Skip to main content

Mart2013

Page 1

ıssn 1303-9113

• 2012 / 03

• sayı 118

• 2.25 TL(KDV’li)


01 merhaba_sablon 3/14/13 1:45 PM Page 9

Merhaba Sevgili Okurlarımız;

Sahibi Tavır Yayınları adına Bahar Kurt Genel Yayın Yönetmeni Gamze Keşkek Sorumlu Yazıişleri Müdürü Yeliz Yılmaz Yayın Danışmanı Veysel Şahin Yazışma Adresi İstanbul Mahmut Şevket Paşa Mah. Mektep Sk. No: 4-B Okmeydanı - Şişli - İstanbul Tel: (212) 238 81 46 Fax:238 82 49 e-posta: tavir2007@gmail.com www.tavirdergisi.org Ankara İdilcan Kültür Merkezi Eski 1. Cadde 636. Sk. No: 207/2 Tel: 0 541 336 65 37 Hesap no (TL) 1042-0596147 Gamze Mimaroğlu İş Bankası Parmakkapı/İST Hesap No (EURO) 1042-0129062 Gamze Mimaroğlu İş Bankası Parmakkapı/İST Fiyatı (DÖVİZ) Almanya: 5 Euro Fransa: 5 Euro Hollanda: 5 Euro Avusturya: 5 Euro İsviçre: 7,5 Frank İngiltere: 4 Sterlin Posta Çeki Hesap No Selma Altın 515 72 82 Baskı Ezgi Matbaa Sanayi C. Altay Sk. No: 10 Çobançeşme/İstanbul Tel: (0 212) 452 23 02 Yayın Türü: Yerel Süreli

Şuan bu satırları, dergimizin çalışma ofisinin de içinde bulunduğu İdil Kültür Merkezi’nden, polisin ablukası altındaki İdil’den yazıyoruz.. Bugün 14 Mart 2013 Perşembe. Sabaha doğru 05.00’te geldiler. Yüzlerce polis, özel tim, akrepler, çevik otobüsleri, maskeli, silahlı faşizmin koruyucaları. Ve biz bir yandan dergiyi bitirmeye çalışıyor, son satırlarımızı düşüyoruz Tavır’ımızın sayfalarına. Az sonra sağlıklı bir şekilde matbaaya ulaştırmaya çalışacağız oradan da dost ellere… AKP iktidarı saldırmaya devam ediyor. Az önce kapının önüne birikmiş olan okurlarımıza, dinleyicilerimize, basına bir açıklama yaptık. Dedik ki: “Bizler, AKP iktidarı gibi bu vatanı emperyalistlere, cümle sömürgenlere satmaya kalkışmadık. Bizler, AKP iktidarı gibi emperyalizme boyun eğmedik. Bize ‘terörist’ diyerek saldırılarınızı meşru gösteremezsiniz. Bizler devrimciler, devrimci sanatçılarız. Bu aldatmacalarla halkımızın kandırılmasına izin vermeyeceğiz. Bu tarih bizim, bizler bu halkın evlatları, onurlu süt emmiş devrimcileriyiz. Ne halkımıza, ne vatanımıza ihanet etmedi türkülerimiz, sanatımız. Ama onlar, bir avuç sömürücü asalak.. Bugün devrimcileri bulundukları her yerde halka doğruları göstermesinler diye, susturmaya çalışıyorlar. Susmayacağız. Gözaltına da alsanız, tutuklasanız, işkence de etseniz susmayacağız.” Bu açıklamanın ardından yüzlerce çevik kuvvet, Grup Yorum dinleyicilerine, mahalle halkına, devrimcilere, kimyasal gazlarla ve kalkanla, coplarla saldırdı. Ama sahiplenmeyi engelleyemiyorlar. Halkımız, polisin İdil Kültür Merkezi’ni abluka altına aldığı andan beri camlarından, balkonlarından bize el sallayarak, umutlu gözlerle bakarak, bizden güç alıp, bize güç katarak mücadelemizi sahipleniyor… Engelleyemiyorlar! Ne gazları, ne özel harekâtları, ne yüzlerce çevik kuvvet polisi… Biliyoruz ki; devrimci sanatın tarihi böylesi saldırılarla dolu. Bu saldırıları da birlikte aşacağız. Bizden önce tutuklanmış bütün yoldaşlarımıza selam olsun. Bakın dediğimizi yapıyoruz, dergimiz yarı yolda kalmadı. Üretimlerimiz yarı yolda kalmadı, albüm çalışmalarımız, sanat alanını örgütleme çabalarımız, konserlerimiz, projelerimiz yarı yolda kalmadı. Biliyoruz ki, bu yol tamamlanacak. Faşizmden hesabı devrimle soracağız. Bu umuttur bizi ayakta tutan, düşmanın karşısında başı dik yapan, düşmanın gözlerinin içine çakmak çakmak, keskin bir bıçak gibi öfkeyle baktıran güç bu umudun gücüdür. Bunun bilinciyle üretmeye devam edeceğiz. Bir dahaki sayımızda görüşmek üzere… Sizin Tavır…


02 icindekiler_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:43 PM Page 30

3

7 9

10

13

15

17

18

20

22

28

30

31 32

İZLENİM deniz ekin 11 kapılı kozmik sahneli konserden akılda kalanlar MESAJ bostancı konserine destek mesajları MEKTUP gamze keşkek tiyatro platformu’na mektup MAKALE ümit zafer devrimci sanat halka umut taşır DENEME gülenay tuzcu idil’in gözleri ELEŞTİRİ hüseyin koç basın ahlakı DENEME ayfer rüzgar bağlamamızda parmak izi arayanlara cevabımızdır MAKALE sinan gümüş şiirlerimizi ağzınızda kirletmeyin DENEME serdar gedik kozmik oda mı dediniz? RÖPORTAJ tavır keyfi tutuklamalara karşı sanatçılar ne dedi MAKALE levent karakaya terör ne? kim terörist? DENEME arzu çakmak yolculuk AYIN FOTOĞRAFI fosem DENEME devrim savaş halkın ekmeğidir adalet

34

36

39

41 42

44

47

50

52

55 56

58

60

62

DENEME ümit ilter yurdun şanlı evlatları DENEME hasan kara dinle zulmün tanrısı DENEME berrin kubat senin günün bugün ŞİİR em azadıxwazın DENEME özlem ergen kızıldere’dir aslımız bizim DENEME cavit kartal kapitalizmin eğlence katliamı ÖYKÜ deniz korcan hayal bir dünya MAKALE sevim meşe sokaklardan internete çekilen solculuk BİYOGRAFİ mehmet esatoğlu macide tanır’la oyunculuğun izlerinde BİLDİRGE gamze keşkek KİTAP tavır küçük armutlu SİNEMA bülent aydın yağmuru bile ELEŞTİRİ seçkin aydoğan amerikan şakşakçısı akif beki’ye HABER


03-06 11kapili konser_sablon 3/14/13 12:00 PM Page 3

izlenim

izlenim

11 kapılı kozmik sahneli konser’den akılda kalanlar deniz ekin

AKP iktidarı, bey babasından aldığı emre uygun olarak neredeyse her ay, her hafta ve hatta her gün topraklarımızda açık faşizm uyguluyor. Baskı ve baskınların bir rutine döndüğü şu zamanlarda adeta, “ilkokula yeni başlayan ve yeni öğrendiği kelimeyi cümle içinde kullanıp aferin bekleyen çocukmuşçasına” ‘kozmik oda’ , ‘11 kapı’ masalları uydurup, halkın buna inanmasını bekliyor. AKP iktidarının Amerika’dan, bey babasından, aldığı takdir, halkta karşılığını bulmuyor. Zamanında ”Erim Erim Eriyesin” türküsünü yakan halk, bir kez daha “zulmün artsın ki tez yıkılasın diyor” ve faşizmin karşısında örgütlü bir güç olarak duruyor. 24 Şubat gecesi Bostancı Gösteri Merkezi’nde onlarca aydın sanatçı, binlerce insan faşizme karşı demokrasi ve adalet talebiyle bir araya geldi. Bundan bir ay evvel İdil Kültür Merkezi’ne ve devrimci kurumlara gerçekleştirilen baskının ardından Emniyet Müdür-

lüğü ve iktidar tarafından “11 Kapı’nın ardında kozmik odalar kurup, kriptolu belgeleri yurt dışına kaçırıyorlardı” masalları yazılmış ve buna inanılması beklenmişti. 11 Kapılı, Kozmik Sahneli Dayanışma Konseri’de tam bunun üstüne gerçekleşerek, İdil Kültür Merkezi’nin 11 Kapı’sını ve Kozmik Oda’sını ortaya koydu. Hazırlıkları günler öncesinden başlayan konserin, başlama saati yaklaştıkça Bostancı-Kadıköy’de adeta trafik kilitlenmiş, trafiktekiler merakla Gösteri Merkezi’nde kimin konseri olacağını sormaya başlamıştı. Konserin başlama saati geldiğinde ve kapılar açıldığında ise insanlar oturacak yer bulma telaşıyla etrafta koşuşturuyordu. Salona girenleri ilk olarak kozmik bir sahne ve sahnede asılı duran 11 kapı karşıladı. Sahnede, polisin kirli postallarıyla ezdiği, kırdığı gitarlar, bağlamalar, üzerinde parmak izi aradığı bağlamalar ve resminin bile düşmana korku salmaya yettiği bu yüzden de polisin gözlerini parçaladığı İdil’in resmi duruyordu. İdil Kültür Merkezi çalışanları kozmik odayı göster-

mek istemişlerdi. Çünkü İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün kozmik oda dediği yerde o eşyalar vardı. Bostancı Gösteri Merkezi’nin salonu bir anda dolmuş adeta merdivenlerde dahi boşluk kalmamıştı. Sahneyi görenler, olanca öfkesiyle faşizme ve uygulayıcılarına olan öfkelerini haykırıyordu. Konser başladığında ise artık salonda beş binin üzerinde insan vardı. Yoğunluktan ötürü 15.30 gibi başlayan konserde gecenin sunucuları Pelin Batu ve Serdar Orçin ilk olarak sahneye gelerek, kozmik odanın nasıl bir izlenim bıraktığını ifade etti. Bu esnada ışık ve atmosfer sesleriyle de desteklenen mizansen adeta uzayı andırıyordu. Sahiden de ne ola’ ki bu kozmik diye herkes kozmik kelimesinin anlamını merak ediyordu… Bu atmosferin ardından, Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Avukat Evrim Deniz Karatana sahneye gelerek, yaşanan süreci ifade eden bir konuşma yaptı. Karatana’nın konuşmasına orada bulunanlar “DevmarT 2013 | TaVIr | 3


03-06 11kapili konser_sablon 3/14/13 12:00 PM Page 4

rimci Avukatlar Onurumuzdur” diyerek eşlik ediyor ve tutsak avukatların ne zaman adı geçse var güçleriyle alkışlıyorlardı. Evrim Deniz Karatana konuşmasının sonunda, devrimci avukatların mücadelesinin tutuklamalarla son bulmayacağını ve kendilerinin arkadaşlarının işlerini devraldıklarını ifade etti. Bu konser Grup Yorum’un diğer konserlerinden çok daha farklıydı, dayanışmanın ve faşizme karşı birlik olmanın en güzel örneğini sergilercesine Grup Yorum’un sanatçı dostları, gecenin hem sunucusu, hem müzisyeni hem de ev sahibi olmuşlardı. Elliden fazla sanatçının sahne alacağı gece Kardeş Türküler’in sahneye çıkmasıyla başlamış oluyordu. Kardeş Türküler türkülerini seslendirdikten sonra sahneye Menderes Samancılar ve Eşber Yağmurdereli’yi davet etti. Sahneye alkışlarla gelen Eşber Yağmurdereli kimsenin demokrasi, sosyalizm ve özgürlüğü bahşetmeyeceğini bunları kazanmanın yolunun mücadele etmekten geçtiğini ifade etti. Menderes Samancılar ise Grup Yorum’un albüm kayıtlarının emniyet tarafından alınıp geri verilmemesini hatırlatarak kendi şiirlerini Grup Yorum’un bestelediğini ve Grup Yorum’un bestelemesi için şiir yazmayı sürdüreceğini, bu dayanışmanın devam edeceğini ifade etti. Daha sonra gecenin sunucularından Serdar Orçin, kuliste yeni bir grubun olduğunu ve bu heyecanlı genç arkadaşların sahneye çıkmak için çok ısrarcı olduklarını ve akışa bu grubu da eklemek zorunda kaldıklarını ifade etti.

4 | TaVIr | marT 2013

Salondaki herkes bir heyecanla bu yeni grubun kim olduğunu öğrenmeye çalışırken Pelin Batu, Grup Yorum dedi. Grup Yorum adının duyulmasıyla salondaki herkes var gücüyle alkışlamaya başladı. Çünkü gelen bizim çocuklardı ve faşizmin her türlü baskısına, zulmüne karşı direnişin türkülerinin namusunu yere çalmayanlardı. Grup Yorum bu sefer kendi konserinde adeta misafir olarak sahne almış oluyordu. Adliye önlerinden, İdil Önlerinden, Bakırköy Meydanlarından alışkın olduğumuz bir türkü çalıyordu şimdi ve Grup Yorum 11 Kapılı Kozmik Sahne’den meydan oku-

yordu bir kez daha “o duvar duvarınız/vız gelir bize vız” ile.. Yorum, türkünün ardından tüm bu alkışları özgür tutsaklara göndererek ikinci bölümde görüşmek üzere sahneden ayrıldı. Yorum’un ardından Redd Grubu, Doğan Duru ve Güneş Duru sahneye geldi. Kitleyi, devrimci sanat engellenemez diyerek selamlayan Redd “devrim olsun” dizeleriyle başlayan Don Kişot isimli şarkılarını seslendirdi. Redd ardından kozmik sahneye, Nejat Yavaşoğullarını davet etti. Nejat Yavaşoğulları daima Grup Yorum’la dayanışma içinde olduğunu ve olmaya devam edeceğini ifade ederek, Grup Yorum’un Büyü şarkı-

sını söylemeye başladı. Böylece Grup Yorum’un kozmik sahnesinde, Grup Yorum olmadan, Yorum’un sanatçı dostlarının çalıp söylemesi ile ilk Grup Yorum şarkısı seslendirilmiş oldu. Sanatçı akışı yoğunlukla ilerlerken salonda bulunanlar da her çıkan konukla birlikte kendilerini ilerleyen dakikalarda nelerin beklediğini daha da merak eder oldu. Gecenin sunucuları Serdar Orçin ve Pelin Batu da bu sanatçı akışını büyük bir ustalıkla sağlıyor ve Grup Yorum’un sahnesinde büyük bir sahiplenme ile hareket ediyorlardı. Sahneyi daha sonra Sadık Gürbüzaldı, konuşmasına devrimci tutsakları selamlayarak başlayan Gürbüz Nazım Hikmet’i örnek vererek “şiirllerim basılmıyor/bir gün basılacak”dizelerini aktardı ve türkülerini seslendirmeye başladı. Sadık Gürbüz ardından sahneye İsmail Hakkı Demircioğlu’nu çağırdı. İsmail Hakkı Demircioğlu bağlaması ile türkülerini çalarak, dayanışmanın artması temennisini iletti. Sahnede ve kuliste adeta bir koşturmaca vardı. Bütün sanatçılar sırasını bekliyor, sırası gelen ise türkülerini seslendirmek üzere büyük bir heyecanla sahneye çıkıyordu. Bütün sanatçılar tarihi bir gecenin bir parçası olmaktan onur duyuyor ve dayanışmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. Daha sonra kozmik sahneye Grup Yorum’un sanatçı dostları Pınar Aydınlar, Hakan Yeşilyurt ve Burhan Berken geldi. Pınar Aydınlar yaptığı konuşma ile devrimci sanatçıları, devrimci tutsakları ve devrimci avukatları selamlayarak devrimci sanatın engellenemeyeceğini haykırdı ve hep


03-06 11kapili konser_sablon 3/14/13 12:00 PM Page 5

birlikte Gel ki Şafaklar Tutuşsun’u söylemeye başladılar. Adeta halay çekmek için sabırsızlıkla bekleyen kitle, adım atacak yer bile olmamasına rağmen yaratıcılıkla alan açarak hemen halaya durdu. Ardından sahneyi Bilgesu Erenus devralarak, katılan herkesi selamladı ve Bakırköy Kadın Kapalı Hapishanesi’nden selam getirdiğini ifade etti. Devrimci sanatçı Gamze Keşkek’in kendisine yazdığı mektubu okudu. Mektupta Gamze Keşkek, polis otosunda elleri arkadan kelepçeli bir şekilde ayaklarıyla ritim tutarak Çav Bella’yı söylediklerini ve bu şekilde direndiklerini ifade ettiğinden, Bilgesu Erenus da salonda bulunanlardan bu şekilde Çav Bella’yı söylemelerini istedi ve tüm salon ayaklarıyla ritim tutarak kolları arkadan kelepçeliymiş gibi, Çav Bella’yı söyledi. Bu esnada aynı zamanda Gamze Keşkek’in Bilgesu Erenus’a yazdığı mektup da ekrana yansıyordu. Şarkıların yanı sıra şiirlerin de eksik olmadığı gecede İbrahim Karaca ve Mehmet Özer de sahne alarak şiirlerini seslendirdi. Ayrıca İbrahim Karaca, Gökhan Birben ve Efkan Şeşen’in selamlarını getirdiğini söyledi. Grup Yorum’un kozmik sahnesinde dakikalar ilerledikçe sürprizler de devam ediyordu ve sahne sırası Mor ve Ötesi’ne geldi. Mor ve Ötesi, yıllar sonra bu günler anlatıldığında kara günler diye bahsedileceğini ve bu günlerden çıkabilmenin tek yolunun birlikte hareket etmek olduğunu söyleyerek şarkılarını seslendirmeye başladı. Öyle bir geceydi ki yaşanan, halaylar, horonlar, Kürtçe, Lazca şarkılar, türkülerle seyirci Anadolu’yu gezdi. Mor ve Ötesi daha sonra “canımız, dostlarımız” diyerek Grup Marsis’i sahneye davet etti. Marsis ise Grup Yorum’la büyüdüklerini ve ilk Lazca şarkıyı Grup Yorum’dan duyduklarını ifade ederek Avlaskani Cuneli’yi seslendirdi. Gecede aynı zamanda gelen mesajlar da okundu. Pelin Batu’nun okuduğu mesajların ilkinde Devrimci Tutsak Sanat-

çılar Gamze Keşkek, Seçkin Aydoğan, Ayfer Rüzgar, Bahar Kurt, Veysel Şahin ve Güney Güzelkara geceyi bir mektup ile selamlıyordu. Ortak kaleme alınan mektupta, tutsak devrimci sanatçılar, aydın sanatçının son sözü faşizme bırakmayacağını yineliyor ve son sözü faşizme bırakmadıkları için dört duvar ardında olduklarını bundan onur duyduklarını ifade ediyorlardı. Okunan mesajların bir diğeri ise Kandıra 1 No’lu Hapishanesi’ni Kandıra Baro’suna çeviren, ezilenlerin, emeği sömürülenlerin, gecekondusu başına yıkılmak istenenlerin, dilenciliğe mahkum edilenlerin ve yok sayılan halkların avuklatlığını yapan tutsak devrimci avukatlar kitleyi selamlıyordu. Devrimci avukatların, yazdıklarından hissedilen coşku ve kararlılık adeta tüm salonu sarmıştı. Geceye gelen mesajlardan bir diğeri de SineSen’dendi. Sinemacılar Sendikası kaleme aldığı mesaj ile devrimci müzisyenleri, devrimci oyuncuları, devrimci sinemacıları ve verdikleri devrim mücadelesini selamladıklarını ifade etti. Mesajların okunmasının ardından sahneye Zuhal Olcay çıkarak Grup Yorum’un Başeğmeden adlı şarkısını seslendirdi. Zuhal Olcay adeta, şarkının sözlerine kağıttan dahi bakmıyor ve her cümlesini hissederek söylüyordu.. Zuhal Olcay daha sonra sahneye Işıl Özgentürk ve Bülent Emrah Parlak’ı davet etti. Işıl Özgentürk, yazdığı bir şiirle kitleyi selamlarken Bülent Emrah Parlak, diri diri yakılan altı kadını hatırlatıp, onların yarattıkları yangınların bizleri yok edemeyeceğini aksine daha da çoğalmamızı sağlayacağını ifade etti. Kozmik sahneye daha sonra Adile Yadırgı, Mehmet Gümüş Niyazi Koyuncu gelerek Grup Yorum’un Sıyrılıp Gelen şarkısını seslendirdi. Daha sonra sahne alan Ali Baran ise, direnenlerin mücadelelerini selamladığını ifade ederek Kürtçe ezgilerini seslendirdi. Ali Baran sahneye Yasemin Göksu ve Erdal Bayrakoğlu’nu davet etti. Erdal Bayrakoğlu ve Yasemin Göksu ise “güneş bile yasak gülüm gül

ey gülüm” diye başlayarak adeta beş binden fazla kişiden oluşan halk korusu ile Güleycan’ı seslendirdi. Daha sonra sahneye Rojin geldi ve Hernepeş’i söyledi. Rojin sahneye İlyas Salman’ı davet etti. Ahmed Arif’in şiirlerini okuyarak kitleyi selamlayan İlyas Salman, kendisine "sen deli misin neden her şeye karışıyorsun" diye soranlara, "hareket eden bir dangalağın oturan 7.5 milyardan iyi olduğunu" söylediğini ifade etti ve herkesin bir gün hareket ettiğinde tüm dünyanın değişebileceğini hatırlattı. İlyas Salman daha sonra sahneye Ferhat Tunç’u çağırdı. Ferhat Tunç, tüm mücadele edenleri ve mücadelelerini selamladığını söyleyerek, yakın zamanda yaşamını yitiren Berfo Ana'yı da andı ve ardından bir Dersim ağıtı seslendirdi. Ağıttan sonra ise Özgürlük Mahkûmlarını tüm salonla birlikte söyledi. Kürtçe’nin, Türkçe’nin, Lazca’nın bir arada söylendiği gece de tekrardan bir Karadeniz grubu Karmate sahne alarak Lazca türkülerini seslendirdi ve kendi gruplarını kurarlarken, Yorum’un varlığından da beslendiklerini söyledi. Salondakiler adeta nasıl bir konsere geldiklerini ve nasıl tarihsel bir gece yaşadıklarını düşünerek nefeslerini tutmuş sahneye bakıyorlar ve kendi aralarında acaba şimdi kim gelecek, baksana herkes burada diye konuşuyorlardı. Grup Yorum’un 11 odalı kozmik sahnesinde kimler yoktu ki sahiden de! Ve işte bir isim daha geliyordu. Yeni Türkü sahnedeydi şimdi ve geçse de yolumuz bozkırlardan, denizlere çıkar sokaklar diyen şarkısını seslendirdi. Bu esnada, az önce sakin sakin oturan gençler Yeni Türkü ile ayaklanmış ve son ses şarkıya eşlik ediyorlardı. Müzisyenlerin, şairlerin, oyuncuların, tiyatro sanatçılarının sahne almaya devam ettiği programda tiyatro sanatçıları Ragıp Yavuz ve Dolunay Soysert sahneye gelerek İdil Tiyatro Atölyesi oyuncuları Gamze Keşkek ve Veysel Şahin’den bahsetti. Ragıp Yavuz Tiyatro Platformu üyesi 19 tiyatro-

marT 2013 | TaVIr | 5


03-06 11kapili konser_sablon 3/14/13 12:00 PM Page 6

nun selamını getirdiğini ifade ederek Gamze ve Veysel ile birlikte, birçok alanda tiyatroların örgütlenmesi için birlikte olduklarını, bir kez daha birlikte olabilmek için Çağlayan Adliyesi önünde beklediklerini ama faşizmin buna engel olduğunu, tüm bu baskılara rağmen yürünecek yolun yapılacak işlerin olduğunu, Gamze ve Veysel’i tüm tutsakları zulmün elinden çekip alana kadar mücadele edeceklerini, faşizmin kör baskılarının asla engel olamayacağını söyledi. Dolunay Soysert ise Sinan Tuzcu’nun yazdığı şiirleri okuyarak geceye katılanları selamladı. Dolunay Soysert ve Ragıp Yavuz’un ardından ise Grup Abdal sahne alarak bu dayanışma içinde olmaktan mutluluk duyduklarını ifade etti ve Altın Yüzüğüm Kırıldı türküsünü seslendirdi. Grup Abdal daha sonra Hüseyin Turan’ı sahneye davet etti. Hüseyin Turan, işlerinden kaynaklı konsere gelemeyeceğini bildirmesine ve afişte isminin yer almamasına rağmen son dakikada dayanış-

6 | TaVIr | marT 2013

ma gecesine yetişerek sahne aldı. Dayanışmanın ve vefanın örneğini bir de bu yanıyla gördüğümüz gecede kendine has üslubu ile “Korkmirem Balam” türküsünü seslendirerek onların zulmünden korkmuyoruz dedi. Hüseyin Turan’ın ardından sahne alan Tolga Sağ ise yoksulun sırtından doyan doyana/bunu gören yürek nasıl dayana diyerek türkülerini seslendirdi. Tolga Sağ’ın ardındansa Yaşar Kurt sahne alarak Grup Yorum’un Asker Kaçakları türküsünü seslendirdi. Daha sonra gecenin rüzgarı tekrardan Karadeniz’e döndü ve Fuat Saka ile yine adım dahi atılamayacak salonda horon kuruldu. Gecenin sonuna doğru Grup Yorum tekrar sahne alarak, şarkılarını tek bir ağızmış gibi bütün salonla birlikte seslendirdi. Grup Yorum yaptığı konuşma ile faşizme karşı hiçbir zaman boyun eğmediklerini, yine eğmeyeceklerini, baskı zulüm arttıkça mücadelenin de büyüyüp gelişeceğini ifade etti. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme direnenlere ‘kahraman’ deniyordu, şimdi emperyaliz-

me karşı direnenlere ‘terörist’ deniyor. Onların ‘terörist’leri bizim devrimcilerimizdir. Asıl terörist onlardır. Emperyalizme boyun eğenler, emperyalizmle işbirliği yapanlar.. İşgal edenler, sömürenler, sokak ortasında gençlerimizi vuranlar, halka baskı kuranlar, açyoksul bırakanlar onlardır.” dedi. Son olarak TAYAD’lı Aileler sahneye gelerek, katılan tüm sanatçılara karanfil armağan etti. 11 Kapılı Kozmik Sahneli Dayanışma gecesinde en son binlerce kişilik halk korusu ve tüm aydın sanatçıların katılımı ile Cemo söylendi. Beş binden fazla kişinin katıldığı gecenin bitiminde, herkes moral ve coşkuyla salondan ayrılıyordu. Ve böylece faşizmin her türlü baskısının, zulmünün karşısında dimdik durabilmenin onuru bir kez daha bizde kalıyordu. İşkence, katliam, onursuzluk, namussuzluk ise onların hanelerine asla silinmemek üzere bir kez daha, bin kez daha kazınıyordu..


07-08 bostancı mesjlar_sablon 3/14/13 12:01 PM Page 7

mesaj

mesaj

bostancı konserine destek mesajları

desiniz ve faşizmin yüzüne söylenecek sözünüz, okunacak türküleriniz var. Sevgili dostlar, yoldaşlarımız, halkımız sizler de son sözü faşizme bırakmadınız ki burada, bu salondasınız, meydanlardasınız, özgürlük halayındasınız. Sevgili dostlar; “Faşizme karşı omuz omuza” dedik ve bir pankartın arkasında durduk… Sizler de gördünüz o pankartın arkası ne kadar kalabalıktı… Sabahattin Ali’ler, Nazım Hikmet’ler, Ruhi Su’lar, Enver Gökçe’ler, Ahmed Arif’ler, Yılmaz Güney’ler, Victor Jara’lar… faşizme boyun eğmemiş nice aydınımız duruyordu o pankartın arkasında. Ve ardımızda bir “kültür ordusu” vardı. KORKTULAR!... Sevgili dostlarımız, yoldaşlarımız, Yorum’un yürekli dinleyicileri; Selam sizlere! Demiştik ki “aydın ve sanatçılar son sözü faşizme bırakmaz.” Sözümüzü tuttuk ve bırakmadık ki bu dört duvar arasındayız. Sevgili sanatçı dostlarımız ve yine sizler son sözü faşizme bırakmadınız ki o sahnenin üzerin-

Ve korkuları o kadar büyüdü ki bir gece yarısı geldiler. Korkaktılar ve yarınsız, korkaktılar ve namussuz… İlmik ilmik ördüğümüz öpe koklaya büyüttüğümüz ne varsa paramparça ettiler. Diz çökmemizi istediler bizden. Yanıldılar bir kez daha. Çünkü biz İdil’in yoldaşları, onun öğrencileriydik… Diz çökün! Yere yatın dediler

sizlerin gözleri düştü aklımıza çalınan emeği, birlikte büyüttüğümüz umutlarımız… Gerisi malumdur, direndik! Düşüncenin onurunu kirletmelerine izin vermedik. Duvarımızda asılı olan İdil’in fotoğrafında gözlerini oymuşlar, alçakça. İdil’in gözleri ile hayata bakmayı öğreneli çok oldu. Biçareliktir yaptıkları, yüz binlerce göz İdil gibi bakıyor hayata… Ki hayata İdil’in gözleri ile bakabildiğimiz için bugün buradayız, bugün buradasınız… Sevgili dostlar; Büyük ailemiz, Haydi dövün davulu!... Haydi kolkola, haydi umuda!... SİZLERİ SEVİYORUZ… DEVRİMCİ MÜCADELEDE TUTSAK SANATÇILAR Veysel Şahin, Gamze Keşkek, Ayfer Rüzgar, Seçkin Aydoğan Bahar Kurt, Güney Güzelkaya

mart 2013 | taVIr | 7


07-08 bostancı mesjlar_sablon 3/14/13 12:01 PM Page 8

“Halkımızın avukatları olduğumuz için işte buradayız, şimdi burada” Merhaba, Bizler “11 Demir Kapı Arkasında” F tipi hücrelerdeki tutsak avukatlarız. Halkımızın avukatları olduğumuz için “işte buradayız, şimdi burada.” Fiziken F tipi hücrede tutsak olsak da yüreğimiz ve aklımız savunmanlığını yaptığımız; işçilerde, emekçilerde, ezilenlerde ve yoksul halkımızdadır. Ve şimdi bugün burada sizlerle birlikteyiz. Sizinle birlikte türküler söylüyor, halaylar çekiyor ve sloganlar atıyoruz. Çok iyi biliyoruz ki; adalet mücadelemizi bitiremeyecekler, bizleri susturamayacaklar. Biz kazanacağız. Çünkü biz haklıyız, biz halkız. Bu güzel ve anlamlı etkinliği düzenleyen, katkı sunan ve katılan herkese, tüm sanatçı dostlarımıza, meslektaşlarımıza sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyoruz. Haklıyız Kazanacağız. Kandıra 1 Nolu F Tipi Hapishanesi’ndeki Tutsak Avukatlar; Av. Selçuk Kozağaçlı Av. Günay Dağ Av. Taylan Tanay Av. Güçlü Sevimli

Kiminizle aynı meydanda halaya durduk, kiminizle zulmün kapılarında beraber bekledik. Hatırlayın kaç kişiydik Hrant’ı uğurlarken, ne kararlıydık 1 Mayıs’larda Taksim alanını zorlarken ve milyona varmadık mı en sonunda.

