Yeni Evrede
Baþyazý
Mücadele Birliði
PROLETARYANIN BAÐIMSIZ SINIF ÖRGÜTLENMESÝ
P
roletaryanýn kurtuluþu, proletaryanýn örgütlülüðünden ayrýl maz. Ka pita list sýnýf, proletaryayý örgütsüz býrakarak, onu istediði kadar, kendi egemenliði altýnda tutmak ister. Çünkü kapitalist egemenliðin sürdürülebilmesi, bu egemenliði yýkacak olan devrimci sýnýf proletaryanýn örgütsüzlüðüne baðlýdýr. Proletarya ise burjuva egemenliði ancak örgütlü olarak havaya uçurabilir. Bu nedenle proletaryanýn örgütlenmesi baþlý baþýna bir savaþým konusudur. Proletarya ile kapitalistler arasýndaki sýnýf savaþýmý, sermayenin doðuþuna (ilkel birikim aþamasýna) kadar gider. Fakat bu aþamada sýnýf savaþýmý sýnýrlýdýr. Kapitalist üretim biçimi geliþtikçe, tüm üretim dallarýna doðru yayýlýp egemen oldukça, yani kapitalist üretim “özgül” olmaktan çýkýp genel ve egemen bir biçime geldikçe; sýnýf savaþýmý da genelleþir ve yoðunlaþýr. Proletaryanýn sýnýf örgütlenme çabalarý da bu geliþmeye paralel bir çizgi izler. Önceleri yalnýzca ayný koþullarda yaþamaktan ve ortak sorunlardan kaynaklý olarak bir araya gelir. Bu çerçevede “dayanýþma sandýklarý” biçiminde örgütlenmeye baþlar. Bu, iþçilerin zorunlu mesleki örgütlenmesidir (iþçilerin mesleki örgütlenmesi/birliði). Sýnýf hareketi bu aþamada “kendiliðinden hareket”tir. Yüzyýllar boyu açýk ya da örtülü iç savaþlar biçiminde geçen sýnýf savaþýmýnýn ancak daha ileri aþamalarýnda gerçek anlamda bir “emek hareketi” bir “sýnýf hareketi” ortaya çý-
kar. Proletaryanýn “bir sýnýf olarak” harekete geçmesi ve bir “sýnýf hareketi”nin þekillenmesi, sýnýf savaþýmýnda yeni bir aþamadýr. Bu aþamada proletarya daha örgütlüdür. Emek ile sermaye arasýnda ki uzlaþmaz çeliþki ve karþýtlýðýn varlýðýna raðmen, proletarya burjuvazinin peþinden gitti. Ekonomik yaþamdaki karþýtlýða karþýn, politik alanda burjuva partilerin destekçisi durumundan kurtulamadý. Bu nedenle sýnýf mücadelesi süreci, çok daha yavaþ ve sancýlý geçiyordu. Oysa ki maddi koþullarýn düzeyi, proletaryanýn baðýmsýz, militan bir sýnýf olarak hareket etmesi için yeterince uygundu. Fakat bir þeyin þartlarýnýn oluþmasý ile o “þeyin” kendisi ayný þeyler deðildir. Bu þartlara köklü (devrimsel) bir müdahale gerekiyordu. Sürece bilinçli, devrimci bir müdahale fazla ge cik me di. Marksizm, dönüþ türücü devrimci bir güç olarak sürece “müdahale” etti. Bu dönem ortaya çýkan, proletaryanýn sýnýf örgütlenmesiyle birlikte sýnýf mücadelesi çok daha ileriye gitti. Marx’ýn öne çýkardýðý “iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu, iþçi sýnýfýnýn eseri olacaktýr” ilkesi, proletaryanýn kapitalizme karþý bir savaþ çýðlýðý oldu. Bu, proletaryanýn tüm burjuva partilerinin, tüm mülk sahiplerinin peþinden ayrýlmasý ve tüm mülk sahiplerinden ayrý ve onlardan baðýmsýz bir sýnýf örgütlenmesi demektir. Tüm mülk sahiplerinden ayrý ve onlardan baðýmsýz bir sýnýf örgütü olmaksýzýn, proletarya kendi kurtulu54. Sayý /9-23 Kasým 2005
þunu gerçekleþtiremez. Çünkü proletaryanýn ekonomik kurtuluþu, onun politik kurtuluþundan ayrýlamaz. Proletaryanýn politik kurtuluþu ise onun ayrý, baðýmsýz örgütlenmesinden ayrýlamaz. Marksizmin bu devrimci görüþü proletarya hareketinin düþüncesini derinden sarstý. Onu büyük bir güçle ileri itti. Bu anlayýþla kurulan Komünistler Birliði ve Birinci Enternasyonal, proletaryanýn kurtuluþu için bu sýnýfýn elinde güçlü araçlar oldu. Proletaryanýn baðýmsýz sýnýf örgütlenmesi, burjuvaziden sadece örgütsel olarak baðýmsýz olmakla kalmayýp, ideolojik ve politik olarak da “baðýmsýz” olursa, iþçi sýnýfýnýn kurtuluþ amacýna hizmet edebilir. Proletaryanýn kapitalist egemenliðe karþý sýnýf savaþýmý teorik, politik ve pratik yükümlülüðe ve ayrý örgütsel araçlara dayanýrsa güçlü olur, sýrtý yere gelmez. Proletarya hareketinin amacý ücretlilik sistemine son vermektir, sýnýfsýz topluma geçmektir. Kapitalizmden komünizme geçiþi saðlayacak olan proletaryanýn baðýmsýz hareketi, devrimci bir harekettir. Devrim olmadan, devrimci bir mücadele olmadan, hedeflerini hiçbir biçimde gerçekleþtiremez. Proletaryanýn baðýmsýz sýnýf hareketi, devrimci bir hareket olarak tarihsel görevini yerine getirebilir. Proletaryanýn baðýmsýz sýnýf örgütlenmesi, sos yalizme açý lan yol dur. Sosyalizm, sýnýf örgütleri olmaksýzýn, yalnýzca küçük burjuva ütopyasýdýr. Lenin ve Leninistler küçük burjuva hayalcilerden farklý olarak “amacý isteyen, aracý da istemelidir” ilkesinden hareket ederler ve proletaryayý amacýna götürecek sýnýf araçlarýný oluþturmak için büyük çaba harcarlar. Mesele yalnýzca amacý ilan etmek deðil, ona nasýl ulaþýlacaðýný, bunun yollarýný, araçlarýný da ortaya koymaktýr. Bilimsel sosyalizme göre sýnýfsýz toplum, bir ütopya deðil ulaþýlacak (gerçekleþecek) bir amaçtýr. Bu günden gerçekleþen bir amaçtýr. Ekonomik koþullar ve sýnýf mücadelesi sosyalizmi olanaklý hale getirdi. Sosyalizm, bütün geliþmeleri etkileyen bir olgudur. Proletaryanýn burjuvaziden ve tüm mülk sahiplerinden baðýmsýz ve ayrý
3
Yeni Evrede
Baþyazý sýnýf örgütleri yaratmasý; ayný zamanda insanlýk tarihinde yeni bir dönemin de baþlamasýdýr. Çünkü proletarya bu araçlara dayanarak egemen sýnýf durumuna gelecek ve bu iktidar araçlarýna dayanarak sýnýflarý kaldýracaktýr. Proletaryanýn sosyal varlýðýna ve sýnýf mücadelesine sýký sýkýya baðlý olan sýnýf örgütleri, dünyayý kurtaracak biricik araçlardýr. O halde bu sýnýf araçlarýnýn tarihsel önemi iyi kavranmalýdýr. Bu anlamda proletaryanýn bulunduðu her yerde, iþçileri baðýmsýz sýnýf örgütlerinde birleþtirmek büyük bir öneme sahiptir. Proletaryanýn baðýmsýz sýnýf örgütlerinin tarihi rolü, 20. yy baþlarýnda somut olarak Rusya’da açýða çýktý. Baðýmsýz sýnýf örgütü olarak Ýþçi Sovyetleri bir nüve halinde 1905 Rus Devrimi’nde ortaya çýktý. Daha sonra 1917 burjuva devriminde önemli rol oynadýlar. 1917 Ekim’inde ise tüm iktidarý ele geçirdiler. Ve sosyalizmin organlarý oldular. Rusya’da ve dünyada sosyalizme geçiþ çaðýný baþlattýlar. Lenin, iþçilerin ve yoksul köylülerin (kýr proletaryasýnýn) sýnýf örgütleri olan Sovyetlerde örgütlenmesine büyük önem veriyordu. Çünkü Lenin sosyalizme soyut sloganlar açý sýndan yak laþ mýyor du. Hele iktidarýn proletarya tarafýndan ele geçirilme olanaklarýnýn çýktýðý sýralarda, yeni toplumun örgütlenmesine olabilecek en somut biçimde yaklaþýlmasý gerektiðini ýsrarla belirtiyordu. O, büyük bir deha olarak Sovyetlerin sosyalizmi gerçekleþtirme yeteneðini gördü ve Bolþeviklerin tüm dikkatlerini buna çekti. Kent ve kýr proletaryasýnýn Rusya’da sosyalizmi kurmasý; üretim ve daðýtým üzerinde “iþçi denetimi”nin gerçekleþtirilmesi, iþçilerin baðýmsýz sýnýf örgütlerinde örgütlenmesine baðlýydý. Bunun için sadece kentlerde sýnýf örgütlerinin sosyalist rolü üzerinde durmakla kalmýyor, kýrsal alanda da, kýr proletaryasýnýn mutlaka mülk sahibi köylülerden ayrý olarak sýnýf örgütlerinde toparlanmasýnýn önemi üzerinde de duruyordu. Çünkü kentlerde olduðu gibi kýrlarda da proletaryanýn baðýmsýz sýnýf örgütlerinde birleþmesi, (iþçilerin sýnýf örgütleri) sosyalizme açýlan yoldur. Ýþçilerin baðýmsýz sýnýf
4
Mücadele Birliði
örgütleri Alman Devrimi’nde ve Ýtalya Ayaklanmasý sýrasýnda “Ýþçi Konseyleri” biçiminde oluþtu. O sýralarda Alman proletaryasý ve Ýtalyan proletaryasý iktidarý ele geçirmeye çok yakýndý. Ýþçi Konseyleri hem tüm iktidarý ele geçirmenin aracý ve hem de yeni toplumun organlarý olarak görev üstlenecektir. Oradaki devrimler yenilince Ýþçi Konseyleri de daðýldý. Fakat tarihsel önemini ve misyonunu olduðu gibi korudu. Ayný sýnýf örgütleri Türkiye’de “iþçi komite ve konseyleri” biçiminde oluþmaya baþladý. Bizde komite ve konseyler henüz baþlangýçta, ilk oluþum halinde. Bundan sonra nasýl þekillenecekleri devrimin geliþimine baðlý. Ancak bu sýnýf örgütlerinin, ezilen ve sömürülen kitlelerin kurtuluþundaki yeteneði sürekli propaganda edilmeli. Ücretli emekçilerin olduðu her yerde, ücretli emekçileri iþçi komite ve konseylerinde örgütlemeliyiz. Devrimin güncellik kazandýðý bugünkü koþullarda, iþçi sýnýfýnýn baðýmsýz sýnýf örgütlerinde örgütlenmesi, devrimci öneme sahiptir. Kapitalizmin dünya genelinde çöküþ içinde, (sýçramalý çöküþ içinde) olduðu günümüzde yeni ve daha ileri bir topluma geçiþi saðlayacak olan proleter sýnýf örgütlerinin tarihi devrimci önemi her zamankinden daha öne çýkmýþtýr. Devrimci durumun ortaya çýktýðý ve sosyalizme geçiþin somut olarak gündeme geldiði her yerde, baðýmsýz iþçi örgütleri de iþçi sýnýfýnýn gündemine açýktan açýða girecektir. Fakat “küresel iç savaþ”ýn yaþandýðý günümüz dünyasýnda, proletaryanýn sýnýf örgütleri, iç savaþ örgütleri olarak görev yapacaktýr. Dünya proletaryasý, küresel iç savaþý kazanmadan, toplumsal kurtuluþunu gerçekleþtiremez. O halde, küresel iç savaþ ve bu savaþý kazanma zorunluluðu, proletaryayý her yerde buna uygun örgütler kurmaya itecektir. Yalnýzca iþçi komite ve konseyleri deðil, bütün sýnýf örgütleri, bir sýnýf örgütü olma nitelikleriyle, proletaryanýn dünya çapýndaki sýnýf savaþýnýn mücadele organlarý olarak hareket etmelidir. Dünya devrimi gün be gün olgunlaþýyor. Dünya proletaryasý devrime 54. Sayý /9-23 Kasým 2005
kendi sýnýf araçlarýyla (grev, genel grev, proleter iç savaþ, fabrika iþgalleri vb.) katýlacaktýr. Proletaryanýn sýnýf araçlarý, yine proletaryanýn sýnýf örgütlerine dayanýrsa ve onlar tarafýndan yönetilirse sonuca ulaþabilir. Devrimci ayaklanma ve iç savaþ, proleter sýnýf örgütleri tarafýndan yönlendirilirse, baþarýya ulaþabilir. Hiç þüphesiz bu sürece küçük burjuvazi ve küçük burjuva hareketler de katýlacaktýr. Proletaryanýn öncü ve yönlendirici rol oynamasý, ancak her alanda baðýmsýz sýnýf örgütleri oluþturmasýyla olanaklý olacaktýr. Ve dünya devrimi, her yerde sýnýf örgüt leri örgüt lemeyi emekçi sý ný fýn gündemine getiriyor. Proletaryanýn sýnýf partisi, iþçi sendikalarý, iþçi komite ve konseyleri, hangi sýnýf örgütü olursa olsun, dünyayý deðiþtirme hedefini önüne koymayan her sýnýf örgütü sapmaya uðramaktan kurtulamaz. Dünyayý deðiþtirme, yalnýzca geleceðin bir hedefi olarak deðil, günümüzün güncel bir görevi haline gelmiþtir. O halde, tüm günlük mücadelenin baðlanmasý gereken temel görevdir. Pek çok “komünist” partinin, “iþçi” sendikasýnýn sapmaya uðramasýnýn ve yozlaþýp daðýlmasýnýn temelinde, sýnýflarý kaldýrma hedefinden vazgeçmesi yatýyor. Bu durumda burjuvaziden ayrý ve baðýmsýz örgütlenmenin anlamý da kalmamýþ oluyor. Amacýndan uzaklaþmasý halinde, araçlar amaç haline gelir. Bu ise aracýn yozlaþmasýný ve çözülmesini getirir. O halde amaçla araçlarýn iliþkisinin doðru belirlenmesi gerekiyor. Proletaryanýn görevi, sýnýflarý kaldýrma amacýna ulaþmaktýr. O büyük amacý gerçekleþene dek, proletaryanýn baðýmsýz örgütleri, dünyayý deðiþtirmenin etkin bir aracý olarak kalacaktýr. C.DAÐLI
Yeni Evrede
Sýnýf Hareketi
Mücadele Birliði
SINIF HAREKETÝ VE SINIF BÝLÝNCÝ “Ý
þçi sýnýfýnýn kurtuluþu, kendi eseri olacaktýr.” Marksizmin bu temel ilkesi, devrimi bir komplolar ve darbeler harcý olmaktan kurtarmakla kalmýyor, ayný zamanda, bizzat iþçi sýnýfýnýn kendisine, emeðin kurtuluþu önündeki tüm engellerin kaldýrýlmasý için görev ve sorumluluklar yüklüyor. Ýster sosyalist devrim, isterse demokratik bir devrim süreci yaþanýyor olsun eðer iþçi sýnýfý her devrimci atýlýmýn öncülüðünü ele geçirmek için çok çalýþmazsa, kurtuluþ yüzü göremez. 35 yýllýk devrim tarihi boyunca, sayýsýz kez devrimin darbeleriyle sarsýlan bu sistemin halen ayakta oluþunun anahtarýný, iþçi sýnýfýnýn bilinç ve örgütlülük düzeyinde aramak gerekir. Bilinç ve örgütlülük her zaman birbirini takip etmez. Kimi zaman bilinç, örgütlülük düzeyini aþar, kimi zaman da en mükemmel örgütlenmelere raðmen, iþçi sýnýfýnýn bilinici, burjuvazi karþýsýnda eli kolu baðlý duruma gelir. 70’li yýllar, ikincisine denk düþüyorsa, þimdi yaþanan süreç de, birincisiyle örtüþüyor. Devrimci çýkýþa sahne olan 70’li yýllar, ayný zamanda iþçi sýnýfýnýn en örgütlü ve en hareketli dönemi oldu. Ýþçi sýnýfý kýsa sürede, ileri bir örgütlenme düzeyi yakalýyor, bu sayede en güçlü sermaye örgütlerini (örneðin MESS’i ) bile dize getiriyordu. Geliþmiþ bir çok kapitalist ülkenin iþçi sýnýfýný bile geride býrakan bu örgütlenme düzeyine raðmen, sýnýf hareketinin bilinci, bu düzeyin gerisinde kaldý. Hareketin odaðýnda, ekonomik mücadele ve onun yoðunlaþtýrýlmýþ ifadesi olan siyasi mücadele vardý; ama ideolojik mücadele yoktu. Hareketin baþýnda bulunan birçok sosyalist için bile, bu bir “ekmek kavgasý”ydý. Ýdeolojik mücadelede yaþanan eksiklik, sermayenin politik manevralarý karþýsýnda iþçi sýnýfýnýn elini kolunu baðladý. Zaman içinde DÝSK, Ecevit’in CHP’sinin arka bahçesi haline geldi. Ýdeolojik mücadele ve teorik kavrayýþ eksikliði, 12 Eylül gibi daha geniþ ve daha yürekli bir kavganýn gerektiði anda, iþçi sýnýfýný silahsýz býraktý. O yýllarýn eksikliðini, hareketin baþýndakilerin kavrayýþsýzlýðý ve dünya görüþüyle açýklamak, tek yanlý bir bakýþ olur. Sorunun nesnel boyutunu gözden kaçýrmamak gerekir. Ýþçi sýnýfýnýn kendi eserini tamamlayýp tamamlayamamasýnda, kendi öncüleri kadar, üzerinde hareket ettiði ekonomik-sosyal temel de etkili oluyor. 60’lý ve 70’li yýllar, sanayide ve ekonomik kalkýnmada atýlým yýllarý oldu. Barajlar, inþaatlar, altyapý çalýþmalarý, enerji, ulaþým ve haberleþme gibi toplumsal alandaki her adým, toplumsal yaþamý deðiþtiriyor, yeniden düzenliyordu. Ýþçi sý-
