Tunus Dersleri
Güvercin Anıldı
Emekçiler Torba'ya Girmeyecek!
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
BİZ İŞÇİLER GENEL KURULLARI MÜCADELE ALANLARINA DÖNÜŞTÜRMELİYİZ!
2
İşçi Arkadaşlar, Önümüzdeki süreçte çok sayıda sendikanın Şube, Genel Merkez Genel Kurulları yapılacaktır. Bu genel kurulların ardından da Devrimci İşçi Sendikaları Kon fe der a s yonu(Dİ SK) ve TÜRK-İŞ’in de genel kurulları yapılacaktır. Geçmişte bir çok şube ve sendika genel kurullarında da gördüğümüz gibi, bu kurullar biz işçilerin mücadele perspektifleri üzerine tartıştığı, geçmişteki hataları yapıcı bir şekilde eleştirerek bu hataları aşma görevlerinin belirlendiği, sendikal politikalardaki yanlışların eleştirilerek doğru perspektif ler temelinde yeni kararlar alarak sendikaların gerçekten biz işçilerin çıkarlarını koruyan ve geliştiren işçi sınıf örgütlerine dönüştürülmesinin mücadelesinin verildiği kurullar olmamıştır. Bu genel kurullar esasen sendika ağalarının ve onların yandaşlarının koltuk kavgası yürüttükleri ve biz işçileri de bu koltuk kavgalarına alet ettikleri kurullar olmuştur. Belki birkaç küçük istisnası olabilir bu genel gidişatın. Bu gidişata dur demenin zamanı çoktan geçti! Yakın zamanda bazı sendikaların şube genel kurulları yapılacaktır. Bu şube genel kurullarına hazırlanmak gerekiyor. İyi de nasıl olacak bu diyecek birçoğumuz… Doğru! Çünkü
şube genel kurulları da birkaç istisnanın dışında konuşmacıların geçmişin muhasebesini yaptığı, geçmiş hatalardan ders çıkararak gelecek tartışması yürüttükleri bir mücadele alanı olamamaktadır. Hâlbuki sendikal çalışmada ve sendikaların gerçek sınıf örgütlerine dönüştürülmesinin en önemli basamağı şube genel kurullarıdır. ŞUBE GENEL KURULLARI ÇOK ÖNEMLİDİR! Çünkü şube genel kurul delegeleri örgütlü olunan işyerlerinden biz işçilerin kendi aralarında seçtiği delegeler tarafından gerçekleştirilmektedir. Her ne kadar bu konuda da birçok işyerinde ayak oyunları oynanarak gerçekten biz işçilerin çıkarını çıkarlarımızı savunacak arkadaşlarımızın delege seçilmeleri milliyetçilik, hemşerilik, mezhepçilik, siyasi görüşü, cinsiyeti kullanılarak engellenmektedir. Bu şekilde gerçek sınıfsal çıkarlarımız temelinde seçim yapmamıza engel olunmaktadır. Bu durum şube, genel merkez genel kurullarında da yaşanmaktadır. İşçi arkadaşlarımız arasında kimin daha iyi çalışma yapabileceği, çıkarlarımızı patronlara ve patron örgütlerine karşı, onların hükümetlerine karşı daha iyi savunabileceği yapılacak seçimlerde temel çıkış noktası olarak alınmamaktadır. Bunu kendi koltuklarını korumak isteyen sendika ağaları ve yerlerini korumak isteyen sendika bürokra-
sisi tarafından bilinçli bir şekilde yönlendirmede bulunularak gerçekleşmektedir. Bizim bu oyunlara artık “paydos” dememiz lazımdır. Biz fabrikalarda bin bir zorluk yaşayarak çalışmaktayız. Bu zorluklara karşı ancak örgütlü gücümüzle durabiliriz. Bir şube ve giderek bir sendika çatısı altında ve daha da ileride konfederasyonun çatısı altında gücümüzü birleştirerek sınıfsal çıkarlarımızı koruyup geliştirebiliriz. Fakat sorunumuzun çözümünde bize doğru önderlik edecek olan sendika yöneticilerini ancak sınıfsal perspektifle seçersek bu örgütsel yapının bir faydası olacaktır. Eğer bize seçtirilen yöneticiler sınıf çıkarlarımızı temel almıyor, tersine buna aykırı işler yapıyorlarsa o zaman bu örgütler bize yabancılaşmaktadır. Onlar bizim çıkarlarımızı koruma şurada
dursun Metal İşkolundaki Türk Metal gibi, Tekstil sektöründeki Teksif gibi çıkarlarımızı patronlara peşkeş çekmektedirler. Sınıfsal çıkarlarımızı patronlara peşkeş çeken daha onlarca hatta yüzlerce sarı ve işbirlikçi sendika var. Buna son vermenin yolu işte şube genel kurullarında doğru seçim yapmaktan geçer. Şube genel kurullarında geçmişin muhasebesi yapılarak gelecekte yapılacak çalışmalar için karar tasarıları hazırlamak ve genel kurullardan onaylatarak genel merkez genel kurullarına taşımak gerekir. Bilindiği gibi şube genel kurul delegeleri şube yönetim, denetim ve disiplin kurullarını seçtiği gibi aynı zamanda genel merkez genel kurul delegelerini de seçmektedir. Merkez genel kurullarının nasıl geçeceği, yani nasıl sonuçlanacağı işte şube genel kurulunda seçilecek delege seçimleriyle belirlenmektedir. Bu çok önemli, sendikal politikalar açısından tabanın belirleyiciliğini gösterdiği bir alandır. Bu olanağı iyi kullanmak gerekir. GENEL MERKEZ GENEL KURULLARI Sendikaların genel merkez genel kurulları sendikal politikaların belirlenmesi açısından çok önemlidir. 12 Eylül faşizminin çıkardığı sendikalar yasası çerçevesinde oluşturulan sendika tüzüklerine göre en yüksek organ sendika ge-
nel kuruludur ve burada çıkacak kararlar tüm sendika örgütünü bağlar. Bu sebeple de şube genel kurullarından gelecek karar tasarıları ve şube genel kurulunda seçilen genel merkez genel kurul delegeleri genel merkez genel kurulunda çıkacak kararları da alacaklardır. Dolayısıyla sendika genel merkezinin çalışmaları için temel olan bu kararların iyi ya da kötü olması işyerlerinden seçilerek gelen delegelere bağlıdır. Bu delegeler sadece karar tasarılarını karara bağlamayacaklar, tüzük değişiklikleri ve de sendikanın en üst organlarını, merkez yönetim kurulunu, denetleme ve disiplin kurullarını da seçeceklerdir. Ama aynı zamanda konfederasyon genel kuruluna giderek konfederasyon yönetim, denetim ve disiplin kurullarını da seçecek olan delegeleri de seçeceklerdir. Görüldüğü gibi aslında biz işçiler milliyetçilikten, hemşericilikten, mezhepçilikten, cinsiyetçilikten vb. kendimizi arındırdığımız oranda kendi çıkarlarımız için karar alma ve geleceğimizi belirleme konusunda her türlü olanağa sahibiz. Yani sendikaların genel olarak gerçek sınıf örgütleri durumunda olmamasının sorumlusu da biziz! Ama onları bu konumlarından arındıracak ve gerçek sınıf örgütlerine dönüştürecek olan güç de bizlerde. Biz tabii ki şunu da biliyoruz: Bugünkü işbirlikçi sendikalar, sınıf bilinçli işçiler bu sendikaları gerçek mücadele araçlarına dönüştürecek konuma geldiklerinde, işbirlikçi sendika ağaları devletin de desteğinde sendikaları bölecektir. Fakat böyle bir bölünme sendika ağalarının kendi küçük ve artık işe yaramaz dükkanlarını yanlarında alıp gitmeleri dışında bir anlam taşımaz. Yeter ki biz o güce gelelim. Sınıf bilinçli işçiler o zaman kendi devrimci sendikalarında birleşmiş olacaktır! HA NGİ K AR AR L AR I ALMALIYIZ? Genel olarak var olanı yeterli bulmamak ve genel olarak eleştirmek yapıcı eleştiri işlevini yerine getirmemektedir. Bizler yapılan işler içerisinde olumlu olanları almalı ve yanlış olanları eleştirmeliyiz. Eleştirimiz aynı zamanda yanlışın yerine neyin, nelerin konması gerektiğini de içermelidir. Ancak bu şekilde kolektif tartışma süreci sonunda daha doğruya doğru adımlar atmış olacağız. Biz işçiler aşağıdaki önerilerde bulunuyoruz. Bu önerilerin şube
genel kurullarında ve genel merkez genel kurullarında tartışılmasını öneriyoruz. Bunların genel kurul kararları haline getirilmesi sınıfsal çıkarlarımız açısından gereklidir. Tabii ki bizim düşünemediğimiz daha pek çok öneriyi başka işçi arkadaşlarımız getirirlerse bu daha iyi olur. Biz, u Şube ve Genel Merkez Genel Kurul tartışmaları işyerlerinden başlayarak yürütülmeli, tüm üyelerin tartışmalara aktif katılımı sağlanmalı ve delegeler bu tartışmalar sonrasında seçilmelidir. u Tüm Sendikalarda GREV FONU kararının alınmasını istiyoruz. Böyle bir fon sayesinde Sendikalarımız Grevdeki ve direnişteki her işçiye asgari ücret tutarında ödeme yapabilmelidir. Uzun süreli başarıları için bu zorunludur. Bu fonları işçilerin kendisi yönetmeli ve denetlemelidir. u Genel merkez ve şube mali harcamaları hakkındaki bilgi düzenli olarak yılda iki kez iş yerlerindeki sendika panolarına asılmalıdır u Tüm sendikaların şubeleri şube temsilciler kurullarını en geç üç ayda bir düzenli olarak yapmalıdırlar. Bu şube temsilciler kurullarının sonuç bildirgeleri çıkarılmalı ve fabrikalarda sendika panolarına asılmalıdır. İşçilerin kendilerinin seçtikleri temsilcilerin neler tartıştıklarını bilmesi ve onlara neler yapmaları gerektiği yönünde öneri getirme açısından gereklidir. u Profesyonel yönetici ücretleri ortalama kalifiye işçilerin ücretini aşmamalıdır. u Sendikalarda yönetici kademede görev alacak kişiler en fazla iki dönem üst üste görev yapmalıdır. Sendikalarda genç üyelerin eğitilerek yönetim kurullarında genç işçilerin görev yapmalarının maddi olanakları hazırlanmalıdır. Böylesi bir gelişme sendika ağalığını engelleyecek ve gençli-
ğin dinamizmi merkez yönetimlerine taşınmış olacaktır. u Tüm sendikalarda tabanın söz ve karar sahibi olabilmesi için komisyon ve bürolar oluşturulmalıdır. Bu komisyon ve bürolar işyerlerinde işçiler tarafından seçilmeli ve çalışmalara başlamalıdır. Sendikaların bünyesinde, işsiz kalan işçilerin sorunları ile ilgilenmek için İşsizler Komisyonu kurulmalıdır. Bu Büro ve Komisyonlar sendika temsilcileri ile birlikte işyeri komitesini oluşturmalı biz işçilerin çıkarını daha iyi korumak için aktif çalışmayı örgütlemelidirler. İşyerlerinde bu komisyon ve bürolar, Örgütlenme Komisyonu, Genç İşçiler Bürosu, Kadın işçilerin çalıştığı işyerlerinde Kadın İşçiler Komisyonu, Sosyal et k inli k ler Bürosu, Tek ni k Elemanların örgütlü olduğu yerlerde Teknik Elemanlar Bürosu, Basın yayın komisyonu gibi büro ve komisyonlardır. Bu büro ve komisyonlar işyerlerinde kurulmalı, birer temsilcileri şubelerdeki büro ve komisyonları oluşturmalı ve her şubeden birer temsilci ile genel merkez büro ve komisyonları oluşturulmalıdır. Bunun için İşyeri Komitesi, Komisyon ve Büro Yönetmeliği oluşturulmalıdır. u Sendikalar, üyelerinin yaşadığı bölgelerde, kültür merkezleri tarzında sendika büroları açmalı, işçilerin kültürel, sanatsal ihtiyaçlarını gidermek için işçiler ile birlikte faaliyet göstermelidir. İşçilerin yoğun olarak bulunduğu sanayi bölgelerinde, sendika irtibat büroları açılmalı, örgütsüz işçileri örgütlemek için çalışma yanında, işçilerin işyerlerinde yaşadıkları her türlü sorunun giderilmesi için işçilere yardımcı olunmalıdır. u Bilindiği gibi ülkemizde en önemli sorunlarımızdan birisi etnik köken meselesidir. Bu sorunun çözümü için bir dizi
Konfederasyon ve sendika meydanlarda yaptıkları eylemlerde ve bir dizi etkinliklerinde doğru olarak “yaşasın halkların kardeşliği” şiarını savunmaktadır. Bu şiar doğru bir şiardır. Bu şiarın içeriğini anlatan, halkların kardeşliğinin neden önemli olduğunu, işçilerin sermayeye karşı birliğini sağlamanın gerçekten halkların kardeşliği koşullarında mümkün olacağı, bu sebeple bu şiarın içeriğine uygun davranmanın bir görev olduğunu kavratacak seminerler planlanmalı ve uygulanmalıdır. Bu seminerlerde bir dizi tarihsel gelişmeyi, yaşanmış tecrübeleri de temel alarak bu seminerler zenginleştirilmelidir. u Yaşanabilir bir dünya-çevre mücadelesi, sömürüsüz geleceği kurma yeteneğindeki biricik sınıf olan işçi sınıfının en önemli görevlerinden, mücadele alanlarından biridir. Bu mücadele küçük burjuvazinin reformist çevreci örgütlerine terk edilemeyecek kadar önemli bir mücadeledir. En son Fukuşima bu konunun insanlığın geleceği ile ilgili temel sorunlardan biri olduğunu bir kez daha gösterdi. Bu konuda sendikalar esasta uyumaktadır. Bu konuyu sendikalar gündemine almalı, bu konuda eğitimler ve özel örgütlenmeler yapılması için genel kurullarda kararlar alınmalıdır. SENDİK ALAR HER DERDİN D E VA S I DEĞİLDİR! Evet, sendikalar çok önemlidir. Sendikalar işçiler için birer okuldur. Özellikle de direniş ve grevlerde işçiler sermaye sınıfı ile karşı karşıya gelirler. Gerçek dost ve düşmanlarını tanımaya başlarlar. Fakat sendikaların burjuva düzende faaliyetleri genel itibarı ile düzen yasalarının sınırları içerisine hapsedilmiştir. Kuruluşları
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
SENDİKA GENEL KURULLARI KOLTUK KAVGALARININ ARENASI DEĞİLDİR!