Sevgili dostlarımız, yoldaşlarımız; Avukatlığınızı yapmaktan onur duyduğumuz devrimciler, işçiler, kamu emekçileri, sendikalar, evleri başlarına yıkılmaya çalışılan gecekondulular, öğrenciler, onurlu aydınlarımız, sanatçılarımız, ak saçlı analarımız, kehribar yüzlü babalarımız, ailelerimiz hoş geldiniz. Daha dün aranızdaydık, kiminiz saatler süren yollar aşıp, kiminiz maaşınızdan kalan son paraya kıyıp, kiminiz işlerinizi erteleyip geldiniz. Kim bilir kapıda da uzun süre beklediniz, istediniz ki bu ülkenin onurlu aydınlarının, sanatçılarının sesi sesinize karışsın. Türkülerimiz, şiirlerimiz, marşlarımız zulme karşı koyuşun sesidir. Bu ses şimdi bu akşam saatinde havalandırmayı aşıp, açık penceremizden içeri giriyor. Hücremizden duyuluyor.

Devrimci Hukuk Emekçileri Devrimci Eğitim Emekçileri Devrimci Sağlık Emekçileri Devrimci Maden Emekçileri Devrimci Sanat Emekçileri Ve tüm Devrimci Emekçiler Onurumuzdur Faşizme Karşı ÖZGÜR SANAT, ÖZGÜR SİNEMA! Sinema Emekçileri Sendikası (SİNE-SEN)

8 | taVIr | mart 2013

Ekmek ve Adalet için, insan onurumuz için mücadele ederken, yolumuzun hapishanelerden geçebileceğini hep biliyorduk. Ama dışarda tutsak olmak susmak, sinmek, boyun eğmek demekti ki biz hapiste tutsak olmayı yeğ tuttuk. Çünkü alınmış bir diploma, öğrenilmiş bir yol vardı, bir de susmak olmazdı. Dönmedik yolumuzdan, eğmedik başımızı. Mücadelemiz devam ediyor şimdi, duvarların içinde biz devam ediyoruz, duvarların dışında sizlerin yanı başında olacak Adalet Savaşçıları. Meslektaşlarımız var, yoldaşlarımız var, öğrencilerimiz var, bizim öğrencilerimiz sizin avukatlarınızdır şimdi. Selam olsun hepinize. Biz de aldık selamınızı, eğilmez baş üstüne. Bakırköy Hapishanesi Tutsak Avukatlar Av. Betül V. Kozaağaçlı, Av. Ebru Timtik, Av. Barkın Timtik, Av. Şükriye Erdem, Av. Naciye Demir


09 tiyatro p mektup_sablon 3/14/13 12:05 PM Page 9

mektup

mektup

tiyatro platformu’na mektup gamze keşkek

Değerli Tiyatro Platformu Üyeleri Dostlarım!.. Size bu mektubu Bakırköy Kadınlar Hapishanesi'ndeki hücremden yazıyorum. Burada yalnız değilim. Tavır Yayınları sahibi Bahar Kurt, Grup Yorum elemanı Ayfer Rüzgar, Tutuklu ÇHD'li avukatlar ve değişik iddialarla tutuklanan devrimci kadın yoldaşlarımla birlikte kalıyorum. Tutsaklıkta üçüncü haftama girdim. Buraya ilk geldiğimde dergileri karıştırırken Bursa Çalıştayı'nda hep beraber çektirdiğimiz bir fotoğraf gördüm Tavır'ın eski sayılarında. Hemen kesip onu duvarıma astım. Her sabah size "günaydın" diyorum. Gününüz hep aydın olsun dostlarım… Değerli dostlarım, Faşizme karşı mücadelede bizim de payımıza tutsaklık düştü. Garipsemedim bu durumu. Çünkü bir devrimciyim, devrimci sanatçıyım. Ülkemiz aydınına hiç de yabancı mekanlar olmamıştır hapishaneler, Nazım Hikmetlerden beri. Burada neden bulunuyorum? Hikâyemizi biliyorsunuzdur ama ben yine de kısaca anlatayım. 18 Ocak gecesi İdil Kültür Merkezi saat 04.00'te kapısı

koçbaşları, beton kırma makineleriyle kırılarak basıldı. Eli silahlı özel harekatçı polisler tarafından gaz sıkılıp darp edilerek gözaltına alındık. 4 gün boyunca çeşitli işkencelerden sonra İdil Tiyatro Atölyesi oyuncusu Veysel Şahin ve ben tutuklandık.

diye mücadele ettim. Ve bu kapıdan çıkar çıkmaz yine devam edeceğim mücadeleme, dedim. Sevgili dostlarım, Bize düşüncelerimizin bedelini ödetiyorlar. Tutsaklık mı? Alnımızın ak cefası olsun.

Bizim gibi işkence gören diğer Yorum elemanları ve İdil çalışanları serbest bırakıldı.

Halkımızı seviyoruz…

Tutuklanmadan önce savcıya "Neden buradayım?" diye sordum "Örgüte üye olma ile suçlanıyorsun" dedi. “İddialar neler?” dedim.

Sizi AKP zulmünün önünde yalnız bırakmayacağız. Burada, bu duvarların ardında "dışarıda kırk günlük yerde kıpırdayan yaprağı" hissederek yaşayacağız.

Bana katıldığım basın açıklamalarından birkaç fotoğraf gösterdi. Evet, dedim hepsine katıldım. Ben size yüzlerce fotoğraf gösteririm. Sadece bu kadar mı? 20 yıldır bağımsızlık, demokrasi ve sosyalizm için mücadele ediyorum. Sokaklarda oyunlar da oynadım. Hatta bu adliyenin önünde bile oynayıp yargı sistemini eleştirdik. İzlemenizi çok isterdim, dedim. Yorum elemanlarının hapsedilmesine, tiyatroların AKP eliyle özelleştirilmesine, sanata ve sanatçıya yönelik baskılara karşı çıktım. Şiirler okudum ve yazdım, oyunlar yazdım ve yönettim. Halkımın gördüğü zulüm son bulsun

Sizi seviyoruz…

Hapishanelerde de düşüncenin onurunu yere düşürmeyeceğiz. Hapishanelerde İdil'ce direneceğiz zulme ve tecrite. İçimiz rahat dostlarım! Çünkü düşlerimiz size emanet! Bir gün yine kucaklaşacağız. Sahnede aldığınız alkışlara bizim de alkışlarımızı katın. Yine faşizme karşı meydanlarda omuz omuza gürül gürül akacağız. Sizi seviyoruz. Hoşça kalın. mart 2013 | taVIr | 9


10-12 devrimci sanat halka umut tasir_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:28 PM Page 10

makale makale

devrimci sanat halka umut taşır ümit zafer

"Bizleri hapishanelere koymakla sesimi- çisi zulmün karanlığına karşı, halkın yüreğine umudun ateşini düşürerek zi susturamayacaklar." hayatı tutuşturur. Halk düşmanları için Devrimci sanat halka umut taşır. Halk "büyük suç" sayılır bu ve "suçludur" düşmanlarının devrimci sanatçılara sal- işte Gamze Keşkek… dırmasını nedeni budur. "Umut var" der devrimci sanat hayata Egemenler, karşılarında umutsuz bir dair. "Yürü bre Hızır Paşa " der ve ekler: halk görmek isterler her zaman. Çünkü "Senin de çarkın kırılır." Kırılacaktır ve işte umutsuz halk, boyun eğmiş demektir bu umudu taşır devrimci sanat. "Kendinzorbalığa. Umuttur çünkü baş kaldı- den umudu kesme” halka, değil mi ki yaratan sensin hayatı, o halde sahip çık haran. yata… Umutsuzluk, halkın kendisinden umudu kesmesi demektir. Umut ise, zulüm Devrimci sanat, insanlık onurunun payve sömürüden kurtuluşun umudu ola- laşılmasıdır. rak kendisini görmesidir halkın. Ki devrimci sanat, işte bu bilinci estetik biçim- Büyük insanlığı "büyük" kılan olgulardan lerde halka taşır. Sömürü ve onun bek- birisi de sanatı icat etmiş olmasıdır. 10 | TAVIR | mART 2013

Doğada sanat yoktur. Sanat, insanlığa özgü estetik bir yaratıcılıktır. İnsanın nesnel gerçeklikle kurduğu estetik ilişkidir sanat. Bu yaratıcı ilişkinin sahibi mağara duvarına ilk resmi çizdiği, ilk şarkısını söylediği, ilk oyununu oynadığı günden beri insanlıktır. Onu "büyük" kılan yaratıcı özelliklerden birisi de sanattır. Bu "büyüklük" neye ve kime karşıdır? Elbette, tabiata ve zorbalığa karşıdır. Ki o büyüklük de devrimciliğindendir. Büyük insanlık özü gereği devrimcidir. Çünkü, tabiatın zorluğuna da, halk düşmanlarının zorbalığına da boyun eğmemiştir. Devrimci sanat, işte bu başkaldırının sevincini, onurunu, kısaca büyük insanlık olarak varoluşu paylaşmak demektir. Biçimi, içeriği ne ve nasıl olursa


10-12 devrimci sanat halka umut tasir_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:28 PM Page 11

şin şavkında oluşan gölgesiyle dans ederek, kavga ederek bir şeyler anlatıyor. Sanatın doğumudur bu, ateşin başında tanık olunan. Ki yaşamsal bir ihtiyacın ürünüdür sanat. Sanatın o ilk ateşinden bugüne, “Ateş sıcaktır çeker insanı…” Çeker ve birliktelik sağlar. Gülüşün ve hüznün, acının ve sevincin ortaklığından büyük bir güç yaratır. Omuzları omuzlarına değerek halaya duran halktan insanlara “Ne kadar çokmuşuz” dedirtir. Grup Yorum konserleri böyledir.

olsun, devrimci sanatın özü, insanlık onurunun paylaşılması anlamına gelir. Bu yanıyla, devrimci sanat, insanlık onurunun savunulması, paylaşılması ve çoğaltılmasıdır. İşte bu yüzden, devrimci sanatçılara düşman olur halk düşmanları. İnsanlık onurunun paylaşıldığı yerde, halk düşmanlarının zorbalığına boyun eğilmez çünkü. "Defol Amerika" der devrimci sanat ve "Bağımsız Türkiye" şiarıyla, onuru çoğaltır meydanlarda. Ki o meydanlarda omuz omuza paylaşılır kavgasının onuru insanlığın. Paylaşılmıştır ve işte bu yüzden, "büyük suç" işlemiştir Veysel Şahin… Devrimci sanat, halka direnç aşılar. Grev çadırlarından işkencehanelere, meydanlardan dağlara, içerde ve dışarda haksızlığa, alçaklığa, zulme karşı direnme hakkını kullanan herkese güç verir devrimci sanat. Direnenlere eşlik ederek, haksızlığa cepheden saldırır. Çıplak Krallara ayna tutar. "Yaşasın Direniş,Yaşasın Zafer" şiarını dillere destan eder. Devrimci sanat, direnenlere yalnız olmadıklarını hissettirir. Tarihsel bir omuz

omuzalığı yaşatır direnişçilere. "Çav Bella" Türkçe midir yoksa Arapça mı? Kürtçe mi yoksa İtalyanca mı? Ne önemi var, bizim dilimizdendir ve direnenler, bütün zamanlarda aynı dili konuşurlar. Direnişin dilidir bu. Devrimci sanat zulme karşı direnişin sanatıdır. Ve zalimlerin karşısında, direnişin önündedir. Devrimci sanatın kaynağı, kavga meydanlarındadır. Orada doğar, orada gelişir ve orada yaşar. Direnişçilerin elinde bayrak, Muharrem Karademirler’in dilinde ezgi olur. Son soluğun harcandığı şarkıdır devrimci sanat. Ki o ezgi dalga dalga yayılır, elde bayraklaşır. Bu durum, korku verir halk düşmanlarına. Korku büyür ve devrimci sanatçılara saldırı olarak somutlar kendisini İdil Kültür Merkezi’nin kapısını kırıp duvarlarını parçalayan, eşyalarını talan edip albüm kayıtlarını çalan işte bu korkudur. Ve Gamze Keşkek’in "büyük suç"u halk düşmanlarına korku, halka direnç aşılamaktır. Devrimci sanat, halkın dayanışmasını sağlar. Bir ateş yanıyor, çevresinde toplanan ahalinin yüzünü aydınlatıp yüreğini ısıtarak. Derken, birisi çıkıyor içlerinden. Ate-

Devrimci sanat, dayanışmayı sağlayarak halka güç ve güven verdiği için, halk düşmanları devrimci sanatçılara düşmandır. Ki burjuvazi halkı, bireyciliğin çaresizliği ve yabancılaşmanın çözümsüzlüğü içinde görmek ister daima. Devrimci sanat ise bireyciliği değil, dayanışmayı örgütler. Hep bir ağızdan söylenen “Cemo”dur, birlikte çekilip birlikte izlenen F Tipi Film olur, Bağımsızlık şiarıyla 350 binlik halk korosu olur ve İdil Tiyatro Atölyesi’nin nice sokak oyunu olur. İşte bütün bunlar, “büyük suç” sayılır halk düşmanlarının kara kaplı kitaplarında ve “suçludur” Veysel Şahin… Devrimci sanat, halka coşku verir. Halk düşmanları için “ayak takımı” sayılır halk ve “ayaklar”ın coşku duyabilmesi, kıyamet alametidir. Onlar açısından halkın yapabileceği en “coşkulu” şey ‘efendiler’in karşısında takla atmaktır. Öyle ya, efendisine bağlı köpek nasıl kuyruk sallayıp yuvarlanıyorsa, ‘ayak takımı’ndan beklenen de takla atmasıdır. Ve eğer olacaksa da, halka gereken, ‘takla atma sanatı’dır. “Takla atma sanatı”, egemenlerin sanat adı ve görünümü altında halka dayattıkları çürümenin sanatıdır. Ve bu “sanat” halka coşku değil, karamsarlık verir. Çünkü, kendi gerçeğine yabancılaşmanın sanatıdır söz konusu olan. Çünkü, burjuvazinin “sanat” dediği her şeyin özü, gericidir. Gericilik, sömürü dü-

mART 2013 | TAVIR | 11


10-12 devrimci sanat halka umut tasir_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:28 PM Page 12

zenini “muhafaza” etmeye çalışmanın dur devrimci sanatın “büyük suç”u ve “suçludur” halka coşku veren yazılar ideolojisi ve kültürüdür. ve şiirler yazıp oyunlar oynayan Gam“Takla atma sanatı” halkı, düşünmenin, ze Keşkek… sorgulamanın, eleştirinin ışığından uzak tutmaya çalışmanın sanatıdır. Ki Devrimci sanat gerçeği savunur. Bertolt burjuvazi, “takla atma sanatı” aracılığıy- Brecht’in ifadesiyle söylersek: “Hakikat la, halka yanlış bilinç aşılar. Yanlış bilinç, kavgacıdır, yalnızca hakikat olmayanla halkı kendi kendisine küstürüp hayata değil, hakikat olmayanı yayan, savunan yabancılaştırır. Halka “yazgı”nın elinde kişilerle de savaşır.” Veysel ve Gamoyuncak olduğunu anlatır “takla atma ze’nin işte “büyük suçu” budur. sanatı”nın bütün biçimleri. Halk düşmanları yalandan, yaygaraDevrimci sanat ise tarihin öznesi oldu- dan, sahtekarlıktan yanadır. Halkı aldatğunu, tarihi yaratan kendi kavgası ol- tıkça “egemen” kalacaklarını bilirler ve duğunu ve her şeyin en güzeline layık işte bu yüzden, gerçekten korkarlar. olduğunu anlatır halka. Kendi gerçeği- Gerçeği yalan kuşatmasıyla boğmak, ni, emeğinin değerini, hak edip layık ol- çarpıtmak için her şeyi yaparlar. Devrimduğu her şeyin ödenmiş ve ödenmek- ci sanat, yalan balonlarını patlatan gerte olan bedelini anlayan halk, eylemin- çeğin mızrağıdır. Nasreddin Hoca, Pir den coşku duyar. İşte bu coşku, korku Sultan, Kavuklu, Köroğlu, Karagöz olup verir halk düşmanlarına. Çünkü, kendi- yumruğu indirir yalanın, yalancının susinden, kavgasından ve tarihinden ratının ortasına. coşku duyan bir halka, ‘yazgı’ yalanını kabul ettirip baş eğdiremezler. İşte bu- İdil Tiyatro Atölyesi’nin ve Tavır’ın emek-

12 | TAVIR | mART 2013

çileri olan Gamze ve Veysel, hakikat savaşçısıdır. Onların “büyük suçu”, Brecht’in yoldaşları olmalarıdır. Hani diyor ya Brecht: “… hakikati bilmek kimlere yarar sağlarsa, kimler yaralanabilirse hakikatten, işte onlara ulaştırmanın yollarını aramalıyız; ulaştırdığımız kişilerin elinde bir silaha dönüşebilmesi hakikat, bunu sağlayabilmeliyiz…” Sağladılar, bunu başardılar ve Gestapo dayandı kapılarına ve götürdü onarlı bir toplama kampına. Ki Goebbels, İdil Kültür Merkezi hakkında “kültür kelimesini duyunca elim silahıma gidiyor” dedi yine. Duyduk, “on bir kapı” derken buydu aslında… Sonuç Yerine… Devrimci sanatın ödülü, devrimci sanat için ödenen bedellerdir. Pir Sultan’dan, Nazım Hikmet’e, Sabahattin Ali’den Ruhi Su’ya ödenir. Ödenmektedir ve şimdi Gamze, Veysel, Ayfer, Seçkin, Bahar, Güney de voltadadır hapishanede.


13-14 idilin gözleri_sablon 3/14/13 12:08 PM Page 13

deneme

deneme

idil’in gözleri gülenay tuzcu

İdil’in gözleri hayatın kalbine akan bir çift ırmaktır. Hiçbir mevsim kurumaz. Çünkü inanır hayatın diyalektiğine. Bütün mevsimlerin bir anlamı vardır. Bunu bilince çıkarmıştır. Nehirler geri-

ye akmaz ve İdil’in gözleri birer nehir olduğundan hep ileriye akar, geleceğe yani. İdil’in gözleri “özgürlük” tür. “Gerçek özgürlük zorunluluğun kavranmasıdır” der sosyalizmin ustaları. Zorunluluğun kavranması gerçek anlamda bir özgürlük için savaşmak gerektiğidir. Gerçek özgürlük “aç olmamaktır”, “işsiz kalmamaktır”, “yaşlanınca bana kim bakacak” dememektir. Gerçek özgürlük kaygı duymamaktır gelecekten. İdil’in gözleri savaşır ve gözlerinin alevinde “özgürlük” yazar. İdil’in gözleri bir çift karanfildir. Öyle açar dost bildiklerine. Karanfil karanfil kokar. En umutsuz anlarda öyle bakar işte tomur tomur, kıpkırmızı. İdil’in gözleri umut rengindedir.

İdil’in gözleri “sevdalı”dır. Hem de sevdaların en büyüğü yanar o gözlerde. Sevdalısının adı “halk”tır. O sevdaya karışır İdil’in gözleri. Öyle bir büyük sevda yanar ki o gözlerde, bu sevda uğruna ölünür. Dağları deldirir, o sevda ki Ferhat’tır İdil bu bahiste. Öyle bir sevdadır ki dağlara çıkarır adamı. Dadaldır öfkesi, dağlar yıkılır. Çakırcalı’dır o öfke, yakar konakları. İdil’in gözleri sabırdır… Sabırla bakar gözleri, “Eyüp sabrı” derler eskiler; sabır da, kavga da ikinci akıldır der ustaları. İdil’in gözleri “akıllı”dır. İdil’in gözleri dara çekilen Pir Sultan’dır, Bedreddin’dir. Bin yıllık çınardır. İnsanlık tarihinden süzülür gelir. Binlerce yıl öncesinden gelir, tarih akar, gözlerinden bakarsanız, görürsünüz. İdil’in gözleri “çocuk”tur. Her gördüğüne çocuk hayretiyle, saflığıyla bakar. Hesap kitap bilmez o gözler. mart 2013 | taVIr | 13


13-14 idilin gözleri_sablon 3/14/13 12:08 PM Page 14

Namusludur İdil’in gözleri. Yalan nedir, riya nedir bilmez. Baktığınızda görürsünüz ne varsa. Hayatın yapraklarına düşmüş iki yağmur damlası kadar berraktır o gözler. İdil’in gözleri “sorgulayıcı”dır. Dostu düşmandan ayırır büyük bir titizlikle. “Güven”dir İdil’İn gözleri. İnsanın evi gibidir o gözler. Sadakatlidir dostlarına. Yoldaştır İdil’in gözleri. Zaten yoldaşlık bir çift göz olmaktır. Biri gülerken diğeri ağlamaz. İdil’in gözleri iki yoldaştır. İdil’in gözleri “direniş”tir. Zulme direnmenin kitabı o gözlerde yazılıdır. Gerektiğinde ölür de yine boyun eğmez. Ozanın dediği gibi “bir kere bile faka basmaz o gözler” İdil’in gözleri “onur”dur. Hiçbir şeye değişilmez. Gözlerinde bir çift boran kanat çırpar. “Umut”tur İdil’in gözleri. O gözlerde yarının umudu vardır. Gelecek güzel günlere dair yazılmış bir şiir gibidir İdil’in gözleri. Umut yağmurları yağdırır yüreklere. İdil’in gözleri “mitralyöz”dür. Ve o gün orada… 18 Ocak’ta sabah 4’te bütün olup biteni görmüştür İdil’in gözleri. Kültür Merkezi’nin duvarında asılı olduğu yerden bütün olup biteni izlemiştir. Ta ki işkencecileri onu fark edene kadar. Sadece o gün mü? İdil hep Kültür Merkezi’nin duvarında, izler yoldaşlarını. Eleştiren, sorgulayan şefkatli, sevgi dolu gözleri hep yoldaşlarının üzerindeydi ve o gece de öyle oldu… İşte o gece İdil gördü bütün olan biteni.

14 | taVIr | mart 2013

Her gün kapı defalarca açılır, İdil karşılardı ilkin gülen gözleriyle gelen dostları. Ancak o gece çok farklıydı. Her zaman dosta gülerek açılan o kapı, o gece neye uğradığını şaşırdı, kırıldı balyozlarla! Gelen dost değildi, besbelli!... Koç başlarla vuruyorlar, hırslarını alamıyorlar darbelerin şiddetinden duvarda asılı olan her şey titriyordu. Kapıyı kıramadılar, ancak yan taraftaki duvarı kırarak içeri girdiler. Yüzlerde maske vardı ya da insan değillerdi… Silahlarını, coplarını, bütün aşağılık yanlarını, İdil hepsini gördü… Kıvrılan kollarını, kelepçelenen bileklerini, bükülen parmaklarını, tekmelenen bedenlerini yoldaşlarının… Sıkılan gazları gördü, edilen küfürleri duydu. Ve seyretti oradan oraya koşturan yoldaşlarını. Onların sesine sesini kattı, dirençlerine direncini. Ki İdil’in gözleri yoldaşlarına karanlıklarda ışıktır. O gece İdil, her şeyi gördü… Kelepçeler takılmış, gazlar sıkılmış, her taraf talan edilmişti. Şarkılar çalınmış, şiirlerin üzerinde tepinilmişti. Enstrümanlar kırılmış, kimin eli dokundu diye parmak izi alınmıştı “suç akti” bağlamalardan. Kitaplar koli koli, dergiler balya balya taşınmıştı. “Helal, haram” bilmeyen namert sürüsü, yükte hafif pahada ağır ganimetleri cebe, yiyecek ve içecekleri de mideye indiriyorlardı. İdil, hepsini gördü… Bütün olan biteni gördü ve yazdı. Adalet defterine. Direnenleri teslim alamayanlar “zafer kazanmış komutan” edasıyla çıkmak üzereydiler ki tam da o sırada fark

ettiler İdil’i. İdil’in gözleri iki ateş topu gibiydi, öfkeden harlanmış. Bakamadılar o gözlere daha fazla. Çareyi o gözleri “oymakta” buldular. Biçareydiler… İdil’in gözlerine bakmaktan korkuyorlardı ve bu konuda haklıydılar! Çünkü İdil’in gözleri “adalet” demekti. İdil’in gözleri onlara çevrilmiş bir çift namluydu. Ne yaptılarsa silemediler o öfkeyi gözlerden. İşkence yaptıkları, katlettikleri kime baksalar İdil’in gözlerini gördüler. KORKTULAR! Büyütmeye devam edecekti korkularını yüz binlerce göz. Nice nice korku imparatorlukları bile yıkılmıştı. Öyle bir korkuydu ki bu, yıkardı onların da yalandan saltanatlarını…


15-16 basin ahlaki_sablon 3/14/13 12:09 PM Page 15

eleştiri

eleştiri

basın ahlakı hüseyin koç

“Bakın buradan açık seçik söylüyorum kendilerine avukatlık payesi biçenler, 11 çelik kapının ardında müzik kayıdı yapanlar, 11 çelik kapının ardında gençlik hayallerini memleketlerinin akibetiyle özdeş düşünenler, ne iş görürler.’’ Ne kadar tanıdık değil mi. Karşısındaki kurulu protodan okuyorsa eğer mutlaka bu sözcüklerle konuşuyordur. Çünkü kelime haznesi kısıtlı, çevresinde olup bitenlere yabancı, hiçbir konuda orta ölçekli bir entelektüel bilgiye bile sahip değildir ki dilini kendi insiyatifinde kullandığında sadece tehditler savurarak yalanlar söyler bu ülkenin başbakanı. O ki AKP iktidarının sözcüsü, kendinden önceki iktidarlardan daha sıkı ve sık bir şekil-

de emperyalistlerle ortak çıkarlarının olduğunu, pastadaki payda hakkı olduğunu utanmadan söyleyebilmektedir. Her konuda bu kadar pervasız olmasını, tarihin en büyük emperyalist işbirlikçisi olarak aldığı güçten kaynaklandığını söylemek abartı olmayacaktır. Memleketin bütün kaynaklarını emperyalist tekellere peşkeş çekmekte sınır tanımazken, emperyalistlerin Ortadoğu halklarını tecrit ederek, kana boğmasına, milyonlarcasının açlıktan ölmesine de ortak olmaktadır. En küçük demokratik bir eyleme bile tahammül göstermeden gaz bombaları ve elindeki polis gücü ile işkence ederek saldırmakta avucundaki yargı ile F Tipi hapis-

haneleri muhalif kesimlerle doldurmaktadır. Bunu yaparken de ülkenin nasıl demokratikleştiğini, ekonominin büyüdüğünü, sokaktaki insanın cebinin dolduğunu da söylemektedir. Burjuva iktisatçıları, burjuva polikacılarıyla emperyalistlerin ekonomik ve politik olarak istikrarsızlaştırdığı ortadoğuyu sık sık örnek vererek ülkemiz insanını korkutarak her konuda tam teslimiyetini dayatmaktadır. Eğitimin, sağlığın,yargının paralı hale getirildiği, taşeronluk sistemi ile sendikasızlığın dayatıldığı kıdem tazminatı ve emekli olma hakkına saldırıldığı, barınma hakkına saldırıp kentsel dönüşümlerle insanları sokağa atmanın hesabının yapıldığı, köylünün suyunu mart 2013 | taVIr | 15


15-16 basin ahlaki_sablon 3/14/13 12:09 PM Page 16

alıkoyarak her gün yeni HES projesini hayata geçiren AKP iktidarı, karşı çıkan bu kesimlerin hepsini terörist ilan etmekte, pervasızca saldırmaktadır.

önceden kurgulanmış kötü senaryoların AKP polisi ile ‘usta’ gazetecilikle nasıl “11 çelik kapı ardındaki kozmik odalar” diye servis edildiğini gördük.

Peki ya aydınlar, sanatçılar, gazeteciler böyle bir dönemden geçtiğimiz günümüzde ne yapmalı. Tüm bu baskılardan onların da nasibini aldığı kuşkusuz su götürmez bir gerçektir. Kapitalist egemen sınıfının çıkarlarını savunan aydın(!) kesimi olduğu gibi, işçi sınıfı ve emekçilerin haklarını savunan, ülkesinin gerçeklerine sırtını dönmeyen aydın kesimi de her dönem olduğu gibi, bu gün de vardır. “Ben edebiyatçıyım politikadan anlamam. Ben sinema, tiyatro oyuncusuyum başka şeylerle ilgilenmiyorum. Ben haberimi yaparım, gerisi gazete patronun veya onun tayin ettiği yazı işleri müdürünün işidir.” demek kolaya kaçmak değil midir? Gerçek bir aydın tavrı olarak, biz ülkemiz aydınına bu şekildeki bir tavrı yakıştıramıyoruz.

Bir de Nagehan Alçı gibi, Akif Beki gibi kalemini, beynini, ruhunu AKP’ye satmış olanları da gördük; Can Dündar, İsmet Berkan, Tuğçe Tatari gibi dürüstçe yaklaşanları da gördük. Bir yanda halkın yanında olan gazeteciler, diğer yanda halkın düşmanlarının yanında olanlar.

Özellikle halkın haber alma hakkının engellendiği, gerçeğin çarpıtıldığı,

16 | taVIr | mart 2013

Biz de ayda bir kez Tavır Dergisi çıkarmaya çalışan gazeteciler olarak görsel ve yazılı basında çıkan 11 çelik kapı haberinden sonra defalarca çağrı yaptık bütün basın kuruluşlarına. Gelin kendiniz görün nasıl bir talana uğradığımızı, görün Grup Yorum’un kayıt stüdyosunu ve kendiniz sayın kaç kapı var, diye. AKP faşizmi koşulları her gün biraz daha ağırlaştıracaktır, bundan bizim hiçbir kuşkumuz yok. Hal böyle iken gazetede köşesini kaybeden yılların gaze-

tecilerine, sansüre uğramış yazısının ezikliği ile saklanmaya çalışan muhabirlere daha sık rastlamamız kaçınılmaz olacaktır. Objektiften kaçırılan her haber daha fazla yolsuzluk, baskı, sansür, yalan, işkence olarak tüm halka dönecektir. Kalemimiz halkın ayakları kadar güçlü basmalı kağıda. Objektifimiz gerçeğe sadece, gerçeğe sadık kalmalı, diyoruz.