nýfý, sistemin yýkýcý etkileriyle henüz geniþ çapta tanýþmamýþtý, sadece bu büyüme ve kalkýnmada kendi payýna düþeni almak peþine düþtü. Kapitalist sistem, bir bütün olarak henüz emekçilerin gözünde bugünkü kadar yýpranmamýþtý. Ortaya çýkan krizlerin sorumlusu, sistem deðil, güya birkaç stokçu ya da karaborsacýydý. Buna raðmen, hýzla yükselen devrimci süreç, demokratik sorunlar üzerinde odaklanýyor, anti-faþist mücadeleyi ön plana itiyordu. Bu nedenle iþçi sýnýfý, politik arenaya anti-faþist cepheden girdi, anti-kapitalist bir cepheden deðil. DGM’lerin kurulmasý genel grevlerle engelleniyordu. Tarihin en üst düzey eylemlerinden biri olan Tariþ direniþinde bile, iþçi sýnýfýný tetikleyen anti-faþist mücadele ekseniydi. 90’lý yýllar, sistemin sürekli ve yýkýcý krizlerini de beraberinde getirdi. Ýþsizlik, özelleþtirmeler, sendikasýzlaþtýrma, sosyal güvencelerin kaldýrýlmasý, sefalet ücreti gibi, çok yönlü sermaye saldýrýlarý; iþçi sýnýfýný burjuvazinin þu ya da bu kesimine deðil, doðrudan sistemin kendisine yöneltecek bir eylemin zorunluluðunu ortaya çýkardý. Fakat bu kez iþçi sýnýfý, böyle bir eylemi örecek örgütlenmeden yoksundu. Sendika yöneticileri burjuva kampa geçmiþti. Ýþçi sýnýfý, özellikle sanayi proletaryasý, onu anti-kapitalist bir mücadele rotasýna çekecek olan geniþ örgütlenme olanaðýndan yoksun kalýnca, sermayenin yoðun saldýrýlarý karþýsýnda, kendi elindekini korumaya, yani savunma hattýna çekildi. Sistemin yýkýcý krizleri, Kürt halkýný ve yoksul semt emekçilerini sisteme karþý ayaklandýrýyor, onlarý saldýrý konumuna geçiriyor; fakat iþçi sýnýfý, kesintisiz bir mücadele içinde bile olsa, savunma hattýnda kalýyordu. Savunma Hattý Eridi Tek Çare Saldýrý Hattýný Kurmak Ýþçi sýnýfý bugün, ekonomik bunalýmýn bütün yýkýcý etkilerinden; Ýþsizlikten, sefalet ücretlerinden, her yönden yaðmur gibi yaðan sermaye saldýrýlarýndan en çok acý çeken sýnýftýr. Proletarya, þimdi tüm katmanlarýyla bu acýyý yaþýyor. Bu durumun, onun düþünsel yapýsýna yansýmamasý düþünülebilir mi? Ýþçi sýnýfý artýk, attýðý her adýmda burjuva politikasýnýn temellerine vuruyor. Tüpraþ ve Erdemir iþçilerin, burjuvazinin “yerli sermaye” diyerek allayýp pulladýðýný, “Ýþbirlikçiler” sloganlarýyla yerle bir ediyor. Serna Tekstil Ýþçileri, 3 Ekim’de yedikleri coplarla AB’nin nasýl bir yalanýn aracý olduðunu kavradýklarýný söylüyorlar. Ýþçi sýnýfýnýn bu keskin po-
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
5
Yeni Evrede
Sýnýf Hareketi
Mücadele Birliði
litik tutum deðiþimini, SEKA ve Seydiþehir iþçilerinde de görmüþtük. Acý çeken sýnýf her eylemde, burjuvazinin en temel ideolojik ve politik argümanlarýný boþa çýkarýyor; burjuva politik zeminden kopuyor. Kapitalist sistemin çok yönlü saldýrýlarý onlarý uyandýrdý; korku ve acýlarý keskin içgüdülerini de harekete geçiriyor. Ýþçi sýnýfý, en basit eyleminde bile keskin bilinciyle, ideolojik çeperi zorluyor. Bilinç, örgütlenme düzeyini aþýyor. Þimdi, sýnýf arasýnda ideolojik mücadele zemini çok daha güçlüdür. Proletaryayý bu ideolojik eðilime sokan, ekonomik koþullarýn kendisidir. Ancak, her toplumsal eðilim gibi, proleter bilincin önünü açan eðilimin önünde, pek çok engel ve sermaye tarafýndan desteklenen karþýt-eðilimler var. Yani bu eðilim, bir mücadele sürecinden, özellikle ideolojik mücadele sürecinden geçmeden, devrimci sýnýf partisinin denetimine geçmez. Sermaye sýnýfý, söz konusu eðilimi yeniden denetime alabilmek için bu kez DÝSK’i harekete geçirdi. DÝSK’in Bolu’da topladýðý “sol platform”, iþçi sýnýfýnýn baðýmsýz politik ve ideolojik çýkýþlarýný, yeniden burjuva hatta sokabilmek için oluþturuldu. Ýþçi sýnýfý, son eylemlerinde, hiçbir politik partiye güvenmediðini gösterdi; çünkü varolan partilerin ortak özelliðinin burjuva sýnýfýn hizmetkarlarý olmasýný iyice kavradý. Son genel seçimlerde en gerici partilere oy verdiðini söyleyenler bile, bir daha oy kullanmamakta kararlýlar. Tekelci burjuvalarýn Avrupa deneyimi göstermiþtir ki, iþçi sýnýfýný yeniden kontrol altýna almanýn etkin yollarýndan biri, sendikalara yaslanan bir sosyal-demokrat partinin varlýðýdýr. Böyle bir partiyi ortaya çýkarmak için DÝSK’in misyon yüklenmesi, bu açýdan anlamlýdýr. DÝSK Baþkaný Süleyman Çelebi, gerek 1 Mayýs’taki söylemiyle, gerekse 12 Eylül mitingini provake etmesiyle, burjuvazinin alkýþýný haketmiþti. Proletarya, DÝSK’in bu tehlikeli adýmlarýna karþý uyanýk olmalýdýr. Proletaryanýn baðýmsýz politik ve ideolojik çýkýþ eðiliminin önündeki tehlikeler, yalnýzca DÝSK yöneticilerinin de içinde bulunduðu burjuva kanattan gelmiyor. Oportünizm, DÝSK’in politik çýkýþ arayýþýnýn da gerisinde. Onlar hala, ücretler ve sosyal haklar cenderesinde iþçi sýnýfýný dolap beygiri gibi döndürmeye uðraþsýnlar. Oportünizmin iþçi sýnýfa yaptýðý bütün çaðrýlarýn özeti þudur: Ýþçi sýnýfý önce haklarý için eðitilecek, sonra haklarý için mücadele verecek, en sonunda da bu haklarýn güvence altýna alýnmasý için bir “mevzi kavgasý” verilecek. Ýþçi sýnýfýna karþý duyulan bu “derin” güvensizlik, nerden geliyor? Oportünizmi oluþturan siyasi hareketlerin tümü, geçmiþte ve bugünde, Türkiye’deki kapitalizmi, gerçek kapitalizm saymazlar. Bu “çarpýk kapitalizm” anlayýþýný bugün de terk etmediler. Bu çarpýk, derine inmeyen kapitalizmde, iþçi sýnýfý gerçek proleter kimliðini bulamaz. Bu yüzden oportünizme düþen görev, hedefi alabildiðine daraltmak, ajitasyonu alabildiðine sýnýrlý tutmak; baþka deyiþle, yüreksiz, heyecansýz, dar bir mücadeleye iþçi sýnýfýný hapsetmektir. Bu oportünist politikanýn Türkiye’deki babasý, müteveffa TKP’dir. TKP, zamanýnda baþarýlar kazanan, ama toplum ola-
6
rak hareketi bir üst düzeye taþýyamayan grevler dalgasýnýn üzerine binerek, DÝSK gibi yaygýn iþçi örgütlerinde belirgin bir etki kurmuþtu. Bugünün reformist ve oportünistleri, 30 yýl önce yürünen ve aþýlan bu yollarý yeniden yürümekle, proletaryanýn bilinç yükseliþinin önüne engel oluyorlar. Ýþçi sýnýfýnýn kurtuluþunun kendi eseri olacaðý, bugünkü acýlar ve yoksunluklarýn ortasýnda, sermaye sýnýfýnýn ekonomik-siyasi egemenliðinin bulunduðu; tüm kapitalist sistemin artýk üretim iliþkileriyle üretici güçler arasýnda cereyan eden çatýþmalarýn yýkýcý etkisinde olduðu, þimdi daha yaygýn, daha yürekli ve daha yüksek perdeden seslendirilmelidir. Ve daha da önemlisi, geniþ emekçi yýðýnlarýn her geçen gün hýzla düzenden koptuklarý, sistemin deðiþmesinin zorunluluðu olduðu bilincine daha yaygýn olarak vardýklarý; ve eðer tüm emekçi sýnýflarýn hareketinin öncülüðünü devralmazsa; baþlamýþ olan ayaklanmaya örgütlü-düzenli bir biçim vermek için gerekli ivedi hazýrlýklara hemen giriþmezse, iþçi sýnýfýnýn kurtuluþ yüzü göremeyeceði anlatýlmalýdýr. Ýþçilerin burjuva önyargýlardan, yalan ve demagojilerden, bizzat eylem içinde kopuþtuðu bu dönemde, proletaryanýn devrimci sýnýf partisinin her adýmý, daha güçlü bir etkiye sahip olacaktýr. Bilinç, örgütlülük düzeyini aþmýþtýr. Þimdi örgütlülük, bu bilinç düzeyini yakalamak zorundadýr.
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
Yeni Evrede
Ekonomi
Mücadele Birliði
EV KIÇA ÝRAC ISATASFAS ”ÇNÝRÝP SAT RÝB“
M
arx, kapitalist ülkeler için yoksulluðun fiili büyüklüðü ile resmi istatistikler arasýndaki iliþkiyi yanýltýcý olarak betimliyordu. Bu, tam da Türkiye kapitalizminin bugününü anlatýyor. Hükümetin bakanlarý ve burjuva ekonomistler, türlü türlü istatistiklerle ekonominin iyiye gittiði, büyüme rekorlarý kýrýldýðý, enflasyonun sýfýr seviyelerine çekildiði hatta eksi enflasyon gerçekleþtiði yönünde açýklama üstüne açýklama yapýyor, yazýlar yazýyorlar. Bu, bize mezarlýktan geçerken ýslýk çalanlarý hatýrlatýyor. Zira gerçek durum bunun tam tersi. Aslýnda itiraf ettikleri iki þey var ki, bu bütün yalanlarýný ele veriyor. Birincisi, dýþ ticarette cari açýðýn sürekli büyümesi ve bununla baðlantýlý olarak iç-dýþ borçlarýn artýþý; diðeri ise borsadaki gerçekçi olmayan yükseliþ. Önce cari açýk. Dýþ ticarette, yani dünyanýn çeþitli ülkeler arasýndaki ticarette, dünya pazarý için satýlan mallar toplamý ile satýn alýnan mallar toplamý her zaman birbirine eþittir. Burada bir açýk ya da fazla, ancak tek tek ülkeler için olur. Cari açýk ya da fazla olmasý için bu açýk ya da fazlanýn bir baþka ülke tarafýndan dengelenmesi gerekir. Birileri açýk veriyorsa, baþka birileri mutlaka fazla veriyordur ya da tersi. Türkiye’nin dýþ ticarette cari açýðýnýn büyümesi, bu açýðý dengelemek için iç ya da dýþ piyasalardan sürekli olarak borçlanmasýný getiriyor. Borçlarýný ödemek için yeniden borç alýyor. Sonuç, borçlarýn kaçýnýlmaz büyümesi. Her borç vadesi doldukça, Türkiye yeni borçlar arýyor. Bunu da borsada buluyor. “Sýcak para” diye adlandýrýlan spekülatif sermaye, kýsa vadeli yüksek faizli giriþ-çýkýþlarla burada kaynak oluyor. Yüksek kâr getiren bu iþlem borsa spekülatörlerinin kasalarýný doldururken, Türkiye aný kurtaran, ama daha da büyüyen bir borç bataðýnda çýrpýnmaya devam ediyor. Borsalardaki bu gerçekçi olmayan yükseliþ sürmelidir, köpük büyümelidir. Ancak bu olduðu sürece Türkiye döviz ihtiyacýný karþýlayabilir, borçlarýný Ali’den alýp Veli’ye vererek biraz daha idare edebilir. Ta ki, bu deniz kuruyana, borsaya sürecek bir þeyi kalmayana dek. Ya da þöyle diyelim, ekonomi tamamen emperyalist tekellerin elinde toplanýncaya ya da kapitalist üretim biçimine bir toplumsal devrimle son verilene kadar. Bu süreçte Türkiye’de küçük, orta hatta büyük mülk sahiplerinin önemli bir kýsmý mülksüzleþecek, zenginlik, sermaye birikimi biçiminde emperyalist tekellerin kasalarýna akmayý sürdürecektir. Hükümet ve ekonomi uzmanlarý, cari açýðý kapatabilmek için ihracatýn artýrýlmasý; ithalatýn düþürülmesi gerektiðini söylüyorlar. Ýhracatý artýrabilmek için önerdikleri ise iþ-
çi ücretlerinin düþürülmesi; böylelikle, üretim maliyetleri düþecek, Türkiye’nin ürettiði mallar dünya pazarýnda rekabet edebilecekmiþ… Ýþçi ücretlerinin düþürülmesi iki sonuca yol açar. Önce iç pazarý daraltýr; zaten krizde olan Türkiye kapitalizmi kendi pazarýný da kendi eliyle daraltacaðýndan, tam bir uçuruma sürüklenir. Ücretlerin düþüþü, halkýn alým gücünü düþürür; sefalet, yoksulluk, açlýk daha da artar; zaten sert sýnýf savaþlarýna sahne olan bu topraklarda devrim daha da hýzlanýr, güçlenir. Sermayenin sözcüleri ve hükümet bu kez, ücretlerinin düþürülmesini farklý ifade ediyor. Temmuz 2005 sonlarýnda devlet bakaný Kürþat Tüzmen, “Türkiye’nin ihracatýný artýrmasý için kendi Çin’ini yaratmasý gerek. Çin’de iþçiler bir tas pirinçle mutlu olurken, bizim iþçimizin cebinden cep telefonu ithal sigara eksik olmuyor” diyordu. Daha sonra diðer hükümet üyelerinden katýlan bakanlar da oldu bu söyleme. Kürþat Tüzmen’e göre cep telefonu, ithal sigara gibi mallarý alýp tüketemeyecekleri kadar bir ücretle iþçiler çalýþtýrýlmalý, ithal mallarýn tüketimi kýsýlmalý, “bir tas pirinç” ücretine çalýþtýrýlan iþçilerin ürettiði ürünler de dýþarýya satýlarak cari açýk kapatýlmalýymýþ!!! Neresinden tutsan elinde kalacak laf salatasý. ABD, AB ve Japonya gibi emperyalist merkezlerin “silikon vadilerinde” ürettikleri bu harikalarýn, çok çeþitli, çok fonksiyonlu cep telefonlarýnýn ve sigaralarýnýn Türkiye pazarýný daraltmalý, diyor bakan. Onun niyetinden baðýmsýz, söylendiðinin en düz, en açýk anlamý bu. Baðýmlý bir ülkede böyle bir pazarý emperyalist tekellere kapatmaktan bahseden bir hükümetin bir daha asla hükümet olamayacaðýný ve bir punduna getirilip hükümetlerin devrildiðini, devrileceðini henüz öðrenemediyse kýsa sürede öðrenecektir nasýlsa. Zaten bizim burada üzerinde durmak istediðimiz meselenin bir baþka yaný. Geçerken bunu da belirtelim dedik. Bakan Tüzmen, bu sözleri Ankara’da sanayicilerle yaptýðý bir toplantýda söylüyor. Aslýnda bu görüþler daha önce Ankara Sanayiciler Odasý Baþkaný Zafer Çaðlayan’ýn ifade ettiði görüþlerdi. Bu kez, burjuva sýnýfýn bu hayalini hükümet adýna dile getirdiler. Birkaç ay önce ASO’nun “Bölgesel Asgari Ücret” raporunda bu görüþler dile getirilmiþti. Üstelik IMF’nin Türkiye Masasý Þefi Anna Kruger de, asgari ücretin yüksek olduðunu, düþürülmesi gerektiðini hükümete yeni dikte ettirmiþti. ASO’nun raporunda Çaðlayan, “Doðu’da Ýstanbul, Ankara gibi büyük kentlerde uygulanan asgari ücretin aynen uygulanmasýna gerek olmadýðýný, daha düþük tutulmasý gerektiðini” belirtip, “gelin Doðu’yu Tür-
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
7
Yeni Evrede
Ekonomi
Mücadele Birliði
kiye’nin Çin’i yapalým” diye de eklemiþti. Burada konunun daha açýk anlaþýlmasý için asgari ücrete deðinilmesi gerekiyor. Ücret, emek gücünün fiyatýdýr. Kapitalizmde bir meta haline gelen emek gücünün deðerini de, týpký diðer metalar gibi, yeniden üretimi için gereken ortalama emek miktarý belirler. Yani iþçinin ertesi gün de ayný biçimde çalýþabilmesi için gereken toplam tüketim mallarýnýn karþýlýðý, ücreti oluþturur. Asgari ücret ise adý üstünde, bunun en azý, asgarisidir. Yani yaþayabileceði asgari ücret; yani asgari yiyecek, giyecek, barýnma, ýsýnma vb. toplamýdýr. Yoksa bakanýn dediði gibi “bir tas pirinç” deðil. Sermayenin ve burjuva hükümetlerin eðilimi, her zaman bu ücretin, iþçi sýnýfýnýn üretimden aldýðý payýn sýfýra doðru düþürülmesi yönündedir. Ama bu doðal olarak imkansýzdýr. Belirli bir sýnýrýn altýna düþürüldüðünde insanýn yaþamasý imkansýz hale gelir. Zaten ücretlerin düþük olduðu pek çok baðýmlý ülkede, iþçi sýnýfýnýn ömrünün dünya ortalamasýnýn altýnda olduðu bir sýr da deðil. O sadece bakanýn bir hayalidir. Biraz önce söylediðimiz, yaþamasý için gereken en alt sýnýrýn miktarý ve çeþitliliði ise tarihsel olarak verili olan bugünün toplumsal-kültürel koþullarýnda sýnýflar mücadelesiyle, karþýt sýnýflar arasýndaki güç iliþkilerine göre belirlenir. Yoksa öyle “bir tas pirinç” safsatalarýyla deðil. Çin açýsýndan karikatürize ederek “bir tas pirinç” diye i-
fade ettikleri, gerçek durumu ifade etmediði gibi, gerçeðinin üzerini örtmek için ortaya atýlmýþ koca bir yalandýr. Her ne kadar 90’lý yýllarla birlikte Çin’in emperyalist-kapitalist sistemle entegrasyonu yönünde adýmlar atýlsa da, hatta son dönemde bu yönde önemli mesafe alýnmýþ olsa da, daha önceki dönemden varolan eðitim, saðlýk, konut, ýsýnma, ulaþým vb. vb. gereksinmeler halen ya ücretsizdir ya da ücretlerin %5’ini bulmayan harcamalarla karþýlanabilir düzeydedir. Bu tarihsel-toplumsal koþullar bir anda yok sayýlýp göz ardý edilerek söylenen bakan Tüzmen’in yukarýdaki sözleri bir safsatadan ibarettir. Ýster hükümet olsun ister burjuvazinin dahi ekonomi uzmanlarý olsun, onlar ne kadar iþlerin yolunda gittiðine dair masallar anlatýyor olurlarsa olsunlar, emperyalist-kapitalist sistemin çöküþ süreci bizde de kapitalizmin yapýsal krizini, çöküþünü derinleþtirirken, ayný zamanda devrimin zaferi için gereken koþullarý, yeni ve daha ileri bir toplumun kuruluþu için gereken bütün koþullarý biriktiriyor, olgunlaþtýrýyor, bir araya getiriyor. Sýnýflar savaþýnýn bu kadar sert geçtiði bir aþamada sermayenin ve hükümetinin ücretleri düþürmeyi gündeme getirmesi, sermayenin aklýný yitirdiðinin bir kanýtý. Ne yaparlarsa yapsýnlar, devrimi güçlendirmekten, yýðýnlarý devrim saflarýna itmekten baþka hiçbir sonuç vermiyor. Devrim her gün binbir yoldan kendini belirginleþtiriyor, gösteriyor.
