SORUN Polemik
MARKS‹ST ‹NCELEME ARAfiTIRMA ELEfiT‹R‹ DERG‹S‹
40 MART 2010
www.sorunpolemik.com e.posta: sorunkolektif@gmail.com Süresi: fiimdilik ‹ki Ayda Bir Yay›mlan›r Say›: 40 (2010) Fiyat›: 4 TL (KDV Dâhil) Sahibi ve Yaz› ‹flleri Müdürü: S›rr› Öztürk Yönetim Yeri ve ‹letiflim: Akb›y›k De¤irmeni Sokak, No: 33/A 34122 Sultanahmet-Eminönü/‹stanbul Telefon: (0212) 638 81 82 Fax: (0212) 638 81 72 Posta Çeki No: 98213 Banka Hesap No: ‹fl Bankas› Ca¤alo¤lu fiubesi (1095) 325 835 Abonelik Yurtiçi y›ll›k 6 say› - 30 TL. Yurtd›fl› dört kat› Yay›n ilkelerimizle ba¤daflmayan ilanlar kabul edilmez. Gönderilen yaz›lar›n befl dergi sayfas›n› geçmemesi (CD ve e-posta), Word program›nda zenginlefltirilmifl metin biçiminde kaydedilerek gönderilmesi gerekir. Yaz›l› metinler kaynak gösterilerek kullan›labilir. Teknik Haz›rl›k: Sorun Teknik Büro Bask›: Kenan Ofset Davutpafla Cad. Güven San. Sit. C Blok No: 258 Topkap› / ‹stanbul Tel: (0212) 613 31 20 Yay›n Türü: Yerel Süreli ISSN 1303-2402 S.P. F/1
1
‹Ç‹NDEK‹LER
• SORUN Polemik Dergi’mizin 40. Say›s› Üzerine POL‹T‹KA CEPHES‹ • S›rr› Öztürk Tekel ‹flçisinin Verdi¤i Ders • S›rr› Öztürk Genel Grev Nedir Ne De¤ildir? • Yusuf Özçelik "Demokrasi Kahraman›" Özal'› Nas›l Bilirdiniz? • Halid Özkul “Kendi ‹çinde” S›n›f Olmaktan “Kendi ‹çin” S›n›f Olman›n S›navlar›; “15/16 Haziran”dan “TEKEL” Direnifline… • Babür P›nar Mülkiyet ‹liflkilerinin ve S›n›f Savafl›n›n Düsturu Olarak Hukuk • Ahmet Temizel ‘Hukukun Üstünlü¤ü’ ‘Hangi Hukuk ve Adalet?’ • Turgay Ulu Dr. Hikmet K›v›lc›ml› Okumalar› • Ahmet Çakmak Deliorman Tarih ve S›n›f • Sedat fien Yeni Hareketin Zorunlulu¤u -II• Yavuz Y›ld›r›mtürk Kürt Halk›n›n Ulusal Sorununun Çözümünün ‹ki Alternatifi • Yeldar Bar›fl Kalkan Çerkes Sosyo-Kültürel Yap›s› ve Ulusal Mücadele • 8 MART 2010 Dünya Emekçi Kad›nlar Günü’nün 100. Y›ldönümü Mesaj›m›z • NEWROZ PîROZ BÊ!.. MERHABA NEWROZ!.. • ‹flçi S›n›f›n›n Sendikal-Siyasal Birili¤i Mücadelesine Adanm›fl Bir Yaflam: Hasan Arif fiimflek • Necmi Kaymakç› Bizim Arif Ustam›z • Necmi Kaymakç› 8 Mart’ta Emekçi Kad›nlar›m›z flöyle seslenmeli! • Sahte Gündemleri ve Çarp›t›lm›fl Görüflleriyle Etkinliklerimize Neden Sald›r›yorlar? • Bizden Haberler 2
3
10 19 23
27 32 42 50 59 68 82 98 109 111 113 115 117 118 126
SORUN Polemik Dergi’mizin 40. Say›s› Üzerine Yüzde yüz ba¤›ms›z ve yüzde yüz iflçi s›n›f› ve emekçi halklar›m›z›n sosyal / s›n›fsal / enternasyonal kurtuluflundan yana olan SORUN Polemik Dergi’miz elimizdeki 40. Say›s›yla süreklilik içerisinde, iddias›n›n arkas›nda durarak önemli bir noktaya gelmifltir. Bundan sonraki konumumuzu s›n›flar mücadelesi ve bu sürece yapaca¤›m›z anlaml› katk›lar belirleyecektir. “Anlaml› katk›” Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar›n sosyal pratikteki etkinlikleriyle birleflik, güçlü, güvenilir ve donan›ml› bir PART‹’nin kongre yöntemiyle üretilmesiyle gerçekleflebilecektir. Komünistlerin anlaml› ve ileri bir ad›m atma flart›na ba¤l› olarak sosyal muhalefet dinamikleri ve onlar›n talepleri ancak iki basamak s›çrama gösterecektir. Bu uzun yürüyüflte neleri yapt›k ve neleri niçin yapamad›k ya da yapabilir miydik gibi sorular› ilk önce kendimize yönelttik. “Somut flartlar›n somut tahlili” yöntemiyle yapt›¤›m›z iç de¤erlendirmeyi dost okurlarla da paylaflmay› uygun buluyoruz. 1) Birinci say›m›zda çerçevesini çizdi¤imiz ilkelerimizin arkas›nda inat, ›srar, özveri, süreklilik, ifl ve emek sevgisi, çal›flkanl›k gibi Proleter Devrimci niteliklerimizi her fleye ra¤men gelifltirip güçlendirmeye; kolektif çabalarla sa¤l› “sol”lu burjuva ideolojisine, reformizme ve revizyonizme karfl› anlaml› bir mevzi olmaya; sistemin hukukî, cezaî, icraî, idarî, mali, keyfî, fiilî gibi çok yönlü bask›s›na ve terörüne karfl› süreklili¤imizi korumaya; dil, terim ve kavram kargaflas›na karfl› Bilimsel Sosyalizm / Komünizm literatürünü savunmaya; idealist-metafizik düflünce-davran›fl çizgilerine karfl› diyalektik, tarihsel, felsefî materyalizm hatt›n› tutmaya; eklektik, pragmatik, bilinemezci, afl›rma tez ve al›nt› mant›¤› ile yap›lmak istenen politikalara karfl› durmaya; bilim-politika-sanat-
3
estetik bütünlü¤ünü korumaya; kutsal kitaplardaki gibi söze “dedi ki” diye bafllayanlara “Sen ne diyorsun” ya da “Biz ne diyoruz” denilmesini gündemlefltirmeye; Marksizm-Leninizm’in temel ilkelerini suland›rmaya meyilli tüm sapk›n ak›mlarla anlad›¤› dilde mücadele etmeye; “Marksizm’in yorumu ve pratikte yeniden üretimi” yöntemini tüm süreçlerde gündemde tutmaya özen gösterdik. 2) S›n›fl› toplumlarda çok zor olan kolektif üretim, da¤›t›m ve paylafl›m iliflkilerinin kökleflmesi yolunda basit, s›radan ve gösteriflsiz temrinler yapt›k. Yaflam›n tüm süreçlerinde gelene¤imizdeki komünal de¤erlerimizi koruduk. 3) Burjuva ve küçükburjuva “sol” ak›mlar›n bireyci, benmerkezci kibir ve gurur da¤›tan, böbürlenen tav›rlar›na karfl› proleter devrimci s›n›fsal tevazuumuzu tüm süreçlerde koruduk. Devrimci düflünce-davran›fl çizgilerini koruyan birey, grup, çevre ve örgütlere asla zarar vermedik. Etkinliklerini sahiplendik, dayan›flmam›z› eksik etmedik. 4) ‹flçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤i mücadelesinde sa¤ ve “sol” teslimiyetçi tüm bilim ve ak›l d›fl› ak›mlara anlad›¤› dilde cevap verdik. 5) Komünistlerin Birli¤i sorunsal›n› suland›rmaya aday ak›mlar›n teflhis, mümkünse tedavi, de¤ilse teflhir ve tecridi ilkeselli¤inden asla geri ad›m atmad›k. 6) Hayat ve mücadelenin asla do¤rulamad›¤› programs›z partileri, partisiz programlar› “politik a盤a vurma” yöntemleriyle yeterince a盤a vuramad›k. “Sinsi kuflatma”, yok sayma, otosansür uygulama, “suskunluk kumkumas›” gibi burjuva ahlak›n› genellefltirenlerle de yeterince hesaplaflarak verdikleri zararlar› aza indiremedik. 7) ‹flçi s›n›f›n›n mal› olan Kolektifimiz’de üretilen kitap, dergi, gazete, broflür ve benzeri araçlar›m›z› asla amaçland›rmad›k. 8) An›lan araçlar›m›zda nihai amac›-hedefi (s›n›fs›z-sömürüsüz-s›n›rs›z-eflit-özgür bir dünya idealine ba¤l› olan) bir ve ayn› olan mücadele arkadafllar›m›zla çerçevesi çizilmifl ilkeli birliktelikler arad›k. D›fl›m›zdaki yol arkadafllar›m›z›n yaz›lar›na ve eser-
4
lerine de araçlar›m›zda yer vermeyi do¤ru bulduk. Devrimci ve Marksist Kadrolar›n yeni nitelikler kazanabilmesine böylelikle örnek olmay› düflündük. 9) Tecimsel iliflkiler a¤›n› öne ç›karmad›k. Bu türden iliflkileri kolektifli¤in önüne koymad›k. Bunu anlayan da, anlamayan da ç›kt›. Bu devrimci tavr›m›z› sömürmeye, yararlanmaya ve Kolektifimize zarar vermeye kalkanlarla hiçbir kurumsal, ifl ve iliflkiye giriflmedik. 10) Kolektif akl›, bilinci ve eylemi örgütleme çabalar›m›z› sürekli biçimde gündemde tuttuk. Bu yolda an›lan-an›lmayan etkinliklerde bulunduk. Tüm süreçlerde kolektifli¤in yayg›nlaflmas› için ilkin Kolektifimiz tafl›n alt›na elini koydu. Bu türden Proleter Devrimci duruflu, ilkeselli¤i ve özverileri anlayanlar›n da, sömürmeye yeltenenlerin de ç›km›fl olmas› do¤ald›. Üretim faaliyetinde bu türden iliflkiler karfl›s›nda proleter devrimci bir “ba¤›fl›kl›k afl›s›” kazanabilmemiz geç oldu, fakat güç olmad›. 11) Kolektifimiz’i asla bir örgüt ya da parti yerine koymad›k. ‹flliklerimizde rol ve sorumluluk alan herkes birbirini ifl içinde s›nay›p denemifltir. Ahmak dostlar yerine ak›ll› düflmanlar›m›z›n özlemini tüm süreçlerde hissettik. Uygun bir “Yay›n Kurulu Disiplini” ile üretimde bulunmam›z›n nedenlerini ve de asla flekilsiz olmad›¤›m›z› dost-düflman herkes anlamakta gecikmedi. Bilimsel Sosyalizm / Komünizm gelene¤inden haberli olanlar; içeride ve d›flar›da mutlaka hesaba kat›lmas› flart olan Devrimci ve Marksist bir Kurum oldu¤umuzu, iflçi s›n›f›n›n ba¤›ms›z tavr› temeline dayal› gerekli bir mevziyi korudu¤umuzu kavramakta gecikmedi. Birer aray›fl ve yönelifl içinde olan d›fl›m›zdaki kadrolara program dayatmas›nda bulunmad›k. Çünkü program tart›flmalar›n›n ne demek oldu¤unun, “Devrimci Oturum” disiplinleriyle yap›laca¤›n›n ve de sonuçlar›na katlan›laca¤›n›n bilincindeyiz. Tüm süreçlerde Kadrolar aras› demokratik tart›flma, ikna, az›nl›k haklar›n› koruma ilkeselli¤ini ideolojik süzgeçlerinden geçirmifl olanlarla ilkeli diyaloglar› gelifltirme çabas› içinde olduk. Do¤all›kla ideolojik-teorik-politik duruflumuzu anlayan da, anlamayan da ç›kt›. Bu türden kuflatmalara da haz›rl›kl›yd›k.
5
12) Kolektifimiz’in kurullar›ndan çeflitli nedenlerle ayr›larak “dar grup kültü” ya da “dar grup tap›n›m›”na girenler olmad›. Sorun Yay›nlar› Kolektifi bilefliminden devrimci hizay› bozmaya aday hiçbir “yuvar” ç›kmad›. S›n›rl› imkân ve yeteneklerimizle önümüze ifl olarak koydu¤umuz gündemi sektirmeden uygulad›k. Kolektif üretime yatk›n olanlar “Sel gider kum kal›r” misali gelifltirilmeye, daha da güçlü k›lmaya aday tahlillerimizi ve tezlerimizi kavramakta gecikmedi. Elefltirel katk›ya aç›k ve muhtaç olan tezlerimiz sürekli Sol “Cenah›m›z›n” gündemini iflgal etti. 13) Parti ve Partileflme Sorunu; Temel ‹lke ve Amaçlarda anlaflarak Tarihî TKP’nin kongre yöntemiyle oluflturulmas›n›n uzant›s›nda II. Tüm Türkiye Komünistleri Kongresi’nin haz›rlanmas›; iflçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤i; Komünistlerin Birli¤i ya da Komünist Birlik’in ancak iflçi s›n›f› hareketiyle sosyalist hareketin buluflup bütünleflmesiyle oluflturulmas›; “Tutarl›somut-amaçl› bir demokrasi mücadelesi” ile “Tutarl›-somut-amaçl› bir iktidar -siyasal-sosyal devrim- mücadelesinin” koordine edilmesi; sosyal muhalefet dinamiklerine (iflçi s›n›f› hareketi, sosyalist hareket, emekçi kad›n hareketi, ilerici-devrimci gençlik hareketi, K›z›lbafl-Alevi hareketi, Kürt ulusal özgürlük hareketi, Yoksul (Türk-Kürt) köylülük, Fukara Müslümanlar vb.) politika üretecek ve de kurmayl›k yapabilecek bir hareketin oluflturulmas› ve daha onlarca s›ralanacak konu ve sorunlar›m›z›n gündemleflmesinde tüm devrimcileri, Komünistleri düflündürmeyi baflard›k. 14) “Düflündürmeyi baflard›k” ama devrimci ve komünist geçinenler üzerinde bir bas›nç uygulayamad›k. Bas›nç uygulayabilir miydik? Uygulayamazd›k. Ancak kolektif çabalarla bu türden kapsaml› bir görevin yerine getirilece¤inden kuflkumuz yoktur. O nedenle ideolojik-teorik-politik y›¤›na¤› bu alana yapmay› uygun bulduk. 15) Devrimci ve Marksist bak›fl aç›s›yla gelifltirilen özgün tahlillerimizi ve tezlerimizi gerek d›fl›m›zdaki kadrolarla, gerekse kitlelerle ve yüzleflmeye aç›k çeflitli panel ve söylefliler, forumlar,
6
sempozyumlar, konferanslar, kurultaylar yoluyla tart›flmaya açt›k. Böylece kitlelerin nabz›n› tutmaya çal›fl›p ö¤retirken onlardan da ö¤renmeyi ihmal etmedik. 16) Farkl› sosyoekonomik formasyonlardaki siyasal-sosyal devrim deneyimlerini kölece taklit ve uyarlama, eklektik ve pragmatik yöntemlerle afl›rma tezlerden al›nt› yapma ile zaman yitirmedik. Özgün sentezimizin üretilmesi yolunda oldukça de¤erli malzeme ve deneyim birikimi sunduk. Hayat ve mücadelenin hepimize ö¤retti¤ini sand›¤›m›z ideolojik-teorik-politik ve örgütsel görüfl ve durufllar›m›z› d›fl›m›zdaki Kadrolar›n elefltirel katk›s›na sunduk. 17) Sa¤l› “sol”lu burjuva partileri karfl›s›nda hesaba kat›lmas› gereken bir program üretemeyen Sol “Cenah›m›z”›n ayr›flmas›, Komünistlerin buluflup bütünleflmesi için elimizde olan› de¤il, gerekeni yapman›n çabas› içinde olduk. Bu yolda kimi Kadrolar üzerinde bir bas›nç gerçeklefltiremeyiflimizin nedenleri vard›r. Kolektif ad›mlarla, tutarl› iflçi-kitle, köylü-kitle, gençlik-kitle vb. çal›flmalar›yla sosyalizmin as›l sahibi proletaryay› tüm kurum ve kurullarda iflbafl› yapt›rmak üzere çal›flmak gerekti¤inin ve de bu yolda daha kat edece¤imiz pek çok iflimizin oldu¤unun bilincindeyiz. 18) Bir yandan sa¤ ve “sol” teslimiyetçi oportünist ak›mlar, di¤er yandan liberal ve “ulusalc› sol” (nasyonal solcu ya da faflist) ak›mlar, çeflitli niyet ve gerekçelerle hem sistemle uzlaflarak, hem de yard›mc› olarak ‹flçi S›n›f› Partisi ya da Komünist Partisi’nin oluflturulmas› davas›na darbe vurma yar›fl›ndad›r. Devrimciler, Komünistler tutarl› bir tarih ve s›n›f bilincini kuflanarak henüz “Öndersizlik Krizi” sorunsal›n› aflamam›flt›r. “Örgütler Anarflisi” konumundan kurtulamayan Sol “Cenah›m›z”›n anlaml› ve ileri bir ad›m atamay›fl›n›n çok yönlü nedenleri vard›r. Parlamentarizme, ekonomizme endeksli politikalar›yla reformist, sosyalreformist, floven, sosyalfloven “sol” ak›mlar, revizyonist, yeni-sol, özgürlükçü sol, liberal, postmodern “sol” ak›mlar›n verdi¤i zararlar› aza indirecek, bu ak›mlarla hesaplaflabilecek ‹SP ya da KP’nin sosyal pratikte henüz üretilemeyifli yaflad›¤›m›z co¤rafyadaki tüm devrimcilerin, Komünistlerin “vukuat” hanesine yaz›lm›flt›r.
7
19) Yerel (mahalli), ulusal, sosyal / s›n›fsal ve enternasyonal birli¤in sa¤lanamamas›, yaflad›¤›m›z topraklardan evrensele devrimci bir halkan›n daha eklenemeyiflinin ac›s› çekilmektedir. 20) ‹deolojik-teorik-akademik çal›flmalara büyük bir ihtiyaç duyuldu¤u, bu türden çal›flmalar›n iflçi s›n›f› ve emekçi halkalar›n en ileri ve militan gücüyle buluflturulamay›fl› Devrimci Hareketimizin en büyük eksikliklerinden biridir. 21) Gençli¤in ilerici-devrimci dinamizminin s›n›f›n koruyuculu¤una çekilemeyifli, “Gençli¤in Yolu ‹flçi S›n›f›n›n Yoludur” ilkelerimizin hayata geçirilemeyifli de hareketimizin en büyük eksi¤idir. 22) Bir yandan uvriyerizm (iflçi dalkavuklu¤u) ve popülizm (halk dalkavuklu¤u), di¤er yandan Bat›’dan devflirme burjuva feminist ak›mlar›n erkek düflmanl›¤›na endeksli politikalar›yla hegemonya kurmak isteyifli (kad›n dalkavuklu¤u) ve Kürt ulusal hareketine ilkesiz-faydac› yöntemlerle tutunma (Kürt dalkavuklu¤u) gibi bilim ve ak›ld›fl› yönelifller Marksizm’in teori prati¤ine büyük darbeler vurmufl, çeflitli kafa kar›fl›kl›klar›na neden olmufltur. 23) Kolektifimiz’in elindeki araçlarla ve de an›lan-an›lmayan etkinliklerimizle Marksist-Leninist Ö¤retiye ters bu türden ak›mlar› karfl›ya ald›¤› bilinmektedir. 24) K. Marx-F. Engels-V. ‹. Lenin sürecini ö¤renip bilince ç›kar›rken, bu süreci suland›rmaya çal›flanlar›, “Marksizm Tart›flmalar›” ad› alt›nda Marksizm’in devrimci ruhuna, özüne darbe vurmaya özenenleri; telif eserlerimizle, çeflitli panel-söylefli, forum, sempozyum ve benzeri etkinliklerimizle her zaman karfl›ya ald›k. Sa¤l› “sol”lu tüm provokatif sald›r›lar›, maddî ve manevî kay›plar› gö¤üsledik. Büyük bedeller ödedik. Burjuva ideologlar›, devlet memuru “akademik” Marksistleri, Marksologlar›,Troçkist ve Anarflistleri, Frankfurt Okulu çömezlerini anlad›klar› dilde karfl›ya al›p onlarla hesaplaflmakdan asla geri durmad›k, verdikleri zarar› aza indirme çabas› içinde olduk. * * *
8
“Günümüz geçmiflin ›fl›¤›nda baflka bir gündür.” “Somut flartlar›n somut tahlili” yöntemiyle An’›n önümüze ç›kard›¤› sorunlara çözüm yöntemi üretmek Devrimcilerin, Komünistlerin en önemli görevleri aras›ndad›r. “Marksizm’in yorumu ve pratikte yeniden üretimi” yöntemiyle bundan sonra da sorunlar›m›z› çözmeye çal›flaca¤›m›z tabiidir. Marx-Engels düflünce-davran›fllar›yla insana ve insanl›¤a haf›zlayacaklar› bir “kutsal kitap” de¤il, tarihsel-sosyal-iktisadî-siyasî-kültürel-felsefî vb. olay, olgu ve verileri nesnel gerçekli¤i içinde tahlil edebilmek için çok de¤erli bir anahtar arma¤an etmifltir. Marx-Engels-Lenin sürecinden ö¤renece¤imiz daha çok fley vard›r. Kolektifimiz Çal›flanlar› bu sürecin iyi bir ö¤rencisi olmay› gündemlerinden asla düflürmemifltir. Yaflad›¤›m›z topraklarda, sosyal pratikte kolektif ve tutarl› kitle çal›flmalar› yaparak, kendi özgün sentezimizi üreterek Dünya devrimci prati¤ine önemli bir halka kataca¤›m›z› asla unutmuyoruz. Her fleye ra¤men tarihsel-sosyal iyimserli¤imizi koruyarak üretim faaliyetinden kopmamaya özen gösteriyoruz. Y›lg›nl›k göstermeyece¤iz. Baflaraca¤›z. Çünkü hakl›y›z ve kazanaca¤›z. Gelecek bizimdir. Dergimizin 40. Say›s›n›n üretilmesi nedeniyle hem bir özelefltiri hem de bir durum tespiti yapmak amac›yla kaleme ald›¤›m›z bu notlar nas›l bir konumda oldu¤umuzu aç›kl›kla gösteriyor. Konumumuzu ne idealize ne de dramatize ediyoruz. Nesnel gerçekli¤i yans›tmaya çal›fl›yoruz. Bu süreçten edindi¤imiz birikim ve ç›kard›¤›m›z çok yönlü ders ve sonuçlarla daha donan›ml› bir Derginin kolektif çabalarla üretimi ve sorunlar›m›z› aflman›n yol ve yöntemlerini hayat›n ö¤rencisi olarak ar›yoruz. Aray›fl›m›z kolektif akl›n-bilincin-eylemin örgütlenmesidir. Dolay›s›yla bu ak›lda-bilinçte-eylemde tüm okuyucular›m›z›n sorumlulu¤u oldu¤unu düflünüyor, daha ileri ve anlaml› bir ad›m için ayn› iflliklerde birlikte emek harcamaya ça¤›r›yoruz. SORUN Polemik
9
POL‹T‹KA CEPHES‹ S›rr› Öztürk -Durum De¤erlendirmesiTekel ‹flçisinin Verdi¤i Ders “Tutarl› bir tarih ve s›n›f bilinci” konusunu ne zaman dile getirsek burjuva ve küçükburjuva “sol” ak›m temsilcilerinin bu konuyu gündeme tafl›y›fl›m›z› çeflitli burun k›v›rma yöntemleriyle afla¤›lamaya ve de çarp›tmaya yeltendiklerini görüyoruz. Elleri kalem tutuyor, fakat hayat ve mücadelenin büyük oranlarda do¤rulad›¤› yapt›¤›m›z tahlillerimize, tezlerimize cevap yazacak ne senteze kavuflmaya aday bilgileri ne de hakikati savunacak yürekleri var. Spekülasyon yöntemlerini do¤al karfl›l›yoruz. Devrimci ve Marksist Sol Kadrolar›n s›n›fsall›k vurgusuna yükledi¤i bilimsel anlamlar›n önüne sürekli ve sistematik biçimde s›n›f d›fl› katmanlar›n konuldu¤unu görüyoruz. S›n›f d›fl› katmanlar; k›r ve kent küçükburjuvazisi, üretim faaliyeti d›fl›ndaki ö¤renci gençlik, vb.lerinin eylemleri, emekçi halklar›n eylemlerinin önüne konulmak istenmektedir. S›n›f d›fl› katmanlar› devrimci harekete kazanmak konusu ayr› bir tart›flmay› gerekli k›l›yor. Kendilerini “Kapitalist Bat›”n›n sermayesine teslim etmifl antimarksist ayd›nlar›n s›n›f d›fl› katmanlar›n eylemleri ile bu yoldaki tüm “ideolojik-teorik” yay›n bombard›manlar› gün geçirmeden Türkiye’ye tafl›nmaktad›r. K›v›lc›ml› Yoldafl bu türden üniversite okumufl yar›m ayd›nlar›n “vukuat›” ayyuka ç›kt›¤›nda, onlarla dalga geçip “tercüman civanlar” literatürünü kullan›rd›. Burjuva ve küçükburjuva “sol” ak›m temsilcilerinin çal›nt› tezleri, TEKEL ‹flçisinin direnifli ile sosyal pratikte bir kez daha önemli ölçüde çürütüldü. Tutarl› bir tarih ve s›n›f bilinci konusunda da hem tercüman civanlar›n etkisindeki “ayd›nlar” hem de “elveda proletarya” diye sükse yapanlar›n “ideolojik-teorik” periflanl›¤› görüldü. Ba¤›ms›z s›n›f tavr›n›n ne demek oldu¤u kör gözlere girmeye bafllad›. “Tutarl› bir tarih ve s›n›f bilinci” konusunda burjuvazinin kimi “sol” ak›m temsilcilerinden daha “yetkin ve donan›ml›” oldu¤unu da gözlemlemifl olduk. Onlar s›n›fsal ç›karlar›n› koruyup-kollama konusunda tarihsel deneyimlere sahiptir. 10
Peki, devrimci, sosyalist, komünist ve de Bolflevik geçinenlerimizin tutarl› bir tarih ve s›n›f bilinci var m›d›r? AKP iktidar› karfl›s›nda “muhalefet” görevi yapt›¤›n› iddia eden sa¤l› “sol”lu burjuva partilerinden CHP, MHP ve d›fl›ndaki reformist, revizyonist vb. s›fatlar›yla EMEP, ÖDP, S‹P tekape, vb. hatta BDP örgütleri de tutarl› bir tarih ve s›n›f bilinci konusunda s›navlardan geçti. Bu süreçte Devrimci, sosyalist, komünist isim ve s›fatlar›n› keyfekeder ve de disiplinsizce kullananlar›n “vukuat›” da yeniden s›nand›. 100 y›ll›k s›n›flar mücadelesi tarihimizin birikimini arkas›na alan 1970 - 15-16 Haziran Direnifli’mizin ekti¤i devrimci tohumlar›n TEKEL eylemiyle yeflerdi¤i görüldü.1 TEKEL iflçisi 78 günlük Baflkentteki direnifliyle Sol “Cenah›m›za” güzel ve anlaml› bir ders verdi. ‘Yerli Komünarlar›m›z’ kimlikleriyle bir direnifl ziyafeti sundu. TEKEL iflçisinin direnifli; devrimci, sosyalist, komünist geçinenlerin iflçi s›n›f› ile iliflkileri aç›s›ndan tam bir “turnusol k⤛d›” oldu. Görmek için bakan gözler kimin maviye, kimin k›rm›z›ya boyand›¤›na bir kez daha flahit oldu. Devrimci, sosyalist, komünist geçinenlerin iflçi s›n›f›yla iliflkilerinin son derece zay›f ve tart›flmal› oldu¤u TEKEL ‹flçilerinin direniflinde aç›kça görüldü. Küresel krizin 2010 y›l›n› takiben daha da boyutlanaca¤›n›, do¤al sonuçlar›n›n neler olaca¤›n› uluslarötesi tekelci sermayenin sözcüleri zaten önceden söylemekteydi. TEKEL ‹flçilerinin direnifli, özellefltirme ve tafleronlaflma gibi burjuva politikalar›n›n krizle örtüfltü¤ü bir zamana denk gelmifltir. Emek-Sermaye güçleri bundan böyle de iflçi-kitle eylemleriyle daha çok yüzleflecektir. Krizin sosyal / s›n›fsal sonuçlar› önümüzdeki y›llarda daha da boyutlanacakt›r. Burada sormak zorunday›z: Sol “Cenah›m›z” bu türden s›n›flar mücadelesine ideolojik, politik ve örgütsel aç›lardan hangi düzeyde haz›rl›kl›d›r? TEKEL ‹flçisinin direnifli sürecinde bu durum (iflçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤i sorunu) nesnel gerçeklikle bir kez daha somutlanm›flt›r. CHP, MHP, HKP, “‹P”, SP vb. gerici partiler birbirleriyle örtüflen politikalar›n› TEKEL ‹flçileri üzerinden gelifltirmek isterken, bu oyunu 11
bozacak ‹SP ya da KP’nin oluflturulmas› ve kurmayl›k görevini üstlenmesi sorunu yak›c› biçimde hissedilmifltir. ‹flçi s›n›f›n›n bilincini buland›ran sa¤l› “sol”lu burjuva partileriyle tarihsel / sosyal / s›n›fsal ölçeklerde hesaplaflacak ve oyunlar› bozacak (ayn› zamanda iktidara tafl›yacak), birleflik, güçlü, güvenilir ve donan›ml› PART‹’nin oluflturulmas› konusundaki tahlil ve tezlerimizi hayat ve mücadele do¤rulam›flt›r. TEKEL ‹flçisinin gerçeklefltirdi¤i direnifl pek çok eksi¤ine ra¤men, böylece hem sa¤l› “sol”lu burjuva partilerine hem de iflçi s›n›f› ad›na sendikac›l›k ve particilik yapanlara anlaml› bir ders vermifltir. ‹flçi s›n›f›n›n gerici-sömürücü s›n›flar›n ideolojik, politik etkisi alt›nda kal›fl› bir gerçeklik olsa da bu onlar›n kusuru de¤ildir. Ayn› zamanda bu olgu geçici bir durumdur. TEKEL ‹flçisinin direniflinde de bunun böyle oldu¤u çok net biçimde ortaya ç›km›flt›r. “‹flçi s›n›f›n› örgütleme becerisi gösterebilirsen örgütlenir, ö¤retmeyi biliyorsan da ö¤renir.” özdeyiflimiz sosyal pratikte bir kez daha do¤rulanm›flt›r. Eylem iflçi s›n›f›n› düflündürmüfl, e¤itimine ve siyasî bilinçlenmesine katk› getirmifltir. ‹flçi s›n›f› sosyal de¤iflim ve dönüflüme en uygun bir sosyal s›n›ft›r. CNN Türk’teki “5 N,1 K”, program› sözcüsünün sorusuna bir TEKEL ‹flçisi: “Ben 5 vakit namaz›m› k›lard›m. Burada da komünist olduk.” fiimdi de “Evet, 5 vakit komünistim.” diye anlaml› bir cevap vermifltir. Sedat Simav da: “Biz burada kardeflli¤i gördük. Kürd’ü, Alevi’si, Laz’›, Çerkes’i hepimiz burada tekiz. Tayyip aç›l›m diyor. Gelsin de aç›l›m neymifl görsün. Ne yalan söyleyeyim buraya gelene kadar Kürd arkadafllara önyarg›m vard›. Ama bak›n (üstündeki Diyarbak›r spor atk›s›n› göstererek) flimdi omuz omuzay›z ekme¤imiz için. Tayyip oyalamas›n aç›l›m maç›l›m diye. Birlik olursak biz aç›l›m yapaca¤›z Tayyip’e” diyerek eylemin verdi¤i bilinci konuflturmaktad›r. Bu tekil örnekleri ço¤altacak daha pek çok demeç -ifade- vard›r. S›n›flar mücadelesinin ne demek oldu¤unu görmeye çal›flan TEKEL ‹flçisinin “s›n›fsal sol duyusu” ile verdi¤i dersi iyi anlamak durumunday›z. “Laik-fieriat” ve Kürt-Türk düflmanl›¤›na-k›flk›rtmas›na dayal› sahte gündemi iflçi s›n›f› bozmufl, s›n›f temeline dayal› Burjuvazi-Proletarya as›l gündemi dayatm›flt›r. Kürt kökenli proletarya TEKEL ‹flçisinin eylemine renk katm›fl, âdeta öncülük yapm›flt›r. 12
Kürt kökenli proletaryan›n s›n›f kardeflleriyle eyleme renk katmas›, sosyal s›n›f olgusunun öne ç›k›fl› karfl›s›nda AKP TEKEL direnifli karfl›s›ndaki ideolojik yenilgisini hazmedemeyerek “Bunlar PKK’li.” diyerek flovenizmi k›flk›rtma flantaj›na baflvurup iflçilerin birli¤ini bölmeyi denemifltir. Burjuvazinin küfür niyetine kulland›¤› “pekaka” söylemli flantaj› direniflte iflçiyi bölmeye yetmemifltir. AKP iktidar› hakikî düflman›n›n “Ergenekon” de¤il, örgütlü iflçi s›n›f› oldu¤unu bilmektedir. Sosyal muhalefet dinamiklerinin en anlaml›s› “Ulusall›k-S›n›fsall›k dinamiklerinin birbirinin dilinden anlamas›, birlikte yürümesi, birbirinden ö¤renmesi ve deneyim aktar›m›nda bulunmas›” tespitöneri ve özdeyiflimizin bu direniflte ete kemi¤e bürünmesinin iflaretleri de al›nm›flt›r. AKP lideri Erdo¤an’›n gündemin iflçi s›n›f›ndan yana dönüflmesiyle daha çok öfkelendi¤i ve üslubunun iyice bozuldu¤u da görülmüfltür. AKP iktidar› iflçi s›n›f›na daha fazla fliddet uygulayam›yor. Sendika bürokratlar›yla “el ense çekip” çeflitli manevralarla direniflin k›r›lmas›n› zamana yayarak tekelci sermayenin “yüksek” ç›karlar›n› koruyup-kolluyor!.. AKP ile sendika bürokrasisi direnifli bitirmek için sadaka türünden iflçilere verilen düflük ücrete ve 4-C’ye raz› etmek için ç›rp›n›yor. * * * T. C. nin tarihi iflçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal örgütlenmelerine getirilen yasaklamalarla doludur. Günümüzdeki “kapitalist anarfli” dedi¤imiz finans-kapital düzeni zaten baflka türlü kurulamazd›. ‹flçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal özgürlüklerini kullanmas›n›n engellenmesiyle T. C. deki finans-kapitalin palazlanmas› gerçeklefltirilmifltir. Di¤er yandan S›k›yönetim, OHAL ve günümüzde çok tart›fl›lan EMASYA vb. yöntemler olmadan rejim ve sistem bir türlü ayaklar› üzerinde duram›yor. Burada anlaml› bir örnek verebiliriz: 1950 y›l›nda Çal›flma Bakanl›¤› Müsteflar› Fuat Erciyes: “Grev isteyen iflçinin Türklü¤ünden flüphe ederim!..” diyebilmifltir. Bakanlar Kurulu: “Millî Güvenlik” ve “kamu yarar›” gibi gerekçelerle, son derece k›s›tlanm›fl sendikal haklara ve grevlere de yasaklar getirilebilmektedir. 13
Öte yandan sistem; ‹flçi s›n›f›n›n bilincini buland›rmak için, iflçi s›n›f› yerine liberal, reformist, postmodern “sol” ak›mlar›, demokrat ve sosyalist geçinen sendikalar›, partileri de piyasaya sürmüfltür. “Ergenekon”cular iktidara geldiklerinde emekli ve emeksiz paflalardan Millî Savunma Bakan› yapacaklar› iddianamelere geçen birinin kendisiyle yap›lan röportaja verdi¤i cevap çok anlaml›d›r: “28 fiubat 1997 postmodern darbenin sözcülerinden emekli bir general, geçenlerde bir TV program›nda, ‘Peki TSK idareye ne zaman el koymay› düflünür?’ aç›k ve tuzak olmayan bir soruya, MGK Raporunda s›ralanan ‘üç tehlike’ (irtica, terör, ›rkç› faflizm) detaylanarak anlat›lacak san›rken, emekli general; ‘‹çinde bulundu¤umuz konjonktürde TSK’n›n bir müdahalesi yak›fl›k almaz, ama görüldü¤ü gibi e¤er ekonomik kriz sonucu patlak vermeye bafllayan iflçi eylemlerinde, yani grevlerde bir yayg›nlaflma söz konusu olursa, iflte o zaman TSK üzerine düflen sorumlulu¤u yerine getirmek üzere ister istemez idareye el koyma durumuyla karfl› karfl›ya kalabilir.’ fleklinde cevap vermifltir.”2 NATO’cu, IMF’ci, CIA’c›, “Avrasyac›” sa¤l› “sol”lu burjuva partileri ile emekli ve emeksiz paflalar›n iflçi s›n›f›na, emekçi halklar›m›za bak›fl aç›s› hep ayn›d›r. Yukar›daki al›nt› 1970 - 15 / 16 Haziran Direnifli’nde TSK’n›n direnifli durdurmas› için ilan edilen s›k›yönetimi hat›rlatmakta, ‹flçi s›n›f›n›n henüz afl›lamam›fl olan bu eylemini iflaret etmektedir. 15 / 16 Haziran Direnifli TSK’n›n müdahalesiyle k›r›lmak istenmifltir. 15 / 16 Haziran Direnifli’nde “idareye el koyamayan”, s›n›fsal aç›dan darbeyi riskli gören TSK, bu ifli -görevini- 12 Mart 1971’de gerçeklefltirmifltir. Sol “Cenah›m›z”›n ideolojik süzgeçlerinden bir türlü geçiremedi¤i bir olguyu burada bir kez daha söylemeliyiz: 12’li askerî faflist darbeler iflçi s›n›f›n›n kendisi için s›n›f olma bilincini köreltmek, iflçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤inin gerçekleflmesini önlemek ve ö¤renci gençlik temeline dayal› devrimci kalk›flmalar›n iflçi s›n›f›n›n koruyuculu¤una getirilmemesi için yap›lm›flt›r. Emekli-emeksiz paflalar›n günümüzde kulland›¤› “Anarfli-terör vb.” argümanlar yaln›zca tekelci sermayenin “yüksek” ç›karlar›n› koruyan birer “dolgu” malzemesi olarak kullan›lm›flt›r. Çevrecileri, eflcinselleri, feministleri, militarizme karfl› ç›kanlar› ve savafl karfl›tlar›n› da iflçi s›n›f› ile ayn› kategoriye koyan bilimsel ö¤reti d›fl› ak›mlar da bilinçli olarak sahneye sürülmüfltür. 14
Devrimci, demokrat, sosyalist geçinen küçükburjuva “sol” e¤ilimler; bu co¤rafyada modern sosyal s›n›flardan Proletarya-Burjuvazi yerine, sosyal s›n›f ve sosyolojik emekçi halklar gerçekli¤i d›fl›nda politika yapmak istemektedir. TEKEL ‹flçisi eylemleriyle tutulacak Ana Halka’n›n ne oldu¤unu da ö¤retmifltir. Elbette anlayana!.. Güncel politikada “devlet”, “hukuk”, “bar›fl”, “demokrasi”, “cumhuriyet” gibi terim ve kavramlar›n ideolojik ve s›n›fsal anlamlar› sinsice gizlenerek yap›lan tart›flmalar›n tamam›n›n birer palavra oldu¤unu TEKEL ‹flçisi meflru ve yasal direnifliyle herkese ö¤retmifltir. AKP iktidar›; IMF’nin “kamu harcamalar›n› azalt›n” direktifleri do¤rultusunda iflçi s›n›f›n›n kazan›lm›fl haklar›n› gasp etmektedir. Özellefltirmelerin do¤rudan iflçi s›n›f›na karfl› oldu¤u meselesi iflçi s›n›f›na yeterince anlat›lamam›flt›r. Burjuva ve küçükburjuva “sol” unsurlar özellefltirmede “millî” iflletmeler elden gidiyor söyleminin ötesine geçememifltir. “Devlet sendikac›l›¤›na” endeksli sendika konfederasyonlar›n›n da iflçi s›n›f›n›n bu eyleminin yayg›nl›k göstermemesi, “Genel Greve” dönüflmemesi ve de iflçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤i davas›n›n arkas›nda duran devrimci ve Komünist Kadrolarla buluflup bütünleflmemesi için çeflitli yol ve yöntemlere baflvurdu¤u gözlerden kaçmam›flt›r. Burada bu sat›rlar› yazan›n da içinde bulundu¤u tarihsel bir deneyimden söz etmeyi uygun buluyoruz: 1970 - 15 / 16 Haziran Direnifli’nin nihai amac›na ulaflmamas› için Sendika bürokrasisi (D‹SK üst yönetimi)+MESS+M‹T üçlüsü iflbirli¤i sonucunda direnifli tabanda ören, iflkencede, poliste, mahkemelerde sosyalizmin onurlu ve gür sesini her koflulda hayk›ran, direniflin s›n›fsal hakl›l›¤›n› savunan s›n›f bilinçli iflçiler (ki, say›lar› 5 bini aflmaktayd›) ömürleri boyunca bir daha hiçbir fabrikaya al›nmayacakt›. D‹SK, direniflin örgütlü kadrosu 5 bin militan›n›n çal›flt›klar› fabrikalarda iflbafl› yapabilmesi için hiçbir çaba göstermemifl, iktidarlarla uzlaflmay› tercih etmifltir. D‹SK üst yönetiminin geri ad›m atmas›yla yap›lan yarg›lamalardan beraat ettirmifl, direnifli örgütleyen militan iflçiler ise hüküm giymifltir.3 Bu olgu da gösteriyor ki, ‹SP ya da KP’nin kurmayl›¤›ndan yoksun olan mevcut sendikac›l›k anlay›fl›, sistemin bask›s› alt›nda daima geri çekilebilmekte ve tabandaki devrimci iflçilerin taleplerini sistemle uzlaflarak bast›rabilmektedir. Günümüzdeki TEKEL ‹flçilerinin direniflinden önceki direnifl, grev ve kütlesel ç›k›fllar döneminde de sendika bürokrasisinin siyasî iktidarlarla uzlaflarak iflçi s›n›f›na ihanet etti¤ini hat›rlatmakta yarar vard›r. 15
Sendikac›larla “sol” örgütlerin 1989 Bahar Eylemleri, 1990-1993 Zonguldak Maden ‹flçileri Sendikas›’n›n tarihi yürüyüflü ve hâlen yaflanan kriz nedeniyle 1 milyon 300 bin iflçinin iflten at›lmas› karfl›s›ndaki tav›rlar› da düflündürücüdür. “TEKEL ‹flçisinin Direnifli tüm iflçi s›n›f› hareketini ilgilendirmektedir.” özdeyiflimizin pratikte yeterince kavranmad›¤›, yaln›zca “ajitasyon” de¤eri tafl›d›¤› anlafl›lm›flt›r. “Somut flartlar›n somut tahlili” yöntemiyle s›kça gündeme tafl›d›¤›m›z bir konuyu da burada tekrarlamak zorunday›z: ‹flçi s›n›f› hareketiyle sosyalist hareket demiryolu misali ebediyete kadar paralel gitmez. Bu iki ana hareketin buluflup bütünleflmesiyle oluflacak olan Komünist Hareket’in eksikli¤i kör gözlere girercesine gündeme gelmifltir. Direniflin baflar›ya ulaflabilmesindeki zay›fl›k, iflçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤inin henüz gerçekleflemeyifli ve Direnifli çok yönlü taktiklerle yönetecek kurmay eksikli¤i yüzündendir. TEKEL ‹flçisinin militanl›¤› ve kararl›l›¤› tek bafl›na belirleyici de¤ildir, olamazda. Kriz derinlefltikçe sistemin iflçi s›n›f›na sald›r›s› da artacakt›r. Bu sald›r›lar› ne mevcut sendika bürokrasisi ne de “sol” örgütler gö¤üsleyip karfl›lamaya adayd›r. TEKEL ‹flçisinin direnifline karfl› sistemin bask›s› ve çeflitli manevralar› artt›kça küçükburjuva “sol” ak›mlar›n tamam›, “Birleflin! Ayaklan›n!..” komutu(!) vermeye kalkm›flt›r… ‹flçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤inin bir türlü gerçeklefltirilemedi¤i bir ortamda genel grev, hak grevi, siyasî grev vb.leri ilkeli ve dürüst biçimde tart›fl›lmamaktad›r. Genel Grev karar› verip iflçi s›n›f›na kurmayl›k yapacak bir PART‹ yoksa, henüz üretilememifl ise, tüm “genel grev” ça¤r›s› yapanlar›n (“özel iyi niyetlerine” ra¤men), iflçi s›n›f›na zarar veren anarflizan yöntemlere kaymas› do¤ald›r. Türk-‹fl’in sendika bürokrasisi zaten kapal› mekânlarda pasif “Açl›k Grevi” eylemi önererek kütlesel sokak eylemlerinin önünü kesmifltir. “Ölüm Orucu” gibi çaresizlik içeren eylem giriflimleri de afl›lmal›d›r. Ayr›ca, iflçilere kefen giydirilmesi, soyunup dökülme eylemleriyle “iflçi s›n›f›n›n kendisi için s›n›f olma” bilinci köreltilmek istenmifltir. ‹flçi s›n›f› hareketiyle sosyalist hareketin buluflup bütünleflmesinin önünü kesmeye aday tüm giriflimler a盤a vurulmal›d›r. TEKEL ‹flçisinin hakl› direnifli ne magazinleflmeye ne de sansasyona getirilecek bir eylemdir. Art›s› eksisi ile de¤erlendirilmelidir. 16
TEKEL ‹flçisi s›n›flar mücadelesinin ne anlama geldi¤ini çabuk kavram›fl, eylemlerde sarkan yanl›fllar› gördükçe “Direnifl Komite”lerinin oluflturulmas› gerekti¤ini görmüfl ve bu yolda davranm›flt›r. TEKEL ‹flçisi: “Ölmek Var Dönmek Yok - Direne Direne Kazanaca¤›z - TEKEL ‹flçisi Direniflin Simgesi - Hükümet 4-C’yi Al Bafl›na Çal - Devlet Güdümlü Sendikaya Hay›r!” gibi ideolojik sloganlar›yla, iflçi düflman› sermayeyi ve onun iktidar› AKP’yi silkelemeyi baflarm›flt›r. ‹flçi s›n›f›n›n mücadeleler tarihine anlaml› bir kay›t düflürmüfltür. AKP ile çeliflkileri olan gerici-›rkç›-floven örgütler de TEKEL ‹flçisinin eylemine akl›nca “sahip” ç›km›flt›r?!.. ‹flçi-kitle hareketlerine çeflitli niyetlerle kat›lan siyasî sol ak›mlar TEKEL ‹flçisinin eyleminden nas›l bir ders ve sonuç ç›karacakt›r? Ç›karabilecek midir? Nasyonal solcular, emekli ve emeksiz paflalar, Ergenekoncular, resmî ideolojiye bulaflm›fl Sol geçinen floven ve sosyalfloven ak›mlar, liberal ve postmodern “sol”lar hangi yüzle TEKEL ‹flçisinin eylemine eklemlenip na¤meler düzmeye yeltenmifltir? “Tutarl›-amaçl›-somut bir demokrasi mücadelesi” ile “Tutarl›-amaçl›-somut bir iktidar mücadelesini” atbafl› götürmekten uzak “Pankart Solcusu” ak›mlar a盤a düflen politikalar›ndan vazgeçerek nas›l bir yol izleyecektir? ‹zleyebilecek midir? ‹flçi s›n›f› hareketine faydac› biçimlerde tutunmaya çal›flan “sol” gruplar›n “gel bana biat et” mant›¤›n›n bu eylemlerde bir kez daha iflas etti¤i aç›kça görülmüfltür. 4 fiubat 2010 eylemi ise daha çok “dayan›flma grevi” niteli¤inde gerçeklefltirilmifltir. Soka¤› deneyen bu türden eylemler daha görkemli gerçeklefltirilebilinirdi. Sermaye s›n›f›na karfl› yap›lan tüm eylemlerin sosyal meflruiyeti ve devrimci yasall›¤› vard›r. ‹flçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤i davas›n›n arkas›nda duran Kolektifimiz ve ‹fiÇ‹ B‹RL‹⁄‹ Gazetemiz; TEKEL ‹flçisinin tarihsel anlam› büyük olan direnifli ile ilgili tüm sorunlar›n takipçisi olacak ve “‹flçi S›n›f›n›n Sendikal ve Siyasal Birli¤i” sorununu suland›rmaya yönelen tüm ak›mlar› bundan böyle de “politik a盤a vurmaya” devam edecektir. TEKEL ‹flçisinin taleplerinin yerine getirilemeyiflinin dü¤ümü buradad›r. Direniflin yayg›nl›k gösterememesinde, Genel Grev türünden eylemlerin önünü kesen sendika bürokrasisi ile Sol “Cenah›m›z›n” politikas›zl›¤› bundan böyle de tart›fl›lacakt›r. S.P. F/2
17
‹flçi s›n›f› ile emekçileri sermaye s›n›f›n›n sald›r›s›ndan kurtaracak biricik hareketin oluflturulmas› devrimcilerin, Komünistlerin önündeki en büyük görevdir. Not: Bu yaz›n›n bir özeti ‹fiÇ‹ B‹RL‹⁄‹ gazetemizin Mart 2010 tarihli 3. say›s›nda da yay›mlanm›flt›r. (S. P.) Dipnotlar: 1 TEKEL Direnifli’ne pankart›n› al›p kat›lan “sol” ak›m temsilcileri ‹fiÇ‹ B‹RL‹⁄‹ ‹flçi-Kitle Gazetemiz’in neden pankart aç›p kendileri gibi eyleme kat›lmad›¤›m›z› sorgulamaya yeltenince onlara flu cevap verilmifltir: TEKEL iflçisi yüz y›ll›k s›n›flar mücadelesi tarih ve geleneklerimizin uzant›s›nda görevlerini yap›yor. Onlar ‘Yerli Komünarlar›m›z’ kimlikleriyle 15/16 Haziran Direnifli’nden ald›klar› güçle ne yapt›klar›n›n bilincindedir. Tarihe anlaml› bir kay›t düflürüyorlar. Tarihsel-sosyal-s›n›fsal organik iliflkili oldu¤umuz bir kütlesel ç›k›fla pankart açarak niçin kat›lal›m? Bu eylemin içinde ve bir parças›y›z, onlar zaten bizim insanlar›m›z. Kolektifimiz iflçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤ini savunan biricik bir Kurum’dur; iddias›n›n arkas›nda ifllevsel olman›n kavgas›n› vermektedir; ayn› zamanda bu Kurum bizatihi iflçi s›n›f›n›n mal›d›r. TEKEL iflçisine hayat ve mücadelenin reddetti¤i teori pratikleriyle kat›lanlardan de¤iliz. Gerekti¤inde nas›l bir pankart aç›laca¤›na iflçi s›n›f› karar verecektir. TEKEL ‹flçisi baflta olmak üzere ‹stanbul’daki ‹tfaiye ‹flçilerine, tüm direnifl, grev ve mitinglerine ‹fiÇ‹ B‹RL‹⁄‹ Gazetemiz’in çal›flanlar› pankart yar›fl›na girmeden kat›lm›flt›r. Av. Zeki Öçal’›n kaleme ald›¤› ve Sorun Yay›nlar› taraf›ndan yay›mlanm›fl olan ve de iflçilerin yararlanaca¤› temel baflucu kitaplar›ndan: 1. ‹fiÇ‹LER ‹Ç‹N TEMEL HUKUK B‹LG‹LER‹, 2. ‹fiYER‹ SEND‹KA TEMS‹LC‹L‹⁄‹-ATANMASI-GÖREVLER‹-GÜVENCES‹, 3. fiimdi Söz Yapanlarda!... GELENEKTEN GELECE⁄E 15 / 16 HAZ‹RAN VE GÜNÜMÜZ isimli kitaplar›ndan yüzlercesi eylemdeki iflçilere arma¤an edilmifltir. Devrimciler, Komünistler bu türden Proleter Devrimci tavr›m›z›n ne demek oldu¤unu anlamakta gecikmeyecektir. 2 Ayr›nt›l› bilgi için bak›n›z: S›rr› Öztürk, TAR‹HSELDEN GÜNCELE BA⁄IMSIZ SINIF TAVRI, Sorun Yay›nlar›, Sorun Broflür Dizisi: 11, s. 110, May›s 1999. 3 Ayr›nt›l› bilgi için bak›n›z: S›rr› Öztürk, ‹fiÇ‹ SINIFI-SEND‹KALAR VE 15 / 16 HAZ‹RAN- OLAYLAR-NEDENLER‹-DAVALAR-BELGELER-ANILAR-YORUMLAR, 2. Bask›, Sorun Yay›nlar›, 2001. 18
S›rr› Öztürk -De¤erlendirmeGenel Grev Nedir Ne De¤ildir? TEKEL iflçilerinin 78 gündür sürdürdü¤ü onurlu direnifl dün Dan›fltay 12. Dairesi’nin ald›¤› kararla, “4 fiubat 2010 tarihli Bakanlar Kurulu Karar›’n›n, TEKEL iflçilerinin de aralar›nda bulundu¤u geçici personelin, 4-C’ye geçifl için 30 günlük süre içinde ilgili kurumlara baflvurmas›n› öngören hükmünün yürütmesini durdurdu” fleklindeki karar› sonras›nda bitirildi!.. Dan›fltay’›n ald›¤› karar baz› “sol, demokratik” kesimlerle sendikalar taraf›ndan coflkuyla karfl›land› ve bu karar yine bu kesimler taraf›ndan “yarg› devlete yeniden sorumluluklar›n› hat›rlatm›fl oldu”, “hükümetin hukuksuzlu¤una karfl› adaletin oldu¤unu gösterdi” cümleleriyle aç›kland›. Tek G›da-‹fl Sendikas›n›n ald›¤› kararla TEKEL direnifli “yeni” bir sürece girdi. Türk-‹fl ve direnifle “katk›” sundu¤unu iddia eden di¤er sendikalar hangi düzeyde “iflçiden yana” olduklar›n› belgeleyen aç›klamalarda bulundu. “Devlet Sendikas›” kimliklerinin gere¤ini yerine getiren sendika bürokrasisi Dan›fltay’›n karar›yla rahat bir nefes ald› ve teflekkürlerini iletti! Direniflin 78. gününde iflçiler eylemlerine son verip kendi elleriyle kurdu¤u çad›rlar›n› söktü ve memleketlerine döndü. Taleplerinin kabul edilmemesi hâlinde eylemlerine devam edeceklerini bildirdi. Bu süreç “Sol “Cenah” üzerinde bir süre daha tart›fl›lacak pek çok konuyu ve sorunu beraberinde getirdi. TEKEL direnifliyle birlikte “iflçi s›n›f› hareketi ile sosyalist hareketin do¤rultular› çak›flmadan demiryolu misali ebediyete kadar paralel mi gidecek?” türünden hakl› sorular› da tetikledi. TEKEL direniflinin tetikledi¤i ve çeflitli niyet ve gerekçelerle ileri sürülen “Genel Grev”, “Genel Direnifl” konusunu da gündemden düflürmedi. Eylemlerin gündeme tafl›d›¤› di¤er can al›c› sorunlardan biri de; s›n›fl› toplumlardaki sendikac›l›k ve particilik anlay›fl›yd›. Sendikalizm, demokratizm, parlamentarizm üzerine de sosyalizmden haberli kadrolar›n oldukça yo¤un bir çal›flma içine girdi¤i de görüldü. AKP; sendika bürokrasisi ile iflçi aristokrasisi ve daima tekelci sermayenin “yüksek” ç›karlar› do¤rultusunda uzlaflma içindedir. Fakat sendikac›lar, iflçi s›n›f›n›n tabandan gelen talepleriyle direnifline her zaman 19
karfl› koyamamaktad›r; devlet sendikac›l›¤› konumlar›yla iflçi s›n›f›n›n taleplerini koruyor, ihtiyaçlar›n› karfl›l›yor görünümünden de bir türlü geri durmad›klar› anlafl›ld›. Sendikac›lar›n bu ikiyüzlü konumu onlar›n m›zra¤› çuvala sokmas›n› engellemektedir. Gerek iflçi s›n›f› hareketi gerekse sosyalist hareket içinde sendika bürokrasisi ile iflçi aristokrasisinin oyunlar›n› bozmaya yönelik devrimci ve Komünist nüveler her zaman varl›klar›n› hissettirmektedir. TEKEL direniflinde sendika bürokrasisinin iflçiler üzerinde kurmaya çal›flt›¤› yer yer de kurdu¤u abluka bir türlü afl›lamad›. “Afl›labilinir miydi?” sorusunun s›n›flar mücadelesinin mevcut konjonktüründeki cevab›; afl›lamazd›. Çünkü TEKEL direnifli iflçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤inin bir türlü sa¤lanamad›¤› bir dönemde gerçekleflmifltir. ‹flçi s›n›f› hareketinin aleyhindeki mevsimsel ve benzeri pek çok faktörlerle sendikal ve siyasal engeller birleflti¤inde dahi TEKEL iflçilerinin direniflteki baflar›s› asla küçümsenemez. Özgün bir iflçi s›n›f› hareketi olarak tarihe kayd›n› düflüren bu direnifl art›s› ve eksisi ile daha çok tart›fl›lacakt›r. Yap›lacak tart›flmalar afl›r› teorisizme ve entelektüalizme kaymadan, pratik örgütçü çabalarla gelece¤i kazanmak için yap›lacakt›r. Bu direniflten ç›kard›¤›m›z çok yönlü derslerle sonuçlar nelerdir? Bu türden sorulara devrimciler, Komünistler bilimsel ö¤retiye uygun do¤ru, ilerletici ve iflçi s›n›f› hareketini toparlay›c› cevaplar verirken, kimi “sol” gruplar›n hâlâ kendi “dar grup kültü” ya da “dar grup tap›n›m›” aç›s›ndan bakt›¤› görülmektedir. TEKEL direniflini düzenin s›n›rlar› içinde tutmay› amaçlayan sendika bürokrasisi, iflçi aristokrasisi ile Sol “Cenah›m›z”›n “vukuat›” üzerine söylenecek çok sözümüz vard›r. ‹flçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤i yoksa, ulusal ve evrensel ölçülerde dayan›flma yoksa, varolan dayan›flma halkalar› da zay›f ve de belirleyici de¤ilse TEKEL iflçisinin militan direngenli¤i bir yere kadar etkili olacakt›r. Böyle de olmufltur. TEKEL direniflinin 52. gününde gerçeklefltirilen 4 fiubat 2010 eylemi iflçi s›n›f›n›n stratejik dayan›flmas›n› 81 ‹l’e tafl›m›flt›r. Bu dayan›flma eylemi önemlidir. Fakat eylemin yayg›nlaflmas›n› ve sistemi sorgulamas›n› ileri basamaklara s›çratamam›flt›r. Eylemin devrimci yasall›k ve meflrulu¤u ulusal ve evrensel ölçülerde kabul görmüfl ve bu hareket yak›ndan ilgi ile izlenmifl, yer yer de desteklenmifltir. 20
AKP iktidar› s›n›flar mücadelesiyle “laik-fleriat” sahte gündeminin delinece¤inden, iflçi s›n›f›n›n Burjuvazi-Proletarya hakikî gündemini dayataca¤›ndan korkmufltur. AKP direnifli k›rmak için çok yönlü manevralar içine girmifltir. ‹flçileri tehdit ve aralar›nda “k›flk›rt›c›” gruplar›n oldu¤u propagandas›n› yapm›flt›r. S›n›f olgusunu hisseden AKP iktidar›n›n korkusu anlafl›l›r bir fleydir. ‹flçi s›n›f›n›n gaspedilen haklar› yüzünden sa¤l› “sol”lu tüm burjuva partilerini korkutmufltur. Korksunlar!.. AKP iktidar› eylemdeki iflçilere bafllang›çtaki gibi sald›rmay› planlayamam›flt›r. ‹flçilerin pasif eylemlere yöneltilmesi sendika bürokrasisi ile burjuva partilerini sevindirmifltir. Açl›k grevi, ölüm orucu gibi eylemlerin baflka koflul ve mekanlar›n eylem biçimi oldu¤u bu araçlar›n sanki baflka araçlar yokmufl gibi kullan›ld›¤› görülmüfltür. Kendili¤inden kurulmufl, kendine Müslüman ve de kendi amentüsünü okuyan örgüt / partiler ise “Genel Grev” saz›n› çalm›flt›r. T. C. de genel grev, hak grevi, siyasî grev vb. haklar›m›z flairin dedi¤i gibi “fiale Köflkünde havyarla yenilmifltir…” Finans-kapital bu sayede palazlanm›fl, uluslarötesi tekelci sermayenin yerli bir orta¤›, tafleronu ve iflbirlikçisi olmay› becermifltir. “‹flçi s›n›f›n›n kendi içinden ba¤›ms›z önderlikler ç›karmas›n›” öneren örgüt / partiler de ç›km›flt›r! Böylelerine: “Sen ne biçim partisin ki, kurmayl›k görevini bir türlü yerine getiremiyorsun?!..”, “Ve de iflçi s›n›f›na ‘önderinizi ç›kar›n’ komutunu verebiliyorsun?!..” diyen de ç›kmam›flt›r. Kimi örgütlerin de “iflçi s›n›f›n› sendika bürokrasisi karfl›s›nda yeteri inisiyatif kullanmamakla” suçlamaya yeltendi¤i görüldü?!.. ‹flçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤inin gerçekleflemeyifli ne TEKEL, ne de di¤er iflkollar›ndaki iflçilerin kusuruydu. Bu alan› böylesine tepetaklak biçimlere sokan burjuva ve küçükburjuva “sol” anlay›fllar›n sistemle uzlaflmas›n›n bir sonucuydu. “Politika d›fl› sendikac›l›k”, “partiler üstü sendikac›l›k” anlay›fllar›n›n sonuçta gelece¤i yer devlet sendikac›l›¤› dura¤›yd›. Devlet sendikac›l›¤› anlay›fl›n› y›kmak için örgüt / partiler bugüne kadar ne yapm›flt›? Örgüt / partiler kafakol iliflkileriyle sendika bürokrasisi ile k›r›flt›r›p mevcut sendikalara entrikac› yöntemlerle postu serip “uzman” denilen oportünist kadrolarla kimi bilinçsiz iflçileri kendilerine benzetmekten baflka ne yap›yordu? Ayr›ca mevcut Sol “Cenahta” birlik için dövüflen var m›yd›? 21
Marksist Sol Kadrolar›n yaflad›¤› “Öndersizlik Krizi” afl›lmadan yap›lan tüm de¤erlendirmeler havada kalm›flt›r. ‹nisiyatif kullanarak iflçi s›n›f› hareketiyle sosyalist hareketi buluflturup bütünlefltirmeye aday kadrolar devrimcilerdir, Komünistlerdir. S›n›fsal sol duyusuyla yüre¤ini ve her fleyini eylemde ortaya koyan iflçi s›n›f› s›n›flar mücadelesinin ateflinden gelen kadrolarla buluflup bütünleflti¤inde kendi kurmay›n› da üretecektir. Mevcut Sol “Cenah›m›z”dan her örgüt, bas›n-yay›n-TV araçlar›yla TEKEL iflçisine kendi “dar grup kültü”nü ya da “grup tap›n›m›” hastal›¤›n› tafl›m›flt›r. ‹flçi s›n›f›n›n ise örgütsüz ajitasyonlara karn› toktur. Böylelerinin ideolojik, politik ve örgütsel anlay›fllar› öteden beri sosyal pratikte s›nan›p denenmifl, afl›nm›fl ve de a盤a vurulmufltur. Tutarl› bir tarih ve s›n›f bilinci tafl›yan öncü iflçiler d›fl›ndaki iflçiler Sol “Cenah›m›z›n” görüflleriyle tan›flm›fl ve kafalar› iyice kar›flm›flt›r. Örgütsüz ajitasyonlarla yap›lan “genel grev” ça¤r›s› bu hâliyle yerini bulmam›flt›r. Kurmay›ndan yoksun, örgütsüz kitleleri “genel greve” ça¤›ran örgüt / partilerin hiç birinin tutarl› bir iflçi-kitle çal›flmas› yapmad›¤›n› biliyoruz. ‹flçi s›n›f› hareketiyle sosyalist hareketin buluflup bütünleflmedi¤i, iflçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤i davas›n›n onulmaz darbeler ald›¤› ortamlarda yap›lan “genel grev” ça¤r›s› bir heves, merak ya da tatmin de¤ildir. Genel Grev, Hak Grevi, Siyasî Grevlerin örgütsel bir hesab›, kitab› ve mant›¤› vard›r. Olmal›d›r. Önerilen “genel greve” Türk-‹fl mi, D‹SK mi, KESK mi, Kamu-Sen mi, SES mi, TTB mi, TMMOB mu, ÖDP mi, EMEP mi, SDP mi, S‹P tekape mi ya da ad›n› anmad›¤›m›z 61 adet “illegal” örgütler mi kurmayl›k edecektir? Edebilecek midir? S›n›flar mücadelesinden habersiz konumlar› ve örgütsüz ajitasyonlar›yla “genel grev”, “genel direnifl” ça¤r›s› yapanlar›n bilerek-bilmeyerek (fark etmiyor) ya Papaz Gaponlu¤a ya da anarflizan maceralara soyundu¤u görülmüfltür. Bir kez daha hat›rlatmakta yarar vard›r: “Her k›rm›z› flal devrimin bayra¤› de¤ildir.” Her grev ça¤r›s› da iflçi s›n›f›n›n talep ve ihtiyaçlar›n› karfl›lamayabilir. S›n›flar mücadelesi, ham heves, grup ç›kar›, hezeyan ve arkas› bofl giriflimlerin hepsini tarihin çöplü¤üne süpürmüfltür. Devrimci, Marksist, Komünist, Bolflevik isim ve s›fatlar›n› kullanma iddias›nda olan örgütler-gruplar say› hesab›yla kendine gelmeli. Gerici, bilim ve ak›ld›fl›, örgütsüz ajitasyonlar› saflar›m›zdan atmal›, birlik harc›na kendisini karmal›d›r.