17 sazimiz_sablon 3/14/13 12:59 PM Page 17

deneme

deneme

bağlamamızda parmak izi arayanlara cevabımızdır ayfer rüzgar

“Ben gidersem sazım sen kal dünyada Gizli sırlarımı aşikar etme…” Aşık Veysel Dosta dost, vefakar, sırdaş; düşmana ise gönül gözünü sonuna kadar kapatır bizim sazımız. Bir mirastır… Anadolu’nun gözü gibi sakındığı bebeği, ancak kavgada bir yiğit gibi çarpışandır. Cesurdur, savaşçıdır. Doğru, dosdoğru bildiğini söyler bizim sazımız. Yalandan, dolandan nefret eder, ölümüne girer kavgaya. Ve de o konuşurken Anadolu’dur asıl konuşan… Ozanlarıyla, aşıklarıyla bir tarihtir bizim sazımız. İşte bundandır ki sazımızdan parmak izleri aramak boşunadır. Tek bir kişinin değil, bizi var eden, bugünlerden geleceğe taşıyacak olan koskoca bir tarihin parmak izlerini taşır bizim sazımız. Pir Sultanlar, Ruhi Sular, Mahsuniler hayat verir sazımıza. Parmaklarımızla dokunduğumuz her perdesi ustalarımızın, ozanlarımızın izlerini taşır. Onlarla can bulur ezgilerimiz. Bastığımız her notada onların sesleri, kulakları vardır. Halkın sesi, halkın kulağı… İşte bu yüzdendir ki doğrudan, dolaysız işler yüreğimize. Korkuları bundandır. Aradıkları izlerde, halkın sesi, halkın kulağı vardır. Ve de isterler ki bu ses işitilmez, ku-

lak duymaz olsun. Böyle bir sessizlikten “sıyrılıp gelir” sazımız, sözümüz. Bir kar makinesi gibi yolları aça aça! “En sağır kulaklara sevdalar fısıldayarak” gelir. Ustaların, tarihin sesini sesine katarak çoğalır, çoğalır, çoğalır... İktidarları korkutan budur. Konser salonlarında, alanlarda yüz binlerce yürek sazımızdan çıkan sade, yalın bir ezgiyle tek yürek, tek yumruk olur. “Cemo” der yüz binlerce ses. Bundan başka hangi şey bizi bu kadar birleştirir, hangi şey bizi böyle tek can yapar? Zalimin zulmüne bu karşı koyuş, başeğmezliktir bizim sazımız. Erenler ceminden pişerek gelmiştir. Ve aman vermez Yezid’in soyuna. Ki üzerinden parmak izi almaya çalışanların da Yezid’in soyundan olduğu bilinir. Sivas’ta tam 35 kere yakılmıştır bizim sazımız. Bu toprakların 35 aydınlık yüzüyle semaha durmuştur ateşte. İşte bu yüzdendir ki sorulacak hesabına 35 neden daha eklenmiştir. “Pir Sultanlar ölmez binler yetişir Akar gelir canlar tarih tutuşur…” Bu iddiayla çıkar yola sazımız. Anadolu’yu yüzyıllar öncesinden tanır. Yüzyıllardır bu

toprakların, köylerin, burçakların hikayesini anlatır. Buram buram Anadolu kokar. Ve köy köy, bucak bucak, şehir şehir dolaşmaktan asla vazgeçmez. Şimdi yeni Pir Sultan’ların elinde yolculuğuna devam eder bizim sazımız. Tutsak edilir kimi zaman bu yolculuğunda, ancak oraya da sığmaz, sığamaz. Çünkü hep özgürlükle yaşamaya alışmıştır. İşte bu nedenledir ki sazımızdan parmak izi almaya çalışanların çabaları boşunadır. Tutsak edemezler özgürlük yoluna, onur, erdem yoluna baş koyanı. Bir yolunu bulur, küçük bir ıslıkta bile özgürlüğe kavuşur bizim sazımız. O küçük ıslık gidip bir yüreğe konar, yer eder orada… Sonra o yürek çıkar sokaklara ve “adaletin sesi” olur. Bu ses öyle büyüktür ki, tutsaklık ne kelime, sadece Anadolu halklarına değil tüm ezilen halklara yayılır. Ve ezilen halkların ağzında tek bir slogan olur “Kahrolsun Amerika!” İşte bizim sazımız böyle güçlüdür. Kökleri geçmişe bağlı, geleceğe ise büyük izler bırakır. Sazımızdan izler arayanlara cevabımızdır: Hangi bir izle baş edeceksiniz! O izler sizin kirli tarihinizin üzerinden geçerek gelenek yaratmaya devam edecektir. mart 2013 | taVIr | 17


18-19 tayyip_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:30 PM Page 18

makale makale

şiirlerimizi ağzınızda kirletmeyin sinan gümüş

Önce kurumumuzu bastınız. Bizi apartopar, işkencelerle gözaltına aldınız. Geride bomboş bıraktığınız kültür merkezimizi adeta talan ettiniz. Gördüğünüz her şeyi yerlere saçtınız, parçaladınız. Değerli tüm eşyalarımıza el koydunuz. Bunların bir kısmını hiç kayıtlara geçirmeden, tutanağa işlemeden aldınız; yani hırsızlık yaptınız.

duğunuz en büyük ‘suç aletine’ yani kayıtlarını tamamlamak üzere olduğumuz albümümüze el koydunuz.

Biz gözaltındayken hakkımızda yalan haberler çıkardınız. ‘Terörist faaliyetler içindeydiler’ dediniz. Ama savcılığa suç diye sunulan dosyalarımızda sadece katıldığımız demokratik eylemler, basın açıklamaları vardı. Tutuklu Yorum elemaHiç ama hiçbir suç aleti bulamadınız. Bul- nı Seçkin’in serbest bırakılması için yap-

tığımız ve türküler söylediğimiz basın açıklamasına bile suç muamelesi yaptınız. Savcılıktan serbest bırakıldık. Çıktığımızda gördük ki yalanın bini bir para… Neymiş, polis kültür merkezimize 11 çelik kapıyı ardı ardına kırarak girebilmiş. Neymiş, ‘kozmik’ odalarda çok gizli işler çeviriyormuşuz. Basını ahlaklı olmaya davet ettik. Gelin kültür merkezimizi görün, değil 11 çelik kapı, ardı ardına 2 kapı bile varsa tüm suçlamaları kabul ediyoruz, dedik. Herkes gibi sadece 1 kapımız olduğunu söyledik. Kozmik oda diye uydurulan odanın bırakın ses vb yalıtımını, özel, diğer odalardan farklı ısı yalıtımı bile olmadığını söyledik. Kapısının da diğer odalarınki gibi ahşap olduğunu, gelen ve çekim yapan basın çalışanları da gördü… Yani sadece yalanlar vardı. Yalanlarla terör demagojisi yapılıyor, açıkça hedef gösteriliyorduk. Yaptığımız açıklamalara rağmen, bunların tümünün yalan olduğunu belgelememize rağmen iktidar yağcısı ve ihale peşindeki medya yalan-

18 | TAVIR | mART 2013


18-19 tayyip_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:30 PM Page 19

larına büyük bir ahlaksızlıkla devam etti. Hem de yaptığının yalan olduğunu bile bile, bundan çok emin olduğu halde bu yalanlarını sürdürdü. Sonra bu yalan korosuna bizzat Başbakan’ın kendisi katıldı. Yağcılarının yaptıklarını yeterli bulmamış olacak ki ‘bunlar da sanatçı mı, ne yapıyorlardı 11 kapının ardında, kozmik odalarda’ dedi. Polis terörüne, hukuksuzluğa karşı çıkanlara terörist ve terör destekçisi dedi. Kılıçdaroğlu’nu bile DHKP-C’ye üye olmaya çalışmakla suçladı. Yaptığı konuşmada bunlar sanatçı değil, avukat değil, gazeteci değil, bunların yaptığı sanat değil, avukatlık değil, gazetecilik değil, bu kişilere sahip çıkanlar aslında teröre sahip çıkmış oluyor, dedi özetle. Konuşmasının bir yerinde, Diyarbakırlı çocukların Çanakkale’ yi ziyaretleri sırasındaki duygularını anlatan bir şiir okudu. Bu şiiri o çocuklar göndermişti Tayyip Erdoğan’a. Tayyip Erdoğan da ne kadar vatansever olduğunu göstermek için bu şiiri kürsüden okudu. Ama bilmediği bir şey vardı. Şiir Grup Yorum’a aitti. Az once Yorum’u, avukatları, gazetecileri terörist ilan etmişti. Yorum’un terörist, şarkılarının da terörizmi öven şarkılar olduğunu iddia etmişti. Ama bilmeden okuduğu bu şiirle kendi kendini çürüttü. Yalanları ortaya çıktı. Bu şiiri kendilerine gönderilen birçok mektup içinden, birçok şiir içinden ayıran ve seçen kendileriydi. Yani bu şiirin ne kadar güçlü duyguları ifade ettiğini bizzat kendileri de kabul etmiş oluyordu. Vatanseverlik şovu yapmaya kalktığı şiiri yazanlar Yorumculardı. O şiiri ona gönderenler bu halkın çocuklarıydı. Ve o şiir gösterdi ki Grup Yorum halktır. Grup Yorum vatanseverdir.

Terör, Yorum’a ve tüm devrimcilere saldırmak için uydurulmuş büyük bir aldatmacaydı. Yaptıkları saldırıları böyle meşrulaştırmaya çalışıyorlardı. Ama aslında Yorumcular bu ülkeyi canından çok sevmenin sanatını yapıyordu.

yüyecek. Devrimimiz büyüdükçe, halk yeni kahramanlar yarattıkça, devrim şarkılarımız, devrim şiirlerimiz çoğalacak. Tayyip Erdoğan’ın değiştirerek okuduğu şiirimizin gerçek sözleri de bize bunu söylüyor zaten:

özgür ve eşit bir gelecek için canımızdan bir parça koparırcasına en iyilerimizi verdik toprağa onlar, yaratılan devrimci değerlerin, onurun, erdemin, inancın simgeleri olarak yüreklerimizi dolduruyor bilincimizi aydınlatıyor Zerrece halk sevgisi olmayanlar, zerre- bizi kopmaz bağlarla bağlıyor ce vatan sevgisi olmayanlar bizim şiirle- devrime... rimizi, bizim şarkılarımızı ağzına alaSonuç olarak; maz. Diline dolayamaz. 1. Tayyip Erdoğan yanlışlıkla okuduğu O şiirlerde Mahirlerden bu güne yazılan Grup Yorum’un şiiri ile kendisinin bir yakoca bir destan vardır. Kendilerinin yok lancı olduğunu ispatlamış oldu. etmek için yemin ettikleri bu destanın adı devrimdir. Tayyip Erdoğan’ın okuduğu 2.Halka düşmanca duygular besleyenmetinde devrim kelimesi çıkmıştır. Ken- ler şiirlerimizi, türkülerimizi söyleyedisi mi çıkardı, yoksa ona gönderilen mez. mektupta mı değişmişti bilmiyoruz. Bil3.Şiirlerimiz, şarkılarımız vatan ve halk diğimiz tek şey var: sevgisi ile doludur. Bunları okumak Yok saysalar da, yok etmek için yemin- halkımızın ağzına ve yüreğine layıktır! ler etseler de, yalanlarıyla, terörleriyle Amerikan uşağı Tayyip Erdoğan’ın ağdüşmanca saldırsalar da devrimimiz bü- zına layık değildir! Kendileri ise bu ülkenin aydınlarını, gazetecilerini, avukatlarını, sanatçılarını hapishanelere dolduranlardı. Tüm halkı baskı altına alanlardı. Halkın gecekondularını başına yıkmak için aç kurtlar gibi bekleyenlerdi. Suriye halkının katledilmesi için ülkemizde çeteler yetiştiren, Suriye’ye silahlı adamlar yollayanlardı.

mART 2013 | TAVIR | 19


20-21 kozmik_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:05 PM Page 20

deneme deneme

kozmik oda mı dediniz? serdar gedik

Faşizmin uygulayıcıları, uyguladıkları şiddeti, uyguladıkları terörü meşru hale getirmek için olmadık yalanlar söylerler. Bunun en tipik örneği Göebbels’tir kuşkusuz. Nazi Hükümetinin Propaganda Bakanı olarak öyle etkili yalanlar söylemiş ve bunları öyle etkili biçimlerde halka sunmuştur ki, milyonlarca kişiyi insanlık dışı bir ideolojinin etrafında toplayabilmiştir.

menin, halkı devrimcilere karşı kışkırtmanın bin türlü yolunu denediler bugüne kadar. Uyguladıkları terörü ya yok saymakta ya da yalanlarla haklı gibi göstermeye çalışmaktadırlar.

Geçtiğimiz ay demokratik kurumlara yapılan baskınlarda da yalan makinesi tüm hızıyla işledi. Hukuk bürolarını, kültür merkezlerini, dergi bürolarını basmış ve talan etmişlerdi. Bu baskınÜlkemizde de Göebbels’in soyundan ge- larda gözaltına aldıklarından 55 kişiyi tulenler, halkı aldatmanın, halkı yönlendir- tuklamışlardı. Basın da yaptığı haberler-

le bu tutuklamalara ve baskınlara adeta meşruluk kazandırma yarışına girmişti. En çok da ‘11 çelik kapının kırıldığı’ ve ‘bu kurumlarda kozmik odaların bulunduğu’ söylenmişti. Böylece kapalı kapılar ardında, çok korunaklı yerlerde, çok gizli odalarda çok çok gizli işler çevrildiği izlenimi vereceklerdi! Böyle bir yer de elbette ki basılmalı ve dağıtılmalıydı! İlk olarak bir savcının genelkurmay binasında yaptığı bir aramada duyduk ‘kozmik oda’yı. Ve çok geçmeden benzer bir odaya, en azından benzer bir ismi olan odaya sahip olduğumuzu öğrendik. Bu bilgiyi biz de sizler gibi basından öğrendik. Peki ama neydi bu kozmik oda? Gerçekten böyle bir odamız vardı da biz mi bilmiyorduk? Bu sorunun cevabını sağlıklı olarak verebilmek için küçük bir araştırma yaptık. Neyin nesiydi bu kozmik oda? Önce sözlüklere baktık, ‘uzayın çok ama çok büyük olması ve sonsuzluğu’ gibi bazı alakasız bilgilere ulaştık. Şaşırdık, çünkü bizim odamız küçüktü. Hemen sonra sonsuz olmadığını, dört yanında duvarları, tabanı ve tavanı olduğunu hatırladık. Yani sınırları belliydi. O halde bunu kastediyor olamazlardı! Ve araştırmalarımızı (!) biraz daha derinleştirdik. Derken NATO’nun çok ama çok gizli bil-

20 | TAVIR | mART 2013


20-21 kozmik_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:05 PM Page 21

ra ait büyük şirketler tüm bu önlemleri alabiliyorken, devletin tüm kurumları bu önlemleri alabiliyorken biz neden alamayalım? Herkese serbest ama devrimciler kullandığında neden suç olsun? Kaldı ki her gün komplolarla, yalanlarla, düzmece iddialarla onlarcası tutuklanıyor devrimcilerin. Bu türden bir korunmaya en çok da devrimcilerin ihtiyacı olduğu ortada. Yani bu tip korunma tedbirlerini almamızın hem yasal hem meşru zemini var.

gilere verdiği isim olduğunu gördük. Şimdi işler değişmeye başlamıştı işte. İşin içine NATO girmişti. Çok gizli bilgilerini barındırdığı odalarına bu ismi vermekteydiler. Onların çok gizli bilgiden kastettikleri, halka olan düşmanlıkları olsa gerekti. Hangi halka, hangi iktidara ne kadar düşman olduklarını, kimi yok etmek istediklerini, kimi koruduklarını tüm dünya biliyordu. Kime karşı kurulduklarını, geçmişte kimlere karşı savaştıklarını da herkes biliyordu. Şantajlarını, tehditlerini, hilelerini de bilmeyen kalmamıştı. Yani onların çok gizli olduğunu sandıkları bilgiler aslında herkes tarafından biliniyordu. Sonra kendi odamıza yeniden baktık. Bu odada kimden neyi saklıyor olabilirdik. Odada film arşivimizden ve fotoğraf arşivimizden başka hiçbir şey yoktu. ‘Çok gizli konuşmalar yapmak’ için de tasarlanmış hiçbir yanı yoktu. İncecik duvarları dışarıdaki sesin odanın içine, odadaki sesin dışarı çıkmasına olanak vermiyordu. Kapısı da ahşaptı zaten. Bırakın ses yalıtımını, diğer odalardan fark-

lı olarak ısı yalıtımı bile yoktu. Yani fiziksel olarak diğerlerinden hiçbir farkı yoktu. Yani anlayacağınız, odamız ‘NATO standartlarına’ da uymuyordu. O halde neden böyle gizemli bir isim kullanmışlardı. Sonra tüm operasyon boyunca yapılanları hatırladık. Sadece 1 giriş kapımız olduğu halde 11 kapımız olduğunu söylemişlerdi örneğin. Yani burada da sadece koca bir yalan vardı. Kozmik oda gibi safsatalarla, çok yüksek teknolojik imkanlar kullandığımız, bu imkanlarla çok gizli bilgileri paylaştığımız sonucu çıkarılsın istiyorlardı. Yani ‘karanlık işler’ dönüyordu bizim kurumumuzda. İşte bu sonucun çıkması için söylenmişti bu yalan. Ses iletimini kesen bir izolasyon ya da sinyal kesici gibi teknik aletlerimiz yoktu. Odanın duvarları da kapısı da diğer tüm odalarda olduğu gibiydi. Ama böyle olmayabilirdi de. Ve bu suç da olmazdı. Holdingler, kapitalist patronla-

Ancak bu tedbirleri almak yine de odalarımızı ‘kozmik’ yapmaz. Korunma amaçlı önlemleri bu şekilde nitelemek sadece bilinç bulanıklığı ve hedef şaşırtmaya yarar. Asıl kozmik odalar sizde var. Her gün bir başka komplo planladığınız, şantajlar örgütlediğiniz odalarınızı açın öyleyse tüm basına. İnsanların telefonlarını dinlediğiniz, en mahrem anlarını gözetlemek, kaydetmek, dinlemek ve izlemek için kurduğunuz, telekulak teknolojilerini doldurduğunuz odalarınıza dönüp bakın asıl, gerçekten ‘kozmik odalar’ arıyorsanız. Size her türlü pisliği yapmak serbest, insanların en özel anlarını kaydedip şantajlar yapmanız serbest, insanları dinleyerek komplolar kurmanız, katletmeniz, işkenceden geçirmeniz, hapishanelere doldurmanız serbest, teknolojiyi bunun için kullanmanız serbest, çok özel yalıtımlı, kale duvarı gibi korunaklı, kameralarla, özel güvenliklerle 24 saat korunan, değil 11, 111 kapı aşarak, x-ray cihazlarından geçilerek, özel şifreler girilerek açılan kapılardan girilebilen odalarınızın olması serbest; devrimcilerin çelik kapısının olması yasak öyle mi? Dinlenmeyi önlemeye çalışması ve buna karşı önlem alması yasak öyle mi? Bu önlemi alınca da ‘kozmik oda’lara sahip olmuş oluyoruz öyle mi? Bu koca yalanlarınız da, iktidarınız gibi tepenize çökecek. “Kozmik odalarınız” sizi bu sondan kurtaramayacak…

mART 2013 | TAVIR | 21


22-27 roportaj_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:14 PM Page 22

röportaj röportaj

keyfi tutuklamalara karşı sanatçılar ne dedi... tavır

Erdal Bayrakoğlu: Bu ülkede her zaman olduğu gibi yine ilerici, aydınlara, demokratlara büyük bir saldırı var. Son dönemlerde KESK, ondan öncesinde Grup Yorum ve avukatlarla ilgili baskılar. Çünkü Grup Yorum’un kitlelere ulaştığını çok bü-

gün Türkiye’de işçilerin, emekçilerin, parasız eğitim isteyen öğrencilerin, kentsel dönüşüm adı altında halkımızı yoksullaştıran politikalara karşı duran halkımızın hapishanelere atıldığı gündür. Aynı zamanda devrimci sanat cephesinde Grup Yorum ve iktidarın hoşlanmadığı kesimlerin bugün bir arada hareket etmesi gerekir. Evet, çok içimiz acıyor, ben her gün öfkelerle uyanıyorum ama biliyorum

asla yalnız bırakmayacağız.

yük konserler düzenlediğini görenler korkmaya başlıyorlar. Çünkü doğruların halka anlatılacağından korkuyorlar. Dolayısıyla bu baskılar olur olacaktır da, biz de bu baskılara karşı olmak için buradayız bütün sanatçı dostlarımızla,halkımızla haykırmak için buradayız.

ki aydınlık hep karanlığın en yoğun olduğu anda başlar. Bugünümüz çok karanlık; devrimcilerin, muhaliflerin yaşadığı baskı ve zulüm, tutsakların zindanlardaki koşulları her şey açıkça ortada. Ama bizler biliyoruz ki en karanlık anda da bir ışık vardır ve bizler o ışığı bulmak için bu yola çıktık. Evet, çok meşakkatli ve zor bir yol ama biz bu mücadelemizde yürüdüğümüz, yolda ödün vermeden yolumuza devam edeceğiz ne Grup Yorum'u ne de devrimci avukatlarımızı

radayız.12 Eylülün karanlığında çırpınıp duruyoruz.12 eylül geçmedi, her türlü demokratik haklarımızın ciddi şekilde gasp altında olduğu bugün bir araya gelmezsek yarın bunun bize nasıl döneceğini tahmin etmek çok zor değil, biliyorsunuz avukatların başına geleni. Bütün solcu demokrat insanların, ülkemizde dünyada neler yaşandığını sorgulayan, hayır diyen insanların başına gelenler, tüm baskılar için buradayız bugünlerin geçmesi dileğiyle.

Pınar Aydınlar: Bugün çok önemli bir buluşma ve pek çok sanatçımız burada olacaklar. Benim bugün burada olmam zaten her koşulda gerekliydi; çünkü bu22 | TAVIR | mART 2013

Yasemin Göksu: Grup yorum üzerindeki baskılar yeni değil tabi, dünde vardı bugün de devam ediyor, yarın da olmamasını diliyoruz.Bugün bunun için bu-


22-27 roportaj_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:14 PM Page 23

rekli bir sindirme ve susturma politikası güttüklerini görüyoruz; fakat tam tersine sanat ne kadar bastırırsanız o kadar patlayan bir şeydir. Dolayısı ile her baskı bir birlik olma güdüsünü ve el ele tutuşma isteğini doğuruyor; burada hiçbir zamanda öldürülemeyecek ve susturulamayacak bir şeyden bahsediyoruz.Bu yüzden de ben bu sürece gayet olumlu bakıyorum.

Sinan Tuzcu: Niye burada olduğum aslında çok açık. Daha özgür, daha aydınlık insanların yanında olmak istediğim için buradayım.Düşüncelerinden, sözlerinden, türkülerinden dolayı insanların hapislere atılmamaları için buradayım ve daha özgür daha mutlu bir Türkiye için buradayım. Bülent Emrah Parlak: Biliyorsunuz ki son zamanlarda sanat ve sanatçı üzerindeki baskılar çok fazla arttı, bizler de onlara destek için buradayız. Ülkemizde, dünyada genel olarak aydınlara, ilericilere sanata baskı son zamanlarda daha çok artmış bulunmakta; geçmişten zaten bir baskı sistemi bir rejim vardı son dönemlerde daha da sıklaştı.Evet sanatçılara, aydınlara yapılan bu baskıları kınıyorum ve kardeşlerime, tutsaklara özgürlük istiyorum. Pelin Batu: Ne yazık ki son zamanlar da bu tür haberleri sıkça duyar olduk, sü-

Serdar Orçin: Bugün burada olmamızın sadece sanata ve sanatçıya yapılan baskılarla alakası yoktur; genel anlamda bütün baskılara karşı bir söz söylemek için buradayız ve bu baskılara boyun eğme-

yeceğimiz demek için buradayız. Baskı sadece yapıldığı kesime ait demek değildir.Eğer Türkiye’ de herhangi bir baskı varsa, bu ülkede bir kişinin bile söz söyleme hakkı elinden alınıyorsa ya da inancını yaşama konusunda sıkıntı çekiyorsa, sosyal hayatını yaşama hakları elinden alınıyorsa bu hepimizi ilgilendiren bir durumdur ve sanatçı olarak bizler bunun sorumluluğunu taşımak mecburiyetindeyiz.Sanatçılar da en son yaşanan örnek üzerinden tepkilerini göstermek için bugün buradalar.Grup Yorum ve ÇHD avukatlarına karşı yapılan çağdaş hukuksuzluk mu, diyelim yoksa çağ dışı hukuk mu diyelim bilemediğim uygulamalara karşı buradayız. Bu gün söz söyleme günü!

Grup Yorum'a karşı yapılanları zaten yakından takip ediyoruz ve desteklemek adına yanlarında bulunuyoruz; fakat özellikle bu gece burada olmamamız zaten düşünülemezdi. Kardeş Türküler zaten yıllardır insanların ve halkların özgürlüğü için söylüyor şarkılarını, bu gece de sanatın ve sanatçının özgürlüğü için sözümüzü söyleyeceğiz. Eşber Yağmurdereli: Buradaki arkadaşlarımız kendi dillerinde yapılan müziğin en kalitelisini yapanlardan; fakat muhalif bir kimliğe sahip oldukları için devamlı mağdur oluyorlar, bizler de onların bu mağduriyetlerinin karşısındaki direnişlerine destek vermek için buradayız. İstiyoruz ki bu ülkede özgürce fikirler savunulsun ve sanat yapılabilsin, dolayısı ile demokrasi için bütün engellere karşı birlikte durmayı kendimize görev sayıyor ve bir sorumluluk olarak görüyoruz. Niyazi Koyuncu: Grup Yorum ve üye-

Dicle Müftüoğlu (Kardeş Türküler): Bizler sanatın özgürleşmesi gerektiğini düşünüyoruz, o yüzden bu gece buradayız mART 2013 | TAVIR | 23


22-27 roportaj_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:14 PM Page 24

leri benim çocukluk kahramanlarım, baskı söz konusu iktidar tarafından. bugün onlarla şarkı söylemekten ve Böyle bir zamanda dayanışma örneği yanlarında olmaktan gurur duyuyorum. gösterip böyle bir toplantıda yer almak bizim zaten boynumuzun borcu duruDoğan Duru ( RED): Türkiye’ de sanat- muna gelmişti, bende o yüzden buradaçıların hayat ile olan ilişkileri yanlış tanım- yım.Ben bir müzisyen olarak Grup Yorum lanıyor; çünkü sanatçılar sadece sanat- şarkıları ile büyüdüm, o yüzden Grup Yolarını yapacakmış gibi bir bakış acısı var rum'a bir vefa borcum var o borcu ödene yazık ki. Bu çizgiyi aşanlarda bir şekil- mek için de bugün buradayım.Aynı zade cezalandırılmaya çalışılıyor, bunları bu man da dayanışmanın, birlikteliğin ve coğrafyada çok yaşadık ama bizim için halkla birlikte şarkı söylemenin önemiinsanların fikirleri çok değerli ve bu fikir- ni bir kez daha vurgulayabilmek adına leri nasıl ifade etmek isterlerse edebil- buradayım.Umarım bu birlikteliğimiz meliler.Grup Yorum çok büyük bir grup daha özgür, daha bağımsız ve çağdaş bir ve maruz kaldıkları şey hiç hoş değil ve ülke için verdiğimiz mücadeleye bir biz de RED olarak bu tarz mağduriyetlere karşı tepkimizi çok açık gösteren bir grubuz o yüzden de bu gün buradayız. Okşan Dede: Burada olmaktan gayet mutluyuz ve Grup Yorum'un her zaman

es geçilemez, topluma çok büyük izler bırakmış guruplardan bir tanesi ve bu anlamıyla da onları desteklemek gerektiğini düşünüyorum; o yüzden de bugün buradayım.Yerel bir tabir vardır "Biz kaç kişiyiz?" mutlaka ortak bir payda da buluşabiliriz.Ortak bir tavır almamız gerekiyor; çünkü çok diretken olmadan sanat üzerinden dayanışmak çok önemli. Grup Yorum da sahip çıkılması gerekilen değerlerimizdendir. Harun Tekin (Mor Ve Ötesi): Bizler buradayız,çünkü yan yana olmanın çok gerekli olduğu bir zamandayız. Burada olan herkes aynı politik görüşü paylaşmıyor, burada herkes isteyen insanın istediği görüşe sahip olması gerektiğini ve demokrasiyi savunuyor.Grup Yorum'a yapılan baskılar son dönemde çok tatsız bir hal aldı ki zaten Grup Yorum her zaman

katkı sunar. Ben buraya bu katkının biraz daha güçlü bir şekilde ses vermesi adına geldim. Hakan Yeşilyurt: Muhalif olan sanatçılara yapılan baskı artık neredeyse doğal yanındayız. kabul edilmeye başladı bu ülkede; fakat biz buna karşı direnmekte kararlıyız. Adile Yadırgı: Son yıllarda gerçek anlam- Muhalif olan bütün arkadaşlarımız elida sanat yapan ve halkın sanatını üreten mizden geldiği kadar ortak bir paydada bütün sanatçılar ve aydınlara karşı bir birleşiyoruz. Bu ülkede Grup Yorum asla

24 | TAVIR | mART 2013

baskıları yenmiş bir gelenekten geliyor. Ama bu kadarı, yani bu albümlerin filan başına gelenler, enstrümanların başına gelenler, gözaltındaki arkadaşlarının başına gelenler göz önüne alındı-


22-27 roportaj_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:14 PM Page 25

ğı zaman hep beraber bir ses çıkartmak gerektiğini düşünüyoruz ve o yüzden buradayız. İnşallah bu sesimiz daha da gür çıkar ve her şey daha güzel olur. Rojin: Bence sanat bütün baskı altındaki toplumların en büyük ilacıdır; sertliği, baskıyı ve vahşeti en iyi ifade eden şey sanattır. Grup Yorum halkın sesidir, halkın sesinin kısılmaması, albümlerinin geri teslim edilmesi ve gerçekten halkın avukatı olan, garibanın avukatı olan, para almadan dava yürüten o yürekli hukukçuların cezaevinden çıkması için ben buradayım. Bizler sonuna kadar bu davanın takipçileri olacağız ve Grup Yorum'un albümünü de en az cezaevindeki insanlar kadar değerli görüyo-

da beni umutlandırıyor gelecek için. Bu salt Grup Yorum'a yapılan bir baskı değildir, sanata yapılan bir baskıdır, avukatlara yönelik baskılar yargıya, hukuk sistemine yapılan, tüm demokrasi güçlerine yapılan bir baskıdır.Bundan demokrasi güçlerinin bir anlam çıkarması gerekir. Ellerini, güçlerini birleştirmesi gerekir.

bu sanatçıların dayanışma göstermesi ve bir arada olması bence muhteşem. Grup yorum bu toprağın sesi, bu toprağın teri, öfkesi. Avukatlar mesleklerini yaparlar, sanatçılar müzik yaparlar, olmaları gerektiği yerde olurlar.