EMEKLÝ-SEN’DEN MEKTUP GÖNDERME EYLEMÝ VE BASIN AÇIKLAMASI
1
5 Eylül 2OO5 tarihinde Ankara’da toplanan Emekli-Sen þube örgütleri Çalýþma ve Sosyal Güvenlik Bakanlýðýna toplu sözleþme taslaðýný iletmiþ ve Basýn açýklamasý yapmýþlardý. Ayrýca olumlu yanýt alamazlarsa eylemlerinin devam edeceklerini de bildirmiþlerdi. Ýzmir’de 4 þubesi olan Emekli Sendikasý’nýn bütün þubeleri eylemlerinin devamý olarak; 17 Ekim 2OO5 tarihinde, SSK önünde toplanýp postane önüne yürüdüler. Emekliler “Toplu Sözleþme Hakkýmýzý Ýstiyoruz” yazýlý pankart önünde basýn açýklamasý yaptýlar. Basýn açýklamasýnda toplu sözleþme taslaðýna cevap beklediklerini iç yasal düzenlemelerinin hazýrlanmasýnýn geciktirilerek toplumun örgütlenmesinin engellenmek istendiðini, muhatap alýnma mücadelesinin devam edeceðini bildirdiler. Açýklamada, “Ýzmir milletvekillerine ve TBMM Baþkanýna mektup gönderiyoruz mektuplarýmýza yanýt alamazsak sendikamýzý muhatap alan statü yasa tasarýsý meclis gündemine alýnmazsa 22 Kasým günü TBMM’ye yürüyeceðiz” denildi. Basýn açýklamasý okunurken “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz”, “Yaþasýn Örgütlü Mücadelemiz”, “Sendika Hakkýmýz Söke Söke Alýrýz”, “Sefalete Teslim Olmayacaðýz” sloganlarý atýldý.”
8
Basýn açýklamasý ardýndan postaneden milletvekillerine ve meclis baþkaný Bülent Arýnç’a iletilmek üzere ekonomik taleplerin yazýlý olduðu mektuplar Postaya verildi. Buradan bir gurup emekli, Basmane’deki temizlik iþçilerinin eylemine destek vermek amacýyla Belediye önüne gitti. Konak Belediyesinin Taþeronlaþtýrmaya ve Sendikasýzlaþtýrmaya karþý yapmýþ olduðu Basýn açýklamasýna katýlan Emekliler büyük bir coþkuyla, alkýþlarla karþýlandýlar. Yine burada da “Yaþasýn Sýnýf Mücadelemiz” sloganlarý atýldý. Burada yapýlan basýn açýklamasýnýn ardýndan daðýlýndý.
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
Mücadele Birliði/ÝZMÝR
Yeni Evrede
Ayaklanma
Mücadele Birliði
ARTIK SÝYASETÝN DÝLÝ FRANSIZCA “Paris Paris ýþýk þehri Ýhtilal þehri” Paris’te yine isyan var. Ayaklanma var. Polisin kovaladýðý iki göçmen iþçinin ölümü, göçmenlerin yaþadýðý banliyölerin alev alev yanmasýna yetti. Son ikiyüzyýlýn ihtilaller kenti Paris, bir defa daha ayaða kalktý. Modern çaða damgasýný vuran büyük devrimin mimarý baldýrý çýplaklar, bu kez, göçmen iþçilerde cisimleþti. Ve Paris bir anda tüm gözlerin çevrildiði kent oluverdi. Paris, tüm dünyaya yine siyasetin Fransýzcasýný öðretiyor. Fransýz burjuvazisi olaylarý polisiye önlemlerle bastýrmaya koyuladursun, yangýn sürekli büyüyor. Öfkeli göçmen iþçilerin ateþe verdiði araç sayýsý her geçen gün artýyor. Komün döneminde alev alev yanýyordu Paris. Yangýnlar, komüncülerin savunma silahýydý. Bugün yine alev alev yanýyor. Bu defa sefaletin savunma ve intikam aracý olarak... Devrim yangýný uzunca bir süredir yerküremizin her bölümünü etkisi altýna alýyor. Hiçbir toprak parçasý, kapitalizmin egemenliði altýndaki hiçbir coðrafya, bu yangýndan azade deðil. Belli bir süredir bizzat dünyanýn baþkentleri kalkýþmalarýn baþlangýç noktasý. Bu olaylarý gelip geçici ve birbirinden baðýmsýz olgular olarak gören ortalama bilinç ne kadar da zavallý! Veya bu devrimci fýrtýnanýn dünyada kol gezdiðini görüp kendi yaþadýðý ülkeyi bundan uzak varsayan bir sosyalistlik ne kadar aciz! Dünyanýn dört bir yanýnda farklý gerekçelere, farklý “genel bahanelere” sahip kalkýþmalarýn, bir dönemin belirtisi ve sonucu olduðunu görememek, bunun sýnýflar savaþýmý ve dünya/insanlýk tarihi açýsýndan yepyeni bir koþullar bütünü olduðunu görememek... Ne acýnasý bir körlük! Bunun bir bütün olarak yeninin, sýnýfsýz toplumun doðum sancýlarý ve dünya devriminin farklý görüngüleri olduðunu anlayamamak ve kendi ülkesinin de bu zincirin bir halkasý olarak ayný genel koþullarý yaþadýðýný idrak edememek ne þaþýlasý sýðlýk! Olaylar, hiçbir kuþkuya yer býrakmayacak denli açýk bir þekilde kanýtlýyor ki, son örneðini Paris’te gördüðümüz geliþmeler, bir dünya devriminin, küresel bir altüst oluþun, küresel ölçekte süre giden iç savaþýn yerel kapýþmasý-
dýr. Ne raslansal bir geliþmedir, ne gelip geçicidir. Kapitalizmin ilmek ilmek ördüðü bir sürecin kaçýnýlmaz sonuçlarýdýr. Yeni evrenin tipik olgularýndan biridir. Kapitalist sistem insanlýðý bir uçurumun kenarýna getirdi. Yok oluþa sürüklüyor. Doða ve insan kapitalizmin yarattýðý bu yazgýya, bu saçma yok oluþa karþý isyan ediyor. Bu kapýþma çok sert ve sarsýcý. Bir ölüm kalým savaþý. Bu bir iç savaþ. Küresel iç savaþ! Doðanýn yýkýma uðramasýndan bahsedildiðinde her þey açýk. Herkes bunu görüyor, anlýyor. Kapitalizmin, üretici güçleri yýkýma uðratmasýndan bahsedildiðinde, bu o kadar kolay anlaþýlmýyor. Üretici güçler dendiðinde sadece makineleri, üretim araçlarýný anlayan mantýk, bu olguyu çözemiyor. Oysa emek, teknolojik geliþme her adýmda onu geri plana itmesine, basit bir yardýmcý ve hatta denetçi konumuna sürüklemesine raðmen, kapitalizm koþullarýnda temel bir üretici güçtür. Deðer ona göre belirlenir. Artý-deðer (ve dolayýsýyla kar) ücretli emeðin ürünüdür. Ve kapitalizm, kapitalizm olarak var oldukça, ücretli emek var olmak ve sermaye tarafýndan sömürülmek zorundadýr. Bu durum, sermayenin teknolojik geliþmeyle arasýndaki paradoksal çeliþkidir. Teknik geliþme, insanlýða, birkaç saat çalýþma karþýlýðýnda tüm ihtiyaçlarýný karþýlama imkanýný sunarken, sermaye, sýnýrlý sayýda iþçinin 14-16 saate varan çalýþtýrýlmasý karþýlýðýnda milyonlarca iþçiyi iþsizliðe, ölüme mahkum etmek zorundadýr. Böylece insan toplumunu yok oluþun eþiðine sürükler. Öte yandan, iþsizliðe mahkûm ettiði bu milyonlarýn “iþ”e saldýrýsý, karnýný doyurmak için en acýmasýz þartlarda en düþük ücretlere çalýþmaya razý olmasý sermaye sýnýfý açýsýndan yüksek kar marjlarý demektir. Kapitalist geliþmenin kýrlarý çözerek serbest kalan nüfusu düzensiz bir þekilde kentlere yönlendirmesi ve düzensiz dev kentlerin oluþmasý nasýl ki sanayinin ihtiyaç duyduðu ucuz iþgücünü sunuyorsa, geliþmiþ kapitalist ülkeler için de yoksul baðýmlý ülkelerden akýn akýn gelen “umut yolcularý”, sermayenin ihtiyaç duyduðu ucuz iþgücü deposunu oluþturuyor. Bu ülkelerde iþçi sýnýfýnýn yüz yýllýk mücadelelerle elde ettiði sosyal ve ekonomik haklarý bertaraf etmenin ve ihtiyaç duyulan ucuz iþgücünü saðlamanýn en etkili yoludur kaçak göçmen iþçiler. En saðlýksýz koþullarda en az ücrete çalýþacak ve oradaki iþçi ücretleri üzerinde bir baský unsuru olacak kesimdir. Ve bu durum, sermayenin de bizzat kýþkýrtmasýyla bu ülkelerde “yabancý düþmanlýðý”nýn, her türden neo-nazi hareketin maddi zeminini oluþturuyor. Yýllar yýlý kaçak göçmen iþçi akýnýný engellemeye çalýþtýklarýný iddia eden, hatta bu doðrultuda yasalar çýkaran sermaye, sanki bu
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
göçü doðuran kendisi deðilmiþ gibi davranýyor. Ve bu göçmen iþçiler inanýlmaz, tek kelimeyle inanýlmaz þartlarda bir yaþam mücadelesi veriyorlar. Ýçinde bulunduklarý sefaleti anlatmaya kelimeler yetmez. Yüzelli yýl öncesinin “vahþi kapitalizm”i bile iþçileri bu þartlarda yaþamaya mahkûm etmiyordu. Böylesi vahþi sömürüye tabi olan kaçak göçmenler, bu da yetmiyormuþ gibi sürekli bir polis baskýsýna, faþist saldýrýlara maruz kalýyorlar. Bu þartlar týpký nazilerin yahudi gettolarý gibi modern kentlerin varoþlarýnda (banliyölerde) göçmen gettolarýnýn oluþmasýna sebep oluyor. Bir cüzzamlý gibi, bir vebalý gibi toplumun dýþýna itilen, ama ekonomik varlýðý sermaye için bir kazanç kapýsý olan bu insanlar, bu modern çaðýn lanetlileri, yeryüzünün tüm ezilenleri gibi, tüm emekçileri gibi, bilincinde olsunlar ya da olmasýnlar, kapitalist sisteme (kapitalist topluma) karþý öfke biriktiriyorlar. Ve bu öfke, herhangi bir “genel bahane”ye kavuþtuðunda engel tanýmaz bir tahrip edici güç olarak sokaklara iniyor. Son olaylarda bu, iki göçmen iþçinin ölümü oldu. Baþka bir yerde baþka bir gerekçe olacaktýr. Ama öfke ve peþinden gelen patlamalar asla deðiþmeyecektir. Yarýný olmayan bir güç olarak sermaye, paradoksal çeliþkiler yýðýný içinde, her adýmda bu tahrip güçlerini harekete geçmeye zorlayacak ve kendi ayaklarý altýndaki zeminin, kapitalist toplumun havaya uçurulmasýna kadar bu böyle sürüp gidecektir. Hiçbir yasa, hiçbir hükümet, hiçbir polis kuvveti bu eðilimi durduramaz. Ya tüm bir toplum ve doða yok olur, ya da eski toplum havaya uçurulur ve yeni bir toplum kurulur. Geliþmeler yerküremizin her köþesinde bu noktaya doðru hýzla gidiyor. Paris’teki olaylar tekil deðil. Ne de öylesine patlak verdi. Hayýr. O, bir toplumsal iliþkiler bütününün, kapitalizmin evriminin kaçýnýlmaz sonucu olarak doðdu. Ve kapitalizm, kendi evriminin bu kaçýnýlmaz sonuçlarýný engelleme gücüne sahip deðil. Bu çeliþkiler, bu paradoks, ancak artýk usdýþý olan bu toplumsal yapýnýn, kapitalist düzenin aþýlmasýyla çözülebilir. Yaþamýn hükmü budur. Paris, siyasetin Fransýzcasýyla dünya burjuvazisini bir kez daha uyardý: Baldýrý çýplaklar ayaða kalkýyor!
