Skip to main content

s068

Page 1

yor. Proletaryanýn örgütlü gücü olmadan sosyalizme geçilemeyeceðine göre, amacýna ulaþacaðýný düþünüyor. Fakat bu saldýrý, bir zayýflýðýn, egemen olamamanýn, yönetememenin ve güçsüzlüðün ifadesidir; kesinlikle güçlü oluþunun deðil. O, gerçek anlamda güçsüzdür; çünkü üretici güçleri artýk elinden kaçýrmýþtýr. Üretici güçler, ona karþý dönmüþtür. Toplumsal üretici güçler, ekonomik nedenlerle, elinden kaçmýþtýr; onlar bir daha ayný ekonomik biçim içine sokulamazlar, geri getirilemezler. Ekonomik geliþme nedeniyle kapitalist kabuðu çatlatan, parçalayan üretici güçler, askeri yolla, yeniden eski biçim içine sokulamazlar. Bu durumda artan þiddet, burjuvazinin beklentilerine cevap olamayacaktýr. 20. yüzyýlýn tarihi, ne proletarya hareketinden ne de sosyalizmden kurtulamayacaðýný burjuvalara çok iyi anlatýr. Proletaryanýn zafere ulaþamadýðý yerlerde, onca baskýya, saldýrýya, katliama ve üst üste alýnan yenilgilere raðmen, emekçi sýnýf her seferinde yeniden ayaða kalkmýþ ve sosyalizm amacýný tüm canlýlýðýyla korumasýný bilmiþtir. Üstelik aldýðý her yenilgi, kazanmak için birer silaha çevrilmiþtir. Proletarya þimdi yenmek, zafere ulaþmak için daha donanýmlý. Þimdi 21. yüzyýlda kapitalizmden komünizme geçiþ þartlarý, önceki döneme göre daha bir olgun. Þiddet, sermayeden ayrýlamaz. Sermayenin ilk ortaya çýkýþý (ilkel sermaye birikimi) þiddet eþliðinde gerçekleþir, sonraki egemenlik dönemi de ve mali sermaye çaðý da zoru içerir. Her þeyden önce artý-emek zora dayalý emektir. Artý-emek üretimi olduðu sürece burjuva zor olacaktýr. Burjuva toplum iþçinin emeðine dayanýr. Bu anlamda, iþçinin baþkaldýrmasý demek, ücretli emek sisteminin ve dolayýsýyla artý-emeðin de havaya uçurulmasý demektir. Ýþçinin ayaklanmasý kapitalistin felaketidir. Kapitalist, emeðin bu baþkaldýrýsýný ezmek için tüm devlet gücünü dizginsiz harekete geçirir. Kapitalist üretim, üretim dallarýna egemen olduðunda, iþçi ekonomik yolla ücretli-emekçi durumuna getirilir, fakat bu süreçte bile þiddet süreklidir. Kapitalist ekonomi, emekçileri sürekli ayaklandýracak tüm koþullarý, kendisi hazýrlýyor. Bu ayaklanmalar git gide kapitalist egemenliðin kendisine yöneliyor. Kapitalizmin kesin çöküþ sürecine girmesiyle birlikte, burjuvazi tüm zor araçlarýný, iþçi sýnýfýnýn artan baþkaldýrýlarýný ezmek için harekete geçirse de, sistemin kendisi, daha büyük emekçi ayaklanmalarý için, daha güçlü olanaklar yaratýyor. Sosyalizm bir toplumsal sistem haline gelince, dünya burjuvazisi, tüm düzen güçlerini ittifak halinde mevzilendirdi (oysa ki “düzen güçleri” denilen toplumsal güçlerin bir kýsmý sürekli “düzen” dýþýna itiliyor). Düzen güçlerinin, proletarya hareketine, sosyalizme karþý saldýrýya geçme iþareti, “anti-ko-

BURJUVAZÝ GELECEÐÝNÝ PROLETARYAYI BASKI ALTINDA TUTMAKTA GÖRÜYOR P

roletaryanýn sýnýf savaþýmý, burjuvazinin egemenliðini tehdit edecek noktaya gelir gelmez, kapitalistlerin tüm politikasý, özsel olarak, mevcut sistemi korumak olmuþtur. Emekçi halk üzerinde, sermayenin bir egemenlik aracý olan devlet, bu amaçla yeðinleþtirilmiþ ve güçlendirilmiþtir. Örgütlü þiddet demek olan devlet, halk kitleleri üzerindeki þiddetini süreklileþtirmiþtir. Kapitalist sýnýf, proletaryanýn ve diðer emekçilerin artan baþkaldýrýlarý karþýsýnda, egemenliðini ve düzenini, devlet denilen baský makinesini sonuna kadar kullanarak ayakta tutmaya çalýþýyor. Burjuva toplumu, yapýsýndaki çeliþkilerin geliþmesi nedeniyle daðýlmaya baþlayýnca, varlýðýnýn devamýný, karþýtýný engellemesinde görür oldu. Bunun için de askeri-politik saldýrýlarý öne çýkardý. Mutlak bir engellemeyi ekonomik yolla yapamaz durumda. Çünkü kapitalist ekonominin tüm geliþimi, zorunlu olarak karþýtýna dönüþme olanaklarýný artýrýr. Kapitalizm kendini yýkacak koþullarý ve yeni toplumun olanaklarýný kendisi hazýrlar. Proletarya olmayan bir þeyi yaratmaz; kapitalizmin oluþturduðu olanaklarý tarihsel sonucuna götürür. “Proletaryanýn kurtuluþ olanaklarý vardýr” derken, kapitalizm tarafýndan hazýrlanmýþ olanaklardan söz ediyoruz. Sermayenin büyümesine yol açan ayný geliþme; sermayeye dayalý sistemi ortadan kaldýracak olan proletaryayý da güçlendirir. Burjuvazinin emekçi kitleler üzerindeki ideolojik etkisi ise, yine ayný ekonomik geliþme sonucu sürekli zayýflar. Geriye yalnýzca þiddete baþvurmak kalýyor. O, bu yüzden, karþýtýnýn, komünizmin önlenmesini, proletaryanýn baský altýnda tutulmasýnda buluyor. Ýþte böyle bir beklenti içinde, dünya proletarya hareketine karþý baþlattýðý yeni saldýrý dalgasýný devamlý büyütüyor. Hiçbir burjuva güç bu çabanýn dýþýnda deðil. Zaten emeðe karþý bu saldýrý, dünya burjuvazisinin ittifakýyla yürütülüyor. O bu saldýrýda, proletarya güçlerini yenmeyi ve kolay kolay bir daha ayaklanmayacaklarý biçimde yerden yere çalmayý hedefli-

6002 narizaH 7-sýyaM 42 / ýyaS .86

3


münizm”dir. Anti-komünizm ideolojik, politik ve fiili saldýrýnýn bütünlüðünü içeriyor. Amaç, sosyalizmin dünyaya yayýlan etkisini kýrmak ve kitleleri burjuva saflarda toplamak. Anti-proleter, anti-komünist bir cephe, ancak gerici bir cephe olabilir. Proletarya, insanlýðý kurtaracak bir sýnýftýr. Komünizm ise insanlýðýn kurtulmasýdýr; insanlýðýn özgür geleceðidir. Buna cephe almak, gerici konumda olmaktýr. Ve yalnýzca toplumsal gericilik bu cephede yer alýr. Burjuvazi liderliðindeki tüm gerici güçler, komünistlere karþý cepheden saldýrýya geçti. Bu süreç içinde komünistlere karþý, proletaryaya karþý en aþaðýlýk biçimde ve son derece sistematik terör uygulandý, emekçi halk, baský altýnda tutuldu. Tüm bunlara raðmen, insanlar kitleler halinde sosyalizme yöneldi. Kapitalist terör, insanlýðýn ileri yürüyüþünü engelleyememiþtir. Komünistlere karþý saldýrýlarýn her yerde yapýlmasý, kapitalizmden komünizme geçiþ koþullarýnýn her yerde oluþmasýnýn burjuvazi tarafýndan kabulü ve itirafýdýr. Baþka zaman kapitalizmden ötesinin olmadýðýný söyleyenler, proletarya hareketine saldýrarak, onu sürekli baský altýnda tutarak sosyalizmin bir gerçek olduðunu ortaya koyuyorlar. Kapitalist üretimin egemen olduðu her yerde, sosyalizme geçiþ bir gerçekliktir. Burjuvazi aslýnda bu gerçekten öylesine emin ki, komünist çalýþmanýn yasal olduðu ülkelerde (yani kapitalistlerce kabul edilir sýnýrlarda olduðu yerlerde) bile, bu faaliyetler sýký, açýk ya da gizli olarak denetlenir. Ekonomik kriz, politik kriz vb. her an kapitalizmin iç çeliþkilerini keskinleþtirebilir ve sýnýf savaþýmýnda durum her an deðiþebilir. Bu nedenle, emekçi hareketin üstündeki baský ve denetim sürekli tutuluyor. Emperyalist ülkelerdeki baský ve denetim mekanizmasý diðer yerlere göre daha sistematik olarak iþliyor. Elinde bulundurduðu büyük ekonomik olanaklarla, emekçilerin bir kesimini yanýnda tutmakla birlikte, yine de egemenliðinin geleceðinden emin deðil. Geleceðini, proletarya hareketini baský altýnda tutmakta görüyor. Proletaryanýn sýnýf savaþýmý, bir kez þiddetlenince, bunun nerelere varabileceðini geçen yüzyýldan çok iyi biliyor. Bir krizin her an iç savaþ ve ayaklanmaya yol açabileceðinin bir çok örneði var. Burjuvazi, bir kriz sýrasýnda devrimci proleter hareketin kapitalist egemenliðe karþý hemen harekete geçmesini hiçbir zaman oturup beklememiþtir. Kendisine yönelen devrimci hareketi yalnýzca izlemekle kalmadýðýnýn en açýk kanýtý, bugün ön plana çýkardýðý “önleyici savaþ” politikasýdýr. Bu politika, emekçi sýnýf kapitalizmi yýkmak için büyük saldýrýyý baþlatmadan, önceden harekete geçip, devrimci hareketi etkisizleþtirmeyi hedefliyor. Proletarya daha iktidarý ele geçirmeye yönelmeden, onu hazýrlýksýz yakalamak, toparlanmasýna fýrsat vermemek, hareket henüz örgütsel olarak güçlü deðilken tahrip etmek üzere önceden davranmak politikasý, yeni deðildir, öteden beri uygulanýyor. Bir insanýn komünist olmasý, baský görmesi, kaçýrýlmasý, sürgün edilmesi, iþkence görmesi, kurþuna dizilmesi, idam edilmesi için yeterli olmuþtur. Komünistler, onun iktidarýný yýkacak denli güçlü olmadýklarý zaman bile, burjuvazi egemenliðinden emin olamadý. Bu defa “önleyici savaþ”ý öne çýkarma-

4

sýnýn nedeni, kapitalizmin çöküþ dinamiklerinin hýzla iþlemesi ve þartlarý tamamen olgunlaþan yeni toplumun sistem üzerinde yarattýðý baskýdýr. Baský sistemin bütünlüðüne yöneldiði için, önleyici saldýrý, dünya burjuvazisinin kolektif politikasý haline geldi. Her ülke burjuvalarý, bu politikayý çeþitli biçimlerde yaþama geçiriyor. Komünistlere yönelik yeni bir terör dalgasý, her yerde görülmeye baþladý. Yeni kuþaklar etkilenmesinler diye, komünist örneklere karþý karalama kampanyalarý baþlatýldý. Tarihi sadece yorumlayanlar –onu çarpýtaraktarihi deðiþtirenleri mahkûm etmeye kalkýþýyor. Tüm bu çabalarýn, bu saldýrýlarýn amacý, insanlýðýn komünizme yöneliþini engellemektir. Tüm bu baskýlar, bu saldýrýlar ve bu çabalar boþuna; gelecek komünizmdir. Kapitalistler, dünya proletaryasýnýn devrimci hareketini etkisiz hale getirmek için yalnýzca teröre baþvurmuyor; emekçi sýnýfýn sorunlarýndan, zayýflýklarýndan ve yetersizliklerinden de yararlanmaya çalýþýyor. Geleceði, karþýtýnýn hareket biçimine baðlý olan her sýnýf, geleceðini belirleyen bir hareketi yakýndan izler ve onu etkilemeye çalýþýr. Tüm propaganda araçlarýný tam kapasite harekete geçirir, ne kadar demagoji varsa baþvurur, bir çok kurumunu ve paralý ideologunu seferber eder. Sosyalizmi yýkmak için ne kadar olanak, para, kadro kullandýðý açýða çýkmýþtýr. Ýki sýnýf, iki dünya arasýndaki bu savaþta, burjuvalar karþý tarafýn yok edilmesi için tüm gücünü kullanýyor. Fakat eðer karþýtý, onunla boy ölçüþecek düzeye gelmiþse, baþka bir dünya onun karþýsýna çýkmýþsa, burjuvazinin giriþtiði savaþ umutsuz bir savaþtýr. Bir sýnýf tarihi insiyatifi yitirmiþse, toplum süresini doldurmuþsa, yapacaðý tek þey, var olaný korumaktýr; var olan burjuva iliþkilere yönelik her harekete her zaman savaþ açmaktýr. Deðil devrimci bir harekete, kendi içindeki bir muhalefete bile tahammül göstermez. Burjuva muhalefeti dahi komünist olmakla eleþtirir. O artýk herkese ateþ açar hale gelmiþtir. Ýlerici olan her geliþme, boy hedefidir. Kapitalist üretim biçiminin geçici olduðunu ve bu ekonominin yerini karþýtýna, komünist ekonomiye býrakmak zorunda olduðunu sýnýf savaþýmýnýn kaçýnýlmaz olarak sýnýflarýn kaldýrýlmasýna varacaðýný açýklayan diyalektik ve tarihsel materyalizme karþý ideolojik mücadele onun temel bir silahýdýr. Fakat bu silahlarýn hiç biri sonuç getirmez. Tarihi insiyatif proletaryanýn eline geçmiþtir. Proletarya devrimci bir sýnýftýr ve insanlýðýn geleceðini belirleyecek konuma sahiptir. En aðýr baskýlarýn ve en azgýn saldýrýlarýn orta yerinde, her koþulda insanlýðý kurtarmak için savaþmýþtýr. Burjuvazi, ideolojik ve politik olarak bu denli donanmýþ ve savaþçý bir sýnýfýn, proletaryanýn olduðu bir yerde uzun süre ayakta kalamaz. Sonuç olarak, burjuva toplum ne yaparsa yapsýn, devrimin eleþtirisinden kurtulamaz. C.DAÐLI

68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006


EMEK-SERMAYE ÇELÝÞKÝSÝNÝN KESKÝNLEÞMESÝ L

eninistler olarak, kapitalizmin temel çeliþkisi olan emek-sermaye çeliþkisinin keskinleþme eðilimi gösterdiðini ve bu temeldeki geliþmelere baðlý olarak proletarya ile kapitalistler arasýndaki sýnýf savaþýmýnýn, varolan toplumsal sistemin havaya uçurulmasýna doðru ilerlediðini daima söylüyoruz. Sonuç olarak proletaryanýn iktidara geleceðini, burjuvazinin yenileceðini ve bu neticenin kaçýnýlmaz olduðunu da tam bir kesinlikle ifade ediyoruz. Her konuda muðlak olan oportünistler ve sosyal-reformistler, bizim yayýnlarýmýzda, sýnýf mücadelesinin eðilimi üzerine yaptýðýmýz kesin belirlemeleri hiçbir zaman anlayamamýþlardýr. Biz, gücümüzü marksizmden, marksist tarihsel geliþim anlayýþýndan ve somut durumu çözümleme yönteminden alýyoruz. Bir toplumun çözülüp, daðýlmasýný saðlayan þey, bu toplumun uzlaþmaz iç çeliþkileridir ve bu çeliþkilerin olgunlaþmasýdýr. Kapitalizmin uzlaþmaz çeliþkileri, bu toplumun dayandýðý üretim biçiminden kaynaklanýr. Kapitalist üretim biçimi geliþtikçe, yapýsýndaki çeliþkiler ve karþýtlýklar da olgunlaþma eðilimi gösterir. Ve geliþme o noktaya varýr ki, toplum çeliþkilerle bir arada var olamaz duruma gelir: Karþýtlarýn birliðine dayanan kapitalist toplum büyük bir gürültüyle yýkýlýr. Marx, kapitalizmi ele aldýðý Kapital’de, kapitalizmin “doðal yasalarý”nýn kaçýnýlmaz olarak kendi sonuçlarýna doðru ilerleyeceðini kesin bir dille belirtir.