Türkiye'de maalesef geldiğimiz nokta itibariyle çok kaygı verici olaylar oluyor hep oluyor yılardır.Bu son olaylarda artık iyice belirginleşti, nerdeyse herkesi tutuklayacaklar.Grup Yorum'u içeri alıyorlar, avukatları içeri alıyorlar, almadıkları insan kalmadı gibi birşey oldu. Menderes Samancılar: Bu gün burada,

rum ve onun da teslim edilmesini istiyorum. Ne kadar çok ses çıkarırsak o kadar iyidir ve kıymetlidir, herkesin güçlerini birleştirmesi lazım. Ve bu ülkeyi demokrasi yoluna sanat ve sanatın kuvveti getirecek diye düşünüyorum; bu işler bağırarak değil, şarkıların gücü ve sanatın gücü ile gerçekleşecek.Kafalardaki kalıplar sanat ile kırılacak. Yaşar Kurt: Gerçekten de bugün burada muhteşem bir sanatçı dayanışması var. Birçok tanıdığım ve sevdiğim sanatçı bugün burada tek yürek olmuş. Bu insanlar Çağdaş Hukukçular ve Grup Yorum için burada bir araya geldi ve bu gün gerçekten çok güzel bir gün; bizi kötü bir olay bir araya getirmiş olsa bile

Hepimizin bildiği gibi giderek nefes alanlarımız daralmakta, her alanda, yargı alanında, eğitim alanında, tüm sosyal ve siyasal alanlarda baskılarla dayatmalarla karşı karşıyayız. Bu baskılar arttıkça ne yapmamız gerektiği, nasıl davranmamız gerektiği, nasıl bir arada olmamız gerektiği konusunda bize çok önemli görevler düşüyor.Avukatlara yapılan baskıların, Grup Yorum'a yapılan baskıların, genel olarak yapılan baskıların bir parçası olduğunu düşünüyorum.Genel olarak bu baskılara karşı olmak gerektiğini düşünüyorum. Burada da baskıları protesto etmek için, bu anlamlı dayanışmaya destek olmak için, Grup Yorum'la olmaktan onur duyduğum için geldim.Herkes bu baskıları, antidemokratik uygulamaları tek bir ağızdan lanetliyor,tek bir ağızdan kınıyor.Bu

bu ülkedeki çarpık düzene dur demek için bulunuyoruz ve özelikle de tavrımızı koyuyoruz. Sanatçı dayanışmasının içeriğinden dolayı burada bulunuyoruz ve arkadaşlarımıza destek veriyoruz. İlyas Salman: Bizim aydınlık beyinlerimizin içerisinde baharı müjdeleyen çiçekler var. Bizler dünyayı değiştirmek adına yola çıktık; o yüzden açık söylemek gerekirse sanatçının sağcısı ender bulunur, zaten bir insan hem sağcı, hem de sanatçı, hem de onurlu olamaz. O yüzden baharı müjdeleyen insanların, yarının güzel ülkesini bütün halkları ile birlikte güzelleştirecek olan sanatçıların üzerinde iktidarın bir baskısı olacaktır, bu çok doğaldır. Asıl soru, onlara karşı nasıl duracağımız ve nasıl direneceğimiz-

mART 2013 | TAVIR | 25


22-27 roportaj_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:14 PM Page 26

dolayısı ile bizler de Grup Yorum'un uğradığı haksızlıklara hayır demek için buradayız. Fuat Saka: Bugün demokrat ve ilerici sanatçıların bir gövde gösterisidir! Biz birbirimiz ile dayanışmasını ve omuz omu-

dir; işte bugün gerçekleşen bu buluşma bu direnişin bir parçasıdır, mücadelenin çöldeki bir kum tanesidir.Bende bugünün bir katkıcısı olarak buraya geldim ve bütün bu arkadaşlarımı da izleyicisinden, sanatçısından, mücadelesinden dolayı kutluyorum. Ve iyi ki biz varız diyorum!

anlayışı bu demek ki. Kendisinden olmayan her kesimi ve kişiyi düşman gören, onların bir şekilde yok edilmeleri gerektiğini düşünen bu iktidardır. Bu gün KCK kapsamında cezaevine konulmayan Kürt kalmadı. Şimdi cepheyi genişletiyorlar; ilk olarak Kürtler ile başladı şimdi sosyalist güçler, hukukçular, sendikacılar, düşünen insanlar ve sanatçılar AKP iktidarının hedefindeler. Özellikle ÇDH’ye yönelik başlatılan operasyonların hepsini kabul edilemez buluyorum. Savunma mekanizmasının ortadan kaldırılmaya çalışılması ve bunun hukuk adına yapılması özünde büyük bir katliamdır bu anlamda bugün burada örnek bir dayanışma yaşanıyor. Grup Yorum sanat hayatını baskılara ve şiddete karşı geçirmiş bir grup biz onlarla yıllardır aynı kaderi

za vermesini biliriz, bu gün de onun gösterisidir. Ferhat Tunç: Yaşadığımız süreç kabul edilebilecek gibi değil 12 Eylül de insanlar bir şekilde evlerinden alınıp götürülüyorlardı ve ya öldürülüyorlardı ya da Korhan Özyıldız (Marsis): Hep beraber olmaya ve birlik olmaya gerçekten de çok ihtiyacımız olan günlerdeyiz ve bu buluşmalar bizim için çok önemli, umarım mücadelemize daha fazla ve daha güçlü bir şekilde devam edebiliriz.

paylaştık dolayısı ile bu baskının hedefi olan herkesin bu ortak mücadelenin aracılığı ile bir araya gelmesi ve faşizme karşı durmalarını çok değerli buluyorum. Gün böyle bir gündür! Bugün farklı da düşünsek, farklı yerlerde de olsak faşizme karşı ortak mücadelemizi yüceltme günüdür.

Zuhal Olcay: Grup Yorum çok zor günler yaşadı ve hala yaşamakta. Sanat korkulacak bir şey değildir; sanat barışı, güzellikleri, doğruluğu ve iyiliği savunur kaybediliyorlardı. Bugün yapılan nedir diye sorarsanız, bugün de sabahın ayazında insanların kapıları kırılıyor ve insanlar evlerinden alınıyor; belki öldürülmüyor ama yıllarca cezaevinde tutuluyor, dolayısı ile bu süreci hukukla, demokrasi ile ya da adalet ile anlatmak son derece yanlış; ama iktidardakilerin adalet

26 | TAVIR | mART 2013

Derya Köroğlu (Yeni Türkü): Valla öyle günler yaşıyoruz ki insanların savunma hakları bile ellerinden alınıyor, sanata olan saldırılar devam ediyor, yargının durumu ortada zaten. Demokrasiden bahsediyorlar ama bu kadar taraf bir yargı varken demokrasiden asla söz edilemez; çünkü adalet olmayan bir ülkede demokrasi olmaz! Aslında yaşadığımız her olaya hep birlikte karşı koymamız gere-


22-27 roportaj_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:14 PM Page 27

kiyor, bizler de bugün sanatçılar olarak Grup Yorum'a destek olmak için buraya geldik ki onlarda bu adaletsizlikten nasiplerini aldılar.Umarız bu eylemlerimizin faydası olacaktır.

yerleri doldurmaya geldik yani her bir Grup Yorum'un üyesi yerine onlarca Grup Yorum çıkmaya adaydır.Bizi tutsak etmekle, yasaklamakla susturamayacaklarını onlara göstermek için buradayız. Ben de bunu haykırmak istiyorum onun için buradayım.

Grup Abdal: Biz böyle bir organizasyonda bulunduğumuz için kendi adımıza çok mutluyuz, ki her zaman destek verilmesi gereken bir buluşma olduğunu düşünüyoruz bu buluşmanın. Burada da bundan sonraki süreçlerde de müzisyen kimliğimiz ile var olmaya devam edeceğiz. Nejat Yavaşoğulları: Grup yorum müzik dünyamızda protest alanda yer alan en önemli yorumlardan biri Türkiye' de

ki olacaktır .Bir kültür sorunudur bu. Siyasetini belli etmek, politikasını ortaya koymak sorunudur.Demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından birisi düşünce özgürlüğü kapsamındadır.Türkü söylemeyi suç olarak kabul etmeyi demokrasi kabul etmez. Ben de burada türkü söyleyen kardeşlerimin türkü söylemeye devam edebilmesi için buradayım.

AKP freni patlamış bir kamyon gibi davranmaya devam ediyor ya da zücaciye dükkanına girmiş bir fil gibi önüne geleni dağıtıyor, eziyor, yok etmeye çalışıyor.Avukatları içeri atmakla adalete düşman olduğunu, Grup Yorum'u içeri atmakla sanata düşman olduğunu, gençleri içeri atmakla gençliğe düşman olduğunu, emekçileri kamu emekçilerini içeri atmakla örgütlü mücadeleye karşı

İbrahim Karaca: Grup Yorum ve çağdaş avukatlar üzerindeki baskılar bozuk düzende sağlam çark olmaz diyenler üzerindeve şunu söylememiz gerekiyor bu noktada, en çok baskıya uğrayan grup da Grup Yorum oldu. Onları bu zor günlerinde yalnız bırakmamak istediğimiz için bugün Bostancı Gösteri Merkezi'nde bir dayanışma konseri düzenlendi.Onun dışında ÇHD' ye ve avukatlara yapılan baskıları da bu konserle protesto etmek için buradayız.Aydınlık günlerin mutlaka geleceğine olan inancımız sürüyor. Yaşasın özgürlük. Sadık Gürbüz: Burada türkü söyleyen bir gruptan söz ediyoruz. Toplumsal sorunlara da değinen türkülerde var. Tabi-

olduğunu gösteriyor AKP iktidarı.Hodri meydan, sonunda kazanan halaylar ve türküler olacak.Binler gitti, milyonlar gelecek; bugün burada olmamızın nedeni Grup Yorum halk demektir, sorunlarını anlatan demektir.Grup Yorum onurumuzdur.

ki baskılara eş değer baskılardır, yani anlamı budur, Pir Sultan'ın sözüdür, bozuk düzende sağlam çark olmaz dediği, çarkları reddedenlere uygulanan bir baskıdır. Düzenin uyguladığı bir baskıdır.Yasal bir baskıdır ancak meşru bir baskı değildir. Mehmet Özer: Grup Yorum'a, avukatlara ve sanatçılara yönelik saldırı aslında hukuksuzluğun son halkasıydı.Biz burada Grup Yorum'da boşalan yerler var boşalan

Son zamanlarda büyük baskı altındayız hepimiz, bütün aydınlar, sanatçılar, sendikacılar ,hukukçular yani bu ülkenin özgür ve demokratik bir ülke olması için çaba gösterenler bütün bireyler,kurumlar baskı altındayız. Bütün baskıları kınamak için bir arada, karşı mücadele göstermek için buradayız. Grup Yorum'un ayrıca bizim çocukluğumuzla ve tarihimizle de çok önemli bir geçmişi var, çocukluğumuzda Grup Yorum şarkılarıyla büyüdük.Vefa borcunu ödemek için ve halkın türkülerini yine halkla birlikte söylemek için buradayız.

mART 2013 | TAVIR | 27


28-29 terör_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:16 PM Page 28

makale makale

terör ne? kim terörist? levent karakaya

Kendisinin dışında her kesimi terörist olarak adlandıran ve bu doğrultuda medyada suçlu olarak gösterip afişe eden, ardından her türlü hak gaspını, saldırıyı meşru kılan ve saldırıp tutuklama, katletme özgürlüğüne sahip bir iktidarla karşı karşıyayız.

“12 Eylül’ü yargılıyoruz” diyen AKP iktidarı, 12 Eylül hapishanelerinden çok daha fazla insanı hapishanelere dolduruyor. On binlerce “suçlu”. Bir ülkenin bu kadar çok siyasi “suçlu”su varsa oturup iyice düşünmek gerekir. Bu 12 Eylül faşizminden farksızdır.

Önce bir iç hesaplaşmayla başlayıp, "Ergenekon" terör örgütü diyerek Kemalist, AKP karşıtı çevrelere operasyonlar başlattı, yüzlerce kişiyi gözaltına alarak ve tutuklayarak gözdağı verdi. "KCK" terörü diyerek onlarca ilde aylar boyunca binlerce memur, avukat, belediye başkanı, öğrenciyi hapishanelere doldurarak Kürt siyasi çevreyi uzlaşmaya zorladı. Şimdi de "DHKP-C" terör örgütü diyerek binlerce devrimci, demokratın gözaltına alınıp tutuklanması meşrulaştırılmaya çalışılıyor, normalmiş gibi gösterilmeye çalışılıyor. Avukatlar, sanatçılar, sendika yöneticileri, öğretmenler, öğrenciler, memurlar, işçiler, aileler gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Operasyon üstüne operasyon yapılıyor.

Hedef açık! Bir korku düzeni yaratmak... Değil bir yalana, yanlışa, çürümüşlüğe karşı gelen; yolda yürürken kendi gölgesinden korkan bir halk şekillendirmeye çalışıyorlar. Zaten bunu yüzyıllar boyunca yapmadılar mı? Yüzyıllar boyunca din ile, öbür dünya nimetleri vaad ederek, düşünme, sorgulama özelliklerini kaybeden bir nesil yaratmadılar mı? Sorgusuzca, sualsizce, meraksızca, bilgisizce nesiller…

28 | TAVIR | mART 2013

“Terör” kelimesi, Fransızca Petit Robert sözlüğünde; ‘Bir toplumda bir grubun halkın direnişini kırmak için yarattığı ortak korku’ olarak tanımlanır. Oxford İngilizce sözlükte; 'Genellikle siya-

sal nedenlerle, halkın gözünü korkutmak ve halkı yıldırmak için dehşet öğesini kullanmak' olarak tanımlanır. Türk Dil Kurumu Sözlüğü'nde; 'Yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma, tedhiş' olarak tanımlanır. Tedhiş ise; dehşete düşürme, sürekli ve sistemli şiddet hareketleri, cinayet vb. faaliyetlerle korku uyandırma, yıldırma, terör, demektir. Terörizm, Latince ‘bilinmeyen ve öngörülemeyen bir tehlike karşısında duyulan aşırı korku ve endişe, dehşet’ anlamına gelen “terror” kelimesinden türemiştir. Bütün bunları uygulayan onlar, halklara saldırıyı başlatanlar onlar… Direnen halkın direnişini kırmak için korku yaratanlar onlar, yıldırmaya çalışan, tehditlerde bulunan, tutuklayan, kurşunlayan, öldüren onlar. Tutuklama terörüyle bir gecede yüzlerce evi basıp halkı hapishaneye atan onlar, sokak ortasında genç çocuklara kurşunlar sıkan onlar, döve döve iş-


28-29 terör_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:16 PM Page 29

kencede adam öldüren onlar… Kucağında bebeğiyle, anaları gözaltı hücrelerine alanlar onlar, sanatçısını yok sayan, halkını aç bırakan, yoksulluğu halka kader diye inandıran onlardır. Hırsızlığı yaratan, baklava çalan çocuğa yıllarca hapis veren ama halkın bütün servetini topyekün çalanla koyun koyuna olan, onları besleyen, baştacı eden onlar.

şamlarıyla, emekçi elleriyle, derviş sabırlarıyla, evlatlarının tabutlarını taşımaktan omzu nasırlaşmış, nice acılar yaşamış 70 yaşındaki analarımız, babalarımız versin bunların cevabını. Biliyor musunuz kaç anne babayı tutukladılar, şimdi çocukları kaldı arkada... Faşizmine boyun eğmeyen anne “kötü”, “terörist anne”.. Boyun eğene de bolca propaganda, ağzına da bir parmak bal!

Oysa onlar halkın değerlerini savunan, kardeşçe yaşamayı isteyen, sömürünün karşısında olanı, doğruyu söyleyeni “terörist” olarak gösteriyor. Onların teröristi, bizim vatanseverlerimiz, devrimcilerimizdir.. Vatanseverlerin, devrimcilerin adı oldu "Terörist". Kim AKP iktidarının karşısındaysa veya yanında değilse “terörist”.

Korktukları için işte her türlü yola başvuruyorlar. Şimdi yeni “trend” bu. “Terörist” annesi, babası bulup beynini işlemek ve basına çıkartmak. Hatta gerekirse uçakla getirmek, araba tutmak, dernek açtırmak, maaşa bağlamak gibi onlarca yöntem.

Terörizm demagojisi, halkın ve geniş kitlelerin sahiplenmeye başladığı noktada devreye giriyor. Kitlelerin devrimcileri sarıp, sahiplenmesini ve uyanmasını, ayağa kalkmasını, acılardan hesap sormaya başlamasını böyle engellemeye çalışıyorlar. Televizyonlar ve gazeteler bu demagojilerle dolup taşıyor. Böylece bilinçli olmayan çevrelerde etkisini gösteren bir halka yakalıyorlar. Burdan vurmaya, halkın örgütlenmesinde gedik açmaya çalışıyorlar. Anaları, babaları bulup çıkarıyorlar televizyonların karşısına, kandırıyorlar, tehdit ediyorlar… Senin çocuğunu bunlar böyle yaptı, onlar şunları şunları da yapıyorlar v.s. deyip kafalarını karıştırıyorlar. Şunu şunu yapmazsan çocuğuna böyle yaparız, size şunu yaparız. Dediğimizi yaparsan çocuğun erkenden çıkar, diyorlar. Başka illerdeyse gidip özel uçaklarla getiriyorlar, İstanbul’un orta yerinde, adliye önlerinde basına ve kamuoyuna devrimcilerin anti propagandasını yapması için.

Çünkü.. Ya iktidarları ellerinden giderse...

Bunlara kanmayız. Bizim aydın, devrimci anne babalarımızın 10 yaşındaki çocukları var, onlar versin bunların cevabını; erdemiyle, onurlu ya-

Grup Yorum terörist, avukatlar terörist, öğrenciler terörist, memurlar terörist, üniversite hocaları terörist, Amerika’ya karşı direnenler terörist… Doktor-

Bunca şey niye?

O nedenle kimse yorulmasın, yeter ki bu düzene hizmet edeceğini belirtsin, gerisini onlar yapıyor, ne gerekiyorsa! Ama bir yere kadar. Sonra, ne halin varsa gör. Şimdi devrimcilere “terörist” diyorlar. Biz satmadık ki, devrimciler satmadı kivatanı üç kuruşa. Toprağı, suyu, dereyi, dağı, ovayı, tütünü, fındığı, çayı devrimciler, vatanseverler satmadı bu ülkede. Bu halka devrimciler zarar vermedi yüzyıllarca ve şimdi. O halde kim terörist? Varı yoğu, birikmiş ne varsa, halkın ürettiği, değer diye saydığı ne varsa Amerika’ya, emperyalizme satan, peşkeş çeken AKP iktidarı. Zulmeden, eziyet eden AKP iktidarı.. O halde “terörist” kim? TERÖRİST OLAN, AKP İKTİDARIDIR.

lar terörist, aydınlar terörist.. Çocuklar terörist, büyükler terörist, gençler terörist, analar, babalar terörist, ablalar, abiler terörist.. Bakın hapishanelere, “terörist” diyerek tutukladıkları binlerce siyasi tutsağa bakın ve AKP gerçeğini görün. Asıl terörist; AKP faşizmi, Amerika, emperyalistler ve işgalcilerdir. Bir kerede binlerce insanı yokeden silahları üretenler, halka silahla, bombayla saldıranlardır. Filistin’de, Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da kim terörist? Kim işgalci? Kim sömürücü? Onlar işkence uçakları, işkence gemileri yarattılar. Onlar işkencenin üssünü kurdular Guantanamo Adası’nda. İşgallerde kadınlara tecavüz ettiler, ailelerin gururlarını, onurlarını ezdiler. Bunlar mı belirleyecek kimin terörist olduğunu? Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı direnenlere “kahraman” diyorduk hep birlikte. Şimdi emperyalizme direnenlere “terörist” deniyor, siz de buna izin vermeyin. Bu gerçeği görmeli, faşizmin yalanlarının, demagojilerinin arkasına sığınmış maskesini teşhir etmeli. Alman din adamı Martin Niemoeller’in meşhur sözü yaşanan suskunluklarda en çok kullanılan sözdür, çevirilerden biri şöyle: “Önce yahudiler için geldiler, sesimi çıkarmadım, çünkü yahudi değildim.. Sonra komünistler için geldiler, sesimi çıkarmadım çünkü komünist değildim.. Sonra sendikacılar için geldiler, yine sesimi çıkarmadım.. Sonra benim için geldiklerinde, artık sesini çıkaracak kimse kalmamıştı.” “Terörizm” demagojilerine aldanmayacağız, bizi terörist ilan edenlerin iktidarları mutlak değil, yalanın saltanatını yıkacağız. Bunun için ilk once sesimizi çıkarmayı öğreneceğiz, sahip çıkacağız.

mART 2013 | TAVIR | 29


30 yolculuk_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:16 PM Page 30

deneme deneme

yolculuk arzu çakmak

Uzaktan Ankara’yı seyretti... Ne zamandır yoldaydı. Otobüsten bakınca Dışardaki ışıklar su gibi akıyor Renkli kıvılcımlar saçıyordu. İbrahim’i düşündü bir an... Kim bilir, belki böyle bir akşamdı Yola çıktığında o da.

Halkların zulümsüz Sömürüsüz yaşayacakları Kendi kaderlerini tayin edecekleri Tek bir geleceğe Devrime yürürler. Bilirler ki; Her yanı dökülen Bu çürümüş düzen Er ya da geç teslim olacaktır. Hüseyingazi’nin yoksul gecekondu- Çünkü larında Hükmü veren tarih Çamurlu yollarında geçmişti Halklar tarafından yazılacaktır. İlk gençliği İbrahim’in Gelecek Ve hep yıldızlara bakmıştı Örgütlü milyonların savaşıyla Hayranlıkla okurken şu dizeleri: gerçekleşecektir. “Delikanlım; O halde yükün büyüğü devrimcilerİyi bak yıldızlara... dedir. Senin kafanın içi Yıldızlı karanlıklar kadar Yüzünde bir tebessüm belirdi. Güzel, korkunç, kudretli ve iyidir. Pencerenin dışında yine yıldızlı bir Yıldızlar ve senin kafan gece... Kainatın en mükemmel şeyidir.” Ve otobüs ilerlemekte “Göğsü kuvvetli ve gönlü temiz Kalkmış bir de“bunların beyni olanlar yıkanmış.” Tükenmez denen tüm bu yolları Diyor kimi densizler. tüketecek elbette” Oysa halkın en diri beyinlerine Çünkü onların adımları sahiptir devrimciler. birdi tarihin akışıyla Hayat okulunun irili ufaklı Ve temelleri çöken emperyalizme Bütün sınırlarından geçerken Vurmak en mühimiydi... Anadolu halkını da bir kitap gibi Emperyalizmin işgaller Okur yiğitler. Savaş ve katliamlarla dolu suç dosÇünkü onlar, yürekleriyle tetik yası ise çekenlerin soyundan gelirler. Hayli genişti. Ve bu yürekle İşkenceyle

30 | TAVIR | mART 2013

Kan ve gözyaşlarıyla Yoğrulmuştu hamurları Elbette bunun bir hesabı olmalıydı. “Halkların yüreğine bir parça su serpmek varmış...” Dedi fedai. Bu duygularla girdi 2 No’lu Kapıdan içeri... Ve“Buyrun” dedi “Dosyanız” “İşte bu da halkın adaleti!...” Büyük bir gürültüyle sarsıldı yer. Sarsıldı imparatorluk düşleri kuran Birleşik devletler. Daha da sarsılmaktalar... Nereye kadar mı? Halkların üzerinden Vantuzlarını çekene kadar. Otobüs yoluna devam ederken Yeşil gözlü fındık bahçelerine Dağlar, nehirlere baktı bu defa... Yol uzun, yolcu bahtiyar Ne mutlu bu uğurda... Duyduk ki, bazıları Adres arıyormuş hala. Oysa “Ne bir adresleri vardır onların Ne de aşktan başka bir sığınakları” Demiş ozan. O aşk ki vatana dairdir Vatan sevmenin ustası olanlar bilir Dünyanın son umudu olmak İşte böyle bir şeydir.


31 ayinfotosu_sablon 3/14/13 3:53 PM Page 31

ayın fotoğrafı

ayın fotoğrafı

SANATA NERDEN BAKTIĞINIZ ÖNEMLİDİR !

1. Sanat, insan ruhunun mimarıdır. (Stalin)

2. Kültür sözcüğünü duyduğumda elim belime gidiyor. (Goebbels) fosem

mart 2013 | taVIr | 31


32-33 halkin ekmegi_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:17 PM Page 32

deneme deneme

halkın ekmeğidir adalet devrim savaş

Adaletin ekmeğini de kendisi pişirmeli halkın, gündelik ekmek gibi. Bol, pişkin, verimli.*

Yüreğim bu kavganın içinde Kazanacak halkım Bütün halklar kazanacak bir bir. Bu acılar, ıslak bir mendil gibi Kumlar arasından Şehit duraklarından. Süzülüp ortaya çıkaracak her şeyi, Şanlı günler yakındır çünkü Kinler susacak bir an Ceza veren eller titremesin diye, Günler tam dolsun diye, Halk caddelerde. Bir güzel, bir güçlü Yerini alsın diye! İşte benim günüm bu İşte hoşgörürlüğüm Başka sancağım yok benim! ** Neruda’dan yüzlerce yıl önce de Anadolu’da kimliği, direnci ve önderliği ezilenler safında büyüyen Banaz’lı PirSultan Abdal, zulüme ve sömürüye karşı halkın adaletini şu dizelerle dillendirdi; Şu milletin hak sancağını Çekelim bakalım nice olursa olsun Teber çekip zalımların kanını Dökelim bakalım nice olursa olsun Şu millet güruh güruh gezelim Mazlumları bir katara dizelim 32 | TAVIR | mART 2013

Zalımların sarayını bozalım Yıkalım bakalım nice olursa olsun Mahluk teccal oldu insan haşarı Asla bilen yoktur hayırı şerri Teber çekip şu mağaradan dışarı Çıkalım bakalım nice olursa olsun Pir Sultan'ım dostlar yardım etmez mi Mazlumlar bağında bülbül ötmez mi Gayrı çektiğimiz yetmez mi Kalkalım bakalım nice olursa olsun

Serdari halimiz böyle n’olacak Kısa çöp uzundan hakkın alacak Bu düzen yıkılıp viran olacak Akibet dağılır ilimiz bizim Kısa çöpün uzundan hakkını alması, şahtan padişahtan hesap soran her dize bağımsız, başı dik ve amansız bir adalet savaşını simgeler.

Saraya sultana boyun eğdirilmeye şartlandırılmış yoksul halkın içinden kader boyunduruğunu kıran nice Pir Sultan, “hak sancağını çekmek, zalimlerin sarayını bozmak" üzere yola çıktılar.

1400′lü yılların başındaki Şeyh Bedrettin ayaklanmasından sonra, Anadolu halkının bölgesel düzeyde, zulme ve sömürüye karşı tepkisini dile getirdiği hareketler olsa da esas olarak yüz yıllık bir uykuya yatmıştı. Bu yüzyıl, Bedrettin ayaklanmasının halkta yarattığı etkinin, isyan tohumlarının ekildiği yıllardır. Ve yüzyıl geçmiştir ki aradan, Anadolu yeniden uyanır. Hem de uyumamacasına. Ayaklanmalar birbirini izler. 1500′lü yıllar boyunca durulmaz bu topraklar.

Köroğlu’yum kayaları yararım Halkın kılıcıyım hakkı ararım Şahtan padişahtan hesap sorarım Uykudan uyanan katılır bana diye ünleyen âşık, geniş kitlelerin uzakyakın umutlarını gerçekleştirmek için ortaya çıkan bir yiğit görünümündedir

Şeyhoğlu Merdan Verdi buyruğu: yürüyün Yürüdük Ortakçı, Irgat, Maraba Düştük Kütahya önlerine Çinilendi al desenli Emek nakışlı gül desenli

Farklı coğrafyaların, farklı yüzyılların bağrından süzülüp gelen kavganın iz sürücüleri onurun hüküm sürdüğü tüm bilinçlere aynı olguyu aşılıyor : “Adalet”


32-33 halkin ekmegi_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:17 PM Page 33

Bir kanlı kavga (Tekeli ayaklanması yıl:1511) Saltanatın adaleti ile halkın adaleti arasındaki keskin çizgi işte bunlar gibi nice direnişlerle saflarını belirledi. Mücadelemizin kökleri derinlerdedir, isyanlar toprağı Anadolu’dadır. Osmanlı halkın adalet savaşını kanla bastırıp “kurtuldum” diye düşündüğü anda, bereketli Anadolu topraklarında çok geçmez başka bir isyan boy verir… Çünkü Osmanlı, yüzyıllardır yaptığı gibi, yoksul Anadolu halkını isyan ettiren koşulları değil, halkı yok etmeyi düşünür. Oluk oluk kan akıtır, ama engel olamaz. Halk ekmeksizdir, adaletsizdir. Adaletini ve ekmeğini ne pahasına olursa olsun alacaktır. Soygun ve zulüm geleneğini bugün sürdürenler emperyalizm ve onun uşaklarıdır. Bugünün adalet savaşçıları ise devrimcilerdir. Onların tarihsel köklerinde direnenlerin, adalet için çarpışanların ve kavgada ölenlerin direnci vardır.

Ortaçağdan beri "adalet", ezenler elinde başka, ezilenler elinde başka şekillerde hayata geçmiştir. Halkın adaleti ekmeğine, emeğine, toprağına ve özgürlüğüne uzanan elleri kırdığında yerine gelir. Adalet ve demokrasi söylemleri ile saldırganlığını maskeleyen, öte yandan insanlığın görebileceği en büyük katliamların tertipleyicisi ABD emperyalizmi, adaleti Amerikanca yorumlar. Halklar anlamaz bu dili. Çıkarlarının başladığı yerde adalet ve demokrasi halkasını geçirir halkların boynuna. Bu, yeri geldiğinde işgal, sömürü ve katliam halkası, yeri geldiğinde işbirlikçileri eliyle işkence, yoksulluk ve sindirme halkası olur. Onun demokrasi ve adalet tarihi Kızılderililerden başlayıp, Kore’de, Latin Amerika’da, Vietnam’da, Afrika’da, Ortadoğu’da milyonlarca insanın katlini kaydeder. Bugün Amerika’ya ve uşaklarına karşı sürdürülen her direniş bu yüzden meşrudur. Aynı meşruluk, işbirlikçilerine karşı yürütülen mücadele için de geçerlidir.

“6. Filo Defol” ile başlayan ve “ABD Defol Bu Vatan Bizim” diye yankılanan bağımsızlık çığlığı, bir ses olmakla kalmayıp, düşmanın inine inen bir yumruğa dönüştü. Bu yumruk ülkemizde üslenmiş yüksek korunaklı, irili ufaklı tüm ABD inlerine mazlum halkların ortak yumruğu olarak iniyor, inecek. ABD pervasızlığına, parayla satın aldığı Coni sürülerine, yaydığı yoz kültüre karşı, katliam üslerine karşı, bağımsızlık ve özgürlük uğruna kavgayı kuşanmış dünya halklarının birliği korkularını doruğa çıkardı. Bu yüzden saldırıyorlar. ABD’nin kuklası AKP, bugün toplu tutuklamalarla direnen avukatı, memuru, işçiyi, sanatçıyı sindirebileceğini sanıyor. Ama bu toprağın çok soylu direniş damarları olduğunu unutuyor. Örgütlenmenin ve şah damarda toplanmanın zamanı geldi. Öfkemizden, adaletimizden birliğimizden ve zaferimizden korkuyorlar, korksunlar... *Pablo Neruda **Bertolt Brecht

Duyduk ki; "cümle derdinden kurtulup pirüpak olsun diye, on beş yaşında bir civan teni gibi toprağın eti, ağalar top yekun kılıçtan geçirilip verilmiş ortaya hünkar beylerinin tımarı zeameti." Duyduk ki... Bu işler duyulur da durmak olur mu? Bir sabah erken Haymana ovasında bir garip kuş öterken, sıska bir söğüt altında zeytin danesi yedik. Varalım dedik. Görelim dedik. Yapışıp sabanın sapına şol kardeş toprağını biz de bir yol sürelim, dedik. Düştük dağlara dağlara aştık dağları dağları...

mART 2013 | TAVIR | 33


34-35 yurdun sanli evlatlari_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:19 PM Page 34

deneme deneme

yurdun şanlı evlatları ümit ilter

*”Bir çocuk ağlarsa dağ başında Göz yaşında Amerika akar. Vurdularsa birini, kanı şarladıysa, Bilin ki kurşunlarda Amerika var. Kaç kişi köle tutulduysa asıldıysa, Darağacında Amerika var. Ama biz yine de direneceğiz Sonuncumuza kadar…"

den biliyoruz. Bombalanan, işgal edilen, yağmalanan topraklarımızdan biliyoruz. Kendi topraklarımızda dayatılan kölelikten biliyoruz.