9
Yeni Evrede
YÖK
Mücadele Birliði
’68’LERDEN BUGÜNLERE ÖÐRENCÝ HAREKETÝ VE YÖK
1
968’lerde dünyanýn hemen her yerinde ayaða kalkan öðrenci hareketi, bizlere ýþýk tutuyor. Denizler, Sinanlar, Taylanlar ve daha birçok devrimci, komünist öðrenci önderleri... Onlar “parlamento dýþý muhalefetin” ateþini yaygýnlaþtýran öðrenciler, burjuvaziye kan kusturmuþlardýr. Nesnel koþullar gösterdi ki; kapitalist sistemde parlamentolar da, mahkemeler de, yasalar da sermayedarlarýn isteðine göre þekillenir. Denizlerin TÝP’ten ayrýlmasýnýn ana nedenlerinden birisi de budur. Eðer bu bozuk, köhne sistemi yýkýp, yerine sosyalizmi kurma gibi bir niyetimiz varsa; sistem sýnýrlarýnýn dýþýnda bir savaþ vermemiz þarttýr! Sol-sosyalist söylemlere ne kadar da yer verse bir yasal parti, sistemin içinde çürüyüp gitmeye mahkûmdur. “Parlamento dýþý muhalefet”, illegaliteyi ve silahlý mücadeleyi de beraberinde getirmiþtir. Ve böylece THKO kurulmuþtur. Denizlerin önderlik ettiði bu hareket, öðrenci hareketinin ne denli önemli olduðunu bir kez daha anlatýyor bizlere. Onlar Türkiye-Kürdistan devrimci hareketine yeni bir boyut kazandýrmýþlardýr. 68 öðrenci hareketinin en önemli yanlarýndan birisi de; bu hareketin üniversite duvarlarýna sýkýþýp kalmamasýdýr. Salt öðrenci sorunlarýyla ilgilenen bir hareketin baþarýsýz olacaðýný anlayan öðrenciler, iþçi-emekçi eylemlerinde, zindandaki siyasi tutsaklar için yapýlan eylemlerde ön saflarda mücadele etmeyi bilmiþlerdir. Zaten devrim, tüm sorunlar için ayrý ayrý mücadele ederek deðil; ortak bir kavga vererek iþçi sýnýfý ve emekçilerin mücadele birliðini güçlendirerek kapitalist sistemin yýkýlmasýyla olacaktýr. Öðrencilik sorunlarý, fabrikadaki bir iþçinin sorunlarýndan baðýmsýz deðildir. Saðlýk, ulaþým vb sorunlarý, zindandaki devrimcilerin sorunlarýndan farklý olarak algýlanmamalý. Ancak tek bir hedef göstererek, devrim paydasýnda birleþerek sýnýfsýz, sömürüsüz günlere ulaþabiliriz. ’71 silahlý çýkýþýndan sonra devrimci hareketin bu kadar yükselmesi burjuvaziyi tedirgin etti ve ordu alabildiðince faþist, alabildiðince vahþi bir darbeyle devrimci önderleri zindanlarda, iþkencehanelerde, daraðaçlarýnda katletti. 1968’lerdeki devrimci hareketi, bir daha ayaða kalkamayacak þekilde yendiðini sanan burjuvazi aradan fazla bir zaman geçmeden bu kez 1978 hareketine rastladý. Sadece on yýl sonra gerek devrimci öðrenciler, gerek iþçi-emekçiler mücadeleyi yükseltmek için savaþý tekrardan canlandýrdý. Yine burjuvazinin karþýsýna dikilerek: “Buradayýz ve senin yoz düzenine, egemenliðine son vereceðiz!” diye haykýrdýlar. 68’lerden aldýklarý kýzýl bayraðý tekrardan dal-
10
galandýrmak için meydanlarda eylemleri yükselttiler. Burjuvazi egemenliðini biraz daha uzatmak için tekrardan bir faþist darbe yaptýrdý orduya. 1980 darbesi, faþizmi, devletin tüm organlarýna yerleþtirmeyi amaçlamýþtý. Yani faþizmi kurumsallaþtýrmaya yöneldi. Böylece devrim hareketini bastýrmak için, yine birçok devrimci, iþçi-emekçi katledildi meydanlarda, zindanlarda, daraðaçlarýnda... Binlerce kitap yakýldý, yok edildi. Halkýn düþünmesini, sorgulamasýný istemeyen burjuvazi, bunun için elinden geleni yaptý. Ýnsanlarý kitap okuduklarýndan dolayý zindanlara attý, iþkencelerden geçirdi ve bu süreç hala devam ediyor. Öðrenci hareketini kontrol altýna almak için YÖK’ü oluþturdu. Onun aracýlýyla üniversitelerde faþist rektörleri, öðretim görevlilerini çoðalttý ve birçok demokrat öðretmenleri ya görevlerinden aldý, ya da sürgüne gönderdi. YÖK birçok devrimci, demokrat öðrencinin düþünceleri yüzünden okuma hakkýný elinden aldý, onlara saçma sebepler göstererek soruþturmalar açtý. “Ýdeolojik halay” çektikleri, düþüncelerini anlattýklarý, faþist içerikli ders kitaplarýný protesto ettikleri için saldýrýlarýný arttýrdý. Þimdilerde öðrenci hareketine baktýðýmýzda; YÖK’ün hala üniversitelerdeki baskýsýný rahatlýkla görebiliriz. Yeni çýkarýlan yasalar, öðrenimi engellemek için yapýlan türlü oyunlar, eðitimin gitgide özelleþmesi ve sonucunda iþçi-emekçi kökenli halka öðrenim kapýlarýnýn bir bir kapanmasý... Tüm baskýlara raðmen öðrenci hareketini kontrol altýna alamadýlar. Gerek liseli, gerekse üniversiteli gençlik kapitalist sisteme karþý, sosyalizm yolunda ilerliyor / ilerleyecek. 68’lerden günümüze kadar gelen bu mücadeleyi; birçok devrimcinin bedel ödemesine borçluyuz. Önderlerimizin tavizsiz kavgasýndan dersler çýkararak yürüyoruz gelecek güzel günlere... Yine bir 6 Kasým’ý gösteriyor takvim. Yani TC faþizminin, üniversiteler üzerindeki en büyük engeli olan YÖK’ün kuruluþ yýldönümünü. 6 Kasým 1981’de kurulan YÖK’ün daðýtýlmasýnýn bir devrim sorunu olduðu ortada. Üniversitelerimizi kurtarmanýn yolu, kapitalist sisteme karþý savaþmaktan geçiyor. Yoksa sadece “YÖK kaldýrýlsýn vb” türünden politikalarla bir yere varýlamaz. Bu tip politikalarla hareket eden ortalama sol, reformlara takýlýp kalmýþtýr. Onlara göre üniversite sorunlarýný çözmek için, öðrenci sorunlarýyla; insan haklarý ihlallerini ortadan kaldýrmak için, AB mahkemelerine dayanarak, iþçilerin sorunlarýna çare bulmak içinse, ekonomik sorunlarla mücadele etmek esastýr. Demokratik haklar, özgür düþünce vb. üzerine
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
mücadele yürütmeye çalýþmanýn yeterli olmadýðýný söyledik ve söyleyeceðiz. Nesnel koþullar bunu ispat ediyor. Politik özgürlük kazanýlmadan, akademik özgürlüðün kazanýlmayacaðý gerçeði, günden güne daha bir net ortaya çýkýyor. Yani üniversitelerdeki faþizmi ortadan kaldýrmak için, Türkiye ve Kürdistan’daki faþizmi ortadan kaldýrmak gerekiyor; faþizmi ortadan kaldýrmak ve emek sömürüsünün son bulmasý için de devrimimizin baþarýya ulaþmasý þarttýr! Bizler Devrimci Öðrenci Birliði olarak, Denizlerden aldýðýmýz bayraðý, yine onlarýn mücadelesindeki yýlmazlýðý, kararlýlýðý ve devrime olan inançlarýna baðlý þekilde sürdürüyoruz. Burjuvazi, önderlerimizin karþýsýna her fýrsatta askerini ya da polisini çýkararak, devrimci öðrenci mücadelesini bitirmeye çalýþmýþsa da, onlar saldýrýlara, katliamlara papuç býrakmadýlar; çünkü tanýyorlardý düþmanlarýný ve onun sermayesine sermaye katabilmek için ne denli canavarlaþacaðýný. Tüm bunlara raðmen her eylemde “evlerinde aðlayanlarýn gözyaþlarýna” bakmadan, en önde yürüdüler kapitalizmin, emperyalizmin üzerine... Ve gerek 68, gerekse 78 kuþaðý öðrenci hareketinde; düþünen ve düþünceleri doðrultusunda hareket eden öðrencilere yaptýðý zorbalýklarý bugün de fazlasýyla yapýyor. Üniversitelerdeki organize edilen faþist saldýrýlardan tutun da; soruþturmalara, uzaklaþtýrmalara ve öðrenim hakkýnýn engellenmesine kadar... Burjuvazi ve onun paralý uþaklarý þunu bilsinler ki; bizler de önderlerimiz gibi dikileceðiz karþýlarýna, önderlerimiz gibi durdurak bilmeden devrim için savaþacaðýz, sýnýfsýz sömürüsüz bir dünya hedefimize ulaþmak için insanlara hep, iþçilerin-emekçilerin-öðrencilerin mücadele birliðinin kurulmasý gerektiðini anlatacaðýz. “Akýn var akýn, güneþe akýn Güneþi zaptedeceðiz, güneþin zaptý yakýn!” Tüm öðrencileri Devrimci Öðrenci Birliði saflarýna davet ediyoruz. Beraberce, hep birlikte mücadeleyi yükselterek bu sömürü sistemini alaþaðý etmek, sosyalizm yolunda ilerlemek için... Devrimci Öðrenci Birliði 7 Kasýmda Ankara’da, Kýzýlay meydanýna yürüyecek. YÖK yasasýnýn kaldýrýlmasýna deðil; YÖK’ü YEK’i ve üniversitelerimize hakimiyet kurmaya çalýþan tüm faþist odaklarý daðýtmak için yürüyeceðiz. Tüm öðrencilere çaðrýmýzdýr!
ÜNÝVERSÝTELER DEVRÝMLE ÖZGÜRLEÞECEK! , ANADÝLDE EÐÝTÝM DEVRÝMLE GELECEK! ÝZMÝR DÖB
Yeni Evrede
Dergi Çalýþmasý
Mücadele Birliði ,
“ÝÞÇÝLERÝN EMEKÇÝLERÝN SESÝ MÜCADELE BÝRLÝÐÝ OKUYUN!” Bir sayý daha ellerinde duruyordu… Bu defaki sayýnýn çýkmasý epey problemli olmuþtu. Aklýna, daha 1-2 sayý önce yayýnlanmýþ olan, derginin ilk çýktýðý günler ve dergi bürosunun ilk kurulduðu dönemleri anlatan bir okur yazýsý geldi… O günleri düþündüðü zaman bugünlerin zorluklarý, yorgunluklarý devede kulak kalýyordu… Ya da baskýnlar, operasyonlar sonrasý bilgisayarlara, arþivlere el konulup büro çalýþanlarýnýn tutuklandýðýnda derginin tekrar çýkartýlabilmesi için katlanýlan sýkýntýlar ve fedakârlýklarýn yanýnda… Çoðu zaman bir habere muhabir olarak gidilmesiyle baþlardý süreç… Bazen de iþçilerin, emekçilerin, öðrencilerin, daðýtýmcýlarýn, okurlarýn kendi çabalarýyla derleyip, yazýp getirdikleri yazýlarla, resimlerle baþlardý… Gelen teorik yazýlarý da ekleyince ilk güçlük baþlýyordu: aralarýndan seçim yapmak. Sonrasý çoðunlukla teknik iþler artýk. Ellerine ulaþan yazýlarý dergi sayfalarýna dökmek… Bugünün imkânlarýyla bu 1-3 günlük bir zaman dilimi… Ancak eski dergi çalýþanlarýnýn anlattýklarýndan þunu çok iyi biliyordu ki, bu çalýþmanýn bir hafta ya da 10 gün sürdüðü dönemler de olmuþtu. Kimi zaman tek bilgisayarla çalýþýldýðý, að baðlantýsýyla baðlý iki bilgisayarda ayný anda bir programýn çalýþtýrýlamadýðý, dergi kapaðý hazýrlarken iki komut arasýnda çay sigara molasý verilebildiði koþullarda çýkarmýþtý fedakâr arkadaþlarý bu dergiyi… Büro ilk defa oluþturulurken, nasýl, ihtiyaç olan her malzeme bin bir emekle bir araya getirilmiþse, her polis baskýnýndan sonra gene ayný çaba, fedakârlýk ve emekle baþtan kurulmuþtu dergi bürosu ve 15 yýlýný geride býrakmýþtý. Ýnsanlarýn birkaç sayýdan fazlasýnýn çýkamayacaðýna inandýklarý dergi, 15 yýl boyunca, büyük operasyonlara, alýnan darbelere, pek çok yazý iþleri müdürünün tutuklanmýþ olmasýna raðmen, aksamadan okurlarýna ulaþmýþtý…
Yayýný okurlara ulaþtýrmanýn ne deli önemli olduðunu biliyordu… “Benim düþüncelerimi, özlemlerimi yansýtýyor” diye benimsediði dergiyi hiç alamadýðý aylar olmuþtu… Bir defa, bir þehirde katýldýðý bir toplumsal olayda tesadüfen, sahiplendiði derginin, Mücadele Birliði dergisinin muhabiriyle karþýlaþmýþtý ve gidip tanýþmýþtý ve kendini orada zor tutmuþtu “üzerinizde bana verebileceðiniz dergi var mý” diye sormamak için… Ancak çok iyi biliyordu ki, öyle bir eylem sýrasýnda muhabir üzerinde dergi taþýyamaz… Aylar boyu internet üzerinden takip etmiþti dergiyi… Ve sonunda dost eller, yoldaþ eller ona dergiyi getirdiðinde dünyada baþka hiçbir þeyin önemi yoktu artýk… Bugün bulunduðu noktada, yani derginin çýkýþýnýn hemen her anýnda emeðinin olduðu bugünlerde, geçmiþi aklýndan çýkmýyordu… Ve bir tutsaðýn ona söylediði sözler… “Biz dýþarýdayken, asla dergide kalmak, dergide çalýþmak istemezdik. Çünkü onlar hep kapalý alanda kalýrlardý ve pek çok eyleme katýlamaz, sokaða çýkamazlardý, çok sýkýcý gelirdi bize. ‘Asla dergiye gitmem çalýþmaya’ derdim. Oysa bugün, dergiden uzak kaldýðýmda, yayýnýn önemini anlayabiliyorum. Sabýrsýzlýk içinde derginin gelmesini beklerken, gelen dergiler bize çeþitli gerekçelerle verilmezken, dergi çalýþmasýnýn ne kadar önemli olduðunu görüyorum, dergi çalýþanlarýnýn yaptýðý için ne kadar önemli olduðunu görüyorum. Eðer bir gün buradan çýkarsam, memnuniyetle dergide çalýþýrým…” Politikalarýn kitlelere taþýnmasýnda, insanlarýn bu politikalar etrafýnda örgütlenmesinde derginin çýkýþýnýn önemini biliyordu. Ve bu deðer onlarýn ellerinde büyüyor, yayýlýyordu. Yazarlarýyla, muhabirleriyle, teknik çalýþanlarýyla, matbaa aþamasýyla ve en sonu daðýtýmcýlarýn emekleriyle büyüyordu. Bazen çok eðlenceli bir geziye gitmekten, bazen çok coþkulu bir eyleme gitmekten fedakârlýk yaparak büyüyordu bu deðer. Hastalýklarla, sevinçlerle, olanaksýzlýklarla, yokluklarla ya da birden ortaya çýkan sürpriz desteklerle, dergi, parmaklarýnýn uçlarýndan aydýnger sayfalarýna dökülüyordu… Bundan sonra emek el deðiþtiriyordu. Dergi emekçi54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
lerinin ellerinden matbaa emekçilerinin ellerine devrediliyordu bu deðer… Önce kalýplarý çekiliyor, sonra maharetli ellerle ofset makinasýnda kâðýtlara dökülüyordu. Geceyi gündüze katan ofset ustalarý, görünürde sadece ücretlerinin karþýlýðýný almak için rutin bir iþ yapýyordu… Ama yaptýklarý iþ, yaratýlan deðerleri makinelerin içinden çekip çýkarmak ve insanlara ulaþtýrmak için somutlaþtýrmak, basýlý materyallere dönüþtürmekti; bunun deðeri ve insana verdiði mutluluk ölçülemezdi… Kimi zaman bir ýslýk tutturulur, türkünün bitiþini bile anlamadan tamamý basýlýp bitmiþtir bile; kimi zaman da arýza üstüne arýza, sorun üstüne sorun çýkmýþ, alýn teri makinanýn yaðýna, boyasýna karýþmýþtýr. Ofset iþçisi ile ofset makinasý arasýnda baþka hiç kimsenin anlayamayacaðý bir bað oluþmuþtur. Adeta her ikisi de iç sesleriyle konuþurlar birbirleriyle, bazen kýzgýnlýkla bazen tatlý tatlý sohbet ederler. Nazým Hikmet’in Kuvayi Milliye Destaný’nda anlattýðý þoför Ahmet’le Üç Numrolu Kamyonet’in öyküsüne benzer bu da: “Hiçbir zaman/ böyle merhametli bir ümitle sevmedi/ hiçbir insan/ hiçbir aleti”. Matbaa çalýþanlarý iþlerinin sonuçlarýnýn insanlar üzerinde nasýl bir etki yarattýðýný doðrudan göremezler. Ancak dolaylý yollardan o da nadiren öðrenebilirler. Bu nedenle yaptýklarý iþe yabancýlaþmalarý iþten bile deðildir. Onlar kendilerine zaman ayýrmadan, saatler boyunca makinalarýn gürültüsü arasýnda, boya ve tiner kokularýný duyarak çalýþmayý sürdürürler. Baský aþamasý bitip, dergi, teknik araçlardan kâðýt sayfalara döküldüðünde, yýllardýr dergi emekçileri, daðýtýmcýlarý, okurlarý gelir, bu çalýþmada matbaa emekçilerinin yüklerini biraz olsun hafifletmeye çalýþýrlardý. Önce kýrým makinasýnda dergi katlanýr, sonra hýzlý hýzlý çalýþan eller o sayfalarý iç içe geçirerek harmanlar… Ve en sonu, daðýnýk sayfalar tel zýmbalarla dikilir… Emekçiler, saðlýklarýný tehlikeye atma pahasýna giyotinin altýna uzatýrlar ellerini ve basýlmýþ olan bütün dergileri keserler tek tek… Bundan sonrasý artýk daðýtýmcýlarýndýr. Dergi, karanlýk, bilgisayarlarla dolu havasýz odalardan, kimyasallarla havasýzlaþmýþ, çalýþan makinalarýn gürültüsünden kimsenin kimseyi duyamadýðý matbaa salonlarýndan çýkmaya hazýrdýr… Artýk bu deðer, daðýtýmcýlarýn elerinde yükselecektir. Postaneler, kargolarla uzak þehirlere, uzaklardaki okurlara doðru yola çýktýktan sonra, artýk genç okurlarýn ellerinde yükselecektir dergi: “Ýþçilerin Emekçilerin Sesi Mücadele Birliði Okuyun!...”
11
Yeni Evrede
Gündem
Mücadele Birliði
REFORM DE B
Yýðýnlarýn hiçbir köklü sorununu reformlar yoluyla çözmek mümkün deðildir. Reformlar ancak devrim mücadelesinin bir yan ürünü olduklarýnda bir anlam ifade ederler. Ancak o zaman bile reformlar sadece bir devrimci iktidar tarafýndan güvence altýna alýnabilir. Bunun dýþýnda reformlar ya da ayný anlama gelen ‘temel haklar’ düzenin yýrtýðýný söküðünü yamamaktan baþka bir iþe yaramazlar. Yýðýnlar þimdi sokaðýn diliyle konuþuyorlar. Onlar, yoksulluðun, iþsizliðin son bulmasý için tekellere, bankalara, fabrikalara el koymak gerektiðini her geçen gün daha yakýcý bir þekilde hissediyorlar. Yarýn daha da ileri gidecek ve bunu pratik olarak gerçekleþtirmeye giriþeceklerdir. Artýk bir devrimin gerekli ve zorunlu olduðu, bundan kaçýlamayacaðý her geçen gün daha iyi anlaþýlýyor. 12
urjuva iç savaþ karþýsýnda ne zaman iþçi ve emekçi halklarýn mücadelesi bir geliþme seyri içine girse, burjuvazi devrimci iç savaþtan kurtulmak için yýðýnlarý aldatabilecek reform söylentilerini, insanlarýn kanýný uyuþturabilecek zehirli bir gaz gibi ortalýða yayýyor. Yýðýnlarý oyalamaya ve beklenti içinde býrakmaya dönük bu söylentilerin bazýlarý, zamanla gerçeklik halini de alabiliyor. Yani burjuvazi, zokayý kapmaya gönüllü herkesin önüne bir parça yem atmakta beis görmüyor. Önce birkaç ývýr zývýrla insanlarý uðraþtýrýyor, enerjilerini tüketiyor; sonra sanki çok önemli bir þey bahþediyormuþ gibi bu ývýr zývýrlarý insanlara sunuyorlar ve böylece þu anda her þeyden çok ihtiyaç duyduklarý zamaný kazanmýþ oluyorlar. Ýþin kötü tarafý, bazý kesimler, bunlara devrim için mücadele ettiklerini söyleyenler de dahil, hemen bu yemin üzerine atlýyor ve zokayý yutuyorlar. Burjuvazi o kadar çok konuyu çözümsüz býrakmýþ ve yüzyýllardýr halký öyle bir baský ve boyunduruk altýnda tutmuþtur ki, daha sonra kepçeyle geri alýnmak için kaþýkla damla damla verilen “hak”lar bir anda ortalama solun feleðini þaþýrtmýþtýr. “Demokratikleþme” aldatmacasýna kapýlýp gidenler, kendilerini bir anda reformist limanlarda bulmuþlardýr. Ve bu süreç, bütün hýzýyla devam etmektedir. Her geçen gün reformist saflar yeni müdavimlerine yer açmaktadýr. AB eliyle de olsa Türkiye’nin demokratikleþeceðini, faþizmin devrimsiz çözülebileceðini savunanlarýn umutlarý, 3 Ekim sonrasý yeniden 54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
canlandý. Biraz zorlanýlýrsa kazanýmlarýn artacaðýný düþünenlerin sayýsý hiç de az deðil. Bu kesimler þimdi deyim yerindeyse iktidar dýþýnda her þey için mücadele ediyorlar. Önlerine ývýr zývýr “hak”larýn alýnmasý için mücadeleyi koyuyor ve bu mücadelede elde edecekleri kazanýmlarla devrim mücadelesini büyüteceklerini düþünüyorlar. Mantýklarý “hak alma bilincinde olmayan insanlarýn devrim yapamayacaðý” þeklindedir. Bu nedenle öncelikle insanlara “hak alma bilinci” kazandýrmaya çalýþýyorlar! Ama burada unuttuklarý þey, burjuvazinin bu tür mücadeleleri manipüle etmedeki maharetidir! Burjuvazi tam da böylesi bir dönemde, yani ekonomik ve siyasi kriz týrmanýrken, yýðýnlarýn düzenden duyduðu hoþnutsuzluk artarken ve devrimci durum hýzla bir devrime doðru giderken, yýðýnlarýn önüne ývýr zývýr haklar vb. koyarak onlarý oyalamaya, bunlarý kazanmak için verdikleri mücadeleyle onlarý yormaya ve gözlerini esas olana, iktidar mücadelesine dikmelerine engel olmaya çalýþýr. Örneðin burjuvazi bu dönemde OHAL’i kaldýrmak suretiyle, özgürlüðü için ayaða kalkmýþ olan Kürt halkýnýn aðzýna bir parmak bal sürdü. Daha sonra Kürtçe eðitimi özel okullarla sýnýrlý da olsa kabul ederek bir parmak bal daha sürdü. En son baþbakanýn “Kürt sorunu benim sorunum” demesiyle de Kürt halký, karanlýk bir diplomasi labirentine çekilmek istendi. Bütün bunlar, Kürt halkýný beklenti içerisinde býrakmak ve kendi kaderini özgürce tayin etmek için ayaða kalkmasýný engellemek amacýyla yapýlýyordu.