“Aslýna bakýlýrsa, konu, kapitalist üretimin doðal yasalarýnýn sonucu olan toplumsal uzlaþmaz karþýtlýklarýn þu ya da bu derecede geliþmiþ olmalarý deðildir. Burada söz konusu olan, bu yasalarýn kendileridir, kaçýnýlmaz sonuçlara doðru katý bir zorunlulukla iþleyen bu eðilimlerdir.” “Kaçýnýlmaz bir zorunlulukla katý sonuçlarýna doðru iþleyen bu eðilimler”, sermaye birikimi (sermayenin büyümesi) geliþtikçe kendilerini o ölçüde belli eder. “Bu dönüþüm sürecinin bütün avantajlarýný sömüren ve tekellerine alan büyük sermaye sahiplerinin sayýlarýndaki sürekli azalmayla birlikte, sefalet, baský, kölelik, soysuzlaþma, sömürü de alabildiðine artar; ama gene bununla birlikte, sayýlarý sürekli artan, kapitalist üretim sürecinin kendi mekanizmasý ile eðitilen, birleþtirilen ve örgütlenen iþçi sýnýfýnýn baþkaldýrmalarý da geniþler, yaygýnlaþýr” (Kapital) Sermaye büyüdükçe, iç çeliþkileri de o derece açýða çýkar, ancak kapitalizmin temel çeliþkisi, birikim krizleriyle ayný þey deðildir. Sermayenin büyümesinin birlikte getirdiði, yani birikimin yarattýðý krizleri, kapitalizmin temel çeliþkisiyle ayný þey sayma yanýlgýsý en çok tekrarlanandýr. Bu konudaki kafa karýþýklýðý, kapitalist üretimin yasalarýnýn yeterince kavranamamasýnýn sonucudur. Marx’ýn bu konuda yaptýðý belirlemeler tekrar tekrar okunmalý. “ Toplumun üretici geliþimi ile o zamana dek varolan üretim iliþkileri ara68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

sýndaki uyuþmazlýk, kendini keskin çeliþkiler, krizler, çarpýntýlar içinde ifade eder.” Marx’ýn söylediði çok açýktýr: Kapitalizmin temel çeliþkisi (uyuþmazlýklarý) kendini keskin çeliþkiler, krizler ve iç kramplar biçiminde açýða vurur. Sermayenin büyümesine (birikimine) baðlý olarak kapitalizmin krizleri de derinleþir. Ekonomik krizler, kapitalist üretimin tepe noktasýdýr; bu noktanýn ötesinde sosyalizm tüm aðýrlýðýyla kendini hissettirir. Yani kapitalizmin okonomik krizleri yeni bir topluma, daha yüksek bir ekonomik biçime geçilmesi için herkese yapýlmýþ ciddi bir uyarýdýr. Kapitalizmin temel çeliþkisi Marx’ýn ifadeleriyle “Toplumun üretici geliþimi ile o zamana dek varolan üretim iliþkileri arasýndaki uyuþmazlýk”, emek-sermaye çeliþkisi olarak belirtilen kapitalizmin temel çeliþkisi çeþitli biçimlerde ve farklý yönleriyle ortaya konur. Özü þudur, o güne dek kendi denetimi altýnda toplumsal üretici güçleri geliþtiren burjuva üretim iliþkileri, geliþmenin belli bir aþamasýnda, geliþmenin kaldýracý olmaktan çýkýp, engeli olmaya baþlar. Bu durumda aralarýnda bir baðdaþmazlýk baþ gösterir. Bu uyuþmazlýk kendini çeþitli yollarla çatýþmalarla ortaya koyar. Bu çeliþki, çatýþma, uyuþmazlýk üretimin toplumsal niteliði ile el koymanýn özel biçimi arasýndadýr. Uyuþmazlýk, kapitalist üretim geliþtikçe boyutlanýr. Üretimin toplumsal karakteri sanayinin geliþimi, bilimin ve doða kuvvetlerinin üretime uygulanmasý (üretici güç olmasý) ile birlikte daha bir geliþme ve belirginleþme gösterir. Üretim, özel kapitalist üretim olmaktan çýkar, toplumsal olarak yapýlabilir üretim haline gelir. Toplumsal üretim o noktaya çýkmýþtýr ki, tek tek ülkelerin sýnýrlarýnda kalmayýp, dünya çapýnda gerçekleþmektedir. Üretimin dünya düzeyindeki toplumsal karakterinden söz edilebilir. Fakat, mülkiyet biçimi yani toplumsal üretimin sonuçlarýna el koyma eski biçimde kalýr. Toplumsal üretici güçler, bireysel, özel denetimle baðdaþmaz, baþkaldýrýr. Toplumsal üretici güçlerle, burjuva üretim iliþkileri arasýndaki bu uyuþmazlýk, emeðin üretken güçleri geliþtikçe daha bir keskinleþip, þiddetleniyor. “... Bir yandan modern sanayi ve bilim ile öbür yandan modern sefalet ve

5


daðýlma arasýndaki bu uzlaþmaz karþýtlýk; üretici güçlerle çaðýmýzýn toplumsal iliþkileri arasýndaki bu uzlaþmaz karþýtlýk elle tutulur, ezici ve inkar edilemez bir olgudur” (Marx) Toplumsal üretici güçlerle üretim iliþkileri arasýndaki bu uzlaþmaz karþýtlýk üretim komünist tarzda yeniden düzenlenmedikçe, derinleþerek devam eder. Üretimin toplumsal niteliði, çeliþkinin çözümünü de kendi içine taþýr: Üretim araçlarýnýn toplumun ortaklaþa denetimine alýnmasý. Kapitalist zeminler nedeniyle üretici güçler, üretim iliþkileri çatýþmasý, geliþmeye baðlý olarak daha þiddetli ve yýkýcý hal alýr. Kapitalizmin her krizi ve iþçilerin yaþamýný iyileþtirme yönündeki her eylemi, kapitalizmin aþýlmasý gerektiðine dair güçlü bir iþarettir. Ekonomik krizler büyük bir toplumsal üretken gücü havaya uçurur, maddi zenginliðin diðer kaynaðý olan doðayý tahrip eder. Uzlaþmaz toplumun varlýðýna baðlý olarak bu krizler, bu toplumun nitel bir dönüþüme uðratýlmasýnýn zorunluluðunu da anlatýr. Ayný zamanda iþçi sýnýfýnýn istekleri, özlemleri, gereksinmeleri doðrultusunda giriþtiði grevler, direniþler, ayaklanmalar kapitalizmin aþýlmasý gerektiðinin kuvvetli iþaret mermileridir. Emekçilerin isteklerine baktýðýmýz zaman, bu isteklerde sosyalizme geçme eðilimini görürüz. “Herkese parasýz ve genel saðlýk hizmeti”, “Herkese parasýz eðitim hakký”, “Ücretlerin yükseltilmesi ve çalýþma koþullarýnýn iyileþtirilmesi” vb. Yalnýzca bu istemler bile kapitalizmin aþýlmasý gerektiðini ortaya koyuyor. Emekçi kitleler bu istekleri ileri sürdükten sonra, onlarý gerçekleþtirmeye giriþtiler. 20. yüzyýlý boydan boya dolduran kitle eylemleri, kapitalizmin yýkýlmasý için ýsrarý ve kararlýlýðý belirtir. Dünyanýn altýda birinde kapitalizm yýkýlarak sosyalizme geçilmiþtir. Çok açýktýr ki, yirminci yüzyýlýn tarihi, uzlaþmaz sýnýflarýn aralarýnda geçen þiddetli sýnýf mücadelesiyle geçmiþtir. Bir önceki yüzyýl içinde görülen sýnýf çatýþmalarýna bakýldýðýnda, yirminci yüzyýl sýnýf savaþýmýnýn kýyaslanmayacak kadar yükseldiði ve derinleþtiði bir yüzyýl olduðu çok rahatlýkla söylenebilir. Sýnýf savaþýmýnýn zaman içinde varolan toplumsal sistemi daha derinden sarsmasý ve ötesine gitmesi, burjuva toplumun geliþi-

6

miyle, onun yapýsýndaki uzlaþmaz sýnýf çeliþkileri ve karþýtlýklarýnýn derinleþmesi, olgunlaþmasý ve keskinleþmesiyle açýklanabilir. Proletaryanýn toplumsal devrimlerinin çoðunlukla ve yoðun olarak 20. yüzyýlda gündeme oturmasý bir rastlantýlar zinciri deðildir. Devrimlere yol açan çeliþkilerin bu dönemde, belli ekonomik ve tarihsel geliþmelere baðlý olarak keskinleþmesinden ileri geldi. Bu ekonomik geliþme, kapitalizmin emperyalizm (tekelci kapitalizm) aþamasýna girmesidir. Tekelci-kapitalizm bir politik tercih deðil, kapitalizmin ekonomik geliþiminin zorunlu bir sonucuydu. Rekabet belli bir aþamada tekele yol açmak zorundaydý. Tekelci kapitalizm, kapitalist üretimde bir geliþmeye, ekonomik ve toplumsal olarak yeni bir düzene geçiþ olduðu için, kapitalizmin tüm çeliþkilerini ve hareket yasalarýný daha bir öne çýkardý ve þiddetlendirdi. Emperyalizm kýsa sürede bir dünya egemenliði haline geldiði için, etkisini de her yerde hissettirdi: Gittiði her yerde çeliþkileri derinleþtirdi toplumsal güçleri harekete geçirdi. Dünyayý devrimler alanýna çevirdi. Tekelci kapitalizm, ayný zamanda üretimde toplumsallaþmanýn derinleþmesi demektir. Uluslararasý birleþmelerle devasa bir güç durumuna ulaþan tekeller, üretim araçlarýný ve buna baðlý olarak emeði merkezileþtirip toplulaþtýrdýlar. Tekelci kapitalizm olduðu yerde saymadý; yeni ekonomik eðilimlerle büyümeye ve etkisini artýrmaya devam etti. Tekelci devlet kapitalizmi, tekelciliðin yeni eðilimidir. Tekelci devlet kapitalizminde üretimin toplumsallýðý en ileri düzeye vardý. Buradaki toplumsallýk, kapitalistlerin denetiminde, kapitalistlerin yararýna bir toplumsallýk, emeðe yabancýlaþmýþ bir toplumsallýktýr. Ancak çözümün tüm araçlarýný da kendi içinde taþýr. Üretimin toplumsallýðý ile mülkiyetin özel biçimi arasýndaki uzlaþmaz çeliþki elle tutulur haldedir. Burada özel kapitalist üretim ortadan kalktýðý halde, toplumsal üretim özel mülkiyete baðýmlýdýr; onun sýnýrlayýcý denetimi altýndadýr. Toplumsal üretici güçler, kapitalizmin zincirlerinden kurtulup serbest kalmak için tüm þiddetiyle burjuva üretim iliþkilerine baþkaldýrýrlar. Dünya devrimini olgunlaþtýran te68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

kelci kapitalizmdir, onun geliþimidir. Þimdiden 21. yüzyýlý toplumsal ayaklanmalar ve toplumsal devrimler yüzyýlýna çeviren de ayný temeldir; kapitalist temeldeki çöküþ dinamiklerinin, burjuva sistemi sýçramalý çöküþe sokmasýdýr. Bu yüzyýl, bu geliþmelere baðlý olarak, insanlýðýn geleceðine yön verecek olan iki karþýt sýnýf, proletarya ile burjuvazi arasýnda tayin edici ve bu nedenle de þiddetli çatýþmalara sahne olacaktýr. Bu savaþým burjuvazi için umutsuz ama zorunlu bir savaþýmdýr. Burjuvazi tarihsel olarak kaybetmiþ bir sýnýftýr, sýnýf savaþýmýný kazanamaz. Sýnýf savaþýmý proletaryayý kaçýnýlmaz olarak egemen sýnýf durumuna götürecektir. Proletaryanýn egemenliði þimdiye dek tek tek ülkelerde gerçekleþti. Bu yüzyýl ise proletaryanýn egemenliði her yerde saðlanacaktýr. Burjuvazinin dünya egemenliði yýkýlacak, proletaryanýn dünya egemenliði gerçekleþecektir. Proletarya, egemenliðine (proletarya diktatörlüðüne) dayanarak sýnýflarý kaldýracak; sýnýflarýn kalkmasýyla birlikte bir sýnýfýn egemenliði de gereksiz hale gelecektir. Sanayinin geliþimi, bilimin yüksekteknik uygulamalarý, doðal güçlerin etkin üretici güç olarak kullanýlmasý ile üretken güçler öylesine geliþti ki, emek süresi ve emek niceliði zenginlik üretiminde ikinci plana düþtü. Deðer üretimi ve zenginlik, emeðin geliþmiþ üretken güçlerini harekete geçirme sýrasýnda yaptýðý bir iþlev haline geldi. Doðrudan emek kullanýmý, deðer ve zenginliðin oluþmasýnda tayin edici olmaktan çýktýðý halde, yani her tür zenginlik üretimi, toplumsallaþmýþ insanlýðýn geliþiminin ürünü olduðu halde, emek süresi deðerin ön koþulu olmaya devam ediyor. Toplumsallaþmýþ insanlýðýn geliþimi o düzeye ulaþtý ki, Marx’ýn söylediði gibi; “Bu yüzden deðiþim deðeri, kullaným deðerinin ölçüsü olmaktan çýkmalýdýr” Bunun ön koþulu meta üretimini, üretim araçlarýnýn özel mülkiyetini ortadan kaldýrmaktýr. Toplumsallaþmýþ insanlýk, kapitalizmin prangalarýndan kurtulmak için tarihin en köklü devrimine giriþmiþ bulunuyor. C.DAÐLI


YIKICI FÝLLER ÝSYANCI ÇÝMENLER E

skilerin bir sözü vardýr: “Zenginin malý züðürdün çenesini yorar” diye. Günümüz züðürtleri, yani mülksüz sýnýflar, yalnýzca çenelerini yormuyorlar. Zaten birkaç sermaye grubunun elinde biriken servet, beton gibi bin tane çeneye felç indirecek kadar çok. Son birkaç yýlda bu servet birikimi öylesine bir hýz kazandý ki, mülksüzler artýk çeneleriyle deðil, boþ midelerden yükselen öfkeli gurultularla konuþuyorlar. Türkiye’nin en büyük sermaye grubu Koç Holding, 2006 yýlý için hedeflerini açýkladý. Yýlsonunda toplam hâsýlatlarýnýn 36 milyar dolarý aþacaðý söylendi. Bir önceki yýla göre artýþ neredeyse %100. Buna karþýlýk, holding bünyesinde istihdam edilenlerin sayýsýnda öngörülen artýþ, sadece %14. Yeni alýnacak 11 bin kiþi, 80 bin kiþinin ulaþtýðý hâsýlatý Koç’a kazandýracak. Tek baþýna Tüpraþ, 3 bin çalýþanýyla, 10 milyar dolar hâsýlatýyla, Koç’u ihya edecek. Koç’un yalnýzca bir yýlda, tekelcilikte nereden nereye sýçradýðýný görmek için, Türkiye’nin toplam hâsýlasý içindeki oranýna bakmak yararlý olur. Bu oran 2005 için %6 civarýnda. 2006 yýlý sonunda ise %11’e çýkacak. Koç’un, Yapý Kredi, Tansaþ ve Tüpraþ’ý satýn almasýyla gerçekleþtirdiði bu sýçrama, rekabet halindeki diðer tekelci güçleri de benzer bir saldýrgan yol izlemeye itiyor. Nitekim Sabancý, büyük satýn almalar ve birleþmeler yoluyla, büyümeye devam edeceðini açýkladý. OYAK Grubu da, Erdemir’i hazmetmeye çalýþýrken bankacýlýk alanýnda birleþme çalýþmalarý yapýyor. Tekelci rekabet, Rahmi Koç’un deyimiyle, “ikinci olana þans tanýmaz”. Bu nedenle, diðer sermaye

gruplarýnýn da, akýl almaz ayak oyunlarý, þantaj, tehdit ve spekülasyonlarla, servetlerini ayný derecede artýrmak için çabalarýný artýracaðýna hiç kuþku yok. 2006 yýlý için, Türkiye ekonomisinin % 5-6 gibi bir büyüme gerçekleþtireceði tahminlerine bakýlýrsa, tekellerin bu saldýrgan “satýn alma-birleþme” hareketlerinin, ekonomi içindeki aðýrlýklarýný bir anda 2 katýna çýkaracaklarý söylenebilir. Böyle bir sýçrama, bir piyasa analizcisinin sözleriyle; “Bütün taþlarý yerinden oynatan” bir dönemin baþlangýcý oluyor. Yerinden Oynayan Temel Taþlar Kapitalist üretim tarzý, kendi sýnýrlýlýðý ve çeliþkilerinden beslenir. Eðer bu sýnýrlýlýk olmasaydý, krizler ve yýkýcý rekabet olmasaydý, kapitalizm hýzla kendi sonunu getirirdi. Oysa krizler ve rekabet, oluþan sermaye fazlasýný, aþýrý üretimi buharlaþtýrarak, kapitalist üretime hayat öpücüðü verir. Yýkým alaný üzerine yeni ve daha güçlü sermaye filizleri büyür, çýlgýnca rekabet, üretimin teknik temelinin sürekli ilerletilmesini zorunlu kýlar. Bütün bu krizlerin ve rekabetin arkasýnda, sürekli düþen kar oraný vardýr. Ancak, düþen kar oranlarýnýn, kar kitlesinin çoðaltýlmasý ile telafi edildiði tekelci kapitalizmde, Marx’ýn sözleriyle, “üretimin yaþam alevi bütünüyle sönüp gider.” Serbest rekabete dayalý devrevi bunalýmlarýn yerini, tekelci rekabetin sürekli durgunluða dayalý krizi alýr. Tekeller gücünü artýrdýkça, yeni sermaye filizleri yeþerecek ortam bulamaz. Türkiye’de son 35 yýldýr iþbirlikçi tekelciliðin ekonomik ve siyasi hegemonyasý hüküm sürüyor. Bu egemenlik 35 68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

yýlda çeþitli evrelerden geçti. 70’li yýllarda, emperyalist sermaye ve baðýmlý iþbirlikçi tekellerin esas kar kaynaðý, iç pazara dönük imalat sanayi oldu. 80’li ve 90’lý yýllarda ise, bu tekelerin esas karlarý, devletin iç borç gereksinimleri karþýlýðýnda aldýklarý faizler oldu. Holdingler, gelirlerinin %70’ini, iç-borçlanma tahvillerinden karþýladýlar. Bu yýllarda, tekelciliðin boþ býraktýðý alanlarda, yeni yeni sermaye gruplarý sürgün verdi. Konya, Denizli, Antep gibi bölgelerde, “Yeþil Sermaye” ya da “Anadolu Kaplanlarý” adý verilen anonim ortaklýklar, yüksek enflasyon düzeyinin canlý tuttuðu iç pazarda yoðun birikim elde ettiler. Ýþbirlikçi tekelciliðin hemen yanýnda biten bu yeni sermaye filizleri, bazen siyasi þantajlarla, çoðu kez de krizler esnasýnda budandý. Sonunda, bu “baðýmsýz” sermaye gruplarý, iþbirlikçi tekellerin taþeronu ya da borçlusu durumuna geldiler. 2001 yýlýnda, artýk sürdürülemez duruma gelen iç-borç faizlerine dayalý sermaye birikiminin yerini, ucuz dýþ kaynaklardan beslenen bir üretim ve satýn alma-birleþmelerle geniþleyen yeni birikim aldý. Ucuz dýþ kaynaklara baðlanan üretim sonucu, GSMH’nin %60 oranýna ulaþan bir dýþ ticaret ortaya çýktý. Dýþ kaynak bulmak için gerekli finansal araçlara sahip olamayanlar, giderek eridiler, cepten yemeye baþladýlar. Bu yeni birikim, iþbirlikçi tekeller dýþýnda kalanlarýn önce büyüme olanaklarýný elinden aldý; þimdi yeni filizler vermenin tüm olanaklarý da ortadan kalkýyor. Bu ortamda, iþbirlikçi tekellerin ekonomik faaliyet alanlarýný bir iki yýl içinde iki üç katýna çýkarmalarýna þaþmamak gerek. Daha Kýrýlgan Daha Yýkýcý... Ýþbirlikçi tekellerin ekonomi üzerindeki bu büyük baskýsý hangi geliþmelere yol açýyor? Birincisi, söz konusu tekellerin emperyalist merkezlere baðýmlý bir karakter taþýmasý, ekonomiyi dünya krizine ve para hareketlerine karþý daha fazla duyarlý hale getiriyor. Koç, Sabancý, Oyak gibi en büyük tekeller, þu üç alanda saðladýklarý karlarla ayaktalar: otomotiv, finans (bankacýlýk) ve enerji. Buna bir de perakendecilik sektörünü eklemek gerek. Bu