Ve öğrendi Iraklı Abir, Amerikan hegemonyası nedir. Aşağılık Amerikan askerlerinin tecavüzüne uğrarken öğrendi hem de. Sonra paçavraya çevirdikleri Ne güzel söylemiş şair Külebi: "…biz Abir'in üzerine benzin döküp yaktılar, yine de direneceğiz / Sonuncumuza ka- ailesiyle birlikte. İşte Amerikan hegedar." monyası da, uygarlığı da buydu Abirler Neden? için. Çünkü bize büyük insanlık denir. Eğmedik başımızı asırlar boyunca zalimin en kralına bile. Ve başkaldırdık Zeus'un karanlığına. İnsanlığı büyük yapan boyun eğmemesidir zora, zorbalığa, yozlaşma ve karanlığa.

Nedir Amerikan emperyalizminin hegemonyası?

Sorunun cevabını Ebu Greyb hapishanesinde görmedi mi herkes? Ebu Greyb hapishanesinde yapılanlar, büyük insanlığa yapılmadı mı? Amerikan emperyalizmi, Ebu Greyb zindanında Amerikan emperyalizminin gedikli söz- Ortadoğu halklarının ruhunu çarmıha cülerinden Henry Kissinger diyor ki: germedi mi? Ve işte bizim için bütün "Küreselleşme, ABD hegemonyasının di- dünya halkları için Amerikan hegeğer adıdır." monyasının en açık ve anlaşılır anlamı bu değil miydi? Nedir Amerikan emperyalizminin anlaNedir Amerikan hegemonyasının anlamı? mı? Biliyoruz biz bunu! Yakılan yıkılan evlerimizden biliyoruz. Parçalanan etlerimiz- Bir buçuk milyon Iraklı için ölümdür bu den, paramparça edilen bedenlerimiz- sorunun cevabı. Ve bakın o hegemon-

34 | TAVIR | mART 2013

yayı sağlamak için oluşturulan Blackwater isimli özel ordunun patronu Erick Frince ne diyor: "Öldürdüğümüz insanların yasalarla korunmaya değer bir yanları yok. Irak ya da Pakistan ya da Afganistan’da bunlar kanalizasyonlarda sürünen barbarlardan başka bir şey değil… Ne sözleşmesi, onlar Cenevre'nin nerede olduğunu bilmezler." Bu aşağılık alçakların silah zoruyla ve katliamlar eşliğinde yağmaladıkları ülkelerin halklarına bakışı tastamam budur: "…kanalizasyonlarda sürünen barbarlar." Bize işte böyle bakıyorlar Biz dünya halklarıyız Biz Ortadoğu halklarıyız Biz Büyük İnsanlığız. Nedir Amerikan hegemonyasının anlamı? Hollywood'tan, Oscar’dan, NASA'nın Marsa gönderdiği kıytırık maket arabadan NBA basketbol maçlarından, Coca Cola'dan, Mc Donalds'tan, Angelina Joli'nin bacağından, Jeniffer Lopez’in poposundan ibaret değildir Amerikan hegemonyası. Bunlar döktükleri kanın, yaptıkları pisliklerin üzerine diktikleri tüydür ancak.


34-35 yurdun sanli evlatlari_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:19 PM Page 35

Amerikan hegemonyasının halklar için anlamı açlıktır, sefalettir, yıkım yağma sömürü ve yozlaşmadır. Büyük insanlığın değişik biçimlerde aşağılanmasıdır. Değil mi ki, Kur’an-ı Kerim, ki yere atıp üzerine işeyen ve İslam peygamberi hakkında aşağılık film çekenler de bunlardır. Ki halkların kültürel, dini ve ulusal değerlerini değersizleştirme operasyonudur söz konusu olan. Sıyrılın diyorlar bütün değerlerinizden, ki Angelina’nın bacağı, Jeniffer’ın poposu en büyük değer olsun sizin için…

Neden? Çünkü biz Anadolu’nun ta kendisiyiz.Yiğitlerimizi dile getiren şair Ahmed Arif’çe söylersek : "Ne İskender takmışım Ne şah ne sultan Göçüp gitmişler gölgesiz!" Siz de gideceksiniz sizden önceki yağmacılar gibi. Defedeceğiz çünkü yurdumuzdan alayınızı borsanızı maşa ve uşaklarınızı.

Nedir Amerikan hegemonyasının anlamı? Bakın dünya üzerindeki açlığa, yoksulluğa, sefalete… Cevap işte budur. Ki aklımızdadır işte şu bilgi : "Dünyanın en zengin 100 milyarderi 2012’de 240 milyar dolarlık gelire ulaştı ve bu dünya üzerindeki aşırı yoksulluğu dört kez tarihe gömmek için yeterli." (21 Ocak 2013 Cumhuriyet) Amerikan hakimiyeti işte bu sistemin sürgit böyle sürmesi anlamına gelir. Ki reddediyoruz. Afrika’da açlığa mahkum edilmiş kara kardeşlerimiz adına reddediyoruz. Amerika'nın mızrak ucu İsrail siyonizminin zulmüne uğrayan Filistinli kardeşlerimiz adına reddediyoruz. Güney Afrika’dan Asya’ya yoksulluğa mahkum edilen kara, sarı, beyaz, melez her renk, din ve milliyetten can kardeşlerimiz adına reddediyoruz. Anadolu’da elinin emeği, toprağının bereketi gasp edilen emekçi halkımız adına reddediyoruz… Ne güzel söylemiş şair Külebi : "...biz yine de direneceğiz / sonuncumuza kadar."

Anadolu'yuz biz. Bolu Beyi varsa Köroğlu olmaktır yakışığımız. Anadolu'yuz biz. Derviş paşa zapt eylemişse mekanı "Ferman padişahın dağlar bizimdir" diyen Dadal’ız. Anadolu'yuz biz. Yedi düvelin kuşatmasının ortasında vaaz edilen Amerikan Mandası' nın içine kan tükürüp harbe oturan Karayılan’ız. Anadolu'yuz biz. "Dersime sefer olur zafer olmaz" diyen Seyit Rıza’yız. Anadolu'yuz biz, Beyaz Saray’ın tahakkümüne karşı Kızıldere’nin kerpiç evinde savunulan umuduz… Ne güzel söylemiş şair Külebi : "...biz yine de direneceğiz / sonuncumuza kadar." Neden?

Anadolu isyanlar yurdudur ve ne İskender ne şah ne sultan takmayanların başını Amerikan hegemonyasına da ezdiremezler… Yeri gelince işte böyle Anadolu alnına yıldız kuşanıp dağıtır işte Amerika’nın afrasını da tafrasını da. Çünkü bu memleket bizim. Bereketine alınteri döktük, toprağına da. Anadolu'yuz biz. Paralı Frenk askerlerini salıyorsa üzerimize sultanlar, Babai halimizle direneceğiz. Anadolu'yuz biz. Hızır Paşa hüküm sürüyorsa,darağacında dalgalanan Pir Sultan sancağıyız.

Çünkü biz bu toprağın "Mahir Hüseyin Ulaş Kurtuluşa kadar savaş"ıyız. Daha yolun başında diyor ki Mahir Çayan: “Amerikan emperyalizmi ve köpeklerini ülkeden kovana kadar mücadele etmeye ve her şart altında en son savaşçısı ölünceye kadar savaşını sürdürmeye kararlıdır." Kararlıyız, öyle ki Şanlı Alişanlı’yız. Amerika'nın hegemonyası varsa halkın da Şanlı kahramanları vardır. Ki selam olsun bu toprağın anti-emperyalist Şanlı sancağına. Bin selam. Ve Anadolu gururludur, şanlı evlatlarıyla… *Cahit Külebi

mART 2013 | TAVIR | 35


36-38 dinle zulmun tanrisi_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:20 PM Page 36

deneme deneme

dinle zulmün tanrısı hasan kara

(Bu yazı, 10 Şubat 2013 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan, ABD Başkanı Barrack Obama ile yapılan “Dev Röportaj”üzerine yazılmıştır...)

“Kağıttan kaplan” demişti sizler için Çin Devrimi’nin önderi Mao... O gün, Ankara’da, büyükelçilik binanızda, tarih bir kez daha haklı çıkardı onu...

sında.... Korkularınız nasıl da birer birer sızıyor sarf ettiğiniz kelimelerin içinden... 40’ında tek bir insan sağlamışsa bunu, bitmişsiniz siz...

“Siz”li konuşuyorum diye saygıda kusur etmemeye çalışıyorum sanma! Size karşı duyulacak tek his, ancak öfke olur, kin olur, intikam olur... “Sen” ve senin gibilere toptan edelim lafımızı diye öyleydi konuşmaya başlarken. O faslı biYenildiniz! Ömrünün 40. baharında, yüreği avu- tirdik. “Siz”i bırakıp, doğrudan sana cunda, öfkesi bilincinde bir delikanlıya söylüyorum artık sözümü... yenildiniz... “İnsafsız bir terör eylemi” öyle mi? İnsaf Devasa gücünüz, imparatorluğunuz sözcüğünü bir daha ağzına alma en bir anda yerle bir oldu işte. Yenildi- başta! Çoktan sözlüğünden çıkardığın, unuttuğun bir sözcüktü zaten. niz... “Hukuk”, “adalet”, “vicdan”, “onur”, “ahlak” Bunun telaşı, tedirginliği nasıl da sırıtı- gibi insana dair ne kadar güzel değer yor, “küçük dağları da büyük dağları da varsa, hiçbirinin yakışmadığı gibi, “insaf” ben yarattım” böbürlenmelerinizin ara- da hiç yakışmıyor ağzına. CIA’lar, FBI’lar, Pentagon’lar, deniz piyadeleri, snipperlar, özel timler, insansız uçaklar, uydular, radarlar vesaire hiçbiri işe yaramadı işte.

36 | TAVIR | mART 2013

Sen, bir gram yüreğin varsa eğer, dünyanın mazlum halklarına nasıl “insafsızca” saldırdığını anlat! Onlarca yıldır, dünyanın mazlum halklarına nasıl kan kusturduğunu, ülkelerini nasıl işgal ettiğini, onları nasıl sömürdüğünü, “özgürlükler ülkesi” diye yutturduğun Amerika’nın tarihine binlerce katliamı nasıl sığdırdığını, onlarca yıldır uyguladığın devlet terörünü anlat! Anlatamazsın! Çünkü sen, yaptıklarını savunamazsın... Nesini savunacaksın köleciliğin, işgalciliğin, soykırımların, azgınca sömürünün, cuntaların, dünyanın dört bir yanında tertiplediğin darbelerin, besleyip büyüttüğün diktatörlüklerin, katliamların... Neresini savunacaksın emperyalizmin? Ama bak, devrimciler ne söyledilerse


36-38 dinle zulmun tanrisi_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:20 PM Page 37

yapıyor ve bugüne kadar ne yaptılarsa, istisnasız hepsini savunuyorlar göğüslerini gere gere... “Haklıyız” diyorlar ve tarihin/bilimin yasalarından, inançlarından, halktan aldıkları güçle “kazanacağız” diye haykırıyorlar. Ölümün asla “son” olmadığını, her ölümde binlerle yeniden ve yeniden doğacaklarını biliyor, sonsuza kadar yaşayacaklarına inanıyorlar. Ya sen zulmün tanrısı? Sen kaç yıl biçiyorsun ömrüne? Ne dersen de, “Dünyanın ebedi hakimi benim” diye istediğin kadar şişin, “tarih bitti” diye istediğin kadar sevinirsen sevin; ömrünü kısaltmak için ellerinden geleni yapacak bu baldırı çıplaklar, bu kara kafalılar, bu açlar, bu yoksullar... Ha, ismini söylemekten zinhar kaçındığın “örgüt” var ya, seni tarihten silene dek

döğüşmekten vazgeçmeyecek, bunu da unutma sakın! Devrimciler üzerine, Suriye ve İran üzerine söylediklerinin hepsi yalan, hepsi demagoji... Yalanlarına aslında sen de inanmıyorsun ama söylemekten de hiç bıkmıyorsun. “Türkiye ve ABD arasındaki iyi ilişkileri koparmayı” hiç düşünmedi o ismini söyleyemediğin, söylemekten sürekli kaçtığın “örgüt”... Amerikan emperyalizmi ve işbirlikçi oligarşi, AKP iktidarı arasındaki “iyi ilişkileri” koparmak değil, her ikinizi de tarihten silmekti onların bütün hedefi. Bu hedefe ulaşmak için tam 44 yıldır savaşıyorlar. Yalanlarına devam ediyorsun... “Olay, insanlarımızı birbirine daha da yakınlaştırdı” diyorsun. Orada dur bakalım! “Dünyanın en nefret edilen ülkesi” oldu-

ğunu, biz değil bütün dünya söylüyor. En çok da bu ülkenin halkları nefret ediyor senden. Bunu da biz söylemiyoruz, bizzat senin yaptırdığın anketlerde çıkan sonuç bu. Yani senin ne mal olduğunu biliyor bu ülkenin ve dünyanın tüm ezilenleri, sömürülenleri... Amerika denilince, sömürü, işkence, katliam, işgal geliyor insanların aklına. İşte bu yüzden en çok nefret edilen sensin! Sorulara verdiğin her bir cevapta imparatorluğunu vurgulamaktan haz duyuyorsun. Kah Suriye’ye, kah İran’a tehditler yağdırıyorsun. “Esad ve rejimi, tüm meşruiyetini kaybetti, bu yüzden Esad’ın gitmesi gerekiyor” diye buyuruyor. üzerindeki benzeri görülmemiş baskı daha da artacak” diye parmak sallıyorsun. Kimsin sen? mART 2013 | TAVIR | 37


36-38 dinle zulmun tanrisi_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:20 PM Page 38

kinleriyle, senin de dediğin gibi “Kaderini kendisi tayin edecek” olan milyarlarca mazlum halkı göreceksin... Alişan diyorum sana... “Emperyalizm, çürüyen kapitalizmdir” diyor ustalar. Çürüyorsun, çürüyorsunuz... İyi bak o delikanlının gözlerine; azgın sömürü düzeninin devam etmesi için saldırdığın dünya halklarının biriktirdiği hesapları göreceksin. Kölelerin sırtına inen ilk kırbaçtan bu güne, işkencelerinin, katliamlarının, vahşi sömürünün hesabını, kuşlar uçmayı, balıklar yüzmeyi unutsa bile, onlar unutmayacak! Hepsini bir bir soracaklar senden. Çakmak çakmak gözleriyle, elde silah, dilde öfke, yürekte inanç, üzerine yürüyen halklar var o gözlerde, iyi bak o delikanlının gözlerine...

Suriye ve İran’ın, halkın seçtiği meşru tanı için seve seve ölen Suriyelileri göhükümetlerini hangi hakla gayrı meş- receksin... ru ilan ediyorsun? Alişan diyorum sana... Kim veriyor sana bu hakkı? Elindeki de- O gözlerde Küba’yı, Vietnam’ı, Kore’yi vasa güçteki silahlara, sahip olduğun göreceksin. Yıkılmaz denilen imparaekonomik ve siyasi güce mi güveniyor- torluğun kalelerinin nasıl birer birer sun? Sen kimsin ki, dünya halklarını yar- çöktüğünü göreceksin... gılıyor, mahkum ediyor ve ceza verir gibi ülkelerini işgal ediyor, milyonlarcasını Alişan diyorum sana... katlediyorsun? Sen kimsin ki, babanın Amerika’nın gerçek sahibi olan ama malı gibi, işgal ettiğin ülkelerin zengin- topraklarını işgal ettiğin yetmezmiş liklerini gasp ediyorsun aşağılık bir hır- gibi, birer birer katlettiğin, soykırıma sız gibi? uğrattığın, asimilasyona tabi tuttuğun Kızılderilileri göreceksin o gözlerBe hey zulmün tanrısı! de. Afrika’dan kaçırıp köleleştirdiğin Be hey insanlığın baş belası! yüzbinlerce kara deriliyi göreceksin... “Alişan” diyorum sana, “Alişan”!.. Alişan diyorum sana... Bak o 40’ında delikanlının gözlerine, 20. Yüzyılın başından beri kurduğun eğer cesaretin varsa!.. zulüm imparatorluğuna karşı savaşan; siyahından beyazına, sarısından Sana ve işbirlikçilerin olan o kızılına her renkten, her ulustan ezilen haydutlar/katiller sürüsüne karşı dire- dünya halklarını göreceksin o gözlernen Suriye’yi göreceksin o gözlerde. Va de. Sana karşı büyüyen öfkeleri ve 38 | TAVIR | mART 2013

Alişan diyorum sana... Devrimcileri göreceksin o gözlerde... Kızıldere’yi, Mahir’i, 6. Filo’yu denize dökenleri, büyükelçin Commer’in arabasını yakan Ulaş’ları göreceksin. “Yolumuz Çayanların Yoludur” haykırışlarıyla 1 Mayıs alanlarını zaptedenleri, kentleri-kırları fethedenleri, Niyazi’leri, Sabo’ları, Sinan’ları göreceksin... Dayı’yı göreceksin o gözlerde; seni tarihe gömecek manifestoyu, 12 Eylül faşizminin mahkemelerinde haykırırken... Alişan diyorum sana... Yalnızca öfkeyi, kini, intikamı değil, umudu da göreceksin en mavisinden o gözlerde... Devrimi, sosyalizmi göreceksin... Alişan diyorum sana... Bir kez bakabilsen o gözlere. “Son”unu göreceksin orada. “Son”unu getirecek, güneşi, yıldızı, orak-çekiciyle kızıl bir bayrak göreceksin. Alişan diyorum sana, Alişan! Başka da bir şey demiyorum...


39-40 senin gunun_sablon 3/14/13 1:11 PM Page 39

deneme

deneme

senin günün bugün berrin kubat

Bilirim ellerin üşür, soğuktan çatlamıştır. Ama bil ki senin ellerindir ekini biçen, buğdayı öğüten, ekmeği yaratan, sonra alıp soframıza pay eden... Sarısına sevdalı buğdayın bir köylü kadınısın, sabırla ektin biçtin, sevgiyle pişirdin sen o ekmeği... Tarlandan ekmeğini çalmaya kalkan o zalime karşı direndin. Pişirdin sen o ekmeği! Bilirim ellerin üşür, çoktan çatlamıştır bile emekçi ellerin.... Ten bu dayanmaz soğuğa. Ne kadar soğuk olsa da titremez ellerin. Titremez ellerin ve bileğin güçlüdür, yüreğin anadolu... Onca yük

şu karşıdaki dağın sırtında olsa eğilmiş bükülmüştü çoktan. Daha yorma kendini çitilemekle çıkmaz, sömürenin kiri, pası. Kar, boran, fırtına demez düşersin yollara... Ama dedim ya tendir bu üşür ellerin... Çantanı takıp koluna atölyeye koşuşun, sonra telaşla oturuşun dikiş makinasının başına... Saatlerce oturup çalışan sensin. Peki söyle bakalım emeğinin karşılığı kaç sıcak ekmek ediyor? İnsanca yaşamak için kaç saat kalıyor sana? İşten geldikten sonra uykuya mı dalıyorsun yoksa?

Ben yoruluyorum biliyor musun? En çok da ayaklarım şişiyor. Eve gelince bir uyku bastırıyor ki görme halimi. Sabah da takıyorum çantamı koluma doğru iş yerine. Ama bugün başka, cemreler düşmüş çoktan ve umut diye fısıldamış bile. Takvimler ise Mart’ın sekizini işaret ediyor. Bizim günümüz bu biliyor muydun? Bu günü yana yana kazanan kadınlardı, emeği için mücadele eden kadınlar. Bundan 150 yıl önce Amerika’da 40 bin dokuma işçisi daha iyi koşullarda çalışmak istediği için bir tekstil fabrikasında

mart 2013 | taVIr | 39


39-40 senin gunun_sablon 3/14/13 1:11 PM Page 40

bunları. Saçlarını bu renge boya, çünkü bu sene bütün kadınlar öyle yapacak. Sonra etrafına dön bak. Tek tip kadınlar görüyorsun değil mi? Aynı markanın değişik ürünleri haline gelmiş “hanımefendiler”…

greve başlıyor. Patronun keyfini kaçıran işçilere polis saldırıyor. Ve işçiler fabrikada kilitli kalıyor, arkasından yangın çıkıyor. Alevler içinde kalıyor işçiler, çoğu kadın 129 işçi can veriyor. Çünkü zalimler çok iyi biliyor ki; kadının kurtuluşu mücadelede. Mücadale ediyorsan ve hem emeğinin hem kadınlığının sömürüldüğünü biliyorsan eğer, saldırıyor sana. Tıpkı 8 mart 857’de dokuma işçisi kadınlara yaptığı gibi. Zalimin saldırısı bitmiyor. Niye 8 mart dersen bu sadece bir sembol. Bil ki ayaklanırsan, zalimin düzeni seni herhangi bir gün katledebilir.

bizim kadınlarımız İdil gibi fedakar, uğruna açlığa yatar gün gün ayrılır aramızdan. Bizim kadınlarımız Sabo gibi mert, savaşa önderlik edecek kadar cesur... Bizim kadınlarımız var ki; temizlik işçisi Şenay gibi sever vatanı, ölecek kadar kararlı. Belediye memuru Elmas’ı, hemşire Makbule’yi, mimar, mühendis Zeynep Eda’yı tanır onlar. Bizim kadınlarımız Nene Hatun gibi güçlü, savaşmaya yüreği var heyecanla çarpan. Ve bu kararlılığımız eceli olmuştur adi, hırsız, katil düzenlerinin. Yaratmaya çalıştıkları “kadın” örneğine teslim olalım isterler. Bunun içindir tüm uğraşları.

Yani esas mesele ayın sekizi olması değil, bu düzen halka düşman, direnene düşman…. O tarih değil mi ki bize direnmeyi öğreten.

Her gün televizyonu açtığında karşına çıkan süslü püslü kadınlar var ya; onlar bu düzenin yaratmaya çalıştığı kültürün parçası. Öyle kara bir parça ki; buram buram cinsellik kokan, ezilmeye mahkum edilmiş, sömürü çarkını çeviren bir parça. İşte bu yılın modası etekler al ve giy

Bizim birliğimizden, dirliğimizden korkar onlar çünkü tanır tiyatrocu Ayçe İdil’i,

40 | taVIr | mart 2013

İşte 8 mart bu gidişe birlikte dur demenin günüdür. Böyle bir düzene verdiğimiz cevaptır alanlardaki sesimiz. Biz o “hanımefendiler”den değiliz! Başı sıkıştığında ağlayan, sorunlarını ağlayarak çözen, hayatını nerede ne giyeceği üzerine kurmuş, hani cinsellikle bağdaştırılmış kafalarda, bir mal gibi alınıp satılmak kaderine boğun eğen, ayakları üzerinde duramayan ve bir kez de kadın olduğu için ezilen kadın var ya, o biz değiliz! Bu yüzden varız alanlarda... 8 mart günü İdiller de orada, birlikte yürüyoruz. Çünkü 8 mart bize 1857’de direnen kadınlardan, İdiller’den armağan. Emekçi kadınların günü bugün; Koçlar’ın, Sabancılar’ın kadınlarının günü değil. Senin günün köylü kadın, suyunu taşıdığın çeşmenden ayrıl, hasadın sarısından ayrıl gel... Senin günün tekstil işçisi gencecik tomurcuk... Senin günün canım annem, vefalı teyzem, emekçi ablam senin günün... Yıllardır çıkmayan bu leke onların pisliği, bu tarih ve bu emek, bu onur ise bizim... Şimdi sizin gününüz işçiler emeğimizin, ekmek kavgamızın günü bugün.


41 newroz_sablon 3/14/13 12:24 PM Page 41

şiir

şiir

em azadıxwazın EM AZADİXWAZIN...

ÖZGÜRLÜK SAVAŞÇILARIYIZ

Eger mezın bû dıvêm bıxwêni, Rewşa cihanê tu xweş bıbêni, Jı nû tu kari dıjmın derêni, De rabe ser xwe, kurê mı rabe!

Eğer büyürsen mutlaka oku, Oku ki dünyayı iyi tanıyasın, Yurdundan düşmanı çıkarasın, Haydi kalk, kalk üstüne yavrum kalk!

Keç û kurên Kurd hemi şiyar bın, Jı bo serbesti hemi lı kar bın, Jı hevre dost bın, dıjê neyar bın, De rabe ser xwe, kurê mı rabe! … Jı bo ku xewşbın dem û gavên we, Ezê sıpidê bıghêm bavê we, Bıla zıwabın herdû çavên we, De rabe ser xwe, kurê mı rabe!

Kız ve erkek Kürt gençleri uyanın, Özgürlük için hiç durmayın, çalışın, Birbirinize dost, düşmana karşı durun, Haydi kalk, kalk üstüne yavrum kalk! … İyi ve güzel günler yaşayasınız diye, Her iki gözünüzdeki yaşlar dinsin diye, Ben de en kısa zamanda ulaşacağım babanıza!.. Haydi kalk, kalk üstüne yavrum kalk!

Mılên xwe bıdne mılên ber ana, Dı şerde em tev xuşk û bırane, Êriş bıkın em, lê şer gırane, De rabe ser xwe, kurê mı rabe!

Koçlar gibi verin sırt sırta, Bacı ve kardeşiz hep savaşta, Savaş ağır, lakin hücum edin, Haydi kalk, kalk üstüne yavrum kalk!

Bızane xwendın jı bo me derman, Da ko bızanın qanûn û ferman Derxın jı bo me van tırs û şerman, De rabe ser xwe, kurê mı rabe!

Okumak bizim için tek derman, Bilelim nedir kanun ve ferman, Atalım korku ve ayıbı, uyanalım, Haydi kalk, kalk üstüne yavrum kalk!

Destên xwe bıdne destên çepên Rom, Bıbın partizan, bı leşker û kom, Carek metırsın jı hok û fantom, De rabe ser xwe, kurê mı rabe! … Dıjmın naçi der bı lav û gazê, Xwinê nerêjın, naghên daxw azê, Sıbê dıçım şer, işev tu razê, De rabe ser xwe, kurê mı rabe! … Şin tê bı xwinê dara serbesti, İdi naxwazın dili, bındesti, Ne olperesti, ne êlperesti, De rabe ser xwe, kurê mı rabe! … Diwana 7’a, Hêvi, 1983 Cigerxwin

Elinizi uzatın Türkiye devrimcilerine, Olun partizan, yaslanın birbirine, Bomba atan fantomdan hiç korkmayın, Haydi kalk, kalk üstüne yavrum kalk! … Boş sözlerle düşman yurdundan çıkmaz, Kan dökülmeden amaca hiç ulaşılmaz, Sen bu gece rahat uyu, yarın savaşa giderim, Haydi kalk, kalk üstüne yavrum kalk! … Özgürlük ağacı kanla yeşerir, Bitsin artık ezilme ve kölelik, Kalksın gayrı aşiretçilik, gericilik Haydi kalk, kalk üstüne yavrum kalk! … Yedinci Divan, Ümit, 1983 Cigerxwin

mart 2013 | taVIr | 41


42-43 vurusmaktır aslimiz_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:25 PM Page 42

deneme deneme

kızıldere’dir aslımız bizim... özlem ergen

“vuruşmaktır aslımız bizim döner döner ölürüz” edilen bir mevzi olacağını ve kızıl kanlarla akacağını.