3
olarak kavrayıp yürütmelidir. Sendikalar sömürü düzenine karşı sosyalizmden yana açık tavır takınmalıdırlar. Biz işçilerin çalışma yaşamını ve günlük yaşamını yaşanılmaz kılan kapitalist sistemin kendisidir. Kapitalizm bir sömürü düzenidir. Sömürünün egemenliğinin yıkılmasını biz işçilere propaganda etmeyen bir sendika esasen biz işçileri düzene mahkûm eden sendikalardır. Bu sendikalar gerçek sınıf sendikaları değildir. Sendikalar kapitalizme karşı olduklarını belirtseler bile, kapitalist sömürü sistemini yerle bir edecek, burjuvazinin egemenliğini yıkarak işçilerin köylülerin devrimci demokratik diktatörlüğünü kurarak orada durmaksızın sömürüsüz sınıfsız bir dünya yaratılması için sosyalizmin kurulmasına önderlik edemezler.
Onlar bu mücadeleyi destekleyebilirler. Fakat bu mücadeleyi işçi sınıfı kendi sınıf partisi önderliğinde verecektir. K A P İ T A L İ Z M İ Y I K M A DA N İ N SA NC A BİR YAŞA M MÜ MK Ü N DEĞİLDİR Evet, biz işçilerin sorunlarının temelinde kapitalist sistemin sömürü üzerinde yükselen ücretli kölelik sistemi yatmaktadır. Bu köleci sistemi yıkmadan insana yaraşır sömürüsüz, eşit, özgür bir yaşam biçiminin gerçekleşmesi mümkün değildir. Eşitliğin, özgürlüğün hüküm sürdüğü sınıfsız sosyalist toplum yaratma mücadelesi parlamenter mücadele ile gerçekleşemez. Bu mücadele biz işçilerin omuzlarında yükselecektir. Biz işçiler her şeyi yaratanlarız. Bizler
arılar gibi çalışarak çok zengin değerler üretiyoruz. Bizler sınıf partimizin içerisinde yer alarak devrim mücadelesine katılmalıyız. Bizler bu mücadelenin öncü unsurları olmalı ve kendi yaşamımızı belirlemeliyiz. Bu mücadele, üretimden gelen örgütlü gücümüzü doğru kullandığımızda zaferle taçlanacaktır. Bizler “İşçilerin birliği sermayeyi yenecek” diyerek birliğimizi kendi partimizin çatısı altında pekiştirmeliyiz. “Kahrolsun faşist diktatörlük!”, “ Yaşasın, sosyalizmin yolunu açacak olan işçilerin köylülerin devrimci demokratik iktidarı!” şiarları ile yürümeliyiz bugünkü iktidarın üzerine! Evet, gelin hep birlikte diyelim ki, “Yıkalım bu köhne düzeni, biz başka âlem isteriz”! Eylül 2011
Liman İşçileri Patronlara ve Sendikaya Rağmen Liman Kapısında Direniyorlar
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
4
ması yapmak istediklerini fakat sendikanın bunu da engellediğini ifade ettiler. Sendikayla bu sorunlar yaşanırken NÇ’nin patronu da İzmir’den getirttiği işçileri direnişteki işçilerin bölümünde çalıştırarak direnişi kırmaya çalışıyor. İşçileri ziyaretlerimiz sırasında sendikanın direnişi yükseltmek yerine bir an önce sonlandırmak için çabaladığına, yetkililerin ancak işçilerin zorlamasıyla görüşmeler yaptıklarına tanıklık
ettik. Direniş boyunca işçilerin yanında olması gereken sendika yetkilileri direniş çadırına neredeyse uğramıyorlar bile. Sendika başkanı, işçileri ancak 19. gün ziyaret etti ve patronlarla kısa bir görüşme yaptı. Bütün bunlar işçileri moral yönünden son derece olumsuz etkiliyor ve sendikaya olan güvenlerini kaybetmelerine neden oluyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen işçiler kararlı olduklarını ve
ne patronlara ne de sendikanın dayatmalarına boyun eğmeden direnişlerini kapı önünde, işe geri alınıncaya kadar sürdüreceklerini belirtiyorlar. Biz de Mersin Liman işçilerini, artık evlerine dönüşen çadırlarında sık sık ziyaret etmeye çalışarak bu azimli ve onurlu direnişlerini destekliyoruz. Yaşasın İşçilerin Örgütlü Mücadelesi! 20. 07. 2011
Liman İşçilerinden Dayanışma Örneği
M
ersin Limanı’nda MIP firmasına taşeron hizmeti veren Uğursan firmasına bağlı bir alt taşeron şirket olan NÇ (Nuri Çiftçi) Denizcilikte çalışan 35 işçi Liman İş Sendikası’nda örgütlendikleri için 22 Temmuz tarihinde kapı önüne kondular. İşten çıkartılan işçiler o tarihten beri Liman A kapısı önünde kurdukları çadırda işlerine geri dönmek için direnişteler. Bundan bir yıl kadar önce Uğursan firması bünyesinde ve Uğursan’a bağlı Aypar, Kardeşler, NÇ gibi beş tane alt taşeron şirkette çalışan yaklaşık 300 işçi anayasal haklarını kullanarak Liman İş Sendikası’nda örgütlendiler. İşyeri patronu işçileri bölmek ve sendikal örgütlülüklerini engellemek için ana taşeron firmaya bağlı alt taşeron firmalar çalıştırıyor. Bu nedenle sendikanın TİS yetkisi her firma için ayrı ayrı çıkıyor. Temmuz ayı ortasında sendikanın TİS görüşmeleri için yetkisi ilk olarak NÇ Denizcilik’e çıktı. NÇ Denizcilik’in patronu Nuri Çifti hiç vakit kaybetmeden bünyesinde çalışan işçilerin limana giriş kartlarını iptal ettirerek işçileri işten uzaklaştırdı. İşçiler bu durumu 21 Temmuz gecesi vardiyalarına geldiklerinde içeri alınmayınca öğrendiler. İşçilerin giriş kartları iptal edilmiş olma-
hinden beri fabrika önünde direnişte olan işçilerle ancak bu tarihten bir hafta sonra, o da işçilerin ısrarlı aramalarından sonra görüştüklerini belirttiler. İçerde çalışan firmalardaki işçilerin kendilerine destek olduklarını, patronun direnişteki işçilerin işlerini onlara yaptırmak istediğini ama işçilerin itiraz ettiklerini, gerekirse iş yavaşlatma ya da durdurma gibi eylemler yapabileceklerini belirttiklerini fakat sendikanın bu eylemlere gerek olmadığını söyleyerek işçileri engellediğini ifade ettiler. Sendika yetkililerinin işverenlerle görüştüklerini ama neler konuştuklarını sorduklarında sendika yetkililerinin kendilerine “şu aşamada size bir şey söyleyemeyiz beklemeniz gerek” dediklerini belirttiler. Yanı sıra maaş gününü beklemekten başka bir şey yapamayacaklarını söyleyerek “burada güneşin altında beklemenize gerek yok, çadırı söküp evlerinizde bekleyin” diyerek kendilerini evlerine göndermeye çalıştıklarını ve “bizden maddi olarak bir destek beklemeyin” dediklerini söylediler. Basın açıkla-
M
sına karşın çıkış işlemleri yapılmamış durumda. Görünürde sigorta primleri de ödeniyor. Durum böyle olunca işçilerin yasal yollara başvurmaları engellenmiş oluyor. Haklarını mahkemede aramak isteyen işçiler ise maaş gününü bekliyorlar. Çünkü ancak maaşları ödenmezse yasal yollara başvurabiliyorlar. Konuşmamızda neden sendikalı olmak istediklerini sorduğumuzda işçiler, limanda sülfürik asit, çimento, petrokok gibi kimyevi maddelerin yükleme işlerini yaptıklarını, yeterli güvenlik
önlemi alınmadığı için sık sık iş kazaları yaşandığını belirttiler. Kendilerine korunmaları için verilen maske ve giysilerin kimyevi maddelerden korunmaya elverişli olmadığını aktardılar. Mesai saatlerinin işin durumuna göre kimi zaman 48 saate çıktığını ve mesai ücretlerini doğru düzgün alamayıp izin de kullanamadıklarını, mesailere itiraz etme haklarının olmadığını söylediler. Aynı zamanda işverenin vergi yükünden kurtulmak için, sigorta primlerini asgari ücret düzeyinde ödemek için işçilerin
maaşlarının bir kısmını kayıtsız olarak elden ve parça parça verdiğini söylediler. Bütün bu hak gasplarının önüne geçebilmek için sendikada örgütlendiklerini ama sendikanın kendilerini gerektiği biçimde desteklemediğini ifade ettiler. Sohbet ettiğimiz işçiler 22 Temmuz günü ilk iş olarak sendika şubesi yetkililerini durumdan haberdar ettiklerini fakat görüştükleri yetkilinin tatilini yarıda bırakıp kendileriyle ilgilenmediğini söylediler. Sendika yetkililerinin 22 Temmuz tari-
ersin Limanı’nı n y ü kleme, boşaltma ve nakliye işlerini yapan taşeron Akansel Nakliyat Firması’nda çalışan 5 işçi, çalıştıkları atölyenin kapatılması gerekçe gösterilerek Ağustos ayı içinde işten çıkarıldılar. Fakat diğer işçilerin ve örgütlü oldukları TÜMTİS’in de desteğiyle işten atılmalarının ertesi günü yeniden işbaşı yaptılar. Arkadaşlarının işten atıldığını öğrenen TÜMTİS’de örgütlü olan tüm işçiler liman yemekhanesinde bir araya gelerek iş bıraktılar ve arkadaşları işe alınana dek işbaşı yapmayacaklarını söylediler. Bu eylem patronları işten atma kararlarından geri döndürdü. Bilindiği gibi Akansel işçileri 2009 yılında TÜMTİS’de örgütlendikleri için işten atılmış, 197 işçi fabrika önünde 5,5 ay direnişten sonra işbaşı yapmışlardı. O dönem işçiler arasında öne çıkan, örgütlenmeye öncülük etmiş işçiler işe alınmamak istenmiş fakat direnişin sonunda işçilerin tamamı yeniden işe alınmıştı. Öğrendiğimiz kadarıyla son olarak işten çıkarılmak istenen işçiler arasında bu öncü işçiler de vardı.
