Skip to main content

s027

Page 1

TEORÝ-PRATÝK T

oplumsal geliþmelerin çok yavaþ olduðu; sonuçlarýnýn ancak uzun sürede alýndýðý tarih dönemleri çok gerilerde kaldý. Evrim yasasý daha hýzlý iþliyor. Açýktýr ki bu durum, neden-sonuç iliþkisini ve farkýný ortadan kaldýrmaz. Neden-sonuç iliþkisi daha sýklaþýr. Sonuç daha az zamanda alýnýr. Bunun temelinde meta üretimi var. Egemen bir üretim olarak tüm uluslarý birbirine baðladý. Dünya küçüldü. Tarih, ilk defa, gerçek anlamda dünya tarihi oldu. Bugünkü insan iliþkilerinin temelinde ekonomik iliþkiler var. Ýnsan iliþkilerinin, ekonominin egemenliðinden kurtulacaðý, zincirli yaþamýn sona ereceði, insanlýðýn özgürleþeceði dönemler gelecektir; fakat o tarihe dek, zorunluluklar dünyasýnda yaþamaya devam edeceðiz. Ancak, zorunluluklar dünyasý; zorunluluklarýn serpilip geliþmesiyle kýsalýyor. Bugünkü dünya tarihinde her þey birbirine baðlý olarak geliþiyor. Meta üretimi ve dolaþýmý öylesine bir dünya ekonomisi yarattý ve uluslarý bu zeminde birbirine öylesine baðladý ki, her bir ülkedeki geliþmeler, diðerlerini etkiler hale geldi. Ülkelerin iç geliþmeleri, dünyadaki geliþmelerin etkisi ve baskýsý altýnda meydana geliyor. Bu, çok önemli bir tarihsel geliþmedir; her ülke tarihi, dünya tarihi ile birlikte hýzlanýyor. Ülkelerde ve dünyada tarih seyrek periyotlar halinde deðil; sýk periyotlar halinde yaþanýyor. Tarih, boþluk tanýmaz; oluþabilecek bir boþluk, geliþen olaylar tarafýndan hemen doldurulur. Tarihi süreci önceki- karþýlayan toplumsal iliþkiler, örgütlenme, sosyal hareket, sürecin dýþýna düþtüðü zaman; tarihsel süreç (evrim) yeni evresine denk düþen yenileri-

ni yaratýr. Tarihte süreklilik vardýr. Süreklilik (evrim) kendi içinde sýçramalarý barýndýrýr. Sýçramalar (devrimler) tarihsel süreçte yeni bir dönem baþlatýr. Devrim dönemlerinde “boþluk” uzun zaman geçmeden doldurulur. Meta üretimini genelleþtiren koþullar, ayný zamanda kapitalizmin yaþamýný kýsaltan koþullar olur. Bu koþullar, üretim araçlarýnýn geliþmesi ve bilimin pratik uygulamalarýdýr. Üretimin yoðunlaþmasýna, araçlarýn ve bilimin yoðunlaþmasý eþlik eder. Üretim araçlarýnýn geliþmesi, bilimin teknik uygulamasý toplumsal üretimin boyutlarýný en üst noktaya götürür. Tekelciliðin dünya egemenliði þartlarýnda, toplumsal üretimdeki bu yoðunlaþma, üretim iliþkilerinin kaldýramayacaðý düzeylere çýkar. Bu noktada, yeni ve ileri bir toplumsal düzene geçiþ baþlar. Bu geçiþ, kapitalizmden komünizme geçiþtir. Kapitalizmden komünizme geçiþ, devrimci dönüþüm yoluyla olur. Devrimci dönüþüm, bütünsel, toplumsal bir süreçtir. Devrimci sürecin politik aracý proletarya diktatörlüðü, sýnýflar savaþýmýnýn en yoðun biçimde sürmesidir. Geçiþ döneminin tümü boyunca, proletaryanýn devrimci eylemleri en sýk duruma gelir. Bu dönem, teorinin pratiðe geçtiði, maddi güç olduðu, büyük altüst oluþlar tarihidir. Tarihin seyrek periyotlar halinde seyrettiði çaðlarda, teori ile pratiði arasýnda uzun bir zaman aralýðý vardýr. Teori-pratik birliði; teorinin maddi güç haline gelmesi süreç sorunudur. Buna karþýn ekonomik-toplumsal geliþmenin yoðun olduðu koþullarda, teorinin eyleme geçmesi kýsa süreyi alýr. Her örgütün politik görüþlerinin sýnamalardan geçeceði toplumsal geliþmeler arka arkaya yaþanýyor. Her görü-

Teori-pratik birliði; teorinin maddi güç haline gelmesi süreç sorunudur. Buna karþýn ekonomik-toplumsal geliþmenin yoðun olduðu koþullarda, teorinin eyleme geçmesi kýsa süreyi alýr. Her örgütün politik görüþlerinin sýnamalardan geçeceði toplumsal geliþmeler arka arkaya yaþanýyor. Her görüþün sýnýfsal içeriðinin ve bilimsel niteliðinin fazla beklemeden pratiðin (devrimin) sýnavýndan geçeceði bir durum var. Herkes program ve taktiklerinin ne olduðunu kýsa süre içinde görecektir. 3


Eylemden kopuk, yalnýzca bilim ve teori peþinden koþan bir komünist parti, geçiþ sürecinde öncülük görevini yerine getiremez. Dünyayý deðiþtirmeye hizmet etmeyen bir teori, teori deðildir; teoriysen de, teoriysen deðildir. Eylem zamaný, teorisyen, eylemden eyleme koþan bir militandýr; parti devrimin savaþan partisi dir. Türkiye, Kürdistan, Latin Amerika gibi sýnýf mücadelelerini hep sert ve þiddetli geçtiði alanlarda eylemden kopuk bir teorisyenlik olmadý hiçbir zaman. 4

þün sýnýfsal içeriðinin ve bilimsel niteliðinin fazla beklemeden pratiðin (devrimin) sýnavýndan geçeceði bir durum var. Herkes program ve taktiklerinin ne olduðunu kýsa süre içinde görecektir. Haklýlýðýmýzýn tarih tarafýndan gösterilmesi için uzun zaman beklemek gerekmiyor. Her örgüt haklýlýðýnýn tarih tarafýndan teyid edileceðini söyleyerek, esasýnda sonuç almayý uzun erime býrakýyordu. Ancak yoðun tarihi dönemlerde durumumuzu yakýn tarihte görebiliriz. Fidel: “Tarih beni beraat ettirecek” dedikten birkaç yýl sonra 1 Ocak 1959’da Devrim tarafýndan beraat ettirildi. Fidel’i beraat ettiren, Küba halkýný özgürleþtiren tarih, devrimci eylemlerle yaratýldý. Devrim dönemleri için geçerli olan, yoðun-tarih dönemleri için de geçerli. Burada belirleyici olan eylemdir. Kapitalizme geçiþ dönemlerinde, teorinin eyleme dönüþtüðü süreçte, proletarya hareketi, eyleme dayanan bir hareket olarak kýsa süreye çok þey sýðdýrýr. Fakat her zaman böyle deðildir. Sýnýf savaþýmý hep yüklü-sýk periyotlar halinde geçmez. Ekonomik nedenlerle ve genel politik koþullar sonucu sýnýflar mücadelesi keskinleþmiþ ve geliþme göstermiþse sonuçlarý çabuk ortaya çýkar. Ýç savaþ ve ayaklanma dönemleri her bakýmdan yoðun-yüklü geçer. Ýç savaþý ve ayaklanmayý yöneten proletarya hareketinin militan partisinin tarihi de yoðun-tarih olur. Proletarya hegemonyasýnda, iktidarý ele geçirme mücadelesinde kitlelerin eylemleri en üst noktaya çýkar. Ýktidar mücadelesi milyonlarýn giriþtiði sayýsýz eylemi gerektirir. O zamana dek potansiyel (gizil) olarak bekleyen büyük kitle gücü harekete geçer; tarihin en köklü sosyal deðiþikliði, toplumsal devrim baþlar. Çatýþma öylesine þiddetli olur ki, kitlelerin on yýllarca biriken öfkeleri, nefretleri, özlem ve istemleri, hepsi devrimde ifadesini bulur. Emekçi kitlelerin birleþik öfkesinin patladýðý bu an eylemlerin en yoðun olduðu andýr. Ýktidarýn ele geçirilmesi sýçrama noktasýdýr; tarihin en yoðun anýdýr; teo-

rinin eyleme dönüþmesidir. Devrimci dönüþüm sürecinin yönlendirici ve öncü gücü olan, proletaryanýn politik hareketi, teori-eylemin birliðini yapýsýnda birleþtirir. Devrimci rolünü, teori-eylem birliði ile oynayabilir. Eylemden kopuk, yalnýzca bilim ve teori peþinden koþan bir komünist parti, geçiþ sürecinde öncülük görevini yerine getiremez. Dünyayý deðiþtirmeye hizmet etmeyen bir teori, teori deðildir; teoriysen de, teoriysen deðildir. Eylem zamaný, teorisyen, eylemden eyleme koþan bir militandýr; parti devrimin savaþan partisi dir. Türkiye, Kürdistan, Latin Amerika gibi sýnýf mücadelelerini hep sert ve þiddetli geçtiði alanlarda eylemden kopuk bir teorisyenlik olmadý hiçbir zaman. Teori, eylem ve örgütlenme ile birlikte, iç içe ele alýndý. Bunun dýþýnda teorisyenliðe soyunanlar gerçek anlamda teoriysen olmadýlar. Sýnýflar mücadelesinde belirleyici rol oynayanlar, teori, eylem, örgütlenme bütünlüðüne dayananlar olmuþtur. Proletarya enternasyonalizmi dünyayý deðiþtirmenin etkin aracýdýr. Böylesi etkin bir araç ancak eylem temelinde amacýna hizmet eder. Eylemin alaný tüm dünyadýr. 1936 Ýspanya iç savaþýnda Uluslararasý Tugaylar örneði, bugün tüm yeryüzüne yayýlmýþ durumda. Örneðin temelinde varolan anlayýþ, sýnýrlý bir alanda uygulanmaktan çýktý, genellik kazandý. Uluslararasý Tugaylar, Leninist Parti’nin tarihi geliþim sürecinde Filistin’de yeniden ortaya çýkarken; günümüzde Kitle Gerilla Eylemleri biçimiyle tüm kýtalarda yaygýn olarak görülüyor. Sosyalist mücadele tarihinde, dünyayý deðiþtirme eyleminde, bugüne dek þanlý örnekler yaratýldý. Proletaryanýn toplumsal devriminin daha derine gitme zorunluluðu gereði, dünü aþan yeni örnekler gündeme geliyor. Sosyalizmin teori-pratiði dünyayý deðiþtirme gücüdü. C.DAÐLI


Birliði’nde yayýnlanan iþçi okur mektuplarýnda, fabrikalarda iþçileri örgütlemede yanlýþ yöntemlerin uygulandýðý görülüyor. Bir örnek: YEMB 24. sayýsýnda yayýnlanan Küçükyalý’dan bir iþçi yoldaþýn mektubu… Ýþçimiz Kurtköy’de 700 iþçinin çalýþtýðý cam fabrikasýnda, çalýþma koþullarýnýn aðýrlýðýndan, sosyal haklarýnýn yokluðundan, kýsacasý nasýl insanlýk dýþý bir sömürüye tabi kýlýndýklarýný ve kendisinin buna nasýl tek baþýna isyan ettiðini aktarmýþ. Sorun, iþçimizin her þeyi göze alarak, iþyeri arkadaþlarýnýn kendisini takip edeceði beklentisiyle tek baþýna harekete geçmesi. Bunun öncesinde iþyeri arkadaþlarýný örgütlemek ve harekete geçirmek için nasýl bir yöntem belirlediði ve ne gibi çalýþmalar yaptýðýndan bahsetmemiþ. Geçerken belirtelim. Bizim fabrika çalýþmasýndaki amacýmýz, iþçileri, bugünün mücadele aracý, genel ayaklanma ve iktidar organlarý iþlevi görecek komite ve konseyler þeklinde örgütlemek. Ýþçi ve konseylerinin ne olduðu ve amacý yayýnlarýmýzda bir çok kez iþlendiði için üzerinde durmadan, belirtmekle yetinelim. Þimdi önümüzdeki asýl sorun, iþçileri fabrikalarda nasýl komite ve konseyler þeklinde örgütleyeceðimiz. Söz konusu cam fabrikasýnda çalýþan iþçilerin, çalýþma koþullarýnýn aðýrlýðýný, yoðun sömürüye uðradýklarýný bildikleri halde iþsizlik (yaþamdan kovulma) tehdidi yüzünden baskýlara boyun eðdiklerini aktarmýþ iþçi yoldaþýmýz. Ayrýca iþçimizin verdiði bilgilerden, iþyeri arkadaþlarýnýn daha önceden hiçbir örgütlenme, ekonomik ve politik eylem deneyimine sahip olma-

Küçükyalý’dan Yazan Ýþçi Yoldaþýmýzýn Mektubu Dolayýsýyla

FABRÝKALARDA ÝÞÇÝ ÖRGÜTLENMESÝ ÜZERÝNE

Ý

þçi sýnýfý aynýlarýn toplamý deðildir. Kendi içinde örgütlülük, bilinç ve eðilimler olarak farklýlýk gösterir. Sýnýf bilinci almýþ olaný, olmayaný, sendikalýsý, sendikasýzý, ekonomik ve politik mücadelenin eðitiminden geçeni ve geçmeyeni, sendikalara güvenmeyeni, sendikalarý yeni keþfedenleri vb þeklinde kendi içinde farklýlýk gösterir. Bunlarla birlikte çalýþma koþullarý, ücretleri ve sosyal haklarý açýsýndan da farklýlýk gösterirler. Ve iþçi sýnýfý, bu farklýlýklara göre iþçilerin, önlerine koyduklarý pratik sorunlar, mücadele eðilimleri ve azimleriyle de kendi içinde farklýlýk gösterir. Fabrika ve iþyerlerinde örgütleme faaliyeti yürüten iþçi yoldaþlarýmýzýn baþarýsý, çalýþma yürüttükleri fabrikanýn ve o fabrikada çalýþan iþçilerin bu ve benzeri farklýlýklarýný gözeterek doðru örgütleme yöntemlerini belirlemesinden geçer. Yani iþçiler içerisinde örgütleme iþine giriþen birinin, uzun yýllar çalýþma yürütecek kadar sabra ve azme sahip olmasý gerekir. Çünkü iþçi sýnýfý baþka seçeneði olmadýðý ve harekete geçtiðinde sonuç alacaðýna inandýðý zaman, önlerine çýkan sorunlarý çözme iþine giriþir. Tüm bunlarý gözlemlemeden iþçileri iki ajitasyon, bir propagandayla harekete geçireceðini sananlar için hayal kýrýklýðý kaçýnýlmazdýr. Y.E.Mücadele

5


dýðý anlaþýlýyor. Yani 700 cam iþçisi henüz harekete geçmeye hazýr deðil. Ýþte iþçi yoldaþýmýzýn önceden bunu gözlemleyip her þeyi göze alarak tek baþýna giriþtiði hareketten kaçýnmasý gerekirdi. Bunun yerine, uzun zaman alsa da iþyeri arkadaþlarýný aydýnlatma, örgütleme ve harekete hazýr hale getirme faaliyetlerine giriþmesi doðru olandý. Ýþçi yoldaþýmýz da tek baþýna giriþtiði hareketin hiçbir þeyi deðiþtirmediðini, deðiþtiremeyeceðinin farkýnda. Aslýnda iþçi sýnýfý daha kapitalizmin doðuþunda tek tek giriþilen ekonomik ve politik mücadeleden hiçbir sonuç elde edemeyeceðini deneyimlerinden keþfetmiþti. Sendikalar, komite ve konseyler gibi iþçilerin birlikte mücadele edecekleri örgütlenmeler bu deneyimin sonucunda ortaya çýktýlar. Ýþçilerin tek tek giriþecekleri mücadele, býrakýn en ufak bir kazananým elde etmeyi, uyanýk patronlarýn diðer iþçileri de harekete geçireceði kaygýsýyla, ilk fýrsatta sivrilen iþçiyi iþten kovmasýna neden olur. Ýþçi yoldaþýmýzýn baþýna gelen de kovulmak ve bunun sonucunda örgütlenmeyi ve güvenlerini kazanacak bir hareketin peþinden gitmeye hazýr 700 iþçiyle baðýn koparýlmasý ya da zayýflatýlmasý... Bu da önemli bir kayýp sayýlmalý. Bu anlamda fabrikalarda çalýþma yürüten örgütçülerimizin, en azýndan arkalarýnda birkaç iþçi komitesi yada saðlam iþçi iliþkisi yaratana kadar kendilerini kovdurtmaktan kaçýnmalarý gerekir. Bu belirttiðimiz en küçük hedef. Yoksa bir bizim örgütçümüz 700 iþçinin çalýþtýðý bir fabrikada çalýþma yürütüyorsa, 700 iþçiyi de örgütlemeyi ve harekete hazýr hale getirmeyi hedeflemeli. Kuþkusuz iþçi yoldaþýmýzýn her þeyi göze alacak kadar kararlý ve fedakar olmasý onun niteliðini gösterir. Tüm iþçilerin sahip olmasý gereken bir niteliktir bu. Yeterince fedakar, kararlý ve bedel ödemeye hazýr olmayan iþçi sýnýfý