İnce uzun kıvrıla kıvrıla akıyordu Kızıldere. Kızıldere’ye kızıl denmesinin nedeni suyun çıktığı yatağın toprağının renginin kırmızı olmasıydı. Her baharda kar eriyip sular yatağından taştığında, bu kırmızı toprak çözülür, suları kırmızıya boyaya-

42 | TAVIR | mART 2013

rak akardı nehirlere doğru. Bilir miydi acaba kimsenin adını bile bilmediği bu Kızıldere köyü, 1972 yılının 30 Mart’ında bir direniş destanının yaratıldığı ve devrimci mücadeleye armağan

Bilirdi ya! Tanırdı bizi bu topraklar. Namusun, onurun, erdemin kılıcını kuşanıp zulme karşı duran yiğitleri tanırdı elbet. Çok zulüm görmüştü çünkü. Nice katliamlar, adaletsizlikler boy göstermişti her dönem. Kimi zaman Hızır Paşa oldu zulmün adı, kimi zaman Bolu Beyi. Biz de Pir Sultan olduk aldık sazı elimize çıktık karşısına zulmün, yeri geldi kuşandık kılıcımızı Köroğlu olduk zalimden hesap sorduk. Bu geleneklerle yetiştirdi Anadolu, çocuklarını. Tarihine güvendi yiğitler, yaratılan geleneklere yenisini eklemek için yarıştı durdu coşkuyla. Bir kez ateş yanmıştı gözlerde, yürekler kanatlanıp uçmuştu yamaçlardan aşağı korkusuzca. Kim durdurabilirdi ki bu gidişi. Ama her fırsatta denedi düşman. Zaman geçti üzerinden, zulüm aynı zulümdü de zalimin adı değişmişti bu se-


42-43 vurusmaktır aslimiz_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:25 PM Page 43

ti. Çünkü, vatan deyip sevdalanmışsan bir kere, uğruna ölmek sana düğün gelir. Meydanlara çıktılar, haykırdılar. Sorun, sadece özgürdemokratik üniversite sorunu değildi ya da çalışma saatlerinin çokluğu değildi ya da sadece işsizlik-geçim sıkıntısı vs. değildi. Bütün bunları yaratan emperyalizm ve onun işbirlikçileriydi. Her şey onun bir getirisiydi. Bu yüzden işçinin de yanında oldular, memurun da. Öğrencinin de yanında oldular, köylünün de...

fer. 1972 yılının Türkiye’si vardı tarih sahnesinde. 35 milyonluk nüfusa sahip, sanayisi olmayan, kırsala dayalı bir yaşam süren Türkiye dikkat çekiyordu. Genç ve dinamik bir nüfusu vardı, çalıştırılabilirdi. İşlenmemiş madenleri, petrolleri vardı satılabilirdi. Konumu stratejikti başka ülkelere işgali kolaylaştırırdı... vb. Bu düşüncelerin hayaliyle girdi Amerika, vatan topraklarımıza. O günden sonra değişti yeni doğacak bir sürü bebeğin talihi. Artık borçlu doğacaklardı, artık hep başkaları için çalışacaklardı. Ama bu kabul edilebilir bir şey değildi. Kader miydi bu? Değişmez miydi? Elbette değişirdi, tarihten alıyorduk zulme boyun eğmeme gücünü. Gelenek yaratılmıştı zaten, bize düşen sadece o bayrağı düşürmeden daha ileriye taşımaktı. Bu düşüncelerle çıktı işte Mahir’ler. Farkındaydılar bir şeyler ters gidiyordu. Bizim olan topraklarda böyle rahatça söz sahibi olma cüretini kim vermişti onlara. Ne hadlerineydi bu ülkenin emeğini çalmak-satmak. ‘Dur’ denecekti bu gidişe. Can pahasına da olsa ‘dur’ denecek-

Meydanlarda başlarının üstüne kalkan copları gördüler. Vurulmuş, kan içinde arkadaşlarını gördüler. Bu kavga dişe-diş kan içinde bir kavga olacaktı ve sadece meydanlarda kalmayacaktı. Düşman farkındaydı bu gidişin. Kavgacı, söz dinlemez ve inatçıydılar. Korkusuz, cüretkar ve gözü kara. Bu direniş demekti ve eninde sonunda kazanılacak bir kavganın tohumlarını serpmek demekti. Bu yüzden dağlara taşınacaktı bu kavga. Çünkü, biliyorlardı-tanıyorlardı bu toprakları ve bu halkı. Tarih bunu gösteriyordu. Ve bağımsızlık savaşı gerekiyordu… Anti emperyalist, anti oligarşik bir halk devrimi gerekiyordu. Emperyalizme karşı bir savaş veriliyordu ve bu savaş ancak silahlı mücadeleyle kazanılacaktı. Hani demiş ya şair; “Hadi gel bu sevda dağlarda güzel Düşelim yollara varalım yücelere Hadi gel bu hasret dağlarda diner Hadi gel bu gurbet dağlarda biter” diye. O zaman düşmek gerekti yollara. Dağlar çağırıyordu artık. Şefkatli bir ana gibi kollarını açmıştı yiğitlerine. Fakat

düşman haksızlığının verdiği korkuyla öfkeleniyordu. Bir an önce durdurulmalıydılar. Nasıl olur da koca devlete kafa tutabilirlerdi bu henüz 20’li yaşlarındaki gençler. Halka umut taşımak da ne demekti. Sadece kendisi egemen olacaktı. Bu yüzden gerekirse katletmeliydi, ama susturmalıydı geç olmadan. Ama artık geç olmuştu. Umut yeşermişti bir kez. Adalılar gelip gönlümüzün en güzel yerine oturmuşlardı ve bir çok şeyi öğretmişlerdi bize. Daha da öğreteceklerdi. Kurtuluşa Kadar Savaş’manın ne demek olduğunu anlatacaklardı. Yaşamının son anına kadar direnmeyi, halkı için gözünü kırpmadan canını feda edebilmeyi öğreteceklerdi. Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan’ın idam edilmesini engellemek için Ünye Radar Üssü’nden, iki İngiliz bir Kanadalı teknisyeni kaçırdılar ve rehin aldılar. Kızıldere Köyü’ne geçtiler. Kızıldere Köyü’nde kuşatılan Mahir’ler saatlerce süren direniş sonucunda katledildiler, üç teknisyen ise devrimciler tarafından cezalandırıldı. Tokat’ın Niksar İlçesi, Kızıldere Köyü’nde, 30 Mart 72’de Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Sinan Kazım Özüdoğru, Saffet Alp, Nihat Yılmaz, Sabahattin Kurt, Ertan Saruhan, Hüdai Arıkan, Ahmet Atasoy ve Ömer Ayna işte böyle bir destanı bizlere armağan ettiler. Denizler mapusta idam tezgahlarına hazır edilirken, Mahir ve 9 arkadaşı eli tetikte, bunun hesabını soruyorlardı. Bunu durdurmak gerekliydi ve gözlerini kırpmadan Deniz’lerin idamını engellemek için feda ettiler canlarını. Aynı zamanda, silahlı mücadeleyle sosyalizmde ısrarın, teslim olmamanın, devrimci iradenin, hesap sorma bilincinin adıdır Kızıldere… Kızıldere böylesi bir tarihe tanıklık ediyordu. O artık sadece bir Kızıldere değildi, halklarımızı Anadolu ihtilaline götürecek kurtuluşun yoluydu.

mART 2013 | TAVIR | 43


44-46 kapitalizmin eglence katliamı_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:28 PM Page 44

deneme deneme

kapitalizmin eğlence katliamı cavit kartal

“Brezilya'nın Santa Maria kentinin en büyük gece kulüplerinden ‘Kiss Clup’, 26 Ocak gecesi yandı. Tam 233 kişi (yaş ortalamaları 18) yanarak ya da dumandan boğularak, sıkışarak hayatını kaybetti. 100 kişi hastanelerde solunum yolları rahatsızlığı sebebiyle tedavi görüyor.” Yukarıdaki satırlar bir haber bülteninin soğuk cümleleri belki ama yaşanan olayın vahameti, korkunçluğu bir yana, kapitalizmin eğlence kültürünün (ve tabi azgın sömürüsünün) insan hayatını hiçe sayan boyutunu göstermesi açısından çok önemli..

yorlar. 26 Ocak'ta 2000'lik kapasitenin mutlaka aşılmış olduğunu söylemek mümkün. Bunu bilmek için kahin olmaya gerek yok. Ülkenin en büyük üniversitesinin bulunduğu kentte, hedef kitle de bu üniversitenin öğrencileri olunca, böyle devasa "eğlence" mekanlarının açılması doğal bir sonuç (!) Ve tabi olağanüstü durumlarda devreye sokulacak önlemlerin alınması, kapasite aşımı durumunda karşılaşılacak felaketin boyutunu artırıyor elbette. Her şeyin paraya endekslendiği bu gibi yerlerde 26 Ocak gecesi kapasite mutlaka aşılmıştır, hele de bir müzik grubunun konseri varsa! Ölü sayısının 233'te kalması bile mucize gibi. Çünkü kapılardaki güvenlikçilerin, yangın çıktığında, insanların hesap ödemeden kaçmaması için yangın çıkış kapılarını kapalı tuttukları belirtiliyor. Panik dolayısıyla çıkış kapılarının kapalı olmasından da kaynaklı, tuvalet kapıları çıkış kapısı sanılarak buraya bir yığılmanın olması büyük bir sıkışıklığa yol açmış ve bu ölü sayısını arttırmış.

"Kiss Club" yaklaşık 2000 (iki bin) kişilik bir kapasiteye sahipmiş. Dikkat edelim, burası bir gece kulübü, stadyum falan değil. 2000 kişilik gece kulübü nasıl bir şeydir, nasıl bir yerdir bilemiyoruz ama bu tür yerlerin sayısı son yıllarda öyle artıyor ki. Bu da kapitalizmin eğlence anlayışının geçirdiği evrimin bir sonucu elbette. "Daha çok kazanç, daha çok kar!" anlayışıyla hareket ediyor bu tür mekanların sahipleri. Devasa gece kulüpleri ve bar açıyorlar, karlarını üçe- Her ne olursa olsun, 233 insanın ölübeşe-ona katlamanın hesabını yapı- münden kapitalist sömürü düzeni so-

44 | TAVIR | mART 2013

rumludur. Katil, kapitalist sistemdir. Kar hırsıyla, güvenlik önlemlerinin bile olmadığı "eğlence" mekânları açılması (buraların denetlenmesi gerekiyor elbette ama bu denetimlerin nasıl yapıldığını, buralara nasıl ruhsat verildiğini Türkiye'den biliyoruz. Brezilya'da da aynı rüşvet çarkı dönüyor anlaşılan) İnsana karşı işlenmiş bir suçtur başlı başına.. Böyle bir mekanın açılmasına izin veren belediye, ticaret odası, artık hangi kurumlar izin mercii ise o da bu katliamın suç ortağıdır. Olayın para ile ilgili yanı, ekonomik boyutu, kapitalizmin vahşi sömürüsüdür. Bu çark dönsün de ne olursa olsun, kaç insan ölürse ölsün! Nasıl olsa tantanası bir iki gün sürecek, sorumlular yargılanmayacak ya da göstermelik yargılamadan sonra ceza almayacak, alırsa da para cezasına çevrilip ertelenecek. Basın, olayı bültenlerinden hemen kaldıracak. Halk da hafızası balık düzeyine indirildiği için olayı üç beş gün sonra unutup gidecek, yakınlarını yitirenler dışında bu katliamı hatırlayan kimse kalmayacak. "Kiss Club" da hemen tadilata alınıp yepyeni (!) yüzüyle yeniden


44-46 kapitalizmin eglence katliamı_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:28 PM Page 45

şına büyük belalar açabilir. Bu gençlerin enerjilerini, öfkelerini ancak böylesi yerlerde söndürebiliyor sistem.

açılacak, yine hınca hınç dolmaya devam edecek. Belki bir hatırlayan çıkar diye sadece adı değiştirilecek o kadar. İnsanlar buraya yine eğlenmek için gelmeye devam edecek. Bu çarkı döndürenler, olayların aynen böyle gelişeceğini çok iyi biliyorlar. Sistem onların çünkü. Bu kültürü yüz yıllar boyunca onlar yarattılar. Ders çıkarılmayacağını da biliyorlar.. Çıkarılsa "Kiss Club" yanmayacaktı belki. Aslında gece kulübü yangınları ilk kez yaşanmıyor. Aşağıdaki tablonun korkunçluğuna bir bakın:

- Ekim 2008'de Çin'in Şenzen kentinde bir gece kulübünde çıkan yangında izdiham yaşandı ve 67 kişi öldü.

- Çin'in Luoyang kentinde 25 Aralık 2000'de bir gece kulübünde çıkan yangında 309 kişi öldü.

2000 yılında Çin'de başlayan "eğlence katliamları" yüzlerce insanın hayatına mal olmuştu. Şimdi hiçbir şeyin değişmediğini Brezilya'daki son katliamla çok açık olarak görüyoruz.

- Venezüella'nın başkenti Caracas'ta Kasım 2002’de küçük bir diskotekte yangın çıktı, 50 kişi öldü. - 2003'te ABD'nin Rhode Luland eyaletinde bir gece kulübünde atılan havai fişekler sebebiyle çıkan yangında 100 kişi öldü. - Arjantin'in başkenti Buenos Aires'te, Aralık 2004'te aşırı kalabalık bir gece kulübünde çıkan yangında 194 kişi öldü

- 2009 yılbaşında Tayland'ın başkenti Bangkok'ta bir gece kulübünde toplanan grup, patlattıkları havai fişeğin çıkardığı yangın sonucu panik yaşadı ve içlerinden 43'ü hayatını kaybetti. - Aralık 2009'da Rusya'nın Perm kentinde bir gece kulübünde çıkan yangında 152 kişi öldü.

Bu katliamlar yaşandı da sonrasında ne oldu? Terk mi edildi bu eğlence anlayışı? Böyle mekanlar kapatılıp sahipleri cezalandırıldı mı? Hayır! Çünkü kapitalizm böyle istiyor. Onun ebedi olarak hüküm sürmesi için böyle mekanlar ve oraları hınca hınç dolduracak gençler şart! Böyle mekanlar olmasa, oralarda gençler kendilerinden geçmese, maazallah ülke sorunlarıyla ilgilenebilirler, bu da sistemin ba-

Tam da burada olayın ikinci yönüne biraz vurgu yapmak gerekiyor: "Eğlence kültürü" Brezilya, şu an sokaklarında işsizlerin, açların kol gezdiği, teneke evlerde milyonlarca yoksulun yaşadığı Güney Amerika ülkelerinden biri. Çok yakın bir tarihte, kendisiyle aynı "kaderi" paylaşan Arjantin, Meksika, Bolivya, Paraguay gibi ülkelerle birlikte açlığın geldiği boyutun bir sonucu olarak marketlerin yağmalandığı bir ülke. ABD patentli askeri-faşist cuntaların hiç eksik olmadığı, gelir dağılımının zenginlerin lehine sürekli adaletsizleştiği, ezenezilen çelişkisinin had safhada olduğu, yukarıdan aşağı çarpık bir kapitalizmin hakim kılındığı tipik bir Latin Amerika ülkesi Brezilya. Tüm bunların yanında sıcak kanlı insanların yaşadığı bu ülkede müziğin, dansın da kültürel olarak çok önemli bir yerde durduğunu söylemek mümkün. Müziğin ve dansın iç içe yaşandığı festivalleri dünyaca ünlü Brezilya'nın Rio Festivali bunlardan biri. Brezilya bu festivali, büyük bir turizm gelirine tahsil etmede büyük başarı kazanmış durumda. Her yıl on binlerce insan bu festivali takip etmek için Rio de Jenerio'ya akın ediyor. Ancak bu festivalin müzik ve dans için yapıldığını söylemek, işin resmi boyutu oluyor. Perde arkası tümüyle farklı. Rio Festivali'nin yapıldığı süreçlerde basında çıkan fotoğrafları ve görüntüleri aklınıza getirirseniz konuyu nereye getireceğimizi anlayacaksınız. Çıplak ya da yarı çıplak kadınlar, kendinden geçmiş adeta çıldırmış insanlar vs evet bu festivalde her türden pisliğin, fuhuşun, uyuşturucunun, kumarın "çılgınca" boyutlarda yaşandığını sansürsüz izlemek mümkün her yıl. Festival düzenlemeyi, sambayı hoşgörüyle karşılarız ama kadının cinsel meta olarak pazarlanmasını, uyuşturucunun ve içkinin çılgınca tüketilmesini kadın ticaretini/fuhuşu ve kumarı

mART 2013 | TAVIR | 45


44-46 kapitalizmin eglence katliamı_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:28 PM Page 46

hoşgörüyle karşılayamayız. Bunlar, yani bu "kültür", kapitalizmin kültürüdür. "Kiss Club"ün Brezilya halkının kültürü ile hiçbir alakası yoktur. Adına gece kulübü denilen yerler bugün yayılmıştır tüm dünyaya! Belki iddialı bir söylem olacak ama büyük oranda Hollywood filmlerinden yayıldığını söyleyebiliriz. Hemen hemen her Amerikan filminde, kahramanımız (!) filmin bir yerinde mutlaka bu tür bir yere uğrar. Ya “kafa dağıtmaya” ya da birilerini aramaya gitmiştir. Ya da polistir; büyük bir suç şebekesinin/ mafyanın kendisini gizlemek için açtığı böyle bir mekanın basılmasını organize eder. Mafyalar arası çatışmalar da mutlaka böyle yerlerde olur. Burjuvazi kültürünü böyle ihraç ediyor işte. Kapitalizmin çürümüş kültürü böyle filmlerle pompalanıyor dünya halklarına…

ama piyasanın 5 katı pahalıdır her şey. İşleyiş böyledir buralarda. Kapitalizm bir taşla sayısız kuş vuruyor böylelikle. Hem para kazanıyor, hem de gençliği teslim alıyor, yoz kültürüyle çürütüyor. Düşünün; içip içip beynini bulandıran, kendinden geçen, her türden rezilliği yaşayan ve bunlar için üste para veren biri “eğlenmiş” oluyor. Tabi ki sabun köpüğünün ömrü boyunca. Sabah, sızdığı yerde uyanan biri, yaşadıklarını hatırlayamaz bile. Ama cebinde biraz para kalmışsa, aynı şeyleri bir kez daha yaşamak için yine aynı mekana koşacaktır. Alternatifi yoktur çünkü. Kapitalizm onu ”eğlenmek” için buralara gitmeye koşullamıştır… Bunlar aslında bir sonuçtur. Buralarda “ eğlenmeye” koşullanmanın altında, çocukluktan kalma bazı alışkanlıklar, süreç içerisinde aileden, sokaktan, okuldan, TV’den, sinemadan bulaNedir bu “gece kulüplerin”nin ortak şan bireyci-bencil-yoz bir kültürün izleözellikleri? Kapısında çam yarması koru- ri vardır. malar; içeride kulaklıklı bir “DJ” (Disc Jokey)in seçtiği, kulaklıkları sağır edecek Gece kulüpleri, barlar, diskolar… Kapiyükseklikte bir müzik; bu müziğe kendi- talist kültürle yoğrulmuş insanların “tani kaptırmş, arkadaşlarıyla ya da hiç ta- kıldığı” yerler olarak ortaya çıkıyorlar. Tabi nımadığı, orada karşılaştığı insanlarla gelir düzeyi orta ve düşük seviyede “dans eden” tipler; envai çeşit içkinin ser- olan kesimlere hitap ediyorlar. Burjuvavis edildiği Amerikan bar, her türden pis zi daha “nezih” yerlerde “eğleniyor” çünişin döndüğü bir takım kapalı odalar/böl- kü. Halk, burjuvazinin “eğlendiği” yerlemeler vs. vs. Bizim bilmediğimiz farklı re gidemez zaten. Her şeyden önce özellikleri de vardır mutlaka ama tüm cüzdanı engeller bunu. Burjuvazi de dünyada gece kulüplerinin ortak özellik- halkla eğlenir ama halkla birlikte “eğlenleri yukarıda sayıldığı gibidir aşağı yu- mez”! Burjuvazinin “eğlence” mekanlakarı… rında kapasite aşılmaz; her türlü güvenlik önlemi vardır, kıllarına zarar gelmeBuralarda “eğleniyor” insanlar. Burada na- mesi için her şey yapılmıştır… Bugüne sıl eğlenilir; insan karşısındakinin konuş- kadar tek bir burjuvazinin, gece kulüpmasını bile duyamazken burada ne pay- lerinde çıkan yangında, kapalı kapıların laşır; dumanaltı durumda içilen /yenen arkasında yanarak yada dumandan boşeylerden ne zevk alınır bilemiyoruz. ğularak öldüğü görülmemiştir “ölüm Ancak “eğlenmek” böyle bir şey işte ka- adildir” diyen bir Acem şairine Nazım pitalizmde. Oralarda günlük stresten Usta “ölümün adil olması için/ hayatın kurtulur (!) insan. “Kafa dağıtır”. Dertle- adil olması lazım” diyor ya, bu da o herini unutur (!), hoşça vakit geçirir (!), ki- sap işte… şisel zevklerinin tatminini gerçekleştirir. Unutur her şeyi, bambaşka bir dünyanın Ortada bir yangın vardır. Bir gece kulüiçine savrulur dört-beş saat boyunca. Tabi bündeki insanlar yanarak, dumandan cüzdanının elverdiği ölçüde. Cüzdanı şiş- boğularak can vermişlerdir. Ne uğruna kin olanlara dokunmaz buradaki fiyatlar üç-dört saatlik bir “eğlence” uğruna…

46 | TAVIR | mART 2013

Olayın ekonomik, sosyal, kültürel boyutunu yukarıda incelemeye çalıştık. Brezilya’da yaşanan “eğlence katliamı”nın altında yatan nedenleri ortaya koyduk. Katliam Brezilya’da yaşandı belki ama Türkiye’de durum çok farklı değildir. Oradaki koşullardan çok farklı şeyler yok Türkiye’de de… Aynı çarpık kapitalizm, aynı sınıfsal çelişkiler ve çarpık kapitalizmin çarpık kültürünün esir aldığı gençlik… Gece kulüpleri burada da pıtırak gibi artıyor. Her kesime ayrı hitap ediyorlar hem de.. Hiçbir melodisi olmayan, sözleri anlam taşımayan, gürültü denilebilecek müziklerle Türkiye’de de insanlar kendilerinden geçekte, adeta insanlıktan çıkmakta… İnsani değerlerden sıyrılanlar, hayvani arzularını tatmin için buralara koşmaktadır. İşin özü de budur zaten! Kapitalizm insani değerleri yok ederek yaşamını sürdürür. “An”ı yaşasın ister insanlar. “An”ı yaşasın ve geleceği hiç düşünmesin! Dünü ve bugünü de düşünmesin elbette! Unutsun, unutsun, unutsun her şeyi, hiçbir şey hatırlamasın. İnsan kılığında olsun ama içi bomboş olsun. İnsanlıktan çıktığı mekanlarda ölümle burun buruna “eğlenmeye” devam etsin. Amaç “eğlenmek” değil mi? O zaman “eğlenme” dışında hiçbir şeyin anlam ve önemi yok! Ne diyordu eski bir şarkıda “ Ye, iç, eğlen, gül, oyna / Çünkü hayat çok kısa…”Kapitalizmin perspektifi o günden bugüne hiç değişmedi. Her şeyin olduğu gibi kapitalizmin de bir alternatifi vardır. Onun yoz kültürünün de… Hayatı anlamsızlaştıran, değerlerimizin katili olan bu kültürün “eğlenme” kısmının da alternatifi yine bizdedir. Bizim yaratıcı gücümüzdedir. “Kapitalizm öldürür” sözünün bir kez daha doğrulandığı bir katliama daha tanık olduk. İnsan hayatının kapitalizm için hiçbir öneminin olmadığına da… Teslim olmak durumunda değiliz bu insanlık dışı düzene ve onun kültürüne… Gün gelecek, bu düzenin de çarkları kırılacaktır. Bu düzen ve onun kültürü tarihin çöplüğüne mutlaka atılacaktır.


47-49 hayal bir dunya_sablon 3/14/13 12:29 PM Page 47

öykü

öykü

hayal bir dünya deniz korcan

Nadire, yorgun argın eve girdiğinde kaynanasıyla kızını mum ışığında otururken buldu. - Elektrikler mi gitti ana? - Yok kızım, öğlen gelip kestiler. Aziz ustaya bir söyleyiversek diyorum, kaçağı gene bağlasa. - Olur ana, yarın işe giderken söylerim. Paltosunu çıkarıp her zamanki yerine astı. Poşetlerini yere bıraktı. Yazmasının çene altındaki düğümünü çözüp arkaya attıktan sonra bu kez ensesinden bağladı. Kızı, etrafında dolanmaya başlamıştı. Bir şey isteyeceği zaman hep böyle yapardı. “Ne istiyorsun gene Zeynep hanım, söyle bakalım.” dedi dünden kalan kapuskanın altını yakarken. - Anne şu bizim ana caddedeki Güneş Giyim var ya…

mart 2013 | taVIr | 47


47-49 hayal bir dunya_sablon 3/14/13 12:29 PM Page 48

- Evet, var. - İşte orada hayatımın abiyesini gördüm anne. Yıl sonu balosu için. Feriha’nın kıyafetinin tıpkısının aynısı. - Hangi Feriha’nın? - Hangi Feriha olacak anne. Hani hatırlıyor musun Feriha’nın Emir’le yıllar sonra karşılacağı baloda giydiği bir kıyafet vardı ya, hani mavi, ışıltılı… - Eeee, ne olmuş ona? - Anne, vitrindeki elbise aynısıydı, çok güzeldi anne, hayallerimin bile ötesindeydi, lütfen anne, o olmadan baloya gidemem. - Ne kadarmış peki? - Anne taksitle alalım diyorum ben, hani televizyon bozulduğunda yenisini almak için pazar günleri de ev temizlemeye gitmiştin ya birkaç ay. Yine öyle yaparız olmaz mı? Anne, lütfen ya, ne olursun? - Babaannen tutturmasaydı ‘dizilerim kaçıyor’ diye onu da almazdım ya. O yüzden bel fıtığım azdıydı da uyuyamadıydım aylarca. - Anne, bu televizyon kadar pahalı değil, 300 liracık. 48 | taVIr | mart 2013

- Kızım sen ne diyorsun, maaşımın yarısını bir gece giyeceğin elbiseye mi yatırayım. Feriha gibi zengin bir koca bulunca alır da giyersin yavrum, onları. Hadi üzme beni de kendini de şimdi. Teyzenin kızlarından bakarsın bir şeyler balo için. - Of anne ya, bir kere de bir istediğim olsa şu evde benim! - Tamam tamam, hadi çarpma kapıları, bakarız bir çaresine, mevlam büyük. Analı kızlı sofrayı beraber kurup mum ışığında yediler hep birlikte yemeklerini. Televizyonun yokluğunda odanın içini, babaannenin hastalığı, Nadire’nin yorgunluğuyla Zeynep’in bu kıt kanaat sofraya duyduğu sessiz sitem dolduruyordu. Daha gece olmadan yatakları serdi Nadire. Zeynep, yine annesinin çevresinde dolanmaktaydı. “Bu sefer ne oldu” dedi kızının solgun suratına bakarak. - Yarın okul gezisi var Topkapı Sarayı’na. - Paralı mı? - Gene parasız ama saraydaki harem bö-

lümü paralıymış. Hani şu Hürrem’in haremi… - Sen de oraya girmeyiver kızım, harem dediğin de bir oda. Görüyoruz zaten televizyonlarda sabah akşam. - Olur mu anne ya, herkes geziye Hürrem’in yatağının başında fotoğraf çektirmek için gidiyor. 20 lira falanmış. - Kızım, inan ol ki, git cüzdanıma bak. Bi’ tek yirmiliğim var. Başka da kuruşum yok. Naciyeler’den de kaç defa borç istedim, yüzüm yok artık. Yarın maaş günü. Onu da geciktirirlerse geçen ay ki gibi bak sen o işe!... Nadire o karanlıkta bile, kızının solgun yüzünde öfkeyle çakan gözlerini seçebildi. Hedefsiz öfke olabilir miydi? Asıl hedefi henüz tanımayan bu gözlerde kendisine yönelen anlamdan bir an korktu Nadire. Ama yapabileceği hiçbir şey yoktu. Ertesi sabah, kaçak elektriği bağlaması için ricada bulunduğu Aziz ustagilden çabucak çıktı Nadire. Otobüse yetişmek için hızlandı. Lale de kapısını çekip yetişti Nadire’ye. - Günün aydın olsun komşu. - Senin de. - Hayırdır böyle geç kalmışsın sen Nadire. - Aziz ustagile uğradım elektrik için. - Dün de Naciye’ye bağladıydı… - Naciye’nin gelini doğum yapmış diye duydum, Lale. - Yaptı, yaptı, nur topu gibi maşallah. Altıncıyı da doğurdu kadın. Ağrım var deyi dokuz ay televizyon başından kalkmadıydı. Bebeğe de Fatmagül adını koymuşlar. Ama görsen gözleri de benziyor Fatmagül’e, çakır çakır. “Allah sonunu benzetmesin, Lale” dedi alaycı bir sesle. - İlahi Nadirem, sen de amma dalgacı kadınsın. - Koş kız koş, aha da gidiyor otobüs. İki komşu sokağın köşesini döndüklerinde otobüsün duraktan hareket etmekte olduğunu gördüler. Ağzına kadar dolu olduğundan son lokmaya takati kalmayan bir mide gibi artık tek bir yolcuya bile tahammülü olma-


47-49 hayal bir dunya_sablon 3/14/13 12:29 PM Page 49

yan bu iş saati otobüsü, ağır hareketlerle yol alıyordu. Ancak panter hızıyla yetişip ezilme tehlikesini de göze alan bu kadınlar karşısında yumuşamayan kapılar, ağızlarını yarım açıp son lokmayı da yutma yürekliliğini gösterdiler. Nadire ön kapıdan, Lale arka kapıdan sıkıştılar otobüse. Kendine sağlam bir yer edindikten sonra akbilini çıkarıp bastı Nadire. Boştu akbil. Şaştı önce. Bu konularda hep temkinliydi. Son yirmiliği çıkarmak için cüzdanını açtı. Onun da içi boştu. Telaşla cüzdanının bütün gözlerini yokladı. Bu arada şoför, akbil basması için uyarı yapıyor, neredeyse burun buruna olduğu bütün gözler, hadi çıkar artık şunu dercesine bakıyordu. Cüzdanına koyduğuna emin olduğu son yirmiliğini bulmak adına umutsuzca ceplerini karıştırıyor, bir yandan da parayı nerde düşürdüğünü ya da hangi ara çaldırmış olabileceğini düşünüyordu.

varsa varlığımızı paylaşmış oluruz.” dedi mahçupça gülümseyerek. Bastı akbili Nadire, gencin bir lira yetmiş beş kuruşu daha düştü. Akbili minnetle geri uzatırken; “Yüzün gözün morarmış, ne olmuş evladım sana böyle?” dedi içlenerek. - Önemli değil teyze. Geçenlerde derneğimizi bastı da polis, gözaltından çıktım iki gün önce. Levent’te indi otobüsten Nadire. Genci aradı, gözleri bir kez daha teşekkür etmek için ama bulamadı. Göğsünde Zeynep’in ağırlığıyla vardı personel kapısına. Şişmiş gözleriyle giriş kartını basmakta olan çaycı kadınla karşılaştı. - Hayırdır Emel abla, iyisin ya… - Aşk olsun Nadire izlemedin mi yoksa… - Neyi Emel abla? - Osman’a yapılan muameleyi. - Hangi Osman’a? - Kız Öyle Bir Geçer Zaman Ki’yi diyorum kız, dün son bölümü vardı. Kaçırdın mı yoksa, nasıl dövdüler Osman’ı solcu deyi… Ağlamaktan içimiz sö-

küldü karı koca dün akşam. Ay, çok şükür Nadire, geride kaldı o günler. - Ne gerisi be Emel abla, daha demin otobüste karşılaştım bir genç çocukla gözünü patlatmıştı polis. - Deme!... - Onlar yemekhaneye yönelirken temizlik ekibinden Rıza koşup arkalarından yetişti. - Nadire abla, Emel abla duydunuz mu patron aramızdan 150 kişiyi işten atmış! - Nasıl olur? Bunlar hep dedikodu, uydurma haberler, inanmayın dediydi geçen gün Müdür Bey. Sıkılı dişlerinin arasından sunturlu bir küfür savuran Rıza; - Bırak Allahasen Emel abla, sen de inandın mı o şerefsize? Listeler açıklanacakmış koşuverin hele. Her akşam televizyondaki pespaye dramlara gözyaşı döken bu iki kadın kendilerine biçilen ’yoksul işsiz’ rolünü yıllar yılı oynamanın ustalığıyla Rıza’nın arkasından bakakaldılar.

Şakaklarında biriken ter, yazmasını ıslıyor, hiçbir şey duymadığı halde, şoförün öfkeyle oynayan çenesini izliyordu. Cebindeki son harçlığı, eve götüreceği son ekmeğin parasını çalan Zeynep’ti. Şimdi Topkapı Sarayı’nda Hürrem’le Süleyman’ın yatağının ucunda, arkadaşlarından geri kalmamanın huzuruyla oturan Zeynep… Annesinin düşeceği durumu düşünmeyip, “anne, benim adımı neden Feriha koymadın?” diye kendi kendine üzülen Zeynep… Kulağındaki uğultu dinip, akbil basmama gerginliği sürerken bir delikanlının sesiyle kendine geldi. - Teyze buyur, benimkinden basabilirsin. Bir an ne diyeceğini, utancından nasıl hareket edeceğini bilemedi Nadire. - Ama oğlum, seninki öğrenci akbili yazıktır, yoktur paran. - “Olsun teyze. Yoksa yokluğumuzu,

mart 2013 | taVIr | 49


50-51 internet solculugu_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:32 PM Page 50

makale makale

sokaklardan internete çekilen solculuk sevim meşe

İnternet çağın, en ileri, hızlı haber alma teknolojilerinden biridir. Ve artık düne göre; neredeyse her eve giriş yapmıştır. Bugün internet, kapitalizmin temel yozlaştırma, dejenere etme araçlarından biridir. Fakat ne kadar kontrol etmeye çalışsa da, sansür uygulasa da internetin halkların, ezilenlerin yararına kullanılmasını da engelleyememiştir.

paylaşım yaratıyor. Yani "sosyal" yerine "anti sosyal" kişilikler yaratmanın örnekleriyle doludur etrafımız. Bir diyalog: - Nasılsın abla, iyi misin? - Valla iyiyim, siz nasılsınız? - Biz de iyiyiz, geçen pazar burada eylem vardı, şarkılar söyledik, Yorum'a Özgürlük kampanyasının konseriydi. Her pazar kültür merkezinin kapısı önünde toplanıyoruz. - Ha biliyorum, haberim var. Ben de sayfadan “beğendim”, 'face'ten bayağı duyuruyoruz. - Nerede oturuyorsun abla? - Ha sizin aynı sokakta aşağıda.. - Neden gelmedin? - ....