TÜMTİS’li işçiler 12 Ağustos Cuma günü öğle tatilinde, Liman A kapısı önünde bir basın açıklaması yaptılar. Açıklamaya o sırada mesaide olan ve mesai saati dışında olan yaklaşık 500 kadar işçi katıldı. Bunun dışında Genel-İş, Yol-İş, Birleşik Metal İş’den sendika temsilcileri de destek verdiler. Genel -İş Sendikası’nda örgütlü olan işçiler de basın açıklamasına katılmışlardı. Bir de CHP il teşkilatından bir temsilci de basın açıklamasına katılmıştı. İşçiler basın açıklaması sırasında; “Köle değil işçiyiz, sendi-
kayla güçlüyüz!”, “Uğursan işçisi yalnız değildir”, “MIP baksana kaç kişiyiz saysana!”, “Her kesimden destek MIP’den köstek!”, “Tümtis nerede biz oradayız!”, “Bu yola baş koyduk, geri dönüş yok!” vb. sloganları attılar. İşçiler adına basın açıklamasını okuyan TÜMTİS Şube Başkanı Savaş Gürkan şunları söyledi: “Ülkemizde işçilerin anayasada yazılı olan mevcut haklarının kullanımı dahi bin bir zorlukla hayat bulmakta, işverenler işçilerin en temel, evrensel, insani haklarına dahi saygı göstermemek-
tedir. İşverenler sahip oldukları zenginliği yaratan işçileri düşük ücretle, uzun saatler ve en temel haklarından yoksun olarak çalışmaya zorlamaktadır. Yoğun emek sömürüsü altında, ağır iş kolunda çalışan liman işçilerinden, Mersin Liman işvereni MIP ve taşeron şirketler kölelik koşullarında çalışmalarını, haklarını talep etmemelerini, anayasal hakları olan sendikalaşma haklarını kullananları işten atmakla tehdit etmektedir.” Konuşmasında direnişteki işçilere de değinen şube başkanı “Uğursan işçilerinin vermiş oldukları işine ve ekmeğine sahip çıkma mücadelesi tüm liman işçilerinin ortak mücadelesidir.” dedi. Direnişteki Uğursan firmasına bağlı NÇ işçileri de çadırlarından sloganları, ıslıkları ve düdükleriyle basın açıklamasına katılan işçilere destek verdiler. Bu bir günlük direniş işçilerin isterlerse üretimden gelen güçlerini kullanarak hayatı durdurabileceklerini bir kez daha gösterdi. Yaşasın İşçilerin Birliği! İşçilerin Birliği Sermayeyi Yenecek! 13.08.2011
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
günümüzde bu yasalara bağımlı hale getirilmiştir. Her ne kadar bazı sendikalar kuruluş bildirgelerinde kendilerinin kapitalizme karşı mücadele edeceklerini tespit etmiş olsalar da, burjuva yasaların bu sınırlarını aşarak meşru mücadele zemininde sınıfsal mücadele veren sendikalar parmakla sayılacak kadar azdır. Sendikalar sınıfın çıkarını korumak ve geliştirmek için kendilerini düzen sınırlarına hapsetmemelidir. Onlar düzenin sınırlarını aşarak işçilerin ekonomik ve demokratik haklarını geliştirmelidirler. Demokrasi ve özgürlük en çok işçi sınıfının çıkarınadır. Bunun bilincinde olarak sendikalar demokrasi mücadelesinde en ön saflarda olmalı, bu mücadeleyi işçilerin-köylülerin, emekçilerin demokrasisini kurma mücadelesi
5
KADIKÖY’DE 12 EYLÜL MİTİNGİ
+kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa+++kısa
Direniş ve Mücadelelerden Kısa Kısa...
B
u bölümde işçi sınıfı haberlerine, eylem ve direnişlere yer vereceğiz. Sizlerde fabrikanızda, işyerinizde yaşanan sorunları, eylem ve direnişleri iscikosesi@gmail.com adresine iletebilirsiniz.
Savranoğlu Deri işçileri direnişi. İzmir (Menemen) Direnişin başlangıç tarihi: 3 Ağustos 2011 Direnişteki işçi sayısı: 2 Direnişin sebebi: İzmir Menemen’de bulunan Savranoğlu Deri’de 2 işçi Deri-İş Sendikası’na üye oldukları için işten çıkarıldı. İşçiler, işlerine dönmek için 3 Ağustos’tan itibaren fabrika önünde direnişe geçti.
Legrand işçileri direnişi. Kocaeli (Gebze) Direnişin başlangıç tarihi: 18 Mayıs 2011 Direnişteki işçi sayısı: 2
Form Mukavva işçileri direnişi. İzmir Direnişin başlangıç tarihi: 23 Haziran 2011 Direnişteki işçi sayısı: 16 Direnişin sebebi: İzmir Ayrancılar'da bulunan Form Mukavva ve Ambalaj Fabrikası'nda işçiler Selüloz-İş Sendikası üyesi oldukları için işten çıkarılan işçiler 23 Haziran günü fabrika önünde direnişe geçti.
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
GEA Klima direnişi. Kocaeli (Gebze) Direnişin başlangıç tarihi: 1 Haziran 2011 Direnişteki işçi sayısı: 4
6
Direnişin sebebi: Gebze Organize Sanayi Bölgesi'nde (GOSB) kurulu bulunan Legrand’da patron tarafından keyfi gerekçelerle işten çıkarılan 2 kadın işçi işlerine geri dönmek için fabrika önünde direnişe geçti Kubatoğlu Fıratpen işçisi Caner Timtik’in direnişi. İstanbul (Tuzla) Direnşin başlangıç tarihi: 12 Mayıs 2011 Direnişteki işçi sayısı: 1 Direnişin sebebi: İstanbul Tuzla’daki Deri Organize Sanayi Bölgesi’nde yer alan Fıratpen tedarikçisi Kubatoğlu Alüminyum Cam şirketinde 7 Mayıs günü işten çıkarılan 15 işçiden Caner Timtik, 12 Mayıs günü işine geri dönmek için direnişe geçti.
Atlas Halı Fabrikası işçileri direnişi. Kayseri Direnişi başlangıç tarihi: 4 Mayıs 2011 Direnişteki işçi sayısı: 100 Direnişin sebebi: Borçlarından dolayı Türkiye İş Bankası tarafından ipotek altına alınan Kayseri’deki Atlas Fabrikası’nda işçiler, Burger King Çağrı Merkezi Çalışanları Direnişi. İstanbul 2008’den bu yana alamadıkları tazminatları için fabrika önünde direnişe geçti. (Mecidiyeköy) Direnişin başlangıç tarihi: 23 Mayıs 2011 Bianchi işçileri direnişi. Manisa Direnişteki işçi sayısı: 4 Direnişin başlangıç tarihi: 6 Nisan 2011 Direnişin sebebi: Burger King’in çağrı merkezinde Tez Koop-İş Direnişteki işçi sayısı: 40 Sendikası üyesi oldukDirenişin sebebi: Manisa Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan ları için işten çıkarılan 4 Accell Bisiklet Sanayi A.Ş.(Bianchi) fabrikasında 6 işçi Türk Metal işçi, işlerine geri dönmek Sendikası’na üye oldukları için işten çıkarıldı. İşçiler işlerine geri için direnişe geçti. İşçiler dönmek için fabrika önünde çadır kurarak direnişe geçti. Direniş süBurger King önlerinde eyresince işten çıkarılan işçi sayısı 40’a ulaştı. lemler yaparak kamuoyu 9 Eylül 2011 desteği yaratarak işlerine Kaynak. Sendika.org geri dönmeye çalışıyor. Direnişin sebebi: Kocaeli’nin Gebze İlçesi’nde kurulu bulunan Alman sermayeli GEA Klima fabrikasında Birleşik Metal-İş Sendikası’na üye oldukları için işten çıkarılan 4 işçi işlerine geri dönmek için direnişe geçti.
12
Eylül 1980 yılında yapılan faşist askeri darbe, 31. Yıldönümünde Kadıköy’de yapılan bir yürüyüşle lanetlendi. Tepe Nautilus önünde toplanan kitle Kadıköy İskele Meydanı’na yürüdü. Toplanma alanı olan Tepe Nautilus önünü demir bariyerler ile çeviren polis herkesi üst aramasından geçirdi. Tepe Nautilus önünde yapılan üst araması yetmemiş olacak ki, miting alanına girerken oluşturulan arama noktasında ikinci defa üst araması
yapıldı. BDP korteji miting alana giriş yaparken polis provokasyon yapıp, BDP kortejini çember altına aldı. BDP’li görevlilerin sağduyusu ile bir olay çıkması engellendi. Yü r ü y ü ş e ; B DP, E M E P, ÖDP, SDP, EDP, TÖP, 78’liler Federasyonu, KESK, Sosyalist P a r t i , K a l d ı r a ç , D e v-L i s , TMMOB, UİD-DER, Askeri Darbelerin Asker Muhalif leri Platformu (ADAMP), ESP, İşçi Mücadele Derneği vb. katıldı. Alanda konuşmalardan önce
devrim yolunda toprağa düşenler için saygı duruşu yapıldı. Tertip Komitesi adına konuşmalar yapıldı. İstanbul Milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder, Sebahat Tuncel, Levent Tüzel’de yürüyüşte yer aldılar. YDİ Çağrı olarak, okurlarımız ile yürüyüşe kortej kurarak katıldık. YDİ Çağrı f lamaları yanında, “Ya faşizm, ya devrim!, Ya barbarlık, ya sosyalizm” pankartı taşıdık. Yü r ü y ü ş boyunca;
“Darbecilerden hesap devrimle sorulacak!, Faşizme ölüm tel yol devrim! İçerde dışarda operasyonlara hayır!, Milli zulme son, Kürt ulusuna özgürlük!, Umut isyanda kurtuluş devrimde, sosyalizmde!, Geliyor gelecek Bolşevizm yenecek!, Halkların kardeşliği için tek yol devrim!” vs. sloganları attık. Toplanma alanında ve miting alanında YDİ Çağrı sayı 153 ve YİD Temmuz sayısının satışı yapıldı. 11 Eylül 2011
Tesco Kipa’da oyun bitmiyor! T
esco Kipa’da 2003’den bu yana, devam eden sendikal mücadelede, mahkeme sürecinin sonlarına gelirken ve gelişmelerin Tez-Koop İş Sendikası’nın lehine geliştiğini gören Tesco Kipa patronları saldırılarına çeşitli biçimlerde devam etmektedir. Tesco Kipa patronları, biz çalışanlar için yeni ücretlendirme sistemi olan ikramiye sistemini getirdi. Biz eski çalışanları da, bu sisteme dahil etmek için imza vermemiz gerekiyordu. Yeni ücret sisteminin içeriğinde, bizim bölge tazminatımız olan hakkımızı kesip ikramiye olarak ödemek istiyordu. Yani daha iyi açıklamak gerekirse, asıl yapmak istediği, bizim bir cebimizden alıp diğer cebimize koymak, koyarken de bir kısmını kendi cebine indirmek. İkramiye getirmek istiyor, çünkü amacı sendika geldiğinde bizde zaten ikramiye var diyebilmek. Sendika da biz çalışanlara bölgelere göre olumlu ve olumsuzlukları anlatıp bu ücret sistemini ona göre imzalamamız veya imzalamamamız
gerektiği noktasında bilgilendirdi. Bunun üzerine ücret sistemindeki köklü değişiklik birçok yerde imzalanmadı. Bu yeni ücret sistemiyle Kipa patronları umduğu sonucu alamadılar. Yapmak istedikleri yeni ücret sisteminden umduğu sonucu alamayan Kipa patronları, sendikayı biz çalışanların gözünde karalamak için; Tesco Kipa işvereni sendika hakkında bilgilendirme başlığı ile başlayan “sendika üyelik fişlerinin uydurma imzalarla düzenlendiğine dair imzasız ihbarlar aldığını, Cumhuriyet Savcılığına başvurduğunu, işçilerin takım ruhuyla çalışmaya devam etmeleri ve bu konudaki soruları cevaplamak için elinden geleni yapacakları ve Tesco-Kipa’yı çalışmak için mükemmel bir şirket haline getirmek yolunda ilerlemeye devam edeceklerinden” bahseden bir e-postayla tüm mağazalara duyuru yaptı. Bu asılsız karalama girişiminin, TİS görüşmelerine oturma sürecini uzatmak için yapıldığı gün gibi ortadır. Sendikada bu yapılan çir-
kin iftirayı tüm kamuoy una duyurmak için 4 Ağ ustos’ta A n k a r a Panorama Kipa mağazası önünde kitlesel bir şekilde ba şlaya n, 18 Ağustos’da Balıkesir Kipa mağazası önünde yapılan ve değişik mağazalarda da sürecek olan, basın açıklamaları yaptı. Patronlar mahkeme sürecinde, işkolu ve çoğunluğa itiraz edebiliyordu. Şimdi ise, Kipa patronlarının başlattığı yeni bir saldırı biçimi ortaya çıktı. Sendikaya üye olan işçilerin imzalarının sahte olup olmadığının sorgulanması ki, bu da zaten uzun olan mahkeme sürecinin daha da fazla uzaması anlamına gelecek. Biz Kipa’da çalışan işçiler olarak buradan; devrimci, demokrat, kendine sol diyen ve tüm emek dost-
larına çağrı yapıyoruz. Gelin bu saldırıları güçlerimizi birleştirerek geri püskürtelim. Yoksa Kipa patronlarının başlattığı bu yöntemi, diğer patronlar da kullanacaktır. Bu saldırıları geri püskürtmenin yolu, tek vücut olarak örgütlü bir şekilde karşı durmaktır. YA ŞA SI N ÖRGÜ T LÜ MÜCADELEMİZ! İŞÇİLER İN BİR LİĞİ SERMAYEYİ YENECEK! 20 Ağustos 2011 YİD okuru, Kipa işçisi
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
Mersin Liman işçileri direnişi. Mersin Direnişin başlangıç tarihi: 23 Temmuz 2011 Direnişteki işçi sayısı: 35 Direnişin sebebi: Mersin Limanı’nda bulunan Mersin Uluslararası Liman İşletmeciliği’ne bağlı taşeron Nuri Çiftçi Denizcilik şirketinde, 35 işçi Liman-İş Sendikası’na üye oldukları için işten çıkarıldı. İşçiler Mersin Limanı’nda 23 Temmuz günü, işlerine geri dönmek için direnişe geçti.
