şefkatle iştirâk edeceği .şübhesizdir. Şehriyye verilecek i’âneieri teseü etmek üzere bir kom'syon teşkili hususunu Vâli ve Kumandan Paşalar Hazai'âtından ricâ ve İttihâd ü Terak­ ki Cem’iyyetinin bütün umûr-i hayriyyede o ldulu gibi bu teşebbüs-i hamiy­ yet-perverâneye de bezl-i m u’âvenet edeceğini ümîd eyleriz.


DİCLE 6AZETESİ ve GOKAIP


iâya GÖkalp-ın İlk Yaa H ayatı------------ 137

DİCLE GAZETESİ VE GÖ KA LP

Ziya Gökafp’ıa hayatından bahsedenseserleriiî ekserisinde, «Diyarbekirde te’siş etliği Dick-«jare^esi «1909 tarihinde Avukat. (Şültrü Bey) Diyarbakırda (Peyman) adlı bir gazete neşretti {'*). Ziya Gökalp bu gazeteye yazı yazmaya başladı. Bu gazete bir müddet sonra kapandı. Ziya Bey (Velt Necdet) Beyte beraber (Dicle) admda bir gazete çıkardı. Dicle Gazetesinde Ziya Bey başmakale ve itmî yaıjUr yazıyordu ^).», «Ziya, evvelâ Peyman ve sonra Dtct© gazetelerinde yazı yazmak, açılan Ittihad ve Terakki Kulübün­ de Meşrutiyetin feyizlerini anlatmakla gece gündüz meşguldür^).» «Diyarbakıra döndü. Orada Dicie ve Peyman gazetelerini çıkardı. Bu gazetelerde inkılâb fikirlerim yaydı ').» veya «1899 sıralarında Baytar Mektebindeki tah­ siline dönmek için îstanbula gelen Ziya Bey, Dtyarfaekır'do iken araştırılan evinde Nasnık KemaS’in eserleri ile Avrupada neşredilen «hörriyeîçi evrak ve mîrfeuât» bulunduğu içhı, mektebe kabul edilmiyor ve Taşkışiaya hapsoluffuyor. Vesile düştükçe kışladaki Anadolulu askerlerle görüşen bu yirmi beşlik delikanlının dikkati .şu hadise üzerinde toplanmıştır: Türk askerleri «sâni mülâzım», «Garb Trablusu» gibr tâbirleri «mülâzimi sâni>, «Trablusu garp» gibi terkipler yerine kullanmaktadır. Bu hâdisenin müşahedesi, ne­ ticeleri itibarile çok yaratıcı oluyor. Birkaç sene, sonra Diyarbe’drde soy­ gunculuk yapan bir aşiret ağasına karşı halkı ayaklandırırken yazdığı des­ tan, lisan bakımından daha evA’cl yazdığı şiirlerden çok farklıdır. Terki.psiz, ve sâdedir.. «Dicle» gazetesindelû neşriyatmda ayni nrensii't'ju mülhem, bir hareket yolu takınmıştır; Terkmii yazmak m illî değildir, lisanm «şelika»sı yabancı kaideleri benimsememektedir'"’).» gibi kayıtlara rastlanır. Halbuki Ziya Gökalp'tn Dicla ga'2efesiyle hiç bir alâkası yoktur, Bü ga1) AK Nüıiıe«, Zi.ya Gûkalp'ın Hayalı Mâlta Me.li.tupları, İsi., İkbal K'a{U!>lıaıijsi 1931, S. 58. * ) Pe.yınan .Gazetesi için noHsr kısmına bakınız.., 2) ,Eıt'/er î^apolyo, Ziya Gökalp, İttihad ve Terakki ve Tarihi,,, Güven Basımevi 1943, S. 7 0 -71. 3) M. Emir» Erişirgil,. Bir Fikii' Adamının Ilomanı, Ziya GiHtalp, M ., İııkılâî) Kilabevi 1951, S. 65. 4), AH Nözhe-t Gökışİ, Ziya Gbkalp, Hayalı . Sanatı ■Eseri Varhk Y a y ın la n , 125, Türk Klâsikleri: 4, İst.., Yeni Matbaa, 1952, S, 6. 5) Fm^ıkoğlıt'Z. F»hri, Ziya Öökalp, Türkiye MualUnıler Birliği Neji-ij’P,î,t No; O, S. 80 - SO.


mJ-irTA

t >W

‘Shj^ J»AŞ^4

jLUS

j fis^Jji jXt\ ’AcJü;jî>:t.j ;jV3İ.4.1Jlj^ûl?y.j4i'

Jftt*

(>w) <>Av»t^1* '*

.J

*V^y/i*

T İ*NİtrfXö-»»^ >

‘

, fiU İt.0/j,_„ywü *4J5!ü »î^.^jyj ıij;<L« jj^ j^y tiij,';

ıfljji

‘-1^^rf' *flJÎUj^ v'J—(Jp<

lûJii

• ' /A »U »

,JV-•■ ;.( i‘>^>-!j f'-' ' iJjİİm'^ •i'*? jfî »*->■ >‘^ ••-'jJiVî*'*lJ ■ '. j^<\ JL4.J / i j * İ i

*i;.

j<i-^^'*>r

dJ l / İ , ^ d f e ^ ^

'■^^'jCİİİ

•!-.«•-VıJ

-*‘Jr\*il'

j;.

»JVA

•

ı^ •Jtri^i f>crfj at*; <iiı»..

i4 •jjyij-j

s/"*-j>. Vr' /

4^j

jıVvLj.'i'V

4J U w> O U İ « ' i

J^-Ui ■ <^t|

MJİ J>ı—

if

J > : j Jİ/I

ıj>^ Jt- «-»-'jJ^

* A ‘ jU't « j t 4»>*^ *4iJ»)VJ j

vr . il ,y^-j ^

^

" "%

•. fcfJ<îj#:*4İ.Î^s^.^‘^*V *^'V

:

f

"jf

,:.(-tl>'jil.ıU-VJJ^-V

.

♦»sJjS

Ş^yj-i. Crji^.jpijTctcj-. Uf i;^

ju jr i^ ı ,^,1: , ■

■ j 4Ji --İ!»j

J */ . tJi jtj/ ,lJ. ^xx\, ,

'<iiu•ijC^^\r>.‘İı 0^' İ)J- •

■::■■

«üij.ı j j^ı ,> ,

. J jljl j l j l I ^ J ^

il

•lİİ'İ’v'j— *>X.-'•* .

'

ijajî^i *j-'l ' . J^ls>sh •Jj'‘^-^' »

<VI ^

jl ^

■■

-•

'

vm

^y,l AV ,lfil jlj. gjy. «ı* i Î^J ^ 4f4^'A. JU J,, eLit. Jd/ JiL.j-j:;U *İ-J>-^

yim’ j>‘j*a*-'-'^ f#r <—

ciu-

*>

(^_^) ;VjI Jri) ,/.-*Jİ>" o>i> ;Vf •»f |5V<Iıf-^<!>^ . İîj/'JS; w ^ jlîUijıJLir'

4r^i-jl jUİA^ J l--•-,:

. JW I « i l Ü.I 41 ^ I jS l U j JÎÛ1.rf/<A'Jj> ,t^jx-\j ;^y;r^V‘Ci û>; ■4^'<a , iWjfr) w fcij kJAJii îw vV i-J ^ 4 ^ J , Î j -- Ş'v*' .,;>■ /' • Jj’;' -w >, ■^•‘^ " 'j‘<^ “-‘-^ fjt iiUi j J*> ^L ... jö^^ J « İf^ jıU t'/y 1 İJ * C ^ ..r. <:i..İAİ. ' . ! j ; ' / İ K • *s'h ‘ J'^V '^-■. >JJ_1 .jjjyı ptt •ıii-j itjJ- ->ı> ‘ ^ K -‘ ‘•“.‘-3 . jy.^.O J.:-: al f-\ • JJ^51-J J* l i^ » J >-*^‘ CJUj->JVj^ jyi:J .i5«i^^.-:>' -K Jf<ı*JWi jy ‘ tjr'-VL.'i ■ ^vV/J;» ^ rf/>-Iİ>-»«'i ^İİ t:';^, *.y J J j j ’a\-î f J» ,T -J^-' 4r:■ '^ u^.» •

}? iyi) iiji. jji' j-y,. jji jy*>' li^ JjJJ*»

i W^ —4/1 ♦

« a t. .^ 4 | ji» ı

- iSİ. :: \h>^'ji^w . i'-jr ‘•‘:> jV »' ; '- ^ i.j *l!j)İM.k>-V

j ^ ^ . ' l * | - 'v i l j , ü > l w Ç « M ..-«l.^l>:*/*'!<-î'^s-i^î^'/* - j ^ ^ >

.^i ,•/•-- V^-

^ îj»

*i*^, ifc'^ .43.pa> •jOejs «* i u^l j/ bU «l^.4l ^w V

c-v</ .■ ■ :^ji *»* .dia. ji» y,>.^»1;■• Jil/* xy • • J-*.; ;;.• ■<îÖ‘

Diyârbcfkir’de çıkan ikinci hususî gazete DİCLE’nin 28 Şubat 1326 (13 Mart ÎOIO) ^tarihli lUc sayısı.


---------------- Ziya Gökalp’m tik Yazı Hayatı—

— — ---

139

zateye bir yazı dahi yazmış değildir. Esasen Gökalp, bu gazetenin intişann dan çak evvel Diyarbakırdan aynlmış bulunuyordu *’). Elimizde Dicle ğazetesinin eksiksiz bir kolleksiyohu mevcuttur. Dicle gazetesinin Uk sayısı, 12. RebiülevveL 1329 tarihine rastlayan 28/Şubat/ 1326 (13 Mart 1910) pazartesi günü çıkmıştır, İmtiyaz sahibi ve mes'u) mü­ dürü Attar zade Hakkı Beydir. Oalmi yazarları, Velibaba zade Veli Necdet (eski mebuslarımızdan V. Necdet Süngütay olup sonralan Alpaslan müatear adiyle yazılarına devam etmiştir), Timuçin (eski mebuslarımızdan Şeref Uluğ), Agop Papasyan, Mirî Kâtibi zade Ahmed Cemil (Asena) Behzad Tevfi4c. Kâzım Vehbi (Oral), Ali Fahir, Kâhya Kâtibi zade AAehmed Saîd, Aîl Hayd^ar, Mikdad MedKi, A. Nizamî, tA. Fehmi Vs. Beylerdir. Başyazıları umumiyetle Veli Necdef (Alpaslan) Bey yazmıştır. Arasıra Timuçin (Şeref Uluğ), Agop Papasyan, Ahm«d Cemil (Asena) Beylerin de başyazılarına te­ sadüf edilftıektedtr; Dicle gazetesinin B3 üncü sayısında Ziya Bey ve arkadaşları hakkında piyarbekir Bidayet Ceza Mahkemesi Müstantikliğince verilen 3 Eylül 314 tarih ve 159 nolu kararnamenin bir sureti neşrolunmuştur '). Dicle gazetesi 89 sayı çıkmış, 90 ıncı sayıdan itibaren yetini Diyarbekirde Dicle gazetesine bırakmıştır. Fakat gazetenin yazı kadrosunda bir deği­ şiklik yoktur, Dicle’nin bir devamından ibarettir. Doksanıncı sayı 20 Cemar âyülahir, 331, 13 Mayıs 329, Efrenci 1913 tarildni ta.şunaktadır. 142 sayı çıkmıştır. Diyarbekirde Dicle gazetesinde Ziya Gökalp’m bir kaç manzumesi baş­ ka, mecmualardan almarak yeniden yayınlanmıştır*). 6) Ziya Bey, 1909 senesi soıUarmda Selâaik’te yapılan Ittihad ve Terakki kong­ resine Diyarbekir murahhası olarak Iştirâk etml^ ve Merkezi Utnumî’ye âzâ .seçildi­ ğinden orada yerleşmiş idi. 7) Kitaptaki ilâveler kısmına bakınız. e) Mesela, Şaîıid HaromJ manmmesl HaJka Doğiru laecmuasındaa üctibask 95 inci sayıda ve Durma Vgr şiiri, TOrk S9*ö'nden alınarak 136 mcı nUsh^da yeniden neşı^dUmiştlr.


140

yy Gökalp'ın İlk Yazı Hayatı

a.

•>,*;h U üJ/1

.

JJ*- :

JJİJ>

jM( '■J

w . JKİJJjil '<-v. a-njt •.. <V/ J'ji'j

^■ »’

J. ilji.ij »İU. «S<.y^Jİ.jr^

*;-jjij, i>. jJj? ':i iV- r •-'"fj’ „•çif viJ-ı jJ^

■ f«J W .^ Ij, j.US J # * . j u j l j l 05=j - <1^’

«k JI. j..'^ fjl- ^lilstfc • li*/-

it;ı;

• •^•. 1. -A

:v*îj

..arfjVÛUJ-jCI Jı.^V i,fi, ^-jVii rfjWj c^'jj. ı>^ ^ j( Jfcrf jwOj; li*!,;!'iL; i>A' J' *;

jlfj ^t'ıj J.'^,jV JU3İ

■

J.JU

f/M':A‘'rJJr‘ !

ijj- jij- u

•

J>a-U*üJi,j^jl .jJ^L

Jl-ı> it

.y - jî .

W •

ui.il

*>J> Vfcii *'y. W> rfju.^

j,a J

jl'y,

.o V V < V - A A J fT ji

jj.^M »AJ •jJ^iH *1 r'* l i j ^

jl/.

..Jitj!-^/ j<Vj'Jil VftJiC» . J;V r/ ûui; ^jU.y.«.j . j/y ..İU.İ İJ. tfU>-U^.İ /İJ - J p j l ^JÎ i^.>l^' > Jll^ l al V J4.J .İj'. ■ ..,W - .

îtŞ^

. f j t *rC‘ ^

• J i> ^ .l J Û İ

^ j ! ^>4. Jjilllî*^t ^ /. JJİJf~ijj.l İ4*» ;iJii,ûi;iij* ;ju/^,vv J.j>. «y »iit^ .j.,1jtj,ı^v ..')«•>: , jY'-> *AjwS'

LCf '<1.

■•tfJj? ... »Mji^ •j^W£ '^ ‘>(y:»! ıijtjji/ U, JİJjJjV J jT.i Jij; „ (U‘ .'j^ü<‘ iıH' p-j‘ .>fc/ ...f.tf;u-

•A:j)jr>j*>ıi«,>i UiıtjjeT jlu-l^ ,3<uuiU>l

t vlŞ»

J y it

^.lii

-

4-s._/t.jj^jlji^lyj^ı<j^ je

■jX.^

jû ı^ u ,,

Jaı

ijf-

J ii; « « r ^ ,< î.l...

fi

ijJJ.oiöjrûjf iar-j,

iV-J ıf f r >

içAj

Jü^

OJ . jVjt Y>■î'A'if"ıi>^ . »î6JiVû(

>>.'^''î®<. i»'»*

j< y ;

^ ı> ü . ‘oiji i^iWj 'j>ji- •.,,-. lu -

rJ

jjU

k>Vj u-rt

V j i i - < ; a J ijÇ * j / t

d>*“ jSr*

iıU cj;;

•y.A»Oii..>ü.ij,u,i£:ı^ı^ çjytıı> t ‘ ) • J t «1^.» .JiX;i’;.*ı ^1 Jj (İJ «İMjtjî y VI»>jr .n tij\ji4j^

f , \

J : jJ j-.ll £>>^1 .J < -.j ^ i U U J p

*'f.' J- i a i

«>fık,;.J6

-:iiı>.ur^ıt J j V Jİ ^

ir j> ijj\

o:,r ı/Vİ“*

jc.U/Uj^u.jStvŞ'i’t' CJ y ij jlj^ ' «,1 / « . j j/Lı

.jil öt . Jj,V-A^,.