Madde bilinci belirler der materyalizm. Maddi koşullar internet etrafında oluşturuluyorsa bilinç de böyle şekillenir. İnternette burjuvazinin bombardımanı, kültürü, dili, üslubu, görseli etkisinde kalan; pratikten, kavganın sıcaklığından kopuk, gerçekçi tespitler yapamayan beyin ve bilinç oluşur. Böylesi bir bilinç, bir süre sonra yeme içme işini bile internet üzerinden yapmaya, sevdiklerini sevmediklerini orada ifade etmeye, kısacası yaşa- Takip ediyor, “beğeniyor”, “paylaşıyor” famın birçok doğal anını, paylaşımını inter- kat eyleme geçmiyor. Kendi sokağında olan ve severek katılacağı bir eyleme o net üzerinden çözmeye başlar. kadar uzak görüyor ki kendini, yeterin"Sosyal Paylaşım" sitesi deniyor ama ce bir şeyler yaptığını düşünüyor. Niye? gerçek yaşamın içindeki sohbetlerden Çünkü “face”te paylaşmış, “beğenmiş”, tabizi alıyor başka dile, sanal olan başka bir kip etmiş. Bunu yeterli görüyor ve bu alana hapsediyor. Aslında sosyal payla- onun vicdanını rahatlatıyor. Eyleme niye şımı bir yerde öldürüp yerine sanal bir gelmedin dediğimizde ise cevap vereme-

50 | TAVIR | mART 2013

yecek kadar bilmiyor nedenini. Aslında bu “neden”i yaşıyor ama farkında değil yabancılaşmanın, soyutlanmanın. “Paylaşma”yla, “beğenme”yle kitle geliyor olsaydı, her eylem on binlerle dolup taşardı. Mesela Grup Yorum mahkemelerine binlerce kişi gelirdi. Gözlerimizin önünde devrimciler, devrimci değerler, onların temsilcileri, savunucuları.. Bizim de yaşamımızda tutunma noktamız olan bu değerler aşama aşama yok ediliyor. Biz farkında değiliz. İzin veriyoruz üstelik. Sanıyoruz ki; internetteki bu paylaşım yeterli olacak. Evet, internetteki bu haberleşmenin çok hızlı bir şekilde binlerce insana ulaşmayı da beraberinde getirdiğini ve daha başka avantajlarını biliyoruz. Fakat biz, internet solculuğundan, orada çürütülen zamanın sokakta geçmesi gerektiğinden bahsediyoruz. Oysa biz o bilgisayarlar başında öfkemizi söndürüyoruz. Beylik laflar yazarak, en üst perdeden tartışarak, küfürler savuşturarak.. Devrimci pratikten kopuyoruz. Yukarıdaki örnek diyalogda olduğu gibi.


50-51 internet solculugu_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:32 PM Page 51

İnterneti; çağımızda hiç yokmuş gibi davranarak, böyle bir ileri teknolojiyi kullanmıyormuşuz, böylesi bir haber alma, yayma imkanı yokmuş gibi görerek "küçük görmek" de; düzenin bütün kiri pasını bu yollu çözmeyi merkeze alarak, bütün pratik faaliyetlerden soyutlanıp internet başında zaman geçirmek ve sanal solculuk yapmaya indirgeyerek "büyük görmek" de doğru değildir. Biz meydanları gürül gürül doldurmak için savaşırken, sokakları adımlarken, mücadelenin her alanında var olma savaşı verirken bir yandan da bu haber, iletişim ağını, bu savaşın ihtiyaçları yönünde kullanırız. Ve elbette ki, internet günümüzde devrimci çevrelerin olanakları çerçevesinde düşündüğümüzde tanıtım, duyuru, iletişim, haber yayma, en geniş kitlelere duyurma faaliyetinde birinci sırada yer alır. Biz doğru yönlendirirsek, etkisini de doğru ve güçlü, isabetli kullanmış oluruz. Bugün bir site aracılığıyla yüzlerce, binlerce kişi toplanabiliyor, birbirini bir gerçekten haberdar edebiliyor. Bu yüzdendir ki; şimdi burjuvazi göz dikti ve yasaklar, engeller koymaya çalışıyor. Ülkemizde de yeni bir takım yasalar görüşü-

lüyor, düzenleniyor. Yani internetin imkanlarını kullanırken, aynı zamanda yaşamın gerçeğinden kopmamak gerekir. Bir koltuğa hapsolmamak gerekir. Sözümüz bu anlayışadır. Klavyenin tuşlarında heyecandan ne cevap vereceğini bilemeden kaybolmak, o tuşlara vura vura sabah etmek. Bir kısır döngünün içine girmek. Forum sitelerinde veya Indymedia gibi haber sitelerinde, Facebook, Twitter gibi paylaşım sitelerinde bazen dünyalar kurtarılıyor, dünyalar yıkılıyor. Kendine devrimciyim, solcuyum diyenler birbirlerine giriyor, küfürler, bazen ağza alınmayacak sözler sarfediliyor. Youtube gibi sitelerde bile mesela bir görüntüye yorum yazacak, orada bile ağza alınmayacak sözler.. Bunlar, meşru görülüyor. Dolayısıyla çürüme başlıyor, başkaları dahil oluyor ve karşılıklı olarak alıp başını gidiyor. Çürüyor, çürütüyor. Böylelikle, her tartışmadan ilgili ilgisiz bir şeyler kapmış, bilgili bilgisiz, devrimci olan, devrimci olmayanın sözünden etkilenmiş, sözde “solculuk” yapılan bir dünya oluşuyor. Böylesi beyinlere gel de gerçekleri, sadelikle anlat. Çünkü onlar alışmıştır, kaosa, karmaşaya, bilgi çöplüklerine, uzun anlatımlara, şatafatlı cümlelere. Birçoğu devrimciliği yaşasalardı devrimciliği yaparlardı. Oysa bilgisayarının başın-

da, bir internet kafede geçer solculuğu, bir iki eyleme katılır. Sonra yaşamı, internette, “piyasada” kendisine sunulan gibi yaşar. Orada devrimcilik biter, solculuk biter. Yavaş yavaş pratikten uzaklaşma, düzenden hesap sormanın, bu düzenin değişmesinin temel unsuru olan alanlara, sokaklara çıkmak gerçeğinin yozlaşarak, dejenere olarak değişip dönüşmesi ve eve hapsolup internet üzerinden hesap soracak kadar sanal dünyanın gönüllü kölesi olmak; bugünkü internet solcularının temel felsefesidir. Öyle ki; bugün internet üzerinden yönetilen örgütler vardır. Mücadelesinin temel perspektifi internetten yazı yazmaktır. Bu nedenle diyoruz. Sol buysa, solun beli kamburlaşmıştır. İnternet başında oturdukça da bu kambur, kafaları bilgisayarın içine girene kadar ilerleyecektir. Sol internetin başından sokağa, alanlara taşmalıdır. Ancak ondan sonra internetten kendi yaptığı eylemi anlatmalıdır. Böylece yapmadıklarını, yapamadıklarını anlatmaktan kurtulmalıdır.

mART 2013 | TAVIR | 51


52-54 macide_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:35 PM Page 52

biyografi biyografi

macide tanır’la oyunculuğun izlerinde mehmet esatoğlu

Oyuncu Macide Tanır büyük sanat ve yaşam serüvenini tamamladı. Cumhuriyet döneminin yetiştirdiği önde gelen oyunculardan biriydi. Tanır; oyunculuk disiplininden sahneye ve izleyiciye büyük saygısına, ömrünün yirmi dört saatini sanatına adamasından, oynadığı role büyük özenine dek bir dolu örnekler sundu bize yaşadığı 90 yıl boyunca. Sahneye ilk adımlarını atmaya çalışırken ülkede de her şey adeta yeni baştan kurgulanıyordu. Toplumun Osmanlı yaşamından kopamadığı, iktidar tarafından ise tepeden aşağı batılı bir yaşam tarzı inşa edilmeye çalışıldığı yıllardır bu yıllar. Kadınların kafes arkasından dışarıya ilk adımlarını atmaya çabaladıkları günlerde kimi kadınlar olmayacak bir işe soyunuyorlar: Oyunculuk yapmaya. Bir adım öncelerinde Afife Jale’nin yanı sıra adını

52 | TAVIR | mART 2013


52-54 macide_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:35 PM Page 53

40’lı yıllarda başlayan ve 80’lerin ortasında emekli edilerek noktalanmak istenen serüvenine bakarsak tüm zamanlarına damgasını vuran özelliğinin oyunculuk disiplini olduğunu görüyoruz. Bu disiplin alışagelmiş askeri disiplin anlayışının çok dışında bir duruştur. Oyuncu sıradan bir insan gibi yaşayamaz. Onun yiyip, içmesinden uyumasına her şey oyunculuğun disiplini ile bağlantılıdır. Kendini bu disiplinle yöneten bir oyuncu için tiyatro ve oyunculuk öncelikle bir yaşam biçimidir.

bile bilmediğimiz, oyunculuk yaptığı için başına olmadık işler gelmiş örneklere rağmen kolları sıvıyorlar ve sahneye çıkıyorlar. Oyuncu Macide Tanır da bu zorlu yola soyunanlardan biridir.

laşır ve sahne çalışmaları yapar.

Cumhuriyet, kültürel inşasını yaparken gözünü batıya dikti. Müzikten tiyatroya, plastik sanatlara, sanatın her bir alanında yerelde olanla ilgilenmek yerine batılı örneklerin taklidine girişti.

Cumhuriyet yöneticileri Karagöz, Ortaoyunu, Meddah gibi sahne birikimini Osmanlı’ya mal ettiklerinden görmezden gelirler. Ebert de bu birikimle ilgilenmez. Öğrencilerini dramatik oyunculuğun klasik kalıplarıyla yetiştirir.

Anadolu’nun binlerce yıllık müzik, tiyatro geçmişini görmezden gelerek yapılan bu girişim, halkın yabancı ve şaşkın gözlerle baktığı bir sanatsal ortamı var etti. Erenköy Kız Lisesi’nde genç bir öğrencidir o yıllarda Macide Tanır. Oyunculuk yapmayı önüne hedef olarak koymuştur. Okulun iyi öğrencilerinden biridir Macide. Çalışkandır, kararlıdır, engel tanımazdır. Oyunculuk yapmak üzere Ankara Konservatuarı’nın yolunu tutar. Büyük yeteneği ile öne çıkar. Tiyatro ve Opera bölümünde sınıf atlatılarak üç yılda mezun olur. Konservatuar yıllarında Almanya’dan Hitler rejiminin baskı ve zulmünden kaçmış tiyatro adamı Carl Ebert’le karşı-

Ebert dramatik tiyatro üslubu ile yetişmiş bir tiyatro adamıdır. Geldiği ülkede ise büyük bir göstermece tiyatro üslubu vardır.

Ebert’in sınıfı yetenekli öğrencilerle doludur. Tiyatroya önem veren Cumhuriyet yönetimi, ince eleyip sık dokuyarak ülkenin yetenekli gençlerinin sanat alanına yönelmesine ve bir sanatsal taban oluşturulmasına çaba sarfetmektedir. Bu yeteneklerden biri de Macide’dir. Konservatuar günlerinde Ebert “Kibarlık Budalası” nda aynı role iki oyuncuyu çalıştırmaktadır. Biri Nermin Sarova, diğeri Macide Birmeç’tir (Tanır). Bir gün Nermin Sarova’nın provaya gelmeyişi Ebert’i Macide ile karşı karşıya bırakır. Hiç sahne alamadığı Macide ezberi ve konsantrasyonu ile Ebert’i şaşırtır. Ebert prova sonunda sahneye yönelerek onu kucaklar. İlerleyen provalarda Macide ile aynı rolü paylaşan arkadaşına onun oynayışını örnek gösterir.

Tiyatroyu yaşam biçimi olarak seçmiş bir oyuncu için yaşam oldukça zordur. Onun her anı tiyatronun kuralları, sanatsal üretim, izleyiciye karşı sorumluluk gibi kavramlarla biçimlenir. Bu kavramlar onu ciddiye alan oyuncuya uyku uyutmaz, yemek yedirmez, soluk aldırmaz. Oyuncu prova yapacaksa ya da oyun oynayacaksa yaşamında her şeyi tiyatronun yeryüzünün dört bir yanında geçerli kurallarına göre kurgulayacaktır. Kimi oyuncu bunu kendine bir yol edinir, kimisi de bir türlü ayak uyduramaz. Macide Tanır oyuncu olmaya ilk karar verişinden itibaren yaşamını ve sahne üretimini sanat disiplini çerçevesinde örgütlemeye başlıyor. Yaşamı boyunca hep tepesinde olduğunu kabul ettiği sanatçı Macide’nin gözetiminde adımlarını atıyor. Her yaptığını onun gözünden ele alıyor, tartışıyor ve karar veriyor. Oyuncu rol ile nasıl tanışır ve süreçle nasıl buluşur? Burada önemli bir modeli onun yaşamında ve anlattıklarında görebiliriz. Bir rolü kabul edip etmemek Macide Tanır için yaşamsal bir sorundur. Aklına yatmıyorsa reddeder. Rolü oynamaya karar vermişse işte o andan sonra büyük bir yolculuğa çıkar.

Macide Tanır nasıl bir oyuncuydu? mART 2013 | TAVIR | 53


52-54 macide_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:35 PM Page 54

la oynadığı “Ağaçlar Ayakta Ölür” oyunundaki kadın gibi sanatçının da sahnede ve ayakta ölmesi gerektiğini düşünüyor. Katıldığı her davette yöneticilerle bu konuda tartışmalar yapıyor. Dönemin yöneticisi Turgut Özal’dan söz almayı başarıyor. Özal sözünde durmayınca rastladığı davetlerde yakasına yapışıyor, hesap soruyor.

Öncelikle oynayacağı karakterle buluştu- lar Devlet Tiyatrosu’nda değil mi? (…) o racak olan oyun metni, onun en ciddiye geceyi heyecandan yarı uyur yarı uyanık aldığı unsurlardan biridir. geçirip istenilen tiyatroya giderdim. Ve bir gün okuma provasında bütün antenÜlkemizde kimi oyuncular yazarları tanı- lerimi açık bırakarak eseri okurdum. Oyma, anlama çabasına girişmezler. Elleri- nardım diyebiliriz hatta. İlk günler ilkokune geçirdikleri bir metni rastgele anlama- la öğrenmeye giden talebe gibiyimdir. ya, algılamaya ve sergilemeye çalışırlar. (…) Rejisörün ağzına düşecek gibi, ilk kez Macide Tanır’ın tutumu ise araştırmacı 40 sahneye çıkacakmışım gibi, hiçbir şey bilkuşağı yazarları gibidir. Metinden önce ya- meyen biri gibi öğrenmeye çalışırım.” İşte zarı tanımaya anlamaya çalışan Tanır, prova yapan ve üreten Macide işe böybir dramaturg gibi yazardan yapıta yol- le başlıyor. culuğa çıkar. Role başlarken yöntemini şöyle açıklıyor: İbsen’den O’Casey’e, Sofokles’ten Wil- “Ben ilk okuma provasında kontrolsüz, der’a bir dolu yazarı sahnede oynayan Ta- bütün duygularımı serbest, rahat, eserin nır’ın bu yazarlara ilişkin çok önemli emrine bırakırım. Her gün değişik anlamaraştırmaları vardır. lar vererek okurum.”Yapıta böyle yaklaşmasının mantığını da şöyle izah ediyor: Araştırmacı bir tutumla metne yakla- “Bir meydana çıkan pek çok yol vardır”. şan Tanır, metinde aklına yatmayan bir yanla karşılaştığında “herhalde böyledir” Macide Tanır’ın politik duruşu da dikkat diye kendini ikna etmek yerine “var bu çekici yanlarından biriydi. Cumhuriyet’in işte bir iş” mantığıyla işin peşine düşüyor. atılım yıllarını büyük bir coşku ile anımTanır’a bir rol önerildiğinde önce bütün sayan sanatçı daha sonraki yıllarda gehuzuru kaçıyor. Büyük bir tedirginlikle ro- rileyen ve çıkmaza giren devlet yönetilün çevresinde dönüp durmaya başlıyor. mini yakından gözlemliyor. Uysal bir Şaşkın, saftirik gözlerle rolle tanışmaya, devlet memuru gibi davranmayı reddeonu anlamaya çalışıyor. Burada sarıldığı dip sanatçının hak mücadelesi için çaba en önemli silah gözlem, dramaturgi ve bi- harcayan Tanır, bu alanda kurulan örgütlimsel araştırma oluyor. lenmelere de omuz veriyor. Rolü çalışmaya başlama serüvenini “Tiyat- 1980’li yılların ortasında içinde kendisironun Cadısı” kitabında şöyle anlatıyor: nin de bulunduğu sanatçıların emekli “Şimdi bir eseri oyna diye tahtaya yazdı- edilmesine karşı çıkıyor. Büyük başarıy54 | TAVIR | mART 2013

İki binli yıllarda ülke gençliğini ve halkını dört duvar arasında çürütmeyi planlayan F tipi cezaevi mantığına ve onun tecridine karşı duruyor. Grup Yorum ve Tecrite Karşı Sanatçılarla birlikte çeşitli etkinlikler düzenliyorlar ve bunlara katılım gösteriyor. Yine bu derginin sayfalarında bu yıllarda röportajı çıkıyor. Devrimcilerin F Tipi hücrelerde yok edilmesine göz yummuyor. Emekli olduktan sonra bir dolu rol önerisini kabul etmezken yaşamda güvendiği iki kişiden biri olduğunu söylediği yönetmen Nedim Saban’ın Tiyatrokare’de sahneye çıkma önerisini kabul ediyor. “Müziksiz Evin Konukları” oyunu büyük bir emek ve özenle hazırlanıyor. Sahneye çıktığı gece ortalık alkıştan yıkılıyor. Tüm yaşamına damgasını vuran “Hortlaklar”, “Ağaçlar Ayakta Ölür”, “Hile ve Sevgi”, “Yanlışlık”, “Altın Göl” ve “Gölge Ustası”ndaki başarılarına bir yenisini daha ekleyerek veda ediyor sahnelere. Bu ülkede sahnede bir bilim insanı titizliğinde sanat üreten bir Macide Tanır yaşadı. Rolünü seçerken de oynarken de ülke tiyatrosuna önemli bir model sundu. Emeğinin hakkını almak için savaştı. Verilmek istenen uyduruk ödüllendirmelere de karşı durdu. Bir dolu sanatçının almak için birbirini ezdiği Fettullah Gülen’in sanat ödülünü elinin tersiyle itti. Alanların tutumunu da teşhir etti. Macide Tanır 90 yaşına kadar sürekli yaşamın içinde capcanlı durdu. Bilgisini kendine iktidar yapmadı, aksine herkesle cömertçe paylaştı. Ülkenin anıt kadın oyuncuları içinde adı daima anılacaktır.


55-bildirge_sablon 3/14/13 12:36 PM Page 55

bildirge

bildirge

biz sanatçılar burjuvazinin değil, yalnız halkın önünde eğiliriz! gamze keşkek

"Tiyatro bir silahtır" diyor Augusto Boal. "Çok etkili bir silah, bu nedenle uğruna savaşılması gerekir." Ve Picasso "Sanat düşmana karşı saldırıcı ve savunucu bir savaş aracıdır." der. Ve ikisi de yaşadığımız "faşizmin büyük gözaltısı" karşısında bir kez daha hatırlanılası sözler. Bugün, burada bu parmaklıklar ardında iken hala elimizde bu silahın olması bize güç veriyor. Tiyatroyu tanımlarken bir seyirci, bir oyuncu ve ışık var ise tiyatro yapılabilir deriz. Biz, faşizme karşı sanat yapan sanat emekçileri bu ihtiyaç listesine bir de "yürek" ekliyoruz!.. İnsan nereye giderse kendini de götürüyor. "Ben oyuncuyum, seyircim de var, ışık mı? o zaten beynimin aydınlığıdır o zaman haydi savaşa!" diyebilmeliyiz.

Hayat, biz sanatçıları her zaman çıkardı hayatın sahnesine. Bugün Dünya Tiyatrolar Günü. Yine hayatın ve halkın sahnesindeyiz. Bu sahneden inmeyeceğiz. Ki şimdi, İDİL, olmak zamanıdır. Hayatın sahnesindeydi İdil. Oyuncuydu. Ve silahını son mermisine kadar kullandı hayatın sahnesinde. "Yaşamış sayılmak için", "Yurdu için ölmesini" de bildi. Burjuvazi bizi "salonlara" hapsedemeyecek! Gürül gürül akacağız hayatın kalbine... Salonlarımızı kapattıramayacak, davulu ve tokmağı onlara kaptırmayacağız. Hırsız, obur ve katil düzene karşı bu sahne üzerinde işlenebilecek bütün suçları işleyeceğiz! 1921'de Erwin Piscator şöyle demiş; "Ayağa kalk!..

Resim yap, bestele, yaz! Şarkıcı! Şarkı söyle! Hatip! Yükselt sesini! Ta ki bütün gözler görünceye, bütün kulaklar anlayıncaya kadar!..” Sözleri, bugün bizim için hala bir emirdir! Bu duvarlar ardında hala tutuyoruz sımsıkı o silahımızı, sanatımızı! Üretiyoruz, direniyoruz. Bütün sanat emekçileri, dostlarımız, Dünya Tiyatrolar Günü kutlu olsun!.. Unutmayalım biz sanatçılar, burjuvazinin değil yalnızca halkın önünde eğiliriz. Dik durdukça faşizmin karşısında, alkışımız eksik olmayacaktır. Faşizme karşı mücadelede, aydınlık beyninizin ışığında döktüğünüz tere selam olsun!.. mart 2013 | taVIr | 55


56-57 armutlu_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:15 PM Page 56

kitap kitap

küçük armutlu tavır

Hayatlarındaki en büyük sorun; içtikleri şarabın yanında hangi eti yiyeceklerine karar vermek olan, tüm hücrelerine kadar asalak, tüm hücrelerine kadar sömürücü bir avuç kımıl zararlısı burjuvanın İstanbul’un göbeğinde kurduğu saltanata halkın çomağıdır Küçük Armutlu. Etiler ve Bebek’in bütün kirini pasını adeta bıçak gibi ortadan yaran ve çiçek bahçesini andıran bir mahalledir ve o mahalleyi oluşturanlar çoğu zaman buldukları bir kuru ekmeği, boğaza banarak yer ve günlerini öyle bitirir. Küçük Armutlu, 80’li yıllarda Tokat’tan, Maraş’tan, Sivas’tan, Erzincan’dan göç eden ailelere devrimcilerin yer göstermesi ve onları yerleştirmesi sonucu kurulur. Devrimciler mahalleyi, mühendis gibi planlamış, evlerin kaç metre olacağına, nerelerin ortak alan olarak kullanılacağına dahi karar vermişlerdir. Köylerinden göç ederek Küçük Armutlu’ya yerleşen aileler de adeta tek bir köy olmuş ve devrimcilerle birlikte elbirliği ile bir gecede evlerini yapmışlardır. Mahalleye yıllarca devlet hiçbir hizmet götürmemiş, mahalleli tüm ihtiyaçlarını halk komiteleri ile çözüme kavuşturmuşlardır. Küçük Armutlu’nun boğaza tepeden bakan konumu ve doğal güzelliği elbette tekellerin, burjuvazinin ve devlet destekli çeteci mafyaların rüyalarını süsler olmuş ve saldırıları mahalle kurulduğu günden başlamıştır. 56 | TAVIR | mART 2013

Küçük Armutlu, gecekondu mücadelesi denildiğinde ilk akla gelen yerdir. Köylerinden göç edip Küçük Armutlu’ya gelenler bir yandan yoksulluk ve açlıkla mücadele ederken bir yandan da devletin saldırısı ve mafyanın kurşunlarıy-

la mücadele etmiştir. Devrimcilerin yönlendirmeleriyle kurulan halk komiteleri mahallenin sorunlarını çözmenin yanı sıra adaleti de sağlamış ve devrimcilerle birlikte halk, çıkarları devrimden yana olan, örgütlü bir mahalle kurmuştur.

Küçük Armutlu’nun bu örgütlülüğü elbette saldırıları beraberinde getirmiş ve 1990 yılında devlet, Küçük Armutlu’ya iki bin polisle girmiştir. Polisler telsizden gelen “vurun vatan hainlerine” emrine itaat ederek kurşunlarla, coplarla halka saldırmış, herkesi yerlerde sürüklemiş ve o mahallede yaşayan iki çocuk babası Hüsnü İşeri’yi katletmiştir. O günden sonra da Küçük Armutlu’ya devletin saldırıları hiç bitmemiş, Küçük Armutlu halkı da direnişlerde yoğrulmuş ve daha da örgütlenmiştir. Devletin, katliam girişimleri, saldırıları devam etmiş, mahallede bulunan okullar karakola dönüştürülmüştür. Armutlu’nun çocukları okullarına gittiklerinde polis işgaliyle karşılaşmış, Filistin’de yedi yaşında elinde sapanıyla savaşan çocuklar gibi düşmanı tanıyarak büyümüştür. 1992 yılına varıldığında ise Sevcan Yavuz Filistinli akranları gibi artık hiç büyüyemeyecektir. Doğduğu günden bu yana devletin saldırılarını gören, düşmanı tanıyarak yedi yaşına gelen Sevcan, polisin panzerinin altında kalmıştır. Polis, Sevcan’ın çocuk bedenini ezmiş ve yıllardır yok edemediği Küçük Armutlu halkına karşı öfkesini Sevcan’ın cansız bedeninin üstünden iki kere geçerek çıkarmaya çalışmıştır. Küçük Armutlu’nun çocukları kan ve gözyaşıyla, öfkeyle büyümüş, her biri Sevcan’ın intikamını almak için gün sayma-


56-57 armutlu_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:15 PM Page 57

ya başlamıştır. Küçük Armutlu ikinci şehidini de böyle vermiş ve devrimciler Hüsnü İşeri’nin hesabını sorduğu gibi Sevcan’ın katillerinden de hesap sormuştur. Devlet, Küçük Armutlu Mahallesi’ni kurulduğu günden beri yıkmak için uğraşmış fakat tüm bu saldırılar, katliamlar Küçük Armutlu halkının daha iyi bir gelecek kurma özlemini durduramamıştır. Küçük Armutlu devrimcilerin bir zaferi olarak, Türkiye Devrim Tarihi’nde çoktan yerini almıştır. Küçük Armutlu Mahallesi ile halk, tüm sorunlarını kendisinin çözebileceğini ve örgütlü mahallelerin gücünün nasıl olabileceğini göstermiştir. 2000’li yıllara varıldığında ise Küçük Armutlu artık daha da güçlüdür ve bir büyük onurlu direnişin ev sahibi olur. 7 yıl süren ölüm orucu direnişinde Küçük Armutlu’da direniş evleri kurulur ve dışarıda sürdürülen ölüm orucu direnişlerine, Küçük Armutlu’da oturan evli ve iki çocuk annesi olan Şenay Hanoğlu ile bir çocuk annesi Gülsüman Dönmez de katılır. İkisi de yıllardır Küçük Armutlu’da oturan, birçok direnişte devrimcilerle omuz omuza olan, devrimcileri ve düşmanı tanıyan, temizlik işlerine giderek evlerine bakmaya çalışan iki annedir. Ve onlar tutsak devrimcilerin taleplerinin kabul edilmesi için ölüm orucu direnişine başlar. Direniş devam ederken, Küçük Armutlu ölüm orucunda ilk şehidini verir. Gülsüman Dönmez, oğlu Sinan’ı yoldaşlarına ve halkına emanet ederek şehit düşer. Ve hemen ardından bir diğer anne Şenay Hanoğlu emanet edecektir Erdem’ini ve Pınar’ını halkına, yoldaşlarına ve bir karanfil olup açacaklardır toprakta. Küçük Armutlu’nun dire-

niş evleri giderek artar ve dışarıda sürdürülen ölüm orucu direnişlerinde Küçük Armutlu’nun bağrından yeni şehitler çıkar. Küçük Armutlu Mahallesi artık, her düşenin ardından karanfil kokmaktadır. Küçük Armutlu Mahallesi’nde kurulan barikatlarda halkın evinde yakacağı odun, oturduğu koltuk, çocuğunun kıyafeti, zar zor aldığı tüp vardır. Küçük Armutlu halkı mahalleye taşındıkları gün-

vinç ölüm orucu direnişçilerini ağırlar evlerinde. Küçük Armutlu’nun her evi bir direniş kalesidir artık, her evinde devrimciler vardır. Küçük Armutlu’nun evlerinde Güler Zere’ler, Eyüp Baş’lar da kalmıştır. Yıllar önce devrimcilerin alın teriyle, kanıyla kurulan Küçük Armutlu’da bugün halk devrimci değerleri ve devrimcileri sahiplenerek, bu savaşın bir parçası olmuştur. Her sokağında Çuhadar’ın çocukları özgürlüğe uçurtmalar uçurur. Boran Yayınları’ndan çıkan “Küçük Armutlu” isimli kitap bir direniş mahallesi olan Küçük Armutlu’nun tarihini anlatır. Yazıyla kısaca özetlemeye çalışsak dahi Küçük Armutlu’nun kan ve can bedeli kuruluşu, şehitliklerle devam eden tarihi özetlenemeyecek kadar destansıdır.

den bu yana omuz omuza oldukları devrimcilerin yanında şimdi birer savaşçıdır. Halk ve devrimciler ortak düşmana karşı, her an meşale olmak üzere savaşmaktadır. Küçük Armutlu halkının artık kaldırdığı her cenazede tabut taşımaktan nasır tutmuştur omuzları. Devlet, korkusu arttıkça saldırmayı sürdürür ve bir kez daha katletmek üzere gelir Küçük Armutlu’ya. 5 Kasım 2001’de binlerce polisle girerek mahalleye dört devrimciyi katleder, devlet, örgütlü bir mahallenin gücünden tir tir korkmaktadır. Tüm bu katliamları, saldırıları bundandır. Bu mücadeleyi bitireceğini sanar fakat Armutlu’nun sokakları karanfil halayına durmayı sürdürür. Yeni şehitler pahasına devam etmektedir mücadele ve bu mücadelede onurlu aydınlar da açmıştır kapılarını halkın en soylu damarı olan devrimcilere. Bilgesu Erenus, Müştak Erenus, Mümtaz Se-

Küçük Armutlu’ya girdiğinizde tüm bu anlatılanları, gecekonduların duvarlarından okuyabilirsiniz. Her evin duvarında yazan bir slogan, asılı duran bir afiş size Küçük Armutlu Mahallesi’nin direniş tarihini ve şehitlerini anlatacaktır. Gözlerine baktığınız çocuklar sizlere Şenayların, Gülsümanların, Cananların, Zehraların, İbrahim Çuhadarların selamını iletecek ve yanı başlarında yozluğun batağındaki, bir avuç sömürücünün saltanatını yıkacak olmanın inancını aşılayacaktır. Dün olduğu gibi bugün de Küçük Armutlu Mahallesi, ne bir avuç asalak çeteciye ne de devletin yıkacağız tehdidine karşı boyun eğerek, pes edecektir. Küçük Armutlu halkı, tarihinden ve şehitlerinden aldığı güçle bir avuç zorbayı yenmenin onurunu bir kez daha yaşamak üzere savaşmayı sürdürecek ve kazanan olacaktır.

mART 2013 | TAVIR | 57


58-59 yağmuru bile_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:21 PM Page 58

sinema sinema

yağmuru bile... bülent aydın

Sevgili Tavır okuyucuları, bildiğiniz gibi dergimizin sayfalarında gündemde yer alan kimi filmlerin değerlendirmelerini ve eleştirilerini yapıyoruz. Bu filmler genellikle yazının yayınlandığı günlerde gösterimde olan filmler oluyor. Bu aydan itibaren güncel filmlerin yanı sıra geçmişten günümüze devrimci-politik sinema alanında önereceğimiz ve alacağımız bir şeylerin olduğunu düşündüğümüz filmlerden bir seçkiyi de değerlendirerek hem bu filmleri sizlere anlatacağız hem de hafızaları tazeleyerek popüler (burjuvazinin bombardımanından) sinemadan sıyrılıp daha seçici bir hafıza oluşturmaya çalışacağız. Filmleri ele alırken bugünün sorunlarına ışık tutması adına bağlar da kurmaya çalışacağız.

satacaklar!" Ülkemizde de büyük bir sorun olarak karşımıza çıkan suyun ticarileştirilmesi, doğal su kaynaklarının hükümetler eliyle emperyalist tekellerin denetimine bırakılması sorunu işleniyor filmde. Bilindiği gibi bazı uluslararası şirketler yıllardır yoksul ülkelerdeki su kaynaklarının kullanımını ticarileştirmeye çalışıyorlar. Emperyalist devletlere peşkeş çekiyorlar. Hatta yağmur suyunu bile ticarileştiren, bunun depolanmasını ya da doğrudan kullanılmasını ücrete bağlayan ve aksini kanunlarla yasaklayan kirli bir oyun bu… Yani çiftçi tarlasını sulamak için köyünden geçen dereyi kullanamayacak. Ya da kuyulardan çıkardığı içme suyuna bile bir sayaç takılacak.