7
Bu bölümde iş yasalarına göre açıklamalarda bulunmaktayız. Bu konuda ise bilinmesi gereken şey yasaların patronları, sermayeyi koruduğudur. Buna rağmen işçi sınıfının haklarını araması ve bu hakları genişletmesi için tüm yol ve araçlarla mücadele yürütmesi gerekmektedir. Hukuk mücadelesi de bu araçlardan birisidir.
2821 sayılı Sendikalar Kanunu - ı
B
Sendika
u sayı ile birlikte Hukuk Köşesinde 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nu incelemeye başlayacağız. Ancak bu kanuna geçmeden önce sendika nedir, sendikaların görevleri nelerdir, neden sendika gereklidir gibi sorulara kısa da olsa cevap vermek gerekmektedir. Ayrıca Türkiye’deki sendikaların durumunu ele aldıktan sonra Sendikalar Kanunu’nu incelemeye başlayacağız.
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
Sendika Nedir? Sendika işçi sınıfının sermaye karşısında hak ve çıkarlarını savunduğu, bunları genişlettiği ve koruduğu mücadele örgütleridir. Sendikalar işçi sınıfının en önemli örgütlenme aracıdır. Bu örgütler işkollarına ve işyerlerine göre örgütlenirler. Bu örgütler bizzat üyeleri arasından seçilen temsilcileri tarafından yönetilirler. Ancak bir sendikanın gerçek bir sınıf örgütü olabilmesi için alttan üste doğru demokratik işleyişlerin açık olması zorunluluktur. Sendikalar işyeri temsilcilikleri temelinde, şube, bölge ve genel merkez çatısı altında örgütlenirler. Genel merkez yönetiminin üstünde belirli aralıklarla ve sendikaya üye işçilerin işyerlerinde yapılan seçimlerle seçilen delegelerin toplandığı genel kurul bulunur. Sendikalar sanayi devrimi ertesinde sermaye sahiplerinin saldırılarına karşı koyabilmek için işçiler tarafından yaratıldılar. Bugün işsizlerin, kadınların ve öğrencilerinde örgütlenebildiği sendikalar doğmuştur. Ancak tüm bunlara rağmen bir sendikanın gerçek gücü üyelerinin yani işçilerin üretimden gelen gücünden doğar. Bu nedenle diğer örgütlenmelere göre işçi sınıfının örgütlendiği sendikalar asıl toplumsal gücü oluştururlar. İşçi sendikaları yanında işverenlerin oluşturduğu sendikalarda vardır. Bu sendikalarda sermaye sahiplerinin işçi sınıfına karşı çıkarlarını savunan örgütlenmelerdir. 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nda sendika “işçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde, ortak ekonomik ve sosyal hak ve menfaatlerini korumak ve geliştirmek için meydana getirdikleri tüzelkişiliğe sahip kuruluşlar” olarak tanımlanır.
8
Konfederasyon Birçok sendikanın bir araya gelerek oluşturduğu birliktir. Bu birlikler sendikaların toplumsal alanda çok daha büyük bir güç oluşturmalarını sağlamıştır. İşkoluna göre örgütlenen sendikaların oluşturduğu konfederasyonlar değişik işkollarına ve işyerlerine bölünmüş olan işçi sınıfının ortak çıkarlarının savunulması ve geliştirilmesi noktasında önemli araçlar haline dönüşmüşlerdir. 2821 sayılı Sendikalar Kanunu’nda konfederasyon “değişik işkollarında en az beş sendikanın bir araya gelmesi suretiyle meydana getirdikleri tüzelkişiliğe sahip üst kuruluşlar” olarak tanımlanmaktadır. Toparlarsak, sendikaların işçi sınıfının ortak çıkarlarını korumak, geliştirmek ve sermayenin saldırıları karşısında mücadele edebilmek için çok önemli araçlar olduğunu söylemek gereklidir. İşçiler ancak örgütlü olduklarında bir güç oluşturabilir ve mücadele edebilirler. Bu noktada örgütlü olmak sadece işçiler için değil, diğer tüm kesimler içinde gereklidir. Ancak işçi sınıfının üretimden gelen gücü, bu gücün biriktiği sendikaları apayrı bir yere koyar. Bunun yanında modern kapitalizmin andaki gelişme aşamasında sendikaların rolü sadece üyelerinin çıkarlarını korumak olarak sınırlandırılamaz da. Diğer kesimlerin sorunları, savaşlar, çevre felaketleri, demokrasi, ekonomik ve sosyal politikalarda artık sendikaların dolaysız sorunları haline dönüşmüştür. Türkiye’de sendikalar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın yayınladığı en son verilere göre toplam 101 işçi sendikası bulunmaktadır. Bu sendikaların 33’ü Türkİş’e, 16’sı DİSK’e, 9’u Hak-İş’e bağlıdır. 43 sendikada bağımsız olarak faaliyetini sürdürmektedir.
Kamu alanında ise kurulmuş bulunan 102 sendika ve 8 konfederasyon bulunmaktadır. Toplam 1.767.737 kamu görevlisinden 1.023.362’si bu sendikalarda örgütlüdür. Yaklaşık 750 bin memur örgütsüz durumdadır. (Bkz: Tablo-Memur Sendikaları)
Eğitim Köşesi Devrevi Ekonomik Kriz
K
apitalizmin devrevi ekonomik krizleri, aşırı üretim krizleridir. Krizin en belirgin özellikleri pazara sürülen metaların alıcı bulamaması, satılabilen/satın alınabilenden çok daha fazla üretilip pazara sürülmesi, bunun sonucunda depolarda mal fazlasının istiflenmesi; başta küçük ve orta boyda üreticiler olmak üzere iflasların artması, üretimin zorunlu olarak kısılması, çok sayıda işçinin işten çıkarılması, işsizliğin boyutlarının hızla büyümesi, ticaretin sarsılması, kredi ilişkilerinin bozulması, kapitalistlerin nakit sıkıntısı içine girmesi ve bir çoğunun vadesi gelmiş borçlarını ödeyemez duruma gelmesi, borsanın büyük değer kayıplarına uğramasıdır. İktisadi kriz uç noktasında ekonominin tüm alanlarını kapsayan iflas dalgasına yol açar. Kapitalist krizin ekonomik verilerdeki açık göstergesi, bir toplumda “kalkınma hızı” olarak da adlandırılan, gayri safi milli hasıladaki (toplumda bir yıl içinde üretilen tüm değerlerin toplamı) büyümenin eksilere düşmesidir. “Kalkınma hızının” sıfırın altına düşmesi krizin ifadesidir. Kapitalizmin hep yeniden ürettiği devrevi ekonomik krizlerde, bir krizin başlamasından, diğerinin başlamasına kadar olan zaman kesitine devre denir. Her devre dört aşamadan oluşur. 1.Kriz aşaması: Bu her devrenin ana noktası olan ve yeni bir devrenin de başlangıç noktası olan aşamadır. Bu aşama, pazarlanma alanı bulamayan aşırı meta üretimi, ani fiyat düşüşleri, kitle halinde iflaslara yol açan ödeme aracı eksikliği ve borsa çöküşü, üretimin önemli çapta kısılması, işsizliğin hızla artması, ücretlerin olağanüstü düşüşü vb. ile belirlenir. 2.Durgunluk aşaması: Bu aşama, devrenin kriz aşamasını izleyen aşamadır. Bu aşamada sanayi üretimi durgundur; meta fiyat-
ları oldukça düşüktür, ticari faaliyette de durgunluk gözlemlenir, para sermaye henüz yeni yatırımlara yönelme konusunda çekingen bekleyen bir tavır sergiler. Durgunluk döneminde, bunu izleyen canlanma ve kalkınmanın ön koşulları yaratılır. Biriktirilmiş meta stokları kısmen tahrip edilir, kısmen düşük fiyata satılır. Sermaye sahipleri üretim giderlerini düşürerek durgunluktan çıkış yolu bulmaya çalışırlar. Bu kapitalistleri, emeği daha yoğun bir şekilde sömürmeye zorlar. Bunun en etkin yolu, yeni tekniğin devreye sokulması, emek üretkenliğinin yükseltilmesidir. Birçok kapitalist işletmenin batması ve geri kalanların tekniğini yenilemesi ile durgunluk döneminden çıkmanın yolu açılır. Yeni tekniğin devreye sokulması, makine üreten işletmelerin yeni siparişler alması, onların da hammadde ve her türden malzeme gereksiniminin artması anlamına gelir. Ekonomik gelişme yukarıya doğru bir hareketlenme gösterir. Canlanma başlar. 3.Canlanma aşaması: Devrenin bunalımı atlatan işletmelerin üretimi genişletmeye başladıkları aşamadır. Üretim yavaş yavaş artar. Fiyatlar ve karlar artar. 4.Kalkınma aşaması: Devrenin, üretimin bir önceki devrenin bunalımdan önceki en yüksek seviyesini aştığı aşamasıdır. Bu dönemde fiyatlar yükselir, tüccarlar fiyatların daha da yükseleceği umuduyla, mümkün olduğunca daha fazla meta satın alırlar. Talep sanki sınırsız gibi görünür. Üretim sürekli genişler. Bankalar sanayici ve tüccarlara kolayca kredi imkanı sağlarlar. Bütün bunlar üretimin, ticaretin, ödeme gücüne sahip talebin ötesinde genişlemesine yol açar. Bu aşamanın en uç noktasına ulaştıktan sonra, üretimde yeni gerileme başlar, yeni bir krize doğru giden yola girilir. Kalkınma hızı gerilemeye başlar. Belli bir noktadan itibaren yeni bir kriz dönemi başlar. Devre, tabii ki yeni bir düzeyde tekrarlanır. Her kriz ve her kriz sonrasında daha geniş kapitalist üretim, daha sonraki daha derin bir krizin zeminini yaratır. Bunun sonucu, kapitalizmin gelişmesiyle birlikte onun tahrip gücünün daha da artmasıdır. Kapitalizmin kaçınılmaz yol arkadaşı olan ekonomik krizleri tarihe gömmenin bir tek yolu vardır: Kapitalizmi oradan kaldırmak! 8 Eylül 2011
Bütün bu verilerin ardından şu önemli açıklamayı yapmakta fayda var. Bu veriler sendikal alanda bir resim oluştursa da tam olarak gerçeği yansıtmamaktadır. Örneğin sendika üyesi bir işçi işsiz kaldığından sendika üyeliği kaydını iptal etmediğinden istatistiklere göre sendikalı olarak görünmektedir. Ya da toplam işçilerin sayısı olarak verilen 5 milyon 400 bin sayısı ne kadar gerçeği yansıtmaktadır. Kayıtdışı çalışmanın oldukça yoğun olduğu ülkemizde bu rakamların sadece ulaşılabilen istatistikleri içerdiği bilinmelidir. Bir örnekte Bakanlığı’nın istatistiklerinden verelim. Bakanlığa göre Tarım ve Ormancılık, Avcılık ve Balıkçılık işkolunda 98.258 işçi çalışmaktadır. Ancak aynı istatistiklere göre bu işkolunda 135.842 sendika üyesi bulunmaktadır??? Bu örnek verilerin ne kadar sağlıklı olduğunu yeterince göstermektedir. İşçi ve memur sendikalarında ki bu büyük dağınıklığa rağmen işveren sendikaları aynı durumda değildir. İşveren sendikalarının sadece bir konfederasyonu vardır, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) ve bu konfederasyona her biri ayrı bir işkolunda örgütlü olan 23 işveren sendikası bulunmaktadır. Ancak TİSK’e bağlı olmayıp bağımsız durumda olan 24 işveren sendikası daha vardır. Bu bağımsız sendikaların gücü TİSK’e bağlı sendikalara oranla oldukça düşüktür. Gelecek sayıda Sendikalar Kanunu’nun ilk maddeleri ile devam edeceğiz. iscikosesi@gmail.com adresine sorularınızı gönderebilirsiniz. Kaynak: Veriler Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın internet sitesinden ulaşılabilen istatistiklerinden derlenmiştir. (http:// www.csgb.gov.tr >HİZMETLERİMİZ >Yayın ve Raporlar >2010 YILI FAALİYET RAPORU - Sayfa 38), (http://www.csgb.gov.tr/csgbPortal/cgm. portal?page=sendikalar&id=2), 2821 Sayılı Sendikalar Kanunu Gereğince İşkollarındaki Tüm İşçi Sendikaları ve Üye İşçi Sayılarına İlişkin 2009 Ocak Ayı İstatistikleri Hakkındaki Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Tebliği.