6

zafer yüzü göremez. Ýþçi yoldaþýmýz yazýsýnda “oysa ki, iþçiler bunun farkýna varsalardý, belki de benim hala bir iþim olacaktý” þeklinde iþyeri arkadaþlarýný, kendisiyle birlikte hareket etmedikleri ve sonuç olarak iþten kovulmasýndan dolayý sitem etmiþ. Ýþsiz kalmasýndan dolayý iþçimizin yaþayacaðý zorluklar nedeniyle sitemini anlayýþla karþýlýyoruz. Ama iþçi yoldaþlarýmýz baþarýsýz deneyimlerinden dolayý kesinlikle sýnýf kardeþlerine olan inançlarýný yitirmesinler. Tersine, genelde kitlelere özelde iþçi sýnýfýna güvenmek bizi oportünizmden ve reformizmden ayýran en önemli özelliklerden biridir. Bizim iþçi sýnýfýna olan güvenimiz ve inancýmýz bir putperestin puta duyduðu gibi boþ bir inanç deðildir. Ýþçi sýnýfýna inancýmýz tamamýyla somut, gözle görülür olgulara dayanýr. Nedir bu olgular? Kapitalizmin yarattýðý açlýk, iþsizlik, yoksulluk, sefalet ve ölüm; her geçen gün kitleler ve iþçi sýnýfý için yaþamý daha da dayanýlmaz bir duruma getirmesi. Kapitalizmin yarattýðý bu sefilce yaþama ve ölüme iþçi ve emekçilerin kölece boyun eðmesini beklemek budalalýk olur. Güncel geliþmeleri takip edenler, dünyada ve üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda iþçi ve emekçilerin sürekli isyan halinde olduklarýný göreceklerdir. Buna bir örnek verirsek durum daha iyi anlaþýlacaktýr: Çorum’da 7 bin toprak iþçisi, 7,5 saatlik iþgünü, ücretlerin arttýrýlmasý ve sendikalaþma için greve çýkmýþtý geçtiðimiz aylarda. Bu iþçilerden biri olan Zeki Doðan, Yýldýz Kiremit iþçileri adýna Evrensel’e yazdýðý mektupta: “her umudumuzu kaybettikten sonra birleþip tek vücut olduðumuz þu günlerde bizim için yeni bir gün baþlamýþtýr… bu haklý davamýzda sonuna kadar gideceðimizi herkes bilsin. Bu bizim ekmek davamýz, namus davamýzdýr… Bizim diðer adýmýz 2000 yýlýnýn köleleri. Bunun Çorum’da bir sosyal

patlama (siz bunu ayaklanma anlayýn bn.) olursa bunun sorumlusu patronlar ve hükümettir” diyor. Çorum’daki toprak iþçilerini patronlarý ve hükümeti sosyal patlamayla (ayaklanma) tehdit edecek kadar patlama noktasýna getiren koþullar bugün, hemen hemen tüm iþçilerin yaþadýðý koþullardýr. Ve günümüz koþullarýnda kapitalizm tüm iþçileri ve emekçileri patlama noktasýna getirmiþtir. Bu nedenle, iþçi sýnýfýný örgütlemek ve harekete geçirmek bugün her zamankinden daha olanaklýdýr. O halde iþçiler arasýnda örgütlenmedeki baþarýsýzlýðýn nedenini kendimizde aramalýyýz. Bizim buradan iþçileri örgütlemek için sunacaðýmýz hazýr bir reçete yok. böyle bir reçete hazýrlanamaz da. Dediðimiz gibi, her fabrikanýn özgül koþullarý ve bu koþullara baðlý olarak iþçilerin önlerine koyduklarý pratik sorunlar birbirlerinden farklýlýk gösterir. Fabrika örgütlenmesinde baþarýlý olmak tamamýyla iþçi örgütçülerimizin, genel politik þiarlarýmýzý fabrika özgülünde iþçilerin önlerine koyduklarý pratik sorunlara uyarlayabilme yeteneðine baðlýdýr. Ama þu kadarýný söyleyebiliriz: Fabrika çalýþmasýnda örgütçülerimizin her þeyden önce iþçilerin güvenini, dostluðunu, yani kalplerini kazanmalarý gerekir. Öyle ki iþçiler kiþisel sorunlarýnda dahi baþlarý sýkýþtýðýnda çözüm adresi olarak bizi görsün. Ýþçilerin güvenini ve saygýsýný kazanmadan harekete geçiremezsiniz. Ýþçi yoldaþýmýz her þeyi göze alacak kadar gözü kara ve sömürüden kurutuluþun tek yolunun kapitalizmin yýkýmýndan geçtiðini bilecek kadar sýnýf bilinçli. Tek ihtiyacý örgütlemede biraz daha bilgi ve deneyim. Ýþçi örgütlemesinde bilgi ve deneyimlerimizi Y.E.Mücadele Birliði’nde paylaþmaya devam edersek, bu konuda eksiklerimizi hýzla gideririz.


DÝRENME SAVAÞI SÜRÜYOR

I

rak’ta kentler kuþatma altýna alýnarak yoðun bombardýmana tutuladursun, direniþ gittikçe geliþiyor. Irak, her gün iþgal birlikleri için her þeyi yutan bir bataklýða dönüyor. Emperyalistlerin Irak halkýný mahkum ettiði iþgal cehennemi, þimdi iþgalciler için cehennem azabýna yol açýyor. Ne El Sadr ile varýlan ateþkes ve Mehdi Ordusu’nun silahsýzlandýrýlmasý anlaþmasý, ne sivil kayýplarýn geometrik artýþý, ne yerle bir edilen kentler, iþlenen insanlýk suçlarý… hiçbiri direniþi dize getiremiyor. Baþýndan beri tüm dünyada emekçi halklarýn derin öfkesini kazanan iþgalciler, köþeye sýkýþmaya, açmazlara düþmeye devam ediyor. Her þeyden önce kendi evlerinde kendi iþçi ve emekçilerinin gazabýný üzerlerine çekiyor iþgalciler.

Ýþgalcilik Zor Zanaat Yalan ve demagoji üzerine kurulu iþgal harekatý, daha baþtan dünyanýn tepkisiyle karþýlaþmýþtý. Denebilir ki, tarihin hiçbir döneminde böylesine pervasýz, böylesine açýk yalanlara dayanan, böylesine aþaðýlýk demagojilerle giriþilen bir iþgal olmamýþtýr. Bu özellikleriyle Irak’ýn iþgali, ta en baþýndan tepkiyle karþýlandý. Her þeye raðmen, askeri gücünün ezici üstünlüðüyle ABD ve “müttefikleri” Arap çöllerine daldý. Eðer iþgal, askeri anlamda sorunsuz halledilebilseydi, tüm yalanlara, sahtekarlýklara rað-

men, emekçilerin tepkisi söner giderdi. Ama böyle olmadý. Irak halký derhal direniþ savaþýný baþlattý. Gün geçtikçe de geliþtirdi. Dünya emekçilerinin öfkesi de geliþti, derinleþti. Dengeler sarsýldý. ABD-Ýngiliz anglo-sakson saldýrganlýðýnýn yalanlarý da peþpeþe saçýldý ortaya. Silah denetçileri Irak’ta kitle imha silahlarýna dair en ufak bir ize bile rastlayamadýlar. Her iki ülke yönetimi de zor duruma düþtü. Blair, en fazla zorlanan lider durumundaydý artýk. Kendi partisi bile desteðini çekti. ABD yönetimi ise, iþi piþkinliðe vurma yoluna gitti. Önce suç CIA’ye atýldý. CIA baþkaný Tenet istifa etti. Sonrasýnda Beyaz Saray’ýn müdavimleri, Baþkan’ýndan sözcüsüne, ekran karþýsýna geçip güçsüz ve saçma yalanlara sarýl-

mayý denediler. Örneðin Ulusal Güvenlik Danýþmaný Rice, Saddam’ýn kitle imha silahý olmadýðý açýða çýktýktan sonra, “Bunu o zaman bilemezdik, þimdi biliyoruz. Ama o zaman bunu bilseydik bile rI ak’ý iþgal ederdik” deyip, iþgal gerekçesini “Saddam bunu yapmayý düþünüyordu” türünden saçmalýklara indirgeyiverdi. Böyle aptal bir Baþkan’a, böyle aptal bir Danýþman yakýþýr doðrusu! Rumsfeld’i, Chenney’i, Powell’ý, bizzat Bush’uyla Washington yönetimi, öylesine köþeye sýkýþmýþ durumdalar ki, iþte bu türden zevzekliklerle bu savaþý, iþgali ve bu vahþeti haklý göstermeye çalýþýyorlar. Böylesine zavallý konumlara düþmekten kurtulamýyorlar. Ýþleri gerçekten çok zor!

Direniþ Ýþgali Zorluyor Ýþgalcileri bu kadar güç duruma düþüren, temelde, direniþin sürekliliði ve gücüdür. Düþünün, her gün seksenden fazla saldýrý oluyor iþgalcilere. (Bundan birkaç ay öncesinde bu rakam 25 idi.) Morali sürekli bozulan ve kayýplar veren iþgal askerleri, sýk sýk emirlere karþý geliyor, askerlikten kaçýyor, iþgalin yarattýðý insanlýk suçunu tüm dünyanýn gözleri önüne sermekten geri durmuyor. Ebu Garip’teki iþkence skandalý, askerlerin basýna gönderdiði mektuplar, internet aracýlýðýyla yaptýklarý açýklamalar… tüm bunlar, ABD’yi ve ortaklarýný güç durumda býrakýyor. Ýþgal askerlerinin bu davranýþlarý, asýl olarak, “düþman bir halk” tarafýndan kuþatýlmýþ olmalarýndan kaynaklanýyor.

Kayýplar Artýyor Basýn çoðu zaman iþgalcilerin kayýplarýný gizliyor. Olduðundan az gösteriyor. Öte yandan Sadr’ýn adamlarýnýn göstermelik olarak teslim ettikleri birkaç silahý “direniþ bitiyor” görüntüsünü yaratmak için kullanýyor. Durum böyle olsaydý, askerler evlerine dönmek için bu kadar acele etmez; Bush, Ýngiliz askerlerinin Baðdat civarýna, yani çatýþma bölgelerine kay-

7


dýrýlmasý için bu kadar baský uygulamazdý. Ýnternet aracýlýðýyla yayýmlanan açýklamalara bakmak bile, direniþin geliþkinliðini görmek için yeter. Orada düþürülen helikopterlerden (bir Chincook, bir Black Hawk), imha edilen M1-Abrams tanklarýndan, Bradley zýrhlýlarýndan ve çeþitli personel taþýyýcýlarýndan bahsedildiðini göreceksiniz. Sadece 6 Ekim günü öldürülen iþgalci asker sayýsý 40 civarýnda. Ýmha edilen askeri araç-gerecin haddi hesabý yok. Asýl dikkat çeken nokta ise, direniþçilerin geliþkin silahlara sahip olmaya baþlamalarýdýr. 5K roketleri, Grad roketleri, patlayýcýlar… Hele kendi geliþtirdikleri ve 45km menzile sahip Kahka füzeleri baþlý baþýna bir dev sýçrama. Direniþçiler bu füzeyle Basra’daki Ýngiliz üslerini vurdular. Silahlardaki geliþkinlik, iþgalcileri askeri açýdan sürekli baský altýnda tutacak ve iþgalin sürdürülmesini her geçen gün daha da zorlaþtýracaktýr. Neredeyse her askeri ve ikmal konvoyu saldýrýya uðruyor. Üstelik bu saldýrýlar, artýk eskiden söylendiði gibi yalnýzca “Sünni üçgeni” ile sýnýrlý deðil. Kuzeyde Musul ve Kerkük’ten Güney’de Basra’ya, Batý da Suriye sýnýrýna (El Kaym civarý) yayýlmýþ durumda. Þii bölgeleri (Necef ve güneyin diðer eyaletleri), ateþkes sonrasýnda durulmuþ görünse de, Sadr milislerinin söylediði gibi, tekrar silaha sarýlmalarý hiç zor deðil. Þurasý çok açýk, iþgalciler cehennem ateþinin göbeðine düþmüþ durumda. Sadece Ekim’in ilk on gününde 40’tan fazla Yankee öldürüldü; iki helikopter, bir tank ve pek çok zýrhlý personel aracý imha edildi.

Genel Seçimler Ocak ayýnda iþgal altýnda genel seçimler yapýlacak. Bu ateþ çemberi içinde seçimlerin nasýl gerçekleþeceði ayrý bir konu. Þiilerin ateþkesi bu seçimlerle de alakalý görünüyor. Zira yapýlan anketler Þii liderlerin seçimlerde önde olacaðýný gösteriyor. Kukla baþbakan CIA ajaný Allawi’nin hemen hiçbir þansý yok. Ama iþgal yönetimi varken seçimlerin nasýl sonuçlanacaðý belli olmaz. Ayrýca fiili iktidar zaten iþgalcilerde. Yine de seçimler varolan krizi derinleþtirmekten geri durmayacaktýr. Rumsfeld’in söylediði gibi “sadece güvenli bölgelerde” seçime gidilecek olursa, bu, hiçbir meþruiyeti olmayan bugünkü kuklalarýn baþkalarýyla deðiþtirilmesi ve halk üzerinde hiçbir etkilerinin olmamasý sonucunu yaratýr. Ayrýca, seçimleri boykot çaðrýlarýnýn þimdiden yapýlmaya baþlandýðý bir ortamda, ayaklanmalarla birleþecek bir boykot, iþgalciler için durumu daha da aðýrlaþtýracaktýr. Bu yüzdendir ki iþgal ordusu, Ocak ayýna yetiþmek istercesine, kentleri tekrar tekrar kuþatma altýna alýyor, bombalýyor. Sonuç ne olacak? Baþkanlýk yarýþýný Bush ya da Kerry’in kazanmasý iþi deðiþtirecek mi? Aslýnda soruyu tersten sormak gerekiyor. Irak direniþinin seyri, dünya halklarýnýn yoðun tepkisi, ABD seçimlerini etkileyecektir. Direniþ, her geçen gün güçlenmeye devam ediyor. Ve uygarlýðýn beþikliðini yapmýþ bu topraklar, dünyanýn en büyük emperyal gücünün hazin çöküþüne de tanýklýk yapacak gibi görünüyor. Yaþayacak ve göreceðiz.r

8

MARKSÝZMÝN DEÐÝÞTÝRÝCÝ GÜCÜ Merhaba arkadaþlar; Ben 23 yaþýnda tekstil sektöründe çalýþan Kürt bir iþçiyim. Yaklaþýk elli kiþilik bir atölyede çalýþýyorum. Bildiðiniz gibi halkýn en yoksul kesimlerinden insanlarýn çalýþtýðý bu sektör burjuvalar tarafýndan bilinçli olarak yozlaþtýrýlmakta ve cahil býrakýlmaktadýr. Ben de dergiyle tanýþmadan önce günün 11 saatini atölyede sömürülerek, arta kalan zamanda ise kahvehanelerde ve TV karþýsýnda maç-dizi vs. izleyerek ‘yozlaþtýrýlarak, düþünmeden’ yaþýyordum. Yaklaþýk 6 ay önce bir heval aracýlýðýyla tanýþtým sizlerle. Bu geçen zaman içinde dergi-kitap-sohbetler ve eðitim çalýþmalarý sayesinde, sadece emek olarak deðil ayný zamanda ahlaki olarak da sömürüldüðümün farkýna vardým. Önceden iþyerinde gülüp-eðlendiðim, alay ettiðim þeylere karþý çýkmaya ve tavýr almaya baþladým. Bendeki deðiþimin farkýna varan iþçi arkadaþlar bana nedenlerini sormaya baþladýlar. Ben de gerek bire bir, gerekse de hafta sonlarý yaptýðýmýz sohbetlerle arkadaþlarý bilinçlendirmeye baþladým. Mesela yüzyýlýmýzýn komünü olan Küba’yý anlatýyorum insanlara, oradaki iþçilerin yaþam þartlarýný, Fidel Castro’yu, Che’yi ve Küba Devrimi’ni. Ýlk verdikleri tepki “böyle bir yer var mý?” ya da, “hep beraber üKba’ya gidelim” oluyor. Bunlardan yola çýkarak insanlara sosyalizmin faydalarýný anlatýyorum. Arkadaþlar artýk bunlarý öðrenmek için kitap okumaya baþladýlar. Kitap okudukça arkadaþlar daha fazla toplu hareket etme ve birlikte olmanýn önemini fark ediyorlar. Günlük yemek ve mola saatlerinde artýk dizilerdenmaçlardan deðil, Irak iþgalinden, Filistin’den ve emperyalizmin sömürdüðü diðer ülkelerden konuþmaya baþladýk. Devrime en fazla ihtiyaç duyan bu kesimi devrim ve iktidar için bilinçlendirmeli, atölye duvarlarýnýn dýþýna çýkarmalýyýz. Marx’ýn dediði gibi, “iþçi sýnýfý kendiliðinden bilinciyle devrim yapamaz”. Tek sorun öncülük sorunudur. Devrime öncülük edebilmemiz için var gücümüzle çalýþmak zorundayýz.

Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak! Þoreþ Emýn, Em Þoreþýn! (Devrim Biziz Biz Devrimiz) Y.E. Mücadele Birliði Okuru Bir Ýþçi/ Adana


Cumhuriyetçi Kongre’den Ýþçilerin Milyonluk Yürüyüþüne

MÜCADELE SÜRÜYOR* “Bu yazý, 17 Ekim’de Washington’da yapýlacak olan dev bir iþçi gösterisine iliþkin ABD’li bir Marksist partinin ‘Workers World Party’nin görüþlerini içeriyor. Okuyucu ABD ve ülkelerimiz iþçi sýnýfý tarihi arasýndaki farklýlýklarý göz önünde tutmalýdýr. Buna raðmen ABD iþçi sýnýfý içindeki her atýlýmýn dünya sosyalist hareketi için ne denli önemli olduðunu bildiðimiz için bu yazýyý önemli görüyoruz.” Çevirenin notu. Aðustos’un son haftasýnda burada (New York) yüzbinlerce insan, Cumhuriyetçi Parti Kongresi’ne karþý gösteri yapmak için sokaklarý doldurdu. Kapitalist düzenin tüm gözdaðlarýna ve engelleme amacýyla baþlatýlan þaþýrtýcý psikolojik savaþ kampanyalarýna raðmen, insanlar bunu gerçekleþtirdi. Ýþçilerin Dünyasý Partisi (WWP) olarak bizler, tehditleri cesaretle karþýlayan binlerce insanýn özel takdirlerini kazandýk, ki bu insanlar 29 Aðustos’tan önce bir çok hazýrlýk gösterisine katýlanlar ve bizzat Cumhuriyetçilerin Kongresi sýrasýnda çok çeþitli direniþlere ve sivil itaatsizlik gösterilerine de katýldýlar. Farklý politik inançlardan, çoðunluðu genç 2 bin kiþi tutuklandý. Polisle dalaþmadýklarý halde, polis onlarý taciz etti ve onlar da sokaklarý býrakmayý reddettiler. Onlarý alkýþladýk, direniþlerine destek olduk, tutuklananlarýn içinde bir çok yoldaþlarýmýz ve dostlarýmýz var. Düzen, aylar öncesinden gösteriyi engellemek için baský kampanyalarýna giriþti. Egemenlerin hazýrlayýp sahneye koyduðu, kitleler üzerindeki baskýnýn nasýl bir vahþete dönüþebildiðini anlamak için, ABD ve tüm o azametli emperyalist ittifakýn þimdi Afganistan’da ve Irak’ta nasýl bir bataklýða saplandýðý ve direniþin orada onlarýn þereflerini nasýl iki paralýk ettiðini görmek yeter. Düzen New York’ta, Seattle tarzý bir geliþmeyi durdurmak isterken, onlarýn asýl aklýndan çýkmayan tarihi örnek, 1968 yýlýnda Chicago Demokratlar Kongresi’nde yaþananlar olmuþtu. Üzerinde düþünmemiz gereken budur. Binlerce ve binlerce genç insan Vietnam Savaþý’na duyduklarý öfke yüzünden 1968’de Chicago’ya geldiler. Seslerini duyurmak istiyorlardý çünkü; bu savaþý, Eugene McCarty’yi demokratlarýn baþkan adayý olarak desteklemek yoluyla durdurabileceklerini düþünüyorlardý. Onlarý polisten bir duvar karþýladý. Ve isyan ateþlendi. Kongreyi izlemeye gelen bütün kapitalist basýn olay yerindeydi. Ve gençler haykýrýyorlardý; “bütün dünya izliyor.” Ve hakikaten ABD emperyalizmi, yalnýzca Vietnam’da savaþçý kaybetmekle kalmýyor, savaþ karþýtlarýyla gençlik üzerindeki tüm kontrollerini de yitirirken, bütün dünya bunu izliyordu. 2004 Cumhuriyetçiler Kongresi’nden aylar önce, Pentagon ve Washington’un bir baþka bataklýða -Irak’a- saplandýklarý inkar edilemez oldu. Ve Bush yönetimine, yalnýzca iþgal yüzünden deðil, fakat bütün gerici politikalarý yüzünden lanetler yaðýyordu. Washington, Irak’ýn kentlerinde kontrolü kaybediyordu ve bu du-

rum, New York þehrinin Cumhuriyetçiler Kongresi’nde acilen kontrol altýna alýnmasýný gerekli kýlýyordu. Bush’a duyulan nefret, Chicago türü bir isyaný tetikleyebilir ve bütün dünyaya kendi evinde de kontrolü kaybettiðini, týpký 1968’de olduðu gibi gösterebilirdi. Kuþkusuz dönemler farklýdýr, fakat egemenlerin oynadýðý kumar ayný.

Baský: Mükemmel Fýrtýna Federal ve eyalet yönetimiyle New York þehri, çok öncesinden güçlerini Wall Street’le birleþtirerek, böyle bir isyaný daðýtmayý hedeflediler. Durumu kavramak için New York belediye baþkanýný tanýmak gerek. 4 milyar dolarýn sahibi Michael Bloomberg bu serveti Wall Street’e ve yönetici sýnýfa saðladýðý, dünyanýn tek tek tüm pazarlarýnda oluþan her bir finansal eðilim hakkýndaki tüyolarý sayesinde elde etti. En uygun deyimle, o egemenlerin en yüksek kademelerinde bulunuyor. Ve New York polis þefi Roy Kelly, yalnýzca sýradan bir polis deðil. En büyük borsa oyuncularýndan Bear Stearns’ýn tüm dünyadaki güvenlik þefidir. Ve elbetteki Bush, bizzat milyarderlerin yaratýcýsý… Tam bir amaç birliðine dayanan, tam bir mal birliði. Kapitalist sýnýf ya da onun en temel organlarý içinde tek bir aykýrý ses bulamazsýnýz. Her direniþi daha baþlamadan boðmak için varlar; ve bir kez baþladý mý baskýya yol verirler; taþkýnlýk yapmadýklarý halde insanlar tutuklanýr, etraflarýna tel örgüler çekilir, onlarý gözaltýna alma yetkileri tanýnýr, helikopterlerden teftiþler yapýlýr ve polis vahþetini sokaklara egemen kýlar. Þöyle diyebilirsiniz: bunlar kapitalist demokrasinin klasik bir dökümüdür. Marksistlerce bilinen ve Lenin’in defalarca vurguladýðý gibi, kapitalist demokrasi, vahþi bir baskýyla el ele gider. Bu ülkede siyahlar toplumu bunu iyi biliyorlar, Latinler, Asyalýlar, Kýzýlderililer ve Ortadoðulu topluluklar da öyle. Ýki büyük kapitalist parti 2 Kasým’da seçime gidiyorlar. Kendi “demokrasi”lerini iþ üzerinde pazarlayacaklar. Öte yandan, insanlarýn utanç verici bir emperyalist savaþa ve ülke içindeki saldýrganlýða karþý militanca bir protesto için sokaða çýkma haklarýný, en anti-demokratik yollardan boðma iþini henüz tamamlamamýþlardý. Kapitalist demokrasi budur: egemen sýnýfýn yaþamsal çýkarlarý etrafýnda ördüðü kafes içinde kaldýðý sürece, o “demokratik”tir. Emperyalist iþgal bunalým içindeyken, halkýn ekonomik durumunun zorlaþtýðý, yönetime karþý öfke duyduklarý koþullarda;

9


patronlarýn sorumlu müdürü gibi çalýþan haydut bir baþkaný ve ülke içinde istikrarý korumak için egemen sýnýf, New York sokaklarýnýn demir mengenede zapt edilmesinin ne denli önemli olduðunu gördü. Böylece demokrasi pencereden uçtu gitti ve yerine polis baskýsý geldi: Þüphe üzerine gözaltýlar, keyfi alýkoymalar, özel hakka tecavüz vb. ile birlikte… Yani Bush ve Kerry ne zaman “biz demokrasi için savaþa girdik” deseler, herkese bunun ne demek olduðunu anlatacaðýz.

Yeni Bir Hareketin Doðuþu New York’ta kapitalist devletin böyle güçlendirilmesi, egemen sýnýfýn geleceðin çarpýþmalarýna yaptýðý genel hazýrlýðýn bir parçasýdýr. Onlar New York kentinden korkuyorlar, çünkü bu þehir emek hareketi için güçlü bir mevzidir; her yýl yapýlan büyük Emek Günü yürüyüþüyle, siyahlar toplumunun politik baþkenti oluþuyla, Karayipler Günü için her yýl toplanan iki milyon insanla, Puerto Ricolularýn büyük festivalleriyle, geniþ bir Dominikliler topluluðunu barýndýrmasýyla bu þehir, çoðunluðunu farklý renklerden oluþturuyor. Cumhuriyetçiler Kongresi sýrasýnda diktatörce yöntemler, yalnýzca gösteriye katýlanlara deðil, bütün þehir halkýna gözdaðý vermek için de… Ve çoðunluðunu iþçilerle ezilen topluluklarýn oluþturduðu Chicago, Los Angeles, Atlanta, Houston, Pittsburg, Birmingham gibi kentlere de…Ama onlarýn baský araçlarýyla yýldýrma taktikleri, sýnýf mücadelesi altýnda birleþen gençliðin, savaþ karþýtlarýnýn ve uyanýþ içindeki iþçilerin direniþine çarpýp geri dönecektir. 17 Ekim’de yapýlacak Ýþçilerin Milyonluk Yürüyüþü (MWM) çalýþmalarý sürerken, önümüzde duran tablo budur. Güzel bir tablodur bu, yalnýzca dikkat çekici renkli görünüþü nedeniyle deðil, fakat emek hareketinin baðýmsýz tavrýnýn ilaný olduðu için. Savaþ karþýtý talepleri var, bunun yanýnda ýrkçýlýk karþýtý ya da hapis yerine eðitim gibi; ve bütün bunlar en az, ücret artýþlarý, emeklilik ve saðlýk hizmetlerine iliþkin talepler kadar önde tutuluyor. Yürüyüþ, amaçlarýný, servet sahiplerini uyararak ilan ediyor. Ve bu hareket, ne John Kerry’e yalvarýþ içinde, ne de hareketleri demokratlarýn kuyruðuna takmak amacýný taþýyan sosyal demokrasi için bahane olan “Bush’un gündemine karþý olmak” gibi muðlak bir referansa sahip. Aksine, sendikacýlarýn ve iþçilerin dediði gibi “Kendimiz için organize oluyoruz” diye haykýrýyor. Herkesin görebileceði gibi, bu, öne doðru atýlmýþ büyük bir adýmdýr ve bunu bizim her koþulda desteklememiz gerekir.

Ýlk Adým Belirleyicidir Emeðin tarihi açýsýndan Ýþçilerin Milyonluk Yürüyüþü (MWM) nerede duruyor? MWM, ABD kapitalist toplumunda emek hareketinin bugüne kadar oynadýðý tarihi rol ve misyonu ýþýðýnda þöyle görünüyor: sýnýrlanmýþ muhafazakar, sýnýf iþbirlikçisi ve patron sendikacýlýðýyla geçen onlarca yýldan sonra, tüm bunlarý yerle bir etmeye yönelen cesur ve dikkat çekici bir giriþim bu. 1930’larda büyük bir hamle yaparak geniþ ölçekli sanayide örgütlenen iþçilere örgütlenme ve diðer haklarý kazandýrmakla kalmayýp, yoksullar için yardým fonlarýnýn kurulmasýný da saðlayan emek hareketini uysallaþtýrma faaliyetleri, 2. Dünya Savaþý öncesinde ve sýrasýnda baþlamýþtý, Mc Carty’nin cadý-avý döneminde zirveye ulaþmýþtý. Ýþçi sýnýfýnýn ilerleyiþinin ardýndaki örgütlü güç, komünistler, sosyalist ve ilerici militan sýnýf bilinçli iþçiler ve sýnýf sendikacý-

10

larýndan oluþuyordu. Onlar, sendikalarda ne denli kök salarlarsa, sýnýf dayanýþmasýnýn, toplumsal bilinçli sendikacýlýðýn ve egemenleri tehdit eden politik baðýmsýzlýk kazanmýþ sýnýf mücadelesinin potansiyel gücü, o denli çok oluyordu. 2. Dünya Savaþý sonrasý cadý-avýnýn sonucunda, kapitalist politik sistemin egemenliðine boyun eðen, iþbirlikçi ve ABD emperyalizmine sadýk sendika liderlerinin terfileri gerçekleþince, Sovyetler Birliði’ne, sosyalist kampa ve ABD emek hareketine karþý eþ zamanlý bir saldýrý baþladý. Komünistler ve ilericiler teker teker sendikalardan sökülüp atýldýlar. Ve sonrasýnda, 1960’lý yýllarda siyah özgürlük savaþýmýnýn bir sonucu olarak özellikle otomobil endüstrisinin sendikal örgütlenmesinde yer alan militan Afro-Amerikalýlara sýra geldi, sendika önderliðinin iþbirliði ile bunlar da sökülüp atýldýlar. Yani giderek daha geniþ iþçi çevrelerinde destek bulan ve tutulan MWM hareketi, en azýndan söylemde ve umarýz ki fiiliyatta, baðýmsýz bir rota çizerek muhafazakar “patron sendikacýlýðý”nýn geleneksel politik prangalarýný parçalamayý vaat eden, on yýllardan bu yana emek hareketi içinden çýkan ilk ciddi atýlýmdýr. Kapitalizmin baðrýnda yeþeren bilimsel teknolojik devrimin etkisiyle iþçi sýnýfýnýn temel niteliklerinde ortaya çýkan deðiþim, böyle bir atýlýmýn zeminini hazýrladý. Çalýþan sýnýflar daha fazla siyahý, daha fazla Latinleri, daha fazla Asyalýyý, daha fazla kadýný ve milyonlarca göçmen iþçiyi kendi safýna dahil ediyor. Daha düþük ücretli ve güç þartlarda çalýþan bu sýnýf, sermayenin çok daha fazla baskýsýný üzerinde hissediyor. 1960’larýn Siyah Özgürlük Mücadelesi’nin kýdemlilerine MWM adýna harekete geçen önemli sayýda iþçi önderi arasýnda rastlamak, bir tesadüf olmasa gerek. Onlar, sendikal iþçi hareketinin çatýsý altýnda adalet adýna mücadele etmeye devam ediyorlar ve elbette geçmiþteki hareketin sosyal bilincini beraberlerinde taþýyorlar. Ve bugün iþçi sýnýfýnýn durumu o kadar deðiþim geçirip yoksunlaþtý ki, MWM’nin sendikacýlar, gençler, öðrenciler, topluluk çalýþanlarý ve bu düzenden zarar gören kim varsa, onlarla birlikte hareket etme çaðrýsý yaygýn bir karþýlýk buluyor. Bu çaðrý sýnýfsal bir zeminde hareket etmek, savaþa karþý mücadeleye giriþmek ve bu yolla politik, toplumsal ve ekonomik ufuklarý geniþletme çaðrýsýdýr. Onyýllardan bu yana, radikaller bütün sosyal sorunlar karþýsýnda ve politikada sendikal hareketin kaðýt üzerinde deðil ama bizzat eylem içinde, daha ilerici bir duruþ sergilemesi gerektiðini söylüyorlardý. Þimdi iþçi sýnýfýnýn hakiki öncülerinin bizzat emek hareketinin kendi içinde yükseliþine tanýk oluyoruz. Denir ki, onbin millik bir yolculuk bile tek bir adýmla baþlar. MWM’nin bu yolculuða çýkmak üzere olduðunu görmek çok önemli. Sýnýfýn baðýmsýzlýðýna giden yolda yaþamsal öneme sahip bir ilk adým atýlýyor. Bu giriþim onu marjinalize etmek, yoldan çýkarmak, gerektiðinde yedeklemek ya da daðýtmak için her þeyi yapmaya hazýr düþmanlarla çevrili. Bu düþmanlar her yanda ve egemen sýnýfýn bütün kesimlerindedir. ABD’deki mücadelenin geleceði açýsýndan bu hareket oldukça önemlidir. Bu liderler, savaþýmý yükselttiler; ve partimiz ve bütün ilerici ve devrimciler bu direniþ kývýlcýmýna desteklerini esirgemeden mücadelenin ateþini körüklemelidirler.