22
Yusuf Özçelik “Demokrasi Kahraman›” Özal’› Nas›l Bilirdiniz?
-Polemik-
Özal hakk›ndaki tart›flma hükümet yanl›s› cenah›n önde gelen ideologlar›ndan liberal-muhafazakâr (ne demekse?) ö¤retim görevlisi Doç. Berat Özipek’in Baflbakan›n da haz›r bulundu¤u bir toplant›da yapt›¤› konuflmas›yla bafllad›. Bay Özipek’e göre Özal yaflasayd› sivil hükümete karfl› ordu içinde haz›rlanan planlar hakk›nda “gere¤inin yap›lmas›n› beklemez. Genel Kurmay Baflkan›’n› derhal görevden al›rd›.” Hatta bununla da yetinmeyebilir “belki de, bir bas›n toplant›s› düzenler ‘flunlar› flunlar› görevden al›yoruz, yerlerine flunlar› flunlar› at›yoruz’ derdi. Belki Genelkurmay Baflkan› görevden al›nd›¤›n› televizyondan ö¤renirdi.” ‹flte böylesine cesur bir “sivil”di Özal. Buna karfl›l›k sermayenin hükümet karfl›t› cenah›n›n son dönemde sivrilen gözdelerinden Nuray Mert ise “Özal ne kadar sivildi?” bafll›kl› bir makalesiyle cevap vermeye çal›flt›: “Özal 12 Eylül rejiminin bürokrat› ve darbe vesayetinin ön verdi¤i bir siyasetçiydi. Hadi, o ortam›n bunu zorunlu k›ld›¤›n› varsayd›k, kurcalamad›k, 12 Eylül’ün siyasî yasaklar›n› kald›rmak için referandum yap›ld›¤›nda, siyasî yasaklar› kald›rmaya “Hay›r” kampanyas›n› neyle izah edece¤iz?” Mert’in Özal’›n “sivilli¤inin” tart›flmal› oldu¤unu göstermek için hat›rlatmay› uygun buldu¤u bafll›ca argüman 12 Eylül’den sonra siyasî yasaklar›n kald›r›lmas›na karfl› ç›kmas›yd›. Özal’›n rejimin bürokrat› olmas›n› ve faflist darbenin “önverdi¤i” bir siyasetçi olmas›n› ise fazla kurcalamamay› tercih ediyordu. Asl›nda Özal ne rejimin s›radan bir bürokrat›yd› ne de 12 Eylül faflizminin ön plana itti¤i bir “siyasetçi”ydi. Özal gerçi gerçekten de 12 Eylül’den sonra geleneksel anlamda bir “siyasetçi” haline gelmiflti. Ama o, 12 Eylül’den önce de belli bir tarzda bir siyasal mücadele yürütüyordu. Bu siyasal mücadeleyi MESS gibi en büyük sermaye örgütlerinden birinin tepesinde ve iflçilere karfl› yürütüyordu Özal. Özal’›n 12 Eylül’den sonra ön plana ç›kmas›, önce Devlet Bakan› ve Baflbakan yard›mc›s› olarak atanmas› ve ard›ndan da Baflbakan olmas›, 12 Eylül’den önce verdi¤i bu mücadelede son derece “baflar›l›” olarak de¤erlendirilmesinden kaynaklan›yordu. Bu baflar›y› takdir eden ise 12 Eylül generalleri de¤il, onlar›n emrinde olduklar› büyük sermayenin temsilcileriydi. 23
“Sak›p Sabanc›, Vehbi Koç, ‹brahim Bodur, Halit Narin sürekli Kenan Evren’e geliyordu. S›k s›k görüflüyorlard›. Halit (Narin) benim arkadafl›m oldu¤u için bana görüflmeleri anlat›yordu. Turgut Özal’› onlar ekonomiden sorumlu baflbakan yard›mc›s› yapt›. Ben karfl› ç›k›yordum da Halit Narin bana, ‘yahu bizim adam›m›z, karfl› ç›kma’ diyordu.” Bunlar 12 Eylül 1980 tarihinde Genelkurmay Karargah›nda olan faflist darbecilerden Tu¤amiral Erhan Güncan’›n 12 Eylül 2004 tarihinde Vatan gazetesinde yay›nlanan röportaj›ndan baz› sat›rlar. Özal’›n 12 Eylül’den önce sermayenin gözdesi olmas›na yol açan baflar›lar› neydi? Bunu anlamak için, Özal’›n 12 Eylül’den önceki siyasal mücadelesi konusunda tipik bir örnek olarak, MESS Gazetesi, 25 Haziran 1979’daki say›s›nda yay›nlanan bir aç›klamas›na gözatal›m. “MESS Baflkan› ÖZAL, “Sosyal anarfli”nin h›zla yay›ld›¤›na iflaret ederek flöyle demifltir; Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en kritik günlerini yaflamaktad›r. ... Bugün Türkiye’de ana muharrik gücü Beynelmilel Komünizmin muhtelif fraksiyonlar›ndan olan ve bunu mezhep ve etnik farkl›l›klar› iflleyerek güçlendiren ve süratle geliflen büyük bir tehlike vard›r. ... 3-4 sene evvel Üniversite ve Yüksek Okullarda bafllayan ve geliflen ve genellikle Ankara, ‹stanbul ve ‹zmir’de olan bu hareketler son 2 sene içinde Lise ve Orta okullara ve fabrikalara yay›lmaktad›r. Bunun yan›nda büyük flehirlerde bafllayan bu hareket Anadolu’nun en ücra köflelerine kadar geliflmektedir. Memlekette mevcut Ekonomik ve Sosyal düzeni tamam›yla hedef alan bu hareketlerin maalesef s›k›yönetim ilan edilen illerde dahi silahl› kuvvetlerimizin büyük gayretlerine ra¤men önlenemedi¤i müflahede edilmektedir. Sokakta bu hareketleri yapanlar›n fikri destekçileri memleketimizdeki genifl fikri özgürlü¤ünü afl›r› derecede suiistimal ederek rahat bir flekilde faaliyet göstermektedirler. Maalesef Devletin tarafs›z olmas› gereken radyo ve televizyonunda sadece sol ve afl›r› sol fikirler büyük bir ustal›kla sahneye konulmaktad›r. Memleketimiz e¤er çok s›k› ve gerçekçi tedbirler al›namaz ise alt› ay gibi bir zaman içerisinde art›k önlenemeyecek boyutlara ulaflm›fl bir ‘sokak anarflisi’ ile karfl› karfl›yad›r. Bunun sonucunda evlerimizde rahat uyuyamayaca¤›z, iflyerlerine korku içinde gidece¤iz, çocuklar›m›z›n kardefllerimizin mekteplerinden dönüfllerini büyük bir heyecanla bekleyece¤iz. fiehirlerimizin sokaklar› namuslu insanlar›n korkusuz dolaflaca¤› bir yer olmaktan ç›kacakt›r.” 24
‹flte böylesine çoflkulu bir “sivil demokrasi” savaflç›s›yd› Özal! Gerçi biz, büyük siyaset bilimcilerimizin yan›nda haddimiz olmayarak bu sat›rlarda “bu k›fl komünizm gelecek” cinsinden adi bir antikomünist propaganday›, s›k›yönetimin de ötesine geçen “s›k› tedbirlere” yani aç›kça faflist bir darbe ça¤r›s›n›,12 Eylül faflist yasalar›n›n tüm ruhunu ve daha fazlas›n› görüyoruz. Ama herhalde bu bizim liberal-muhafazakârl›¤› (!) yeterince özümsememifl olmam›zdan kaynaklan›yor olmal›. Özal’›n iflçi s›n›f› karfl›s›ndaki konumu da oldukça netti -hem de “iflçi düflman›” lakab›n› fazlas›yla hakedecek kadar. Özellikle iflçilerin Grev ve Direnifl eylemlerine, “Beynelmilel Komünizme” karfl› oldu¤undan bile daha büyük bir nefret besliyordu. 24 Ocak 1980 Kararlar›n›n aç›klanmas›n› izleyen hafta içinde askerlere verdi¤i brifingte de Özal bu konular› ifllemiflti. “Grev alanlar› ve grev mevzuat› mutlaka gözden geçirilmelidir. Grevler ve anarfli, yat›r›mlar› birlikte önlemektedir. Demokrasi bir bafl›bozukluk de¤il bir disiplin rejimidir.” Demokrasi yat›r›mc›lar yarar›na ve iflçiler zarar›na bir disiplin rejimiydi. Özal’da bugün kendilerini gururla Özal’›n izleyicileri olarak tan›mlayan politikac›lar›m›z›n dillerinden düflmeyen “ideolojik grev” söyleminin kökenini de bulabilmek mümkündü. “Sendikalar›n ço¤unun grevi ideolojiktir. Bunlar belli günlerde greve gitme e¤ilimindedirler. ‹flçiyi zorla greve götürmek için eli sopal› militanlar kullan›yorlar. Sendikalar›n kasas›ndaki paray› da bu militanlara yediriyorlar veya baflka türlü kullanarak iflçiyi grev döneminde ma¤dur b›rak›yorlar... Onun için greve gidecek sendika Merkez Bankas›na yat›rs›n paray›, devlet ödesin ona her ay. Bunu yapamayacak, iflçisine bakamayacak sendika a¤alar›, kendi ç›karlar› için grev diye tutturmas›n.” Görüldü¤ü gibi di¤er bütün konularda keskin bir liberal olan Özal konu Grev Fonlar› olunca koyu bir devletçiydi. Bugünlerde iflçilerin Ankara’daki anlaml› direnifliyle gündeme gelen TEKEL konusunda da ilginç demeçleri vard› Özal’›n. 11 Eylül 1980’de (yani 12 Eylül’den bir gün önce) MESS gazetesinde ç›kan bir demecinde de “K‹T’ler sat›l›r veya kapat›labilir, sendikalar bunu iyice bilmeli” diyerek -araflt›rmac› Mustafa Sönmez’in ifadeleriyle- iflçileri iflsizlikle tehdit edip aba alt›nda sopa göstermeyi sürdürüyordu. Özal ayr›ca flöyle diyordu: “Militanlara ayda 30 bin lira verirken grevdeki iflçilere 500 lira bile vermiyorlar. Sendika a¤alar› da maafllar›n› tam olarak al›yorlar. Devlet bu zorbal›¤a mani olacakt›r... Tekel idaresi vaktiyle devlete gelir getirirken flimdi götürür olmufltur. Anormal say›da iflçi, düflük kapasite kullan›m›, direnifller, bize sigara ithal ettirmektedir. ‹thal 25
için 70 milyon dolar veriyoruz yaz›kt›r. Ama böyle giderse burada çal›flan iflçiler, kendi bindikleri dal› kesmifl olurlar...” Bunlar› okuyunca insan tarih tekerrür mü ediyor diye düflünmekten kendini alam›yor. Aradaki tek fark flu: o dönemde gelir kay›plar›n› telafi edebilmek için greve ç›kan iflçiler iflsizlikle tehdit ediliyor ve sigara ithalat›ndan bile sorumlu tutularak “vatana, millete zarar vermekle” suçlan›yorlard›, bugün ise ayn› iflletmelerdeki iflçiler “yatarak para kazanmakla” suçlan›yor ve ac›mas›zca kap›n›n önüne konuluyor. Her dönem iflçileri suçlamak için vatan ve millet sever bir bahane bulmak mümkündür. Bu dün sigara üretmedikleri için ithalata yol açarak ülkeye zarar ettirmek olur, bugün isteseler bile ne sigara ne de baflka bir fley üretmelerine izin verilmedi¤i için çal›flmadan maafl almak olur. 12 Eylül faflizmi, s›n›f›n›n ç›karlar›n›n kararl› ve ac›mas›z bir temsilcisi olarak kendisini kan›tlayan Özal’› önce ekonominin kilit noktalar›na getirdi, sonra da ona Baflbakanl›¤a giden yolu açt›. Sendikalar› kapatt›, bütün yasalar› Özal’lar›n, Halit Narin’lerin, Koçlar›n, Sabanc›lar›n ve benzerlerinin istedi¤i flekle soktu, Nazilerin toplama kamplar›n›n girifl kap›lar›n›n üzerinde yazan “Arbeit Macht Frei” (“Çal›flmak Özgürlefltirir”) ilkesi uyar›nca bütün grevleri silah zoruyla kald›rd› ve iflçileri zorla iflbafl› yapt›rd›. Ama iflçi s›n›f›n›n mücadelesini yine de sona erdiremedi. Bunlar› hat›rlamak ve hat›rlatmak belli burjuva odaklar›n›n günlük ç›karlar› do¤rultusunda tarihi her gün yeniden yazan Berat Özipek gibi “liberal-muhafazakâr” ya da Nuray Mert gibi “demokratik sosyalist” ve daha baflka bilmemneci say›s›z burjuva ideologlar›n›n hiçbir zaman ifllerine gelmez. Onlar sivil-asker, demokrat-anti-demokrat vb. çocukça çeliflkiler içinde bütün tarihi aç›klamaya çal›flmak onlar›n her zaman ifline gelir çünkü böylece hem kendi aile kavgalar›n› sürdürebilirler ama hem de ezilen ve sömürülen genifl kitlelerin karfl›s›nda sermaye sahibi s›n›f›n Türkiye tarihinde oynad›¤› gerçek rolünü gizleyebilirler. Onlar›n özgürlük, demokrasi vb. üzerine kafa göz yaran bütün kay›kç› kavgalar›n›n tek bir anlam› vard›r: iflçilerin baflkalar› yarar›na gerekti¤inde zorla çal›flma ve sömürülme “özgürlü¤ü”, milyonlarca insana karfl› bir avuç sermaye sahibinin “hür demokrasisi”nin ne pahas›na olursa olsun korunmas›. ‹flte tarih bilincine sahip bütün iflçiler Özal’› bu anlamda büyük bir “demokrasi kahraman›” olarak hat›rlarlar. Not: Bu yaz›da kullan›lan Özal’a ait bütün demeçler Mustafa Sönmez’in Özal Ekonomisi ve ‹flçi Haklar› kitab›ndan al›nm›flt›r. 26
Halid Özkul -Görüfl“Kendi ‹çinde” S›n›f Olmaktan “Kendi ‹çin” S›n›f Olman›n S›navlar›; “15-16 Haziran”dan “TEKEL” Direnifline… Bireyin “kendi” olgusu ilk olarak Hegel taraf›ndan vurgulanm›fl bir felsefî kavramd›. Onu t›pk› tarihsel materyalist diyalektik gibi, iktisadî determinist(gerekirci) ayaklar› üzerine oturtan Marx(Engels) olmufltur. Böylece egemen/yöneten/sömüren ile egemen olamayan/yönetilen/sömürülen birey topluluklar› veya y›¤›nlar›n tarih içindeki konumlar› [emek gücünün yaratt›¤› art›-emek/ art›-de¤er kaynakl›] ekonomi politik nesnelli¤inde zorunlu gerçeklik olarak a盤a ç›k›yordu. Yani üretim faaliyetinde türdefl bireylerin oluflturdu¤u biçim/form olarak s›n›flar›n inkâr edilemez varl›¤›- “tarih s›n›flar mücadelesinin yans›mas›d›r”. Böylece insanl›k tarihi içinde yüzy›llard›r örtülenen bir ideolojik “gizem” daha bütün ç›plakl›¤› ile vurgulanm›fl oluyordu. Modern(ça¤dafl) -kapitalist- toplumda, toplumsal üretim araçlar› üzerinde egemen (hatta hegemon)yöneten-sömüren olarak burjuvazi, “kendi için” bir s›n›f olarak varl›¤›n›n bilincine sahipti. Bu varl›¤›n› sürdürmek için kapitalist alt yap›ya dayanarak t›pk› ard›l egemen (köle sahibi ve feodal) türdefller gibi kendi ideolojisini üretiyor ve di¤er s›n›flara genellikle gönüllü olarak bunu kabul ettiriyordu. Ama iflçi s›n›f› ekonomi politikte ifadesini bulan nesnel gerçekli¤in aç›n›m›nda “kendi içinde” s›n›f olarak “bilinçsiz” kalmam›flt›-b›rakt›r›lm›flt›. Bu b›rakt›r›lm›fll›k kefenini y›rtmak için onun iktisadî mücadelesi en ileri ifadesini sendikal örgütlenmesi ile bulmaktayd›. Fakat iflçi s›n›f› “kendi için” s›n›f (olmak) bilincine varmadan, tarihsel misyonunu asla tamamlayamayacakt›. Sovyet deneyimi bunun kan›t›d›r. Tabii hatalar do¤ru olarak kavranm›fl ise! “Kendi içinde” s›n›f kefenini y›rtman›n tezahürü siyasal bir zorunluluk ifadesidir. Bunun için Marx-Engels daha 1848’de “Komünist (Parti) Manifestosu”nu kaleme alarak ilkeleri “aç›k ve seçik” olarak belirlemifllerdir. ‹lginçtir ki ‘kendi kendileri’ne ‘komünist’ yaftas› yap›flt›rd›ktan sonra, “öyledir ama günümüzde çok fley (o neyse) de¤iflmifltir” deyip patinaj yapanlara karfl›n; ilkeler hâlâ kullan›l›rl›¤›n› bütün parlakl›klar› ile sürdürmektedir. Üstelik kapitalizmin sürekli bunal›m›n›n gittikçe s›klaflan krizlerinin patlad›¤› günlerde… 27
Bu genellemeden, özele-ülkemize dönersek; bilimsel sosyalizm/komünizmde, proleter devrimci siyasal kültürden, bir burjuva ideolojik “sapma”y› ifade eden “sol” terimini kendilerine yaftadan öte “bayrak” olarak kabul edenlerin; ki bunlar›n nerede ise hepsi, etnik büyük toprak sahiplerinin burjuva “demokratik-insan haklar›” 盤›rtkanl›¤›n› gönüllü olarak ifa ederlerken; Türkiye iflçi s›n›f›n›n beklenmedik bir anda sahneye giren sendikal “direnifl”i -güncel spekülatif ifade ile- “balyoz” gibi kafalar›na inmifltir… “Sol” birden kitaplarda de¤il, yaflam›n içinde de facto iflçi s›n›f›n› “keflfetmifl”tir, bravo! Rosa Luxemburg’un eflsiz deyifli ile “mezarlar›ndan f›rlam›fl kadavralar” olan mikro-milliyetçilik sevdas› ‘flimdilik’ terk edilerek, iflçi s›n›f›n›n XIX. yüzy›l Britanya Troylar›n› esinlendiren “hak direnifli” saflar›na geçilmifltir. Bilimsel ufuktan de¤il, ajitasyon ve goy-goy ufkundan. Bu “sol”cular›m›z›n iflçi s›n›f› taraf›ndan (sayg›n proleter devrimci teorisyen Dr. Hikmet K›v›lc›ml›’n›n deyimi ile) “fenersiz” yakalanmas›n›n ilki de¤ildir. 15–16 Haziran 1970’de ayn› olay yaflanm›flt›. O günden bu güne ise sadece tek istisna vard›r, aradan ç›km›fl anlaml› ve küçükburjuva tekkecilik ilkelli¤i ile görmemezlikten gelinen bir örnek olarak. Proleter devrimci önder “Terzi” Fikri Sönmez’in Fatsa’da yaflama geçirdi¤i olay! Fikri Sönmez-Fatsa Olay› sadece bir ‘teori ve pratik’ de¤ildir, irdelenmedi¤i için anlafl›lamayan onun praxis yönüdür. ‹lginçtir ki Paris Komünü’nü ezen Bonapartist militarizm gibi, “Fatsa Komünü”de 12 Eylül 1980 faflist darbecisi TSK generallerinin kanl› katliam› sonucunda yok edildi, “Terzi Fikri” a¤›r iflkencelerden geçirilmesi sonucu yakaland›¤› kansere karfl› yenik düflerek sonsuzlu¤a yürüdü; yüreklerimize ve bilincimize gömülmüfltür… Semptomlar› çoktan belli olmufl küresel tekelci kapitalizmin büyük ekonomik krizinin 2008’de patlamas› sonuçlar› “te¤et geçti” z›rvalamalar›na karfl›n her halükârda Türkiye’yi de etkilemifltir. Bunun sonucunda yüzbinlerce insan on y›llard›r büyük bir kitle oluflturmufl olan “Türk iflsizler ordusu”na kat›lm›flt›r. Ama yukar›da belirtti¤im siyasal öndersizlik açmaz› sonucu burjuvazi istedi¤i gibi ‘at oynatma’ya devam etmektedir. Hem dünyada hem de Türkiye’de… Biraz daha somut verilere yaklafl›rsak; 15–16 fiubat 2010 tarihinde Milliyet gazetesinin ekonomi sayfas›nda burjuva demokrat ekonomist Güngör Uras’›n iki makalesindeki gözlemleri, D‹SK Araflt›rma Bölümü verileri ile olaya dar “Ankara” ekseninden de¤il, enternasyonal eksende yaklaflmakta daha fayda vard›r. Çünkü küresel ana çeliflkinin 28
yans›mas›d›r bizim özelimiz. E¤er mezoskopiyi do¤ru olarak yakalarsak cevaplar›m›z da do¤ru olacakt›r. Yoksa demagoji-ajitasyon mastürbasyonunda sadece ‘kendi içimiz’de tatmin oluruz. Unutulmas›n ki burjuvazinin bir uzvu olan küçükburjuvazi s›n›f›na dâhil olan entelektüellerimiz de “kendi için” bir s›n›fa mensupturlar! Güngör Uras, Türkiye’nin önemli sanayi bölgelerinden biri olan (ve krizde 90 bin iflçinin kap›n›n önüne kondu¤u) Bursa’da otomotiv, tekstil, makine ve g›da sanayi kollar› üzerinde gözlemlerini aktar›rken patronlar›n ekonomik krize yaklafl›mlar›n› da belirtmifl. Patronlar genelde flunu söylüyorlarm›fl: “Kriz eski düzeni de¤ifltirdi. Yeni düzene uyabilen yaflayacak. Yeni düzende her üretileni yüksek kâr ile satmak imkâns›z. Maliyeti düflürmek, verimlili¤i art›rmak, az kâra raz› olmak flart.” Peki, Türk patronlar maliyeti düflürmekten ve verimlili¤i art›rmaktan ne anl›yor. Uras onu ertesi günkü yaz›s›nda aç›kl›yor. “Daha az iflçiyle daha çok üretim aray›fl›na” girmek. Yani hali haz›rda istihdam edilmifl iflçilerden bir k›sm›n› daha iflsizler ordusu saflar›na göndermek. Geliflmifl kapitalist pazara d›fl sat›m yapan uluslararas› tröstlerin bir kolu olarak faaliyet gösteren otomotiv patronlar› (yani küresel tekelci kapitalizmin iflbirlikçi büyük burjuva-yerli oligarklar›) böyle bak›yorlar gelece¤e. Di¤er taraftan vurguluyor Uras, Avrupa iflçi s›n›f› bizimkilerle rekabette, bizimkiler Pakistan, Bangladefl, Hindistan hatta Çin iflçi s›n›f› ile rekabette. Bunu belirleyen emek gücünün ücret olarak yans›malar›ndaki oranlar. Geri b›rakt›r›lm›fl derinlefltikçe art›-de¤er ya¤mas› yani kârlar yükseliyor, yaz›lmas› unutulan nesnel gerçekte bu… D‹SK Araflt›rma Bölümü’nün uzmanlar›n›n sergiledi¤i say›lar Kas›m verilerine göre Türkiye’de 3 milyon 270 bin iflsizin oldu¤unu gösteriyor. Asl›nda 22 milyonluk tar›m nüfusunun büyük yüzdesi ça¤d›fl› yaflam standartlar›nda yaflad›¤›ndan (k›rsalda yaflayarak gözlemleyen biri olarak) sadece 10 milyon k›rsalda iflsizdir desek yalan olmaz. Peki, kentlerdeki 49 milyon nüfusun 36 milyonu 15 yafl üzerinde ise, 16 milyon iflgücünün ne kadar rasyonel bir say› oldu¤u tart›flmal›d›r. (Hele ne kadar sendikal› iflçi var dersek as›l durum ortaya ç›kar-hele hele kay›t d›fl›n›n “özgür köle” bile olamam›fl “köle iflçileri”). ‹flsizler ordusunun -bu mu¤lâk istatistikte bile- genç nüfusu kentte %26, k›rda %20 olarak, Türkiye genelinde %24 oldu¤una dikkat edilmelidir. ‹flte ustalar “devrim krizi” derken tastamam kastettikleri yönetenlerin ve yönetilenlerin krizinin say›sal varsay›m› budur. Peki “devrimci”yi oynayanlar›n “nas›l yap›lmal›”ya 29
hâlâ bulamad›klar› cevap, yerli mali oligark patronlar›n uygulad›¤› çözüm gibi ilkel ve zaman› geçmifltir. Ne ki, Britanya mali oligarflisinin think-tank (düflünce) kuruluflu New Economics Foundation (Yeni Ekonomi Vakf›)’n›n küresel krizden kapitalizmi kurtarmak için öne sürdü¤ü tez ilginçtir! Bu kurum Britanya’daki 2,5 milyon iflsize karfl›n 30 y›l öncesinden daha uzun çal›flma-ifl saatlerinin haftal›k 21 saate indirilmesini önermifltir. Rapora göre bu çal›flanlar›n daha az para kazanaca¤› anlam›na gelirken, buna karfl›n çocuklar›na, yafll›lara ve aile içinde yard›m duyanlara daha çok zaman ay›rabilecekleri öne sürülmüfl. Vakf›n yöneticisi Andrew Simms, “Böylesi bir kültür de¤iflimi karfl›m›za halletmemiz gereken ciddî sorunlar ç›karacakt›r ama bunun gerek ekonomiye, gerekse yaflam kalitemiz ve gezegenimize büyük katk›lar› olacakt›r” demifltir (Milliyet. 14.02.2010). Zeki burjuvan›n söyledi¤i bilimsel sosyalistler için yabanc› de¤ildir. Bu ayn› zamanda bir türlü köylülükten kurtulamam›fl Fransa ve onun Komünist Partisi’nden istifa eden Marx-Engels’in ömürlerinin sonuna kadar sanayileflmifl Britanya’n›n Demokrat Kardefller Derne¤i üyeleri kalmalar›n›n gerekçesini de tekrar kan›tlar bize, ustalar›n dehal›klar›n›n büyüklü¤ünü de! Manifesto ve Kapital’leri okumufllar (daha do¤rusu ‘kavram›fl’lar) için söylemler yabanc› de¤ildir. Ama küçükburjuva Troycu ve Lasalleci bir uyan›kl›kla çarp›t›lm›fllard›r. Yine de böyle halleri ile bile bizim oligarklardan çok daha “ilerleme”ci hatta “ilerici”, bizim “sol”cular›m›zdan da daha “devrimci” ve “Marxizm”e yak›nd›r! Ben Kas›m-1992’de Yeni Dünya Düzeni adl› kitab›mda vurgulad›m, bugüne kadar pek çok yaz›mda da yineledim. Marx-Engels’in 1848 “Komünist Manifesto”sunun en can al›c› ilkesi “çal›flma saatleri”nin en devrimci bir biçimde “4 saate” indirilmesidir. (Günümüzde haftal›k 20 saat demektir). Bu ilke maalesef günümüze kadar hiçbir “sosyalist” ülke taraf›ndan da uygulanmam›flt›r. Ekonomist oportünizm ve revizyonizm ad›na! 1992 Haziran›nda Azerbaycan gezim s›ras›nda AKP taraf›ndan bana teklif edilen dan›flmanl›k görüflmelerim s›ras›nda 2,5 milyon iflsizin istihdam edilmesi için acil olarak yap›lacak ilk eylemin; ifl saatlerinin 8 saatten 4 saate indirilmesiydi. Böylece iki vardiya üzerinden iflsizlik s›f›rlanacakt›. Bilimsel Toplumsallaflt›rma için kültür yoluyla siyasal bilinçlendirme kitleselleflecek böylece “Kültür Devrimi”nin yolu aç›lacakt›. Azerbaycan’da ancak 2,5 milyon proleter istihdam edilmifl durumdayd›. Ama teklifim karfl›s›nda parti bürokratlar› gözlerini iri-iri aça30
rak hayretle “peki kalan 4 saatte ne yapacaklar” diye sordular. “Kültür Devrimi”nden bahsettim, tabii “sizin gibi bürokratlar› mezara gömecekler” diyemedim. Sonuçta bürokrasinin oportünist sekterli¤inden kitlelerden kopan AKP mezara gömüldü -flu anda oldukça küçük iki KP var‘Azerbaycan’da mafyalaflma had safhada, eski günleri “Rus melankolisi” içinde an›msayan iflçi s›n›f› hâlâ “kendi içinde”… E¤er Kapital’ler dikkatli irdelenirse, Marx’›n kendisinin de dedi¤i gibi, kapitalizmi yüceltmedi¤i asl›nda tastamam kaotik bir anarflizm olan sistemin flifrelerini çözmüfl oldu¤u kavran›r. Örne¤in Kapital’in 3. cildinde borsalar›n tarihsel konumu aç›kland›ktan sonra spekülatif bir unsur olarak mali sermayenin elinde ileride nas›l bir misyon yüklenece¤inin anahtarlar› da verilmifltir. Nerede ise yüz küsur y›l sonra borsalar› “modern elektronik kumarhaneler” olarak yorumlayan mali oligark Rahmi Koç ustalar› fark›nda olmadan do¤rulam›flt›r. Son olarak MUS‹AD bunu keflfetmifltir! Evet, Türkiye iflçi s›n›f›n›n ihtiyac› proleter devrimci bir bilimsel komünist partinin ‘öncü’ iradesidir. Türkiye sadece “ekonomik kriz” içinde de¤ildir, ayn› zamanda “devrim krizi” içindedir. Buna önderlik edecek siyasal çizgi 15–16 Haziran 1970’deki Büyük ‹flçi Direnifli’ni günün flartlar›nda ve var olan› ile en do¤ru biçimde okuyarak kendini 1970’de yi¤itçe ortaya koymufltur. 1974 sonras› bu çizginin izinde yürüyenler onu bir ad›m daha afl›p ileriye tafl›m›fllar ve “Fatsa Komünü”nü yaratm›fllard›r. fiimdi öncelik bu çizginin da¤›lm›fl; özveri, dürüstlük ve onurla ayakta kalmay› becermifl unsurlar›n› bir araya toparlamakt›r (bu unsurlar›n baz›lar› da yurtd›fl›nda bulunmaktad›r). Her türlü tekkecilik gerekirse “devrimci fliddet” ile mahkûm edilmelidir. “TEKEL” iflçisinin “kendisi için” s›n›f bilinci önsezisinde spontane oluflan direnifli sendika a¤alar›n› aflm›flt›r. Ama misyonu bu kadard›r. Bu Türkiye iflçi s›n›f›n›n tarihsel kilometre tafllar›ndan biri olmufltur, tarihe mal olmufltur. Bu onurlu karfl›-durufltan gerekli dersleri ç›karmak tarihsel zorunluluktur… Tek yol, toplumsal kurtulufla kadar sürekli devrimdir…
20 fiubat 2010
31
Babür P›nar -‹ncelemeMülkiyet ‹liflkilerinin ve S›n›f Savafl›n›n Düsturu Olarak Hukuk Burjuva devletin kurumlar› aras›ndaki çat›flman›n gizlenemeyecek boyuta ulaflt›¤› her dönemde, burjuva ve küçükburjuva ideologlar›n ve siyasilerin “hukuk” sorununu gündeme getirmeleri ve kurumlar aras›ndaki çat›flman›n burjuva hukukuna uygun “halledilmesi” istençlerini d›fla vurmalar› daha s›k gerçekleflti. Ancak, s›n›flar aras›nda gerçekleflen savafl›n yaratt›¤› kriz döneminde, burjuva iktidar tehlikeli sularda dolafl›rken, kapitalist sistemin bekas› u¤runa hukukun rafa kald›r›lmas› gerçekleflti ve bar›fl zaman›nda kutsanan hukukun yerine, savafl hukuku ikame edildi. Bu yer de¤iflim esnas›nda, küçükburjuva ideologlar›n›n “hukuka uyulmas› istenci” yerini, hukuku geçersiz bir metne dönüfltüren s›n›fsal savafl prati¤ine boyun e¤me ve bar›fl dönemine iliflkin hukuku geçersiz k›lan “yeni” durumu meflru sayma fikrine b›rakt›. Kuflkusuz hukukun ve yarg›n›n s›n›fsal özünü örten tart›flmalar›n, toplumun büyük ço¤unlu¤u taraf›ndan ilgi görmesi ve gerçekleflen bulan›k suda bal›k avlama eyleminin, sosyalistleri de etki alt›na almas› ve hukuk sorunsal›n›n, s›n›fsal zeminde ifadesi d›fl›nda, farkl› anlamlar yüklenerek alg›lanmas› önem kazand›. Bu nedenle, kurumlar›n birbiriyle didiflmesinin toplumlar ve bireylerin zihninde yan›lsamalara yol açt›¤› bir dönemde; bulan›k suda bal›k avlama eyleminin d›fl›na ç›karak hukuk sorununu ele almak daha çok gerekiyor. Burjuva devletin “demokratikleflmesi” konusunda tart›flmalar›n sürdü¤ü her zeminde, “hukuk devleti” ça¤r›s› da yer ald›. “Hukuk devleti” kavram›n›n, burjuva ve küçükburjuva siyasilerince, ya üzerinde fazla düflünülmeksizin kullan›lmas›; ya da gerçekleri bilerek i¤difl etmek, halk y›¤›nlar›n›n gerçekleri görmesini “edebi yolla” engellemek için egemen s›n›f bilinçli bir tav›rla kullan›lmas›; kendi s›n›fsal konumlar› itibariyle do¤ru ve kendi içinde tutarl› bir yaklafl›m olarak görülebilir. Ama kendini sosyalizm cephesinde gören baz› siyasilerin ve ideologlar›n da burjuva rejimi “hukuk devleti” yapmaya daveti abesle ifltigal say›lmal›d›r. Bu durum, “hukuk devleti” kavram›n›n irdelenmesinin ve aç›klanmas›n›n zorunlulu¤unun da nedenidir. 32
“Hukuk Devleti” De¤il Devlete ‹liflkin Hukuk Bir s›n›fsal düzen, birbiriyle çat›flma halindeki s›n›f güçlerinin bir arada varoluflunun kurumsal ifadesidir. Çat›flan s›n›flar›n bir arada yaflamas›na dayal› organizasyonun kurallar› da, çat›flan s›n›flar›n konumlan›fl tarz› üzerine oturur. Kuflkusuz bu toplumsal (egemen s›n›f iktidar›) sistemin; antagonist karfl›tl›k içerisindeki güçlerin çat›flmas› ile sars›lmas›n› engellemek, toplumsal yap›y› y›kacak çat›flmay› bir toplumsal uzlaflma ve denge durumunda tutmak için kurallar›n konulmas› egemen s›n›f aç›s›ndan zorunludur. ‹flte bu karfl›t s›n›flar› bir arada tutmaya dayal› toplumsal olguya (duruma) ait, onun için geçerli ve o toplumsal olgu var oldu¤u sürece var olan kurallar bütününe hukuk denir. Daha aç›klay›c› olmas› için belirlemek gerekirse; her toplumsal organizasyonu y›kan ve tarihsel bir altüst oluflu ya da dönüflümü sa¤layan “yeni” toplumsal fenomenin de kendi s›n›rlar›n› belirleyen ve bu yolla da kendi bütünlü¤ünü sa¤layan bir hukuku var oldu. S›n›fl› toplum tarihi boyunca, çat›flma halinin egemeni olan s›n›f kendi hukukunu oluflturdu ve meflruiyetini bu hukuka dayand›rd›. Dolay›s›yla boyun e¤en grubun eylemi; oluflan sistemin hukuku içerisinde karfl›l›k buldu. Bu toplumsal durumun reddi, egemenli¤in ayg›tlar› taraf›ndan gayr› meflru olarak nitelendirildi. Baflkald›r› eylemi hukuk d›fl› ilan edildi ve bu eylemi gerçeklefltirenlerin “asi”, “düzen bozucu” say›larak, cezaland›r›lmas› için tüm olanaklar kullan›ld›. Savafl hali kendi hukukunu yaratt›. Daha da derinlefltirirsek; hukuktan söz edilen her yerde bir toplumsal çat›flma, dolay›s›yla bu çat›flman›n üzerine oturdu¤u eflitsizlik durumu ve bu eflitsizli¤in “eflitlik gibi” gösterilmesi ve toplumsal çat›flman›n belirli s›n›rlar içerisinde tutulma çabas› var oldu. Hukuk, toplumsal eflitsizli¤i, ka¤›t üzerinde “eflitleyerek”, bu simülasyon vas›tas›yla toplumsal çat›flmay› belirli s›n›rlar içerisinde tutarak ve güçlü olan›n konumunu meflrulaflt›rarak “tan›ma” biçiminde gerçekleflti. Küçükburjuva siyasileri ve ideologlar›, hukukun s›n›f egemenli¤inin ifadesi oldu¤u gerçe¤ini örtbas etmek için, yarg› organlar›n›n tarafs›z ve ba¤›ms›z olmas› gerekti¤inden söz ediyorlar. Oysa yarg› sistemi ne ba¤›ms›zd›r ve ne de tarafs›z. Hukukun uygulama organ› olarak yarg› kurumu, bireylerin s›n›fsal farkl›l›klar›n› ve bu farkl›l›¤›n, bireylere toplumsal iliflkilerin sa¤lad›¤› olanaklar›n da eflitsiz oldu¤unu göz ard› ederek; toplumsal güç ediniminde eflit olmayanlar aras›nda, eflitli¤in sa¤lanabilece¤ine iliflkin iddiayla hukuksal hükümleri uygulamay›, toplumsal iliflS.P. F/3
33
kilerin sürdürülmesi için gerekli sayar. S›n›f devletinin düzenlenifline iliflkin kurallar›n tümünü kapsad›¤› anlamda yarg› sistemi, egemen s›n›f düzenini korumay› görev edinen devletin bu niteli¤inden ayr› ve muaf tutulamaz. Bu ba¤lamda s›n›f diktatörlü¤ünün bir ayg›t› olan devletin yüklendi¤i görev; yarg› içinde iflin bafl›nda tan›mlanan görevdir. Yani hiçbir yarg› kurumu ya da yasa; egemen s›n›f iktidar›n› y›kmaya yönelik bir eylemi olumlamaz; aksine yasalar s›n›fl› sistemin bekas›n› ana amaç olarak merkezine ald›ktan ve içsellefltirdikten sonra bu sistem içerisinde bireylerin birbirine karfl› durumunu ele al›r. Bu gerçeklik; yarg›n›n ba¤›ms›z ve tarafs›z olabilece¤ine iliflkin savlar›n pratik anlamda iflas etmesini sa¤lar. S›n›f devletinin düzen sa¤lay›c›s› olarak yarg› sisteminin; egemen s›n›f rejiminden ba¤›ms›z olabilece¤ini ve s›n›f savafl›m›nda tarafs›z kalabilece¤ini iddia etmek, gerçek anlamda, ezilenlerin bilincini bulan›klaflt›ran bir avuntu söylemidir. Devletin egemen s›n›f›n bask› ayg›t› oldu¤u gerçe¤ini inkâr eden ideologlar›n ve siyasilerin, devletin bir organ› olan yarg› kurumunun, devletin di¤er organlar›ndan (yasama ve yürütme organlar›ndan) ba¤›ms›z olabilece¤ini iddia etmeleri kaç›n›lmazd›r. ‹nsan›n eylemi ve iliflkisiyle ba¤lant›l› olarak yarat›lan araçlar›n kullan›m›na iliflkin kurallar; arac›n daha az y›pranmas› ve kullanan için daha verimli ve yararl› olmas› için gereklidir. Kuflkusuz, öncelikle kullan›m kural›, arac› kullanacak insan›n toplumsal statüsünün ne oldu¤u ile iliflkilendirilmez. Arac›n kullan›m kurallar›, arac›n sahibinin ya da kullan›c›n›n toplumsal kimli¤i ve statüsü konusunda hüküm vermez. Kullan›m kural›, arac›n o anki sahibinin (ya da kullan›m›na sunulan›n) eylemini kolaylaflt›r›c› ve arac›n verimli kullan›m›n› sa¤lay›c› unsurdur. Dolay›s›yla arac›n iflleyifline iliflkin kural, do¤rudan arac›n sahibinin yarar›nad›r. Araç sahibi olmayan ya da araç kullan›m hakk› olmayan insan için; kullan›m k›lavuzunun olup olmamas› bir de¤er ifade etmez. Di¤er yandan kullan›m kurallar›; insan›n kullan›m›na amade bir araç varsa, pratik anlam kazan›r. Arac›n olmad›¤› yerde kullan›m k›lavuzunun olmas›n›n pratik de¤eri yoktur. Daha da önemlisi; kullanma kural›, kullan›lan araca iliflkindir. Araç yoksa kullan›m kural› da olamaz. Kullan›m kural›, kullan›lacak arac›n iflleyifline ba¤l› olarak tan›mlan›r, biçimlenir. Arac›n s›fat› ise, arac›n ifllevine ba¤l› olarak tan›mlan›r. Ya yoksa arac›n vasf›, niteli¤i, ad›, kullanma kurallar› taraf›ndan tan›mlanamaz. Devlet, toplumun s›n›flara bölünmesi ve toplumsal eflitsizli¤in ortaya ç›kmas› ile birlikte, ortaya ç›kan ve giderek topluma yabanc›laflan ve 34
çat›flan s›n›flardan, egemen olan s›n›f yan›nda yer alan özel bask› ayg›t›d›r. Her toplumsal organizasyon gibi devlet de, toplumsal bir olgu olarak, toplumsal eflitsizlik zemininde var oldu ve her toplumsal fenomen gibi devletin de kendi hukuku gerçekleflti. ‹ktidar arac› olarak devleti kullanma gücüne ve olanaklar›na sahip olan egemen s›n›f, sahibi oldu¤u devleti, toplumsal gücünü üretim tarz›ndan ve mülkiyet iliflkilerinden alan kendi egemenlik vasf› ile biçimlendirdi. “At sahibine göre kiflner.” Devletin eylem biçiminin belirlenmesi; ayn› zamanda iliflkilerin iflleyiflini düzenleyen kurallar›n konulmas›n› beraberinde getirdi. Kurallar, devletin hangi s›n›f›n hizmetinde oldu¤u ile iliflkilendirilmedi. Ancak, gerek devletin biçimi ve gerekse bu biçimlenifle denk düflen kurallar egemen s›n›f›n selametine ayk›r› olmad›, olamazd› da. Her devlet, biçimi ne olursa olsun, kendi varl›¤›n›n tamamlay›c›s›, iflleyiflinin düzenleyicisi olarak kendi hukuk sistemine de sahip oldu. Devletin söz edildi¤i her yerde, o devletin iflleyiflini tan›mlayan bir hukuk formu flekillendi. Yani devletten söz etmek, ayn› zamanda hukuktan da; o toplumdaki iliflkilerin “olmas› istenilen” biçimde düzenlenmesini emreden bir kurallar bütünlü¤ünden de, söz etmek demekti. Her devlet, ayn› zamanda, o toplumsal organizasyona ait bir hukukun varl›¤›n›n da iflaretiydi. “Hukuk devleti” “hukuksuz devlet”in kabulü anlam›na gelirdi ki; insanl›k tarihinin hiçbir döneminde hukuksuz bir devlet var olmad›. Hukuksuz devletin olabilece¤inin kabulü; s›n›fsal eflitsizli¤in var olmad›¤› bir toplumda devletin varl›¤›n›n sürebilece¤ini kabul noktas›na götürür ki; bu gerçek bir yan›lsamad›r. “Hukuk devleti” kavram› tam bir aldatmacay› içerdi; devletin toplumsal konumunu kavramamay› tan›mlad›. Genellikle burjuva demokrat ideologlar ve siyasiler, burjuva parlamenter devletlerini yads›yan aç›k terörcü burjuva devletlerini (faflizm ve askeri diktatörlükleri) “hukuksuz devlet” ve dolay›s›yla aç›k terörcü yöntemleri kullanmayan burjuva parlamenter cumhuriyetlerini “hukuk devleti” kavram›yla tan›mlayarak; bask›c› ve ezici vasf›n, burjuva düzenin ana unsuru oldu¤unun üzerini örttüler. Dolay›s›yla eflitsizli¤in ve adaletsizli¤in temeli olan kapitalizmi de bu yolla aklayarak zevahiri kurtarmaya çal›flt›lar ve çal›fl›yorlar. Oysa faflizm ve askeri diktatörlükler de burjuva diktatörlü¤ünün biçimleri olarak, bir hukuka sahiptirler. Ancak do¤ald›r ki, faflizmin hukuku, burjuva demokrasisi hukukundan biçimsel olarak farkl› içeri¤e ve norma sahiptir. Ancak tüm burjuva devletler burjuva egemenli¤inin ifadesi oldu ve hukuk da bu s›n›fsal egemenli¤in, di¤er s›n›flar taraf›ndan kabulü 35
ve tan›nmas› üzerinde flekillendi. Hukuk, s›n›fsal eflitsizli¤in pratik ifadesine iliflkin çeliflki ve çat›flmay› yok sayd› ve ezilen s›n›flar›n kendine dayat›lan her türden iliflkiye r›zas› üzerinden, kurumlar›n biçimlendirilmesini kural sayd›. Bu nokta anlafl›lmad›¤› zaman, sosyalistlerin ve iflçilerin de, “hukuk devleti” gibi bir aldat›c› kavrama sar›larak, ilericilik ad›na “gerici” bir tutuma sürüklenmesi kaç›n›lmaz oldu. Hukuk, eflitsizli¤e taraf olan s›n›flar›n çat›flma seyrine ve bu s›n›flar aras›ndaki konsensüs zeminine oturdu¤u anlamda, çat›flan s›n›f ve toplumsal gruplar›n konumuna ve gücüne ba¤l› olarak flekillendi. Dolay›s›yla hukuk, s›n›flar çat›flmas› ve güçler dengesiyle yak›n iliflkili olan burjuva devlet biçimlerinin varl›¤›yla da s›k› s›k›ya iliflkilendirildi. S›n›flar çat›flmas›na ba¤l› olarak de¤iflim gösteren burjuva hukuk sistemleri aras›ndaki farkl›l›k, iflçi s›n›f›n› yak›ndan ilgilendirdi. Kuflkusuz iflçi s›n›f›, aç›k terörcü diktatörlükler yerine, örtülü bask›n›n var oldu¤u burjuva parlamenter cumhuriyet rejimini, kapitalist sistem s›n›rlar› içerisinde kal›nd›¤› sürece, tercih eder konuma sürüklendi. Bu noktada tercih, devlet biçimleriyle iliflkili bir tercihti. ‹flçi s›n›f›n›n ve emekçi y›¤›nlar›n, egemen s›n›fa karfl› verdi¤i mücadelenin ivmesi, her dönemde burjuva devletin biçimleniflinde etkin rol oynad›. Dolay›s›yla emekçiler, burjuva devletin flu ya da bu biçimlenifline duyars›z kalmad›; üzerine düflen rolü flu veya bu flekilde, tüm toplumsal ( iktisadî, siyasî, ideolojik ) alanlarda oynad›. Ya yoksa bu tav›r, s›n›f çat›flmas›n›n ulaflt›¤› duruma denk düflen devletin varoluflunun somut ifadesi olan formuna iliflkin hukukun uygulanmas›n› istemek de¤ildi. Tam bu noktada, bu tercihin, “eflitsizli¤i” ortadan kald›ran bir tercih de¤il, “eflitsizli¤i” tan›yan ve onun üzerine kurulu sistemin farkl› biçimlerinden birinin tercih edilmesi anlam›na geldi¤i önemle vurgulanmal›d›r. Bu yaklafl›m› kavramaks›z›n sorunu do¤ru izah etmek olanaks›zd›r. “Hukuk devleti” kavram› içi kof bir tan›mlamad›r. Do¤rusu, s›n›f mücadelesinin pratik ifadesi olan devlete iliflkin hukuka riayet edilmesinin, s›n›f iktidar›n›n ve kuflkusuz kapitalist mülkiyet siteminin selameti için gerekli oldu¤udur. Bu noktadan hareketle denilebilir ki; Toplumsal iliflkilerde hukukun ba¤lay›c› olmas› ve hukukun tüm burjuva gruplara eflit uzakl›kta ya da yak›nl›kta durmas› ve gerçekleflmesi istemi, as›l olarak, burjuva katmanlar›n sorunsal›d›r. Bir burjuva grubun, siyasal alanda üstünlük kazanan di¤er burjuva grubu, oluflumunda mutab›k kal›nan ve toplumun hemen hemen tamam› taraf›ndan kabul gören hukuk kurala36
r›na uygun davranmas›n› istemesinin s›n›fsal aç›dan pratik anlam› vard›r. Hükümet eden burjuva fraksiyonun hukuk sistemini delmesine ya da baz› burjuva güçlerin yasalar› hiçe sayarak eylemlerde bulunmas›na karfl›; bu durumdan zarar gören muhalif burjuva fraksiyonlar›n›n, tüm burjuva katmanlar›n›n ortak ç›kar›n›n ve mülkiyet iliflkisinin ifadesi olan rejimin hukukuna uygun davran›lmas›n› istemesi anlafl›l›r bir durumdur. Elbette ki toplumsal gruplar, var olan hukuk sistemi içinde kalmak flart›yla, düzenin “iyilefltirilmesi” u¤runa savafl›ma giriflebilirler ve bu reformculuktur. Ancak bu savafl›m eflitsizli¤i ortadan kald›rmaya yönelik bir savafl de¤il, eflitsizli¤i kabul zemininde oluflan devlet biçiminin, tüm burjuva katmanlar›n›n ç›karlar› lehine “iyilefltirilmesi” savafl›m›d›r. Hukuk; mülkiyet iliflkilerine do¤rudan ba¤l› ve mülkiyet iliflkilerinin pratik ifadesi olan s›n›f iktidar›n›n, ideolojik, siyasî ve iktisadî ayg›tlar›n›n iflleyifline iliflkin sözleflmenin kural ve hükümlerini içerir. Dolay›s›yla hukuk; kural olarak, sonucu ve iliflkin oldu¤u ayg›tlar› tan›mlamaz, adland›ramaz ve onlarla karfl›laflt›r›larak de¤erlendirilemez. Denilebilir ki; hukuk iliflkin oldu¤u kurumun iflleyiflini tan›mlayan baflka kurallar ve hükümlerle (örne¤in ahlakî kurallarla) karfl›laflt›r›labilir. Bu tür bir karfl›laflt›rma ve de¤erlendirme anlaml› olabilir. Bir toplumda hukuk kurallar›n›n, kültürel, ahlakî kurallara göre üstünlük durumu saptanabilir. Ya yoksa toplumsal kural ve hükümlerin, iliflkilendi¤i pratik durumla ve kurumla k›yaslanmas› abesle ifltigaldir. Mülkiyet ‹liflkisi Hukuka Can Verir Özelikle kriz dönemlerinde, burjuva kurumlar aras›nda gerçekleflen çat›flman›n, kurumlar›n s›n›fsal niteli¤ini gözler önüne sermesi durumunda, bu durumun ezilen s›n›f›n bilincinde yarataca¤› de¤iflimi önlemek önem kazan›r. ‹flçi s›n›f›n›n kendisi için s›n›f olma bilincini gelifltirecek, egemen s›n›f›n iç çat›flmas›n› sona erdirmek amac›yla kullan›lan, “hukukun üstünlü¤ü” tan›mlamas› içi bofl bir kavramd›r. Egemen s›n›f›n hizmetine amade olan devletin iflleyifline iliflkin oldu¤u anlamda; üstün olan hukuk de¤il; egemen s›n›f iktidar›d›r. Hukuk, s›n›f iktidar›n›n düzenleniflinin ifadesidir. As›l olan›n düzenlenifline iliflkin olan hukuk, as›l olan yap›dan üstün olamaz. Kapitalist üretim iliflkilerinin egemen oldu¤u toplumlarda, “hukukun üstünlü¤ü” sözü; devletin s›n›fsal bask› uygulay›c› bir ayg›t oldu¤unun ve dolay›s›yla, egemen s›n›f iktidar›n›n, ezilen s›n›fla iliflkisinin eflitsizli¤in ifadesi oldu¤u gerçe¤inin göz ard› edilmesinin arac› oldu. Dolay›s›yla hukuk, topluluk halinde yaflayan ve eflit olmayan 37