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
Hukuk Köşesi
Çalışma Bakanlığı’nın verilerine göre Türk-İş bağlı sendikalarda 2 milyon 230 bin, Hak-İş’e bağlı sendikalarda 461 bin, DİSK’e bağlı sendikalarda 390 bin işçi örgütlü. Bağımsız sendikalardaki örgütlü işçi sayısı ise 124 bin. (Bkz: Tablo-İşçi Sendikaları) Bağımsız sendikaların sayıca önemli bir bölümü bizzat patronlar tarafından kurulmuş sendikalardan oluşuyor. Bir bölümü ise devrimci siyasi grupların kurdukları sendikalar. Bu sendikaların bazılarının hiç üyesi bulunmadığından üye istatistiklerinde yer almıyorlar. Türkiye’de 28 işkolunda toplam 736.323 işyeri ve bu işyerlerinde çalışan 5.398.296 işçi çalışmaktadır. Çalışan işçilerin ise 3.232.679’u sendika üyesidir.
İsteme adrsi: Fatih mah. Bahçeyolu Cad. Ülbeği İş Mer. No:9 Kat 4 Esenyurt/İst Tel: 0212 620 67 57
9
İ
şçi ölümleri dur durak bilmiyor. Neredeyse her gün bir iş kazası haberi duyuyor, işçi ölümleriyle sarsılıyoruz. Fakat bunların içinde bazen öyle haberler duyuyoruz ki bunlara kaza demek durumu hafife almak oluyor. Belki çok basit önlemlerle önüne geçilebilecek olan bu “kaza”larla işçiler patronların kar hırsları nedeniyle bile bile ölüme sürükleniyorlar. İşçilerin güvenliği için alınması gereken tedbirler, patronlar için gereksiz maliyet olarak görülüyor. Neticede alınmayan ya da Maraş’ta Kandil Barajı’nda olduğu gibi sözde alınan, adına tedbir dedikleri ilkel güvenlik önlemleri nedeniyle işçiler hayatlarından oluyorlar. Bile bile cinayet olan bu olaylar da iş kazası denilip geçiştiriliyor. Geçen ay yaşanan, ulaşabildiğimiz işçi cinayetleri bilançosu bu söylediklerimizi kanıtlar niteliktedir. 03 Temmuz Antalya'nın Muratpaşa ilçesine bağlı Çağlayan Mahallesi 2060 Sokak'ta bulunan Anket Sitesi A Blok'ta temizlikçi olarak çalışan 52 yaşındaki Yeter Akyüz, balkondaki fayansın kırılması sonucu dengesini kaybedip 8'inci kattan düşerek hayatını kaybetti. 05 Temmuz Hatay’ın Hürriyet mahallesinde TEDAŞ’ta çalışan 32 yaşındaki Cemal Tatlı isimli işçi arızalı elektrik direğini tamir etmek üzere çıktığı elektrik direğinde akıma kapılarak hayatını kaybetti. 20 Temmuz Mersin’in Anamur ilçesine bağlı Çeltikli Köyü’nde Anamur Endüstri Meslek Lisesi Elektrik Bölümü 3. sınıf öğrencisi 17 yaşındaki Abdülkadir Bulut isimli stajyer öğrenci tamirat yapmak için çıktığı 7 metre yüksekliğindeki elektrik direğinden düşerek hayatını kaybetti.
21 Temmuz Hakkâri’nin Kavaklı ve Kaval köyleri arasında bulunan bir çinko madeninde çalışan Mehmet Balıkçı isimli işçi bozulan iş makinesini bir başka araçla taşımaya çalışırken devrilen iş makinesinin altında kalarak hayatını kaybetti. Mehmet Adıgüzel isimli işçi ise yaralandı. 22 Temmuz Antalya Konyaaltı’nda bulunan lunaparkta işe başlayan 24 yaşındaki
Özkan Kayhan isimli işçi, görevlisi olduğu Typhoon isimli oyuncağın çarpması sonucu hayatını kaybetti. Özkan Kayhan çalışmaya başlamasının ilk gününde yaşamını yitirdi. 22 Temmuz Kayseri’de çalıştığı fabrikada devrilen makine altında kalan ve doktorların müdahalesiyle hayata döndürülen işçi 51 yaşındaki Musa Çeşme, 5 gün süren yaşam savaşını kaybetti. 29 Temmuz Mersin - Tarsus organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir boru fabrikasında çalışan 45 yaşındaki Kamil İyi isimli işçi, çalıştığı makinenin çarkları arasına düşüp parçalanarak hayatını kaybetti. 22 Ağustos Bursa’nın Doğanbey Mahallesi, Doğanbey Caddesi’nde TOKİ’ye ait bir inşaatta çalışan 55 yaşındaki Şevket Yılmaz isimli işçinin üzerine 19. kattan tuğla düştü. Şevket Yılmaz olay yerinde hayatını kaybetti. 27 Ağustos Zonguldak’ın Dilaver mahallesinde kaçak olarak işletilen bir kömür madeninde çalışan 17 yaşındaki Abdullah Basatlı isimli genç işçi yaşanan göçük nedeniyle hayatını kaybetti. Abdullah Basatlı, Serdar Saka isimli işçi ile birlikte tahkimat yaptıkları sırada ocağın tavan kısmından düşen kaya parçası altında kaldı. Diğer işçilerin de yardımıyla maden direkleriyle yerinden oynatılan kayanın altından Abdullah Basatlı’nın cansız bedeni çıakrıldı. 01 Eylül Karabük Demir ve Çelik İşletmeleri’nde (Kardemir) çalışan iki işçi farklı zamanlarda geçirdikleri iş kazaları sonucu yaşamlarından oldular. Kardemir Çelikhane tesislerinde, 11 Ağustos’ta meydana gelen gaz sıkışması sonucu 26 işçi zehirlenmiş, durumu ağır olan 40 yaşındaki Yakup Uğur isimli işçi hastanede tedavi altına alınmıştı. Yakup Uğur, tedavi gördüğü Ankara’daki hastanede yaşamını yitirdi. Kardemir Ray ve Profil Haddehanesinde 21 Ağustos’ta meyana gelen kazada başına aldığı darbe sonucu yaralanan 25 yaşındaki Serdar Kaya’da tedavi gördüğü Karabük Devlet Hastanesi’nde yaşamını yitirdi.
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
Ya hep beraber, ya da hiçbirimiz!
10
K
endimin ve ailemin geçimi sağlayan, it gibi çalışan, horlanan, sövülen bir işçiyim. Bu düzen böyle, işçiler ayak takımıdır. Ne olursa olsun her şey mubahtır. İnsanca yaşamakmış, palavra. Gayrı milli hâsılada payımız yükselmiş, masal. Gayrı hâsılayı sadece televizyonlardan gazetelerden duydum. Emeğimi sattığımdan beri sefalet ücreti, asgari ücretle çalışıyorum. Dünyaya bir sefer geliyoruz, rezilliğin bini bir para. Yoksulluğun içinde tüketiyoruz ömrümüzü. Bu düzen tümör gibi, yayıldıkça bitiriyor seni sonunda. Tek tedavi direniş, örgütlülük, mücadele... Başka bir seçenek var mı? Dünyadan yaşanılmış birçok deneyim var, sonuç ortada. Semtte pazar kurulduğu gün onlarca insan akşam dökü-
len çöplerin arasında karınlarını doyuracak meyve ve sebzeleri toplarlar. Ne var ki semt pazarı olmayan Afrika’da yaşayanlar açlıktan ölmekte. Marks derki; “adını de-
ğiştir, anlatılan senin hikâyendir”. İki örnek arasında hiçbir fark yok. Hayatımızda eksik olanlardan biri de empati kurmaktır. Biz Afrika’da doğsaydık ölen yine
biz olacaktık. Bu toplumun ezilenleri biziz. Maalesef sonumuz da öyle olacak. Sessiz kalıyoruz. Egemenlerin oyunlarına alet oluyoruz. Birileri demokrasiyi tekeline almış. Birileri paranın saltanatını kurmuş. Önümüze bir lütuf gibi konulmuş. Bu demokrasi nasıl bir şeydir. Kimlerdendir? Nerelidir? Gelen giden demokrasi dedi hep aç kaldık, sömürüldük. Doğada bırakalım insanları bütün canlıların yaşam hakkı vardır. Bu demokrasi dedikleri aldatmacadır. Denemesi bedava. Çık devletin yetkili bir kurumunun önüne, bağır ‘yaşasın özgürlük!’ diye o zaman tanışırsın demokrasiyle. Ha bu arada demokrasi yetmiyor artık ileri demokrasi var. Demokrasiyi gördük bir de ileri demokrasi çıktı. Yok, kardeşim
demokrasi hep buysa, ilerisi kalsın gelen gideni aratıyor. Paranın saltanatını kuranların mekanı da cennet. Başımızdan eksik olmasınlar onların sayesinde aç kalıyoruz. Onların sayesinde it gibi çalışıyoruz. Bizim bir maaşımız onların kahvaltı masraflarını karşılamıyordur. Eğer kahvaltıda eksik bir şey olursa, ikinci maaşımı da verebilirim yeter ki beslensinler. Nasılsa bizim ailemiz ekmeğe muhtaç değil, yemese de olur. En fazla ölür gider. Ne de olsa ayak takımıyız. Ayak takımı baş olamazmış. Dünyada ayak takımının baş olduğu şanlı, onurlu bir devlet vardı: Sovyetler Birliği. Hep korkulu kâbusu oldu paranın saltanatını kuranların. Hep kötülediler. Öcü gibi gösterdiler. Çünkü paranın saltanatı yoktu, insanlığın saltanatı vardı. Emeğin özgürlüğün saltanatı vardı. Bu cümleden sonra şunu sormak isterim; hayatta bunlardan değerli ne olabilir ki? Bunlardan birine bile sahip değiliz. Köleden farkımız modern olmamız. Bizi alıp satamıyorlar, ama emeğimizi üç kuruşa satın alıyorlar; onu da vermek zorunda ucuz iş gücünü sürekli hale getirip zenginliklerini artırmak için. Üreten biziz, yiyen onlar. Hiç duydunuz mu, zengin çocuğunun bayramda şeker toplarken tecavüze uğrayıp öldürüldüğünü. Duymazsınız çünkü bu bizim çocuklarımıza aittir. Bizim sınıfımıza aittir. Çünkü biz fakir olan ezilenlere aittir. Dedim ya her şey mubahtır. Paranın saltanatını kuranlar için din, iman, vicdan yoktur. Hacı derler, adamın birinin tekstil fabrikası vardır. Ramazanda yemek vermez. Kendisi yemek vermediği gibi evden yemek getirenler için yemekhane kapısını kilitli tutar, boş bulduğu bir yerde yemek yer çalışan işçisi, çünkü
kendisi Müslüman, tutmayan kafir düşüncesiyle. Kendisi 30 ila 40 derecede çalışmaz klimalı odada oturur. İmanlı biri olarak dolaşır ortada. Çalışan genç kadınları taciz eder. İşte bu adamın lakabı hacıdır. Bana sorarsan hacı değil de, içimden geçeni yazmıyorum bizim için bu gibilerin ortak bir ismi vardır; ama isteyen istediği gibi söver inanın bu da sevaptır. Örneğin iş adamlarının toplandığı örgütler var bunlardan kendisini Müslüman diye ayıranlar var. Bu Müslüman olanların sendikalı kaç işçisi var merak eden var mı? Derdim Müslümanlıkla değil, derdim bu din bezirgânlarıyla. Bizim yapacağımız ne var? Çözüm nedir? Bu soru zor bir problem ya da denklem değil, çok basit. Mücadele edeceğiz. Etmesen ne olacak? O da çok basit. Haberlerde duyduğun, gazetelerin üçüncü sayfasında okuduğun, okudukça üzüldüğün kızdığın korktuğun akla gelmeyecek ne varsa senin başına da gelebilir. Ezilen olarak zaten bir sıfır başladın hayata. Bu sözü hiçbir zaman unutma: ADINI DEĞİŞTİR, ANLATILAN SENİN HİKÂYENDİR. Gün gelir devran döner ya da keser döner sap döner, ama durduk yere dönmez. Mücadele edeceksin, örgütleneceksin, örgütlendikçe çoğalacaksın. Formül bu kadar basit, yok diyorsan devam et. Aç kal, susuz kal, horlan, aşağılan sömürül. Ben bir şey bilmiyorum deyip öğrenmek istiyorsan başım gözüm üstüne. Okuduğun derginin içinde telefon numarası var. Ara biz sana ulaşırız, nerde olursan ol, biz hep yanında oluruz. Ya hep beraber, ya hiç birimiz, kurtuluş yok tek başına! 22.08.2011 Eskişehir’den YİD okuru bir işçi