* Fred Goldstein’in 23 Eylül ’04 tarihli Workers World (Ýþçilerin Dünyasý) adlý sosyalist dergide çýkan yazýsýndan kýsaltýlarak çevrilmiþtir.


POLÝTÝK ÖZGÜRLÜKLER EN BAÞA! 2 Eylül karanlýðýnýn ürünü olan YÖK, kesintisiz olarak 20 yýlý aþkýn bir süredir öðrenci gençliðin eleþtiri silahýnýn hedef tahtasýnda oldu. Sistemin faþist YÖK eliyle yürüttüðü baský politikasý öðrenci gençlik mücadelesinin kapitalist sisteme karþý varolan tepkisinin eyleme dönüþmesinde ilk kalkýþ noktasýydý. 80’li yýllarýn ikinci yarýsýnda yükseliþe geçen öðrenci gençliðin mücadelesi koyu baský yýllarýnýn ardýndan gençlik kitlesinin ilk ciddi çýkýþýydý. Ýþçi sýnýfýndan yükselen protesto seslerine katýlan yine öðrenci gençlik oldu. Toplumsal mayalanma aþamasýndayken kendi muhataplarýný hareketin içine çekmeye baþlamýþtý. Ýþçi sýnýfý örgütsüz býrakýlmasýna raðmen cýlýz da olsa mücadeleye yönelmiþ ve yakýn geleceðin büyük kavgalarýnýn ön hazýrlýðýna giriþmiþti. 84 yýlýnýn masum iþçi direniþleri, 90’lý yýllarýn baþýnda yüzbinleri harekete geçiren ve siyasi iktidarý köþeye sýkýþtýran görkemli eylemlere dönüþecekti. Tank paletlerinin ezip sindirdiði toplum, iþçi sýnýfýnýn açtýðý nefes borularýndan oksijen depolamaya baþladý. Öðrenci gençliðin bu harekete seyirci kalmasý beklenemezdi. Milyonlar, devrimci eylemin ateþiyle kapitalist toplumun devrimci eleþtirisine yönelmiþken, üniversite kampüsleri canlý tartýþmalarýn ve devrimci eylem arayýþýnýn etkin mekanlarý haline geldi. Sýnýflar savaþýmýnýn 90’lý yýllarýn ilk çeyreðinde hýzlý niteliksel dönüþümü toplumun farklý kesimlerinin harekete katýlmasýnda köklü bir deðiþimi zorunlu kýldý. Devrimin somut bir gerçeklik olarak gündeme girmesiyle mücadele, üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda açýk düzeyine hýzla ilerledi. Devrim, geçici yol arkadaþlarýndan kendini kurtarmak, devrimci proletaryanýn önderliðinde iktidar kavgasýna hazýrlanmak sorununu önüne pratik bir görev olarak koydu. Geliþmenin doðal akýþý sýnýfsal ve politik bir yol ayrýmýný dayattý. Bir an önce gemileri burjuva limanlara demirlemek telaþý içine giren reformcu kesimler görülmedik bir hýzla tarihin onlar için hazýrladýðý talihsiz rolün aktörleri olarak sahnede yerlerini aldýlar. Öðrenci gençlik, bu saflaþmanýn yaþandýðý kulvarlardan sadece bir tanesiydi. Dev-

1

rimci öðrencilerin baþýný çektiði ve toplumsal devrim mücadelesinde, öðrenci gençliðe “politik özgürlükler kazanýlmadan akademik özgürlükler kazanýlamaz” anlayýþýný taþýyan DÖB, bu politikanýn üniversitelere ve liselere nüfuz etmesini saðlamak için inatçý bir mücadele yürüttü. Bugün de DÖB, Denizler ile aramýzda bulunan tarihsel baðýn, üniversite ve liselerde yeniden daha güçlü biçimde kurulmasý için enerjik bir mücadele hedefine sahiptir. Geliþen bu yeni dönemde DÖB, “Denizler gibi daha ileri” þiarýný öðrenci gençliðe taþýmak için var gücünü ortaya koyacaktýr. Denizlerin toplumsal devrim kavgasýnda yarattýðý deðerlerin günümüz gerçekliðinde geliþtirilmesi ve öðrenci gençliðin Denizlerin kurduðu DÖB saflarýna kazanýlmasýnýn önemi, güçlü bir öðrenci gençlik hareketi oluþturulmasý açýsýndan vazgeçilmez bir konudur. Reformcu anlayýþlar “akademik mücadele her þeydir, politik özgürlükler sorunu öðrenci kitlesini bölen ve doðrudan ilgilendirmeyen bir sorundur” biçimindeki yaklaþýmlarý nedeniyle, öðrenci gençliði basit bir protestocu güç olarak okul duvarlarýnýn içine sýðdýrmaya çalýþtýlar. Bir yanýnda DÖB’ün diðer yanýnda reformistlerin olduðu bu iki ana görüþ üzerine var olan saflaþma henüz kitlesel bir boyuta ulaþmadý; daha çok politik perspektifler düzeyiyle sýnýrlý kaldý. Þimdi bu ayrýþmayý kitlesel niteliðe ulaþtýrmak, öðrenci gençliðin gelecek mücadelesinin rotasýný yakýndan ilgilendiriyor. Ýþte YÖK olgusu tam da bu noktada sürekli tartýþýldý. 12 Eylül despotizminin üniversitelerde oluþturduðu kara bulutlarýn daðýtýlarak kapitalist egemenliðe yönelen mücadelesinde sadece bir ilk çýkýþ momenti oluþturan YÖK temelli protestolar, giderek öðrenci gençliðin politik varlýðýný inþaa ettiði asýl zemine dönüþtürüldü. Bu durum, öðrenci gençliðin YÖK’ün dýþýnda varolan bir çok soruna karþý aktif müdahalede bulunmasýný engelleyen ve toplumun genel gündemini kendi gerçek gündemi olarak görmeyen bir düþünce sistematiðini beraberinde getirdi. Genel geliþme süreci ana hatlarýyla böyle oluþan YÖK ve öðrenci gençliðin mücadelesinde artýk bugüne geldiðimizde ge-

çen yýlýn belirli ölçülerde farklýlýk taþýyan çizgilere sahibi olduðunu düþünüyoruz. Geçen yýl dünyada ve Türkiye’de yaþanan siyasal geliþmeler öðrenci gençliðin mücadelesine yansýdý. Emperyalist savaþa karþý mücadeleyi temel gündem olarak deðerlendiren ve bu eksende bir faaliyet yürüten üniversite gençliði NATO Zirvesi’nin engellemesi sürecinde ise daha iyi bir performans sergiledi. Bu sene de oldukça yüklü bir gündemle 6 Kasým’a yaklaþýyoruz. Üniversiteleri de içine alan birçok yasa, faþist baský yasasý gündemde. Yeni Ceza Ýnfaz Yasasý, YÖK Yasa Tasarýsý, Küba’ya yönelik ABD’nin saldýrý hesaplarý, Irak ve Filistin’de yükselen halk direniþi, Kürt halkýna yönelik saldýrýlar, soruþturmalar vb gündemimizi oluþturan ciddi konu baþlýklarý. Özellikle devrimci tutsaklara yönelik saldýrýlar üzerine ciddiyetle eðilmeliyiz. Devrimci tutsaklarý sahiplenmek konusunda geniþ kitleleri bilgilendirmek üniversite ve liselerde yoðun kampanyalar yapmak bu konuda güç birliði oluþturmak çok önemli. Tek tip elbise ve diðer yasal düzenlemeler devrimin geleceðine yapýlmýþ saldýrýlardýr. Üniversite gençliði baþta bu konu olmak üzere diðer gündemler üzerine görüþ bildirmeli ve eylemlerde bulunmalýdýr. Dünden daha çok þey yapabiliriz. Alýþkanlýklarýnýn ve statükolarýnýn bozulmamasý için yaygara koparan reformcularla pazarlýða girmeden doðru devrimci yoldan ilerleyerek cüretkar bir kavganýn ateþleyici gücü olabilecek olan öðrenci gençlik kendi sýnýrlarýný aþabilecek birikime sahiptir. Bu anlamda bütünün organik bir parçasý olan okullarýmýzdaki sorunlarý elbette ki gündemimize alacaðýz. Ama asla bunlara takýlýp kalmayacaðýz. Öðrenci gençliðin asýl dikkatini, emekçi sýnýflarýn sorunlarýna, politik özgürlüklerin kazanýlmasý mücadelesine, Kürt halkýnýn kendi geleceðinin engellenmesinin bizleri köleliðe mahkum ediyor oluþuna, zindanlardaki baþ eðmez mücadeleye çekeceðiz. DÖB, 1 Mayýs ve NATO Zirvesi’nde “Hedef Ýstanbul!” þiarýyla pratik mücadele konusundaki doðru bakýþ açýsýný baþarýlý bir þekilde ortaya koymuþtu. Yeni eðitim döneminde de ayný perspektifle hareket edecek, okullardaki sorunlarýn üzerinden atlamadan, öðrenci gençliðin asýl dikkatini emeðin politik iktidar mücadelesine yöneltme çabasýný sürdürecektir. Çünkü DÖB, “Politik özgürlük kazanýlmadan akademik özgürlüklerin kazanýlamayacaðý” görüþünden hareket ediyor. Denizlerin açtýðý yolda emin adýmlarla ilerliyor. Zafere kadar da ilerlemeye devam edecektir. DÖB (Devrimci Öðrenci Birliði)

11


DEVRÝMDE PARTÝNÝN ROLÜ ÜZERÝNE Büyük Ekim Devrimi’nden 87 yýl sonra, bu konu üzerine yazýlmýþ pek çok eser ve yazý bulunuyor. Devrimin ölümsüz önderleri, baþta Lenin ve Stalin’in dünyanýn ilk muzaffer proleter devriminin üzerine yazdýklarý, günümüzde de devrimci proletarya için bulunmaz deðerde eserlerdir. Bütün yazý ve eserlerdeki ortak nokta, 1917 Ekim Devrimi’nin, proleter devrimler çaðýna muzaffer bir açýlýþ yapmýþ olmasýdýr. Kuþkusuz, eðer kapitalizm bir dünya sistemi haline gelip, geliþme çaðýný tamamlamýþ olmasaydý; ileri kapitalist ülkeler emperyalizme doðru evrimleþerek, hem sosyalizme geçiþin maddi zeminlerini döþemiþ, hem de dünyanýn ezilen milyarlarca emekçisini devrimin fýrtýna alanlarý içine çekmiþ olmasaydý, insanlýk tarihinde böyle bir çað açýlamazdý. Kapitalizmden komünizme geçiþ ve proleter devrimler çaðý, bizzat kapitalizmin tüm dünyada geliþimi tarafýndan hazýrlandý. Ekim Devrimi, bu çaðýn ilk büyük zaferiydi. Kapitalizmden komünizme geçiþ ve proleter devrimler çaðý, 20. yüzyýl boyunca ve günümüze dek geliþimini sürdürdü. Elbette, düz bir çizgi halinde deðil. Kendi içinde kesikli, devrim sýçramalarýyla dolu, kimi zaman geri düþüþler ve zig zaglarla dolu bir tarihi dönemdir bu. Ve bugün, bu geçiþ çaðý, kapitalizmin altýnda yaþadýðý son, yeni ve belirleyici evresine girmiþ bulunuyor. Leninistlerin Yeni Evre olarak tanýmladýklarý dönemdir bu. Ekim Devrimi, tarihsel geçiþ çaðýnýn ilk büyük zaferi olarak, yolumuzu aydýnlatmaya devam ediyor. Günümüz dünya proletaryasýnýn savaþýmýnda, içerdiði derslerle önemi tartýþýlmaz Ekim Devrimi’ni her yönüyle ele almak, tek bir yazýnýn sýnýrlarýný aþar. Biz, Ekim Devrimi’nin, sadece bugüne deðil, gelecek kuþaklara da yön veren evrensel derslerinden yalnýzca birini; bir toplumsal alt üst oluþ ve devrimler döneminde öznel etkenin (partilerin, kadrolarýn, politik güçlerin) rolü üzerinde durmak istiyoruz. Günümüzde öznel etkenin önemi, olaðanüstü artmýþ bulunuyor. Öznel etkenin artan önemini nerden anlýyoruz? Onu öne çýkartan nesnel koþullardýr. Dünyada emperyalist-kapitalist sistemin geliþiminin vardýðý boyut, üretici güçleri þu ya da bu ülke düzeyinde deðil, artýk küresel düzeyde toplumsallaþtýrdý. Üretici güçlerin, bu top-

12

lumsal karakterlerinin tanýnmasý için yarattýðý krizler, küresel düzeyde süreklileþti. Kapitalizm, yalnýzca üretici güçlere toplumsal karakter kazandýrmakla kalmadý; ayný zamanda, bu geliþmenin sonucunda insanlýða, milyarlarca emekçiye inanýlmaz acýlar çektirdi. Ýnsanlýk, kapitalist geliþme altýnda aþaðýlandý, hakarete uðradý, en koyu baskýyý etinde hissetti, açlýk ve yoksulluða terk edildi, dünya savaþlarý ve iþsizlik cehennemiyle tanýþtý. Ve kapitalizm, kendi iç iþleyiþinin tutsaðý olarak, bütün bu sorunlarý hafifletmek bir yana, içinden çýkýlmaz bir kangrene çevirdi. Yüzmilyonlarca insan, artýk burjuva sýnýfýn ne emekçilerin sorunlarýna ne de dünyanýn diðer önemli sorunlarýna çözüm üretecek yapýda olmadýðýný, bizzat kendi gözleriyle görüyor, þahit oluyor. Bu bir “ideolojik” alt üst oluþtur. Politik alt üst oluþlarý ve devrimleri, devrimci fikirlerin yüzmilyonlar içinde hýzla yayýlmasýný önceleyen “ideolojik bir devrim”dir. Emekçiler artýk dünyayý ve olaylarý, burjuva ölçülerle tartmýyorlar. 20. yüzyýl boyunca, önceki dönemden bin kat fazla yetkinleþtirilen baský ve yalan mekanizmalarýna raðmen, burjuvazi geniþ emekçi yýðýnlarýn kendi egemenlikleri altýndan hýzla kaçýþýna engel olamýyor. Üretim araçlarýnýn, küresel düzeydeki toplumsal karakterinin tanýnmasý için kapitalist üretim iliþkilerine yaptýðý baský, küresel ekonomik krizleri doðururken, bir üretici güç olarak sosyal birey de burjuva iliþkilere baþ kaldýrarak, ideolojik alt üst oluþun nesnel zemini yarattý. Bu dönüþüm, politik dönüþümlerle tamamlanmak zorundadýr. Politik dönüþümler, yalnýzca devrim yoluyla, devrimci proletaryanýn öncülüðü yoluyla mümkün olabilir. Bu politik dönüþümleri yalnýzca proletarya, ekonomik dönüþümün bir aracý yaparak, bugünün en temel sorunlarýnýn büyük bir kýsmýný bir çýrpýda çözecek güce sahiptir. Öznel etkenin öne çýkýþýný ve vazgeçilmezliðini hazýrlayan koþullar bunlardý. Peki Ekim Devrimi’nde öznel etken kendi rolünü nasýl oynadý?