(Hrf-Vf! MAi-. ;i.>

■ J^Vr^

j;(i

^ ı>

İ&J.İH ^_.v

^.'j:

Vufî < iM u> ■ T 'T

Diyaırbekir'de DteJo gazetesi Dlcte'nin bir devamından ibarettir.


NOTLAR

«e

llAVElER


Ziya Gökalp^ıh tik Yazı Hayalı —---------—

143!

N O T L A R I TALEBELeK DEVRİNE AİT YAZILAR

Bu bölüme alınan şiirler, Ziya Gökalp’rn talebelik devrine ait olup — sonuncusu ha­ r iç — 1394-1900 yJarı arasında yazılmıştır. Hîçî ve Bîmar takma adlariyle yazdıkları bir yana bıralalırsa diğerlerinin hepsi Dfyarbekir İdadisinde talebe bulunduğu üamana ait­ tir. Bu bölümdeki bütün şiirleri Tarih Kurumu’nun bastırdığı Ziya Gökalp KülEiyat! -1 adlı eserde mevcuttur. Sayfa 19

21

No. I .

n

Bu şiir, Gökalp’uı kaydına göre 20 Kaânunuevvel 1.310 (1.1.1894) tarihinde yazılmış v? iki yıl sonra, Ali ŞefkaH Beyin Londra’da çı­ kardığı İstiklâl gazetesinde basılmıştır. (Ho­ camın Vasiyeti, Küçük Mecmua, Yıl 1, sayı 18, S. 4). Enver Behnan Şapolyo’nun, şimdi­ ye kadar neşredilmedi ği kaydiyle ve başlıksız olarak kitabına aldığı şiir bunun aynıdu'. (Filiılf Gökalp, Kitap yayanlar koperatifi, An­ kara 1933, S. 88, Ziya Gökalp, ItHhad-ı Te­ rakki ve Afeşrutiyet Tarihi, Berkalp Kitaben 1941, S. 35). Enver Beh'nan Şapolyo tarafından şimdiye kadar neşredilmediği kaydı ve Mohmed Ziya imzasiyle basılmıştır. (Adı geçen eserler, S. 89, 37), Yalnız gazel, vezince ve okunuş bakı­ m ından'bozuktur (Meselâ; 10. cu mısra, mahzı tasavvurat. intihar eder beni şeklinde vc şerm-sâr keümesi şerimsar olarak okunmuşl tıir). Şiirin baştan iki beyti, Hocamın Vasiye­ ti makalesinde de mevcuttur. Gökalp, bu §ii-


. 1 4 4 --------- -— Sayfa

Ziya Gökalp|m İlk Yazı JJayatj --

--------- -

No. ri'ni henüz îdadi talebesi iJceıj yazdığını kay­ deder.

22

m

Bu gazel de Envör Behnaii Şâpolyo’nun ese­ rinde mevcuttur. Mehmed Ziya imzasmı ta­ şımaktadır. (Adı geçen eserler, S. 90, 37). Metin oldukça bozuktur (meselâ: kulzum ke­ limesi, kilzem olarak okunmuştur). Uriel Hyde, II. beyti nazmen LnffU'zceye çevirmiştir. CFoundations of Tıırkich national'’sm, Loııdon, S. 37).

23

IV

Bu müfred, Enver Behnan Şapolyo israfın­ dan da kitabına alınmıştır (Adı geçen eserler S. S9, 35). Müellif, Gökalr>’m intiharım mü­ teakip bu ^^iifredi dostlarına okuduğupu da kaydetmektedir.

2-3

V

Bu beş parça, Gökalp’ın yukarda bahsetüğiıniz Hocamın Vasiyeti yazısında münderiçtir. Bu şiirlerin de 1310-1311 senelerinde yazıl­ dığını sanıyoruz. Şiirlerin mevcut olduğu ma­ kale ve şiirler Ali Nüzhet Göksel ve Enver Behnan Şapolyo tarafından da kitaplara aİmraıştır. Okuyuşları oldukça botuktur (kar­ şılaştırınız: Ali Nüzhet Göksel, Ziya Gökalpın Hayatı ve Malta Mektupları, îs t, İkbal Kütüphanesi 1931, S. 27 vd.. Ziya Gökaîo Hayah ve Eserler', .«Uımed Halid Kitabevi 1949 S. 12 vd., Enver Behnan Şapolyo, Adı geçen eser, 1941, S. 20 vd.) Kitabımızdaki bu şiirin IV. mısraında (bu) kelimesi fazladır.

23

VI

Bu şUrini. Gökalp, nıektop lıayatmı . anlattığı anî'attığr bir yazısında neşretmiştir (Romih vo Hayat, Cumhuriyet gazetesi No. 161, 18. Teşrinievvel. 1340-1924). Üçüncü kıt’anın ilk üç mısraı Ahmed Cem’l (Asena) ve Ali Nüz» het Göksel tarafından da neşredilmiştir (Ahdmed Cemil, Ziya Gökalp veya bir harika-i de­ ha, Diyarfoeiur gazetesi. No. 334, 24. Mart. 1928, Ali Nüzhet Göksel, adı geçen eser 1931 S. 20). Her iki basımda da bu kıt’anın sonu04 "


--------------- Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı -------------145 ayfa

No. TafSada^ {-esgâhîa çaiışisn bİ2İ.-î, Bu' dsvSeî, bu msSbf, fe.u va-faa bbAz,

Ey SijıUan ssn çeki!, hükümrân b«İ£. lat’ası da eîdenraiştir. Bu kıi-'a Uriel Hyde tarafından İngilizceye tercüme edilûiigüi’. (bk, «FoundatioriB of Turldah Natioııalism», Londpn 1950/S. İ37). 26

V îî

Gö.baj,p bu şiirini, ayni başlığı tfıgıyan ve lıatıralannı anlatan bir yazısınsia neşreîmigtir. (Cumhuriyet gazetesi No, 1.64, 21 BirindteşTin. 1340/1924).

27

V îl — D i — X

Gökalp bu üç parçadan birincisini Hîçî, İkin­ cisini Bâsrjâî' iıvızasiyie ve Baytar Mektebinde buîunduğlu günlerde arkadaşlarındsü Cafer î ’ahrî’nin defterine kaydetmigtir. Bu ^5İi^leî^ kitabına alan Ali Nüzlıet Göksel, Cafer Fal;ri’dsn naklen ku izahları da verniülıtedij: «... Merhumun mektabia yemeklerinden Sik sık midesi bozulurdu. Be.vı gazoz yapar ve be­ raber içerdik. Eu mide ralıatasKİığı miinastbetiyle yazdığı şiirler, «Bu defterde metfn» olan ihtisasat» başlığı altında kaydedilmiştir, (Adı geçen eser 1949, S, 15 vd.) Gökalp, Bay­ tar Mektebinde 1896-1900 seneleri arassıMa. buluaduğuûa nazaran fcu iki parçanın da bu yıllar zarfında yazıldığını sanıyoruz. Üçüncü par^a ise Gökaip’ın büyük kiKi Seniha HaniHi’ın, «Babamın son yıUarma ait hatıralar» başlıklı yazışında neşredilmlgtir. Ssnüıa Ha­ nım diyor ki: «,,, Ben henüz pek küçükken annem, babam hep köys gitmişİK,,, Birgüıı gül bahçesinde babamla annem oturup dinle­ nirken,, ban bahçeye dalmışım... Birdenbire bani yanlarında görenıeyince aramaya ija.jlaaıiEİar; babanı, beni güi kopani'ken yakala­ mış ve o saman şu şiiri söylemiş» (Doğa mecmaası. Y ıl 1,' C. lî, No: 12). Seıûlıa Kanım’ın pek kü.çi!ik yaşta bulunduğu çağa ait.olan b;; şiir 1SG8 den evvel yaziîmış olsa gerek. Gokalp'ın. talefeelik devrine ait olmamakla bera ­ ber tek bir parçadan ibaret ve c günkü gm.z-


Sayfa

Mo,

telerdeîi herîıangi birinde yayıalanmadl-ğs için 1>u Irölüınün somın koyina medıuriyetitt do kaldık.

II

'DîYARBEKİR GAZETES5NDEKJ

VAZtî.ARB ■

Ş&luimİ3'4fi (picaa ilîc gazetedir, BirüıciiSayıs:ı 22 fenunuz 1285 (3 Ağustos ].36ö)’ tariMnde iatişar etmiştir. İlk Yazı, işleri müdüriı,.' Mîr^at-isS İ5î«r luüeUifi Diyartekirli Said Pa-:. şe (1832 — 1891) dır. 1872 senesi,nde Said ■Pii§â’n>::a Diyarbckir Mektupçuluğımdan. rair. miranitk rüttei'siyle MatîsureîsSâEsK mutasari’iöî.ğîB.a tâyin olonınas'i iiserine gazetenin ya­ zı işl-srî. müdürj;üğür!e Ziya Bey’in Î3abası Tövfjk 'EfsRdâ (1850 — 1890) getirilmiştir. 1S3Î yılma kadar resmî Vilâyet, gasetesi; olaraJc îieşriyatına devam eden, gazete, bu üıriîıteK soiîra salıip cleğiştirynlş ve 1937 den bit yana ela vüSyet adınm Dîyarb-aktr'a çevrilro.esi sebebiyle isim değiştirerek (Diyarbakırf:' gÜTiümitee kadar ne.şrlyaüna fasıla verınemişlir. Bu bakınıdan Tib^kiyede halen yayınlanmaMa alan öîi yagh gazete .'sayılır.

' Gazetenin eksikâs; bir kolöksiyûnunu elde etmek m üm kün olmadığından Ziya Bey’iri bre gazeteye hangi tariMe yazmaya bagladıgmı tesMt edemesîiğiraiz gibi yazalarıfan tama­ m ını da temin, eylemelv imkânına sahip ola­ madık, ElijiıiK-dold gazete uüshaianna gorç Zsy® B-ey’in 1904 — 1800 seneleri arasında bil, gaçeteye çe,5İtli makaleter ve şiirler yazdığı aniaşıîıyor.

İÖ04 yıl.mda;ki yaaılanm tmKssîa, 1906 da. jse K’tecSis-5 İe!sr0"s Vüâyeî İCetafeösindsift Z i­ y a , M'&c !î e -! İdssre-s V slâ y e î Zafesî Kâtîisi Ziya -

««SdsjTi ismini kullanarak ve 1907 yılında is&


------ ----- -— Ziya Gökalp’ın İlk Yazt H ayatı------------^ 147 m m

No. veya yine tmıasıj olarak ve nihayet .1908 de Meh«ıad Ziya iıu?.asiyle ııeşî'etügi görüîmektedîr. XI

«KSylü ŞiiHsri» başlığı alünda îiegredilen b» l>eş şiirden, ilk ikisi, .DiyarbeMr gazetesinin 26 Ramazan 1328/9 Tesrimevvci 1324 (22 Bjîiın 1908) tarih ve î58ö Nu.lu sap.sında ve diğer lU;ü isü müteakip nüshada 4 Şevval K328 (16 l ’eşrinievvel 1324) (29 Ekim 1908) t,arih ve 1581 Nu.) çıkn^nç olup, begi cîe Meh> m®S- Ziya imzaaiyle neşrolunmuştur. Bu §lirîerden son üçünij Ali NüzhöS; Bey «Diyarl}ekirde tesis ettiği Dicls gazetesinin 16 Tüşrinievs^el 1906 tarihli bayram nüshasında» neş­ rettiği kaydîyle idtabuıa abnıştır («2iya Gö* kalp’ın Hayatı ve Malta Mektuplan», İst. &bal Kütüphanesi, 1931, s. 5S v.d.). Halbuki D ide gazetesinin ilk nüshası 13 Mart 1910 tarihînde yayınlsiîmıştff. Ali Niizlıoit Beylıs bu kaydı yanlıştır. Bıı beş şiir, Türk Tarj.h lu u ’urau’ram 'Zsya Gökalj» K ü lü y ü îı'— L kita­ bında da mevcuttur. (Adı geçen eser, s. 267 v.d.) «Bayramp başlıldı manıaimenin yalnız 9 “ I I inci mısralarını Uriel H yde, ingilisweye tercüme etmiştir («Foandations of Tnrirish Naüonalism», Londcn 1950, s. 55),

35

XB.

Mehmned Ziya i,mzaaîj^e ba.sılnn|tix (Dîysrbekîi- gasietesi, 1581 sayı, 4 Şevvâl 1326/16 Te§rinievi'el 1324, (29 Ekim 1908).

3B

x ın .

Ayni tarih ve sayılı. Diyarbekîir gazetesinde Mehs^ed Ziya imzasiyle neşredilmiştir.

3?

XW .

Ayni tarüı ve sayılı Dsyarbekir gazetesinde Mehmed Ziya imzasiyle neşredilmiştir.

3.E

T ^.

Ayni tarih, ve ."sajalı Diyas-bekiır gazetesinde Melnned Ziya inKasiyle basılmıştır. Bu d ö îl manzume de Feyaiye Abdullah Tans®l’in ha­ zırladığı ve Türk Tarih Kurumunca yayınla­ nan Ziya GökaEp Külliyaîıı — I. kitabmö» mevcuttur (ndı geçen eser, s. 270 v.d.).


148 Sayîa

.

Ziya Gökalp’ın İlk Yaîi Hayatı

— N ü. ,

41

X V İ,

Dsysr’tjekir gazetesinin 18 Safer 1322/19 Ni.?an 1320 (2 Mayıs 19G4) tarih ve 1380 S3.yıl.ı iiüshasmda imzasız olarak yayııüaımuşür.

43

■xvn. ■

3ö Safer 1322/3 May.ıs 1320 (16 Mayıs 1904) tarih ve 1382 sayılı DiyarbeScir gazetesinde imzasız olarak neşroimımuştur.

45

x v n .ı.

7 Rebî’-ül~Evvel 1322/10 Mayıs 1320 (23 May.ıs 1904) tarih ve 1383 sayılı Dsyarbekis- ga­ zetesinde iıiizasız olarak basılmıştır.

4V

x ix .

14 Be’ûî-üi-Evvel 1322/17 Mayıs 1320 (30 Ma­ yıs 1904) tarih ve 1384 sayılı DEyarb®kiş- ga- •

49 .

XX,

zetesûıde imsasız olarak negrolunmuştur. 5 H eâ’-ül-Âhir 1322/7 Haziran 1320 (2ü Ha­ ziran 1904) ■ tarih ve 1387 sayılı Diyarbekir gazetesiîKİe irûzasiz olarak basıirnıştu'. Bu smzamz yassfanss Zsya Gökalp'a ait olduğ», o günleri yaşıyaıüar ve 5*^ihad Gökalp me.rîııun (1S78 — 1954) ile rahmetli CemîS M ena (1875 — İ941) mn yerdikleri bilgilerden ve «Ksgla ftteysbaiıiM yazujiııda okul hayatını anla­ tı,şından ve daha sonraid. yazılanndan birinde «Dîcle Vâdisj» başlıkii .makalede yer alan ana filcirleri hatırlatnıasından anlaşılmakta­ dır.

51

X X I.

54

X X ÎÎ.