Yeni Evrede
Gündem
Mücadele Birliði
ÐÝL DEVRÝM Bunu anlamamak, ya da bütün bunlardan Kürt halký için olumlu sonuçlar çýkarmak için insanýn kör olmasý gerekirdi; çünkü bir yandan da devlet, bir imha operasyonuna hazýrlanýyordu. Kürdistan’da operasyonlarýný yoðun þekilde sürdürüyordu. Yine DGM’lerin yerine kurulan Aðýr Ceza Mahkemeleri ve TCK’ya eklenen yeni maddeler, eskisini aratacak nitelikteydi. “Demokratikleþme” aldatmacasýna kendilerini kaptýranlarý bu uygulamalar dahi uyandýrmaya yetmemiþtir. Aksine þimdi ‘temel haklar’ denen reformlar uðruna mücadele isteði bir kanser gibi her kesimi sarmaya baþlamýþtýr. Ýnsanýn ayný kapýya çýkmasý için her defasýnda ayný yolu, “bu kez baþka bir yoldan yürüyorum” diye kendini kandýrarak, yürümesi mi gerekiyor? Ortalama sol, bugüne deðin yürünmüþ yollarý yeniden yürüyerek ve halka da yürümesini tavsiye ederek devrime büyük bir zarar veriyor. Ýþçi sýnýfý ve emekçilere “temel haklar”ýný kazanmak için gösterilen yol, tek tek reformlar için mücadele edilmesidir. Sormak gerekiyor, o kadar süredir “DGM’ler Kapatýlsýn” diye mücadele yürüttünüz, kampanyalar örgütlediniz; þimdi DGM’ler kapandý, diyelim ki mücadeleniz hedefine ulaþtý, peki deðiþen ne oldu? Ýþçi sýnýfý ve emekçilere DGM’nin kapattýrýlabileceði bilincini mi taþýdýnýz? Peki, yerine kurulan Aðýr Ceza Mahkemelerinin diðerinden hiçbir farký olmadýðýný, hatta daha beter olduðunu nasýl izah edeceksiniz onlara? Bugün “hukuksuzluða karþý” mücadele ettiðinizi söylüyorsunuz. Peki, eðer “doðal hukuk” vb gibi safsatalara inanmý-
yor, sonuçta hukukun var olan üretim iliþkilerinin üstyapý kurumlarýndan biri olmak dýþýnda hiçbir iþe yaramadýðýný ve var olan mülkiyeti korumayý hedeflediðini kabul ediyorsanýz, hukuksuzluðun olmadýðý, yani tam anlamýyla egemen sýnýfýn hukukunun uygulandýðý bir ortamda deðiþenin ne olacaðýný kitlelere açýklayabilecekmisiniz? Yasalara uygun davranýldýðýnda olacak olan bundan farklý mý olacaktýr? Kaldý ki, devlet ve burjuvazi tüm uygulamalarýný kitabýna uyduracak yolu her zaman bulur. Demek ki, uðruna canlar verilen “haklar” için mücadele, birer reform mücadelesidir ve ortalama solun bu mücadele sonucu elde edeceði þeyler, iþçi sýnýfý ve emekçileri iktidara bir adým daha yakýnlaþtýrmayacaktýr. Aksine bu tek tek haklar için verilen mücadele burjuvaziye kitleleri aldatabilmesi için çok uygun bir zemin veriyor. OHAL’in kaldýrýlmasý, Kürtçe eðitim hakký, DGM’lerin kaldýrýlmasý vb. vb. hep birer örnektir. Bugün Türkiye ve K.Kürdistan’da demokrasi mücadelesi bir devrim mücadelesidir. Önce demokratik haklar kazanýlacak, basamak basamak insanlar örgütlenecek, sonra devrime ve iktidara gidilecek deðildir. Demokrasiyi kazanmak isteyen herkes bugün iktidar için mücadele etmek zorundadýr. Bugün iþçi sýnýfý ve emekçilerin hangi köklü istemi bir devrim olmadan karþýlanabilir? Ýnsanlarýn en acil, en yakýcý sorunlarýndan hangisi bir devrim olmadan çözülebilir? Örneðin iþsizlik sorununu bu sistem sýnýrlarý içinde çözmek mümkün müdür? Ya da zindanlardaki devrimci tutsaklarýn özgürleþtiril54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
mesi sorununu? Kürt ulusunun kendi kaderini özgürce tayin edebilmesi bu sistem sýnýrlarý içinde nasýl mümkün olacaktýr? Faþist devlet aygýtý parçalanmadan bir demokrasinin yaþanabileceðini düþünmek mümkün müdür? Býrakalým bütün bunlarýn bu sistem sýnýrlarý içinde gerçekleþmesini, çok daha geri istemler için eyleme geçenlerin üzerine devletin nasýl tüm güçleriyle saldýrdýðýný her gün her an görüyor, yaþýyoruz. Yýðýnlarýn hiçbir köklü sorununu reformlar yoluyla çözmek mümkün deðildir. Reformlar ancak devrim mücadelesinin bir yan ürünü olduklarýnda bir anlam ifade ederler. Ancak o zaman bile reformlar sadece bir devrimci iktidar tarafýndan güvence altýna alýnabilir. Bunun dýþýnda reformlar ya da ayný anlama gelen ‘temel haklar’ düzenin yýrtýðýný söküðünü yamamaktan baþka bir iþe yaramazlar. Yýðýnlar þimdi sokaðýn diliyle konuþuyorlar. Onlar, yoksulluðun, iþsizliðin son bulmasý için tekellere, bankalara, fabrikalara el koymak gerektiðini her geçen gün daha yakýcý bir þekilde hissediyorlar. Yarýn daha da ileri gidecek ve bunu pratik olarak gerçekleþtirmeye giriþeceklerdir. Artýk bir devrimin gerekli ve zorunlu olduðu, bundan kaçýlamayacaðý her geçen gün daha iyi anlaþýlýyor. Proletaryanýn devrimci sýnýf partisi, bu koþullarda “Ýktidar Dýþýnda Her Þey Hiçbir Þeydir” perspektifiyle kitleleri devrime hazýrlamaya: iþçi sýnýfý ve emekçi halklarýn iktidarý almasý için onlarýn mücadele birliðini geliþtirmeye devam edecektir.
13
Yeni Evrede
DETAK
Mücadele Birliði
Zindanlarý Yýkacak ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ! ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR Serpil Cabadan Ölüm Orucu Eylemi’nin 137. Gününde 10 Ekim 2005 Tüm Canlarýma... Güneþ parçasý, Ayýþýðý yüzlerinizi gördüm, kombatýmýzýn kararlýðýndaki seslerinizi duydum daha biraz önce… Her gülüþünüze, dilinizden dökülen bugünümüz, geleceðimiz olan þiarlarýmýza ölürüm ben… Bir caným var o da insanlýðýn kurtuluþ kavgasýnda büyüdü… Bir caným var çiçeklendi bu kavgada ve þimdi çiçeðin ardýndan tohuma durdu… Bir caným var topraða atýlýp çatlamaya hazýr bir tohum gibi… Halklarýmýzýn elinde bir devrim tohumu bu can… Zindanlardan devrime serpilmiþ bu tohum fedadýr, feda olsun… Bu zindanlar ki zulmü daha da aðýrlaþtýrsýn diye kurulmuþ! Bu zindanlar ki gelecek güzel günleri yaratamayalým diye ülkelerin dört bir yanýna dikilmiþ… Bize düþen bellidir… O güne varana ve son ana dek dimdik ayakta, zafere kadar durmadan yürümektir… Canlarým, bu satýrlarý mahkeme dönüþünde ring aracýnda buraya gelirken yazdým… Evet, birkaç saat önce bir elimde DÝK bayraðý, alnýmda kýzýl yaþam bandý devrimci kararlýðýmýzý haykýrdým siz can parçalarýmla birlikte… Alkýþlar, sloganlar… Bizdeki bu coþku ve kararlýlýk her daim sürecek, hem de her yerde… Güçlenerek ilerliyoruz, týpký devrim gibi… Yürüyecek yolumuz var ama hiçbir zorluk korkutamadý, korkutamaz bizleri. Geçen mahkemede salyalarýný akýtanlar bu sefer ortaya çýkamadýlar… Çýksalardý devrimci zordan paylarýna düþe-
ni alacaklardý hiç þüphesiz. Gün akþam oldu… tv kanallarýnda dolaþtým durdum belki birisi gösterir diye ama nafile… Malum yasaklar ve korkularý… Korkmakta kendi adlarýna haklýlar. Çünkü halklarýmýz bizlerin bu coþkusunu ve kararlýðýný evlerinde otururken göreceklerdi. Onlarýn yüreklerine tek bir þey sokacaktýk: devrim cüretini… Bunu burjuvazi de iyi biliyor. Bu nedenle ardý arkasý kesilmiyor yasaklarýn, baskýlarýn… Canlarým, anlýk da olsa ellerinizi tutmak öyle güzeldi ki… Sýmsýcak yoldaþ ellerini… Bir gün engelsiz tutacaðým o elleri ya da o eller üzerinde son kez yine birlikte haykýracaðým ezilenlere. Ya bugünümüz ve yarýnýmýz için bizi iliklerimize dek sömüren ve katledenlerin ellerinden iktidarý zorla çekip alýrýz ya da ard arda uðurlarýz genç, yaþlý, kadýn, erkek, çocuk ölülerimizi… Ýkisi de kabulümdür… Ya özgür günlerde ellerinizi tutacaðým, ya da elleriniz beni tutacak… Ama hep kolektifimizle daha ileriye yürüyeceðiz… Kolektifimize ve gelecek güzel günlere inancým sonsuz. Canlarým, birçoðunuzu resimlerden tanýyorum… Yayýnda çýkan o resimlerden daha canlý, daha güzelsiniz… Her birinizi sevgi ve baðlýlýkla kucaklýyor, öpüyorum… Hepinizi çok seviyorum… Daima birlikte… Ýleriye…
Yürümek yürümeyenleri arkanda boþ sokaklar gibi býrakarak, havalarý boydan boya yarýp ikiye bir mavzer gözü gibi karanlýðýn gözüne bakarak yürümek!.. Yürümek dost omuz baþlarýný omuzlarýnýn yanýnda duyup, kelleni orta yere yüreðini yumruklarýnýn içine koyup yürümek!.. Yürümek yolunda pusuya yattýklarýný, arkadan çelme attýklarýný bilerek yürümek... Yürümek yürekten gülerekten
Not: Serpil Cabadan’ýn tüm yoldaþlarýna yazdýðý mektuptan...
yürümek...
DETAK’a ulaþmak için e-mail adresi: detakistanbul@yahoo.com
14
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
Yeni Evrede
DETAK
Mücadele Birliði
ÝHD’DE BASIN AÇIKLAMASI “Remzi Aydýn Yalnýz Deðildir” 1 Kasým tarihinde DETAK, Ýstanbul Ýnsan Haklarý Derneði’nde, Tekirdað F Tipi Cezaevi’nden Kandýra 2 Nolu F Tipi Cezaevi’ne zorla sevkedilen ve buraya giriþte gardiyanlarýn saldýrýsýna uðrayan Remzi AYDIN’la ilgili bir basýn açýklamasý yaptý. Açýklamayý okuyan DETAK temsilcisi Fatma YILDIRIM, “Ölüm Orucu eyleminin 539. gününde yapýlan müdahale sonrasý sakat kalan Remzi AYDIN, 7 Ekim 2005 tarihinde, Bayrampaþa Özel Tip Cezaevi’nden Tekirdað F Tipi’ne sevk edilmiþti. Buradan üç kiþilik hücreye tek basýna konulan Remzi AYDIN, tek baþýna iþlerini göremediði halde 10 gün boyunca bu koþullarda tutulmuþtur. Daha sonra arkadaþlarýnýn yanýna geçen Remzi AYDIN, buradan 28 Ekim tarihinde zorla alýnarak Kandýra 2 Nolu F Tipi’ne sevk edilmiþtir. Remzi AYDIN’ýn alýn-
masý sýrasýnda ayný hücrede birlikte kaldýðý dava arkadaþlarý Nurettin TEMEL ve S.Serbülent SÜRÜCÜ’ye gardiyanlar saldýrmýþ ve darp etmiþtir. Remzi AYDIN, götürüldüðü Kandýra 2 Nolu F Tipi’nde, ancak koltuk deðneklerinin yardýmýyla ayakta durabildiði halde, gardiyanlar tarafýndan saldýrýya uðramýþtýr. “Arama” bahanesiyle üstündeki elbiselerini çýkarmasý istenilen Remzi AYDIN, bunu kabul etmediði, insanlýk onuruna aykýrý bu uygulamayý protesto ettiði için gardiyanlarýn saldýrýsýna uðramýþ ve darp edilmiþtir. Daha sonra Remzi AYDIN’a eþyalarý verilerek “hücresine” taþýmasý istenmiþtir. Remzi AYDIN, bunu da protesto ettiði için gardiyanlarýn küfür ve hakaretlerine maruz kalmýþtýr” dedi. “Remzi AYDIN þu anda 3 kiþilik bir hücrede tutulmaktadýr” diyerek
BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ Sýnýfsýz sömürüsüz bir dünya kurma mücadelesi hýz kesmeden devam ediyor. Devrimin nesnel koþullarýnýn her geçen gün daha da olgunlaþmasý, sermayeye korkulu rüyalar yaþatýyor. Bütün gücünü Leninist politikalarýn iþçi ve emekçilerle buluþmasýný engellemeye göre seferber eden faþist devlet her geçen gün kendini yetkinleþtirmeye devam ediyor. Bütün amacý devrim güçlerini ezerek olasý bir devrimi engellemek olan faþist devlet, kolluk güçlerine de pervasýzca saldýrý yetkisini vererek bu amacýna ulaþmaya çalýþýyor. Mücadele Birliði Platformu olarak Antep’teki çalýþmalarýmýzýn kitlelerle buluþuyor olmasýndan kaynaklý çeþitli þekillerde polis baskýlarýyla karþýlaþýyoruz. Bu saldýrýlar öncelikle liseli öðrenci arkadaþlarýmýza yöneldi. Atatürk Lisesinde okuyan iki öðrenci arkadaþýmýz Kürt olduklarý ve devrimci kurumlara gittikleri için açýkça hiçbir gerekçe gösterilmeksizin okullarýndan atýldýlar. 2 arkadaþýmýzýn yaný sýra yine ayný okuldaki 3 arkadaþýmýz da faþist müdür ve idare tarafýndan bir daha devrimci yerlere gitmemeleri konusunda konuþularak, okuldan atýlma yönünde tehdit edildiler. Sivil polislerin okula gelerek bu tezgahý örgütlemeleri, polis-idare iþbirliðinin açýk bir ifadesi olarak karþýmýza çýkmaktadýr. Öðrenci arkadaþlarýmýza yönelik bu baskýlarýn yaný sýra iþçi arkadaþlarýmýza da iþbirliði ve ajanlýk dayatmasýnda bulunuldu. 16.10.2005 tarihinde Ayýþýðý Sanat Merkezinden çýkan 4 iþçi arkadaþýmýza kimlik soruldu. Kimlik kontrolünün ardýndan da iki gün sonra arkadaþlarýn bulunduðu kahveye giden sivil polisler, iki ki-
sözlerini sürdüren Fatma YILDIRIM, Ölüm Oruçlarýnýn sürdüðünü vurguladýktan sonra, “Onlara sahip çýkalým. Remzi AYDIN’larýn yalnýz olmadýðýný tüm dünyaya bir kez daha haykýralým” diyerek basýn açýklamasýný bitirdi. REMZÝ AYDIN YALNIZ DEÐÝLDÝR! BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! ÖLÜM ORUCU SÜRÜYOR SÜRECEK ZAFERE KADAR!
þiyi zorla transit polis aracýna bindirmiþler ve araçta, polisle iþbirliði yapmalarýný istemiþlerdir. Ayýþýðý Sanat Merkezi’ne gitmelerini, öncelikle yalnýz gitmemelerini eðer yalnýz giderlerse anlaþýlabileceðini diðer arkadaþlarla gitmelerini, yardýmcý olurlarsa bankada kendilerine hesap açacaklarýný ve para vereceklerini, telefon vereceklerini söylemiþler ve GEB derneðinin açýlýþ tarihini ve Ayýþýðý’na kimlerin gidip geldiðini kendilerine anlatmalarýný istemiþlerdir. Arkadaþlarýmýz bu aþaðýlýk teklifleri reddetmelerinin ardýndan sürekli rahatsýz edilmeye baþlamýþlardýr. Yine 01.11.2005 günü Devrimci Öðrenci Birliðinin “Denizlerin Yolunda DÖB Saflarýna” afiþini asan arkadaþlarýmýza kimlik sorulmuþ, afiþ çalýþmasý engellenmiþtir. Çarþý merkezinde çevredeki insanlarý rahatsýz edecek þekilde 30 dakika bekletilen arkadaþlarýmýz hiç bir þekilde imza atmamalarýna raðmen, tutanaðýn tutulmasýnýn ardýndan býrakýlmýþlardýr. Devrim mücadelesi emekçi halklarýmýzla buluþtuðu oranda bu baskýlarýn daha da yoðunlaþacaðýnýn bilincindeyiz. Fakat bizler Antep’te bu zamana kadarki pratiðimizden de görüldüðü üzere bu baskýlar karþýsýnda hiç bir þekilde yýlmadýk. Aksine daha da güçlenerek, bilinçlenerek çýktýk. Mücadelemize kapitalist sistemin çürümüþ kalelerine komünizm bayraðýný dikene dek devam edeceðiz. BASKILAR BÝZÝ YILDIRAMAZ! FAÞÝST DEVLETÝ YIKACAÐIZ HALK ÝKTÝDARINI KURACAÐIZ!
