Merhaba, Üzerimizdeki tüm baskýlara raðmen 9. sayýmýzda sizlerle buluþmanýn sevincini yaþýyoruz. Dergimiz, içinden geçmekte olduðumuz tarihsel süreçte üstlendiði misyonun farkýndadýr. Sýnýflar mücadelesinin tüm dünya üzerinde bu kadar yoðunlaþtýðý koþullarda devrimci, sosyalist bir yayýnýn, üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda oynadýðý/oynayacaðý rol çok önemlidir. Bu nedenle yazarlarýmýzdan okurlarýmýza, çalýþanlarýmýzdan daðýtýmcýlarýmýza hepimiz dergimizin iþçi ve emekçilere en iyi þekilde ulaþmasý için daha çok çaba göstermeliyiz. Tüm dünya üzerinde sýnýf hareketi sýçramalý bir geliþim gösteriyor. Marx’ýn “teori yýðýnlarla buluþtuðunda maddi bir güce dönüþür” belirlemesi her geçen gün daha somut bir hal alýyor. Tarih, komünistlerin öngördüðü þekilde yaþanýyor. Bütün geliþmeler, kapitalist dönemin, burjuva toplumun sonunun geldiðini gösteriyor. Burjuvazi, tarihsel geliþimin önünü kesebilmek için umutsuz bir þekilde zora baþvuruyor. Karþý-devrimci zor ve bunu uygulayacak aygýtlar olmadan burjuva sýnýf bir cenazeden farksýzdýr. Ve onun gömüleceði gün uzak deðildir. Enternasyonalist bir dünyanýn kurulmasý, bütün dünyanýn emeðin olmasý artýk kaçýnýlmazdýr. Bu sayýdaki baþyazýmýzý bu konuya ayýrdýk. Son süreçte yeniden ortalama solun diline dolanan “Demokratik Türkiye” sloganýnýn cilasý kazýnýnca altýndan nasýl kopkoyu bir reformizmin çýkacaðý bu sayýmýzýn gündemini oluþturuyor. Dünyanýn devrimci dönüþümü kendini her alanda hissettiriyor. Üzerinde yaþadýðýmýz topraklarda bu dönüþüme karþý varýyla yoðuyla mücadele eden burjuva hükümet, yerel yönetimler üzerinden devrime karþý saldýrýlarýný yoðunlaþtýrmaya hazýrlanýyor. Ancak ne yerel seçimler ne de baþka bir burjuva tedbir, tekelci kapitalist sistemi kurtarmaya yetecektir. Proletarya ve emekçiler, yüzyýllardýr süren sýnýf savaþýmýný mutlaka kazanacaktýr. Komünizm insanlýðýn geleceðidir. Yeni sayýmýzda buluþmak dileðiyle...
ÞÝMDÝ DAHA GÜÇLÜYÜZ Yazý Ýþleri Müdürümüz Özgen Ýþ ve Ayýþýðý Sanat Merkezi çalýþanlarý Ayþe Rojda Þendur ve Alev Oral özgürlüklerine kavuþtular. 1 ayý aþkýn süredir tutukluluklarý devam eden devrimci tutsaklar artýk yoldaþlarýnýn yanýndalar. Ýçeride kaldýklarý süreyi olabildiðince verimli bir çalýþma içerisinde geçiren derginin Yazý Ýþleri Müdürü ve Ayýþýðý Sanat Merkezi çalýþanlarý þimdi bir arada olmanýn coþkusu ve þevkiyle çalýþmalara dört elle sarýldýlar. Devrimci Basýn Susturulamadý. Devrimci Sanat Engellenemedi. Hoþ geldiniz.
GAZÝ ÞUBESÝ AÇILIYOR
Yeni Evrede MÜCADELE BÝRLÝÐÝ Dergisi / Onbeþ Günlük Sosyalist Dergi / Yýl: 1 Sayý: 9 / 13-25 Þubat 2004 / Sahibi : Yeni Dönem Yayýncýlýk Basýn Daðýtým Eðitim Hizmetleri Tanýtým Org. Tic. Ltd. Þti. Adýna : Özgen Ýþ / Adres : Sofular Mah. Sofular Cad. No: 52/3 Fatih-ÝSTANBUL / Tel-Fax: 0 (212) 531 44 83 / Sor. Yazý Ýþl. Müdürü: Özgen Ýþ / Genel Daðýtým: DOÐAN PAZ. / Baský Yeri: Özdemir Matbaacýlýk / ÝZMÝR Temsilciliði: 853. Sokak No: 27 Bilen Ýþhaný Kat 6/606 Konak 0 232 445 79 52 / ESKÝÞEHÝR Temsilciliði: Ýstiklal Mahallesi Dilekli Sokak No:4/17 Kat:2 / Avrupa Temsilciliði: Selahattin KARATAÞ / Post Lager 3000 Bern 1 Ann ÝSVÝÇRE / Tel: 0041 319 917 795 / Almanya Temsilciliði: Ahmet AKYÜZ/ Robert Mayer Str. 3 72760 Reutlingen ALMANYA / E-mail Adresi: mucadelebirligi@hotmail.com / Web Adresi: mbirligi.com
Bunun ilk anlamaya çalýþanlar Amerikalýlar oldu. Kendi kapitalist toplumlarýný, “tarihin sonu” ilan ettiler. Gerçekte ise, tüm kapitalistler sonlarýnýn farkýndalar. Kendi egemenliklerinde geçen bir çaðýn artýk geri gelmeyeceðini biliyorlar ve bu nedenle kaybetmiþ bir sistemi ayakta tutabilmek için hiçbir kötülükten geri kalmýyorlar. Kapitalistlerin hiç anlayamadýðý þey ise, nasýl oluyor da, sosyalist ülkeler birer birer düþerken hemen hemen ayný dönemde dünyayý alt-üst eden emekçi kitle ayaklanmalarý baþlýyor ve on yýldýr kesintisiz devam ediyor. 90’larýn ortalarýndan önce, kapitalizmi alt-üst edecek böyle bir sosyal hareket ortaya çýkmýþtý. Komünistler bu hareketin, gelip geçici olmadýðýný, sistemi alaþaðý edecek yönde ilerleyeceðini açýkladýlar. Ve nasýl oluyor da bir toplumsal sistemin kendisini en güçlü hissettiði bir sýrada, böylesine güçlü bir sosyal hareket geliþebiliyor. Ne var ki, burjuvazinin kendisini güçlü görmesi ile gerçek durum farklý. Ve biz söylüyoruz, emek-sermaye çeliþkisinin bu kadar keskin olduðu, kapitalizmin tüm çaðdaþ geliþme ile çeliþme ve çatýþma içinde olduðu, ekonomik yýkýmýn bu kadar derin olduðu, dolayýsýyla burjuva toplumsal sistemin çözülüp, daðýlmaya yüz tuttuðu bir dönemde, burjuva egemenlik ve burjuva toplum nasýl güçlü olabilir ki. Ve tarihsel olarak kaybetmiþ bir sýnýf, zorla, terörle, baskýyla daha ne kadar ayakta durabilir. Komünistlerin söylediðini, çok geniþ kitleler de söylüyor, biliyor. Halen durumu tam kavramamýþ azýmsanmayacak bir kitlenin varlýðýna raðmen, sürükleyici geniþ bir kitle, tarihin bilincinde. Ýnsanlýk bilincine yansýyan þey nesnel dünyada olup biten geliþmelerdir. Bir zamanlar geliþtirici, ilerletici rol oynayan kapitalizm, artýk yýkýcý ve gerileticidir. Yararlý yönlerini tamamen tüketti. Bugün varlýðý, insaný ve tüm canlý yaþamý bitip tüketici bir rol oynuyor. Her gün bu yönde sayýsýz suç iþliyor. Varlýðý, insanlýk için felakettir. Böylesi bir sistemden kurtuluþ, insanlýk için ölüm-kalým sorunudur. Ortadan kaldýrýlmasý ise, öyle sýnýrlý, güdük, ýlýmlý önlemlerle olmaz. Köklü, yani devrimci bir önlem gerekiyor. Enternasyonal sosyal hareket henüz, tümden sosyalist bir hareket haline gelmese de onun bilincine yön veren sosyalizmdir. Kendi içinde kimi ayrýksý düþüncelere raðmen her geçen zaman daha fazla sosyalizmin etkisine giriyor. Hareket ilk baþlarda yalnýzca nicelik bir güçtü. Süreç içinde dönüþmeye baþladý. Hareket ilerledikçe, zaman geçtikçe yeni bir nitelik kazanmaya baþladý. Enternasyonalist ve sosyalist niteliði daha belirginleþmeye baþladý. Bu ise varlýðýný, ideolojik ve politik etkisini iyice gösteren proletaryanýn harekette aðýrlýðýný koymasýnýn sonucudur. Proletarya, kapitalizmi yýkýp, komünist topluma ulaþma hedefinde, þimdi ezilenlerin çok daha geniþ bir gücünü yanýnda buluyor. C.DAÐLI
KÝTLELER TARÝHÝN BÝLÝNCÝNDE Üzerinde çok durulan, ama en kavranmayan olgulardan biri, dünya çapýnda süren kitle eylemlerinin niteliðidir. Ne eylemleri yaratan nesnel durum, ne de öznel durum üzerinde yeterince düþünülüyor. Olgularýn özü ve büründükleri görünüm ya birbirilerine karýþtýrýlýyor, ya da yalnýzca görünüme bakýlýyor. Bunun temel nedeni Marksist düþünce yönteminden uzaklaþmaktýr. Enternasyonal eylemlerin hangi olaylarla kendisini ortaya koyduðu açýklanýyor ama iþ bunlarýn hangi tarihsel ve ekonomik koþullardan kaynaklandýðýný açýklamaya gelince, bu yapýlamýyor. Bu kadar sýð deðerlendirmelerden sonra, böylesine büyük bir sosyal hareketi bütün yönleriyle açýklamak bizim için her zaman görev oluyor. Açýkladýk, devam ediyoruz. Eylemler her seferinde sýnýrlý bir hedefle kendini gösterdi. Örneðin DTÖ’yü (Dünya Ticaret Örgütü) protesto etmek gibi. Örneðin Dünya Bankasý, Uluslararasý Para Fonu ve G7 toplantýlarýný eylemsel ya da basýn yoluyla protesto etmek. Baþka bir zaman kapitalist devletlerin ve tekellerin çevre felaketine neden olan toplantýlarýna ve kararlarýna karþý harekete geçmek. Bir baþka zaman ise emperyalist savaþa karþý dünyayý ayaða kaldýrmak. Hareket, sýnýrlý bir hedeften, daha geniþ bir hedefe yönelebiliyor. Bu dinamiklere ve bilince sahip. Açýktýr ki, hareket farklý sosyal güçlere dayanýyor. Bu farklýlýklar, hedeflerde farklýlýklara yansýyor. Eylemler bir yandan sürerken, bir yandan da tartýþmalar sürüyor. Harekette belirleyici bilinç yeni bir dünya kurma bilincidir. Sürükleyici düþünce, insanlýðýn artýk burjuva toplumunu ölçüleriyle yaþayamayacaðý, ama bunun yerini alacak daha yüksek bir yaþam düzeyinin koþullarýnýn da var olduðuna dayanýyor. Ýnsanlarý ayaða kaldýran, hareketi yaratan temelde yatan düþünce budur. Bu düþünceye daha önceden varýldý. Asýl olarak bunun tarihsel materyalist açýklamasýný komünistler yaptý. Tarihsel geliþmelerin nereye doðru ilerlediðini yine komünistler açýklýyor. Komünistlerin söylediði kitlelerin çok geniþ bir kesiminin bilincine, sosyal hareketine dönüþtü, maddi bir güç oldu-dünyayý deðiþtiren bir güç. Bütün nesnel geliþmeler bütün ekonomik süreç bir tarihsel dönemin sonuna gelindiðine iþaret ediyor. Güçlü bir iþaret. Genel olarak tarihin sonu deðil, özgül bir tarihi dönemin sonu. Kapitalist dönemin, burjuva toplumun sonu. Burjuvazi, bir zamanlar öncülük ettiði, egemen olduðu, serpilip geliþen bir tarihsel dönemin kaçýnýlmaz çöküþünü önlemek için, zora, daha fazla zora baþ vuruyor.
3
SINIF SAVAÞININ SONUNA KADAR GELÝÞMESÝ ÝÇÝN ARADAKÝ ENGELLER KALDIRILIYOR Kapitalist sýnýfýn, proletaryayý egemenliði altýnda tutmak için, bütünlüklü olarak iki yönteme baþvurduðu biliniyor. Biri baský politikasý, diðeri uyutma politikasý. Kitlelerin çabuk kanma özelliðinden de çok iyi yararlandýðýný, tarihten iyi biliyoruz. Ve daha baþka egemenlik yolarý olduðunu da. En etkin olaný, üretici kitleyi, her tür üretim ve geçim aracýndan yoksun býrakýp, onlarý emek-güçlerini satmaya zorlamak. Bu süreç önce emeðin sermayeye biçimsel baðýmlýlýðý biçiminde baþladý. Giderek, emeðin sermayeye gerçek baðýmlýlýðýna dönüþtü. Diðer bir açýdan bu, þu anlama gelir: Sermayenin emek üzerindeki biçimsel egemenliði yerini, sermayenin emek üzerine gerçek egemenliðine býraktý. Bu iliþki kapitalist üretim tarafýndan yeniden ve yeniden üretildi. Yeniden üretilen bu ekonomik koþullar temelinde, bir sýnýfýn, yaþam boyu proleter olma niteliði güvence altýna alýnýrken, diðer bir sýnýfýn asalaklýðý da saðlanmýþ oldu. Kapitalizm, ücretliler sýnýfýnýn yoksulluðunu kendi üretiminin koþulu ve sonucu olarak yeniden üretirken, bu sürecin belli bir geliþme aþamasýnda, emekçi sýnýfýn baþkaldýrý koþullarýný da yaratmýþtýr. Kapitalist sýnýfýn egemenliði genelleþtikçe, emekçi sýnýfýn, kapitalist sýnýfa karþý baþkaldýrýlarý da genelleþmiþtir. Ayaklanmalar yaygýnlýk ve genellik kazanýnca, kapitalist sýnýfýn baský ve uyutma politikasý daha fazla devreye sokuldu. Buna raðmen egemenliðini eskisi gibi sürdüremez noktaya gelmiþtir. Ýçerde ardý arkasý kesilemeyen ve gitgide þiddetlenen sýnýf savaþlarý, dünyada sosyalizmin güçlü dalgasýyla birleþince, egemenliðini de, düzenini de tehlikede gören burjuvazi emekçi sýnýflardan gelen devrimci dalgayý kýrmak için yeni önlemleri devreye soktu. Bunlar ünlü “sosyal” önlemlerdir. Bunlar, iþçilerin kurulu sosyal düzen içinde kalmalarýný saðlayacak, kendilerini sýnýf savaþýnýn o korkunç fýrtýnalarýnda koruyacaktý.