5ö

XXKL

30. Şaban 1324/6 Te,3ri.nievvel 1322 (19 Ekim 1906) tariiı ve 1500 sayılı Diyae-bekîr gazete­ sinde Mas:lîs-i SdSrS-3 VsSâyeJ KeîeSjesindçm Ziysı imsasîyle ne.s^rolunmııştur. Diyârbskiî* gaze’tesinin 21 Ramazân 1324/2.6 Teşrinievvel 1322 (8' Kasım 1906) tarih ve 1503 sayılı nüshasında MsfJss-j 6dâs"e*î Vsiâysî Zabtt Kâ'Hbî Ziyâ'eddiîs imzasiyie basıl­ mıştır. (Ziyâ'ââdin ismini kullanma sefe&bi için m akale' altındaki notumuza bakınız). 17 Zî-1-Hicee 1324/29Kâaûnsân:i 1322 (11 Şu­ bat 1907) tarih ve 1513 sayılı Diyarbeksr gasetesiade imzasi,yle basılmıştır. Bu .maJısleîtin altındaki notlaruiüzda da açıkladığıımz gibi, bu sırada yeni Tssareî OcSasına İSaşkâ-


--------------- Ziya Gökalp’ın İlk Ya^ı H ayatı---- -------Sayfa

l-l()

No. tip tâyin edilmiş buluna.^ A^.ehtr:ec3 Ziya (Gö-

kalp), bu ■gibi yazılaÂ.']ti!a imza . koymamakta ‘•/Gı'îiep öç ysîdîs işaretiyle banları neşrettirjîiekîe idi. GO

X X îy.

Ayni g;i2;eteniîi İS Mubarrenı 1325/15 Şubat

1322 (28 Şubat 1907}, tariîı ve 1516 saydı nüshasiiıda *** irnsaaiyle neşrüliHMiiUştiîr. 64

XXV.

13

Saîer ■ 1.325/15 Mart 1323 (28 Mart 1907)

iarîiı ve 1519 sayılı Dâyaffoekîî' îiîizasıs olarak basılmıştır.

gaxetesiacle

ŞAKÎ İBRAHİM DESTANI Ziyâ GSkaJp’m kitap Iıalindc basilvaıs ilk es-erltt^T. Bu Destan iü:in Psrinççi-zâds Ârif Hfeadi’niiı eviade toplanaa geniş bir topluluk huzurımda ■ bizzat Zsya Bsf taraJ’mdan okunnıug ve sonra Vssâyssî j¥.ötba.3£5'nda basıîm:;;i:r. B u eserin aDiysrfcekii- Deîlaot» adiyle yapıLmış bir M ııc i. baskısı olrûadıgı gibi GökaSp’m böyle bir adi taşıyan her hangi bir üseri de mevcut degiltlir. Tesbitiraise göre: B<sy iMdn bu destanı, «Diyarbakır SBSîan!»- claraîi bastırmayı dfeünmüş, fakat ;=oııradan aseri «Şskî İbra’nsr»-» Desştasjı» adiy­ le neşretmeyi uygun bulmuştur. Destan, j^eni harflei’le tam m eün olarak ilk defa arkadagunız Cavid Orhasu TüfengiS ta­ rafından ve Ki'had Gökalp’m bazı notlariyle 1853 senesinde yaymlanmı,jtu- (İstanbul Yaymlan-ı). Destandan 32 sayfalık bir parça, daha önce Ais Müshet Bey’iii cZsya Gökalp'm Hayaîı ve MaH’is MekîupSîirt» (İDSî) isimli k i­ tabında yeralmıg, bu kısım sonradan Türk Tarih KuTOmu tarafından yayiBilanan « liy a Gökalp îCifSîIyaîs î Şİsrîer va f’îaîk Masaîîan » (19S2) adlı kitaba da konrütışlur. Desta-


Î3Ü

------- ----- - Ziya Gökalp’m llk Yasn îîavah

Savfa ■ Ho. Km SOR bölüm ünü tecSkü eden eUhuvveî» başlıklı manzume î.se 1953 senesinfle § d » Küzde çıkan Ç iıgi MecnKJsts«’mn birinci sayıEinda neşrolunmiîçtur, Destamn mevzumıa geîincc: MiSîî aşireti reisi ferahim Pasa (bu gshfâ ve Hamidiye alaylan için ilâveler kısnıma ¥sj D estanın altmdalû açiklaınalariînısa da bakı­ nız.) .wygurıculugumı arlıtu'mış; Diyarbakır ci­ varındaki en yakın köyleri büe talaBÎarıyîe tehdide başlamıştı, Btmun iizerbıe, Vali Nâ­ zım Paşa zsmMvmda halk telgraflıaneye koşa­ rak hakkında bir çok şikâyetlerde buluiKÎy.Buna î!k TffiîgraJhsna H.âs5îses3 denir. 1905 senesi Temmuranda ohnu.jtur. Asıl mühiîH olanı ve Destana in e m ı teşkil edeni 1907 senesinde cereyan etmiştir. Sarayın kendisim i.w1;ması, korııması, hakkmdaki. şKkâyetlerm hiç bir fayda vcnncanesi. İbrahim Paşay! gımartoıış, oür’etîni arttjriHiştı. Halli; telâş ve kc®i:u ipncleyrti. Onu isya® eiti.nn.ek için hır kaç kişinin önayak olanası İcâfiydi, ZlfB, halfeın bu halct-i ruhiyesinderı' fayd.alaîiarsi: başta A rif Ş®vkî Eksjıcs, Cszs-cİEOîîUs  zk olmak üzere şetoin ileri gelenlerini galeyana gc-ti.rai. Telgrafaane haİj’K tarafından işgal edildi. O zainamn vali­ si i-5assîiı Fehıırîî evinden çı-karmyaf;ak de­ recede hasta cldııgundan. idareyi elinde bu­ lunduran müj^tü Lebjb..z»ds Suphi Efendi de onlarla birlik ölmüşte. TcIgrafiıaKO: o» bir g®eo işgal aranda kaldı. Bir çok şikâyet tel­ leri (bunlardan. Ziya Gökalp’ın kaleminden çîktığı, o gürJeri yaşıyanlann beyaniyle tes­ pit edilen iki tanesi ilâveler kısnnna ko-a•OTOştur) mabeyne ç-ükiidi. TaSât adında bir reisin idaresinde bîr Kfahkik He-v'efî»m.z*. yola çıkarıldigı haberi ürerine halk dağıldı. Bu liey’et te bir şey yapamamış ve niiıayei bir yıl sonra Meşrutiyet inkılâbı olumca îbraMm Paşanın da. tenkiline emir çılonıştır.


;-- -------- -— — Ziya Gökalp’ıa İlk Yazı Hayatı ---------- ^—

Sayfa

la l

No. S y a ĞÖkaîp’m î)u dastaaı, bu tarihî hadiseyi tefeiTüaliylc anlatması bataîmndan da ayn bir öîKîîn tıgumaktadu'.

}V PSYMÂM GAZETİESİÎ^DEKÎ YAZ8LARI ' Öiy^lbakir’da çıkaıu ilk husûsi gazetedirB idnci sayısı 10 Cumâd,-«l-ikhn‘e 13 2Î/İ5 Haâvan 1325 (28 lîa^dran, 1909) tarihinde neş­ rolunmuştur, İmtiyaz sahifet ve Mes’ul M üdü­ rü Mîrî-KSi-siıE-Zâde ŞOkrB (Aseııa)dîir. Gökalp bu gazeteye Hüs^y'm Vet^sd (Hüseyin, Ziya Beyin dedelerinden bİTİmn adîdir. Vedad ise ogıülarmdan birins verdiği isimdir. Hüseyin Vedad, bu ik i isiTiin birloşürilînesia;den meydana gelmişlir.) Mehmed M®hc3î (2iya’Kuı kardeşi NOıad Gökalp’m 1325 te dört jfagıada iken ölen oğlımıiîi adıdır), Tevfîk S®»daî (TevSk, Ziya Bey’in balıasımn adı, Sedat is s oguilarmdau birinin adıdır.) Mehmed ^sSait oğullariîidan birinin adıdır.) SVlefîmed Waîî (Nail, kar(îegîerİDd&ıı Mrinsn adıdır) müstear adlariyle ve bazan da inrza.ssx olarak çeşitli yazîlar yazmışta. Oauncu sayidan sonra Zi­ ya Bsy, Seüânlğ® gitîiıek Ülsere Diyarbakırdara ayrıldığından (’k Ağustos 1325/6 Eylül 1909) on bîr ve müteakip sayılarda yazılarına rastlaamamaktadır. Gazsîe, 47 sayı çıkmıştır. 10 Cumâd-el-ÂMre 1S27/15 Haziran 1325 (28 Haairan ].9G9) tarih ve 1 sayılı PeymSnt gazetesindfö Tevîs’k Ssdat ialcma adi ile negrolıın3iîuş'i.m’.

S7

XXVL

SS

XXVn.

.89

xxvra.

24 Cumâd-el-ÂMre 1327/29 Ha?iran 1325 (12

XXIX.

Temmu2 1903) ta.ıih ve 3 sayılı Peymân ga­ zetesinde îi-HzasK olarak neşı-olunmugtur. Ayni tarih vc. sayılı gassitede basılmıştır.

89

Ayni gazeteöiîi 17 Cunıâd-el-Âlıire 1327/22 Haziran 1325 (5 Temmuz 190S) tarih ve 2 sa­ yılı nüshasında ayni isimle basılmıştır.


192 Sayfa 90'

Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı No. XXX.

Ayni tarih ve sayılı gazetede imzasız olarak yayınlanmıştır. Bu manzume ayrıca, C. O. Tütengil arkadasunKin bir notu ile Fas-yn-» mecînuasında neşrolunmuştur (P^orum, C. 2, Sayı,. 14, s. 15).

92

XXXI.

10 Cmaâd-el-Âhire 1327/15 Haziran 1325(23 Haziran 1B09) tarih ve 1 sayıh' PsyiTtân-. gazetesinde imzasız olarak çıkmıştır.

92

XXXII.

Ayai gajetenin ayni sayısında l-îyseyin Vedâci;, takm aadiyle y ay uılanmışür.

94

xxxm.

Ayni tarih ve sayılı gazetede Mehfnstl ıVlehdî; imzasiyle ne§rolunmu§tur.

96

XXXIV.

17 Cur/îâd-el-Âhire 1327/22 Haaran 1325 (5'femmuE 1909) tarilı ve 2 sayılı Feymân ga'/.etasinde Hö.seyhn Vıssiâd imzasiyle basılmış­ tır.

XXXV.

Ay?ai tarih ve sayılı gazetede MshrDied imza.siyle çümuştu'.

XXXVI.

Ayni tarih ve sayılı gazetede Mshmed Mâîî; takmaadı ile yayınlanmıştır,

xxxvn.

24 Cumâd-el-Âhire 1327/29 .Haziran 1325 (12; Temmuz 1909) tarih ve 3 sayılı Peymâri’da . Hössyin Vedâd imzasiyle neşrolunmuştur,

Î05

x x x v ın .

A.ym tarilı ve sayılı gazetde imzasız basılraıştır.

107

XXXIX.

2 Recep 1327/6 Temmuz 1325 (19 Temmuz 190Ö) tarilî ve 4 say:s'iı Peyı«sn gazetesinde imznsız olarak yayınlanmıştır.

JLO'S

XL.

Ayni tarih ve sayılı gazetede imzasız olarak yayınlanmıştır..

îll

XLî.

Ayni tarih ve sayılı gazetede imzasız 'Oİai'ak neşroiımmuştur.

İÎ3

XLIL

115

XLIH.

118

XLIV.

16 Receb 1327/20 Temmuz 1325 (2 Ağustos İ9Ö9) tarih ve 6 sayılı Peymân gazetesinde imEîsız olarak yaymlanmııtn’. .A^yııi tarih ve sayüı gazetede imzasız olarak çıkmıgıtır. 23 Receb Î327/27 Temmuz 1325 (S A.ğustos' İ909).tariîı ve 7 sayılı P&ymân gazetesinde inu'dsız olarak hasümıştır.

Î02

olarak


Ziya Gökalp’ın îik Yazı Hayatı Sayfa 121

N o .. XLV.

3Ö Receb 1327/3 Ağustos lii25 (16 Ağusios 1909) tariiı ve 8 sayılı Peymâir) gazetesinde imzasız olarak îie.jroiunnîuştur.

123

XLVL

‘ Âyûi tariiı ve sayılı gazetede imsîasız olai’ak f;iaıu{4’'tîî'7 Şa’bân 1327/10 Ağuskıs 1325 (2,3 .Ağusto;;. 1909). tarih ve 8 sayılı PeymSn gazetesinde irs^zasız olaraic basılraıgfa’.

127

X L y n î.

Ayni tarih ve sayılı gazetede .imzasız^ olai'ak basılaııgtır.

130

XOX.

İ4 Şa’bâa 1327/17 Ağustos 1325 (30 Ağustos19GS) taıih. ye 10 sayılı P&yraâîî gazetesinde imzasız olarak neşi‘ohiB.nauşîjvır.

Î32

LX

Ayni tarilî ve sayılı gazetede imzasız olarak, yayınlanmıştjr.


’ÎSjj

---------- - Hya Göfcalp’ın Î1& Yaa Hayatı

İLÂVE5.EK

m

REBİ'ÜL-EVVSL 133Î/4 ŞUBAT 1323 {Î7 ŞUBAT 1912) TARİH VE SAYS5.Î DSCLE GAZETESİZİM 2-3 SAÎ^IFeIeRİNDSM ALIMMIŞTSR} •

«DeiT-i sâfoîk Vâlîieriiiin eikâr ve âmâliîîi te n le j/oîunda meiBİekefe.mV/in ö l güâdeşübMîî-i münevveresim maîıv yolunda verilen bîr Müstan■13k karâpâm esini elde etdiğimizden, .t^ıîh î feir .vc^jîîka: olması münâsebe% I e snzâ.r-1 UBiûmiyji'eye aı-zetmek üzcsre, ayö.esî «.eşrediyorır/,: «M srîm MösîanfükStğı'Rin 159 nomraÎM vo 3 Eyîû! 314 {16 Eyîûl 1898> ■îtörîhîi Kfflramâmesi Sûre'Hdîr: «îşbiT iddiânâme mütâlea ohındu. 5hîâS-i âsâyjşa ve evrâk-ı muzırra «e jrin î! fasBfildî ötımdcrinden dolayı .mazTîûn-j- aleyhim olııp 2 Teramıiz: sem 3î4 (14 Temmuz 1898} ve S TmıoTOz sone 314 î.arihJ.erine taht-ı icvkîfe ..âlıaaıı SSrâ’at Bank şubesi Jîetebeânden ym ııi bir yağında ShsSn bini A.h■ffiöd ve Diyarbekîrii M^fti-zâde y im i üg yaşında Ziyâ bini Tevfik ve ticas'eüfî meggıü yirmi üç ysşıaöa LS'î«-sâd« khjsi&fâ bini iîCııhamırıod vö.CSz■r&f(’Xâde yiriTd üç yaşznda A5hswk! Myhtâr bini Mustafâ ve arauhalcilik ■Sîlen otuz J.ki yaşında .Ş®yhân^s-zâde fttehmsd k\lhvî bini Mr.bmftd EÎBrtdîj;er ile Bolediye ır,"atlarından on sekiz yaşaida Siird'fi Mahmud bini Kasım v« 8 Temmı.îz sene 314 (20 T«ö2'înu?. 1898) tâvıhinde muvakkatan sebîîi' tahliyye edüen mülgaa DlyarbelÜT Ma'âdi: İvatViri CaîâJ Efesudi (i) ve gayr-ı vjıevkui b.îilyn;uı Âgiret Mektebi iT>e’7.û:ûiarjndan Va'lî ma’ij?e;l.ine ınenıûr yirmi doı.1 yaşmda Cemâl bini îîaei îsraâ’îl (■ ■ ) i'C Oâmi’-i-Ksbiî’ maballesiatU; sâkin Ph-inr.çî-;s:;k”ffl Efeo-dinia rüaj’.dumu Fsysi ve Cânıi4î-E.sve«J ,oÂahaUcsîada Kâkin zirâ’atla meşgul yinnî üç yaşjnda Rizâ bini Haci Ib?anim. E fe n e ’crle Diyarbeltir’in îbpisin mahallcsidon olu]) Siverek Sandık B»ıialîğind& foıdunarı yirmi bir yapmda Mâlîd Ra'feî Beğ hİ2ii Ömer Bc-ğ ■ 1,'C Zirâ’aı: Bank ’ne’m nru yirmi ÎJeg yaşiKda lSier.mwrMin Efands bini Mah.visııi HKaıdi ve celfe ırsüzdikeresi göndeıâidiği hâlde bulunamayan A-ffar yiâü& Hakkı ve raenfî Mvsîafa Efendiler haldannda icrâ kıhnan lahkîkat-ı istiHt.5ki)7e rieticesmde; faurdardan «Mihı-â ve Haîr.kî Efendilerin cîül-dıâîîları ıuerke?.-i içtimâ ittihaR edile.refe güsdüîderi aie-l-ekser orada ve gcccleri Zsyâ Es'®î'Kİs’nin hâ.n€sinde top,;îana.raîc evrak-ı nmzırra ve kütüb-i m emnû’a jTîuîâîea eyledikleri ve bunla,î'în bir t'Grix’iyyeiden îbarei olduğu; ma’âr'if mikîîri CsLsI E.TsndPnin roe’rniiil) Biyanljakiı’ VSIt-i ihâzırı C«vl6B BtfğeîorKÎi lîsEret'leri, t2) Midyat kavası Kaainımataaım CemH SîeiTdi.