Lenin’in En Büyük Eseri: Ekim Devrimi Öznel etkenin ya da dar anlamýyla: bir partinin, tek baþýna toplumsal devrim gibi bir

alt üst oluþu belirleyen güç olamayacaðýný; fakat bir kez nesnel koþullar olgunlaþýrsa, öznel etkenin, onmilyonlarýn yaþamýný kökten deðiþtiren bu tarihsel eylemde öncülüðün ne denli önem kazandýðýný, yine en açýk biçimiyle Ekim Devrimi’nde görüyoruz. Bin yýllýk çarlýk monarþisini dört gün gibi kýsa bir sürede yýkan 1917 Þubat Devrimi’nden (Ekim Devrimi için çok önemli bir hazýrlýk aþamasý olmuþtur), çok deðil, yalnýzca iki ay önce, Lenin Ýsviçreli iþçilere hitap ederken þu sözleri söylüyordu: “Avrupa’da þimdiki mezar sessizliðinin bizi yanýltmasýna izin vermeyelim. Avrupa devrimlere gebedir. Emperyalist savaþýn korkunç vahþeti, pahalýlýk dehþeti her yerde devrimci bir atmosfer yaratýyor ve egemen sýnýflar, burjuvazi ve onun mutemedi hükümetler, son derece büyük sarsýntýlar geçirmeden çýkamayacaklarý bir çýkmaza gittikçe daha çok batýyorlar” dedikten sonra, ömrünü komünizm davasýna adamýþ bir insan olarak, sözlerine þu eklemeyi yapmadan edemiyordu: “Biz ihtiyar kuþaktan olanlar, bu güzel günleri göremeyeceðiz” Lenin gibi politik bir dehanýn, iki ay sonra patlak verecek ve bin yýllýk çarlýk monarþisini devirecek olan Þubat Devrimi’ni öngörememesinde þaþýlacak bir þey yok. O, tam bir diyalektikçi olarak, ekonomik ve siyasal olaylarýn yol açtýðý eðilimlere, ortaya çýkardýðý dinamiklere iþaret ederek, bu eðilim ve dinamikleri güçlendirip zafere taþýyacak politik görevlerin ne olduðunu saptamakla yetinmiþ; proletaryaya “böyle davranýrsanýz, þu kadar zamanda zaferi elde ederiz” gibi boþ hayallere asla prim vermemiþtir. Ekim Devrimi’nden sonra, 1918’de iþçilere þöyle sesleniyordu: “Anýmsayýnýz, aralýk 1916’da, iki ay ve birkaç gün sonra Çarlýk monarþisinin yýkýlacaðýný nasýl garanti edebilirdik? Ülkemizde iki devrim yaþamýþ olan bizler, devrimin seyrinin öngörülemeyeceðini, yaratýlamayacaðýný görüyor ve biliyoruz. Sadece devrim için çalýþabiliriz. Eðer inatla, özveriyle çalýþýrsak, bu çalýþmayý, çoðunluðu oluþturan ezilen kitlelerin çýkarlarýyla birleþtirirsek, devrim gelir ama devrimin nerede, nasýl, ne zaman hangi nedenle patlak vereceðini söylemek mümkün deðildir.” Ne zaman ve hangi nedenle patlak vere-


ceðini kestiremediði devrim, Þubat 1917’de çarlýk monarþisini devirdiðinde, bu kez Lenin, bunu bir mucize olarak görenlere, soðukkanlý bir üslupla cevap veriyordu. Bunun bir mucize deðil, muazzam zengin bir içeriðe sahip devrimin, tarihin ani dönemeçlerinde sýnýf güçlerinin karþýlýklý iliþkilerinin beklenmedik bir biçimde ortaya çýkýþýnýn sonucu olduðunu söyleyen Lenin, devrimin seyrini deðiþtirecekti. Ýsviçre’de yaþadýðý günlerde, bütün günlerini kütüphanede geçiren bu ufak tefek adam, bir anda emperyalist ülkelerin en çok korktuðu adam oldu. Rusya’ya doðru yola çýkan bir trenin, Almanya topraklarýna ayak basmasýn diye Alman yetkililer tarafýndan kapýsý mühürlenen zýrhlý bir kompartýmanýnda ülkesine varan Lenin’i, istasyonda yüzbinlerce iþçi bekliyordu. Orada, karþýlama komitesindeki Bolþevikleri bile þaþýrtan bir konuþma yaptý: Proletarya, iktidarý tek baþýna almalýdýr; bütün iktidar Sovyetlere devredilmelidir, diyordu. Bu görüþüyle Bolþevik Parti içinde yalnýz kalan, hatta istifa noktasýna kadar gelen Lenin, olaylarýn burjuva hükümetin gericiliðini, küçük-burjuvalarýn yalpalamalarýný ve karaktersizliðini ortaya çýkarmasýyla, devrimci proletaryanýn en ileri kesimlerinin desteðini kazandý. Bolþevikler, “Bütün Ýktidar Sovyetlere” genel þiarý altýnda formüle ettikleri þu programý, devrimci yýðýnlar arasýnda propaganda etmeye giriþtiler: Topraðýn ulusallaþtýrýlmasý, bütün bankalarýn birleþtirilip kamulaþtýrýlmasý, tekelci büyük iþletmelere el konulmasý, tüm halkýn tüketim birliklerinde zorunlu birleþmesi, üretim ve bölüþüm üzerinde genel iþçi denetimi, emperyalist savaþtan çekilme. Bolþevik kadrolar kollarý sývadýlar ve iþçi sovyetleri içinde küçük bir azýnlýkken, altý ay gibi kýsa bir sürede, bütün devrimci iþçiler, çoðunluðunun desteðini almayý baþardýlar. Oysa yolun baþýnda, bu programýn halktan destek bulacaðýna inanan, hemen hemen yalnýzca Lenin’di.

Nüfusun Ezici Çoðunluðunun Kazanýlmasý Ýçin Ayaklanmak Lenin ve Bolþevik parti, yýðýnlarýn kazanýlmasýnýn tek yolunu, devrimci programýn yoðun bir þekilde propagandasýnda görmüyordu. Ayný zamanda, hem bu programýn sözde deðil fiiliyatta sýnanmasýný saðlayan sayýsýz eylem örgütlendi (gerici Kornilov ayaklanmasýna karþý silahlý direniþlere giriþildi) hem de nüfusun ezici çoðunluðunun, silahlý bir ayaklanmanýn zaferiyle kazanýlmasý yolu benimsendi. 1917 yýlýnýn Ekim ayý yaklaþýrken, politik koþullarýn silahlý bir ayaklanmayý kaçýnýlmaz kýldýðýný gören Lenin, ülke çapýnda henüz yeterli iliþkilere sahip olunmadýðý için örneðin demiryollarý, posta ve telgraf emekçi-

leri Menþeviklerden yanaydý- ayaklanmaya karþý çýkan kimi Bolþevik liderlere þöyle sesleniyordu: “Mesele mutlaka þu ya da bu birlikle zamanýnda iliþkiler kurmak deðildir; mesele sadece proletarya ve köylü ayaklanmasýnýn zaferinin demiryolcularý ve postatelgraf memurlarý ordusu içindeki kitleleri memnun edeceðidir. (…) Partinin saðlam çizgisinin, bükülmez kararlýlýðýnýn da hakeza ruh halinin, özellikle þiddetli devrimci anlardaki ruh halinin bir faktörü olduðu unutulur.” Bolþevikleri böyle uyarýyordu Lenin: Kitleler Bolþeviklere güvendiler, ama zamanýnda onlarý harekete geçirip, zafer kazanma yolunda kararlý bir eyleme giriþmezlerse, bu destek ve güven yokolacaktýr. Devrimci iktidarý fethetmek kapýsý aralandýðýnda, ne kadar kitle gücüne ve geniþ iliþkilere sahip olduðunu, bunun çoðunluðu oluþturup oluþturmadýðýný düþünme! Çünkü devrimci iktidarýn bir yýðýn ayaklanmasýyla fethedilmesi ve zaferi, milyonlarca insaný devrimci saflara kazanmak için en güçlü araçtýr. Lenin ve Bolþevik partinin tanýmladýðý mücadele araç ve yöntemleri, berraklaþtýrdýðý politik amaç ve hedefler, devrimci yýðýnlarýn elinde en güçlü silaha dönüþtü. Kuþku yok ki, proleter devrimler çaðýnýn baþladýðýný resmen ilan eden Ekim Devrimi, Lenin ve sýký bir proleter disiplinle donanmýþ Bolþevik partinin kararlý eylemi olmasaydý, böylesi bir zafere ulaþamazdý. Yüzmilyonlarca insaný, bütün bir tarihi sarsan bir devrim, bazen böyle, tek bir insanýn öznel gücüne ihtiyaç duyar. Devrimlerin öznel güce ne denli gereksinim duyduðunu, bundan daha iyi anlatan bir tarihi olay sanýrýz yoktur.

Günümüzde Öznel Gücün Artan Önemi Ekim Devrimi’nin derslerinden yola çýkarak, bir devrimin zaferi için gerekli olan öznel gücün, günümüzde de geçerli olan tanýmýný verebiliriz. Sovyet bilimcisi Malinin, þöyle özetliyor: “1-) Yýðýnlarýn devrimci bilinci, savaþýmý sonuna kadar götürme konusundaki hazýrlýklarý ve azimleri 2-) Devrimin zaferi için yýðýnlarýn ve tüm güçlerin savaþýmda bir araya getirilmesini ve daðýnýk bir þekilde deðil, birlikte hareket etmesini olanaklý kýlan öncü-gücün örgütlenmiþ olmasý, 3-) Yýðýnlarýn, yeterince deneyimli, savaþ içinde piþmiþ ve gerek doðru bir savaþýn stratejisi ve taktiðini geliþtirebilen, gerekse bunlarý yaþama geçirebilen bir parti tarafýndan yönlendirilmesi.” (Malinin, Marksý-Leninci Felsefenin Temelleri, Cilt2, sf.135) Bir devrimde silahlý ayaklanmanýn zaferi, yalnýzca partinin gücüne deðil, yýðýnlarýn azmine ve kararlýlýðýna da baðlýdýr. Parti, bu

azimli ve kararlý yýðýnlarýn güvenini kazandýkça, öznel güç olarak devrimde belirleyici konuma yükselir. Bir devrim için gerekli nesnel koþullarýn, sadece yaþadýðýmýz topraklarda deðil, bütün dünyada olgunlaþtýðýný biliyoruz. Hatta, bir devrimci sýçrama anýný yakýnlaþtýran özgün bir politik olgu olarak devrimci durumun bir çok kapitalist ülkede ortaya çýktýðýný da görüyoruz. Dünya proletaryasý ve ezilen halklarý bir ayaklanma içindeler. Buna raðmen, devrimin hangi ülkelerde, ne zaman zafere ulaþacaðý, öznel etkenin, neredeyse yalnýzca öznel etkenin olgunluðuna baðlý duruma gelmiþtir. Ekim Devrimi’nden bugüne kadar emperyalist-kapitalist dünya, egemenliðini koruyan baský aygýtýný yüzlerce kat yetkinleþtirdi; yýðýnlarý baský, cehalet, bezginlik ve aþaðýlanmýþlýk içinde býrakan tüm koþullarý sonuna dek geliþtirdi. Fakat, bununla birlikte, düzenin mezar kazýcýsý proletaryanýn da, fiziki gücünü, ittifaklarýný, politik manevra yeteneðini, birikimini ayný oranda geliþtirdiðine tanýk oluyoruz. Sadece yaþadýðýmýz topraklarda deðil, bütün dünyada proletarya ve ezilenler, kapitalizmin vahþeti karþýsýnda ayný seçenekle karþý karþýya: Ya yokoluþ ya da devrimci savaþým. Öznel etken, onun en baþta gelen unsuru proletaryanýn devrimci partisi, burjuvazinin çözemediði bir yýðýn toplumsal sorunun, proletarya ve sosyalizm tarafýndan bir çýrpýda nasýl çözüldüðünü, -SSCB, Küba gibi tarihi ve canlý örneklerle- anlatarak, bir seçime zorlanan yýðýnlarý kazanabilir. Dahasý, deneyimlerle kanýtlanmýþ bu kurtuluþ yolu için, en büyük fedakarlýk ve kahramanlýðý göze aldýðýný, kararlýlýðýný sergilediði oranda, yýðýnlarla kurulan bu iliþkiler sarsýlmaz bir güvene dönüþür. Leninist Parti, Ekim Devrimi’ne öncülük eden Lenin’in Bolþevik Partisi gibi, yýðýnlarýn devrimci özlemleriyle buluþan programý, stratejisi ve taktikleriyle; bunlarýn hayata geçmesi yolunda gösterdiði kahramanlýk, özveri ve kararlýlýkla, kýsa sürede bu sarsýlmaz güvenin geliþme nüvelerini oluþturdu. Þimdi bu nüveler güçleniyor, yaygýnlaþýyor. Yýðýnlar, sözde deðil ama eylemde, proletaryanýn mücadele araç ve yöntemleriyle, küçük-burjuva devrimciliðin araç ve yöntemlerinin karþýlaþtýrmasýný yapacak ve doðru olan tarafý seçecek olgunluða ulaþýyor. Öznel etken, iþte böyle iki ayrý kutupta, bir tarafta öncü partinin yayýlmasý yoluyla, diðer tarafta yýðýnlarýn, bu partinin formüle ettiði mücadele araç, amaç ve yöntemlerini kendi deneyimleriyle sýnamak yoluyla olgunlaþarak, devrimin zaferini hazýrlýyor. Öyleyse þunu söyleyebiliriz. Nerede, ne zaman olacaðý bilinmez, ama, kesin olan þu ki, gelen devrimdir… r

13


Zindanlarý Yýkacak, ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ! Remzi Aydýn Ölüm Orucu Eyleminin 490. Gününde

CEZA ÝNFAZ YASASINA KARÞI EYLEM Devrimci Tutsak Aileleri Komiteleri (DETAK), 21 Ekim günü Remzi AYDIN’ýn Beþiktaþ’taki 10. Aðýr Ceza Mahkemesi’ndeki duruþmasýndan hemen sonra, mahkeme önünde bir basýn açýklamasý yaptý. Remzi AYDIN’ýn ve Ölüm Orucu eylemi’nde ölümsüzleþen Sibel Sürücü’nün annelerinin de katýldýðý açýklamada, “Ceza Ýnfaz Yasasýna Karþý Mücadeleye, DETAK” pankartý açýldý. Zindanlarda Tek Tip Elbise dayatmasýna dikkat çekmek için 2 kiþinin üzerlerine “Mavi Kefen” giydikleri, ayaklarýna prangalar baðladýklarý eylemde sýk sýk “Devrimci Tutsaklar Teslim Alýnamaz”, “Ceza Ýnfaz Yasasýna Karþý Mücadeleye”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Yaþasýn Ölüm Orucu Eylemimiz”, “Ölüm Orucu Sürüyor Sürecek Zafere Kadar” sloganlarý atýldý. Okunan basýn açýklamasý metninde ise, devletin Yeni Ceza Ýnfaz Yasasý’ný çýkararak, bugüne kadar zindanlarda yaptýðý her türlü uygulamaya yasal dayanak oluþturmak istediði belirtildi. Bu yasanýn uygulamaya geçmesi halinde, devrimci tutsaklar üzerindeki baskýlarýn kat be kat artacaðý, F tipi zindanlarda birbirinden yalýtýlan devrimci tutsaklarýn dört duvar arasýnda en aðýr iþkencelere maruz kalacaklarý vurgulandý. Tek Tip Elbise dayatmasýnýn bunlardan biri olduðuna; 12 Eylül döneminde de bunun denendiði ama devrimci tutsaklarýn Tek Tip Elbiseleri “Mavi Kefen” diyerek yýrtýp attýklarýna yer verilen açýklamada; devrimci tutsaklarýn yine canlarý pahasýna da olsa bu saldýrýya karþý direneceklerinin altý çizildi. Açýklama, zindanlarda devrimci tutsaklarýn katledilmesine izin verilmemesi ve herkesin tüm gücüyle onlarýn yanýnda yer almasý gerektiðine dair yapýlan vurguyla sona erdi. Mahkemeye çýkartýlan Remzi AYDIN’ýn ise, oldukça zayýflamýþ olduðu ve mahkemeye tekerlekli sandalye ve ambulansla getirildiði gözlendi. Duruþma, 27 Ocak 2005 tarihine ertelendi.