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
MÜCADELE BÝRLÝÐÝ PLATFORMU ANTEP
15
Yeni Evrede
Eylem
Mücadele Birliði
ESKÝÞEHÝR FÝLÝSTÝN GÝBÝ
M
ardin Kýzýltepe’de 12 yaþýndaki Uður Kaymaz ve babasýnýn terörist denerek katledilmeleriyle ilgili, katil polislerin yargýlandýðý davaya Eskiþehir’de devam edildi. Güvenlik gerekçesiyle Mardin’den Eskiþehir’e alýnan davanýn Eskiþehir’deki ilk duruþmasý 20 Temmuz günü görülmüþtü. Bilindiði gibi mahkeme için adliye önünde toplanan yaklaþýk 500 kiþiye faþistler tarafýndan taþlý saldýrý gerçekleþmiþti. Mahkeme ise 24 Ekim’e alýnmýþtý. 24 Ekim gününe gelmeden önce ise Eskiþehir’de birçok söylenti yayýldý. Faþistlerin hazýrlýk yaptýðý yine saldýracaklarý vb. söylendi sürekli. Bizlere gelen bilgiler faþistlerin esnafa sopa daðýttýðý, mahallelerde çalýþmalar yürüttükleri, bildiriler daðýttýklarý yönündeydi. En son olarak da faþist MHP’nin “terör örgütü yandaþlarýna izin vermeyeceðiz” gibi açýklamalarý faþist kitleyi harekete geçirici nitelikteydi. Bütün bu söylenti ve açýklamalarýn devlet tarafýndan bilinçli bir þekilde yönlendirilerek ortaya çýktýðý çok açýktýr. Devletin asýl amacý Kaymaz Davasýný sahiplenen kitleyi bölmek, karasýz kesimlerin davaya katýlýmlarýný engellemek, devrimcileri sindirmek ve Uður Kaymaz nez-
16
dinde Kürt halkýnýn mücadelesinin desteklenmesini engellemekti. Bütün bunlarýn üstüne Eskiþehir Valisinin her türlü basýn açýklamasýnýn, gösteri ve yürüyüþün yasaklandýðýný bildirmesi de eklenince yapmak istediklerine uygun bir zemin oluþturmuþ oldular. Bütün ülkenin gündemine giren yeniden bir linç giriþiminin olacaðý düþüncesi devleti de iyice azgýnlaþtýrdý ve mahkeme süreci tam anlamýyla faþist bir þova dönüþtürüldü. Mahkeme günü 1500’e yakýn polis görevlendirilerek Eskiþehir OHAL görüntülerini aratmadý. Ýlin giriþ çýkýþlarý, þehir merkezinde birçok nokta polis barikatlarýyla tutuldu. Adliyenin çevresine ise hiç kimse sokulmadý. Ayný zamanda çevre illerden de çok sayýda polisin takviye güç olarak getirildiði gözlendi. Bizler de Mücadele Birliði Platformu olarak “Uður Kaymaz Davasýný Ýzleme komisyonu”nun aldýðý karar doðrultusunda mahkemeyi izlemek üzere saat 09.00da adliyeye doðru yürüyüþe geçtik. Mücadele Birliði Platformu, ESP ve Halkevi’nin kitlesel, DEHAP ve SDP’nin temsili düzeyde katýldýðý yürüyüþe yaklaþýk 40 kiþi katýldý. Daha adliyeye gelmeden Vardar Ýþhaný’nýn arkasýndaki bir noktada polis 54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
barikatýnda durdurulduk. Daha önce Komisyonun valiyle yaptýðý görüþmede demokratik kitle örgütlerinden 100 kiþilik bir grubun adliye binasýna alýnmasý yönünde verilen söze raðmen polisler içeri giremeyeceðimizi söyledi. Ve daðýlmamýzý istedi; daðýlmayýnca polis saldýrýsý gerçekleþti. Geri çekilerek polislere taþlarla karþýlýk verdik. Robokop polisleri de devreye girince ara sokaða çekildik. Burada “Uður Kaymaz Ölümsüzdür” sloganlarýný attýk. Bu arada geri çekilirken bir polis aracý da taþlardan nasibini aldý. Köprübaþý’na gelindiðinde ise farklý noktalardan da polisler saldýrýya geçti. Kitle iyice ara sokaklara çekildi ve eylem sona erdi. Bu esnada aralarýnda Mücadele Birliði Platformu’ndan 3 kiþinin de olduðu toplam 11 kiþi gözaltýna alýndý. Gözaltý esnasýnda yoldaþlarýmýz; “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði” sloganlarýný atýyorlardý. Polis bir yoldaþýmýza kelepçe takmýþtý. Gözaltýna alýnan 11 kiþi akþam saatlerinde serbest býrakýldý. Uður Kaymaz duruþmasý ise 19 Aralýk 2005 tarihine ertelendi. Mahkeme gününden bir gün sonra ise Eskiþehir valisinin açýklamasý hedef gösterir nitelikteydi. Valinin, “Bunlar öðrenci adý altýnda profesyonel kiþilerdir. Hepsi örgüt mensuplarýdýr” þeklindeki açýklamalarý orada bulunan DKÖ ve devrimci kurumlara yönelik hedef gösterme ve örgütlenmelere yönelik yeni saldýrýlarýn önünü açma niteliðindedir. Geliþen süreç emek ile sermaye güçleri arasýndaki çarpýþmanýn daha da sertleþeceði bir süreçtir. AB demagojileri asla iþçi ve emekçi halklarýmýzý kandýrmamalý. Kavganýn geliþim seyri devletin daha da azgýnlaþacaðýný gösteriyor. Devletin saldýrýlarý karþýsýnda Kürt-Türk halklarýnýn mücadele birliðini örmekten baþka bir çözüm yolu yok. Tek kurtuluþumuz devrimdedir. Devrim için devrimci eylem tarzýný geliþtirmek, devrimci örgütlenmelerde örgütlenmek, silahlanmak bir zorunluluktur. 19 Aralýk tarihine ertelenen duruþmaya da bu bakýþ açýsýyla hazýrlanmak “KürtTürk Halklarýnýn Mücadele Birliði” yönünde atýlacak önemli bir adýmdýr. Eskiþehir Mücadele Birliði Platformu
Yeni Evrede
Ýþçi
Mücadele Birliði
MÝGROS ÝÞÇÝLERÝ:
TEZ-KO OPÝÞ Sendikasý ile Migros Türk T.A.Þ arasýnda 1 Mayýs 2005 tarihinde baþlayan toplu iþ sözleþmesi, sendika genel baþkaný tarafýndan iþçilerin istedikleri %20’lik zam talebi bir kenara býrakýlarak; iþçilerden habersiz yapýlan bir anlaþma ile %10’luk zamla sonuçlandý. 1 Mayýs’tan buyana yapýlan görüþmelerde zam talebi ve part-time(yarým gün çalýþma) çalýþanlarýn sosyal haklarý kabul edilmediðinden dolayý 16 Eylül günü grev kararý alýndý. Bu kararýn iþçilerin yükselen tepkisini dindirmek için olduðu en baþýndan belliydi. Söz konusu grev öncesi hiçbir eylem, basýn açýklamasý iþ yavaþlatma gibi pratikliklere giriþilmedi. Devam eden toplantýlar sebebiyle grev bir kez daha ertelendi. Genel Merkez Yönetimi iþçileri sürekli olarak en geri taleplerde ikna etmek istedi. Ýþçilerin Merkez Yönetime yoðun baskýlarý ve Genel Baþkana yöneltilen eleþtirileri sendikanýn 28 Ekim gününe Grev kararýný kesinleþtirmesini saðladý. Ýstanbul Migros iþçileri tarafýndan grev öncesi bir basýn açýklamasý yapýldý. Yapýlan açýklamada; “… Tez Koop Ýþ Genel Merkezi son güne kadar beklemiþ ve iþçilerin sýkýþtýrmasýyla birlikte 16 Eylül’de grev kararýný almak zorunda kalmýþtýr. Karar Ýstanbul maðazalarýnýn dýþ kapýsý-
Sadýk istifa”, “Satýlýk Baþkan Ýstemiyoruz”, “Bu Ýþçi Bu Sendika Satýlýk Deðil”, “Ýþçiler Burada Sadýk Nerede?” sloganlarý attýlar. Tez Koop-Ýþ Genel Yönetim Kurulu Üyesi Esat Çalýþkan ve Ýstanbul 2 No’lu þube üyeleri de eyleme katýldý. Ýþçiler adýna açýklamayý Þube Baþkaný Osman Gürsu yaptý. Gürsu, tüm genel merkez yöneticilerinin 4 No’lu þubeye gelerek temsilcilerle yaptýklarý toplantýda yüzde 10 zammý kabul etmeyeceklerini ve grevi baþlatacaklarýný söylediklerini aktardý. Gürsu, “Sadýk Özben, 27 Ekim’de, þubeden ve iþçilerden habersiz gece 22.30’da taleplerimizden oldukça uzak bir sözleþmeye imza attý” dedi. Anadolu Yakasý DÝK’li Migros Ýþçileri
“YAVRU KANGURU SADIK ÝSTÝFA” na asýlmak istenmiþ ancak iþveren söküp kimi maðazalarda yemekhaneye astýrmýþtýr (kimi maðazalarda ise hiç astýrmamýþtýr bn.). Genel Merkez ‘niye þimdi iþverenle karþý karþýya geliyorsunuz yapmayýn’ demiþtir.” Ayrýca toplu sözleþme masasýnda Migros iþverenine Sendika Genel Merkez ve þube baþkanlarý tarafýndan “Dert etmeyin anlaþýrsak biz onlarý þimdilik bono ile kandýrýrýz; Mayýstan bu yana alacaklarý da olmaz” denmiþtir. Yani çalýþanlarýn 8 aylýk sosyal haklarý Migrosa hediye ediliyor. 28 Ekim’de Migroslarda , 29 Ekim’de ise Þok Maðazalarýnda alýnan grev kararý ise Tez Koop Ýþ Genel Baþkaný ve birkaç þube baþkaný tarafýndan iþverenle %10’luk zam üzerinde uzlaþmayla sonuçlandý. Alýnan bu karara öfkelenen Migros iþçileri 30 Ekim günü Þiþli Camii önünde basýn açýklamasý yaptý. 4 Nolu þube üyelerinin bulunduðu açýklamada “Yavru Kanguru
“Artýk Yaþam Benim Ýçin Daha Anlamlý” Merhaba arkadaþlar; Ben 20 yaþýnda bir Migros iþçisiyim. Bu yaþýma kadar, gerek ailem tarafýndan gerekse arkadaþ çevrem tarafýndan beynim sürekli milliyetçi aðlarla örüldü. Açlýðýmý, iþsizliðimi, sömürülmüþlüðümü deðil bayraðý vb. düþündüm. Ta ki Leninistlerle tanýþana kadar. Her þeyi onlar bana öðretti. Henüz onlarý 2 aydýr tanýyorum. Ama sanki senelerce tanýyormuþum gibi… Ýþçi sýnýfýnýn mücadelesini onlar bana öðretti. Polisin kimi koruduðunu, devrimcilerin neden sürekli gözaltýna alýndýðýný þimdi daha iyi biliyorum. Örgüt kelimesinin öcü olarak lanse edildiði günümüzde þimdi biz çok zor koþullar altýnda bulunduðumuz maðazada leninistlerle birlikte örgütlenme çalýþmalarý yapýyoruz. Migros iþçileri 28 Ekim’de greve çýkacak. Hakkýmýzý alýncaya kadar gerekirse trafiði keseceðiz, pankart asacaðýz ama hakkýmýzý alacaðýz. Biz bulunduðumuz iþyerinde Leninistlerle birlikte baþka iþçilerle konuþuyoruz, onlarý bilinçlendiriyoruz. Artýk benim için hayat daha bir anlamýna kavuþtu. Biz iþçiler, elbet bir gün ayaklanacaðýz ve bizi ezen sömüren zenginlere gereken cezayý vereceðiz.
YAÞASIN ÝÞÇÝLERÝN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ!
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
Bir Migros Ýþçisi
17
Yeni Evrede
Okurdan
Mücadele Birliði
“Yarýný Olmayan Bir Sistem Yarýnlarý Olan Çocuklarýný Koruyamaz!” ocuklarýmýz... Geleceðimiz... Umutlarýmýz... Yarýnlarýmýz... Yarýnlarýmýz dediðimiz, her þeyin en iyisini, en güzelini vermek istediðimiz çocuklarýmýzla ilgili günlerdir haberler taþýyor basýlý sayfalardan, internet sayfalarýndan, televizyon ekranlarýndan... Günlerdir evlerimizin içine giriyor kimsesiz çocuklarýn ve çocuk iþçilerin dramý... Kimisi bakýcýlarý suçluyor, kimisi sosyal hizmetleri, kimisi de acýmasýz patronlarý... Devlet, anayasasýna yazdýðý “sosyal devlet” maddesi gereðince kimsesiz ve bakýma muhtaç çocuklara, yaþlýlara asgari düzeyde bakým saðlamak zorunda. Daha doðrusu, yoksul halkýn tepkilerini en aza indirmek için “sosyal” hizmetler çocuk esirgeme, sosyal hizmetler, mavi kart vb uygulamalar avutma iþlevi görüyor. “Sosyal devlet”, tekellerin dünyasýnda ancak bir hayal olabilir. Sosyal güvenliðe ihtiyaç duyan “muhtaç”lar, tekelci kapitalizm için kurtulunmasý gereken bir “yük”ten baþka bir þey deðildir. Var oluþ koþullarý, insana yapýlan harcamalarý en aza indirip en yüksek karý elde etmek olan bir sistemde, korunmaya muhtaçlarýn “insan” muamelesi görmesini beklemek saflýk olacaktýr. Ýnsana, sadece ürettiði sürece deðer veren, bu deðeri de emek gücünü yeniden üretebileceði kadar bir ücretle sýnýrlayan bir sistemde üretmeyen insan sadece yük olarak görülmekte. Bunun en uç noktasýný dünya, Nazi Almanyasýnda yaþadý. Hiç bir artý deðer üretemeyecek olan yaþlýlar, hastalar, çocuklar, krematoryumlarda “imha” edildi. Bu sayede Alman sermayesi, gereksiz yere tek bir kuruþ harcamadan hýzla büyüdü
Ç
EÐÝTÝM-SEN’ÝN KAPATILMA DAVASI DÜÞTÜ(!) 27 Ekim Perþembe günü Eðitim-Sen’in kapatýlma davasý sonuçlandý. Tüzüðündeki insanlarýn anadillerinde eðitim görme haklarý olduðunu belirten madde nedeniyle Eðitim-Sen hakkýnda kapatýlma davasý açýlmýþtý. Duruþmanýn yapýlacaðý gün çeþitli þehirlerden sendika üyesi eðitimciler Ankara’ya geldiler. Gelen tüm þehirlerin katýlýmýyla sayýlarý üç bini bulan eðitim emekçileri Gençlik Parký önünde toplanarak Adliye Sarayý-
18
ve dünya pazarýnda yerini aldý! Yarýný olmayan bir sistemin, “yarýnlarý”, “umutlarý” çocuklarý düþünmesi, onlara gelecek hazýrlamasý düþünülemez. Ne bu çocuklarýn büyüyüp, okuyup, çalýþmak suretiyle hem kendilerini kurtaracaklarý, hem ülkeye “yararlý” olacaklarý hayali, ne sosyal hizmetler sistemini yeniden yapýlandýrma ve benzeri lafazanlýklar, bu çocuklar için gerçek kurtuluþ olamayacaktýr. Çocuk yuvalarýndaki bakýcýlarýn eðitimli olup olmamasý, yurtlarýn her yerine kameralarýn konmasý ya da konmamasý, yurtlarda karþý cinsten eðitmen bulunup bulunmamasý, karþý cinsten çocuklarýn ayný yuvada kalýp kalmamasý deðildir bakýma muhtaç çocuklarýn ana sorunu. Bugün Çocuk Esirgeme Kurumlarýnda bakýlan çocuklar, 18 yaþýný doldurana kadar orada okula gönderilmekte, okula gitmeyenler ve okulu bitirenler de çeþitli iþlere yerleþtirilmekte. 7 yaþýný doldurana kadar kýz erkek karma yuvalarda bulunan çocuklar, 7 yaþýndan sonra kýz ve erkek yurtlarýna ayrýlmakta. Gerek yuvalarda, gerek yurtlarda kadrolu çalýþan bakýcý ve memurlarýn yaný sýra gönüllü gençler ve “anne-babalar” çalýþmakta. Devlet memuru statüsünde ve memur maaþýyla çalýþan bakýcýlarýn yaný sýra, son yýllarda hemen tüm devlet kurumlarýnda temizlik vb iþlerin özelleþmesiyle gelen taþeron firmalarýn asgari ücretle çalýþan iþçileri de bu yurtlarýn daimi çalýþanlarý. Bugün, yoksullukla boðuþan, ay sonlarýný getiremena doðru yürüyüþe geçtiler. “Eðitim-Sen Kapatýlamaz”, “Kurtuluþ Yok Tek Baþýna Ya Hep Beraber Ya Hiç Birimiz”, “Anadil Hakký Engellenemez”, “Yaþasýn Örgütlü Mücadelemiz” sloganlarý eþliðinde gerçekleþtirilen yürüyüþ esnasýnda sendika üyeleriyle polis arasýnda bir sürtüþme yaþandý. Polisin, yürüyüþçüleri yol kenarýnda dar bir alanda hareket etmeye zorlamalarý üzerine eðitim emekçileri el ele tutuþarak oluþturduklarý güvenlik zinciriyle polisin eylemcileri sýkýþtýrmasýný engellediler. Yürüyüþ sýrasýnda, “16. Yýlýnda Leninist Saflara”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Dünya Emeðin Olacak”, “Kürt Halký Yalnýz Deðildir” yazýlý kuþlamalarý 54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
yen, esnafa gýrtlaðýna kadar borç yapmýþ, çocuðunun ihtiyaçlarýný karþýlayamayan ve bunalýmlarýndan ailesine ilgi, anlayýþ gösteremeyen bir iþçinin ya da emekçinin kendisine “yüklenen” bu çocuklara yeterli ilgiyi, þefkati göstermesi nasýl beklenebilir? Ebeveynlerinin yokluðu ya da bakamamasý nedeniyle yuvalarda, yurtlarda bu þartlar altýnda yetiþen çocuklarýn nasýl saðlýklý bireyler olmasý beklenebilir... Bebek yaþlarda susmayý, kendisine verilen kalýba sýðmayý baþaramamýþ olan çocuklarýn, çok kýsa sürede tekrar sokaklara dönmesi, suç çetelerine karýþmasý, fuhuþa itilmesi kadar doðal bir þey olmamalý. Sistem, içinde öðütemediklerini çürütüyor. Coðrafyamýzda 7-17 yaþ arasý çalýþan çocuk sayýsý bir buçuk milyonun üzerinde iken, ne çocuk yuvalarýnda, ne de sokaklarda saðlýklý nesiller yetiþtiremeyiz. Saðlýklý nesillerin yetiþmesi ve bakýma muhtaçlarýn yaþamlarýný sürdürebilmeleri, ancak kâra deðil, insana önem veren bir sistemde mümkün olabilir. Ancak en önemli þeyin “insan” olduðu bir sistemde her þey “insan”a yöneliktir ve her yatýrým “insan” için yapýlýr. Bu da ancak sosyalimde mümkündür. Mücadele Birliði Okuru/ Ýstanbul
yapýldý. “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Eðitim-Sen Nayegýrtini”, “Zafer Savaþan Emekçinin Olacak” sloganlarý atýldý. Adliye sarayý önüne gelindiðinde Eðitim-Sen yöneticileri mahkeme sonucunu duyurdular. Sendikanýn tüzüðünden anadilde eðitim hakký ile ilgili maddenin çýkarýlmasýndan sonra mahkemenin sendikayý kapatmama kararý aldýðýný ve davayý bitirdiðini duyurdular. Duruþma öncesinde Eðitim-Sen, kapatýlma davasýna konu olan, bireylerin anadillerinde eðitim görme haklarý olduðunu belirten maddeyi tüzüðünden çýkarmýþ, bunun üzerine yaklaþýk 200 eðitim emekçisi sendikadan istifa etmiþti.