Ziya Gökalp’ın îlls; Y m i Hayafa -----^---- :—

155

riyyeti. ÎSğvohmur olunmas şürekSJarjıirlan Msîîmed !hsâ« İEf-aiısîi meydân-s. .. aleîiiyyete alılarak Makaam-ı Âlî-i Vilâyt^e lehdîd ve talıMr-âî:)).îz bir kıt.’;ı varaka takdîm. eyledifşi ve ew el ve âhîr Hü]tûmöW Seniy-yece vaku’ bulan lahaiTiyât ve ta’kîbâtm aihîreiî semeredar olacağını anlamalariyle setr-i diriimlsri maksadiyle müctemian ve Eiünferkîen bir tataim isnâdâtla Makaaa-î Sâmi-i Vilâyet hakkında bey©eanS)i îcîgraîSar keşide eîjneleri vc evrak yânmda mevcûd s a M varakalanndaa keyöyyet raüstebSn oîacagı üzere, mûm âilsyhiıniii kisraen hânfilcrinjvı trJKîrrî okuıdııgu sıi’ada tnatbû' vk î<ayr-ı raatbiV evrâk-ı /ııuzuTanm zııhûru vc umuı:fiumm efkâr-ı muKUTa as-, îıabuıd,’ra„oiduğuj-r.ıın ilıh&r edilmtısi ve «Vîktes* Mög®» nS.mi.ni. aîan Kad!.-xS■îîe mûtoveffa İimıâ'ti Siird'e aaiîiefi'Necm®*5«5în Eteridrnin‘İg-m â'iî Efendi ile bîr yerde aldırmış öIdvîgu'fotoğrafsum elde cdilmeGİ ve «Lsvar.î HeraJd» gasetesi muhabirinin sûret-i itom et vc müsâfereti haklojı.(îa hiîkûmet'i Mü.îkiyece sûret-i haf.iyede cereyân eden ı-nüzâkereuin .Zîyâ.. Efesıdi’ye âsâii ve şürefây-i a h âîînin isti’day-j umûrflîsi ve Ihsan Efesudi'niıı «Zât-i Hazret-i Hilâfat-penâhî» hakkmda lüciv sûretiyle itâleri lisâna cür’et* ve F k î ; ı « 5-3-,âdî) .Feyss Eîends’.nin h ldiîietkârm m biraderi Sürt’li M ahm ud ■.ile 1 ............. » yolmrla bir erâdf ve yekcligerile mııbabereyı mmıtasaraiîün evi'afen xıüıûr« gibi elde edilen delâü ve emittârât ile sâbit otoiuş ve <îeIâ!İ-i îTîssrûdeye aazaran mıvmaileyMffiin müşterek-i 'bi.-l-cürüm. olduldaıt anlaş'Lmş ise de; bizzât sâ’î-i bi-î-fesad o'iduldan hakkında dclâil ve emârât-î kan.ûniyyeye de^'ffes olnna.mayip, aııcak, ellerinde bulırean evrak-ı raw;2!n-«yî Hükûmet-i SeHİyc-ye teslim einıiycrek yedlerinde hıfr, ile yeMiğere tö'âü eyîsd-ilderi anlafiddığındaa, buıijardaıı Ihsan .Efends'nin Malcaın-ı VilâysLİ. teli.c;it ve tahkîii ssfeâb-ı ıuüşeĞöido4 kanûniyyeden addolunarak,-. .Zat-i Akdes-i Harceti PâdişâJıî l)akkîKda lıiciv sûreiiylc ıtâle-i lîsâne d ir ’et eyİ£.vResiEd0îi ö.GÎayı, lıareket-i vakıa;;ı kaaûü-i Cezama elli beşinci nıadds■•sinin üçüncü- fıkrası ve Ceîâil ve Zsyâ ve M «hiâr ve Myaiaîâ ve Mihfî .ve ■€®mi5 ve Essâ ve rspî; ve Hâiid ve R©'feî ve S^'lecmscîdlîn ve Hakkı efe.n(Mlerle Siirdli MahmOd’un filîleri de kanım-i meKkûnm kıi'k beşinci mâddesi delâletiyle altımş aİtnıcı maddesi ilâve,Tinin .ikinci fıkrası ahkâm ım müstel.âm cnriba îievinden bulunmuş olmakla, Unul-i Mahakomât-i Cezaiye KaMnunnn yi;.v; y im ü 'beşinci madderi îiTJcibince Diyartekir Bidayet Mahkeme­ si CeKi Dairesirsde î«î.ubâken}eierîni3 lüzû.m-ı ierâr-ırsa; ve menfi Mı«sîafâ ..fîtsndrrıin aştirâkisie dair bir emare görüleaîedigindeîi men’i mulıâkemesine ve istinliık harcı olan 240 gunıgun kendilerindea abıx ve isüfâsına ve mazarratlan anlagdiBayan diğer evralun esiıâbına i ’âdssin.e karâr verildi,. ::29 îtebl-ül-Evvel 1316 ve 3 îilylûl 314 {15 Eylül 1898)». Dîytar-âskîr Bîd3y<F!Î Ceza ,Maiıtkem!5sj Mfeî»nhk3sğ(


156

— ... ......... .---- Ziya Gökalp’m İlk Yazı Hayatı

5! ŞAK? M5L İJ îEt^&HİİM PAŞA K A K S t^D A BİRİMCİ TELGRAF Mâbeyn-i Kiimavûn Müşîri Gazi Edhem Paça HazreÜeıina - W;ı.â(îS"ii Cad^d’in te’sisirîdan evvel ecdâdımiz, Devloî-s-EBad-Müdcbfssı sipahiieri idi. O zaman fWîHî fjşJrsîî çobanlık ve şekavetle geçinir, hazeleden îbaıretti. Mükelleffiyet-i askeriyenin ıncîûnı efracl-ı millete ieşmîlirı.den/son­ ra hepimiz ;yine aslca ı* olduk. Şimdi ki inimiz müstalıfıa, idıaimiz i'edif, kî- • îHİmiz smf-z-sâniyiz. Evlâdımız kışlalarda silâh altmdadır. Hepimi}: asker oğîu.askeriz. Vatanımızın hâk-i pâki damarlanmKda }mynayim kanlarla ağişte oîai'ak feyzyâb olmiîşdur. V akti lhü\r.3.cd,ı uğur-u Şahâııede fedâ-y.t câo edecek m'iîild-i zafer mev’ûd, yiîie bizden,, evlâdımızdan mürekkeb olacakdsr. Mİ55İİ agiresrnin sîret-i şakîyânesi askerlik sıfat-ı ro.ukaddeaesine büyük V»r lekudir. De-vkt-î Ebcîılînyddefln hakîkî askeri olan efrâdı sadakat-nihâdını katle ve eileriads vedî’a-i Şffhe.nşâhî olan tüfenklerini gasba icti.'sar eden bir tîıile-i âs;y;?ye asker nâmı, O^rnanîs milleünin o büyük nâni'i M igâm ı, verileme?,, klâm kıuiinı dokiiıeğe teşne olaJı Yezidî tâifesiaden Şs.rknyan sşErefi, Urfa Sisvars Niüfrew>si’nden bir yüsîoagı ile yirmi ne­ feri 1321 târiîîinde, Dsnan (îşîreîi’nden Hws®y.n Kaeıcö, Misriîitî hSigamiyess’îîdeîi yedi neteri 1318 tarihinde, sadık bir müslüman asker taıudığınK . Slbrahifst Pnşa hiKûru ile kati ve silâbiarmı gasbeyiedikleri Bab-i-Seraskerî ■SıicillâtiUüa mukayyeddir. Geçen gün Jandamta MüfreKcsi'ne yaptüdarı îua.îî'aret de resnicn tee^'jmd etrni.jdir. Askorler iıakkında bu gibi şenî’ ciaâyetleri ııâlîs'i>ji-i ia ’diddır, {.brehim Pö.<i,a, sâdâtıu, uicmâmn ıneşâyiliin, bilum ûm ahâlî.-i m utî’fl ile eaiRîyet ve âsâyi§in düşmanıdır. Silîiiled nieratibsiK, zabt ü rabtsîz, ııîaâm ve itaatsiz edayâ çetelerine s>iat ve; c-saha-yı aslr.eriyye verilmesi uiîiû aıuîî emn ü rahatım selbeylemişdir. İbi-ahim Paşa butûıı-i Câhiîr/tfü’nia Ebu-ea-htl’den büyük hâmisidir. Âşsrel Mekîebi’ııe sekiz oğlundan hiçbirias göndernıenıesi, hem adem-i i ’tinıâdma, hem de ma'rifet-i medemyyedeH aefret ve içtinabına delildir. Sekiz on yağlarında cehalet ve vahşete naaiıköm olan oguUarıııdaa herbiri koca birer alayın fcaııiiiııdarı ve hâkimidir. Memlûketiımziu sâdâtma, uleiîiâsma, meşâyMae ve asker oğlu asker olara cgrâf ve ahâlîsine dirîg i cevâb edildiği halde, üç Vi).âyet-i Şahâne’nin emniiyet ve âsâyişini ihlâl eden bir kâiir-i n i’meie ?jısdilıa-âmîz 'hitablai' îs>^âr buyrulması, rnıiûrn DîyarfoekSr ehâ!s-s sâdikasE’r.ı diUıûn eyledi. Îbrdtîsm Paşa’nın şımarması ve bu kadar j;ulm ü ta’addiye cür’et-yâfo.


-----------------2iya Gökalp’ın İiîc Yazı H a y a tı-------------

loT

olması, dâ'iraâ £»u gibi nüvâaşnâmelere nail olmasmdaa ileri geliyor.

Biz

fendim iz asîcer oğiu aslcer ve zai-ı sâmî-i fahîmanelerini silâh altiada ohuî v e olmayan umûijî askerlere necler bildii|;bnis için çeref-i asköriyjeyi şek.ı■>?et ve chıâyete talıvîl eden İbrahim Paga’nm ve oğullarıi'j.m izâle-i vücûdlaxına lütfen ve- hamiyyel-.en d&Iâleî; buyurm.nîarmı- KumairuSan-i Akefes ve . A'sâm ’ımiKm seıvı ma’âlî-efser-i hürmetine istirhâm eyleriz. ■ Cİ903 Eyiüf başSferı, İki yüz aiîî

ŞAKİ l'^İİLLnSKAHİM PAŞA HAKKIS^DA İKİNCİ TSL€-RAF İbrahmi Paşa’nın koleradan, fâ’uadan, vebâdan daha müdîıiş bir sûr&tûe hüküm-fermâ olan, mezâlim ve ta'addiyât-ı mülîsyyicesinin derecât-ı sadâkat-şikenâmesini on bsş senedenberi devletçe mevsûk tanılan esîâf-ı ■cülât'i izâna ile iiey’ât-ı müte’addide-i resmivyenîn ve bu def’a da Vâlî-i Vi­ lâyet ve hsy’et-i/idâreain tawiîk ve şehûde'dne ikürân eylediği; ve iM de’fadır ki erasalî nâraesbûk olan tü’eSEÜr ve heyecana sebebiyet verejrek um ûm 'dlâyet halkını son dereceye kadar msrâMm-i cihân-şümûl-i Pâdîşâ-îJİye dehalet ve isti’tâ^ ile tasdi’-i, sar-i âliye cüretyâlj eylediği; ve shâ'lî-i sâdıka kullarının sikâyat-a nia’ıûzası anakrün-i hakîkat olduğu da bum^a zamândanbsri tevâtür-yâ'b-ı i;>tihâî olan nûişâhedat-ı. fi’liyye ile derece-i YiiKÖh ve sübûta vâsıl olduğu halde; şer’an, resraen, kanûrcsen esMb-ı âîbûtiyye taharrisinden snüstağnî görünen nefsimizden ziyâde, raenâü-i devlet. ve memlekete âid bıdıınan ma’rûzât-i rnıürlklcamızın.kanaatbaü,ş-ı vicdan ola­ mamak sûi’stte telâkld buyrulmuş. Vc bu kadar hakayikı, olıvâl-i âdiyye ûeTecesine tenzîl ile mes’-elejıin tahkik ve textîşina ihtiyâç göstermek,, hâl vs ıstikbâlimiz-in te’mîni için vu.kn’o-’alan iath'hâmâtınusı sem&reaîî bırakraadan başka bir netice 1î;1siİ edsmiyeceği; ye ewelce de arsol«ndw.ğu veçhile; iîs’af-i matlbumuaa müsâ’ade-i isâbst-dâds-i Hazret-i. Hllâîet-psnâhî ersân buyrulmadıkça ahâlî-i mücteıni’anm dağıd'Jması dâ’ire-i tasavvur ve imkân M r id a d e olduğunu arz; ve tekrâr ve .kcmaM şiddet ve tehC.ÎİHde İrâde-i , Seniyye-i Mülûkânanin geref-sudûruna celıarceşra îJe iaöz.^.:' cıfer; v e ' eijnazsa, Hükûlnet-i Seaiyyenih kuvvet ve ntfûzti ile kendini gösteren ve hakikatte eiis’î hir kuvvetle te’dîhi niiîm:fcan.o’an IfeifîîSıiiîîi P«şa ile ave­ nesinin Vslâye? AhâlisFhin ittüıâdı ile kahr ü istîsâüae raUbûderet cdece.gimÎKi arz iîe, istid’â-yi, rna'delet eyleri?. Ferman,, ■(«.Jç yyî; eH.i f,fîSî;ti)