bireylerin haklar›n› ve ödevlerini belirleyen kurallar›n, bu bireyler aras›nda adalet sa¤layabilece¤ine iliflkin büyük yalan›n üzerini örttü. Toplumsal kurumlar›n ve iliflkilerin düzenlenifline iliflkin kurallar tümlü¤ü olan hukuk, varoluflunu söz konusu kurallar›n ve iliflkileri biçimleyen mülkiyet iliflkilerinin varl›¤›na borçludur. Bu nedenle hukukun, varoluflunun esas dayana¤›n› oluflturan mülkiyet iliflkileri ve kurumlar› karfl›s›nda önemi göreceli olarak azal›r. Hukuka önem kazand›ran toplumsal düzenleniflin bel kemi¤i olan mülkiyet iliflkileridir. Bu durum toplumsal iliflkilere can veren mülkiyetin ve iktidar organlar›n›n üstünlü¤ünün de gerekçesidir. Hukuk, toplumdaki egemen üretim tarz›n›n durumuna ba¤l› kald›. Egemenli¤in bir s›n›ftan di¤er s›n›fa geçiflini haz›rlayan üretim tarz›ndaki de¤iflim ve dönüflüm, do¤rudan hukukun da de¤iflim ve dönüflüm geçirmesinin olana¤›n› sa¤lad›. Üretim tarz›ndaki de¤iflim, mülkiyet iliflkilerinde de de¤iflime yol açt›. Dolay›s›yla, bu de¤iflim, toplumsal iliflkilerin biçimleyeni olarak mülkiyet iliflkilerinin düzenlenifline iliflkin olan hukukun da de¤iflmesine yol açt›. Bu anlamda; hukuk ne üstün olabilir ve ne de mutlak. Eflitsizli¤in oldu¤u her toplumda, eflitsizli¤in yarataca¤› çat›flmay› ve y›k›m› önleyecek bir “eflit olmayan› eflit gibi sayma” düzenlenifli ve söylemi var oldu. Hukuk, eflitsizlik zemininde, insanlar›, gruplar› ve s›n›flar›, “eflit gibi” alg›lama üzerinden, toplumsal iliflkileri kurallara ba¤lad›. Her hukuk, asl›nda ne özdefl ne de eflit olan farkl› insanlar›, ka¤›t üzerinde eflit sayarak, birbirinden toplumsal statü aç›s›ndan tamamen farkl› insanlar›n iliflkilerinde, ortak ve tek bir kural›n uygulanmas›na dayand›. Bundan ötürü “eflit hak”, asl›nda eflitli¤e bir sald›r›, bir adaletsizlik demekti. Burjuva hukuk kurallar› ve yasalar, o toplumda ki mülkiyet iliflkilerinin genel kabulü ve üretim iliflkilerinin egemen s›n›f lehine düzenlenmesini içerdi. Mülkiyet iliflkileri, hukuk sisteminin hareket noktas› ve kurallar›n (yasalar›n) ne olmas› gerekti¤ini belirleyici zemini olarak ifllev yüklendi. Hukuk, mülkiyet iliflkilerinin amentüsü oldu. Bir bireyin ya da toplumsal bir grubun, burjuva devletin bir biçiminin hukukuna ya da kapitalist mülkiyet iliflkilerini düzenleyen rejimin genel hukukuna s›¤›nmas›; iflçi s›n›f› ile burjuvazi aras›ndaki eflitsizli¤in meflruiyetini ve geçerlili¤ini kabul etmesi anlam›na gelir. Toplumsal eflitsizlik zemininde boyatan hukuktan, egemen s›n›f ile ezilen s›n›f iliflkisinde “eflit hak sa¤lay›c›” ifllev üstlenmesini beklemek, bir sosyalist için zavall› bir avuntudur. 38
Hukuka sad›k kalarak, “gerçek” adalet da¤›t›c›s› olduklar›n› söyleyen burjuva hukukçular, gerçek anlamda eflitsizli¤in ve dolay›s›yla adaletsizli¤in en kararl› savunucusudurlar. Bu hukukçular “adalet da¤›t›rken”, asl›nda mülkiyet iliflkisi üzerine oturan eflitsizli¤in, “eflitlik”, olarak tan›mlanmas› zemininde, adalet sa¤lanabilece¤i kuruntusuna sahip olduklar› ölçüde ba¤nazlafl›rlar ve gericileflirler. Denilebilir ki burjuva hukukuna dayanarak, adalet sa¤lamak konusunda taviz vermeyen bir hukukçu ilerici de¤il, gericidir. Burjuva hukukunu i¤difl ederek, savundu¤u bireyin ve grubun ç›karlar› do¤rultusunda mevcut yasalar›n “a盤›ndan” yararlanan bir hukukçunun “madrabaz” vasf› karfl›s›nda; burjuva hukukun iflleyifline sad›k kalan bir hukukçunun “namuslu” duruflu, iflçileri ve emekçileri adalet ve eflitlik konusunda daha fazla aldatt› ve emekçi y›¤›nlar› yan›ltarak, bu s›n›f›n burjuva hukukuna ba¤l›¤›n› artmas›n› sa¤lad›. Hukuk S›n›f Mücadelesinin Sonucu ve Kural›d›r Komünistler, burjuvaziye karfl› savafl›m açarken, onun hukukuna karfl› da savafl açarlar. Burjuva hukukuna çomak sokmak, onu irdeleyerek ikiyüzlülü¤ünü ortaya ç›karmak ayr› fleydir, ona s›¤›nmak ayr› fley. E¤er burjuvaziyle savafl›yorsa, bir toplumsal grup ve s›n›f, burjuva hukukun d›fl›na ç›karak, kendi savafl hukukunu yarat›r. Burjuva düzene karfl› savafl halindeki bir devrimci iktidar, do¤rudan halk›n zor kullan›m›na dayal› hukuka sahip olur. Burjuvaziyi, burjuva hukukuna “sayg›l› olmaya” davet eden ve burjuvaziyle “burjuva hukuku” s›n›rlar› içerisinde savaflan s›n›f ya da grup yenilgiyi bafltan kabul etmifl demektir. Bu durumu; burjuvazinin, toplumsal pratik içerisinde kendi hukuk kurallar›na dahi uymad›¤›n› teflhir etmek ve iktisadî, siyasî ç›karlar› söz konusu oldu¤unda; egemen s›n›f›n kendi hukuk kurallar›n› dahi çi¤neyecek kadar “kararl›” davrand›¤›n› göstermek tavr›yla kar›flt›rmamak gereklidir. Bu iki farkl› durufl, egemen s›n›fa karfl› konumlan›fl›n farkl›l›¤›n› ifade eder. Hukuk, as›l olarak, s›n›f savafl›n›n seyrine ve güçler dengesine ba¤l›d›r ve savaflan güçler, savafl›n hukuku d›fl›nda, taraflar›n birinin egemenli¤inin ifadesi demek olan hukuka yaslanarak “adalet arama hakk›n›” yitirirler. Bir toplumsal grup, egemen grubun egemenli¤inin tan›mlanmas› olan hukuka s›¤›narak “hak” aramay› tek yol olarak kabul ediyorsa, o grup, egemen s›n›f iktidar›na karfl› “savafl açma” konusunda gerçek anlamda içtenli¤e ve kendisi için s›n›f olma bilincine sahip de¤il demektir. Ezen ve egemen olan grup ve s›n›ftan, gerçek anlamda kopuflu ya39
flamayan grup ve s›n›flar›n, düflman›n egemenli¤inin kurum ve kurallar›na s›¤›nmas› kaç›n›lmazd›r ve köleler için, en ac› olan da budur. Eflitsizli¤in ortadan kald›r›lmas› için s›n›flar›n ortadan kald›r›lmas› gereklidir. S›n›flar›n ortadan kald›rmas›n› sa¤lamaya, tarihsel olarak en yetenekli s›n›f ise iflçi s›n›f›d›r. Sosyalizm, (proleter demokrasi) toplumsal “eflitsizli¤i” toplumsal ço¤unluk lehine “eflitlik olarak tan›mlayacak” iktidar biçimdir. Sosyalizm yolunda toplumsal devrimci ilerlemenin önündeki en büyük engel burjuva sistemidir; dolay›s›yla eme¤in kurtuluflu için, burjuva sistemin tüm kurumlar› ve hukuku da afl›lmas› ve y›k›lmas› gereken bir barikatt›r. Devrimci sosyalist hareketin hukuku, burjuva düzenini y›kma, burjuva hukukunu parçalama eylemi üzerine oturur. Hakl›l›¤› da, toplumsal yaflam›n insani boyutlarda gerçekleflmesinin, devrimin gelifltirici gücüne gereksinimi olmas›na dayan›r. Emekçilerin tarihsel hakl›l›¤›n›, burjuva hukukuna dayamak, burjuva düzenine adapte olmak demektir ve bu yaklafl›m›n da Marksizm ile ilgisi yoktur. Tarih, s›n›f çat›flmalar›n›n tarihidir. Toplumsal savafl›n hukuku ise aç›kt›r; yenilen taraf, bir kölenin maruz kalaca¤› her türlü afla¤›lanmaya maruz kal›r ya da yaflamsal faaliyeti sona erdirilir. Yenen toplumsal grup ise, egemenli¤in tüm getirilerine sahip olur. Yenilen grup ve s›n›f, egemen olan›n hukukuna s›¤›narak kurtulursa, alçaklafl›r; kendi savafl›m hukukuna sonuna kadar ba¤l› kalarak ise onurunu korur. Savafl›m›n gerektirdi¤i donan›ma sahip olma noktas›nda eflit olmayan iki toplumsal gücün aç›k çat›flmas›nda, güçlü olan taraf›n, güçsüz olan› ezmesi, esaret alt›nda tutmas› ve -güçsüz olan güçlü olan›n egemenli¤ini tehdit edici eylemlere girifliyorsa onu bertaraf etmesi- kaç›n›lmazd›r. Güçsüz oldu¤u için boyun e¤en s›n›f›, egemen s›n›f›n boyunduruk alt›nda tutmas›n›n ve yok etmesinin, kurala ba¤lanmas› hukuk dizgesinin ana temas›d›r. Hukuk, egemenin ezme ve bertaraf etme eylemini kurallara ba¤lar. Hukuk, egemen s›n›f›n, köle s›n›f› ezme, boyun e¤dirme, pasif hale sokma ve giderek yaflamsal eylemine son verme koflullar›n› ortadan kald›rmaz. Bu noktada, insan›n yaflam hakk›n›n ihlal edilmesinin önlenmesi için, egemen s›n›f hukukuna baflvurmak, egemen s›n›f›n “eflitlik ve adalet” aldatmacas›na dolayl› biçimde kat›lmak demektir. Burjuva devletin hukukuna uymak ya da var olan hukukun toplumsal hayat›n düzenleniflinde ve toplumsal uzlaflman›n gere¤i için hayati önemine vurgu yapmak; Egemen s›n›f düzeninin varl›¤›n› kabul etmek ve ezilen s›n›flar›n devlete r›zas›n› onaylamak anlam›na gelir. Ezilen s›40
n›f›n baflkald›r›s›, var olan s›n›f egemenli¤inden ve dolay›s›yla bu egemenli¤in ifadesi olan hukuktan kopufltur. Egemen s›n›f devletinin ete kemi¤e bürünmesi anlam›na gelen toplumsal iliflkilerin ve kurumlar›n, düzenlenifl kurallar›n›n bileflkesi olan hukuka uygun davran›fl gösteren halk, “s›n›fsal devrime” iliflkin bir siyasete ve hukuka sahip olamaz. Eflitsizli¤in var oldu¤u bir toplumda, bu toplumsal eflitsizli¤in koflullar›n› yok edecek toplumsal güce sahip olmayan ya da bu güce sahip oldu¤u halde eflitsizli¤in maddî ve entelektüel köklerini y›kmak için savaflmayan s›n›flar, egemenin egemenlik haklar›n› tan›rlar ve egemenin hukuku içerisinde “hak arama” olana¤›na sahip olurlar. Bir savafla yenilmek için girilmez. Yenilece¤ini bile bile savafla giriflenler, iflin bafl›nda, egemenin hukuku içerisinde paylar›na esaret ya da “yok edilmenin” düfltü¤ünü bilmelidirler. Savaflta yenilen bir grubun, egemenin hukukuna s›¤›narak “yaflam hakk›n›” savunmas›, köle olarak kalmaya r›za gösterdi¤ine iliflkin iflarettir. Genel bir do¤ru olarak köle s›n›flar, düflman› yenecek güce ve yetene¤e ulaflmad›kça, gö¤üs gö¤se sürdürülecek bir çat›flman›n gerçekleflece¤i aç›k savafl alan›na girmeyi benimsemezler. Aç›k savafl alan›na “güçsüz” girenler, eflitsizlik zemininde, eflitli¤in yarat›labilece¤ini sanan hayalperestlerdir. Ve hayalperestler ço¤unlukla gerçek karfl›s›nda hüsrana u¤rad›lar. Egemeni yenecek güce ulaflmadan do¤rudan aç›k savafl alan›na giren gruplar›n yok edilmeleri olas›l›¤› büyüktür. Kuflkusuz, s›n›f savafl›n›n düz bir hat üzerinde yürümedi¤i gerçektir ve kimi zaman siyasi gruplar, somut koflullar›n zorunlu k›lmas› nedeniyle aç›k savafl alan›na “eflit” olmayan güçle girebildiler. Hatta haz›rl›kl› girilmifl bir savaflta dahi hesap edilemeyen koflullar nedeniyle yenilgi gerçekleflebildi. Bu her zaman mümkündür ve bu durum anlafl›labilir. Ancak; hangi nedenle olursa olsun savafla giren toplumsal / siyasî güç; bu savafl yenilgiyle sonuçland›¤›nda, egemenin kendisini “yok etmeyece¤i” kuruntusuna kap›ld›ysa, orada, “düflmandan aman dilemenin” kap›s›n› açt›. Devrimci sosyalizm aç›s›ndan kabul edilemez olan tutum budur. Savaflan iki toplumsal güçten, yenilen taraf, yenen taraf›ndan esaret alt›na sokulmaya ve yok edilmeye aç›k hale gelir. Bu noktada “af” edilerek esaret boyunduru¤u takma ya da yok edilme, egemenin ç›karlar›na ayk›r› olmad› ve olamaz. Bu durum s›n›f savafl›m›n›n gerçe¤idir. Burjuva hukuku ise bu gerçe¤in parlak ve aldat›c› örtüsüdür. 8 Mart 2010-Ankara 41
Ahmet Temizel ‘Hukukun Üstünlü¤ü’ Hangi ‘Hukuk ve Adalet?’
-Polemik-
Son günlerde s›k s›k duydu¤umuz, çi¤nenmekte oldu¤unun iddia edildi¤i ilke: “Hukukun Üstünlü¤ü” ve de müdahale edildi¤inin, siyasallaflt›r›ld›¤›n›n söylenip durdu¤u kurum: Hukuk-Yarg›... Yani yayg›n olarak inan›ld›¤› üzere toplumda sözde adaleti sa¤layan, insanlar›n güven duygular›n›n tam ve devaml› k›l›nmas›n› temin eden mekanizma son günlerde hep gündemde: Adalet Mekanizmas›?!.. S›n›fl› toplumlarda “hukuk” burjuvazinin diktatörlü¤ünü belirler. Burjuva demokrasilerinde bir nebze varl›¤› kabul edilebilir olan “Hukukun Üstünlü¤ü” ilkesinin yaflad›¤›m›z co¤rafyadaki durumu, T. C. tarihi boyunca daima tart›flma konusu olmufltur. Nas›l tart›fl›lmas›n ki? “Hukuk” hazretlerinin keskin k›l›c› daima hakk›n› arayan iflçi ve emekçilerin, devrimcilerin, Komünistlerin üzerinde salland›r›lm›flt›r. “Hukuk” terazisinin bir kefesine sömürücü s›n›flar›n “yüksek” ç›karlar›n› koruyup kollayan a¤›rl›klar yerlefltirilmifltir. ‹flçi s›n›f› ve emekçi halklar›m›z bu uygulamalar›n›n çok büyük ac›s›n› çekmifl, bu yolda büyük bedeller ödemifltir, ödemektedir. Burjuva diktatörlü¤ü yürütme-yarg›-bürokrasi temeline oturtulmufltur. Finans kapital, yani avantalar ve ya¤malar düzeni ancak tekelci militarist polis devleti sayesinde geliflip güçlenmifl, iflçi s›n›f› ve emekçi halklar›m›z›n bafl›na bela olmufltur. fiu anda feryat figan söylenenlere bak›ld›¤›nda, kimsenin asl›nda bu tart›flmaya sosyal / s›n›fsal bir katk› getirmedi¤i, asla böyle bir amac›n›n bulunmad›¤›, yaflanan sunî saflaflmalar üzerinden kimi flikayet ve fikirlerini beyan ederek hangi safta oldu¤unun alt›n› çizdi¤ini gözlemliyoruz. “Hukuk” ile ilgili sözde “akademik” çal›flma ad› alt›nda yap›ld›¤› ileri sürülen burjuva bas›n›ndaki yaz›lar s›n›fsal içeri¤i gizlenmifl, yan›lsamal›, zaman ve mekândan münezzeh biçimde ele al›nm›flt›r. “Hangi hukuk, hangi adalet?” sorusuna verilecek cevaplar afl›r› teorisizme ve entelektüalizme kaym›fl akademik tart›flma ortamlar›nda de42
¤il, pratik örgütçü çabalarla sistemin sömürücü karakterini sorgulayan, insanlar›m›z›n bilinçlenmesine katk› getiren platformlarda aranmal›d›r. Timsah gözyafllar›yla “Hukuk katlediliyor” diye yak›nanlar›n sistemin ideolojik-s›n›fsal karakterine, mant›¤›na ve iflleyifl kurallar›n›n özüne dokunmad›¤›n› görüyoruz. Burjuva ve küçükburjuva “sol” e¤ilimler aç›s›ndan son derece do¤al bir sonuç. De¤erlendirmelerini bu k›staslarda yapanlar sistemi korumaktad›rlar asl›nda. Söze destursuz “hukuk” ve “adalet” diye bafllayanlar, Osmanl› deyimiyle “hamam›n namusunu kurtarmak” için can siperane dövüflmektedir. Sosyal mücadeleler tarihi eflitlik, adalet, hukuk, ahlak aray›fllar›yla doludur. Toplumdaki iktidar kavgas› “laik-fleriat” sahte gündemiyle sürdürülmeye çal›fl›l›yor. Bu kavga flimdilerde daha çok “hukuk” meselesi çevresinde cereyan etmektedir. S›n›flar mücadelesi, TEKEL ve benzeri iflçi-kitle ç›k›fllar›yla yer yer bu sahte gündemi delip hakikî gündemi dayatmay› baflar›yor. Sahte gündemi as›l gündemle, yani Proletarya-Burjuvazi uzlaflmaz çeliflkileri do¤rultusunda dayatmak ancak devrimcilerin, Komünistlerin birleflik, güçlü, güvenilir ve donan›ml› ileri-anlaml› bir ad›m atmas›yla gerçekleflebilecektir. K›ran k›rana gerçekleflen “hukuk” kavgas›n›n TSK-AKP ya da Ergenekon-AKP çeteleflmesi olarak sunulmas› aldat›c›d›r. Taraflardan sistemin “hukuk tezgâh›na” düflmüfl olanlar, mevcut yasalara göre en büyük suçu ifllemifl dahi olsalar, onlara “özgün” muamele yap›l›r, kulaklar› çekilir, emanete al›n›r, bir müddet hapis yatt›ktan sonra da sal›verilir. Sahte gündem yörüngesinde saflaflanlar› ancak s›n›flar mücadelesinin etkisi hizaya getirecektir. Magazinlefltirilip sansasyon ile gündemlefltirilen “hukuk meydan muharebesi” ile bir yandan insan›m›z›n bilincinin buland›r›lmaya, di¤er yandan krizin boyutland›rd›¤› art›-de¤er sömürüsünün üstünün örtülmeye çal›fl›ld›¤›n› görüyoruz. Hâkim gerici s›n›flar›n kulland›¤› “hukuk, adalet, sosyal bar›fl, anarfli, terör, terörist, demokrasi, cumhuriyet” gibi bir literatürle uzak yak›n bir iliflkimiz yoktur. Onlarla ayn› lisan› kullanmamaktay›z. Bu türden bir literatürün tam tersini düflünüyoruz. Bu çerçeve de söylenecekse; “burjuva demokrasilerinde” demokrasinin d’si dahi bulunmamaktad›r. Birilerinin diline dolad›¤› “Hukukun 43
Üstünlü¤ü” yaygaras› bir ilke dahi de¤ildir. Kabaca sömürülen iflçi ve emekçi halklar›n kapitalist sisteme boyun e¤mesi için uydurulmufltur. Kapitalist sistem varl›¤›n› koruyabilmek için ideolojik ve s›n›fsal ç›karlar›n› koruyan yaz›l› belgelere ve kurumlara ihtiyaç duymufltur. Burjuva hukuk kurallar› da hâkim gerici s›n›flar›n ç›karlar›n› korumak için kaleme al›nm›fl metinlerdir. “Evrensel Hukuk” diye adland›r›lan metinler ise, ilerici insanl›¤›n yüzlerce y›ll›k mücadelesi ve de ödedi¤i bedeller sonucunda elde edilmifltir. Bu “Evrensel Hukuk” metinleri de hâkim gerici s›n›flar taraf›ndan her zaman kolayca ›rz›na geçilebilen metinlerdir. Geçerlili¤i tart›flmal›d›r. Burjuva hukuk kurumlar›nda yap›lan iyilefltirmeler ise s›n›flar mücadelesinin konumuna göre elde edilen kazan›mlar ya da mevzilerdir. Daha tam olarak söylenecekse: Burjuvaziden al›nm›fl tavizlerdir. Bat›daki “burjuva demokrasilerinde” bir ölçüde de olsa s›n›flar mücadelesi sayesinde elde edilmifl olan görece “hukukun üstünlü¤ü”nden ve de belli ölçülerde, “yarg› ba¤›ms›zl›¤›”ndan bahsedilebilir. Kapitalizmin devam› için bu türden hukukî düzenlemelere ihtiyaç duyulmufltur. Yarg› mensuplar› devlete, kapitalizme zarar vermeyecek ölçülerde görece “demokratik ilkelere” ve görece “adaletin” sa¤lanmas› gerekti¤ine inan›yor görünerek burjuva hukuk kurallar›n› iflletmek için çaba gösterirler. Çünkü buna zorunludurlar. Bu türden bir zorunlulu¤a yine Osmanl›’dan bir örnek verecek olursak: “Pireyi incitmeden, belini k›rmadan flâapmak lâz›md›r.” T. C. deki “hukuk” uygulamas› ise, Osmanl›dan veraset “kayudat ve kuyudat” gelene¤inin üzerine âdeta tüy dikmifltir. “Hukuk” hazretleri hini hacette her zaman delinmifltir. Duruma, siyasal konjonktüre, s›n›flar›n mevzilenifline göre yar›n da delinecektir. Günümüzdeki kapitalist anarfliye dayal› sistem kendi meflruluk ve yasall›¤›n› kabaca çi¤nemekte bir sak›nca görmemektedir. T. C. de Ergenekon davas› ile aç›lan “hukuk” savafllar› ile ‹talya’da Gladio’yu temizleme operasyonlar› birbiriyle örtüflmeyen giriflimlerdir. ‹talya’da Gladio, “Temiz Eller Operasyonu” ile çökertilebildiyse, oradaki s›n›flar mücadelesinde ve de aç›k mücadele alanlar›nda faaliyet gösteren iflçi s›n›f› hareketinin, sosyalist ve komünist hareketin kazand›¤› mevziler sayesindedir. Kald› ki kapitalist devletler daima Gladiolara ihtiyaç duymufltur. ‹talya’da da Gladio tümden temizlenmemifltir. NATO’cu ‹talya burjuvazisi art›k ayyuka ç›km›fl “vukuat›yla”, Gladio yön44
temleriyle ideolojik-s›n›fsal hâkimiyetini götüremeyece¤ini anlam›flt›r. ‹talya’daki sosyal muhalefet bu amaçla sistemi s›k›flt›rm›flt›r.1 T. C. de ise böyle bir durum yoktur. Emperyalist-kapitalist hiyerarflinin yönlendirmeleriyle NATO’cu yerli Gladio yerine, çürükleri ay›klanarak daha “yetkininin” oluflturulmas› tezgâhlanmaktad›r. ‹talya’da bu süreçte sosyal muhalefetin ve Gladio’yu belli ölçülerde temizlemeye giriflen hukukçular›n çok büyük bedel ödediklerini, baz› “yürekli savc›lar›n” cinayetlere kurban gittiklerini de hat›rlayal›m. Ve yine unutmayal›m ki o tarihlerde ‹talya’da Bilimsel Sosyalizm / Komünizm aç›s›ndan ne kadar elefltirsek de kitle taban› güçlü bir sol parti; ‹talyan Komünist Partisi (‹KP) mevcut idi. ‹talya’da iflçi s›n›f› hareketiyle organik iliflkili güçlü demokratik ve sol geleneklerin etkileri söz konusu idi. (B›rakal›m sosyalist, sosyaldemokrat, komünist geçinenleri, T. C. de demokrat bir siyasî e¤ilimi bulmak dahi mümkün de¤il). ‹flte o yürekli, kararl› yarg› mensuplar›n›n, dayand›klar› bu gelene¤in ürünü olduklar›n› unutmamak gerekir. Özetlersek; ‹talya’daki bu görece temizlik hareketinin toplumda örgütlü bir deste¤i vard›, asl›nda bu sayede mevcut burjuva hukuku olabildi¤i kadar›yla “üstün” olabiliyordu, hukuk yoluyla mücadeledeki inanç ve kararl›l›k söz konusu olabiliyordu. Burada bir parantez açarak k›sa bilgi vermek gerekiyor: ‹KP önderi Berlinguer Euro-komünizm tezleri ile hat›rlanmaktad›r. Bu tez k›saca dünya komünist partilerinin görüfllerini, s›n›f›n öncülü¤ünü, proletarya iktidar›n› -diktatörlü¤ünü- reddeden bir içerikte idi. Sonradan Frans›z Komünist Partisi (FKP) de benzeri tezleri savundu. Ancak unutulmamas› gereken bir fley daha var. ‹KP lideri faflist bir darbe durumuna iliflkin yöneltilen soru üzerine flöyle cevap verebilmifltir: “‹KP 24 saatte illegal mücadeleye geçebilecek haz›rl›¤a sahiptir!..” Bu tav›r günümüzde yap›lanlara benzer bir blöf de¤ildi elbette. Bu co¤rafyada ‹KP türünden bir tav›r sergileyecek örgüt dahi yoktur. T. C. de iflçi s›n›f› ve emekçi halklar ad›na, kendilerine aç›lan kanallarda solculuk oynayanlar›n, daha tam olarak söylenecekse; “sosyalizm ad›na maskaral›k yapanlar›n”, Emperyalist-kapitalizmin icazetiyle taraf olanlar›n ve de bu kör dövüflünde “Neden taraf olmuyorsunuz?” diye ahkâm kesip soran küçükburjuva “sol” avantüryelerin kula¤›na küpe olmas›n› diliyoruz... Geçmiflte Kolektifimizin maruz kald›¤› “hukuk uygulamalar›” üzerinden konuya-duruma-sürece iliflkin görüfllerimizi “Hangi Hukuk?”2 isimli kitab›m›zda ifllemifltik. Bu kitapç›kta hem üzerimizde “rahatl›kla” uygu45
lanagelen burjuvazinin “hukuk” anlay›fl›n› a盤a vurmufl, hem de “sol” örgütlerin aras›nda olmas› gereken bir “iç hukuk” anlay›fl›na iliflkin görüfllerimizi somut belgeleriyle sunmufltuk. Burjuvazinin “hukuk” yoluyla Kolektifimize karfl› uygulayageldi¤i “vukuat›” anlafl›l›r bir fleydir, çünkü, Kolektifimiz iflçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤i davas›n›n ve de Komünistlerin Birli¤i sorunsal›n›n arkas›nda ödünsüz ve ilkeli durmaktad›r. “Örgütler Anarflisi” hastal›¤›m›z›n afl›lmas›na çal›flmaktad›r. Hayat› ve mücadeleyi kucaklamaya aday ve eksikli¤i hissedilen birleflik, güçlü, güvenilir ve donan›ml› bir PART‹’nin oluflturulmas›na iliflkin özgün tahliller ve tezler ileri sürmektedir. Elefltirel katk›ya aç›k ve muhtaç hâliyle tahlil ve tezlerimiz sosyal pratikte do¤rulanmaktad›r. Bu olgu da burjuvazinin en korktu¤u durumdur. Fakat ya Sol “Cenah›m›z›n” Kolektifimize karfl› uygulayageldi¤i “suskunluk kumkumas›”, yok sayma, otosansür, “haber dahi yapmama” gibi “vukuatlar›na” ne demeli? ‹nsanlar›m›z›n maruz kald›klar› ibret dolu baflka uygulamalar da var elbette. Örne¤in Dergimizde yaz›lar›n› okumakta oldu¤unuz Turgay Ulu ve arkadafllar›n›n yarg› serüvenini de okurlar›m›za geçti¤imiz say›larda özet olarak aktarm›fl idik.3 Bu ne biçim hukuk anlay›fl›d›r ki, 14 y›ll›k tutukluluk sürecini ve mevcut yasal düzenlemeleri dahi keyfe-keder biçimde de¤ifltirebilmektedir?!.. Poliste ve iflkencede “konuflmama hakk›n›” kulland› diye Turgay Ulu’ya “örgüt lideri” ifllemi ceffel kalem uygulanabilmekte ve de müebbet a¤›r hapis cezas› verilebilmektedir?!.. Geçmiflte bir Frans›z filmi seyretmifltim: “fiehirde ‹ki Adam”. Baflrollerinde Jean Gaben ile Alain Delon oynuyorlard›. Hikâye k›saca banka soygunundan mahkûm olup bir süre sonra flartl› sal›verilen bir adam›n sistem taraf›ndan asl›nda affedilmedi¤ini “özgür” iken cezas›n›n infaz edilmesini anlat›yordu. Mahkûm Alain Delon ve onu topluma kazand›rmak için çabalayan “iyi niyetli” görevli de Jean Gaben idi. Görevlinin sosyalist görüfllü o¤lu babas›na hep “adalet yoktur” diyordu. Adam ise adalete inanarak çabal›yordu. Çabalar› yetmedi, sistem sal›verilen mahkumun cezas›n› infaz ederek onu ortadan kald›rd› ve toplumsal adaleti sa¤lad›!... Filmin son sahnesinde “iyi niyetli” görevli mahkumun cenazesinden dönerken itiraf ediyordu: Adalet Yoktur!.. Evet “burjuva demokrasisi”nde bizlerin anlad›¤› manâda adalet de, hukuk da yoktur!.. 46
Kapitalist üretim iliflkileri, özel mülkiyet ve paylafl›m-bölüflüm iliflkileri devrimci yol ve yöntemlerle de¤ifltirilip dönüfltürülmeden ne hukuk ne de adalet söz konusudur. Bu türden hukuk-yarg›-adalet tart›flmalar› sürecinde T. C. de yaflananlara bir de sistemin kendi iç mant›¤› çerçevesinden bakal›m: Hadi ta Ergenekon sürecinden bafllayal›m. Hatta Susurluk kazas› dönemine, 28 fiubat’a kadar geri gidelim. Daha fazla geri gitmeye gerek yok. Susurluk’ta a盤a ç›kan iliflkiler içinde oldu¤u bilinenlerin yarg›lamas› nas›l sonuçland›? Bu süreçten Mehmet A¤ar’›n yarg›lamas› daha yeni bafllad›, nereye varaca¤›n› tahmin edebiliyoruz, ama hadi yarg›ya müdahale suçunu ifllememifl olal›m!.. DGM yarg›lama süreçlerini, yarg›layanlar›n üzerine arkadafllar›n›n kan›n› f›rlatarak iflkenceyi hayk›ranlar› hat›rlayal›m. “Yarg›s›z infaz” denilen, fakat asl›nda keyfî ve fiilî infaz denilmesinin daha do¤ru olaca¤›n› savundu¤umuz cinayetlerin faillerinin duruflmalar›n›, cezaevi operasyonlar›n›n faillerinin dava sonuçlar›n›, hatta bugün Hrant’›n katillerinin yarg›lanmas›ndaki komediyi, ta bafl›ndan hat›rlayal›m. Ancak hat›rlamaya çal›flaca¤›m›z her bir süreç ve olayda hukuk hep üstün idi, yarg› hep ba¤›ms›z idi, hiç kimsenin müdahalesi asla söz konusu olmam›flt›!?.. Öyle mi?!.. Burada bir itiraf› aktaral›m, çünkü bugün yaflanan sözde çat›flman›n has›mlar›ndan birinin hâlen nerede oldu¤una iliflkin aç›klama içeriyor: Geçenlerde ‹slâmc› düflüncedeki birileri ile konufluyorduk, flöyle dediler: “Biz iktidar iliflkilerini, sand›ktan ç›kan›n iktidar olamayaca¤›n›, iktidar ortaklar›n›n kimler oldu¤unu, ordunun ve bürokrasinin konumunu 28 fiubat’ta anlad›k!” Gözünü sevdi¤im memleketim ve insanlar›m. Bu arkadafllar da bu ülkede meflreplerince bir iktidar mücadelesi veriyorlar, çal›fl›p çabal›yorlar, “seçim”lerden galip de ç›karak iktidar dahi olabiliyorlar ama jetonlar› ta 28 fiubat’ta düflüyor. Düflmesi bile sistemin-rejimin-devletin s›n›fsal karakterini tam anlamalar›na yetmedi ya neyse. Burjuvazi-devlet-ordu-bürokrasinin ne demek oldu¤unu bir türlü kavrayamad›lar gitti… Onlara “Hay maflallah!..” diye cevap verdik, sesleri ç›kmad›, sadece “Hakl›s›n›z.? diyebildiler. Ergenekon sürecinin ne oldu¤unu ve asla ne olmad›¤›n› daha önce kaleme ald›¤›m›z yaz›lar›m›zda ayr›nt›l› gündeme getirmifltik.4 Bizce konunun önemli olan taraf›, yap›lanlar›n asla kontrgerillan›n ortaya ç›kar›lmas› operasyonu olmad›¤› ve de olamayaca¤›d›r. Ve önemli olan da budur. Sistem bir miktar safra atmaktad›r, bunu da asl›nda her ikisi de NATO’cu olan taraflarla anlaflarak yapmaktad›r. 47
Emperyalist-kapitalistlerin bu çirkin orta oyununda ABD ile AB’nin parma¤›n›n olmas› kadar do¤al bir fley de olamaz. Ergenekon sürecinin bafl›ndan bu yana kimler neler söylemedi ki! Neyi, neden, nas›l söylemediler ki!.. Savc›n›n iddianamesinin ne kadar do¤ru, tutarl›, kararl› oldu¤unu ispata soyunanlar m› istersin, eksikliklerini tamamlamaya çal›flan m›, ak›l hocal›¤› yapan m›, yoksa “Ben Ergenekonun avukat›y›m!” diye hayk›ranlar› m›? Geceler boyunca iddianameyi tart›fl›p feraset gösterisi yapanlar› m›? Efendiler, ahkâm kesmeyi geçtik fetva veriyorlar art›k... Bu hengâmede mevcut hukuk kurumlar› içinde hukukun terazisini oldukça do¤ru tutmaya çal›flan dürüst ve ilkeli hâkim ve savc›lar da ç›km›flt›r. Bu tav›rlar› yüzünden onlar›n u¤rad›klar› bask›lar› da unutmuyoruz. ‹lerici ve demokrat tav›rlar›ndan ötürü bu türden hukukçulara ebedî sayg› ve sevgilerimizi sunuyoruz. T. C. de “hukuk” ad›na yap›lanlar elbette siyasidir. Sistemin ideolojik-politik-örgütsel karakterinden ba¤›ms›z bir yarg› olabilir mi? Denizlere, Erdallara idam karar› verilirken de hukuk siyasiydi, günümüzde de siyasidir. Sorular›n mant›¤›nda eksik olan mevcut yarg›n›n do¤all›kla siyasal oluflunun üstünün örtülmeye çal›fl›lmas› ve salt “ba¤›ms›z” bir yarg›n›n olabilirli¤inin kitlelere yutturulmak istenmesidir. fiimdi kalk›p da “Bunlar dan›fl›kl› dövüflüyor, ancak ifl gelip zevahire dokununca feryat ediyorlar.” dersek bofluna m› olur? Sonuçta bugün T. C. de yaflanan bir iktidar mücadelesidir. Sistem siyasal-ekonomik bir bunal›m içinde ç›rp›nmaktad›r. Yaflanan bunal›m yap›sald›r. Bu çürümüfl yap› kökten y›k›l›p de¤ifltirilip dönüfltürülmeden bunal›mlardan ç›k›lamayacakt›r. Y›llard›r hep söyledik durduk: T. C. de burjuvazi iktidardad›r. Bu iktidarlar›n üç orta¤› vard›r; seçimle(!) gelen hükümet, ordu ve bürokrasi. Bunu son günlerde yaz›l› ve görsel medyada ifade edenler ç›kt› nihayet. Yaflananlar iflte bu üç ortak aras›ndaki paylafl›m-iktidar kavgas›d›r. Bu kavgan›n taraflar› vard›r ve bellidir. Bizler de taraf›z, ama bu kavgan›n has›mlar›ndan birinin yan›nda de¤il, iflçi s›n›f› ve emekçi halklar›m›z›n sosyal / s›n›fsal / evrensel kurtuluflundan yana taraf›z. Burjuvazi taraf›ndan insan›m›za yutturulmaya çal›fl›lan bu sahte gündemi hakikî gündem Burjuvazi-Proletarya ile de¤ifltirecek, sa¤l› “sol”lu burjuva politikalar› ve küçükburjuva “sol” politikalar aras›na kama sokacak ve de “Tutarl›-amaçl›-somut bir demokrasi mücadelesi” ile “Tu48
tarl›-amaçl›-somut bir iktidar -siyasal-sosyal devrim- mücadelesini” atbafl› götürecek Kurum ve Araç’lar›n üretilmesi mücadelesinde taraf›z. Dünyada hangi burjuva devletinin anayasas›nda “Hukukun Üstünlü¤ü” ilkesi en fl›k biçimde nerede çi¤nenmifltir sorusunun en isabetli cevab› T. C. dir. fiimdi birilerine sormak gerekir: Samimi misiniz? Tart›flmak m› istiyorsunuz? Sinirleriniz sa¤lamsa, ana ve baba yasalar›n›z›, derin devlet araçlar›n›z› da yan›n›za alarak gelin buradan bafllayal›m. T. C. nin kuruluflundan, Tarihî TKP kadrolar›na yap›lan katliamlardan bu yana darbe dönemlerinin hak-hukuk ihlallerini konuflal›m; emirlerin hukuku kesti¤i adaleti konuflal›m; A‹HM kararlar›n›, bunlar›n uygulanmamas›n› konuflal›m; sadece bir itirafç›n›n ifadesine dayal› müebbet hapisleri, F Tipi adalet yuvalar›n› tart›flal›m. Tafl atan çocuklar› da konuflal›m isterseniz. Gelin ama yüzleflmeye yüre¤iniz yetecekse gelin... Sonuçlar›na katlanabilecekseniz gelin... ‹flçi s›n›f› ve emekçi halklar›n önünde, koflullar›n eflit oldu¤u bir ortamda, aç›k, ilkeli tart›flmaya var m›s›n›z?.. ‹flçi s›n›f› ve emekçi halklar›n örgütlü ve kurmayl›¤›n›n gerçeklefltirildi¤i bir ortamda tart›flma daha ileri noktalara tafl›nacak, tarihsel görev gerçeklefltirilecektir. 18 fiubat 2010 Dipnotlar: 1 Ayr›nt›l› bilgi için bak›n›z: Jens Mecklenburg, GLAD‹O: NATO’NUN G‹ZL‹ TERÖR ÖRGÜTÜ, 5. Bask›, Sorun Yay›nlar› 2000. 2 Ali Özdo¤u-S›rr› Öztürk, Hangi “Hukuk”?, Sorun Yay›nlar›, 1998. 3 Ayr›nt›l› bilgi için bak›n›z: S›rr› Öztürk, Politika Cephesi-Mahkeme Kap›lar›, SORUN Polemik Dergisi, Say›: 37, Ekim 2009, s.11-15. 4 ›) S›rr› Öztürk, Politika Cephesi, “Derin Devlet” Kapitalist Anarflinin-Devletin Do¤al Ürünüdür. SORUN Polemik Dergisi, Say›: 30, Mart 2008, s.7-9. ››) S›rr› Öztürk, Politika Cephesi, Yerli Gladio / Ergenekon Tevkifat› “Temiz Eller Operasyonu” De¤ildir. SORUN Polemik Dergisi, Say›: 31, May›s 2008, s.22-29. ›››) S›rr› Öztürk, Politika Cephesi, “Ordu-Asker Partisi ile AKP’nin Kavgas›? ve “Laikçi-fieriatç›” Sahte ve Suni Gündem I. ve II. Cumhuriyetçiler Aras›nda “Taraf” Olmak?!...SORUN Polemik Dergisi, Say›: 32, Eylül 2008, s.22-33. ›v) S›rr› Öztürk, Politika Cephesi, Darbe mi Devrim mi? SORUN Polemik Dergisi, Say›: 36, May›s 2009, s.7-10. S.P. F/4
49
Turgay Ulu -De¤erlendirmeDr. Hikmet K›v›lc›ml› Okumalar›
Dr. Hikmet K›v›lc›ml›, Türkiye devrimci hareketinin yetifltirdi¤i ender ve kendine özgü öncü kadrolar›ndan biridir. Gerek Tarihî TKP, gerekse de daha sonra yetiflmifl olan kuflaklar içinde, gerçek anlamda bilimsel çal›flmalar yapm›fl, kapsaml› eserler üretmifl az say›daki insanlardan biridir. Henüz direkt kendisinin kaleme ald›¤› birkaç eserini ve onun hakk›nda yaz›lm›fl olan yaz›lar› incelemifl olduk. Hapishane koflullar›ndan kaynakl› olarak flimdilik tüm eserlerini inceleme imkân›n› yakalayamad›k. K›v›lc›ml›n›n bu co¤rafyada yetiflmifl sosyalistler içinde en mühim özelli¤i; taklitçilikten uzak durmas› ve bu co¤rafyan›n kendine özgü koflullar›n› bilimsel metotla inceleyip gerçek durumu anlafl›l›r k›lmaya çal›flmas›d›r. Her eserinde bu yöne vurgu yapm›flt›r. K›v›lc›ml›, öncelikle Marksizm’i etüt etmifltir. Kapitalleri çevirme u¤rafl› içine girmifltir. Marksist eserleri orijinal dilinden incelemifltir. Bu türden bir temeli edindikten sonra K›v›lc›ml›, Anadolu ve genel olarak Do¤u co¤rafyas›n› anlamak üzerine çal›flmalar yapm›flt›r. Elbette ki K›v›lc›ml› salt Do¤u sorunlar›yla u¤raflmam›flt›r. Felsefenin yo¤un olarak tart›fl›ld›¤› Avrupa düflün hayat›n› da ayr›nt›l› olarak incelemifltir. O dönem epey ilgi çeken, bir Frans›z düflünür olan Bergson’u incelemifl ve bu düflünürü elefltiren bir kitap kaleme alm›flt›r. Hapishanede yazm›fl oldu¤u bu kitab›n ad›; “Bergsonizm”dir. Sonuç olarak bu eserinde K›v›lc›ml›, Bergson’un idealist bir bak›fl aç›s›na sahip oldu¤unu ortaya koymufltur. Dr. Hikmet K›v›lc›ml›, özellikle son kuflak devrimci kadrolar taraf›ndan hemen hemen hiç bilinmiyor diyebiliriz. Bilenler de ço¤unlukla kulaktan dolma bir K›v›lc›ml› tan›m› yap›yorlar. K›v›lc›ml›’n›n “orducu oldu¤u, Marksizm’i revize etti¤i” vb. gibi ezberlenmifl söylemlerle K›v›lc›ml› genellikle küçümsenmektedir. K›v›lc›ml›’n›n görüfllerini ö¤renmek için direkt kendi eserlerinden okuyup belli bir sonuca ulaflan kadrolar›n say›s› fazla de¤ildir. Tarihsel, sosyal, siyasal, kültürel, sanatsal, estetiksel vb. olay, olgu, süreç ve verileri nesnel gerçekli¤i içinde de¤erlendirmeyenlerin Marksist metodoloji ile nas›l biri iliflkisi olabilir? 50
Ömrünün büyük bir bölümü hapishanelerde geçen K›v›lc›ml›, yo¤un bir teorik çal›flma içinde olmufltur. K›v›lc›ml›’y› emsallerinden ay›ran önemli bir fark da, onun salt teori alan›yla s›n›rl› kalmamas›d›r. Daima teori ve pratik bütünlü¤ü içinde hareket etmeye gayret etmifltir K›v›lc›ml›. K›v›lc›ml›’n›n pratik mücadeleden uzak durdu¤unu iddia etmek büyük haks›zl›k olur. Vatan Partisi, ‹flsizlik ve Pahal›l›kla Savafl Derne¤i (‹PSD), Sosyalist Gazetesi vb. gibi birçok pratik araçlar› dolays›z olarak kurup yönetmifl bir kifliyi pratikten uzak durmakla elefltirmek keyfî bir suçlama olur. Dr. Hikmet K›v›lc›ml›, bir yandan tüm devrimci gruplar› birlefltirme gayreti içinde olurken, bir yandan da kendi mücadele araçlar›n› yaratma u¤rafl› içinde bulunmufltur. Bu süreçte oldukça bütünlüklü bir bak›fl aç›s› vard›r. Salt kendi grubunu ayakta tutmak gibi bir darl›k içinde de¤ildir. fiimdilik inceleyebildi¤imiz; “Bergsonizm”, “27 May›s ve Yön Hareketinin Elefltirisi”, “Dev-Genç Seminerleri”, “Durum Yarg›lamas› ve 5 Mart Toplant›s›”, “Din Nedir”, “Metafizik Sosyolojiler” vb. kitaplar›nda, iddia edildi¤i gibi bir “ordu savunuculu¤u” ya da “devrimci faaliyet yürüten gençlerin küçümsenmesi” gibi bir tutumu oldu¤u görünmüyor. S›n›fsal bir bak›fl aç›s›yla ele ald›¤› olgular›n do¤ru ve yanl›fl yönlerini vurguluyor yaln›zca. Dr. Hikmet K›v›lc›ml›’n›n kendisine orduyla ilgili görüflleri hakk›nda sorular sorulmufl ve çeflitli söyleflilerde K›v›lc›ml› bu sorular› yan›tlam›flt›r. Ordunun de¤erlendirilmesi ile ilgili olarak K›v›lc›ml›; teorik olarak “ordunun sermayenin koruyucusu oldu¤u” tan›m›n›n do¤ru oldu¤unu kabul ediyor. Fakat her ülkedeki ordu yap›lanmas›n›n birebir ayn› olmad›¤›n› söylüyor. Osmanl›’da ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde ordunun hep “vurucu güç” rolünü oynad›¤›n› savunuyor K›v›lc›ml›. Ordunun sosyal devrimler de¤il ama siyasal devrimlerde bir “vurucu güç” oldu¤u yorumunu yapmaktad›r. Fakat K›v›lc›ml› bu tespitini her koflulda ve her co¤rafyada geçerli bir formül olarak ilan etmiyor. Yaln›zca içinde bulundu¤u tarihsel kesit için yap›yor bu tespiti. Öte yandan K›v›lc›ml›, “27 May›s ve Yön Hareketinin Elefltirisi” adl› kitapta, Yön dergisinin sosyalizmle ilgisi olmayan fikirleri savundu¤unu söylüyor. Yön’ün devletçilik, bat›c›l›k ve ilerlemecilik gibi ilkeler etraf›nda döndü¤ünü söylüyor. S›n›f, devrim, sosyalizm gibi meselelerde Yön’ün bir yönsüzlük içinde oldu¤unu söylüyor K›v›lc›ml›. 51
Osmanl›’da ve sonras›nda ordunun bir “vurucu güç” özelli¤i tafl›d›¤›n› söylüyor K›v›lc›ml›. Fakat orduya öyle söylendi¤i gibi devrimci bir s›n›f misyonu yüklemiyor K›v›lc›ml›. K›v›lc›ml›’n›n iflçi s›n›f› önderli¤i konusunda kafas› oldukça nettir. Dr. Hikmet K›v›lc›ml›’ya çeflitli seminer ve toplant›larda asl›nda orduyla ilgili görüflleri hakk›nda sorular sorulmufl. Meselâ “Dev-Genç Seminerleri” adl› kitab›nda bu sorular› yan›tlam›fl. Seminer izleyicileri, “ordunun kapitalist sistemin bir koruyucusu ve bask› gücü oldu¤unu dolay›s›yla kendisinin neden orduyu vurucu güç olarak tan›mlad›¤›” sorusunu yöneltiyorlar K›v›lc›ml›’ya. K›v›lc›ml› da klasik ordu ve devlet tan›mlamas›n› kendisinin yeterince etüt etti¤ini fakat hem Osmanl›’da hem de T.C. dönemindeki ordu yap›lanmas›n›n genel klasik ordulardan farkl› bir flekilde biçimlendi¤ini söylüyor. Pratik örnekler olarak, 1908 ve 1961 dönemindeki süreçlerde ordunun oynad›¤› rolleri veriyor K›v›lc›ml›. K›v›lc›ml› sosyal devrimlerde de¤il ama siyasal devrimlerde buradaki ordu yap›lanmas›n›n farkl› bir misyon yüklendi¤ini düflünüyor. Ama K›v›lc›ml› bu görüflü genel bir formül olarak ifade etmiyor. Yaln›zca yaflanan somut flartlar içindeki fiiliyattan yola ç›karak yap›yor bu tespitlerini. K›v›lc›ml›, 27 May›s ve Yön hareketini elefltirirken onlar›n halktan ve iflçi s›n›f›ndan kopuk oldu¤unu, iflçi s›n›f› olmadan devrimlerin olamayaca¤›n› vurguluyor. Zaten 27 May›s 1960 darbesini gerçeklefltirenlerden olan ve idam edilen Talat Aydemir ve Fethi Gürcan’›n hayat hikâyeleri incelendi¤inde, bunlar›n hangi ideolojik g›dadan beslendikleri anlafl›l›yor. Kemalist ideolojiyle yetiflmifltir bu insanlar. Bundan baflka, o dönemin güçlü rüzgâr› olan Marksizm’den de k›smen etkilendikleri söylenmelidir. Fakat hepsi bu kadard›r. Yaln›zca k›smi bir etkilenme. 27 May›s darbesini gerçeklefltirenlerden özellikle bafl aktör olan Talat Aydemir, as›laca¤› güne kadar bu devletin kendisini asmayaca¤›n› düflünüyor. Ona göre daha genç ve tecrübeli olan Fethi Gürcan kendilerinin as›labileceklerini söylüyor Talat Aydemir’e, fakat buna ra¤men Talat Aydemir bu ihtimale inanm›yor. Çocukluklar›ndan beri içinde yetifltikleri Kemalist e¤itim ve ideolojik flekillendirme baz› basit gerçekleri görmelerini engelliyor bunlar›n. Dolay›s›yla, dönemin kurt politika adamlar› olan ‹smet ‹nönü vb. taraf›ndan rahatl›kla kullan›l›yor Talat Aydemir ve Fethi Gürcangiller. 27 May›s darbesini planlayanlar da kendi içlerinde kliklere ayr›l›yorlar. Türkefl bile vard›r bu darbeciler içinde. Hatta Amerika aya¤›n› yürüten Tür52