7


dört sektörün ortak özelliði, dýþ kredi ve ucuz ithal mallarýna tam anlamýyla baðýmlý olmalarýdýr. Ucuz döviz ve aþýrý deðerli YTL politikasýnda ýsrar eden hükümetin “sýký para” rejimi, esas olarak bu en büyük tekellerin kasalarýný dolduruyor. Ekonominin üzerinde aðýrlýk koyan iþbirlikçi tekellerin kar üretim süreçleri, toplumun tüm üretim alanlarýný kendini izlemeye zorluyor. Ucuz döviz ve yoðun ithalat, dýþ finansmana dayanmak, hâkim kar üretim süreci oluyor. Oysa ekonominin çoðu alaný, hiç bir zaman böyle bir modele uyum saðlayamaz. Tarým ve turizm, bu tür sektörlerin baþýnda gelir. Emek-gücünün önemli bir bölümüne gelir saðlayan bu sektörler, adeta gözden çýkarýlmýþ durumda. Tekellerin güçlenmesinin ikinci etkisi; belli üretim alanlarýnda yoðunlaþmýþ olan bu sermayeler ayný üretim alanlarýndaki dünyanýn arz-talep dengesizliklerine daha açýk hale gelmeleridir. Emperyalist ülkelerdeki tekelci sermaye ile baðýmlý ülkelerin iþbirlikçi tekelleri arasýndaki en önemli fark, þöyle açýklanabilir. Emperyalist ülkelerde finans-kapital, tekelci gücünü üretimin çok çeþitli alanlarýnda yaygýnlaþtýrmýþtýr. ABD’de Rockefeller, Almanya’da Deutshe Bank, Ýngiltere’de Rotshild, Fransa’da Suez, Japonya’da Toyota, yüzlerce farklý üretim alanlarýna bankalar aracýlýðýyla hâkim olurlar. Petrol’den beyaz eþyaya, elektronikten madenciliðe dek uzanan dünya çapýndaki bu yatay tekelcilik, þu ya da bu alanda ortaya çýkan dengesizliklere karþý emperyalist tekelleri daha dayanýklý hale getirir. Oysa baðýmlý ülkelerin iþbirlikçi sermayeleri belli baþlý alanlarda yoðunlaþýrlar ve bir kaç ürün üzerinden dünya pazarýna baðlanýrlar. Koç, Sabancý, Oyak örneðinde görüldüðü gibi, bir elin parmaklarýný geçmeyen alanda yoðunlaþan sermaye nedeniyle, bu alanlarda çýkan her dengesizlik, tüm ekonomiye alt üst edecek depremleri tetikleyecek güce ulaþýyor. Üçüncü etki, kapitalizme özgü “kaynaklarýn paylaþýmý rekabeti”nde, tekellerin belirleyici konumlarýný güçlendirmeleridir. Hiç bir ülkede kredi sonsuz deðildir, ticaret kapasitesi de. Hepsi farklý etkenlerin sýnýrlayýcý koþullarýna tabidir. Ýþbirlikçi tekeller, ellerinde tuttuklarý payý arttýrdýkça, kredi ve ticaret alanýnda ken-

8

di oyunlarýný daha rahat oynuyorlar; diðer sermaye gruplarýna kredi ve ticaret olanaklarý giderek kapanýyor. Bu durum, iþbirlikçi tekelciliðin yoðunlaþtýðý üretim alanlarý dýþýnda kalan tüm üretim alanlarýný boðuyor. Ýþbirlikçi tekellerle ayný üretim alanýnda, yani onlarla rekabet içinde olmayanlar da, bu tekelci gücün kapattýðý gözeneklerin içine hapsolarak, nefes alamaz duruma geliyorlar. Ýþbirlikçi tekeller, dolaylý ve dolaysýz bir yýkým gücü haline gelmiþ oluyor. Ýþsizlerin Korkutan Gücü Tekellerin yeni sermaye birikimi, satýn alma ve birleþmeler yoluyla ilerliyor. Bu, sermayenin yoðunlaþmasýný ve gerçek birikimi deðil, hali hazýrda elde olan birikimin merkezileþmesidir. Merkezileþmeye dönük bir sermaye hareketi, yeni iþ olanaklarý yaratan deðil, tersine var olan iþ olanaklarýný da yok eden bir hareket biçimidir. Koç’un 2000 yýlýnda kasasýna akacak ek 18 milyar dolarlýk hâsýla, bu hâsýlaya denk gelen üretimi gerçekleþtiren yüzbinlerce emekçinin üretim dýþýna sürülmesini getiriyor. Tekellerin giderek daha büyük boyutlarda kurduklarý “hipermarketler”, belki en çok yüz iþçiyi çalýþtýrýrken, açýldýðý bölgenin binlerce küçük ticaret erbabýnýn canýna ot týkýyor. Sermayenin merkezileþme hareketi, sadece proletaryayý deðil, küçük üretici ve küçük ticaret erbabýný da olaðanüstü sayýlabilecek kadar kýsa süre içinde iþsizler tribü68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

nüne fýrlatýyor. Geliþmeler, iþsizleri, iþini kaybetme tehdidi altýndaki iþçiyi ve hýzla mülksüzler safýna fýrlatýlmýþ küçük mülk sahibini ayný öfke potasýnda birleþtiriyor. Meksika’dan Güney Asya’ya, oradan Arjantin’e dek, ayný sýnýflarýn, sokaklarý “açlýk isyanlarý” ile doldurduðuna defalarca tanýk olduk. Özellikle iþsizlerin öfkeleri, çalýþma þansýna sahip iþçilerin tutucu yönlerini ve küçük mülk sahiplerinin uzlaþmacýlýðýný eritebilecek denli yakýcý oluyor. Son bir yýlda þehirlere, kýrlardan bir milyon yeni iþgücü akýn etti. Bu rakam, bir yerlerde (genellikle inþaat gibi geçici iþlerde) çalýþma þansý bulanlarý ifade ediyor. Kentlere gelip de, iþsizler ordusuna katýlanlarý deðil. Yukarýda saydýðýmýz tekelci hâkimiyetin hýzlandýrdýðý geliþmeler nedeniyle, iþsizler ordusu olaðanüstü hýzla büyüyor. Bir burjuva yazarýn sözleriyle; “iþsizlik politikanýn baþýný yiyor” Bu topraklarda süregiden iç-savaþ, çok güçlü, çok öfkeli, kaybedecek hiç bir þeyi olmayan, taze tugaylar kazanýyor. 21. yüzyýlýn toplumsal alt üst oluþlarýnda iþsizlerin etkinliðini bilen burjuva çevreleri daha þimdiden “patlama”ya dikkat çekiyorlar. Evet, filler giderek büyüyor, büyüklükleri oranýnda, tepiþirken ezdikleri çimenler çoðalýyor. Ama çimenler isyan tohumlarýný besliyor.r


KATLÝAMIN 30. YILINDA YÝNE TAKSÝM MEYDANI’NDA 1

977 1 Mayýs’ýnda Taksim Meydaný’ný dolduran 500 bin iþçi ve emekçi burjuvazinin devrim kabusunun ete kemiðe bürünmüþ haliydi. 12 Mart darbesinin üzerinden 6 yýl gibi kýsa denilebilecek bir zaman geçmesine raðmen, yüzbinlerce iþçi ve emekçinin 1 Mayýs’ta, iþçi sýnýfýnýn birlik, mücadele ve dayanýþma gününde burjuvaziye böyle açýktan meydan okumasý, onlarý kendilerini güvende hissettikleri þatolarýnýn ardýnda tir tir titretmeye yetmiþti. Zaten burjuvazi bir devrimin günden güne güçlendiðini, iþçi sýnýfý ve emekçi halkýn hýzla düzen partilerinden koparak devrimcileþtiðini, devrimci örgütlerin güç kazandýðýný biliyordu. Devrimin nesnel koþullarý olgunlaþmýþtý ve her ne kadar devrime önderlik edecek öznel güç henüz yeterince örgütlü deðilse de, bunun da bir sýçramayla hýzla saðlanacaðýnýn görülmesi burjuvaziyi ürkütüyordu. Ekonomik krize eþlik eden ve onun tarafýndan beslenen bir siyasi kriz giderek derinleþiyordu. Yaþanan bir “doruk bunalýmý”ndan baþka birþey deðildi. Ýþçi sýnýfý ve emekçilerde bir devrim olacaðýna dair güçlü bir beklenti ve inanç vardý. Burjuvazi de kendi cephesinden geliþmelerin bu sonuca varacaðýný sýnýfsal sezgileriyle görüyor ve karþý-devrimci önlemler alýyordu. 77 1 Mayýsý yaklaþýrken burjuvazinin bu 1 Mayýs’ta kan akacaðý, devrimci örgütler arasýnda çatýþma çýkacaðý yönlü yaptýðý propaganda ve kýþkýrtmalar ortalýðý kaplamýþtý. Eli kanlý burjuvazi sözde “kan kokusu” almýþtý. Oysa bu kanlý senaryoyu hazýrlayan sýrça köþkleri ardýnda kendileriydi. Devrim korkusu onlarý o hale getirmiþti ki, ancak böyle kanlý bir tezgahla iþin içinden çýkabileceklerini düþünmüþlerdi. (Nazilerin Reichtag yangýný ve baþka provokasyonlar onlara ýþýk tutuyordu. Týpký ABD’nin 11 Eylül gibi kanlý bir tezgahý hazýrlarken bu deneyimlerin hepsinden yararlanmasý gibi) Ve “dumanlý hava”da ortaya çýkan “kurtlar”, Marmara Etap’ýn tepesinden iþçi sýnýfý ve emekçilerin üzerine ateþ açarak izdiham yaratmýþ ve 34 iþçiyi katletmiþlerdi. Taksim Meydaný iþçi ve emekçilerin kanýyla kýzýllaþmýþtý. Artýk Taksim Meydaný, 1 Mayýs Meydaný, Kýzýl Meydan olarak anýlmaya baþlanmýþtý. Burjuvazi devrim korkusundan kurtulmak için bu kanlý tezgahla da yetinmedi elbette. Taksim Meydaný’ný iþçi sýnýfý ve emekçilere yasakladý. Taksim Meydaný’nda 1 Mayýs gösterilerine bir daha izin verilmeyeceðini duyurdu. Buna raðmen 1 Mayýs 1978’de yüzbinlerce insan yine Kýzýl Meydan’a aktý. Bu durum sýkýyönetime ve ardýndan gelen 12 Eylül Askeri Faþist Darbesini kadar devam etti. Burjuvazi bu tarihten sonra 1 Mayýs’ýn Taksim Meydaný’nda kutlanmasýna izin vermedi. Burjuva sendikacýlarýn burjuvaziye uþaklýk ederek tüm engelleme çalýþmalarýna raðmen Taksim’in 1 Mayýs Meydaný olarak anýlmasýndan vazgeçilmedi. Ýþçi sýnýfý ve emekçiler fiilen orada olamadýlar ama her 1 Mayýs’ta yürekleri o alanda attý. 80’lerin sonuna kadar bu böyle devam etti ama Türkiye ve K. Kürdistan’da devrimin üzerindeki ölü topraðýnýn atmasý, iþçi sýnýfý ve emekçilerin mücadelesinin yeniden yükseliþe geçmesiyle Taksim’e tekrar yönelindi. Ve birçok çatýþma ve kayba raðmen her 1 Mayýs’ta Taksim yeniden hak ettiði konuma oturdu. Taki 92 1 Mayýs’ýna kadar. O yýl devlet, ajan provokatör Doðu Perinçek’e Gaziosmanpaþa Meydaný’nda miting izni verdi. Karþý-devrimci sosyalist parti’nin burada düzenlediði yasal mitinge bütün oportünist ve reformist çevreler katýldý. Bu ayný zamanda Perinçek gibi bir ajan provokatörün ortalama sol tarafýn-

dan içlerine sindirilmeye baþlandýðý bir dönem oldu. Bu tarihsel hata ortalama solun sonraki çizgisini de belirledi. Ortalama sol bir daha bu “yasal miting” bataðýnýn dýþýna çýkamadý. Giderek 1 Mayýs’ý Abide-i Hürriyet kapanýnda kutlamak salonlarda kutlamak arasýnda bir fark kalmadý. Ve ortalama sol, o tarihten sonra bir daha yüzünü Taksim’e Kýzýl Meydan’a çevirme cesareti gösteremedi. Leninistler ise tarihsel önemde bir tavýr göstererek reformizmden ayrýþtýklarý 1990’dan sonra da 1 Mayýs’ý Taksim Meydaný’nda kutlamayý sürdürdüler. 1 Mayýs’ýn kapitalizme karþý bir savaþ günü olduðunu bilen Leninistler týpký 1988 ve 1989 yýllarýnda olduðu gibi her zaman Taksim Meydanýna, Kýzýl Meydana yürüdüler. Ve bugün artýk herkesin bildiði gibi 1 Mayýs’ýn 1 Mayýs Alanýnda Taksim Meydanýnda kutlanmasý gerektiðini söyleyen ve söylemekle kalmayýp bunu pratik olarak gerçekleþtiren sadece Leninistlerdir. Diðerleri artýk her sene olduðu gibi þu nakaratý tekrar etmeye devam edeceklerdir: “Yine vuslat bir baþka bahara kaldý” Taksim’in devrim olduðunu, her 1 Mayýs’ta Taksim Meydaný’nda olmanýn bir onur olduðunu ve bundan asla vazgeçilemeyeceðini pratik tavrýyla gösteren proletaryanýn devrimci sýnýf partisi 2007 1 Mayýs’ýna kadar olan bir yýlý “1 Mayýs Yýlý” ilan etti. Leninist Parti, tüm iþçi ve emekçileri, tüm devrimci ve sosyalistleri, önümüzdeki yýl 1 Mayýs Alanýna Taksim Meydaný’na davet ediyor. Taksim Meydaný, Leninistler tarafýndan kazanýlmýþtýr. Leninistler, Taksim Meydaný’ný, burjuva sendikalarýn peþine takýlmayarak, iþçi sýnýfý ve emekçilere önderliðin gereði olan, onlarýn önünde yürüyerek, onlara doðru hedefleri göstererek kazandýlar. Herkesin Taksim’e sýrtýný dönüp gittiði bir zamanda bile Taksim’den vazgeçmediler. Taksim devrimdi çünkü ve iyi bir turnusoldü. Leninistler, devrimde ýsrar ettiklerini dosta düþmana gösterdiler. O alanda proletaryanýn kýzýl bayraðýný her sene tek baþlarýna dalgalandýrmanýn onurunu yaþadýlar. Ve þimdi önümüzdeki yýlý “1 Mayýs Yýlý” ilan ederek tüm iþçi ve emekçilerin 2007 1 Mayýs’ýnda Taksim’de olmasý için bir çalýþma baþlatýyoruz. Bir yýl boyunca tüm kaslarýmýzla, tüm enerjimizle, tüm bilincimizle buna yoðunlaþacaðýz. Burjuvaziye karþý duyduðumuz sýnýfsal kin ve öfkeyle tarih bilincimizle, asla unutmadýðýmýz ve unutturmayacaðýmýzý göstererek tüm iþçi ve emekçileri o alana yýðmak için canla baþla çalýþacaðýz. Tüm dünya üzerinde somut bir gerçekliðe dönüþen devrimin Türkiye ve Kürdistan’daki temsilcileri olarak, uluslararasý proletarya ordusunun yaþadýðýmýz topraklardaki bölüðü olarak, ter dökecek emek harcayacaðýz. Ve inanýyoruz ki, katliamýn 30. yýlýnda devrimin kýzýl meydanýnda proletaryanýn kýzýl bayraðý binlerce iþçi ve emekçinin elinde dalgalanacak. Ve inanýyoruz ki, o gün geldiðinde bunun gerçekleþmesi için yýllarca mücadele eden savaþan leninistler olarak hepimizin içi büyük bir gurur ve sevinçle dolacak. DEVRÝM ÝÇÝN ÝLERÝ! KATLÝAMININ 30. YILINDA 1 MAYIS’TA 1 MAYIS ALANI’NA TAKSÝM’E!

68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

9


ÝNSANLIÐI BEKLEYEN BÜYÜK TEHLÝKE Çerkezköy, Çorlu, Gebze ve Yataðan gibi yoðun sanayi tesislerinin bulunduðu bütün bölgelerde, sanayi atýklarý ve dumanlar yüzünden zehirlenen toprak ve su, solunamayan hava, en baþta buralarda yoðunlaþan proleter sýnýfýn fiziki yok oluþunu hazýrlýyor. Ama dahasý var. Bu türden çevre felaketleri dünya ölçeðinde yaþanýyor ve dünyanýn iklim dengesini, canlýlarýn yaþamasýna olanak tanýmayacak þekilde bozulmaya uðratýyor. Öyleyse proletarya, hem kendisi için, hem de insanlýðýn tümünün karþýsýna çýkan bu büyük tehdit için, devrimci dinamiklerini harekete geçirmelidir.

Kapitalizmin Hazýrladýðý Felaketler Zinciri

R

osa Luxemburg, bir savaþýn eþiðindeki dünyaya, 20. yüzyýlýn baþýnda þöyle sesleniyordu: “Ya Sosyalizm, Ya Barbarlýk!” Rosa, burjuvazinin elindeki silahlarýn insan toplumlarýný barbarlýk dönemine geri döndüreceðini düþünüyordu. Dünya ve insanlýða karþý yönelen burjuva tehdit, zaman içinde olaðanüstü bir boyut kazandý. 60’lý yýllarda bir ABD’li general Kruþçev’e þu sözlerle büyükleniyor ve alttan alta tehdit ediyordu. “Bizim elimizde dünyayý dört kez yok etmeye yeter nükleer bomba var.” Kruþçev’in cevabý hala akýllardadýr: “Biz ilkini kullandýktan sonra diðerlerine gerek kalmayacak” Oysa insanlýða yönelik asýl büyük burjuva tehdit, nükleer silahlarýn gölgesinde kalmýþtý: Sanayi kapitalizminin doðayý tahrip eden gücü. Nihayet Tuzla’da ortaya çýkarýlan zehirli varillerle, Türkiye bu gerçeðin en aðýr yüzüyle karþýlaþtý. Sadece Tuzla mý? Dilovasý,