Perfetti Van Melle’de işten çıkarma
T
ek Gıda İş Sendikası İstanbul Esenyurt’ta kurulu Perfetti Van Melle işletmesinde örgütlenme çalışmalarına başladı. Perfetti’de sendikal örgütlenme çalışmasına öğrenen Perfetti patronu, sendikaya üye olan iki işçiyi işten çıkardı. Tek Gıda İş Sendikası 28 Temmuz Perşembe günü Esenyurt Cumhuriyet Meydanı’nda yaptığı basın açıklaması ile Perfetti Van Melle’de sendikal örgütlenme üzerindeki baskıları ve iki işçinin
işten atılmasını protesto etti. Yapılan basın açıklamasında; işçilerin hak ve özgürlüğüne yapılan saldırı protesto edilerek, işten çıkarılan işçilerin işe geri alınmaları talep edildi. Sendikaya üye olmanın Anayasa ve yasalar ile belirlenmiş bir hak olduğu, Perfetti patronunun bu hakka saygı göstermesi gerektiği dile getirildi. Basın açıklaması sırasında, ‘İşçiyiz haklıyız kazanacağız!’ sloganı atıldı. Ağustos 2011
. . . İşçi Haberleri . . . Kipa’da Bayramlaşma
U
zun zamandır Kipa Süper Marketlerde örgütlenen Tez Koop İş sendikası şeker bayramı öncesi Kipa’larda çalışan işiler ile bayramlaştı. Tez Koop İş Sendikası Adana Şube, Mersin Kipa’da 26 Ağustos tarihinde şube yönetimi ve üyeleri ile birlikte Kipa işçileri ile bayramlaştı. Mağaza içerisinde işçilerin tek tek bayramını kutlayan sendikacılara, işçiler oldukça
sıcak davrandı. Mağaza yönetiminin “resim çekmeyin” uyarısı dışında herhangi bir engeli ile karşılaşılmadı. Saat 15.30 da başlayan bayramlaşma 16.oo da sona erdi. Mağaza önünde bir araya gelen sendikacılar ve sendika üyeleri “Kipa’ya Sendika girecek başka yolu yok!” sloganı atarak dağıldı. 27.08.2011 Yeni İşçi Dünyası/Mersin
Adalet Patrondan Yana İşledi! Akdeniz Çivi işçileri patronun amansız sömürüsüne dur demek için Birleşik Metal İş Sendikası’na üye olmuşlardı. 14 Ekim 2010’da sendikaya üye olan işçiler üzer i nd e , C H P ’n i n Ye n i ş e h i r Belediye Meclis üyesi olan Serhat Dövenci’nin baskısı da gecikmemişti. Hemen işçileri sendikadan istifaya zorlayan Dövenci, bunda başarılı olamayınca işçileri işten atmıştı. İşçiler fabrika önünde bir süre direnişlerini sürdürmüş, daha sonra CHP il binasını işgal ederek seslerini duyurmaya çalışmışlardı. Şehir merkezinde imza kampanyası başlatan işçilere önemli bir destek de sunulmuştu. İmzaları CHP Genel Merkezi’ne sunmak için toplayan işçiler DİSK ve Birleşik Metal İş Sendikası aracılığı ile CHP Genel Merkezi’nde randevu talebinde bulunmuşlardı. Bu talebe olumlu yanıt veren CHP yönetimi, sendikacılar ve işçilerden iki temsilci ile Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu, İzzet Çetin, CHP Mersin Milletvekilleri buluşmuşlardı. Bu buluşmada işçileri dinleyen Kılıçdaroğlu, işçilere geri döneceğini söylemesine rağmen bir daha olumlu veya olumsuz bir yanıt vermedi. Sendika İşten atılan işçilerin
Kasım 2010’da işe iade davasını açmış, 4. duruşmanın yapıldığı iade davalarında hakim, 5. duruşmada, bilirkişi raporu doğrultusunda karar vereceğini açıklamıştı. Bilirkişi, Serhat Dövenci’ye ait olan Akdeniz Çivi, Santeks ve Orba işyerlerinde incelemelerde bulunarak raporunu mahkemeye sundu. Patron “işim yok” demesine rağmen, önce 20 Ekim 2010’da ihracatı durdurma kararı alıyor. 26 Ekim 2010’da 26 kişiyi işe alıyor ve 28 Ekim’de tekrar çıkış veriyor. Tüm bu ve benzeri gelişmeler işlerin lehine olmasına rağmen, adalet patrondan yana işliyor. Mahkeme işçilerin işe iade davasında patronu haklı buluyor. Bu durum bir kez daha sermayenin egemenliği koşullarında, adaletin nasıl işlediğini bize göstermektedir. Sermayenin egemenliği sürdüğü sürece de işçilerin durumunda bir değişiklik olmayacaktır. İşçi ve emekçiler sermayenin iktidarını devrimle yıkıp, kendi iktidarları olan demokratik halk iktidarını kurduklarında sermayenin her türlü baskısından kurtulacaklardır. 06.09.2011 Yeni İşçi Dünyası/Mersin
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
. . . İş cinayetleri . . .
11
İ
stanbul’da 1 Eylül Dünya Barış günü yürüyüşü ve mitingi Kadıköy’de yapıldı. Çukurca’da katledilen canlı kalkan Yıldırım Ayhan’a adanan mitinge binlerce kişi katıldı. Polisin yoğun saldırısı altında yapılan yürüyüş ve miting, İstanbul Demokratik Kent Konseyi tarafından düzenlendi. Saat 12.00’de Tepe Natulius önünde toplanan binlerce kişi, saat 13.30 civarında Kadıköy Meydan’ına doğru yürüyüşe geçti.
En önde yürüyüşün ağırlığını oluşturan BDP korteji yer aldı. BDP ardından DSİP, EMEP, TUAD, ESP, KÖZ, SODAP, SP, Darıca Kültür Derneği, Mücadele Birliği Platformu, YDİ Çağrı, BDSP ve ÖDP yürüdü. Büyük coşku ile yürüyüş devam ederken, polis Haydarpaşa kavşağında yürüyüşün önünü kesti. “Bazı pankartların indirilmesini, aksi takdirde yürüyüşe izin verilmeyeceği” polis şefleri tarafından söylendi. Görüşmelere
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
BURSA’DA BARIŞ YÜRÜYÜŞÜNE SAVAŞ YANLILARI SALDIRDI
12
1
Eylül Dünya Barış Günü kapsamında saat 18.00’da Setbaşı’nda toplanan yaklaşık 150 kişilik grup sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçti. Grubun öncülüğünü BDP yaparken, bazı sol ve devrimci örgütler de yürüyüşe destek verdi. Yürüyüş esnasında örgütlenmiş olduğu gözlenen yaklaşık 30-40 kadar faşist bir grup yürüyüş yapan grubu provoke etti ve saldırdı. Çevredeki halkın da bu gruba destek vermesi sonrası sayıları 200’ü buldu. Polisin de desteklediği faşistlerin taşlı sopalı saldırıya hazırlıklı geldikleri görüldü. Polisin gaz bombası ve biber gazı yağdırdığı olaylarda, 2’si ağır olmak üzere 10’un üzerinde
kişi yaralandı. Yürüyüşü dağıtan polis bir grup faşistle birlikle SDP il binasını basarak camları kırıp etrafı da dağıttı. Yürüyüşe BDP, EMEP, SDP, Ö D P, B A M İ S , G E N Ç L İ K MUHALEFETİ, DEV-LİS. bayraklarıyla katıldı. Yürüyüşte şu sloganlar atıldı: ’Silahlar sussun, halklar kardeştir!.’, ’Yaşasın halkların kardeşliği!’, ’Direne direne kazanacağız!’ Olayların bir gün sonrasında polislerin yaptığı olay yeri incelemesinde SDP il binasına saldırı yapılmadığı raporu tutulduğu öğrenildi!! 03.09.2011 Bursa’dan YDİ ÇAĞRI okuru
katılan BDP İstanbul Milletvekilli Sebahat Tuncel polisten “yolu açmalarını, yoksa daha kötü şeyler olacağını, nasıl olsa Kadıköy’de arama noktasında herkesi arayacaklarını” söyledi. Panzer ve polis eşliğinde kitlenin Kadıköy’e yürüyüşüne izin verildi. Yürüyüşün en önünde bulunan grup arama noktasına geldiğinde, üstlerini aratmak istemedi. Bunun üzerine polis gaz bombaları ve coplarla yürüyüşçülere saldırdı. Kadıköy Meydanı savaş alanına döndü. Kadınlar, çocuklar yerlerde süründü. Bu esnada bir dizi kişi yaralandı. Polis arama noktalarından çekildi. Tertip Komitesi yaptığı anonslarla dağılan kitlenin tekrar toplanıp miting alanına gelmesini istedi. Tekrar toplanan kitle alana doğru yürüyüşe geçti. Alana girişte polis tekrar kitleye saldırdı. Polisin saldırılarının durmaması sonucu, Tertip Komitesi mitingi planlanandan erken bitirmek zo-
runda kaldı. Dağılan kitle ile polis arasında Rıhtım Caddesi ve ara sokaklarda çatışma yaşandı. 63 kişi gözaltına alındı. YDİ Çağrı olarak 1 Eylül yürüyüşüne, “Gerçek barış devrimle gelir” pankarttı, 2 İCOR flaması ve YDİ Çağrı flamalarımızla kortej kurarak katıldık. Yürüyüş boyunca: “Gerçek barış devrimle gelecek!, İçerde, dışarıda operasyonlara hayır!, Milli zulme son, Kürt ulusuna özgürlük!, Halkların kardeşliği için tek yol devrim!, Kürdistan faşizme mezar olacak!, Yaşasın Kürt ulusunun ayrılıp ayrı devlet kurma hakkı! vb. sloganlarını haykırdık. 1 Eylül yürüyüşünde polisin takındığı saldırgan tutum ve yaptığı provokasyonlar, bu düzende barışın gelmesinin aslında mümkün olmadığını, barış için bu düzenin yıkılmasının şart olduğunu gösteren emarelerden sadece biridir. 1 Eylül 2011
rarak, askeri yol ile sorunu çözmek istiyorlar. Oysa ulusal sorunun tek bir çözümü vardır: Zoraki birliğin ortadan kaldırılması, ulusal baskıya son verilmesi, tüm uluslar ve milliyetler arasında tam hak eşitliğinin sağlanması, ayrılmak isteyen uluslara ayrılma hakkının tanınması gereklidir. Ezilen, sömürgeleştirilen bir ulusun kendi kaderini tayin edebilmesi için özgür şartların olması gerekir. Özgür şartlar işçi sınıfı önderliğinde devrim ile yaratılacaktır. Demokratik halk devrimi ile sermayenin iktidarı yıkılacak, yaratılan eşit ve özgür şartlarda Kürt ulusu kendi kaderini bizzat kendisi tayin edecektir. Kürt ulusu isterse ayrılıp kendi bağımsız dev-
letini kurabileceği gibi, bütünün çerçevesinde kalarak federasyon temelinde özgür birliğin parçası olarak yaşamaya da karar verebilir. Zoraki birlik, ulusal baskı, sermayenin egemenliği sürdüğü sürece gerçek barış gelmeyecektir. Ba r ış, özg ü rlü k dev r i m le gelecektir. “Bütün uluslar için tam hak eşitliği, ulusların kendi kaderini tayin etme hakkı, bütün ülkelerin işçilerinin ve ezilen halklarının birleşmesi” ulusal sorunda uğrunda mücadele edeceğimiz şiarlardır. İşçilerin, emekçilerin görevi devrim için örgütlenmek ve mücadele etmektir. Halkların kardeşliği için tek yol devrim! 9 Eylül 2011
MUNZUR FESTİVALİNDEN İZLENİMLER
Savaşı tırmandırmak çözüm mü?