2010 yılı Fransa, İspanya, Meksika ortak yapımı bir film: Yağmuru Bile. "Su hayattır, satılamaz!" son yıllarda çokça duyuldu bu slogan. Ülkemizde suFilmin ana karakterlerinden Daniel hay- yun ticarileştirilmesine karşı insanlar kırıyor: "Yağmuru bile… Yağmuru bile bu slogan altında mücadele etti. Tıpkı 58 | TAVIR | mART 2013

filmdeki Bolivya yerlilerinden olan Daniel'in dediği gibi "…çünkü su hayattır" Film, 2000 yılının Bolivya'sında geçiyor. İspanya'dan gelen bir sinema grubu, Kristof Kolomb'un Amerika kıtasına çıkışını ve İspanya Kraliyeti adına yerlileri nasıl köleleştirdiğini anlatan bir film çekmek istiyorlar. Projenin başındaki yönetmen Sebastian (Motosiklet Günlüğü filminden hatırlayacağımız Gael Garcia Bernal) figüran olarak yerli halkı filmde oynatmak istiyor ve böyle bir arayış içerisinde Daniel ve kızını keşfediyorlar. Sebastian ve filmin yapımcılarından olan Costa'nın tek amacı beş yüz sene önce yaşanan katliamları, işkenceleri ve insanların köleleştirilmesini gerçekleriyle anlatmaktır filmde. Fakat dünle bugün arasında göremedikleri bir gerçek vardır onların. O da sömürüye, insanın köleleştirilmesine ses çıkarıldığı, karşı çıkıldığı vakit kılıçların nasıl çekildiğini görememeleri. En azından projenin ilk safhasında böyle…


58-59 yağmuru bile_29-30 ellerimi tut 3/14/13 1:21 PM Page 59

Filmin çekimleriyle beraber suyun ticarileştirilmesine karşı eylemler de yoğunlaşır. Daniel ve figüranların birçoğu bu eylemlerde can pahasına yer alırlar. Sebastian ve Costa'nın da bu konudaki düşünceleri değişmeye başlar. Yöre halkını ve onların yaşamlarını öğrendikçe onların düşünceleri de yavaş yavaş değişmeye başlar. Örneğin günde 2 dolarla geçinmeye çalışan halkın yeni uygulamalarla suyu yüzde 300 zamlı kullanacak olmaları onlara bir türlü mantıklı gelmez. Filmin sonlarına doğru artık eylemler halkın topluca katıldığı sokak çatışmalarına ve bir ayaklanmaya dönüşmüştür. Her yerde barikatlar, barikatların ardında ise genç, yaşlı, kadın, erkek, yoksul halk vardır. Defalarca kez adalet talepleri gaz bombalarıyla, polis terörüyle engellenen halk artık kendi adalet mekanizmasını işletmeye başlar ve film ekibi kendini bu olayların ortasında bulur. Bundan sonra filmi tamamlamak adına Sebastian ve Costa film ekibini ülkede tutmak adına yoğun emek harcarlar.

Film ekibinin, yöre halkının su sorunundan ve onların suyuna el koymak isteyen şirkete karşı verdikleri mücadeleden henüz haberi yoktur. Fakat ne zaman gösteriler şiddetlenir, polisin saldırıları artar ve gözaltılar başlar işte o vakit Sebastian ve Costa, dolayısıyla bütün film ekibi, işin farkına varırlar. Çünkü filmlerinin önemli karakterlerinden Daniel, halkın kendi suları için verdikleri mücadeleyi örgütleyen direnişçilerden biridir. Film çekimleri sürerken Daniel bir gösteride yaralanır. Birçok haber kanalı da bunu ekranlarına taşır. Bu olay yönetmen ve yapımcının paniklemesine yol açmaya yeter. Hemen Daniel'i direnişin içinde yer almaması noktasında

ikna etmeye çalışırlar. Hatta para bile teklif ederler. Filmin sağlıklı bir şekilde tamamlanması için en azından birkaç hafta eylemlerin içinde yer almamasını isterler. Fakat Daniel’in cevabı oldukça sade ve nettir. "Ama su hayattır." Film ekibini şaşırtan konulardan biri de figüran olarak kullandıkları yerli halkın saflığı, temizliğidir. Ekip, kapitalizmin yarattığı kültür içinde böyle bir yaşamtarzı hiç görmemiştir. Geldikleri Avrupa'da buradaki kadar saf ve temiz ilişkilere rastlamamışlardır. Belki de Kolomb beş yüz sene evvel onların bu temiz yanlarını kullanarak vahşice bir köleleştirme operasyonunu rahatça gerçekleştirmiştir.

Film, geçmişle bugünün bağını iyi bir dille kuruyor. Yani aslında bugün yaşananlar, 500 sene önce yaşananlardan çok farklı değil. Sadece krallıklar yerini tekellere bırakmış durumda. Kölelik şekil değiştirmiş. Zulmün uygulayıcılarının sadece üniformaları değişmiş. Yağmuru Bile filmi de aradaki bu bağları kurarken başarılı olmuş. Filmde yer alan çekim sahneleri izleyenleri 500 sene öncesinin Güney Amerika'sına götürüyor. Bugünün "su" mücadelesi ile yapılan çapraz kurgu sayesinde her iki dönemin benzerlikleri iyi bir şekilde anlaşılıyor. Son yıllarda dünya gündeminde ve ülkemizin gündeminde yer alan önemli bir konuyu işleyen bu film izlenmeli. Filmin DVD'sini bulmak için belki biraz çaba harcamak gerekebilir ama arşivlerde yer alması için buna değecektir.

mART 2013 | TAVIR | 59


60-61 akif beki_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:38 PM Page 60

eleştiri eleştiri

amerikan şakşakçısı akif beki’ye seçkin aydoğan

kalkan “demokratlığınız”, “duyarlılığınız” bu mektubu yayınlayıp yayınlama5 Şubat 2013 tarihli Radikal Gazete- ma hakkındaki karar alma sürecinde si’ndeki köşe yazınızı tutuklu bir Grup Yo- kendini gösterecek mi, çok merak ediyorum. rum elemanı olarak okudum. Merhaba Akif Beki;

Yazdıklarınıza, üslubunuza hiç şaşırmadım. Devrim ve devrimci düşmanlığınızı, Amerikan şakşakçılığınızı biliyorum. Yanlış olmasın, siz Irak’ta, Afganistan’da milyonlarca insanın katledilmesine sebep olan Amerikan projesi BOP’un eşbaşkanının danışmanlığını yapmış olan Akif Beki’siniz değil mi? Tam da bu nedenle şaşırmadım işte yazdıklarınıza. Bu mektubu da, köşe yazınızda Grup Yorum’a yaptığınız çağrı nedeniyle yazıyorum. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki, alacağınız cevap sizi ve sizin gibi gerçeği çarpıtmayı meslek edinenleri rahatsız edecektir. Gerçi köşenizi yazarken alacağınız, cevabı da hesap etmiş olmanız gerekir. Söz konusu Amerika ve işbirlikçilerinin çıkarları olduğunda şaha

60 | TAVIR | mART 2013

ganistan’da, 14-15 yaşlarındaki kızların ırzına geçerken neredeydi? Yoksa hala Amerikan şakşakçılığı mı yapıyordu? “Terör”den dem vurup durmuşsunuz yanınızda, AKP’nin 10 yıllık iktidarı döneminde polis 127 kişiyi sokak ortasında kurşunlayarak, karakolda işkence yaparak katletmiş. Buna “terör” der mi Akif Beki?

Yazınızda oraya buraya çağrılar yapmışsınız. Telaşınızı anlıyorum. Hem anlıyorum, hem de ABD Büyükelçiliği’nizin çatısına üniformalarını bile giyemeden don-paça çıkan katil Amerikan askerlerinin telaşına, panik haline benzetiyo- AKP’nin 10 yıllık iktidarı döneminde iki rum. binin üzerinde tabut çıkmış bu ülkenin hapishanelerinden. Buna “terör” der Bu telaş neden Akif Beki? Aynı “duyar- mi Akif Beki? lılığı” Amerikan askerleri milyonlarca insanı bombalarken, kurşunlarken göster- Roboski’de 34 Kürt insanı 2011’in Türdiniz mi? kiye’sinde bombalanmış, katledilmiş. Buna “terör”, bu “terör”ü uygulayanlaAynı “demokratlığı” katil Amerika asker- ra “katil”, “cani” der mi Akif Beki? lerini “kahraman” olarak niteleyen, danışmanlığını yaptığınız başbakanını- Hakkını arayan tüm halk kesimleri alanza gösterdiniz mi? larda, sokaklarda polis copuyla, biber gazıyla zulüm görmüş, hakkını aradığıAynı “demokrat”, “insancıl”, “duyarlı” na pişman edilmiş. Bu zulme “terör” der Akif Beki, Amerikan askerleri Irak’ta, Af- mi Akif Beki?


60-61 akif beki_29-30 ellerimi tut 3/14/13 12:38 PM Page 61

Demiyorsa, demediyse kime neyin çağrısını yapıyor Akif Beki? Yazınızın içeriği tamamen kafa bulandırmaya yönelik. Ve bunda şaşılacak bir şey yok bizim için. Ancak size cevap vermemizi gerekli kılan neden, haddinizi fazlasıyla aşıp Grup Yorum’a akıl vermeye kalkmanızdır. Ben bir Grup Yorum üyesi olarak 17/12/2011 tarihinden bu yana Tekirdağ 1 No’lu F Tipi Hapishanesi’nde tutuklu olarak bulunmaktayım. Peki Akif Beki, siz Grup Yorum üyelerinin defalarca keyfi, hukuksuz bir şekilde gözaltına alınıp tutuklandığını bilmez misiniz? Grup Yorum üzerindeki baskılara karşı sesinizi çıkarmazken şimdi Grup Yorum’a çağrı yapmak burjuva ahlakında dahi ahlaksızlık olarak addedilmez mi? İkiyüzlülük, riya değil midir bunun adı? Yazınızı yazmadan, Grup Yorum’a çağrı yapmadan önce 28 yıllık tarihimizi, kampanyalarımızı araştırıp öğrendiniz mi

bilmiyorum. Böyle bir çabanız olmamışa benziyor ki; “Haydi Grup Yorum! Benim İçin Kimseyi Öldürme” kampanyası başlatmak en çok size düşmez mi demişsiniz.

İnsanlığın baş düşmanı, dünya halklarına kan kusturan Amerika emperyalizmi var türkülerimizin, mücadelemizin hedefinde!

Kime, neyin düşeceğine ne zamandan beri siz karar veriyorsunuz Akif Beki? Siz Grup Yorum’a öneriler, çağrılar yapabilecek konumda değilsiniz. Çünkü siz ABD ve tabii ki AKP şakşakçısısınız. Zalimlerden, zulmedenlerden yanasınız, onların tarafındasınız. Danışmanlığını yapacağınız adresi mi şaşırdınız yoksa?

Irak’ta halk ölmesin diye Grup elemanımız Cihan Keşkek “canlı kalkan” olarak Amerikan işgali öncesinde Irak halkının yanındaydı!

Çok merak ediyorsanız son 5 yıl boyunca konserlerimizle, birebir içinde yer alarak yürüttüğümüz kampanyaları, sloganları yazalım da bu konuda yazı yazacak olursanız şayet, aklınızda bulunsun. 2007 yılında; Ortak Düşman Amerika’dır! 2009 yılında; Amerika Defol, Bu Vatan Bizim! –İncirlik Üssü Kapatılsın! 2011 yılında; Füze Kalkanı Değil, Bağımsız Türkiye İstiyoruz!

Gerçekten insanların ölmesini istemiyorsanız, teröre gerçekten karşıysanız bundan böyle köşenizi halkları kurşunlayarak, bombalayarak katleden Amerika’ya ve onun uşaklarına karşı kullanmalısınız. Asıl ve en büyük teröristin ABD emperyalizmi olduğu gerçeğine gözlerinizi kapatmamalısınız! Gücünüz, yüreğiniz buna yetmiyorsa, her türlü bedeli ödemeyi göze alarak Amerika’ya ve onun uşaklarına karşı mücadele edenlere, o mücadelenin türkülerini yapanlara köşenizde akıl öğretmeye kalkmayın!

mART 2013 | TAVIR | 61


62-64_29-30 ellerimi tut 3/14/13 3:42 PM Page 62

haberler

haberler

11 Kapılı Kozmik Sahnede Binler Omuz Omuza Baskıların, baskınların ardı arkasının kesilmediği bu günlerde faşizme karşı onlarca sanatçı demokrasi ve adalet talebiyle bir araya geldiler. Türkiye'nin aydınları, sanatçıları Grup Yorum ve Devrimci Avukatlar için Bostancı Gösteri Merkezi'nde bir konser düzenlediler. Gecenin sunuculuğunu Pelin Batu ve Serdar Orçin gerçekleştirdi. 11 Kapılı Kozmik Sahneli konser başlığıyla düzenlenen konserde, sahneye 11 kapı yerleştirildi ve polisin baskınlarda ezdiği, kırdığı gitarlar, üzerlerinde parmak izi aradığı bağlamalar, İdil'in polis tarafından gözleri oyulmuş olan fotoğrafı asıldı. Gecede bir çok aydın sanatçının yanı sıra, devrimci avukatlar da sahne alarak yaşananların hukuksuzluğunu, avukat arkadaşlarının tutuklanmalarına rağmen mücadelenin kararlılıkla devam edeceğini vurguladı. Gecede Kardeş Türküler, Menderes Samancılar, Eşber Yağmurdereli, Redd, Nejat Yavaşoğulları, Sadık Gürbüz, İsmail Hakkı Demircioğlu, Pınar Aydınlar, Hakan Yeşilyurt, Burhan Berken, Bilgesu Erenus, İbrahim Karaca, Mehmet Özer, Marsis, Mor ve Ötesi, Zuhal Olcay, Işıl Özgentürk, Bülent Emrah Parlak, Adile Yadırgı, Mehmet Gümüş, Niyazi Koyuncu, Ali Baran, Yasemin Göksu, Erdal Bayrakoğlu, Rojin, İlyas Salman, Ferhat Tunç, Yeni Türkü, Ragıp Yavuz, Dolunay Soysert, Sinan Tuzcu, Grup Abdal, Hüseyin Turan, Tolga Sağ, Yaşar Kurt, Fuat Saka, Karmate gibi sanatçı ve gruplar yer aldı. Tarık Akan, Fırat Tanış, Ataol Behramoğlu, Gizem Soysaldı, Reis Çelik, Ezel Akay da sağlık problemleri ve program değişiklikleri nedeniyle geceye katılamadılar. Beş binden fazla kişinin katıldığı gecede “Devrimci Sanat Susturulamaz”, ”Devrimci Avukatlar Onurumuzdur” pankartlarının salona asıldığı konser boyunca “Faşizme Karşı Omuz Omuza, Baskılar Bizi Yıldıramaz, Grup Yorum Halktır Susturulamaz” sloganı dillerden düşmedi.

Seçkin Aydoğan Yine Tahliye Edilmedi

14 aydır tutuklu bulunan Grup Yorum elemanı Seçkin Aydoğan, 26 Şubat günü görülen mahkemece yine tahliye edilmedi. Seçkin Aydoğan'ın 14 aydır tutuklu bulunmasının gerekçesi, yöneltilen suçlamanın tek delili bir fotoğraf karesi. 26 Şubat'ta görülen duruşmada okunan adli tıp raporu da bu fo-

62 | TAVIR | MART 2013

toğrafın anlaşılır olmadığı, görünen kişinin Seçkin olmasının anlaşılamayacağını göstermesine rağmen 15. Ağır Ceza Hakimi Seçkin'i tahliye etmedi. 15. Ağır Ceza hakimi ayrıca, tutukluluk haline karar verdiği Seçkin'e söz vermedi, avukatların ve Seçkin'in ısrarı karşısında, Seçkin'in avukatı Evrim Deniz Karatana'ya "laubali" diyerek jandarmaları salona çağırdı. Salona gelen jandarmalar Seçkin'i ve diğer tutukluları döverek, yerlerde sürükleyerek dışarı çıkardı.

hatırlanacak. Pir Sultanı düşünün, Victor Jara'yı, Ruhi Su'yu, Sabahattin Ali'yi.. Seçkin'i, Ayfer'i tutuklayabilirsiniz. Ama asla Grup Yorum'u susturamazsınız. Hepimizi tutuklayın! Siz daha tutanaklarınıza imza atmadan Anadolu'nun dört bir yanında; adını bile duymadığınız ilçelerde, köylerde onlarca Grup Yorum kurulacaktır. Ve her zaman, zulmünüzün karşısında kahırlanan değil; direnen ve susmayan bir Grup Yorum Ailesi bulacaksınız! Faşizmin bize her gün, her saat, her dakika söylettiği gibi: Türküler Susmaz Halaylar Sürer!" açıklamasında bulundu.

Grup Yorum ise "Bugünden söyleyelim adınız yarına kalmayacak. Hiç yokmuş gibi unutulacaksınız. Ama halkın sanatını yapanlar, türkülerini yakanlar hep olacak. Hep umutla, sevgiyle, hasretle

Seçkin Aydoğan, Eser Morsümbül, Cemray Baş ve Melis Ciddioğlu’nun yargılandığı mahkeme, 16 Mayıs 2013 tarihine ertelendi.


62-64_29-30 ellerimi tut 3/14/13 3:42 PM Page 63

GRUP YORUM GÜNCE

DUYURULAR

424 Şubat, Bostancı Gösteri Merkezi'nde 50 sanatçının da katılımıyla yaklaşık 6000 kişiye seslendi.

4Gazi Mahallesi ve Okmeydanı’nda, Tiyatro Atölyeleri İdil Tiyatro Atölyesi, Gazi Mahallesi ve Okmeydanı’nda tiyatro atölyeleri düzenliyor. Mahallelerdeki gençlerin katılımıyla gerçekleşecek atölyelerle hep birlikte tiyatro oyunları üretilmesi hedefleniyor.

426 Şubat, Çağlayan Adliyesi önünde Seçkin Aydoğan'ın mahkemesi öncesi bir basın açıklaması gerçekleştirerek türkülerini seslendirdi.

3.Bağımsız Türkiye Konseri 14 Nisan’da Grup Yorum’un bu yıl 3.sünü düzenlediği Bağımsız Türkiye Konseri 14 Nisan’da Bakırköy Halk Pazarı alanında olacak. İlk yıl 150 bin kişiyle gerçekleştirilen konsere geçen yıl 350 bin kişi katılmıştı. Bu yıl ise, emperyalizme ve faşizme karşı tam bağımsız Türkiye diyen 500 bin kişinin katılımı bekleniyor. Saat 15.00’te başlayacak konserde, Grup Yorum’un sanatçı dostları da sahne alacak.

Oscar’da İşçilerden Eylem 24 Şubat günü düzenlenen Oscar Ödül Töreni'nde en iyi görsel efekt ödülünü alan Pi'nin Yaşamı filminin ardından Pi'nin dramı çıktı. Vizyona girdiği günden bu yana görsel efektleri ile adından söz ettiren filmin görsel efektlerini hazırlayan Rythm & Hues isimli şirketin, milyarlarca dolar kar etmesine rağmen film için aylarca çalışan 200 görsel efekt sanatçısına paralarını vermediği ve şirketin iflas ettiğini duyurduğu ortaya çıktı.

4FOSEM Birlikte Sinema Yapmaya Çağırıyor İdil Kültür Merkezi bünyesinde çalışmalarını sürdüren Fotoğraf ve Sinema Emekçileri birimi Fosem, sinemaya ilgili olan herkesi, sinema atölyesine davet ediyor. 16 hafta süreyle gerçekleşecek atölyelerde birlikte öğrenme temel alınarak kolektif olarak kısa film üretilmesi hedefleniyor. Bilgi için: 0 212 238 81 46 4Eylem Duyuruları Her çarşamba 12.00-12.30 arası adalet talebimiz ile Çağlayan Adliyesi önünde, her cuma Grup Yorum ve devrimci avukatlar için 19.00’da Taksim Meydanı’nda ve her pazar 14.00’te Grup Yorum hapsedilemez demek için İdil Kültür Merkezi önündeyiz.

Duruma ilişkin bir konuşma yapan Bill Westenhofer ise “Görsel efekt bir takım tuşlara basan insanların yaptığı bir şey değildir. Bizler sanatçıyız ve hiçbir şey değilse bile “Pi’nin Yaşamı” bizlerin teknisyen değil sanatçı olduğumuzu göstermiştir” açıklamasında bulundu.

Pi’nin Yaşamı’nın asıl yaratıcıları olan sanatçılar da tepkilerini göstermek için Oscar Töreni günü Hollywood’ta bir gösteri yürüyüşüne çıktılar. Yakalarına yeşil bantlar takarak, ellerindeki pankartlarla yaşanan trajediyi protesto ettiler. Ellerinde taşıdıkları pankartlarda yazanlar, kapitalizmin vahşi sömürüsünü adeta ortaya koyuyordu. Oscar törenleri sırasında, ödülü alan görsel efekt ekibi süpervizörü Bill Westenhofer, teşekkür konuşmasını bu yaşanan haksızlığa getirmeye çalıştığı sırada ise, arkadan yükselen “Jaws” filminin tema müziğiyle kesintiye uğradı.

Pay’dan (Pi’nin ingilizce okunuşu) pay istiyorum

MART 2013 | TAVIR | 63


62-64_29-30 ellerimi tut 3/14/13 3:42 PM Page 64

haberler haberler kısa... kısa... kısa... kısa.. kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa... kısa...kısa...

4İdil Tiyatro Atölyesi'nden Kozmik Oda İdil Tiyatro Atölyesi, İdil Kültür Merkezi ve devrimci kurumlara gerçekleştirilen hukuksuz baskınlardan sonra İstanbul Emniyet Müdürlüğü ve başbakan tarafından ortaya atılan "Kozmik Oda" yalanını konu alan bir oyun hazırladı. İdil Tiyatro Atölyesi oyuncuları Kozmik Oda’yı ilk olarak 6 Şubat günü Çağlayan Adliyesi önündeki Adalet Nöbeti'nde oynayarak, alkışları tutsak edilen İdil Tiyatro Atölyesi oyuncuları Veysel Şahin ve Gamze Keşkek'e gönderdi. Devletin insanları uydurma gerekçelerle gözaltına alması ve komplolar kurarak yıllarca tutsak etmesi ile baskınların hukuksuzluğunun anlatıldığı Kozmik Oda oyunu 19 Şubat günü 167 memurun gözaltına alınması üzerine, mahkemelerinin görüldüğü 21- 22 Şubat tarihinde Çağlayan Adliyesi önünde yine oynandı ve devletin uygulamaları yine teşhir edildi. 4Tiyatro Sanatçısı Macide Tanır Vefat Etti Türkiye Tiyatrosu'nun ve sinemasının önemli emekçilerinden, devlet sanatçısı Macide Tanır hayatını kaybetti. Üç haftadır hastanede tedavi altında olan Macide Tanır, 6 Şubat saat13.00 sularında yaşamını yitirdi. Macide Tanır'ın cenazesi Teşvikiye Camisi'nden kaldırıldı. Cenazeye İdil Tiyatro Atölyesi oyuncuları da katıldı. Şimdiye kadar pek çok ödül alan Tanır’ın, kendi sanat serüvenini anlatan "Tiyatronun Cadısı" isimli bir anı kitabı bulunuyor. 4F Tipi Film İstanbul Film Festivali’nde Grup Yorum'un koordine ettiği ve dokuz yönetmenin kolektif bir şekilde ortaya koyduğu F Tipi Film, İstanbul Film Festivali’nde yarışacak. Bu yıl 32.si düzenlenen festivalin duyurusu 4 Mart Pazartesi, 18.30-21.00 saatleri arasındaMartı Istanbul Hotel, İstanbul Balo Salonu’nda yapılan basın toplantısında oldu. F Tipi Film'in gösterimi 11 Nisan Perşembe saat 16.00'da Beyoğlu Sineması’nda olacak.

64 | TAVIR | MART 2013

4Şinasi ve Akün Sahneleri İçin Eylemler Ankara'nın en büyük ve tarihi sahnelerinden Şinasi ve Akün sahnelerinin de içinde bulunduğu binanın satışa çıkarılması üzerine, tiyatro sanatçıları, demokratik kitle örgütleri ve duyarlı insanlar "Şinasi ve Akün Sahneleri Bizimdir!" diyerek eylemler düzenledi. Tiyatro yönetmeni Yılmaz Onay'ın tüm sanatçıları ve tiyatro seyircilerini mücadeleye davet eden çağrısının ardından, Şinasi ve Akün Sahneleri'nin ihale ile satılacak olmasına tepkiler çığ gibi büyüdü. Sanat Kurumu Derneği Genel Sekreteri Cemalettin Erol da yaptığı açıklamada ihalenin kültür sanat alanlarına ve hizmetlerin durdurulmasına yönelik olduğunu ifade etti. 4Edip Cansever'e Devlet Sansürü Türk edebiyatının önemli şairlerinden Edip Cansever’in “Masa da Masaymış Ha” isimli şiirinin lise 4’üncü sınıflarda okutulan ders kitabında sansürlendiği ortaya çıktı. Milli Eğitim Bakanlığı’nın ders kitabı olarak okuttuğu Ekoyay Yayınevi basımında, Edip Cansever’in şiirindeki “Bir bira içmek istiyordu kaç gündür/Masaya biranın dökülüşünü koydu” dizeleri sansürlenerek yerine başka sözler konuldu. 4Red Hack Belgeseli "Red!" Vizyonda Bağımsız Sinema Merkezi'nin hazırladığı 'Red!' filmi 15 Şubat'ta izleyicilerin karşısına çıktı. Türkiye'de daha önce sinema alanında ele alınmamış olan siber savaş ve siber aktivizm konularını merkezine alan belgesel için bağımsız bir gösterim ve dağıtım ağı kuruldu. 4Bir Sansür de Cahit Külebi’ye Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan 9. sınıf edebiyat kitabında Cahit Külebi’nin “Benim doğduğum köylerde / kuzey rüzgârları eserdi / ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır / öp biraz!" dizeleri silinerek, yerine (…) üç nokta konuldu. Cahit Külebi'nin en bilinen şiirlerin-

den olan Hikaye'nin sansüre uğraması Milli Eğitim için bir ilk olmuyor. Daha önce de “Fareler ve İnsanlar” ile “Şeker Portakalı” kitapları sakıncalı bulunmuş, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Edip Cansever gibi Türk edebiyatının önde gelen şairlerinin şiirleri de makaslanmıştı. 4Gripin Konserine Polisten Engel Kocaeli'nde lise öğrencilerine yönelik düzenlenen etkinlikler kapsamında sahneye çıkan Gripin, polisin engellemesi ile karşı karşıya kaldı. Konserin bitimine son dört şarkı kala alana gelen ve kimliğin dahi göstermek istemeyen İzmit İlçe Emniyet Müdürvekili Salih Çakır, konserin bitirilmesini emretti ve görevlilerin konserin izinli gerçekleştiğini söylemesine rağmen polise talimat vererek şalteri indirtti ve sahnede Gripin şarkı söylerken sesi ve elektiriği kesti. 4Kitaplar da Tecrit Ediliyor Tekirdağ F Tipi Hapishanesi’nde keyfi uygulamalar, kitap engellemeleri ile devam ediyor. Dergimize gelen bir mektupta tutsakların yazdıklarına göre, 11.01.2013 tarihli 2013/8 nolu İdare ve Gözlem Kurulu kararıyla tutsaklara 10 kitap sınırlaması getirildi. Her türlü fotokopi, internetten indirilen yazı vs. ise “örgütsel amaçla kullanılabileceği” gerekçesiyle yasaklanıyor ve hapishaneye alınmıyor. Ayrıca Dünya Atlası ve Türkiye Atlası da Tekirdağ F Tipi Hapishanesin’de yasak. 4Halk Ozanı Hüseyin Çırakman Vefat Etti Halk ozanı Hüseyin Çırakman 28 Şubat günü Ankara'da tedavi gördüğü bir hastanede hayatını kaybetti. 1930 yılında Çorum'un Sungurlu ilçesi Körkü Köyü'nde doğan Hüseyin Çırakman'ın yaşamı yokluklar yoksulluklar içide geçti. Hüseyin Çırakman,1 Mart günü düzenlenen törenden sonra Arifağa Türbesi içinde toprağa verildi.


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook