Skip to main content

s077

Page 1

Yeni Evrede

Baþyazý

Mücadele Birliði

KARÞITLARIN BÝRLÝÐÝ VE MÜCADELESÝ K

apitalist üretim biçimini doðru-dürüst bilmeyenler, bu biçimin temelindeki ekonomik yasalarýn ne olduðunu kavramayanlar, yani bu toplumun diyalektiði hakkýnda bir fikri olmayanlar, buna aykýrý olan “toplumsal uzlaþma” önerisinde bulunabiliyor. Oysa ki, karþýtlarýn birliði ve mücadelesine dayanan bu toplumda, toplumun diyalektiðinin geliþimiyle, ortada ne birlik kalýr ne de “toplumsal uzlaþma”. Sýnýfsal toplumlarýn yapýsý doðru olarak kavranmalý. Kapitalist toplum, ücretli-emeðe dayanýr, ücretli-emek sistemidir. Toplumun varlýðý, ücretli-emek sisteminin varlýðýna baðlýdýr. Bu sistemde, emekçinin yoksulluðu, sermaye birikiminin ön koþuludur. Yoksulluk, proleter kavramýnýn içeriðinde vardýr. Sermaye büyüdükçe, proletaryanýn yoksulluðu hem yeniden üretilir, hem daha bir derinleþir; hem mutlak olarak, hem de göreceli olarak. Ýþçiler, iyi bir mücadeleyle, kendi koþullarýný biraz daha düzeltseler de, onlarý bekleyen daha kötü bir gelecektir. Bu, uzlaþmaz karþýtlýða dayanan toplumun temelindeki çeliþkilerin olgunlaþmasý demektir. Demek ki, sermaye birikiminin ilerlemesi, var olan çeliþmeleri yumuþatmaz, tersine iyice keskinleþtirir. Sermayenin yeniden-üretim süreci, ayný zamanda baðrýndaki uzlaþmaz çeliþkilerin ya da karþýtlýklarýn da yeniden-üretim sürecidir, ki bu süreç zorunlu olarak bu toplumu havaya uçuracak biçimde iþler. Burjuva toplumu analiz ederken kullanýlan ifadeler, yapýlan tanýmlamalar, belli olgularý anlatmalýdýr; yoksa zihniyetlerde üretilen uydurmalara deðil. Kapitalist toplumu anlatýrken kullanýlan, “bir kutupta zenginlik birikimi, karþýt kutupta ise, her türlü maddi zenginliði üretenlerin, emekçilerin yoksulluk birikimi” ifadeleri, iþte bu iki kutuplu dünyayý anlatýr. Kapitalist toplum zorunlu olarak kutuplu bir toplumdur. Bir tarafta elinde büyük bir servet toplayanlar, öte yanda, zincirlerinden baþka kaybedecek hiçbir þeyi olmayanlar, proleterler. Tüm bu ifadeler, sýnýflý toplumdaki temel olgularý, þeyleri yansýtýyor. Þeyleri yaratanlar, komünistler deðildir. Yeltsin, bir keresinde, “Marx keþke

doðmamýþ olsaydý” demiþti. Sanki kapitalist toplumdaki çeliþkileri ve sýnýf mücadelelerini yaratan Marx imiþ, o olmasaymýþ, sýnýf savaþýmý kaçýnýlmaz sonuna doðru, proletaryanýn sýnýf egemenliðine varmayacakmýþ gibi. Bunu söyleyenden daha sefil bir kimse olamaz. Kapitalist toplumun çeliþmelerini ve karþýtlýklarýný, yani þeyleri yaratan Marx deðildir, bunlar kapitalist toplumun olgularýdýr. Marx, kafasýndan olgular yaratmadý; var olan olgulara sadece teorik ifadesini verdi. Nesnel süreç, kiþilerin, sýnýflarýn iradesine raðmen iþler. Aralarýnda var olan çeliþkilere raðmen, toplumun farklý ve karþýt sýnýflarýna ait bireylerin “bir arada yaþamasý”ný savunanlar, gerçek yaþamda yine bu çeliþkilerin çengeline takýlýrlar. Toplumun temelindeki gerçek çeliþmelerden kurtulmak için de, onlarý zihinlerinde yok sayarlar. Arzularý her ne olursa olsun, son tahlilde amaçlarý, toplumun birliðini saðlamaktýr. Bunun önündeki çeliþki engelini kaldýrmak için ise aslýnda çeliþki yoktur, diye düþlemenin yeterli olacaðýný düþünürler. Hem kapitalist toplumdan söz edip, hem çeliþki ve karþýtlýklarý yok saymak ancak küçük burjuva dar kafalýlýðýn bir kuruntusudur. Bu, gerçek bir toplumdan deðil, zihinlerde tasarlanmýþ bir toplumdan hareket etmektir. Gerçek toplum -bu eðer sýnýflý bir toplum ise- sýnýflardan, farklý sosyal gruplardan, iþbölümüne dahil edilmiþ bireylerden oluþur; aralarýnda ise maddi yaþam koþullarýndan kaynaklý bir sýnýf savaþýmý sürüp gider. Ta ki tüm bu karþýtlýklarýn olmadýðý bir toplum, yeni temellerde örgütlenene dek. Sýnýflý toplumun toplumsal yasalarýný yoksayarak, sýnýf mücadelesi yerine “toplumsal barýþ”ý; iç savaþ ve birlikte getirdiði þiddetli yýkýmlarýn yerine “toplumsal konsensus” ve bireylerin uyumlu birliðini isteyenler, aslýnda bunun tersini kanýtlamaktalar. Sýnýflý toplumun birliðinden ve devamýndan yana olmak, karþý çýkýlan tüm olaylarýn daha þiddetli bir biçimde yaþanmasýný istemenin diðer adýdýr. Uzlaþmaz çeliþki ve karþýtlýklara dayalý bir bir toplumda, toplumsal çeliþkiler mutlaka kendi sonuçlarýný yaratacaktýr. Ýçerde sýnýf mücadelesinden ve iç savaþýn büyük çatýþmalarýndan ve vahþetinden kurtulmak için dýþta emperyalist olmalarý gerektiðini önerenlerin bu istemlerine ve emperyalizme geçilmesine karþýn, iç savaþ oralarda yeniden ortaya çýktý. Bu defa tüm dünya sýnýf savaþý alaný haline geldi. Sýnýf savaþýmý artýk, küresel iç savaþ olarak sürüyor. Hem toplumun tüm bireylerinin uyum içinde birliðinden yana olup, hem de bu toplumdan yana oldunuz mu, arzularýnýzýn tersi bir konuma düþersiniz. Hem bu toplumdan yana olup, hem de bunun sonuçlarýndan kaçamazsýnýz. Her toplum kendi hareket temelinde sürer. Burjuva toplumun uzlaþmaz çeliþki ve karþýtlýða dayalý barýþýna raðmen, bireylerin “bir arada yaþama”larýný istemek, proletarya üzerindeki kapitalist egemenliðinin devam etmesini istemekten baþka bir þey deðildir. Bir de, gerçekten, insanlarýn birbiriyle çatýþmadýðý, birbiri-

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

3


Yeni Evrede

Baþyazý

Mücadele Birliði

ni düþman yerine dost olarak gördükleri, savaþsýz, kendisiyle uyumlu bir toplum düþleyenler var. Böyle düþünenlere söyleyeceðimiz þudur: Ýnsani bir toplumu istemek, onu gerçek yapmaz; bunun için devrimci bir mücadele vermek gerekiyor. Ýnsani bir topluma varmanýn temel koþulu, bu insani olmayan toplum koþullarýný devrim yoluyla yýkmaktýr. Ýnsani bir toplum, proletaryanýn toplumsal devriminde biçimlenecektir. Kapitalist toplum, sýnýflý bir toplum olarak proletarya ile kapitalistlerin birliðine dayanýr, yani karþýtlarýn birliðine. Birliðin temelinde uzlaþmaz bir çeliþki vardýr, yani emek-sermaye çeliþkisi. Çeliþkilerin geliþimiyle birlikte, toplum temellerinden çözülüp-daðýlmaya baþlar. Proletarya, varolan birliði parçalayýp, maddi koþullarý oluþmuþ olan yeni ve daha yüksek bir toplum biçimini kurmaya yönelir. Bu yönelim, Paris Komünü’nden buyana dünya proletaryasýnýn deðiþmez bir yönelimidir. Burjuvazi ise karþýtlarýn birliðine dayanan birliði ayakta tutmak için sürekli daha fazla zora baþvuruyor. Ara sýra baþka politikalarý devreye soksa da, þiddetten hiçbir zaman vazgeçmez. Çeliþmeli ve karþýtlýða dayalý bir toplumda þiddetli bir bunalýma neden olur. Zaten ulus çapýnda bir bunalýmýn tüm temel ögeleri, kapitalist ekonominin yapýsýnda var. Bu ögeler artýk toplumu daðýlmayla yüz yüze getirmiþse, buna raðmen eski toplumda diretmek ve zora baþvurmak varolan öðelerin patlama biçiminde açýða çýkmasýný getirir. Ýþte, burjuvazinin iki binli yýllara doðru gündeme getirdiði “tarihin sonu” tezi, proletaryayý zora dayanarak, tehditle kapitalist düzende tutma politikasýdýr. Ona göre tarih kapitalizmin ötesine geçmemeli, kapitalizmle sýnýrlý kalmalý. Bu sýnýrlar gerektiðinde þiddet, terör, katliamla korunur. 11 Eylül, emperyalist burjuvazinin bu sýnýrlarý korumak için neler yapacaðýnýn bir örneðidir. ABD’nin 3.Dünya Savaþý ve tüm emperyalist-kapitalist sistemin emekçi sýnýflara yönelik saldýrýya geçmesi hep bu çerçevede yapýlanlardýr. Bunun bir patlamayla sonuçlanacaðý açýk. Çok geçmeden, dünya proletaryasý, burjuva saldýrýlara ve teröre, küresel iç savaþla karþýlýk verdi. Dinmeyen bir devrimci eylem dalgasý tüm dünyayý sardý. Karþýtlarýn birliðine dayanan bir toplum, ayný zamanda, karþýtlarýn mücadelesinin de temelidir. Bu nedenle tüm toplum, sýnýflar savaþýmýnýn bir alanýdýr. Emekçinin öz toplumsal güçlerinin emeðe yabancýlaþtýðý bir toplumda (kapitalist toplumda) savaþým daha bir derinleþerek, tüm toplumu alt-üst edecek noktaya ulaþýr. Ulus çapýnda bunalým iyice boyutlanýr; sýnýf savaþýmý iç savaþ biçimini alýr. Toplum dengesini bulamaz. Emeðe dayalý bir toplum, daima iç çatýþmalar, krizler ve dengesizlik içinde olacaktýr. Bir devrim yoluyla son verilmedikçe kapitalizmin yýkýcý sonuçlarý daima emekçi halk kitlelerini vuracaktýr. Emekçi kitlelerinin yoksulluðu, insani olmayan yaþam koþullarý, kapitalizmin sonucu olarak sürekli üretilir. Kapitalist uluslarda zenginlik, halk yýðýnlarýnýn aleyhine olmak üzere bir avuç sermaye sahibinin elinde toplanýr. Ulusun zenginliði arttýkça, halk daha bir yoksullaþýr. Her tür sosyal yýkým ise yalnýzca yoksulu yakalar. Örnek vermek gerekirse, týp alanýnda elde edilen geliþmeler sonucu, çeþitli hastalýklar önlenebiliyor ve insan yaþamý eskiye göre uzatýlabiliyor. Ancak dünyanýn her yerinde saðlýk hizmet-

4

leri, ekonomik durumlarý nedeniyle, emekçiler için ulaþýlamaz durumda. Bunun sonucunda, yetersiz beslenme, kötü þartlarda yaþama, ilaca ve saðlýk hizmetlerinden yararlanamama yüzünden her gün milyonlarca bebek, çocuk, anne, yaþlý insan hayatýný kaybediyor. Yoksulluk derinleþtikçe kaybolmaya yüz tutmuþ hastalýklar yeniden yoksullarýn yakasýna yapýþýyor. Halk kitlelerinin kapitalizmden kaynaklanan ölümü, küçük burjuvazinin savunusunu yaptýðý “toplumsal uzlaþma”, “bir arada yaþama” önerileriyle önlenemez. Devrimden baþka, kapitalizmin yýkýlmasýndan baþka hiçbir çözüm, halka insancýl bir yaþam saðlayamaz. Eski toplumdan, onun birliðinden yana olmak, emekçilerin yoksulluðuna, sefaletine ve ölümüne göz yummaktan baþka bir þey deðildir. Küçük burjuva çevrelerin, bir arada tutmaya çalýþtýklarý bireyler, soyut insanlar deðil, ayrý sýnýflara ait ve karþýlýklý iliþkiler içinde bulunan faal bireylerdir. Bireyleri bir arada tutan, karþýlýklý iliþkilerdir; ya da bireyler, birbirleriyle karþýlýklý toplumsal iliþkiler kurarlar. Karþýlýklý iliþkiler, belli bir toplumsal biçim içinde sürer. Özgül toplumsal biçimi olmayan karþýlýklý iliþki yoktur. Ýnsanlarýn karþýlýklý iliþkisi, doða ile iliþkileri dýþta býrakmaz, zorunlu olarak kapsar. Bir özgül karþýlýklý iliþki biçimi olan kapitalist biçim, nasýl ki, emekle emekçiyle karþýtlýk içindeyse, doða ile de karþýtlýk içindedir. Kapitalist biçim içindeki insanlar, doðayý büyük ölçüde tahrip ettiler. Bir avuç uluslararasý tekel ve kapitalist devlet dýþýnda, herkes doðanýn nasýl bir yýkýcý bir süreçten geçtiðini kabul ediyor. Doðanýn kurtarýlabilmesi için, insanýn doða ile uyumlu bir iliþkiye geçmesi þart. Bunun ön koþulu ise, insanýn kendi içinde uyum saðlamasýdýr. Yani her türlü uyumsuzluðun, çatýþmanýn, yabancýlaþmanýn temeli olan kapitalist sistemin yýkýlmasý ve ortak yaþamlý toplumun kurulmasýdýr. Hem insanýn doða ile uyumunu ileri sürmek, hem de bireyleri kendileri ve doða ile çatýþma ve karþýtlýk içinde ele alan kapitalist toplumsal biçim içinde tutmayý istemek bir çeliþkidir. Çeliþki içinde hareket etmek, küçük burjuvazinin toplumsal karakterinden kaynaklanýyor. Emperyalizm, temelleri olmayan kendi baþýna sosyo-ekonomik bir biçim deðildir, kapitalizmin bir aþamasýdýr. Kapitalizmin bir aþamasý olarak, kapitalizmin tüm çeliþkilerini ve karþýtlýklarýný kendi içinde taþýr; onlarý keskinleþtirir, olgunlaþtýrýr ve öne çýkartýr. Tekelci kapitalizm, meta üretiminin yapýsýndaki tüm çeliþmeleri ve bunalýmlarý þiddetlendirici bir çerçeveye oturtur. Kapitalizmin bunalýmlarý, emperyalizmle birlikte geniþler ve süreklilik kazanýr. Kapitalizmin iç çeliþkilerinin temelinde ortaya çýkan genel bunalým toplumu çürütür. Emperyalizm, çeliþkileri, bunalýmlarý ve asalaklýðýyla kapitalizmin çürüme aþamasýdýr. Eðer eski topluma ve onun birliðine son verilmezse, çürüme toplumun en dinamik gücü olan iþçi sýnýfýný da çürütür. Eski toplumun temellerinin ve birliðinin korunmasýný isteyenler, bu çürümenin derinleþmesini istemekten baþka bir þey istememiþ olurlar. Ýþçilerin sýnýf savaþýmý yolu, insanlýðýn kurtuluþ yoludur. C.DAÐLI

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006


Yeni Evrede

Açýk Ýç Savaþ

Mücadele Birliði

di. Tekelci sermaye, iç savaþýn bütün sýnýf gerçeðini ifþa eden bu eylemleri, elinden geldiðince gizlemeye çabaladý. Artýk mýzrak çuvala sýðmýyor ve iç savaþý gizlemek, giderek çoðalan bir çabayý gerektiriyor. Dahasý, Þemdinli olaylarýnda görüldüðü gibi, tekelci sermaye, gizli faaliyetleri açýða çýktýkça, kendini biranda “savunma” konumunda buluveriyor. Oysa iç savaþ, öylesine keskinleþmiþ, taraflarýn birbirlerine karþý attýðý her adýmýn etkisi ihtiyaca cevap veriyordu. öylesine önemli sonuçlar doðurur hale gelmiþtir ki, tekelci sermaye artýk “saSavunmadan Saldýrýya vunma” konumuna geçemez. Bu koPolitika yalnýzca söylem deðildir, num onda büyük moral kaybýna neden esasýnda eylemdir. Ama tekelci sermaolmakla kalmýyor, pamuk ipliðine ye kendi eylemini, burjuva ideolojisibaðlý karþý-devrim cephesi her an danin ürettiði yüzlerce kurum ya da binðýlma tehlikesini yaþýyor. Þemdinli olerce alýþkanlýk ve geleneksel düþünce laylarýnýn, tekelci güçler arasýndaki tarzýndan beslenen kaynaklar sayesinbüyük kavgaya neden olmasý, durude, söylemde tamamen farklý sunabilir. mun kritikliðine iþaretti. Kýsacasý, sü90’lý yýllarýn baþýndan beri toplumsal rekli yeraltýna gömülen burjuva iç sabir olgu halini alan iç savaþ, tekelci vaþý, artýk orada nefes alamýyor, haresermayenin politik eyleminin özünü oket edemiyor ve bu yüzden burjuva iç luþturuyor. Ama sermaye bu iç savaþý savaþ yeryüzüne doðru itiliyor. Serma“Türkiye’nin güçlenmesini istemeyen ye, bir daha savunma konumuna düþdýþ güçlerin desteklediði teröre karþý memek için, bu dönüþüme ihtiyaç dumücadele” biçiminde sunmak konuyuyor. sunda oldukça titiz davrandý. Bütün Linçler, bu “açýk iç savaþ” politiburjuva partileri, tekelci basýn, üniverkasýnýn, giderek öne çýkan bir unsuru siteler ve –elbette- camiler, cemaatler haline geliyor. Tekelci sermaye saklaaracýlýðýyla, iç savaþýn üstü bu söymaya gerek duymuyor: yaþanan iç salemle kaplandý. vaþ toplumu zýt kutuplarda topluyor ve Tarihi geliþmelerde, bir ulusu obirbirine karþý tahammülsüz hale getiluþturan karakterler de etkin olurlar. riyor. Dahasý, tekelciler þimdi bu ku600 yýllýk imparatorluk geleneðini mituplaþmayý, açýktan ve organize biçimras alan Türk ulusu, henüz tamamen de, yaygýnlaþtýrmak politikasýný temel bu mirasýn “büyüklenici” etkisinden alýyor. Linçler artýk “tehlikeli gidiþ”in kurtulamadý. Bu yüzden “Türkiye’nin iþaretleri deðil, alkýþlanacak “güzel güçlenmesini istemeyenler”e karþý sürdavranýþ” oluyor. dürülecek bir mücadeleye hak verenleAncak bire yüz olurlarsa ve ancak rin, destek verenlerin sayýsý, hiç de az “polis” aðabeyleri tarafýndan destekleolmadý. Ne de olsa bu, bir “dýþ düþnirse burunlarýný dýþarý çýkartan bu ödman”a karþý verilen savaþ gibi görünelek linççiler güruhu, yalnýzca sýnýflar bilir. Þovenizm, iþte bu geleneksel dümücadelesinin uzaðýnda kalmýþ, bu þünce kaynaklarýndan ustaca yararlananlamda sýnýf mücadelesinin kazandýrmasýný bildi ve iç savaþý gizledi. Eldýðý emekçi içgüdüler ve karakter saðbette eylem, tamamen farklýydý. Yakýlamlýðýndan nasiplerini alamamýþ böllan ve bombalanan binlerce köy, açýk gelerden derlenebilir. Bu bölgelerin sýsokak infazlarý ve tam listesi M. Aðar nýflar savaþýndaki etkileri oldukça sýgibilerin ajandasýnda bulunan “bin onýrlýdýr. Konya-Bozkýr, Seferihisar ve perasyon”, gizlice yürütüldü ya da Akyazý bir yanda, Seydiþehir, Aliaða Hizbullah-TÝT gibi isimlere mal edil-