10

Doða ile insan arasýndaki çeliþkinin ölümcül bir hal almasý, kapitalizme özgüdür. Bu çeliþkinin ölümcül olabilmesi ve geleceði tümden tehdit edebilmesi için, dünya çapýnda yaþanmasý gerekiyordu. Bunu da ancak, gerçek bir dünya sistemi haline gelen kapitalizm “baþarabilir”di. Kapitalizm, kendisiyle birlikte çevresel tahribatý dünya çapýna yaydý, iklim dengesi ve çevre koþullarýnýn bozulma olasýlýðýný, kapýnýn hemen dýþýndaki bir gerçek haline getirdi. Kapitalizm öncesi toplum biçimleri, yerel düzeyde çevresel tahribata neden olabilirlerdi. Yerel tahribat, genel dengeyi tehdit etmedi. Böyle bir tehdidin ortaya çýkabilmesi için, modern sanayi üzerinde yükselen kapitalizmin dünya egemenliðini beklemek gerekiyordu. 20. yüzyýlýn son çeyreðine dek, çevresel felaketler yerel düzeyde kalmaya devam etti. Sanayileþmiþ ileri kapitalist ülkeler, en baþta emperyalist ülkelerin büyük kentleri yoðun hava kirliliði, topraklarýn ve sularýn zehirlenmesi vb. tehlikelerin alarm verdiði alanlar oldu. “Çevreci” olarak bilinen hareketlerin ilk kez bu kentlerde doðmasý ve belli bir güce kavuþmasý tesadüf deðil. Buna raðmen, sorun henüz evrensel bir karakter taþýmýyordu. Bu nedenle, geçmiþ dönemde 68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

komünist hareket, emperyalist ülkelerin þehirli nüfusunu tehdit eden bu sorunu, mücadele gündemine almakta acele etmedi. Geçmiþte birçok komünist için “çevrecilik”, küçük burjuvalara özgü bir naiflik olarak görüldü. Çevreci örgütlerin söylemlerinin içeriksizliði, böyle bir deðerlendirmeyi hak ediyordu. Bu söylem çoðu zaman, modernlik ve sanayileþme karþýtlýðýna varýyordu. Oysa henüz ileri sanayileþmenin ve buna baðlý olan çevre felaketlerinin uzaðýnda olan birçok ülkenin proletaryasýnýn devrimden beklentisi; sanayi alanýnda hýzlý bir atýlýmla, sosyalizmin maddi zeminini döþemekti. Ve proleter devrimler, hep böyle geri düzeyde kapitalist ülkelerde zafere ulaþtý: Rusya, Çin, Küba, Vietnam, Bulgaristan ve diðerleri… Bu ülkelerin sosyalizm deneyimleri, sanayileþme üzerine oturdu. Ucuz enerji üretiminde nükleer santraller kuruldu. Ýleri düzeyde makineleþmiþ tarým, topraklarýn zayýflamasýna ve aþýrý sulama nedeniyle yer altý sularýnýn tuzlanmasý gibi, çevresel bozulmalarýn yaþanmasýna neden oldu. Buna raðmen sosyalizm, kendi hatalarýndan öðrenmeyi bildi. Yaþanan deneyim, çevresel sorunlarla etkin bir biçimde mücadele etmek için, belli bir düzeyde sanayileþmenin gerekli olduðunu kanýtladý. Sosyalizm, sanayileþme ile çevre korunmasýna yönelik, sürekli bir arayýþ içinde olmasýna raðmen, kapitalist dünyada iþler, sürekli daha kötüye gitti. Kapitalist sanayileþmenin dünya çapýnda yayýlmasýyla birlikte, çevre sorunlarý, tüm insanlýðý ilgilendiren en ciddi sorunlardan biri haline geldi. Emperyalist ülkelerde yaþayan halklar, çevre korunmasýna dair yasalar çýkartýlmasý yönünde zorlayýcý oldular. Bu geliþme üzerine emperyalist sermaye, çevre felaketine en çok katkýsý olan sanayileri, baðýmlý ülkelere taþýmaya baþladý. Her biri emperyalist sermayeyi kendine çekmek için kan-revan bir rekabete giren baðýmlý ülkeler, en baþta çevreyi koruyan yasa ve kýsýtlamalarý feda ettiler. Baðýmlý ülke iþbirlikçileri, çevre korumaya yönelik önlemlerin maliyetlerini yükselttiði emperyalist serma-


yeye, yalnýzca ucuz emek-gücü sunmadý; bunun yanýnda tepe tepe kullanýlabilecek, talan edilecek su, toprak ve hava sundular. Arýtma tesisleri, atýk depolarý ve filtreler gibi “extra” maliyetlerden kurtulan emperyalist sermaye, çekirge sürüsü gibi baðýmlý ülke topraklarýna abandý. Sonuç; yerel düzeyde baþlayan çevresel tahribatlarýn, toplamda dünya iklim dengesini tehdit eden bir etkinliðe ulaþmasý oldu. Sera etkisi yapan gazlar, zehirlenen ve kuruyan yeraltý sularý, kullanýlmaz hale gelen yerüstü sularý, dev ormanlarýn hýzla yok edilmesi ve insanlýðýn daha önce karþýlaþmadýðý ölümcül hastalýklarýn türemesi, hepsi kapitalist sanayileþmenin kaçýnýlmaz sonuçlarý oldular. Çevreciler, ortaya çýkan tabloya bakýp, “biz zamanýnda uyarmýþtýk” diyebilirler. Ancak, komünist hareketin bu sözü söylemeye daha çok haklarý var. Komünist hareket, bugüne kadar, insanlýðýn ve doðanýn en büyük düþmaný olan burjuva egemenliðe karþý mücadele verdiler. Çevre felaketlerini önlemenin tek yolunun, kapitalizmi ortadan kaldýrmaktan geçtiði, bugün artýk iyice açýða çýkmýþtýr. Doðal dengenin bozulmasý, ancak þimdi, insanlýðýn karþýsýna bir evrensel sorun olarak çýkmýþtýr ve insanlýk, ancak önlerinde duran sorunlarý çözebilirler. Çevreci gruplar ise, yaþanan tahribatý, kapitalizmin yýrtýðýný söküðünü dikmek prensibiyle ele aldýlar. Sistemi havaya uçurmaya deðil, ona “muhalefet” etmeye soyundular. Sisteme yalnýzca “muhalif” pozisyonda olanlarýn, zamanla sistemin bir parçasý haline geliþini, Avrupalý “Yeþiller”in acýnasý tarihlerinden bir kez daha öðrenmiþ olduk. Kapitalist sistem, kendi muhalifini kendine katma esnekliðine her zaman sahiptir.

Azrail’in Týrpanlarý Emperyalist-kapitalist dünyanýn, doðal dengesine korunmasýna yönelik ne bir niyeti vardýr, ne de yeteneði. Doðanýn korunmasý, burjuvazinin doðasýna aykýrýdýr. Çevresel bozulmanýn önlenmesine dair, yaraya pansuman kabilinde bir anlaþma olan “Kyoto Protokolü”, ABD tarafýndan imzalanmadýðý için yürürlüðe konmuyor. Diðer ülkelerin tekelci sermayeleri, ABD’nin bu tavrýný bahane ederek, protokolün gereklerini yerine getirmekten kaçýnýyorlar. Esasýnda, sorunun çözümünü deðil, buzluða konmasýný getiren Kyoto Protokolü, sera gazý etkisi yaratan atýklarýn karýnca adýmýyla kontrolünü içeriyor. Söz konusu atýklarýn baþýnda, petrol ve ürünlerine ait atýklar geliyor. ABD’nin Kyoto Protokolü’ne karþý çýkmasýnýn ardýnda yatan neden, onun dünya egemenliðinin sacayaklarýndan birini petrolün oluþturmasýdýr. Petrol ticareti üzerindeki kontrol, bugün

ABD için o denli önemlidir ki, hiçbir ticari meta, petrolün yerini tutamaz. Petrol, oldukça sýnýrlý bir eriþime sahip enerji kaynaðýdýr, dünyanýn sanayi kaynaklarýnýn baþýnda geliyor. Emperyalist kapitalizm öyle bir dünya ekonomisi yarattý ki, sýnýrlý eriþime sahip bir hammadde ve enerji kaynaðý olan petrol, bu ekonominin omurgasýna oturdu. Dünya ekonomisinin petrole baðýmlýlýðý, emperyalist egemenliðin en güçlü kontrol aracý durumuna geldi. Böylesi önemli bir hammaddenin sýnýrlý eriþime sahip olmasý, emperyalizmin eline güçlü bir kontrol aracý sunuyor. Eðer dünya kapitalist ekonomisinin can damarý, tüm ülkelerin kolayca ulaþabileceði bir hammadde olsaydý, kuþkusuz, emperyalist hegemonya, bu denli saðlam olamazdý. Elbette emperyalist egemenliði petrol yaratmadý, ama petrol, meta ve sermaye ihracýna dayalý emperyalist egemenliði saðlamlaþtýrdý. Petrol, tüm dünyaya dolar karþýlýðý satýlýyor. Bu sayede dolar, dünya parasý olma özelliðini koruyor. 20. yüzyýlýn ilk üç çeyreðinde ABD üstün teknolojisiyle dünyaya meta ve sermaye ihraç eden en büyük güçtü. Bu güç, ABD dolarýný dünya parasý haline getirmiþti. Oysa son 35 yýlda ABD, bu üstün özeliklerini adým adým yitirdi; dünyaya mal ve sermaye ihraç eden deðil, büyük ticari açýklar veren, sürekli borçlanan bir ülke haline geldi. Eðer petrol baðýmlýlýðý olmasaydý, ABD, dolarý, bir dünya parasý olarak korumayý baþaramazdý. Baðýmlý ülkelerin petrol faturalarý, onlarý daima ABD’yle mali baðýmlýlýk içine soktu. Petrol ihraç eden ülkeler, en baþta S.Arabistan, Kuveyt, Birleþik Arap Emirlikleri her yýl milyarlarca dolarlýk petrol satýþý gerçekleþtiriyorlar. Bu muazzam paralar, sayýlarý 10’u geçmeyen uluslararasý bankalarda toplanýyor. Bu bankalarýn kasalarýna akan milyarlarca dolar sayesinde, emperyalist mali-oligarþinin elinde muazzam ölçülerde sermaye birikimi bulunuyor. Petro-dolarlar sayesinde, tüm dünyanýn mali piyasalarýný denetleyecek, üzerinde baský kurabilecek tekelci gücü beslemiþ oluyorlar. Petrol, iþte bu yollardan, emperyalist ülkelerin, en baþta ABD’nin hegemonya gücü yaratmasýna katký saðlýyor. Petrole baðlý çevre felaketlerini önlemekte ABD’nin neden bu kadar gönülsüz davrandýðý açýktýr. Doðayý kirleten sanayiler içinde demirçelik sektörü ve otomotiv sanayi, özellikle anýlmaya deðer. Maden filizlerini eriten yüksek fýrýnlar, krom-nikel iþleme tesisleri doðayý zehirleyen milyonlarca ton atýk üretiyorlar. Demir-çelik endüstrisinin baþta gelen alýcýsý, otomotiv sektörüdür. Emperyalist te68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

kellerin sýký kontrolü altýndaki otomobil üretimi, her yýl onmilyonlarca arabayý trafiðe çýkartmak için, milyonlarca ton çelik, demir sac ve alüminyum kullanýyor. Kapitalizm, insanlarýn ulaþým ihtiyaçlarýný, otomobil ihtiyacý haline getirdi ve insanlýk, kendi toplumsal ihtiyacýnýn çok ötesinde üretilen demir-çelik nedeniyle, doðanýn çok daha hýzlý kirlenmesini izlemek zorunda kalýyor.

Kent Ve Kýrýn Buluþmasý Doðanýn dengesinin bozulmasýna karþý mücadele, kent ve kýr emekçilerini birbirine baðlayan köprülere yenisini eklemiþ oluyor. Doðayý, topraðý, suyu daha yakýndan tanýyan kýr emekçileri, kötüye gidiþi tüm çýplaklýðýyla görebiliyorlar. Bergama köylüleri, bilgece bir duyarlýlýkla siyanürlü altýn çýkartmanýn sonuçlarýný önceden görerek mücadeleye giriþtiler. Bölgedeki iþsizlik nedeniyle açýlacak madeni, bir iþ kapýsý olarak görenler, zaman zaman Bergama köylülerinin bilgece mücadelesine köstek oldular. Kapitalizm, sýradan emekçileri bu hale getirdi; onlar, bugünü kazanmak adýna gelecekten vazgeçebilir duruma geldiler; geleceðe dair herhangi bir felaket öngörüsü, bugünün felaketi olan iþsizlik-açlýk karþýsýnda her zaman güçsüz kaldý. Burjuvalar, emekçilerin adeta içgüdüsel bir eðilimi haline gelen bu tutumlarýna dayanarak, doðal felaketleri hazýrladýlar. Ancak, her felaket insanlara çok önemli dersler verdi. Ýþte Sinop halkýnýn tutumu… Þehir geçen on yýlda can damarý fabrikalarýný kaybetti, iþsizlik dizboyu oldu. Ancak Sinop halký, Çernobil faciasýnýn acýlarýný dün gibi hatýrlýyor. Nükleer santrale hayýr derken, Sinop halký bugününden vazgeçmeye hazýr olduðunu gösteriyor. Doðal dengenin bozulmasýyla ortaya çýkan felaketler, burjuva toplum içindeki sýradan emekçinin geleneksel düþünme tarzýný, tam tersine çeviriyor. Ýþte bu, çok önemli bir deðiþimin göstergesidir. Kapitalizmin sýradan emekçileri, artýk bugünü deðil, yarýný kurtarmanýn daha önemli olduðunu düþünmeye baþlarsa, zihinsel bir devrimin yaþandýðýna iþaret sayýlmalýdýr. Proletarya, insanlýðýn ezici çoðunluðunu oluþturan toplumlarýn karþý karþýya bulunduðu bu ertelenemez sorunu, kýzýl bayraðýnýn altýnda çözüme ulaþtýrma potansiyeline sahip olan tek sýnýftýr. Ne küçük-burjuva çevreciliðinin “muhalif” tavrý, ne de burjuva iktidarýn yýkýlmasý sorunundan kopartýlmýþ bir ekolojik toplum çaðrýlarý, adým adým felakete-kýyamete sürüklenen dünyamýzý kurtarmaya yeter. Proletarya, emperyalist-kapitalist dünyayý havaya uçurmazsa, bunun bedelini en baþta kendisi, zehir soluyarak, asit içerek, çürüyerek ödeyecektir…r

11


GÜNÜN ACÝL GÖREVÝ: DEVRÝMCÝ CEPHE ÝTTÝFAKI

F

aþist devletin tepesi bir kez daha karmakarýþýk hale geldi. Faþist bir avukatýn elini kolunu sallaya sallaya girdiði Danýþtay’da toplantý halindeki Yüksek Hakimlere ateþ açýp birini öldürmesi dördünü yaralamasý devletin damýndan alevlerin yükselmesine yetti. Politik ve ekonomik kriz devletin damýný tutuþturmuþ durumda. Burjuva cephede herþeyin sütliman olduðunu sananlar bir saldýrý olayýnýn bu kadar derin bir karýþýklýða yol açmasýna bir anlam veremiyorlar. Oysa devrimci durum burjuva cepheyi uzun yýllardan beri krizden krize yuvarlayýp duruyordu. Þayet karþý devrim cephesinde çeliþkileri derinleþtiren bir devrimci durum olmasaydý bir deðil yüz provakasyonun dahi bu sonuçlara yol açamayacaðý açýktý. Burjuva cephenin birbirine girdiði þu son kriz için sadece þu söylenebilir: Çýban olgunlaþmýþtý ve bu çýbanýn patlamasý için en ufak bir bahane yeterli olacaktý. Bir faþistin sýktýðý kurþunlar bu bahaneyi oluþturdu. Ordu, Hükümet, Meclis, Yargý vb vb. hepsi birbirine girdi. Ordu, Hükümet ve baþbakanýn “katil” ilan edildiði gösterilere tam destek verdiðini açýkladý. Hükümet, karþýsýndakilerin bir komplo peþinde olduklarýný, “katillerin amaçlarýna ulaþtýklarýný” ilan etti vs. Hükümeti Düþürme Operasyonu Bir günde onbinlerce insanýn sokaða döküldüðü gösterilerin baþlýca hedefi neydi? Tek kelimeyle,hükümet, baþbakan ve AKP idi. Ordunun tam destek verdiði gösteriler iþte bu içerikteydi. Baþka ne vardý gösterilerde? Faþist orduya, faþist generallere destek... Ve bu desteði verenler arasýnda adýnda hala “devrimci” sýfatý bulunan DÝSK ile kendini hala devrim cephesinde sanan ya da öyle gösteren bir kýsým siyasetler vardý. Hükümet, faþist ordunun ve generallerin desteklendiði iþte

12

bu gösterilere “katiller amaçlarýna ulaþtý” deðerlendirmesini yaptý. Verilen mesaj çok açýk: Hükümete göre katliam, hükümeti ve AKP’yi zayýflatýp orduya kitle desteði saðlamak için tertiplenmiþti. Bu deðerlendirme doðruysa –ki doðruluðundan þüphe etmek için bir neden yok- geriye söylenecek tek þey kalýyor: Demek ki, karþý devrimin farklý fraksiyonlarý arasýndaki hesaplaþma artýk mafyavari yapýlýyor. Katliam için emir verenler daha sonra maktülün cenazesinde saf tutuyorlar. Burjuva cephenin taraflarý belli ki, birbirlerini, birbirlerinin niyet ve planlarýný iyi biliyorlar. Nedir bu planlar ve bu planlardaki amaç nedir? Bu soruya sonuçtan hareket ederek de yanýt vermek mümkün. Yapýlmak istenen “cumhuriyet ve laikliðin tehlikede” olduðunu gösterdikten sonra bu tehlikeye karþý özellikle orta sýnýflarýn faþist ordunun arkasýnda saf tutmalarýný saðlamak. Cenaze töreni ile bu amaca bir ölçüde ulaþýldýðýný, halkýn yoksul kesimlerinin deðil ama kentlerin orta sýnýflarýnýn faþist generallerin bu tuzaðýna düþtüðünü söylemek mümkün. “Laiklik” öteden beri faþist ordunun kitleleri aldatmak için kullandýðý bir konu olagelmiþtir. Gerçekte ise ne burjuvazi ne de devletin herhangi bir kurumu “laik”tir. Aksine, baþta ordu, polis, yargý, MÝT, adalet ve içiþleri bakanlýklarý gibi önemli mevziler olmak üzere faþist devletin tüm temel kurumlarý dincidir, temel ideolojik araçlarý dindir. Din Türkiye’de toplumsal yaþamýn her alanýna bizzat devlet eliyle sokulmuþ ve hala da sokuluyor. Türkiye Cumhuriyeti devleti, kuruluþundan bu yana hep din devleti olarak varolmuþtur. Gerçek durum böyle olmasýna raðmen ordunun “türbanlaiklik” konusunu kullanmasýnýn nedeni anti-faþist kitleleri aldatmak; uygulayacaðý faþist baský ve teröre kitle desteði saðlamaktýr. Bu oyun 12 Eylül darbesinde, 28 Þubat sürecinde tezgahlanmýþ ve kýs68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

men baþarý saðlanmýþtýr. Þimdi ayný oyun bir kez daha tezgahlanýyor. 18 Mayýs’taki gösteriler ve sonrasýnda Genelkurmay’ýn yaptýðý açýklamalar ordunun amacýnýn hükümeti istifaya zorlamak olduðunu ortaya koymuþtur. Belli ki, tekelci sermaye sýnýfý bu hükümetle artýk daha fazla yol alamayacaðýný; devrime karþý iç savaþý bu hükümetle yürütemeyeceðini kabul etmiþ. Tekelci sermaye sýnýfý ve emperyalistler –generallerin planlarýnýn emperyalistlerden habersiz, onlarýn onayýný almadan uygulandýðýný düþünmek büyük saflýktýr- devrimi kan ve ateþ içinde boðacak, kendini hiç bir yasayla sýnýrlamamýþ bir hükümet arayýþýndalar. Bu, yeni bir arayýþ deðil. Bu arayýþýn yeni olmadýðý ABD basýný takip edilerek görülebilirdi. ABD’nin en etkili ve yönetime yakýn basýný aylardan beri AKP hükümeti aleyhine yayýn yapýp duruyordu. Þu gerçek ortaya çýkalý aylar oldu: ABD emperyalizmi AKP hükümetini gözden çýkarmýþtý. Bunu AKP hükümeti de görmüþ ve arayý düzeltmek için danýþmanlarýný ABD’ye göndermiþti. Sonuç hüsrandý. Arayý düzeltmek için gidenler kavgayla ayrýlmýþlardý. Ama burada her türlü yanlýþ anlamayý önlemek ve en önemli noktayý vurgulamak için þunun altýný çizmek gerekiyor: ABD emperyalizminin AKP hükümetini gözden çýkarmasý bu hükümetin anti-emperyalizmle iliþkisinden kaynaklanýyor deðil. Böyle birþey yok. Aksine, bu hükümetin gelmiþ geçmiþ en iþbirlikçi hükümetlerden biri olduðunu rahatlýkla söyleyebiliriz. Ama iþbirlikçi olmanýn emperyalizmin desteðini sürekli almaya yetmediðini biliyoruz. Emperyalizm, iþbirlikçi de olsa kendi çýkar ve politikalarý açýsýndan artýk yeterli görmediði hükümetleri gözden çýkarmada bir an dahi tereddüt etmez. Bunun dünyada sayýsýz örnekleri var. ABD emperyalizminin AKP hükümetini gözden çýkardýðýnýn pek çok so-