Yeni Evrede
Eylemler
Mücadele Birliði
DEVRÝMÝN AYAK SESLERÝ DÜNYAYI SARSIYOR
Latin Amerika’nýn Dört Bir Bucaðýnda ABD Protestolarý Uruguay halký Bush’un kýtaya geliþini ve ALCA’yý protesto ederek, Amerikalýlarýn bölgede olmalarýndan rahatsýz olduklarýný ve bölgeden def olup gitmelerini istediler. Þili Ýþçi Sendikasý(CUT) ve Alternatif Eðitim Merkezi(CENDA), Serbest Ticaret Anlaþmasýna karþý ülkelerinde ve kýtada mücadele edeceklerini söylediler. Arjantin’de 4 Kasým’da baþlayan “Amerika Kýtasý Zirvesi” öncesi, ABD baþkaný George Bush protesto edildi. Arjantin’de zirvenin yapýlacaðý sayfiye kasabasýnda toplanan 50 bin kiþi alternatif halk zirvesi düzenledi ve ABD yönetimini, neoliberalizmi protesto eden sloganlar atarak yürüdü. Bayrak ve pankartlarýn alaný kapladýðý eylemde Mc Donalds da eylemciler tarafýndan yakýldý. Latin Amerikalýlar, sýk sýk “Faþist Bush Defol Git” sloganlarý attý. Eyleme Bosnalý muhalif Emir Kustrica, Venezüela devlet baþkaný Hugo Chavez, Bolivyalý lider Evo Morales, Arjantinli Kayýp Anneleri; ve Küba devlet baþkaný Fidel Castro’nun isteðiyle burada bulunduðunu söyleyen ünlü futbolcu Maradona da katýldý. Venezüela lideri Chavez, alternatif zirvede yaptýðý konuþmada, ticaret rejiminin liberalleþmesine karþý eylemcilerle ayný görüþleri paylaþtýðýný söyleyerek, “sanýrým buraya Amerikalar Serbest ticaret Anlaþmasý FTAA’yý gömmeye geldik. Küreðimi de yanýmda getirdim” dedi. Üzerinde “savaþ suçlusu” yazýlý tiþörtüyle eylemlere katýlan Maradona da, Bush’u insan kýrýntýsý olarak niteledi ve “Bush Katildir” dedi. Coca-Cola Direniþi Kazanýmla Sonuçlandý DÝSK/Nakliyat-Ýþ sendikasý, Coca Cola direniþinin “baþarýyla sonuçlandýðýný” açýkladý. Direniþçi iþçilerin oybirliði ile alýnan kararla, Direniþ þu þekilde sonuçlanmýþtýr: 1- Dudullu’da tazminatsýz olarak iþten çýkarýlan tüm
iþçilere, Kýdem ve Ýhbar Tazminatý ödenmiþtir. 2- Yenibosna ve Dudullu’da kýdem ve ihbar tazminatlarý sendikanýn önerileri doðrultusunda yeniden hesaplanmýþ, Yenibosna’da kýdem ve ihbar tazminatý alan Direniþçi iþçilere, bu hesaba göre doðan farklar da ayrýca ödenmiþtir. (Yenibosna’daki iþçiler, kýdem ve ihbar tazminatlarýný daha önce almýþlardý.) 3- Her bir Direniþçi Ýþçi, direniþ süreci için (yani boþta geçen zaman için) 4 aylýk, sendikal tazminat olarak da 14 aylýk ücreti tutarýnda tazminat almýþtýr. Toplam olarak 18 aylýk tazminat almýþtýr iþçiler. 4- Tazminatlarýn tamamý iþçilere bir defada nakit olarak ödenmiþtir. Yapýlan anlaþma gereði alýnan tazminatlar, þu ana kadar ülkemizde Mahkemelerin verdiði iþe iade davalarýnýn sonucu alýnan tazminatlarýn üzerindedir.
Almanya’da sosyal ve siyasal haklara yönelik saldýrýlar, ezilenleri sokaða dökmeye devam ediyor. Nürnberg kentinde, 29 Ekim günü “Sosyal Yýkýma Karþý Yeni Bir Dünya Mümkün” þiarýyla bir yürüyüþ düzenlendi. Çok sayýda anti-faþist ve anti-kapitalist yerli ve göçmen kurumun birlikte örgütlediði yürüyüþte toplanan 1.500 yerli ve göçmen iþçi, öðrenci, iþsiz hükümetin uyguladýðý neoliberal politikalarý protesto etti. Yapýlan konuþmalarda, Ajanda 2010 ve Hartz IV olarak bilinen saldýrý paketlerinin devreye girmesiyle birlikte, Almanya’da iþsizliðin ve yoksulluðun artýðýna, gençliðin geleceðinin karartýldýðýna dikkat çekildi. Saldýrýlarý püskürtmenin yegâne yolunun örgütlü mücadeleden geçtiðinin altýný çizdiler.
Postacýlar Tatil Haklarýnýn Gasp Edilmesine Karþý Eylemde Ýdi Posta daðýtýcýlarýnýn resmi tatil ve bayram günlerinde personel yetersizliði bahane edilerek tam gün zorla çalýþtýrýlmasý üzerine, Basýn Yayýn ve Ýletiþim Emekçileri Sendikasý HaberSen, 31 Ekim Pazartesi günü saat 09.00’da Ankara Posta Ýþleme Merkezi’nde basýn açýklamasý yaparak bu uygulamayý protesto etti. Basýn açýklamasýna katýlan PTT emekçileri “Tatil Hakkýmýz Söke Söke Alýrýz”, “Postacý Yoksa Mektupta Yok”, “Köle Deðil Postacýyýz”, “Kadrolu Personel Ýstiyoruz”, “Angaryaya Hayýr” sloganlarýný atarak resmi tatil ve bayram günlerinde zorla çalýþtýrmayý protesto ettiler.
Kýbrýs’ta Eðitim Emekçilerinden Miting Kuzey Kýbrýs’ta hükümetin, imzalanan sözleþmeye uymamasý üzerine grev kararý alan Kýbrýs Türk Orta Eðitim Öðretmenler Sendikasý (KTOEÖS), miting düzenledi. “Öðretmenin bütünlüðünün göstergesi” adýyla yapýlan miting için öðretmenler sendika binasý önünde toplanarak baþbakanlýða yürüdü. Eðitim emekçileri, Kuzey Kýbrýs genelindeki okullarda da grev uyguladý.
Mensa Ýþçisi Ýþ Býraktý Mehmet Uluþtaþ’a ait Mensa fabrikasýnda çalýþan iþçiler, beþ altý aydýr düzenli olarak ücret alamadýklarýný belirterek üretimi durdurdular. Vardiya çýkýþýnda, fabrika kapýsýndan Adana-Mersin karayoluna kadar yürüyen Mensa iþçileri, eylemlerinin bayram tatili dönüþünde de devam edeceðini belirttiler. Yürüyüþ sýrasýnda sýk sýk “Ýþçilerin birliði sermayeyi yenecek”, “Ýþ, ekmek yoksa barýþ da yok” , “Ýþçiler kardeþ patronlar kalleþ”, “Yaþasýn iþçilerin birliði”, “Mensa iþçisi omuz omuza” sloganlarýný attýlar. Beþ aydýr ücret alamadýklarýný ve bayrama parasýz girdiklerini dile getiren iþçiler, ikramiye ve sosyal yardýmlarýný da bir yýldýr alamadýklarýný söylediler. Almanya’da Sosyal Yýkýma Karþý Emekçiler Sokakta
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
Parasýz Eðitim Ýsteyen 150 Bin Öðrenci Roma’yý Kuþattý Ýtalya’da öðrenciler, parasýz eðitim hakkýný savunmak için bugün baþkent Roma’yý kuþattý. 150 bin öðrenci, Berlusconi hükümetinin “üniversite reformu”nu protesto etmek için parlamento binasýna yürüdü. Neoliberal eðitim politikalarýna karþý direneceklerini belirten öðrenciler ile polis arasýnda çatýþma çýktý. Polis, öðrencilere gaz bombalarý ve coplarla saldýrdý. Saldýrý sonucu 7 öðrenci hastaneye kaldýrýldý. Kostarikalý Ýþçiler Serbest Ticaret Anlaþmasýna Karþý Eylemde Kostarika’nýn San Jose þehrinde, üniversite örgencileri, Ulusal Meclise kadar bir yürüyüþ yaparak, Hükümetin Amerika Birleþik Devlet’leri ile imzalamak istediði, Serbest Ticaret Anlaþmasýný (TLC) protesto ettiler. Ayrýca, ülkenin kuzeyinde bulunan Heredia kentindeki Ulusal Üniversite öðrencileri de 26 Ekim günü bir gösteri yapacaklarýný duyurdular.
19
Yeni Evrede
Eylemler
Mücadele Birliði Yaralýlanmalarýn ve jandarma saldýrýsýnýn ardýndan köylüler eylemlerine son vermek zorunda kaldý.
Özellikle serbest rekabete karþý koyamayacak olan küçük ve orta boy üreticiler, Amerikan ekonomisinin ülkeye giriþinin büyük dengesizlikler yaratacaðiný ve onlarla rekabet etmelerinin mümkün olmadýðýný açýklayarak eylemlere katýlacaklarýný söylediler. Çeþitli Orta Amerika kuruluþlarýnýn öngörülerine göre; ilk on yýllýk sürede, kýrsal alanlarda, 40.000 ile 125.000 arasýnda kiþi, iþini kaybedecek ve özellikle küçük üreticiler bu anlaþmadan çok olumsuz etkilenecek. Ýnfineon Ýþçisi Grevde Kapanma tehlikesiyle karþý karþýya olan Almanya’nýn Münih kentindeki Infineon fabrikasýnda iþçiler, 24 Ekim sabahýndan itibaren süresiz greve baþladýlar. Ýþçilerin yüzde 92,6’sý, daha önce yaptýklarý oylamada greve “evet” demiþlerdi. Ýþ býrakarak, üzerinde “Grevdeyiz” yazýlý yelekler giyen iþçiler, fabrika önüne çýkarak eylemlerini burada sürdürdüler. Yüzde 99 katýlýmýn saðlandýðý greve, Münih’in önemli firmalarýndan BMW, MAN, Krauss-Maffei, Rohde-Schwarz, Epcos iþçileri ve Ver-di sendikasý yöneticileri destek ziyaretinde bulundular. IG Metall sendikasýnýn aldýðý bir kararla, Münih’deki diðer iþletmelerden iþçiler de dönüþümlü olarak grevcilerle dayanýþma içinde olacaklar. Yedi Ülkede Ortak Ýþçi Eylemi Kapatýlmakla karþý karþýya olan AEG Nürnberg iþçileri, Avrupa çapýnda yapýlan eylemde yer aldýlar. Uzun bir süredir fabrikanýn kapatýlmasýna karþý mücadele eden iþçiler, bu kez yedi ülkedeki 25 bin iþçi ve emekçiyle kenetlendiler. Üretimi iþgücünün daha ucuz olduðu ülkelere kaydýrmayý amaçlayan Electrolux tekeline karþý ilk kez iþçiler birlik oldu ve cuma günü greve çýktýlar. Üretimi Doðu Avrupa’ya ve Asya’ya kaydýrma planý yapan patronlar, ayný zamanda Avrupa’daki fabrikalarda da üretimi “yeniden düzenleme” tehdidini savurmuþlardý. Electrolux’un planýna göre, üretim nerede daha ucuza mal olursa o bölgeye kaydýrýlacak. Avrupa Metal Sendikalarý Birliði’nin(AMB) verdiði bilgiye göre Ýspanya’nýn Fuenmayor þehrindeki fabrika kapandý. Ýtalya’nýn Floransa ve Ýsveç’in Mariestaad þehirlerindeki fabrikalarda kitlesel iþten atmalar gerçekleþti. AMB, tekelin planlarýna karþý Avrupa çapýnda mücadele etmekten baþka çare olmadýðýný açýkladý. Electrolux’e ait AEG Nürberg’de çalýþan 1.750 iþçinin en azýndan 800’ünün kýsa vadede iþten atýlmak istendiðini bildiren IG Metall Nürnberg sözcüsü, “Orta vadede fabrikanýn tamamen kapatýlmasý gündemde” dedi. Sendika, 600 AEG iþçisinin iþ býraktýðýný söyledi. Belçika’da Grev Haftasý Belçika’da, 28 Ekim Cuma günü için ge-
20
nel grev kararý alan sendikalar, dünden itibaren ülkenin çeþitli bölgelerinde yerel grev hareketleri baþlattý. Charleroi’da dün sabah baþlayan grev kenti felce uðratýrken, düzenlenen gösteri ve yürüyüþler tüm sektörlerde faaliyetleri durdurdu. Hýristiyan demokrat eðilimli CSC sendikasýyla sosyalist eðilimli FGTB sendikasýnýn ortak kararlarý çerçevesinde baþlatýlan grev eylemleri, federal hükümetin erken emeklilik yaþýný 58’den 60’a çýkarma kararýný protesto için yapýlýyor. Namur kentinde de grev hareketleri ve çeþitli eylemler nedeniyle güncel yaþamýn geniþ ölçüde aksadýðý bildiriliyor. Demir-çelik, inþaat, toplu taþýmacýlýk gibi alanlarda ülke çapýnda ekonomik faaliyeti etkileyen grev hareketlerinin tüm hafta, deðiþik bölgelerde sürdürülmesi planlanýyor. Sendikalar, cuma günü Brüksel’in ve tüm ülkenin “felç haline sokulacaðýný”, genel grevle birlikte baþkentte çok büyük bir yürüyüþ düzenleneceðini de bildirdi. Kum Ocaðýný Protesto Eden Köylülere Jandarma Saldýrdý Bolu’da köylerinin yanýnda bulunan kum ocaðýna þantiye kurulmasýný istemedikleri için eylem yapan köylülere, jandarma robocop timleri, coplarla saldýrdý. Bolu’nun Çaygökpýnar Köyü sakinleri, köylerinin yanýnda bulunan kum ocaðýna þantiye kurulmasýna karþý çýktýklarý için, kum ocaðýnýn önünde toplanarak eylem yapmaya baþladýlar. Köylülerin eylem yapacaðý bilgisini alan Bolu Ýl Jandarma ekipleri, köylüleri terörize ederek kum ocaðýnýn etrafýný sardý. Kum ocaðýna þantiye yapýlmasýný istemediklerini belirten köylüler, robocop diye adlandýrýlan özel kýyafetli jandarma timlerinin oluþturduðu barikatý yararak kum ocaðýna girmeye çalýþtýlar. Kum ocaðýna girmeyi baþaran bazý köylüler ise þantiye yapýmý için kullanýlmak üzere kum ocaðýna getirilen malzemelerini yaktýlar. Jandarma timleri, olaya karýþan 16 kiþiyi gözaltýna aldý. Yapýlan eylemde yaralanan 2 köylü, olay yerine gelen 112 Acil Yardým ekipleri tarafýndan Köroðlu Devlet Hastanesi’ne kaldýrýldý.
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
Grev Yaptýlar Kazandýlar Gaziosmanpaþa Belediyesi’nin çöp toplama iþini yapan taþeron firma Akmercan Temizlik’te çalýþan iþçiler, bir arkadaþlarý iþten atýlýnca iþ býraktý. Gece boyunca yapýlan eylemin ardýndan atýlan iþçi geri alýnýrken, iþçilerin diðer talepleri de kabul edildi. Akmercan Temizlik’te gece amiri olan Bayram Aslan, yaptýðý kazanýn ardýndan kamyonda oluþan hasarýn ücretinden kesilmesine karþý çýkýnca iþten atýldý. Aslan’ýn iþten atýlmasý üzerine gece vardiyasýnda çalýþan 200 kadar iþçi iþ býraktý. Arkadaþlarýna sahip çýkan iþçiler, çalýþma koþullarýnýn düzeltilmesi talebini de dile getirdiler. Olay yerine çok sayýda polisin gelmesine raðmen iþçiler kararlýlýklarýný sürdürdüler ve arkadaþlarý iþe alýnýncaya kadar eyleme devam edeceklerini açýkladýlar. Bütün gece çalýþmayan iþçiler ile patronlar Gazi ve Veysel Akmercan arasýnda sabah 07.00’de yapýlan görüþmelerin ardýndan anlaþma saðlandý. Atýlan Bayram Aslan geri alýnýrken, iþçilerin talepleri de kabul edildi. Anlaþmaya göre Þafak Temizlik’te bundan sonra iþçilerin mesai ücretinden ceza kesintileri yapýlmayacak, bu zamana kadar kesilen paralar geri ödenecek, iþ kazasý sonrasý oluþan masraflar da iþçilerden kesilmeyecek, daha önce yapýlan kesintiler geri ödenecek. Türk Telekom Çalýþanlarýndan Ýþ Býrakma Eylemi Haber-Sen üyesi Türk Telekom çalýþanlarý, iþbaþý yapmayarak Gayrettepe’deki Türk Telekom Ýstanbul Bölge Müdürlüðü önünde toplandý. Müdürlüðün giriþine “Türk Telekom satýlýk deðildir” yazýlý pankart açan çalýþanlar, daha sonra özelleþtirme karþýtý sloganlar attý. Nazilere Geçit Verilmedi Almanya’nýn Göttingen kentinde cumartesi günü neo-nazi Almanya Milliyetçi Demokrat Parti (NPD) tarafýndan düzenlenen gösteriye karþý sokaða dökülen halk, faþistlerin yürümesine izin vermedi. Göttingen’de 60 kadar parti, sendika ve sivil toplum örgütü tarafýndan oluþturulan Saða Karþý Birlik tarafýndan çaðrýsý yapýlan antifaþist gösteride ýrkçýlýða ve yabancý düþmanlýðýna karþý sloganlar atýldý. “Kentimizde Neo-nazilere Yer Yok” diye pankart açan eylemciler, polisten faþistlerin yürütülmemesini istediler. Gösteriye Sol Parti, Yeþiller, SPD ve kilise temsilcilerinin katýldýðý görüldü.