XÎVS Götaüp’Ki Klfe Y;m Hayatı

lU

ZİYA SÖÎCALP'IM ÜAYS5S BSKİ SKLSDSYE REÎSÎ ^eHÂCEGÂN^fMff !P'|RS^SÇÇ!.ZÂDE ÂRİF EFİS^^DS'NİM (3853-1 W 5 190® YSîJ S0HLARÎÎ4DA |s/!5tLS SBRAKSM FAŞA 5SYAMJM5M EASTÎR8LMAS.S HAKKIMDA SVISEUSLAR MECLSİMDE S Ö Y LiD İĞ î r^UTKüM SURETÎ'C’). . 'iD;?arböki? Vilâyeti dalıilinde meghûr M.t!ij Rs'îss şakî-i,, şeMr IferâK m Paşa alayı ile ttiflikte Mffl-dînaVe gitmek üzere Şam’da bulunduğu -,îiî;lde, Maş:rûj:iyye.t idaresinin i ’Iâ'm üzerine (23 TemmuK 1908 ele» Mr haf­ ta feadar sonra) ref-aivây-i ısyAnla firîıra cür’et ve ..Vîrâfsj^îsr’e mııvâsalat’ ei;Fjie«ile, evvelce Vjrânşehîr’de bıtliinaa Ni?;âmsyj'e Taljunsr>’,ı taht.-ı muhSsaraya aînojş ve suiftjzîukdaiı ve açlikdaa tabanı mahvetmek azminde bu-^ Îunîmsş okluğu haberi, kemSJ-i dehşetle Oîya«‘bskIr’e ?ikssJxnesile, ,kHİûb4 erteâ5>-i. hamijjyetce büyük te’sîrât M eîI eyledi. îîakaaiîi-î Sadâretden, HarîM.yyî Nczâreündçîî dâMl-i Yilâyetdeki B.edîf Tabıırîanran hemân silâîi al'-îRa almına!;ı ftiTıirleri telgrafla verikîi. Tabtırkni'i as znöddet zarfiHda celb ü cenı’l ve elbisa ve levâzmı-i sâh,‘e)«nBİîi tebiyyesi -irakte nıuîıtâc; ve Tabnruu hâl-i mahf;üri.yyf?,tde ol v a t Sie kadar îcalraası ga'/r-i câh: görüîdügiîadftn, OsmârJs v® Terakk» Cisrm'î^'S'H ile aîıâlîîîjn ârzûsy ve ¥.553 ve Kuınandanıa t.ökl.îîi üzerine. Vs* râ?)g®!ıs!*’e ssiriy; sâ’at bu’d ü me.çâfede olan Darsk kaıasînda isteıülen ef-, râd-i H,ecljfenin âcilen cenı'i ve Göınöî5ü Redîf Tab«js-u cem’i içiln KaaimHiîiîraam Vekâleti uhdeme havâle ve cşrâîdan (Mes’ııdiyys Medresesi Miî' (Semsi Diyarliöî'ârlî.> l-tâsâ StsraS-siım ve (fîski Hülle îvaymakaarnı Liceli) Atîz'Salsn de tefrik olundu ("). (1) Biî. latvot, S. Göîcalp’ıa luK'dasi ı*£ıiıraaül Nihart Gökalp'taki -bir dosyadan aüss«Vgljr. 3.ÎÎ7S <?.a îDiyarfbcîiir gazetesi ınuhaıriri ve İsiMKâf Mahkemesi Muntahab A’aâsiJ^ olu’J fioaj-ada» «Ûfâ-Sânîsi» rü.tibesâKİ de nlmişı oia-a Ârjf Efendi, 1909 Martnıd» Jtalp sektesindan fataıt?b«Ida ölerek Sıvltanmaihjn.ud Türbesi M ıçcsiue gömüimü-stte öi&tnü; üiî«riJ»e A ii Ktaîrî K eadi jiıÂfustS-i ,“îc.vjM» d&rgİ9İnıde (sayı 3, s. 39) «MeutHafciiîimÎKce !î5r Zijrâ'-i E!sm va Ts'em iifi Asîm» ndU bü* yazı ne.3rel.mİ5 tıir. (2) Lice-Haxro-Hani 'bölgcflcrmde oturan Zırtcî/Zırkan oymagj öt£>d.enber.i M iüî a5 İreiir.« aıVanf^e dilîman sanılır. Bu yüzden Zıi'îcpjıh beylerindea Aziz Sabri Efen» ^(i M ige gönıUKi otosss® ve aymıağmdnn gönüHUlor taplıyaralk İbrahim Paşa iizerJae vai-art «hali feiivvetierine laıtılmujiır. KırzioğSu’nun («Akkoyunlu v'fl Osmaıth Çeğmd l bıı ige g&nüllü oluMig ve oyınagındsu gönüllüler taaltyarak İbrahim Paşa üzeı^e Beli-BoörîînCb Paga’ya yat’flıra eöikieri IiflWe o.’idaa saısr göroıeJeri Zu-kanlıJurı d%Mtunlığa sevfeeî.mistir.


aU"Ajliî. İI."<Jİİ,

AX<İy<i'Cİ'— ------- --,

Scvk-1 lıamiyyetie o gün azîmet ve ild gün içinde i!d bin nefere kaıibRedif ve GöaiUîü colb ü ct^rn’ eyledim.. Küjjye Defterini bâ-masfbata Vilâ­ yete gönderelim. Ass.lları yedimde ve müsveddeleri Vilâyet Evrak Otlası’n-. da malifûz olup zîrde sûretleri münderec muharrerât-ı resnıijıye (•'') mu-, lâlc’asile do ma’lûm olav.agı fere, bir tabar G ^ n M ü RedHe_ muktazi mav-~ zer tiii'ekleri üe ceblıâue ve Eedîi Zabitleri irsâJ. ve bir aîay Gö.uüllü Sövaji: Zabtiyye’nin terübi iş’âr bııyuı-aMu.. Harbiyye Nezâreti’niıı emiı-leı-İIe, (Ai-ap) Tayy Aşîreîi'r.den raüı-ettefe Svirkyedinci SüvArî Iîa!î).idly;\'e Aftaja .sftkiz yüz ve Aznıavıır (') ııâbiyyesiıs> >Mva Gönüllü iki yüz süvrârî ki, cem’an M n nefer s ü v M ile sekiz yüz mCT* fûd lu Mardin Kedîi’-Gönültü Tsbiîrıı Derik’e geldiler.' Diyat-^ftkiı-’den go* ieıı Mzâıiîiyye vo Dçrik G önüllü Tabm’iı il.s .beraber iki bin beş yü;:ü;'ra,üt«câviK asker içtima' 'eyledi. Derik Sanövlgıi’da pâre ve havâle^otosuaia|fâ? beraber a’sarı da henüv: saiblm adıgından,,bû- nmte’ahhidin gönd.eriİmesinl yâzdun. «Mardin’den pâre yefedirilecekdir, vüsfilune kadar idâre-i mas-.îSıhat ediniz»,, cevâbı verildi. Mardâs-ı’den de bir s'kça gelmedi. Pek çolî zalımcüere, meşakkatlere ıktıhâm ile, o kadar askeri (yiyecek ve banısdsrma bakımından.) idilre va â.sâr-ı rü ’yet ve .sadâkat irâe eyledim. Sonra, Diyarbekir Nirâmiyye Kumandanı Ferîk lEmîn Paşa Haa-etleri Derâk’e geldiler. İki gün sonra Şakî Iforâfjâm’in, asâkir-i Şâhânenin t3Z“ yîkaatile Viranşehir'den tirâr ile DenSs’e dört sâ’at mesâl’ede vâki’ Hîli?î karye,sinde Hüscyirs Kas'scs'rtMn K(!5»-s‘na tahassun ve ilticâ eylodigi habe­ ri gelme&ile, .Fersk-ı müşârün-iieyh mevcûd askerle hareket ve Dişi kar­ yesine admet. olundu. Kaçırdigı esliha-i saîriyyeyi berâber teslimi îçüjî. îbcahim’e bir mektûb ya^dı. Aldığı cevâbnâmede; «Meclis-i Meb’ûsân’ra îf.ümâ'ında • JsîarîboFa gideceğini ve .şimdi teslim olmıyacağısm beyâ® «ylemiş idi. Bu cevâbı yazdıkdan iki sâ’at .sonra İbrahim Peşay bin kadar atlusile UCasır’daa hareket ve Sincar’a tevdtı-i azimet eyledi. Ferdası: günü asker­ le berâber Kasr’a gidildi. Birkaç yüz hâne Yesîdî tâifeai Kaiîjr’dan bir sâ’aA ilerüde hayme-nişîn inıis. Bıtrdan muhM'aza içün Ferîk-ı rnüşârün-ileyiba iki bölük Redîf tayîu ve irsâl eyledi. Yine Harbijrye Nesâreünin emirleri, ile MiÜüSer’i tenkile, Ibral'vim'S âerdestemc’mûr olan Kar»kö'si (44. Hafif Süvari) Hamidiyyo Atayı il«ü (Âi'ap) Şemr ve 'Anaze agûirinden binlerce atlular bu hâneler üzerine hücûmla, ağnamlarını, hayvâalanm kısmen gaarât eylediler. Ferdâsı günü,, evvcice Mardin ve müte’âtaben. Diyarbeldr Eeöîf Taburları cîrâdiBm ek­ serisi bu çadırlara hücûm, ile birçok kısraklar ve egyây-ı şâire getirdiler. (3) Bu «sûret^ler, heııite tıulunaaîamıgtjr. (4) İ366 ydlannda muihacır olarak gelip yerleştirilen Çcrkesler’e göro attıla* «Aziiavvvr» nahiyesi, gimıdi Manlin güneyuıöe ve hııdudt üsjermdcdir.


180

—.. ---------

Ziya Gösaip’m lix Yazı ilJiyatı --------- --.....

He? yevde olduğu gibi, kurâ ve nevâm-i nıiUecâVîreden yüaierce Ekrâci, seyii.’ vc î'jrsai; bulur ise yağına i(;ün o civarda m ııntaiir Ijulundııklarındaa, anlar da lw yağmaya İRÜrâk etdiîer. Ferik-i müşâriin-iieyh, derhâl Taburlar Binbaşüannı celb ve tevbîh ve eşy&iiın toparlantnâsı eıar-i şedidini verdi. Ba’zı Zâbitân, neferâtdan al­ dıkları kıymetli ]G.srakların birer iîci.şer re’sini iırâz vc; hâilelerine irsâl eylediler. Bendenis;, Beı-ik’de seııedinıle Mâ! Sandugu’ndaıı I\izâmiyye Taburlarnıa vermiş olduğum en:âk sencdât-ı mab.sû:i£tsını Taburlardan alarak Dersk’e avdet eyledim. Vîrâmıgehir’den gelenlerle beraber Kasn-’da on tabur Ni;:âmiyye ve Redîf ve dört alay Süvârî Nizâmiyye içtimâ’ eyledi. Yağ’îîiayı raeıredecek, yağma-gerleri tutun te'dîb edecek, askerdir; batıa ne? Y'ağnıa-gei’bkçe gördüğüm ahvâ!-i nulte’essireyj, hasb-el-vadfe, Diyârbekir V âliliği’ne sûreti zîi'de raünderec tıdırîrâtla yazdım (•''). Nâlb’i tevkil ederek, avdet eyledim. Ayiınet ve avdetim yirmi »îüîi kadar oldu. Vilâyet, bu tahrîrâtımın sûretini Meclis-i İdâre mazbata-i Telgraiiyyesiîe ■on altı Eylül ((29' Eylül 1908) târihinde Dâhiliyye Nezâretine yazdı. Dâbiliyye ve Harbiyyedeıı verilen emirler ÜKcrine, mağsûb hayvanâtın is­ tirdadına her tarafça Komisyünlar yapıldı, Yağma-gerliğe cüz’î bir igtirâîdm o.if;a idi, o kadar Zâbitân ve KürdAğalan lıalckuıda öyle bir şikâyet cür'etinde bulı.uıarriaz idim, Derik’deiı geldikten sonra M'eb'ûsiuk İntihabına mübaşeret ülunda. (Îkinci-Seçmenlerdcn ibaret) elli sekiz re’yden kırk iki re'yle ihrâz-ı ekseriyyet ve Dcrsa'ödsy'e aaîmet eyledim. Meb’ûsânııı e,fc;erîsi hakkında olduğu gibi, beDİm de hakkımda birçok telgraflar, şikâyetler vukuu’buldu. Bu şikâyet­ leri edenlerin bir kısmı, s«ne-i hâîiyye Terarnuzu’na kadar Diyarbekir Be­ ledî Riyrâiîeti’nde yapdjğun icrâ’ât-i kaanûöiyyeden muta,îarnr olanlar ve bir kısmı da Me'b’ûsluğa tûlib iken ekseriyyet kazanaınıyanlar ve tenlcîlleri içün asker tertib eylediğim ftUüö eşkıyâsuıdau olanlardır. Bunlar, alâ kdii-i-hâiiıı müvekkUlerimdü' diye matbû'ât vasıtasile seng-en-dâz-ı mödâfa’u olmak teaesrölürıde bulunmadım. Iltirâ da’vâsmı vakt-i merhûnuna ta’İİk eyledim. Her ınemîelcetde g^rezkür, fâsid-ül-efkâr bulunur; bu pek tabi’îdir. «Ada-Müsâfirleri» (,") hakicında yapılacak mu'.ömeleniji Meclisi Mebûsânca müzâkeresi yırayıvida ti'âd eylediğim bir nutukda, Şakî İbrâhim’iıı Vîrânşdbir’den firarı esnâsiiıda çadırında bırakdığı (::) iiu sûrot de İJenib baju.namam;ştii'. (S) tluıaiia anıjan •, «Vîösârlh !«:•>» sdı. İS ,:\;'2hk jÎ!9T do;') C K tim ISDS ta.'■iîıine kadar hize hs:,:h «Kianiia (Sîııfetariyei!;) oio:!J Oirii adasınjia tia'&fsjz üJ.arıık İStiûl ü^jkerlori lıtıluüdiîran İüyiU(‘r'£;, }/r:;îTS3, İU;!ya ’r-e Kusya’ınn bu adadaiöi kavvîitiei'iYie -ifcriıiyordu, £3 ÎOOS dc îid:ıti. ııtiyctin ilâm üıeri: ■Ae bu «Ada - î'ıüiaâfîrîeri» işgai kuvvc'tîeıiüi lıuiTK-an başiaymca, Yunaniîlar GiriıVi ilhaka' gi'rigHsiîlensi.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H ayatı--- ----- ^---

161

evrâk miyânında; «Ada-Müsâîirleri>;>nin ve hûne-i İstibdâddan ba’zılannın mûcib-i mes’ûliyyet ve muhâkeme m ektûblan zuhûr etdiği hâlde, Diyarbekir Vâllsi Süleyman Paşa bunları toparlayup ■da merci’ine göndermekde betâ’at göstermişdir», demiş idim. Bu «betâ’at» lâfzı,'Vâlî-i müşârün-ileyhin fevk-al-âde câlib-i gayz ü hiddeti olarak: «Bu evrâk üç def’a Vîrânşehir’den istenilmiş iken gönderilmediği; ve öyle bir evrâk old\vğu ÂrH Efendi tarafından burada beyân edilmediği» zemininde Meclis-i idare Hey’eti ile ahâlîye iki telgraf yazdrrmış idi (’). Hemşehrilerim olduğundan, ma’lûmat-ı umûmiyye hilafındaki bu iş’ârlarını redde bile lÜ2ûm gör­ medim! Zîrâ, Vîrânşehir Kaaimmakaamı Kadrî Efendi, o kabil evrâkı imkân dâiresinde toparlayup, nezdinde hıfz eylediğine âid havadis tevâtür-yâb-i iştihâr olmuş, 'idi. Yâlî-i müşarün-ileyh, bu telgraflarla da kanâ'at etmiyerek, imzâsile yazdığı ve bura (Istanbul)da tab’etdirdiği telgrafjıâmede; «M illübr'e rahmet okudacak fenâlıkLarı Diyarbelcir’den getürdüğüm hempâlarımla ve Siversk’den gelen âdemler ile birleşerek berâber yapdığımdan, tahkîkaat icrâsınm oradaki hey’ete havâlesini» beyân ve birçok müfteriyyât dör-miyân eylemişdir. «Hempâ» gösterdiği zevât, ibrâz-ı hidmet ve m u’âvenetle daha evvel avdet etdiler. SiyerekSiler’den kimse ile görülmedim. Bir Vâlî ve bir.Birinci-Ferîk (Emîn Pasa), askerliğe âid bu kadar hidmetim mukaabilinde takdirâtda bulunması lâzım iken, bu derece ibrâz-ı hiddet ve irtikâbile teşehhür eden ba’zı me’mûrlar hakîtında Dâhiliyye Nezâretine isti’lâma ce­ vaben, hüsn-i şehâdet buyurması, cidden şâyân-ı te’essürdür. Neş’etimdenberü ticâret ve zirâ’at-i meşrû’a ile imrârri hayât etmiş ve iffet ü istikaameti hırz-i-cân gibi muhafaza eylemiş olduğumu, Vâli Paşa'dan başka herkes tasdik eder zannındayım (®). Şifeâyet-i müzevvirenih bir (7) Şeıhard'6 İttihad ve TerakM Cemiyetinin şubesini açarak geniş faaliyette 'bu­ lunan Ziya Gökalp’ın, kendi, dayısı Ârif Efendl’ye ve dlolayısıyla ailesine dü-janan ke­ silen Vâli Süleymaır Paşa ile Kumandan Emin Pafa’mn elbiriiği yüzünden: «Peyn»aîi»ı ancak 1909 Haziranında gecikmiş olarak çıkaüdığı. hâtıra geliyor. (8) A li Emîrî Efendi de Rahmetli Ârif Efendü için şöyle diyor: «Memlokeıtimıi- ' zin a’â2 im-i hânedânmdan Diyânbekir Melb’ûsu Piriıtıçci-ıâtSe Ârif E-fentSİ, (22 Mart 1909)- Pazarertesi gecesi (ezânî) aâ’at altı râddesind'e dûçâr olduğu sekte:-i kalb 'hastalığınıJan ınüte’essiren ve fücceıten vefât etmişdir. Merhûmıi müşârün-iloyh, ha­ kîkaten memleıketimizLn mâbih-il-iftilhıârı ölacak msşâhir-i rioâlden edib, nezih, ha­ lûk, mehâmıtn-i! idarece mutahassıs 'bir zât-i meih'âsin-sılât idi. . Zâten erToâıb-ı yesârdian olan ped'erinıiıi' (Hâci Sâlih Ağa’nm) vefatından so'iıra Dokısanüın (1877) târihinde rae’mıûriyyeti olan Diyarbekir Vilâyeti Mektû'bî Kalemi Müısewidli|inden bi-l-isıtdfâ, zirâ’at ve ticâretle iştigaal etmiş... Kirâren Meclis-'i İdâre-i Vilâyet vs îstinâ:!; Mahkemesi A’zâİLklannda birttaç dlef’a Belediyye ve Nâfi’a ve. Ticâret Riyâsetlerinds, al" I'JhU'sCıs kavânîn ü nizâmât-ı mer’iyye-i Devletin taıtbîkı emrinde» .gayretle çalı^.-nıştır («Âmid-i Sevdıâ» dergisi, İatanıbul 1325, sayı 3, s.39).