kefl’tir. Daha sonra bu klikler kendi aralar›nda ayr› saflar oluflturuyorlar. Uzun hikâye. Hikmet K›v›lc›ml›’n›n 27 May›s darbecileriyle fiilî bir ba¤› bulunmuyor. Fakat bu darbeyi planlayan subaylar içinde, K›v›lc›ml›’n›n görüfllerinden etkilenenler ve hatta K›v›lc›ml›’y› önder olarak g›yab›nda kabul edenler vard›r. Zaten K›v›lc›ml›’n›n hapse at›lmas›ndaki gerekçelerden biri, yazd›¤› kitaplar›n subaylar üzerinde etki yaratmas›d›r. K›v›lc›ml›, “ordu içinde isyana yol açmakla” suçlan›yor. Esas olarak Hikmet K›v›lc›ml›’n›n tarih konusunda söylediklerinin üzerinde düflünmek gerekir. K›v›lc›ml›, “Osmanl› Tarihinin Maddesi” adl› kitab›nda tarih teorisine k›smen de¤inmifltir. K›v›lc›ml› “tüm tarihsel devrimlerin barbarlar›n aksiyon gücüyle gerçekleflti¤ini” söylüyor. Ayn› zamanda “barbarlar›n hile bilmezlikleri nedeniyle isyanlar›n›n bir noktadan sonra yenilgiyle sonuçlanmas›n›n kaç›n›lmaz oldu¤unu” söylüyor K›v›lc›ml›. Roma ‹mparatorlu¤u’nun y›k›lmas›n›, Osmanl› ‹mparatorlu¤u döneminde gerçekleflen fieyh Bedreddin isyan›n› bu türden örnekler olarak gösteriyor. K›v›lc›ml›’n›n eserlerinden, ‹bni Haldun’u etrafl›ca inceledi¤ini anl›yoruz. Tunuslu bir Bedevi olan ‹bni Haldun, Do¤u co¤rafyas›ndan, yaflad›¤› dönem içinde materyalist görüfllere yaklaflm›fl bir düflünürdür. ‹bni Haldun’un hareket ve de¤iflim yasalar›n›, yaflad›¤› dönemin çok ilerisinde bir bak›flla kavrad›¤›n› görüyoruz. Maddenin dönüflümünü gayet rasyonel bir yöntemle aç›kl›yor ‹. Haldun. Ayr›ca de¤eri yaratan›n emek oldu¤unu da ‹.Haldun aç›k bir flekilde tespit etmifltir. K›v›lc›ml›, “Osmanl› Tarihinin Maddesi” adl› eserinde Osmanl› ‹mparatorlu¤u’na karakterini veren etkenlerin neler oldu¤unu incelerken, olas› bütün etkenleri inceleme sahas›na alma yöntemini izlemifltir. En baflta, Osmanl›’y› kuranlar›n kafas›nda ‹slâmiyet’in çok belirleyici bir yer tuttu¤unu tespit ediyor K›v›lc›ml›. Osmanl›’y› kuranlar›n lakap veya isimlerine yapt›klar› eklerden bunu anlamak mümkündür. “Osman Gazi” gibi ‘Gazi’ tak›s›n›n kullan›lmas›; “‹slâm savaflç›lar›”, “‹slâm’› yayanlar” anlam›na tafl›maktad›r. Osmanl›’n›n ilk dönemlerinde, Osmanl› hayat›na damga vuran bafll›ca iki etken vard›r. Biri ilksel komünal toplum özellikleri, di¤eri de ‹slâmiyet’in ilk biçimi. Zaten ‹slâmiyet’in ilk biçimi ilksel komünal toplum özellikleri tafl›maktad›r. 53
Osmanl›’y› kuranlar çad›rda yafl›yorlard›. Yaflam al›flkanl›klar› ve yaflam anlay›fllar› tamamen komüne dayal› bir yaflamd›. Dolay›s›yla, uzun bir süre kent yaflam›n› infla edememifllerdir. Bizans’tan kalan saraylara ve yüksek yap›lara girmek Osmanl›lar için bir bozulmay› ifade ediyordu. Ayr›cal›kl› yaflam anlay›fl› ve kültürü onlarda henüz geliflmemiflti. Osmanl›larda herkes ayn› çad›r hayat›n› yaflar, ayn› yer sofras›nda yemek yerdi. Ayn› mekânlarda ibadet edilirdi. Mülk edinmek istemezlerdi. Onlar›n anlay›fl›na göre mülk Allaha mahsustu. Osmanl›’n›n ilk dönemlerinde ele geçirilen topraklar özel mülk hâline getirilmezdi. Arazinin iflletilmesi için herkese bir çift öküz verilirdi. K›v›lc›ml›’n›n dedi¤ine göre “çiftçi” sözcü¤ü de bu, bir çift öküz uygulamas›ndan oluflmufltur. K›v›lc›ml› Osmanl›’y› iki döneme ay›r›yor. Birinci dönem için Osmanl›n›n tam devlet olamad›¤›n› söylüyor K›v›lc›ml›. Ancak ikinci dönem olarak tan›mlad›¤› Kanuni ve Fatih döneminde gerçek devlet olabilmifltir diyor. Devlet olmaya bafllad›¤› ikinci Osmanl› döneminde zaten ‹slâm’›n ilk biçimi olan komünal yaflam ve inanç biçimi baflka bir fleye dönüflüyor. Art›k görkemli saraylar ve mülkiyetin tanr›dan kula geçifl dönemidir. Daha do¤rusu art›k padiflah tanr› yerine kendisini geçirmifl oluyordu. Osmanl›’da çad›rdan devlete geçilen bir süreç iflliyor. Medeniyet denilen, flehirleflme süreci yaflanm›yor. Kentleflme gerçek anlamda devlet olmaya bafllad›¤› ikinci Osmanl› döneminde oluflmaya bafll›yor. S›ralamal› bir evrim süreci yaflamayan Osmanl›, ters do¤umla meydana geliyor. Ayn› flekilde Osmanl› kapitalizme geçemedi¤i için de y›k›l›yor. Osman Gazi döneminde, Osmanl›’n›n toplumsal iliflkilerinde Alevi Bektafli düflüncesi hâkimdi. Devlet ifllerinde fieyh Edebali fikir dan›fl›lan biriydi. Ayr›ca fieyh Edebali, k›z›n› Osman Gazi’yle evlendirmiflti. Gaziyani Rum, Ahiyani Rum, Bac›yan› Rum, Abdalan› Rum vb. türden örgütlenmeleri vard›. Yeniçeri teflkilât› tören merasiminde Bektaflili¤e uygun bir ant içerdi. Yeniçeri teflkilât› da devflirilerek oluflturuluyor. Çünkü Türkmenlerden kurulmak istendi¤inde, Türkmenler bu tip bir disipline gelmiyor, emir dinlemiyorlar gerekçesiyle devflirme yöntemi devreye sokuluyor. Yeniçeri teflkilât› kontrolden ç›kt›¤› zaman ve kendi bildi¤i gibi yaflamaya bafllad›¤› zaman da imha ediliyor. 1826 y›l›nda Yeniçeriler, Osmanl› 54
devletinin k›r›m›na u¤ruyor. Top at›fllar› ve idam edilerek Yeniçeriler ac›mas›zca öldürülüyorlar. Baz› tarihçiler Yeniçerilerin, Bektaflilik felsefesine göre bir yaflamda ›srar ettikleri için öldürüldüklerini söylüyorlar. Osmanl› dirlik (ürün rant›) düzeninden, kesim (para rant›) düzenine geçti¤i zaman tüm yaflam ve inanç biçimleri de¤iflime u¤ruyor. ‹slâm’›n ilk biçiminde var olan komünalizm art›k geçerlili¤ini yitiriyor. Tanr›ya kulluk, yerini kap›kullu¤una b›rak›yor. Barbarl›¤a özgü olan temiz ve saf nitelikler baflkalafl›ma u¤ruyor. Fetret dönemi denilen kardefl savafllar› al›p bafl›n› yürüyor. Bu dönemlerde eski komünal sistemi terk etmek istemeyen, yoksul ve vergi yükü alt›nda ezilen halk fieyh Bedreddin ve Börklüce Mustafa önderli¤inde çok ciddî ayaklanmalar gerçeklefltiriyorlar. Genellikle fieyh Bedreddin’in ilk defa Naz›m Hikmet’in fliirinden tan›nd›¤› varsay›l›yor. Oysa Hikmet K›v›lc›ml› eserlerinde defalarca fieyh Bedreddin mevzusuna de¤inmifltir. Demek ki K›v›lc›ml›’n›n eserleri yeterli ciddiyetle incelenmiyor. Buradan böyle bir sonuç ç›kar. Miri toprak düzeninde toprak herkesin ortak mal› idi. Malikâne döneminde ise art›k mülkiyet iliflkileri bafllam›flt›r. “Mülkiyet Allah’›nd›r” düsturu yerini, “mülkiyet kiflinindir” ya da “padiflah›nd›r” düsturuna b›rakm›flt›r. K›v›lc›ml›, padiflah sözcü¤ünü de incelemifl ve “flah” sözcü¤ünün önüne “ayak” anlam›na gelen padi sözcü¤ünün konulmas›yla padiflah sözcü¤ü “flah›n aya¤›” anlam›na gelir diyor. Osmanl›y› kuranlar ilk evrelerde ‹slâm’›n ilk biçimi olan komünalist anlay›fl›n tafl›y›c›s› durumundad›rlar. ‹lerleyen evrelerde ise iflin do¤as› gere¤i, ‹slâm’›n egemen s›n›flar ç›kar›na göre flekillenen içeri¤i buralarda da hâkim olmaya bafllam›flt›r. Dr. Hikmet K›v›lc›ml› kendisinin o dönem anlafl›lmad›¤›ndan yak›n›r hep. Gerçekten de öyledir. O dönemin genel gidiflat›na önderlik eden konumunda olan kadrolar bile K›v›lc›ml›y› yeterince incelememifllerdir. Dev-Genç örgütlenmesinde o dönem temsilci düzeyinde olan Ertu¤rul Kürkçü, kendisiyle yap›lan mülakatlarda K›v›lc›ml›y› o dönem yeterince okumad›¤›n›, bilmedi¤ini beyan etmifltir. Fakat buna ra¤men dönemin yap›lanmas› içinde ç›kan Mahir Çayan ile Münir Ramazan Aktolga ve Yusuf Küpeli aras›ndaki anlaflmazl›kta, Küpeli-Aktolga ikilisinin “Doktorcu” oldu¤unu, K›v›lc›ml›’n›n da “orducu” oldu¤unu söyleyerek Küpeli-Ak55
tolga grubunun ihraç edilmesi karar›n›n alt›na imzas›n› at›yor. Küpeli ve Aktolga pasifist ilan ediliyor. Bu koflullar alt›nda kadrolar›n oturup Doktor’un ne dedi¤ini anlamak gibi bir çaba içine girmesine f›rsat olmam›flt›r. Doktor’un önerisiyle düzenlenmek istenen bir toplant›, “savafl bafllam›flt›r art›k toplant› yapman›n zaman› de¤il” denilerek iptal edilmifltir. Doktor’un orduya bak›fl› eksik anlafl›lm›flt›r. Doktor, Marksist devlet tan›m› ve ordunun konumu konusunda bir kavray›fls›zl›k içinde de¤ildir. Yani egemen s›n›f›n koruyucusu olan ordunun bir halk ordusu olarak tan›mlanmas› söz konusu de¤ildir. Doktor somut bir durum olarak bu co¤rafyada askeri kuvvetlerin çeflitli tarihsel evrelerde “vurucu güç” olarak belirleyici bir rol oynad›¤›n› söylüyor. Buna örnek olarak hem Osmanl› dönemindeki Yeniçeri örgütlenmelerinden hem de Cumhuriyet dönemindeki 1960 darbesinden örnekler veriyor. Dönemin kadrolar›nda bir Kemalizm etkisi oldu¤u çok aç›kt›r. Mahir Çayan’›n yaz›lar›, konuflmalar› ve sloganlar›nda bunu aç›kça görebiliyoruz. Fakat her kadro Kemalizm konusuna ayn› bak›fl aç›s›yla yaklaflm›yor. Meselâ Yusuf Küpeli, konuflmalar›nda Kürt halk›ndan ve Kürtlerin haklar›ndan söz ediyor. Mahir’den daha farkl› düflünceler tafl›d›¤› tüm o dönem sarf edilen sözlerden yaz›lardan anlafl›lmaktad›r. Mahir Çayan ve arkadafllar›n›n oluflturdu¤u grubun ço¤unlu¤u subay veya te¤menlerden olufluyor. Onlara belli bir hareket alan› sa¤layanlar da gene subay kesiminden oluflmaktad›r. Ancak bu konudaki hayati sorun, güç iliflkileri meselesidir. Güçlü bir ideolojiyle donanm›fl bir s›n›f partisi olmad›¤› zaman tüm kurumlardaki örgütlenmeler tersine dönüp kendisini vuran bir silaha dönüflebiliyor. Kurumsal olarak sermayenin koruyucusu olan ordudan devrim beklemek baflka fleydir. Onun alan›n› etkileyip örgütlemeye çal›flmak baflka fleydir. Mahirlerle birlikte mücadele eden, fakat daha sonra Mahir’in çizgisini elefltiren kadrolardan olan Yusuf Küpeli ve Münir Ramazan Aktolga, daha çok iflçi s›n›f›n›n örgütlenmesinin gereklili¤inden söz ediyorlar. Rehin alma, suikast gibi eylem türlerini elefltiriyorlar. Ayr›ca ordu ve Kemalizm’e yaklafl›mlar›nda da Mahir’den daha farkl› düflünmektedirler. Mahir, Kemalizm’in bir kesiminin ittifak edilebilecek güç oldu¤unu savunuyor. Aktolga ve Küpeli bunu do¤ru bulmuyorlar. fiimdilerin liberal solcular› ya da Marksizm kalpazanlar›, 1971 devrimci hareketini Do¤an Avc›o¤ullar› ve Yön dergisi ile Devrim dergisinin çizgisiyle bir ve ayn› görüyorlar. Sanki ‘71 devrimci hareketi külliyen Ke56
malizm’i savunan bir hareketmifl gibi yans›t›yorlar. Bu bir çarp›tman›n ürünüdür. Hareket içinde bulunan ve subay kökenli kadrolar›n en Kemalist kanad› bile bir bütün olarak ordudan devrim beklentisi içinde de¤ildir. Fakat bu hareket o dönemin ordusunun giriflece¤i hamlelerden faydalanman›n hesaplar›n› yapm›fllard›r. Ordunun bir iç kap›flmas› ihtimaline karfl› Dev-Gençliler silahlan›p Ankara’daki evlere yerlefliyorlar. Bir kaos durumunda radyo istasyonlar› ve baz› yönetim kurumlar›n› ele geçirmeyi planlam›fllard›r. Dönemin atmosferi ve o dönemki subaylar›n birer ayd›n tabakas›n› oluflturmas› dolay›s›yla, öte yandan ‘60 darbesinden sonra oluflan ortamda üniversitelerin görece özerk olmas›, sendikalar›n ve di¤er örgütlenmelerin nispeten rahat yap›lmas› dolay›s›yla insanlar›n kafas›nda ordu veya Kemalizm meselesi biraz daha farkl› alg›lanm›flt›r. Devrimci harekete s›n›fsal bir nitelik kazand›rmak isteyen ve de iflçi-kitle çal›flmas› yapan proletarya devrimcilerinin etkinliklerinden ise söz eden yoktur. ‹flçi s›n›f›na ve Marksizm’e ilgi daha zay›f düzeylerde kalm›flt›r. Ancak bu durum, ‘71 hareketini bir bütün olarak Kemalist veya ordudan devrim bekleyen bir elefltiriyle mahkûm etmek haks›zl›k olur. Bu dönem içinde daha olgun bir yaflta olan Dr. Hikmet K›v›lc›ml›’n›n da düflüncelerini dönemin koflullar›ndan kopuk ve tüm zamanlara uyarlanan bir tespit olarak ele al›p de¤erlendirmek do¤ru olmaz. Meselâ K›v›lc›ml› bugün yaflasayd›, bugünkü ordu de¤erlendirmeleri, o dönem yapt›¤› ordu de¤erlendirmelerinden çok farkl› olurdu. Dr. Hikmet K›v›lc›ml› kendi kufla¤› ve dönemi içinde Kürt sorunu konusunda da oldukça ileri fleyler söylemifltir. Kürt sorunuyla en fazla tan›flt›¤› yer Elaz›¤ hapishanesi olmufltur. Kürt sorununun gerçekli¤ini burada anlam›flt›r K›v›lc›ml›. Seminerlerde Kürt sorunuyla ilgili fazla söz söylemenin kolay olmad›¤›n› vurgulam›flt›r. “Kürt sorununda söylenecek çok fley var ama s›km›yor” demifltir. K›v›lc›ml› Kürt meselesi ile ilgili olarak ‘84 ç›k›fl› gibi bir fleyin gerekli oldu¤unu ta ‘70’li y›llarda söylemifltir. Vedat Türkali, son roman› olan “Yalanc› Tan›klar Kahvesi”nde Dr. Hikmet K›v›lc›ml›’n›n görüfllerini önermifltir. Soldaki baflar›s›zl›¤›n ve halktan, gerçekliklerden kopuklu¤unun çözümüne yönelik olarak, Doktor’un görüfllerini savunarak ve Doktor’un önermelerini alternatif olarak savunmufltur. Vedat Türkali’nin roman›n›n elefltirisi ayr› bir yaz› konusudur. Fakat burada insanlar›n uzun y›llar sonra Doktor’u do¤ru bir biçimde yeni yeni anlamaya bafllad›¤›n› görüyoruz. Ancak, Vedat Türkali’nin anlatt›¤› 57
Muhsin karakteri hiçte ‘71 devrimci hareketinin tafl›d›¤› militan ve fedakârca özellikler tafl›m›yor. Muhsin karakteri hep karars›zl›k içindedir. Ömrü meyhane, otel ve köyle flehir aras›ndaki s›k›flm›fll›k içinde geçiyor. Ne kendisini mücadeleye tam katabiliyor, ne de mücadeleden tam olarak kopabiliyor. Kuflkusuz bu tür karakterler de vard› o kuflak içinde. Ancak ‘70’li y›llar›n bask›n devrimci karakteri Mahir, Deniz, Kaypakkaya gibi karakterlerdi ve döneme damgas›n› vuran karakter bunlard›. Vedat Türkali bu roman›nda örnek karakter olarak Nedim diye bir kitapç›y› veriyor. Bu olgun tip esas olarak K›v›lc›ml›’n›n görüfllerini savunuyor. Fakat kitab›n baflkarakteri Nedim de¤ildir. Baflkarakter Muhsin’dir. Muhsin ise hep bunal›mlar içindedir. A¤a çocu¤u olan Muhsin önce aileden kopmufltur. Ancak gene dönüp dolafl›p köyüne geri dönmekte bulmufltur çareyi. Halk›n geleneklerini yeni bafltan ve onlara sayg›l› olarak yaflamaya bafllam›flt›r. Burada Muhsin karakteri asl›nda K›v›lc›ml›’n›n önerdi¤i çal›flma biçimi ve yaflam biçimine dönmüfltür. Daha do¤rusu yaflad›¤› deneyimler ve tan›flt›¤› baz› örnek karakterler sayesinde K›v›lc›ml›’n›n gösterdi¤i do¤ru yolu bulmufltur. Roman tam bu noktada bitmifltir. Sonuç olarak söylemek gerekir ki, flimdiye kadar devrimci hareketin yeterince ilgi göstermedi¤i K›v›lc›ml›y› ciddî olarak incelemek gerekir. Hatalar› ve yan›lg›lar› a盤a ç›kar›lmal›. Ama bu topraklara özgü bilimsel tespitleri ve önermeleri üzerinde ciddiyetle durulup kavran›lmal›d›r.
2 Nolu F Tipi Cezaevi-Kand›ra-Kocaeli 30 Eylül 2009
58
Ahmet Çakmak Deliorman Tarih ve S›n›f
-‹nceleme-
Tarih ve s›n›f özü itibariyle birbirinden ayr› ve kopuk bir fleyi ifade etmekten ziyade, ondan da öte ayr›lmaz bir bütünün parçalar› gibidir. Zira Marx’›n deyimiyle tüm toplumlar›n tarihi s›n›f savafl›mlar›n›n tarihidir. Bu ba¤lamda tarih ve s›n›f birlikteli¤i s›n›fl› toplumlar›n ortaya ç›kmaya bafllamas›ndan itibaren kopmaz ba¤larla birbirine ba¤lanm›fllard›r. Di¤er taraftan her egemen s›n›f da kendi tarihini yazarak tarihi kendi ç›karlar›na göre yeniden yazm›fl, de¤ifltirmifl, kurgulam›fl, günün koflullar›na uyarlayarak yeniden üretmifl, tarihi kendine yontmufltur. Her ça¤›n egemen fikirleri, o ça¤›n egemen s›n›flar›n›n fikri olmufl, toplumsal ideoloji ve pratik o fikirleri yans›tm›flt›r. Kabaca kategorilefltirmek gerekirse ‹lksel komünal (kimilerince ilkel komünal) toplumlar hariç tüm bir tarih s›n›f varl›¤›n›n ve s›n›f savafl›m›n›n periyodik, dalgal›, de¤iflken parametrelerini göstermektedir. Art›ürünün ortaya ç›kmas› ve bu art›¤a el koyman›n, bu el koyman›n korunmas›, sürdürülmesi, gelifltirilmesi ve bu sömürü mekanizmas›n› gizleme ayg›t› olarak ortaya ç›kan, Engels’in deyimiyle toplumun içinden ç›kan ama onun üstünde yer alan tarihin en örgütlü ve kanl› terör kurumunun örgütlenmesi ile farkl› bir nitelik kazanan s›n›f ve tarih diyalekti¤i savafl›m›n gücünü, korelasyonunu göstermesi anlam›nda da son derece önemlidir. Bir ülkenin yasalar›n› incelemek bile o ülkedeki s›n›f savafl›m›n›n durumu hakk›nda ortalama bir fikir verir, elbette ki di¤er enstrümanlar göz ard› edilmeden. Tarih, üretim araçlar› üretici güçler iliflkisi ba¤lam›nda de¤iflen, geliflen, ilerleyen; fakat iradi, bilinçli eylem ile gerileyen ya da ilerleyen, de¤iflim, dönüflümü çabuklaflt›ran bir etkiye de sahiptir. Bu da s›n›f savafl›m›n tarihsel kesitteki örgütlülü¤ü ve baflar›s› ile ilgili bir durumdur. Nesnellik- öznellik diyalekti¤i paralelinde a盤a vuran bir olgudur. Buraya dönmek üzere bir hat›rlatma ile yetinmek yerinde olur. Kabaca flematik olarak, Stalin’e bu mevzuda da yap›lan elefltirileri göze almak pahas›na, tarihte bugüne de¤in farkl› co¤rafyalarda ve kültürlerde do¤al olarak farkl› flekilde tezahür etse de ilksel komünal, kölelik, feodalizm, 59
kapitalizm, -ne kadar ve nas›l yafland›¤› ayr› bir tart›flma konusu olmakla birlikte- sosyalizm aflamalar› yaflanm›fl ve hâlâ da yaflanmaktad›r. An›lan tüm bu üretim biçimleri içindeki s›n›f savafl›mlar› da ça¤›n koflullar› ve s›n›f bilinç ve yans›mas›n›n müdahil s›çray›fllar›yla, geriye çekiliflleriyle yaflanm›flt›r ve bugün de yaflanmaktad›r. Köle-efendi, süzerenvassal, burjuva-proleter karfl›tl›¤› esasen tarihin motoru ve s›n›f savafl›m›n›n özneleridir. Ancak ça¤›n koflullar›na göre s›n›f savafl›mlar›n›n farkl› flekilde tezahür etti¤i de görülmüfltür. Dini kimlikli heterodoks hareketlerde oldu¤u gibi. Ancak konumuz ba¤lam›nda esas öznelerle ilgili bilgi paylafl›m› yap›lacakt›r. Öncelikle s›n›f ya da s›n›fsal konum üretim araçlar›na sahiplik noktas›ndaki konumlan›flla ilgili bir durumdur. Günümüzde, üretim araçlar›na sahip olan bir s›n›f ve üretim araçlar›ndan yoksun olan, bu araçlardan yoksunlaflt›r›lan, mülksüzlefltirilen, proleterlefltirilen ve yaflam›n› idame ettirebilmek için iflgücünü üretim araçlar› sahiplerine satmak zorunda olan s›n›f olmak üzere iki temel s›n›f vard›r. Küçükburjuva, lümpen proletarya gibi ara s›n›flar da olmakla birlikte, tam olarak s›n›f nitelemesine uygun olmamas›na ra¤men s›n›fsal bilinç düzeyi ve tercihleri s›n›f savafl›m›n› etkilemektedir. Ancak bunu belirleyen, dönemin koflullar› ve devrimci kalk›flma zamanlar›ndaki konumlar›, durumlar› gibi nesnel koflullar ile birlikte öznenin inisiyatifi, ulafl›rl›l›¤›, iliflkisi, örgütlülü¤ü, baflar›s› ara s›n›flar›n saf›n› belli eder nitelikler tafl›maktad›r. Küçükburjuva olup da sosyalist etiketle dolaflanlara Brecht “her suçlu bir burjuvad›r, her burjuva bir suçludur” sözünden hareketle susman›n, iflçi s›n›f› saflar›na kat›lmaman›n da ayn› derecede ve hatta daha ileri düzeyde suçluluk arz etti¤ini belirtmekte yarar var. S›n›f kavram› ve s›n›f savafl›m›, t›pk› tarih konusunda tarihsel materyalizm, diyalektik materyalizmde oldu¤u gibi, lay›k›yla Marx ve Engels taraf›ndan ortaya konmufltur; ancak keflfi ve s›n›f›n varl›¤›n› ve ideolojisi ile prati¤inin ortaya koyulmas› flerefi ondan çok önceki kiflilere aittir. Söz gelimi, burjuvazi de feodalizmle mücadelesinde ideolojik ve s›n›fsal davranarak devrimi gerçeklefltirmifltir. Feodalizmle mücadelede s›n›f savafl›m›n› kabul ederken kendi egemenli¤ini kurduktan sonra tam tersi bir tav›r tak›nm›fl, aynen din konusunda oldu¤u gibi ve aç›kça ve en net haliyle s›n›fsal davranm›flt›r ve davranmaya da do¤al olarak ve haliyle devam etmektedir. Yaflad›¤›m›z co¤rafya ba¤lam›nda resmî ideolojinin, resmî tarihin s›n›fs›z, kaynaflm›fl toplum söylemi de s›n›f bilinçli burjuvazinin anlay›fl›n yerel yans›mas›d›r. Nitekim baflka türlüsü olma60
s› da eflyan›n do¤as›na ayk›r›d›r. Burjuvazi, bugün istedi¤i kadar “s›n›f öldü, elveda proletarya, tarihin sonu geldi, Marksizm yan›ld›, sosyalizm çöktü, komünizm zaten ütopyayd›” diye beyinleri dumura u¤ratma ad›na her türlü ideolojik ayg›t› kullanadursun; di¤er taraftan kendi s›n›fsal ç›karlar›n› korumak, sürdürmek, gelifltirmek ad›na her türlü fleyi, her flekilde, her alanda sergilemektedir, bahsi geçen ve dillere pelesenk edilen söylemleri de bunun çok küçük bir parças›d›r. Devlet, e¤itim, medya s›n›f savafl›m›n›n kapitalistler aç›s›ndan bir parças› ve yürütücü ayg›tlar›d›r. Elbette bununla k›s›tl› ve s›n›rl› de¤ildir. Hiç ak›la gelmeyecek, ayr›nt› olarak de¤erlendirilebilinecek bir fleyde dahil s›n›f savafl›m›n›n izlerini, izdüflümünü görmek mümkündür. Devlet binalar›n›n renginden burjuva üretim, dolafl›m ve özellikle tüketim iliflkileri içindeki metalarda bile görmek mümkündür. Üretim iliflkileri ba¤lam›nda ofislerdeki döner koltuk, dolap, raf sisteminin, su, kahve makinelerinin bile ifli çabuklaflt›rmak ad›na burjuvazi taraf›ndan ak›ll›ca planland›¤›n› düflünürsek s›n›f savafl›m›n›n planlanmas›n›n da daha ak›lc› ve onunla birlikte ayn› oranda afla¤›l›k flekilde planlan›p uyguland›¤›n› her alanda görmek mümkündür. Günümüz koflullar›nda sermayenin sald›r›s› az çok görenler için gayet aç›k ve nettir. Gözleri kör olan ya da üç maymunu oynayanlara söylenecek sözü s›n›f savafl›m›n›n aktörleri her gün her alanda zaten söylüyor, fazla söze ne hacet! Tarih ve s›n›f mevzusunda en temel fley kan›mca, her s›n›f›n bir bilincinin oldu¤u Marksist tespitidir. Dolay›s›yla her s›n›f kendi bilinci ve ç›kar› aç›s›ndan hareket etmek durumundad›r. Bu yüzden de s›n›fsal iyimserliklere hayat›n gerçekli¤i kapal›d›r. Hiçbir s›n›f, baflka bir s›n›fla kader ortakl›¤›, birliktelik yapma, ç›karlar› uyumlaflt›rma ve ortak siyasal projeler belirlemesinin flans› ve imkan› yoktur. Ancak ara s›n›f kategorileri aç›s›ndan bir nebze farkl›l›k olabilir. Örne¤in bir proleter için yaflam›n› asgari düzeyde sürdürmek ad›na sosyalizm ihtiyaçtan öte zorunluluk iken, küçükburjuva için (ideolojik olarak sosyalist bile olsa) genel çerçevede ve ideolojik ve pratik anlam›yla olsa iyi olur niteli¤indedir ve dolay›s›yla militanca mücadele ikisi aras›nda farkl›l›klar arz eder; fakat temel meselenin günümüzde proletarya-burjuvazi çat›flmas› oldu¤u gerçe¤ini gizlemez ve veya örtmez. Bunun d›fl›nda kafa bulan›kl›¤› yaratan her türlü teori burjuva, küçükburjuva saçmal›¤› olmaktan öteye geçemezken, onlar›n s›n›fsal bilincinin ne denli güçlü oldu¤unun da bir simgesel ifadesidir. Örnek olsun “Browderizm, Avro-komünizm, bar›flç› 61
yoldan sosyalizme ulaflma, parlamenter demokrasi, 21. yüzy›l sosyalizmi” gibi revizyonist, oportünist, uzlaflmac›, s›n›ftan kaç›flç› hayat›n ve gerçekli¤in, mücadele birikim ve deneyimlerinin reddetti¤i her türden proleter soslu burjuva anlay›fllar› da burjuvazinin s›n›f ç›karlar›na ba¤l›l›¤›n›n bir tezahürüdür ve bilerek ya da bilmeyerek burjuvaziye hizmet etmek, dümen suyuna su tafl›makt›r. Tafl›ma su ile de¤irmen dönmeyece¤ine göre er ya da geç bu oyun bozulacakt›r! Bu hümanist k›l›fl› zat› muhteremlere Lenin’in “burjuva devleti, proleter devleti (proletarya diktatoryas›na) yerini yok olma yoluyla de¤il, genel kural olarak, ancak ve ancak, fliddete dayanan bir devrimle b›rakabilir” 1; “fliddete dayanan devrim olmaks›z›n, burjuva devlet yerine proleter devleti geçirmek imkans›zd›r.”2 sözleri bir anlam ifade etmekten öteye yeterli bile gelmiyorsa sorunu s›n›fsal konumlar›nda ve karakterlerinde aramalar› daha mant›kl› ve bilimsel olan yoldur. S›n›f ve s›n›f bilinci hakk›nda da fazlas›yla kafa bulan›kl›¤› olmakla birlikte, ilerletici, gelifltirici tart›flmalar›n oldu¤u da söylenebilir. Bu alanda da s›n›f savafl›m›n›n ideolojik olarak sürdü¤ünü belirtmekte yarar var. ‹deolojik tart›flman›n içinde bile burjuvazinin s›n›f bilinçli ajanlar›n›, sat›l›k kalemflorlar›n› görmek s›n›f savafl›m›n›n ve s›n›f bilincinin ne tür bir olgusal realite oldu¤unu aç›kça göstermesi bak›m›ndan önemli ve anlaml›d›r. Tarihin bu dönemecinde, tarihi yapacak olanlar›n tarihsel görevleriyle paravans›z karfl› karfl›ya kalmalar› ba¤lam›nda tarihi de¤ifltirecek iflçi s›n›f›n›n ideolojik ve pratik süreçleri ile teorik tart›flmalar ›fl›¤›nda bir aç›klama ve sentez ihtiyac› gereklidir. Bu anlamda Marksizm konusundaki s›n›f tart›flmalar›ndan bir tanesi olan nesne-özne iliflkisine de¤inmek flartt›r. Marx ve Engels’in s›n›f›n üretim iliflkilerinden gelen nesnel konumuna ve bu paralelde “s›n›f bilinci ve mücadelesine afl›r› vurgu yapt›klar›, ekonomist bir tav›r tak›nd›klar›” elefltirisi sol cenahta ve Marksizm tart›flmalar›nda önemli bir yer kaplamaktad›r. Marksologlar, teoride uzman pratikte ortada gözükmeyen çok bilmifl bol s›fatl› teorisyenler, genellikle buradan “Marx, Engels yan›ld›” ya da “Lenin onlar› yalanlad›” derken; baz›lar› da “Lenin hata yapt›. Marx, Engels’e ra¤men koca ülkeyi maceraya sürükledi” türünden z›rvalara ulafl›rken de burjuvazinin dümen suyuna su tafl›ma yar›fl›nda bitifl çizgisine en önde varman›n kavgas›n› yapmaktad›rlar. Zira, çizgiye ilk ulaflana en büyük ödül, geri kalana pastan›n di¤er bölümleri paylaflt›r›l›r. Büyük pay› kapmak için 62
büyük oynamak gerek! Gerçi büyük oynayanlar›n sebebe ihtiyac› yok, yarat›rlar, olmasa da nas›lsa Marksizm onlar›n aç›s›ndan son tahlilde kaç›n›lmas› gereken, tu kakad›r… Yap›salc›l›k olarak da ifade edilen nesnellik ya da ekonomizm konusunda asl›nda Marx ve Engels’in baz› eserlerinde bunu do¤rulayan ifadeler bulmakla birlikte bütünlüklü ve ça¤›n koflullar›n›n göz önünde tutularak yap›lacak bir okuma ile Marx ve Engels’in böyle bir tutum içerisinde olmad›klar›, aksine pratikte tam karfl›t, öznelci bir tav›r tak›nd›klar› bile söylenebilir. Bakmak ile görmek, a¤aç ile orman› görebilmek aras›ndaki iliflki gibidir bu durum. Engels’in Bloch’a yazd›¤› mektupta aç›kça ifade etti¤i gibi bu afl›r› ekonomist vurgu, (dönemsel koflullar getirdi¤i bir durum olmakla birlikte) ayn› zamanda bilinçli bir tercihin ürünüdür. Bu mefhumda en çok bilinen ya da kullan›lan ismiyle Althusser yap›salc›l›¤›n›n Marksizm ile uyumu ciddî bir analitik sorgulamaya tâbi tutulmal›d›r. Bu konuda çal›flan Lukacs, s›n›f bilincinin pratik mücadele ile olaca¤›n› belirtirken bunun nas›l ve hangi araçlarla olaca¤› konusunda bir fley belirtmezken, iflte tam da burada Lenin devreye girmektedir ve onun fikirlerinden etkilenen Gramsci’nin, s›n›f oluflumunda örgütlü s›n›f mücadelesinin belirleyici kesinli¤ini kabul ederken; “bunu yapacak öznelerin parti ve partideki örgütlü çal›flmay› yapacak olan s›n›f›n organik ayd›n›d›r” tan›mlamas› s›n›f ve s›n›f savafl›m›n›n saç ayaklar›, payeleri ve nas›ll›¤›n› göstermesi aç›s›ndan önemlidir. Öznellik, volontarizm ve nesnellik s›n›f diyalekti¤i teorisinin Lenin’in flaheseri oldu¤unu belirtmek gerekir. Lenin’in kendili¤indenlik olarak ifadelendirdi¤i, ekonomik determinizm olarak da an›lan fley konusunda Ne Yapmal› adl› eserindeki formülasyonlar› (her döneme ve her ülkeye ait reçeteler de¤il!) devrim derdi olanlar›n k›lavuzu olmay› sürdürüyor. Kendinde s›n›f-kendisi için s›n›f geliflim çizgisinde tüm görev öncünün, öncü partinindir. S›n›fa bilinç tafl›ma, d›flar›dan bilinç getirme partinin rolüdür. Sosyalist bilinç, proleter s›n›f mücadelesine d›flar›dan verilen fleydir, onun içinden kendili¤inden ç›kan bir fley de¤ildir ve bunu ayd›nlar-parti yapar. Bu ayd›nlar bugün akademinin s›cak odalar›ndaki, rahat koltuklar›nda etliye sütlüye kar›flmadan teori üreten Marksist etiketliler olmad›¤› gibi sistemi meflrulaflt›rmak ad›na hareket eden ayd›nlanamam›fllar hiç de¤ildir. Ancak içeride görünüp özünde d›flar›da olanlar kadar ikinci grup bu anlam›yla o derecede tehlike arz etmemektedir. Ayd›n kavram›, Gramsci’nin 63
s›n›f›n organik ayd›nlar› dedi¤i, entelektüel üretimi aflan ve bu kapasiteyi hayata, prati¤e geçiren, s›n›fa aktaran, örgütleyici praksis ayd›n›d›r. Elbette ki bu organik ayd›nlara burjuvazinin her alanda oldu¤u gibi kültür, sanat alan›nda verdi¤i ideolojik mücadelenin karfl›s›nda barikat görevi görecek ve yeni düzenin kuruluflunda infla ifllevi görecek iflçi s›n›f›n›n sanatç›lar› da dahildir. “Sanatç›lar dünyay› farkl› yorumlamaktad›r, ancak önemli olan onu de¤ifltirebilmektir. Alt› çizilmesi gereken nokta, sanatç›lar›n dünyay› de¤ifltirmeleri gerekti¤i de¤il, lakin s›n›f mücadelesinin daha ileri saflara tafl›nabilmesinde bize nas›l bir katk›da bulunduklar›d›r. Marksizm’e göre sanat›n, bilim-sanat-estetik-etik-siyaset aç›s›ndan diyalektik bir bütünlü¤ü vard›r.” 3 Organik ayd›nlar›n ve öncünün aktörlerinin bilinç tafl›ma görevi salt pedagojik bir süreç de¤il, onunla birlikte pratiksel, siyasî bir süreçtir. Lenin’in deyimiyle, devrimci teori olmadan devrimci pratik olmaz; ancak teori de prati¤in içinden ç›kar! Marx’›n ifadesiyle ortam insanlar› oluflturur, ama insan da ortam› de¤ifltirir! Militanlar iflçiye ö¤retirken kendileri de iflçiden ö¤renirler. Dolay›s›yla nesnellik-öznellik ba¤lam›ndaki tart›flma Paris Komünü ve Ekim Devrimi ile birlikte ne yap›lmas› gerekti¤i konusunda söze gerek b›rakmayacak derecede aç›k ve nettir. Devrimin en yal›n hali buradan seçilebilir! Bu, nesnelli¤in inkâr› anlam›na gelmedi¤i gibi, onu önemsiz gören de bir anlay›fl asla de¤ildir. Zira, bilinç de nesnelli¤in s›n›rlar› içerisinde oluflur, geliflir ve belli bir seyir izler. Nesnellik, üretim tarz›ndan dolay›ml› olarak bilinci üst belirler; ancak özne de nesnelli¤i siyasetle de¤ifltirir. Bu anlamda parti ve s›n›f aras›nda kaç›n›lmaz bir gerginlik havas› da vard›r ve s›n›f› sosyalist bilinçle donat›p siyaset sahnesinde bafl aktör yapmak mücadelesinde az ya da çok de¤iflken bir halde bu gerginlik havas› olacakt›r. Ta ki, özlemini hasretle çekti¤imiz tam anlam›yla s›n›fs›z toplumsal formasyona ulaflana dek. S›n›f ve s›n›f bilinci mevzusunda özetle flunlar ifade edilebilinir: “Bireyler s›n›flar›n varl›¤›n›n fark›nda olduklar›nda s›n›f fark›ndal›¤›, kendilerini bir s›n›fa ait gördüklerinde s›n›f aidiyeti (kimli¤i) içindedirler. S›n›f çat›flmas› bilinci ise bu farkl› s›n›f yap›lar›n›n ç›karlar›n›n çeliflkili oldu¤unun fark›na var›lmas› durumudur ve çat›flma bilinci s›n›f› oluflturan nesnel geliflmeler belli s›n›fsal günlük deneyimleri koflullar. Bu deneyimler de çat›flma bilincinin geliflmesini sa¤lar. Devrimci s›n›f bilinci ise, içinde yaflan›lan sosyal düzenin gayri meflru görülmesi ve yeni bir düzen aray›fl›na girilmesi durumudur. O halde, sosyalist bilinç devrimci s›n›f bilinci64
nin en ileri formudur. Yani, iflçi s›n›f› aç›s›ndan do¤ru devrimci s›n›f bilinci sosyalist bilinçtir.” 4 Güncel olmas› bak›m›ndan ülkemiz gündemini uzun süredir hakl› bir flekilde iflgal eden TEKEL iflçilerinin direnifli ve bu denli ülke koflullar›nda bu denli direngen ve uzun soluklu oluflunun bir sebebi de kendinde s›n›ftan kendisi için s›n›f bilincinin nüvelerinin pratik içinde oluflmaya bafllamas›n›n da etkisinden kaynaklad›r. Nesnel koflullar, zorunluluklar›n çerçeveledi¤i ve veya s›n›rland›rd›¤› bu s›n›f mücadelesi prati¤i öznenin sar› sendikaya ra¤men bilinçli eyleminin bir bileflkesidir. Altyap›-üstyap› diyalekti¤inin kuralar› ifllemektedir. Bu ba¤lamda nesneözne diyalekti¤i öncü iflçi s›n›f› partisinin güçlü ve örgütlü oldu¤u koflullarda devrimi haz›rlayan, hiç de¤ilse deneyen ve bundan dersler ç›karan bir ortam› yaratma potansiyeline fazlas›yla sahiptir. Ne var ki bugün için en büyük eksiklik öncü partinin yoklu¤udur. Bu anlamda Türkiye Komünistlerinin görevi bu tarihsel zorunluluktan kaç›nmak de¤il, bu göreve bir an önce soyunmak ve iflçi s›n›f›n›n tarihsel görevi ile öncüyü birlefltirerek tarihi ilerletip Marksist literatürle tarihi nihayete erdirmek, sonland›rmak, s›n›f savafl›m›n› çözüme kavuflturmak; yani s›n›fs›z, sömürüsüz, s›n›rs›z, eflit, özgür, adil bir dünya kurmak mücadelesinin a¤lar›n› örmek, bu yönde büyük ad›mlarla ilerlemek ve bunu baflarmakt›r. Kapitalist sistem, altyap›sal olarak da üstyap›sal olarak da tüm koflullar› s›n›f›n ve öncünün önüne koymaktad›r. Kapitalizmin geldi¤i evrede, teknolojinin düzeyi düflünüldü¤ünde “emek gücünü iki saate indirmeye yetecek düzeydedir. Üretimi, canl› emek gücünü en aza indirerek robotlarla yapma imkan› vard›r. Fakat kapitalizm bunlar› devreye sokmuyor ve sokamaz.” 5 Mutlak art›-de¤er sömürüsü gibi göreli art›-de¤er sömürüsü de canl› emek üzerinden oldu¤undan kapitalizm bunlar› devreye sokmaz, sistemin devam› için sokamaz. Bunu devreye sokacak olan proletarya diktatörlü¤ü, sosyalizmdir! ‹nsanl›¤›n kapitalist barbarl›ktan komünist özgürlü¤e gidiflinin evrelerinde as›l görev, as›l yük proletarya partisindedir, iflçi s›n›f›n› bilinçlendirerek siyaset sahnesine ve tarihin bizzat yap›c›s› konuma getirecek olan da partidir. Do¤an›n piyasa mal› haline getirilerek metalaflt›r›lmas›, ekolojik dengenin bozulmas›; din, ›rk, mezhep, kültür, kimlik, cinsiyet üzerinden sistemin yaratt›¤› bask› ve y›k›c› sonuçlar› da göz önüne al›nd›¤›nda nesnel koflullar devrim için oluflmufltur, bu koflullar› gelifltirip, ilerletecek, örgütleyip s›n›fa yayacak ve militan mücadeleS.P. F/5
65
de öncü olacak öznel koflullar› haz›rlayacak özneye ihtiyaç vard›r. Bugün olmayan da tam budur; ancak olmas› kaç›n›lmaz olan da budur. Nesnel koflullar›n potansiyel öncü partiye ve s›n›f bilinçli Marksistlere sundu¤u avantajlar yan›nda dezavantajlar› da fazlas›yla sunmakta, hem üretim iliflkilerini hem de üretici güçleri, s›n›f› bölmekte, atomize etmekte ve s›n›f bilincine darbe indirerek s›n›f savafl›m›n› görünürde engellemekte; ancak esas›nda perdelemekte, ötelemekte ve ertelemektedir. Esnek üretim, part-time çal›flma, performans ücreti, kalite yönetimi, iflçi istihdam bürolar›, iflçilerin k›rla ba¤lant›s›n›n kesilmemesinden dolay› tam bir iflçileflme yaflanamamas›; çal›flma ortam›n›n fiziksel küçüklü¤ünden, hemflerilikten, burjuva resmî ideoloji manipülasyonundan gelen paternalistik iliflkiler, din, mezhep, etnik temelli farkl›l›klar›n yaratt›¤› gerici ortam, düflük e¤itim, politik ve gönüllü kurulufllara kat›l›m›n azl›¤›, daha az okuma hatta hiç okumama, ekonomik güvensizlik ve gelecek korkusu, izole mesleklerde çal›flma, iktidar partisiyle kurulan afla¤›l›k ama bir nebze zorunlu ve kiflilerce uyan›kça iliflkiler (belediyelerdeki iflçi profilini incelemek bu anlamda olumludur ve seçim öncesi süreçteki ve kazan›ld›ktan sonraki iflçi at›m ve al›mlar› da dikkate al›nd›¤›nda tablo gayet aç›kt›r), yeni fikirlere kapal›l›k, az toleransl› hatta toleranss›z olma ba¤lam›ndaki s›n›f›n otoriteryen karakteri gibi bir dizi olumsuzluk saymak mümkündür. Bunlara sendikalar›n durumu ve sermayenin ucuz emek olan bölgelere ak›fl› ve yo¤unlaflmas› da eklenebilir. Lâkin sistemin yaratt›¤› y›k›m ve yoksunlaflt›rma, onlar› yamama etkisinden çok daha fazla ve do¤urgan, sürekli ve tamir etmeyi de¤il, y›k›p yenisi kurmay› gerektiren türdendir. Asl›nda önünü görebilenler için bu daha da kolayd›r ve bu kolayl›¤› s›n›fa tafl›ma, aktarma, bu bilinçle harekete geçirme ifllevi önem kazanmaktad›r. Burada da yine parti sorunsal› ön plana ç›kmaktad›r. Ülkemizde TEKEL iflçilerinin eyleminde aç›kça görüldü¤ü üzere “hâlâ örgütlü yap›lar, hareketi harekete geçirme noktas›nda de¤iller, hareket harekete geçti¤inde omuz verme aflamas›ndalar.”6 Günümüz flartlar› bu aflamay› aflma zorunlulu¤u göreviyle karfl› karfl›yad›r. ‹flçi, gençlik, kad›n, K›z›lbafl-Alevi, Kürt, çevre, köylü, yoksul hareketleri, e¤itim, sa¤l›k, bar›nma, su, enerji hakk› vs. mücadeleleri gerçek düflman ve gerçek hedefe yöneltilmeleri görevi Marksistlerin önünde durmaktad›r. Komünistlerin sendikal ve siyasal birli¤i her zamankinden daha çok ihtiyaç duyulan, ihtiyaçtan öte zorunluluk arz 66
eden gerçekli¤i gözden uzak tutulamaz bir olgudur. Bu anlamda gerçeklerden, görevden kaçma de¤il, ona dört elle sar›lma dönemidir. Zira, ya barbarl›¤›n flartlar›na boyun e¤ece¤iz ya da barbarlara boyun e¤direce¤iz, üçüncü bir yol yok, tek yol devrim ve sosyalizm; kurtulufl ‹flçi S›n›f›n›n Partisi’nin saflar›nda örgütlü, bilinçli isyanda ve son tahlilde komünizmdedir! Bunu sa¤layacak olan da Marksizm-Leninizm ile donanm›fl ve donan›m›n› s›n›fla ve praksisle bütünlefltirmifl, diyalektik materyalizmin ›fl›¤›nda somut durumun somut tahlilini yaparak yorumlamay› aflan de¤ifltirme prati¤inde simgeleflen, ulusal ve enternasyonal ölçekte hareket eden Komünist Partisidir! Ücretli kölelik düzeninin y›k›l›fl› ve tarihte ilk defa bizzat kendi s›n›f›n› y›k›p tarihi sonland›rmak, s›n›fs›z, sömürüsüz, s›n›rs›z, eflit, özgür, adil bir dünya kurmak, ancak ve ancak iflçi s›n›f›n›n ve partisinin ortak çelik bilinci ve eylemiyle mümkündür! Birileri tarihin ve s›n›f›n bitiflini ilan edip kutlayadursunlar, sahte dünyalar›n› bo¤acak, tarihi bitirecek ve s›n›flar› geri dönülmez flekilde ortadan kald›racak olan, birilerinin hofluna gitmese de iflçi s›n›f›ndan baflkas› de¤ildir ve baflka türlü olmas› ihtimali de akla ve tarih bilimine ayk›r›d›r! Sermeye ve koruyucusu, kollay›c›s› ve gelifltiricisi devlet devrimcilere önümüzdeki süreçte nesnel koflullar› iyice ve alenen daha net bir biçimde sunacakt›r. Öznenin örgütsüzlü¤ü, da¤›n›kl›¤›, dar grupçu anlay›fl› vs. afl›lmad›¤› sürece polyanac›l›k oynaman›n da bir gere¤i yoktur. Önümüzdeki süreç çok fleye gebe; sonucu belirleyecek olan ise özne… 8 Mart 2010-Kocaeli 1 2 3 4 5
6