NURAN GÜVENÝLÝR TAHLÝYE OLDU: “Tahliyeler, Devletin Yeni Saldýrýlarýnýn Hazýrlýðýdýr” TKEP/Leninist davasýndan 6 yýldýr tutuklu olan Emekçi Kadýnlar Derneði (EKD) eski yöneticilerinden Nuran GÜVENÝLÝR, Gebze Özel Tip Cezaevi’nden tahliye oldu. Ceza Ýnfaz Yasasý’nda yapýlan deðiþiklik sonucu tahliye olan Nuran GÜVENÝLÝR, bu tahliyelerin göz boyama amaçlý olduðunu, devletin Ceza Ýnfaz Yasasý’yla zindanlarda çok kapsamlý bir saldýrýya hazýrlandýðýný, bu nedenle dýþarýda olan herkese çok büyük görev düþtüðünü söyledi. Nuran GÜVENÝLÝR, þimdi ulaþýlabilecek herkese ulaþýlýp, zindanlarda yeni katliamlara izin verilmemesi için harekete geçmeleri çaðrýsý yapýlmasý gerektiðini vurguladý. Nuran GÜVENÝLÝR, “dýþarýdaki tüm yoldaþlarý tek tek, ayrý ayrý tanýmak istiyorum” diyerek, yoldaþlarýna duyduðu hasreti dile getirdi.

14


Ölüm Orucu Sürüyor Remzi Aydýn bugün Ölüm Orucu Eylemi’nin 490. gününde. Remzi Aydýn ve Ölüm Orucu’nda olan diðer savaþçýlar her gün eriyen bedenleriyle duvarlarýn dýþýna sessizliðin çýðlýðýný savuruyorlar. Bu çýðlýðý yüreklerinin kulaklarý en saðýr olanlar bile duymak zorundadýr. Tüm dünya F Tipi zindanlarda devrimci kaný öðütüldüðünü bilmelidir. Yeni Ceza Ýnfaz Yasasý ile devrimci tutsaklara karþý yeni bir saldýrý dalgasý baþlatýlmýþ durumdadýr.

“Günler aðýr/ günler ölüm haberleriyle geliyor” önümüzdeki süreç Ölüm Oruçlarýnýn yaygýnlýk kazanarak süreceði bir süreç olacaktýr. Biz Leninistler Ölüm Orucu savaþçýlarýnýn sesini duyurmak için Ýstanbul’un çeþitli bölgelerine yazýlamalar yaptýk. E5 yolu üzerindeki Çocuk Sitesi duraðýnýn hemen yanýndaki duvara “Ya Devrim Ya Ölüm”, onun tam karþýsýndaki duvara da “Ölüm Orucu Sürüyor” yazýlamasý yaptýk. Esenler Birlik Mahallesi duraðýna yakýn duvarlar üzerine de “Ölüm Orucu Sürüyor” TKEP/L imzalý yazýlamalar yapýldý. Biz bu büyük yürüyüþte yoldaþýmýzýn ve siper yoldaþlarýmýzýn yanýnda olduðumuzu, onlarýn yalnýz olmadýklarýný bir kez daha haykýrýyoruz: YAÞASIN ÖLÜM ORUCU EYLEMÝMÝZ! ZAFERE KADAR DAÝMA! Ýstanbul’dan Leninistler NOT: Elimize posta yoluyla ulaþan bu haberi yayýnlýyoruz.

Gülsuyu’nda Haykýrdýk: “Evlerimizi Yýktýrmayacaðýz”

KALICI ÇÖZÜM DEVRÝMDE! Emekçi sýnýflara yönelik saldýrýlar yoðunlaþarak devam ediyor. Bu saldýrýlar, kendini son olarak gecekondu yýkýmlarý ile gösteriyor. Gecekondu yýkýmlarý çeþitli bahaneler öne sürülerek gündeme geldi. Gecekondu yýkýmlarýnýn yeniden gündeme gelmesinin nedeni, bir türlü hayata geçiremedikleri yýkýmlarý bu sefer gerçekleþtirerek sermayeye rant alaný açmak. Ama biz biliyoruz ki, bu zamana kadar bu yýkýmlarý bedeller ödeyerek engelleyen emekçi semtlerimizin insanlarý, bu seferki saldýrýlarý da boþa çýkaracaktýr. Yeter ki, birlikte hareket ettiðimizde güçlü olduðumuzu ve ancak mücadeleyle bu saldýrýlarý boþa çýkaracaðýmýzý bilelim. Bizler bu bilinci Gülsuyu emekçi halkýna ulaþtýrmak amacýyla, Grup Yorum’un 26 Eylül Pazar günü Gülsuyu’nda gerçekleþtirdiði halk konserinde yerimizi aldýk. 2 bin civarýnda insanýn izlediði konserde, “diskette adýn çýktý” denilerek tutuklanan 82 kiþinin serbest býrakýlmasý istendi. Konser baþladýðý anda bizler de suskunluk fesadýyla boðulmak istenen Ölüm Orucu eylemini Gülsuyu emekçi halkýnýn gündemine sokmak amacýyla kuþlamalar gerçekleþtirdik. Konser alanýnýn bütün giriþ ve çýkýþlarýnda yaptýðýmýz kuþlamalar bir çok kiþinin ilgisini çekti. Konser sýrasýnda, attýðýmýz “Ölüm Orucu Sürüyor Sürecek Zafere Kadar”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Yaþasýn Halklarýn Mücadele Birliði”, “Bütün Ýktidar Emeðin Olacak” sloganlarýyla eylemimizi devam ettirdik. Konserin bittiði anda açtýðýmýz; Mücadele Birliði imzalý “Evlerimizi Yýktýrmayacaðýz, Kalýcý Çözüm Devrimde” pankartý, konsere katýlan insanlarýn oldukça dikkatini çekti ve birçok kiþi bunu alkýþladý. Pankartý açmamýzýn ardýndan da “Gülsuyu Faþizme Mezar Olacak”, “Faþist Devlet Gülsuyu’ndan Defol”, “Faþizme Karþý Silah Baþýna”, “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Denizlerin Yolunda Leninist Saflara” sloganlarýný haykýrdýk. Attýðýmýz sloganlara çevreden insanlarýn da katýldýklarý gözlendi. Akþam saat 19.00’da baþlayan konser oldukça coþkulu bir þekilde yaklaþýk 1 saat sürdü ve atýlan sloganlarla son buldu. Anadolu Yakasý’ndan Leninistler

15


DEVRÝMÝN AYAK SESLERÝ DÜNYAYI SARSIYOR Son sayýlarýmýzda Avrupa’da ve dünyada süren emekçi eylemlerinin yükseliþe geçtiðinden ve bu eylemlerin politik niteliðinden bahsediyoruz. Son iki hafta içinde dünya çapýnda gerçekleþen emekçi eylemlerine, gösterilerine ve grevlere bakacak olursak, nesnel durumun dünyayý nasýl bir deðiþimin eþiðine getirdiðini görebiliriz. O halde bugün çok rahatlýkla söyleyebiliriz: “Baþka bir dünya mümkün ve kaçýnýlmaz”. Kolombiya’da Ekonomi Politikalarýný Protesto Kolombiya’da devlet baþkaný Alvaro Uribe’nin ekonomi politikalarý ve yeniden seçilebilmesini saðlayacak anayasa deðiþikliði planlarý, halký sokaða döktü. Kamu emekçilerinin bu protesto eylemleri nedeniyle hastaneler, mahkemeler kapalý kaldý, okullarda ders yapýlmadý. ABD, “ülkedeki iç savaþý sona erdirme” adý altýnda, emekçilere ve devrimcilere katliam yapmasý için Uribe hükümetine yýlda 700 milyon dolarlýk askeri yardým yapýyor. Bunun için vergileri de yükselten Uribe hükümeti, Kolombiya ekonomisinin zayýflamasýna engel olamýyor. Almanya’da Binlerce Volkswagen Ýþçisi Eylem Yaptý Volkswagen(VW) firmasý ve IG Metal Sendikasý arasýnda devam eden toplu iþ görüþmelerinde sonuç alýnamadý. Görüþmeler sürerken, 12 Ekim’de VW’nin 6 fabrikasýnda 4 bin iþçi eylem yaptý. Eylemci iþçiler, taleplerini sýralarken sendikayý da uzlaþmamasý konusunda uyardýlar. Bir gün önce, 11 Ekim’de de gene 4 fabrikada 7 bin 500 iþçi iþ býrakmýþtý. Görüþmelerde VW, iþçilerin iþ güvencesini kabul etmenin karþýlýðýnda kabul edilemez talepler ileri sürüyorlar.

Opel’de “Þimdi Grevin Tam Zamaný” Opel’in baðlý bulunduðu General Motors (GM), geçtiðimiz haftalarda 10-12 bin iþçiyi iþten atacaðýný ve Opel Rüsselheim, Saab Trollhattan ve Ýngiltere’deki Vaulhaux fabrikalarýnýn kapatýlacaðýný bildirdi. GM’nin bu planýný protesto için Almanya-Ýspanya-Portekiz-Ýngiltere-Polonya-Avusturya-Ýtalya-Belçika ve Ýsveç’teki Opel iþçileri greve çýktýlar. Toplam 40 bin iþçinin çalýþtýðý iþletmelerde, halklar da greve destek veriyor. Grevin en kitlesel olduðu iþletme, Almanya’nýn Bochum kentindeki Opel fabrikasý oldu. Work 3 bölümünde çalýþan 600 iþçi pankartlarla yürüyüþe geçtiler ve Work 4’teki iþçilerle birleþen iþçiler, eylemin ardýndan fabrikanýn tüm kapýlarýný kapatarak barikatlar kurdular ve üretimi durdurdular. Opel’de üretim durunca, yan sanayisi olan Jonson Controls’da da üretim zorunlu olarak durdu. IG Metal’in Bochum Þubesi ise, iþçileri eylemden vazgeçirmeye çalýþtý; ortamýn gerilmemesini istedi ve iþbaþý çaðrýsý yaptý. Ýþçiler ise “Þimdi grevin tam zamaný” diyerek grev komiteleri oluþturmaya baþladý. Grevin 6. gününde 19 Ekim günü dayanýþma çaðrýsýyla, þehirdeki emekçiler ve Almanya’daki bütün otomobil iþletmelerinden iþçiler, Bochum’a geldiler. Eyleme madenciler, emekçiler, iþsizler ve öðrenciler de katýldý. Ayný gün Rüsselheim, Kaiserlautern ve Eisenach þehirlerindeki Opel fabrikalarýnda da üretim durdu. Rüsselheim’de de toplanan 20 bin iþçi, “Grev Ýstiyoruz” pankartlarýyla þehir merkezine yürüdü. Opel iþçilerini esnaf ve þehir halký da destekledi. Ýspanya-Portekiz-Ýngiltere-PolonyaAvusturya-Ýtalya-Belçika ve Ýsveç’teki Opel iþletmelerinde de eylemler yapýldý ve iþten atma planlarýnýn geri alýnmasý istendi. Brezilya’daki Opel fabrikasýnda da dayanýþma grevi yapýldý. GM tekeli ise, eyleme katýlan iþçileri iþten atmakla tehdit etti. Otomobil Yan Sanayinde Grev Var En önemli otomobil yan sanayi iþletmelerinden Mahle’de de 12 Ekim’de üretim durdu. Almanya’da 17 fabrika’da çalýþan 9 bin 500 iþçi iþ býraktý. Mahle daha önce, harcamalardan tasarruf etme gerekçesiyle 2 bin iþçinin iþine son vereceðini açýklamýþtý. Ýþçiler ise, buna izin vermeyeceklerini, protesto eylemlerinin süreceðini söylediler. Kanada’da Yüzbinler Grevde Kanada’da Kamu Hizmetleri Ýttifaký (PSAC) Sendikasý iþçileri, süren toplu iþ sözleþmesinde taleplerinin kabul edilmesi için greve çýktý. 125 bin kamu iþçisi, 13 Ekim günü iþ býrakarak greve çýktý.

16


Nijerya’da Petrol Zammý Genel Grevle Karþýlandý Afrika ülkesi olan Nijerya’da 11 Ekim’de genel grev baþladý. Emekçiler, petrol fiyatlarýna yapýlan %25’lik zammýn geri çekilmesini talep ediyor. Tüm ülkede baþlayacak grevi desteklemek için, 10 Ekim günü Kaduna þehrinde yapýlan eylemlerden birinde, polisle eylemciler arasýnda çýkan çatýþmada 12 yaþýndaki bir çocuk öldürüldü. Günlerdir süren genel grev nedeniyle tüm dükkanlarýn kapalý olmasýna raðmen, petrol tekelleri, bu grevden üretimin etkilenmediðini ileri sürüyorlar. Hollanda’da Sosyal Haklar Gasp Edilemez Hollanda’da hükümetin iþçileri iþten çýkarmasý ve emeklilik yaþýný 67’ye çýkartmasý ve daha birçok sosyal hakký gasp etmek istemesi üzerine 2 Ekim’de Amsterdam’da yüzbinlerce kiþi iþ býrakarak eylem yapmýþtý. 8 hafta sürecek iþ býrakma ve eylemler planlayan Hollandalý emekçilerin protestolarý, ilk olarak 14 Ekim’de demiryolu iþçilerinin greviyle baþlayacak. Ülkede tren ve otobüslerin çalýþmamasýyla ulaþým felce uðrayacak. Ýngiltere’de Savaþa Hayýr Londra’nýn Trafalgar Meydaný’nda binlerce iþçi eylem yaptý. 16 Ekim günü Irak’taki savaþýn durdurulmasý için yapýlan eyleme, savaþ karþýtý gruplarla küreselleþme karþýtý binlerce kiþi katýldý. Kent merkezinde toplanan 15-20 bin kiþi civarýndaki eylemciler, Bush ve Blair’i suçlayan pankartlarla Trafalgar Meydaný’na yürüdüler. Amerika’da Bir Milyon Ýþçi Yürüyüþü ABD’de Bush yönetiminin emek karþýtý politikalarýný protesto etmek için onbinlerce Amerikalý iþçi eylem yaptý. 17 Ekim’de 15 binden fazla Amerikalý iþçi, daha fazla iþ imkaný, saðlýk hizmetlerinin kamulaþtýrýlmasý ve Irak’taki iþgalin sona ermesi taleplerini dile getirdi. Ýþçi temsilcileri, Bush yönetiminin sadece Irak ve Afganistan’a deðil, Amerikalý iþçi ve emekçilere de savaþ açtýðýný vurguladýlar ve iþçi haklarýna yönelik saldýrýlarý protesto ettiler. Ülkenin dört bir köþesinde eylem yapan emekçiler, seçimlere gün-

ler kala, Amerikalýlarýn ülke içinde ve ülke dýþýnda karþýlaþtýklarý sosyal-ekonomik ve politik zorluklara dikkat çektiler. Binlerce emekçinin katýldýðý protesto eylemlerinin en önemli taleplerinden biri, Irak’taki ABD askerlerinin çekilmesi oldu. Ýþgalin, Irak halkýna açýlan bir savaþ olduðunu söyleyen iþçiler, bu iþgal için harcanan milyarlarca dolarýn eðitime ve kamu hizmetlerine harcanmasý gerektiðini söylediler. 3. Avrupa Sosyal Forumu ‘Baþka Bir Dünya Mümkün’ sloganý ile iki Brezilya’nýn baþlatmýþ olduðu Dünya Ekonomik Forumu ilk olarak 28 Þubat 2000’de Sao Paulo’da 8 örgütün delegelerinin bir araya gelmesi ile gerçekleþti. Daha sonra 2001 yýlýnda Porto Allegre’de düzenlendi. DSF’nin yerel ve bölgesel anlamda da yaygýnlaþmasý kararýyla Avrupa Sosyal Forumu oluþturuldu. ASF ilk olarak 2002 yýlýnda Ýtalya’da, ikinci olarak da 2003 Kasýmýnda Paris’te gerçekleþti. Avrupa Sosyal Formu (ASF)’nun bu yýl 3.’sü gerçekleþti. Forum 14-17 Ekim tarihleri arasýnda, Ýngiltere’nin baþkenti Londra’da Alexandra Palace’de, dünyanýn bir çok ülkesinden sendikalarýn, siyasi partilerin ve demokratik kitle örgütlerinin katýlýmýyla yapýldý. Forum’da “Sosyal Adalet ve Dayanýþma”, “Savaþ ve Barýþ”, “Demokrasi ve Temel Yurttaþlýk Haklarý” gibi konular yer aldý. Ýki gün boyunca süren Forum 17 Ekim Pazar günü Russel Square’den baþlayan bir yürüyüþle devam etti. Anti-kapitalistlerden, sendikalardan, savaþ karþýtlarýndan ve çevrecilerden oluþan 70 bin kiþi Trafalgar Square’e kadar ABD’nin Irak’taki iþgalini protesto etti. Avrupa Sosyal Forumu, emperyalist-kapitalist sistemin artýk insanlýða hiçbir þey veremeyeceðinin ve “baþka bir dünya” arayýþýnýn güçlenmesinin göstergesi oldu. Ýtalya’da 24 Saatlik Ýþ Býrakma Eylemi Ýtalya’da 22 Ekim tarihinde üç büyük sendika tarafýndan örgütlenen 24 saatlik grev, Ýtalya’da hayatý durdurdu. Toplu taþýma iþçilerinin baþlatmýþ olduðu ve tren, tramvay, belediye otobüsleri ve metrolarýn çalýþmadýðý grev, Ýtalya’da büyük etki yarattý. Hak gasplarýnýn sona ermesi, bir yýldan beri sözleþmelerin yenilenmemesi, maaþlara zam talebi ile baþlatýlan grev, 24 saatin sonunda sona erdi. Ýtalya’daki sendikalar, daha geniþ çaplý grevlere hazýrlanýyorlar.