1 6 2 ------------ Ziya Gökalp’ın İlk Yazı H ayatı---------------kısmı kendüsile Ferîk Emîn Pasa Hazretleri tarafından Dâhiliyye ve Harfeiyye Nezâretlerine karşu resmen tekzîD edilmişdir. Hakîkat, hakîkatdir;, nüfûz-i garezkârîsile tağyir kaabil ve hey’et-i tahkîkıyye de müfteriyyâta hâdim olamaz. Çünki, ben ne Vîrârsşehr’e ve ne de Viranşehir nâhiyyesin i terkîb eden kurânm Kasır’dan başka hiçbirisine gitmedim. Ehven-i ta’bîr olmak üzre, «betâ’at» lâfzını hiçbir fikr ü emele müstenid olmıyarak, sevk-ı kelâm ile ,isti’mâl edişim, bu derece gayz ü garezi ve pek açık müfteriyyâtı istilzam eder mi? Efkâr-i umûmiyyenin muhâkem'esine havâle . eylerim. Dâhiliyye Nâzır-ı sabıkı Hakkı Beğ’in zavâllı Diyârb®kir’e nasıl müsîebid ve asker bir Vâlî intihâb eylediğinin en büyük şahidi, Meclis-i Meb’ûsân’da bile serd-i efkâr ve mutâle’âta ta’allûk eden takyide kıyâm eyle­ mesidir. Ma’a-mâfih, hukuuk-ı meşrû’amı Şûrây-i Devlet’e karşu muhâfaza ve Diyarbakirce zerre kadar tecâvüzât ve tahrîkâtı vukuu’bulsa, âleme i ’lân eylerim. Şimdiye kadar hakkımda edilen şikâyâtm, vukuu’bulan iş’ârâtm sırf müfteriyyâtdan ibâret olduğunu beyân ile, hepsini redd ve tekzîb eyler; ve her kimin bir da’vâsı var ise mahkemeye mürâca’atini tavsiyye ederim. Vâlî Süleyman Paşa, Şakî İbrahim ’in vakaayi’-i ı-syâniyyesine nihâyet veren vefâtından tahminen on - on iki gün sonra Diyarbekir’e muvasalat «yledi.. O sırada erbâb-i hamiyyetden Cisreli-zâds Mümîâz Efendi Viran­ şehir’de birkaç sene Müdîrlik ederek, hâsıl etdiği vukufa istinaden, İbraJsim Pa.ja’n ın akall-i kalîl olarak iki milyondan ziyâde (altın) nekid mevcûdu (”) kasalara nlevzû’ ve sûret-i mahsûsada yaptırdığı ta§-mahzende me^)’cûd bulunduğunu; ve bu mıkdârın nısfı kadar mücevherat ve zîlaymet eşyâsı olduğunu resmen Vilâyet Defterdarı Rif'at Efendi’ye ihbâr ve o da M âlyye JMez,âreftl’ne işîâr eylemesik|; ıDefterdâr-^ı (müşârünıileylhin riyâr seti tahtmda Adliyye ve İdâre a’zâlarından mürekkeb bir Komisyon Hey’etinin Vırânşehir’e âcilen i ’zâmı; ve hukuk-ı mîriyye ve şahsiyyeden ol T m k d â r zimmeti olan Şakî-i merkuum nukuudunun zâhire ihrâcı içün Vi­ lâyete ve Defterdârhğa emirler verildi. Komisyon Hey’eti yevmî beş yüz guruiş ücretle çıkarıldı. Hey’et Derik’e muvasalat ve Vâlî Paşa’dan istedikleri Nizâmiyye ve Jandarma askerine intizâren elli gün kadar Derik’de temdîd-i ikaamet ey­ lediler. Bu müddet zarfında, İbrahim Paşa’nın dîger üç oğlu ile haremi Hansâ H a n ım , Viranşehir’e giderek o liraları, mücevheratı ketm ü ifâya vâsi’ bir meydân-ı fursat buldular. Bilâhare Komisyon Hey’eti Viranşehir’e gitdise de liralardan, mücevherâtdan eser bulamadı. Viranşehir Nâıhiyyesini terkîb eden kurâ, tahminen yüz elliyi müte-

ra

(9) 1955 Sonibaharmdaki rayice göre 1 altın = 90 lira hesalbıyıla, 180 milyon li­ tutarınıda, demelrtir.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı ------------ 163 îcâvizdir. Hepsi ma’m ûr ve sekenesi zirâ’atle meşguul ve arâzîleri her yer­ d e n ziyâde mahsûldâr olmakla meşhûr olduğu içün, her karyede sinîn-i .-sabıkadan kalma 'birkaç bin kile zahîre olduğu gibi, Megrûtiyyet-i İdârenin fî 10 Temmuz sene 324 (23 Temmuz -908) de neşr ü i ’lânı üzerine, bu kurânm um ûm ahâlîsi harmanlarını yüzüzre bırağup Vîrânşehir’de içti­ m â’ ve Şakı İbrahim’in Vîrânşahir’e vusûlünden sonra başına toplanarak ısyâna iştirâk etdiler. İtorahimı’in firârmdan sonra, bir kısmı berâberce git­ miş ve kısm-ı dîgeri de askerin çokluğundan ihtifâ eylemişler idi. îşte bu yüz elli karyede akalİî seksen ve yüz bin kilo hâsılat-ı cedîde ^harmanlar üzerinde sahihsiz kaldı. Mutasarrıfı ve Vîrânşehir Kaaimmakaamı bu kurânm Çöl-Ağzı’ndaki hudûdunu muhafaza içün asker istediler. Vâlî Pa.şa asker göndermediğinden başka, eskiden orada mevcûd olan Hûrşîd-Ağa Taburu’nu da Diyarbekir’e celbe ığmaz gösterdi. Nefs-i VirânşeSıür jiçinde elli-altmış Süvârî Nizâmiyyeden başka asker kalmadığı içün, o köylerdeki zehâir-i atîka ve cedîde kâmilen .gaaret-zede-i Urbân ve Aşâir oldu. Bu hâl-i te’essüf-iştimâl Teşrîn-i-Sânî onbeşine )28 Ekim .1908 e) kadar devâm eyledi. Sonra, bu kura ahâlîsi; «Zehâirimizî muhâfaza etmediniz», diyerek :Hükûmetden yemlik ve tohumluk için buğday istedUer. İbrahim Paşa’mn ';zimmet-i mîrîyesi mukabiline zabtolunmuş ve Hazîne-i Celîleye m âl edil­ miş buğday anbarından bunlara buğday taksîmi semâhati gösterildi. Vîrânşehir Diyarbekir’e yirmi sâ’at b u ’d ü mesâfededir. Vâlî Paşa “Hazretleri muvâsalatları akîbinde bizzat oraya gitmek zahmetini ihtiyâr buyursaydılar, Hazîne-i Celîlece bu sırada fevk-al-âde elzem olan ne o mil­ yonlarca liraların zâyi’âtı ve ne de Hazîneye m âl edilmiş buğdayların köy­ lere dağıdılması mazarratı vukuu’bulur idi. Bundan başka da, hakaayık-i •ahvâle kesb-i vukuuf ile, garezkârlar ilkaâtile böyle müfteriyyâtda bulun­ mak tenezzülünde bulunmazlardı. Bu bâbda, Sadr-ı-A’zam Hüseyin Hilmî Paşa Hazretleri ile Mâliyye JVezâretinin enzâr-ı dikkatini celb ü da’vetle, şimdihk söze hitâm veririm.»


1 6 4 ------------ Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı

IV

HAMİDİYE ALAYLARI ARASINDA MİLLİ İBRAHİM PAŞA

93 (1877) Felâketim iâ müteakip Çarlık Rusyasıyla imzaladığımız SMart 1878 tarihli Ayastefanos (Yeşilköy) Muahedesinde ilk defa olarak Ruslar, «Ermenistan» tabirini resmen kullanarak, bize de kabul ettirmiş­ lerdi. Bu barışın 16. Maddesinde; «Osmanlı Devleti, Ermenilerin yerleşik bulunduğu eyaletlerde, yerli menfaatlerin gerektirdiği ıslâhat ve düzen­ leri vakit geçirmeden yapmayı; ve Ermenilerin Kürtler ile Çerkeslere kar­ şı emniyetlerini sağlamayı taahhüt eder», deniliyordu. Sonradan Ayaste­ fanos Muahedesinin yerine geçen ve yedi devletçe imzalanan 13 Temmuz; 1878 tarihli Berlin Muahedesinin 61. Maddesinde yer alan yukarıdaki hü­ kümlerle Ruslar, Balkanlardaki Romanya - Bulgaristan - Yunanistan - Sır­ bistan gibi Çarlığın himaye ve gayretiyle kurulan ve Akdenize çıkma, yo­ lunda basamak sayılan hıristiyan devletçikleri gibi, Doğu - Anadolu’da da bir «Armenya/Ermsnistan» kurmak siyasetini gütmeye başlamışlardı. Böylece, 1827 de Revan/Erivan ilini istilâ ederek buradaki ÜçkiUse/ Açmiyazin Gregoryen - Ermeni Katoliltosluğunu kandırıp siyasî istekleri­ ne âlet edegelen ve «Ermenistan Muhtariyeti» projesini tatbika hazırlanaiL Moskoflar, bu hususu bize resmen kabul ettirmeye girişmişlerdi (i). Basra ve İskenderun körfezlerine vararak «açık denizlere çıkma» yolunda Rus­ ların «siyası muhtariyet» ağı ile avladığı unsurların başında Ermeniler geliyordu. Bu yüzden, Ruslardan yardım ve teşvik gören Ermeniler daha 1872 yılında Van şehrinde «İîtihad ve Halâs Cemiyeti» adıyla siyasî bir teşkilât kurmuşlardı. Bundan sonra da, Doğu-Anadolu'da Moskof hima­ yesinde bir «Ermenistan» devleti kurmak gayesiyle 1881 de Erzurum’da. «Şûrây-i Â!î», 1882 de Van’da «Kara-Haç», 1887 de İsviçre’de Karl-Marksçı «Hınçak» ve nihayet 1890 da Rusların «Kafkasya Umumîvâliliği» mer­ kezi Tiflis şehrinde «Taşnaksuîyun» (Ermeni İhtilâl Cemiyetleri İttifakı) adıyla başlıca beş Ermeni cemiyeti kurulmuştu. «Türk’ü, K ürd’ü her yer­ de her türlü şartlar altında vur» emrini parola edinen ve sonradan da 1914 - 1918 yıllarında Doğu - Anadolu’da katliâmlar yaparak Türkleri bi­ tirmeye koyulacak olan Taşnak Komitesi’nin emriyle Türkiye Ermenileri 20 Haziran 1890 da Erzurum tsyanî ve 1890 Temmuzunda İstanbul - Kum-

(1) Kırzıoğlu M. Fafhretıtin, (Çelik), «Kars», İstanlbul 1943, s. 22, 35; «Kars Tari­ h i» İstanbul 1953, 1.548-550; «1B85 Kars Zaferi», Marabul 1955, s. 25, 29, 39, 46.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı -----------

165

kapı Nümayişi gibi başlıca silâhlı iki büyük hareketle bir «Ermeni Mes''Jesel» çıkarmaya başlangıç vermişlerdi (-). Siyasî anlayış ve zekâsı ile meşhur olan Padişah Sultan Hamid, ger­ çekten bazı köklü tedbirler ile Türkiyede «Ermeni Mes’elesi»ni esaslı ola­ rak halletmiştir. Bu yüzden Ermeniler, 21 Temmuz 1905 te Yıldız Sarayı yoluna koydukları saatli bomba ile öldüremedikleri Sultan Hamid’e bir Fransız meb’usunun ağzıyla Fransa Meclisinde «Kızıl-Sultan» dedirtip, edebiyatımıza bile bu hakaret sıfatını sokmuşlardır. Rusların kışkırtarak yardım ettikleri «Ermenistan Muhîariyeli» uğ­ runda silâhh olarak çalışmaya başlayan Ermenilere karşı Sultan Hamid’in aldığı tedbirlerden biri de, kendi adıyla «Hamidiyye/Hamidiye» adıyla anılan ve «aşiret» 1erden kurulan <fsüvari aiaylan» teşkilâtıdır. Yukarıda işaret edilen 1890 Erzurum İsyanı ve Kumkapı Nümayişi üzerine, h. 1308 (1890) sonbaharında Dördüncü Ordu Mü.şiri Çerkeş Mehmet Zeki Paşa, Erzincan’a çağırttığı «aşâir rüesası» ile görüşerek «Hamidiye Süvari AlayJarı» teşkilâtını kurmaya başlamıştır. Bu hususta, Şâkir Paşa’nın verdiği rapor ve muhtıraya göre, Rusların zatî hayvanlı ve çerkes-arkalıklı («çerkeska» giyinen) «Kazak» adlı gayrinizamî atlı askerleri düzeni örnek tu­ tulmuş, hattâ başlarındaki kalpağa varınca, «Rus-Kazak» kıyafeti bunlara tatbik edilmişti (“). Rum î 1311 yılında çıkan 9. «Sâlnâme-i Askerî»ye göre 1895 yılında 56 adet «Hamidiye Süvari Alayı» vardı. Bu alaylar, Karopapak (Tereke­ me), Kurmanç (Kürt), Zaza, Yezîdi, Müsta'rab (Araplaşıriiş) ve Kürtleşmiş Türkmen göçebelerinden kurulmuştu. O zaman Erzurum, Vars, Bitlis, Ma'muretülâziz (Harput/Elâziz), Sivas ve Diyarbekir gibi bugünkü bütün Doğu-Anadolu ve Güneydoğu-Anadolu bölgelerini kaplayan altı vilâyette «aşiretler»den kurulan bu «Himidiye Süvari Alayları», İkinci - Meşrutiye­ ti ilân ettiğimiz 1908 yılında 65 e çıkmıştı «Her Hamidiye Alayı 1200 at­ lı idi. Her Alayın başında tek bir harf okumasmı bilmiyen bir Kaıymakam dikilmişti. Bü Kaymakam, o aşiretin eski ağası idi. Her Alayda yine aşi­ ret ağasının altrabasından iki Binbaşı ve aşiretin ileri gelenlerinden dört Yüzbaşı ve sekiz Müîâzim (Teğmen) vardı... Alayın bütün atları aşiret era­ tının öz mallarıydı. Bu atlara o Alayın damgası vurulurdu. Alay Paşalan'na Kaymakam ve Zâbitlere Padişah Hâzinesinden dolgun maaşlar ve hedi­ yeler verilirdi» (*).