Yeni Evrede
Kadro
Mücadele Birliði
YARATICI ÇALIÞMA Þ
imdi devrimimizin ve bizim en çok ihtiyaç duyduðumuz þeylerden biri, yaratýcý çalýþmadýr. Açýkça görülüyor ki, her konuda ama her konuda yaratýcý çalýþmaya ihtiyacýmýz var. Olaylarýn devrimci geliþimi bugüne kadar bize çok þey öðretti. Bundan sonra önemli olan bizim devrime ne öðreteceðimiz olduðuna göre, kolektifin her bireyi bu konuda kendisinden baþlamak suretiyle zorlayýcý olmalýdýr. Yaratýcýlýðýmýzýn sýnýrlarýný zorlamak zorundayýz. “Elimden bundan fazlasý gelmiyor ne yapayým?” denildiði anda bile daha iyisinin yapýlabileceðini unutmamalýyýz. Komutan Che, “gerçekçi ol imkansýzý iste” derken tam da böylesi anlarý dile getirmiþtir. Gerçekçi olmak gerekiyor; nesnel koþullarý olduðundan daha abartýlý ele almamak, somut durumun somut tahlilini yapmak leninist bir yöntemdir. Bu leninistleri, devrimi bir azýnlýðýn komplosu olarak gören Blankistlerden ayýran en önemli yöndür. Leninistler, koþullar olgunlaþmadan ne kadar kahramanca olursa olsun bir grup öncünün eylemi ile iktidarýn alýnamayacaðýný bilirler, bu nedenle olay ve olgularýn gerçekçi bir deðerlendirmesini yaparlar. Fakat ayný zamanda eylemlerinde cüretli olur; o an için birçoklarý açýsýndan yapýlmasý imkansýz görüneni de yapmaya gayret ederler. “Ýmkansýz” diye bir þey olmadýðýný, bir sorun kendisini tartýþtýrýyorsa, mutlaka çözümünü de kendi içinde taþýdýðýný bilirler. Victor Hugo, “þafak bile doðmak için cüret ediyor” diyor. Cüret olmadan, olaylarýn üzerine cesaretle gidilmeden daha iyisinin yapýlmasý mümkün deðildir. Devrim, devrimci giriþkenlik ve yaratýcý çalýþma ile, devrimin nesnel koþullarýnýn ayný tarihsel kesitte buluþmasýyla olacaktýr. Olaylarýn sýçramalý geliþtiði yerde, “imkansýz” diye bir þey olmadýðýný, olmayacaðýný sayýsýz olay bize gösteriyor. Bugün sürmekte olan Ölüm Orucu Eylemi, bunun en iyi örneðidir. Bu kadar uzun süre devrimci iradenin kýrýlýp bükülmeden, ayakta yürüyüþünü sürdürüyor oluþu, nelerin yapýlabileceðinin göstergesidir. Küba da bugün devrimin sürdürülüyor oluþu ve emperyalizmin tüm saldýrýlarýna karþý Küba’nýn kafa tutuyor oluþu bir baþka örnektir. Ulaþýlmýþ olan düzeyle yetinmemek hep daha iyiye ve daha ileriye doðru gitmek bir devrimci için olmazsa olmazdýr. Kendini aþma isteði, azmi ve çabasý her zaman ve her koþul altýnda kendisini varedebilmelidir. Yaratýcý çalýþmayý körükleyen, nesnel koþullarýn zorlayýcýlýðý yanýnda, bu olmalýdýr. Ýnsanlarý yeni buluþlara iten þeyin nesnel koþullarýn yarattýðý ihtiyaçlar olduðunu biliyoruz. Bir þeyin eksikliðine duyulan yakýcý ihtiyaç, onun ortaya çýkarýlmasýnýn da itici gücüdür. “Hiç bir þey zamaný gelmiþ bir düþünceden daha güçlü deðildir”. Nesnel koþullar olgunlaþtýðýnda yaratýcýlýk da harekete geçecektir. Yaratýcý düþünceler, insanýn aklýna durduklarý yerde gelmezler. Ýlham bekleyen þairler gibi yaratýcý düþüncelerin gelip bizi bulmasýný beklersek asla bir þey yaratamayýz. Yaratýcý düþünceleri bize esinlendirecek bir pratik içinde olmamýz þarttýr. Bunun için giriþip görmek gerekiyor; yaparak yeni ve yaratýcý düþüncelerin önünü açmak gerekiyor. Ýnsan ancak ürettiði ve ürettiðinin sonuçlarýný gördüðü ölçüde yeni ufuklara yelken açabilir. Çalýþan insan ancak yaratýcýlýðýnýn sý-
nýrlarýný zorlayabilir. Ýnsan ancak pratik içinde sorunlara vakýf olur. Karþýsýna çýkan sorunlarý çöze çöze deneyim kazanýr ve yaratýcýlýðý geliþir. Kimse oturduðu yerden yaratýcý olamaz. Bir Oblomovun yaratýcý düþüncelere sahip olacaðýný düþünmek mümkün müdür? “Armut piþ aðzýma düþ” mantýðýna sahip birinin yaratýcý bir çalýþma içinde olmasý beklenebilir mi? Ya da memur zihniyetine sahip olan birisinin… Sadece rutin olaný yapanlar, rutin olaný sürdürme eðilimi içerisindedirler. Tekdüze, basma kalýp bir anlayýþla ayný dairenin etrafýnda dönüp dururlar. Deðiþim adeta onlar için bir ölümdür. Alýþýlageldik çalýþma biçiminin kolaylýðýna kendilerini kaptýrmýþlardýr. Rehavet, adeta içlerine iþlemiþtir. Kendilerine yeni bir iþ bulmak, bir iþi bitirip diðerini eline almak varken, kendi iþlerini bile yapmayýp sadece yapýyor görünürler, amaç mesai saatlerini doldurmaktýr. Bu zihniyetin beynini yeni bir þeyler yaratmak içir zorlamasý ihtimal dahilinde midir? Bir insanýn kendi içindeki devrim, devrimciliðin rutin bir iþ olmadýðýný anladýðý anda baþlar. Bir ömrün koþuþturmayla geçeceðini, iþlerin hiçbir zaman bitmeyeceðini; her iþin sonunda önümüze yeni iþler koymamýz gerektiðini anladýðýmýz anda baþlar. Bazen de hata yapma korkusu insaný yaratýcý düþüncelerden ve yaratýcý bir çalýþmadan alýkoyar. Yeni bir durum karþýsýnda “hata yaparým” korkusuyla adým atmada çekingen davranma yaratýcý düþünceyi öldürür. Yaratýcý insanlar; özgür düþünceli, hata yapmaktan korkmayan insanlardýr. Bir adým atarken sonuçlarý üzerine uzun uzun düþünen, herþeyi en ince ayrýntýsýna kadar hesaplamaya çalýþanlar, belki hata yapmazlar ama bir þeyde yaratamazlar. Ancak kendine güvenle ileri atýlabilenler, özgüveni ve cesareti olan insanlar yaratýcýdýrlar. Yeni fikirlerden kokmayan, mekanik düþüncelerden ve dogmatizmden kendisini kurtarmýþ olanlar yaratýcý düþünceler ileri sürebilirler. Sürekli bilineni tekrarlayan, varolaný ilerletmek yerine, doðruluðundan emin olduðu ve hata yapma riski en az olduðu için varolanla yetinen anlayýþ yaratýcý olamaz. Komünistler, dünyanýn en özgür insanlarýdýrlar. Henüz zorunluluklar dünyasýndan özgürlükler dünyasýna geçememiþ olsak da yaþadýðýmýz çaðýn en özgür insanlarý bizleriz. Kendimizi devrimin yasalarý dýþýnda hiçbir þeye baðlý hissetmeyiz. Bu nedenle dünyanýn en yaratýcý insanlarýnýn da bizler olmasý gerekir. Yaratýcýlýk, birilerini taklit ederek kesinlikle elde edilemez. Bir insanýn yaratýcý olmasý için her þeyden önce kendi özgünlüðünü korumasý gerekir. En iyi taklit bile, iyinin kötü bir kopyasýdýr. Elbette yoldaþlarýmýzdan öðreneceðimiz çok þey vardýr ve olmalýdýr ama bu onlarýn yaptýklarýný aynýyla yapmak þeklinde olmamalýdýr. Bir iþi nasýl yapacaðýmýza dair yöntemi öðrendikten sonra, kendi özgünlüðümüzü o iþe katarak kendi yaratýcýlýðýmýzla hareket etmeliyiz. Yaratýcýlýk, insanýn doðuþtan getirdiði bir yeti deðildir. Yaratýcýlýk, çalýþma, üzerine düþünme ve yoðunlaþma ile olur. Önemli olan istemektir; kafayý belirli bir konuya verebilmektir. Belki ilk dönemlerde baþarýsýz olabiliriz, ama bu bizi asla yýldýrmamalý, þevkimizi asla kýrmamalýdýr. Baþarma azmi hiçbir zaman yitirilmemelidir. Birgün mutlaka baþaracaðýmýza olan inancý her zaman korumalýyýz. Unutmamalýyýz ki, baþarýsýz olduðumuz her giriþim bize deneyim kazandýracaktýr. Belki daha sonrasý için bize yaratýcý fikirler sunabilecektir. Her zaman bir iþin nasýl yapýlacaðýný öðrenme ve daha iyisini yapma gayeti içinde olmak gerekiyor. Bizim bugün en çok ihtiyaç duyduðumuz þey örgütlemede yaratýcý olmaktýr. Etrafýmýzda olan, çeþitli nedenlerle kolektifin etki alanýna girmiþ olan insanlarý nasýl örgütleyeceðimiz ve örgütlü bir güce dönüþtüreceðimiz en çok yaratýcýlýk gerektiren konulardan biridir. Bu konuda hazýr reçeteler yok. Her olayýn kendi somutluðu içinde ayrýca ele alýnmasý gerekiyor. Genel yaklaþým olarak ancak þunu söyleyebiliriz: Örgütlenme çalýþmasýnda en büyük engelimiz mükemmeliyetçiliðimiz. Ýnsanlarý, kafamýzda oluþturduðumuz kalýplara uydur-
54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
21
Yeni Evrede
Kadro
Mücadele Birliði
maya çalýþýrsak daha baþtan kaybederiz. Ýnsanlarýn özelliklerini iyi anlamalý, onlarý görmek istediðimiz gibi deðil, olduklarý gibi deðerlendirmeli, insanlar konusunda seçici olmalý ama zor beðenir olmamalýyýz. Her bir insanýn yapabileceði þeyleri öngörmeli, herkesten yapabileceði þey oranýnda katký sunmasýný beklemeliyiz; ama herkesi mutlaka bir iþin ucundan tutmaya yönlendirmeliyiz. Bu konudaki yaratýcýlýðýmýz bize devrimin yolunu açacaktýr. Ýnsanlar bizim her konuda farklýlýðýmýzý hissetmelidir. Çýkan bir bildirinin dilinden tutalým da bir etkinliðin örgütleniþ biçimine kadar her konuda yýðýnlar bizi fark edebilmeli. Yaratýcý çalýþma kendisini mutlaka hissettirmeli. Bazen olduðu gibi, devrimci kültürümüzü gereksiz bir mütevazilikle kendimize saklamamalý, yansýtmalýyýz. Ýnsanlar birikimlerimizi görmeli; yaratýcý çalýþmalarýmýzýn farkýna varmalý. “Yolumuz güçlüklerle doludur” diyor komutan Che, “Zaman zaman patikalarda dolanýrýz ya da geri dönmemiz gerekir, bazen çok hýzlý gider ve kitlelerden koparýz. Bazen de çok yavaþ yol alýr ve peþimiz sýra gelenlerin sýcak nefesini ensemizde duyarýz. Devrimciler olarak bizler çabalarýmýzla yol açarak elverdiðince hýzlý ileriye doðru atýlýrýz, fakat kitleyi kendimizden vereceðimiz örneklerle esinlendirirsek daha hýzlý ilerleyebileceðimizi biliriz.”(Sosyalizm ve Ýnsan, Yar Yayýnlarý) Yaratýcý çalýþma, bir insanýn sadece belirli zamanlarýný alan deðil, bütün bir yaþam boyunca, kolektif yaþamýn her anýnda olmasý ge-
reken bir þeydir. Devrimden sonra da yaratýcý çalýþma sürecektir. Sosyalizm, bugünkü teknik geliþmenin yarattýðý koþullar üzerinde insanýn kendisini sýnýrsýzca geliþtirmesi ve yaratýmlarda bulunmasý için “boþ zaman” yaratacaktýr. Ýnsanlar günlük çalýþmadan arta kalan zamanýn artmasýyla istedikleri gibi yaratýcý çalýþmalar yapabileceklerdir. Çalýþmanýn ileride bir zorunluluk olmaktan çýkmasýyla birlikte, insanlar zamanlarýnýn çoðunu dilediklerince üretmeye ve yeni yaratýmlarda bulunmaya ayýrabileceklerdir. Bugün ya da daha sonrasý için insanýn yaratýcý çalýþma yapabilmesi için beynini insanlýðýn evrensel hazineleriyle doldurmasý gerekiyor. Ancak çok yönlü geliþmiþ bir beyin yaratýcý olabilir. Bu kimi zaman okumayla, kimi zaman da yaþam tecrübesinden elde edilir. Sonuçta bugün yaþamýna bilinçli olarak yön veren komünistlerin hem çok okuyarak hem de buna uygun bir pratik faaliyet içinde olarak geliþmesi gerekiyor. Yaratýcý çalýþmamýz, bizi kitlelerin gözünde öne çýkaracaktýr. Ýnsanlar, kolektif bir deha karþýsýnda bulunduklarýný hissettikleri her an bize ve devrime daha çok yaklaþacaklardýr. Yaratýcý çalýþma, devrimin kaldýracý olacaktýr.
DEVRÝMÝN OLABÝLECEÐÝNE DAÝR ÝNANCIMI LENÝNÝSTLERLE TANIÞMAM OLUÞTURDU!
M
erhaba Mücadele Birliði okurlarý. Bu sayýmýzda yeni tanýþtýðýmýz bir iþçi arkadaþýmýzla yaptýðýmýz röportajý sizlerle paylaþmak istiyoruz. Mücadele Birliði Okuru: Merhaba. Bize biraz kendinden bahseder misin. Ýþçi: 20 yaþýndayým. Bir gýda fabrikasýnýn daðýtýmýnda çalýþýyorum. 450 milyon ücret alýyorum. 2 yýldýr çalýþýyorum. Daha önceleri yevmiye iþlerinde çalýþtým. 17 yaþýndan beri çalýþýyorum. Mücadele Birliði Okuru: Çalýþma koþullarýn nasýl? Ýþçi: Çalýþma saatlerimiz belli deðil. Sabah 08.00’de iþbaþý yapýyorum, çýkýþ saatini bilmiyorum. Sürekli mesai yapýyorum ama hiçbir þekilde mesai ücreti almýyorum. Daha önce bize yemek parasý veriliyordu. Ama son 2 haftadýr cebimizden karþýlayacaðýmýz söylendi. Günde 30-40 bayiye gýda daðýtýmý yapýyordum. Ama 2-3 haftadan beri daðýtým yapacaðýmýz bayi sayýsý 100110’a çýkarýldý. Daha önce 30-40 bayiyi zor bitirirken þimdi bizden 3 katý da-
22
ha fazla performans bekleniyor. Mücadele Birliði Okuru: Yaþadýðýmýz dönemde iþçilerin ve emekçilerin yaþam koþullarý ve onlar üzerindeki etkileri hakkýndaki düþüncelerin nelerdir? Ýþçi: Aldýklarý ücret yaptýklarý iþe göre çok az. Bir asgari ücretle deðil ailesini, kiþi kendini bile zor geçindirir. Hiç kimse yaþamýndan memnun deðil. Bu yaþam koþullarý kimilerini bencilleþtiriyor; kimilerinde ise huzur içinde çalýþmasý gerektiði, emeðinin karþýlýðýný almasý gerektiði bir dünya düþüncesi oluþuyor. Ýþçilerin bir kýsmýnda bu yaþam koþullarýndan dolayý bir öfke var ve de arayýþ içerisindeler. Mücadele Birliði Okuru: Leninistlerle tanýþmadan önce yaþama bakýþ açýnla, tanýþtýktan sonra ki bakýþ açýn arasýnda fark var mý, varsa bizimle paylaþýr mýsýn? Ýþçi: Leninistlerle tanýþmazdan önce benim için yaþamak gezip-tozmak, içki içmek, sadece kendimi ve çevremi düþünmek, zamanýmý boþ boþ þeylerle geçirmek, zamanýmý boþa harcamaktý. Ýþten gelir gelmez televizyonun baþýna 54. Sayý / 9-23 Kasým 2005
geçiyor, magazin programlarýný seyrediyordum ve buna benzer gereksiz þeyler yapýyordum. Fakat Leninistlerle tanýþtýktan sonra eskiden yaptýðým þeylerin zaman kaybý olduðunu anladým. Eskiden mücadele etmek gerektiðini düþünmezdim ama þimdi bu yaþamýn deðiþmesi gerektiðine, yaþama müdahale etmem gerektiðine ve de devrimin olabileceðine dair inancým oluþtu. Bu inancýmý iþçilerin ayaklanýþý, eskiye göre her yerde daha çok eylemlerin oluþu ve Leninistlerle tanýþmam oluþturdu. Mücadele Birliði Okuru: Leninist1erin yaþamýnda nasýl bir etkisi oldu? Ýþçi: Yaþadýklarýmýn farkýnda deðildim, Leninistlerle birlikte gözlerim açýldý, çevremde olup biteni görmeye baþladým. Mücadele Birliði Okuru: Bu güzel sohbet için teþekkürler. Ýþçi: Sizinle bir baþka sohbette bir araya gelmek dileðiyle. Ýyi çalýþmalar... Mücadele Birliði Okuru/ Ýzmir