Dipnotlar: V. ‹. Lenin, Devlet ve Devrim, Çev: Mehmet Kaya, Emek Yay›nlar›, ‹stanbul, 1976, s.29 V. ‹. Lenin, a.g.e., s. 30 ‹smail Hardal, “K›z›l Bienal’da Göstermelik Sosyalizm”, Sanat Cephesi Sosyalist Gerçekçi Sanat Dergisi, Say›: 1, ‹stanbul, 2009, s.91 ‹lker Belek, Marksizm ve S›n›f Bilinci, Dipnot Yay›nlar›, Ankara, 2007, s.73 Deniz Adal›-Cenk A¤cabay-Mehmet Gül-Babür P›nar-Turgay Ulu, Marksizm Tart›flmalar›na Marksist Bak›fl, Sorun Yay›nlar›, ‹stanbul, 2009, s. 148 Fuat Ercan, “Bu Bir Temizlik Harekat› Ortal›k Toz Duman,”, http://www.bianet.org/bianet/siyaset/120289-bu-bir-temizlik-harekatiortalik-toz-duman 67
Sedat fien Yeni Hareketin Zorunlulu¤u -II-
-Görüfl-
Çok parçal› Türkiye solu üzerine genellemeler yapmak do¤al olarak ona d›flardan bakmay› gerektirir. Genel bak›fl pek çok ayr›nt›y› da görmezden gelmeyi zorunlu k›lar. I. yaz›da Türkiye solunun tarihine girmedik. Amaç, an›n genel bir görünümünü aktar›p Türkiye Sol hareketlerinin devrim ve sosyalizm mücadelesinde önderlik vasf›n› tafl›mad›¤›n› gözler önüne sermektir. Foto¤raf formel mant›¤›n ürünüdür. Hayat ise diyalektiktir, foto¤raf karesine s›¤maz. Ancak bir durum belirlemesi yapmak için, birikim için an›n deyim yerinde ise dondurulmas› gerekir. Genel görünümün yans›t›labilmesi için foto¤raf çekmediysek de k›sa metrajl› bir film denemesi yapmaya çal›flt›¤›m›z söylenebilir. Türkiye sol hareketlerinin hem Marksist-Leninist teoriyle hem de hayatla iliflki-çeliflkilerini içeren bir genelleme, yukarda belirtilen amaç için bir yeterlilik sa¤lad›¤› sürece ifllevini yerine getirmifl say›l›r. I. yaz›da Türkiye sol hareketlerini ideolojik-politik ve örgütsel yaklafl›mlar›n›, durumlar›n› genel hatlar›yla elefltirdik. Elbetteki baz› olumlu-olumsuz ayr›nt›lar bu genellemelerin d›fl›nda kalm›fl olacakt›r. Türkiye sol hareketlerini belli bir s›n›fland›rmaya tâbi tutmadan önce Marksist-Leninist bir hareketin Leninist devrimci bir hareketin olmazsa olmazlar›na de¤inmek yararl› olacakt›r. Genel teoride bu olmazsa olmazlar çok aç›k belirtildi¤i halde Türkiyede sol hareketler bunlardan birini veya bir kaç›n› temel alarak kendilerini kolayca Marksist-Leninist ilan edivermektedirler. Hemen her türden sapma bu temel ilkelerin tümden olmazsa bile k›smen ihlalinden kaynaklanmaktad›r. Türkiye sol hareketlerini Marksist-Leninist olarak de¤erlendirmeyiflimizin, nedeni de temel ilke ihlallerinden baflka bir fley de¤ildir. 10 Eylül 1920’den beri Türkiye’de yürütülen devrim ve sosyalizm mücadelesinin bir sürü yenilgi ve teslimiyetle karfl› karfl›ya kalmas› yine bu nedenledir. Yani Türkiye’de bilimsel anlamda Marksist-Leninist bir örgüt bugüne dek var edilmemifltir. Türkiye’nin özgünlü¤ü strateji-taktik ve örgütsel duruma yans›t›lamam›flt›r. 68
S›n›fsal, ulusal sömürü ve ezme-ezilme iliflkisi, kad›n cinsinin sömürülmesi ve ezilmesi üretim süreçlerine ba¤lanarak somut bir temele kavuflturulur. Bu temelde, üretenlerle (emekle) eme¤e el koyanlar (sömürenler) aras›nda var olan çeliflkinin ortadan kald›r›lmas›nda üretici güç olan eme¤e bir kurtulufl program›, bir yol haritas› için zemin oluflturur. Üretici güçlerle üretim iliflkileri aras›ndaki çeliflkide üretici güçlerin mevzilenmesi yönünde bir eylem plan› için bu üretim sürecine dikkat edilir. Örne¤in; Türkiye’de egemen toplum biçimi kapitalizmdir. Özel mülkiyet de piyasa ekonomisi diye özetledi¤imiz kapitalist üretim iliflkilerinde üretimi gerçeklefltiren eme¤e bir bakal›m; Türkiye’de üretilen mal ve hizmetlerin kaba bir tahminle %70’inin ücretli emekle sa¤land›¤› söylenebilir. Nüfus içindeki oran›na bakmaks›z›n, mal ve hizmetler sektöründeki bu ücretli emek (iflçi s›n›f›) kapitalist üretim iliflkilerinde en çok sömürülen olmuyor mu? Kapitalizme karfl› verilecek mücadelede flu veya bu flekilde bu ücretli eme¤in örgütlenmesi bir zorunluluk de¤il mi? Baflka türlü üretenlerin yönetti¤i bir ülke kurulabilir mi? Yani üreten s›n›f ve katmanlar›n sömürücü s›n›f ve katmanlara karfl›, devrim mücadelesine çekilmesi baflar›lmadan devrim ve sosyalizm mücadelesinin ayaklar› havada kalmaz m›? Sömürülen uluslar için, sömürülen cins için durum bundan farkl› de¤ildir. Marksizm-Leninizm teori ve prati¤i bize flunu gösteriyor. Bu üç sömürüde emek güçlerine dayanmadan, onlar› örgütleyip sömürenlere karfl› mücadeleye çekmeden veya sömürülen güçleri dikkate almadan devrim ve sosyalizm mücadelesi yürütülmez. Kapitalizme karfl› yürütülen devrim mücadelesi kolektif eylem gücüne sahip s›n›f baflta olmak üzere di¤er emekçi s›n›f ve katmanlar› örgütlemeyi birincil ifl olarak almal›d›r. Önceli¤ini buna vermeyen bir hareketin Türkiye’de Marksist-Leninist olarak nitelenmesi genel teori ve prati¤in inkâr edilmesi anlam›na gelir. Leninist bir devrimci hareketin birincil görevi örgütsüz ve da¤›n›k olan iflçi s›n›f› ve di¤er emekçi katmanlar› (yoksul köylülük, kent küçük üreticileri, iflsizler) savunma ve sald›r› örgütlerine kavuflturmakt›r. ‹flçi s›n›f› ve di¤er emekçi katmanlar› düzen içinden düzen d›fl›na do¤ru çekme birincil görevle at bafl› giden zorunlu bir görevdir. Bu görev yerine getirilmezse kitlelerin eseri olan devrim, ekonomizme ve reformizme kurban edilmifl olur. Bütün mücadele biçimleri (ideolojik, politik, ekonomik) üretici s›n›f ve katmanlar›, iflsizleri hoflnutsuzlar› kapitalizme karfl› örgütleyip donatmak amac›yla belli bir program dâhilinde kullan›lmazsa 69
yürütülen mücadele Leninist say›lmaz. Kitlelerin devrimi için kitlelerin kendilerini yönetebilme iradesini ortaya kaymas› gerekir. Leninist devrimci bir hareketin kitleleri bu aflamaya getirmesi gerekir. Bir çeflit devlet sosyalizmi olan reel sosyalizmin çözülüflü bize üretici kitlelerin ancak kendi iktidarlar›na sahip ç›kabileceklerini gösterdi. Üretici kitlelerin devriminin hedefi art›k devlet sosyalizmi de¤il, üretenlerin do¤rudan iktidar› olan proletarya diktatörlü¤üdür. Bir devrimci hareket, Türkiye’de üretici kitleleri sadece devrim için de¤il, devrimci iktidar için de ekonomik, demokratik, politik örgütlenmelere çekebildi¤i oranda Leninist say›l›r. Leninist bir devrimci hareketin, bir baflka niteli¤i de enternasyonalist olmas›d›r. Uluslar›n eflit ve özgür birlikteli¤i için devrimin dünya üzerine yay›lmas› amaçl› örgütlenmeler içinde yer almas› gerekir. Bu örgütlenmeler yoksa onlar›n kurmay›n› üretmesi de öncelikli amaç edinilmelidir. Marksist-Leninist bir hareketin sahip olmas› gereken ilke ve amaçlar kuflkusuz yukar›da s›ralad›klar›m›zla s›n›rl› de¤ildir. Yukar›da belirtti¤imiz özellikler Türkiye sol hareketlerinin bir türlü uyamad›klar› ilkelerden ay›rdedici olanlar›d›r. Bu özellikleri savunduklar›n› söyleseler de pratikte bunun tam tersini göstermifllerdir. Bugüne bakt›¤›m›zda 30-40 y›ll›k örgütlerin üretici s›n›f ve katmanlarda meflruiyetleri yoktur. Az çok s›n›f içinde çal›flanlar›n da ço¤unlu¤u kontra olan sendika bürokrasisine payanda olmaktan öte bir ifllevleri yoktur. Esamisi bile okunmayan bu kadim örgütlerin de¤il üretici s›n›f ve katmanlar›n devrimine hizmet, o devrime köstek olmamalar› bile sevindirici say›lmal›d›r. Sol hareketleri daha iyi anlamak onlar›n Türkiye devrimine önderlik etmekten ne kadar uzak olduklar›n› kavramak için yukar›da belirtti¤imiz ay›rdedici özellikler ›fl›¤›nda bir s›n›fland›rma yapal›m: 1. Sol Devrimciler: Bunlara radikal sol hareketler demek de mümkün. Devrim ve sosyalizm amac›n› tafl›salar da üretici s›n›f ve katmanlar›n sömürücü s›n›f ve katmanlara, onlar›n örgütlerine karfl› mücadeleye çekilmesinde (savunma ve sald›r› taktiklerinde) esamileri okunmaz. Onlar profesyonel kadrolar›yla devrim yapma hayali içindedirler. Hemen hemen bütün s›n›f ve katmanlardan kadro devflirip kitleleri bu kadro eylemliliklerinin deste¤inde tutarak devrime yürümek isterler. Küçükburjuva karakterli bu örgütlerin programatik yaklafl›mlar› ne olursa olsun üretici s›n›f ve katmanlar›n devrimcileflmesine hizmetleri olmaz. Ekonomik, demokratik kitle örgütlenmeleri bu hareketler için tek tük 70
kadro ç›kar›labilecek bir alan ve yürütülen ileri politik mücadeleye destek unsurlar›d›r. Türkiye özgünlü¤ünde bu stratejik plana sahip örgütler genel teoriyi söylem düzeyinde tutarlar. Aç›k alan etkinliklerinde pragmatizm temel ilkeleri olur. Bu yönleriyle revizyonist-reformist yap›larla yar›fl›rlar. Giderek say›lar› azalan, güçleri zay›flayan bu yap›lanmalar s›k s›k kadro k›y›mlar›na maruz kald›klar› için flehitleri üzerinden belli bir politik güç olma iddias›n› sürdürmektedirler. Sol devrimci yap›lar›n teorilerine ve bugüne dek sürdürdükleri mücadelelerine bakarak flu belirlemeleri yapabiliriz: Belirledikleri strateji plan› baflka ülkeler için geçerli de olsa Türkiye özgünlü¤üyle örtüflmemektedir. Üretici s›n›f ve katmanlarla, sömürücü s›n›f ve katmanlar aras›ndaki çeliflkiyi oldu¤u gibi görmeyip flablonlara ülke gerçekli¤ini uydurmaya çal›fl›rlar. Proletarya baflta olmak üzere üretici s›n›f ve katmanlardan kopukturlar. Devrimi kadrolar üzerinden planlad›klar› için kapitalizmle uzlaflmaz çeliflkisi olan iflçi s›n›f›n›n ve di¤er emekçi katmanlar›n, iflsizlerin, örgütlenip devrimcileflmesini temel u¤rafl olarak almazlar. Devrim anlay›fllar› ancak devlet sosyalizmine uygun oldu¤u için kitlelerin bugünden kendi kendilerini yönetebilme becerisi kazanmalar›na katk›da bulunmazlar. I. yaz›da da belirtildi¤i gibi Kürt sorunu merkezinde enternasyonalizm ilkelerini çi¤neyerek sosyalfloven bir çizgide istikrarl› bir biçimde dururlar. Küçükburjuva karakteri tafl›malar›ndan dolay› saman alevi gibi parlay›p sönen sol devrimci yap›lar büyük kadro kay›plar›yla devrimcili¤in genifl kitlelerde sempati bulmas›na engel olurlar. Bu özellikleri art›rmak olas›, ama bunlar bile sol devrimci yap›lar›n Türkiye devrimine öncülük edemeyeceklerini aç›kça gösterir. Yine bu özellikler bu hareketlerin Marksizm-Leninizm d›fl›nda de¤erlendirilmesi gerekti¤ini yeterince gösterir. 2. Klasik revizyonist reformistler: Devrim ve sosyalizm amac›n› programlar›na alsalar da, s›n›flar›n mevzilenifline göre bir program olufltursalar da, kitleleri düzen d›fl›na çekme amaçlar› yoktur. Aç›k ya da gizli örgütlenmeleri taktik düzeyde, düzenin s›n›rlar›n› aflamaz. Genelde s›n›f vurgular›yla tan›n›rlar. Çal›flmalar› sendikal faaliyetin d›fl›na ç›kmaz. Sendika bürokrasisi ile uzlafl›p kendini var etmeye çal›fl›rlar. S›n›f›n devrimcileflmesini tek tek s›n›f üyelerinin kendi partisine veya örgütüne ka71
t›lmas› olarak alg›lar. Bu tarz onu reformlarla s›n›rl› olan bir mücadele hatt›nda tutar. Aç›k parti olanlar genel politik söylemle oy avc›l›¤› yap›p parlamentoda yer bulmak ister. Orta burjuva karakterli bu yap›lanmalar Türkiye sol tarihinde bir kortizon ifllevi görmüfllerdir. Sosyalizm düflüncesini yayarken olumlu bir ifllev görmüfllerdir, ama devrim gibi bir salafl örgütlenme ifllevinde ise kendilerini ve kitlelerini uzak tutmaya çal›flm›fllard›r. Bir orta burjuva sol hareketi olarak bu yap›lar egemen kliklerden birine dayanmadan ayakta duramazlar. Ulusalc› bir çizgide durmaktad›rlar. Bütün özellikleri dikkate al›nd›¤›nda devrimden çok karfl› devrime daha yak›n dururlar. 3. Yeni revizyonist reformist sol: Türkiye solunun ana gövdesini oluflturur. Bu cenaha kat›l›mlar›n günden güne artt›¤›n› düflünürsek devrim ve sosyalizm için en tehlikeli kanad›n bunlar oldu¤unu söylemek yanl›fl olmaz. 1990 y›llar›nda küçükburjuva devrimcili¤inden kopup büyük gruplar halinde bu cenaha yerleflen bu siyasî yap›lar yeni orta burjuva sol hareket olarak da tan›mlanabilir. Klasik revizyonist-reformistlerin aksine bu cenah Marksizm-Leninizm’in temel ilkelerine sald›r›r. 1960’lar›n sonlar›nda Avrupa solunun ideolojik argümanlar›n› temcit pilav› gibi ›s›t›p ›s›t›p yenilenme, özneci yaklafl›mlar› örgütsel iflleyiflte liberalizmle birleflince ortaya devrim ve sosyalizmin tasfiyesi ç›kt›. Postmodernizm, postmarksizm kabul etmeseler de bu yap›lar›n temel yaklafl›m›d›r. I. yaz›da temelist diye niteledi¤imiz bu ak›mlar›n üretici güçlerle üretim iliflkileri aras›ndaki çeliflkileri dikkate alarak bir program, bir eylem plan› ortaya ç›karmalar›n› beklemek, öküzün alt›nda buza¤› aramakla eflde¤erdir. Bu yap›lar var olan toplumsal hareketlerden yararlanmak, daha do¤rusu o hareketlerin üstüne çöreklenmek isterler. Bu anlamda reel politiktirler. Üretici s›n›f ve katmanlar bu hareketlere göre öznelerden sadece biridir. Belirledikleri di¤er öznelerle iflçi s›n›f›n› bir tutmasalar da devrimi üretim sürecindeki iliflki çeliflkiden kopar›rlar. Bu tür yap›lar üreten s›n›f ve katmanlar›n devrime, iktidar›na katk› sunmaktan daha çok bu sürecin önüne takoz olurlar. Her ne kadar Marksizm-Leninizmi reddetmesellerde ki, bu sadece söylemdedir, onlar› tamamen Marksizm’in, Leninizm’in d›fl›nda görmek daha do¤ru olur. Kürt hareketinin eteklerine tutunmaya çal›flmalar› onlar› devrimci görmeye yetmez. Üç grupta toplamaya çal›flt›¤›m›z Türkiye sol hareketlerinin nicel ve nitel güçleri ortadad›r. On milyonlarca iflçinin on milyona yak›n iflsizin, bir o kadar da yoksul emekçinin oldu¤u bir ülkede bu devrim dinamik72
lerini örgütleyip mücadeleye çekebilme gücü bu yap›lar›n hiç birinde yoktur. Dahas› böyle bir aray›fl içinde olduklar› söylenemez. Varsa yoksa bugüne dek yürüttükleri mücadele biçiminde ›srar ya da bir araya gelip var olan belli bir güce yaslanmak. Hal böyle olunca bütün devrim dinamikleri (Kürtler hariç) dejenerasyona u¤ruyor, bunal›m derinlefliyor, sosyal kurtulufl umudu dahi sunulmayan kitleler bireysel kurtulufl yollar›nda metalaflt›rabildi¤i ne varsa onu piyasa ekonomisinin çarklar›na sunuyor. Dayan›flma, kolektif davranma, paylaflan gibi ilkel ve modern komün de¤erleri çürümeye yüz tutuyor. Gerçek bir devrimci öznenin eksikli¤i fuhufltan, uyuflturucu kullan›m›ndan, intiharlara, cinnetlere kadar uzanan yozlaflma olarak ortaya ç›kar›yor. Bu dibe vurufl ya da dibe çak›lmad›r. Türkiye solunun çare olamad›¤› bu vurufl ve çak›lmaya ancak yeni Leninist bir devrimci hareket çare olabilir. Yeni Hareketin Ay›rdedici Nitelikleri Devrim dinamiklerinde yaflanan yozlaflma ve çürümenin önüne bu dinamikleri sosyal kurtulufla inand›racak, ba¤layacak bir özne geçebilir. Kendi dar dünyalar›na hapsolmufl, kerameti kendinden menkul Türkiye sol hareketleri özne sorununu çözmekten oldukça uzak olduklar›n› kendi pratikleriyle kan›tlam›fllard›r. 1970 sonras›n› gözden geçiren herkes bu gerçe¤i kabul eder. Yak›c› bir özne sorunuyla karfl› karfl›yay›z. Bu özne Marksizm-Leninizm’in birikimi ›fl›¤›nda Türkiye özgünlü¤ünü yakalayan ve ayn› zamanda üç grupta toplad›¤›m›z Türkiye solunu elefltirip aflan bir sürecin ürünü olacakt›r. Bu sadece teorik tart›flma süreci olmayacakt›r. Baflta proletarya olmak üzere bütün emekçi s›n›f ve katmanlar› bulunduklar› konaktan (ricattan) savunma ve sald›r› taktiklerine çekebilme süreci olacakt›r. Bir ülkenin özgünlü¤ü o ülkenin üretici güçleriyle üretim iliflkileri aras›ndaki çeliflkinin farkl›l›¤›d›r. Kolektif eylemlilik, tarih, co¤rafya teknik üretici güçleri hemen her ülkeyle benzeyen yönler bar›nd›rabildi¤i gibi baflka ülkelerde olmayan özellikler de tafl›yabilir. Üretici güçlerin, üretim iliflkilerini patlatmas› anlam›na gelen devrime ebelik edecek devrimci hareketin, dayand›¤› üretici güçlerin özgünlü¤ünü görmezden gelmesi düflünülemez. Bunu düflünen flabloncular›n ne hale düfltüklerini yeterince aç›klad›k. Türkiye’nin özgünlü¤ü sadece emperyalist-kapitalist sistemin Türkiye sermayesine ve onun devletine biçti¤i rolden kaynaklanmaz. Sosyal üretimi gerçeklefltiren kolektif eylem gücü (iflçi s›n›f›) baflta olmak üzere, di¤er üretici güçlerin farkl›l›¤›ndan da kaynaklan›r. 73
Bir devrimci örgüt öncelikli olarak bu farkl›l›klar› dikkate al›r ve yapt›¤› tespitler üzerine stratejik plan› oluflturur. Bu iflin teorik k›sm›d›r. Pek çok araflt›rma ve incelemeye gereksinim duyulan k›sm›d›r. Burada parti program perspektifleri yazamayaca¤›m›za göre Türkiye’nin özgünlü¤ünü de bütün yönleriyle aç›klamaya da gerek yok. Burada sadece yeni bir hareketin tafl›mas› gereken farkl› yönlerle Türkiye’nin özgünlü¤ü aras›nda ba¤lant›lar kurmak yeterli olacakt›r. Türkiye’de mal ve hizmet üretimini gerçeklefltiren ücretli emek (bütünüyle iflçi s›n›f›) nüfusun %30’unu oluflturmaktad›r. Toplam üretimin çok büyük miktar›n› üreten ücretli emek bütünüyle mülksüz de¤ildir. K›rda veya kentte, özel mülkiyetle bir ba¤ tafl›yanlar›n say›s› hiç de az de¤ildir. Bu durum Türkiye’de Prusya tipi kapitalizmin kaplumba¤a h›z›yla geliflmesinden, s›n›f›n kolektif eylem gücünü zay›flatmak için baflvurulan kapitalist yöntemlerden kaynaklan›r. Fordist üretimin parçalanmas› sonucu küçük kümeler halinde orta ve küçük iflletmelere da¤›lan iflçi s›n›f›n›n küçük özel mülkiyetle de bir ba¤ tafl›mas›, onun özgüç olma özelli¤ini ortadan kald›rmaz. Üretimdeki rolünün yan›nda hâlâ kolektif eylem gücüne sahip tek s›n›ft›r. 1980’den bugüne kadar geçen sürede mal ve hizmetler sektöründe istihdam edilen ücretli eme¤in eylemleri ortadad›r; 1989 bahar eylemlilikleri, 1990’l› y›llar›n bafl›ndaki Zonguldak Maden ‹flçilerinin yürüyüflü, kamu emekçilerinin on y›llara yay›lan eylemlilikleri… Bu eylemlilikler bir devrimci öznenin yoklu¤unda, kontra sendikalar›n varl›¤›nda gerçeklefliyor. Çok parçal› olufluna ra¤men, siyasal örgütlülü¤ünün olmamas›na ra¤men gerçekleflen bu eylemler bir bütün olarak iflçi s›n›f›n›n Türkiye devriminde özgüç olabilece¤ini gösterir. Yeter ki onu savunma ve sald›r› örgütlerine sahip k›lacak bir irade ortaya ç›ks›n. Türkiye’de mal ve hizmetler üretiminin geri kalan›n› gerçeklefltiren yoksul köylülük ve kent küçükburjuvazisidir. Bu katmanlar›n say›sal oran› ücretli eme¤e denktir. Küçük meta üretimi giderek tasfiye edilse de belli oranda varl›¤›n› sürdürmektedir. Bu küçük mülkiyetli emekçi katmanlar destek güç kapsam›ndad›r. Bir baflka destek güç de aç›k ve gizli iflsizler ordusudur. Her geçen gün say›lar› artmakta olan iflsizler, bir yandan ücretli emek üzerine bask› kurarak ücretleri düflürmekte di¤er yandan içine düfltükleri de¤ersizlik ortam›nda her türlü dejenerasyonun aç›k hedefi olmaktad›rlar. Üniversite kap›lar›nda ve üniversitelerde y›¤›lan gençli¤i gelece¤in iflçi ve iflsizler potansiyeli olarak görmek gerekiyor. 74
Devrimci özne sorununu teorik tart›flma süreciyle çözmeye çal›flman›n yeterli olmayaca¤›n› belirtmifltik. Devrimci özne sorununu, parti sorununu, önüne koyan devrimcilerin teorik çal›flmalar›n yan› s›ra özgüç ve yedek güçleri savunma ve sald›r› taktiklerine örgütlemeyi de önlerine koymalar› gerekir. Merkezi bir devrimci – demokratik, iflçi – kitle örgütlenmesinin parti sorununun çözümüyle birlikte yürüyece¤i aç›kt›r. Yeni Hareketin kurucu adaylar› pratikte kendilerini s›nama olana¤›n› ancak özgüç ve yedek güçlerin ricattan ç›karak böyle bir devrimci demokratik kitle örgütünde yapabilirler. Bu örgütün ilke ve amaçlar›n› yöntemlerini bir baflka yaz›ya b›rakarak özne ve devrim sorunundaki ifllevine a¤›rl›k verece¤iz. Devrimci parti her fleyden önce kadro sorunudur. Kadro, yaflam›n›n merkezine devrim ve sosyalizm mücadelesini alm›fl, özel mülkiyetten ve onun uzant›lar›ndan bütünüyle kopmufl modern komün kiflili¤ine yönelmifl, kolektif davranma al›flkanl›¤› kazanm›fl, bütün mücadele biçimlerinde yeterlilik göstermifl bir savaflç›d›r. Böyle bir kadro gizli odalarda, salonlarda, kültür merkezlerinde yetifltirilmez. O ancak kitlelerin kolektif eylemlilik sürecinde piflerek yukar›da s›ralad›¤›m›z öncelikleri kazan›r. Devrimci–demokratik iflçi-kitle örgütü, parti için gereken kadrolar›n içinden ç›kabilece¤i bir ortamd›r da. Türkiye de s›n›f iliflki çeliflkileri, devrimin iflçi s›n›f› öncülü¤ünde kitlelerin eseri olarak gerçekleflece¤ini gösteriyor. Özgüç ve yedek güçlerin büyük bir bölümünü örgütlemeyi baflarm›fl merkezi bir devrimci demokratik örgütlenme kitlelerin düzen d›fl›na çekilebilme olana¤›n› da vareder. ‹flyeri iflkolu baz›nda örgütlenen sendikalar›n flu ya da bu nedenle düzen içinde kald›klar› biliniyor. Sendikalar yeni süreçte iflçi s›n›f›n›n devrimcileflip düzen d›fl›na ç›kmas›nda bir ifllev tafl›mad›klar› için sendikalar› aflan yeni bir örgütlenmeye gereksinim vard›r. Ayr›ca iflçi s›n›f› ve iflsizleri kent ve k›r yoksullar›n› tek ve merkezi bir örgütlenme olarak sendikalarda toplamak do¤ru de¤ildir. Olabildi¤i kadar bütün köy ve mahallelerde, sektörel ayr›m yapmadan bütün iflyerlerinde kurulmufl devrimci demokratik iflçi ve emekçi birlikleri hem ekonomik demokratik mücadelenin yürütücüsü hem devrimin ve devrim sonras›ndaki iktidar›n yürütme organ› olarak düflünülmelidir. Sendikalar›, üretim-tüketim kooperatiflerini kuran ve besleyen böyle bir merkezi örgütlenmenin içinde boylu boyunca uzanm›fl devrimci çelik çekirdek rahatl›kla kendini var edebilir, gizleyebilir. Demek ki Yeni Hareket s›n›f stratejisini benimseyecek. Üretimdeki konumlar›na göre s›n›f ve katmanlar› yerlefltirecek. Bugünden ataca¤› 75
güncel ad›mla devrim ve devrim sonras› iktidar ba¤lant›s›n› kurmufl olacak. Buna strateji-taktik bütünlü¤ü denir. Kürt sorunu yak›c› bir sorun olarak gündemdeki yerini korumaktad›r. Bu sorun uluslararas› sermaye ile bütünleflmifl Türkiye egemen s›n›flar›yla Kürt hareketi aras›nda s›k›flm›fl kalm›flt›r. Kürdistan ‹flçi Partisi kendi ulusunun özgüç ve destek güçlerini örgütlemeyi baflarm›fl, Türkiye egemen s›n›flar›n›n karfl›s›na dikilmifltir. Türkiye iflçi s›n›f› ve emekçi katmanlar› sömürülen ve sömürülmeye aday olan y›¤›nlar›, öznesiz olduklar› için kendilerine düflen tarihsel görevi yerine getirmekten çok uzak kalm›fllard›r. Yeni Hareket Kürt sorunu özelinde enternasyonal bir anlay›fl gelifltirmek zorundad›r. Bu anlay›fl I. yaz›da belirtti¤imiz Türkiye sol hareketlerinin Kemalist, sosyalfloven, incelmifl sosyalfloven tutumlar›n d›fl›nda bir anlay›fl olmal›d›r. Söz konusu olan, bir ulusal sömürgedir. Kürdistan’›n bütün parçalar›yla sömürge olmaktan kurtulmas› bugünün gerçekli¤inde ulusal ve sosyal kurtulufl program›n›n birlikte yürütülmesiyle mümkündür. Yeni Hareket Türkiye iflçi s›n›f› ve emekçilerini Kürdistan’›n ulusal ve sosyal kurtuluflu için enternasyonalist destek güç olarak da örgütlemeyi önüne koymal›d›r. Böylece uluslar›n eflit ve özgür birlikteli¤i yönünde önemli bir ad›m at›lm›fl olur. Kürt önderli¤inin enternasyonalizm vurgusu ortadad›r. Her iki ulusun devrimci özneleri ayr› ulusal devletlerin üzerinde bir enternasyonalist örgütlenme olan Demokratik Halk Cumhuriyetler Birli¤i (DHC) projesine yak›n durmal›d›r. Emperyalist kapitalizmin AB Avrasya gibi birlik çal›flmalar›na Türk ve Kürt siyasal öznelerinin böyle bir proje ile karfl›l›k vermesi devrimin yay›lmas› aç›s›ndan önemli olacakt›r. Yeni Hareket, dünyadaki di¤er ulusal sorunlar konusunda da 3. Enternasyonal’den flu noktada ayr›flmal›d›r. Sosyal kurtuluflu da hedeflemeyen hiçbir ulusal hareket desteklenmemelidir. Mustafa Suphi’lerin trajedisi 3. Enternasyonalin karar›n›n ne kadar hatal› oldu¤unu göstermeye yeter. Sömürülen uluslar›n ulusal ve sosyal kurtulufllar›n› bir bütünlük içinde gören siyasî bir özne yoksa, Yeni Hareket böyle bir iradenin inflas› için çaba harcamal›d›r. Türkiye’de yaflayan di¤er ulusal az›nl›klar (Laz, Arap, Çerkez…) konusunda ‘mutlak eflitlik’ ilkesini esas almal›d›r. Türk iflçi ve emekçilerinin di¤er uluslardan iflçi ve emekçilerinin ulusal haklar›na sahip ç›kmas› bir gerekliliktir. Yeni Hareket Türk iflçi ve emekçilerindeki sosyalflovenizmi bu yöndeki çal›flmalarla k›rmal›d›r. Yeni Hareket bilmelidir ki milliyetçilik, sosyalflovenizm son tahlilde sermayeye yedekler. 76
Kad›n sorununa geçmeden bir yineleme yapal›m. Yeni Hareket çok öznecili¤i reddetmeli, tekçi olmal›d›r, yani insanl›¤›n tek kurtulufl ideolojisi bize göre bilim olan Marksizm-Leninizm’i bir eylem k›lavuzu olarak almal›d›r. Ulusal, s›n›fsal, cinsel sömürü sorunlar›na bir ideolojik çerçevede bakmal›d›r. Dogmatik olmamal› yeni süreçlerde ideolojiyi yeniden üretebilmelidir. I. yaz›da Temelist diye niteledi¤imiz yeni revizyonist reformistlerin kad›n sorununun çözümünde Marksizm’i yetersiz bularak feminizme yönelmelerini elefltirmifltik. Kad›n sorununu; emek sürecinden, sosyal üretim sürecinden kopararak ele alan feminizmi; cinsel kimlik vurgusuyla bugün için bir orta burjuva kad›n hareketi oldu¤unu belirtmifltik. Bu ideolojinin tarihsel ve güncel olarak kad›n sorununu çarp›t›p sömürülen kad›n y›¤›nlar›n› son tahlilde; hem egemen s›n›flara, hem de yozlaflm›fl babahanl›¤a hizmet eder duruma getirme çabas› içinde olduklar›n› vurgulam›flt›k. Türkiye gerçekli¤inde sömürücü s›n›f kad›nlar›n›n (tekelci burjuva, orta burjuva, sivil- asker bürokrasi tefeci- bezirgan kad›nlar›n›n) bu s›n›f ve katmanlar›n erkekleriyle olan sorunlar› sömürüden pay alma mücadelesi oldu¤u için bizi hiç ilgilendirmemelidir. Çünkü bu s›n›f ve katmanlar düflman cephede yer almaktad›r. Ayr›ca bu s›n›f ve katmanlarda kad›n›n ikinci, sömürülen oldu¤unu düflünmek körlükten de¤ilse al›kl›ktan baflka bir fley de¤ildir. Bize toplumsal emek sürecinde yer alan veya yer almaya aday olan s›n›f ve katmanlardan kad›nlar›n babahan sömürü ve zorbal›kla olan çeliflkileri ilgilendirir. Kad›n eme¤i üzerinde hem sömürü hem egemen s›n›f ve katmanlar›n›n sömürüsü hem de yozlaflm›fl babahan erke¤inin sömürüsü; temel ald›¤›m›z s›n›f ve katmanlarda farkl›l›klar tafl›maktad›r. Türkiye’de bu farkl›l›k kentlerden k›rlara, bölgeden bölgeye kendini gösterir. Yani bir bütünsellik arz etmez. Örne¤in ikisi de ücretli çal›flan olan kad›n ve erkek aras›ndaki sömürü iliflkisi, küçük özel mülkiyetinde üretim yapan yoksul köylü kad›n ve erkek aras›ndaki sömürü iliflkisinden farkl›d›r. Ayr›ca, bugün için ‹zmir veya ‹stanbul’da herhangi bir evde yaflanabilen kad›n-erkek çeliflkisi Sivas veya K›rflehir’den farkl›d›r. Sorunun kültürel boyutu da vard›r. Ama bütün bunlar kapitalist sistemde ister sosyal üretim, ister ev, isterse kent ve k›r özel mülkiyetinde olsun kad›n eme¤inin erkek s›n›fdafllar› taraf›ndan sömürülmedi¤i, kad›n istismar edilmedi¤i anlam›na gelmez. Kapitalizm kad›n ve erke¤i sosyal üretim sürecinde yan yana getirebilmiflti; ama bunu ihtiyaç duydukça k›smen yapabilmifltir. Ayn› emek sürecinde bir araya getirdi¤i bu iki cinsin aralar›ndaki ‘tarihsel kan davas›’ sorununu aile ve ev ekonomisini canl› tutarak yeniden üretmifltir. 77
Yani kad›n› özgür iflgücü yaparak bir prangadan kurtarm›fl ama aile ve ev ekonomisi içinde baflka bir prangaya vurmufltur. Kapitalizm ucuz iflgücü peflindedir, bunun için yedek iflçi ordusu, iflsiz ordusu yaratmak zorundad›r. Bu iflsizler ordusu içindeki kad›nlar›n durumu daha vahimdir. Önlerinde ev kad›n› olmak ya da cinsel meta olarak ‘piyasaya ç›kmaktan’ baflka bir yol b›rakmam›flt›r. Her iki durumda kaybeden, kad›nd›r; kazanan kapitalizm ve babahan erkektir. Küçük meta üretiminin gerçekleflti¤i küçük özel mülkiyetlerde de durum üç afla¤› befl yukar› ayn›d›r. K›saca bugün kapitalizm kad›n eme¤ini sömürmekle kalmay›p, onu s›n›fdafl› erke¤in bir bak›ma insaf›na b›rakarak çifte sömürüye tâbi tutmaktad›r. Daha fazla ayr›nt›ya girmeden Yeni Hareket için flu belirlemeleri yapabiliriz; kad›n eme¤i sosyal üretime çekilmeli. Buna iflçileflmek diyoruz. Ev ekonomisi sosyallefltirilmeli. ‹nsan türünün üreyimi de sosyal güvence alt›na al›nmal›. Bütün toplumsal eme¤in oldu¤u gibi kad›n eme¤inin üzerindeki kapitalist sömürü kald›r›lmal›. Bu maddî temeller üzerinde babahan, anahan kültürel kal›nt›lar tümüyle kaz›nmal›. Yeni kad›n, yeni erkek sentezine var›lmal›d›r. Anahan veya babahan hukuk yerine bilimsel insani bir anlay›fl yerlefltirilmeli. Kad›n›n nihai kurtuluflunu ifade eden bu süreç, Yeni Hareket için ataca¤› ilk ad›mdan bafllat›lmas› gereken bir süreçtir. ‹flçi ve emekçi kad›n›n, iflsiz kad›n›n önünde kurtulufl yolu olarak iflçileflmek- devrimcileflmek- iktidarlaflmaktan baflka bir yol yoktur. Bu yolun özgücü bu s›n›f ve katmanlar›n kad›nlar›ndan baflkas› de¤ildir. Yeni Hareket, Leninist devrimci hareket kad›n nüfusunun ço¤unlu¤unu oluflturan iflçi ve emekçi kad›nlar› örgütlemeyi birincil görevlerden saymal›d›r. Örgütün ço¤unlu¤unu ezilen sömürülen kad›n dinami¤inden yetifltirilen devrimci kad›nlar oluflturmal›d›r. Ulusal, s›n›fsal, cinsel sömürünün tümden ortadan kald›r›ld›¤› bireylerin eflit ve özgür bir biçimde yaflad›¤› tek bir dünya sistemi olan komünizme baflka türlü var›lamaz. Yeni Hareket içinde devrimci kad›nlar hem sömürücü s›n›f ve katmanlara hem de kendi s›n›fdafl› olan erkeklerdeki babahan e¤ilimlere karfl› mücadele yürüteceklerinden kendi içlerinde özerk bir örgütlenme yaratmak zorundad›r. fiimdilik devrimci kad›nlar birli¤i diye adland›rabilece¤imiz bu özerk yap›, Yeni Hareket içindeki babahan e¤ilimlerin kald›r›lmas›nda özgüç ifllevi görebildi¤i gibi hem kendi içinde hem de içinde yer ald›¤› iflçi ve emekçi kad›nlar içinde anahanl›k e¤ilimlerini de ortadan kald›rmakla görevlidir. Bir bak›ma Yeni Hareketin devrimci kad›n› 78
ve erke¤i, anahanl›k-babahanl›k, tez-antitez’inden yeni insan sentezine ulaflabilece¤i bir örgütlenme, bir örgütsel iflleyifl oluflturmak zorundad›r. Emek sürecinde yeni s›n›f temelinde bir araya gelen iki cinsin aralar›ndaki egemenlik problemi ayn› örgütsel yap› içinde ayr› durarak çat›flmal› bir süreçle çözülebilir. Bütün sömürü biçimlerinin tasfiyesi için yeterli bir ideoloji olan ML tek çat›d›r. Yeni Hareketin di¤er ay›rt edici özelliklerine I. yaz›y› dikkate alarak devam edelim. O yaz›da Türkiye sol hareketlerinin örgütsel yap›lanmalar›n›n fleflik kurumunu üretti¤i, fleflik kurumunun orta ve küçükburjuva bir yans›ma oldu¤unu belirtmifltik. Yeni Hareket hem örgütlenme modeli olarak hem de örgütsel iflleyifl olarak Türkiye sol hareketlerinden kopuflmal›d›r. Modern komün kiflili¤iyle örtüflen kolektif önderlik kopuflun ilk ad›m› olmal›d›r. Örgütsel bilginin bütün kadrolarca bilinmesi, karar süreçlerinde farkl› görüfllerin bütün kadrolarca tart›fl›labilmesi ve yine bu süreçlerde kimseye ayr›cal›k tan›nmamas›, örgütün eflitlerin birli¤i olmas›, seçilenin ancak seçenler taraf›ndan geri al›nabilmesi, yatay ve dikey örgütlenmelerde periyodik görev de¤iflkenli¤i olmas› gibi pek çok özellik, Yeni Hareketi sol hareketlerin ç›kmaz›ndan uzak tutar. Ayr›ca örgütlenme modelinde yerellerin özerkli¤i, merkezin ülke genelindeki etkinliklerle s›n›rlanmas›, s›k s›k konferans ve kongrelerin yap›lmas› örgütü daha devrimci ve zinde k›lar. Yeni revizyonist reformistlerin devrimci örgütlenmeden kopufllar›nda ilk ad›mlar› örgütsel disiplini çi¤nemek olmufltur. Demokratik merkeziyetçili¤i despotik örneklerini dikkate alarak az›nl›¤›n, ço¤unlu¤un karar›na uymamas› yönünde ilkesel dönüflüm yaflam›fllard›r. Devrim yapmay› baflarm›fl Leninist örgütlenme modelinin d›fl›na ç›km›fllard›r. Eylem birli¤i anlam›na gelen disiplin; bu yap›larda ortadan kalkm›flt›r. Yeni Hareket, az›nl›k görüflünün ço¤unluk olmas› için bütün örgütsel olanaklar› seferber eder, herhangi bir engel oluflturmaz. Karar süreçlerinde oybirli¤i sonuna dek aransa da bunun olmad›¤› durumlarda ço¤unlu¤un karar› bütün üyeleri ba¤lar. Yani az›nl›kta kalanlar ço¤unlu¤un karar›n› hayata geçirmekle görevlidir. Yeni Hareket yerellerle ilgili kararlarda; yerel örgüt biriminin karar›n› genel program ve merkezi bir eylemlilikle çeliflmedi¤i sürece engelleyemez. Ayr›ca hiçbir örgüt birimi, örgüt program› ile örtüflen bir kadro eylemlili¤ini de engelleyemez. Yeni Hareket bu yönüyle üye ve kadrolar›n›n s›n›rs›z geliflimine olanak sa¤lar. Yeni Hareket, kitle mücadelesini esas almakla birlikte bütün mücadele biçim ve yöntemlerini kullanmay› ve buna göre kendini haz›rlama79
y› önüne koymal›d›r. Devrim, kitlelerin eseri olacakt›r. Devrim sonras› iktidar kitlelerin iktidar› olacaksa bütün mücadele biçim ve yöntemleri kitlelerin bu amaca yönelmesine hizmet edecek flekilde kullan›lmal›d›r. Kitlelerin devrimcileflmesine hizmet etmeyen biçim ve yöntemlerden uzak durulmal›d›r. Yeni Hareket kitleleri e¤itirken bütün mücadele biçim ve yöntemlerini kullanabilecekleri flekilde e¤itmelidir. Ama öncelikli olarak kendi kadro ve üyelerini benzer bir süreçten geçirmelidir. Yeni Hareketin kadrosu sa¤l›k durumu dikkate al›narak hemen her çeflit mücadele yöntemlerine haz›r olmal›d›r. Yeni Hareketin dinlere, inanç gruplar›na yaklafl›m› nas›l olmal›d›r? I. yaz›da Türkiye sol hareketlerinden bir k›sm›n›n mezhepçilik yapt›¤›n› söylemifltik. Emperyalist kapitalizmin küresel yaklafl›m› ulus ve s›n›f kimliklerini, özellikle de s›n›f kimli¤ini ortadan kald›rma noktas›ndad›r. Bunu dinle yani kültürel kimliklerle yapmaya çal›flmaktad›r: Medeniyetler buluflmas›, medeniyetler ittifak›, ruhban okullar› tart›flmas›, Alevilik aç›l›m›… Kapitalizm öncesi ideoloji olan din-mezhep-tarikat hemen hemen bütün dünyada geçer akçe haline getirilmeye çal›fl›lmaktad›r. Amaç giderek say›ca artan iflçi s›n›f›n› ve hoflnutsuz kitleleri kültürel kimlikleri temelinde ayr›flt›rarak rekabet içinde tutabilmek, s›n›f kimli¤ini örselemek, beyinlerden silmeye çal›flmak, postmodernizmin etkilerinden ya da hoflnutsuz kesimlerden parsa toplama al›flkanl›¤›ndan olsa gerek sol hareketlerde emperyalist kapitalistlerle ayn› kervana kat›lmaktad›r. Oysa tarihselliklerine bak›ld›¤›nda kültürel kimliklerdeki farkl›laflma farkl› tarihlerde farkl› toplum biçimlerinin soyutlanm›fl ve yozlaflm›fl halleriyle bugüne yans›malar›ndan baflka bir fley de¤ildir. Örne¤in Alevilik göçebe ortabarbar Türk ve di¤er kavimlerin inanç sistemiyken, Sünnilik yerleflik medeniyet toplum biçiminin sistemidir. Karfl›t iki toplum biçiminin varl›¤›n› sürdüremedi¤i ortadad›r. Egemen kapitalist toplum biçiminde bu iki kültürel kimlikteki karfl›tl›¤›n nesnel zemini oldukça zay›ft›r. Modern s›n›fl› toplum bu kimlikleri s›n›flara ayr›flt›rm›flt›r. Egemenler bütünsel bir Sünnilikten, bütünsel bir Alevilikten söz ederek s›n›fsal ayr›flmay› gözler önünde silmeye çal›flmaktad›rlar. Baz› Türkiye sol hareketleri de Sünnili¤i olmasa da Alevili¤i bir bütün olarak görmektedir. Alevili¤in d›fllanan, hor görülen, bask›lanan bir kültürel kimlik oldu¤unu öne sürerek Alevi kitleleri kolayca devrim dinami¤i yap›vermektedirler. Hal böyle olunca bütün Sünnilik karfl› devrimci güç olarak alg›lan›r, gerici ilan edilir. Buradan Kemalist laikli¤e selam çak›l›r. Alevilerin büyük ço80
¤unlu¤u egemen kliklerden birine, sivil askeri bürokrasiye yedeklenir. Yeni Hareket bütün dinlere, mezheplere eflit uzakl›kta durmay› bilmelidir. Din ve inanç özgürlü¤ünü bir vicdan özgürlü¤ü olarak almal›; bireysel ve toplu ibadet özgürlü¤ü d›fl›na tafl›rmamal›d›r. ‹nanç gruplar›n›n bireysel ve toplu ibadet özgürlüklerine engel olabilecek her türlü bask›ya karfl› mücadele etmelidir. ‹nanç gruplar›n›n birbirlerine bask› uygulamalar›n› engellemek, hiçbir inanç grubunun iktisadî ve sosyal hayatta etkisinin olmamas›yla mümkündür. Yeni Hareket inanç gruplar›n›n cemaat, tarikat, vak›f vb. örgütlenmelerine karfl›d›r. Çünkü bu örgütlenmeler, tefeci bezirgan ç›kar örgütlenmesine kolayca dönüflmektedirler. ‹nanç grubunun Alevi veya Sünni olmas› bu gerçe¤i de¤ifltirmez. Sistem içinde kolayca çözülebilecek ve çözülme sürecinde olan Alevili¤in bask›lanma sorunu üzerinde çokça durmak, iflçi ve emekçilerin büyük ço¤unlu¤unu oluflturan Sünni kesimi d›fllamak anlam›na da gelir. Yeni Hareket bütün inanç gruplar›ndan iflçi ve emekçileri iflsizleri örgütlemeyi önüne koyarken bu kimlikleri eflit görür, hiçbirini d›fllamaz. Onlara ateizmi de dayatmaz. S›n›f birli¤i temelinde, kültürel kimliklere birbirlerine karfl› meflruiyet kazand›r›r. Bir noktay› daha belirtelim: ‘yoksul Müslüman hareketi’ ‘Alevi ‹flçi Hareketi’ gibi postmodernizm kokan örgütlenmeleri daha bafltan provokatör ve egemen s›n›flara hizmet eden örgütlenmeler olarak ilan eder. Tarih bir üretici güçtür. Yeni Hareket, hem ulusal hem de enternasyonal düzeyde devrim ve sosyalizm mücadelesine sahip ç›kar. Kendini bir kifli ya da hareket kültüyle s›n›rlamaz. Kendi geçmifli kabul etti¤i 150 y›ll›k süreci elefltirel süzgeçten geçirmekten de uzak durmaz. Türkiye özelinde 10 Eylül 1920’de kurulan TKP’den beri gelmifl geçmifl bütün devrimci kifli ve hareketlere karfl› da ayn› tutumu al›r. Türkiye sol hareketleri ve Yeni Hareketin nitelikleri konusunda söylenecek, tart›fl›lacak daha pek çok fley vard›r. Türkiye devrim dinamiklerine Leninist devrimci özne infla etmeyi taktik ana halka olarak görenlerin, kifli ya da çevre olmalar› fark etmez. Bu acil görev için daha h›zl› hareket edilmesi gerekti¤i kan›s›nday›m. Teorik tart›flmalar›n yan› s›ra pratikte devrimci-demokratik iflçi-kitle örgütlenmeleri için de yan yana gelmeleri bir zorunluluk olaca¤›n› düflünüyorum. Kas›m 2009 Not: Yazar›m›z baz› gerekçelerle bu yaz›s›n› ancak Dergi’mizin bu say›s›na yetifltirebildi¤i için okurlar›m›zdan özür dilemektedir.(S. P.) S.P. F/6
81
Yavuz Y›ld›r›mtürk Kürt Halk›n›n Ulusal Sorununun Çözümünün ‹ki Alternatifi
-Görüfl-