H
a k k â r i Çu k u rc a' d a 17 Ağustos'ta sekiz asker ve bir korucu, mayın patlaması sonucu öldürüldü. Aynı gece Türk savaş uçakları, Kandil, Zap, Metina, Avaşin-Basyan ve Hakurk'taki PKK hedef lerini bombalamaya başladı. 17 Ağustos’tan bu yana Türk savaş uçakları aralıksız olarak PKK'nin denetiminde olduğu iddia edilen alanları bombalıyor. Bombalamanın yanı sıra Kuzey Irak bölgesi füze ve top atışlarına tabi tutuluyor. Yerleşim alanları, köyler ve bölgenin tüm alt yapısı hedef alınıyor. “Mehmetçik Medya” sürmanşetlerde F16 illüstrasyonları, bomba patlama görüntüleri ve yüzü boyalı askerlerle savaş söylemini pompalıyor. Genelkurmay'ın “Mehmetçik medyası”na dağıttığı görüntüler allanıp pullanıp manşetlere taşınıyor. Emekli generaller TV programlarına çıkıp coşkuyla askeri strateji anlatıyorlar. Medya topyekûn olarak savaş dilini kullanıyor ve Türk ordusuna övgüler yağdırıyor. Türk ordusu olası yeni bir “sınır ötesi operasyon” için sınırda yığınak yapıyor. Türk ordusunun 17 Ağustos'ta başlayan ve bugüne kadar devam eden hava hareketinde, sivil yerleşim alanları da bombalandı. Kandil’in Zergele köyü vuruldu. 7
sivil öldürüldü. 1984 yılından bugüne kadar, sınır ötesine bir çok sefer yapıldı. Bölge defalarca havadan bombalandı. Bu harekatlardan istenilen sonuç elde edilemedi. Elde edilemez de! Çünkü Kürt ulusal sorunu katliamlarla, bombalarla, imha ve inkar ile çözülecek bir sorun değil. İmha, inkar ve katliamlar ile güya sorunu çözmek istiyorlar! Ama nafile! BDP’ye yönelik linç kampanyası sürüyor. BDP üzerinde tam bir abluka uygulanıyor. Yasaklamalar, gözaltılar, tutuklamalar giderek artıyor. Milliyetçilik ve şovenizm tırmandırılıyor. Kürt ulusal sorunu askeri yol ile çözülemez! Ulusal sorunda, inkar ve imha siyasetinde Türk devleti diretiyor. AKP hükümeti Kürt ulusal sorununu “terör” sorunu olarak görerek, savaş ile çözmeye çalışıyor. “Kürt sorunu”nun varlığını bir zamanlar kabul eden Başbakan RT Erdoğan, “Kürt sorunu yok, Kürt vatandaşların sorunu var” demeye başladı. “Kürt sorunu”nu kendilerine göre çözmek için “açılım”ı gündeme getirenler, bugün “yeni dönem” olarak adlandırdıkları dönemde, bilinen askeri yolu, TC tarihi boyunca kullanılan yolu devreye sokarak, savaşı tırmandı-
29
Temmuz-01 Ağustos tarihleri arasında yapılan Munzur Kültür ve Doğa festivalinin bu yıl 11. gerçekleşti. Dersim Belediye Başkanı Edibe Şahin ve BDP’li milletvekillerinin katılımıyla geçekleşen ilk gecede Edibe Şahin il belediyesi, ilçe belediyeleri, siyasi partiler ve demokratik kitle örgütleriyle yaptıkları ortak bir çalışmayla festivali organize ettiklerini söyledi. Bu yılki festivalin ana sloganı “Dağların anahtarı, evliyaların diyarı, özgürlüğün ve ateşin kadim toprakları, arınmaya, yaşatmaya özgürleşmeye Dersime geri dön!” bu tema, kadim toprakların üzerinde yaşaan insanların uğradığı zulme karşı insanlık adına çığlıktır. Festivalde gün içinde yapılan konserler büyük ilgi gördü. Kürtçe, Zazaca, Türkçe grupların katıldığı konserlerde özellikle
Grup Yorum’un söylediği devrim türküleri bütün halkın katılımıyla adeta büyük bir koro ile söylendi. Birçok yayınevinin açtığı stantlara ilgi çok azdı. Çok büyük bir potansiyeli olan Dersim’de, Dersim halkı ve festivale katılan insanlar; ben orada müzik dinler, eğlenirim fazla kültür istemiyorum havasındaydı. Kitaplara olan ilgisizlikten dolayı festival sonu Dersim’deki kitapçılara gittiğimizde kitap satışının ve okumanın çok düşük olduğunu öğrendik. Ayrıca festivale katılan önemli yazar ve politikacılar düzenledikleri panelde bu festivalin içinin boşaltılmaya çalışıldığını dile getirdiler. Festivalin gündeminde HES’ler ve Hüsnü Yıldızın yaptığı ölüm orucu vardı. Dersim’e yapılacak HES’lerin sonucunda çok büyük bir doğa katliamı olacaktır, çünkü burası hem milli park, hem
de Dersim halkı için kutsal bir mekândır. Ama şunu çok daha iyi anlıyoruz ki direnmek yaşamaktır. Çünkü HES’lere karşı açılan davada en önemli iki projenin üretim lisansının iptal edildiği, İdare Mahkemesi’nin verdiği bu kararı Danıştay’ın da onayladığıdır. Zaten 10 bin kişilik büyük bir çevre yürüyüşle, Dersim halkının beklediği bir karardı. Seyit Rıza parkından başlayan yürüyüş, daha sonra 10 bin kişi ile Hüsnü Yıldız selamlandı. Yürürken en önde açılan pankart, ‘Munzur’dan Hasankeyf ’e direnenler kazanacak!’. Açılan bu pankart aslında festivalin değil yaşamın da bir şiarıydı. Biliyoruz ki direnenler kazanmıştır. Mücadele edenler kazanmıştır. Festivalin son gecesi sahneye çıkan Mikail Aslan konsere başlamadan önce, “Dersimin mebusunu bilir misiniz?” Diyerek sahneden halkı selamladı. Adı Osmanlı’da Gongozade Hasan Hayri, mecliste Hasan Hayri bey, Elazığ’da idam edilmiş ve mezarı da Elazığ’da. Hikâyesine bakar mısınız? Lozan’dan gelecek heyete Türkiye’deki çok kültürlü yapısına örnek olsun diye Mustafa Kemal tarafından Kürtçe konuşması istenmiş. O da mecliste Kürtçe konuşmuş. Heyet Türkiye’den ayrılınca mecliste Kürtçe konuştuğu için hakkında soruşturma açılmış. Bu soruşturmadan dolayı Mustafa Kemal’le tartışmış, tartıştığı için Dersim’e dönmüş. Bir yıl sonra 1924 yılında af çıktı denilerek Elazığ’a götürülüp idam edilmiş. Bu mebus Mikail Aslan’ın büyük dayısıydı. Hikaye bilindik, alışılmış faşist T.C’nin bir politikası. Kürtçe konuştuğu için idam edilen, öldürülen, işkenceden geçirilen, ötekileştirilen o kadar çok insan var ki, o yüzden Kürtçe konuşmanın, Kürtçe bilmenin bir anlamı var. Kan, baskı ve imha içinde yok edilmeye çalışılan fakat her şeye inat dilini bugüne taşıyan ve kabul ettirmeye çalışan bir halk
var. Dersim halkının yüzünde bir pişmanlık ve şaşkınlık vardı. Ferhat Tunç’u vekil çıkaramamanın verdiği bir utanç vardı. Seyit Rıza’nın heykelinin yanına gidince bu çok rahat anlaşılıyordu. Dersim’de yapılan HES’ler ve Kürt halkının özgürleşmesinin bir sistem sorunu olduğu bilince çıkarılmalıdır. Bugün kısa vadede çözümler bulunabilir ve çevre sorununda bir adım geri adım attırılabilir. Bunun böyle olması, bir daha olmayacağının garantisi değildir. Direnmek, mücadele etmek süreklilik ister. Dersim halkını HES’ler karşısında daha kararlı durması ve bunu hep bilinçte tutması gerekir. İnsanın değer taşımadığı bu sistemde, doğa katliamı kapitalistler açısından gayet anlaşılır bir durumdur. Bizlerin en önemli görevlerinden biri de, çevre konusunda sistemi her yerde teşhir etmemizdir. Çevre sorunu sistem sorunudur. Dünyayı bu kapitalist yağmacı düzenden kurtaracak işçi sınıfının iktidarıdır. Geleceğimiz ipotek altında. Bilim insanlarının kabul ettiği ve sürekli uyardıkları iklim değişiklikleri yaşanmaya başlandı. Tatlı su kaynakları giderek tükenmeye başladı. Ormanlar kesiliyor, akan her suyun önüne baraj inşa ediliyor. Nükleer enerji santralleri çoğalmaya başladı. Çocuklarımıza bırakacağımız dünya, felaketlerin olduğu bir dünya olacak. Tek alternatif mücadele etmek ve örgütlenmek. Biz diyoruz ki: Munzur’dan H a s a n k e y f ’e Ç e r n o bi l ’ d e n Fukuşima’ya dünyanın her yerinde direnmek meşru ve haklıdır. Bu meşrulukla ve haklılıkla direnmeyi, yeni bir dünyayı inşa etmeyi önümüze görev olarak koyup mücadele etmeliyiz. Ya barbalık içinde yok olacağız, ya da sosyalizmi kurup insanca yaşayacağız. 28.08.2011 Eskişehir’den YDİ Çağrı Okurları.