AÇIK VE ÝLAN EDÝLMÝÞ ÝÇ SAVAÞA DOÐRU erkesin gözünü Lübnan’a çevirdiði bir dönemde, içeride ardý ardýna yaþanan olaylar iç savaþta yeni bir döneme girildiðinin iþareti oldu. Mecliste TMY’nin kabulü ile Amed’de patlayan bombalar arasýnda geliþen bir dizi olay, yeni dönemin karakterini ele verdi. Sakarya Akyazý’daki kudurmuþ linççiler, artýk alýþýlmýþ bir görüntüyü tamamlýyordu ama öncesinde ve sonrasýnda yaþananlarla birlikte düþünüldüðünde, süregiden linçlerin, bundan böyle iç savaþýn kaçýnýlmaz bir parçasý olacaðýný gösteriyor. Ýstanbul’da 1 Eylül Barýþ günü için yapýlan mitinge polisin müdahalesi silahlý ve sert olmuþtu. Dahasý, emniyet müdürü Celalettin Cerrah düzinelerce koruma eþliðinde, bizzat miting kalabalýðýnýn içine girerek terör estirdi. Mitinge katýlan kalabalýk, polis ve askeri birlikler tarafýndan tam bir ablukaya alýndý. Belli ki Celalettin Cerrah gösteriyi kana bulamak için, bu açýk kýþkýrtmaya giriþmiþti. Kitle, bu açýk katliam tehdidi karþýsýnda oldukça soðukkanlý davrandý. Buna raðmen, daðýlma esnasýnda kurþunlara ve gaz bombalarýna hedef olmaktan kaçýnamadý. Yeni TMY’nin nasýl iþleyeceði, pratikte görülmüþ oldu. Miting alanlarýnda toplanan binlerce insan, bu yeni yasaya göre, kolaylýkla askeri hedef ilan edilebilir. 1 Eylül Ýstanbul mitinginde yaþananlar, bu anlamda, yeni yasanýn provasýydý. Sermaye egemenliði bir süredir, yalnýzca devrimci-silahlý güçleri deðil, devrimin söyleminden ve gücünden etkilenen her kesimi “açýk hedef” haline getireceðini ilan etmiþti. TMY bu

H

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

5


Yeni Evrede

Açýk Ýç Savaþ

Mücadele Birliði

emekçi yüreklerindeki yangýný tamamen bastýramadýlar. Yakýn zamanda asker cenazelerinde “yaralý askerlere helikopter gönderilmezken, general eþlerinin kuaföre helikopterle gittiði” söylentileri dile gelmeye baþladý. Sonra, neden hiç yöneticilerin ve zenginlerin çocuklarý oralarda silah altýna alýnmýyordu? Ve nihayet Bursalý bir asker ailesi “benim oðlum þehit falan deðil, anlamsýz bir savaþta öldü” diyerek bu tepkileri doruða çýkardý. Bu ailenin sonraki günlerde, baskýlarla ve þantajla þovenist sözler etmesi, cenazede verilen tepkinin önemini azaltmýyor. Acýlý annenin þu sözleri, artýk “vatana þehit” söyleminin gücünü alýp götüren sýnýfsal ve demografik deðiþimin özetini vermiyor mu: “Oðullarýmýz askere giderken, diyecekmiþiz ki ya þehit ol ya gazi. NiMilitarist Söylemde ye? Eskisi gibi vatana feda edecek kaBüyük Yaralar dar çok çocuk doðurmuyoruz ki!” Ýç savaþý daha açýk söylemler ve Acýlý ailelerin bu ve benzeri sözlebiçimlerle sürdürmek, tekelci sermayenin ideolojik cephaneliðinde beklen- ri, cephanelikte parlayan küçük bir kývýlcým etkisi yarattý. Tekelci sermaye, meyen patlamalar meydana getirdi. Daha düne kadar “dýþ güçlerin maþasý iç savaþý yer altýndan çýkarýp açýk hale bir avuç terörist”e karþý savaþtýðýný ve getirirken, böylesi durumlarla karþýlaþacaðýný, belli ki hiç hesap edememiþbu uðurda “vatan için þehitler” verditi. Sermayenin sözcüleri, cephaneliðin ðini her fýrsatta tekrar eden militarist yapý, þimdi bir anda toplumu ikiye bö- içinde patlayan kývýlcým telaþýyla, panik içinde sýçramaya baþladýlar. Aslen bir çatýþmanýn ana mekanizmasý kerlik yan gelip yatma yeri deðildi ve durumuna geliyordu. “Vatan uðruna aslýnda acýlý asker ailelerinin bu tepkiþehitlik” söyleminin kutsal zýrhýnýn leri, “PKK’nin sinsi bir planýydý” vs. delinmesi, etrafýndaki sis duvarýnýn vs. Acýlý aileleri teselli etme tahamyavaþ yavaþ daðýlmasý kaçýnýlmazdý. mülünden yoksun bir vicdansýzlýk, Mademki militarist yapý, bir dýþ düþmana karþý deðil, bir halka ve bir sýný- “vatan için þehit” söylemlerine indirilen ikinci bir darbe oldu. fa karþý savaþ veriyordu. O zaman bu savaþta asýl büyük acýlarý yaþayan eAmed Kýþkýrtmasý mekçi kesimlerin sorgulamalarýndan Diyarbakýr’da sekizi çocuk on kikaçýnabilmesi mümkün deðildi. Öyle þinin feci þekilde parçalanarak ölmeside oldu. Uzunca bir süredir asker cenazeleri, il ve ilçe garnizonlarýnýn, po- ne yol açan bomba, tam da bu ortamda atýldý. Tekelci sermayenin bu bomlislerin ve devlet memurlarýnýn, tüm bayý patlatmaktaki iki amacý göze çartekelci partilerin desteðiyle sokaklara pýyor. Birincisi, mademki iç savaþ dadöküldüðü þovenizm gösterilerine taha açýk biçimde yürütülecek, Kürt halnýk oluyordu. Bütün bu patýrtý, tantana, savaþýn acýsýný yüklenen emekçi a- kýnýn tümüne, özellikle üzerine titredikleri çocuklarý katlederek, inkar ve ilelerin yüreklerinin derinliðindeki çýðlýklarý boðmaya, kutsal þehitlik zýr- imha siyasetini yürütmede ne kadar kararlý ve gözü kara olduklarýný göshý arkasýnda ezmeye yönelikti. Ama,

ve Gebze-Tuzla öbür yandadýr. Sýnýf savaþýnda nihai sonucun hangi tarafça belirleneceði ortadadýr. Bu nedenle linçler, iç savaþý burjuvazinin lehine çevirmekte yetersiz kalacak, hatta karþý-devrime daha büyük zararlar verecektir. Bu korkak linççiler güruhunun sayesinde, karþý-devrimin karakter yoksunluðunun daha belirgin hale geleceðine kuþku yoktur. Tekelci sermaye güçlü olduðu için deðil, aksine güçsüz olduðu için, iç savaþý yürütmekte zorlandýðý ve yenilgiler yaþadýðý için, savaþýn en arka cephesinde, kavganýn en alt düzeyde ya da hemen hiç sürmediði bölgelerde, kitlesel linçlerle kendine moral kazandýrma peþindedir. Bu çabalarýn, toplumu ikiye bölen iç savaþý daha belirgin hale getirdiðine kuþku yok.

6

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

termekti. En açýk biçimine Filistin ve Lübnan topraklarýnda tanýk olduðumuz bu “çocuk katliamý” politikasý, teslim alýnmak istenen halký umutsuz ve geleceksiz býrakma taktiðine dayanýyor. Bombanýn ikinci hedefi, 1 Eylül’de Ýstanbul Mitingi’nde provasý yapýlan “yeni TMY” pratiðini hayata geçirmekti. Amed halký, çoðunluðu çocuk bu kadar acý kurbanlar vermesi ve tekelci sermayenin adeta dalga geçercesine “biz yapmadýk PKK yaptý” demesini sineye çekmez, onuruna yediremez. Tekelci sermaye, Amed halkýný tanýyor, þu ya da bu þekilde açýk katliama tepki vereceðini, tepkinin Mart sürecindeki gibi bir ayaklanmaya dönüþebileceðini hesaplýyordu. Eðer Amed kýþkýrtmasýnda beklenen gerçekleþmiþ olsaydý, Ýstanbul’da sadece küçük bir provasýný gördüðümüz yeni TMY uygulamasýnýn çok daha geniþ çaplý ve çok daha kanlý bir pratiðini görecektik. Bu plan, özellikle Baðlar ve Sur beldelerinde yoðunlaþan, özlem ve istemleriyle çok daha radikal olan yoksullarý, “Amed süreci”nden düþürmek için tertiplenmiþ görünüyor. Olaylar henüz durulmuþ sayýlmaz. Amed o soylu öfkesini, hala daha bir zehir gibi baðrýnda taþýyor, sabýrla akýtmayý bekliyor. Amed’in sabrý daha çok denenecek, buna benzer bombalar yinelenecektir. Tekelci egemenlik nihai çarpýþmayý baþlatabilmek için zorluyor. Ýç savaþýn daha açýk biçimlerde yürütülmesi, burjuvazinin geniþ kitle kýrýmlarýndan kaçýnmasýný getiren nedenleri de ortadan kaldýrýyor. Ýç savaþ oldukça kanlý, acýlarla dolu yeni bir evresine girdi. Bundan sonra artýk, tam anlamýyla kutuplara itilen iki toplumun “nihai hesaplaþmasý” yaþanacak. Devrim için “erken final” yoktur. Proletarya, eðer olaylarýn akýþýný kontrol edemiyorsa, o zaman kendi adýmlarýný olaylara göre uydurmakla görevlidir. Her devrim sürprizler, erken patlamalarla doludur. Açýk bir iç savaþta cüret, atýlým ve cesaret, sonucu belirleyecek öneme ulaþýrlar.


Yeni Evrede

Emperyalist Kapitalist Sistemin Krizi

Mücadele Birliði

larýn eseri olacaktýr. On Emperyalizm çamilyonlarca insan, önleðýyla birlikte proleter rine çýkan bütün engeldevrimler çaðý da baþleri aþacak, bütün kanladýðýnda, Lenin, devridýrmacalarý alt edecek min koþullarý üzerinde bir karakter saðlamlýðýkafa yoran komünistlena hangi yoldan geçerin dikkatini önemli bir rek eriþebilir? Bir parti noktaya çekmiþti: Emya da partiler grubunun peryalizme dönüþen ajitasyon ve propagankapitalizm, tüm dünyada yoluyla, bu muazyý bir ekonomik sistem zam gücü bir araya gealtýnda toplamýþtýr, bu yüzden bir ülkenin devrimi hazýrlayan koþullarý, tek tek ülkeler- tirebilecekleri düþünülebilir mi? Kuþkusuz hayýr. Eðer, ezici çode deðil, tüm dünyada aranmalýdýr. Sistem, en zayýf halkasýndan ðunluðu sýradan ve ortalama bir toplumsal bilinçle donanmýþ emekçilerden oluþan on milyonlar, bizzat ekonomik yapý ve ortakopacaktýr. ya çýkan sýnýf iliþkileri tarafýndan her seferinde daha radikal dav“Emperyalist-kapitalist dünyanýn en zayýf halkasý” fikri 20. yüzyýl boyunca defalarca test edildi. Zayýf halkalar, sistemi ilik- ranmaya itiliyorsa, bu radikalleþme eðilimini bertaraf edebilecek mekanizmalar felç olmuþsa, iþte ancak o zaman, “kemik kýran lerine kadar titretmekle kalmadý, zaman zaman kýrýlarak, topparti”nin çaðrýlarý, on milyonlarýn kendi deneyimleri tarafýndan lumsal devrimin ateþini sisteme taþýdýlar. Günümüzün 20. yüzyýldan farký, “en zayýf halký”nýn bir dizi doðrulandýkça, toplumsal devrimin esas gücü haline gelir. On milyonlarca mülksüzün en kararlý zayýf halkalara doðru geniþlemiþ olmasýdýr. mücadeleye atýlmasýný engelleyen meka21. yüzyýlda artýk, þu ya da bu “ zayýf hal“Emperyalist-kapitalist nizmalardan söz ederken, nelerdir bunka”dan deðil ama bazen kýta çapýnda, bazen lar? Yüzlerce farklý etken vardýr. Ama birbirine benzer özellikler taþýyan bir dizi üldünyanýn en zayýf keden oluþan, en zayýf halkalar dizisinden halkasý” fikri 20. yüzyýl bütün bunlar içinde en önemlisi, ekonomik etkenlerdir. Sermaye, ekonomik yabahsetmek mümkündür. Geçen yüzyýl boboyunca defalarca pýyý öylesine bir biçime sokar ki, proleyunca emperyalizm, bütün baðýmlý ülkelerde tarya arasýndan, çýkarlarý en yoksullardan (ki sayýlarý yüzlerle ifade edilebilir) emektest edildi. farklý bir kesimi ortaya çýkarýr, bir orta sermaye çeliþkisini son sýnýrýna dek olgunlaþZayýf halkalar, sistemi kesim-orta sýnýf oluþumunu özendirir, týrmýþ, bu ülkelerdeki iþçi sýnýfýný, hem fiziki iliklerine kadar besler ve en yoksullarýn saflarýný, bu orta hem de mücadele azmi açýsýndan devrimin titretmekle kalmadý, sýnýf etkileriyle bozar, karakter bozukluöncüsü olabilecek niteliklerle donatmýþ ve içinden çýkýlamayan uzun bunalýmýn yýkýcý etzaman zaman kýrýlarak, ðunu en yoksullar arasýnda yayar. Bir ekonomik yýkým anýnda kendini bir anda kisiyle bu ülkelerde toplumsal devrim provatoplumsal devrimin kapý önünde bulan iþçiler, ya da borç balarý defalarca sahneye konmuþtur. Bu bir dizi ateþini taðýnda tüm mülklerini kaybetme tehdidi ülkede iþbirlikçi sermaye sürekli politik-ekoyaþayan küçük-burjuvalar, eðer ekononomik kriz içindedir, proletarya ve diðer esisteme taþýdýlar. mik geliþmelerle durumun düzeleceðine mekçi katmanlar da büyüyen bir tehdit gibi dair bir umut kýrýntýsý yaþatýyorlarsa, esistemin karþýsýna çýkmayý sürdürüyorlar. Endonezya’dan G.Kore’ye, Nijerya’dan G.Afrika Cumhuriyeti’ne, sasta umutsuzluðun beslediði radikal eylemlere ayak uyduracaklardýr. Meksika’dan Þili’ye, Yunanistan’dan Türkiye’ye dünyanýn büMarksist-Leninistler, somut durumun tahlilini yaparken, tün kýtalarýnda sistemin en zayýf halkalarý, yan yana art arda dizilmiþlerdir. Bu ülkelerde, bazen burjuva iktidarlarý alt üst eden, devrimci romantizmin etkisinden kurtulmakla yükümlüdürler. Örgütsüz, kararlý bir öncülüðün yönlendiriciliðinden uzak milmilyonlarý sokaklara döken büyük toplumsal mücadeleler, hiç yonlarýn, burjuvaziyle her çatýþmalarýnda, sonuna kadar gidecekdurmaksýzýn sisteme öldürücü darbeler vuruyor. leri, devrimci romantizme özgü bir beklenti olabilir. Oysa gerEngel Tanýmaz Kararlýlýk çek tersinedir, kendi öz çýkarlarý gereði egemen burjuva sýnýfla sürekli çatýþma içinde olan milyonlarýn ezici çoðunluðu, geleNasýl Yaratýlýr? Bir ülkenin toplumsal devrimde zafere ulaþmasý için “zinci- neksel düþünmenin etkisiyle, bu çatýþmayý bir uzlaþma ile noktalama eðilimindedirler. On milyonlarýn, her türlü uzlaþmayý ellerin en zayýf halkasý” olmasý, elbette yetmez. Dünya çapýnda birinin tersiyle itip, sonuna kadar gidecek bir savaþým cephesinde çimlenen kapitalist sistem, bir ülkenin ekonomisini yýkýmlarýn ve devrimci patlamalarýn eþiðine getirebilir, ancak devrimci ikti- toplanmalarý, yalnýzca tarihin en devrimci zirvelerinde ortaya çýdarýn zor yoluyla kopartýlmasýna doðru yürümesi gereken, bu ül- kar. Bunu dýþýndaki zamanlarda on milyonlar, egemenlerle sonuna kadar kararlý bir savaþýma girmektense, biraz daha diþini sýkenin emekçi sýnýflarýdýr. Eðer “en zayýf halkalar”ýn emekçi sýnýflarý, önlerine çýkacak bütün engelleri yýkýp geçecek bir karar- kýp dayanma ve ayakta kalmayý saðlayacak bir uzlaþmayý elde etme yolunu seçer. Emekçilerin, geleneksel düþünce ve yaþam lýlýða ulaþmamýþlarsa, zayýf halka çürür ama kýrýlmaz. tarzlarýnda, ekonomik yapý ve sýnýf dengeleri tarzýndan destekleBir devrim, milyonlarýn eseridir. Günümüzde baðýmlý ülkenen bu eðilimleri, her türlü oportünizmin toplumsal tabanýný olerin muazzam nüfuslarý göz önüne alýnýrsa, devrim on milyon-

EN ZAYIF HALKALAR

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

7


Yeni Evrede

Emperyalist Kapitalist Sistemin Krizi

Mücadele Birliði

luþturur. “Kemik kýran parti” ise, sürekli yaptýðý kararlý ve sonuna dek gidecek mücadele çaðrýlarýyla, emekçilerin ezici çoðunluðunun etkisi altýna alan bu “karakter bozucu” eðilimi deðil, bir baþka emekçi eðilimini, kendi kararsýzlýðýný tümüyle üzerinden atmýþ bir öncünün milyonlarýn ruh halini de belli koþullarda etkileyeceði o “devrimci arayýþ” eðilimini beslemeye devam edecektir.