Kürt halk›n›n ulusal sorunu, ya sömüren ve sömürülen s›n›flar aras›nda veya kapitalist-emperyalist sistem içinde ulusal çeliflkilere göre çözülebilir. Bu iki çözüm aras›nda esasa iliflkin farkl›l›klar› gözard› eden reformist “sosyalist”ler, kapitalist-emperyalist sisteme tabi burjuva çözümün d›fl›nda baflka çözüm yolunun bulunmad›¤›n› öne sürmeye devam ediyorlar. Uluslaflma ve ezen-ezilen uluslar aras›ndaki çeliflkinin kapitalizmin flafa¤›yla birlikte do¤du¤u biliniyor. Burjuvazi, kapitalist sistemi egemen k›lmak için, feodalizme karfl›, “ulusal” pazar etraf›nda uluslaflmay› sa¤lamaya çal›fl›rken, di¤er yandan uluslaflmay› ortadan kald›racak olgular›n ortaya ç›kmas›na da neden olur. Burjuvazi ile proletarya aras›ndaki s›n›f farkl›l›¤›n›n belirginleflmesi, üretim araçlar›ndan ar›nan küçükburjuvalar›n say›sal art›fl›, burjuvazinin “ulus birli¤i” sa¤lama amac›n›n temellerini zay›flat›r. E¤er bir “ülkede” kapitalist geliflme bir yandan ulusal birli¤i sa¤larken, di¤er yandan ulusal birli¤i zay›flatan s›n›f farkl›klar›n› gelifltirip, s›n›flar aras› çeliflki ve dolay›s›yla çat›flmay› ortaya ç›kararak, ulusal birli¤inin parçalanmas›n›n koflullar›n› oluflturuyorsa, ezen ve ezilen ulus sorununu, içinde bulunulan toplum koflullar›na uygun tarzda ele almak kaç›n›lmazd›r. Türkiye’de komünistlerle Kürt milliyetçileri aras›nda, Kürt ulusal sorununu toplumun maddî gerçeklere göre ele alma konusunda temel farkl›¤›n oldu¤u bilinmekte. Kürt burjuvazisinin temsilcileri, y›llardan beri Kürt halk›n›n ezilen ulus sorununu burjuvazinin egemenli¤inde ve kapitalizm koflullar›nda çözülmesinden yana ›srarl› bir ideolojik ve siyasî çizgi izliyor. Oysa Marksizm-Leninizm, ezilen ulus sorununun çözümünü ulusun ortadan kalkmas›n›n zeminini güçlendirecek olan proletaryan›n s›n›f ç›kar›na göre ele ald› ve ele al›r. Revizyonistlerin d›fl›nda hiç bir komünist, tarihsel koflullara göre ilerici olan uluslaflmay› sadece savunmakla kalamaz, ayn› zamanda onun ulusu ortadan kald›ran koflullar› olgunlaflt›r›p olgunlaflt›rmad›¤›na göre tavr›n› belirler1 ve de çeflitli uluslara mensup proletaryalar aras›ndaki ulusal çitleri güçlendiren gerici ezilen ulusal hareketlerinden yana tav›r ala82
mayaca¤› gibi, proletaryalar aras›nda ulusal çitleri ören, uluslar›n ortadan kalkmas›n› önleyen ezen ulusa karfl› olmaktan bir ad›m dahi geri durmaz. Bunun için ezilen ulusun mücadelesi her koflulda “demokrasi içeriklidir” görüflleri gerçe¤e tekabül etmedi¤i gibi, ezilen ulus burjuvazisinin gerici hareketlerini aklamaya yarayan burjuvazinin milliyetçi düflüncesini dile getirilmesinden öte bir anlam ifade etmez.2 Kapitalizme karfl› mücadeleyi d›fllayan ve sosyalizmi (dolay›s›yla iflçi ve emekçilerin sosyal kurtuluflunu) amaçlamayan ezilen ulusun burjuvazinin önderli¤indeki mücadele proletaryan›n s›n›f hareketi taraf›ndan hiç bir flekilde ve de özellikle kay›ts›z, flarts›z desteklenemez. Türkiye’deki kapitalist geliflmenin boyutlar› göz ard› edilerek, Kürt halk›n›n ezilen ulus statüsünden ç›kma mücadelesini, ezilen ulusun egemen s›n›flar›n›n ç›kar› do¤rultusunda ve s›n›f farkl›l›klar›n› inkâr eden “ulusal birli¤e” tabi olarak ele almak bir sosyalistin görevi olamaz. Kürt ulusal hareketinin (bazen) bu ç›kmaz›n fark›na vararak, “ilkel milliyetçili¤e” karfl› oldu¤unu öne sürmesinin, onun maddî gerçekleri kabul etti¤i anlam›na gelmedi¤ini özellikle vurgulamak gerekmekte. “‹lkel milliyetçilik” tan›m› milliyetçili¤i kategoriye ay›rman›n bir izah›d›r. Oysa milliyetçilik; burjuvazinin siyasî ve ekonomik egemenli¤ini kurman›n ve sürdürmenin önemli bir ideolojik silah›d›r. Milliyetçili¤in (ulusalc›l›¤›n) amac›, çeflitli uluslara mensup iflçi ve emekçileri birbirine düflürerek burjuvazinin sömürüsüne karfl› mücadeleyi zay›flatmakt›r. Kapitalist üretim iliflkilerinin ilerici, burjuvazinin devrimci oldu¤u ve iflçi s›n›f›yla, burjuvazi aras›nda çeliflkinin belirginleflmedi¤i dönemde, milliyetçilik do¤al olarak ilerici, hatta devrimci bir vas›ftayd›. Feodal parçalanmaya, kapal› tar›m ekonomisine karfl›, uluslaflmay› ve merkezleflmeyi, k›rlara karfl› flehirleflmeyi savunan milliyetçilik, do¤al olarak toplumun ilerlemesine katk›da bulunuyordu. Ama emperyalist-kapitalist ve dünya proletarya devrimleri ça¤›nda, üretici güçlerin geliflmesine engel olan kapitalist üretim iliflkilerinin gerici niteli¤inden ve proletarya devriminin gündeme gelmesinden dolay›, burjuvazinin milliyetçi ideolojisi her türü gerici, karfl›-devrimci sald›rgan karakterdedir. Bunun için art›k, ister ezen isterse ezilen ulusa ait olsun milliyetçilik (ulusalc›l›k) tümüyle gericiliktir. Milliyetçilik, tümüyle s›n›f farkl›l›klar›n ortaya ç›kt›¤›, ulusun yok olmaya yüz tuttu¤u, ulusal devletlerin ifllevsiz hale geldi¤i günümüz koflullar›nda gericili¤in simgesidir. Bunun için ister “ilkel”, isterse “modern” olsun, milliyetçilik iflçi s›n›f›na ve emekçi kitlelere karfl› olan karfl›-devrimci sald›rgan burjuva ideolojisidir. 83
Ezilen ulus sorununu s›n›f çeliflkileri temelinde ele alma; ezen ve ezilen ulus farkl›l›klar›n› inkâr eden ve (s›n›f›n sömürüsünü öne sürerek) ezilen ulus gerçe¤ini görmemezlikten gelen bir düflünceye sahip ç›kmayla hiç bir iliflkisinin olmad›¤› aç›kt›r. Tam tersine, ezen ulusun bask›s›n› en fazla hisseden ve ulusal bask›dan ötürü de sömürülmeleri katmerleflen ezilen ulusa mensup iflçiler ve yoksul emekçilerdir. Dolay›s›yla ezilen ulusa mensup iflçilerin ve yoksul emekçilerin üzerinde çifte bask› vard›r. Ezen ulus bask›s›, ezilen ulusa mensup iflçi ve emekçilerin daha fazla sömürülmelerinin zeminini oluflturur. Bunun için ezen ulus bask›s›n›n tasfiye edilmesinden en fazla s›n›fsal ç›kar› olanlar, iflçiler ve emekçilerdir ve dolay›s›yla ezen ulusun zora dayanan asimilasyon politikas›ndan en fazla zarar gören ezilen ulusun iflçileri ve yoksul emekçileri, ulusal bask›n›n ortadan kalkmas›n› ezilen ulus burjuvazisinden daha çok ister. Örne¤in, anadilin yasaklanmas›ndan ve geliflmesinin önlenmesinden en fazla ezilen ulusa mensup iflçi s›n›f› ve yoksul emekçiler etkilenir. Ezen ulusun zora dayanan asimilasyoncu politikas›n›n esas hedefi, ucuz ifl-gücü piyasas›n› yaratmak ve art›-de¤er sömürü oran›n› yükseltmektir. Bunun için Kürt ulusuna mensup iflçilerin ve yoksul emekçilerin ana dilleri yasaklanarak, Türkiye’nin en geri toplumsal kesimi hâline getirilip, ifl-güçlerini en ucuz tarzda satmak zorunda b›rak›l›yor ve en ac›mas›z tarzda sömürülüyor, yoksullu¤un girdab›na itiliyor. En kötü koflullarda ve en düflük ücretle çal›flt›r›lan ifl kollar›nda istihdam edilenlerin ço¤unlu¤unu veya önemli kesimini Kürt ulusal kökenli iflçiler ve emekçiler teflkil ediyor. Özellikle tar›m ifl kolunda istihdam edilenlerin hemen hemen tümü Kürt kökenli ve yoksul emekçilerdir. Bunun için Türkiye’de “Kürt iflçi” s›n›f›n›n sömürülmesiyle, üzerindeki ulusal bask› iç içe geçmifltir. Kürt burjuvazisinin inkâr etmeye ve sorunu sadece ulusal bask›yla s›n›rlamaya çal›flmas›n›n nedeni de bu gerçektir. Çünkü “Kürt” iflçilerinin”, yoksul emekçilerin ac›mas›zca sömürülmesinden Kürt burjuvazisi de yararlan›yor. Tüm bunlardan ötürü, bir ulusal toplum için anadilin fonksiyonu sadece insanlar aras› iletiflimi kurmakla s›n›rl› de¤il ve yine anadil toprak bütünlü¤ü içinde ulusal birli¤i sa¤lamadan öte, o toplumun ve o topluma ait insanlar›n geliflmesini sa¤layan “üretim arac›” olma görevini yerine getirir. Bunun için emekçilerin ve iflçilerin toplumsal iliflkileri tan›mada, kendi yeteneklerini gelifltirmede anadil varl›¤› ve geliflkinli¤i önemli rol oynar. Bugün Türk ve Kürt iflçileri aras›nda sosyal farkl›l›klar›n ortaya ç›kmas›n› belirleyen esas unsur, Kürt iflçi ve emekçisinin ve de çocuklar›n›n ana dil sayesinde kendini gelifltirme imkân›na sahip olamamalar›d›r. 84
Türk ve Kürt uluslar›na mensup emekçiler aras›nda “gerili¤i ve ilerili¤i” belirleyen esas unsurlardan biri de diller aras›ndaki eflitsizliktir. Türkiye’nin, dünya kapitalist pazarlar›n›n en ucuz ifl-gücüne sahip olan ülke olmas›n›n nedenlerden biri, Kürt ulusuna mensup emekçilerin “ucuz ifl-gücü deposu” haline getirilmeleridir Kürt iflçi ve yoksul emekçilerinin çocuklar›, do¤al olarak kendi anadillerini ö¤reniyorlar, bu dilin kendilerini gelifltirmede katk› sa¤layacak döneme girildi¤inde ise, Kürtçenin bu görevi yerine getirmesi zorla engelleniyor. Irkç› Türk devleti, Kürt çocuklar›na zorla Türkçe ö¤retmeye çal›fl›yor. Böylece, anadili Türkçe olan bir çocu¤un geliflmesiyle, olaylar› ve olgular› kavramas›yla, anadili Kürtçe olan ve baflka bir dil ö¤renmeye zorlanan bir çocu¤un geliflmesi, olaylar ve olgular› kavramas› aras›nda büyük farkl›l›klar ortaya ç›k›yor. Kürt çocu¤u do¤al olarak geri kal›yor ve Kürt çocu¤u, ne anadili Kürtçenin kendisini gelifltirmesi gereken araç görevinden yararlanabiliyor, ne de devletin zorla ö¤retmeye çal›flt›rd›¤› Türkçeyi do¤ru, dürüst ö¤renebiliyor.3 Son dönemde Kürtçe kurslar aç›larak, Kürtçe TV, radyo yay›nlar›na bafllanarak, “Kürtçenin üzerindeki bask›lar›n” kalkt›¤› intibas› yarat›lmak isteniyor. Bu gibi giriflimler Türk burjuvazisinin atraksiyonlar›d›r. Anadili Kürtçe olan bir çocu¤un, Kürtçeyi ö¤renme diye bir sorunu yoktur, çünkü do¤al olarak Kürtçeyi “anas›ndan” ö¤reniyor. Onun ihtiyac›, Kürtçenin onun yetene¤ini gelifltirmedeki görevini yerine getirebilmesinin ortam›n›n yaratmas›d›r. 4 Kürtçenin, ilk (hatta ana) okuldan, üniversite e¤itimine kadar Türkiye Kürdistan’›nda ö¤retim dili haline getirilmesi zorunludur. Bu zorunluluk Kürdistan’›n özerk bölge olmas›n› gerekli k›lar. Çünkü bu görevi günümüz koflullar›nda ancak devlet denilen örgütlenme yerine getirebilir. Bunun için ilk önce Türkiye’nin demokratlaflt›r›lmas› temelinde Kürt halk› özgür iradesiyle ve yap›lacak demokratik referandumla, Türk halk›yla birlikte bir devletin çat›s› alt›nda yaflay›p, yaflamayaca¤›na karar vermesinin ortam›n› oluflturmak gerekiyor. E¤er Kürt halk›, Türklerle bir devletin çat›s› alt›nda birlikte yaflamadan yana karar verirse, Kürdistan’›n özerk bir bölge statüsüne kavuflturulmas› zorunludur. Ancak bu koflullarda Kürtçe, Kürt halk›n›n, iflçi ve emekçilerin ve toplumun geliflmesinde önemli rol oynayabilir. Uluslaflma aflamas›nda olan bir toplumda ana dilin d›fl›nda hiç bir dil bu görevi yerine getiremez. Özellikle Kürt ulusuna mensup iflçiler ve yoksul emekçiler, s›n›f bilincine (her ulusa mensup iflçiler gibi) anadilleri (yani Kürtçe) sayesinde kolayca Marksizm, Leninizm’i ö¤renerek varabilirler. 85
Bunun için hiç bir koflulda üniter devlet çat›s› alt›nda Kürt halk›n›n ulusal sorunu çözümlenemez. Bunu ileri sürenler veya “Kürtler” ad›na bu durumu kabul edenler sadece ve sadece Kürt ulusuna mensup iflçileri ve emekçileri kand›rmaktan öteye gidemezler. Türkiye’nin bugünkü koflullar›na göre Kürt halk›n›n ezilen ulus statüsünün ortadan kalkmas› iflçi s›n›f›n›n iktidar mücadelesine tabidir. ‹flçi ve yoksul emekçilerin iktidar› ve bu iktidar için mücadelenin d›fl›nda Kürt halk›n›n ulusal sorununun tam çözümü mümkün de¤il. Soruna genelde yaklaflt›¤›m›zda, Kürt burjuvazisinin Kürt halk› üzerindeki ulusal bask›dan öyle çok etkilendi¤i ileri sürülemez. Kürtçenin yasaklanmas›, onun ve çocuklar›n›n geliflmesini önlemede etkisiz bir rol oynad›¤›n› ileri sürmek bir gerçe¤i dile getirilmesidir. Çünkü Kürt burjuvazisi, büyük toprak sahipleri, sermayeleri ve servetleri sayesinde bu sorunun üstesinden gelebilme gücüne sahiptirler.5 Bugün Türkiye’de Kürt burjuvazisinin, ezilen Kürt ulusuna mensup olmas›ndan dolay›, kapitalist iliflkileri sürdürme faaliyetinde herhangi bir bask›ya ve s›n›rlamaya maruz kalmad›¤› aç›kt›r. Çünkü ça¤›m›z›n tekelci kapitalist sermayesi, tüm dünya ülkelerinde kendini yaratm›fl ve tüm kapitalist ülkeleri bir zincirin halkalar› halinde bütünlefltirmifltir. Ve böylece burjuvalar aras›nda ulusal farkl›l›klar›n herhangi bir olumsuzlu¤a yol açmas›na imkân tan›m›yor. Bunun için tüm dünya burjuvazisi, “ayr› uluslara” mensup olsalar dahi bir bütünün parçalar›d›rlar. Tüm bu gerçeklere ra¤men Kürt burjuvazisi, Kürt halk›n›n ezilen ulus olmaktan kurtulma mücadelesini kendi s›n›f ç›karlar›na göre yürütülmesini istiyor ve mücadeleye öncülük ediyor. Burjuvazinin iktidar ve kâr h›rs› önlenemez. Kürt burjuvazisi, uluslararas› kapitalizmin bir uzant›s› olarak, Kürdistana egemen olmak ve böylece Kürt ulusuna mensup iflçilerin ve yoksul emekçilerin sömürülmelerinden elde edilen “aslan pay›na” kendisi el koymak istiyor. Kürt burjuvazisinin egemenli¤indeki devletin, Kürt ulusuna mensup iflçi ve emekçinin kendini gelifltirmesi için anadilin yasaklanmas›na son vermesi, iflçilerin, emekçilerin ve çocuklar›n›n geliflmesinde k›smen olumlu bir rol oynayabilir. Çünkü burada ortadan kald›r›lan sadece siyasî bir olgudur. Oysa iflçilerin ve emekçilerin kendilerini gelifltirmelerindeki en büyük engel kapitalist sömürünün yaratt›¤› do¤al toplumsal eflitsizliklerdir. Kapitalizmde e¤itim, tamamen paran›n ve sermayenin gücüne tabidir. Amans›z sömürü çark› içine hapsedilen iflçiler ve emekçiler, anadilin yasaklanmas›n›n ortadan kald›r›lmas›yla, kendilerini ve çocuklar›n› gelifltirme, yaflamlar›n› düzeltme imkân›na esas olarak sahip olam›yorlar. Bu durum tüm kapitalist ülkeler için de geçerlidir. 86
Bunun için sadece ifl-gücünün ucuz fiyatla sat›lmas›n›n ortadan kald›r›lmas› iflçi ve emekçilerin sömürülmesini ortadan kald›ramaz. ‹fl-gücü meta olmaktan ç›kar›lmad›kça (yani kapitalizm ortadan kald›r›lmad›kça) iflçi s›n›f›n›n sömürülmesi devam eder. Tüm bunlar›n sonucu olarak, iflçi ve emekçi s›n›flar için ulusal bask›ya karfl› mücadele, sosyal kurtulufla tabi olmak zorundad›r. Kapitalizm varl›¤›n› sürdürdükçe siyasî (ulusal) eflitsizli¤in ortadan kald›r›lmas› esas olarak hiçbir ifle yaramaz. S›n›f çeliflkisinin ortaya ç›kmas›n› “önleyen” ezen ve ezilen ulus aras›ndaki çeliflki mi? Kürt milliyetçisi çevrelerin ortaya att›klar› “Kürt ulusal sorunu çözülmeden, anti-kapitalist mücadele gündeme gelmez” görüfllerine baz› “Türk sosyalistleri” de kat›lmaktan kendilerini al›koyam›yorlar. Bu görüfllerin iki ana noktada yanl›fl oldu¤unu vurgulamak gerekir. Birincisi: Türkiye’nin gündeminde olan burjuva demokrasisinin elde edilmesi de¤il. Çünkü burjuva demokrasi tarihsel olarak miad›n› doldurmufl ve yine burjuvazi, proletaryan›n iktidar mücadelesi karfl›s›nda demokrasi taleplerinden vazgeçmifl ve gericileflmifltir. Bunun için burjuvazinin yerine getirmedi¤i ve getiremedi¤i bir tak›m burjuva demokratik haklar›n gerçeklefltirilmesi de proletaryan›n tali görevleri içinde yer almaktad›r. Türkiye, demokratik devrim aflamas›n› geride b›rakm›fl kapitalist bir ülkedir ve dolay›s›yla objektif olarak gündemde olmas› gereken sosyalizm ve sosyalist demokrasidir. Sosyalist demokrasi için mücadele, kapitalizm koflullar›nda halledilmesi gerekti¤i halde, halledilmeyen burjuva demokratik taleplerin gerçeklefltirilmesinin zorunlulu¤unu inkâr etmez. Tam tersine burjuva demokratik talepler için mücadele, proletarya demokrasisinin (sosyalist demokrasinin) kurulmas›nda kald›raç görevlerini yerine getirirler. ‹kincisi: E¤er Türkiye demokratik devrim aflamas›nda olsayd›, antifeodal demokrasi talepleri yerine getirilmeden, sosyalist devrim aflamas›na “geçmenin” imkâns›zl›¤›yla karfl› karfl›ya kal›nsayd›; bu zaman gündemde olmas› gereken aflamal› ve kesintisiz devrim olmal›yd›. Bu durumda devrimci mücadelede proletaryan›n mutlak öncülü¤ü zorunlu olur. Ama “sosyalistler” Lenin’in bu konudaki görüfllerini inkâr edilerek, Menfleviklerin aflamal› devrim anlay›fl›na göre hareket ettikleri için, Kürt ulusal sorununu bahane ederek, sömürülen s›n›flarla, sömüren s›n›flar aras›ndaki çeliflkinin gündeme gelemeyece¤ini ileri sürebilmekteler. Oysa toplumlarda çeliflkilerin varl›¤›n› ve çözümünü irade belirlemez. 87
Devrimin niteli¤ini objektif koflullar belirler. Baz› dönemlerde, devrim aflamas›yla uyum içinde olmayan ve onunla uzlaflmayan sübjektif koflullar siyasî gündeme egemen olabilir. Ama bu durum geçicidir ve de ne kadar flaflal› dönemini yaflarsa yaflas›n; objektif koflullar›n tayin edici olmas›ndan dolay› bu durumun eninde sonunda geçici oldu¤u kaç›n›lmaz bir tarzda ortaya ç›kar ve objektif koflullara uygun düflen sübjektif koflullar›n egemenli¤i sa¤lan›r. Tabii ki o dönemdeki devrimin niteli¤i ile çeliflki içinde olan sübjektif koflullar› da yine objektif (maddî) olgular belirlemektedir. Kapitalizmin ömrünü tüketen toplumsal sistem olmas› emek, sermaye çeliflkisinin d›fl›nda, baflka çeliflkilerin olmad›¤›n› göstermez. Özellikle, burjuvalar aras› çeliflki varl›klar›n› sürdürürler. Bu çeliflkiler dönem, dönem, egemen objektif duruma ters düflen sübjektif olgular›n geçici egemenliklerini belirlerler. Ama Proleter devrimler ça¤›nda bulunma ve kapitalizmin yok olmaya yüz tutan bir sistem olmas›, burjuvazinin egemenli¤inin ve aralar›ndaki çeliflkilerin ortadan kald›r›lmas›n›n zeminini haz›rlar. Ve de bu dönemde, burjuvalar aras› çeliflki ve çat›flma kapitalizmin sonunun gelmesini olgunlaflt›rmaktan baflka bir ifle yaramaz. Sovyetlerin da¤›lmas›nda sonra, dünyan›n birçok bölgesinde, sosyalizm karfl›s›nda birlikte harekete eden ve aralar›ndaki çeliflkileri geri plana itten burjuvazi, aralar›nda hâlledilmeyen çeliflkileri yeniden su yüzüne ç›kard› ve egemenlik çat›flmalar›n› bafllatt› ve böylece, çeflitli uluslara mensup yoksul emekçileri ve iflçileri bu çat›flmalar›n içine sürükledi. Sovyetlerin da¤›lmas›ndan sonra Türkiye’de de patlak veren silahl› veya silahs›z, uluslar ve mezhepler aras› çat›flmalar› belirleyen, burjuvalar aras› çeliflkidir. Bunun için kapitalizmin egemenli¤i koflullar›nda, burjuvalar aras› çeliflki çözülmeden, emek-sermaye çeliflkisi gündeme gelmez görüflleriyle harekete etmek, istesen de, istemesen de siyasî mücadeleyi burjuvalar aras› çeliflkiye tabi k›lmaktan öteye gidemez. Burjuvalar aras› çeliflkiye tabi flekilde hareket eden “sosyalistler”, (kapitalist-emperyalist sistem içinde) Kürt ulusal sorununun çözümünü kay›ts›z, flarts›z destekliyorlar ve de yürütülen siyasî, ideolojik, örgütsel faaliyetlerini burjuvalar aras› çeliflkiye göre tanzim ediliyor ve siyasî taktiklerini buna göre belirliyorlar. Böylece, kimisi Türk, kimisi de Kürt burjuvazisinin de¤irmenine su tafl›yor. Bu ve buna benzer görüfllerin ›fl›¤›nda, sosyalizm için mücadelenin gündemde olmad›¤› ve sosyalizmin gelece¤in bir sorunu oldu¤una dair 88
propagandalara a¤›rl›k verilerek, reformizmin devrimci harekete egemen olmas› sa¤land› ve sa¤lan›yor. Demokrasi mücadelesinde iflçi ve yoksul emekçiler mücadele içinde örgütlenip, siyasî iktidarlar›n› (her alanda) infla etmelerine öncülük etmek gerekirken,6 tam tersine, bu konuda en küçük bir ad›m dahi at›lmadan, 12 Eylül 1980 öncesine göre faflist generaller taraf›ndan daha da pekifltirilen ve güçlendirilen faflist diktatörlükten, anayasa de¤iflikli¤iyle “kendini demokratlaflt›rmas›” isteniyor. Faflist diktatörlü¤ün “kendini demokratlaflt›rmas› da” Kürt sorununun, Alevi sorununun, Ermeni sorununun çözümüne ba¤l›! Bunun için de iktidardaki hükümetler hedef seçiliyor ve “demokrasileflmenin önündeki en büyük engel” olarak onlar gösteriliyor. En ilginci de, “Kürtler”, “Aleviler”, “Ermeniler” di¤er az›nl›klar›n, s›n›fsal farkl›l›klar› içlerinde bar›nd›rmayan “s›n›flar üstü” topluluklar olarak lanse edilmeleridir. Vahim olan ise, sosyalistlik ad›na s›n›f farkl›l›klar›, sömürülen ve sömüren s›n›flar aras› çeliflkilerin inkâr edilmesidir. Lenin’in “reformizm’e, revizyonizm’e karfl› mücadele edilmeden, burjuvaziye karfl› mücadele edilemez” görüfllerinin ne kadar do¤ru oldu¤u, Türkiye’de günümüzdeki “sosyalistlerin” izledikleri ideolojik, siyasî çizgile bir kez daha kan›tlanm›yor mu? “Eski TKP’lilerin” Kürt ulusal sorununun çözümüne yönelik u¤rafllar› “Eski TKP”liler, Kürt ulusal sorununun burjuva çözümünün yol göstericili¤ine “soyunmufllard›r.” Kimisi “silahlar› b›rak›n, Gandi’nin yolunu izleyin” diye nutuk çekiyor, bir di¤er Kürt ulusal hareketiyle, “Türk iflçi s›n›f›n›n” mücadelesinin birleflmesi sayesinde faflist devlet bask› alt›na al›n›p, Kürt ulusal sorununun çözülebilece¤inden dem vuruyor. Ve bir an önce “çat› partisinin” kurulmas› isteniyor. “Sivilisazyon” taraftarlar› revizyonistlere göre, Hindistan’da Gandi gibi silahl› mücadeleye baflvurmadan, bar›flç›l yolla kitleler hareket geçirilirse, (Hindistan’›n ‹ngiliz sömürgecili¤inden kurtuldu¤u gibi) Kürt ulusal sorunu da çözüme kavuflur. Peki, revizyonistlerin bu iddialar› do¤ru mu? Gandi’nin pasifist mücadele anlay›fl› sayesinde Hindistan ba¤›ms›z devlet statüsüne mi kavufltu? Hindistan’da ‹ngiliz sömürgecili¤ine karfl› mücadelenin, Gandi’nin izledi¤i yol sayesinde “zafere” eriflmedi¤i bilinen bir gerçektir. Çünkü Hindistan’da da ‹ngiliz sömürgecili¤ine karfl›, iki s›n›f›n önderli¤inde mücadele yürütülüyordu; Mahatma Gandi’nin önderli¤indeki (ister ‹slâm dinine, 89
isterse Hindu dinine ait olsun) burjuvazinin kapitalizmden kopmay› amaçlamayan ba¤›ms›zl›k mücadelesinin yan› s›ra, Komünist Partisi’nin, siyasî ba¤›ms›zl›¤›, kapitalizm’den kurtuluflla birlefltiren, sosyalizm için mücadele vard›. II. Emperyalist Savafl›n sonlar›na do¤ru, Mao’nun önderli¤inde Japon iflgaline ve Çan Kay fiek’e karfl› verilen mücadelenin zafere do¤ru ilerlemesiyle birleflen Hindistan Komünist Partisi’nin mücadelesinin büyük bir h›zla geliflmesi, ‹ngiliz emperyalistlerini, y›llardan beri direndikleri ve silahl› sald›r›larla ezmeye çal›flt›klar›, Hindistan’›n sömürgecilikten kurtulma talebini, Mohandas Karamçand Gandi öndeli¤indeki burjuva egemenli¤ine b›rakmay› tercih etmeye zorlad› ve Hindistan’›n sömürge statüsünü devlet ba¤›ms›zl›¤›yla s›n›rlad›. Böylece, kapitalizmin ve ‹ngiliz emperyalizminin ekonomik egemenli¤inin (dolay›s›yla siyasî etkinli¤inin) tasfiyesini önlendi ve Hindistan, Çin’in tam tersine emperyalist-kapitalist dünyan›n bir parças› olarak kald›. Revizyonist “Eski TKP”nin örgütsel varl›¤›na dahi son vermekten çekinmeyen ve siyasî mücadelesi boyunca devrimci mücadeleyi pasiflefltirmeyi kendisi için vazgeçilmez bir görev addeden Nabi Ya¤c› (nam› di¤er Haydar Kutlu) yine iflbafl›nda. Türk faflist devletine hizmette kusur etmemek için, Kürt ulusal hareketini silahtan ar›nd›rma görevini gönüllü olarak üslenerek, Gandi örne¤ini gündeme tafl›yor ve Kürt halk›n› uyutmaya çal›fl›yor. Nitekim son günlerde “Gandi gibi hareket edece¤iz” görüfllerini dillerine dolayan “Kürt çevreleri” ortaya ç›kmaya bafllad›. Kürt ulusal hareketi “1960-80” aras› Türkiye devrimci mücadelesinin devam› m›? Art›k sosyal olaylara ve s›n›f mücadelesine; sömürülen ve sömüren s›n›f çeliflkilerinin temelinde de¤il, etnik köken esas›na göre yaklafl›lma moda oldu. Bunun için kendini “sosyalist” hatta “Marksist” diye adland›ranlar dahi Kürt milliyetçili¤inin sosyal olaylara yaklafl›m tarzlar›n› benimsiyorlar. Burjuvazinin milliyetçi düflüncesi, kapitalist sistemin esas›n› belirleyen s›n›f farkl›l›klar›n› ve sömürülen ve sömüren s›n›flar aras› çat›flmalar› göz ard› etmeye özen gösterir. Marksizm’i yozlaflt›rmak görevini üstlenen “TKP”li revizyonistler, Kürt burjuvazisinin temsilcilerinin, sosyal olaylar› milliyetçi görüfllere göre yorumlamalar›n› “Marksist düflünceler” diye lanse etmekten çekinmiyorlar. “Eski TKP” yöneticilerinden Veysi Sar›sözen’e göre, 1980 öncesi 20 senelik devrimci mücadele “F›rat’›n bat›s›ndaki Türk etnik kökenlilerin” mücadelesiymifl, 1984’den günümüze kadar devam eden mücadele de, “F›rat’›n bat›s›ndaki mücadelenin uzant›s› olan F›rat’›n do¤usu” diye adland›rd›¤›, “Kürt etnik kökenlilerin mücadelesinden” baflka birfley de¤ilmifl! 90
Ve de gündemde olmas› gereken de ayn› içerikli, ama ayr› etnik kökenli mücadeleyi birlefltirmekmifl! 1980’den önceki devrimci mücadele (hiçbir flekilde) ayn› ideolojik, siyasî içerikli bir bütünlük arz etmedi. Ve bu mücadeleye damgas›n›n vuran etnik kökenlilik de¤ildi. K›saca 1960’tan 1971’e kadarki mücadele, burjuva devletini tasfiye etmeyi hedef almayan, çeflitli siyasî yollarla, kapitalizmin restorasyonunun ve burjuva devletinin demokratlaflt›r›lmas›n› amaçlayan reformist siyasî hareketlerdi. 1971’lerden 1980’lere kadar devam eden mücadele döneminde, burjuva devletini ve kapitalizmi tasfiye etmeyi amaçlayan devrimci siyasî hareketler etkinlik kurmufltu. Bunlar›n yan› s›ra, devletin güçlü deste¤ini arkas›na alan ve devrimci mücadeleyi pasifize etmekle görevlendirilen revizyonist ve reformist siyasî örgütlerde flu veya bu ölçüde varl›klar›n› sürdürüyorlard›. Veysi Sar›sözen, bulundu¤u revizyonist konumuna göre mücadeleyi yorumlad›¤› için, bugünkü Kürt ulusal hareketiyle, 1980 öncesi mücadelenin ayn› ideolojik ve siyasî içerikte oldu¤unu öne sürebiliyor. Veysi’nin, reformist ve revizyonist hareketlerin izledikleri politikalara göre, “F›rat do¤usuyla, bat›s› bir bütünün parçalar›d›r” iddias› asl›nda bir gerçe¤in ikrar›d›r. Kürt ulusal hareketinin, (burjuvazinin s›n›fsal ç›karlar›n› savunan “Türk reformistlerinin” de deste¤ini yan›na alan) siyasî mücadelesinin kapitalizmle bir sorunu olmad›¤› do¤rudur. Çünkü sosyalizm varl›¤› karfl›s›nda, kapitalizmin restorasyonunu isteyen sosyal-demokrasi, art›k reform talepleriyle kapitalizmi yaflatma politikalar›ndan da vazgeçmifllerdir. Bunun için Türkiyeli reformistler de kapitalizmin restorasyonunun ifadesi olan “sosyal-adalet” taleplerini bir yana b›rakarak, sadece “devletin demokratlaflt›r›lmas›n›” savunmakla yetinmekteler. “Devletin demokratlaflt›r›lmas›n›n” esas›n› belirleyen taleplerde, Kürt ulusal sorununun çözümü, Alevi inanc›na mensup olanlara daha fazla inanç özgürlü¤ünün tan›mas›, Ermenilerin 1. Emperyalist Savafl s›ras›nda ellerinden al›nan haklar›n›n geri verilmesi ve 12 Eylül faflizminin sendika ve grev haklar›n› k›s›tlayan yasalar›n de¤ifltirilmesi vs.dir. Bunlar›n yan› s›ra, burjuva devletinin, “gizli örgütlerden” temizlenerek, ”demokratik hukuk devletine” yak›fl›r bir biçime kavuflturulmas›, demokrasinin gerçeklefltirilmesi ad›na savunulan taleplerin içinde yer al›yor. Tüm bu “demokratik” taleplerin gerçeklefltirilmesi de, anayasan›n ve baz› yasalar›n de¤ifltirilmesine ba¤lan›yor. Sabahtan, akflama kadar her 91
gün “sosyalistlik” ad›na yaz›l› ve sözlü bas›n arac›l›¤›yla anayasac› anlay›fl›n propagandas› yap›l›yor. “Demokrasiye geçifl” ancak anayasan›n ve yasalar›n de¤iflmesiyle elde edilebilirli¤inden dolay› da, parlamenter mücadele esas al›n›yor! Bunun içinde, seçim kanununun de¤ifltirilmesi, seçim baraj›n›n afla¤› çekilmesi vs. demokrasinin vazgeçilmez talepleri! olarak karfl›m›za ç›k›yor.7 “F›rat’›n do¤usuyla, bat›s›n›n siyasî hareketlerinin” bir partinin çat›s› alt›nda birlefltirilmesi, yeni bir politik ittifak›n oluflturulmas›yla hiç bir ilgisi yoktur; çünkü bu ittifak, 2002 Ekim Genel Milletvekili seçimleri vesilesiyle, Kürt ulusal hareketiyle, “Türk sosyalistleri” aras›nda zaten kurulmufltu. Bu ittifak›n, “seçim ittifak›” olmaktan ç›karak, sürekli politik ittifaka hâline geldi¤i de bilinmektedir. Ama ne var ki, bu politik ittifak amac›na ulaflamam›flt›r. Çünkü “Türk sosyalistleri” diye adland›r›lan partilerin, iflçi ve emekçi kitlelerin nezdinde siyasî, ideolojik ve örgütsel bir etkinlikleri söz konusu de¤ildir. Bu partilerin hemen, hemen hepsi, 12 Eylül 1980 öncesi örgütlerin sözde devam› olduklar›n› ileri sürmelerine ra¤men, 1980 öncesi siyasî ve örgütsel güçlerinin 1/100’ine dahi ve de aradan geçen 30 seneye ra¤men eriflememifllerdir. ‹zledikleri reformist, ekonomist siyasî çizgileriyle ve Marksizmi inkâr eden ideolojik görüflleriyle de, eriflmelerine de imkân yoktur. fiimdi, tüm gerçekler herkesin gözü önündeyken, Kürt ulusal hareketiyle, “Türk sosyalist” partileri ve “partiler d›fl›” burjuva ayd›nlar› birleflerek, “Türkiye’nin demokratik cephesini” oluflturmalar›na ve bunlara dayanarak Türkiye’nin parlamenter yolla “demokratlaflt›r›lmas›na” imkân var m›? En önemlisi ise bu ittifak, kendine sosyalist diyen örgütleri daha da etkisiz hâle getirmekten baflka bir ifle yaramam›fl olmas›d›r. Çünkü 2002 y›l›ndaki seçimler vesilesiyle kurulan bu ittifak öncesi, Kürt burjuva hareketiyle ittifak yapan partiler, iflçi ve emekçilerin ekonomik ve kapitalizm koflullar›nda elde edilmesi mümkün siyasî talepleri için mücadeleyi esas alan bir politika izliyor ve buna göre örgütleniyorlard›. Bu politik çizgi reformist nitelikte de olsa, dolayl› olarak kapitalist sömürüye ve bu sömürünün yo¤unlaflt›r›lmas›na karfl› ç›kmay› zorunlu k›l›yordu. Bunun için de, flu veya bu flekilde iflçi ve emekçiler içinde güçlerini gelifltirme imkân›na sahip olabilmenin avantaj›n› yakalayabileceklerini ümit ediyorlard›. 2002 seçimleri vesilesiyle, kapitalizm’i her hangi tarzda hedef almayan, aksine kapitalizmin neo-liberal ekonomik-politikalar›n› dahi aç›ktan savunan ve Kürt ulusal sorununa, emperyalist-kapitalist sistem içinde ve sadece siyasî taleplerle s›n›rl› bir “çözüm” arayan, buna göre Türkiye’de 92
ezen ve ezilen uluslar aras›ndaki çeliflkiyi keskinlefltiren ve de bu politik taktiklerin sonucu olarak da, Kürt halk›n› etraf›nda toplayarak, kitlesel bir hareket güç haline gelen Kürt ulusal hareketi, kendi platformunu (kendi tabiriyle) “Türk soluna” kabul ettirdi. “Türk solunun” yasal partiler kurarak, parlamenterist mücadeleyi esas almalar›, önlerine ç›kar›lan “kitlesel oy gücüne” teslim olmaktan baflka yol b›rakm›yordu. K›sacas› izlenen, reformist, ekonomist, parlamenterist politik çizgi, kapitalizmi savunan Kürt burjuva hareketine teslim olman›n zeminini haz›rlam›flt›r. 2002 seçimleri öncesi, iflçi ve emekçilerin ekonomik ve sosyal haklar›n›n elde edilmesini esas alan bir politik hat izlendi¤i s›rada, Kürt burjuva hareketinin, ulusal soruna emperyalist-kapitalist sistem içinde çözüm aramas›na, flu veya bu flekilde karfl› ç›k›l›yordu. Bu elefltiriler dahi 2002 seçimlerinde sonra bir yana b›rak›larak, Kürt ulusal sorununun bu flekildeki çözümü, siyasî mücadelenin esas› haline getirildi ve Türkiye halk›n›n tüm sorunlar›n›n, ulusal sorunun çözümüne ba¤l› oldu¤u ilan edildi. “Seçim ittifak›n›n” yapt›¤› tek fley, Kürt burjuva hareketinin izledi¤i politikalara karfl› ç›kanlar› zay›flatmak oldu. Kürt ulusal sorununun emperyalist-kapitalist sistem içindeki çözümünün çeliflkileri Bugün Kürt ulusal sorununun emperyalist-kapitalist sistem içinde çözümü konusunda anlay›fl birli¤ine var›ld›¤› bir vakad›r. Ulusal çeliflki temelinde çat›flan taraflar ve bu çat›flmay› sona erdirmek isteyen ABD ve AB, emperyalist-kapitalist sistem içinde bir çözümden yanalar. Ama “uzlaflmazl›k”, bu çat›flman›n nas›l bir flekilde sona erdirilece¤iyle ilgilidir. Türk burjuvazisi ve faflist devleti, Kürt halk›n›n ayr› bir ulusa mensup oldu¤unu kabul eder görünümü alt›nda, Kürtleri zorla asimile etmeyi amaçlayan Türklefltirme politikalar›ndan zere kadar vazgeçmek istemiyor. Zora dayanan asimilasyoncu politikaya zarar vermemek flart›yla, sözde Kürt halk›n›n ayr› bir ulusa mensup oldu¤u kabul ediliyor! Ve bu “kabul” atraksiyoncu baz› giriflimlerle göz boyamak için sahneleniyor. Amaçlar›, Kürt ulusal hareketini ideolojik-örgütsel silahtan ar›nd›r›p, cumhuriyetin kuruluflundan beri süregelen asimilasyoncu politikay› sürdürmektir. Kürt ulusal hareketinin uzlaflmadan yana oldu¤unu, silahl› çat›flmalar›n yerine “bar›fl›” tercih etti¤ini ilan etmesi, ABD ve AB, Türk devletini bar›fla gitmesi için bask› yapmas›n›n zeminini do¤urdu¤u bir vakad›r. Türk devletinin, AKP’nin “aç›l›m politikas›” gündeme gelinceye kadar bu bask›lara karfl› direndi¤i bilinmekte. AKP, (Kürt aç›l›m›n›n gerçek yüzü) bafll›kl› yaz›mda belirtti¤im nedenlerden dolay›, “Kürt sorununu çözme” 93
ad› alt›nda Kürt ulusal hareketiyle bilindi¤i gibi görüflme sürecini bafllatt› ve ne istediklerini sordu. Kürt ulusal hareketi Türkiye Kürdistan’›n› özerk bir statüye kavuflturmas›n› isteyen hakl› talebini gündeme getirdi. Ama Türk devletinin ve AKP hükümetinin, Türkiye Kürdistan’›n› özerk bir statüye kavuflturma diye bir niyetlerinin olmad›¤› bilinmekteydi. Bu görüflmelerle bunlar bir daha kan›tland›. Ve böylece, “silahl› mücadelemiz sayesinde, Türk devleti bizimle anlaflmaya oturdu” görüfllerinin gerçeklerle hiç bir iliflkisinin olmad›¤› tüm ç›plakl›¤›yla a盤a ç›km›fl oldu. Bu vesileyle, “bar›fl talebi için mücadelenin” AKP hükümetinin uzlaflmaya zorlad›¤› görüfllerinin de bir palavradan ibaret oldu¤u anlafl›lm›fl oldu. “D›fl› dinamiklerin yan› s›ra iç dinamiklerde” AKP’yi Kürt ulusal sorununun savafl›n d›fl›nda bar›flç›l yolu seçmeye zorlad›¤›n› ileri süren görüfllerin, DTP’nin kapat›lmas›yla, Kürt ulusalc›lar›n y›¤›nsal olarak tutuklanmalar›yla, bofl laflardan öte bir anlam ifade etmedi¤i k›sa bir dönemde a盤a ç›kt›.8 Çünkü ABD’nin ve AB’nin Türkiye Kürdistan’›n›n özerk bir statüye kavuflturulmas›na yönelik herhangi bir talebinin olmad›¤› bilinmektedir. AKP’nin “Kürt sorunununa çözüm” diye gündeme getirdi¤i giriflimler, ABD’nin ve AB’nin kabul etti¤i “ulusal sorun” çözümüdür. Hatta bu flekildeki çözümü “Kürtlerin liderleri” diye lanse edilen Barzani ve Talabani’ de destekliyor. Türkiye, ne Saddam’›n Irak’›d›r ne de emperyalistler, Irak’taki Kürt ulusal sorununun çözümünün bir benzerini Türkiye’ye dayat›yor. Türkiye Kürdistan’›n›n özerk bir statüye kavuflmas› ancak Türkiye devrimiyle gerçekleflebilir. Bunun için proletaryan›n devriminin ve devrimci mücadelesinin d›fl›nda Kürt ulusal kökenli iflçi ve emekçilerin zorla asimile edilme politikas›na son verilemez. Bu gerçe¤in dile getirilmesi, Kürt burjuva çevreleri taraf›ndan “flovenizm” diye karalanmas›n›n hiç bir de¤eri yoktur. Bu görüflleri; 12 Eylül 1980 öncesi, Sovyetlerin ve Arnavut sosyalist cumhuriyetinin y›k›lmas›ndan sonra ve bugünde savunduk ve savunmaya devam ediyoruz. Çünkü Kürt halk›n› ezilen ulus olama statüsünden ç›kman›n yolunu Marksist-Leninist düflünceler gösteriyor. Marksizm-Leninizm, burjuvazinin tüm karalama kampanyalar›na ra¤men sosyal pratik taraf›ndan her gecen gün do¤rulanan yegâne düflüncelerdir. Tüm bunlardan ötürü, Kürt halk›n›n ulusal sorununu, ulusal çeliflkileri ön plana ç›kararak, Türkiye’yi ulusal farkl›l›klara göre kamplaflt›rarak de94
¤il, s›n›f çeliflkilerini ve s›n›f farkl›l›klar›n› önüne ç›karan politik taktiklerin ›fl›¤›nda çözmeye çal›flmak kaç›n›lmazd›r. Ulusal çeliflkileri keskinlefltiren politikalar›n ve taktiklerin izlenmesi, sadece Kürt halk›n› Kürt ulusal hareketi etraf›nda toparlamakla kalmad›. Ayn› flekilde Türk halk›n›n, Türk milliyetçili¤ini savunan faflist, ›rkç›, partilerin ve Türk flovenist kesimlerin etraf›nda toplanmalar›na neden oldu. Ulusal kamplaflma, Türk ulusal kökenli iflçi ve emekçileri, yo¤unlaflan sömürüye ve kapitalizmin, ekonomik krizlerin yaratt›¤› y›k›mlara ra¤men etkisiz hâle getirmifltir. Burjuvazi ve onun ç›kar›n› savunan partiler, hükümetler, yo¤unlaflan sömürünün yaratt›¤› yoksullu¤un, açl›¤›n, iflsizli¤in öfkesinin kendilerine yönelmesini önlemifl, sömürünün yaratt›¤› sosyal felaketleri ört, bas edebilmelerine imkân yaratm›flt›r. Ne yaz›k ki, bu gerçek, tam anlam›yla 26 senelik silahl› mücadele süreci boyunca Kürt ulusal hareketi taraf›ndan ya görünmek istenmemifl veya savunduklar›, prati¤e geçirmeye çal›flt›klar› yanl›fl politikalar›n etkisini, güçsüz “Türk soluyla” sözde demokrasi ve bar›fl cephesi kurarak gidermeye yeltenmifllerdir. Oysa “Türk solu”nun güçsüz kalmas›n›n esas nedenlerinden biri Kürt ulusal hareketinin izledi¤i politik taktiklerin etkinli¤idir. Bu açmazdan kurtulman›n tek yolu, burjuvaziyle, iflçi ve di¤er sömürülen emekçi s›n›flar›n mücadelesini esas alan politik taktiklerin izlenmesinin gereklili¤i ileri sürüldü¤ünde, Kürt ulusal çevreler “h›fl›mla aya¤a kalkmakta” ve bunun Kürt ulusunun s›n›f temelinde bölünmesine neden olaca¤› ve Kürt ulusal hareketini zay›flataca¤› iddia edilmektedir. Evet, böyle bir politik dönüflüm, emperyalist-kapitalist sistem içinde ulusal soruna sözde çözüm arayan ama esas olarak çözümsüzlü¤ü savunan, Kürt ulusal hareketinin gücünü zay›flataca¤› gerçektir. Ama Kürt halk›n›n ulusal sorununun gerçek çözümünü çok güçlendirece¤i ise gerçe¤in ta kendisidir. Çünkü hangi ulusundan olursa, olsun iflçi ve emekçilerin burjuvaziye ve kapitalizme karfl› birlikteki mücadelesi, ayn› zamanda Kürt halk›n› zorla asimile etmeye çal›flan politikalar› da hedef al›r. Çünkü Türk iflçisini ve emekçisini sömüren güç, ayn› zamanda Kürt halk›n› zorla asimile etmeye çal›fl›yor. Sömürüye karfl› ç›kan s›n›f “istese de, istemese de” direkt Kürt halk›n›n asimile edilmesine karfl› ç›kar. Yani iflçilerin burjuvaziye karfl› mücadelesi ayn› zamanda zora dayanan ulusal asimilasyon politikas›n› hedef al›r. ‹flçilerin son dönemlerdeki mücadelesi, bu iddialar›m›z›n somut kan›tlar›n›n ipuçlar›n› veriyor. Burjuvaziyi ve kapitalizmi hedef alan politikalar›n d›fl›nda hiç bir fley, Türk ulusuna mensup iflçi ve emekçileri, Türk burjuvazisinin milliyetçi, faS.P. F/7
95
flist, ›rkç› politikalar›n›n ve ideolojisinin etkisinden kurtaramaz ve Kürt halk›n›n zora dayanan asimile edilmesi politikas›na karfl› ç›kmas›n› sa¤layamaz. Bunun için sosyalistlik veya Marksistlik ad›na Kürt ulusal hareketinin bugün savundu¤u politika desteklememelidir. Bu politika “bar›fl ve demokrasi” ad›na desteklenmeye devam edildikçe, ba¤›ms›z proletarya hareketinin güçlenmesine imkân yoktur. Kürt ulusal hareketinin izledi¤i politika, Kürt ulusal sorununu çözemez, aksine Kürt halk›n›n ulusal mücadelesinin ç›kmaza girmesine neden olaca¤› gibi, Türkiye iflçi s›n›f›n›n devrimci mücadelesinin geliflimine engel olmaya devam eder ve ediyor.