mut kanýtý var. Bu yüzden sorunun bu yaný üzerinde durmanýn fazla anlamý yok. Üzerinde durulmasý gereken konu bu gözden çýkarmanýn nedenleridir. Ýþçi sýnýfý ile diðer emekçi sýnýflarýn aydýnlatýlmasý gereken yan da budur. Elbette böyle bir politika deðiþikliðinin tek bir nedeni olmaz ya da bunu tek bir nedene indirgemek doðru olmaz. Ama baþlýca nedeni söylemek gerekirse þunu rahatlýkla ileri sürebiliriz: AKP hükümeti Türkiye ve K.Kürdistan devrimini önlemede yetersiz kaldýðý; bu devrimi önleyemeyeceði ortaya çýktýðý için gözden çýkarýldý. Faþist devlet ve ABD emperyalizmi iki ülkenin birleþik devrimini ezmek için uzun süredir yasal ve askeri önlemleri almanýn çabasý içindeler. Alýnmaya çalýþýlan yasal önlemler biliniyor. TMY, bunlardan en çok bilineni ve öne çýkaný. Askeri önlemler de bir ölçüde biliniyor. Kürdistan’a yapýlan tarihin en kapsamlý askeri yýðýnaðý herkesin gözü önünde duruyor. Ancak ne ABD emperyalizmi ne de ordu bu önlemleri alýrken iki ileri bir geri giden, tabanýn baskýsý kaygýsýyla süreci yavaþlatan, halkýn gözünde inandýrýcýlýðýný yitirmiþ, dolayýsýyla halký boþ vaadlerle oyalama yeteneðini yitirmiþ bir hükümete tahammül edemezlerdi. Onlara, devrimi bastýrmada hýzlý hareket edebilen, kararlý davranabilen, kendini herhangi bir þekilde sýnýrlamamýþ; ama bu arada halký asla yerine getirilmeyecek vaadlerle oyalayabilecek bir hükümet lazým. Genelkurmay, Þemdinli ayaklanmasý sonrasýnda “anayasal sorumluluðu olanlar tavýr almalý” sözleriyle hükümeti devrime karþý kararlý davranma konusunda uyarmýþtý. Gerçi Diyarbakýr ayaklanmasý sýrasýnda baþbakan “kadýn da olsa çocuk ta olsa hedef olacak” sözleriyle ayaklanmalara karþý ne kadar gaddar davranacaklarýný beyan etmiþti ama örneðin TMY’nin çýkarýlmasý aylar aldý. ABD emperyalizmi ve ordu için neden ve gerekçeler bunlarla sýnýrlý deðil. ABD emperyalizmi Ortadoðu’daki politikalarýný hayata geçirmek için de Türkiye’de kararlý, hýzlý hareket edebilen, halkýn gözünde henüz yýpranmamýþ bir hükümete ihtiyaç duyuyor. Bu politikalarýn baþýnda Ýran, Irak, Filistin ve Suriye geliyor. ABD emperyalizminin Ýran politikalarý ve bu ülkeye iliþkin hazýrlýklarý biliniyor. ABD’nin Ýran politikalarýný yaþama geçirmede Türkiye’ye özel bir rol biçtiði

de biliniyor. Peki ABD’nin Ýran’a iliþkin Türkiye’den beklentilerini toplumsal desteði “islamcý” kitle olan bir partinin hükümeti karþýlayabilir mi? AKP hükümeti bu konuda ne kadar istekli olsa da ABD’nin istediði hýz ve kararlýlýkta olamayacaðý açýktýr. Dahasý, ABD’nin þimdiden “islami terör ve þeriat tehlikesi” havasý yaratarak Ýrana karþý baþlatýlacak savaþta Türk ordusunun iþini kolaylaþtýrmak istiyor. Ordu, ancak böyle bir hava yaratýldýktan sonra ABD’nin ileri karakolu olarak Ýran’a karþý savaþa giriþebilir. ABD düþmanlýðýnýn bu kadar yaygýn olduðu bir yerde ordunun gerekli toplumsal destek için uygun ortamý hazýrlamadan savaþa giriþebileceðini düþünmek doðru deðildir. Türkiye’nin ABD politikalarý açýsýndan önemini artýran bir baþka etken Irak’ýn durumudur. Bilindiði gibi Irak’ta ABD ve Ýngiliz emperyalizminden sonra en önemli askeri güç Ýtalya’ya ait. Oysa, kýsa süre önce yapýlan Ýtalya seçimlerini kazanan yeni hükümet askerlerini en kýsa sürede Irak’tan çekeceðini açýkladý. Bu geliþme sonucu Irak’ta zaten batakta olan ABD’nin iþinin daha da zorlaþacaðýný, Ýtalya’dan doðacak boþluðu dolduracak yeni güçlere ihtiyaç duyacaðýný görmek için çok þey bilmek gerekmiyor. Ve bütün bunlar devrim tehlikesi bertaraf edilmiþ; hükümeti güçlü ve kararlý, emperyalist politikalarýn gerektirdiði hýzda hareket edebilen bir Türkiye’yi gerektiriyor. Devrimin Ýktidar Odaðý Ýhtiyacý ABD emperyalizmi ve faþist ordu, devletin tepesini yangýn yerine çeviren hükümeti deðiþtirme planýný iþte bu temel nedenlerle devreye soktur. Onlarýn istediði “sütliman” bir ülke. Ama gerçek yaþamda hergün güçlenen bir birleþik devrim; emekçi sýnýflarda ve Kürt halkýnda yükselen bir ayaklanmacý ruh hali, burjuva egemenliði krizden krize yuvarlayýp duran, devrime güç katan bir ekonomikpolitik kriz var. Bu kriz ayný zamanda faþist devletin damýndaki yangýnýn ana nedenidir de.. Faþist devletin damýnda yangýn her tarafý sararken proletaryanýn, diðer emekçi sýnýflarýn ve Kürt halkýnýn baðýmsýz sýnýf politikalarý ne olmalýdýr?Bütün bu tozduman içinde proletaryayý asýl ilgilendiren soru bu olmalýdýr. Devrimci güçlerin 68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

bu konuda net ve açýk politikalara sahip olmalarý gerekiyor. Birleþik devrimin baskýsýyla birbirine giren karþý devrim cephesinin taraflarýndan herhangi birini desteklemek proletaryanýn ve devrimci güçlerin iþi olamaz. Karþý devrim cephesinin bir tarafý “laiklik-þeriat tehlikesi” ikilemiyle kitlelerin desteðini arkasýna almaya çalýþýrken bir baþka cenahý “demokrasi-anti militarizm” demagojisiyle kitleleri kendi saflarýna çekmeye çalýþýyor. Devrimci proletarya ve devrimin diðer toplumsal güçleri bunlardan hangisini desteklerse desteklesin sonuçta kendi sýnýf çýkarlarýna ihanet etmiþ olacaktýr. Bu oyuna gelmeye hazýr politik güçler yok deðil. Bu tehlikeli tuzaða düþmemek ve orta sýnýflarý kendi peþinden sürüklemek için devrimci proletarya kendi baðýmsýz sýnýf çýkarlarýný temel alan bir politika izlemelidir. Proletaryanýn baðýmsýz sýnýf çýkarlarý bu devrimci krizden burjuva egemenliði yýkarak halkýn devrimci iktidarýný kurmak için yararlanmayý gerektiriyor. Bunun koþullarý fazlasýyla mevcuttur. Kürt halkýnýn ayaklanmacý ruh hali sýnýra yýðýlan üç yüzbinlik askeri güce raðmen kýrýlabilmiþ deðil. Türkiye’de emekçi sýnýflar zenginliðe, zenginliðin her türlü belirtisine saldýracak bir ruh hali taþýdýklarýný defalarca ortaya koydular. Ekonomikpolitik kriz devletin zirvesini sarsmýþ durumda. Kýsacasý bir devrim için gerekli tüm nesnel koþullar hazýr. Bütün bu tabloda eksik olan tek þey devrimci güçlerin emekçi sýnýflar için çýkýþ yolu anlamýna gelecek bir iktidar odaðý yaratmalarýdýr. Proletaryaya, diðer emekçi sýnýflara ve Kürt halkýna uðruna savaþacaklarý bir iktidar odaðý göstermek; bu odaðý yaratmak devrimci güçlerin ertelenemez görevi haline gelmiþtir. Bu odak yaratýlabilir mi? Bu soruya tereddütsüz “evet yaratýlabilir” yanýtýný veriyoruz. Yeter ki devrimci güçler devrimi örgütlemeyi, iktidarý almayý göze alabilsinler. Yeter ki zaferi kazanmayý göze alalým. Ýktidarý devrimci yollardan almayý baþlýca ve birinci hedefi olarak belirleyen; bunu açýkça ilan eden bir devrimci cephe ittifaký bu odaðý yaratabilir. Günün acil görevi budur.

13


Zindanlarý Yýkacak ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ! ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR Önce günler devrildi birer birer, sonra aylar, sonra mevsimler ve artýk yýllar... 6 yýldan fazla süredir Ölüm Orucu savaþçýlarý, ölümün üstüne üstüne yürüyorlar. Umut onlarýn eriyen bedenlerinde çiçekleniyor. Zafer, onlarýn yenilmez iradelerinde anlamýný buluyor. Bugüne kadar 122 yiðit savaþçý düþtü topraða. Her biri devrimin birer tohumu olarak uzandýlar ölümsüzlük yataðýna; güçlü filizler sürmek için düþmana inat bir gün daha fazla yaþatmak için ölümsüzleþtiler. “Kaðýdýmýz çaput bizim / kefenimiz bulut bizim / mesleðimiz umut bizim / kýranlara selam olsun” diyerek, “þarký söyleyen yarýnlarý hazýrlamaya” gittiler. Ve Serpilimiz, 21 Mayýs itibariyle eyleminin 330. gününde, eriyen bedeninde devrimi büyütmeye devam ediyor. “Onlar, Komünden beri böyleler” sözünü doðrulayarak, incecik bedeniyle ve kocaman bilinç ve yüreðiyle düþmana kafa tutuyor. Ve Cengiz Soydaþ 13. Ölüm Orucu Ekibinden Sevgi SAYMAZ, Kamil KARATAÞ ile 18.05.2006 tarihinde tahliye olan Mustafa TOSUN Ölüm Orucu Eylemini sürdürüyorlar. Cengiz Soydaþ Ölüm Orucu ekibi bugün eyleminin 24. gününde yine Adana’da Ölüm Orucu Eylemine baþlayan Gürcan GÖRÜROÐLU direniþi kararlýlýkla sürdürüyor. Gürcan GÖRÜROÐLU bugün eyleminin 19. gününde. Kýrýklar F Tipi’nde Ölüm Orucu Eylemi’ni sürdüren Þeyhmuz POYRAZ, bugün eyleminin 167. gününde. Ve eylemini dýþarýda “Direniþ evi”nde sürdüren Av. Behiç Aþçý bugün eyleminin 50. gününde. Ölüm Orucu Eylemi, tüm baský ve engellemelere, etrafýnda örülmek istenen sessizlik duvarýna raðmen sürüyor. YAÞASIN ÖLÜM ORUCU EYLEMÝMÝZ!

“Bugünü Geleceðe Baðlayan Bir Gülümseyiþ” “Merhaba Sevgili Serpil Yoldaþ... Þimdi Fatma Koyupýnar ile çektirdiðin resme bakýyorum. Ýkiniz de kýzýl renklere bürünmüþsünüz. Yüzlerinizdeki ve gözlerinizdeki gülümseme anlatýlamayacak derecede güçlü bir mutluluðu yansýtýyor. Bu kararlýlýðýn verdiði bir mutluluk. Bu resmi görünce içimi bir sevinç kapladý. Hem sizin gülüþlerinizin verdiði bir sevinç, hem de ikinizin birlikte bir karede buluþmanýzýn verdiði bir sevinç. Þimdi buralarda da birarada olunca fotoðraf çekiyorlar. Ýlk yýllar hiç çekmediklerini hatýrladým yine. Çekmeye baþlayýnca da birlikte kalanlarýn fotoðrafýný birlikte çek-

miyorlardý. Tekrar sizin fotoðrafa döneyim, fotoðrafýn yanýnda bir þiir var... Dost Dost Ýlle Kavga... Kimi zaman söz anlatmaya yetmiyor ya da sözün o anda yeri olmuyor. Yaþadýðýmýz tarihsel süreçte bir yoldaþýn gülümseyen fotoðrafý çok þey anlatýyor, çok þeyler ifade ediyor. Yoldaþ sevgisi yüklenmiþ, insan sevgisi yüklenmiþ, kararlýlýk yüklenmiþ bir gülümseyiþ. Yani þu anda görülebilecek en güzel þey... Gülümseyiþ, bu günü geleceðe baðlayan bir gülümseyiþ...” Not: Serpil Cabadan’a bir yoldaþýnýn yazdýðý mektuptan alýntýdýr.

“Hergün Ýçimizi Isýtýyorsun” Sevgili Yoldaþýmýz... Doðan her güneþle yeniden doðuyorsun, her gün içimizi ýsýtýyorsun. Devrimin sýcaklýðýný seninle daha iyi hissediyoruz. Kalplerimize yaktýðýn ateþin sýcaklýðýyla selamlýyoruz seni. Seninle emekçi halklarýmýz ve biz, ne kadar gurur duysak azdýr. Sen :Spartaküsler’den Sverdlov’a, Sverdlov’dan Aysun’a, Aysun’dan yarýnlara uzanan bu büyük yolun bir par-

çasýsýn. Senin bu inançlý eylemin, sarsýlmaz gücün tüm devrimcilere örnek olsun. Senin içinde bulunduðun bu eþsiz savaþým, gösterdiðin irade bizlere büyük sorumluluklar yüklüyor. Bunun farkýndayýz Devrimci duygularýmýn en içten sýcaklýðýyla kucaklýyorum seni... Sevgiler, selamlar, Daima

DETAK’a ulaþmak için e-mail adresi: detakistanbul@yahoo.com

14

68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006


Ýstiklal Caddesi’nde TAYAD’lý Ailelerin Eylemine Destek

ÖLÜM ORUCU SAVAÞÇILARININ

SESÝ TAKSÝM MEYDANI’NDA YANKILANDI! Ölüm Orucu eylemi, yýllara meydan okuyarak sürüyor. 6 yýlý aþkýn bir süredir ölüme meydan okuyan, onun üzerine üzerine yürüyen Ölüm Orucu Savaþçýlarý, zindanda ve dýþarýda yürüyüþlerini sürdürüyorlar. Onlarýn bu yürüyüþlerini duyurmak, seslerine ses, güçlerine güç katmak için, 16 Mayýs günü, Serpil Cabadan’ýn eyleminin 325. gününde, Taksim Meydaný’nda bir eylem yapýldý. Mücadele Birliði Platformu, üzerinde Serpil Cabadan’ýn bir resminin olduðu, “Ölüm Orucu Sürüyor Sürecek Zafere Kadar” yazýlý pankartý, Taksim Meydaný’nda bulunan Simit Sarayý’nýn 3. kat penceresinden aþaðý açtý. Üzerinde “Zindanlarý Yýkacak Zaferi Biz Kazanacaðýz”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz” ve “Ölüm Orucu Sürüyor” yazan kuþlarý meydana atan Mücadele Birliði Platformu üyeleri, sloganlar atýp sesli ajitasyon yaparak Ölüm Orucu eyleminin sürdüðünü, yüreklerinin kulaklarý saðýr olmamýþ herkese bir kez daha duyurdular. Serpil Cabadan’ýn Gebze Zindanýnda Ölüm Orucu Eylemini sürdürdüðünü ve eyleminin 325. gününde olduðunu haykýran eylemcilere, bir süre sonra Simit Sarayý’nýn görevlileri tarafýndan müdahale edilmeye çalýþýldý. Bu müdahale savuþturulmuþtu ki, sivil polislerin simit Sarayý’na girmesinin ardýndan, bir otobüs dolusu çevik kuvvet polisi, Simit Sarayýný ablukaya aldý ve eylemi ilgiyle, merakla izleyen halký uzaklaþtýrmaya çalýþtý. Eylemcileri gözaltýna alabilmek için içerideki müþterileri de dýþarý çýkaran polis, eylemcilere saldýrarak gözaltýna aldý. Slogan atmayý sürdüren eylemciler, zorla dýþarý çýkarýldýlar ve oluþturulan polis koridorundan geçirilerek polis aracýna bindirildiler. Eylemi ilgiyle izleyen halka ve basýna aracýn içinde zafer iþaretleri yapmaya devam eden 2 kiþi, akþamüzeri, savcýlýða çýkarýlmadan, Beyoðlu Emniyet Müdürlüðü tarafýndan serbest býrakýldý. Bu eylemle bir kez daha, üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda devrimin soluðunu temsil eden Ölüm Orucu Savaþçýlarýnýn güçlü sesi insanlara ulaþtýrýlmýþ oldu. Eylem, burjuva basýnda ya da televizyonlarda yer almadý. Bunda yadýrganacak bir durum yoktu. Onlar, burjuvazinin Ölüm Orucu eylemini suskunluk fesadýyla boðma çabasýnýn suç ortaðýydýlar. Tekelci sermayenin basýnýndan ve televizyonundan baþka bir tavýr beklemek doðru olmazdý zaten; ama Birgün dýþýnda hiçbir sol gazetenin bu eyleme yer vermemesi düþündürücüydü. Ýnsanlar Ölüm Orucunda gün gün, hücre hücre erirken, onlarýn sesini duyurmak için eylem yapanlarýn sesini duyurmak konusunda gösterilen bu isteksizliðin nedeni, elbette zamanla daha iyi anlaþýlacaktýr. Devrimin saflaþtýrýcý etkisi kendini elbette her geçen gün daha fazla hissettirecektir. Biz, bir kez daha haykýrýyoruz: ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR SÜRECEK ZAFERE KADAR!

14 Mayýs Pazar günü, TAYAD’lý aileler, zindanlarda süren tecridi ve Ölüm Oruçlarýný protesto etmek için Taksim’deydi. Taksim’de tramvay duraðýnda toplanan TAYAD’lýlar, “Çocuklarýmýz Tecritte Ölüyor” pankartý açarak, Ölüm Orucu Savaþçýlarýnýn resimlerini taþýyarak beyaz tülbentleri ve kýrmýzý bantlarý ile Ýstiklal Caddesi’ne doðru yürüyüþe geçtiler. Sürekli “Çocuklarýmýz Tecritte Ölüyor”, “Tecridi Kaldýrýn Ölümleri Durdurun”, “Baþka Ölüm Ýstemiyoruz” sloganlarý atan TAYAD’lý aileler, Rumeli Han’ýn önünden geçerken, Ayýþýðý Sanat Merkezi tarafýndan alkýþlarla, ýslýklarla desteklendiler. Galatasaray Postanesi’nin önüne doðru yürüyen TAYAD’lýlara bir destek de Mücadele Birliði Platformu’ndan geldi. TAYAD’lýlarýn arkasýndan yürüyen polisi ortaya alan Mücadele Birliði Platformu, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Ölüm Orucu Sürüyor Sürecek Zafere Kadar” sloganlarý atarak yürüyüþe geçti. Polisin þaþkýn bakýþlarý arasýnda TAYAD’lý ailelerin yanýna gelen Mücadele Birliði Platformu, eyleme destek için geldiklerini söyleyerek “Yaþasýn Devrimci Dayanýþma” sloganý attý. Mücadele Birliði Platformu, bu eylemi ile devrimci dayanýþmanýn lafla deðil eylemle olacaðýný bir kez daha göstermiþ oldu. TAYAD’lý aileler yaptýklarý basýn açýklamasýnda; “…Bugün yaþamýný yitiren veya sakat býrakýlan yüzlerce tutsaðýn annesinin günü. Bugün, hala her an evladý ölebilecek ya da sakat kalabilecek onlarca annenin günü. ‘Cennet analarýn ayaklarýnýn altýnda’ masallarý anlatýlýrken açlýk, yoksulluk, zulüm cehennemine atýlan analar… Ýþte bugün anneler günü; Hapisanelerden, hastanelerden çocuklarýnýn, eþlerinin cesetlerini alýyor analar…” dediler. Basýn açýklamasýnýn ardýndan, tutsak analarýna karanfiller verilmesiyle eylem sona erdi.