17


Antep Ayýþýðý’nda YILMAZ GÜNEY ETKÝNLÝÐÝ ntep Ayýþýðý Sanat Merkezi olarak baskýlara boyun eðmeyerek faaliyetlerimize devam ediyoruz. Baskýlar karþýsýnda yýlmayarak “Umudumuz Kavgada, Kavgamýz Sanatýmýzla” diyerek etkinlikler düzenliyoruz. Bu hafta, ölümünün 20. yýldönümü dolayýsýyla, Yýlmaz Güney’le ilgili bir etkinliðimiz vardý. Yýlmaz Güney’in devrim ve sosyalizm uðrunda mücadelesi onun yaþamýnýn amacý oldu. Sanatý ve sinemayý bu büyük amacý gerçekleþtirme yolunda bir araç olarak en iyi þekilde kullandý. Onu ve üretimini zindanlarda tutmak ve susturmak istediler. Ancak o “bu duvar, bu duvarýnýz výz gelir bize výz” diyerek sanatýný tüm dünyayla paylaþmayý bildi. Yýlmaz Güney son nefesinde bile tavrýný enternasyonalist proletaryadan yana kullanarak þu sözleri söyledi: “Üþüyorum, üzerimi Komüncülerin battaniyesiyle örttü.” Bu sözleriyle devrimci sanat anlayýþýný ön plana çýkartýyordu. Biz de bundan dolayý Antep’te 26 Eylül Pazar günü Yýlmaz Güney’in anýlmasý için Ayýþýðý Sanat Merkezi’nde saat 14.00’de “Yýlmaz Güney’i Anma Etkinliði” düzenledik. Etkinliðimize 60 kiþilik bir katýlým oldu. Etkinliðe açýlýþ konuþmasý ve devrim savaþçýlarý adýna bir dakikalýk saygý duruþuyla baþladýk. Saygý duruþundan sonra Yýlmaz Güney’in hayatý ve eserleri ile ilgili yazýlar okundu. Daha sonra Yýlmaz Güney’in yazmýþ olduðu þiirler seslendirildi. Ayrýca Ayýþýðý Sanat Merkezi tiyatro grubu hazýrladýðý skeçlerle yaþam içerisinde yaþadýðýmýz sorunlarý gözler önüne serip bu sorunlara dikkat çektiler. Kýsa bir ara verildikten sonra Duvar filminin perde arkasý görüntüleri izlendi. Bu bizleri çok etkiledi. Çünkü yapýlan röportajlar, büyük sinemacýnýn çocuklarla dayanýþma içerisinde olmasý ve onlarý oyunculuða hazýrlayýp bu filmin hem sanatsal hem de siyasal olarak ne kadar önemli olduðunu anlatmasý çok etkileyiciydi. Katýlýmcýlar bu gösterimi büyük bir zevk alarak izlediler. Yýlmaz Güney’in kiþiliðini, düþüncelerini bir kez daha benimseyip takdir ettiler. Ayrýca “Savaþ Çocuklarý” adlý bir fotoðraf sergimiz de vardý. Ýnsanlar bu fotoðraflardan etkilenip hazýrlamýþ olduðumuz izlenim defterine fotoðraflarla ilgili düþüncelerini yazdýlar. Böylece düþüncelerini kendi içlerinde saklamayýp diðer insanlarla paylaþma olanaðý buldular. Fotoðraflar bir hafta boyunca sergilenmeye devam edecek. Etkinliðin sonunda orada kalan arkadaþlarla baðlama çalarak türküler söyledik, halaylar çektik. Böylece etkinliðimiz güzel ve eðitici izlenimler býrakarak bitti. Antep/ Ayýþýðý Sanat Merkezi Emekçileri

A

ÝZMÝR AYIÞIÐI’NDA “KÜBA UZAK DEÐÝL” ETKÝNLÝÐÝ Pek çok yerde þubeleri olan ve yoðun bir faaliyet yürüten Ayýþýðý Sanat Merkezi, geçtiðimiz ayý Küba Ýle Dayanýþma Ayý olarak ilan etmiþti ve bununla ilgili faaliyetlerde bulundu. Ayýþýðý Sanat Merkezi’nin Ýzmir Þubesi de Küba Ýle Dayanýþma Ayý programlarý çerçevesinde pek çok etkinlik gerçekleþtirdi. Bu etkinliklerin sonuncusunu da 15 Ekim Cumartesi günü gazeteci-þair Dursun Özden’in konuþmacý olarak katýlým sunduðu bir programla gerçekleþtirildi. Etkinlik, “Küba Uzak Deðil” ismiyle sunuldu. Kampanyanýn finali olacak olan 17 Ekim’deki Küba Dostluk Günü’ne hazýrlýk olarak da planlanan etkinlik, saat 18.20’de baþladý. Ýnsanlar toplandýktan sonra, Ayýþýðý Sanat Merkezi çalýþaný Dilek Gül, bir konuþma yaparak etkinlik programýný açýkladý. Ardýndan Dursun Özden’in bir kitabýndan adý, Fidel olan bir çocuðun hatýra defterinden alýntýlar okundu. Dursun Özden, Küba’ya nasýl gittiðinden, Fidel Castro’yla karþýlaþtýðýnda yaþadýklarýndan ve en çok da Küba’dan, oradaki yaþantýdan, kültüründen bahsetti. Söyleþinin ardýndan soru-cevap kýsmýna geçildi. Aradan sonra, bu kez Ayýþýðý Korosu sahne aldý. Koronun söylediði marþlarýn ardýndan, sýra Grup Serüven’e geldi. Ayrýca etkinlikte Che’nin, Fidel’in resimlerinden oluþan bir dia gösterimi de yapýldý. Etkinlik, Grup Serüven’in seslendirdiði halay parçalarýyla çekilen coþkulu halaylarla sona erdi. Y.E.Mücadele Birliði/ÝZMÝR

“Yoldaþlarýmýz ve Ýdeolojimiz Bizlere Koskoca Bir Dünya Verdi” Merhaba; Ben 20 yaþýnda bir emekçiyim. Þu anda içerisinde bulunduðum kolektifle 16 yaþýmda tanýþtým. O zamanlar lisedeydim. Devrimci Öðrenci Birliði (DÖB) ile baþladým kendimi geliþtirmeye. Apayrý bir dünyaydý benim için bu kolektif, devrime sosyalizme olan inancým ve yoldaþlarýma olan güvenim sonsuzdu. Ýþçilerin, emekçilerin eylemleri, Marksizmin-Leninizmin eylem kýlavuzluðu benim þu andaki bilincimi oluþturdu. Beni ilk mücadeleye çeken yön, Leninistlerin sýcaklýðý, samimiyeti, bitmek tükenmek bilmeyen enerjileri ve korkusuz, gözüpek, düþman karþýsýnda kuþandýklarý o proleter uzlaþmaz tavýrdý. Bu yüzden iþçi sýnýfýnýn, iktidar yürüyüþünde önder olarak kabul edeceði tek ideolojinin benim yürekten inanýp, baðlandýðým kolektifin ideolojisi olduðunu gördüm. Bunun için kolektifime en yararlý olabilecek þekilde bulunduðum alanda yüreðimi ve de bilincimi devrime adayarak mücadele etmeye baþladým. Yoldaþlarýmýz ve ideolojimiz bizlere koskoca bir dünya verdi. Þimdi bize düþense, binlere sosyalizmi öðreten kolektifimize, devrimimize ve de proletaryaya en iyi þekilde önderlik edebilmektir. Bizim kolektifimiz, Denizlerden 13 Mart Savaþçýlarýna, Agit’ten Cihan’a, Murattan Sibele ve Aysuna en yükseklerde dalgalanan bayraðý, devrim ve sosyalizm yolunda proletaryanýn en önünde taþýyacaktýr. 15. YILINDA LENÝNÝST SAFLARA! Y.E.M.B Okuru/Bir Emekçi

18


Kapatýlan Sümerbank’ta Eylem Bitmedi Mücadele Birliði okurlarýnýn da hatýrlayacaðý gibi geçen sayýmýzda, aylardýr fabrikalarýna geri dönmek isteyen Sümerbank iþçilerinin kararlý direniþini yayýnlamýþtýk. Ekim’in 11’inden itibaren fabrikayý terk etmeme eylemi gerçekleþtirmek isteyen iþçilere 3. günden sonra polis, fabrikadan çýkmalarý için zor kullandý. Sümerbank fabrikasýnýn Doða Madencilik’e satýlmasýndan sonra fabrika içerisindeki iþçiler polis tarafýndan çýkarýldý. Buna karþýlýk iþçiler Ankara’da bir eylem gerçekleþtirdiler. 2 gün boyunca Ankara’dan ayrýlmayan iþçiler satýþýn iptali için dava açtýlar, sendika merkezlerini dolaþtýlar, Özelleþtirme Yüksek idaresi-

ne gittiler. hiç bir sonuç alamayan iþçiler son olarak Türk-Ýþ merkez binasýný önünde eylem gerçekleþtirdiler. Direniþin baþýndan beri Sümerbank iþçilerinin hiç bir sorunuyla ilgilenmeyen Türk-Ýþ’e iþçiler öfkelerini “Gün Gelecek Devran Dönecek Türk-Ýþ Ýþçiye Hesap Verecek”, “Sermayenin Türk-Ýþ’i Kaça Sattýn Ýþçiyi”, “Sümerbank Ýþçisi Hesap Bekliyor”, sloganlarýyla dile getirdiler. Daha önceki sayýmýzda bizlerle sohbet eden Teksif Bakýrköy þube baþkaný Çetin Yelken “Sümerbank gitti, bu iþ bitti” düþüncesine sahip olanlarýn her zaman yanýldýðýný ve yanýlacaðýný belirtti. iki gün boyunca Ankara’dan ayrýlmayan, sendikalarda yatan iþçilerin sonuç alýcý eylemlere giriþme isteði, TürkÝþ’i iþgal etme gibi istekleri, mücadelenin Ýstanbul’da devam ettirilme önerisi ile geri çevrildi. Zaman zaman gerginliklerin yaþandýðý eylem iþçilerin Ýstanbul’a dönmesi ile son buldu. Y.E.Mücadele Birliði Okuru/ ÝSTANBUL

“Yeter ki Mücadelemizde Kararlý Olalým” Merhaba Arkadaþlar Ben uzun yýllardýr, ihracat üzerine iþ yapan bir tekstil fabrikasýnda çalýþýyorum. Bilindiði gibi tekstil fabrikalarý sömürünün en çok yaþandýðý alanlardan birisidir. Örgütlü ve sýnýf bilincimiz geliþmediði için bu sömürü her geçen gün biraz daha artarak devam etmektedir. Eðer bizler bilinçlenip örgütlenirsek deðil patronlar, dünyanýn en güçlü ordusunu dahi karþýmýza dikseler výz gelir bize. Biz bu güce sahibiz. Yeter ki birlikte, mücadelemizde kararlý olalým. O zaman dünyanýn avuçlarýmýzýn içinde olduðunu anlayacaklardýr. Size bundan bir süre önce iþyerinde yaþadýðým bir olayý anlatmak istiyorum. Çalýþtýðým firma oldukça büyük, uluslararasý bir firmadýr. Ama biz emekçiler emeðimizin karþýlýðýný istediðimizde, bir anda küçük bir fason atölyesi haline geliyor. Bunu tabii ki biz deðil onlar söylüyor. Sorunlarýmýzý çözmek için patrona bir mektup yazdýk. Bir arkadaþýmýza patronun odasýna gidip, mektubu okuma görevi verdik. Arkadaþýn gitmesiyle gelmesi bir oldu. Patron bu olaya çok sinirlenmiþti. Bunun üzerine biz de mektubu telefonda okumaya karar verdik. Ayný þekilde kararýmýzý uyguladýk ve telefonda mektubu okuyarak derhal toplantý yapmak istediðimizi, aksi taktirde makinalarý kapatýp aþaðýya ineceðimizi söyledik. Bizi fazla

ciddiye almadý. Biz de ona ders vermek ve gücümüzü göstermek için þalteri kapatýp aþaðýya indik. Patron soytarýsý, kudurmuþçasýna yanýmýza gelerek; “Ne istiyorsunuz?” dedi. Biz de, mesai saatlerinin düzeltilmesini, servis sorunumuzun halledilmesini, yemeklerin daha iyi þartlarda temiz bir þekilde verilmesini vb. kýsacasý, taleplerimizi söyledik. Bunun üzerine bana dönerek “Biz seninle üç yýl bir arada çalýþtýk. Arkadaþlarýna benim kötü bir insan olmadýðýmý söyler misin?” dediðinde, ben de “Evet, eskiden arkadaþtýk ama þu anda benim arkadaþlarým iþçiler” dedim. Ýðrenç suratýna iyi bir þamar yemiþ gibi oldu ve yüzünü ekþiterek “iþbaþý yapan yoksa hepinizi iþten atarým.” tehditlerini savurmaya baþladý. Biz de hepimiz gidiyoruz dediðimizde, az önceki kudurmuþ köpek birden uysallaþtý ve bizim isteklerimizin tümünü kabul etmek zorunda kaldý. Ama bu iþin öncülüðünü kimin yaptýðýný bilmediði için, bir gün bahçede karþýlaþtýðýmýzda bana; “iðnenin ucu kýrýlacak mutlaka” dedi. Ben de onun yüzüne alaylý alaylý baktým ve içimden “iðnenin ucu benim” diye geçirdim. YAÞASIN ÝÞÇÝLERÝN MÜCADELE BÝRLÝÐÝ Y.E. Mücadele Birliði Okuru Bir Ýþçi/Ýzmir

19


daha ilk adýmda ideolojik-politik konularda propaganda yapmaya baþlayacak olursak, bu onlarý çekmek þöyle dursun, itecektir. Belki onlara güven duyup kendi görüþlerimizi açmamýz açýsýndan bu onlarý hoþnut edecektir; ama diðer yandan nasýl biri olduklarýný bilmedikleri, yaþamýn içinde davranýþlarýný gözlemlemedikleri, herhangi bir paylaþýmda bulunmadýklarý bir insaný hýzla benimsemeleri mümkün olmayacaktýr. Bazen devrimin örgütlenmesi konusunda elimizi çabuk tutmamýz gerektiðine dair yazýp söylediðimiz þeyler, yoldaþlar tarafýndan uçlaþtýrýlarak ele alýnýyor. Biz, “devrimimizin kaybedecek zamaný yok” diyoruz. Bir bakýyoruz zaman kaybetmemek adýna daha yeni tanýþýlan insanlara devrimci durum ve iç savaþ anlatýlýyor. Hem de karþýmýzdakinin anlayýp anlamayacaðýna dikkat etmeden, hem de kendi beylik, basmakalýp cümlelerimizle, kelimelerimizle. Daha tüm yönleriyle kavrayamadýðýmýz, sýnýfsal-sosyal özelliklerini bilmediðimiz, yaþamýna dair çok ama çok az bilgiye sahip olduðumuz bir insana, devrimci durum ve iç savaþý en iyi þekilde anlatmýþ olsak bile, acaba o bütün bunlarý anlayabilecek kapasitede midir? Ya da tam biz ona bunlarý anlattýðýmýz anda onun kafasý bizimle midir? Bunlarý ölçmeden, daha doðru bir deyimle, sezmeden, yeni bir insana yaklaþýrsak, onu kendimizden uzaklaþtýrabiliriz. Açýk ki, birçok insan, öncelikle karþýsýndaki insana güvenmek ister. Bunun için de onun kim olduðunu, nasýl bir insan olduðunu, söyledikleriyle yaptýklarý arasýnda tutarlýlýk olup olmadýðýný gözlemlemek ister. Ve bunun için de zamana ihtiyaç duyar. Bu nedenle insanlarý daha ilk görüþte örgütleyebileceðimize, leninist fikirleri onlara kabul ettirebileceðimize dair aceleciliðimizden vazgeçmemiz gerekiyor. Ýlk yapýlmasý gereken, hýzla bu insanlarýn yaþamýna nüfuz etmektir. Kendimizi hýzla onlara benimsetmeli, onlarýn öncelikle kiþi olarak bizi, sonra giderek kolektifi sahiplenmesini saðlamalýyýz. Eðer bu yolu deðil de tersini deneyecek olursak ters tepebilir. Elbette bu da mutlak deðildir. Yaþam, tersinin doðru olduðunu gösteren örnekleri de çýkarabilir karþýmýza; ama bu güne kadar edindiðimiz tecrübeler, kitlelerin hýzla üzerlerine boca edilen görüþleri benimsemede zorluk çektiklerini, emin ve saðlam adýmlarla gitmek istediklerini, en önemlisi, kendilerine bu görüþleri taþýyan insanlara güven duymak istediklerini gösteriyor. Bu nedenle bizim, her þeyden önce kitlelere güven vermemiz gerekiyor. Her davranýþýmýzla, her sözümüzle tutarlý ve iddia sahibi olduðumuzu göstermeliyiz. Onlar bizim en ufak davranýþýmýzda bile “bunlar bizim aradýðýmýz, güvenebileceðimiz insanlar. Yaparlarsa bunlar yaparlar” diyebilmeliler.