1
2
3
96
Dipnotlar: Yani her türlü burjuva demokratik talepleri için mücadeleyi sosyalizm amac›na tabi k›lmaktan geri durmaz ve sosyalizmin zaferinin bir arac› olarak ele al›r. 1980 öncesi bu düflünceye karfl› oldu¤unu ileri süren ve bu düflünceyi savunanlara karfl› tav›r alan Kadir Yalç›n’›n, flimdi bir dönem karfl› oldu¤u görüfllerin propagandas›n› yapmas›na, ulusalc›l›¤› aklamas›na ne demeli! Ezen ve ezilen uluslar aras›ndaki iliflkiye s›n›flar üstü bir anlay›flla yaklaflmak sosyalistlerin ifli olmasa gerek. Proletaryay› ezen burjuvazinin ulusal direnifl ve mücadelesi hiç bir koflulda demokrasi içerikli olamaz. Feodal gericili¤in, kendisini ezen devrimci veya ilerici burjuvaziye karfl› (ezilen konumda olmas›na ra¤men) direnifli hiçbir koflulda “demokratik içerikte” olmas›na imkân yoktur. Kapitalizme karfl› feodal sistemi savunan gerici bir s›n›f›n mücadelesinin “demokrasi içerikli” olmas›na imkân var m›? Her koflulda ezilen uluslar›n mücadelesinin demokrasi içeri¤inde olamayaca¤›n›n en vurucu örne¤i, sosyalist iktidarlara karfl› direnen ve mücadeleye giriflen, gerici az›nl›k toplumlar›n ulusal mücadeleleriydi. Bulgaristan’da, Sovyetlerde, sosyalist iktidarlara karfl›, karfl›-devrimci az›nl›k uluslar›n direnifllerine tan›k olundu. Özellikle, Hitler faflizminin sald›r›lar›n› destekleyen, kapitalizmi geri getirmeye çal›flan az›nl›k “uluslar›n” mücadeleleri ortaya ç›km›flt›. Bunlara nas›l “demokrasi içerikli” ezilen ulusun mücadelesi denilebilir? Ama Kadir Yalç›n diyor. Kürt halk›n›n erkek çocuklar›, bir tek kelimesini dahi bilmedi¤i Türkçeyi ço¤unlukla askerde ö¤reniyor, k›z çocuklar ise Türkçeyi ö¤renemiyor. Bu yolla burjuvazinin ucuz ifl-gücü haz›r k›tas› hâline getiriliyorlar.
4
5
6
7
8
Dil konusu, Lenin’in ulusal sorunlar› ele alan eserlerinde önemli yer tutuyor. Lenin’in görüflleri bugün de ulusal sorunun ne oldu¤unu ayd›nlatmaya devam ediyor. Hiç kimse Lenin’in görüfllerini yok farz edemez. Art›k Türk burjuvazisinin gelifliminde ve yetene¤inin ortaya ç›kar›lmas›nda Türkçenin de yetersiz kald›¤›n›n tespiti, Kürtçe baz›nda Kürt burjuvazisi için de geçerlidir. Günümüzde kapitalizmin geliflmesi, en geliflmifl dili dünya dili hâline getirmeye çal›fl›yor. Bugün beklenen seviyeye gelmese dahi ‹ngilizce art›k dünyan›n ortak dili olma yolunda mesafe al›yor. Bu geliflme, di¤er dillerin ortadan kalkmas›n›n da zeminini haz›rl›yor ama bu durum anadilin oynad›¤› fonksiyonu de¤ersiz hale getiremiyor ve getiremez. Bu konuda 12 Eylül 1980 öncesi hapishane arkadafl›m Terzi Fikri’nin öncülük etti¤i, Fatsa’da iflçi ve emekçileri örgütleyerek, siyasî kararlar almalar›n› sa¤layan ve temsili demokrasinin yerine do¤rudan demokrasiyi hayata geçiren ve demokrasiyi bu flekilde uygulayan belediyecilik anlay›fl›n›n “demokratik iktidar” örnekleri dahi “sosyalistlerimizin” gündeminde yerini alam›yor. Bu talepleri hararetle savunan, yapt›¤› parti konferans›n›n esas kararlar› haline getiren EMEP’e seçim baraj›n›n kald›r›lmas›n›n ne faydas› olacak? fiimdiye kadar yap›lan seçimlerde boy gösterdi ve siyasî etkinli¤ini ölçtü. Peki sonuç! Seçime kat›lan partiler içinde en düflük oyu alan parti olmakla rekor k›r›yorsun! Parlamenter mücadeleyi amaçlaman›n yanl›fll›¤›n› bir yana b›rakt›k; “senin” bu mücadeleyi yürütecek siyasî etkinli¤in ve gücün yok. Seçim baraj›n›n afla¤› indirip, indirilmemesi seni niye ilgilendiriyor, sana faydas› ne? Ama reformist bir yola girdin mi, buradan geri dönmek çok zor! Bunun için size hak vermemek elde de¤il! AKP hükümetinin Kürtlere yönelik bafllatt›¤› yo¤un sald›r›lar karfl›s›nda “bar›fl›n müdavimi” Evrensel Gazetesi’nin “Baflyazar›n›n” pani¤e kap›lmas›na da ne demeli. Kürt ulusal hareketini destekledikleri ve “bar›fl›” savunduklar› için sald›r›lar›n geniflleyerek kendilerini de kapsayaca¤›n› ileri sürüp durdu. Ve de yasal mevzileri kaybedeceklerinin telafl›na kap›ld›. Burjuvazinin yasall›¤›n›n hiç bir flekilde, bir garantisi olmad›¤›n› düflünece¤ine, “Bu sald›r›lar›n arkas›nda ABD var” diyerek “ABD’ye karfl› olan ulusalc›lar›” harekete geçmeye ça¤›rmaktan kendini al›koyamamas› ise ibretle seyir edilmesi gereken bir manzarayd›.
S.P. F/7
97
Yeldar Bar›fl Kalkan Çerkes Sosyo-Kültürel Yap›s› ve
-Görüfl-
Ulusal Mücadele “Ey dünya, ey insanl›k! Özgürlü¤ün anlam›n› Kafkas da¤l›lar›ndan ö¤renin. Özgür yaflamak isteyenlerin neler baflarabilece¤ini görün. Uluslar onlardan ders als›n!” Karl Marx Neredeyse bütün tarihsel sürecini bir özgürlük mücadelesi olarak yaflayan Çerkes halk›, Çarc› Rus yay›lmac›l›¤›n›n Çerkesya’ya uygulad›¤› soyk›r›m ve sürgün siyasetleri sonucunda dünyan›n birçok ülkesine da¤›larak büyük bir diaspora oluflturdu. Önce, yüzy›llara yay›lan soyk›r›m, ard›ndan, insanl›k tarihinin kaydetti¤i en korkunç toplu katliam olarak nitelenen sürgün halk›n iç dinamiklerini ve manevi köklerini parçalad›, Çerkes halk› ulus-devletleflemedi. Bir ulus-devlet bütününde yaflamak bir yana, gelinen süreçte halk varl›¤›n› sürdürmekte bile zorluk çekmektedir. Bunun nedenleri aras›nda; kültür ve dilin yok olmas›na yol açan asimilasyoncu bask›lar, tutarl› bir önder kadrodan yoksunluk ve mücadeleyi yürütecek demokratik kitle örgütlerinin halen yarat›lamam›fl olmas› vb. say›labilir. Ancak, bunlar›n yan›nda di¤er bir önemli neden de sosyo-kültürel yap›n›n ça¤dafl yaflamla çeliflen ve yeni bir ulusal mücadele biçimi oluflturmak konusunda engeller ç›karan niteli¤idir. Bilindi¤i gibi, Çerkes kültürünün üzerinde yükseldi¤i temel felsefe hümanizmdir. Bu, bir atasözünde çok net olarak ifade edilmifltir. Çerkes atas›, “Ad›ga¤er Ts›f›¤e” (Çerkeslik ‹nsanl›kt›r) diyerek halka insanl›k temelinde bir sosyal yaflam kurulmas› gerekti¤ini ö¤ütlemifltir. Halk da, bu atasözünün rehberli¤inde bir yaflam sürmüfl ve kültürünü insanl›k temelinde oluflturmufltur. Bat› dünyas›nda hümanizmin düflünce ve sanata yans›yarak Yeni Ça¤’› bafllatt›¤› göz önüne al›n›rsa, Çerkes kültürünün binlerce y›ldan bu yana hümanizme yönelik gerçe¤i de anlafl›lm›fl olacakt›r. Çerkes halk›, yaklafl›k üç yüzy›l boyunca Rus çarizmine karfl› bir özgürlük mücadelesi vermifltir. Mücadele destans› bir nitelik tafl›maktad›r. Karl Marx, “Ey dünya, ey insanl›k! Özgürlü¤ün anlam›n› Kafkas da¤l›lar›ndan ö¤renin. Özgür yaflamak isteyenlerin neler baflarabilece¤ini görün. 98
Uluslar onlardan ders als›n!” diyerek hayranl›¤›n› belirtmifl ve Çerkesleri tüm halklara örnek göstermifltir. Kafkas-Rus Savafllar› döneminde bölgede bulunan M. Y. Lermontov ise Çerkeslerden, “Tanr›lar› Özgürlüktür” fleklinde bahsetmifltir. Özgürlü¤ü tüm de¤erlerin üstünde gören halk›n sosyal yaflam› da özgürlükçü bir anlay›flla oluflmufltur. Bu özgürlükçü anlay›fl halk›n kültürel dokular›na kadar nüfuz etmifltir. Örne¤in, Çerkeslerin tarihin hiçbir döneminde suçlular›n bar›naca¤› hapishaneleri olmam›flt›r. Kültürün bir di¤er ay›rt edici özelli¤i de demokratik bir kültür olmas›d›r. Komünal toplum yap›s›n›n egemen oldu¤u binlerce y›ll›k bir tarihi süreç boyunca do¤rudan halk demokrasisinin uyguland›¤› Çerkesya’da, “Xase” ad› verilen halk meclisleri ülkenin yönetim mekanizmas›n›n temelini oluflturuyordu. Halk mahkemeleri ifllevi de gören bu meclislerde tüm halk›n kat›l›m›na aç›k toplant›lar düzenlenir, herkes görüfllerini ifade edebilir, ülke ve halk›n sorunlar›na çözüm aran›rd›. 19. yüzy›l›n ikinci yar›s›nda Çerkesya’da bulunan A. Fonvill, “Xase” kurumu için, “bir tür do¤al parlamentarizm” ifadesini kullanm›flt›r. Bireyin hak ve özgürlüklerine dayanan sosyo-kültürel yap›, “Xase” kurumu ile demokratik bir yönetim mekanizmas›n› da bünyesinde bar›nd›r›yordu. Bu nedenlerle Jaba¤hi Baj, “Çerkesya demokrat idarenin en eski vatan›d›r” diye yazm›flt›r. Çerkes sosyo-kültürel yap›s› hümanist temelde oluflmufltu, özgürlükçü ve demokratik bir niteli¤e sahipti. Halk›n binlerce y›l boyunca geleneklerine, Çerkesya’y› ziyaret eden gezginleri hayran b›rakacak denli ba¤l› kalmas› kültürün hümanist, özgürlükçü ve demokratik bir yap›ya sahip olmas›ndan kaynaklan›yordu. Bireysel ve toplumsal geliflim için tüm olanaklar›n› seferber eden halk, yüksek bir kültür yaratarak uygar bir yaflam kurmufltu. Ancak bu yaflam biçimi, kimi zaman iç dinamiklerin kimi zaman da d›fl dinamiklerin belirleyicili¤iyle üç ayr› de¤iflim süreci yaflad›. Öz ayn› kalm›fl olsa da bu de¤iflimler kültürü halk›n ihtiyaçlar›na cevap verir olmaktan ç›kard›. Gelinen süreçte kültür hem ça¤›n gerekleri karfl›s›nda yetersiz kald›, hem de yok olma aflamas›na geldi. Çerkes sosyo-kültürel yap›s›n› bozan söz konusu üç tarihsel evreden ilki s›n›fsal ayr›flmalar›n yafland›¤› dönemdir. Çerkesya’da s›n›fsal ayr›flmalar›n bafllayarak komünal sistemin son bulmas› oldukça geç bir tarihte gerçekleflmifltir. Feodalizmin ülkede güçlenmesi 1500’lü y›llardan sonra yaflanm›fl bir süreçtir. Ayn› y›llar Osmanl› ‹mparatorlu¤u ve K›r›m Hanl›¤›’n›n bölgeyi Müslümanlaflt›rarak ele geçirmek istedi¤i dönemdir. Bu nedenlerle feodalizm, komünal toplumun de¤er yarg›lar›n› yozlaflt›r›rken ayn› zamanda halka ‹slâmî ö¤reti ve de¤er yarg›lar› da empoze edilmifltir. 99
Feodalizm, sosyal yaflam›n kültürün özüne ayk›r› biçimde yeniden düzenlenmesini getirdi. Örne¤in, yafll›n›n ortada, gencin solda ve yaflça en küçü¤ün de sa¤da olmas› gereken yürüyüfl biçimi terk edildi. Art›k, prensler ortada, soylular solda, hür köylü veya köleler de sa¤da yürüyordu. Ev içindeki oturufl biçimi de de¤iflmiflti, köleler odada kap› dibinde oturmak zorundayd›lar. Bireye sadece insan oldu¤u için verilen de¤erin yerini, sahip oldu¤u ekonomik güç veya sosyal statü için gösterilen sayg› alm›flt›. Bireyin özgürlü¤üne verilen önem, fleriat kurallar›na uymayan kiflilerin derin çukurlara hapsedilmesiyle ortadan kalkt›. Kültür, insanc›l özüne tezat bir biçim kazanm›flt›. Bu nedenle, feodalizm y›llar› kültürel deformasyon süreci olarak alg›lanmal›d›r. Bu de¤iflim çok sanc›l› geçen bir dönemde yaflanm›flt›r. Kafkas-Rus Savafllar›’n›n sürdü¤ü bu dönemin sonunda ülke tamamen iflgal edilmifl ve halk vatan›ndan sürülmüfltür. Kültürün yaflad›¤› ikinci de¤iflim süreci ise bundan sonra bafllamaktad›r. Büyük Çerkes Sürgünü ile dünyan›n farkl› ülkelerine da¤›t›lan halk›n asimilasyoncu bask›lara maruz kalmas› kültürel yap›da onar›lamaz hasarlara neden olmufltur. Örne¤in, Osmanl› ülkesinde dilini unutan Çerkes k›z› Janpago için büyük Ad›ge flairi fiocentsuk Aliy “Türk Bahçesinde” adl› ilk fliirini yazar. Anadilde e¤itim veren Çerkes Örnek ‹lkokulu ve dernekler kapat›l›r. Kafkaslardan gelen bu Müslüman halk, “Potansiyel Türkler” olarak görülüp asimile edilmek istenir. “Kafkas Türkleri” masal› bafllam›flt›r. Çerkesçe konuflmak, yeni do¤an çocuklara Çerkesçe isim vermek yasaklan›r. Köylerin Çerkesçe olan adlar› Türkçe adlarla de¤ifltirilir. 1977’de Kafkas kültür derneklerinin federasyonlaflma toplant›s›n›n ç›k›fl›nda karanl›k odaklarca gerçeklefltirilen bir sald›r›da Tsey Mahmut Özden hayat›n› kaybeder. Çerkes kültürünün yok olmamas› için demokrasi mücadelesi verilmesi gerekti¤ini dile getirmek bile bir yürek iflidir art›k. 80 küsur senenin sonunda “Kafkas Türkleri” masal› gerçekleflmifltir. Halk›n yar›ya yak›n› anadilini unutmufltur. Tu¤çe Baran’›n Vatan gazetesinde yazd›¤› ve Çerkeslerin “Layt” olarak nitelendi¤i bir makaleye verilen yan›tlar›n ço¤u, “Ben hem Türk’üm hem de Çerkes’im” türünden yan›tlard›r, örne¤in. Milliyet gazetesinin KONDA araflt›rma flirketine yapt›rd›¤› ankette ise Çerkes halk› adeta yok say›l›r, kimsenin sesi ç›kmaz. Türklü¤ü savunmay› iyi Çerkes olmak zanneden kitlede, demokratikleflmenin öneminden bahsetmek bile bedel ödemeyi gerektiren bir hadisedir. Kültürel asimilasyon süreci halk›n önemli k›sm›n›n sosyo-psikolojik olarak, etnik aidiyetinden rahats›zl›k duyar bir konuma gelmesine neden olmufltur. Çerkes ulusal kimli¤ini tan›mlamak ve haklar›n› talep etmek birço¤una a¤›r gelmektedir. 100
Kültürün yaflad›¤› üçüncü de¤iflim ise “Yeni Dünya Düzeni” olarak adland›r›lan ““So¤uk Savafl”” sonras› süreçte gerçekleflmifltir. SSCB’nin da¤›lmas›ndan sonra tek kutuplu hale gelen dünyada kültürel emperyalizm ivme kazanm›fl, küreselleflme, emperyalizmin ulaflt›¤› bir üst aflama olarak beraberinde kültür anarflisini getirmifltir. M. Bernard Chantebout sormaktad›r, “Toplumlar› Amerikanizasyondan art›k kimler koruyacak?” Yarat›lan insan tipi; bireyci, kendinden baflkas›n› düflünmeyen, kendine ve çevresine karfl› güvensiz, u¤runa bedel ödeyebilece¤i hiçbir de¤ere sahip olmayan, daima mutsuz ve tatminsiz insan tipidir. Küreselleflme, geleneksel kültür ve ahlâk ad›na ne varsa süpürüp atmaktad›r. Yerel kültürleri, de¤er yarg›lar›n› y›kmaktad›r. Her fleyi belirleyen meta ve pazar iliflkileridir. Paraya tapan insan, tüketim toplumunun ç›lg›n bir esiri durumundad›r. ‹nsan, anlaml› amaçlar›n› kaybetmifl, tutku ölmüfltür. De¤ersizlik de¤er haline gelmifltir. Toplumda erimifl birey fikri, insan sayg›s›n›n iflas etti¤i bu noktada bafllamaktad›r. Metropollerde ve üniversite amfilerinde yozlaflm›fl de¤erlerin tutsa¤› olarak duyars›z bir yaflama mahkum edilmifl ö¤renciler, Kuadce Ruslanid’in “Soyunu küçümseme, kan›n-can›nd›r” dizelerini hakl› ç›karan k›zlar, dili ve kültürüyle dalga geçen gençlik, tüm çabas›n› ekonomik kurtulufla adam›fl bencil insanc›klar, bireyci ve ulusal kimli¤inden habersiz bir yeni nesil. K›sacas›, kararan bir gelecek. Kültürel dejenerasyon, yok olufl ve yok etme felsefesinin süslü bir tezahürü olarak karfl›m›za ç›kmaktad›r. Özet olarak aç›klanan bu tarihsel evreler sonucunda Çerkes kimli¤i bir bunal›m süreci yaflamaktad›r. Türkiye’deki diasporik Çerkes kimli¤inin k›sa vadede ulaflaca¤› sonucu “Amerikal›ya Benzeyen Asalet Budalas› Türk” tan›mlamas›yla ifade etmek mümkündür ve bu çok da karamsar bir öngörü say›lmamal›d›r. Kültürün feodalizm y›llar›nda d›fl dinamiklerin yo¤un etkisiyle özüne tezat bir biçime girmesi, sürgün sonras›nda maruz kal›nan inkar ve bask› politikalar› ile küreselleflme döneminin neden oldu¤u yozlaflma k›sa vadede halk› bu noktaya getirecektir. Kültür, ulusal kimli¤in belirleyici ögesidir. Çerkes kimli¤ini di¤er ulusal kimliklerden farkl› k›lan Çerkes halk›n›n kültürüdür. Çerkes kültürünün korunmas› ve gelifltirilmesi, Çerkes ulusal kimli¤inin korunmas› ve gelifltirilmesi anlam›na gelir. Kültür, toplumsal kiflili¤in do¤mas› ve geliflmesinde en etkili etmenlerden biri olarak toplum içerisindeki kifli ya da gruplar aras›ndaki davran›fllar›n eflgüdümünü sa¤lar, aralar›ndaki ba¤lar›n temeli buna dayan›r. Toplumsal dayan›flman›n temelini oluflturur. Çerkes halk›n›n dayan›flma 101
ve birlikte hareket etme konusunda büyük s›k›nt›lar yaflamas›n›n nedenlerinden biri de Çerkes kültürünün geçirdi¤i de¤iflimler sonucunda geldi¤i durumdur. Anadolu’da yok olufl sürecini yaflayan bu kültürün sahipleri, kültürü koruma ve gelifltirme amac›yla etkili bir kolektif mücadele biçimi yaratamamaktad›rlar. Bu noktada, paradoksal bir durum söz konusudur. Kültürü korumak ve gelifltirmek amac›yla bir mücadele verilmesi gerekti¤i, ama ayn› zamanda, sosyo-kültürel yap›n›n ulaflt›¤› sonuç itibariyle mücadeleyi engellemesi. Elbette, bu durum kültürün özünden kaynaklanmamaktad›r. Kültür, son derece hümanist, özgürlükçü ve demokratik bir öze sahiptir. Ancak, geçirdi¤i tarihsel de¤iflim evreleri kültürü bu duruma getirmifltir. ‹flte, bu çal›flmada, Çerkes ulusal mücadelesinin önünü kesen sosyo-kültürel kurumlar sorgulanmaktad›r. Çerkes sosyo-kültürel yap›s› analitik bir yaklafl›mla incelenmekte ve yeniden düzenlenmesi amac›yla yöntemler gösterilmektedir. Sosyo-kültürel yap›n›n özüne uygun biçimde yeniden düzenlenmesi; tutarl› bir önderlik, güçlü ve süreklilik arz eden mücadele örgütleri ile entelektüel birikimi yüksek ve duyarl› bir kitle yaratmak, her alanda akademik bilgi ve kültürel donan›ma sahip ayd›nlar yetifltirmek, ulusal varl›¤› riske sokan provokatif söylemlerin etkisini azaltmak ve gelenekleri ça¤dafl yaflam›n ihtiyaçlar›na cevap verir hale getirmek gibi birçok konuda büyük önem tafl›maktad›r. K›saca, ulusal gidiflat› tersine çevirmek konusunda sosyo-kültürel yap›n›n yeniden düzenlenmesi kilit öneme sahiptir. Tarihte yaflad›¤› de¤iflimler sonucunda özüne ayk›r› flekilde uygulanmakta olan ve ulusal mücadeleyi de engeller hale gelen sosyo-kültürel kurumlar›n bafl›nda; “Xase”, “Xabze”, “Thamate”, “Abrek”, “Ceguakue”, “P’›n” ve “Pselukh” kurumlar› gelmektedir. Bu 7 temel kurumun sorgulan›p ça¤dafl bir anlay›flla yeniden düzenlenmesi ulusal kurtulufl mücadelesinin önünü açacakt›r. Bilindi¤i gibi, Çerkeslerde yönetim “Xase” kurumu sayesinde gerçeklefliyordu. Bu meclislerde savafl ve bar›fl kararlar› al›n›r, gelenekler gözden geçirilerek ifllevini tamamlam›fl olan kurallar yenileriyle de¤ifltirilir, anlaflmazl›klar çözümlenir, gençlere toplumun sorunlar›na ortak olma bilinci ve topluma hitap etme yetene¤i kazand›r›l›r, ülkeyi ilgilendiren tüm sorunlar buralarda tart›fl›l›rd›. “Xase”ler, halk›n ayd›nl›k gelece¤ine yönelik at›lan her ad›m›n planland›¤› karar merkezleri durumundayd›. Do¤rudan halk demokrasisinin uyguland›¤› komünal dönemde halk meclis ve mahkemeleri ifllevi gören “Xase”lerin günümüzdeki karfl›l›¤› Çerkeslerin oluflturdu¤u sivil toplum kurulufllar›d›r. Türkiye diasporas› 102
özelinde ise Kafkas kültür dernekleridir. Ancak, bu örgütlerin geleneksel “Xase” kurumu gibi demokratik bir yönetim mekanizmas› oluflturamad›¤› son derece aç›kt›r. Halk üzerindeki yönlendiricili¤i bir hayli s›n›rl› olan bu örgütlerin demokrasi ve özgürlü¤ü savunan bireyler yerine, ekonomik güç ve sosyal statü sahibi veya karanl›k iliflkiler içindeki flah›slar› karar verme süreçlerine dahil etmesi yukar›da aç›klanan tarihsel de¤iflim süreçleriyle ilgilidir. Anadolu’da söylenen bir halk türküsü, “Koyun kurt ile gezerdi, fikir baflka baflka olmasa” demektedir… Etkili bir demokrasi mücadelesi vermenin temel flart› kurtla kuzunun ayr›lmas›d›r. “Xase” kurumunun günümüzdeki karfl›l›¤› olarak Kafkas kültür dernekleri ekonomik güç ve sosyal statüye itibar etmemeli, karanl›k iliflkileri olan kiflileri bünyesinden ç›karmal›d›r. Do¤ru düflünce ve görüfllere sahip idealist insanlar karar verme süreçlerine dahil edilmeli, söz konusu dernekler birer demokratik kitle örgütü haline getirilmelidir. “Xabze” Çerkes toplumsal yaflam›n› düzenleyen gelenekler bütününe verilen add›r. Yaz›n diline sahip olmayan halk, toplumsal yaflam›n› yaz›l› kanunlar yerine “Xabze” ile düzenlemekteydi. Hümanist bir temelde oluflan bu gelenekler s›n›fsal ayr›flmalar›n bafllamas› ve feodalizmin güçlenmesiyle birlikte yozlaflt›. Bir avuç feodalin ç›karlar›na hizmet eden bir bask› arac›na dönüfltürüldü. ‹slâmî ö¤retinin Çerkesya’ya dayat›lmas›n›n da etkisiyle kültürün insanc›l özüne ayk›r› bir duruma geldi. Bugün halen, diasporan›n baz› yörelerinde asil-köle ayr›m› yap›l›yor. Gençlerin evlenmesinde bile bu nedenle sorunlar yaflanabiliyor. Çerkes k›zlar›nda türban yayg›nlaflt›, baz›lar› kendileriyle tokalaflmak isteyen erkeklere ellerini uzatm›yorlar. Empoze edilen kat› dini kurallar, Çerkes kimli¤inin uygar yap›s›yla çelifliyor. ‹yi bir Müslüman olmak, her zaman için iyi bir Çerkes olmak anlam›na gelmeyebilir. Müslümanl›k ve Çerkeslik farkl› olgulard›r. Örne¤in, ölen kiflinin ard›ndan a¤›t yak›lmas› Müslümanl›kta hofl karfl›lanmaz ama Çerkeslerde çok önemli bir gelenektir. Kat› dini kurallar›n Çerkes kültürünü kuflatmas›, kültürle iç içe geçerek kimi zaman geleneklerden de daha bask›n bir flekilde uygulanmas› kültür ad›na son derece olumsuz bir durumdur. Üstelik bu sayede kitleye sad›k ve itaatkâr yurttafllar olmas› telkin edilmekte, demokrasi mücadelesinin önü kesilmek istenmektedir. Oysa, Çerkes atas› son derece uzak görüfllü bir yaklafl›mla “Adet uygun oland›r” demifl ve halk›n “Xabze”yi ça¤dafl yaflam›n gereklerine uyarlamas› konusunda temel ipucunu bin y›llar öncesinden vermifltir. 21. yüzy›lda insanl›¤›n en çok ihtiyaç duydu¤u demokrasi ve hümanizm temelinde geleneklerin de olumlu yönde bir de¤iflime ihtiyaç duydu¤u aç›kt›r. 103
“Ad›ga¤er Ts›f›¤e” (Çerkeslik ‹nsanl›kt›r) sözü yine bir Çerkes atasözü olarak bu konuda rehber edinilmesi gereken ça¤dafl bir anlay›fl› yans›tmaktad›r. “Thamate”, geçmiflten gelen engin bilgi birikimi ve tecrübesiyle topluma yol gösterecek niteli¤e ulaflm›fl bilge insanlar için kullan›lan bir terimdir. Komünal dönemde av›n veya toplanan ürünün adil olarak paylafl›lmas›n› “Thamate”ler sa¤lard›. “Thamate”ler seçilerek göreve getirilirlerdi. Yaz›n diline sahip olmayan toplumda bilgi ve tecrübe yafl›n ilerlemesiyle paralel olarak artt›¤› için “Thamate”ler genellikle yafll› insanlard›. “Thamate” kurumunun, sosyal yaflamdaki ifllevi halka önderlik etmekti. Ne yaz›k ki, bugün Çerkes halk›n›n “Thamate” olarak gördü¤ü birçok kifli halka önderlik edecek yetkinlikte de¤ildir. Halk, sa¤lam ve tutarl› önder kadrolardan yoksun olman›n s›k›nt›s›n› yaflamaktad›r. “Bilgi Ça¤›” olarak nitelenen günümüzde, iletiflim devriminin sa¤lad›¤› olanaklar sayesinde bilgiye ulaflmak kolaylaflm›fl ve bilgi sahibi olmak yafl›n ilerlemesiyle orant›l› olmaktan ç›km›flt›r. “Ak›l yaflta de¤il bafltad›r” özdeyifli de bu noktaya dikkat çekmektedir. Dolay›s›yla, ça¤›m›z›n “Thamate”leri yafll› veya genç, her alanda akademik bilgi birikimine sahip entelektüel kadrolar olmal›d›r. Kiflisel anlaflmazl›klar›n› siyasî ve ulusal konulara yans›tmayan, bireysel ç›karlar›n› halk›n ç›karlar›ndan üstün görmeyen, halk›n s›rt›ndan de¤il halk için siyaset yapan, uzak görüfllü, demokratik ve direniflçi bir ruha sahip, entelektüel birikim ve akademik bilgiyle donanm›fl yeni önder kadrolara ihtiyaç duyulmaktad›r. Oluflturulacak yeni önder kadro; halk›n› tan›mal› ve ona güvenmeli, otoritesini bilime dayand›rmal›, planl› bir ekip çal›flmas›n› esas almal›, düflünceyle davran›fl birli¤inin simgesi olmal›, her koflul alt›nda direnip ilkeli davranabilmeli, beyin tembelli¤ini yenmeli, daima yeni aray›fllar içinde olmal› ve hatalar›n›n esiri olmamal›d›r. Ancak bu niteliklere sahip bir önder kadro “Thamate” kurumunun mirasç›s› olabilir. Çerkesya tarih boyunca Hunlar, Mo¤ollar, Bizans, ‹ran, Araplar, K›r›m Hanl›¤›, Osmanl›lar ve Çarl›k Rusya’s› gibi birçok istilac› güce karfl› kurtulufl mücadeleleri vermifltir. Ülkenin jeopolitik ve jeostratejik önemi nedeniyle maruz kal›nan iflgalci sald›r›lar halk›n neredeyse tüm tarihsel sürecini bir özgürlük mücadelesi olarak yaflamas›na neden olmufltu. Özgürlü¤ü için da¤lara ç›kan Çerkes gerillalar›na ise “Abrek? denirdi. Özellikle Çarl›k Rusya’s›na karfl› verilen yüzlerce y›ll›k direnifl “Abrek”lerin omuzlar›nda yükselmiflti. Bu direnifl Karl Marx’› hayran b›rakm›fl ve Çerkesleri dünyaya örnek göstermesine neden olmufltu. Ulusal kurtu104
lufl mücadelelerinin temel unsuru olarak “Abrek”ler özgürlük savafl›n› bir yaflam biçimi olarak benimsemifllerdi. Ne var ki, savafla ve savaflç›l›¤a dayal› bu yaflam biçimi günümüzde geçerlili¤ini yitirmifltir. Çerkes halk›, yüzy›llara hatta bin y›llara yay›lan savafllardan gerekli dersleri ç›karabilmelidir. Kafkas-Rus Savafllar›’nda yenilgiye u¤ramas› ve hemen ard›ndan yaflad›¤› Büyük Çerkes Sürgünü ile ulusal direncini büyük ölçüde yitirmifl olmas›, ulusal politikalar›n› bar›flç›l bir anlay›flla oluflturmas› gerekti¤ini duyurmaktad›r. Yaklafl›k 3 yüzy›l savaflarak dünyan›n 40’tan fazla ülkesine da¤›t›lan bir halk›n bireyleri bar›fl› en hararetli flekilde savunmas› gereken kimselerdir. Günümüzün “Abrek”leri, provokatif söylemlerle savafl 盤›rtkanl›¤› yapanlar de¤il, yüksek bir sorumluluk duygusuyla bar›fl› savunanlard›r. Bir Türk atasözü, “Kalem k›l›çtan keskindir” der. 21. yüzy›l›n yeni “Abrek”leri entelektüel birikim ve kültürel donan›mla bar›fltan yana olacaklard›r. “Bilgi Ça¤›”nda bilgiyle savaflacaklard›r. Dolay›s›yla, halk›n “Abrek” kurumuna bak›fl› bu temelde yeniden düzenlenmelidir. Çerkes halk›n›n ilk ayd›nlar› olarak kabul edilen “Ceguakue”ler flark› ve türkülerinde iflledikleri konularla iyiyi övüp kötüyü yererek topluma yol gösterici bir misyon tafl›yan halk ozanlar›yd›. “Ceguakue”lerin besteledi¤i ve dilden dile dolaflan kahramanl›k türkülerinde yer bulabilmek amac›yla toplumda tatl› bir rekabet yaflan›r, bu sayede insanlar›n direniflçi, mert, dürüst ve ahlâkl› olmas› sa¤lan›rd›. “Ceguakue”ler tarih boyunca her zaman halktan yana oldular. Feodalizm y›llar›nda feodal s›n›flar›n emrine girmemekte direndiler, ancak bask›n›n artmas›yla birlikte ba¤›ms›zl›klar›n› k›smen yitirdiler. Fakat, Ortado¤u toplumlar›ndaki Pir Sultan Abdal, Nesimi ve Hallac› Mansur gibi halk ozanlar›n›n tersine tarihte hiçbir “Ceguakue”nin burnu dahi kanat›lmam›flt›r. Onlar, halk›n sevdi¤i ve sayg› duydu¤u ayr›cal›kl› bir grup oluflturmaktayd›lar. Bugün “Ceguakue”lerin misyonunu ayd›nlar tafl›maktad›r. Ancak, özellikle diasporan›n kimlerin ayd›n oldu¤u konusunda bir zihniyet de¤iflikli¤ine ihtiyac› vard›r. Her fleyden önce bir ayd›n ba¤›ms›z düflünebilmelidir. Olaylara analitik bir yaklafl›mla bakabilmeli, ulusal ve toplumsal sorunlar› çözmeye yönelik güçlü bir sorumluluk hissi tafl›mal› ama en önemlisi karanl›k odaklarla iliflki halinde olmamal›d›r. Halk› yok etmek isteyen herhangi bir emperyalist gücün etkisinden kendisini koruyabilmeli, en büyük silah› ise inand›¤› gerçekler olmal›d›r. Kitlelere ümitsizlik afl›lamamal›, cesur ve kararl› olmal›, demokrasi mücadelesinin olmazsa olmazl›¤›na inanmal›d›r. 21. yüzy›l›n “Ceguakue”leri halk›n sorunlar›n› kendi sorunu olarak alg›layan, ba¤›ms›z düflünebilen, akademik düzeyde bilgi sahibi ve 105
ulusal konularda uzmanlaflm›fl, tutarl› bir demokrasi savunucusu cesur ayd›nlar olmal›d›r. Çerkeslerin özgürlü¤e olan büyük tutkular› sosyal yaflam› da özgürlükçü bir temelde flekillendirmifl ve bu halk›n tarih boyunca hiçbir zaman suçlular›n bar›naca¤› hapishaneleri olmam›flt›. Suçlular için en büyük yapt›r›m “P’›n” kurumu ile uygulanan sosyal boykottu. Birey, ülke ve toplum aleyhinde bir eylemde bulunmufl veya herhangi bir suç ifllemiflse ona verilen en büyük ceza toplumdan tecrit edilmekti. Kendisine selam bile verilmeyen birey, suçunun bedelini toplumdan d›fllanarak ödüyordu. Suçlulara verilen en a¤›r ceza toplumsal tecrit koflullar›na mahkum edilmekti. Elbette, bu kurum da halk›n geçirdi¤i tarihsel de¤iflim sürecinden pay›na düfleni ald›. Önce feodal yozlaflma, ard›ndan asimilasyon ve sonras›nda da kültürel de¤erleri erozyona u¤ratan küreselleflme süreçleri “P’›n” kurumunun da temellerini sarst›. Günümüzde, insan hak ve özgürlüklerinden, eflitlikten, demokrasiden, ilericilikten yana taraf olanlar önü al›namaz bir dedikodu ortam›na çekilip y›prat›l›yor ve toplumdan d›fllan›yorlar. Statükocular, gerici söylemleri fliar edinenler, iflbirlikçiler ve provokatörler ise toplumda rahatl›kla yer bulabiliyor ve takdir ediliyorlar. Yani, “P’›n” kurumu ters iflliyor. Mücadeleyi zaafa u¤ratan bu kurum yeniden düzenlenmelidir. Halk aras›nda tutarl› bir demokrasi bilinci ve özgürlükçü düflüncelerin yayg›nlaflmas› ile birlikte söz konusu kurumun da olumlu yönde bir de¤iflim yaflayaca¤› aç›kt›r. Çerkes gençlerinin kendilerine uygun bir efl aramak amac›yla yaflad›klar› flört dönemi ?Pselukh” olarak adland›r›lmaktad›r. Gençler sabahlara kadar süren “Zexes” adl› e¤lencelerde bir araya gelip sohbet ederler, de¤iflik oyunlar oynay›p e¤lenirler. Karfl› cinse yaklaflma imkan› bulan genç ona kur yapar, iltifat eder ve onu tan›maya çal›fl›r. Genç k›zlar›n “Zexes” ad› verilen bu e¤lencelerde genifl bir hareket özgürlü¤üne sahip olmas› Çerkes halk›n› Ortado¤u toplumlar›ndan ay›rmaktad›r. Fakat, kültüre sonradan empoze edilen kat› dini kurallar›n bask›s› “Pselukh” kurumunu da olumsuz yönde etkilemifltir. Özellikle muhafazakâr yörelerdeki Kafkas kültür derneklerinde genç çiftlerin el ele tutuflmas›n›n bile yad›rgan›yor olmas›, genci baflka ortamlara yöneltmektedir. Çerkes ortamlar›nda karfl› cinsle istedi¤i düzeyde ve tatmin edici bir iliflki kuramayan genç, daha rahat ve serbest ortamlara girmeyi tercih ederek, ait oldu¤u sosyal çevreden kopmakta ve zaman içinde kültürüne yabanc›laflmaktad›r. Elbette, ça¤dafllaflma ve yozlaflma farkl› olgulard›r. Toplumun belli kurallar› vard›r ve genç bireyden beklenen bu kurallara uymas›d›r. Ancak, 106
“Pselukh” yapan gençler iliflkilerinin boyutlar›n› kendileri belirlemelidirler. Bu konuda onlara bask› yapmak büyük bir hatad›r. Gençleri özgür b›rakmak, baz› tecrübeleri kendi toplumlar› içinde bizzat yaflayarak ö¤renmelerini sa¤lamak gerekir. Üniversite ö¤rencisi pek çok gencin Kafkas kültür derneklerine bir kez bile u¤ramam›fl olmas›, derneklere davet edildiklerinde ise burun k›v›rmalar› yap›lan bu tespit konusunda ayd›nlat›c› olabilir. Konu san›ld›¤›ndan çok daha önemlidir. Gençli¤in evlili¤e haz›rl›k sürecini düzenleyen “Pselukh” kurumu da ça¤dafl yaflam›n gereklerine uygun biçimde yeniden düzenlenmelidir. En iyi çözüm, gençleri bu konuda düflünmeye teflvik ederek sorunu kendi aralar›nda tart›flmalar›n› sa¤lamakt›r. Sonuç olarak, sosyo-kültürel yap›da meydana gelen söz konusu olumsuz de¤iflmelerin ulusal mücadeleyi her geçen gün biraz daha etkisizlefltiriyor olmas› konu üzerinde ciddiyetle durmay› zorunlu k›l›yor. Özellikle Çerkes gençli¤inin, ulusal mücadelenin merkezi durumunda olmas› gereken Kafkas kültür derneklerinden uzak durmas› ve kendine farkl› sosyal çevreler yaratarak ait oldu¤u kültürden kopmas›, nedenleriyle birlikte detayl› olarak düflünülmesi gereken bir sorundur. Genç; düflüncelerini ifade etmesine olanak tan›nmayan, gelenek ad› alt›nda, teokrasiyle yönetilen ülkeleri aratacak düzeyde kat› dini kurallar›n uyguland›¤›, liderlik kavgalar› nedeniyle yap›s› bozulmufl, hamaset nutuklar›yla kardefl halklara kin ve nefret kusulan, okuyup araflt›rman›n, kendini entelektüel anlamda gelifltirmenin gereksiz ifller olarak alg›land›¤›, gruplaflmalar, kiflisel kapris ve k›skançl›klar nedeniyle her an d›fllanma tehlikesiyle karfl› karfl›ya oldu¤u ve sevgilisiyle el ele tutuflmas›n›n bile yad›rgand›¤› sosyal ortamlara elbette girmek istemeyecektir. Bu noktada, empati yapmak genç kitlenin içinde oldu¤u durumu anlayabilmek aç›s›ndan yararl› olacakt›r. Kafkas kültür derneklerinde gençlere Çerkes kültürünün güzellikleri anlat›lmal›d›r. Yüksek bir vatan ve birlik inanc› afl›lanmal›d›r. Dayan›flma bilinci verilmelidir. Ayn› halk›n çocuklar› olduklar› ›srarla vurgulanmal›d›r. Bar›fltan yana, insanc›l ve ça¤dafl bireyler olmalar› için emek harcanmal›d›r. Dernekler, gençli¤in hayata haz›rland›¤› bir okul ifllevi görmelidir. Çerkesli¤i omuzlar›nda tafl›d›klar› a¤›r bir yük olarak de¤il, zevkle ve gurur duyarak savunmalar› gereken bir ulusal kimlik olarak alg›lamalar› sa¤lanmal›d›r. Çerkes gençlerinin kültürlerinden kopmalar›na neden olacak düzeyde kirletilen sosyal yaflam alanlar› ulusal yok olufla aç›kça davetiye ç›karmaktad›r. Toplumun en dinamik kesimi olarak gençlik, mücadeleyi inanç 107
ve kararl›l›kla omuzlamas› gerekirken Çerkesli¤i omuzlar›nda tafl›d›¤› a¤›r bir yük olarak alg›lamaya bafllam›flt›r. Gençli¤in önemli k›sm› halk›n sorunlar›na ortak olmay› ve bu konuda düflünce üretmeyi itici ve gereksiz bir u¤rafl olarak görmektedir. Bu çal›flmada tarihsel de¤iflim süreçleri do¤rultusunda analizi yap›lan Çerkes sosyo-kültürel yap›s›, güçlü bir iradi müdahaleyle yeniden düzenlenmedi¤i takdirde sosyal yaflam alanlar›ndaki söz konusu kirlilikten kurtulmak mümkün de¤ildir. Tarihsel mücadele sürecinde Çerkes halk› büyük darbeler alm›flt›r. Soyk›r›m, sürgün, asimilasyon politikalar›, kendine yabanc›laflt›rma metotlar› ve kültürel yozlaflma gibi ulusal kimli¤i eritip yok etmeyi hedefleyen uygulama ve süreçler sonucunda, Çerkes sosyo-kültürel dokusunun patolojik bir duruma evrildi¤i gözlenmektedir. Özellikle gençlik, bir kimlik bunal›m› yaflamaktad›r ve önemli say›labilecek k›sm› da etnik aidiyetinden rahats›zl›k duyar hale gelmifltir. Bu çal›flmada incelenen sosyo-kültürel kurumlar›n ulusal geliflimi engeller bir niteli¤e bürünmüfl olmas› genel olarak d›fl dinamiklerin sebep oldu¤u tahribatlard›r ve ayn› zamanda, halk›n kendi kimli¤ine ne denli yabanc›laflt›r›ld›¤›n› da göstermektedir. Çerkes halk›, bu tahribatlar› kendi iç dinamikleriyle gidermenin yollar›n› aramal›d›r. Güçlü bir iradi müdahaleye ihtiyaç duyulmaktad›r. Çerkes sosyo-kültürel yap›s›n›n ça¤dafl yaflam›n gereklerine uygun yeni bir ulusal mücadele biçimi yaratmak konusunda engeller ç›karan niteli¤i sorunsallaflt›r›lmal›d›r. Halk, ulusal mücadele yürütecek güçlü örgüt ve kadrolar›n, entelektüel birikimi yüksek duyarl› bir kitlenin, dayan›flma bilinci ile bar›flç›l, hümanist, ça¤dafl, özgürlükçü ve demokratik görüfllerin oluflmamas›ndaki sorumlulu¤u biraz da kendi sosyo-kültürel yap›s›nda aramal›d›r. 21. yüzy›l dünyas›nda uluslar ailesinin güçlü bir üyesi olabilmek, uzun soluklu, inanç ve kararl›l›kla yürütülen sistematik bir ulusal mücadele biçimini zorunlu k›lmaktad›r. Bunun ilk koflulu ise, sosyo-kültürel yap›n›n hümanist, özgürlükçü ve demokratik özüne uygun olarak yeniden düzenlenmesidir. Bilinmelidir ki, toplumun demokratizasyonu yönünde at›lacak her ileri ad›m sorunun çözümüne katk› sa¤layacakt›r. Çerkes halk›n›n emekten-emekçiden yana ilerici-sol dinamikleri tutarl› bir demokrasi mücadelesi kapsam›nda sosyo-kültürel yap›n›n yeniden düzenlenmesi sorununu da düflünmek durumundad›rlar.