dýlar. Ama bir süre sonra, esnaf ve çiftçi, iþlerin daha iyiye gideceðine kanaat getirerek sokaklarý minnet duygularýyla terk ederken; krizin tüm yükünü iþçiler çekti; kapý önüne konulan iþçilerin sayýsý sürekli arttý. Sanayinin kalbi tekstil bile, yüzde 100’ün üzerine çýkan devalüasyon nedeniyle krizden umutla çýktý. Her devalüasyon ihracatý arttýrýr. Böylece, kapý önüne konulan iþçilerin bir kýsmý tekstilde iþ bulurken, geride kalanlarýn iþ bulma umudu, bir süre daha diri kaldý. Þu an, içinde geçmekte olduðumuz bunalým dönemi, Krizler, Patlamalar ve Frenler Söylediklerimizi, 2001 yýlý krizi baðlamýnda gözden geçire- 2001’den daha fazla unsurlara sahip. Borç zinciri örneðin, daha uzun. Bir ucu New York ve Londra’daki fon yöneticilerine uzalim. Beþ yýl önceki ekonomik yýkým, milyonlarca emekçiyi sokaklara dökmüþtü fakat yýkýma neden olan ekonomik yapý ve bu nýyor, diðer ucu ise, küçük mülk sahiplerinden öteye, ücretlilerin yapýnýn öznesi olan sýnýflar arasýndaki iliþkiler, emekçiler üzerin- önemli bir kesimine dek varýyor. Sanayide ise, hem tekstilin aðýrlýðý gitti, hem de ithalata baðýmlýlýk genelde iki kat arttý. Borç de sonuna kadar gidecek ve radikalleþecek bir etki yaratmaktan uzaktý. Tersine, ekonomik yapý, krizi, tepeden aþaðýya doðru yu- zinciri içinde devlet bankalarýnýn hemen hiç bir aðýrlýðý yok. Bu varladýðý kartopunu, fazla büyümeden parçalayýp daðýtacak me- nedenle, saadet zinciri kýrýldýðýnda, “devlet düzenlemeleri” bir iþe yaramayacak. Borç bataðýnýn içine, iþçi sýnýfýnýn en iyi örgütkanizmalara sahipti. Daha doðrusu, çýð, daðýn farklý ve zafere lenmiþ kesimleri de çakýlmýþ durumda. Bu kez iþçi sýnýfý sokakgidecek bu savaþým için pek de uygun olmayan bir bölgesinden lardan uzak duramaz. Ayrýca, ithalat baðýmlýlýðý sanayi üretimini kopup gelmiþti. tümüyle teslim aldýðýndan, borç zincirinin kýrýlmasýyla ortaya çý2001 öncesinde sanayi, tekstil ihracatýna dayanan bir yapýnýn aðýrlýðý altýndaydý. Ýhracatýn önünü açan her geliþme, binler- kacak devalüasyon, kapý dýþarý edilen iþçilerin bir kýsmýna hece yeni atölye ve fasonlara hayat veriyordu. Ýç pazar ve tüketim, men yeni bir iþ alaný açmayacak. 2001’den farklý olarak, günümüzün sanayi ve kredi yapýsý, henüz bu denli dýþa baðýmlýlýk göstermiyordu. Bankacýlýk ve bu na lýmýn harekete geçirdiði sýnýflara bir karþý-fren yapacak mekredi de buna göre biçimlenmiþti. Kredide aðýrlýk “iç borç” zinka niz malardan yoksun görünüyor. Buna bir de emekçilerin bu cirindeydi. süreçte elde ettikleri bilinç eklenÝç borç zincirinin bir ucunda melidir. Emekçiler rahatlýkla görOn milyonlarýn, her türlü uzlaþmayý Merkez Bankasý, diðer devlet bandüler ki; ekonominin tüm gösterkalarý ve Hazine gibi kurumlarýyla ellerinin tersiyle itip, sonuna kadar geleri düzelebilir, mesela enflasyon devlet, diðer uçta ise küçük üretici gidecek bir savaþým cephesinde düzeltilir, ama kendi yoksulluklarý ve ticaret erbabý vardý. Zincirin ahiç deðiþmez. Emekçileri son yýltop lan ma la rý, yal nýz ca ta ri hin en na halkalarýný oluþturan bankalar, larda “oturup bekleme-sabredip didevrimci zirvelerinde ortaya çýkar. yüksek faizden mevduat toplar, þini sýkma” tavrýna iten “güzel etoplanan paralar devletin bono ve Bunu dýþýndaki zamanlarda on konomik göstergeler” de etkisini tahvil gibi kâðýtlarýna yatýrýlýr ve milyonlar, egemenlerle sonuna kadar kaybetti. devlet de bu paralarý Ziraat-Halk Çektiði acýlarýn derinliði, ihtikararlý bir savaþýma girmektense, biraz Bankasý aracýlýðýyla faizli kredi oyaç la rýnýn yakýcýlýðý nedeniyle, daha diþini sýkýp dayanma ve ayakta larak küçük üreticilere daðýtýrdý. herhangi bir hareketi kararlýlýk Saadet zinciri, devlet bankalarýnýn kalmayý saðlayacak bir uzlaþmayý elde noktasýna doðru iteleyen “iþsizbüyük zararlar açýklamalarýyla etme yolunu seçer. Emekçilerin, ler”in sayýsý, son beþ yýlda oldukça koptu. Gecelik faiz bir anda yüzde arttý. Ýþsizlik, bir toplum için pimi geleneksel düþünce ve yaþam 10.000’e fýrladý. Borç zincirinin çekilmiþ bir bombadýr, eninde sotarzlarýnda, ekonomik yapý ve sýnýf sonundakiler, küçük üretici ve esnunda patlar. Son yýllarda, iþ aranaf “Yandý anam keten helva!” didengeleri tarzýndan desteklenen bu maktan tümüyle vazgeçeceklerin yerek, sokaklarý doldurdular. Ama eðilimleri, her türlü oportünizmin sayýsý 2 milyonu aþtý. Ýþ aramaktan borç zincirinin ana halkasý devlet toplumsal tabanýný oluþturur. “Kemik vazgeçmek, toplumsal umutsuzlukurumlarýnýn elindeydi; her þey kýran parti” ise, sürekli yaptýðý kararlý ðun son noktasýdýr. Burada, tek tek yeni bir “borç düzenlemesi”ne bakiþilerden deðil, 2 milyonu aþkýn kýyordu. Öyle de oldu. Küçük ve sonuna dek gidecek mücadele kitlesiyle, koca bir sýnýfýn umutmülk sahipleri, devlet bankalarýna çaðrýlarýyla, emekçilerin ezici suzluðundan bahsediyoruz. Umutolan borçlarýnýn faizlerinde indisuzluða düþen bir sýnýf çýlgýnca atýçoðunluðunun etkisi altýna alan bu rim olacaðýný, erteleneceðini dulýmlarýn dayanaðý olur. “karakter bozucu” eðilimi deðil, bir yunca, öfkenin yerini minnet duyKýsaca, en zayýf halkanýn, en baþka emekçi eðilimini, kendi gularý aldý. kararlý krizini yaþýyoruz. Ýþlerin 2001 krizinde, iþçi sýnýfýna ge- kararsýzlýðýný tümüyle üzerinden atmýþ düzeleceðine dair tek bir karþý-etki lince... Öncü devrimci iþçiler üzebir öncünün milyonlarýn ruh halini de ya da fren yapacak bir unsur, þimrinde hala 19 Aralýk’ýn þoku vardý. dilik ortalarda görünmüyor. “Kebelli koþullarda etkileyeceði o Diðer iþçiler, borç zincirinin dýþýnmik kýran parti”nin çaðrýlarýnýn her daydýlar, bu yüzden yangýnýn pat“devrimci arayýþ” eðilimini beslemeye yerde yanký bulacaðý bir dönem lama anýnda, olaylarýn dýþýnda kalyaþýyoruz. devam edecektir.

8

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006


Yeni Evrede

3.Dünya Savaþý

Mücadele Birliði

11 EYLÜL’ÜN YILDÖNÜMÜNDE TAKSÝM AYIÞIÐI’NDA ETKÝNLÝK

Beþ yýl önce bütün dünya iki uçaðýn NewYork’ta Ýkiz Kuleler’e çarpma görüntüleriyle sarsýlýyordu. Kýsa bir süre sonra Kuleler çökecek, yükselen toz bulutlarý ile insanlýðýn geleceði karartýlmak istenecekti. ABD’nin faþist yönetiminin olayýn hemen ardýndan yaptýðý açýklamalar, bir savaþ ilaný niteliðindeydi. Dünya birden bire deðiþmiþti. “Artýk hiçbir þey eskisi gibi olmayacak”tý. Olayýn tozu dumaný daðýlmamýþken senaryo oynanmaya baþlamýþtý bile. Önce o enkaz yýðýnýn altýndan her nasýl olduysa “saldýrganlarýn pasaportlarý” bulundu. Sonra da Bush’un aðzýndan savaþ ilaný geldi. Ýkiz Kuleler’in yanmaya baþlamasýyla fitili ateþlenen Üçüncü Dünya Savaþý baþlamýþ oldu. Savaþýn baþlamasýnýn beþinci yýlýnda Taksim Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde düzenlenen etkinlikle Üçüncü Dünya Savaþý ele alýndý. Etkinliðin ilk bölümünde, 11 Eylül’ü konu alan, 11 ülkeden 11 yönetmenin kýsa metrajlý 11 filmini izledik. Etkinliðin ikinci bölümü, III. Dünya Savaþý üzerine bir söyleþiydi. Konuþmayý yapan Süleyman Acar, konuþmasýna, ilkel dönemin dýþýnda tüm dönemlerde yapýlan savaþlarýn özel mülkiyete baðlý olduðunu söyleyerek baþladý. Daha önceki iki dünya savaþýnýn emperyalist dönemde gerçekleþtiðine dikkat çeken Acar, bu savaþlarýn paylaþým savaþlarý olduðunu ekledi. Kapitalizmin eþitsiz geliþim yasasý sonucu geliþmesini tamamlamýþ emperyalist ülkelerin, ihtiyaçlarý olan pazarlarý elde etmek için sudan gerekçelerle yeniden pazar paylaþýmý için savaþlarý baþlattýðýný söyledi. S.Acar konuþmasýnda özetle. “Çaðýmýzýn savaþlarý asla yüzeyde görülen nedenlere dayanmaz. Dile getirilen gerekçelerse tam bir düzmecedir. Bu, sermayenin gerçek istek ve amaçlarýný açýkça ortaya koyamamasýndan kaynaklanýr. O, kendi özel çýkarlarýný tüm toplumun çýkarlarý olarak göstermek zorunda. Oysa küçük bir azýnlýðýn çýkarlarýný bu çaðda tüm toplumun çýkarlarý olarak göstermek mümkün deðil. Bu yüzden

sermaye, daima yalanlara, demagojiye, çarpýtmalara baþvurmak zorundadýr. Hepiniz bilirsiniz. I. Emperyalist Paylaþým Savaþý, bize okulda öðretildiðine göre Sýrp bir öðrencinin Avusturya-Macaristan veliahtýný öldürmesiyle baþlar. Bu ne deðerli veliahtmýþ ki onun yüzünden tüm bir Avrupa, hatta Uzakdoðu ve Amerika birbirine giriyor! II. Paylaþým Savaþý Polonya’nýn Alman sýnýrýna saldýrýp SS sýnýr muhafýzlarýný öldürmesiyle baþlar. Gazetelerde tam sayfa ölü SS sýnýr muhafýzý görüntüleri yeralýr. Savaþýn sonunda Nazi Almanyasý yýkýlýp arþivler ele geçtiðinde bunun tam bir düzmece olduðu, o ölü muhafýzlarýn, toplama kamplarýndan esirler olduðu ortaya çýkar. Yani naziler, toplama kamplarýndan tutsaklarý alýr, onlara SS giysisi giydirir, onlarý öldürür, sýnýra yerleþtirir, fotoðraflarýný çeker ve dünya kamuoyuna gönderir. Devam edelim. Ünlü Kore savaþý, resmi tarihe Sosyalist Kore’nin 38. enlemi geçip Güney’e saldýrmasýyla baþladýðýný yazar. Gizliliði kaldýrýlan ABD Dýþiþleri belgelerinden açýða çýktý ki,

ABD iþgalindeki Güney, defalarca saldýrýlarda bulunuyor. Sonra büyük bir saldýrý baþlatýyor. Kuzey buna karþýlýk verince hýzla çekiliyor. Kuzey birlikleri bu saldýrganlarýn peþinden sýnýrý geçmiþ oluyor. Ama tüm dünya bu olayýn sadece bu son kýsmýný biliyor! Baþka bir örnek. ABD’nin Vietnam savaþýna fiilen giriþi, Tomking Körfezi’nde bir ABD kruvazörüne sosyalist Vietnam birliklerince saldýrýlmasýdýr. Böyle bir olayýn asla yaþanmadýðý daha sonra açýða çýkacaktýr. Tüm bu yalanlarýn yýllar sonra açýða çýkmýþ olmasý, yaþanan savaþlarý ortadan kaldýrmýyor. Sonuçta sermaye, her seferinde önceki77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

ni aþan ölçekli yalanlara, mizansenlere baþvurarak baþlattýðý savaþlar için yýðýnlardan destek almaya çalýþýyor. Belirli ölçülerde bunu baþarýyor da. Burada þunu söylemek gerek. Her geçen gün bu savaþlara dayanak oluþturacak yalanlarýn ve mizansenlerin çapý büyüyor. Ýlk savaþý düþünün. Basit bir gerekçe. Bir veliahtýn öldürülmesi. Günümüze doðru geldikçe mizansenlerin ve yalanýn çapý büyüyor. Neden? Tek bir cümle ile özetlemek gerekseydi, sermayenin toplum üzerindeki egemenliðinin sürekli aþýndýðýný ve artýk egemenliðini yitirdiðini söylemek gerekirdi. Egemenliði sürekli aþýnan sermaye, her defasýnda daha büyük yalanlara, daha büyük düzmecelere ihtiyaç duyar hale geliyor. Son örnekse bunun korkunç boyutlara geldiðinin itirafý oluyor. 11 Eylül’de Ýkiz Kuleler’in yýkýlmasý ve binlerce insanýn ölümü. .... Ýlk iki paylaþým savaþýnda emperyalist kampta Ýngiltere’nin egemenliði vardýr. Bu savaþlarýn çýkma sebebi, geriden gelen ama sýçramayla diðer rakiplerini yakalayan genç emperyalist ülkelerin dünya pazarýndan pay istemeleridir. Çünkü tüm dünya paylaþýlmýþtýr ve onlar için boþ alan kalmamýþtýr. Her iki dünya savaþý, deðiþen emperyalistler arasý güç iliþkilerine göre pazarlarýn yeniden paylaþýlma gereðidir. Ve sonuçlarý buna göre olmuþtur. .... 11 Eylül provokasyonundan sonra ise, emperyalist dünya sosyalizmin yükseliþine karþý kendini korumak için iþçi sýnýfýna, emekçilere, dünya halklarýna karþý bir savaþ açmak için düðmeye bastý. Ýkiz Kuleler’in yýkýlmasýndan hemen sonra ABD ‘Vatanseverlik Yasasý’ný çýkardý. Bir gecede tüm demokratik kazanýmlar gaspedilmiþ oldu. Benzer bir yasayý, özellikle Londra Metrosu’ndaki patlamalardan sonra Ýngiltere çýkardý. Polise çok geniþ yetkiler verilirken insanlar, ceplerindeki gazete makaleleri yüzünden tutuklanmaya baþladý. Savaþýn hedefi belliydi. Tüm kapitalist dünyada ardarda gerici yasalar çýkarýldý. Emeðe yönelik saldýrý yoðunlaþtý. ...........” dedi. Süleyman Acar’ýn konuþmasýnýn bitiminden sonra dinleyicilerden gelen sorularla tartýþmalara geçildi.

5


Yeni Evrede

Akmercan

Mücadele Birliði

“Gücüyle, bilinciyle, korkusuz yüreðiyle, düþmaný yenmek için ilerleyen devrimci iþçiye bin selam”

AK MER CAN DÝ RE NÝ ÞÝ SÜ RÜ YOR

10 Temmuz’da greve çýkan ve iþten atýlan Akmercan temizlik iþçilerinin açtýðý “Ýþe Ýade” davasý Eyüp 2. Ýþ Mahkemesi’nde 12 Eylül günü baþladý. Ýlk duruþma 12 Eylül saat 14:00’da yapýldý. Gerçekleþen duruþma daha fazla sanýðýn dinlenmesi gerekçesiyle 29 Eylül saat 10:00’a ertelendi. Akmercan temizlik iþçileri duruþma saatinden önce Eyüp Adliyesi önünde toplandý. Daha sonra üzerinde “Haklýyýz Kazanacaðýz / Akmercan Ýþçileri” yazýlý pankartlarýný açtýlar. Ve grevin 62. günü olduðunu belirten konuþmalar yapýldý. Yaþadýklarý onca maddi ve manevi sorunlarýna karþýn birlik, beraberlik içinde, ayný kavgada omuz omuza olmanýn verdiði mutluluk iþçilerin gözlerinden okunuyordu. Ve sýk sýk attýklarý sloganlarla tüm Eyüp’ü inletiyorlardý. Duruþmaya birçok iþçi eþi ve çocuðuyla birlikte gelirken, Gazi Ayýþýðý Sanat Merkezi çalýþanlarý ve daima iþçilerin yanýnda olan þair Ruhan Mavruk da destek için orada bulundular. Mahkeme saati beklenirken yapýlan sýcak sohbetlerle zaman hýzla geçiyordu ve duruþma saati gelmiþti, kýsa bir açýklama yapýldý daha sonra megafon grevdeki Akmercan temizlik iþçilerinden bir iþçinin 12-13 yaþlarýndaki oðluna uzatýldý, o da; “Ben iþçi çocuðuyum, ben emekçi çocuðuyum. Sonuna kadar babamýn yanýndayým. Babamýn hakkýný istiyorum” dedi. Daha sonra avukatlarý Murat Ak’la beraber temsilci iþçiler, mahkeme salonuna giderken diðer iþçiler de dýþarýda arkadaþlarýný beklediler. O sýrada Mücadele Birliði dergisi olarak greve çýktýklarý ilk saatten beri yanlarýnda olduðumuz Akmercan Temizlik iþçileri ve eþleriyle sohbet ettik. Yine ilk günden beri iþçileri yalnýz býrakmayan, ve grevdeki eþine ve diðer iþçilere sonuna kadar destek olan, her akþam iþ dönüþü iþçileri ziyaret eden, onlarla maddi manevi tüm olanaklarýný sonuna kadar paylaþan Hayriye Altun’la Akmercan greviyle ilgili olarak kýsa bir sohbet gerçekleþtirdik. Hayriye abla iþçilerin sonuna kadar haklý olduðunu belirterek; “Ben çocuðuma bakýyorum, merdiven siliyorum.. Geçimimiz gerçekten çok zor. Ýlk çadýr kurulduktan beri burayým, onlarla beraberim, bir lokma

10

ekmekleri yoktu yiyecek. Benim mahkemeyi kazanacaklarýna son derece güvencim var. Biz kazanacaðýz baþka çaresi yok. Ben bu arkadaþlarýn direniþini gördüm, soðuk gecelerde nöbet de tuttum, bu arkadaþlarýmýzla her þeyimizi paylaþtýk. Yaptýklarý grevde son derece haklýlar. Biz kýþýn evimizdeyken, onlar bir metre karýn içinde çöp topladýlar 450 milyon maaþa, hiç bir sosyal güvenceleri de yok. 450 milyona bu insanlar ne yapsýn, nasýl geçinsin, ne yiyip ne içecek. Onlar kýþýn aç karnýna çalýþtýlar, o kadar kar, yaðmur yediler. Çalýþýrken yemek yiyecek paralarý bile yok. Niye bir çocuðumuzu maðazaya götürüp giydiremeyelim, niye meyve sebze alamayalým. Evimizin önünden meyve sebze satan seyyar satýcýlar geçiyor, onlar geçerken ben çocuklarýmý evin içine sokuyorum, niye? Nefisleri çekmesin diye; bir þey istemesinler diye. Bugün ilk mahkemeleri var, ben de onlara destek olmak için geldim, sonuna kadar onlarýn yanýndayým. Bu mahkemeyi onlarýn kazanacaðýna inancým sonsuz. Haklý olan biziz. Mahkemeyi de biz kazanacaðýz. Hakkýmýzý alacaðýz.” dedi. Biz de sonuna kadar destek olacaðýmýzý belirttik. Ve daha önce grev çadýrýna yapýlan saldýrýda gözaltýna alýnan iþçilerden olan Zaim Özoluk ile konuþtuk. Zaim abi mahkemeye gelmeden önce grev çadýrýný çi77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