68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

15


Eskiþehir’de Faþist Saldýrý ve Öðrencilerin Cevabý Eskiþehir Osmangazi Üniversitesi öðrencileri okuldaki öðrencileri dýþarýda býrakarak düzenlenen þenliklere karþý bir alternatif þenlik düzenlemek için tüm fakültelerdeki öðrencilerle günler öncesinden bir araya geldiler. Ve bir þenlik programý hazýrladýlar. Programda müzik gruplarý çeþitli etkinlikler ve halaylar vardý. Ancak okul idaresi kendisine karþý yapýlan bu þenliði engellemek için önce ses sistemine izin vermeyerek engel olmaya çalýþtý. Öðrenciler, buna raðmen hazýrlýklarýný sürdürdü. 16 Mayýs günü saat 12:00’da þenlik alanýnda toplanan öðrenciler, programa halaylarla baþladýlar ve ardýndan müzik dinletisi verildi. Yurtsever öðrencilerle de þenlik alanýnda birleþildi ve halaylara birlikte devam edildi. Bu arada sivil faþistlerin özel güvenlik birimlerine rahatsýzlýklarýný bildirmesi üzerine stand görevlileriyle beraber gelen Özel Güvenlik Birimi(ÖGB) müziðin kapatýlmasý gerektiðini söyleyerek þenliði engellemeye alanda da devam etti. Daha sonra faþistler öðrencilerin yanýnda toplanmaya baþladýlar. Ardýndan güvenlikle konuþtular ve güvenlik alandan bir anda kayboldu. Öðren-

ciler halay çekerken faþistler bir öðrencinin yanýna giderek “gel bakalým sen bu aralar pekiyi þeyler yapmýyormuþsun” diyerek kafa tutmaya çalýþtý ve ardýndan çatýþma çýktý. Olay esnasýnda faþistlerin çoðunluðu kaçtý ve kalanlardan üç kiþi aðýr þekilde dövülerek ÖGB tarafýndan acile kaldýrýldý. Öðrenciler, bunun ardýndan þenlik alanýnda “Faþizme Karþý Omuz Omuza” ve “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz” sloganlarýný attýlar. Bu esnada öðrenciler, baþka bir yerde faþistlerin bir öðrenciye býçak çektiðini öðrenince hep birlikte olayýn olduðu Eðitim Fakültesine gittiler ve ardýndan arkadaþlarýný alarak okuldan toplu bir þekilde 50-60 kiþiyle çýktýlar. Sabaha karþý yurtseverlerin evlerine baskýn düzenleyen polisler, 3 kiþiyi gözaltýna aldý. Bu öðrencilerden birisi serbest býrakýldý ve diðer iki kiþi tutuklu yargýlanmak üzere cezaevine götürüldü. Osmangazi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nin reisi olduðunu öðrendiðimiz birisi kafasýndan aldýðý darbelerle beyin kanamasý geçirmiþ ve 3 saat ameliyatta kaldýktan sonra yoðun bakýmdan normal servise çýkarýlmýþ. Ayný gün sabah saatlerinde de Gençlik Derneðinden öðrencilerin Fatma Koyupýnar’ýn ölümsüzleþtiði gün astýklarý pankart gerekçe gösterilerek özel tim tarafýndan evlerine baskýn yapýlan 6 öðrenci gözaltýna alýnmýþtýr. Öðrenciler Eskiþehir’de yapýlan bu saldýrýlara karþý her iki olaydan da gözaltýna alýnan arkadaþlarýna destek amaçlý 17 Mayýs günü adliyenin önündeydiler. 6 kiþi akþam saat 22:00 civarýnda serbest býrakýldýlar.

“ Ateþ Çemberi Her Gün Daralmakta” Dünyadaki küresel ýsýnma, çeþitli felaketlerin yaþanmasýyla sýk sýk gündeme gelmeye baþladý. Bundan en çok yoksul ülkeler, halklar zarar görmekte. Tüm bunlarýn sorumlularý savaþ politikalarýný uygulayanlardýr. Dünya 3. kez emperyalistlerin arasýnda paylaþýlmak isteniyor. Bir yanda emperyalist tekeller, bir yanda ölümcül yoksulluk. Dünya nüfusununu %10’u toplam gelirin %70’ini alýyor. Yýlda 12 milyon çocuk açlýktan ölüyor. Bugün emperyalist ülkelerin gençlik üzerine oynadýðý oyunu hepimiz biliyoruz. “Tatlý hayat” denilen kültürle dünyaya yabancýlaþan gençlik, beyaz zehirle, fuhuþla, mafyayla umutsuzluk bataðýnda çürütülmek isteniyor. Ýþbirlikçi sermaye düzeni çalýþma alanlarýný sattý. Tarýma, hayvancýlýða kota koydu. Tekstil iflas etti. Sýcak para akýþýyla ekonomiyi ayakta tutmaya çalýþýyorlar. Sermayenin zarar görmemesi için yeni yasalar çýkarýlýyor. Yapýlan grev ve gösteriler infazlarla iþkencelerle bastýrýlýyor. Tv ve basýn yoluyla halka verilen ideolojinin temeli: kazanma hýrsý, satýn alma tutkusu, starlar yaratma ihtiyacý, kalitesiz programlarla-filmlerle gündemi doldurma, samimiyetsiz ikiyüzlüleri, halký aldatanlarý öne çýkarma, katilleri starlaþtýrma onlara sempati duyma, her an cinselliði ön plana çýkarma, bilimi, e-

16

debiyatý eðlencelik yapma, çýkar için insanlarý birbirine düþürme, insanlarýn acýlarýný program yapma ve sorunlarýn kaynaðýný, suçunu kiþilere yükleme, dalkavukluk eðitimi... Bu programlarla halk hiçbir þey düþünmez hale gelmiþtir. Bu tür eðilimlerin olduðu toplumlarda siyaset acýmasýz bir güç mücadelesidir. IMF ve Dünya Bankasý’nýn uyguladýðý politikalar sayesinde kiþi baþýna 4.000 dolar borçla, bütçenin %40’ýný yutan faizle, %30’a ulaþan iþsizlikle iflas etmiþ durumdayýz. Dünyanýn her yerinde ayaklanmalar var. Adana, Samsun, Diyarbakýr, Ýzmir Malatya Tekel fabrikasý iþçileri, Tüpraþ Petkim iþçileri, Ýzmir’de Karmez, Ýsrail’de otobüs þoförleri, Þili’de bakýr, Ýran’da fabrika iþçileri, Fransa Ekim 2005 tarihinden beri isyanda, üniversiteler boykotta, Filistinli iþçiler, Kanadalý emekçiler, Almanya ve Yunanistan’da kamu emekçileri vs. Bugün refah devletleri(!) sýnýf mücadelesini geriletmeye yönelik saldýrýlarýn yanýnda savaþýn, sefaletin ve felaketlerin yerlerinden yurtlarýndan ettiði göçmenlere dönük politikalar üretiyorlar. Köleliðe dönüþ özlemlerini yaþatmaya çalýþýyorlar. Göçmen iþçiler linç tehdidi altýnda köleleþtirilmekteler. K. Afrika’da ve Avrupa’nýn çeþitli yerlerinde göçmen köle kamplarý kurmaktalar. 68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

Türkiye de açýk hava hapishanesi durumuna getiriliyor. Sürekli D-F-M tipi cezaevleri yapýlýyor. Mobeseler, gözlem yerleri çoðaltýlýyor. Bizler hakettiðimiz gibi yönetiliyorsak neyi hakettiðimize bir bakalým. Böyle yönetilmeyi haketmediysek harekete geçelim. Ýnsan, haklarý varsa insandýr. Ya bizler kapitalizmi yok edeceðiz ya da kapitalizm insanlýðý yokedecek. Ýþçiler, iþsizler, kamu emekçileri, emekliler, anneler, babalar... Artýk beklemenin anlamý yok. Ateþ çemberi her gün daralmakta. Kenarda durduðumuz her gün bize daha pahalýya mal olacak. Evlatlarýmýzýn geleceði yok. Hepimizi zorlu günler bekliyor. Demokrasi mücadelesinden emekli olunmaz dediðimiz emekli dostlar! Hepimiz mücadeleler vermiþ ayakta kalmak için yýllanmýþ, onurundan taviz vermemiþ insanlarýz. Ýnsanca yaþamak, inadýna yaþamak için örgütlü olmanýn þart olduðunu bilen bunun için demokratik kitle örgütlerinde yer alan yetiþkin insanlarýz. Þimdi yapýlacak iþleri hepimiz omuzlamalýyýz. Örgütlenmeliyiz, komiteler kurmalýyýz. Nasýl bir gelecek vaad ediliyor anlatmalýyýz. Kurtuluþa giden yolda dostlarýmýzla birlikte yürümeliyiz. Mücadele Birliði Okuru Bir Emekli/ GAZÝ


a m A z i y e m e r “Biz Gö ” m i r e t s Ý n u s l Devrim O

6 Mayýs günü, Denizlerle buluþmak için, Ýstanbul, Ýzmir, Antep, Eskiþehir’den çýktýk yola. Amacýmýz, Denizleri, onlara yakýþýr bir þekilde, alanlarda anmaktý. Ankara’ya geldiðimizde, ilk duraðýmýz, elbette ki Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in mezarlarýnýn bulunduðu Karþýyaka Mezarlýðý idi. Ýlk iþimiz de, elbette onlarýn mezarlarýný, onlara yakýþýr biçimde çiçek ve kýzýl bayraklarla süslemek oldu. Bu arada, onlarý ziyarete gelenlerle sohbetler ediyorduk. Bazen de yapýlan sohbetlere kulak misafiri oluyorduk. Sizlerle, Denizlerin mezarlarý baþýnda yaþanan bu sohbetleri paylaþmak istedik. Yaþlýca bir adam, önce Türkiye gençliðini beðenmediðini söylüyor, sonra gençlere Denizleri örnek gösteriyordu. “Bu insanlar bedel ödemiþlerdi. Bu insanlar vataný satmadý, kimseye zarar vermediler. Bir amaçlarý vardý. Vatandaþlarý insan gibi yaþatmaktý” diyordu. Orta yaþlý bir kadýn ise, “biz evlendiðimiz zaman asmýþlardý Deniz Gezmiþleri. O zamandan bu yana 34 yýl geçti iþte” diyerek anýyordu onlarýn idamýný. Ýki kadýn da, mezarlarý baþýnda oturmuþ sohbet ediyorlar aralarýnda. “Üç yoldaþýn aralarýna birilerini soktular, üçünü ayrý ayrý gömmüþler”, “Olsun, onlarýn yürekleri bir” diyorlar. O esnada mezarlara çiçekler dikiliyor. Herkes, aralarda boþluklar kalmamasýna özen gösteriyorlardý. Bu arada Denizlerin yoldaþlarý giriyorlar mezarlýða, ortalýk iyice kalabalýklaþýyor, coþkulanýyor. Yaþlý bir ananýn gözlerinde yaþlarla mezarýn baþýnda beklediðini görüyoruz, soruyoruz, “ne yapmak istiyordu onlar, niçin öldürüldüler biliyor musunuz?” diyoruz. Ana gözyaþlarýný tutamýyor ve aðlayarak anlatýyor bize: “Zengini, fakiri bir etmek için, insanlara yararlý olmak için uðraþýyorlardý. Þimdi zenginler aldý baþýný gitti, ne olduysa garibanlara oldu”. Buraya daha önce gelip gelmediðini sorduðu-

muzda ise, “Her sene gelirim ben. Her sene gelirim. Buraya gelmeyip de nereye gidecem? Ciðerim yanýyor.” Anamýz artýk iki gözü iki çeþme olmuþ, akan gözyaþlarýný silmeye çalýþýyor sürekli. Onlarý neden sevdiðini soruyoruz biz de. “Devrimci olduklarý için” derken aðlamaktan kýzaran gözleri gülüyor, “insanlara yararlý olacaðýdý onlar” diyor. “Siz inanýyor musunuz devrim olacaðýna” diyoruz. “Ýnþallah. Biz göremeyiz herhal. Ossun isterim yani. Olsun isterim. Biz yaþadýk mý, yaþýyok mu be yavrum” diyor bütün içtenliðiyle. Gözyaþlarý sel oldu desek yeridir. Anma törenimiz baþladýðý sýrada, bir baþka ana atýlýyor ve kitleye sesleniyor, “nur içinde yatsýn üç çocuklar. Bir de onlarýn arkadaþlarý vardý,onlarla kol kola. Hapisanelerde senelerini verdiler. Acaba o gençler burada mý? Ýþ vermediler onlara, aþ vermediler, yazýk oldu o gençlere. Burada bir sürü genç var. Denizlerin yerini tutacaðýna, onlarý yaþatacaðýna eminim. Hepsi pýrýl pýrýl gençler. O kadar güzel insanlar var ki...” Ancak ananýn çaðrýsý yanýtsýz kalýyor. Denizlerle mücadele eden, tutsak düþen yol arkadaþlarýndan hiç birine ulaþamýyor çaðrýsý orada. “Ben bu yaþýmda buradayým. Çünkü ben devrimi yaþadým. Onlarýn asýlýþýný, onlarýn yaþayýþýný gördüðüm için çok üzgünüm. Her zaman gelmeye, her zaman sizlerle birlikte olmaya çalýþacaðým. Allah sizlere saðlýk sýhhat versin. Bu yolda, bu hükümeti devirmeye devam edelim” diye bitirince sözlerini, alkýþlar kopuyor dört bir taraftan. Anma etkinliðimiz yapýlan konuþmalar, okunan þiirler, söylenen marþlar ve atýlan sloganlarla devam ediyor. Ve öðle saatlerinde, Denizleri mitingle anmak üzere Sýhhýye’ye doðru yola çýkýyoruz. Sýhhýye’de Abdi Ýpekçi Parký’na geldiðimizde, bizi hazýr bekleyen platformda saygý duruþu, konuþmalar ve sloganlarla baþladý mitingimiz. Konuþmacýlardan Sevim Belli’nin bizi etkileyen sözlerini, burada da tekrarlamak istedik. “Merhaba dostlar, eski devrimcilere, Deniz’in akranlarýna, 68’lilere, 78’lilere ve 80 sonrasý tüm gençlere hoþgeldiniz diyorum” diyerek konuþmasýna baþlayan Sevim Belli, “Denizler Türkiye halklarýnýn herþeyden önce yüz aký. Onlarý,gözlerimizi korkutmak için astýlar” diyerek sürdürdü sözlerini. “Denizlerin birinci vasýflarý yurtseverlik. Yurtseverlik, yurt topraðýný, seni yetiþtiren, eðiten ve sana can veren topraðý sevmek, o topraklara hayat veren emekçiyi sevmek yurtseverlik. Denizlerin birinci vasfý yurtseverlik, ikinci vasfý ise anti-emperyalizmdi ve enternasyonalizmdi. Onlar, bütün dünya halklarýný, emekçi halklarýný, mücadele eden bütün dünya halklarýný kardeþ bildiler. Denizlerin büyük baþarýsý, kendinden önceki devrimlerle dirsek temasý halinde olmalarýydý. Onlarla diyaloðu ve sevgi baðýný kesmemelerinden ileri gelir. Denizler hem eski kuþaklarla, hem halklarla çok yakýndan iliþki kurdular. Denizleri büyük yapan, Denizleri herkes tarafýndan sevilir kýlan budur aslýnda. Cesaret herkeste bulunabilir. Önemli olan, cesareti bilinçle, insan sevgisiyle buluþturmaktýr. Denizler bunu yaptýlar. Diðer ülkelerde gençler, 68 kuþaðý, ülkelerinin komünist partilerine ‘raðmen’ yaptýlar eylemlerini. Onlara karþý yaptýlar. Ama Denizler, eski tüfeklerle omuz omuza mücadele ederek Türkiye gençliðini ele geçirdiler. Denizler sokaða çýktýðýnda, yirmibinleri birden yürütüyorlardý. Bugün buradaki bu kalabalýk umut verici. Ama bu yetmez” diyerek sürdürdü konuþmasýný. Ve “Denizlere, huzurunuzda teþekkür ediyorum” diyerek konuþmasýný sonlandýrdý. Sevim Belli’nin konuþmasýnýn ardýndan bizlere þiirlerini okuyan Ruhan Mavruk’un son sözleri, canhýraþ baðýrýþý ise, hala kulaklarýmýzda çýnlýyor: “Yaþasýn Direnenler! Yaþasýn Gelecek! Yaþasýn Sosyalizm! Yaþasýn Umut! Yaþasýn Umut!”