(2) Esat Uras, «Tarihte Entieniler ve Ermeni Meselesi», Ankara 1950, s.432-433, 444^45, 461, 464. (3) H.F.B. Lynch, «Armenia»- Londbıı 1901, II. 5 teld «Tutak Karapapak Hami­ diye Alayı» za?biüeri resmi. Rumî 1321 tarihli 20. Diyarbekir Sâlnâmıesi, s. 17; Minarsfci, «Kürtler», İslâm Ansiklopedisi, cüz’ 68, s.1106. (4) Varto-Kasman köylü Muallim M. Şerif Fırat, «Doğu İlleri ve Verto Tarihi». İstanbul 1948, s.114.


166

---------- — Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı

Rum î 1313 (1897) tarihli 13. «Sâlnâme-i Vilâyet-i Erzurum»dan (s^ 271 - 278) öğrenildiğine göre, o zamanki 56 Alaydan 20 si «Erzurum Vilâyeti»nde Icurulmuş olup; «Hamidiye Süvari Alay»larlndan 1., 2., 3., 7. 1er Tutak, 4. Eîeşgert, 5., 6., 11., 12. 1er Karakilise (Karaköse), 8. Hasankale, 9., 37., 38. 1er Bayazıt, 10. Diyadin, 26., 29., 32., 35. 1er Hınıs, 34. Erzu­ rum (Tekman), 36. Keğı bölgesinde idi. Yine bu sırada 41 - 49. sıradaki; dokuz Alay, «Diyarbekir Vilâyeti»nde bulunuyordu (5). Geri kalan 27 Alay da, öteki dört vilâyette idi. Bunlardan Tuîak’taki dört Alay ile Sıyas’tald. 40. Alay «93 Kars Muhacirleri»nden olan Karapapak» (sünnî Terekeme) denilen anadili Azerbaycan türkçesinden ibaret ve göçebe sayılmıyan köy­ lülerden kurulmuştu (=). Bunlar, nizamiye askeri olmamak için «Hamidi­ ye» teşkilâtına girmişlerdi. Sultan Hamid, Doğu-Anadolu’da Ruslara âlet olan Ermeni Komiteci­ lerine karşı kurdurduğu «Hamidiye Süvari Alaylan» düzeni ile «bir taş­ la iki kuş vurmuş» olmayı gözetmişti: Hem gizlice silâhlanan Ermeni Ko­ mitecilerini nizamî ordudan ayrı ve kendi köyleriyle tarla ve yaylâlannm başında bulunan bu «a.şiret atlıları» vâsıtasıyla korkutmak ve icabında ez­ mek, hem de 1856 Paris Muahedesindenberi Petersburg’da İlimler Aka­ demisi ile Rus Erkânıharbiyesinin geniş ölçüde ele aldığı «Kürtçülük ve ICürdisfan Muhtariyeti» propagandasına aslâ yer vermemek. Bu teşkilât­ tan umulan «asıkerî kuvvet» elde edilemediğinden, 1898 de «hafif süvari» birliği sayıldılar (“). Kurmanç Kürtleri, ötedenberi gelen bir inanışa göre Mil/Milan vo: Ziî/Siliv/Zilan adlı iki anakola ayrılmaktadır. Mil kolundan gelen aşiret­ lerin «Hamidiye Alaylan»nın «Liva» (Tugay) Kumandanlığı, o zaman Diyarbekir’in Siverek Sancağı’nın Viranşeîıir nahiyesinde oturan M illi aşire­ ti reisi Mshmud oğlu İbrahim Ağa’ya verilip,, 20 Teşrinisani 1318 (2 Ara­ lık 1902) tarihinde «Mîrlivâ» rütbesiyle «Paşa»lık verilmişti. «Bu Paşa'mn komutası altında Varto, Karlıova, Bulandık’ta oturan Cibran aşiretin­ d ir teşidl edilmiş dört Hamidiye Alayı, Maiazgert bölgesinde altı ade*. Hasanan aşireti Hamidiye Alayı, Hınıs’ın Tekman, Göksu, Hacıömer böl­ gelerinde iki tane Zırkan aşireti Hamidiye Alayı, merkezi Viranşehir ol­ mak üzere beş 'tane Mi lan (Millü) aşireti Hamidiye Alayı ve bir tane Kara­ keçi aşiret Alayı ve Urfa’nın Sürüe ilçesinde iki tane Berezan aşireti Ha­ midiye Alayları» olmak üzere 20 Alay vardı C). 1893 te İstanbula giderek ilk defa Sultan Hamid’i ziyaret eden «Ha-

(5) Rumî 1314 (1898) tarihli «Diyarbekir Sâlnâmesi», s. 74-83. (6) 1314 tarihli «DiySr'bejcir Sâlnâmssi», s. 74-82; İslâm Anısildopedisi, cüz’ 68,=• s. 1106. (7) M. Şerif Fırat. «Doğu İlleri ve Varfo TarHıi», s. 114; rumî 1324 (1908) tarih­ li «Sâlnâme-i Askerî», s. 552. •


■ ---------------- Ziya Gökalp'm İlk Yazı Hayatı------------

167

midiye Alayı Kumandanları» arasında bulunan «Emîrûlömerâ» payeli ve «Kaymakam» rütbeli Milli İbrahim Paşa, müteakip ziyaretlerinde kendisi­ ni Saray’a ve Mâbeyn’e çok sevdirmiş ve Sultan Hamid’in «oğlum» diye hitap etme iltifatına erişmiştir. Hattâ «Mîrlivâ»lıkla «Paşa» olduktan son­ ra kendisini Padişaha şikâyet için Istanbula giden raldp aşiret reisleriyle görüşmelerinin başında Sultan Hamid’in, «nasılsınız» diye iltifatını müte­ akip, «oğlum Milli İbrahim Paşa da iyi midir?» diye sorması üzerine, şi­ kâyete gelenlerin bundan vazgeçtiği halk arasında yaygın olaraic söylen­ mektedir. Sultan Hamid gibi son büyük Osmanlı Padişahının hususî alâ­ ka ve iltifatına mazhar olarak çok şımaran câhil İbrahim Paşa, çevresin­ deki köyler ve göçebeler için de bir âfet olmuştur. H. 1288 (1871) tarihli 3. Diyarbekir Vilâyeti «Sâlnâme»sinde (s. 186, 189, 190) «Müsta’rebâtstan (Araplaşmış) olan aşiretlerin başında gösteri­ len «Milli Aşîreîi» için aynen şöyle yazılıdr: «Dâhil-i Vilâyetde iki takım Millî aşireti olup, birisi Viranşehir taraflarında hayme-nişîn Timâvîzâde kabilesi {ki, İbrahim Paşa’nın dedesi Timâvî’ye göre anılmıştır) ve diğeri dahi Re'sül'ayn ile Mardin arasında bulunan kabiledir. Birinci kabile hay­ me-nişîn oldukları hâlde, zirâ’at ve hirâsetle meşgul olup Hükümete müte’allik olan teklîfâtı edâ ederler. Ve ikinci kabîle yine birinci kabile gibi idâre-olunup, fakat bunlarm meysîm-i zirâ’atde haymeleri ve zirâ’at mev­ siminin m â’dası olan vakitlerde ikametlerine mahsûs karye ye haneleri vardır. Kabileteyn-i mezkûreteyn, ağnam ve kuzu ve deve ve hayvânât-i sâireleri ve bunlarla rûgan-i-sâde (sağdeyağ) sarfiyâtından ticâret-i kâfiyyeleri vardır. Ve, hem arabî ve hem de kürdî tekellüm ederler». Ziya Gökalp’ın babası Mehmet Tevfik Efendi’nin hazırladığı H. 1301 (1883) tarihli «Diyâr'bekir Sâlnâmesi»nde de (s. 101), Milliler için ayni ha­ berler tekrarlanmıştır. Sultan Hamid’in fevkalâde itibarını kazanan Milli İbrahim Paşa, uyuş­ ma ve korkutma yollarıyla Millilere komşu Kürt, Türkmen ve Arap ve Müsta’rap şu 31 kabileyi de Millilere bağlamıştır. «Siverek, Viranşehir, Derik kazalarıyla Diyarbekir vilâyeti etrafında ikamet» eden Milli aşire­ ti, «evvelce Hükûmet-i sâbıkadan aldığı kuvvetle, kendi oymaklarından, başka, birçok Kürî ve Arap kabilelerini nüfuzu altına alarak kesa£et-i nü­ fusa mâlik bir aşiret gibi telâkki olunurdu ki, o kabileler de şunlardır; «1) Gûrân, 2) HıfıHcân, 3) Çimkân, 4) Kürrtta'şân, 5) Seydân, 6); Divan, 7) Sermestân, 8) Şarkıyân, 9) Çuvan, 10) Dudkân, 11) Nasrân, 12) Mindân, 13) Şükran, 14) Şsyhân, 15) Berkühan, 16) Gaırâcine, 17) Advân, 18) Bekkâre, 19) Hadîdî, 20) 'Abyân, 21) Şemîtân, 22) Na'îmân, 23) Şerâbî, 24) Âlreşân, 25) Cemâleddîn), 26) İrolli, 27) Hacekân, 28) Norün, 29) Benîhatîb, 30) Türkân, 31) Kejân. «Bunlardan, Türkân/Tırkân ile Kejân/Kecanlı a:şiretleri Karacağda yaylayan aslı Türk/Türkmen; «Bekkâre, Advân, Ha­ dîdî, Garâeine/Garâjine, Şerâbî» kabileleri Arap soyundandır. «Sürkân,


1 6 8 ------------ Ziya Gökalp’ın îlk Yazı Hayatı Şarkıyân, İaolls gibi M ili aşâiri ile alâkası olmıyan birçok Kürt kabileleri de» bu sırada Millilere katılmıştır (®). Rumî 1314, ve 1316 yıllarında çıkan «Diyârbekir Vilâyeti Sâinâmesl» adlı resmî eserlere göre, «Diyârbekir» vilâyetindeld, dokuz Hamidiye Ala­ yının yerleri ve-aşiretleri şöyle idi: 41. Alay Viranşehir’de Millü aşiretin­ den ve Miralay İbrahim Paşa idaresinde; 42. Alay, yine orada AAilIü aşi­ retinden ve İbrahim Paşa oğlu Kaymakam Abdülhamid Beğ (Hamud) ida­ resinde; 43. Alay yine orada Millü aşiretinden ve İbrahim Paşa oğlu Kay­ makam /Viahmud Beğ idaresinde; 44. Alay, Siverek kazasının Karakeçi na­ hiyesinde Karakeçi aşiretinden ve Kaymakam Halil Beğ idaresinde; 45. Alay, Resülayin ile Mardin arasında. Kiki adlı Afaplaşmış K ürt aşiretin­ den ve Kaymakam Reşid Beğ idaresinde; 46. Alay, Siverek’te Bucak nahi­ yesinde Bucak aşiretinden ve Binbaşı Yusuf Ağa idaresinde; 48. Alay, Cizre’de Baba-Kürdî (Bâbân) kolundan Mirân aşiretinden ve («Mıstoyi Mi­ ran» lâkabıyla tanınan) Kaymakam Muştala Paşa idaresinde; 49. Alay, yi­ ne orada Mirân aşiretinden ve Mustfa Paşa oğlu Abdülkerim Beğ idaresin­ de. 1908 baharında çıkan Sultan Hamid devrinin son «Sâlnâme-i Askerî» sinde (s. 552 : 554), Milli aşiretine bağlı kabilelerden yukarıda anılan 41., 42., 43. Alaylardan başka, 63. ve 64. Alayların da kürulmaş olduğu ve za­ bitler kadrosunu dolduranlar baba adlarıyla birlikte gösterilmiştir (s, 574 - 575). Bu son ilü Alay, 10 Haziran 1321 (13 Haziran 1905 tarihinde «Kay­ makam» rütbesine terfi ettirilen İbrahim Paşa’nın Halil ve Temür adlı iki oğlunun idaresinde kurulmuştur. 1908 Eylülünde «Milli Şakî İbrahim/ İbrahim Paşa lsyanı»na katılan beş Hamidiye Alayı’nın bütün Kaymakam, Binbaşı, Yüzbaşı ve Mülâzimlerin adları ve tâyin tarihleri yazıhdır.

(8) «Urt'a» Vilâyeti resmî yayını, «Urfa SâlnâmessL, Istanlboıl 1927, s..


Ziya Gökalp’ın îlk Yazı Hayatı — ---------

169

MiUi İbrahim Paşa’nın İsyan ve Zulümlerine Âit «Peyman» ın İki İşareti

— I —

Bed - Bîn Olmayalım (*) ........................ Ufacık bir mutâle’a-i târitıiyye büyücek hakaayıkm inkişafına hidmet ettiğine mebnî idâre-ıi Meşrûte ile HükûmeW mütehassife-i NVutlâka arasındaki farkı bulm ak içün bu mîzân-i hakka mücâca’at «deceğiz. Târihin ilk sahifelerini gözden geçirmek kifayet edecektir. Binâen-aleyh kendi târihimizi, kendi sergüzeştimizi tedkîk etsek daha iyi hakikatler pîş-i enzârda tecessüm edecek ve kolay kolay m u’âdele halloiunacakdır. Bunun içün Üçyüzyirmibir Temmuz’unu (^) ve anı müte’âkıb Yirmiüç T&şrînsâni’sini (=) nazar-i m u’âyeneye almak kifayet eder. O iki târih, bedbaht milletin kalbinde ne acıklı yaralar açmış idi, Medeniyyet bedeviyyete, mamûriyyet bâdiyyeye doğru sürükleniyordu. Bir yolcu, tuhfe-i. İlâhî olan hayâtını abâlî-i vahşiyyeye hediyye edeceğini azmetmeden m üm kin değil, ne neihren, ne de berren seyahat edemezdi. Dicle gözyaşlarıyla coşar, nebâtât-i beriyye insan kanıyla yeşerirdi. Bir tarafdan Mîrân Aşîret'i p) tarîk-i nehri kapatmış idi. Bu aşiretin nâmütenâhî zulmünden kabâil-i mülhaka şımarmağa başladı. Dicle neh­ rinden istifâde etmek içün iki tarîk ihtiyârı lâbüd idi. Biri Hükûmetden kuvây-i kâfiyye almak, dîgeri servetin kısm-i a’zamını £edâ etraelt. .. Midyat dağlan inşân gövdesiyle yükseliyor, kuyuları inşân kanıyla 'dolar idi. Bir tarafdan da yeni yeni tahrîbât ve tecâvüzât ihtirâ’ ve îcâdile -Milli Aşireti uğraşıyordu. SCaibâil'i, A'râb'ı târmâr eden Milli Aşireti ve avenesi Şamr, Karakeçi kabâilini mahv ü itlâfa çahşıyordu. Dicle sevâhili, ÇöJ’ün bir lasm-ı m ühim m i zulüm kolerasına, zulüm .■zelzelelerine, zulüm volkanına maıhkûm olmuş idi. Diyârbekir, Haıleb, Musul bir dâire-i i’tisâf içinde bulunuyor idi. Ve mazlûmînin vâveylây-i ciğer-şikâfîleri nazar-i i ’tibâra alınmaz idi. Vaktaki (*)' 2 Teşrinısanıi 1325 (15 Kasam 1909) tarih ve 20 sayılı «Peymân» da başma­ kale, (1) Rumî 1321 Tenım-uz (1905 Tenumuau 13 ile Ağustos 13 ara&ı). (2) 1323 Teşrinisanisi (1907 Kasım 13 ile Aralı'k 13 'üı arası), İkinci - Telgrafihâne Vak’ası. (3) Yukarıda d'a (s. 163) amldağı gilbi, merıkezi Cizre kasalbaısı olan 48. ve 49. Hamidıiye Alaylarım t&şkil eıdenı «Baıba - Kürdiler» dm Miran AşireVi.