çeklerle süslediðini belirterek bundan þöyle bir sonuç çýkardýðýný söyledi; “Biz burada greve çýktýðýmýzda daha tohumduk ve burada filizlenip boy verdik, burada bizden sonrada bu yola çýkacaklar burada filizlenip yeþersin diye.. böyle bir anlam çýkardým” dedi ve tepkili bir þekilde ekledi; “450 milyon maaþla 300 milyon kira veren insanlar bunlar. Bu insanlar süper insanlar süper süper!” Yine grevdeki iþçilerden biri olan Mahmut Orhan’la da konuþtuk. Ýlk greve çýktýklarý gün açlýk grevi yaptýklarýný belirten Orhan “Ne olursa olsun biz davamýzdan vazgeçmedik. Biz bu mahkemeyi hep beraber kazanacaðýz. Bu çadýrýn devam etmesini ve dernekleþmeyi istiyorum. (...)Ýþçiler de önce uyanmamýþtý ama þimdi direniþe girdik hepsi uyandýlar. Bize destek veren herkese teþekkür ederim. Ne olursa olsun bize destek versinler, taþeron firmalara bir son verelim, bu haksýzlýða zulme son verelim. Ben kýsaca bunlarý diyorum” dedi. Biz iþçilerle sohbetimizi sürdürürken duruþma sona erdi. Ve iþçileri temsilen mahkemeye giden iþçiler geldi. Dýþarýda bekleyen iþçiler arkadaþlarýný sloganlarla karþýladýlar; “Akmercan Ýþçisi Yalnýz Deðildir”, “Ýþçiyiz Haklýyýz Kazanacaðýz” Temsilen giden iþçilerin gelmesiyle birlikte iþçiler adýna açýklama yapan Abidin Ateþoðlu mahkemenin 29


Yeni Evrede

Akmercan

Mücadele Birliði

Eylül sabah saat 10.00’a ertelendiðini söyleyerek; “Bizler 450 milyon maaþ alýp 300 milyon kira veriyoruz. Soruyoruz size 150 milyona insanca bir yaþam sürdürülebilir mi? Bizler 150 milyona insanca bir yaþam sürdürülemeyeceðini biliyorduk. Sizler böyle yaþamayý hak etmiyorsunuz, bizler böyle yaþamayý haketmediðimiz için direniþe geçtik. Yalan beyanatlarla bizleri teslim almaya çalýþan, tarafsýz býrakmaya çalýþan insanlara karþý da direniþimiz 62 gündür devam ediyor. Direniþ çadýrýnýn önemi çok büyük. Direniþ devam edecek öyle ya da böyle.” dedi. Daha sonra daima grevdeki iþçilerle birlikte olan þair Ruhan Mavruk da iþçiler için bir dörtlük þiir okudu ve bugün sanatçýnýn bir görevinin de grev çadýrlarýnda olmak olduðunu ifade ederek; “Yaþasýn dünya halklarýnýn kurtuluþu, Yaþasýn direniþimiz, Sonuna kadar direneceðiz” dedi. Ve atýlan sloganlarýn ardýndan halay parçalarý söylenerek, avukatýn duruþmadan çýkmasý beklendi. Ýþçilerin avukatý Murat Ak geldikten sonra kýsa bir bilgilendirme yapýldý. Ve iþçiler araba tutarak hep birlikte grev çadýrýna þantiye önüne gittiler. Orada da grevin 62. günü için halaylar çekildi. Þu an Akmercan Temizlik iþçileri grevlerine büyük bir kararlýlýkla devam ediyorlar. Ve desteklerini sunan herkesle bir bardak çaylarýný ve sýcak sohbetlerini paylaþmak için bekliyorlar.

MAHKEMEDEN BÝR GÜN SONRA GREV ÇADIRINA SALDIRI

13 Eylül: Grevdeki Akmercan temizlik iþçilerinin açtýðý “Ýþe Ýade” davasýnýn ilk duruþmasý 12 Eylül’de yapýlmýþtý. Mahkemenin hemen ertesi günü, grevleri-

nin 63. gününde Akmercan iþçilerine ikinci kez saldýrý gerçekleþti. Saldýrý sýrasýnda grev çadýrýnda tek baþýna bulunan Abidin Ateþoðlu, saldýrýnýn akþamüzeri dört civarýnda gerçekleþtiðini belirterek; “Akþam üzeri dörtte polis eþliðinde zabýtalar geldi. Yanýmda grevdeki iþçilerden bir arkadaþýn küçük kýzý vardý, öyle gözleri dönmüþtü ki küçük kýzý bile görmediler hemen onu uzaklaþtýrdým. Daha sonra gözlerime biber gazý sýktýlar ve beni vahþice darp ederek uzaklaþtýrdýlar.” dedi. Grev çadýrýnýn yýkýldýðýný ve orada çay demlemek için bulunan piknik tüpü de dahil her þeye zabýtalar tarafýndan el konulduðunu dikkat çeken Ateþoðlu, üzerinde “Haklýyýz Kazanacaðýz / Akmercan Ýþçileri” imzalý asýlý pankartý da götürdüklerini, hiçbir saldýrýnýn kendilerini yýldýramayacaðýný, saðlýk durumunun iyi olduðunu yalnýzca baþýnýn kanadýðýný ifade etti. Bizlerde Mücadele Birliði Dergisi ola-

rak saldýrý haberini duyar duymaz iþçilerin yanýna gittik. Biz gidene kadar tekrar eskisinden daha güzel bir çadýr kurmuþlardý. Yalnýzca çadýrlarýný tekrar kurmakla kalmamýþ ayný zamanda üzerinde “Baskýlar Bizi Yýldýramaz” yazýlý pankartý da hazýrlayýp asmýþlardý. Neþelerinden hiç bir þey kaybetmeyen Akmercan iþçilerinin söyledikleri tek söz, yapýlan her þeyi özetler nitelikteydi: “Biz ilk çadýrýmýzý yýktýklarýnda da söylemiþtik. Onlar yýkar biz anýnda tekrar daha güzelini yaparýz. Ama bu üç oldu artýk yeter, haklarýný doldurdular bundan sonra bu dört olmaz.” NOT: Akmercan temizlik iþçilerine daha önce de grevlerinin 25. günü 4 Aðustos Cumartesi günü polis zabýta eþliðinde saldýrmýþ ve grev çadýrýnda bulunan üç iþçiyi zorla darp ederek gözaltýna almýþtý. Gözaltýna alýnan iþçiler ayný günün akþamý serbest býrakýlmýþ ve bu olaydan dolayý davacý olmuþlardý. Yapýlan bu saldýrýda da grev çadýrý yýkýlmýþ, tüm eþyalara el konulmuþtu fakat iþçiler büyük bir kararlýlýkla eski çadýrýn iki katý büyüklüðünde bir grev çadýrý yapmýþlardý.

AKMERCAN ÝÞÇÝSÝ YALNIZ DEÐÝLDÝR! YAÞASIN ÝÞÇÝLERÝN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ!

YOKSULLUK KADER DEÐÝL Ýnþaat iþçileri, tekstil iþçileri, fabrika iþçileri ve maden iþçileri, aldýðýnýz maaþ size yetiyor mu? Kira, su elektrik, yol parasý ödemeye bile yetmiyor. Bir de evliysen, çocuklarýn okul, kýyafet, saðlýk masraflarý… Hele hele sigortadan da yoksa yandýn. Ah, ah! Ýþçinin halinden anlamýyorlar. Hele patronlar yok mu patronlar? Ýþçi aç mý, susuz mu, yorgun mu hiç düþünmezler. Onlarýn düþündüðü tek þey, az maaþ verelim, SSK’larýný yapmayalým, mesai yaptýralým, gece-gündüz çalýþýp bizi ve devletimizi zengin etsinler. Yalan mý iþçi arkadaþlar? Biz bunlar gibilerini zengin ettikçe zenginler varoluyor ve biz iþçiler hiçbir þeye sahip olamýyoruz. Biz çalýþtýkça onlar bizim sýrtýmýzdan emeklerimizi sömürerek daha da zengin oluyorlar. Buna izin vermemeliyiz, çalýþan eller, yorulan bedenler bizim. Ýnsan gibi yaþamak, sýnýfsýz sömürüsüz, açlýðýn olmadýðý, yoksulluðun olmadýðý bir dünyada yaþamak bizim de hakkýmýz. Bizim onlardan farkýmýz ne? Ýþçi olmamýz mý? Ýþçiler, yoksulluk uykusundan uyandýðýnýz o gün ayaklanmalar baþlattýðýnýzda, zaferi kazanan siz olacaksýnýz. Y.E. Mücadele Birliði Okuru Bir Ýþçi/ Ýkitelli 77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

11


Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

DEVRÝMÝ ENGELL Geçtiðimiz haftalarda Diyarbakýr’da bir otobüs duraðýnda patlatýlan bomba tekrar tekrar iþaret ettiðimiz bir gerçeði savaþýn acý diliyle kanýtladý: Tekelci sermaye sýnýfý artýk ne topluma egemendir ne de toplumu yönetebiliyor. Türk burjuvazisi, düzeni ayakta tutabilmek için toplumun ezici çoðunluðuna karþý; yani iþçi sýnýfýna, diðer emekçi sýnýflara ve Kürt halkýna karþý savaþýyor. Bu, yeni deðil, uzun yýllardan beri süregelen bir durumdur. Diyarbakýr’da çoðu çocuk on Kürt yurttaþýn ölümüne yol açan bombayý devlet güçlerinin patlattýðýndan þüphe yok. Bu katliamý yapanlarýn devletin resmi ya da gayri resmi görevlileri olmalarýnýn hiçbir önemi yok. Bombanýn pimi, tekelci sermaye sýnýfý adýna, düzen adýna, özel mülkiyetin korunmasý ve kutsanmasý adýna çekilmiþtir. Demek ki, burjuva sýnýf, düzeni ve özel mülkiyeti korumak için hiçbir vahþetten kaçýnmayacaðýný toplu çocuk katliamýyla bildirmiþ oluyor. Ama bu, ayný zamanda, dengesizliðin itirafý olarak da kabul edilmelidir. Hiç þüphe yok, toplumu yönetmesi gereken yerde toplumun ezici çoðunluðuna karþý savaþan bir sýnýf dengesini yitirmiþ bir sýnýftýr. Hiç abartma kaygýsýna düþmeden rahatlýkla iddia edebiliriz ki, faþist devletin tarihi bir katliamlar dizisi tarihidir. TC’nin kurucularý Osmanlýnýn yýkýntýlarý üzerinde yeni devletlerini inþa ederlerken atalarýnýn katliam gelenek ve politikasýný da miras almýþlardý. Katliamla ayakta durmak, TC’nin kuruluþ felsefesinde var. Onun için Cumhuriyetin kuruluþundan bu yana baþta Kürt ulusu olmak üzere, emekçi sýnýflara ve ulusal topluluklara karþý yönelik katliamlarýn haddi hesabý yok. Buna Yeniçerilerin yaðmalama geleneðini de eklemeliyiz. Kýsacasý, toplu katletmek ve yaðmalamak, düzenin baþlýca savunma araçlarýdýr. Ama özellikle son onaltý yýlda gerçekleþtirilen sayýsýz katliamý sadece geçmiþten devralýnan gelenek ve mirasla açýklamak doðru deðil. Elbette, geçmiþin miras ve geleneði karþý-devrim güçlerine kýyýcýlýkta büyük bir kolaylýk ve rahatlýk saðlýyor. Fakat katliam politikasýnýn nedenlerini üretim iliþkilerinde, sýnýflararasý güç dengelerinde ve sýnýf savaþýnýn eriþmiþ bulunduðu düzeyde aramak lazým. Burjuva sýnýf onaltý yýldýr düzenini, egemenliðini ve özel mülkiyeti savaþarak, katliamlara baþvurarak, onbinlerce insaný zindanlara doldurarak ayakta tutmaya çalýþýyorsa bunun anlamý gayet açýktýr: Düzen ve özel mülkiyet “proleter vandallarýn, baldýrý çýplaklarýn ve özgürlüðe susamýþlarýn” ciddi tehdidi altýndadýr. Düzen ve özel mülkiyet gerçek bir tehlikeyle karþýlaþtýðýnda o þýk giyimli, sosyetik, kibar burjuva bay ve bayanlarýn kýyýcýlýkta, terörde, vahþette hiç bir sýnýr tanýmayacaklarýna tarih sayýsýz kez tanýk olmuþtur. Ve þimdi, düzenin, özel mülkiyetin, kutsal sýnýrlarýn Cumhuriyet tarihinin en ciddi tehdidiyle karþý karþýya olduðu gerçeði, faþist devletin en ali makamý, yani Genelkurmay Baþkaný tarafýndan itiraf edilmiþ durumda.

12

Bir Adým Ýleri Ýki Adým Geri Öyleyse, faþist devletin düzen, mülkiyet ve burjuvazi adýna hiç bir vahþetten kaçýnmayacaðýnýn ilaný olarak Diyarbakýr katliamýný “TÝT” rumuzuyla üstlenmesinde þaþýlacak bir þey yok. Bu katliamýn öncekilerden farký þu ki, faþist devlet ilk defa, “TÝT” rumuzuyla da olsa, bir katliamý açýktan üstlenmiþtir. Bu bir kararlýlýk gösterisiydi ve taze Genelkurmay Baþkaný’nýn saldýrgan demeç ve ruh haliyle uyumlu bir tavýr idi. Göreve gelir gelmez bir Osmanlý saray celladýnýn ruh haliyle “boðmak, öldürmek, yok etmek” sözcüklerini dilinden düþürmeyen Paþa hazretlerinin “iyi çocuklarý” Þemdinli’den sonraki ilk icraatlarýný yapmakla kalmayýp yaptýklarýný üstlendiler de... Ýlk defa rastladýðýmýz bu durum bir gözdaðý, bir yýldýrma, bir korku salma giriþimiydi. Bu giriþimi bir de “ölen her asker ve polis için Diyarbakýr’da on Kürdü öldüreceðimize þehit kanýyla oluþmuþ bayraðýmz üzerine and içeriz” kükreme taklidiyle desteklemeye çalýþtýlarsa da bunun bir kedi miyavlamasýndan ibaret olduðu çok geçmeden anlaþýldý. Katliamýn iki ülkenin emekçi halklarýnda, ama özellikle de Kürt halkýnda, yarattýðý öfke; korkudan sinmek yerine Kürt halkýnýn daha bir kararlý ruh haliyle ayaða kalkmasý, faþist devlete ve tekelci sermaye sýnýfýna anýnda geri adým attýrdý. Kedi miyavlamasý formundaki kükremeler yerini “ben yapmadým, o yaptý” manevrasýna býraktý. Burjuva sýnýf, devrimi engellemek için attýðý adýmýn yarattýðý sonuçtan bir kez daha korkuya kapýldý. Öncelikle Diyarbakýr halký patladý patlayacak noktasýna gelmiþti. Burjuva sýnýf Diyarbakýr’da patlayacak bir ayaklanmanýn orayla sýnýrlý kalmayacaðýný bilebilecek kadar deneyim sahibiydi. Bunun üzerine katliamý kendisinin deðil de UKH’nin yaptýðýný kanýtlamak için bütün güç ve olanaklarýný devreye soktu. Bir yandan böyle geri adým atarken öte yandan Özel Harekat Birlikleri, askeri güçler vb ile þehri kuþatma altýna alýyordu. Faþist devlet bu çabalardan sonuç alamayacaðýný Diyarbakýr halkýnýn gece sabahlara kadar süren eylemlerinden anlamýþ olmalý. Bütün burjuva basýn Diyarbakýr’ý barut fýçýsýna benzetiyordu. Polisi ve askeri ileri sürmek, bu barut fýçýsýna ateþle yaklaþmaktan farksýz olacaktý. Patlama noktasýna gelmiþ Diyarbakýr halkýný yatýþtýrmak yine uzlaþmacýlara kaldý. Bunu onlardan baþkasý da yapamazdý. Faþist devlet, önce olaðanüstü yetkilerle donatýp þehre saldýðý polisleri daha sonra ortamý yumuþatacak bir politikaya doðru çekerken uzlaþmacýlar da “sessiz yürüyüþ”le Kürt halkýnda birikmiþ öfkeyi söndürmeye çalýþtý. Hareketi ileriye taþýmak, eylemleri geliþtirmek isteyenler, “sessiz yürüyüþ yapýlýyor” gerekçesiyle engellenip susturuldular. Üç günlük yas ilan edildi, kepenkler kapattýrýldý ve herþey zamana yayýlarak birikmiþ öfke dindirildi. Þimdilik amaçlarýna ulaþtýklarýný söylemek mümkün.

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006


Yeni Evrede

Gündem

Mücadele Birliði

LEYEMEYECEKLER Ama bu sadece “þimdilik”tir. Katliamlarýn, baskýnýn, þiddetin yarattýðý öfke, kin gibi þiddetli duygular kendi doðal sonuçlarýný mutlaka yaratacaklardýr. Bir ulusu baský altýnda tutmak, özgürlük istemini kan içinde boðmak için yapýlan katliamlar, sadece acýlara yol açmakla kalmaz, fakat ayný zamanda ezilen ulusta düþman hakkýnda bir bilinç de yaratýr. Birleþik devrimin Kürdistan ayaðýný geliþtiren dinamiklerin baþýnda, büyük acýlarýn içinden doðan, bu acýlarla beslenen iþte bu bilinç geliyor. Kürt halký, faþist devletin amaçlarý, bu amaçlara ulaþmak için benimsediði yöntemler hakkýnda saðlam bir devrimci bilinç edinmiþtir. Emperyalistlerin, tekelci sermaye sýnýfýnýn ve uzlaþmacýlarýn devrimi boðma çabalarýný boþa çýkaran iþte bu bilinçtir. Kürt halký, her katliam ve teröre ayaklanmalarla yanýt vererek devrimi boðma giriþimlerini boþa çýkarýyor. Kürt halkýnýn devrimci kitle eylemleri, ayaklanmalarý tekelci sermaye sýnýfýnda ve emperyalistlerde ciddi korkulara yol açýyor. Korku, faþist devlete ileriye doðru attýðý her adýmdan sonra iki adým geri attýrýyor.