108
8 MART 2010 Dünya Emekçi Kad›nlar Günü’nün 100. Y›ldönümü Mesaj›m›z 8 Mart 2010 Dünya Emekçi Kad›nlar Günü’nün 100. Y›ldönümünü büyük ac› ve kay›plar›m›zla kutluyoruz. Tarihsel, sosyal, ekonomik, siyasal, kültürel ve pek çok aç›lardan Emekçi Kad›nlar›m›z›n günümüzdeki durumu özledi¤imiz biçim ve içeriklerde de¤ildir. Kapitalizmin her aç›dan yabanc›laflt›rd›¤› insan bu sömürünün bir parças›d›r. Bu bilinç ve kararl›l›kla söylemek zorunday›z: Kad›n›n özgürleflmesinin kavgas›n› verenler yaln›zca Komünistlerdir. Kad›n›n kurtuluflu sosyalizmdedir. Her 8 Mart’ta oldu¤u gibi günümüzde de bu soruna yaklafl›mda iki farkl› e¤ilim görüyoruz: Birincisi; Devrimci bak›fl, ikincisi; reformist yaklafl›m. Düzenin s›n›rlar›n› aflmayan, emekçi kad›nlar› Devrimci ve Marksist Kadrolarla buluflturmayan örgütlerin eylemleri bu 8 Mart’ta yeniden s›nan›p denendi. Çeflitli örgütler pankartlar›n› aç›p alanlarda 8 Mart’› kutlad›. Kapal› salon toplant›lar›nda konu ifllendi. Burjuva ve küçükburjuva “sol” ak›mlarla, burjuvazinin açt›¤› kanallarda yeflerme imkân› bulan kapitalist Bat›’dan devflirme “feminist ak›mlar” bu soruna bilimsel ve nihai çözüm aç›s›ndan bakmamakta, konu ve sorunlar› salt “erkek düflmanl›¤›na” indirgeyerek bilinç bulan›kl›¤› yaratmaktad›r. Emekçi Kad›nlar›n sosyal / enternasyonal kurtuluflu, düflünce ve örgütlenme özgürlü¤ünü kazanm›fl kad›n-erkek tüm insanlar›m›z›n kolektif mücadelesiyle gerçekleflebilecektir. Ayr›ca Türkiye burjuvazisi de 8 Mart’a önceki y›llara oranlara kendince “Kad›nlar Günü” ad›yla sahiplenmifl, içini boflaltarak âdeta Anneler Günü ve Sevgililer Günü’ne indirgemifltir. Hâkim gerici s›n›flar, 8 Mart’›n tarihsel-s›n›fsal önemi böylelikle gizlenmeye ve kapitalist pazar iliflkilerinde kad›nlara çiçek ve hediye alma günü olarak sunmaya çal›flm›flt›r. 8 Mart’›n 100 y›ll›k tarihi ayn› zamanda s›n›flar mücadelesinin çok anlaml› bir parças›d›r. Bu sürece terini ve kan›n› ak›tan, emekçi kad›nlar›m›z›n sosyal / enternasyonal kurtuluflu mücadelesine katk› getiren; Clara Zetkin, Rosa Luxemburg ve Nadeja Krupskaya gibi Devrimci de¤erlerimizi ebedi sayg›lar›m›zla an›yoruz.
109
Yaflad›¤›m›z co¤rafyan›n yetifltirdi¤i kad›n Gerilla, Devrimci, Sosyalist ve Komünist yoldafllar›m›z› da ayn› duygularla an›yor ve selaml›yoruz: 10 Eylül 1920 tarihinde Kongre yöntemiyle oluflturulan Tarihî TKP’mizin Kongresine kat›lan Naciye Han›m, 1920’li y›llarda ‹flçi S›n›f›n›n Sendikal Birli¤i davas›na harç koyan TKP üyesi Safiye Topçuo¤lu, 1932 y›l›nda ‹zmir ‹flçileri Sendikas› Birli¤i üyesi ve sendikal mücadelede ilk kez mahkûm olan TKP üyesi Melek Topçuo¤lu, 1944 y›l›nda Tütün ‹flçilerini örgütleyen TKP üyesi Zehra Kosova, 1951 TKP Tevkifat› san›klar›ndan faflist canilerce katledilen Dr. Sevinç Özgüner, TKP, 1950 Bar›fl Derne¤i ve II. T‹P Genel Baflkan› Behice Boran, Kürt ulusal özgürlük mücadelesinde kendini yakan Zekiye Alkan, keyfî-fiilî infaz yöntemleriyle katledilen THKP-C militan› Sabahat Karatafl türünden tüm Devrimci ve Komünist insanlar›m›z meflreplerince sosyal kurtulufl mücadelesine katk› getiren isimlerden baz›lar›d›r. Anadolu K›z›lbafl-Alevi kültü gelene¤inden AnaKad›n, Ata-Kad›n ve K›z›lbafl Kad›nlar›m›z›, eflinin yan› s›ra silaha sar›lan Dersimli Besa S›aye-Ana, Zarife-Ana, Bese-Analar›m›z›, dünyan›n tüm kad›n gerillalar›n›n efsanevi an›lar›n› sonsuz sevgi ve sayg›lar›m›zla an›yoruz. TEKEL Direnifli’ndeki öncülükleriyle, s›n›flar mücadelesine ekledikleri devrimci halkalar›yla, Yerli Komünarlar›m›z olan Emekçi Kad›nlar›m›z›n onurlu mücadelesini kutluyor ve selaml›yoruz. S›n›fl› toplumlarda çifte sömürü alt›ndaki Emekçi Kad›nlar›m›z›n birli¤i ve örgütlülü¤ü bu çifte sömürüyü alt edecektir. Emekçi Kad›nlar›n kurtuluflu iflçi s›n›f›n›n kurtuluflu gibi kendi eserleri olacakt›r. Sosyal-Siyasal Devrimler emekçi kad›nlar›n katk›s› olmadan asla gerçekleflemeyecektir. S›n›fl› toplumlarda kabaca sömürülen kad›n›n ve kad›n do¤as›n›n e¤itimi nas›l sa¤lanacakt›r? Bu soruyu ancak, ba¤›ms›z s›n›f tavr›n› kuflanm›fl, merkezi kurumsal disiplinli PART‹’nin öncülü¤ündeki bilimle, bilimsel bilgiyle donanm›fl insanlar›m›z cevaplayabilecektir. Günümüz koflullar›nda kad›n; kendi do¤as›n› do¤aya uyumlu düflünce-davran›fllar›yla her aç›dan özgürlefltirecek çabalara yönelmek durumundad›r. Emekçi kad›nlar örgütlü ve organik iliflkili erkek yoldafllar›yla birlikte uzun erimli bir kurtulufl yolunda oluflan tüm imkânlar› yaratmal›d›r. Yaflad›¤›m›z co¤rafyada en baflta cezaevlerinde, k›rda ve kentte Devrimci Kad›nlar›m›z›n gerçeklefltirdi¤i etkinlikleri, kad›nlar›n özgürleflmesi ve kurtuluflu mücadelesine kolektif yeni bir halka katmas› dile¤iyle selaml›yoruz. SORUN Polemik
110
NEWROZ PîROZ BE!.. MERHABA NEWROZ!..
21 MART 2010 NEWROZ’unu da geçen y›llarda oldu¤u gibi yaflad›¤›m›z co¤rafyadaki kütlesel ç›k›fllar›n en coflkulusu, en görkemlisi ve en anlaml›s› olarak selaml›yoruz. Kürt ulusal özgürlük hareketi mitolojideki bu anlaml› gelene¤ini iyimser, ilerici ve dinamik bir yorumla günümüzün sosyal mücadeleler tarihine ba¤lamay› bilmifltir. Yaflad›¤›m›z co¤rafyadaki ulusall›k-s›n›fsall›k dinamiklerini incelerken iflçi s›n›f› ve emekçi halklar›m›z›n sosyal-s›n›fsal-enternasyonal kurtuluflunu düflünürüz. Bu amaçla kendi sentezimizi üretmeye çal›fl›rken halk hareketlerinden, köylü isyanlar›ndan, hak arama eylemlerinden, iflçi s›n›f›n›n kütlesel ç›k›fllar›ndan ve insanlar›m›z›n düflünce-davran›fllar›n› belirleyen kültürel birikimlerden yararlanmak durumunday›z. Komünistler; Mezopotamya’daki masal, efsane ve mitolojik anlat›mlar› sözlü tarihten yaz›l› tarihe geçirirken ilerici, dinamik ve iyimser bir yorumla incelemek durumundad›r. Bu görevi bu türden bir yorumla ele almay›nca gerici, idealist ve metafizik yorumlar “rahatl›kla” iflbafl› yapabilmektedir. Tarihsel Kawa’n›n eylemi Yeni Gün’ün habercisidir. Yeni Gün insana ve do¤aya uyumlu bir bafllang›çt›r. Do¤aya uyumlu her ad›m devrimcidir, de¤ifltiren ve dönüfltürendir. Günümüzdeki NEWROZ kutlamalar›n› tarihselden güncele uzanan gerçekçi bir kütlesel ç›k›fl olarak alg›l›yoruz. Bir emekçi Demirci Kawa’n›n zalim Dehak’a karfl› yakt›¤› atefli günümüzde iflçi s›n›f› ve emekçiler yakmaktad›r. Mezopotamya’n›n emekçi halklar›ndan Kürtler hâkim gerici s›n›flarca sürekli bask› alt›nda tutulmufllard›r. ‹nkâr, imha, asimi-
111
lasyon politikalar›yla tarihleri, co¤rafyalar›, ilerici kültür ve gelenekleri, dilleri, inançlar› yok say›lmak istenmifltir. NEWROZ eylemleriyle tüm ezilen ve sömürülen halklar taleplerini hayk›rmaktad›r. Halklar›n talep ve ihtiyaçlar› kapitalist sistemde de¤il, ancak sosyalist sistemde gerçekleflme flans›n› elde edecektir. Günümüzde emperyalist-kapitalizme karfl› verilen savafllarda NEWROZ’un anlam› büyüktür. NEWROZ; bir yan›yla eflitlik, özgürlük, hak arama, birlik, dayan›flma, bar›fl, direnifl, aflk, sevgi, dostluk, yoldafll›k ve proletarya kardeflli¤i gibi de¤erlerimizin tek yürek oldu¤u yeni bir gündür. NEWROZ’daki kütlesel ç›k›fllar› ba¤›ms›z s›n›f tavr› gözeten kadrolar›n eflitlik ve özgürlük mücadelesiyle buluflturup bütünlefltirmeli, küresel kriz döneminde anlaml› ve ileri bir sese dönüfltürmeliyiz. ‹nsan›n ve insanl›¤›n sosyal-s›n›fsal-enternasyonal kurtuluflu mücadelesinde NEWROZ’lar› bu düflünce-davran›fl çizgilerimizle anmak ve kutlamak An’›n en devrimci görevidir. Dünyan›n tüm ezilen ve sömürülen halklar›n›n NEWROZ Bayram›n› yürekten kutluyoruz. BIJÎ NEWROZ! BIJÎ BIRAT‹YA GELAN! SORUN Polemik
112
Hasan Arif fiimflek* - (1933- 9 fiubat 2010) ‹flçi S›n›f›n›n Sendikal-Siyasal Birili¤i Mücadelesine Adanm›fl Bir Yaflam Hasan Arif fiimflek 1933 y›l›nda Girit göçmeni kalabal›k bir ailenin çocu¤u olarak ‹zmir’de do¤du. Yaflam› boyunca baba1 ve aile mesle¤i olan boyac›l›k-badanac›l›kla geçindi. 1954 y›l›nda Dr. Hikmet K›v›lc›ml› ve arkadafllar›nca kurulan Vatan Partisi’nin ‹zmir ‹l Teflkilât›n› Esat Bal›m 2 ve arkadafllar›yla birlikte kurduklar›nda henüz 21 yafl›ndayd›. 1957 milletvekili seçimleri kampanyas›nda ‹zmir’de çal›flt›. Vatan Partisi tutuklamalar› s›ras›nda ‹zmir yöneticileri ile birlikte tutukland›. Dava sürecince, K›v›lc›ml› ve di¤er partililerle birlikte, önce Harbiye tutukevinde, daha sonra da 1 y›l kadar Sultanahmet Cezaevi’ndeki en genç tutuklu olarak kald›. Daha sonraki y›llarda da K›v›lc›ml›’n›n siyasî çizgisinden ayr›lmad›. 1969-70’de yine K›v›lc›ml›’n›n giriflimiyle kurulan ‹flsizlikle ve Pahal›l›kla Savafl Derne¤i (‹PSD)’nin ‹zmir flubesini kurdu, çeflitli sendikal-siyasal çal›flmalara, mitinglere kat›ld›. 1967-1970’li y›llarda Kocaeli Petkim ve Yar›mca Seramik Fabrikas›n›n inflaat sürecinde Yap› ‹flçileri Sendikas› (Y‹S) Kocaeli fiube Baflkanl›¤› görevini üstlendi. ‹smet Demir ve arkadafllar›yla3 iflçi-kitle çal›flmalar› yapt›. Grev ve mitinglerde aktif rol ald›. 1962-1970 I. T‹P’in örgütlenme çal›flmalar›na kat›ld›. ‹flçi s›n›f›n›n sendikal birli¤i mücadelesinde SADA’ya (Sendikalar Aras› Dayan›flma Anlaflmas›-A¤›-) D‹SK’in örgütlenmesine omuz verdi. D‹SK üst yönetimi Y‹S’in D‹SK’e kat›lma önerisini onaylamad›. 1975 y›l›nda bir grup taraf›ndan yeniden kurulan Vatan Partisi’nin kurucular› aras›nda yer ald›. Daha sonraki y›llarda hastal›¤›n›n da etkisiyle çok aktif olamad›. ‹zmir civar›ndaki Özdere beldesinde yaflamaktayd›. ‹flçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤i mücadelesinde terini ak›tan Hasan Arif fiimflek Yoldafl›m›z 9 fiubat 2010 tarihinde, sevenleri taraf›ndan do¤aya teslim edildi. Cenazesini HKP kald›rd›. Devrimci an›s› ve mücadelesi yaflat›lacakt›r. SORUN Polemik S.P. F/8
113
Dipnot Aç›klamalar›: *
Hasan Arif fiimflek hakk›ndaki canl› tan›kl›klar› ve bilgileri içeren bu yaz›; dönemin iflçi-kitle çal›flmalar› yapan iflçi önderlerinden ve Y‹S’in kadrolar›ndan ‹smet Demir’in mücadele arkadafllar›, SADA, D‹SK, I. T‹P’in örgütlenmesinde etkin rol alan ve 15/16 Haziran Direnifli kadrolar›ndan S›rr› Öztürk’ten, TÖS ve ‹SPD’deki kitle çal›flmalar›yla tan›nan ö¤retmen Tahsin Tekin’den, dönemin iflçi-kitle çal›flmalar›nda, ‹SPD’de, Sosyalist Gazetesi ile Orhan Müstecapl›o¤lu’nun ç›kard›¤› Gerçe¤in Sesi gazetelerinde eme¤i geçen Ecz. Necmi Kaymakç›’dan ve Sosyal ‹nsan Yay›nlar› yönetmeni Ahmet Kale’den derlenen bilgiler ›fl›¤›nda kaleme al›nd› (S. P.).
1
Hasan Arif fiimflek’in babas› Hüseyin fiimflek dönemin TKP üyesiydi, ayn› zamanda TKP’nin kadrolar›ndan Macit Bilge ve Casim Aktimur’un mücadele arkadafl›yd›. ‹zmir’de ilk kez ‘‹zmir Boyac›lar ve Badanac›lar Cemiyeti’ni kurmufltu.
2
Vatan Partisi ‹zmir teflkilât›n›n kuruluflunda Esat Bal›m, Mehmet Ali Resimcio¤lu, Avni Öztürk (Memedo¤lu)’da vard›. Bu üç isimde dönemin TKP kadrolar›yd›. Avni Öztürk, Vatan Partisi tevkifat›nda askerde oldu¤u için hakk›nda dava aç›lamad›. Ayr›nt›l› bilgi için bak›n›z: S›rr› Öztürk, Politika-Sanat-Estetik Yolunda ‘Eme¤in Ressam›’ Avni Memedo¤lu, Sorun Yay›nlar›, 1999.
3
Y‹S Kocaeli fiubesi kurulana ve ba¤›ms›z bir büroya kavuflana kadar, D‹SK’e ba¤l› T. Maden-‹fl Sendikas› Kocaeli fiubesi bürosu ve lokali Y‹S’in örgütleme çal›flmalar›na tahsis edildi. ‹smet Demir’in iflçi-kitle çal›flma arkadafllar›ndan baflta S›rr› Öztürk olmak üzere SADA’y›, I. T‹P’i, daha sonra D‹SK’i kuran Kocaeli’ndeki s›n›f bilinçli kadrolar Y‹S’in ve Hasan Arif fiimflek ve arkadafllar›n›n örgütlenme çal›flmalar›na aktif biçimde kat›lm›fl, dayan›flmalar›n› eksik etmemifllerdir.
114
Necmi Kaymakç› Bizim Arif Ustam›z Arif Usta'da u¤runda bir ömür tüketti¤i hayallerini ait oldu¤u s›n›fa b›rakarak bu evreni terk etti. Kadri k›ymeti bilinebildi mi, kimin bilinebildi ki? Hiç olmazsa onun son nefesinde yan› bafl›nda efli ve çocuklar› vard›. Ne hazindir ki birkaç y›l önce aram›zdan ayr›lan Orhan Müstecapl›o¤lu gözlerini yumdu¤unda onu sonsuzlu¤a u¤urlayan sadece Darülaceze'nin so¤uk duvarlar›yd›. Ya Dr. Hikmet K›v›lc›ml›'n›n öyküsü...Mahpushane duvarlar› aras›nda geçen uzun y›llar. Havan›n kurflun gibi a¤›r oldu¤u o y›llarda ait oldu¤u s›n›f› için bazen kuru ekmek ve suyla yetinmek zorunda kalan bir Dr. Hikmet vard›. S›n›f› ad›na destans› duruflunu bir ömür boyu sürdüren ve en zor koflullarda bile üreten ve üreten... Ama ne ac›d›r ki kara topra¤a düflerken yadellerde tek bafl›nayd›... Arif Ustayla 12 Mart’›n zor günlerinde de birlikteydik, kald›¤› flehri terk etmek zorunda kalm›flt›. Boyac›l›k olan mesle¤ini yaparak kendisinin ve çocuklar›n›n geçimini sa¤lamaya çal›fl›yordu, ben de ona ç›rakl›k yap›yordum, ayn› evde kal›yorduk. Boyac›l›k mesle¤inde o usta ben ç›rakt›m. O y›llardan bu yana Arif Abiye Arif Usta demiflimdir. Arif Usta TKP'li bir baban›n çocu¤u olarak dünyaya gözlerini açm›flt›. Sosyalist mücadeleye omuz veren hepsi iflçi 6 erkek kardefltiler. Arif fiimflek'in Yap› ‹flçileri Sendikas›n›n (Y.‹.S) Kerkük Ceyhan boru hatt› grevindeki çal›flmalar›, 1957 Vatan Partisi ‹zmir il örgütü sekreterli¤indeki örgütleyici kimli¤i bilinir... Onu ‘65 y›l›nda Yap› ‹flçileri Sendikas›n›n ‹stanbul örgütünde görürüz. ‹.P.S.D. nin çat›s› alt›nda birlikteydik. Sultanahmet cezaevinde K›v›lc›ml› ile mahpusluk... O y›llarda Arif Usta Sultanahmet cezaevinden tahliye edilmesini buruk karfl›lam›flt›r, çünkü K›v›lc›ml›'n›n tutuklulu¤u devam etmektedir, bu nedenle ç›kmay› hiç içine sindiremez. 115
Hasta oldu¤unu duydu¤umda geçen yaz ‹zmir Özdere'deki evine ziyarete gitmifltim. Çok hasta olmas›na karfl›n mücadeleci kimli¤i ile dimdik ayaktayd›. Onun Dr. Hikmet'e olan ba¤l›l›¤›n› ve sayg›s›n› bir kez daha yak›ndan gözledim. Uzun y›llar önce Dr. Hikmetle de Arif Abinin ‹zmir Yeflilyurt'taki evinde karfl›laflm›flt›k. Dr.un Arif a¤abeyi o¤lu gibi sevdi¤ini bilirim. Arif Ustayla çok uzun y›llar öyle yo¤un birlikteli¤imiz oldu ki, hangisini anlatsam... Onu anlatmak için uzun söze gerek yok… ‹flçi s›n›f›n›n yi¤it ve ayd›n temsilcisiydi bizim Arif Ustam›z. Usta! Binler onbinler ol ki kah›rla kavrulan flu dünyam›z ayd›nlans›n. Arif Ustay› bize gelecek güzel günlerden haber getiren bir postac› sevinciyle kucaklam›fl›md›r hep.. Yüre¤imde ac›s›n›, beynimde an›lar›n› hep tafl›yaca¤›m. Mart 2010-Sar›yer
Sultanahmet Cezaevi-Oturanlar: Soldan ‹kinci Arif Usta
116
Necmi Kaymakç› -Mektup8 Mart'ta Emekçi Kad›nlar'›m›za flöyle seslenmeli! Yüzy›llard›r sürüp giden çekti¤iniz flu eziyete bir bak›n. fiu k›sac›k ömrünüzde, rahat yüzü göremeden, bir ohh diyemeden flu fani dünyadan göçüp gidersiniz. Niçin? Bunca cefaya daha ne kadar boyun e¤ilecek. Bu ac›, bu eziyet daha ne kadar sürüp gidecek?.. Çocuklar›m›za, torunlar›m›za ac›yla kavrulan bu Dünyay› m› miras b›rakaca¤›z? Emekçi Kad›nlar; Mart’›n 8. günü omuzlar›n›zda çok uzun y›llar›n afl›lamayan sorunlar›yla, çekilen ac›lar›n yükünü tafl›yacaks›n›z. Mücadelenizde yolunuzu açacak zengin deneyimler hemen yan› bafl›n›zda, onlara uzan›n... Onlara daha bir s›k› sar›l›n ki, 8. Mart günlerinde vurulan davullar, çekilen halaylar, söylenen türküler gelecek güzel günlerin habercisi olsun.
Gerek 8 Mart Dünya Emekçi Kad›nlar Günü'nün 100. Y›ldönümü, Gerekse 21 Mart Newroz Kutlamalar› ‹le ‹lgili Olarak Yurtiçinden, Yurtd›fl›ndan, Özellikle de Cezaevlerindeki ‹nsanlar›m›zdan Mektup ve ‹nternet Yoluyla Ald›¤›m›z Mesajlara Kolektifimiz Çal›flanlar› da Ayn› Duygularla Kat›lmaktad›r. SORUN Polemik
117
Sahte Gündemleri ve Çarp›t›lm›fl Görüflleriyle Etkinliklerimize Neden Sald›r›yorlar? Küresel ekonomik krizin etkisi derinlefltikçe s›n›flar mücadelesi de giderek keskinlefliyor. Burjuvazi s›n›fsal bilinciyle ideolojik etkisini hayat›n her alan›na yaymaya çal›fl›yor, kafalar› kar›flt›r›yor. Hâkim gerici s›n›flar›n yaratt›¤› kafa kar›fl›kl›¤› Sol “Cenahta” da etkisini çeflitli biçim ve oranlarda gösteriyor. ‹deolojik ve s›n›fsal tercihini do¤ru yapamayanlar, bilimsel bilgi ve bilinçten yoksun olanlar, bu kaos ortam›nda saat›n rakkas› gibi bir sa¤a bir sola gidip geliyor. Emperyalist-kapitalizmin yoz ve kozmopolit “kültür” politikas› insan›m›z› koparabildi¤i ölçülerde ulusal, sosyal, s›n›fsal, kültürel kimlik ve köklerinden büyük oranda koparmay› baflarm›flt›r. Emperyalizmin ve onun politikalar›n› harfiyen uygulayan resmî ideoloji üniformas› giymifllerin 85 y›ld›r uygulad›¤› kapitalist yabanc›laflt›rma yöntemi bu co¤rafyada “arabesk” bir toplum yaratm›flt›r. Sa¤l› “sol”lu burjuva partileri bu türden bir gericilik ortam›n› bilinçle yaratm›flt›r. Onlar insan›m›z›n bilimsel bilgi ile tan›fl›p bilinçlenmesini engelleyerek politikalar›n› sürdürmektedir. S›n›fl› toplum, özündeki sömürücü kimli¤i ile eflitsiz, haks›z, özgürlüksüz, ahlaks›z ve dejenere bir toplumdur. S›n›fl› toplum ayn› zamanda hasta bir toplumdur. Sol “Cenah›m›z” daki insan malzemesi de s›n›fl› toplumlar›n tüm rahats›zl›klar›ndan derece derece etkilenmifltir. Sol’daki mevcut insan malzemesini de¤ifltirip dönüfltürmek öyle kolay de¤ildir. Kapitalist üretim, mülkiyet ve paylafl›m iliflkiler a¤›n›n flartland›rd›¤› insan malzemesi sosyal-siyasal devrimlerle ve de süreç içinde ancak dönüfltürülebilinir. Ne hazin Sol’daki kümelenmelerde iflçi ve emekçi halk çocuklar› çok az yer al›rken küçükburjuva kökenli olanlar ço¤unluktad›r. An›lan küçükburjuvalar› devrimci harekete kazand›racak, proletaryan›n potas›nda eritecek ya da nötralize edecek birleflik, ciddî, güvenilir ve donan›ml› bir PART‹ olmad›¤›ndan küçükburjuva ke118
sim ideolojik bulafl›kl›¤›n› Sol’a fazlas›yla tafl›yabilmektedir. Bu türden bulafl›kl›k resmî ideolojinin “halkç›l›k, laiklik, ba¤›ms›zl›k, ça¤dafllaflma, kamuculuk, feodalizmin tasfiyesi, anti emperyalizm vb.” fleklinde alg›lanmas› olarak kendini gösteriyor. Ve buna bir de “ulusall›k sosu” eklenerek “sol” politika yap›lmaya çal›fl›l›yor. Sol “Cenah›m›z” daki insan malzemesinin sosyalist siyasî kültürü, davran›fllar›, bilinci, etik anlay›fl› ve donan›m›n›n hangi düzeyde oldu¤u çeflitli tarihsel-sosyal olay ve olgular karfl›s›ndaki tav›rlar›yla ortaya ç›kmaktad›r. S›n›flar mücadelesi bu insan malzemesi ile neleri yap›p yapmayaca¤›m›z›n iflaretini veriyor. “Legal” ve “illegal” durufllar›yla mevcut insan malzemesi ile nas›l bir ideolojik, politik ve örgütsel mücadele verildi¤ini çok net biçimde görebiliyoruz. Bir yanda devrimci ifl yapmak için yan›p tutuflan, büyük bir susuzlukla Marksizm’le tan›flmak için ç›rp›nan, okuyup araflt›ran, dürüst, samimi, ilkeli, bilinçli, militan, özverili, coflkulu, heyecanl› kadrolar; di¤er yanda “dar grup kültü” ya da “dar grup tap›n›m›” hastal›¤›ndan kurtulamam›fl, “flef” kültü d›fl›na ç›kamam›fl sosyalizm d›fl› büyük bir kalabal›k… Birinci olarak an›lanlarla kolektif ifl yapmak, ifl içinde onlar› biçimlendirmek ve sosyalizmin sorunlar›n› tart›flmak, çözüm yöntemleri üretmek imkân dâhilindedir. ‹kinci olarak an›lanlar›n e¤itimi ve sosyalizme kazan›lmas›, ancak “flef” kültünün k›r›l›p afl›lmas›na ba¤l›d›r. ‹çerideki ve d›flar›daki hapishanelerde “flef” kültüne biat etmifl “tabî” insanlar hem devrimci harekete hem de sosyalist kültürümüzün geliflip güçlenmesine büyük zararlar verebilmektedir. Sosyalist, komünist örgütlenmelerde ne “flef”lere ne de “flef” taslaklar›na yer vard›r. Olmamal›d›r. Bilimsel Sosyalizm / Komünizmin düflünce-davran›fl bütünlü¤ü içinde ö¤renilemeyiflinin elbette ki nedenleri vard›r. Bunun nedenlerini sorumlulukla, serinkanl› olarak ve de bir disiplin içinde tart›flmak gerekiyor. Bilakis “flef” saplant›s›na girmifller ile “ulusal sol”cular›n verdi¤i zarar› nas›l giderece¤iz? ‹deolojik-teorik-politik-örgütsel donan›m›m›zla, PART‹’nin kurmayl›¤›nda gerçeklefltirilen sosyal pratiklerimizle küçükburjuva “solcu”lu¤unun verdi¤i zararlar aza indirilecektir. 119
Sol “Cenah›m›z” burjuva resmî tarih anlay›fl› ile resmî ideolojilerden kopabildi¤i oranda bilimsel nitelikler kazanmaya aday olacakt›r. Burjuva ideolojisi-Kemalizm; dürüst, ilkeli, bilimsel, entelektüel geliflmelerin en büyük engellerinden biridir. Bas›n-yay›n faaliyetlerinde, elimizdeki araçlarla, e¤itim çal›flmalar›nda, panel-söylefli, forum, sempozyum, istiflari toplant›larda, iflçi-kitle çal›flmalar›nda özetlemeye çal›flt›¤›m›z insan malzemesiyle s›kça karfl›lafl›yoruz. Kapitalizmin esir ald›¤› insanlar›m›z› dönüfltürmek çok zordur. Böyle de olsa bu türden insanlar›n beyinlerinde bir flimflek çakmak, Makarenko misali yüreklerinde henüz teslim al›nmayan bir adac›k aramak ve oraya hitap etmek için elimizdeki tüm araçlar› ve yeteneklerimizi kullanmaya devam edece¤iz. Kolektifimiz’in üretti¤i kitap, dergi, gazete, broflür vb. ürünlerimizle bir biçimde tan›flan insanlar›m›zla gerçeklefltirdi¤imiz diyalog ve tart›flmalarda, Sol “Cenah›m›z”daki insan malzemesinin konumunu tüm ayr›nt›lar›yla incelemek f›rsat›n› buluyoruz. Yapt›¤›m›z ifl’in bir gere¤i olarak mektup ve internet yoluyla yaz›flarak diyalog arayanlar›n da hakikî amaç ve niyetlerini anlamaya çal›fl›yoruz. Politik iletiflim kurmak isteyenlerin tümüne uygun cevaplar veremiyoruz. Hem zaman› iyi kullanmak istiyoruz hem de ifllevsel olmaya, yarat›c› diyaloglar› gelifltirip güçlendirmeye özen gösteriyoruz. Henüz Bilimsel Sosyalizm / Komünizm ile tan›flmam›fl, fakat ilerici, demokrat, devrimci, sosyalist ve komünist oldu¤unu zannedenlerle ayn› dili konuflamad›¤›m›z için yararl› bir iletiflim kuram›yoruz. Onlar›n Kolektifimiz’i çekmeye çal›flt›¤› “dipsiz kuyu bofl ambar” türünden tart›flmalara da do¤all›kla girmiyor, giremiyoruz. Üniversite okumufl yar›m-ayd›nlar›n etkisine girmifl, onlar›n afl›rma tezlerini özümlemifl, bilim ve ak›l d›fl› teorileriyle kafas› kar›flm›fl olanlarla da tart›flam›yoruz. Stalin, Troçki, Mao, Enver Hoca, Che, günümüzde de Chavez “dedi ki” güzergâh›ndan henüz ç›kamam›fl olanlarla da tart›flam›yoruz. Tart›flmak bir yana bu türden bir politika yap›lmas›n› devrimci hareketin yeni nitelikler kazanabilmesi aç›s›ndan do¤ru ve ilerletici bulmuyoruz. 120
Benzeri bir siyaset anlay›fl›n›n asla gelifltirici olmayan tarzlar›n› M. Suphi, Dr. H. K›v›lc›ml›, Deniz, Mahir, ‹brahim’ler üzerinden götürüp aflamayanlar için de söylemeliyiz. Sovyetler Birli¤i deneyiminin çözülmesini salt “Kruflçev-Brejnev revizyonizmine” ba¤layanlarla, Stalin ve Sovyet düflmanl›¤›na endekslenmifl “tart›flmalar›” ciddiye al›p nas›l elefltirece¤iz? Bu yolda “hamle” yapan Troçkist ve Anarflist kanallara girmifl olanlar›n rotas›n› nas›l dönüfltürece¤iz? Burjuvazinin deste¤indeki “Sivil toplumcu” ve antimarksist “Frankfurt Okulu”nun T. C.deki temsilciliklerini kuranlar›n etkisini nas›l k›raca¤›z? “Ben Marx’› aflt›m.” megalomanisine girenlerin yaratt›¤› ideolojik erozyonu nas›l aflaca¤›z? Sol “Cenah›m›zda” sorulacak, tart›fl›lacak çok meselemiz var… Kolektifimiz ile aranan diyalog ve iliflkilerde amac› belirsiz tart›flmalara girmiyoruz. Gündemimizi sekteye u¤ratacak bu türden tart›flmalara nas›l gireriz? Bu türden tart›flman›n taraflara çok s›k›c› geldi¤inin de fark›nday›z. Böyleleriyle ne iki sat›r sohbet edebilirsiniz ne de keyifli iki bardak çay içebilirsiniz. Ama ne hazindir ki, bu türden bir insan malzemesi Sol “Cenahta” yo¤unlukla kümelenmifltir. Sosyalizm ile asla ba¤daflmayan çürük insan malzemesini e¤itmek, ay›klamak elbette kolay bir u¤rafl de¤ildir. Bunun bilincindeyiz ve biliyoruz ki devrimci mücadele güçlendikçe bu malzemeyi hem flekillendirecek hem de çürüklerini eleyecek. * * * Bu y›l TÜYAP 8. Bursa Kitap Fuar›’nda düzenledi¤imiz “Dersim 3738 Katliam› ve Sol’un ‘Politikas›’ ” bafll›kl› Panel-Söyleflimizde karfl›laflt›¤›m›z bu türden insan malzemelerinin yaratt›¤› provokatif sald›r›lar› okurlar›m›zla paylaflarak konuyu örneklemek istiyoruz. Panelimizi Kolektifimiz ad›na S›rr› Öztürk (S. Ö.) hem yönetti hem de tebli¤ini sundu. Özetle: Devrimcilerin, Marksistlerin günümüzü anlamak aç›s›ndan K›z›lbafl-Dersim’e, tarihine, kültürüne, ilerici geleneklerine, burjuva resmî tarih ve resmî ideolojisine nas›l bakt›¤›n›, Kemalist rejimin gerçeklefltirdi¤i kitlesel katliamlar›n nedenlerini, bu türden bir katliamla yüzleflmek ve hesaplaflmak gerekti¤ini ve de sistemin uygulayageldi¤i bask› ve terörün nas›l afl›laca¤›na iliflkin görüfllerini anlatt›. Araflt›rmac› yazar Turabi Salt›k ile Cafer Solgun da çeflitli çal›flmalar›n121
da dile getirdikleri özgürlükçü ve demokratik çözüm yöntemlerini aktard›. Dersim katliam›n›n, ideolojik, politik nedenleriyle sonuçlar›n› belgeleriyle ve de kitleleri e¤itip düflündürmeyi amaçlayan dengeli bir üslupla sundu. Paneli izleyenlerden baz›lar› bu nitelikli etkinliklerimizden, özgün tahlillerimizden çok rahats›z oldular. Tüyap Konferans Salonunu bir ara 200-250 kifli doldurmufltu. Bizden önceki panelde Yaflar Nuri Öztürk “modern islâm” (ne demekse) geçinen çok kalabal›k bir kitleye hitap etmifl, onlar› efsunlam›fl ve panelimizin 15 dakikas›n› çalm›flt›. Fuar idaresi zaman›m›z›n çal›nmas›na müdahale etmemifl, bizden sonraki paneli de ›rkç›-floven konumuyla Hulki Cevizo¤lu hazretlerine ay›rm›flt›. Fuar idaresi bize saat: 14:30’da etkinli¤imizi duyurdu¤u için davetiye ve afifllerimizi de bu saate göre haz›rlam›flt›k. Fuar idaresi bu de¤iflikli¤i bize duyurmam›fl ve 13:15 saatinde panelimizi anons etmifltir. Dolay›s›yla panelimize gelecek olan hedef kitlemiz zaman›nda gelememifltir. Bursa Kitap Fuar› etkinliklerimizi içeren afifl ve davetiyelerimize ise Bursa polisi, keyfî biçimde fuardan 10 gün önce el koymufltur. Bu olay etkinliklerde karfl›laflaca¤›m›z provokasyonun bir iflaretiydi. Fuar idaresi de hem saat de¤iflimi hem de iki gerici cenah›n aras›na bizim etkinli¤imizi yerlefltirerek büyük bir hata yapm›flt›. Panelimizde, daha söze bafllamadan monden k›l›kl› bir bayan, t›pk› geçenlerde ‹zmir’de DTP’nin konvoyuna tafl atan, kendinden geçmifl bayan gibi giyinikli ve âdeta histeri krizleri geçirircesine: “Ben de Arap’›m. Burada Mustafa Kemal’e söz söyletmem. Veli Küçük’e özgürlük!..” diye gürledi! S. Ö. bu bayan›: “Bu etkinli¤imizi size provoke ettirmeyiz. Söylediklerinizin panelimizle ne ilgisi var?” diye uyard› ve d›flar› ç›kmas›n› söyledi. O ise “Ç›km›yorum. Evet, ben bu paneli provoke etmek için geldim.” diyerek meydan okudu! Ard›ndan salon birbirine kar›flt›. Her kafadan girici bir ses ç›k›yordu. 50 yafllar›nda iyi giyimli bir bay ise flöyle hayk›r›yordu: “Ben TKP’liyim. Atatürk Dersim katliam›n› gerçeklefltirmeseydi de, bu memleketi feodalizme mi teslim etseydi? Bölücülük yap›yorsunuz. Cumhuriyetimizi emperyalizme teslim ediyorsunuz!.. Sizi protesto ediyorum.” dedi ve salonu terk etti¤i görüldü. 122
Daha sonra “cumhuriyet, demokrasi, hukuk, Atatürk, bölücülük, terör, terörist, vatan, millet” sosuna bürünmüfl ›rkç›-floven histerilerle her kafadan bir ses ç›kmaya bafllad›. Fuar güvenli¤inden sorumlu olanlar da duruma müdahale etmedi. Allah›n ifline bak›n, kendilerini “sol” kulvarda sayan “‹P”, “TKP”, “Türk Solu”, ADD, ÇYDD, Kemalist, ›rkç›, Türkçü, vatansever, faflist, Ergenekoncu ve sözde ABD ve AB emperyalizmine karfl› oldu¤unu söyleyen tüm gerici zevat bizim Panel-Söyleflimizde cem etmeyi uygun bulmufltu?!.. Demek ki, Kolektifimiz’in arkas›nda durdu¤u idolojik-politik hat bu türden gerici bir insan malzemesini buluflturmaya ve ortak hareket etmeye yetmiflti... S. Ö. etkinli¤i açarken: “De¤erli canlar, dostlar, yoldafllar merhaba! Kolektifimiz’in düzenledi¤i panel-söyleflimize hofl geldiniz…” diye izleyenleri içtenlikle selamlamas›na ve izleyenlerin sorular›n›n cevaplanaca¤›n› söylemesine ra¤men, ADD’li oldu¤unu söyleyen monden k›l›kl› bir bayan S. Ö.ye aynen flunlar› söylemeye cüret etmifl: “Senin gözlerinden bizlere kinle bakt›¤›n› görüyoruz. Bize ve Cumhuriyetimize nefretle bak›yorsunuz. Bu memleket bizim, böldürmeyece¤iz. Atatürk katliam yapmam›flt›r. Cumhuriyeti korumufltur…” diyerek hamasetli bir nutuk çekmifltir. Panelde demokrat bir ölçü gözetilerek tam 9 kifliye söz verilmifl, söz alanlar›n tamam› da söz birli¤i etmiflçesine ayn› mealde konuflmalar yaparak etkinli¤imizi sabote etmeye çal›flm›flt›r. Etkinlikte burjuva resmî tarih anlay›fl› ile resmî ideolojinin fena hâlde etkisinde kalan ve de “sol” geçinenlerin yöneltti¤i tüm sorular› cevapland›. Hâkim gerici s›n›flar›n beyinlerini i¤difl etti¤i bu zavall› insanc›klar›n “demokratik tart›flma” yöntemine al›fl›k olmad›¤› görüldü. Hepsinin ideolojik, ruhsal, kültürel konumlar› tahrip edilmiflti. K›flk›rt›l›p yönlendirilmeye son derece aç›k ve teflneydiler. Ellerinden gelse ve biraz daha organize olsalar konuflmac›lar›m›za fiziksel sald›r›larda dahi bulunabileceklerdi. Sol “Cenah›m›z” ise panelimize gelmemiflti. Dersimli K›z›lbafl-Alevi canlar›m›z ise geleneksel hümanist ve iyimser tav›rlar›yla provokatörlere bulaflmam›flt›. Onlar yap›lan konuflmalar›m›zdan son derece mutluydu. 123
Provokatörlere anlad›klar› dilde cevaplar verildi. Etkinli¤imizi sabote edemediler. Yaln›zca zaman›m›z› çalmay› becerdiler. Bu tekil örnekler de gösteriyor ki, T. C.de yaflayanlar›n kafalar› oldukça kar›fl›kt›r. Sahte gündemle kitleler aldat›lmaktad›r. ‹deolojik, ruhsal konumlar› “rahatl›kla” i¤difl edilmifl kitleler hâkim gerici s›n›flar›n “yüksek” ç›karlar› do¤rultusunda yönlendirilebilmektedir. Burjuva resmî tarih anlay›fl› ile resmî ideoloji Kemalizm, bilimsel, demokratik ve özgürce bir tart›flma ortam›n›n oluflmas›n› büyük oranda darbelemifltir. Yalanc›, entrikac›, akla, mant›¤a ayk›r›, ›rkç›, floven, faflist anlay›fllar sosyal demagojilerle kitleleri zehirleyebilmifltir. Panelde zaman darl›¤› yüzünden kendilerine söz verilemeyen bir grup genç Kolektifimiz’in stand›nda S. Ö. ile konuflma-tan›flma talebinde bulununca gençleri oturttuk. Kafalar›ndaki tüm sorular› cevaplad›k. Bu tan›flmadan memnun olduklar›n› söylediler ve stand›m›zdan S. Ö.ye teflekkür ederek ayr›ld›lar. * * * “T. C.nin gündemi yar›m saatte de¤iflir.” özdeyiflimizi bilinçle her f›rsatta gündeme tafl›yor ve s›kça tekrar etmeyi uygun buluyoruz. Toplum sosyal s›n›f ve sosyolojik emekçi halk gerçekli¤i uzant›s›nda saflaflmam›flt›r. Sa¤l› “sol”lu burjuva partileri “laik-fleriat” gibi sahte bir gündemle NATO’cu, CIA’c›, IMF’ci, DTÖ’cü politikalar›n› insan›m›z›n üzerinden geçirmektedir. Sosyal demagojileri karfl›ya al›p geriletecek, hesaplaflacak ve tarihsel-sosyal hakl›l›klar›m›zla aflacak bir hareketimiz ise yoktur. Sol “Cenah›m›z›n” konumu bir yan›yla zay›f ve çok tart›flmal›d›r. Di¤er yandan sosyal muhalefet dinamiklerinin taban›nda görev yapan çok de¤erli nüvelerimizin varl›¤›ndan da haberliyiz. ‹ktidar projesine sahip bir PART‹’miz henüz iflbafl› yapamad›¤›na göre, bu co¤rafyada kafalar daha çok kar›flacakt›r. Sol “Cenah›m›z›n” onulmaz bir hata yapmas›na ba¤l› olarak; manipüle edilen provokasyonlar “rahatl›kla” gerçekleflebilecek, siyasî cinayetler, katliamlar yap›lacak, daha çok bombalar patlat›lacak, binbir emek ve özverilerle oluflan mevzilerimiz elo¤ullar›nca çi¤nenecek, yeri bir daha doldurulamayacak en de¤erli canlar›m›z kahpece arkadan vurulacak, cezaevleri Devrimci ve Komünist kadrolarla dolup taflacak, uluslarötesi tekelci sermayenin diktatörlü¤ü zaferini bizlerin hata ve yan›lg›lar› üzerinden ilan edebilecektir. 124
Böyle mi olmal›d›r? Mevcut devrimci potansiyel gücümüzü enerjiye çeviremeyecek miyiz? “Darbe olmaz.” aymazl›¤›yla AB’ye ve AKP’ye kölece angaje olanlar› hayat ve mücadele tüm süreçlerde mahcup etmifltir. Finans-kapitalin s›n›fsal ve ideolojik kimli¤ini, karakterini ve gündemini kavrayamayanlar T. C.de gündemin yar›m saatte de¤iflti¤ini bir kez daha görecektir. Sahte gündemle yat›p kalkan, kara gerici, ›rkç›, floven, Türkçü ideolojilerle beslenen ak›mlar›n, kriz flartlar›nda ne yapmaya aday olduklar›n›n iflaretleri al›nmaktad›r. “Bir k›v›lc›m tüm bozk›r› tutuflturmaya yeter.” özdeyiflini iyi okumal›y›z. Krizlerin, devrimci durumlar›n, iç savafllar›n ya faflizme ya da devrime gebe oldu¤unu unutmayal›m. Sol “Cenah›m›z›n” ayr›fl›p bütünleflmesi davas›na omuz verelim. Biricik güvencemiz olan Komünistlerin Birli¤i’nin hangi anlama geldi¤ini gecikmeden kavrayal›m. Temel ‹lke ve Amaçlarda anlaflm›fl nüveleri kolektif ad›mlar atmaya zorlayal›m. Faflizme karfl› mücadelenin önemi ile iflçi s›n›f›n›n sendikal ve siyasal birli¤i sorunsal›n› gündeme neden tafl›d›¤›m›z› bilince ç›karal›m. Somut, çerçevesi birlikte çizilmifl kolektif her devrimci ad›ma omuz vermek durumunday›z. Burjuva resmî ideolojisinin esiri olmufl, böylesine fikirsel periflanl›k içinde bocalayanlar›n hakikatin kavgas›n› verenlere karfl› provokatif sald›r› d›fl›nda yapacaklar› bir fley kalmam›flt›r. Kolektifimizin elindeki araçlar›m›z›n adedi ço¤alm›flt›r. Sorumluluklar›m›z daha da artm›flt›r. Devrimci tezlerimizle tahlillerimiz sosyal pratikte do¤rulanmaya bafllam›flt›r. Komünistlerin Birli¤i yak›c› bir sorun olarak gündemdedir. Tarihsel iyimserli¤imizle hakl› bir yerdeyiz. Daha fazla ifllevsel olmaya bafllad›¤›m›zda bu türden sald›r›lar aza inecek ve provokatörlerin anlad›klar› biçimde karfl›l›k görece¤i aç›kt›r. SORUN Polemik
125
Bizden Haberler
•
Bursa’da Polis Kitap Fuar› Etkinliklerimizle ‹lgili Afifl ve Davetiyelere El Koydu?!
8. Bursa Kitap Fuar› Etkinliklerimizle ilgili afifl, davetiye ve benzeri malzemelerimize 20 fiubat 2010 günü Bursa polisi el koydu. 27 fiubat 2010 tarihinde gerçekleflecek kitap fuar› için haz›rlad›¤›m›z afifl ve davetiyeleri da¤›tan eleman›m›z›n elinden hukuk d›fl› yöntemlerle al›nmas› üzerine Bursa C. Savc›l›¤›na yapt›¤›m›z müracaat fuar süresince bir türlü sonuçlanmad›. Bu keyfî uygulama, sistemin Devrimci ve Marksist Yay›n Kolektiflerinin Kitap Fuarlar›na kat›lmas›ndan duyulan korkunun bir ifadesidir. 8. BURSA K‹TAP FUARI’NDA DÜZENLED‹⁄‹M‹Z PANEL ETK‹NL‹KLER‹M‹Z: 1. ETK‹NL‹⁄‹M‹Z: Konu : ‹fiÇ‹ SINIFI HAREKET‹ VE SOSYAL‹ST HAREKET‹N SORUNLARI Kat›l›mc›lar
: 1. S›rr› Öztürk (Sorun Yay›nlar› Kolektifi-Çal›flan›) 2. Ahmet Kale (Sosyal ‹nsan Yay›nlar› Çal›flan›)
Yöneten Düzenleyen Tarih Saat Yer
: : : : :
S›rr› Öztürk Sorun Yay›nlar› Kolektifi 28 fiUBAT 2010 (Pazar) 17. 00 - 18. 15 Tüyap Bursa Uluslararas› Fuar ve Kongre Merkezi Cumal›k›z›k Konferans Salonu
Etkinli¤imize 135 kifli kat›ld›, izleyenlerin sorular› cevapland›.
126
2. ETK‹NL‹⁄‹M‹Z: Konu Kat›l›mc›lar
: TEKEL D‹REN‹fi‹ VE MARKS‹ZM : 1. S›rr› Öztürk (Sorun Yay›nlar› Kolektifi-Çal›flan›) 2. Cenk A¤cabay (Araflt›rmac›-Yazar)
Yöneten Düzenleyen Tarih Saat Yer
: : : : :
S›rr› Öztürk Sorun Yay›nlar› Kolektifi 28 fiUBAT 2010 (Pazar) 18. 30 - 20. 00 Tüyap Bursa Uluslararas› Fuar ve Kongre Merkezi Cumal›k›z›k Konferans Salonu
Etkinli¤imize, fuar›n kapan›fl saatine yak›n oluflu yüzünden, 25 kifli kat›ld›, izleyenlerin sorular› cevapland›. 3. ETK‹NL‹⁄‹M‹Z: Konu Kat›l›mc›lar
: LAT‹N AMER‹KA’DA YERL‹ HAREKETLER‹ : 1. S›rr› Öztürk (Sorun Yay›nlar› Kolektifi-Çal›flan›) 2. Sibel Özbudun (Araflt›rmac›-Yazar.Ö¤r. Üyesi.)
Yöneten Düzenleyen Tarih Saat Yer
: : : : :
S›rr› Öztürk Sorun Yay›nlar› Kolektifi 6 MART 2010 (Cumartesi) 13.15-14.15 Tüyap Bursa Uluslararas› Fuar ve Kongre Merkezi Çekirge Konferans Salonu
Etkinli¤imize 135 kifli kat›ld›, izleyenlerin sorular› cevapland›.
127
4. ETK‹NL‹⁄‹M‹Z: Konu
: DERS‹M 37-38 KATL‹AMI VE SOL’UN “POL‹T‹KASI”
Kat›l›mc›lar
: 1. S›rr› Öztürk (Sorun Yay›nlar› Kolektifi-Çal›flan›) 2. Turabi Salt›k (Araflt›rmac›-Yazar) 3. Cafer Solgun (Araflt›rmac›-Yazar-Yüzleflme Derne¤i. Su TV. Haber Kor.)
Yöneten Düzenleyen Tarih Saat
: : : :
Yer
: Tüyap Bursa Uluslararas› Fuar ve Kongre Merkezi Uluda¤ Konferans Salonu
S›rr› Öztürk Sorun Yay›nlar› Kolektifi 6 MART 2010 (Cumartesi) 13. 30- 14. 30
Etkinli¤imize 200’ü aflk›n kifli kat›ld›, izleyenlerin sorular› cevapland›. Burjuva resmî tarihi ile resmî ideolojisinin etkisindeki ›rkç›, Türkçü, Ergenekoncu, floven, sosyalfloven ve faflistlerin ittifak etti¤i provokatörlerin sald›r›s› anlad›klar› dilde karfl›l›k gördü.
128