KÝTLELERÝ DEVRÝME ÖRGÜTLEMEK

M

arx’ýn, teorinin kitlelerle buluþtuðu zaman maddi bir güce dönüþeceði saptamasý, bugün bizim en temel hareket noktalarýmýzdan biri olmuþ durumdadýr. Doðruluðundan emin olduðumuz ideoloji ve politikalarýmýzý kitlelere taþýmak ve onlarý bu ideoloji ve politika etrafýnda örgütlemek, çalýþmamýzýn esasýný oluþturuyor. Bunu yaparken, sayýsýz insanla bað kuruyoruz. Þöyle bir düþünecek olursak, her gün bir çok insanla çeþitli vesilelerle nasýl bir araya geldiðimizi, konuþtuðumuzu vb. görebiliriz. Çevremizdeki bir çok insanýn bizi devrimci fikirlerimizle tanýdýðýný, bu anlamýyla bize yabancý olmadýklarýný biliyoruz. Hatta bunun daha fazlasýný da biliyorlar bizim hakkýmýzda. Bir siyasi yapýnýn insaný olduðumuzu, devrimci faaliyet yürüttüðümüzü de biliyorlar. Bu anlamda bir sorunumuz yok. Sorun, bu iliþkileri örgütlü birer baða dönüþtürmekte. Hemen baþtan belirtelim, örgütlü hale getirmek, herkesi belirli bir iþleyiþ ilkeleri etrafýnda bir araya getirmek deðildir. Çevremizdeki her insaný kolektifin parçasý haline getirebilmek, kolektif için bir þeyler yapabilecek duruma getirmek demektir. Herkesin yetenekli olduðu iþi yapmasý, yeteneklerini ve olanaklarýný kolektifin hizmetine sunmasý demektir. Kitlelerle bað kurmak, bize büyük olanaklar saðlýyor; ama þu ya da bu þekilde ulaþtýðýmýz insanlarý olduklarý gibi býrakmamamýz gerekiyor. Onlarý hýzla dönüþtürmemiz, kendilerini bir bütünün parçalarý gibi hissetmelerini saðlamamýz gerekiyor. Ve asýl sorun da burada baþlýyor. Bunun nasýl yapýlacaðýnda. Öncelikle bunun nasýl yapýlamayacaðýný söyleyerek baþlayalým: insanlarý hýzla dönüþtürmek, daha yeni tanýþtýðýmýz insanlarýn üzerine ideoloji ve politikalarýmýzý hýzla boca etmek deðildir. Yeni tanýþtýðýmýz, daha bizim kiþi olarak hakkýmýzda hiçbir bilgiye sahip olmayan insanlara

20


Kitlelerin Dilini Ýyi Anlamak Örgütleme çalýþmasý için yanlarýna gittiðimiz insanlarýn yaþam koþullarýný iyi anlamalýyýz ki, onlarýn beklentilerini, özlemlerini, ruh hallerini vb bilelim. Yýðýnlar ne istiyorlar? Onlarýn bir an önce çözüme kavuþmasýný istedikleri sorunlar neler? Acilen çözüm aradýklarý sorunlarýnýn çözümünün ne olacaðýný düþünüyorlar? Kaygýlarý, korkularý nelerdir? Aralarýnda çalýþma yürüttüðümüz bu insanlar neye üzülür, neye sevinirler? Kendileriyle iliþki kurmaya çalýþan insanlarda en çok neye dikkat ediyorlar? Onlarý çeken ve iten þeyler nelerdir? Bütün bu sorular her an kafamýzýn içinde olmalý ve cevaplarýný her an verebiliyor olmalýyýz. Biz leninistler oturuþumuzla, kalkýþýmýzla, etraftaki insanlara gösterdiðimiz sevgi ve saygýyla, kýsacasý her þeyimizle, tüm davranýþlarýmýzla göz doldurmalýyýz. Ýnsanlar, bizim farklý türden insanlar olduðumuzu düþünmeliler. Tabii bu bizi kendilerine yabancý hissedecekleri bir farklýlýk olmamalýdýr. Tam tersine, onlar bizi kendilerinden biri olarak görmelidirler. Ýnsanlar bizi uðurlarken, “yine gelin, bekliyoruz” diyebilmeliler. Her þeylerini bize güvenle emanet edebilmeliler. Bizi her zaman her yerde baþkalarýna anlatabilmeli, bizimle iliþkide bulunmaktan dolayý gurur duyabilmeliler. Ýþçi ve emekçi kitlelere giderken, asla onlardan farklý, üstün birileriymiþ gibi davranmamalýyýz. Onlardan daha bilinçli olabiliriz ama onlarýn da “yaþam okulu”nda okuduklarýný ve bize öðretecekleri çok þeyleri olduðunu unutmamalýyýz. Elbette bundan halkçý olmak, halkýn en geri yanlarýyla buluþmak sonucu çýkmaz. Halkýn içinde erimek, onlarla kaynaþmak derken halkýn bizi þekillendirmesini kastetmiyoruz elbette. Biz, her zaman iþçilerin, emekçilerin arasýnda olacaðýz, onlar bizi kendilerinden biri gibi benimseyecek, onlarla ayný dili konuþtuðumuzu anlayacaklar. Ama bizimle bað kurduklarý her yerde geliþtiklerini, dönüþtüklerini, “geçmiþin ölü eli”ni bu sistemden edindikleri eski alýþkanlýklarý kýrdýklarýný da görecekler. Devrimcilerin görevi, topluma öncülük etmektir, onlarý taklit etmek deðil. Asla ama asla zor beðenir olmamalýyýz. Bu, emekçi halkýn ilk anda dikkatini çekecek bir þeydir. Emekçi halkýn insanlarý bin bir zorlukla size sunduklarý þeyi sizin beðenmediðinizi ya da buna sizin burun kývýrdýðýnýzý görürlerse, bir daha asla ve asla size bir þey vermek istemezler. Bu onlar için en büyük güven kýrýlmasýdýr. Ve emekçi halkýn güveni bir kez kýrýldý mý, onu bir daha saðlamak neredeyse imkansýzdýr. Bu nedenle, her leninist, emekçi halkla iliþkilerinde son derece hassas olmak zorundadýr. Onlarýn arasýnda kolektifi temsil ettiðimizi, onlarýn bizim her davranýþýmýzý kolektife mal edeceklerini bir an olsun aklýmýzdan çýkarmamalýyýz. Onlar için kolektifin cisimleþmiþ hali biziz. Biz ne isek temsil ettiðimiz kolektif de onlarýn gözünde o. Kitlelerle kaynaþabilmek, onlarý örgütleyebilmek için, onlarýn arasýndayken kullandýðýmýz dile dikkat etmemiz gerekiyor. Bundan kastettiðimiz konuþma þeklimiz, ses tonumuz vb. deðildir. Onlarla ortak bir dil tutturabilmeliyiz. Onlarýn anlayabileceði basit bir dille konuþmalýyýz; en karmaþýk görünen sorunlarý onlar için en anlaþýlýr hale getirmeliyiz. “Basit ve açýk, yýðýnlar tarafýndan anlaþýlýr bir dille konuþmak…”diyor Lenin; “çok bilmiþ kavramlarýn aðýr ateþinden, yabancý söz-

cüklerden, ezberlenmiþ, hazýr, ama yýðýnlarca anlaþýlmayan, henüz tanýnmayan parolalar, tanýmlar, sonuçlardan ilk ve son olarak vazgeçmeyi bilmek gerekir.” Bunu baþarabilmek için Leninistlerin yapmalarý gereken içlerinden geldiði gibi, içten ve samimi konuþmalardýr. Ýþçi ve emekçilerle konuþurken asla kitabi olmamalý, asla kendini kasmamalýdýr bir Leninist. Konuþmanýn kendi doðallýðý içinde istenilen sýcaklýk yakalanacaktýr. Emekçi halk, kendisine sýcak davrananla, kendisine sýcak davranmaya çalýþaný hemen ayýrt eder. Yýllardýr edindikleri yaþam tecrübesi onlarý insanlar konusunda doðru karar verebilecekleri bir noktaya getirmiþtir. Yýðýnlara giderken özellikle dikkat etmemiz gereken noktalardan biri de daha çok, öne çýkmýþ, baþkalarýný çekip çevirme kapasitesine ve yeteneðine sahip, doðal önderlere ulaþmaktýr. Bire bir yüzlerce insana ulaþmaya çalýþmaktansa, o yüzlerce insanýn gözünün içine baktýðý, sözünü dinlediði insanlarý bulup, onlarý örgütlemeliyiz. Ana halkalarý tutup çektiðimizde zincirin tümünü yanýmýza çekebiliriz. Böyle doðal önderleri bulmalý, onlarla yoðun bir biçimde ilgilenmeli ve onlara görev ve sorumluluk vermeliyiz. Böyle insanlar inisiyatif sahibi olduklarý için, kendilerine bir görev verildiðinde onu en iyi þekilde yapmaya çalýþýrlar. Onlara mutlaka kolektif anlamda yapabilecekleri küçük de olsa iþler vermeli, bu iþi yapmasýný saðlamalý, bu anlamda denetlemeli ve böylece kendisini bizden hissetmesini saðlamalýyýz. Bizim için küçük de olsa bir iþ yapan, diyelim ki bir paketi bir yerden baþka bir yere taþýyan ya da bir etkinliðin biletini kendi çevresine daðýtan kiþi kendisini bizim, bir kolektifin parçasý hissedecektir. Ýyi bir örgütçü her iþe kendisi koþturan, her iþi kendisi yapan, baþkalarýna hiçbir iþ býrakmayan kiþi deðildir. Ýyi bir örgütçü yapýlmasý gereken iþi iyi tespit eden, bunu yapabilecek insanlarý bulan ve bunlar arasýndaki iþ bölümü ve koordinasyonu iyi saðlayabilen kiþidir. Böylelikle insanlara daha çok inisiyatif verilir ve onlarýn geliþimi hýzlandýrýlýr. Lenin, bu konuda özellikle gençliðe görev verilmesinin iyi olacaðýný, onlarýn hata yapmasýndan korkmamak gerektiðini, tecrübeli olanlarýn onlarýn hatalarýný “tatlýlýkla” düzelteceklerini söylüyor. Bu konuda da kolektif düþünmek gerekiyor. Kolektifin içinde kiþilerin hata ve eksiklikleri olabilir ama bunlar kolektifin diðer bileþenleri tarafýndan sabýrla, gerekli esneklik gösterilerek düzeltilecektir. Dýþarýdan kolektifi gözlemleyen birisi eðer bu sabrý, emeði ve esnekliði görürse bundan etkilenmemesi düþünülemez. Ýyi bir örgütçünün “zaman hýrsýzlarý” ile bizim için küçük de olsa bir þey yapabilecek olanlarý, kadro olabileceklerle sadece çevremiz olabilecek insanlarý iyi seçebilmesi gerekiyor. “Davaya derinden baðlý, teoriyi bilen ve onu olgularla baðlantýlý olarak yorumlayabilen, inançlý devrimciler, ne yazýk ki çok az. Ama eðer, böyle inançlý insanlar bir avuç da olsalar, mevcut olursa, devrim için objektif koþullarýn varolduðu yerlerde, devrim olacaktýr.” diyor Fidel, “çünkü objektif koþullarý tarih yapar, ama subjektif koþullarý yaratan ise insanlardýr.” (Sosyalizmi Kuracaðýz, Sf.38) Teorinin maddi bir güce dönüþmesinin yolu, buradan geçiyor. Ýþçi ve emekçi yýðýnlarýn arasýna dalmýþ, inançlý ve kararlý kadrolarýn yoðun pratik faaliyetinden. Yýðýnlar kör deðildir, bu çabanýn karþýlýðýný mutlaka vereceklerdir.

21


Ayýþýðý Küba Dostluk Günü: YALANSIZ HÜRRÝYETÝN ELÝYLE BULUÞMA

U

zun soluklu bir çalýþmanýn sonucu olarak gerçekleþtirilen Küba Dostluk Günü, 17 Ekim Pazar günü Kadýrga Kültür Merkezi’nde yapýldý. Büyük bir coþkunun hakim olduðu Dostluk Günü, “Ellerimizi yalansýz hürriyetin eliyle” buluþturmak üzere, Che þahsýnda tüm dünyada ölümsüzleþen devrim savaþçýlarý için yapýlan saygý duruþuyla baþladý. “Merhaba; Che’nin, Fidel’in, Küba halkýnýn dostlarýna… Merhaba; umudun yanýnda yer alanlara… Merhaba; tercihini özgürlükten yana yapanlara… Merhaba; bizden size…” Merhabalarýn ardýndan, yüreklerinin ve umutlarýnýn bizden yana olduðunu bildiðimiz tüm dostlarýmýza selamlarýmýzý gönderdik: “Tarihi sayýsýz ayaklanmalarla dolu, direnen Latin halklarýna selam olsun… Ýnsanlýðýn utancýný simgeleyen Afrikalý aç çocuklara selam olsun… Sapan ve taþla simgeleþen Filistin halkýnýn intifadasýna selam olsun… Serhýldanlarla özgürlük mücadelesini yükselten Kürt hal-

Merhaba; umudun yanýnda yer alanlara…

kýna selam olsun… Ýþgale karþý direnen Irak halkýna selam olsun… F tipi zindanlardan yükseltilen özgürlük çýðlýðýna selam olsun… Bedenini ölüme yatýran Remzi Aydýnlara selam olsun… Yüreklerini saf dereler gibi ýrmaklara katarak, yüzler binlere, binler milyonlara, milyonlar milyarlara okyanuslaþýrken, kapitalizmin tiranlýðýna baþ kaldýran, özgür bir dünya için savaþan dünya halklarýna selam olsun…” Neden “Küba Dostluk Günü” diye soracak olanlara cevabýmýz þu þekilde oldu: “Amerikan ablukasýna ve ambargoya onurla direnen Küba halkýyla dayanýþmak için… Ýki halkýn yaratan ellerini buluþturmak için… Küba halkýnýn yükselttiði özgürlük türküsünü bizim türkülerimizle çoðaltmak için… Ýnsanlýðýn umudu Küba’nýn yanýnda yer almak için…” Hep bir aðýzdan haykýrdýk: Cuba Si Yankee No!

Tuncay Çakan “Bir-Ýki-Üç Daha Fazla Küba” dedi

Cuba Sabor: “SOSYALÝZM MUTLULUKTUR”

22

Analarýn Öfkesi Katilleri Boðacak


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
s027 by sol yayin - Issuu