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
1 EYLÜL DÜNYA BARIŞ GÜNÜ YÜRÜYÜŞÜNE POLİS SALDIRDI
13
Barış İçin Miting
olan ihtiyacı zorunlu hale getirmiştir” dedi. Ülkede süren savaşın 30 yıldır hayatları zindana çevirdiğini belirten Boğa, “Tüm emekçileri barışa destek olmaya çağırıyoruz.” diyerek konuşmasını noktaladı. Ayhan Bilgen konuşmasında anadil hakkı ve yeni anayasa üzerinden AKP’ye yük lendi. “Başbakan dünyanın her yerinde (örneğin Almanya’da) Trüklerin anadilde eğitim hakları için siyaset yapıyor ama kendi ülkesinde Kürtlerin anadil taleplerine kulaklarını tıkıyor.” dedi. Resmiye Kaya savaşın sosyal alanda etkilerine vurgu yaparak şunları söyledi: “Savaşlar insanları öldürür. İşkenceyi, tecavüzleri,
göçleri arttırır. Ekonomik kaynakları yutar. Eğitim, barınma, yiyecek, içme suyu gibi yaşamsal değerlere ulaşılmasını engeller. Savaşlar bir halk sağlığı sorunudur.” dedi. Selma Gürkan konuşmasına “12 Eylül generallerini ve bugünkü ardıllarını, hükümetleri kınıyorum.” diyerek başladı. “12 Eylül’le gerçek bir hesaplaşma yaşanacaksa eğer sadece generallerle değil darbenin tüm sorumlularıyla hesaplaşılmalıdır. 12 Eylül’le hesaplaşmak istiyorsak işçilerin hakları için mücadele etmek zorundayız. Kürt sorununun demokratik temelde çözümü için mücadele etmek zorundayız. Din ve vicdan hürriyeti için mücadele etmek
zorundayız. Ulusların kendi kaderini tayin hakkı için mücadele etmek zorundayız.” dedi. Murat Bozlak ise “Anadolu ve Mezopotamya toprakları üzerinde Türkler, Kürtler, Çerkezler, Araplar, Lazlar ve diğer halklar yüzyıllarca kardeşçe yaşamışlardır. Bu halklar kurtuluş savaşını birlikte verdiler. Bugün halklar, barış içinde yaşamak istiyor fakat bugüne kadar iktidarı ellerinde bulunduranlar halkların bu taleplerini görmezden geldiler.” dedi. Konuşma la r ı n a rası nda, TMMOB il koordinasyon Kurulu ve Türkiye Barış Meclisi’nin gönderdiği mesajlar okundu. Son olarak, MKM müzik grubu ve Grup Nidal’in verdikleri müzik dinletisiyle miting sonlandırıldı. Mitinge, içinde sendikaların, stk’ların, sol grupların ve bazı dergi çevrelerinin bulunduğu 26 kurum destek vermişti fakat destekçi kurumların çokluğuna rağmen mitinge katılım çok düşüktü. Mitingin içeriği ise haklı taleplere rağmen genel anlamda reformist bir niteliğe sahipti. Neredeyse tüm konuşmacıların odağında, sanki bütün kötülüklerin tek sebebiymiş gibi AKP hükümeti vardı. Savaşlarla, kanla beslenen kapitalist, emperyalist sisteme vurgu yapan, onun gerici niteliğini ortaya koyan tek söz söylenmedi. 12.09.2011
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU MÜDÜRLÜĞÜNE / İSTANBUL
14
KONU : SUDESAN TEMİZLİK ÜRÜNLERİNDE YAŞADIĞIMIZ ZEHİRLENME OLAYI
S
U D E S A N AV C I L A R (A M BA R L I SA NAY İ B Ö L G E S İ N D E ) Te m i z l i k Ürünleri Üretimi yapan bir firma, bu firmada çalışmaktayım. Daha öncesinde Sabah 7,30 da giriş 17,00’da çıkış olmaktaydı. Çay paydosu yoktu, öğlen yemeği paydosundan sonra işbaşı yapıyorduk. Şimdi sabah ve akşam 15 dakika çay paydosu verdiler. Bizler çalışma saatlerinde lavaboya gidemiyoruz, bir dizi çalışanın aynı anda çıktığı paydosta ihtiyacımızı nasıl giderebiliriz. Çay mı? içelim, lavabo kuyruğuna mı? girelim yoksa dinlenelim mi? hangisini yapacağımızı şaşırdık.
Gün içinde çalışırken üzerimize mi? yapalım. Doktor işyerinde iş ve sağlık eğitimi veriyor. Yeterli bilgi vermiyor; eldiven, maske, plastik gözlük veriyorlar, göze zararı var mı? vücuda temas eden kimyasal maddelerin bize zararları ne onu bilmiyoruz. Maskelerin gözlerimizi korumadığını iki gün önce (16.06.2011) aynı bölümde çalışan 15 kişinin yaşadığı olayla fark edebildik. Yöneticilere gözlerimizin yandığını, akan yaşların yanaklarımızı yaktığını ve burnumuzun suları resmen çeşme gibi aktığını bildirdik. Öksürüyor ve hapşırıyorduk. Bu durumu yetkililere bildirme-
mize rağmen kimse müdahale etmiyordu. Çalışmaya devam ettik, lavaboya bile göndermiyorlardı, ölmemiz mi? gerekiyordu. Sonrasında kendi çabalarımızla gittiğimiz doktor zehirlendiğimizi söylüyor. İşveren sağlığımızı tehlikeye atıyor ve siz de denetlemiyorsunuz. İsteğim bu firmaları denetlemenizdir. Standartlara uygun olmayan bu işletmelere kalite belgesinin verilmemesidir. Bize eğitim verirlerken diyorlar ki; 21’in de denetlemeye gelecekler. Rakip firmalarla rekabet etmemiz için birinci ve ikinci sıraya girmek gerekiyor. Kalite belgesi almamız için eğitimi ve çalışmanızın önemi
büyük. Eğitim verirken insan sağlığına da önem veriyoruz diyorlar. Peki işyerinde havalandırma yok, camlar küçük, çalışmaya elverişli bir bina değil, ama buna rağmen çalışma ruhsatı var. Hani patron daha çok kazanmak için önlem almaktan kaçınır parasını harcamak istemez. Devletin bir kurumu olarak siz de ölmemizi mi? bekliyorsunuz. Biz çalışanların vergileriyle maaş almaktasınız, bunu hak etmeniz içinde sizde bizim haklarımızı çalışarak korumalısınız. İnsanca muamele görmek istiyoruz ve bunu hakkettiğimizi düşünüyoruz. 19.06.2011
Yunanistan'da yeni grev dalgası
Y
unanistan'da taksiciler, temizlik çalışanları ve öğretmenler yeni grev kararları aldı. Mali krizle mücadele temelinde uygulamaya konulan reformlar çerçevesinde alınması kararlaştırılan önlemlere toplumun her kesiminden tepkiler sürerken, taksiciler, "mesleklerinin serbestleştirilmesini" öngören yasayı; Atina Belediyesi temizlik çalışanları, işten çıkarılmaları ve Yunanistan Öğretmenler Federasyonu (DOE) okullardaki olumsuz koşulları protesto ediyor. Yunanistan basını, daha önce de 17 gün grev yapan ve hükümetin bu konudaki kararını geri almasını isteyen taksicilerin, Perşembe ve Cumartesi günlerinde 24'er saatlik iki grev kararı aldığını, Cu mar tesi g ü nü Sela ni k 'te Başbakan Yorgo Papandreu'nun Selanik Ticari Fuarı'nın açılış konuşmasını yapacağı sırada protesto gösterileri de düzenlemeye hazırlandığını duyurdu. Atina Belediyesinde işten çıkarılmaları protesto ederek, üç yıllık toplu iş sözleşmesi talep eden temizlik çalışanlarının da Pazartesi gününden itibaren 48 saatlik grev kararı aldığı belirtilen haberlerde, ekonomik kriz nedeniyle okullardaki olumsuz koşulları protesto ederek, memorandumun ve kalkınma programının iptal edilmesini isteyen DOE'nin de 22 Eylül'de 24 saatlik grev yapacağı bildirildi. Bu arada, hükümetin ekono-
mik kalkınma programı çerçevesinde devlet dairelerinde yapılan değişiklere ve işten çıkarılmalara itiraz eden Kamu Çalışanları Federasyonu (ADEDY), t ü m ç a l ı ş a n la r ı S e l a n i k ' t e 10 Eylül'de yapılacak toplu gösteriye katılma çağrıs ı nd a bulundu. Ö t e yanda n, hükümet i le ola n toplu i ş sözleşmesini ve işten çıkarılmaları protesto eden Atina Metrosu çalışanları, iş durdurma eylemleri gerçekleştirdi.
İtalya’da Genel Grev İtalya’da sermaye kendi yarattığı krizin yükünü işçi ve emekçilerin üzerine yıkmaya ça lışıyor. Hükümetin uygulamaya koymaya h a z ı r l a ndığı kemer sıkma önlem leri milyonlarca kişiyi sokaklara döktü, ülke geneli nde 1 g ü n lü k g re ve gidildi. Milyonlarca çalışan, hükümetin uygulamaya koyacağı yeni kemer sıkma
planına tepki olarak, ellerinde bayraklarla sokaklara döküldü. Başkent Roma protesto gösterilerinin merkeziydi. İtalya'nın en büyük işçi federasyonu CGIL, planın iş güvenliğini tehlikeye attığını ve işten çıkarmaları kolaylaştırdığını söylüyor. CGIL, bu nedenle ülke genelinde protestolar ve milyonlarca işçinin katılımıyla 1 günlük grev organize etti. Grev nedeniyle uçak seferleri iptal edildi, tren ve otobüs seferleri aksadı.İtalya'da resmi dairelerin çoğu açılmadı. CGIL lideri Susanna Camusso, kemer sıkma önlemlerinin haksız ve sorumsuzca olduğunu söyledi, önlemlerden en büyük zararı kamu sektörü çalışanlarının aldığını belirtti. İtalyan hükümeti ise duyurduğu bu kemer sıkma planıyla 2014'den önce bütçeyi dengeye kavuşturmayı amaçlıyor. Hükümetin 12 Ağustos'ta kabul ettiği kemer sıkma planının nihai olarak Eylül ortasında Senato’da onaylanması bekleniyor.
İspanya
Öte yandan protestoların bir süredir devam ettiği İspanya'da binlerce kişi başkent Madrid'te anayasa değişikliği tasarısını protesto etti. Kamu borçlanmasını sınırlayan tasarı parlamentonun alt kanadında geniş destek bulsa da halkı memnun etmedi. Kamu harcamalarında daha fazla kesinti yapılmasından endişe eden İspanyollar, yapılacak değişikliklerin referandumla halkın onayına sunulmasını istiyor. 07.09.2011
Eylül 2011 • yeni dünya için ÇAĞRI’nın İŞÇİ EKİ
11 Eylül Pazar günü Uğur Mumcu Meydan’ında siyasi partiler, sendikalar ve kimi sivil toplum kuruluşlarının katıldığı “Sürecin Dili ve Eylemi Barış Olsun” adıyla bir barış mitingi düzenlendi. Mitinge davet bildirisinde bütün milliyetlerin ve halkların tam hak eşitliğinin tanınması, tüm din ve mezheplere eşit mesafede durulması, işçilerin, emekçilerin örgütlenmeleri önündeki engellerin kaldırılması, sağlık ve eğitim hakkı, seçim barajının kaldırılması, kadınların cins olarak karşılaştıkları baskı ve şiddetin engellenmesi, parasız, bilimsel, anadilde eğitim, çevren in korunması, engellilerin yaşam ve çalışma koşullarının düzenlenmesi vb. talepler sıralanmıştı. Mitingde de bu talepler yeniden dile getirildi. Miting Kürtçe, Arapça ve Türkçe yapılan selamlamayla başladı. Ardından mücadelede yitirilen tüm devrimciler adına 1 dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Daha sonra sırasıyla tertip komitesi adına Güven Boğa, Demokratik Anayasa Meclisi Sözcüsü Ayhan Bilgen, Adana Tabip Odası Başkanı Resmiye Kaya, Emek Partisi Genel Başkanı Selma Gürkan ve BDP Milletvekili Murat Bozlak konuşma yaptılar. Güven Boğa konuşmasında “Dünyada, ülkemizde ve Ortadoğu’da süren savaş barışa
DÜNYADAN İŞÇİ HABERLERİ
15
Kadın ve erkek işçiler! Zincirlerimizden başka kaybedecek birşeyimiz yok! Kazanacağımız yeni bir dünya var! İKİ AYLIK SİYASİ / TEORİK GAZETE Yeni Dünya İçin Çağrı, oku, okut, abone ol, abone bul!
Yeni Dünya İçin ÇAĞRI Sahibi ve Sorumlu Yazıişleri Müdürü: Aziz Özer • Yönetim Yeri ve Adresi: Fatih Mah. Bahçeyolu Cad. Ülbeği İş Merkezi No: 9 Kat: 4 Esenyurt - İstanbul • Tel/Fax: (0212) 620 67 57 • e-mail: mail@yid.ydicagri.org • web: www.yid.ydicagri.org YDİ ÇAĞRI Sayı 153’nin İşçi Özel Sayısı • Eylül 2011 • Fiyatı: Türkiye: 1,00 TL · Türkiye Dışı: 1,00 Avro Baskı: Berdan Matbaacılık Davutpaşa Cad. Güven San. Sit. C Blok No: 215-216-239 Topkapı/İstanbul Tel: (0212) 613 11 12 • Yayın Türü: Yerel Süreli