Ýç Savaþta Yeni Safha Tekelci sermaye sýnýfý, emperyalistlerle birlikte iki ülkenin birleþik devrimini engellemek için çok yönlü önlemler alýyor. Bu önlemlerin birincisi ve en önemlisi þiddet ve terörle bastýrma yöntemidir. Burjuva sýnýf bu konuda emperyalistlerin tam desteðini almýþ durumda. Burjuvazinin taze Genelkurmay Baþkaný, görevi devraldýðý gün yaptýðý açýklamayla burjuva sýnýfýn yeni döneme iliþkin politikasýný ilan etti. Diyarbakýr katliamý bu sözlü ilanýn pratik biçimi oldu. Aslýnda bu açýklama bilinenin yüksek sesle tekrarýndan baþka bir anlam taþýmýyordu. Tekelci sermaye sýnýfý, uzun süredir emperyalistlerin onay ve desteðini almýþ vaziyette bu politikanýn hazýrlýklarýný yapýyordu. “Bir tek terörist kalmayýncaya kadar mücadelemiz sürecek” sözleri faþist devletin ve tekelci sermaye sýnýfýnýn özel olarak Kürt halkýnýn özgürlük savaþýna, genel olarak iki ülkenin devrimci hareketine iliþkin yaklaþýmýný özetliyor. Bu, iç savaþýn mantýðýna uygun olarak, zor yöntemlerinin temel mücadele aracý olarak kullanýlacaðý anlamýndadýr. Demek ki, “barýþ ve ateþkes” çaðrýlarýnýn bir halký oyalamaktan, boþ beklentilere sokmaktan baþka anlamý yok. Ancak burjuvazi devrime karþý sadece asker ve polisi harekete geçirmekle yetiniyor deðil. Son olarak Sakarya-Akyazý’da örneðini gördüðümüz gibi sivil faþist “linç ekipleri”ni de harekete geçirmiþtir. Toplumun tortu kesiminden oluþmuþ bu tosuncuklarýn eylemleri geçmiþte sahte bir ikiyüzlülükle de olsa kýnanýrken þimdi “güzel davranýþ” olarak alkýþlanýyor. Bunu nasýl anlamalý? Bu bir meydan okuma mý yoksa gerçek amaç ve hedeflerin gizlenmesiyle daha fazla yol alýnamayacaðýnýn kabulü olarak mý anlaþýlmalý? Burjuva sýnýf, bugüne kadar hem iç savaþ gerçeðini hem de bu savaþtaki amaçlarýný gizlemeye çalýþtý. Fakat

devrimin geliþimi yoluna ayný þekilde daha fazla devam etmesine izin vermiyor. Onun için þimdi gerçek amaçlarýný gizleyen bütün örtüleri, bütün maskeleri tek tek atmaya baþladý. Bunun ilk provasý 1 Eylül Barýþ Mitingi’nde yapýldý. TMY’yi arkasýna alan Ýstanbul Emniyet Müdürü onlarca korumanýn eþliðinde kitlenin ortasýna bir külhanbeyi gibi dalarak açýk bir kýþkýrtmaya giriþti. Bu kýþkýrtýcý hareket istedikleri sonucu vermeyince mitingin daðýlmasý sýrasýnda gaz bombalarý ve silah sýkarak yýldýrýcý bir hava yaratmaya çalýþtýlar. Ýkinci prova ise, yine ayný yasa çerçevesinde, bir siyasi hareketin onlarca insanýnýn ayný zaman diliminde gözaltýna alýnmasýyla yapýldý. Faþist devlet iç savaþý kazanmak için aradýðý yasal desteði TMY’yi çýkararak kendi eliyle yaratmýþtý. Tekelci sermaye sýnýfýnýn politikasý ve faþist devletin bundan sonra kullanacaðý yöntemler belli oldu. Demokratik hak ve özgürlükler adýna ne varsa hepsinin gaspedilmesi, kitlesel tutuklamalar hatta katliamlar, “yasa” adýna ve “yasalar çerçevesinde” yapýlacaktý. Ama ne yaparlarsa boþuna. Dünya tarihinde hiç bir burjuva sýnýfýn kaçýnamadýðý dar görüþlülük Türk tekelci sermaye sýnýfýnýn da yakasýný býrakmýyor. Yeni ve daha yüksek bir toplum biçimi eski toplumun kapýsýna gelip dayanmýþsa ve toplumsal devrim bu kapýyý açmak üzere sökün etmiþse, burjuva sýnýfýn bütün önlemleri umutsuz bir çabadan öteye gitmez. Burada, devrimi önlemek için yapýlacak bütün zorla bastýrma giriþimleri kýsa bir süre sonra devrimin daha güçlü þekilde ortaya çýkmasýndan baþka sonuç vermez. Kendisini ortaya çýkaran nedenler orta yerde durdukça bir devrim, zorla bastýrma giriþimleriyle sadece kýsa bir süre için ertelenebilir ama yok edilemez. Üstelik bu erteleme bile devrimin kýsa denebilecek bir süre sonra daha yýkýcý bir güçle ortaya çýkmasýndan baþka iþe yaramaz. Türkiye ve K.Kürdistan Devrimi her türlü engele raðmen bugüne kadar kendi yolunu yýkýcý bir güçle açarak ilerledi. Türkiye’nin katliamlar, cinayetler, iþkenceler, gözaltýnda kaybetmelerle dolu yakýn tarihine baktýðýmýzda, iki ülkenin birleþik devriminin ileriye atýlmalar, geriye çekilmeler, kýsa molalar niteliðindeki duraksamalar ve sonra tekrar ileriye atýlmalar þeklinde ama hep ileriye doðru yol aldýðýný görürüz. Fakat gerçek yaþamýn yasalarý böyledir diye burjuva sýnýfýn kaçýnýlmaz yazgýsýna kaderci bir anlayýþla razý olacaðýný düþünmek büyük bir hata olur. Aksine, burjuva sýnýf ve emperyalistler emekçi sýnýflara, ezilen halklara en büyük acýlarý yaþatmadan kendi cennetlerinden asla vazgeçmeyecekler. Uzun ve kanlý savaþlara giriþmeden, þanslarýný son bir defa denemeden umutlarýný yitirmek istemeyecekler. Þimdiki hazýrlýklarý bunun içindir. Ama yinelemekte yarar var: Onlarýn hiç bir kýyýcýlýðý, hiç bir vahþeti kaçýnýlmaz sonlarýný uzun bir geleceðe erteleyemeyecek; devrimi engelleyemeyecek.

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

13


Yeni Evrede

DETAK

Mücadele Birliði

Zindanlarý Yýkacak ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ!

ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR Büyük Ölüm Orucu Eylemi, devletin eylemi susku fesadýyla boðma giriþimlerine, tüm saldýrý ve ayak oyunlarýna raðmen sürüyor. Ölüm Orucu savaþçýsý Sevgi Saymaz tutulduðu Uþak zindanýndan 16 Eylül tarihinde eyleminin 140. gününde hastaneye kaçýrýldý. Sevgi Saymaz zorla müdahale iþkencesiyle karþý karþýya. Ve eylemini büyük bir kararlýlýkla sürdürüyor. Av. Behiç Aþçý Þiþli’deki Direniþ Evi’nde eyleminin

167. gününde. Saðýlýk durumu günden güne kötüleþen Av. Behiç Aþçý, eylemini büyük bir kararlýlýkla sürdürüyor. Cengiz Soydaþ Ölüm Orucu Ekibinden Sincan zindanýnda eylemini sürdüren Kamil Karataþ bugün 145. gününde. Kararlýlýk ve baþeðmezlikle yürümeye devam ediyor. Artýk dünyaya malolan büyük Ölüm Orucu Eylemi, tarihin sayfalarýna umudu yazmaya devam ediyor. Devrim, Ölüm Orucu savaþçýlarýnýn eriyen bedenlerinde büyüyor. YAÞASIN ÖLÜM ORUCU EYLEMÝMÝZ!

ÝHD’DE BASIN AÇIKLAMASI “Her Zaman Yanýnýzdayýz Kanýmýzýn Son Damlasýna Dek” F tipi zindanlarda devrimci tutsaklara yönelik baský, iþkence ve saldýrýlar giderek daha da artýyor. 7 Eylül günü, Tekirdað F tipi Cezaevin’de devrimci tutsaklara yönelik bir saldýrý oldu. Gardiyanlar tarafýndan aðýr bir þekilde yaralanan ve darp edilen devrimci tutsaklarýn bir çoðunun vücudunda darptan kaynaklý eziklikler meydana gelirken, ayný zamanda TKEP/Leninist davasý tutsaklarýndan 403 gün Ölüm Orucunda kalmýþ olan Nurettin TEMEL’in kaburgalarýnda kýrýlma ve eziklikler oluþmuþtur. Konuyla ilgili olarak 12 Eylül günü ÝHD Ýstanbul Þubesinde Mücadele Birliði tarafýndan basýn açýklamasý yapýldý. Mücadele Birliði adýna basýn açýklamasý metnini okuyan Vefa Serdar, Temmuz ayýnda hastaneye giden bazý devrimci tutsaklara hastane dönüþü jandarmanýn saldýrmasýný, cezaevinde bulunan devrimci tutsaklarýn kapýlarý döverek protesto ettiðini belirterek, tutsaklarýn ayrýca bu saldýrýyý gerçekleþtiren, iþkence yapanlar hakkýnda suç duyurusunda bulunduklarýný, bu suç duyurularýna devletin cevabýnýn, devrimci tutsaklara yeni cezalar vermek ve bu þekilde devrimci tutsaklarý sindirmeye çalýþmak olduðunu, bu cezalarýnda kapý dövme eylemiyle protesto edilince bu kez devrimci tutsaklara aylarca görüþ ve mektup cezalarýnýn verildiðini söyledi. Serdar sözlerine þöyle devam etti: “Devrimci tutsaklar bu durum karþýsýnda boyun eðmeyip, eylemlerini sürdürmüþ-

lerdi. 7 Eylül Perþembe günü kapý döverek protesto eylemi yapan devrimci tutsaklara gardiyanlar saldýrdýlar. Tekirdað 1 Nolu F Tipi Cezaevin C-70 nolu hücrede bulunan TKEP/Leninist davasý tutsaklarý Nurettin TEMEL, S.Serbülent SÜRÜCÜ ve Barýþ CENGÝZ’e saldýran 15-20 gardiyan, üç tutsaðý zorla yere yatýrýp tekme ve yumruklarla aðýr bir þekilde darp etmiþlerdir. S.Serbülent SÜRÜCÜ ve Barýþ CENGÝZ’in vücutlarýnda darptan kaynaklý ezikler oluþmuþtur. 403 gün Ölüm Orucunda kalmýþ olan Nurettin TEMEL’in ise kaburgalarýnda kýrýlma ve ezikler oluþmuþtur.” Devrimci tutsaklarýn, saldýrý sonrasý revire çýkýp durumu tespit ettirmek ve raporla iþkenceyi belgelemek istediklerinde, “revirde doktor olmadýðý” gerekçesiyle geri çevrildiðini ifade eden Serdar, “Bu saldýrý, sadece C-70 nolu hücreye yapýlmadý. Siyasi tutsaklarýn bulunduðu bir çok hücreye saldýrýlmýþ ve isimle-

rini bilmediðimiz bir çok devrimci tutsak aðýr bir þekilde darp edilmiþtir. Devrimci tutsaklar, saldýrýlarýn önümüzdeki günlerde de süreceðini tahmin ediyorlar. Özellikle cezaevine yeni gelen müdürün bu saldýrýlarýn artmasýnda sorumluluðu olduðunu belirtiyorlar. Mustafa Dolunay adlý müdürün göreve geldiði andan itibaren, devrimci tutsaklara karþý özel bir düþmanlýðý varmýþ gibi davrandýðýný ve sýradan gerekçelerle saldýrýlarý kýþkýrttýðýný, düzmece gerekçelerle disiplin cezalarý verdiðini belirtiyorlar. F tipi zindanlarda baský ve iþkenceler günden güne daha da artmaktadýr. Saldýrýlar karþýsýnda Ölüm Orucu eylemi sürerken, devrimci tutsaklar çeþitli eylemlerle, saldýrýlara karþý sessiz kalmayacaklarýný da gösteriyorlar” dedi. Serdar sözlerine “Mücadelemiz zafere kadar sürecek” diyerek son verdi. Daha sonra S.Serbülent SÜRÜCÜ’nün annesi Sakine SÜRÜCÜ sözü aldý ve; “Biz bunlara hiçbir zaman boyun eðmeyeceðiz. Biz çocuklarýmýzýn her zaman yanýndayýz, kanýmýzýn son damlasýna dek.” dedi. Ardýndan basýn açýklamasý sona erdirildi.

BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! DEVRÝMCÝ TUTSAKLAR TESLÝM ALINAMAZ! ZÝNDANLAR YIKILSIN TUTSAKLARA ÖZGÜRLÜK!

DETAK’a ulaþmak için e-mail adresi: detakistanbul@yahoo.com

14

77. Sayý / 27 Eylül - 11 Ekim 2006


Yeni Evrede

Zindanlar

Mücadele Birliði

SEVGÝ SAYMAZ HASTANEYE KAÇIRILDI F Tipi Zindanlarý ve tutsaklara uygulanan tecridi protesto etmek için Ölüm Orucu eylemine baþlayan Sevgi SAYMAZ, eyleminin 140. gününde zorla müdahale için hastaneye kaçýrýldý. Tutsak bulunduðu Uþak Hapishanesi’nde Ölüm Orucu eylemini 140 gündür sürdüren Sevgi Saymaz 16 Eylül günü zorla hastaneye kaldýrýldý. Sevgi SAYMAZ’ýn kaçýrýlmasýna ve müdahale iþkencesine karþý TAYAD’lý Aileler bir basýn açýklamasý yaparak bu saldýrýyý protesto ettiler. “140 gündür Sevgi, tecritin kaldýrýlmasýný açlýðý ile beklemektedir. Tecriti kaldýrmasý ve hapishanelerde süren bu zulme son vermesi gereken Adalet Bakanlýðý, çözümü dire-

niþçilere ve tecritteki savunmasýz insanlara saldýrmakta bulmaktadýr. Sevgi Saymaz þu anda zorla müdahale iþkencesi ile karþý karþýyadýr. Zorla müdahale suçtur. Zorla müdahale demek kiþinin kendi iradesi dýþýnda istemediði halde zor kullanýlarak týbbi müdahalede bulunmaktýr. Zorla müdahale, ayný zamanda bilinçli olarak yanlýþ týbbi müdahalede bulunmaktýr. Uzun süreli açlýklarda açlýðýn sona erdirilmesi doðru týbbi yöntemlerle yapýlmazsa kiþide kalýcý sakatlanmalarýn ve ölümlerin olmasý kaçýnýlmazdýr” diyen TAYAD’lý aileler, bu durumda yüzlerce sakat insan olduðunu söyleyerek bunlarýn kiminin halen F tiplerinde, kiminin dýþarýda, kiminin de mezarda olduðunu söylediler.

ÝÇ SAVAÞ YOÐUNLAÞIYOR ANTEP’TE ÝÞÇÝLERE SALDIRI Türkiye ve Kürdistan’da 30 yýlý aþkýn süretir yaþanan iç savaþ ve sýnýf savaþýmý giderek yoðunlaþýyor. Bu yýllar egemen sýnýf kapitalizm ile Kürt halký ve Türk proletaryasý arasýnda büyük çatýþmalara sahne oldu ve bu çatýþmalar askeri darbelerle sonuçlandý. Bu darbelerden sonra kapitalizm kendi yýkýlýþýný belirsiz bir zamana erteledi diyebiliriz. Fakat 90’lý yýllarýn baþýnda yaþanan eylemler ve devrimci yapýlanmalarýn geliþimi devrim koþularýnýn hýzlanmasýný beraberinde getirdi. Kapitalist sistemin kendi yýkýlýþýný engellemek için Kürt halkýna ve Türkiye proletaryasýna ne zaman, nasýl, nerde hangi tarihte saldýracaðý bilinmiyor. Bunu 19 Aralýk 2000’de devrimci tutsaklara yaptýðý “hayata dönüþ operasyonu”nu gerçekleþtirerek gösterdi. Bu katliam, o dönemde yaþanan ekonomik ve politik krizden kurtulmak için yapýldý. Yaþadýðýmýz yýllarda yaþanan politik ve ekonomik krizler sýnýf savaþýmýný sýçramalý bir þekilde hýzlandýrdý. Buna örnek olarak Seka direniþi, Þemdinli saldýrýsý, Danýþtay’a yapýlan saldýrý ve fýndýk üreticilerinin onbinlercesinin sokaða dökülmesini gösterebiliriz. Kapitalist sistem var olduðu sürece bunlar (devletin provokasyonlarý ve devrimci eylemler) sürecektir. Biz Leninistler olarak; nesnel koþullarýn devrimi hýzlandýrdýðý bu dönemde kapitalizmin egemenliði altýnda ezilen, sömürülen ve özgürleþmek için mücadele eden tüm halk yýðýnlarýný Leninist Parti öncülüðünde acil ve ivedi olarak komite ve konseylerde örgütlenmeye çaðýtýyoruz. Antakya’dan Leninistler

Gaziantep Baþpýnar üçüncü organize sanayinde faaliyet gösteren Zümrüt Çikolata Fabrikasý’nda çalýþan iþçiler 12 saat kesintisiz, düþük ücretle ve büyük bir kýsmý sigortasýz çalýþtýrýlýyor. Altý yýllýk çalýþaný olan bir iþçi arkadaþýmýz ve yaklaþýk on arkadaþý sekiz saat çalýþma talebinde bulundu. Fakat bu talepleri þiddetle reddedildi. Bunun üzerine hep birlikte, sekiz saatten fazla çalýþmama kararý aldýlar. 2 Eylül Cumartesi günü ise saat 15:30 sularýnda fabrikanýn yönetim kurulu baþkaný Ýbrahim Ölçücüer ile iþletme müdürü Nejdet Didin arkadaþýmýzýn yanýna gelerek sekiz saat isteðinden vazgeçmesi gerektiðini bildirdi. Arkadaþýmýz bunun nedenini sorunca yeni iþ kanuna göre dört gün on iki saat çalýþýp iki gün de ücretsiz izin kullanmak zorunda olduðu cevabýný aldý. Buna itiraz edince de Ýbrahim Ölçücüer tarafýndan feci þekilde dövülerek, aðza alýnmayacak hakaret ve küfürlere maruz kaldý ve iþten atýldý. Aradan birkaç gün geçmiþti ki Ýbrahim Ölçücüer ve Nejdet Didin sekiz saat isteðine direnen baþka bir iþçi arkadaþýmýzý aralarýna alarak þiddetli darbelerle suratýný kanlar içinde býraktýlar. Yine aðza alýnmayacak küfürler edip hakaretlerde bulunan Hacý Ýbrahim Ölçücüer bu iki olayý da fabrikada iþçilerin yoðun olduðu bir yerde gerçekleþtirdi. Amacýnýn, mafya usulü göz daðý vermek olduðu açýktý. Ve son olarak da sekiz saat çalýþma isteðinde bulunan onlarca iþçi iþten atýldý. Üreten, fiziksel olarak yýpranan ve açlýk sýnýrýnýn altýnda köle gibi çalýþtýrýlan iþçiler sermaye için büyük bir nimet olarak görünüyor. Çalýþýp hiç bir kanuni hakkýndan faydalanamayan Zümrüt Çikolata fabrikasý iþçileri artýk uyanmalý. Kendi hakkýna ve insanlýðýna sahip çýkmalý. Birleþip tek yumruk olmalý. Bugün iki arkadaþýmýza yapýlan bu saldýrý bütün iþçi sýnýfýna yapýlmýþ bir saldýrýdýr. Sermayeden bu ve benzeri saldýrýlarýn hesabýný sormak için güçlerimizi birleþtirmeliyiz. Kendi gücümüzün farkýna vararak Spartaküsler gibi baþkaldýrmalýyýz. Örgütlenerek sermayenin oyunlarýný bozmaktan baþka bir yolumuz yok. GEB’li Bir Ýþçi

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

15


Yeni Evrede

Basýn Açýklamasý

Mücadele Birliði

BASKIN VE TUTUKLAMLARLA ÝLGÝLÝ BASIN AÇIKLAMASI

BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! Varlýk-yokluk savaþý veren burjuva düzen, her yerde tüm araçlarýyla saldýrýyor. Sermayenin cephaneliðinde kaba zordan baþka araç kalmamýþtýr artýk. Çocuklarý bombalýyor, vuruyor; devrimcileri zindanlara atýyor, öldürüyor; sosyalist basýna ceza üstüne ceza kesiyor, yetmiyor, düzmece gerekçelerle tutukluyor. Artýk eski faþist yasalarý yetmediði için çok daha baskýcý yasalar çýkarýyor. Hedef belli: Devrimi engellemek. 8 Eylül günü, sosyalist ve devrimcilere yönelik yapýlan baskýn ve gözaltý furyasý, 5’i gazeteci, 20 kiþinin tutuklanmasýyla devam etti. 7 farklý þehirde, aniden insanlarýn evlerine yapýlan baskýnlarda gözaltýna alýnan 23 kiþi, ilk 24 saat ailelerine ve avukatlarýna dahi haber verilmeden, ne ile suçlandýklarýný bilmeden iþkencehanelerde tutuldular. Bulunduklarý evlerde bulunan bilgisayar vb tüm araçlara el konulan devrimciler, 12 Eylül günü Ýstanbul’da Aðýr Ceza Mahkemesi’nde “terör örgütüne üye olmak ve silahlý eylemler yaptýklarý” gerekçesiyle basýna teþhir edilerek savcýlýða çýkarýldýlar. Savcýlýkta neyle suçlandýklarýný bilmeden gözaltýnda tutulduklarý için susma hakkýný kullanacaklarýný söyleyerek ifade vermeyi reddettiler. Hakimliðe çýkarýlan 20 kiþi ise, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Tutuklananlar arasýnda Atýlým gazetesi Genel Yayýn Yönetmeni Ýbrahim Çiçek, Yayýn Koordinatörü Sedat Þenoðlu, yazarlarýndan Ziya Ulusoy, Bayram Namaz ve Özgür Radyo Genel Yayýn Koordinatörü Füsun Erdoðan da bulunmakta. Tutuklanan diðer devrimcilerin isimleri ise þöyle: Erkan Salduz, Turaç Solak, Arif Çelebi, Ali Hýdýr Polat, Elif Almakça, Hatice Bolat, Erkan Özdemir, Fatma Siner, Mehmet Ali Polat, Hasan Ozan, Arzu Torun, Naci Güner, Sultan Ulusoy, Serkan Gündoðdu, Seyfi Polat. Devletin bu baskýlarý, komplolarý bizleri susturamayacak, devrim ve komünizm mücadelemizi engelleyemeyecektir. BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! SOSYALÝST BASIN SUSTURULAMAZ!