68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

Ýstanbul’dan Mücadele Birliði Okurlarý

17


ONURLU BÝR YAÞAM ÝÇÝN ÖLMEK

1

2 Eylül Askeri Faþist darbesinden sonra, devlet zindanlardaki devrimci tutsaklara karþý saldýrý ve iþkencelerini arttýrarak, devrimci tutsaklarý yýldýrmak, sindirmek ve onlarý kiþiliksizleþtirmek istiyordu. Buna karþýlýk zindanlar, tüm dünya halklarýna örnek yaratacak denli büyük direniþlere sahne oluyordu. Bu zindanlardan biri de Diyarbakýr zindanýydý. Diyarbakýr zindanýnda tutsak edilen yurtsever tutsaklara yönelik devlet saldýrý ve iþkencelerini arttýrarak adeta bir vahþet gerçekleþtiriyordu. Zindanlarla beraber dýþarýda da bu durum aynýydý faþist darbeden sonra Kürt Halkýna yönelik baský iþkenceler arttýrýlarak, Kürt Halký özlemleri, istemleri ve kendi öz benliðinden vazgeçirilmeye çalýþýlýyordu. Ve bu koþullarda zindanlarda birbiri ardýna büyük feda eylemleri ve kahramanlýklar yaratýlýyordu. Dörtler; Ferhat Kurtay, Necmi Ömer, Mahmut Zengin ve Eþref Anyýk 18 Mayýs 1982’de Diyarbakýr zindanýnda gerçekleþtirdiði feda eylemiyle zindanlarda direniþ ruhunu artýrýrken ayný zamanda Kürt Halkýnýn özgürlük mücadelesinde tarihteki yerlerini en onurlu bir þekilde aldýlar. Týpký kendilerinden önce, PKK’nin önde gelen kadrolarýndan Mazlum Doðan’ýn 21 Mart 1982’de Newroz günü, bulunduðu hücrede kendini asarak gerçekleþtirdiði eylemde olduðu gibi. Mazlum Doðan’ýn yaptýðý bu eylem Dörtler; Ferhat Kurtay, Necmi Ömer, Mahmut Zengin ve Eþref Anyýk’ýn üzerinde büyük bir etki yaratmýþtý. Ve kararlarýný aldýlar. Bedenlerini ateþe vereceklerdi ve onurun ölümden üstün olduðu bir kez daha geçecekti tarih sayfalarýna. 1982’nin 18 Mayýs’ýnda kaldýklarý koðuþlarda bir moral gecesi gerçekleþti daha sonra bir bildiri kaleme aldýlar. 18 Mayýs gecesi son kez bildiri okunduktan sonra çatý katýna çýktýlar, üzerlerine boya ve tiner dökerek kol kola kenetlendiler, çakmaðý yaktýlar ve bedenleri alev topuna dönerken gür bir þekilde haykýrýrlar: “Ýnsanlýk Onuru Ýþkenceyi Yenecek”. Atýlan sloganlar üzerine koðuþtaki diðer tutsaklar uyanýr ve ateþi söndürmek için su ve yorganla müdahale etmeye çalýþýrlar fakat Necmi gösterdikleri soðukkanlýlýkla herkesi bir kez daha þaþkýna çeviren sözlerini söyler: “ateþi yakýn, su dökmeyin, su döken ihanetçidir” Bu gösterilen kahramanlýk karþýsýnda savcý bile hayretler içinde kalýr ve ancak þunu söyleyebilir: “Bu ne irade...” Onlar zifiri karanlýðý aydýnlatmak için bedenlerini ateþe verdiler. Dörtlerin de dediði gibi, “Yaþamak güzeldir, ama yaþamýn onurlu olaný daha güzeldir”.r

NASIL BÝR YAÞAM? Merhaba dost yanlýsý, güzel yarýnlarý bugünden yaþayan, yarýnlarýn insanlarý MERHABA. Bizler bir grup iþçi olarak devrimci insan nasýl olmalý, nasýl yaþamalý üzerine bir söyleþi yaptýk. YE.Mücadele Birliði Okurlarý: Devrimci insan, sizde ne gibi bir etki býrakýyor? Bayan Ýþçi: Devrimci insan, kararlý, dürüst, ilerici, dost yanlýsý, gösteriþten uzak, yaþamýn gerekliliðini kavrayýp bu gerçekliðe uygun yaþayan insandýr. Baþka bir bayan iþçi söze giriyor - Kýsacasý adam gibi adam. Yani gerçek anlamda insan. YE.Mücadele Birliði Okurlarý: Devrim sözcüðü size ne ifade ediyor? Erkek Ýþçi: “Eskiyen bir toplumun, iktisadi ve siyasi olarak yerini daha köklü ve daha ileri bir topluma dönüþmesi” diyor. YE.Mücadele Birliði Okurlarý: Yaþamdan beklentiniz nelerdir? Bayan Ýþçi: Bize verilen kýrýntýlarý artýk istemiyoruz. Ýnsanca yaþam bizim de hakkýmýz. Paran kadar eðitim, paran kadar saðlýk, paran kadar hizmet. Bu nasýl bir yaþam. Ýnsanýn insaný sömürdüðü bu sistem yýkýlmalý. Eþit bir yaþam. Onurlu, dürüst ve paylaþýmcý sosyalist bir hayat. Baþka bir dünya mümkün. Sadece istemekle kalmayýp, böyle bir dünya için savaþmalýyýz. YE.Mücadele Birliði Okurlarý: Ýþçilerin içten ve dost yaklaþýmý ve yaþama karþý ilerici düþünceleri ve devrime olan inançlarý bizi çok mutlu etti. GELECEK BÝZÝZ GELECEK BÝZÝM... YAÞASIN TÜRK-KÜRT HALKLARININ MÜCADELE BÝRLÝÐÝ! ZAFER SAVAÞAN EMEKÇÝLERÝN OLACAK! YE.Mücadele Birliði Okurlarý / Ýzmir

18

Önce Sen Devrim Ol Devrim Senle Özdeþleþsin Umutlarý olan ülkelerimize, Yeni Evre Ýnsanlarýna Merhaba Devrimin güllerini, zindanlarýn bile yýldýramadýðý o coþkuyu, o ateþi hiçbir gücün köreltemeyeceði, nerede, nasýl olursa olsun, gün geçtikce kýzýllaþan bayraðýmý, zafer türküleriyle, çürümüþ sistemin tüm kokuþmuþluklarýnýn çýktýðý, anayasanýn beynine, leninizm bayraðýný dikeceðiz. Toplumlarda, yeni insanýn mücadelesi bitmez. Ýnsan devamlý yenilik içindedir; üretendir. Tabi ki, yeni evre yeni insaný üretir ve yaþatýr. Bu topraklar umutlarý olan tapraklarsa, sadece sosyalizm istemi deðil, bu isteðin eyleme dönüþmesi gerekir. Geçmiþte ve günümüzde kapitalist sistem, insanlýðýn gözünü kör etmiþtir. Ýnsanýn devlet tarafýndan korunduðunu sanýr ve zararýn iþ arkadaþýndan gelebileceðini düþünür. Sadece eþi ve çocuklarý olduðunu görür. Bunun dýþýnda hiç bir þeyi algýlayamaz. Çünkü sistem bilincini hapsetmiþtir. Örneðin TV’de bir dizi film. Bu sistemde insan, gerçek hayatta bu kadar mutlumudur? Hiçbir eksiði yok mudur aþktan baþka insanýn? Soruyorum, filmler mi gerçektir, yoksa somut olan mý gerçek? Kapitalizm, insanlýðý sanal yaþama alýþtýrmýþtýr. Bu kuklalýktan kurtulmak sizin ellerinizde. Uyan artýk proletarya sistemin kuklasý olma. Birileri bizi yönetmesin, baský ve zulmün altýnda boyun eðmeyelim. Sadece bilincimizi deðil, yüreklerimizi de koyalým ortaya. Tabi önce sen devrim ol, devrim senle özdeþleþsin. Ýzmir’den Bir Leninist

68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006


DEVRÝMÝN AYAK SESLERÝ DÜNYAYI SARSIYOR ÞEKER ÝÞÇÝSÝ VE PANCAR ÜRETÝCÝLERÝNDEN PANCAR VE ÞEKER YÜRÜYÜÞLERÝ Þeker-Ýþ Sendikasý Genel Merkezi’nin aldýðý kararla, tüm Þeker-Ýþ Sendikasý Þubeleri, Þeker fabrikalarýnýn özelleþtirilmesine karþý eylemler yapmaya baþladý. Türkiye’ye kaçak olarak ithal edilen þeker nedeniyle Þeker Fabrikalarý’nda üretilen þekerlerin depolarda kalmasý gerekçe gösterilerek, Þeker Fabrikalarý özelleþtirmek isteniyor. Þeker Ýþ Baþkanlar Kurulu, aldýðý karar doðrultusunca 5 Mayýs 2006’dan itibaren, “þeker iþçisi, pancar çiftçisi, yöre esnafý ve halkýnýn katýlýmýyla 28 ilde sürekli eylem” kararý aldý. Pancar þekeri sektörü, yýlda 3 milyar dolarlýk deðer yaratýyor; yýlda 20 milyon ton iþ hacmi saðlýyor ve yaklaþýk 10 milyon insanýn ekmek kapýsý Malatya: 28 Nisan günü Þeker-Ýþ Sendikasý, iþçilerle birlikte düzenlediði basýn toplantýsýyla þeker fabrikalarýnýn özelleþtirilecek olmasýna tepki gösterdi. Malatya Þeker Fabrikasý’nýn yýlda Malatya’ya 150 milyon YTL tutarýnda deðer yarattýðýný söyleyerek, buradan geçimini saðlayan insanlarýn sayýsýnýn 70 bin olduðunu söyledi. Bor Þeker Ýþçileri Özelleþtirme Ýdaresi Temsilcilerini Protesto Etti 3 Mayýs’ta, Bor Þeker Fabrikasý’nda Dünya Bankasý destekli “Özelleþtirme Sosyal destek Projesi” hakkýnda sunum yapan Özelleþtirme Ýdaresi Baþkanlýðý (ÖÝB) temsilcileri, iþçilerin protestosuyla karþýlaþtý. Özelleþtirme sonrasý iþsiz kalacak iþçilere verilecek yardýmlarla ilgili olan Proje iþçilerin tepkisini çekince, temsilciler sloganlarla protesto edildi ve iþçiler salondan ayrýldý. Þeker-Ýþ Bor Þubesi Baþkaný Celal Tuðrul, “Dünya Bankasý parasýyla ulufe daðýtýr gibi sus payý vermek isteyenlere gereken tepkiyi gösterdik” dedi. Sorgun: Yozgat’ýn Sorgun Ýlçesi’nde 11 Mayýs’ta Þeker-Ýþ Sendikasý Yozgat Þube Baþkanlýðý tarafýndan “Þeker Kotalarý Düþürülmesin, Þeker Fabrikalarý Satýlmasýn” mitingi düzenlendi. Kýrþehir, Çorum ve Niðde Þeker Fabrikasý iþçilerinden birer grubun da katýldýðý mitinge, Yozgat Þeker Fabrikasý çalýþanlarý eþ ve çocuklarýyla birlikte çiftçiler katýldý. Yaklaþýk 2 bin kiþinin katýldýðý miting için eski Belediye Meydaný’nda toplana iþçiler ellerinde pankartlarla Cumhuriyet Caddesi ve PTT Caddesi’nden mitingin yapýlacaðý meydana kadar yürü-

dü. Yürüyüþ sýrasýnda sýk sýk, “Ýþçi Çiftçi El Ele Genel Greve” sloganý atýldý. Miting meydanýnda toplanan iþçiler davul ve zurna eþliðinde halay çekip, slogan attý. Erciþ: Van’ýn Erciþ Ýlçesi’nde Þeker-Ýþ Erciþ Ýlçe Þubesi tarafýndan 9 Mayýs günü “Fabrikana Sahip Çýk, Kapatýlmasýn” mitingi düzenlendi. Þeker fabrikalarýnýn satýlmasýna tepki gösteren sadece fabrika iþçileri olmadý. Tüm þehir esnafý da mitinge gelerek destek verdi. Bin kiþiyi aþkýn kiþinin katýldýðý mitingde, AKP hükümetine tepki vardý. Ilgýn Konya’nýn Ilgýn Ýlçesi’nde bulunan ve özelleþtirme kapsamýnda olan Ilgýn Þeker Fabrikasý iþçileri, fabrikanýn satýlmak istenmesine karþý miting düzenledi. 2.500 kiþinin katýldýðý mitingde AKP’nin iþçi düþmaný politikalarý protesto edildi. Eyleme Katýlan Þeker Ýþçilerine Cezaya Tepki Bor Þeker Fabrikalarý’nýn özelleþtirilmesine karþý çýkan iþçilerin mücadelesi, fabrika yönetimi içinden de engellenmeye çalýþýlýyor. 9 Mayýs’ta Ilgýn’daki eyleme destek veren Bor Þeker Fabrikasý iþçileri, fabrikalarýnýn personel müdürü tarafýndan cezalandýrýlmak istenince, tüm fabrika toplu viziteye çýktý. Kütahya 11 Mayýs günü, Kütahyalý pancar üreticileri ve þeker iþçileri, kotalarýn her yýl kademeli olarak düþüþünü düzenledikleri mitingle protesto etti. Þeker-Ýþ Sendikasý Kütahya Þubesi tarafýndan düzenlenen miting için Þeker Fabrikasý önünde toplanan emekçiler Zafer Meydaný’da kadar yürüdüler. “Pancarda Kota Kaldýrýlsýn”, “Þekerimiz Ak, Bahtýmýz Kara”, “Þekere Uzanan Eller Kýrýlsýn”, “Hormonlu Þeker Ýstemiyoruz”, “Üreten Biziz, Yöneten de Biz Olacaðýz” sloganlarýyla yapýlan yürüyüþün sonunda düzenlenen mitingde yapýlan konuþmalarda AKP hükümeti eleþtirildi. Erzincan: Türkiye Þeker-Ýþ Sendikasý’nýn 28 ilde aldýðý sürekli eylem kararý kapsamýnda 12 Mayýs’ta Erzincanlý emekçiler pancar kotalarýný ve þeker fabrikalarýnýn özelleþtirme giriþimlerini protesto ettiler. Þeker-Ýþ Sendikasý Erzincan Þubesi tarafýndan düzenlenen mitingde “Ýnsanca yaþamak için bu meydanlarda olacaðýz” denildi. Ellerinde, pancar kotalarýný ve fabrikalarýn özelleþtirilmesini eleþtiren dövizler taþýyan yaklaþýk 400 çiftçi ve fabrika iþçisi miting boyunca attýklarý sloganlarla AKP’ye tepkilerini gösterdiler. Çorum Þeker-Ýþ Sendikasý Çorum Þubesi’nin düzenlediði “Þeker Kotalarý Düþürülmesin, Þeker Fabrikalarý Satýlmasýn” mitingi, 12 Mayýs’ta gerçekleþti. “Kahrolsun IMF, Ýþbirlikçi AKP” ve “Ýþçi Çiftçi El Ele Genel Greve” ve “Özelleþtirmeye Hayýr”, sloganlarýnýn atýldýðý miting alanýna Çorum Þeker Fabrikasý’nýn bir maketi getirildi. Bacasýndan duman çýkan maketi gören iþçiler “Þeker’in Bacasý Tütecek, Çarklarý Dönecek” sloganýný hep birlikte haykýrdýlar. Amasya Þeker-Ýþ Sendikasý’nýn 28 ilde aldýðý eylem kararý kapsamýnda, 13 Mayýs’ta Amasya’da toplanan þeker fabrikasý iþçiler, pancar üreticileri ve çeþitli sendikalarýn üyeleri Künç Köprü mevkiinde toplanarak, Yavuz Selim Meydaný’na kadar yürüdüler. Eylem boyunca AKP hükümetine tepkilerini sloganlarla ortaya koyan emekçiler yapýlan konuþmalarýn ardýndan mitinglerine son verdiler. Afyonkarahisar Afyonkarahisar’da, Emek Platformu tarafýndan “Þeker Fabrikalarý Satýlmasýn” mitingi düzenlendi ve AKP’nin þeker politikasý eleþtirildi.

68. Sayý / 24 Mayýs - 7 Haziran 2006

19


13 Mayýs günü Gazlýgöl Caddesi’nde toplanan 2 bini aþkýn emekçi, Hükümet Meydaný’na kadar yürüdü. Yaklaþýk 3 saat süren mitingde konuþan sermaye partilerinin temsilcileri, emekçilerin taleplerinin savunulmasý gereken mitingi seçim propagandalarýna çevirdiler. Kars Þeker-Ýþ Sendikasý tarafýndan Kars Þeker Fabrikasý’nýn kapatýlmamasý ve pancar kotalarýnýn arttýrýlmasý talebiyle 13 Mayýs günü düzenlenen mitinge 2 bin emekçi katýldý. Cumhuriyet Meydaný’nda düzenlenen mitingde konuþan Þeker-Ýþ Sendikasý Genel Sekreteri Maliye Bakaný Kemal Unakýtan’a seslendi ve “Kars Þeker Fabrikasý yýllýk 250 bin ton þeker üretiyor. 50 trilyon lira katma deðer meydana getiriyor. Þimdi siz Kars’tan 50 trilyon lirayý alýrsanýz Kars’ta polisten, askerden, korucudan baþka Bir þey kalýr mý?” dedi. Bor: Bor Þeker Fabrikasý’nýn özelleþtirilmesine karþý 16 Mayýs günü düzenlenen Pancar ve Þeker Yürüyüþü ve ardýndan düzenlenen mitinge yaklaþýk Bin kiþi katýldý. Eski Hükümet Meydaný’nda yapýlan eylemde, özelleþtirmenin yöre sorunlarýna çözüm deðil sorun getireceði bir kez daha haykýrýldý. Mitinge, fabrikanýn iþçi-memur tüm çalýþanlarýnýn yaný sýra, demokratik kitle örgütleri ve siyasi parti temsilcileri ile birlikte, komþu illerin þeker iþçileri de katýlarak destek verdi. Yöre halký da, esnafý ve çiftçisiyle, yürüyüþte yerini aldý. Mitingde sýk sýk “Þekere Uzanan Eller Kýrýlsýn”, “Þeker Halkýndýr Satýlamaz” sloganlarý atýldý. Mito Direniþine Jandarma Saldýrýsý Birleþik Metal Ýþ Sendikasý’nda örgütlü olduklarý iþten atýlan 37 Mito iþçisinin fabrika önünde 48 gündür sürdürdükleri direniþ, jandarmanýn saldýrýsýna uðradý. Ýþçilerin fabrika önünde kurduklarý çadýr, 15 Mayýs günü jandarma tarafýndan “siz buraya gecekondu dikiyorsunuz” denilerek daðýtýldý. Saldýrý sonrasý tahrip olan çadýrlarýný tekrar kurmak ve iþyerindeki arkadaþlarý ile görüþmek isteyen iþçiler bu seferde iþyerinin özel güvenliðinin engeli ile karþýlaþtý. Mito iþçileri direniþlerini saldýrýlara raðmen sürdürüyor. Soma'da Maden Mitingi Manisa’nýn Soma Ýlçesi’nde bir ayý aþkýn süredir maden ocaklarýnýn özelleþtirilmesine karþý eylem yapan maden iþçileri, 8 Haziran’da yapýlacak özelleþtirme ihalesini engellemek talebiyle 14 Mayýs günü bir miting düzenledi. Mitinge maden iþçilerinin dýþýnda, çevre illerden de bir çok sendika ve dernek üyeleri katýlarak destek verdi. Beþyol’da toplanan 5 bin emekçi, Atatürk Caddesi boyunca yürüyerek Ýstasyon Meydaný’nda toplandý. Burada yapýlan konuþmalar ve atýlan sloganlarýn ardýndan miting sona erdi. Kongo: Elektrik Talep Eden Halka Polis Kurþunu Kongo’da Ülkenin Katanga bölgesindeki Kipushi Kasabasý’nda bir araya gelen ve çoðunluðu çocuklardan oluþan eylemciler, 5 aydan bu yana günaþýrý yaþanan elektrik kesintilerini protesto etti. Sloganlar atan gruba polis ateþ açtý. Polisin açtýðý ateþ sonucu iki öðrenci ve bir kadýn öldü. Paris'te 35 Bin Kiþi Göçmen Yasasýna Karþý Yürüdü Fransa’nýn baþkenti Paris’te Ýçiþleri Bakaný Nicolas Sarkozy’nin 16 Mayýs günü parlamentoda oya sunulacak göçmen projesini protesto etmek amacýyla 14 Mayýs günü 35 bin kiþi yürüdü. Yaklaþýk 400 organizasyon, siyasi parti ve derneði bünyesinde toplayan “Atýlabilir göçe karþý birleþik kolektif”in çaðrýsý üzerine toplanan eylemciler, Paris’teki Republique (Cumhuriyet) Meydaný’nda yürüyüþe baþlayarak Saint-Augustin’e doðru yürüdüler. Sarkozy’nin halen parlamentoda tartýþýlan ve 16 Mayýs günü oylamaya sunulacak göçmen projesine karþý benzer gösteriler Marsilya ve Toulous kentlerinde de gerçekleþti. Marsilya’da yaklaþýk bin kiþi yürürken, Toulous’ta 300–400 arasýnda kiþi protesto gösterisinde bulundu. En büyük yürüyüþün yapýldýðý Paris’te göstericiler, Sarkozy yasasýna karþý sloganlar attý. Göstericiler yasanýn göçmenler açýsýndan bir felaket olduðu tepkisinde bulundu.