170 ------------ Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı. Milli «cerid» çeteleri Karacadağ’m bu yüzünü işgaal etdi. Garb'in o ma’m ûr köyleri tecâvüzâne ihrâk ve ta'hrîbe ma’rûz kaldı. «Havâie» dedikleri habisler evvelleri mâla, tedricen hayât ve nâmûsa tasallût etdiler. Ne mezrû’âtdan, ne de hayvânâtdan artık üm id kalmamış idi. (Diyarbekir’i çeviren surlardaki) Mardin (ve) Rum kapılan birer meşher-i cinayet oldu­ lar. Günde bir iki kanlı elbisesi Hükümet merkezinde teşhir olunuyor idi. Bu zulümlere, bu tecâvüzlere nihâyet verilmek içün ahâlî Hükûmet-i Merkeziyye’ye (îstanbul’a) mürâca’ati tasavvur etdi. 321 Temmuz'u (**) ilk feryâd-i umûmiyye târihidir; binlerce ahâlî artılc İbrahim’in, o hâin-i vatanının Haccâcâne zulmüne mukavehıet edemiyeceklerini müttehiden Makaaım>i Salfamât ve Hilâfet’e ârzetdiler. Bu Birinci-Kıyâm’m Biı-inci-Teîgrafhâne İşgaali’nin verdiği netice pek basît geçdi: Bir selâm ithâfı, bir Hey’et-i Tahkîkiyye i ’zâmı iskât içün kâfi görüldü. İkinci Kıyâm-ı Umûmî iki sene evvelki Teşrînsânî’nin Birinci günün­ de (•■ ') ba.şlar. OnbiT gün onbinlerce,m a ’sûm, mazlûm ahâlî soğuk, yağmur demediler, Telgrafhâne’ye içtim â’ ederek hep bir ağızdan tazallüm etdi­ ler. Tahsinier’in zulmünü, İzzetler’in ihanetini Ordu-Müsîri’nin harekât-i müstashibânelerini (®) birer birer ba’zan nüvâzişkârâne yazdılar* ba’zan da şiddet-i lisân isti’mâl etdiler. Hükûm®î-i ICeyîiyye’nin bu kerreki tedâbiri de birtakım mevâid-i dil-firîbâneden ibaret, kaldı. Şikâyât-ı muhıkkaanemize ısyân nazarüe bakılmı.ş oluyor ki taburlar, kuvây-i te’dîbiyye Çöl’de bast-i hiyâm edeceği yerde, Diyâr'bekir malıallâtında ârâm etdirildi. İşte bu bitmez zulümler, nihayetsiz i ’tisâflar devâm etdiği esnada Hükümetin şu’abât-i muhtelifesinde intizamsızlık, atâlet bü­ tün ma’nâsile hükmfermâ idi. Jandarmaların kafası yarılur, atı tüfengi alınur, ta’kîbe cesaret edilemezdi. Hükûmet-i adliyye tatbîk-i cezadan âciz idi. Diyârbekir Sûru’ndan muJıtarik emâkin ve kprâ kığılcım lan temâşâ, edilürken A lip ınan’ndan, Köprü’den, Kıtırbıl’dan n nehb ü gaarât vâ^ (4) 1321 TanmniEU (1905 teikj) Birinci - Telgrafihâne Valk’ası’nın ol.dlığu zamandır. (5) 1323 Teşrinsani 1 tarihi, şimıdlikıi tatevimimize göre 14 Ekim 1907 Perşembe gününe rastlar. (6) İkisi de Arap olan, tu şalhıslar, Mâlbeyn’deki Kara - Tdhsin ile izıst - Hülü’^ dür, ki, yu;kanda (s. 78, Not. 42.') işaret edilmişti. «Hamidiye Al.ayları»nm bağlı bulunduğu Erainean'daM Dördüncü - Or<du MüşirlLgi’nim «Reyi olmaksızın bunlara bir^ey yapa­ bilmek iımikân. haricimde idi...... Hamidiyye Alayları zâbitânı memûrini lıülkûmeti hiç mosaibesinde görürler. Meıselâ heTİhangi ıbir 'vıujkuaıtlâ cîhet-i Mlillkılyyace taht-î isticvâlba alınması ılâzımıgalen- bir Aşîreıt - Zâbiti, Müşîr - Paşa’m n re’yi munzam olmadılnça hi^lbir veçhile taht-i m'Uİhakemeıye almamaads. Yahuıd 'dtogrudan doğruya îsıtanbul’dan. buı gibilerin haibsine 'karar venilindli» (Rus Komso,lı0(su, Ceaeral Mayefeky’nin, 1905 te Tifliis’te basılıp Türloçe ıtenoümesi 1914 te IstanbuMa çıkan- «Van veBitlis Vilâyetleri Askerî Istatistilki» adlı kiltabiından, s. 196). (7) Bu üç yer, şehir surları üzerindten görülen- yakın köy -ye semtlerdir.


Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı ------------ 171 veylâları kulakları çınlatır-dı. Her gün yeni bir azâb, her sâ’at yeni bir ızdırâb bu zavallı vatan ahâlîsinin nasibi olmuş idi. Milli, Mîrân Aşâiri program dâıhilinde tatbîk-i i ’tisâfa başladılar. Bî­ çâre köylülere Hükûmet-Konağı’ndan ziyâde rüesây-i aşâirin muzlim ça­ dırları kehf-ül-emân olmu.şidi. Da’vâlar «havâle» 1er vâsıtasile faslolunu^ yordu. İste ahâlînin feryadı işidilmez bir sırada id i ki, nefha-i ulây-i Hürriyyet Türk;ye âfâkında nûr-i adâlet saçdı, bu zulümleri kökünden kesdi. İbrâhîm bütün dehşstile mahvoldu. Abdülkerîm C*) cezây-i amelini gördü..

— n

Sergüseşt-i Hayâtımızdan Bir Sahîfe-i intibah (**)

Bir kerre dü.şünelim, ne idik ne olduk! Bir buçuk sene evveldi muazv;ez vatanımız zulüm âteşlerile, Istibdâd kığılcımlarile yanıyordu. Yanıyor­ du da etrâfımısı, muhitimizi istilâ eden hunhâr alçak canavârların hiyânet-i vahşîyânfelerine, m u’âmele-i câniyânelerine sabûrâne, müteyekkilâae taham m ül edün ^duruyor, selâmet’i vataniyyeyi, sa’âdet-i milliyyeyi inâyet-i Rabbânidcn intizâr ediyorduk. Evet; öyİ3 idi! Hükûmet-i Müstebide ağzımızı demir kilidlerle baglamışdı... ................. Yine 323 senesi bu vakitlerinde Diyarbekir bir meşher-i zulm ü kıtâl hâlini iktisâb etmişdi. Ahâlî, Milli İbrâhîm hâininin zulmün­ den, tecâvüzâtından kurtulmak, Aşâir’e, Kabâl’e, A'râb’a, Ekrâd’a, Etrâk’a, yolcuya, hâsılı zengine, fukarâya etdiği ta’addiyât ü cinâyâtma bir sedd-i mümâna’at çekmek sedâsile bîçâre ahâlî geceli gündüzlü soğuk sıcak, demiyerek, ekmek su hâtırlarma getirmiyerek feryâd-r iştikâiyyelerini doğ­ rudan doğruya İstanbul’a o hâin-i millet o nânkör-i millet olan Abdülhamîd-j Zâüm'e anlatmak istiyorlardı...... Hayır, hayır haklan vardı. AAilli’nin yandırdıkları köylerin kığılcımlan yüksek raevki’lerden görünüyordu, civâr kurada îkaa’ etdikleri nehb ü gaaret vâveylâlan sâmi’amızı tahdîş ediyordu. Her sâ’at bir hâdise-i cinâiyye, her dakika yeni bir fecî’a bu zavallı ma’sûm ahâlinin nasîbJ mukad­ deri idi. Cizre’de Mîrân, Vîrânşeliir’de Milli Kürdistân’ın bir Cengiz’i, bir Hulâgu’su, bir Temür-Leng’i olmuşlardı. Geçdikleri yerleri'yıkarlar, ekin­

(8) Abdi)l'lterim/Miran Aşireti Reisi Mustafa Paşa’nm. oğludur, babası M iranlılann başı sayılmış ve 49. Hamidiye Alayı Kumandanı olmuştur'.

Qİün<:e>

(**) 16 Teşrinsani 1325 (29 Kasım 1909) tarih ve 22 sayılı «Peymarı» daki makale^


1 7 2 ------------ Ziya Gökalp’ın İlk Yazı Hayatı leri yakarlar, insânları telef ederlerdi. Milli (Aşireti) Musul hudûdundan M a’muratülazîz’in Dersim’ine, Mîrân Musul’dan Dicle havzasını kamilen Diyârbekir’e kadar olan arâziyi kendi pençe-i istilâ-cûyânelerine almışlar­ dı. Hükümet lâyü’ad ve lâyuhsâ tecâvüzâtlarım ığmâz, Makaam-ı Vilâyet bu zulümlerin icrâsına vâsıta-i menfa’at ü a’râz olmakda idi. Vaktaki ............. Meşrûtiyyet-i mukaddesemiz kabûl olundu, SCaanûn -i-Esâsî rebber-i necât-i hürriyetimiz oldu İstanbui'‘daki zâlimlerin cezây-ı amelleri düşünüldü. İbrahim habisinin de seyyiât-i sabıkası meydâna çıka­ rılarak eski şikâyetler başgösterdi. O yine hâl-i sabıkından vazgeçmedi, askere karşukoydu, Viranşehir'de askeri muhâsara etdi. Nihayet der-dest ü tenkili içün emir' sâdır oldu, rütbesi ref’plundu. Nüfûz-i Hüküm et üze­ rinden nez’ edilince aşâir ve avenesinin henbirisi bir tarafa dağılarak ken” disi «'ibre» ta’bîr edilen mukarribînile yalnız kaldı. Sunûf-i-seleden ibâxet kuvây-i askeriyyenin cihât-ı erba’aden vukuu’bulan ta’kîbâtma dayanamıyarak Çöl’e doğru firâra karâr verdi. «El-Cezâü min cins ül-amel» «düstûrunu Cenâb-i Âdil-i-Hakîkî bunun hakkında imsâk buyurmadı. İbrahim Azrail’e ulandı; oğullan, cellâdları pençe-i Hükümete geçdiAbdülkerim de cezây-i amelini görmek üzereCizre’den getirilüo baibsed ild i......

'A. 'A.


F İH R İS T Ö n s ö .2 . . . . . . ......................... Ziya Gökalp’ın İlk Yazılan ve Bu devre ait Hayatı - I. Ziya Gökalp’ın Soyu Ve Aile Muhiti . .ÎL Çocukluğu ve Talebelik Devri . . . .

.............................. ' M lİ i İbrahim Paşa Hâdisesinde Ziya Diyarbekir İrtica Hâdisesinde Ziya Ziya Bey Selânikte . . . .

.

.

. . . .

VII-VIIL. . 1 -16 1 3 13: 14 14 16.

I. Talebelik Devrine Ait pazılar İîıtiîâl Şarkısı . . G a z e l ......................... Gazel . . . . Müfred . . . . Hocamın Vasiyeti I.

n. III. . . . IV. V ................................... Hürriyet M a r ş ı .................... ..... . . Mektepte Cumhuriyet İlânı . . . . . . v ın . . . . . . . ..............................

;tx,

. .................................................

X ................................................................... .....

19 21 22 22 ,. 23 24 24 24 24 25 26 27 27 27

11 . Divarbekir Gazetesind&ki Yazılan Köylü Şiirleri I. II. III. IV. V.

32. 32 33 3S 34

Oruç . Ezan . Namaz Zekât . Bayram

173


Köy Gazetesi . . . ,Nefs-ül Emr Şiir Nasıl Sânih Oluv . . . Rü.bab"i Ş ik e ste .................... Küçük Seyahat I. Dicle Vadisi II. Tarla Kenarında . Kışla Meydanı IV. Köprüye kadar . V. Çiçekler İçinde Etfâl-ı Memleket ve Bir Bedî’a-i San’at Dişten artmaz, İşten artar . . . . Ticaret ve Yeni Ticaret Odası . . . El -K â s ib .............................................. Makale-i îktisadiyye ,

35 36 37 38 41 43 45 47 49 51 54 50 60 64

m.

III. Sak» İbrahim Destanı Şakî İbrahim Destanı .

70 Vi.

Peyman Gazetesindeki Yazıları Girid İ r a n .................... Girid Mitingine . Osmanlı Donanması Ağa Kimdir? İki i S ö z .................................... Diyarbekir Nasıl bir Vali ister . . . . tlm-i İ ç t i m â ................................... ..... Aşiretlerin Nizamname-i mahsusla takyidi . Türklük ve O s m a n lıîık .................... ..... Hürriyetin Menbalarına Doğru . . A ’şâr İhalesi . .................................... Yeni OsmanlIlar . . . Zira’at ve Zeamet . . . . . İyd-i M i l l î .................... îbiş D a y ı .................... . . . Eskiler ve Y e n i l e r .............................. M e d r e s e le r ......................................... T e k y e le r .............................................. Bir Devlet Nasıl Gençleşir . . . . Fazilet ve S a a d e t .................... ..... .

— 174 —

,

87

.

88

. . . . . . .

89 89 91 92 92 94 96 99

. 102

, ,. . .

103 105 107 109

. in

. 113 . 115 . 118 . 121 l 123


Arâzî Münazaaları . . . . . . . Din İlmin Bir Neticei Zaruriyesidir . Firarı Ma;zriûnlar, Gıyabî Mahkûmlar Satvet-i Bahriyye . . .

.

. .

. 125 .127 . 130 . 132

V. Dicle Gazetesi ve Gökalp Dicle Gazetesi ve Gökalp

. 137

Notlar ve İlâveler N o t l a r ......................... ■ . ....................................................... ..... . . 143 ilâveler I. Diyarbekir Bidayet Ceza Mahkemesi Müstantikliği karan .................................................................................. . . 154 II. Şald Milli İbrahim Paşa Hakkında Birinci Telgraf . . . . 156 Şakî Milli İbrahim Paşa Hakkında ikinci T e lg r a f......................... 157 ni. Ziya Gökalp’ın Dayısı Eski Belediye Reisi Pirinççi-Zâde Arif Efendinin 1908 yılı sıonlarında Milli İbrahim Paşa İsyanının Bastırılması hakkında Mebuslar Meclisinde Söylediği Nutkun ................................................... ................................... ..... 158 sureti IV. Hamidiye Alayları Arasında Milli İbrahim Paşa . . . ; . 1 64 V. İbrahim Paşanın İsyan ve Zulümlerine ait Peyman’ın iki işareti 169

— 175 —


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Şevket Beysanoğlu - Ziya Gökalpin İlk Yazı Hayatı (1894-1909) by Türkçü Betik - Issuu