16

MLKP’ye dönük yapýlan “Gaye” operasyonu çerçevesinde Ýstanbul’daki ESP Merkez, EKD Merkez, Atýlým Gazetesi Merkez, Dayanýþma Gazetesi Merkez, SGD Merkez bürolarý, BEKSAV, Özgür Radyo, 1 Mayýs Mahallesi Güzelleþtirme Derneði, Gülsuyu Sanat ve Hayat Kültür Merkezi, Tekstil-SEN, DÝSK/Limter-Ýþ ve diðer illerde bulunan kültür merkezleri eþ zamanlý olarak basýlmýþ ve yüzü aþan kiþi gözaltýna alýnmýþ, tutuklamalar olmuþ, ve halen onca kiþinin illerdeki TMÞ’lerde tutuluyor. Konuyla ilgili olarak 23 Eylül Cumartesi günü Taksim Tramvay duraðý önünde ESP, aralarýnda Mücadele Birliði’nin de olduðu, bir çok devrimci kurumun destek verdiði bir basýn açýklamasý düzenledi. Saat 12.30’da yapýlan basýn açýklamasýný ESP adýna Ersin Sedefoðlu okudu. Sedefoðlu, 8 Eylül tarihinde 8 ilde yapýlan operasyonda aralarýnda Atýlým Gazetesi’nin yayýn yönetmeni, yayýn koordinatörü ve yazarlarý, Özgür Radyo yayýn koordinatörünün de içinde bulunduðu 23 devrimcinin tutuklanarak zindanlara konulduðunu ifade ederek; “Hýzýný alamayan devlet, 21 Eylül tarihinde de Ýstanbul’daki ESP Merkez, EKD Merkez, Atýlým Gazetesi Merkez, Dayanýþma Gazetesi Merkez, SGD Merkez bürolarý, BEKSAV, Özgür Radyo, 1 Mayýs Mahallesi Güzelleþtirme Derneði, Gülsuyu Sanat ve Hayat Kültür Merkezi, Tekstil-SEN, DÝSK/Limter-Ýþ ve diðer illerde bulunan kültür merkezleri eþ zamanlý olarak saat 16.30’da basmýþ, kurumlarý talan etmiþ, bilgisayarlara, CD ve disketlere, hapishanelerden gelen mektup ve kartlara el koymuþtur. Özgür Radyo’nun yayýný durdurularak müzik arþivi kopyalanmýþtýr” dedi. Sedefoðlu basýn açýklamasýna þöyle devam etti; “Kurumlara ve kurum çalýþanlarýnýn evlerine yapýlan baskýnlar sonucunda elimize þu ana kadar ulaþan bilgilere göre coðrafyanýn genelinde 104 kiþi gözaltýna alýnmýþ, bunlardan 11 kiþi daha sonra serbest býrakýlmýþ, 6 kiþi de tutuklanmýþtýr.” Polisin kurumlara, evlere yönelik baskýnlarý ve gözaltýlarýnýn halen devam ettiðini vurgulayan Sedefoðlu, “Kurumlarýn ve evlerin dýþýnda ESP’liler sokak ortasýnda küfür ve hakaretlerle, þiddet yoluyla, baþlarýna silah dayanarak gözaltýna alýnmýþ, bu þekilde alýnanlardan Gazi Mahallesi’nden bir ESP’li TEM otoyolunun ortasýna atýlmýþtýr. Ýzmir’de sokak ortasýnda kaçýrýlarak gözaltýna alýnan Ýkram ÇALI’nýn bir gün sonra gözaltýnda olduðu kabul edilmiþ, çýkarýldýðý mahkeme tarafýndan tutuklanmýþtýr. Dün akþam BEKSAV Yönetim Kurulu Baþkaný Hacý Orman silahlarla polislerin kendisini sürekli takip ettiklerini, polisin kendisine psikolojik baský uygulama amacýyla etrafýný ablukaya aldýðýný bildirmiþtir. Þu anda halen 88 kiþi çeþitli illerdeki TMÞ’lerde tutulmaktadýrlar” dedi. Basýn açýklamasý sýrasýnda sýk sýk “Gözaltýlar Tutuklamalar Baskýlar Bizi Yýldýramaz”, “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma”, “Bize Gücünüz Yetmeyecek”, “Direne Direne Kazanacaðýz”, “Yaþasýn Devrim ve Sosyalizm”, “Yýlgýnlýk Yok Direniþ Var”, “Devlet Terörüne Geçit Vermeyeceðiz” sloganlarý atýldý. Sedefoðlu ayrýca, yapýlan bu basýn açýklamasýna katýlmak için Tarmvay duraðýna doðru gelen iki ESP’liyi polisin ara sokakta zorla gözaltýna aldýðýný da kaydetti. Basýn açýklamasý gözaltýna alýnanlarýn 25 Eylül Pazartesi saat 10.00’da Beþiktaþ Aðýr Ceza Mahkemesinde yapýlacak mahkemelerine katýlým için duyuru yapýldýktan sonra sona erdi. GÖZALTILAR TUTUKLAMALAR BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! SOSYALÝST BASIN SUSTURULAMAZ!

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006


Yeni Evrede

Açýklamalar

Mücadele Birliði

KÜRT HALKI YALNIZ DEÐÝLDÝR Tekelci sermaye sýnýfý egemen deðildir. O artýk yönetmiyor. Ýþçi sýnýfýna, emekçilere ve Kürt halkýna karþý savaþýyor. Çýkarýlan her yasa, Faþist devlet güçlerinin attýklarý her adým bunu apaçýk ortaya koymaktadýr. Çeliþkiler keskin ve derin. Emek ile sermaye arasýndaki çatýþmalar derinleþiyor. Devlet tüm güçlerini seferber ediyor bu savaþta. Baskýlar, iþkenceler, katliamlar, çýkarýlan yasalar yetmiyor; her geçen gün yeni araçlarýný devreye sokuyor. Diyarbakýr’da otobüs duraðýnda patlatýlan bomba, tekelci sermaye sýnýfýnýn artýk dengesini tümden yitirdiðinin, her türlü çýlgýnlýðý yapmaya hazýr olduðunun iþareti sayýlmalýdýr. Ýç savaþ artýk en sert aþamalarýndan birine girmiþ bulunuyor. Çatýþmalarýn þiddetlenmesiyle artan asker ve polis kayýplarý, bir türlü denetim altýna alýnamayan devrim, tekelci sermaye sýnýfýný ve onun devletini köþeye sýkýþtýrdý. Son dönemde yoðunlaþan “vatan-millet-sakarya” edebiyatý, ölen asker ve polisler için dökülen timsah gözyaþlarý ve linç ayinleri üzerine inþa edilmek istenen þoven politika, Diyarbakýr’da patlatýlan ve devletin TÝT (Türk Ýntikam Tugaylarý) imzasýyla üstlendiði katliam ile kanlý içeriðini ve hedeflerini ortaya koymuþ bulunmaktadýr. Ýç savaþ boyunca pek çok kereler çocuklarý öldürmüþ, köyleri yakmýþ, Kürt halkýna en

pervasýz iþkenceler yapmýþ olan tekelci sermaye sýnýfý, ilk defa bu saldýrýyla bu aþaðýlýk, iðrenç katliam politikasýný açýktan savunma cüretini göstermektedir. Çocuklarýn, sýradan yurttaþlarýn alenen öldürülmesinin meþru olduðunu açýkça söylemektedir. Geçmiþte bu tür katliamlarýný gizlemek için çabalayan devlet, bu defa 7’si çocuk 10 Kürt yurttaþýn öldürüldüðü bombalamayý açýktan üstlendi. Tekelci sermaye sýnýfý TÝT aðzýndan konuþurken, ölen her asker ve polis için “Diyarbakýr’da 10 Kürdü öldüreceðimize þehit kanýyla oluþmuþ bayraðýmýz üzerine and içeriz” demektedir. Bu, Nazi faþizmiyle doruðuna çýkan bildik sömürücü sýnýf uygulamasýdýr. Bu, artýk egemenliðin kesin olarak yitirildiðinin itirafýdýr. Bu, en aþaðýlýk ve kanlý saldýrýlarýn yaygýnlaþacaðýnýn, sermayenin elinde bundan baþka araç kalmadýðýnýn beyanýdýr. Görevi devraldýðý gün yaptýðý konuþmada Genelkurmay Baþkaný Büyükanýt yaþanacak sürecin sermaye cephesinden nasýl deðerlendirildiðini ve iç savaþta yeni bir döneme girmekte olduðumuzu açýkça ilan etmiþti. Diyarbakýr’da patlayan faþist bomba malumun yüksek sesli ilaný olmuþtur. Tekelci sermayenin yalancý baharý, AB yanýlsamasý üzerinden yaratmak istediði beklenti havasý çoktan uçup gitmiþti. Yaþamýn katý gerçekleri, koþullarýn devrimci yapýsý bu yalanlarýn ve yanýlsamalarýn yeþermesi için uygun bir ortama asla izin vermedi. Gelinen aþamada artýk hükmü olmayan maskelerin yeri yoktur. Tekelci sermaye kanlý yüzünde iðreti duran peçeyi kaldýrýp attý. Dönem savaþ dönemidir. Dönem sert kapýþmalar dönemidir. Ýç savaþ ateþi yükselirken kapýda dýþ savaþlar da beklemektedir sermayeyi. Ýþçi sýnýfýnýn ve Kürt halkýnýn kurtuluþu bu kanlý ve zorlu savaþlarýn sonunda gerçekleþecek. Kuþkusuz yol uzun. Çekilecek daha çok acýlar var. Fakat emekçiler ve Kürt halký tarihsel inisiyatifi ele geçirmiþtir. Tekelci sermayenin hiçbir kanlý saldýrýsý tarihsel akýþý geri çeviremeyecektir.

Kürt Halkýna Kalkan Elleri Kýracaðýz! Dünyada emperyalist sistemin çöküþü derinleþiyor. Bu çöküþ derinleþtikçe ve yaklaþtýkça egemen olan sýnýfýn saldýrýlarý da artýyor. Kelimenin tam anlamýyla bir Üçüncü Dünya Savaþý yaþanýyor. Savaþ tüm dünya çapýnda yaþanýyor. Bu savaþ uzun süredir ülkelerimiz de de iç savaþ biçiminde sürüyor. Bu iç savaþý kazanma umudu olmayan burjuvazi, ömrünü uzatabilmek için zor aygýtý olan faþist devlet eliyle iþçi ve emekçilerin her türlü eylemine, talebine acýmasýzca saldýrarak, onlarýn öncülerini zindanlara atarak veya açýk katliamlara baþvurarak son çýrpýnýþlarýný yaþýyor. Faþist devlet için durum diðer coðrafyalarda olduðundan daha içinden çýkýlmaz bir durum almýþ durumda. Bir taraftan Türkiye iþçi ve emekçilerinin diðer taraftan da K.Kürdistan’ýn yoksul halkýnýn özgürlüðü için devrime yöneliþini engellemeye çalýþýyor. Bunu da tarihinin ilk gününden itibaren baský ve zor üzerine geliþtirdiði yöntemlerle yapmaya çalýþýyor. Ama bugüne kadar olduðu gibi Türkiyeli iþçi emekçileri ve yoksul Kürt halkýný girdiði devrim yolundan döndüre-

meyecektir. Tarihi onlarca katliamla dolu olan faþist devlet son olarak da yüzünü TÝT maskesiyle örtmeye çalýþarak Diyarbakýr’da karþýmýza çýkarak Türkiye iþçi ve emekçilerine ve yoksul Kürt halkýna “siz devrim için özgürlük için ayaklanýrsanýz bizde sizi ezmek için her þeyi yaparýz” demeye çalýþýyor. Türkiyeli iþçi ve emekçileri ve yoksul Kürt halkýný bu yöntemlerle asla sindiremezler. Türkiyeli iþçi ve emekçilerle yoksul Kürt halký mücadele birliðini örerek faþist devleti yýkacak ve özgür geleceði birlikte yaratacaklardýr. Leninistler olarak en son yaþanan Diyarbakýr’daki bombalama olayýnýn karþýsýnda duracaðýmýzý ve Kürt halkýna yapýlan her türlü baský, katliam ve saldýrýnýn hesabýný soracaðýmýzý duyurmak ve Türkiyeli iþçi emekçilere Kürt halkýnýn yanýnda yer almamýz gerektiðini anlatmak amacýyla bir eylem gerçekleþtirdik. 16 Eylül Cumartesi günü iþçi ve emekçilerin iþ çýkýþý saatinde, Ýzmir Soðukkuyu bölgesinde ki bir duvara üzerinde “Kürt Halkýna Kalkan Elleri Kýra77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

caðýz! /Genç Leninistler” yazan bir pankart astýk. Eylemi tam iþ çýkýþ saatine denk getirerek eylemimizin amacýna ulaþmasýný hedefledik ve trafiðin en yoðun olduðu saatte pankartýmýz 30 dakikadan fazla asýlý kalarak birçok iþçiye ulaþmýþ oldu. Türkiyeli iþçi ve emekçiler ve yoksul Kürt halký kendilerine yapýlan her türlü haksýzlýðýn, katliamýn, yok saymanýn hesabýný ancak Leninist Parti saflarýnda faþist devleti yýkarak, sosyalizm için örgütlenerek sorabilir. Biz Genç Leninistler olarak Kürt halkýnýn bugüne kadar hep yanýnda olduðumuzu, bundan sonra da Kürt halkýna yapýlan baský, katliam ve yok sayma politikasýnýn hesabýný mutlaka soracaðýmýzý bir kez daha söylüyoruz ve haykýrýyoruz: KÜRT HALKINA KALKAN ELLERÝ KIRACAÐIZ! KÜRDÝSTAN FAÞÝZME MEZAR OLACAK! FAÞÝZME KARÞI SÝLAH BAÞINA! 17. YILINDA LENÝNÝST SAFLARA! Ýzmir’den Genç Leninistler

17


Yeni Evrede

Okur

Mücadele Birliði

Hitler Faþizmi Ýsrail Siyonizmi Kýlýðýnda Canlanýyor Yaz tatili için iki kýzým oðlum ve ben Ýtalya’ya gittik. Ýlk bir hafta Ýtalya’nýn orta kýyýlarýndan Rimini tarafýnda kaldýk. Daha sonra bizim gibi Türkiye’ye gidemeyen dört aile daha geldi. Onlar Venedik yakýnlarýna yerleþtiler. Biz de hep birlikte olalým diye bulunduðumuz yerden onlarýn bulunduðu bölgeye geçtik ve tatilimizi orada sürdürdük. Ýyi ki gelmiþiz. Güzel bir aný yaþadýk ve bu bizi çok mutlu etti. Ve bu anýmýzý Türkiyede yasayan devrimcilerle paylaþmak istiyoruz Üç Aðustos 2006 günü hava bozuk olduðu için çocuklarý Venedik’e götürüp tarihi yerleri gezdireyim dedim. Bir saatlik feribot yolculuðundan sonra Venedik limanýna indik. Daha iner inmez limanýn hemen yanýnda bir hareketlilik gördük. Yaklaþtýðýmýzda Ýtalyan Komünist Partisi bir gösteri yapma hazýrlýðýnda olduðunu gördük. Tereddütsüz çocuklara biz de katýlalým dedim. Çocuklar zaten Che Guevara’nýn posterinin bulunduðu bez pankartý görünce, “bak baba sizin arkadaþlarýnýz burada da var” diye sevindiler. Bir saat kadar süren gösteriden

sonra gösterinin konuþmacýlarý ile tanýþarak Türkiyeli Komünist olduðumu, gösterinin amacýnýn ne olduðunu sordum. Bizi parti binasýna davet ettiler ve orada Almanca bilen bazý Ýtalyan yoldaþlar, gösterinin amacýný kýsaca izah ettiler. Not aldým ve bunu Türkiye’de yayýnlanan Mücadele Birliði okuyucularý ile paylaþmak istediðimi söyledim. Çok memnun oldular ve duygulandýlar. Oradan çok içten ve sýcak duygularla yaþlý bir yoldaþ ta bize Venedik’i kendisi gezdirmek istediðini söyledi ve birlikte ayrýldýk Orada tanýdýðýmýz tüm komünistler, Türkiyeli Marksist Leninistlere kucak dolusu selam söylediler. Gösterinin amacý ise kýsaca þöyle: 3 Aðustos 1944 tarihinde Hitler faþist ordusuna ait Venedik’te bulunan bir zýrhlý gemisinde kaybolan bir SS subayýndan dolayý Venedik halkýnýn yiðit evlatlarýndan Alipranda Armellin, Cino Conti, Bruno de Gasperi, Alfredo Gelmi, Gramalo Guasto ve Alfredo Vivian adlý komünistler, Riva Sette Martiri Meydaný’nda kurþuna dizilerek alçakça katledildiler. Hitler faþistlerinin

bu insanlarý kurþuna dizme sebepleri, kaybolan bir SS subayýnýn bunlar tarafýndan öldürüldüðü iddiasý idi. Fakat bu SS subayý bir sonraki gün denizde boðulmuþ olarak bulundu, boðulma sebebi ise aþýrý derece sarhoþ olup Venedik Kanallarý’ndan birisine kendiliðinden düþmesiydi. Aradan bunca geçen zamana raðmen, Venedik komünistleri arkadaþlarýný unutmamýþ hem Hitler faþizmini bir kere daha lanetlemiþ hem de günün en yakýcý sorunlarýndan olan Ýsrail siyonistlerinin Lübnan ve Filistin halkýna karþý saldýrýsýný kýnamýþtýr. Riva Sette Martiri Meydaný’nda yapýlan kýsa konuþmada, Siyonist Ýsrail’in ve Amerikan emperyalizminin geçmiþte Hitler faþizminin rolünü üstlendiðini ve dünyayý savaþa doðru sürüklediði belirtilmiþtir. Bunun için tüm dünyadaki ilerici insanlýðýn savaþ karþýtý eylemliliklerini artýrmalarýný ve acilen Filistin ve Lübnan halkýyla dayanýþma çaðrýsý yapmýþtýr. Avrupa’dan Bir Mücadele Birliði Okuru

“Ýþçi Olmakla Gurur Duyuyorum”

Merhaba iþçi arkadaþlar, Ben bir tekstil iþçisiyim. Yaþadýðým bazý olaylarý sizlerle paylaþmak istiyorum. Adana’da Sümer Fabrikasý’nda çalýþýrken, mesai ücretlerimizi hiç alamazdýk. Bir gün patronla tartýþtým. “Sen artist misin” dedi bana. Sonunda greve gittik. Üst düzey yöneticiler gelip “bu yaptýðýnýz suçtur” dediler. Ardýndan beni komünist ilan ettiler. Ama ben komünizmin ne olduðunu bilmiyordum. Ýnsanýn emeðinin karþýlýðýný aramasý, hakkýný yedirtmemesi komünistlikse, ben komünistim diye düþündüm. Aslýnda pratikte bir þeyleri görüyordum, hissediyordum ama kapitalizm, emperyalizm, sosyalizm nedir? Marx, Lenin kimdir? Bilmiyordum. Bu Sümer Fabrikasý olayýndan sonra madem bana komünist diyorlar, neymiþ, öðreneyim dedim. Ve bu süreçten sonra, teorik olarak bir þeyler öðrenmeye baþladým. Ýlk okuduðum kitap, Erdal Öz’ün kitabý “Gülünün Solduðu Akþam”dý. Sonra yavaþ yavaþ emek-sermaye çeliþkisinin ne olduðunu anlamaya baþladým. Bizim tekstil sektöründe iþler açýk olduðu zaman güzel yemek yedirirler, iyi davranýrlar. Ama iþler kapalý olduðu zaman kapýyý gösterirler. Yýlýn en fazla 1 ayý iþ olur çalýþýrýz, ondan sonra iþsiziz. Küçük atölyeler hep böyle genellikle mesailerin de üstüne yatarlar. Sabah 8 akþam 8 çalýþýrýz. 12 saat makine sesleri, sýcak ve genellikle Cuma’yý Cumartesiye baðlayan gece sabahlanýr. Ýþ yetiþtirilir. Bir gün nedenini bilmediðim bir tartýþma çýktý, bir iþçi arkadaþýmla ustabaþý birbirine girdi. Ustabaþý, arkadaþý boylu boyunca yatýrdý, üstüne de overlok bobinini fýrlattý. Ben de makinayý býraktým, baðýrdým: “hesabýmý kesin, ben de onunla gidiyorum” dedim. Patron, “seninle bir sorunumuz yok” dedi. “Olsun” dedim, “ona bunu yapýyorsun, bana neler yaparsýn” dedim. O arkadaþ, 4-5 yýllýk iþçiydi, benden eskiydi. Býraktým, çýktým. Birgün kendi kendime 1 Mayýs’a gittim. Ýlk kez, görece kalabalýk bir kitle vardý. Ben daha çok izledim. Ama hayallerimdeki 1 Mayýs’la, gerçekte gittiðim birbirinden çok farklýydý. Çünkü ben 500 bin emekçinin kýzýl meydana döküldüðü bir 1 Mayýs hayal etmiþtim. Oysa alanda gördüklerim hoþuma gitmemiþti. Bir elinde megafonla slogan attýran biri, diðer elinde sigara.. Bana disiplinsiz geldiler. Sanki sýradan bir gün, sokaða çýkmýþ öylesine yürüyorlar. Yani nasýl desem, karamsarlýk hakimdi, ruhsuzluk vardý diyebilirim. Belli bir zaman sonra Mücadele Birliði ile bazý mitinglere katýldým. Ýþte kararlýlýk ve disiplin dedim. Herkes düzgün, hep bir aðýzdan gür, coþkulu slogan atýlýyor. Benim çalýþtýðým bir dönemde içimden geldi ve o 1 Mayýs sabahý birlikte çalýþýðým mesai arkadaþlarýma 40 tane çiçek alýp daðýttým. Çok hoþlarýna gitti. Çay molasýnda 1 Mayýs’ýn tarihçesini anlattým. Çok anlamlý ve güzeldi. Ýþçiler onurlu bir yaþam istiyorlarsa, tüm iþçileri 1 Mayýs Alaný’nda görmek istiyoruz. Benim düþüncelerimde, hayallerimde bu var. 30. yýl bunu gerçekleþtirmek için bizi bekliyor. Ýþçi olmakla gurur duyuyorum. Patronlarýn beni, bizi sevmediðini biliyorum. Onlar bizim çalýþmamýzý seviyorlar, parayý seviyorlar. Ýzmir’den Bir Tekstil Ýþçisi

18

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006


Yeni Evrede

Eylemler

Mücadele Birliði

DEVRÝMÝN AYAK SESLERÝ DÜNYAYI SARSIYOR FRANSA’DA YENÝ EÐÝTÝM DÖNEMÝNE EYLEMLERLE GÝRÝLECEK 2006 yýlý, Fransa’da öðrenciler için eylemlerle dolu baþlamýþtý. CPE protestolarý üniversite iþgallerine, yol kesmelere dönüþmüþtü. Bu öðretim yýlý da Fransýz öðrenci ve öðretim görevlileri için eylemlerle baþladý. 8 Eylül günü saðlýk okullarý temel sendikalarý “tüm öðrenciler için kamu saðlýk hizmetlerinin” korunmasý için ortak bildiri yayýmladý. Öðretmen sendikalarý, 28 Eylül’de grev ve eylemlere gitme kararý aldý. Öðretmenler, bütçenin kýsýtlanmasý ve 8 bin iþ alanýnýn ortadan kaldýrýlmasýný protesto ediyor. Kolej ve Lise Müdürleri Sendikasý SNPDEN-UNSA da, “beklentilerimize iliþkin bakanlýktan hiçbir somut cevap ve hiçbir sonuç alamadýk ve ortaya koyduðumuz sorunlar harekete geçme irademizi güçlendiriyor” diyerek çalýþma koþullarýný protesto etmek amacýyla 26 Kasým’da Paris’te ulusal çapta bir eylem için çaðrý yaptý AL-CO ÝÞÇÝSÝNE SALDIRI Hayyam Gariboðlu’nun sahip olduðu Kocaeli’ndeki AL-CO Tencere Fabrikasý’nda sendikaya üye olduklarý gerekçesiyle toplam 35 iþçi iþten çýkarýlmýþtý. Ýþçiler, iþten çýkarýldýklarý günden bu yana fabrikanýn kapýsýnda direniþlerini sürdürüyorlar. Direniþteki iþçiler patronun Adana’dan getirtmiþ olduðu grev kýrýcýlarýn saldýrýsýna uðradý. 16 Eylül günü patronun köylüsü olan 70 kadar grev kýrýcý iþçi, direniþteki iþçilere demir çubuk ve býçaklarla saldýrdý. Saldýrý sonucu arasýnda sendika temsilcisinin de olduðu 4 iþçi yaralandý. Ortaya çýkan gerginlik sabah 04.00’e kadar sürdü. Saldýrý sonrasý olay yerine gelen jandarma da saldýrýya uðrayan iþçileri gözaltýna aldý.

yan Behiç Aþçý’ya destek olmak ve tecritin kaldýrýlmasýna iliþkin taleplerini iletmek için Avukat cübbeleri, dövizler ve pankartlarý ile Adalet bakanlýðýna yürümeye baþladýlar. Ancak yollarýný kesen Ankara Emniyet Müdürlüðü’ne baðlý polisler, yürüyüþe engel olarak, “Avukat cübbesi giyen ve kendilerini avukat olarak tanýmlayan kiþiler, yaptýðýnýz yasalara aykýrýdýr”anonsu yaptýlar. Buna tepki gösteren avukatlar, polis barikatlarýna yüklenip barikatý aþarak yürümek istediler. Bunun üzerine polislerle aralarýnda bir süre arbede yaþandý. Polisin yoðun yýðýnaðý nedeni ile barikatý aþamayan avukatlar, bu yaptýklarýnýn yasa dýþý olduðu ve demokratik haklarýnýn engellendiði gerekçesi ile polisleri uyardý. Bir süre bekleyiþin ardýndan polis barikatlarý kaldýrdý ve avukatlar yürüyüþlerine baþladýlar. “Behiç Aþçý Onurumuzdur”, “Behiç Aþçý Savunmanýn Sesi”, “Tecriti Kaldýrýn Ölümleri Durdurun” sloganlarý ve alkýþlarla Adalet Bakanlýðýný yürüdüler. Adalet Bakanlýðý’nýn önüne gelindiðinde ÇHD Genel Sekreteri Selçuk Kozaðaçlý, Tecrite Karþý Dayanýþma Komitesi adýna bir basýn açýklamasý okudu. 2155. gününe girilen Ölüm Oruçlarýnda bugüne kadar 122 insanýn ölümsüzleþtiði ve 600’ün üzerinde insanýn da kalýcý olarak sakatlandýðý belirtti ve “Ölüm Oruçlarý, açlýk grevleri ve onlarca farklý türde hapishane direniþinin bizlere söylediði; týbbýn hukukun sosyolojinin onayladýðý þudur: TECRÝT ÝÞKENCEDÝR!” denildi. Açýklamada ayrýca: “Meslektaþýmýz, tecritte tutulmuyordu. Onlarca müvekkilini seyretmek zorunda býrakýldý, davalar açtý, þikayetler yaptý, baþvurularda bulundu, hatta tutuklandý. Ýyi bir avukatýn, seyirci býrakýldýðý kötü muamele karþýsýnda yapmasý gereken her þeyi yaptý Avukat Behiç Aþçý. Ama baþarýlý olamadý. ‘Yapacak bir þey kalmadý’ diyebilirdi. Onurlu davrandý, diyemedi. Þimdi ya-

AVUKATLAR POLÝS BARÝKATINI AÞTI Avukat Behiç Aþçý’nýn cezaevlerindeki tecrit uygulamalarýna karþý yürüttüðü Ölüm Orucu eyleminin 164. gününde 100’ü aþkýn avukat, meslektaþlarýna sahip çýkmak için Ankara’daydý. Avukatlar “Meslektaþýma, Müvekkillerime ve Mesleðime Sahip Çýkýyorum” diyerek Ankara Adalet Sarayý’ndan Adalet Bakanlýðý’na doðru bir yürüþ yapmak istedi. Avukatlar, F Tipi cezaevlerine ve tecrit uygulamalarýna karþý Ölüm Orucuna baþla-

pýlabilecek son þeyi deniyor.” denildi. Meslektaþlarýnýn ve müvekkillerinin ölmemesi için Adalet Bakanlýðý’na “Cezaevlerindeki sorunu çözün! Meslektaþýmýzýn sesine kulak verin! Tecriti durdurun” taleplerini ileterek eylemlerini sonlandýrdýlar. ALMANYA’DA “REFORMLAR” PROTESTO EDÝLDÝ Almanya’nýn Münih, Bochum Frankfurt olmak üzere birçok kentinden 17 Eylül günü sabah saatlerinde Berlin’e gelen 3 bin civarýnda eylemci, kentin 4 merkezinden toplanýp Alexanderplatz’a kadar bir yürüyüþ yaptýlar. Yürüyüþ boyunca “Defol Hartz 4” baþta olmak üzere çeþitli protesto içeren pankart ve dövizler taþýndý. Sürekli hükümet aleyhine sloganlar atýlan yürüyüþe saðlýk, eðitim olmak üzere deðiþik meslek dallarýndan emekçiler katýldý. Eylemciler, hükümeti oluþturan koalisyonu ve çýkarýlan yasalarýn ülkeyi bataklýða sürüklediðini dile getirdiler. ÝSPANYOL FINDIK ÜRETÝCÝSÝNDEN AKP PROTESTOSU Türkiye’de fýndýk için belirlenen taban fiyatýn çok düþük olduðunu dile getiren Ýspanyol fýndýk üreticileri, AKP hükümetini protesto etti. Ýspanyol üreticiler, fiyatlarýn yukarý çekilmemesi halinde Brüksel’e, yürümekle tehdit etti. Ýspanya’nýn en büyük fýndýk üretim merkezlerinden Katalonya’nýn Reus bölgesi fýndýk üreticileri Karadenizli fýndýk üreticilerine destek vererek, Türk hükümetinin belirlediði fiyat oranýnýn Ýspanya’daki fýndýk alýmlarýný da yüzde 50 düþürdüðünü ifade ettiler. Türk hükümetinin belirlediði fýndýk fiyatýnýn Katalan fýndýk üreticilerinin sonunu hazýrladýðýný söyleyen Ýspanyol fýndýk üreticileri, Avrupa Komisyonu’nu derhal bu konuyla ilgili “göreve” çaðýrdý. Bundan sonraki tavýrlarýný Avrupa Konseyi’nin 16 Kasým’da Türkiye’de yapacaðý toplantýdan çýkacak sonuca göre belirleyeceklerini söyleyen fýndýk üreticileri, tüm siyasi partileri de fýndýk konusunda ortak hareket etmeye çaðýrdý. DÝYARBAKIR’DA BÝNLERCE KÝÞÝ EYLEMDE Diyarbakýr’da meydana gelen bombalý patlamayý protesto etmek için binlerce kiþi patlamanýn hemen ertesi günü 13 Eylül günü Koþuyolu Parký’nda bir araya geldi. Saldýrýyý protesto eden binlerce kiþi “Katil devlet he-

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

19


Yeni Evrede

Eylemler sap verecek”, “Katil Erdoðan” sloganlarý attý. Diyarbakýr Belediye Baþkaný Osman Baydemir’in burada yaptýðý açýklamada saldýrý kýnanýrken, katillerin bir an önce bulunmasý istendi. Yapýlan açýklama ardýndan binlerce kiþi, patlamanýn meydana geldiði parka doðru yürüyüþe geçti. Olay yerine karanfil býrakan binlerce kiþi “Þehitler Ölmez”, “Biji Aþiti”, “Biji Serok Apo” “Katil devlet hesap verecek”, “Katil Erdoðan” sloganlarý attý. Eylem sýrasýnda Ofis’e giden yollar kapatýldý ve yoðun güvenlik önlemi alýndý. Eylem nedeniyle özel harekat timleri, keskin niþancýlar da konumlandý. Yaþanan patlama sonrasýnda patlamanýn olduðu Baðlar Beldesi Koþuyolu semtinde esnaflar yer yer kepenk kapatarak bombalý saldýrýyý protesto etti. BAKANLIK ÖNÜNDE ‘ZÝNCÝRLÝ’ EYLEM SSK’lý eþinin tedavi gördüðü Dýþkapý Hastanesi’nden sevk edildiði bir hastanede kendisinden ek ücret istendiðini söyleyen Kemal Y. adlý kiþi, bu durumu protesto etmek için kendini Saðlýk Bakanlýðý önündeki demir parmaklýklara zincirledi. Kemal Y., çocuklarý ve akrabalarý ile geldiði Saðlýk Bakanlýðý binasýnýn önünde “zincirli” eylem yaptý. Eþinin sevk edildiði hastanede yoðun bakýmda tutulduðunu ve bundan sonraki hayatýný “yataða baðýmlý” geçireceðini anlatan Kemal Y. “4 bin 500 YTL ek ücret talep ettiler. Her gün 90 YTL’lik yatak ücreti istiyorlar” diye konuþtu. Polisler eylemciyi ikna ederek zincirlerini sökmesini saðladýlar. ÝÞÇÝLER AKP’LÝ MÝLLETVEKÝLÝNÝ PROTESTO ETTÝ Çorum Þeker Fabrikasý’nda düzenlenen 16. Pancar Ýþleme Kampanyasý’nýn töreninde, fabrika iþçileri, özelleþtirmeyi savunan AKP’li vekili protesto etti. Yapýlan törende konuþan Fabrika Müdürü Hüseyin Atak, geçen yýl 14 milyon YTL net kâr eden fabrikanýn Türkiye’nin kamuya ait en büyük 5 fabrikasýndan biri olduðunu söyledi. Þeker-Ýþ Sendikasý Genel Mali Sekreteri ise söz alarak þeker sanayinin özelleþtirme kapsamý dýþýna çýkarýlmasý gerektiðini söyleyerek, “Eylül ayýnýn baþýndan itibaren 600 bin ton þeker depolarda bekletiliyor. Türkiye’nin yýllýk þeker ihtiyacý 2 milyon 500 bin ton. Bunun sadece 1500 tonunu üretiyoruz. Geri kalaný da dolaylý yollarla ülkemize giriyor. Dünyanýn her ülkesinde desteklenen pancar üreticisi, Türkiye’de de desteklenmelidir” dedi. AKP Çorum Milletvekili Muzaffer Külcü ise þeker sanayinin özelleþtirilmesini savununca iþçiler özelleþtirmeyi protesto ederek, tören alanýný terk ettiler. Protestolara raðmen konuþmasýný sürdüren Külcü, iþçile-

20

Mücadele Birliði rin tepkisinin þahsi olduðunu ileri sürdü BANGLADEÞ’TE ÖÐRENCÝ EYLEMÝ Bangladeþ’in baþkenti Dakka’da, Ocak ayýnda yapýlmasý planlanan genel seçimler öncesinde, seçim reformu talebiyle binlerce öðrenci 18 Eylül günü bir eylem düzenledi. Onbinlerce kiþi baþkentin merkezindeki bir futbol sahasýný doldurdu. Eylem, eski Baþbakan Þeyh Hasina öncülüðündeki 14 siyasi partinin ittifakýyla düzenlendi. MEKSÝKA YÝNE SOKAKLARA DÖKÜLDÜ Latin Amerika ülkelerinden Meksika, Baðýmsýzlýk Günü’nde, geçen aylarda yapýlan ve yaygýn hile ile yolsuzluk skandallarýna sahne olan devlet baþkanlýðý seçimlerinden bu yana süren gösterilerin en kitlesellerinden birine sahne oldu. Baþkent Mexico City’nin merkezindeki Zocalo Meydaný’nda toplanan yüzbinlerce emekçi, seçim sonuçlarýný tanýmadýklarýný birkez daha yineleyerek, seçimlerde Amerikan yanlýsý Felipe Calderon’a karþý yarýþan ve devlet baþkanlýðýný %1 gibi küçük bir oranla kaybeden halkçý aday ve eski Mexico City Belediye Baþkaný Andres Lopez Obrador’u, ülkenin “yasal baþkaný” ilan etti. Emekçilerin kendisini “baþkan” ilan etmesini memnuniyetle karþýlayan Obrador, “Baþkanlýk yarýþýný biz kazandýk. Bana verdiðiniz görevi; Meksika’nýn yasal baþkanlýðý görevini kabul ediyorum, çünkü biz hileyi reddediyoruz” dedi. Obrador, eylemlerini “meþru olmayan baþkan” Calderon görevini býrakýncaya deðin sürdüreceklerini söyledi. Yedi haftaya yakýndýr iþgal altýnda olan Zocalo Meydaný’ndaki konuþmasýnda, Meksikalýlar’ý Calderon’u baþkanlýðýný destekleyen Meksikalý tekelleri boykot etmeye çaðýran Obrador ayrýca, “Sadece Meksikalý þirketleri deðil, Calderon’a destek veren uluslararasý tekelleri; Wal-Mart ve Citigroup’u da boykot edeceðiz” diye konuþtu. Obrador’un partisi “Demokratik Devrim Partisi” (PRD), Meksika’nýn baðýmsýzlýk günü olan 16 Eylül’ü “Ulusal Demokratik Geçiþ” günü ilan etmiþ ve eylemlere bugüne kadar kýsa bir ara vermiþti. YENÝ AMERÝKAN ÜSSÜNE ÖFKE Güney Kore halký, ülkedeki Amerikan askeri üssünün geniþletilerek, yeni bir askeri üs yapýlmasýna karþý sokaklara döküldü. Ülkede geçen haftadan bu yana süren Amerikan karþýtý eylemler hýz kazanýrken, ABD’de yaþayan binlerce Güney Koreli de, ülkelerinde yapýlan kitlesel eylemlere destek olmak amacýyla ABD’nin baþkenti Washinton’da büyük bir eylem yaptýlar. Güney Koreli yetkililerin, ABD Baþkaný 77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

George Bush ile görüþtüðü sýrada, yeni Amerikan üssünü protesto eden ABD’deki G. Koreliler, Seul hükümetini kararýndan vazgeçmeye çaðýrdýlar. Washington’daki gösteriyi organize eden “Savaþ ve Neoliberalizm Karþýtý Koreli Amerikalýlar” adlý grubun sözcüsü, ülkede halihazýrda bulunan Amerikan üssüne ek olarak yapýlacak yeni üssün, bölgedeki binlerce G. Koreli çiftçiyi ile ailelerini topraklarýndan ve evlerinden edeceðine dikkat çekerek, “Bu insanlar, yýllardýr bu bölgede yaþýyor. Yýllarca uðraþýp, bir çölü verimli bir tarým arazisi haline getirdiler. Çocuklarýný, burada yetiþtirdiler. Ve bölgeyi terketmek istemiyorlar” ifadelerini kullandý. Güney Kore’de ise, Amerikan karþýtý gösteriler baþta baþkent Seul olmak üzere ülkenin dört bir yanýnda sürüyor. Seul’e yaklaþýk 20 km. uzakta bulunan eski Amerikan askeri üssü önüne, “ABD’ye HAYIR!” yazýlý dev bir pankart býrakan Güney Koreli emekçiler, “Hükümet, önümüzdeki ekim ayýnda çalýþmalarýný tamamlayýp, üssün inþasýna izin vereceðini belirtiyor. Fakat, bunu baþaramayacaklar. Buna izin vermeyeceðiz” dediler. Bu arada, Honolulu’daki Koreli Amerikalýlar ise, Güney Kore Konsolosluðu önünde yaptýklarý eylemde, çiftçileri toprak ile evlerinden edecek olan yeni Amerikan üssünü protesto ettiler. Siyasi uzmanlar ve gözlemciler ise, ülkedeki Amerikan üssünün geniþletilmesinin, Kuzey Kore’ye karþý “stratejik bir mesaj” olduðunu belirttiler. ÝÞTEN ATMALARA KARÞI EYLEM Harb-Ýþ Sendikasý’nýn örgütlü olduðu askeri üsslerde ABD’li patron, “tasarruf” iddiasýyla aralarýnda sendika temsilcilerinin de olduðu 33 iþçiyi iþten atmaya hazýrlanýyor. Harb-Ýþ Sendikasý Genel Eðitim Sekreteri yaptýðý açýklamada, ABD’li patronlarýn ilk etapta Ýncirlik’te 16, Ankara’da 8 ve Ýzmir’de 6 olmak üzere toplam 33 iþçiyi iþten atacaðýný ifade etti ve “Ýþçinin sýrtýndan tasarruf yaptýrmayýz. ABD’li iþveren bu konuda samimi deðil, çünkü sendikalý iþçi kadar da taþeron iþçi çalýþtýrýyorlar. Sonra da karþýmýza çýkýp ‘300 YTL’ye iþçi çalýþtýrmak varken neden daha fazlasýný verelim?’ diyebiliyorlar” diye konuþtu. Demokratik ve hukuksal haklarýný sonuna kadar kullanacaklarýný söyleyen Harb Ýþ Sendikasý, ilk eylemlerini Ýncirlik Hava Üssü önünde toplanýp basýn açýklamasý yaparak baþlatacaklarýný, geri adým atýlmadýðý takdirde yalýn ayak yürüyüþ düzenleyerek seslerini kamuoyuna duyuracaklarýný, ardýndan açlýk grevi ve mitinglerle kararlý bir þekilde mücadelelerini süreceklerini dile getirdi.


Yeni Evrede

Açýklama

Mücadele Birliði

GÖZALTI TERÖRÜ VE TEPKÝLER Burjuvazinin emek güçlerine ve sosyalist harekete yönelik saldýrýlarý yoðunlaþýyor. Terörle Mücadele Yasasý’nýn deðiþtirilmesiyle devlet yeni saldýrýlarýna yasal zemin hazýrladý. Ve saldýrý dalgasý baþladý. 8 Eylül’de 7 ilde eþzamanlý gerçekleþtirilen operasyonlar sonucunda aralarýnda Atýlým gazetesi ve Özgür Radyo yöneticilerinin de olduðu 23 kiþinin gözaltýna alýndý. 12 Eylül’de mahkemeye çýkarýlan devrimcilerin 20’si tutuklandý. Devlet terörü 14 Eylül günü yapýlan yeni tutuklamalar ve 21 Eylül günü Atýlým Gazetesi, Özgür Radyo, Ezilenlerin Sosyalist Platformu baþta olmak üzere çeþitli sendikalar, sanat merkezleri, gençlik bürolarý ve kültür merkezlerinin baskýný ve 89 kiþinin gözaltýna alýnmasýyla devam etti. 21 Eylül günü saat 17.00’de eþ zamanlý olarak 16 ilde Terörle Mücadele Þubesinin baþýný çektiði 87 polis þubesi ve mahalle muhtarlarý eþliðinde baskýn yapan devlet, bilgisayarlar, cdler, özel notlar, arþivler, kayýt cihazlarý, fotoðraf makineleri ve benzeri yayýn araçlarýna el koyuldu. Atýlým Gazetesi Merkez Bürosu, Özgür Radyo, ESP Merkez Büro, EKD Merkez Bürosu, Kartal ve Ýzmir Bürolarý, BEKSAV Vakfý, Dayanýþma Gazetesi Merkez Bürosu, Tekstil Sen Genel Merkezi, Denizli-Ýzmir Þubeleri, DÝSK Limter-Ýþ Sendikasý Genel Merkezi, Atýlým Gazetesi Kartal, Ýzmir, Eskiþehir Bürolarý, Sanat Ve Hayat Kültür Merkezi Gülsuyu, 1 Mayýs Mahallesi Güzelleþtirme Derneði, Sosyalist Gençlik Derneði Ýstanbul Þubesi, Ýzmir ve Fýndýklý Þubeleri, Hopa Sanat Ve Hayat Kültür Merkezi, ESP Adana, Antep, Diyarbakýr, Ýskenderun, Ankara, Malatya, Ýzmir, Ýzmit Temsilcilikleri basýlan ve 8 saat boyunca aramalardan geçirilen kurumlarýn baþýnda geliyor. Yapýlan operasyonlar süresince, kurumlarýn ve basýlan evlerin bulunduðu mahalleler, geç saatlere kadar polis ablukasý altýnda tutulmuþ, giriþ çýkýþlarda keyfi kimlik kontrolü yapýlarak ortam terörize edilmiþtir. Bunun dýþýnda, baskýn sýrasýnda Atýlým gazetesi bürosunda bir ziyaret amacýyla bulunan Devrimci Hareket Dergisi Yazý Ýþleri Müdürü Fehmi Kýlýç da gözaltýna alýndý. 22 Eylül günü saat 13.30’da, Ýnsan Haklarý Derneði Ýstanbul Þubesi’nde bu baskýn ve gözaltýlarý protesto etmek için bir basýn açýklamasý düzenlendi. Basýlan kurumlarýn gözaltýna alýnmamýþ olan temsilcilerinin dýþýnda, Uluslararasý Pen Türkiye Dayanýþma Merkezi, Tutuklu Gazetecilerle Dayanýþma Platformu, DTP, Barýþ Analarý, Eðitim Sen ve pek çok siyasi parti, dernek ve sosyalist yayýn katýlarak destek verdi. Atýlým, Özgür Radyo, EKD ve Limter-Ýþ’in okuduklarý basýn açýklamasýnýn dýþýnda destek olmak için gelen kurumlar da kýsaca destek mesajlarýný ilettiler. Atýlým gazetesi yaptýðý açýklamada:

“8 Eylül’de Genel Yayýn yönetmenimiz Ýbrahim Çiçek’i ve Genel Yayýn Koordinatörümüz Sedat Þenoðlu’nu gözaltýna aldýlar. Sosyalist basýna komplo kurdular. 12 Eylül de de iki editörümüzü tutukladýlar. 14 Eylül’de 24. sayýmýz gerekçe gösterilerek gazetemize 15 gün yayýn durdurma cezasý verildi. (...) 14.Aðýr Ceza Mahkemesi, 21.09.2006 günü için aldýðý karar ile, gazetemiz bürolarýný hukuksuz bir þekilde bastý. Gazetemizin yaný sýra, yine baþta Ýstanbul olmak üzere bir dizi ilde ESP bürolarý, Sanat ve Hayat Dergisi bürolarý, Tekstil Sen bürolarý, Limter Ýþ bürosu, Özgür Gençlik ve Emekçi Kadýnlar Derneði Bürolarý ile Özgür Radyo, TMÞ polisleri tarafýndan basýldý. Ayrýca yine ev ve mahalle baskýnlarý gerçekleþtirildi. Yapýlan baskýnlarda 85’i aþan insan gözaltýna alýndý. Ýþte TMY. (...) Bu kuþatmayý da yaracaðýz! Ortak direniþi saldýrýlarýnýza karþý geliþtireceðiz. Eðer Atýlým saldýrý altýndaysa, Atýlým’ý hep birlikte bayraklaþtýracaðýz. (...) TMY’nin hedefinde sadece Atýlým deðil, özgürlük ve sosyalizm amacý duruyor. Gazetemizi savunmak, onu güçlendirmek için, þimdi Ezilenlerin Sosyalist Alternatifi Atýlým gazetesinin baþlatmýþ olduðu abonelik kampanyasýna katýlmaya çaðýrýyoruz.” dedi. Özgür Radyo yaptýðý açýklamada 21 Eylül akþamý saat 17’de 6 polis þubesi ve Acýbadem Muhtarý tarafýndan, Ýstanbul 14. Aðýr Ceza Mahkemesi’nin arama ve el koyma kararý gerekçe gösterilerek gece saat 00.30’a kadar yapýlan aramada gözaltý terörü estirildiðini dile getirerek, tüm bilgisayar, kayýt cihazlarý, cd, kaset, fotoðraf makinasý, telefon rehberleri, ajandalar ve özel notlara el konularak büronun talan edildiðini söyledi. Yayýn bilgisayarýnýn hard diskinin kopyalnmasý bahanesiyle radyonun 8 saat boyunca yayýnýnýn kesilmesinin de bir ülkede ancak darbe döneminde olabileceðini, bir yayýn organýnýn yayýnýnýn ancak RTÜK kararýyla kaldýrýlabileceðini açýklayan Özgür Radyo, gözaltýna alýnanlarýn “Özgür Radyo Susturulamaz” sloganlarýyla çýkarýldýðýný söyledi. DTP ise, 8 Eylül, 21 Eylül saldýrýlarýný yapan kiþilerin, 12 Eylül Diyarbakýr saldýrýsýný yapanlarla ayný güçler olduðunu ve bunlarýn halklarýmýza yapýlan saldýrýnýn parçalarý olduðunu dile getirdi. Yaklaþýk 1,5 saat süren basýn açýklamasý, konuþmalarýn ve destek mesajlarýnýn ardýndan alkýþlarla sona erdi.

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

21


Yeni Evrede

Kadro

Mücadele Birliði

DEVRÝMCÝ CÜRET VE ÝNÝSÝYATÝF Hiç kuþku yok ki, içinden geçmekte olduðumuz dönem, kararlý, cüretli ve ayný zamanda inisiyatifli kadrolarý gerektiriyor. Bu o derece önemli bir momenttir ki, gerekli giriþkenlik ve atýlganlýk gösterilmediði taktirde “trenin kaçýrýlmasý” dahi mümkündür. Devrim, hiç kimseyi beklemeden, kendi bildiði yolda ilerlemeye devam ediyor. Ona yön vermek, kitlelere öncülük yapmak artýk yarýnýn deðil, bugünün sorunudur. Amiyane tabirle söyleyecek olursak, “yarýn artýk bugündür” Dünyayý deðiþtirme eylemi, büyük bir iddiadýr. Kaðýt üzerinde kalmamasý için, önüne böyle bir hedefi koymuþ olan bir kolektifin bütün bileþenleriyle bu hedefi hayata geçirmek içir seferber olmuþ olmasý gerekir. Bu hedef, birkaç kiþinin inatçý ve sabýrlý çalýþmasýyla gerçekleþtirilecek deðildir. “Kolektif deha”nýn bütün yönleriyle harekete geçmesiyle, herkesin daha fazla sorumluluk almasý ve bu sorumluluklarý hayata geçirmek için daha fazla çalýþmasýyla gerçekleþtirilecektir. En zor zamanlarda en doðru kararlarý alabilmek ve bunlarý cesaretle hayata geçirebilmek bir devrim partisinin ve tek tek onun bütün kadrolarýnýn özelliði olmalýdýr. Öyle ki, zincir bir yerinden koptuðu anda dahi her bir Leninist cesaretle öne çýkabilmeli, inisiyatif alabilmeli ve “bakýþýn yönü”ne uygun hareket edebilmelidir. Bu konuda bütün çekinceler bir kenara býrakýlmalý, “acaba hata yapar mýyým?” düþüncesinin elimizi kolumuzu baðlamasýna izin vermemeli, giriþmeli ve görmeliyiz. Bu konuda sadece kendimize deðil, yýðýnlarýn yaratýcý gücüne, “devrimin yaratýcý katkýsý”na güvenmeli ve cesaretle ileri atýldýðýmýzda mutlaka ardýmýz sýra geleceklerin olacaðýný bilmeliyiz. Bugün bir devrim partisi için en önemli þeylerden biri mücadelede sürekliliði saðlayabilmektir. Bunun garanti altýna alýnabilmesi için her bir kadronun kendisini kendinden önde olan kadrolarýn yerini alabilecek þekilde hazýrlamasý gerekir. Bu hazýrlýk elbette tek yönlü olmayacaktýr. Devrime pratik olarak hazýrlanmak dönemin en önemli gerekliliðidir. Bunun yaný sýra teorik hazýrlýk göz ardý edilmemeli, teorik geliþimin önemi küçümsenmemelidir. “Devrimci teori olmadan devrimci eylem olmaz”der Lenin. Teoriyi devrimci pratiðin önünü açmak, Stalin’in deyimiyle “yolu aydýnlatmak” için öðrenmek ve geliþtirmek önemlidir. Bu konularda tek yanlýlýktan kaçýn-

22

mak gerekiyor. Ne teoriyi önemsemek adýna pratikten kopuk bir okuma çalýþmasý ne de devrim sorununa pratik yaklaþmak adýna teorinin küçümsenmesi ya da yeterince önemsenmemesi gibi tek taraflý düþüncelere kapýlýnmamalýdýr. Her ikisini diyalektik bir bütünlük ve uyum içerisinde ele almalý ve hem teorik hem de pratik olarak kendimizi geliþtirmeliyiz. Kolektif olarak ne kadar yol kat ettik? Durup bir an bunu düþünmeli, kendimizi, sýnýflar mücadelesi içerisindeki yerimizi yeniden gözden geçirmeli ve kolektifimizin hak ettiði yere gelmesi, (ki bu yýðýnlara pratikte önderlik edebiliyor olmaktýr) için ciddi kararlar alýp, pratiðe bu kararlar doðrultusunda yön vermeliyiz. Açýktýr ki, inisiyatif, riskleri göze alabilmektir. Riskler göze alýnmadan hiçbir pratik geliþme baþarýlamamýþtýr. Kolektifimizin reformizmden ayrýþtýðý döneme bakýlýrsa bu daha iyi anlaþýlacaktýr. Þimdi tüm Leninist kadrolarýn yapmasý gereken cüretle ileri atýlmak, devrimin “kemik kýran partisi” olduðumuzu herkese pratikte ispat etmektir. “Denizlerin Partisi” olduðumuzu ancak bu þekilde gösterebiliriz. Denizler gibi cesaretli ve atýlgan olarak… Tek tek her kadronun ve bütün olarak kolektifimizin ruh halini bu düzeye taþýyarak… Kitlelerin beklentisi de bu yöndedir. Tekelci kapitalizmin baský ve sömürüsü altýnda bunalan yýðýnlar bir çýkýþ yolu arýyorlar, onlara bunu gösterebilmenin en iyi yolu Denizler gibi davranmaktýr. Bunun için her þeyden önce her Leninist kadronun kendi sorumluluklarýnýn bilincinde olmasý gerekir. Hiç kimsenin “ben henüz bir kadro deðilim” demeye hakký yoktur. Nesnel olarak durum bu olabilir; ama hepimiz biliriz ki Bolþevikler nesnelliðe boyun eðmeyip onu iradeleriyle deðiþtirmeye çalýþtýklarý için yýðýnlara önderlik edebilmiþlerdir. Bugün koþullar her bir kadronun hýzla geliþmesi için uygun nesnel devrimci özellikler taþýdýðýna göre, yapýlmasý gereken devrimci yaratýcýlýk ve uyanýklýkla ileri atýlmak olmalýdýr. Her bir Leninist, önüne hedefler koymalý, bunlarý biran önce gerçekleþtirip, yeni ve daha büyük hedeflere yönelmelidir. Açýktýr ki, bunun için en baþta disiplinli olmak gerekiyor. Bir komünist her þeyden önce kendi vicdanýna karþý sorumlu olmalý, yapýlan ve yapýlamayan her þeyden, kolektif olarak katedilen yoldan kendini sorumlu tutmalýdýr. Özdisiplin, bir kadronun devrime karþý sorumluluðudur. Zamanýn planlanmasýn-

77. Sayý / 27 Eylül-11 Ekim 2006

dan tutalým da, sorumluluk alma konusunda gösterdiðimiz istekliliðe, üzerimize aldýðýmýz sorumluluðu ciddiyetle yerine getirme konusunda gösterdiðimiz azme kadar her þey bizim ne kadar özdisipline sahip olduðumuzu gösterecektir. Kendi dýþýmýzda bir güç aramamak her þeyden önce kendimizin yapabileceðine inanmak gerekiyor. Zorluklar karþýsýnda hemen pes etmemek, baþarma iradesi ve kararlýlýðý göstermek, komünist inatçýlýðý bir an olsun elden býrakmamak, özellikle bu dönem her bir Leninistin sahip olmasý gereken özelliklerdir. Baþaracaðýmýza, sorunlarýn üstesinden geleceðimize olan inancýmýzý sürekli korumalý ve bunun için gerekli olan kolektif ruhu ve heyecaný her an içimizde duymalýyýz. Kendi coþku ve heyecanýmýzý bütüne yaymalý, bulunduðumuz her yerde yoldaþlarýmýza çalýþma þevki verebilmeliyiz. Bunun için de elbette, her þeyden önce kendi içimizde net ve kararlý olmalýyýz. Devrimin iradesi olmayý baþarmalý, bu konuda önümüze çýkan ve çýkabilecek her türlü güçlükle baþ edebilme azmini göstermeliyiz. Moralimizi en kötü ve zor koþullar altýnda dahi korumamýz çok önemli. Bu elbette öyle kendi kendimize yapýlacak telkinlerle saðlanacak bir þey deðil; ama moralimizin yüksek olmasý için ne kadar çok gerekçenin olduðunu, dünya komünist hareketinin bir bölüðü olarak verdiðimiz mücadelede yalnýz olmadýðýmýzý düþündüðümüzde bunu baþarmamýz mümkün olacaktýr. Kendimizi günlük, boðucu sorunlardan biraz soyutlayýp daha genel ve bütünlüklü baktýðýmýzda dünyanýn bizim öngördüðümüz rotaya girmiþ olduðunu görmemiz mümkün olacaktýr. Bugün her zamankinden daha fazla umutlu olmamýz için nedenlerimiz var. Komünistlerin her zaman büyük umutlarý olmuþtur. Komünistler hülyalý olurlar. Büyük hayalleri, büyük umutlarý olmayanlar komünist olamazlar. Nihai amaçlarýmýzý biran bile unutmadan, komünist bir dünya kurmak için ödenen bedelleri bir an olsun aklýmýzdan çýkarmadan yürümeye devam etmeliyiz. Önce kendi prangalarýmýzdan kurtulmalý, kendi zaaflarýmýzý aþmalý ve her zaman “nasýl olmaz”ý deðil, “nasýl olur”u düþünmeliyiz. Bir þeyin olmamasý için gerekçeler üretmek yerine, imkânsýzý istemeli, onu gerçekleþtirmek için çözümler üretmeliyiz. Çünkü giriþildiðinde görülecektir ki, daha önce yapmakta güçlük çektiðimiz, ya da yapýlmasý önünde “sayýsýz” engel bulunan bir þey azim ve kararlýlýkla, komünist inatçýlýkla yapýlabiliyormuþ. Bugün her Leninist kadronun yapmasý gereken daha fazla sorumluluk almak, daha ileri örnekler yaratmak için öne çýkmak ve kitlelerin gözünde kolektifi önder konuma ulaþtýrmak olmalýdýr. Þimdi bütün çabalarýmýzý ve enerjimizi buna yoðunlaþtýralým.


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
s077 by sol yayin - Issuu