20

Meksika'da Grevdeki Ýþçilere Polis Kurþunu Geçtiðimiz günlerde Lazaro Cardenas’taki SICARTSA Çelik Fabrikasý, grevde bulunan iþçiler tarafýndan iþgal edildi. Ýþçileri fabrikadan çýkarmak için bir operasyon baþlatan polis, iþçilerin üzerine ateþ açtý ve 3 iþçi öldü ve bazý iþçiler de ölümcül yaralar aldý. Polisin müdahalesinin ardýndan kasaba halký ve iþçiler tarafýndan yeniden ele geçirilen fabrika, bu defa da Meksika ordusu ve deniz kuvvetleri tarafýndan kuþatýldý ve eylemci iþçilere yeniden saldýrýldý. Bolivya da Alba'ya Katýlýyor Küba ve Venezüela arasýnda arasýnda bir yýl önce imzalanmýþ olan ALBA Anlaþmasýna, 29 Nisan’daki zirvenin ardýndan Bolivya da dahil oldu. Havana’daki resmi kaynaklara göre anlaþma, Baþkan Morales tarafýndan ABD destekli Serbest Ticaret Anlaþmalarýna karþý öne sürülen Halklarýn Ticaret Anlaþmasý’ný (Ýspanyolcasý TCP) da içeriyor. Ýþbirliði, dayanýþma ve ortaklýk üzerine kurulu TCP Bütünleþme Modeli, kalkýnmayý daha üst seviyelere taþýmayý hedefliyor. TCP ayrýca, Latin Amerika ve Karayip ülkelerinin ihtiyaçlarýný karþýlamayý ve bu ülkelerin baðýmsýzlýklarýný, egemenliklerini ve kimliklerini korumayý amaçlýyor. ALBA (Amerikalarýn Bolivarcý Alternatifi) ise, Venezüella ve Küba tarafýndan kurulan ve daha þimdiden meyvelerini toplamaya baþladýklarý bir dayanýþma projesi. "1 Dolarýmý Bulun Ýstifa Ederim" Ünlü Amerikan dergisi Forbes, yayýnladýðý bir haberde en zengin kral, kraliçe ve diktatörler sýralamasýnda, Küba lideri Fidel Castro’ya 7. sýrada yer vererek, 900 milyon dolarlýk servetiyle en büyük servete sahip olanlar arasýnda olduðunu iddia etmiþti. Derginin bu haberinin hem kendisinin hem de Küba Devrimi’nin itibarýný zedelemeyi hedeflediðini vurgulayan Castro, “eðer herhangi bir kiþi bir yabancý bankada bir dolarým bile bulunduðuna iliþkin kanýt bulursa istifa edeceðim” dedi. Ve bu haberi “saçma” olarak niteleyerek iddialarýn arkasýnda devrimin itibarýný zedelemeye çalýþan ABD’nin olduðunu söyledi. Naklen yayýnlanan bir televizyon programýnda konuþan Küba lideri Castro, kendisini Ýngiltere Kraliçesi Elizabeth ile Brunei Sultaný’nýn da aralarýnda bulunduðu dünyanýn en zengin liderleri listesinde yer verme giriþiminin arkasýnda Amerikan yönetimi olduðunu savundu. Castro, yabancý ülkelerde serveti bulunmadýðýný vurgulamak için ülkenin finans kurumlarýnýn yöneticilerini tanýk olarak gösterdi. Küba Merkez Bankasý baþkaný da, Castro dahil olmak üzere Kübalý yöneticilerin yabancý bankalarda hesaplarý bulunmasýnýn imkansýz olduðunu söyledi. Forbes dergisi, paralarýn Ýsviçre’de bankalarda saklandýðý yönünde söylentiler bulunduðunu yazmasýna da Castro, “Eðer yabancý bankalarda bir dolarýmýn bile olduðunu kanýtlarsanýz istifa ederim” diye karþýlýk verdi. Fidel Castro’yla yakýn temas içinde olan Havana’daki diplomat ve iþadamlarý, Küba liderinin paraya karþý zaafý olmadýðý konusunda hemen hemen hemfikir. Çoðu kiþi, Castro’nun özel hayatýnýn mütevazi olmasýyla dikkat çektiðini dile getiriyor. Özgürlük Ýçin Zafere Kadar Savaþmaya Venezüella Cumhurbaþkaný Hugo Chavez, Avusturya’nýn baþkenti Viyana’da Kültür Sahnesi önünde katýldýðý toplantýda, gençlerden dünyayý kurtarmalarýný istedi. “Küba ve Venezüella’ya Dokunmayýn” (Hands off Cuba and Venezuela) Derneði’nin düzenlediði toplantýda konuþmacý olan Hugo Chavez ve Che guevera’nýn kýzý Aleida Guevera’yý dinlemek için 4.000’den fazla genç bir araya geldi. Aleida Guevera, burada yaptýðý duygusal konuþmasýnda özgürlük konusuna deðinerek, gençleri birleþerek özgürlük için zafere kadar savaþmaya çaðýrdý. Chavez ise konuþmasýnda dünya ve insanlýðýn karþý karþýya kaldýðý pek çok tehlikeden, ama özellikle ABD emperyalizminden kurtarýlmasý gerektiðini söyledi. Chavez, ABD’yi, dünyayý “Önleyici Savaþ” diye adlandýrýlan yeni bir tip savaþa sürüklemekle suçladý ve Pentagon generallerinin Ýran, Küba ve Venezüella gibi ülkelere karþý saldýrý planlarý hazýrladýðýna ve ABD’li deniz askerlerinin Karayib’de savaþ oyunlarý yaptýðýna dikkat çekti. 25 yýldan bu yana ilk defa Kültür Sahnesi önünde bu kadar büyük bir kalabalýðýn toplanýyordu ve bu gece, sosyalizmin çekici gücünün bir kanýtýydý.

68. Sayý / 24 Mayýs - 7 Haziran 2006


ÖRGÜTLEME ÜZERÝNE T

ürkiye ve K.Kürdistan devriminin kritik bir aþamaya ulaþtýðý, herþeyin artýk öznel faktörün çabalarýna baðlý olduðu bir sýrada karþýmýza çýkan en önemli sorun örgütlenme sorunudur. Devrimi ve kitleleri örgütlemek, güç biriktirmek, güç örgütü haline gelmek anýn temel görevi haline gelmiþ durumda. Devrimin zaferi, bir anlamda, bizim bu sorunu ne derece baþarýyla çözeceðimize baðlýdýr. Ve bu o kadar pratik bir sorundur ki, günümüz koþullarýný doðru tahlil ediyor olmak, en ileri ideolojik-politik çizgiyi temsil ediyor olmak, eðer buna uygun düþen bir örgütlenme çalýþmalarýyla atbaþý gitmiyorsa kitleler bir yerde biz bir yerde durmaya devam edeceðimiz anlamýna geleceði için somut durumda önderliði ele geçirmemize yetmeyecektir. Oysa örgütlü güç olmaktan bir güç örgütü olmaya geçiþ için kitleleri örgütlemek þarttýr. Bunun ötesinde, devrimi zafere ulaþtýrmak, üretim araçlarýnýn toplumsal mülkiyetini saðlamak, programýmýzýn hedeflerini gerçekleþtirmek için de bunu baþarmak zorundayýz. Portekiz’de Karanfiller Devrimi’nin önderi olan Alvaro Cunhal, “örgütlenmeyi bilmeseydik, en fazla yapacaðýmýz þey ‘kutsal meþaleyi tutmak’ halkýmýza kavgasýnda cesaret vermek olurdu. Fakat asla baþarýlý bir devrimi yönetecek durumda olamazdýk. Örgütlenmeyi bilirsek yenmeyi de biliriz” diyor. “Baþarýlý bir devrimi” yönetebilmek için bugünden kitlelerin arasýna kök salabilmek gerekiyor. Bunun için genel bir propaganda ajitasyon çalýþmasýnýn yanýsýra kitleleri örgütleme-

yi önümüze görev olarak koymamýz gerekiyor. Yýðýnlarý örgütleyebilecek, kendisini örgütlediðimizde kitleleri çekip çevirebilecek, emekçi kitleler arasýnda “önder” kabul edilen insanlara ulaþmak, onlarla yoðun bir þekilde ilgilenmek gerekiyor. Bu durumdaki insanlarý iyi seçmek, saatlerimizi, günlerimizi bu insanlarla geçirmek, onlarýn yaþamýna nüfuz etmek, her türlü sorunlarýyla ilgilenmek ve bunlarýn çözümü konusunda onlara yardýmcý olmak, bizi bir anda onlarýn gözünde belli bir yere oturtacaktýr. Ve ilk anda oluþan merak, giderek yerini takip etmeye ve en sonunda birlikte iþ yapmaya götürecektir. Yalnýz bu konuda ilgilendiðimiz insanlarýn özelliklerini iyi tahlil etmeli; kimin teorik geliþmeye, kimin pratik adýmlar atmaya hazýr olduðunu iyi ayýrdetmeli; insanlara yapamayacaklarý þeyleri bir anda yükleyerek onlarý çevremizden uzaklaþtýrmamalýyýz. Ýlk baþta bazý pratik adýmlarý atmaktan, eylemlere vb. katýlmaktan çekinen insanlar zamanla bu çekingenliði üzerlerinden atabilecekler ya da ilk anda kitap okumaya, yazý yazmaya vb. ilgisiz olan insanlar zaman içinde bu yönlerini geliþtireceklerdir. Ýnsanlarý ele alýrken var olan durumlarýndan çok geliþim süreçleri ve kapasiteleri göz önünde bulundurulmalýdýr. Yeni tanýþýlan insanlara kaldýramayacaklarý iþler verirsek, bu sadece onlarý bizden uzaklaþtýrmaya yarar baþka birþeye deðil. Oysa bizim insan kaybetmeye deðil, insan kazanmaya, insanlarý çevremizde tutmaya ve herkese yapabileceði bir iþ bulmaya ihtiyacýmýz var. Herkesten hareketin geli68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006

þimi için yapabileceðinin en iyisini yapmasýný istemeliyiz, hiç kimseyi itmemeli, herkesi yeteneklerine göre konumlandýrmayý bilmeliyiz. Eðer bugün güç biriktirmeyi bilmezsek, insanlarý daha ilk anda kafamýzda “iyi-kötü” diye kategorize edersek, yarýn nasýl bir güç örgütü olabiliriz? Unutmamalýyýz ki, her insanýn yetenekleri ve kapasitesi farklý ama bizim yapýlacak çok iþimiz var ve bu iþleri yapacak insanlara ihtiyacýmýz var. Bu nedenle insanlara hýzla propaganda yapmadan önce insanlarý dinlemeli, anlamalý ve durumlarýna uygun olarak onlarla ilgilenmeyi sürdürmeliyiz. Bunun için kendimize Sverdlov’u ve Babuþkin’i örnek almalý, dünya devrim deneyimlerinden ve diðer örgütleyicilerden öðrenmeliyiz. Sverdlov’un tanýþtýðý insanlarýn yaþamýna nasýl nüfus ettiðini, nasýl kýsa sürede evlerinde kaldýðýný, insanlarýn bir parçasý haline geldiðini, yokluðunu hemen hissettirdiðini onun hakkýnda yazýlan “Urallý Delikanlý” kitabýndan öðrenebiliriz. Örgütlenmede en önemli yan, insanlarýn bizi kendilerinin dýþýnda ya da onlardan fersah fersah ilerde biri gibi algýlamamalarýdýr. Bizi kendinden biri gibi gördüklerinde, birikimimizi, deneyimimizi zaten süre içinde fark edeceklerdir; ama daha ilk anda bir öðretmen edasýyla davranýrsak insanlar bizden uzaklaþacaklardýr. Ýnsanlar bizim de onlarý dinlediðimizi, bizim de onlardan öðrendiðimizi gördükçe bize daha çok yakýnlýk duyacaklardýr. Halkýn en çok dikkat ettiði þeylerden biri, onlara bir þeyler anlatmaya çalýþan devrimcilerin kendi yaptýðýna ve söylediklerine inanýp inanmadýðýdýr. Eðer siz tüm hal ve hareketlerinizle, kendinize güveninizle, pratik olaylar karþýsýndaki tutumunuzla onlara bir devrimcinin nasýl olmasý gerektiðini gösteriyorsanýz, onlara bu güveni veriyorsanýz sizi izlemekte tereddüt etmeyeceklerdir. Denizlerin, Sinanlarýn en önemli özelliði buydu. Onlar emekçi halkýn içinde onlarýn sevgi ve saygýsýný kazanmýþlardý. Þunu asla unutmamalýyýz: kendisi baþaracaðýna tam anlamýyla inanmayan birisi, kitleleri örgütleyemez. Birebir örgütlenme de yapamaz. Yine sadece

21


konuþan, ama iþ pratiðe gelince ayný derece çalýþkan olmayan, yani söyledikleriyle yaptýklarý arasýnda uyum olmayan birisi de insanlarý örgütleyemez. “Devrim için savaþmayana komünist denmez” diyor Fidel Castro. Kendisini devrim için çalýþarak tüketmeyen, gününü devrime göre planlamayan birinin yýðýnlarý örgütlemesi mümkün deðildir. Yýðýnlar öncelikle size bakarlar; gününüzü nasýl deðerlendirdiðinize, nasýl çalýþtýðýnýza. Sizdeki fedakarlýðý görürlerse, daha fazla þey yapmak için istek duyarlar. Ve tam bu anda siz onlara yapabilecekleri, küçük da olsa, bir iþ verirseniz bunu büyük bir sevinçle yapacaklardýr. O halde þunu öncelikle kendimize söylememiz ve içselleþtirmemiz gerekiyor: “Daha az tumturaklý cümleler ve daha çok basit, gündelik çalýþma” ...Yaptýðýmýz iþe daha çok yoðunlaþma. Örgütleme çalýþmasýna önce kendimizden baþlamalýyýz. Önce kendi beynimizi örgütlemeliyiz. Okuyarak, okuduklarýmýzý yoldaþlarýmýzla tartýþarak teorik kavrayýþýmýzý geliþtirmeliyiz. Baþkalarýna birþey anlatabilmemiz için önce bizim bir þeyler biliyor olmamýz gerekir. “Kitlelere gitmek”, dilimizden düþürmediðimiz bir þey, ama kitlelere giderken ne götürdüðümüz, onlara ne verdiðimiz, ya da veremediðimiz de önemli. Bu anlamda hepimizin öðreneceði daha çok þey var. Tecrübeli yoldaþlarýn deneyimlerini aktarmasý, örgütleyen yoldaþlarý örgütlemesi gerekiyor. Yoldaþlarýmýz geliþtiðinde, yýðýnlarý etkilemeleri ve yönlendirmeleri daha kolay olacaktýr. Birikimli ve deneyimli insanlar, yýðýnlar tarafýndan daha kolaylýkla takip edilecektir. Bu konuda deneyimli yoldaþlarýn daha çok ön açýcý olmalarý, genç yoldaþlara inisiyatif vermeleri ve onlarý pratik içinde geliþtirmeleri gerekiyor. Örgütlenme iþine girebilmek ve bu iþi sonuna kadar götürme isteði ve azmi duymak için her birimizin memur zih-

niyetini kesinlikle aþmýþ ve yaratýcý bir çalýþmaya yönelmiþ olmamýz gerekiyor. “Memur zihniyeti” dediðimiz þeyin iyi anlaþýlmasý gerekiyor; çünkü farkýnda olunmadan bu hastalýk hýzla sirayet edebiliyor. En kýsa ve özlü anlamýyla “zaman doldurmadýr bu. Bir iþi yapýyormuþ gibi görünme, sorumluluklarýný yerine getiriyormuþ gibi yapmadýr. Örneðin bir kurumu belli bir saatte açmak, rutin iþleri yapmak ve mesai doldurup, akþam kapatýp gitmek tam anlamýyla bir memur zihniyetidir. Burada ne yaratýcý çalýþmadan söz edilebilir, ne devrimin temel sorunlarýna kafa yormadan, ne “devrim için daha fazla ne yapabilirim” diye düþünmeden. “Saat doldu, yapý paydos!” Bu anlayýþýn insan örgütlemesi, insan örgütlemek için emek harcamasý, kendini tüketircesine çalýþmasý mümkün mü? Oysa bugünkü koþullarda insanlarýn sistemle olan çeliþkileri günden güne daha derinleþiyor. Kapitalist sistemin yaþamdan kovduðu insanlarýn arayýþý daha da artýyor. Bunlara cevap olabilmek; örgütsüz milyonlarca iþçi ve emekçiyi örgütlemek, sanýldýðý kadar zor olmasa gerek. Yeter ki bu güçlü bir þekilde istensin! Yeter ki bunun için yeterince çalýþýlsýn. Yeter ki buna giriþilsin! Sözlerimizi Nazým’ýn “Bir Çift Söz” þiiriyle bitirelim: “Komünistler bir çift sözüm var size Ýster devlet baþýnda olun ister zindanda Ýster sýra neferi ister parti katibi Lenin görebilmeli her zaman, her mekanda Ýþinizi, evinizi, bütün ömrünüzü Kendi iþi, özevi, kendi ömrüymüþ gibi”

ADANA’DA 1 MAYIS Merhaba Mücadele Birliði. Kýzýl 1 Mayýs’ý 1Mayýs Alaný Taksim’de selamlayan güneþin ve ateþin çocuklarýna bin selam!.. Hepinizi yürekten kucaklýyor ve selamlýyoruz. “Mücadeleniz Mücadelemizdir” diyoruz. Bizler de bir grup Mücadele Birliði okuru olarak, Eðitim Sen kortejinde yürümek amacýyla yola koyulduk. En öne, Eðitim Sen kortejine doðru yürüdük. Bu sýrada bütün kortejleri gözlemledik, kitleselliðin beklentilerden çok uzak olduðunu gördük ve düzen içi söylem ve sloganlar kapitalist sistemi hedef almýyordu, sanki ileri sürdükleri düzen içi söylemler ve sloganlarýn sebebi kapitalist sistem deðilmiþ gibi… Sonra Eðitim Sen kortejine girdik. Her taraftan reformizmin keskin kokusu geliyordu. Biz de bu kokuyu daðýtmak için kendi sloganlarýmýzý attýk; “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her þey Emeðin Olacak”, “Ya Devrim Ya Ölüm”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Denizlerin Yolunda Leninist Saflara”… Bu sýrada bir grup da bize katýldý. Sloganlarýmýz, miskinliði, uyuþukluðu parçalayýp geçiyordu. Daha sonra miting alanýna girdik, orada da sloganlarýmýzý haykýrmaya devam ettik. Bir süre bekledikten sonra, eylem bitti ve bizler de ayrýldýk. YAÞASIN KIZIL BÝR MAYIS! DEVRÝM ÝÇÝN ÝKTÝDAR ÝÇÝN LENÝNÝST PARTÝDE ÖRGÜTLEN SÝLAHLAN SAVAÞ! Adana’dan Mücadele Birliði Okurlarý

22

68. Sayý / 24 Mayýs-7 Haziran 2006


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
s068 by sol yayin - Issuu