4
Böylece, iþçiler için getirilen “sosyal güvenlik” önlemlerini emekçi sýnýfý, kapitalizmin yýkýcý sonuçlarýndan korumayacak, esas olarak kapitalist sýnýfý, gelecek, proleter sýnýfýn saldýrýlarýndan koruyacak, birer korugan görevi üstlenecekti. Avrupalý kapitalist sýnýflar kendilerini, sosyal güvenlik kurumlarýnýn arkasýnda daha güvencede hissettiler. Bu konuda, sosyal güvenlik kurumlarý, devletin politik güvenlik kurumlarý kadar etkili oldu. Sosyal güvenlik kurumlarýnýn arkasýnda egemenliklerini uzun sayýlacak bir süre devam ettirebildiler. Bu durum, iþçi sýnýfýnýn bilincini nasýl etkiledi? Bu etki iki yönlü oldu. Bir yön, “sosyal fonlar kendilerini, kapitalizmin yýkýcý sonuçlarýndan biraz olsun koruyacaktýr” düþüncesi oldu. Diðer yön ise “bu kadar güdük, sýnýrlý, güvenli olmayan sosyal fonlarla, biraz olsun nefes alabiliyorsak, kapitalizm yýkýldýktan sonra, sosyalizm altýnda, toplumsal mülkiyet altýnda çok daha geniþ ve etkin sosyal fonlarla, insanca yaþam koþullarýna kavuþuruz” düþüncesi oldu. Tabi, kapitalist sýnýf için, sosyal kurumlarýn iþçilerin aklýna neyi getireceklerinin hiçbir önemi yoktu. Onlar için önemli olan, bu kurumlarýn, sýnýf savaþý fýrtýnalarýný önlemesidir. Bugün yýkmaya çalýþtýðý sosyal kurumlarý, dün bu düþüncelerle kurdu. Çok sýnýrlý olarak uygulanan sosyal güvenlik uygulamalarýnýn, baðýmlý kapitalist ülkelerde de, etkisini gösterdiði açýktýr. Emperyalist ülkelerdeki kadar olmasa da buralarda da burjuvazinin egemenliðini koruma misyonu üstlenmiþtir. Genel olarak bu durum, emekçi sýnýfýn, sýnýf savaþýnýn kýrýlmasýný getirirken, sýnýf mücadelesinin sonuna kadar geliþmesini geçici de olsa önlemiþtir. Bunun sonucu sýnýf savaþý, güdük kaldý. Ýþçinin mücadeleye atýldýðý yerde, mücadele, sýnýf kardeþleri tarafýndan desteklenmediði için, kendi alanýnda kalmýþ, mücadele genelleþememiþtir. Koþullarýn zorlama-
Ýçerde ardý arkasý kesilemeyen ve gitgide þiddetlenen sýnýf savaþlarý, dünyada sosyalizmin güçlü dalgasýyla birleþince, egemenliðini de, düzenini de tehlikede gören burjuvazi emekçi sýnýflardan gelen devrimci dalgayý kýrmak için yeni önlemleri devreye soktu. Bunlar ünlü “sosyal” önlemlerdir. Bunlar, iþçilerin kurulu sosyal düzen içinde kalmalarýný saðlayacak, kendilerini sýnýf savaþýnýn o korkunç fýrtýnalarýnda koruyacaktý. Böylece, iþçiler için getirilen “sosyal güvenlik” önlemlerini emekçi sýnýfý, kapitalizmin yýkýcý sonuçlarýndan korumayacak, esas olarak kapitalist sýnýfý, gelecek, proleter sýnýfýn saldýrýlarýndan koruyacak, birer korugan görevi üstlenecekti. Avrupalý kapitalist sýnýflar kendilerini, sosyal güvenlik kurumlarýnýn arkasýnda daha güvencede hissettiler. Bu konuda, sosyal güvenlik kurumlarý, devletin politik güvenlik kurumlarý kadar etkili oldu. Sosyal güvenlik kurumlarýnýn arkasýnda egemenliklerini uzun sayýlacak bir süre devam ettirebildiler.
sýyla genelleþtiði zaman da, burjuva egemenliði tehdit etmekten uzak kalmýþtýr. Bu durum geçiciydi. Ve ancak geçici olabilirdi. Kapitalist birikim yasalarý ve bunun sonucu kapitalizmin büyük çöküþü, emekçi sýnýfýn sosyal yaþamýnýn ne kadar güvenilmez olduðunu, bir süre sonra bütün çýplaklýðýyla ortaya çýkardý. Kapitalist birikim, bir kutupta zenginlik, karþý kutupta yoksulluk birikimidir. Marx, aldýðý ücret ne olursa olsun, iþçilerin yazgýlarýnýn daha kötü olacaðýný söylemiþtir bize. Ýþte bunu saðlayan kapitalist birikimin kendisidir. Kapitalizmin sýçramalý çöküþ evresi, iþçiler için tam bir yýkým oldu. Kapitalistler can havliyle, iþçi sýnýfýna karþý yeni bir genel saldýrý dalgasý baþlattýlar. Ýþçilerin ücretleri, emek-gücü deðerinin altýna düþürüldü. Sosyal haklarý gasp edildi, sýnýf mevzilerinden sökülüp atýldý. Ne güvenceli çalýþma hakký, ne sosyal hak güvencesi, ne de iþkolu güvencesi, iþçilere ait tüm haklar, tüm güvenceler ayaklar altýna alýndý. Þimdi, emekçi sýnýflarýn, yüzyýllarca süren mücadele sonucu elde ettiðimiz tüm kazanýmlar yok ediliyor. Artýk, tüm bunlarý yeniden ele geçirmek devrim konusu oluyor. Burjuvazi kendi sonunu kendisi hazýrlýyor. Ýþçiler için sosyal “güvence” saðlayan kurumlarý daðýtarak, neyi varsa zorla el koyarak, sýnýf savaþýnýn sonuna kadar geliþmesinin önündeki tüm engelleri de yýkmýþ oluyor. Bunu daha önce de yapmýþtý. Avrupa’da, kýrlarý kapitalist üretimin egemenliðine sokmak için, ön koþul olarak , burada yaþayan tüm küçük-üretici kýr nüfusunu zorla mülksüzleþtirdi. Onlarý iþsiz-mülksüz birer “serseri” olarak kentlere sürdü. Önce kýrbaçla, sonra açlýkla terbiye ederek, fabrikalara soktu. Fakat öyle yaygýn bir yoksulluk vardý ki, ancak kalanlarý, oluþturduðu sosyal güvenlik kurumlarýna baðlamak zorunda kaldý. Bu da büyük sanayiden sonra yýkýldý. Çünkü büyük sanayi yeni iþ-gücüne ihtiyaç duyuyordu. Ama, burjuvazi, yoksullarýn yardým kurumlarýný yýkarak, sýnýf mücadelesinin sonuna kadar geliþmesinin de yolunu açmýþ oldu. Þimdi bir kez daha ayný þeyi yapýyor. Ýþsizliðin yüksek olduðu, ücretlerin devamlý düþürüldüðü, sosyal haklarýn bir bir yok edildiði, örgütlülüðünün daðýtýldýðý koþullarda, çalýþma koþullarý da en aðýr duruma gelir. Bu koþullarda, yani en aðýr koþullarda, sefil bir ücret uðruna çalýþmaya hazýr, çok sayýda insan var. Böylesi bir durumda, iþçiler, kendi isteklerini patronlara kabul ettirmek bir yana, onlarýn her koþulunu kabul etmek zorunda kalýrlar. Kapitalist sýnýf, her þartýný dikte ettirmeye çalýþýr. Ama böylece, emekçi sýnýfa, ayaklanmaktan, iç savaþa baþvurmaktan, ve tüm koþullarý altüst etmekten baþka bir yol kalmamýþ olur. Tüm dünyada emekçi kitleler git gide bu yola yöneliyor. Proletarya ile kapitalist sýnýf arasýnda, göðüs göðüse bir çarpýþma için aradaki tüm engeller kaldýrýlýyor.
FAÞÝSTLERÝ KENDÝ KANLI ELLERÝYLE BOÐACAÐIZ Bir günlük pazaryeri gözlemlerimi sizlerle paylaþmak istiyorum. Bu bir halk pazarý, her hafta sonu kurulur. Pazaryerinin içi týklým týklým insanlarla dolu. Tüketiciler az parayla çok yiyecek almaya çalýþýyorlar. Satýcýlar da baðýrýyorlar: “Gel buradan al”. Aslýnda hiçbirinin birbirinden farký yok. Alýcýlar, bir hafta tencere kaynatabilmek için, hangisi daha ucuz, daha çok yiyecek eder diye, tezgahlarý dolaþýyorlar. Satýcýlarda ise ne kadar çok satarsa, akþam eve bir ekmek fazla götürme çabasý var. Ýnsanlar giyecek tezgahlarýna bakýyorlar, bayram geliyor, çoluk çocuðu sevindirmek için hiçbir þey alýnamýyor, her þey ateþ pahasý. Çoðunun içi parçalanýyor, bir þey alamama insanýn yüreðine dokunuyor. Küçük bir kýz çocuðu, annesinden kot pantolon takýmý istiyor, en ucuzu 30 milyon. Anne feryat ediyor, her bayramý böyle sýkýntý içinde, parasýz geçirdiðinden yakýnýyor. Etrafta buna benzer örnekler çok. Yaþlý bir kadýn, yanýnda birkaç tane çocukla birlikte, tezgahlarýn arkasýnda, yiyecek artýklarýný toplamaya çalýþýyor. Bir çocuk, elinde peçete paketleri “üç tanesi bir milyon” diyerek sesleniyor. Yanýna yaklaþýp soruyorum “okula gitmiyor musun?” Boynunu bükerek babasýnýn öldüðünü, annesiyle, kardeþlerine bakmak zorunda olduðunu söylüyor. Ýnsanýn içi yanýyor. Simit satanlar, ayakkabý boyayanlar, çoðu çocuk. Bizim evde de farklý bir þey yok. Eþim ve ben asgari ücretle çalýþýyoruz. Ýki çocuðumuz okula gidiyor. Çoðu zaman, sabah iþe giderken, evden sessizce çýkýyorum, onlara harçlýk veremiyorum. Bu benim yüreðimi yakýyor. Oysa televizyonlarda, burjuvalarýn yaþamlarýna, yediklerine, içtiklerine bakýyoruz; sanki her þey güllük gülistanlýk gibi gözüküyor. Bre kan emici solucan, bana verdiðin üç kuruþ asgari ücretle ben ne yapabilirim. Biz emekçiler, akþama nasýl tencere kaynatýrýz diye düþünüyoruz. Kan emicinin biri çýkmýþ, iftar yemeði veriyor. Zengin ya, bir de konuþma yapýyor “ihtiyacý olana verilse daha makbule geçer”miþ, yani çalýþan halk, dilenci durumuna düþüyor. Bir de milletvekilleri var; iftar sofralarýnda bir kuþsütü eksik, nispet yapar gibi oruç açýyorlar. Senenin 11 ayýnda çalýp çýrptýklarýný, bir ayda akþam yemeði vererek, örtbas etmeye çalýþýyorlar. Bizi aptal yerine koymaya çalýþýyorlar. Biz emekçiler, o faþistlerin elinden kendi yaþamýmýzý alabiliriz. Onlar kim oluyorlar da, bizlere sadaka verir gibi, televizyonlarda gösteriþ yapýyorlar. Kimin malýný kime verip, günah çýkartýyorlar. Faþist kan emicilerini kendi kanlý elleriyle boðacaðýz. Dostlar; insan gibi yaþamak, onlar gibi, çalýnmýþ, yaðmalanmýþ, kanlý, irinli bir yaþam sürmek deðil. Tek çýkar yol devrim. Ýnsan gibi yaþamak için;
YA DEVRÝM, YA ÖLÜM! Ýzmir’den Bir Kadýn Ýþçi
5
karþýn, yerel yönetimlerin halka yakýn, çoðu zaman halkýn içinden olan kiþilerce yürütülmesi ve yerel platformlarda güncel sorunlarla muhatap olmalarýdýr. Bu yolla halkýn sisteme daha fazla baðlanmasýna çalýþýlýr. Egemen sýnýfýn sömürüden aldýðý büyük payýn dýþýnda kalan ve iktidarýn tahsil etmekte zorlandýðý bazý vergi ve gelirlerin tahsil edilmesi iþlevi belediyeler tarafýndan yerine getirilir. Bu tahsilatlarla elde edilen gelir belediyelerin yaptýðý çalýþmalarda kullanýlýr. Lenin bu konuyu net olarak belirtiyor. “Belediye gelirleri, Avrupa’da ve her burjuva ülkede (…) burjuva merkezi iktidarýn kültür amaçlarý için feda etmeye hazýr olduðu gelirlerdir. Çünkü bu gelirler daha az önemlidir. Çünkü merkezi iktidar açýsýndan toplanmasý zordur ve çünkü burjuvazinin en önemli temel tayin edici ihtiyaçlarý zaten yaðlý lokmayla güvence altýna alýnmýþtýr. … Çünkü burjuvazinin sýnýf olarak egemenliðini güvence altýna almak için en büyük lokmaya ihtiyacý vardýr ve eðer burjuvazi olarak kalmak istiyorsa, kültürel amaçlar için birkaç kuruþtan fazla harcayamaz”(2) Küçük burjuva tatlý hayallere ve ekonomik çýkarlara uygun olarak, sosyalizm mücadelesinin baþlangýcýndan beri belediyelere bir çok rol biçen sapma akýmlar oldu. Yerel yönetimlerin burjuvaziden baðýmsýz olduðu veya alabileceði, belediye yönetimlerinin kazanýlmasýyla sosyalist örgütlenmeler oluþabileceði, sosyalist adacýklar olaþabileceði, halkýn kendi kendini yönetebileceði örneklerin yaratýlabileceði fikri yani belediye sosyalizmi fikri sýk sýk ortaya atýldý. Bu fikirlerin en önemli yaný, belediyelere olduðundan fazla misyon yükleyip, toplumsal kurtuluþ mücadelesini, iktidarý alma mücadelesinden, belediye yönetimlerinin kazanýlmasý mücadelesine çekmeleridir. Burjuva devlet yýkýlýp halk iktidarý kurulmadýkça yerel yönetimlerle hiçbir þekilde baðýmsýz iktidarlar kurulamayacaðý açýktýr. Kaldý ki, geçici ve istisnai durumlar, sýnýflar mücadelesinde oluþan bazý geçici denge durumlarý dýþýnda yerel iktidarlar oluþamaz yada kalýcý olmaz. Ýleri sürülen küçük-burjuva düþüncelerin temelinde, burjuvaziden kýrýntýlar koparmak isteyenlerin belediye olanaklarýný hedeflemeleri, bu olanaklarý kendilerinin payý olarak görmeleridir. Yerel yönetim seçimlerinde, açýkça ifade edilmese de genellikle hedeflenen belediyelerin ekonomik olanaklarýdýr. Belediyelerin bütçeleri, ellerindeki iþletmeler, mülkiyetinde bulunan diðer olanaklar özellikle küçük-burjuvalarýn iþtahýný daima kabartýr. Aslýnda, bunlar büyük aðabeylerinden küçük-burjuvalara düþen paydýr, kýrýntýlardýr. Bunun ötesinde fazla bir þey alma þansý olmadýðýndan, belediye seçimlerine büyük önem verirler. Lenin’in belediyeler konusunda küçük-burjuvazi için söylediði sözler, küçük-burjuvazinin dünyasýný ortaya koyuyor: “Merkezi devlet iktidarýnda demokrasi yokken yerel demokrasinin savunulmasý büyük “karýþýklýklar”ýn dýþýndaki bir küçük
ÖZYÖNETÝM ÝÇÝN DE DEVRÝM apitalist toplumsal sistemin kendinden önceki toplumsal sistemlerden en önemli farklarýndan birisi, merkezi bir iktidarýn, güçlü bir merkezi otoritenin olmasýdýr. Yerel yönetimler ve belediyeler konusu ele alýnýrken, durumun iyi anlaþýlabilmesi, doðru deðerlendirilmesi için merkezi yönetimde iliþkileri de doðru olarak görülebilmelidir. Merkezi devlet yapýsýný öz olarak, Lenin’in ifadesiyle belirtelim; “Burjuva topluma özgü merkezileþmiþ devlet erki, mutlakýyetin devrilmesi döneminde ortaya çýktý. Bu devlet mekanizmasý için iki kurum en karakteristiktir: bürokrasi ve daimi ordu. Bu kurumlarýn binlerce baðla nasýl tam da burjuvaziye baðlý olduðundan Marx ve Engels’in eserlerinde sýk sýk söz edilir” (1) Yerel yönetimler toplumsal sistem içinde yer alýyor ve burjuva yasalar çerçevesiyle sýnýrlanýyor. “Yasa, zafere ulaþmýþ ve devlet iktidarýný elinde tutan sýnýflarýn iradesinin ifadesidir” diye belirtiyor Lenin. Belediyeler ve bütün olarak da yerel yönetimler sermayenin iradesinin ifadesi olan yasalarla oluþmuþ ve bu yasalara tabidir. Ekonomik ve toplumsal sistemin bir parçasý olarak, sistem içinde bazý ihtiyaçlarýn giderilmesi iþlevine sahiptir. Toplumun yaþamýný sürdürebilmesi için bazý iþleri yerine getirme iþlevi belediyelerce yürütülür. Yerel yönetimlerin, merkezi iktidar karþýsýnda hiçbir önemli fonksiyonlarý yoktur. Merkezi otorite, bürokrasi ile zor örgütlenmeleri olan polis, ordu ve istihbaratla bütün her yaný bir að gibi kaplayýp denetim altýnda tutar, tutmaya çalýþýr. Yerel yönetimlerin yetkisi, merkezi yönetimlerin belirlediði ve izin verdiði sýnýrlar içinde kalýr. Merkezi otoriteye karþýt bir yetkisi yoktur. Yerel yönetimler merkezi otoritenin yetkilerine dokunamaz. Merkezi otorite yerel yönetimlerin yetki ve iþlevlerini her dönem kendi ihtiyaçlarýna göre belirler. Sonuçta yerel yönetimler sistem açýsýndan merkezi otoritenin iþlevlerini tamamlayýcý bir rol oynar. Yerel yönetimler burjuva düzen içerisinde önemli bir iþleve sahiptir. Halkýn kendi kendini yönetiyor görüntüsünü oluþturmaya hizmet eder. Emekçi sýnýflarýn düzen içinde kalmalarý bu yolla saðlanmaya çalýþýlýr. Toplumun yaþamýný ilgilendiren bütün hayati kararlarýn alýnmasýnda parlamentonun bile iþlevi olmadýðý, bütün hayati kararlarýn holding merkezlerinde, kapalý kapýlar ardýnda vs. yerlerde alýndýðý biliniyor. Bu durumda yerel yönetimlerin önemli iþlevi sadece, halkýn kendi kendini yönetiyor imajýný oluþturma iþlevidir. Buna yol açan bir neden de, parlamenterlerin halktan kopuk olduðunun net olarak görülmesine
K
6
reformculuk için sakin bir belediye iktisadi köþeyasal örgütlenmeler deðildir. Burjuva yasalardan sini garantilemek, had safhadaki toprak çabaðýmsýz olarak varolan ve emekçi sýnýflarýn Yerel yönetimler týþmasýnýn sertliðine anti-semitik reçeteye çýkarlarý doðrultusunda hareket eden örburjuva düzen içerisinde göre, yani tüm halký ve tüm devleti ilgigütlenmeler halký gerçek anlamda temlendiren büyük bir sorunu, küçük yesil eder. önemli bir iþleve sahiptir. rel sorunlar kategorisine yan çizSeçimlerde ortaya çýkan olanakHalkýn kendi kendini yönetiyor mek.” (3) lardan devrim için en iyi þekilde görüntüsünü oluþturmaya hizmet Küçük burjuvazi için yerel yararlanmak gerekiyor. Seçim süyönetim seçimleri çok daha örecinde ortaya çýkan olanaklarý eder. Emekçi sýnýflarýn düzen içinde nemli. Seçimlerin genel olarak kullanarak emekçi sýnýflarý kalmalarý bu yolla saðlanmaya çalýþýlýr. sermaye sýnýfý ve emekçi sýdevrimci örgütlenmelere çekToplumun yaþamýný ilgilendiren bütün nýflar açýsýndan önemli olmamek, iktidar mücadelesinin hayati kararlarýn alýnmasýnda parlamentonun sýndan öte, yerel seçimler organlarý olan veya iktidar küçük-burjuvazi için büyük organlarýna dönüþecek olan bile iþlevi olmadýðý, bütün hayati kararlarýn önem taþýr. Burjuvazinin ekomiteleri yoðun olarak örholding merkezlerinde, kapalý kapýlar ardýnda linde tuttuðu parlamento gegütlemek gerekiyor. Seçim vs. yerlerde alýndýðý biliniyor. Bu durumda nel olarak küçük-burjuvazi döneminin tüm olanaklarýný için aþýlamayacak engellerle yerel yönetimlerin önemli iþlevi sadece, halkýn kullanarak, sermaye sýnýfýdolu bir yolun ötesinde kalýnýn kendi düzenini saðlamkendi kendini yönetiyor imajýný oluþturma yor. O yüzden de yerel selaþtýrmak amacýyla yarattýðý iþlevidir. Buna yol açan bir neden de, çimlerde canla-baþla çalýþabu ortamý sermayenin iktidaparlamenterlerin halktan kopuk olduðunun net rýný yýkmak için kullanmak rak hayalindeki kýrýntýlara ulaþmaya çalýþýr. Kendisi için zorundayýz. Bunu yaparken olarak görülmesine karþýn, yerel en önemli pay olarak yerel yötüm reformist ve oportünistleryönetimlerin halka yakýn, çoðu zaman netimlerdeki kýrýntýlara sahip olden farklý olmalýyýz. Bu fark sehalkýn içinden olan kiþilerce yürütülmesi çim nedeniyle politik konulara maya çabalar. Devrim mücadelesinin zorunduyulan ilgiyi, ayaklanma ve devve yerel platformlarda güncel luluðu olan iktidar mücadelesinden rimin örgütlerini yaratmaya; gelecesorunlarla muhatap olmalarýdýr. ve ayaklanma hazýrlýklarýna giriþmek ðin iktidar organlarý olacak olan devBu yolla halkýn sisteme daha görevinden kaçmak için yerel yönetimrimci organlarý örgütlemeye yöneltmeklerin kazanýlmasý, öz yönetim oluþturultir. Seçim döneminde bol bol teþhire ve efazla baðlanmasýna masýna büyük misyonlar biçenler için yine en leþtiriye yönelip sonuçta kýrýntýlarla yetinmeyi çalýþýlýr. iyi yanýtý Lenin’den aktararak verelim: amaçlayanlarýn, bütün söylemlerine raðmen ser“Devrimci öz yönetimin örgütlenmesi ve halk temmaye düzeninin sýnýrlarýný aþmayacaklarý açýktýr. Emesilcilerinin seçimi ayaklanmanýn baþlangýcý deðil sonudur.” ðin kurtuluþunu feda edenleri, öz yönetim için tatlý hayalleriyle “Ayaklanma þiarýný devrimci özyönetimin örgütlenmesi þia- baþbaþa býrakýp gerçek kurtuluþ yolunda yürümeyi sürdürmelirýyla el çabukluðuyla ortadan kaldýrmak yada hatta sadece erte- yiz. Bu doðrultuda, köylerde devrimci köy komiteleri, kentlerde lemek bile önce sineði yakalayýp sonra gözüne flit sýkmayý örise, mahalle, semt, okul, fabrika vb. bütün alanlarda devrimci gütlemek gibi bir þeydir.” (4) komiteler ve milisler oluþturarak sermayenin iktidar organlarýna Ayaklanmayý örgütlemek yerine, yerel seçimlere devrimci karþý, halk egemenlik organlarý oluþturmalýyýz. bir misyon biçen ve iktidar için ayaklanmayý örgütleme iþini Son noktayý Lenin’in sözleriyle koyalým: savsaklayanlar, bu görevden kaçanlar devrimci görevden kaçý“Burada özyönetimden söz edilmemesi gerekir, çünkü böyle yorlar. bir taným, yönetim örgütlerinin devlet sisteminin örgütlenmesine Yerel yönetimler merkezi otoriteye olan tepkiyi bazý durum- baðýmlýlýðýna iþaret eder. “Özyönetim” merkezi iktidar tarafýnlarda kendilerine çekerek azaltýr. Emekçi sýnýflarýn yaþadýðý aþýrý dan konulan kurallara göre ve merkezi iktidarýn çizdiði çerçeve sömürü, sefalet ve zorluklar nedeniyle düzene duyduklarý öfke içerisinde iþler. Fakat bizim sözünü ettiðimiz savaþan halkýn öryerel yönetimlerin çalýþmalarýndaki eksiklik veya yanlýþlar vesi- gütleri eski iktidarýn bütün kuruluþlarýndan tamamen baðýmsýz lesiyle yerel yönetimleri de hedef alýr. Bazý durumlarda sorunla- olmalýdýr, bu örgütler yeni bir devlet düzeni için mücadele yürütrýn belediyelerden kaynaklandýðý düþünülerek öfke belediyelere meli ve halkýn tam egemenliðinin ve bu egemenliðin güvence alyönelir. Böylece merkezi yönetim, tepkinin bir kýsmýnýn yerel týna alýnmasýnýn aracý olmalýdýr.” (5) yönetime kaymasýyla iktidarýnýn yýpranmasýný azaltmýþ olur. Halka en yakýn yönetim organlarý olmasý ve de çoðunlukla Kaynaklar: halk içinden (veya halka yakýn) insanlarýn seçilmiþ olmasý nede- 1) Lenin Seçme Eserler-Cilt 7/sf.39-40 Ýnter Yayýnlarý niyle yerel yönetimlerin halkýn çýkarlarýný temsil eden organlar 2) Lenin Seçme Eserler-Cilt 3/sf.236-237 Ýnter Yayýnlarý olduðu yanýlgýsýna hiçbir zaman düþülmemelidir. Yerel yönetim- 3) Lenin Seçme Eserler-Cilt 3/sf.256 Ýnter Yayýnlarý lerin merkez iktidara baðlý olduðu sürekli göz önünde tutulmalý- 4) Lenin Seçme Eserler-Cilt 3/sf.304 Ýnter Yayýnlarý dýr. Halkýn çýkarlarýný gerçek anlamda temsil eden örgütlenmeler 5) Lenin Seçme Eserler-Cilt 3/sf.251 Ýnter Yayýnlarý
7
“ONLARI ALT EDECEÐÝZ!” Küba Cumhuriyeti Devlet Baþkaný Dr. Fidel Castro Ruz’un Küba Devrimi’nin Zaferinin 45. Yýldönümünde Karl Marx Tiyatrosu’nda Gerçekleþtirdiði 3 Ocak 2004 Tarihli Konuþma Sevgili Kübalý dostlar; Deðerli misafirler: O heyecan verici güne tanýklýk etme ayrýcalýðýna sahip olan bizlerden pek çoðu hala sað, pek çoðumuz ise öldü. Bu akþam burada bulunanlarýn büyük çoðunluðu 1 Ocak 1959’da 10 yaþýndan küçüktü veya doðmamýþtý ya da doðmasýna daha uzun yýllar vardý. Amacýmýz hiçbir zaman kiþisel ya da kolektif bir þan, þeref ya da þöhret olmadý. Fakat bugün kendini Kübalý devrimciler alarak adlandýrma hakkýna sahip olan bizler tarihte eþsiz bir sayfa haline dönüþen o olaylarý yazmak konusunda kendimizi mecbur hissettik. Ülkemizdeki toplumsal ve siyasi durumdan rahatsýz olan bizler basitçe onu deðiþtirmeye karar vermiþtik. Bu Küba’da yeni bir durum deðildi; neredeyse bir yüzyýl boyunca defalarca ortaya çýkan bir þeydi. (…) Þiddet, terörizm ve ABD askeri gücünün kullanýmý da dahil olmak üzere mümkün olan tüm iktisadi ve siyasi yaptýrýmlarýn kullanýmý ile birlikte saldýrganlýk daha 1959 yýlýnda baþladý. Küba’ya yapýlanlar Birleþmiþ Milletler Örgütü tarafýndan ilan edilen ilke ve haklarla ilgili o zarif metinlerin içeriðindeki tüm yanýlsama ve aldatmacalarýn görülmesine yaradý. Bin yýl boyunca olduðu gibi insan hayatýnýn temel gerçeði hak deðil kuvvet olmaya devam edecekti. Tarihsel gerçeklerin kayda geçirildiði ilk andan itibaren tüm olanlar insan toplumunun doðal ve kendiliðinden, uyuþuk ve düzensiz evriminin sonucudurlar. Beþ bin yýl boyunca birbirini takip eden türlü ekonomik ve toplumsal sistemler dolayýsýyla kimse suçlanamaz. (…) Marx’ýn, bu dünyada gerçekten akýl-
8
cý, adil ve eþitlikçi bir toplumsal düzen kurulduðunda insanoðlu tarihöncesini aþmýþ olacaktýr yolundaki görüþüne tamamen katýlýyorum. Eðer insan toplumunun tümden geliþimi kaotik, düzensiz, önceden kestirilemez, son derece acýmasýz ve adaletsiz bir þekilde gerçekleþtiyse tarihin bu momentinde türümüze layýk, farklý ve gerçekten akýlcý bir dünya kurma mücadelesi insanoðlunun ilk kez kendi kaderini planlama giriþimi anlamýna gelmektedir. Bu yeni dünyanýn insanoðlunun daha önce yaþadýðý aþamalarla hiçbir benzerliði bulunmamaktadýr ve baþka koþullarda mümkün ve hatta hayal edilebilir bile deðildir. (…) [Nükleer] silahlar üzerinde tekel sahibi olan küçük bir grup ülke kendisinde bunlarý üretmek ve geliþtirmek konusunda ayrýcalýklý bir hak görmektedir. Bu arada bu grubun üyelerinin çeliþkileri ve çýkarlarý deðiþmekte ve insanlýk, varlýðýný tehdit eden bir nükleer silahlar aðý altýnda yaþamaya devam etmektedir. Thermopiles geçidini savunan 300 Spartalý’yý büyük ordusuyla kuþatma altýna aldýðý sýrada Pers imparatorunun söylediði sözler bugün de söylenebilir: “Nükleer silahlarýmýz güneþi gölgede býrakacaklar”. (…) Bir baþka ölümcül sorun da þudur: Yaklaþýk 40 yýl önce bazý insanlar çevreyle ilgili kaygýlarýný dile getirmeye baþladýlar çünkü barbar uygarlýklar yaþam için gerekli olan doðal koþullarý yok ediyorlardý. Bu son derece hassas konu daha sonra ilk kez masaya yatýrýldý. Pek az insan tehlike tellallarýnýn durumu abarttýðýný, önceki yüzyýllarda olduðu gibi bir tür yeni-Malthus’çuluk yapýldýðýný düþündü. Gerçekte bu uyarýlarý yapanlar, ka-
muoyunda bu konuda bir bilinç yaratmayý hedefleyen ve zaman zaman yeterli önlemin alýnmasý için çok geç kalýndýðý endiþesine kapýlan son derece bilgili, akýllý insanlardý. Ne yazýk ki sahip olduklarý büyük siyasi sorumluluklar dolayýsýyla daha fazla ilgi göstermesi gerekenler yalnýzca cehalet ve umursamazlýk sergilediler. BM tarafýndan toplanan Rio de Janerio Zirvesi’nden bu yana on yýldan fazla zaman geçti ve her zamanki gibi bol bol konuþmaya, teminat ve söze karþýn pek az þey yapýldý. Yine de insanlar ölümcül tehlikenin giderek daha fazla farkýnda. Mücadele büyümeli ve büyüyecek. Baþka bir seçenek yok. (…) Dünya nüfusu 2050 yýlýnda ne olacak? En düþük tahmin 7.409 milyar, en yüksek tahmin 10.633 milyar olacaðýný söylüyor. Birçok uzmana göre nüfus 9 milyar civarýnda olacak. Bu devasa nüfus patlamasýyla ve türlerin hayatta kalmalarý için gerekli olan doðal koþullarýn hýzla bozulmasýyla ortaya çýkan ciddi tehlike durumu insanlarýn bir çok ülkede ciddi bir umutsuzlukla tepki vermelerine yol açtý. Çünkü bu bahsettiðim artýþýn nerdeyse tamamý üçüncü dünya ülkelerinde gerçekleþmektedir. Su kaynaklarýnýn ve topraðýn hýzla azalmasýnýn ve bozulmasýnýn, birçok ülkede süre giden açlýðýn, tüketim toplumunun kayýtsýzlýðýnýn ve dünya nüfusunun yüz yüze kaldýðý eðitim ve saðlýk sorunlarýnýn bilincinde olan bir insan, bu problemlerin çözülmemesi durumunda insanlýðýn gidiþatýnýn insanlarýn birbirini yok ediþine doðru olduðunu kestirebilir. Batýdaki insan haklarý savunucularýna mevcut ekonomik ve toplumsal düzenin sonuçlarý olan bu gerçekler üzerine bir dakika ayýrýp düþünüp düþünmedik-
lerini sormak gerekiyor. Onlara, bilim, teknoloji ve kültürün de yardýmýyla acil ihtiyaç duyulan tutarlý çözümler bulma yolunda ilerleme saðlayabilmek için temel þartlardan biri olan kitlelerin eðitimi yerine insanlarý yabancýlaþtýrýcý reklam sektörüne bir trilyon dolar harcayan bir sistem hakkýnda ne düþündüklerini sormak faydalý olacaktýr. Bu zehri yaymak için harcanan paranýn sadece bir yýllýk miktarýyla dünyada okuma yazma bilmeyen veya yarý okuryazar olan herkese okuma yazma öðretilebilir. Hatta on yýldan az bir süre içinde herkesin dokuzuncu sýnýfa kadar devam edebilmesi güvence altýna alýnabilir ve yoksul çocuklarýn hepsinin okula gitmesi saðlanabilir. Eðitim ve diðer sosyal hizmetler olmadan suç ve uyuþturucu baðýmlýlýðý hiçbir zaman azaltýlamaz veya yok edilemez. Bunu 45 yýldýr abluka altýna alýnmýþ bir ülkeden, buradan, Cenevre’de ABD ve en yakýn müttefiklerince pek çok kez suçlanan ve mahkum edilen fakat geliþmiþ ve zengin Batýnýn hiçbir zaman hayal bile edemeyeceði eðitim, saðlýk ve kültür hizmetlerini hem de tüm vatandaþlarý için ücretsiz ve hiçbir istisna gözetmeden saðlayabilen Küba’dan söylüyoruz. Dünyaya empoze edilen neo-liberal küreselleþme gezegendeki doðal kaynaklarýn yaðmasýný hýzlandýrmak üzere tasarlanmýþtýr ve bu vahim ‘Washington Konsensüsü’ birçok Üçüncü dünya ülkesini, özellikle de Amerika ülkelerini umutsuz ve katlanýlamaz bir duruma sokmuþtur. (…) Özelleþtirmeler, inþasý yýllar alan milyar dolarlar deðerindeki ulusal yatýrýmlarý, sermayenin baþka ülkelerden Amerika ve Avrupa’ya kaçmasý kadar kýsa bir süre içinde yok etti. Ýþsizlik rekor seviyelere ulaþtý. Ortaya çýkan her 100 yeni iþten 82’sini, insanlarýn hiçbir sosyal ve yasal güvencesaðlamayan “kayýt dýþý sektör” oluþturmaktadýr. Yoksulluk özellikle de aþýrý yoksulluk hýzla büyümektedir. Yoksulluk yüzde 12.8 artmýþ bulunuyor ve bu da top-
lumun yüzde 44’lük bir kesimini etkilemektedir. Kalkýnma durmuþtur ve sosyal hizmetler gün geçtikçe kötüleþmektedir. Neo-liberal küreselleþme beklendiði gibi özellikle ve en baþta saðlýk ve eðitim olmak üzere sosyal hizmetlerde kesin bir faciaya yol açmýþtýr Eðer tüm bunlara bir de eski ve yeni halleriyle yaðmayý, haksýz ticaret þartlarýný, durmak bilmeyen sýnýrsýz sermaye hareketlerini, beyin göçlerini, korumacýlýðý, fonlarý ve DTÖ’nün fermanlarýný eklersek, kimsenin krizlere ve Güney Amerika’da yaþananlara þaþýrmamasý gerekir. Latin Amerika neo-liberal küreselleþmenin tam anlamýyla ve acýmasýzca uygulandýðý bir bölgedir. Þimdi de Latin Amerika, ulusal sanayilerini yok edecek ve MERCOSUR ile Andean Paktýný ABD ekonomisinin bir parçasý haline getirecek olan FTAA ile karþý karþýyadýr. Bu, Latin Amerika halklarýnýn ekonomik kalkýnmasýna, birlikteliðine ve baðýmsýzlýðýna yapýlan en son saldýrýdýr. (…) Tüm anlattýklarýmýn özeti, türümüzün ve onunla birlikte tüm halklarýn bir dönüm noktasýnda olduðu doðrultusundaki fikrimi yansýtmaktadýr: Olaylarýn bu gidiþatý deðiþmek durumunda, yoksa türümüz yok olacak. Gidebileceðimiz baþka bir gezegen yok. Mars’ta ne bir atmosfer, ne su, ne hava ne de bizim oraya
kitleler halinde göç etme imkanýmýz var. Ya bu sahip olduklarýmýzý kurtaracaðýz ya da tüm yaþadýðýmýz maceralarý en baþtan yaþayacak akýllý bir türün ortaya çýkmasý için milyonlarca yýlýn geçmesi gerekecek………. Konuþmamý artýk sonlandýrmalýyým. 2004’te bizi bekleyen pek çok iþ var. Halkýmý bunca yýldýr yaptýklarýndan, kahramanlýklarýndan, yurtseverliðinden, mücadeleci ruhundan, sadakatinden ve devrimci ruhundan dolayý kutlamak isterim. Bu 45’inci yýldönümümüzde imparatorluk tarafýndan tutsak edilen ve etkileyici kararlýlýklarýyla, düþmanýn anavatanýmýza dönük adaletsizce, intikamcý ve acýmasýzca davranýþlarýna karþý duruþlarýyla örnek davranýþ gösteren beþ kahramanýmýzda somutlanan; 64’ten fazla ülkede yürüttükleri uluslararasý görevlerle büyük fedakarlýklarda bulunan, risk alan, kendilerini tehlikeye atan örnek 15.000 doktorumuzda somutlanan tüm o uluslararasý görevlilerimizi özellikle kutlamak isterim. Böylesi uluslararasý görevleri ABD ve Avrupa’nýn baþarabilmesi asla mümkün deðildir çünkü onlarýn savunduklarý türde insan haklarýný sahiplenecek ve gösterebilecek insan kaynaklarýna sahip deðillerdir. Kimse tehditle yada saldýrganlýkla doktorlarýmýzý, öðretmenlerimizi, sporcularýmýzý ya da bizimle dayanýþma içindeki dostlarýmýzý yýldýramaz; kimse evlatlarýmýzýn cesaretini kýramaz. Çünkü beþ kahramanýmýz gibi ABD hükümetinin yetkililerince yürütülen ve düzenlenen terörist saldýrýlara kurban olanlarýn yerini alma onurunu üstlenmeye hazýr daha pek çoklarý var. Mücadele edenleri, karþýlaþtýklarý zorluklara karþýn vazgeçmeyenleri, insanlýðýn deðerler ve fikirler yaratma ve iþleme kapasitesine inananlarý, insanlýða güvenenleri ve daha iyi bir dünyanýn mümkün olduðu düþüncesini paylaþan herkesi kutluyorum! Onlara karþý el ele savaþacaðýz ve onlarý alt edeceðiz!
9
VÝVA KÜBA Karayipler’de bir ada, ABD’nin burnunun dibinde, insanlýðýn kurtuluþu olan sosyalizmi kendisine yönelmiþ bunca saldýrýya ve saldýrý tehdidine raðmen koruyor. Küba ve onun komünist önderi Fidel Castro, emperyalist-kapitalist sistemden gelen her türlü saldýrýya karþý dimdik ayakta duruyor ve “umudun eli”ni býrakmýyor. Nazým’ýn bir þiirinde dediði gibi, “Fidel ins kt el/ Yalans z h rriyetin eli”… Baþta ABD olmak üzere emperyalist-kapitalist sistemin Küba’ya saldýrýlarý yaklaþýk yarým asýrdýr sürüyor. Devrimin zafere ulaþtýðý 1 Ocak 1959 yýlýndan bugüne Küba, sayýsýz saldýrýya maruz kaldý. Bunlarýn bir kýsmý Küba’nýn komünist önderliðine dönüktü. Fidel Castro, bugüne kadar sayýsýz suikast giriþiminden kurtulmayý baþardý. Küba halkýnýn “Fidel”i (Kübalýlar Castro’ya “Bizim Fidel” diyorlar), CIA’nýn planlayýp organize ettiði tüm suikast giriþimlerinden sað çýkmayý baþardý. Bunda Küba halkýnýn baþarýsý kadar, Fidel’in her zaman halk içinde olmasý önemli bir rol oynadý. Castro, hiç bir zaman makam odalarýnda kalmadý, ona hiçbir zaman özel bir büro vb. tahsis edilmedi. Bu nedenledir ki, ABD, çok istemesine raðmen Küba liderine karþý, nokta saldýrýsý düzenleyemedi. ABD, yarým asýrdýr Küba’ya her türlü yöntemi deneyerek saldýrýlarýný sürdürüyor. Bunlarýn en bilineni 1961 yýlýndaki Domuzlar Körfezi Çýkarmasý’dýr. ABD, Sovyetlerin Küba üzerinden kendisine karþý saldýrý hazýrlýðý içinde olduðunu bahane ederek Küba’yý iþgale yeltenmiþtir. Ancak gerek Küba’nýn gerekse Sovyetlerin sert tepkisi sonucu geri çekilmek zorunda kalmýþtýr. Domuzlar Körfezi Çýkarmasý fiyaskosu, ABD’de dengeleri sarsmýþ ve Kennedy’nin sonunu hazýrlamýþtýr. ABD, Küba’yý her zaman bir iç politika konusu yapmýþ, gelen tüm ABD baþkanlarý Küba’nýn defterini dürme(!) garantisi vermiþlerdir. Ancak Castro olduðu yerde dimdik dururken, bugüne kadar ayný vaatle gelen 6 ABD baþkaný çoktan tarihin çöplüðünü boylamýþ durumdadýr. ABD’nin Küba’ya saldýrýlarý sadece suikast, sabotaj þeklinde olmadý. Baþýndan beri ABD, esas olarak Küba ekonomisini çökertmenin uðraþýsýný verdi. Önemli bir ABD dýþiþleri yetkilisi olan Mallory 6 Nisan 1960 yýlýnda bunu açýkça söylemekten çekinmiyordu. “Her türlü yöntemi en hýzlý þekilde kullanarak” diyordu Mallory, “Küba ekonomisini zayýflatmalýyýz.” Ve onun her türlü yöntem dediði þeyler arasýnda açlýk yaratmak da var. Bunun için Küba’ya yönelik biyolojik silahlarla saldýrýlar da
10
var. Küba tarýmýný yýkýma uðratmak için tarýmsal alanlara zararlý bakteriler serpmek de var. Tarlalarý yakmak da var. Fabrikalara sabotaj düzenlemek de var (2000 yýlýnýn Ocak ayýnda Küba’nýn 46 þeker fabrikasýna sabotaj düzenlediler ve 11 milyar dolar zarara neden oldular). Küba’nýn gelirinin önemli bir kýsmýný oluþturan turizm çalýþmalarýný baltalamak da var. Turistik yerlere yapýlan bombalý vb. saldýrýlarla turistleri Küba’ya gelmekten vazgeçirmeye, bu þekilde Küba turizmini çökertmeye çalýþmak da var. Bunlarýn arasýnda Küba yolcu uçaklarýna sabotaj düzenlemek de var. Bunlarla ilgili itiraflarda bulunan Küba kökenli bir CIA subayý, Alfred Domingo Otero, turistik yerlere nasýl saldýrý hazýrlýklarý yaptýklarýný, çeþitli patlamalar vb. ile nasýl provokasyonlar planladýklarýný, tiyatro ve sinemalara nasýl saldýrýlar yaptýklarýný anlatýyor. (Granma International 21 Aralýk 2003 tarihli sayý). Bu þahýs ayný zamanda Küba-Amerika Ulusal Fonu adlý bir paramiliter örgütün þeflerinden biri. Küba’ya yönelik bütün bu saldýrýlarýn üssü durumunda olan yer ise, Küba yakýnlarýndaki Miami. Burada üslenmiþ olan Zenith International adlý bir paravan þirket, Küba’ya yönelik tüm saldýrýlarý finanse ediyor. Bu þirketin en önemli icraatlarý arasýnda Küba’dan yasadýþý göçü teþvik etmek yer alýyor. Ýllegal radyo ve televizyon yayýnlarý ile Küba’dan kaçan ve kaçacak olanlara Miami’de ve ABD’de saðlanan olanaklardan bahsediliyor. Bu propagandalara kanýp Küba’yý terk edenler için bot vb. hazýrlanýyor ve macera filmlerine taþ çýkartýrcasýna Küba’dan kaçýþ senaryolarý düzenleniyor. Küba’da beli bir sosyal güvenliðe sahip olan bu insanlar, kendilerini bekleyen tehlikenin farkýnda olmadan birden kendilerini vahþi kapitalizmin diþleri arasýnda buluyorlar. Burada, insanýn aklýna hemen küçük Elian’ýn babasý Juan Miguel Gonzales geliyor. ABD’ye kaçýrýlan Elian’ý geri almak için ABD’ye giden ve orada kendisine teklif edilen tüm rüþvetleri geri çevirerek oðlunu alarak Küba’ya dönen, komünist bir iþçi olan Juan Miguel Gonzales… Fidel kendisine bu davranýþýndan ötürü onur madalyasý takarken gözyaþlarýný tutamayan, sosyalizmin yarattýðý “yeni insan”, Juan Miguel Gonzales… Ve insanýn aklýna Castro’nun sözleri geliyor, “Evet, biz bir takým sýkýntýlarla karþý karþýyayýz ama biz bu sýkýntýlarý da eþit paylaþýyoruz. Bu sýkýntýlara katlanmanýn onurunu eþit paylaþtýðýmýz gibi…” Bugüne kadar ABD emperyalizminin Küba’ya dönük sa-
botajlarý sonucu binlerce insan öldü. Mallory’nin “her türlü yöntem” dediði saldýrýlar sonucu bugüne kadar 3478 Kübalý ölmüþ durumda. Dünya kamuoyunu “Küba’da insan haklarý ihlali var” diye yanýltan ABD ve AB’li emperyalistler, bunu bilmiyor olamazlar elbette! ABD’nin Küba’ya dönük saldýrýlarý arasýnda bir baþkasý var ki, þu ana kadar anlattýklarýmýz onun yanýnda sönük kalýyor. Bu, ABD’nin Küba’ya uyguladýðý ambargodur. ABD, 1992 yýlýnda çýkardýðý Toriçelli Yasasý ile Küba malý taþýyan gemilerin ABD kýyýlarýna girmesini yasaklamýþtýr. Ticaret serbestisi üzerine ciltler dolusu kitaplarýn yazýldýðý ABD’de, Küba bayraðý da deðil, Küba malý taþýyan gemilerin ABD kýyýlarýna girmesi yasaklanmýþtýr. 1996 yýlýnda kabul edilen Helms Burton Yasasý ile ABD bir adým daha atmýþ ve Küba ile ticaret yapan firmalar ile ticari iliþkilerini keseceðini açýklamýþtýr. Bu her iki yasa da hala yürürlükte ve ABD, sadece kendi firmalarýnýn Küba ile ticaretini yasaklamakla kalmýyor, ayný zamanda baþka ülkelerin de Küba ile ticaretini sýnýrlandýrýyor. Kýsa bir süre öncesine kadar bazý maddelerin alýmý konusunda ciddi sorunlar yaþayan Küba için bu ambargo, çok aðýr sonuçlar doðuruyordu. Venezüella ve Brezilya ile geliþtiren ikili iliþkiler sonucu biraz olsun bu ablukayý daðýtmayý baþardý Küba. Fakat hala yoðun bir ekonomik terör altýnda. Örneðin abluka altýndaki Küba’ya hiç kimse týbbi araç ve gereç satamýyor. Son zamanlarýn en etkili salgýnlarýndan biri olan SARS gribine yakalanan birisi, bu hastalýðýn virüsüne karþý etkili olan Vitrogen adlý bir ilacý ambargo nedeniyle alamadýðýný söylüyor. Ve böyle sayýsýz örnek var. ABD ambargosu sonucu Küba’da insanlar ölüyor. Elbette bu Amerikan tekellerinin umurlarýnda deðildir. Onlar, bu abluka sonucu onlar kendilerinin can düþmaný olan “Küba Örneði”nin yýkýlacaðýný düþünüyorlar. Ve Küba’nýn ayakta kaldýðý her gün onlar için bir kayýp oluyor. Elbette sosyalizmin canlý örneði Küba, emperyalizmin saldýrýlarýna direnmenin ötesinde sosyalizmi yetkinleþtirme çabalarýný sürdürüyor. Latin Amerika’da yeni oluþumlara önderlik ediyor ve dünyanýn her yanýnda devrim için savaþanlara esin kaynaðý olmaya devam ediyor. Küba yönetiminin bir tür jenosid olarak nitelendirdiði ABD ablukasý ve ambargosu, Küba’ya 40 yýlda 72 milyar dolara mal oldu. ABD, Küba’ya devrimin ilk gününden beri ambargo uyguluyor. Faþist ABD yönetimi, þimdi Küba’ya saldýrýlarýný bir üst düzeye çýkarma hazýrlýðýndadýr. Hem ekonomik terörünü, hem de askeri saldýrýlarýný artýrma çabalarý açýkça görülüyor. Buna karþý Küba Komünist Partisi önderliðinde halk, savaþa hazýrlanýyor. “Bütün Halkýn Savaþý” adlý bir strateji benimsenmiþ durumda, olasý bir ABD saldýrýsý karþýsýnda Küba halký en son ferdine kadar savaþma azmi ve kararlýlýðýnda. Bütün dünya halklarýna savaþ açan bu 21. yüzyýlýn Nazilerini durduracak olan, belki de bu kez Küba halký olacak. 20. yüzyýlda bu onur, Sovyet halkýnýn olmuþtu; 21. yüzyýlda da bu onur yine sosyalistlerin olduðunda bütün dünya anlayacaktýr ki, sosyalizm, insanlýðýn geleceðini temsil ediyor. Ýnsanlýk, emperyalist saldýrganlýktan kurtulmak istiyorsa, yüzünü sosyalizme çevirmelidir. Küba lideri Castro, “Nasýl öleceðim önemli deðil, ama kesin olan bir þey var, o da ABD bize saldýrýrsa savaþarak öleceðim” diyor. Böyle kararlý bir önderliðe sahip olan Küba halkýna, ABD saldýrmaya cesaret edemeyecektir ama þimdiden bizlerin Küba’yý Savunma Komiteleri’ni kurmamýz ve Küba’ya yönelik her türlü saldýrý karþýsýnda sosyalizmi savunmamýz, enternasyonal görevlerimizi yerine getirmemiz gerekiyor.
30 Ocak:
BÝR GREV GÜNÜ
Kristal-Ýþ Sendikasý ve Þiþecam yönetimi arasýnda yürütülen 19. Dönem Toplu Ýþ Sözleþmesi’nin týkanmasý nedeniyle, cam iþçilerinin sorunlarýnýn çözümü olarak 9 Aralýk 2003 tarihinde Kristal-Ýþ Sendikasý tarafýndan grev kararý alýndý. Ancak kapitalist devletin sermaye hükümeti, grevi, “milli güvenliði bozacaðý” gerekçesiyle 60 gün ertelemiþti. Bunun üzerine Kristal-Ýþ Sendikasý, Danýþtay’a yürütmeyi durdurma talebiyle baþvurdu. Danýþtay’ýn belirlediði yürütmeyi durdurma kararýyla, 30 Ocak tarihinde 6 ayrý cam iþletmesine baðlý 13 iþyerinde 5 bini aþkýn cam iþçisini ilgilendiren grev kararý, sendika tarafýndan belirlendi. Eðer iþçilerin belirlediði talepler ekseninde 30 Ocak tarihine kadar herhangi bir olumlu çözüm saðlanamazsa, grev Kristal-Ýþ Sendikasý’nýn örgütlü olduðu tüm iþyerinde uygulanacak. Paþabahçe iþçilerinin mücadele azmi ve kararlýlýðýnýn diðer iþçilere örnek teþkil edecektir. Bu nedenle grevin kararlý ve ýsrarlý bir þekilde sürdürülmesinin hem bugün, hem de yarýn için iþçi sýnýfýnýn mücadele geleneðini geliþtireceðinden þüphemiz yoktur. Dolayýsýyla Paþabahçe iþçisinin grevi bir bütün olarak, iþçi sýnýfýnýn burjuvazi karþýsýnda mücadele azminin bir göstergesi olacaktýr. Ýþçi sýnýfý, Paþabahçeli arkadaþlarýný bu mücadelede desteklemeli, onlarýn kazanýmlarýnýn kendi kazanýmlarý olduðunu unutmamalý, buna göre hareket etmelidir. Ayrýca iþçi sýnýfýnýn yaþayacaðý bu tür mücadelede deneyimleri, kendisi için sýnýf olma yolunda yürüyen iþçi sýnýfýnýn olay ve olgulara yaklaþýmýný sýnýfsal bakýþ açýsýyla belirlemesine yardýmcý olacak, sýnýfýn gerçek ve kalýcý kurtuluþunun devrim ve sosyalizm olduðunu kavramasýna yardýmcý olacaktýr. Haydi hep beraber, Þiþecam iþçilerinin mücadelesine omuz vermeye! Y.E.Mücadele Birliði/ESKÝÞEHÝR
11
”EYÝKRÜT KÝTARKOMED“ LÝÐED MÝRVED KÝTARKOMED “Demokratik Türkiye” son günlerin söz uygunsa “moda” istemi oldu. Son haftalarda bu istemi en çok EMEP ve Evrensel gazetesi öne çýkarýyor olsa da, Türkiye ve Kürdistan halklarýnýn gündemine ciddi anlamda sokan gücün UKH olduðunu belirtmek gerek. Bunun evveliyatý da var. UKH’nin devrimci hedeflerinden henüz vazgeçmemiþ olduðu 90’lý yýllarýn ikinci yarýsýnda sosyal reformist çevreler bu istem ve sloganý proletaryanýn ve diðer emekçi sýnýflarýn gündemine sokmaya çalýþýyorlardý. Fakat UKH’nin desteðinden yoksun olduklarý o yýllarda sesleri cýlýz,etkileri yok denecek kadar az idi. UKH’nin “Demokratik Cumhuriyet” istemini gündeme ne zaman getirdiði biliniyor. Bu hareket Abdullah Öcalan’ýn tutsak düþmesiyle birlikte devrimci hedeflerinden vazgeçti. O dönemden itibaren bu isteme sarýldý ve onu Kürt halkýnýn tek ve baþlýca istemi haline getirmeye çalýþtý. Kürt halký üzerindeki geniþ politik etkisi nedeniyle UKH, bu konuda bir ölçüde baþarýlý oldu denebilir. Uzun ve kanlý bir özgürlük savaþý sürecinden gecen Kürt halký, UKH’nin önüne getirdiði bu istemin özlemini çektiði özgürlüðü kendisine saðlayacaðý düþüncesine kapýldý. Bu anlamda Demokratik Cumhuriyet isteminin Kürt halký üzerinde belli bir politik etki yarattýðýný söyleyebiliriz. Sosyal reformist partiler, iþte bu etkiden yararlanmak üzere çekmecelerinde unutulmuþ olan bu sloganý simdi tekrar piyasaya sürüyorlar. Þunu da eklemek gerek: Sosyal reformist partiler baþka konularda olduðu gibi, bu konuda da oportünist hareketleri etkileri altýna almýþ durumdalar. Kendilerini “pratik” politikacý kabul eden oportünistler, sosyal reformist partilerin “Demokratik Türkiye” ya da ayný anlama gelen “Demokratik Cumhuriyet” sloganýna itiraz etmek bir yana, bazen sessizce, bazen de aktif biçimde bu isteme katýlýyorlar. UKH’nin “Demokratik Cumhuriyet“ sloganýna ve istemine sarýlmasýnýn nedeni herkesin malumu. Abdullah Öcalan’ýn tutsak edilmesinden sonra
12
devletle uzlaþmanýn, devrim yolunu terk etmenin, silahlý savaþýmdan vazgeçmenin alternatifi olarak “demokratik cumhuriyet” istemi öne sürüldü. Sosyal reformist partiler ise, proletarya devrim hakkýný bir tas çorba karþýlýðýnda satsýn diye bu istemi proletarya ve diðer emekçi sýnýflarýn önüne sürüyorlar. Görüldüðü gibi , “demokratik cumhuriyet”, “demokratik Türkiye” sloganlarýný öne sürenlerin ortak paydasý, devrimden ve devrimci yöntemlerden vazgeçme çizgisidir. Bu ortak çizginin temel özelliði, kapitalist temelin korunarak düzenin demokratikleþtirilmesidir. Böyle bir amaç, gerçekte sömürü düzeninin daha saðlam temeller üzerine oturtulmasý isteðinden baþka bir anlama gelmez.
Demokratik Cumhuriyet Bayraðý Küçük-Burjuvazide “Demokratik cumhuriyet” üzerine tartýþmalar yeni deðildir. Bu istem ve slogana karþý proletaryanýn tavýr ve yaklaþýmýnýn ne olmasý gerektiðine dair tartýþmalar neredeyse yüzelli yýlý buluyor. Politik akýmlarýn proletaryanýn sýnýf çýkarlarý ve nihai kurtuluþu konusundaki konumlarý için bu konu turnusol kaðýdý görevi gören konulardan biri olmuþtur. “Demokratik Cumhuriyet” feodalizme karþý savaþýmýnda burjuvazinin bir sloganý ve istemiydi. 18. yüzyýlda ve kýsmen 19. yüzyýlda burjuvazi siyasi iktidarý ele geçirmek için feodalizme karsý sert bir savaþým verirken ezilen ve sömürülen yýðýnlarýn desteðini almak için onlarýn özgürlük istem ve özlemlerini bu sloganla dile getiriyordu. Bu dönem burjuvazinin henüz devrimci olduðu dönemdi. Ne var ki, burjuvazi, 19. yüzyýlýn ortalarýndan itibaren siyasi iktidarý tamamen ele geçirir geçirmez “demokratik cumhuriyet” istem ve sloganýný terk etti. Sadece bunu deðil, devrimci olan ne varsa hepsini bir kenara itti. Öncelikle Fransa ve Ýngiltere’de burjuvazinin siyasi iktidarý ele geçirmesinden sonra proletarya ile burjuvazi arasýndaki sýnýf savaþýmý daha belirgin bir hal aldý ve bundan böyle her þey sermayenin çý-
karlarýna göre ele alýndý, bu çýkarlara göre yorumlandý; her þey bu çýkarlara göre eðilip büküldü. Böylece, burjuvazi açýsýndan bir dönem bir daha geri gelmemek üzere tarihe gömülüyor; yeni bir dönem, burjuvazinin gericileþtiði ve bu gericileþmenin sürekli derinleþeceði bir tarihsel dönem baþlýyordu. Tekelci kapitalizm bu tarihsel süreçte yeni bir aþamayý ifade eder. Tekelci kapitalizm, serbest rekabet dönemine tekabül eden burjuva demokrasisini sürekli inkar ederek ortadan kaldýrmaya çalýþýr. Bu olgu, ekonomideki yoðunlaþmaya siyasi yoðunlaþmanýn eslik etmesi gerçeðini ifade eder. Tam da bu nedenle tekelcilik, demokrasiyi sürekli ortadan kaldýrma eðilimi içinde siyasi gericiliðe tekabül eder.Tekelci kapitalizmin bu eðilimi emekçi yýðýnlarda demokrasiye olan özlemi derinleþtirir. Ancak, tarihsel bir dönem olarak serbest rekabetçi kapitalizmin geride kalmasý gibi, tekelci kapitalizm temeli üzerinde burjuva demokrasisini geri getirme olanaðý da tümden ortadan kalkar. Çünkü, tekelci kapitalizm bir kez egemen olduktan sonra, serbest rekabetçi kapitalizmin ortadan kalkmýþ olmasýyla burjuva demokrasisinin maddi temeli de ortadan kalkmýþ olur. Tekelci kapitalizmin demokrasiyi sürekli ortadan kaldýrma eðilimi içine girmesiyle birlikte “Demokratik cumhuriyet” istemini radikal küçük-burjuvazi üzerine alýr. Küçük-burjuvazi, kapitalist meta üretimi temelini ortadan kaldýrmadan ve kapitalist mülkiyete son vermeden, sadece tekelleri ortadan kaldýrarak “Demokratik Cumhuriyet” istemini gerçekleþtirmek ister. O, bu haliyle boþ bir çabanýn içine girmiþ olmakla kalmaz ama geride kalmýþ bir tarihsel asamaya dönüsü düþleyerek gerici bir konuma da girmiþ olur. Serbest rekabetçi dönemden tekelci kapitalizme geçiþ, tarihsel bakýmdan bir ilerlemedir. Bu aþamadan sonra tarihsel bakýmdan ileriye gitmek tekelci kapitalizme son vermeyi ve üretim araçlarýnýn toplumsal mülkiyetine geçiþi gerektirir. Küçük-burjuvazi ise, böyle bir geçiþi ön görmeden, kapitalist meta üretimi temeli üzerinde kalarak
demokrasiyi getirme umutsuz çabasý içine girer. Kuskusuz, proletarya en tam ve en tutarlý demokrasiyi gerçekleþtirmeden sosyalizme geçiþi saðlayamaz. Fakat, proletaryanýn sosyalizme geçiþi saðlamak için gerçekleþtireceði tam ve tutarlý demokrasinin burjuva demokrasisiyle, ya da bugün sosyal reformistlerle UKH’nin ileri sürdükleri “Demokratik Türkiye”, ”Demokratik Cumhuriyet”le bir ilgisi yoktur. Proletaryanýn gerçekleþtireceði tam ve tutarlý demokrasi, kapitalist meta üretimi temeli üzerinde deðil, aksine bu temeli yýkarak, burjuva devlet aygýtýný parçalayarak gerçekleþtirecektir. Ýstisnasýz bütün memurlarýn her ise secimle gelip her an görevden alýnabilmeleri, maaþlarýnýn normal bir iþçi ücreti düzeyine indirilmesi, tüm memurlarýn ayrýcalýklý konumunun sona erdirilmesi; toplumun efendileri konumundaki memurlarýn toplumun hizmetkarlarý durumuna dönüþtürülmeleri, uluslarýn kaderlerini kendilerinin tayin etmesinin koþulsuz saðlanmasý, ordu-polis vb. tüm zor aygýtlarýnýn daðýtýlarak yerlerine milislerin geçirilmesi vb. önlemler proletaryanýn gerçekleþtireceði tam ve tutarlý demokrasinin sadece bir kaç önlemidir. Bu önlemlerin ise burjuva devlet sýnýrlarý içinde ve kapitalist özel mülkiyet temeli üzerinde gerçekleþmeyeceði açýktýr. Lenin’in sözleriyle ifade edersek; D “ evletin yeniden örgütlenmesine, toplumun salt siyasal yönden örgütlenmesine iliþkin olmakla birlikte bu önlemler, doðal olarak bütün anlam ve bütün deðerlerini ancak, ‘mülksüzleþtiricilerin mülksüzleþtirilmesi’nin gerçekleþtirilmesi ya da hazýrlanmasýna baðlandýklarý zaman, yani üretim araçlarýnýn kapitalist özel mülkiyetinin toplumsal mülkiyet durumuna dönüþmesiyle kazanýrlar”. Marksizmin, proletaryanýn önüne koyduðu demokrasi mücadelesi anlayýþýnýn temel çizgileri bunlardýr. Böyle tutarlý ve tam demokrasinin ancak kapitalizmin temellerini yýkacak bir devrimle ya da bir dizi devrimle gerçekleþebileceði açýktýr. Ve bu gerçek ne kadar açýkça UKH’nin öne sürdüðü “Demokratik
Cumhuriyet”in, sosyal reformistlerin öne sürdükleri “Demokratik Türkiye”nin marksist demokrasi anlayýþýyla en ufak bir ilgisinin olmadýðý da o kadar açýktýr. Marksizim, proletaryanýn demokrasi görevini burjuva devleti parçalayacak, kapitalist özel mülkiyet temelini ortadan kaldýracak bir devrim ya da bir dizi devrime baðlar. UKH ve sosyal reformistlerin Kürt halkýna ve emekçi sýnýflara önerdikleri demokrasi mevcut devlet sýnýrlarý içerisinde, kapitalist özel mülkiyet temeli üzerinde gerçekleþecek; devletin ve düzenin “demokratikleþmesi”ni saðlayacak bir “demokrasi”. Þüphesiz, proleter bir hareket olmayan ve marksist olmayan bir hareketi, UKH’ni, proletaryanýn sýnýf çýkarlarýna ve marksizme uygun davranmýyor diye eleþtirmek doðru deðildir. Ancak, onun Kürt halkýna önerdiði yolun Kürt halkýný özgürlüðe götürmeyeceðini söyleyebiliriz ve söylemeliyiz de. Onun önerdiði yol, kapitalist temel üzerinde gerçekleþmeyecek bir hayal olmak bir yana; gerçekleþmesi Kürt halkýnýn ezilen ulus konumunu pekiþtirmekten baþka bir sonuca yol açmaz. Kürt halký demokratik devrim sonucu gerçekleþecek tam ve tutarlý bir demokrasiyle özgürlüðünü elde edebilir. Bunun koþulu, mevcut devletin “demokratikleþtirilmesi” deðil, yýkýlmasý; kapitalist özel mülkiyetin korunmasý deðil ortadan kaldýrýlmasýdýr. Dolayýsýyla,Kürt halkýnýn önüne koymasý gereken hedef kendisini bu yakýn demokrasi hedefine ulaþtýracak bir devrimdir. Sosyal-reformistlere gelince....Onlarýn ne yapmak ve emekçi sýnýflarý nereye sürüklemek istedikleri açýktýr. Onlar, proletaryanýn ve diðer sömürülen sýnýflarýn önüne “Demokratik Türkiye” istemini koyarak devletin ve düzenin yýrtýðýný-söküðünü tamir etmeye, aksayan yönlerini düzeltmeye;üstelik burjuva temelleri saðlamlaþtýracak bu reformlar için proletaryayý koþturmaya çalýþýyorlar. Bu, proletaryaya, devrim hakkini bir tas çorba karþýlýðýnda satmayý önermekten baþka hiçbir anlama gelmez. “Demokratik Türkiye” sloganýný öne çýkaranlarýn üstlendikleri uðursuz görev budur.
13
Zindanlarý Yýkacak, ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ!
“Yoldaþlarýma Duyduðum Sevgi ve Ýnanç * “Merhaba sevgili hewalim, Ýlk mektubundan sonra ikinci mektubunu da aldým. Ýlk mektubunu yanýtlamamýþtým, bunu kesinlikle yanýtlamalýyým dedim kendi kendime. Ýki haftadýr sana yazacaðým mektubun yanýtýný düþünüyorum. Ýlk mektubunu okuyan yoldaþlar, mektuplarýnda, ‘yolda sevgisinin ve g veninin en yal n ifadesi o sat rlarda gizli’ demiþlerdi. Ayný þeyleri ben de hissetmiþtim. Bir yoldaþ, mektubunda ‘O mektupta yoldaþ sevgisini, coþkusunu, güvenini ve gücünü görüp anladým’ demiþti. Mektubunda bir soru sormuþsun… aslýnda beni uzun uzun düþündüren de bu soruydu: l m Orucu eylemine ba lamaya nas l karar verdin? Bu soruyu yanýtlamak sayfalar dolusu yazmayý gerektiriyor. Bense en kýsa þekilde nasýl yanýtlayabilirim onu düþündüm. Bu kararýn içinde bir yaþam var. Elbette senin dediðin gibi yürek, bilinç ve kararlýlýk… evet, bunlar önemli. Sadece bu deðil. Ne sadece bilinç, ne sadece yürek, ne de kararlýlýk. Her þeyden önce geleceðe duyulan güven var, sevgi var. Yoldaþlara duyulan inanç var. ‘Ateþ Geçitleri’ isimli kitabý okumuþ muydun hewalim? 300 Spartalý savaþçýnýn yüzbinlerce kiþiden oluþan Pers ordusuna karþý savaþýný anlatýr. Görevleri ölmek, ama ateþ geçitlerinde Pers ordusunu iki gün boyunca durdurmaktýr. Savaþ baþlamadan bir gün önce -hepsi ölmeden önceki son gece de olabilir- savaþçýlar toplanýp tartýþýyorlar, korkunun karþýtý nedir, diye. Kimisi cesaret diyor, kimisi de bilinç vs. birisi ‘korkunun karþýtý sevgidir’ diyor, yoldaþlarýna, geride býraktýklarýna duyduðun sevgi ve güven. Sonra savaþlarýndan örnek veriyor. Biz burada savaþýp öleceðiz. Ama geride býraktýðýmýz yoldaþlarýmýz, bizim onlara kazandýrdýðýmýz sürede yeni bir ordu kuracaklar ve Pers istilacýlarýný yenecekler. Bizi þu anda korkusuz kýlan da, yoldaþlarýmýza duyduðumuz sevgi ve güvendir. Benim için iþin özü buradaydý. Yoldaþlarýma duyduðum sevgi ve inanç… ve yoldaþlara duyulan sýnýrsýz güvendi. Diðer her þey bunlarýn ardýndan geldi benim için. Eylem içinde geçen her gün, bizi devrime bir gün daha yaklaþtýrmakta. Bir burjuva ya da küçük burjuva için yaþadýðý her gün ondan çalýnmýþtýr, o günü yaþayamayacaktýr. Bu ne-
14
denle gününü gün etmeye çalýþýr. Bunun nedeni de bu sýnýflarýn geleceðinin olmamasýdýr. Sýnýf bilinci almýþ bir iþçi ya da komünist için her geçen gün, devrime bir adým daha yaklaþmýþ olmaktýr. Ýþte bu nedenle çok rahatýz ya. Günlerin nasýl geçtiðini soran bir yoldaþa þunu yazmýþtým. Geçmiþte yoldaþlarla yaþadýðým güzel anýlardan bir an bile kopmadan, bugünün üzerinde yaþadýðýmýz topraklarý ve dünyayý sarsan baþ döndürücü geliþmelerini izleyerek ve gelecekteki o büyük devrime duyduðum inancý unutmadan. Dünü, bugünü ve yarýný, hepsini hep birlikte yaþayarak geçiyor günlerim. Caným hewalim, yanýt sevgide ve güvenmekte gizli. Bugünkü geliþmeler, partinin büyümesi, yoldaþlarýmýzýn kararlýlýðý, senin yazdýðýn satýrlarda var olan geliþmeler, ne denli haklý olduðumu gösteriyor. Beni daha cüretkar ve karalý yapan da, sizin duyduðunuz sevgi ve inanç. Yüreðimizde yoldaþ sevgisinin büyüklüðü ve yoldaþlara ve partiye güven olduktan sonra tüm engelleri, zorluklarý gülerek, oyun oynar gibi kolayca aþacaðýmýzdan eminim. Çevrendeki tüm genç yoldaþlarýmýza sevgilerimi yolluyorum. Bizim için her geçen gün bir zafer ve yaþamýmýz boyunca pek çok zafer daha kazanacaðýz. Sevgi, özlem ve baðlýlýkla sýmsýký kucaklýyorum seni, DAÝMA!” *Remzi Aydýn’ýn Ölüm Orucu eyleminin 207. gününde yoldaþýna yazdýðý mektubu.
“ZAFER, ELBET BÝR GÜN BÝZÝM OLACAK” * Sevgili Yoldaþlar, Ne kadar karanlýk çökertseler de üzerimize, güneþin ýþýðý olup çýkýyoruz, ne kadar kesseler de körpe dallarýmýzý, binlerce filiz veriyoruz iþte. Tarih hükmünü verdi bir kere, sel olup akar olduk, ne baraj dayanýr ne de namlular. Devrimci basýna yönelik bu saldýrýlar sermaye sýnýfýnýn ne kadar çaresiz olduðunu kanýtlýyor. Bu, yeniyle eskinin arasýndaki, sonucu beli olan savaþ. Bizler, geleceði temsil ediyoruz: yeni olaný, insanýn insanca yaþayabildiði bir toplumu. Karþýmýzdaki ise eskiyi, çürümüþ olaný, insanlýk dýþý ne varsa onu temsil ediyor. Kaybedecekler. Nasýl ki koskoca Roma, ayaðýnda ayakkabýsý, elinde kýlýcý olmayan Spartaküslerle, kölelerle yerle bir olduysa, sermaye sýnýfýnýn sonu da farklý olmayacak. Zafer, elbet bir gün bizim olacak. DEVRÝMCÝ BASIN SUSTURULAMAZ! * Yazý Ýþleri müdürümüz Özgen ÝÞ’in Metris zindanýndan yazdýðý 16 Ocak 2004 tarihli mektubundan bir alýntý.
Devrimci Tutsaklara Yine Sevk Ýþkencesi Devrimci tutsaklara devletin saldýrýlarý artarak sürüyor. 19 Aralýk katliamý ile devrimci tutsaklarý F tipi zindanlara götüren faþist devlet, bu saldýrýsýnýn tutsaklarý teslim almaya yemediðini görünce, bu defa D tipi zindanlarý devreye soktu. 19 Aralýk katliamýnýn yýldönümünde tüm topluma meydan okurcasýna yurtsever tutsaklarý D tipi zindanlara sevk etti. Devrimci tutsaklarý bir rehine olarak gören devlet, böylece tüm toplumu teslim almayý hedefliyor. Son olarak 17 Ocak’ta yapýlan bir operasyonla, Bakýrköy ve Kartal zindanlarýnda bulunan kadýn tutsaklar, Gebze M Tipi zindanýna götürüldüler. Sabah erken saatlerde yapýlan sevkte, Bakýrköy Kadýn ve Çocuk Tutukevi’nde D Blok’ta bulunan tüm siyasi tutsaklar, kapýya gelen ring aracýna bindirilmek istendi. Sevki kabul etmeyen TKEP/L ve DHKP/C’li tutsaklar direniþ gösterince zor kullanýlarak araçlara bindirildiler. Kartal H Tipi zindanýnda da hükümlü kadýn tutsaklar, gene sabah saatlerinde þiddet kullanýlarak Gebze M Tipi zindanýna götürüldüler. Ailelerinden aldýðýmýz bilgilere göre Gebze’ye götürülen TKEP/L davasý tutsaklarýndan Fatma Yýldýrým ve Nuran Güvenilir’in saðlýk durumlarýnýn iyi olduðu, ancak üzerlerine hiçbir eþya, para vb. alamadýklarý öðrenilmiþtir.
ZÝNDANLARI YIKACAK ZAFERÝ BÝZ KAZANACAÐIZ! DEVRÝMCÝ TUTSAKLAR TESLÝM ALINAMAZ!
AYAZMA’NIN ÖFKELÝ SOKAKLARINDA Yýllardýr sefalete itilmiþ, açlýkla yoksullukla yüz yüze býrakýlmýþ, kunduralarý çamurlu, yüzleri kara çocuklar. Onlar kapitalist sistemin aynasý, onlar sefaletin dýþa vurmuþluðudur. Kimi Muþlu kimi Iðdýrlý… Ne önemi var ki bunun? Ýnsan olmalarý yetmez mi insanca yaþamalarýna. Acaba onlarýn kaderi miydi böyle yaþamak yoksa emek ve sermaye çeliþkisinin dýþa yansýmasý mý? Onlar köylerinden insanca yaþayabilmek için gelmiþlerdi Ýstanbul’a. Köylerindeki askeri faþist baskýlara fazla dayanamamýþlardý. Katliamlardan, köylerin yakýlmasýndan… kýsacasý insanlýk dýþý tavýr görmekten, hor görülmekten býkmýþlardý. Ýþte tüm bu sebeplerden dolayý gelmiþlerdi Ýstanbul’a. Ama... Orasý devletin insanlarýna verdiði deðerin özeti. Orasý burjuvalarýn bir dakika dahi kalamayacaðý bir bölge. Orasý gecelerin aç yatýldýðý yer. Orasý iþlerine aç giderek iliklerine kadar sömürülenlerin yeri. Orasý AYAZMA! Ayazma’da yaklaþýk üç bin kiþi yaþýyor. Elleri nasýrlý, gözleri öfke dolu üç bin emekçi. Aylardýr ne elektrikleri var, ne sularý. Dünya çapýnda gerçekleþtirilen spor oyunlarýnýn yapýlacaðý Olimpiyat Stadý’nýn hemen dibinde olan bu semt, fitili tutuþturulmaya hazýr bir bomba gibi. Emekçi halk kendilerini yýllardýr iliklerine kadar sömüren burjuvalara büyük öfke duyuyor. Sanki sömürdükleri yetmiyormuþ gibi bir de faturalarýný ödedikleri elektriðin, suyun kesilmesinden þikayetçiler. Böyle bir durum karþýsýnda biz iþçinin, emekçinin, ezilen Kürt halkýnýn sesi Y.E.Mücadele Birliði dergisi olarak sesiz kalmayarak Ayazma’ya gittik. Ayazma giriþinde üç küçük çocuk bizi karþýladý.
Kunduralarý çamurlu, yüzleri kara üç çocuk. Onlarla sohbet ettik. Bize durumu anlattýlar. Daha sonra bizi Ayazma’nýn sokaklarýnda dolaþtýrdýlar. Gözümüze bir grup genç takýlýyor. Onlarýn yanýna gidiyoruz. Bizleri çok sýcak karþýlýyorlar. Evlerine davet ediyorlar. Önce kapýnýn önündeki betona ayaklarýmýzý vurarak ayakkabýlarýmýza bulaþan kalýn çamur tabakasýný siliyoruz. Bu arada Ayazma’nýn gençleri bizim geldiðimizi duymuþlar ve onlar da eve geliyor. Hepsinin devlete olan öfkesi yüzlerinden okunuyordu. Ev sahibi arkadaþýmýzla röportaja baþlýyoruz. Y.E.Mücadele Birliði: Elektriðiniz ne zamandan beridir kesik? Ýbrahim: Bizim elektriðimiz geçen sene Kasým ayýnýn 20’sinden beridir yok. Þu anda kendi imkanlarýmýzla elektriði getiriyoruz. Dün 600 metrelik bir mesafeden evime elektrik çektim; ölümle burun buruna geldim. Ama çektiðim elektrik radyoyu bile zar zor çalýþtýrýyor. Y.E.Mücadele Birliði: Elektriðin kesilmesinin sebebi nedir? Ýbrahim: Burada üç ay önce bir trafo patladý. Elektrikçiler geldiler ve trafoyu deðiþtirdiler. Yerine hurdalýktan eski püskü bir trafo getirttiler. Bir ay bile geçmeden o da patladý. Çünkü yetmiyordu, çok küçüktü. Sonra BEDAÞ’tan (Boðaziçi Elektrik Daðýtým A.Þ) geldiler ve herkese gerekçesiz ceza kestiler. Dünyanýn en büyük olimpiyat stadýnýn yanýndaki þu hale bakýn. Taksim’e gidip buradaki durumu anlatsanýz kimse inanmaz. Y.E.Mücadele Birliði: Bu durumla ilgili hiç protesto ya da eylem yaptýnýz mý? Ýbrahim: Evet bir keresinde yaptýk. Çok güzeldi ve de çok kala-
15
balýktýk. Yolu trafiðe kapattýk. Ama polisler geldi ve “eðer daðýlmazsanýz, biz sizi daðýtýrýz” dediler. Polisler kalabalýk gelmiþlerdi. Bizler de eylem bitiminde daðýldýk ama bu son eylemimiz olmayacak. Bundan önce defalarca her yere gittik. Müdürlüklere, muhtara, belediyelere ama hiçbir sonuç alamadýk. Ben boyacýlýk yapýyorum. Zengin insanlarýn evlerinde sabahtan akþama kadar boyacýlýk yapýyorum. Onlar evlerinde en ufak bir toz gördüler mi kýyameti koparýyorlar. Ama biz insanlýk dýþý muamele görüyoruz. Onlarýn çocuklarý özel okullarda okurken bizim çocuklarýmýz karanlýkta ders çalýþmaya mahkum kalýyorlar. Röportajýmýza bir Mücadele Birliði okuru arkadaþýmýz onlarýn bu sorunlarýnýn özel mülkiyete dayalý kapitalist sistemden kaynaklandýðýný, bu sistemi yýkmamýz gerektiðini, eðer kapitalist sistemi yýkmazsak bunun böyle devam edeceðini anlattý. Bize güveniyorlardý. Onlarý yalnýz býrakmayacaðýmýzý söyledik. Bu arada röportaja bir iþçi arkadaþ daha katýldý. Oruç: Bizler köyümüzü býrakýp geldik buralara. Bizim köyümüzü korucular yaktýlar yýktýlar. Bizler insanca yaþayabilmek için buralara geldik, ama þu halimize bakýn! Bizim köyümüzdeki ahýrlarda bile elektrik vardý. Ama Ýstanbul’da evimizde elektrik yok. Sohbetimiz uzadýkça uzadý. Onlarla birlikte toplumsal olaylarý tartýþtýk. Kürt sorunu üzerine deðindik. Tabi ki isyan ediyorlardý devlete. Ama utanmýyorlardý Kürt olmaktan onur duyuyorlardý. Onlarda biliyorlardý zaferin ancak Kürdistan ve Türkiye iþçilerinin, emekçilerinin birleþmesiyle gerçekleþeceðini. Y.E.Mücadele Birliði: Sizce bu elektrik sorunu, Kürt sorunu, ezilen ve sömürülen iþçi ve emekçilerin sorunu nasýl çözülebilir? (Sorumuzu baþka bir arkadaþ yanýtlýyor) Süleyman: Biz Kürt halký olarak çok acý çektik. Bize “bu bizden deðildir” diyorlar. Ben Fýrat Üniversitesi mezunuyum. Ama þu an Kürt olduðum halde Türk öðrencisi olarak görülüyorum. Bu da önemli deðil. Bizim istediðimiz tek þey demokratik bir þekilde yaþamak, insan gibi yaþamak. Suyumuz olmasa, elektriði-
16
mize, elektriðimiz olmasa rýzkýmýza göz dikiyorlar. Bu ülkede ayrým var. Türk halkýyla aramýza mesafe koymaya çalýþýyorlar. Niçin benim anam hizmetçilik yapsýn ki. Bizim emeðimize el koyuyorlar. Küba’yý görüyoruz. Küba nerede Türkiye nerede. Niçin Küba gibi olmayalým ki. Onlar gibi olmak için mücadele etmeliyiz. Ýnsanýn insanca yaþayabildiði bir sistem var orada sosyalizm var. Küba üzerine söyleþmeye baþlýyoruz. Ýþçi sýnýfýnýn iktidarýndan, sosyalizmin emekçilere kazandýrdýklarýndan… Ýbrahim: Ben üç sene önce bu evi aldým. Elektriði kaçak kullanmak istemedim. Gittim baþvurdum. Tapu istediler ve gereksiz bir sürü belge istediler. Kaçak elektrik kullanmaya kendileri teþvik ediyorlar.Sora da ceza yazýyorlar. Bir gazete geldi buraya ve ben onlara dedim ki “Ben Türk kimliði taþýdýðýmdan utanýyorum. Bunu gazetenizin en baþýna yazýn”. Ben yaklaþýk 10 gün önce köydeydim. Ben köydeyken buraya BEDAÞ’tan görevliler gelmiþ. Eþim ilgilenmiþ onlarla eþimin okuma yazmasý olmadýðý için onu kandýrarak 1.100.000.000. ceza kesmiþler. Bir de rüþvet istemiþler. Y.E.Mücadele Birliði: Burada kendi aranýzda bir komite kurdunuz mu? Ýbrahim: Evet. Burada yaklaþýk 3 sene önce de böyle sorunlar sýk sýk olurdu. O zamanlardan beridir bir komitemiz var. Komitenin baþlarýnda yaþý ilerlemiþ insanlar bulunuyor. Ama yine de en önde gençlik bulunuyor. Ne varsa bizim gençliðimizde var. Y.E.Mücadele Birliði: Bu sýcak sohbetiniz için size çok teþekkür ediyoruz. Sizleri yalnýz býrakmayacaðýz. Sizin sorunlarýnýz bizim sorunlarýmýz. Bizim sorunlarýmýzda sizin sorunlarýnýz diyor ve bu güzel insanlarýn yanýndan ayrýlýyoruz. Bizi dýþarýda bir trafonun önüne götürüyorlar. Trafo yanmýþ kül olmuþ. Bizi kundurasý çamurlu, yüzü kara çocuklar zafer iþaretleriyle uðurluyorlar.
ÇALIÞMA NOTLARI:
ESNEK ÇALIÞMA/ESNEK ÜRETÝM II. BÖLÜM
Kapitalizmi Esnek Üretim Modeline Zorlayan Etmenler Nelerdir? (Neden Esnek Üretim Modeli) Daha önceki sayýmýzda da belirttiðimiz gibi esnek üretim/çalýþma modeli bütünüyle olmasa da kapitalizmin her aþamasýnda karþýmýza çýkmaktadýr. Kapitalist daha fazla kar için üretimi, çalýþma biçimini,ücretleri ya da çalýþma hukukunu her zaman kendi lehine ihlal etmek/esnetmek yanlýsýdýr. Kapitalistin daha fazla artý-deðer için daha fazla çalýþma, daha az ücret sistemini oturtmasý gerekir. Ne var ki geliþen sýnýflar mücadelesi bu durumu çoðunlukla sýnýrlamýþ hatta iþçinin lehine kazanýmlar saðlamýþtýr. Ýþçinin daha fazla ücret,daha az çalýþma daha fazla sosyal zaman ihtiyacýyla kapitalistin çýkar ve eðilimleri çatýþýr. Kapitalizmin her büyük bunalýmýnda türlü demagoji ya da zor yöntemleriyle esnek üretim ve çalýþmanýn çeþitli biçimlerini hayata geçirdiðini tarihte görmek mümkün. Ayný þekilde iþçi sýnýfýnýn bu saldýrýlara verdiði cevaplarýn, kazaným ve kayýplarýn da sayýsýz örneðine rastlamak mümkün. Bizim daha çok üzerinde durmak istediðimiz dönem emperyalizmin sýçramalý çöküþ evresinde karþýmýza çýkan uluslararasý topyekün saldýrý dönemidir. Bu yazýmýzda kapitalizmi bu modele zorlayan etmenleri inceleyeceðiz. Fordist üretim denen üretim modeli ilk kez Ford araba fabrikasýnda uygulanmýþtý. Ýþçinin sabit bir noktada durduðu, buna karþýlýk üretilmekte olan nesnenin bir bant üzerinde belli bir hýzla hareket ederek iþçinin önünden geçtiði üretim modeli olarak bilinir. Taylorist yönetim denilen üstten alta merkeziyetçi bir modelle yönetilir Sanayi devrimiyle ortaya çýkan dönemin kütlesel tüketim ihtiyacýna kütlesel üretim cevap vermekteydi. Ancak bu üretim modeli kendi içinde avantajlarýnýn yanýnda kapitalist açýsýndan pek çok sakýncalarý da taþýyordu. Öncelikle her anlamda kütlesel güç anlamýna gelen bu model, binlerce iþçinin bir arada çalýþtýðý birlik ve dayanýþmayý geliþtirmek açýsýndan iþçiler için de uygun koþullar saðlýyordu. Böylece bu model kendi örgütlenme modelini, ‘sendikalarý’ yarattý. Fordist üretim tarzýnýn kapitalist açýsýndan avantajlarýný büyük oranda yitirmesiyle pek çok alanda seri, esnek ve hýzlý rekabet koþullarýna uygun bir model arayýþý baþladý. Bu sayede kapitalistlerin hem rekabet þanslarý artacak hem de iþçilerin bir arada, ayný çýkarlar etrafýnda toplanmýþ olmalarýnýn de-
zavantajlarýndan kurtulacaklardý. Böylece zaman içinde iþi, iþçinin örgütlülüðünü parçalara bölecek çeþitli üretim/çalýþma modelleri geliþtirildi. Avrupalý bir burjuva ideolog geliþen rekabet sisteminde eski üretim düzeninin ne kadar büyük hacimli olursa olsun esnek üretimle rekabet edemeyeceðini þöyle dile getiriyor: “Mega rekabet asl nda sert bir sava a benzetilebilir. Kazananlar her eyi kazanacak kaybedenler her eyi kaybedecekler. Bu yeni bir durumdur. imdi ar k h zl bal k a r bal klar yiyor. Esas olan esneklik ve s rattir”. 1970’lerin ekonomik krizi ile pazardaki dalgalanmalar, ürünlerde ihtiyaç duyulan çeþitlilik, bazý ürünlerin pazarda doygunluða ulaþmasý, seri üretimde verimliliðin düþmesi, sanayileþmiþ ülkelerde artan iþsizlik, Japonya ve yeni sanayileþen ülkelerden kaynaklanan rekabet emperyalist iktisatçýlarý esnek üretime yönlendirdi. Maliyetin kýsýlmasý, stok zorunluluðunun kaldýrýlmasý, üretimdeki deðiþkenliðe uyum gibi bir dizi soruna çözüm getireceði düþünülen esnek üretim bu gün bilinen haline böylece geldi. Esnek üretimin hedefi, kapitalist için yük anlamýna gelen tüm bu gereksizlikleri ortadan kaldýrmak; böylece hem masraflarý azaltmak/kaldýrmak ve hem de geniþ/fazla iþ sürelerini esnetmek/düþürmekti. Kýsaca kapitalistlerin esnek üretimle birlikte kurtulmaya çalýþtýklarý baþlýca ’ayak baðlarý’ný þöyle sýralayabiliriz a. Yüksek sermaye ve stok/depolama ihtiyacý, b. Geniþ üretim alaný ihtiyacý, c. Yedek iþçi ihtiyacý, d. Üretenlerin kitlesel olarak bulunma zorunluluðu, e. Ýþçinin makinenin devrini bitirmesini, tamiratýný ya da ýsýnmasýný beklemesi f. Ýþçinin malzemeyi,araç gereci beklemesi g. Ayrýntýlý iþ bölümü,seri hareket ve süreklilik gerektirmesi. h. Ýþçinin bulunduðu noktada tek bir iþi ,sürekli ve vazgeçilmez olarak yapmasý, i. Ýþ olsun yada olmasýn iþçiye tam maaþ verme zorunluluðu, j. Ýþçinin sosyal güvencesini üstlenme zorunluluðu, k. Bant sisteminin tek bir sistemi izlemesi (Bir duruþla tüm
17
sistemin durmasý, kalite kontrolünün en sonunda yapýlabilmesi vb. )
denetim kuracak biçimde,emek sürecini kendi kontrolü altýna almaya çalýþýr. Bu amaca yönelik olarak modern sanayi döneminde sermaye, emeðin bilgi, beceri ve yargýlaAslýnda esnek üretim biçimi bir üretim biçimi olarak sarýna baðýmlýlýðýný en aza indirecek þekilde makineler ve iþ nayide pek çok yeniliklere ve ilerletici güce sahiptir. Bir çok örgütlenme metotlarý geliþtirir. malý ayný anda üretebilen, deðiþik ürünleri tanýma, deðiþik oFordist üretimde her aþamada oluþan sorunlardan dolayý perasyonlarý ardý ardýna yapma yeteneðine sahip teknolojilerin sonal üründe hata oraný artýyordu. Ýþçinin tek bir noktada zakullanýldýðý, dolayýsýyla makinelerin boþ durma zamanýný aman içinde anlamsýzlaþan tek bir iþi hiçbir inisiyatifi olmaksýzaltan bir üretim süreci ön plana çýkarmaktadýr. Bir mal üreti- zýn sürdürmesi onu edilginleþtiriyor, dolayýsýyla kapitalist taminden baþka bir mal üretimine geçiþte ayarlama ve bekleme rafýndan sömürü sonuna kadar ulaþmýyordu. Ýþte tam da bu süresi çok az olan, mikro elektronik aksanlý makineler ve oto- çeliþkide kapitalist ya iþçiye inisiyatif vermek zorunda kalamasyon teknikleri kullanýlýyor olmasý esneklik ve verimlilik cak ve sömürüyü artýracak ya da sömürüyü sýnýrlandýracaktý. saðlamaktadýr. Ancak pek çok örnek göstermektedir ki, kapi- Sermayenin gün geçtikçe daha az elde toplandýðý aðýr rekabet talizm koþullarýnda bu avantaj sadece üretim aletlerine sahip koþullarý sermayedara fazla þans býrakmýyordu. olana aittir. Japon kapitalistler, esnekliðin teorisini þöyle yapýyorlardý: Bu yüzden sermayedar sadece üretim için geçerli son “üretimde en yüksek verimliliði saðlamak için, iþçinin sadece teknolojik düzeye uygun üretim araçlarýný, malzemeyi, bi- kolundaki gücüne sahip olmak yetmez, iþçinin üretim süreci inayý temin etmekle kalmaz, emek-gücü üzerinde tam bir çinde edindiði tecrübelerden yararlanmak için, iþçinin kafasýnda oluþan bilgi birikiminden de yararlanmak gerekir.” Ücret esnekliði (ki, esnek üretimin bir biçimidir) biçimlerinden parça baþý ücret konusunda söyledikleriyle Marx bu konuya açýklýk getiriyor: “ Ama par a ba cretin ki iye sa lad geni hareket alan , bir yandan onun ki ili ini geli tirdi i gibi, ondaki zg rl k, ba ms zMerhaba Mücadele Birliði emekçileri ve okurlarý. l k ve kendi kendini denetleme duygusunu geli tirir, te Bilindiði gibi önümüzde seçimler var. Her renkten oportünist ve reformistler bu seçimlerde emekçilere sandýðý göstermek- yandan ise aralar ndaki rekabet duygusunu kam lar”. (Marx. Kapital 1) tedirler. 90’lý yýllarda bugünkü kapsamýna ve biçimine ulaþmýþ Oysa emekçilerin yaþam hakký sürekli gasp ediliyor. Kapitaolan esnek üretim, ölüm kalým derdine düþmüþ kapitalistler list sistem geniþ emekçi kitlelerine yoksulluk, açlýk ve yarýnsýztarafýndan Sovyetlerdeki bunalýmla birlikte moralman güçlýktan baþka bir þey sunamýyor. emekçiler bu zulüm düzeninden ten düþmüþ iþçi sýnýfýna dayatýldý. Emperyalist ülkelerde ve onun burjuva partilerinden koparken, emekçilere sunulacak bile büyük yýkýmlara yol açan bu formül topyekün bir saldoðru devrimci politika aktif boykot’tan baþka bir þey olabilir dýrýyý, dolayýsýyla topyekün bir karþý koyuþu yarattý. Can mi? Yaþamsal her sorunumuz artýk bir devrim sorunudur. Dünçekiþen ve 90’larda kazandýðý geçici üstünlüðü kaybetmiþ den günümüze sýnýf mücadelesinin tüm kazanýmlarý burjuva teolan emperyalistler bu gün çeþitli forumlarla vb oluþumlarkeller tarafýndan gasp edilmeye devam ediyor. Üretim sürecinla kendilerine yeni çýkýþ yollarý arýyorlar. Ucuz hammadde den hýzla uzaklaþtýrýlan iþçiler-emekçiler burjuva parlamentodan ve ucuz iþgücü arayýþýndaki sermaye üretimi parçalara böumutlarýný tamamen kesiyorlar. Burjuvazi kendi sonunun her gelüp dünyaya daðýtýyor. Burada söylemiþ olalým, bu yöneliçen gün daha hýzlý bir þekilde geldiðini görmekte. Bunun telaþýymiyle sermaye, üretici güçleri ulaþmýþ olduklarý bu düzeyla devrimin öncüleri olan komünistleri katlediyor, gözaltýna alýyor, zindanlara atýyor. En demokratik eylemleri bile binlerce kol- de kavramaktan çok uzak olduðunu; onu ancak parçalara ayýrarak varlýðýný devam ettirebildiðini itiraf etmiþ oluyor. luk gücüyle bastýrmayý deniyor ama baþarýlý olamýyor. ReforÖzcesi bu elbise (sermaye düzeni), bu bedene (üretici güçmizm burjuvazinin elinden kaçýrdýðý emekçi halklarý yeniden ler) dar geliyor. Ve sermaye kazanýlmýþ haklara her cepheburjuvazinin kuyruðuna takmak için gönüllü hizmet ve uþaklýk vermeye hazýrdýr. Reformistler þunu bilmelidirler ki, bizler kýrýn- den saldýrarak son kozlarýný oynuyor. Bu yolla emperyalist ülkelerde iþsizlik tehdidiyle kazanýlmýþ haklara saldýrýrken tý deðil, insanlýðýn mutluluðu için bu zulüm çarkýnýn kýrýlmasýný, yeni sömürgelerde sefalet ve yýkýmý dayatýyor. Dünyanýn ve emeðin iktidarýnýn kurulmasýný istiyoruz. Tekellerin insanlýkher yerinde üretimin ve çalýþanlarýn parçalara bölündüðü tan zorla aldýðý her þeyi insanlýða geri vereceðiz ve emeðin iktiesnek üretimle birlikte sendikalar yetersizleþiyor. Mücadedarýyla bu mutluluðu teminat altýna alacaðýz. le, daha esnek örgütlenme biçimlerini iþçi sýnýfýna dayatýyor. Böylece geliþen ve deðiþen mücadelede sendikalar iÝKTÝDAR DIÞINDA HERÞEY HÝÇBÝR ÞEYDÝR kincil rol alýrken, komite ve konseyler kendisini bir zorunFABRÝKALAR, TARLALAR, SÝYASÝ ÝKTÝDAR, luluk olarak dayatýyor. Sermayenin sýçramalý çöküþünün HER ÞEY EMEÐÝN OLACAK karþýsýnda sýçramalý yükselen devrim güçlerinin enternasY.E. Mücadele Birliði Okuru /ESENLER yonalist dayanýþmasý eskinin içinde yükseliyor.
“BU ZULÜM ÇARKI KIRILSIN”
18
ÝZMÝR’DE EMEKÇÝLER MEYDANDAYDI Emperyalist-kapitalist sistemin, iþçi ve emekçi yýðýnlarý her yandan kuþattýðý ve saldýrýlarýný þiddetlendirdiði þu günlerde, çeþitli baský yaslarý gündeme geliyor. Bu saldýrý yasalarýndan biri de ‘Kamu Yönetimi Yasa Tasarýsý’dýr. Pek çok ildeki emekçiler bu yasa tasarýsýna karþý ayaða kalkmýþ durumda. 24 Ocak 2004 tarihinde, Ýzmir Bornova’da Cumhuriyet Meydaný’nda bir miting düzenleyen emekçiler, sözkonusu yasa tasarýsýna karþý öfkelerini ortaya koydular. Saat 12:30 civarýnda Bornova Belediyesi spor salonunun önünde kitlenin toplanmasýyla miting baþladý. Bizler mitinge “Mücadele Birliði” yazýlý pankartýmýzla katýldýk. Ellerimizde kýzýl bayraklarýmýz ve Y.E. Mücadele Birliði dergisinin son sayýsýyla alandaki yerimizi aldýk. Yürüyüþün baþlamasýyla birlikte “Fabrikalar Tarlalar Siyasi Ýktidar Her Þey Emeðin Olacak”, “Yaþasýn Ýþçilerin Emekçilerin Mücadele Birliði”, “Yaþasýn Devrimci E-
mekçi Komiteleri”, “Zafer Savaþan Emekçilerin Olacak”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “Ölüm Orucu Sürüyor Sürecek Zafere Kadar”, “Ya Devrim Ya Ölüm”, “Faþizme Karþý Silah Baþýna”, sloganlarýmýzla emekçilere seslenmeye baþladýk. Sloganlar eþliðinde süren yürüyüþün sonunda alana girdik. Alanda devrimci coþku eksikti.Yasal partilerin gövde gösterisi yapmayý amaçladýklarý belli oluyordu. Birde kürsüdeki konuþmalarýn gidiþ hattý, soðuk havayla birleþince kitle daðýldý. Bizlerse, alana girer girmez dergilerimizi çýkartarak propaganda yapmaya baþladýk ve emekçilere dergimizi ulaþtýrmak için seferber olduk. Kitlenin daðýldýðýný anlayan mitingin tertip komitesi, kýsa bir süre sonra eylemin bittiðini açýkladý. Ve bizde pankartýmýzý toplayýp alandan ayrýldýk.
Ýzmir Mücadele Birliði Platformu
“Çiðli Organize’de Bir Kývýlcým” Ýzmir Çiðli Atatürk Organize Sanayisi’nde SERABOYA iþçileri sendikalý olduklarý için iþten atýldý. Bir yýldýr zam alamadýklarýný, altý aydýr ücretlerinin düzenli ödenmediðini söyleyen SERABOYA’nýn taþeron þirketi TEKSBOY iþçileri, Ekim ayý içerisinde DÝSK’e baðlý Tekstil-Ýþ sendikasýnda örgütlenip yetki baþvurusunda bulunduklarýný, ancak patronun, ekonomik krizi bahane ederek taþeron þirketi kapattýðýný bildirdi. Böylece elli üç iþçi iþsiz kaldý. Patron, avukatý aracýlýðýyla kýdem ve ihbar tazminatlarýnýn ödenmesi için iþçilere “bütün haklarýndan vazgeçtiklerini kabul ettiklerini” bildiren bir protokol dayatýyor. Diðer yandan yeni taþeron þirket kurup 40 yeni iþçiyi iþe alýyor ve üretime devam ediyor. 3 Ocak 2004 tarihinden itibaren her gün iþyeri önünde bekleyen iþçiler, sendikalarýnýn kendilerine hukuksal ve eylemsel olarak destek olacaðýný söylediðini; ayrýca Genel-Ýþ ve Gýda-Ýþ sendikalarýnda örgütlü Çiðli organize Mattek ve Totomak iþçilerinin ziyaretlerine geldiðini bildirdi. 12 Ocak günü iþyeri önünde basýn açýklamasý düzenleyen iþçiler diðer sendika ve demokratik kitle örgütlerinden de destek beklediklerini eylemlerini, sýnýf mücadelesinin, tüm iþçilerin ve ezilenlerin davasýnýn bir parçasý, organize sanayide ortaya çýkan bir kývýlcým olarak gördüklerini bildirdiler.
Y.E.Mücadele Birliði/ÝZMÝR
19
BAYRAMTEPE’DE TEK YÜREK TEK YUMRUK F aþizmin bütün zindanlarýnda emekçi halklarýn öncüleri olan devrimci ve yurtsever tutsaklar üzerindeki katliam politikalarý sürüyor. Önce F tipi denilen hücre tipi zindanlara büyük bir katliam gerçekleþtirilerek sevkler yaptý. Burada istediðini elde edemeyen faþizm daha sonra D tipi adý altýnda mezar tipi zindanlara sevkler baþlattý. Mavi atlasa kýzýl þeritler çeken devrimcilerin çýðlýðý susturulmak istendi. Ama zindanlarda gerçekleþtirilen her katliamda devrimci tutsak-
larýn çýðlýðý dýþarýdaki emekçi halklarýn devrim ve komünizm sloganlarýyla birleþti. Devrimci tutsaklarýn bu çýðlýðý her geçen gün dalga dalga büyüyor. Bayramtepe’de 7 Þubat Cumartesi günü yumruk olmuþ bir elin parmaklarý gibiydik. Türkiye’de, Kürdistan’da ve dünyanýn dört bir yanýnda, yaþatmak için ölümsüzleþen insanlarýn çýðlýðý olduk. Bir ara sokaktan baþlayan eylem meydana doðru yürüyüþle baþladý. Elektriði olmayan ara sokaklarý meþalelerimizle aydýnlattýk, sloganlarýmýzla ayaða kaldýrdýk. Açýlan “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük/MÜCADELE BÝRLÝÐÝ PLATFORMU” pankartý tüm insanlarýn dikkatini çekiyordu. Ara sokaktaki insanlar bizleri alkýþlarýyla desteklediler. Camlara çýkanlar ýslýklarýyla sloganlarýmýza eþlik ediyorlardý. Bayramtepe Meydaný’na geldiðimizde ise esnaf ve meydandan geçen insanlar bizleri alkýþlamaya baþladýlar. “Ölüm Orucu Sürüyor”, “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük” , “Ya Devrim Ya Ölüm” yazýlý kuþlamalarýmýz uçuþuyordu. Burada bir arkadaþýmýz, elinde megafon, konuþmaya baþladý. Orada iþçi-emekçilere tek kurtuluþ yolunun devrimci tutsaklarý özgürleþtirmeden geçtiðini söylüyordu. Burada yapýlan 5 dakikalýk konuþmadan sonra tekrar iþlek bir cadde üzerinde yürüyüþe baþladýk. Yürüyüþ sýrasýnda sýk sýk “Zindanlar Yýkýlsýn Tutsaklara Özgürlük”, “An Þorej An Mýrýn”, “Jýbo Azadi Aþiti Þer Þer Þer”, “Ölüm Orucu Sürüyor Sürecek Zafere Kadar”, “Faþizmi Döktüðü Kanda Boðacaðýz”, “Devrimci Tutsaklara Kalkan Elleri Kýrdýk Kýracaðýz”, “Kürt Halkýna Ölüm Orucu eylemi devam ediyor. Tutsaklarýn özgürleþtirilmesi mesele- Kalkan Elleri Kýrdýk, Kýracaðýz”, “Kürsi ise, teme gündemlerimizden bir tanesi. Emekçi sýnýflarýn devrim yürüyüdistan Faþizme Mezar Olacak” sloganlaþü, bu duraklardan geçmeden asla baþarýya ulaþamaz. Biz Leninistler, devrýný attýk. Tekrar meydan gibi bir yerde rim için olmazsa olmaz bir önem taþýyan zindanlarýn yýkýlmasý tutsaklarýn propagandaya baþladýk. Ýnsanlarýn ilgisi özgürleþtirilmesi sorununu emekçi sýnýflarýn ve halklarýn gündemine taþýgörülmeye deðerdi. Burada yaklaþýk 5dakika süren bir konuþma yapýldý. Komaya devam ediyoruz. Bu amaçla Sarýgazi ve Yenidoðan’da, yaklaþýk 20-25 nuþmadan sonra cadde trafiðe kapatýldý farklý yere “Ölüm Orucu Sürüyor”, “Emekçiler, Kurtuluþ Ýçin Ya Devrim, ve gür sloganlarýmýzla yürüyüþe baþlaYa Ölüm”, “Ya Devrim Ya Ölüm” sloganý ve “TKEP/L” imzalý yazýlamalar dýk. Çevreden insanlarýn katýlýmýyla yapýlmýþtýr. Eylemlerimiz devam edecektir. Devrime ve partimize olan inanyaklaþýk 50 kiþi olduk. Yarým saat kadar cýmýz, bize bu gücü veriyor. süren eylemimiz. “Faþist Devleti Yýkacaðýz Halk Ýktidarýný Kuracaðýz”, “KürYAÞASIN PARTÝMÝZ TKEP/LENÝNÝST! distan Devrimle Özgürleþecek” sloganSarýgazi’den Leninistler larýyla son buldu. Eylem kayýpsýz sona erdi.
SARIGAZÝ’DE YAZILAMA*
* Elimize posta yoluyla ulaþan bu yazýyý, haber niteliði taþýdýðýndan dolayý yayýnlýyoruz.
20
Mücadele Birliði Platformu
hem de gereksiz yere o yoldaþýn zamanýný almýþ oluruz. Oysa biraz çaba, araþtýrma yada danýþma ile sorunu biz çözersek o daha yetkin yoldaþýmýzýn kolektife katacaðý daha ileri bir çalýþmaya dolaylý katkýmýz olur. Sorunu devretmek gibi, vazgeçmek, üstünkörü geçiþtirmek ya da bahane üretmek bize de kolektife de tahmin edemeyeceðimiz zararlar verebilir. Belki koþturmalar sýrasýnda o iþi herkes unutacaktýr. Ama daha sonra karþýmýza çýktýðýnda onarýlmaz olmanýn sorumlusu biz olacaðýz. Bu nedenle iþi sonuna kadar takip etmek de bir o kadar önemlidir. Ýþe giriþmek, planlamak, çýkýþ yollarý aramak, emin olamýyorsak danýþmak her zaman daha geliþtirici olacaktýr. Hem bizim açýmýzdan hem de kolektif açýsýndan.
ÖRGÜTLÜ DÜÞÜNMEK Kolektif mülkiyeti istemek yetmez buna uygun kültürü geliþtirmeyi gerektirir. Burjuva kültürün dayattýðý bireycilik yerini kolektivizme býrakmak zorunda.Özel mülkiyet bencillikte çürürken, toplumsal mülkiyet kolektif düþünce ve davranýþta yükselecektir. Bugün burjuvazi her alanda kendi kültürünü emekçilere pompalýyor. Aileler, eðitim kurumlarý, yasalar, televizyonlar ve tüm yayýn organlarý… Devrimciler sadece devletin kolluk güçleriyle, sivil faþist örgütlenmeleriyle deðil ayný zamanda bu ideolojik saldýrýyla da mücadele etmek zorundalar. Bu yazýmýzda “çalýþmalarýmýzda yeniyi yaratýrken nasýl düþünmeli ve nasýl davranmalýyýz” sorusunu tartýþacaðýz.
Kaynak-Olanak Yaratmak
Ýþi Yapmak Yerine Örgütlemek Her kadro her iþe gönüllülükle kendisini adayacaktýr. Ama daha önemlisi çevremizdeki olanaklarý, insanlarý iþe katmak, öðretmek dolayýsýyla iþi örgütlemektir. Böylece bizim iþimiz kolaylaþmakla kalmaz çevremizdeki iliþkilerimize kolektif davranmayý, kolektif düþünmeyi öðretmiþ oluruz. Üstelik çevremizdekiler deðer verildiklerini, önemsendiklerini görür kolektif çalýþmanýn hazzýný alýrlar. Biz de böylece bireysel düþünme/davranma yerine örgütlü düþünme/davranma alýþkanlýðý geliþtiririz. Yetkin olduðumuz her konuda baþkalarýný da yetkinleþtirmek bizim en önemli görevimiz. Bazen iþi tek baþýna yapmak ayný zamanda baþkalarýna da öðretmekten daha pratik gelebilir ancak bu þekilde eksikliðimizle altüst olacak bir “ben olmadan olmaz” düzeni yaratmýþ oluruz. Bu durum uzun vadede hiç de pratik olmayacaktýr. Ýþi örgütlemek demek, iþi baþkalarýna verip kurtulmak deðil, aksine pratikte iþin içinde bulunmaktýr. Kolektifte kiþisel baþarý yoktur. Kolektif baþarý ya da baþarýsýzlýk vardýr. Ýþi yaptýðýmýz kolektif bir þey kazanmýþ olur ama iþi örgütlediðimizde çok þey kazanacaktýr. Sadece büyük iþlerde deðil, karþýlaþtýðýmýz en basit iþi yaparken bile yanýmýza en az bir kiþiyi almalýyýz. Yeni iliþkiler ancak böyle harekete geçirilebilir.
Bir iþe giriþirken “hangi olanaklardan yararlanabilirim” diye düþünmek yerine, “bu iþ için hangi olanaklarý harekete geçirmeli, hangi yeni olanaklarý yaratmalýyým” diye düþünmek gerekir. Zaten kazanýlmýþ, elimizdeki hazýr olanaklarý kullanmak tüketimi; yeni olanaklarý kolektife katmak üretimi getirir. Hiçbir kaynak sýnýrsýz deðildir. Gelecekte karþýlaþabileceðimiz sýkýntýlar için sürekli kaynak arayýþýnda olmak, karþýlaþtýðýmýz her durumda yeni malzeme, insan, iþ yada baþka bir fýrsatý kolektife nasýl katabileceðimiz konusunda kafa yormak kolektif düþünmenin göstergesidir. Örneðin bir yakýnýmýzda fotoðraf makinesi, VCD, video kamerasý vb. bir malzemeyi gördüðümüzde bunu olasý bir durumda kullanmak için önceden konuþmak gerekir. Hatta bu malzeme bizim alanýmýz için deðil bir baþka alan için gerekli olabilir kaygýsýný da taþýmalýyýz. BuraAlan Fetiþizmine Düþmemek daki örnek bugün bir malzeme iken yarýn bir insan baþka bir Hangi alanda olursak olalým o alanýn kolektifin bir parçasý gün özel bir beceri sahibi bir kiþi, iþ, maddi olanak ya da ev oolduðunu unutmamalýyýz. Ancak bütün kolektif uyum içinde labilir. Örgütlü düþünen her kadro çevredeki her türlü olanaðý sürekli deðerlendirir ve kolektife nasýl kazanacaðý yönünde ça- çalýþýrsa baþarý mümkündür. Baþka bir alanýn yaþadýðý eksiklik bizim de eksikliklerimize yol açacaktýr. Bunun için bir iþi yaba sarf eder. parken, alanýmýzýn ihtiyaçlarýný karþýlarken diðer alanlarý da gözetmeli, hatta bazen öncelik tanýmalýyýz. Ayný þekilde alanýSorunlar Karþýsýnda Ýnatçý Olmak Çalýþmalarýmýz sýrasýnda herhangi bir iþ yada sorunla kar- mýzda gerçekleþtireceðimiz bir baþarý ya da baþarýsýzlýðýn da þýlaþtýðýmýzda sorunu çözmenin yollarýný araþtýrmalý iþi sahip- kolektife mal olacaðýný onu yüceltecek ya da geri düþüreceðini lenmeliyiz. Bu davranýþ kendimizi geliþtirmemiz için olmazsa asla unutmamalýyýz. Kendi alanýna hakim olmak, benimsemek ne kadar güzelse onu tüm çalýþmalarýn önünde görmek o kadar olmaz bir kural olmalýdýr. Bu iþi daha iyi çözebileceðini düyanlýþtýr. Bu bazen kendi alanýnýn dýþýndaki alanlara ilgisizlik þündüðümüz en yakýnýmýzdaki daha deneyimli gördüðümüz ve hatta giderek yabancýlaþmaya neden olmaktadýr. Kimi zabir yoldaþa devretmek hem bizim geliþimimize engel olur,
21
man sosyalist yarýþma, baþka alanda sadece baþarý/baþarýsýzlýk kriterleriyle ilgilenmeyle karýþtýrýlmaktadýr.
Ýþin Her Yönüne Hakim Olmak Karþýmýza bir iþ ya da sorun çýktýðýnda sadece bize düþtüðünü düþündüðümüz kýsmýný yapýp iþi býrakmamalý tüm yönleriyle deðerlendirmeliyiz. Baþkalarýnýn adým adým ne yapacaðýmýzý söylemesini beklemek yerine yapabileceðimiz, katabileceðimiz baþka bir þeyin olup olmadýðýný düþünmeliyiz. Kendimizde, her alana iliþkin sorumluluk hissetmeliyiz. Sadece bize söyleneni deðil, söylenmemiþ olanlarý da, yapýlmasý gerektiðini düþündüðümüz her þeyi zamanýmýz ve planlamalarýmýz elverdiðince yapmalýyýz. Nasýlsa birileri düþünür, ben bana söyleneni yapayým da üzerimden sorumluluk gitsin, ben bilmiyorum yapamam demek kolektif deðil bireysel düþünmenin sonucudur. Önemli olan bizim bir þekilde eleþtirilerden kendimizi kurtarmamýz, baþarýsýz duruma düþmememiz deðil kolektif baþarýdýr. Bulunduðumuz alaný, yaptýðýmýz iþi, karþýlaþtýðýmýz sorunu sonuca ulaþtýrýrken çok yönlü deðerlendirebilmek için kendimizi sürekli geliþtirmeli, giriþken olmalý ve daha önceki sonuçlarý deðerlendirmeliyiz.
Örgütlü Düþünmek Planlý Yaþamakla Mümkündür
leþtirilere verdiðimiz tepkilerle býktýrabiliriz. Bu durumda kazanýmda deðil büyük bir kayýptayýz demektir. Dönüþümümüz için en önemli aracý kaybederiz. Eleþtiri yanlýþ, haksýz ya da eleþtiri biçimi yýkýcý olabilir. Önce bu durumu çözümlemek, deðerlendirmek ya da daha fazla açýklama istemek daha yapýcý olacaktýr. Eleþtiriye eleþtiri ile cevap vermek, önemsememek, tavýr almak, bahaneler sýralamak komünist olma yolundaki bir kiþiye deðil, kendi egosunu kurtarmaya çalýþan bir kiþiye yakýþýr. Eleþtiren kiþi de eleþtireceði kiþide nelere yol açacaðýný hesaplamalýdýr. Eleþtiri tarzýmýz sürekli tepki doðuruyorsa, yapýcý olmaktan çok yýkýcý oluyorsa ya da yol göstermiyorsa tarzýmýzý düzeltmeliyiz. Bir komünist her konuda adil olmalýdýr. Küçük bir hatayý aðýr bir biçimde yargýlamak ya da çok önemli bir hatada yeterince uyarýcý olmamak zararlý sonuçlar doðurabilir. Eleþtiri dili kadar deðiþim için zaman vermek ve takip etmek de önemlidir. Eðer eleþtirimiz tepkiyle karþýlanýyorsa yada eleþtiri-özeleþtiri mekanizmasý bir þekilde yýprandýysa eleþtiri konusundan önce eleþtiri-özeleþtiri üzerine tartýþmalýyýz. Eleþtiriden vazgeçmemeli, dönüþümümüzün önemli aracý olan eleþtiriyi sürekli iþler hale getirmeliyiz. Yoldaþlar arasý eleþtiri ikna yöntemine dayanmalýdýr.
Okumak, Araþtýrmak, Tartýþmak
Geliþmeyen her þey çürümeye mahkumdur. Kendimizi Bazen günlük iþlerin yoðunluðu bizim günün akýþýna ken- geliþtirerek ancak kolektif için yararlý bir insan olabiliriz. Günün koþturmacasý içinde eriyip gitmemek için planlý yaþamak dimizi kaptýrmamýza neden olabilir. Ancak önümüzde kýsa ve zorundayýz. Her devrimci okumak araþtýrmak ve tartýþmak iuzun vadeli planlarýmýz yoksa bu akýþa kendimizi kaptýrmaçin hem kendisine, hem de çevresindekilere zaman yaratmalýmýz iþten bile deðildir. Geliþmelere hakim olmak istiyorsak plan yapmalý, zamaný iyi kullanmalýyýz. Plan yapmayan kiþi ö- dýr. Yoldaþlarýmýzýn iþlerini paylaþarak onlara okumak ve kendilerini geliþtirmek için olanak tanýmalýyýz. Birbirimizi bu konüne iþ çýktýðýnda onu yapar ve somut bir iþ olmadýðýnda da nuda denetlemeli, motive etmeli, eleþtirmeliyiz. Her geliþim zaman öldürür. Oysa plan yapanýn o gün zaman uygun olmakolektif birikime katkýdýr. Eksiklerimiz elbette hiç bitmeyedýysa bile boþ kaldýðý zamaný dolduracaðý bir iþi vardýr. Gerçekleþtireceði bir projesi, katacaðý yeni olanaklarý vardýr. Plan- cektir. Bir komünist hiçbir konuda ‘bu beni ilgilendirmez’ dilý yaþamayan örgütlü düþünemez. Planlama, günün her dakika- ye düþünmez. Bugün önemsemediðimiz bir konu yarýn hayati sýný planlamak deðildir. Genel hatlarýyla günün planlanmasýdýr. bir konu olabilir. Örgütlü düþünmek, her konuda bir örgüt gibi düþünebilBu, zamanýn iyi planlanmasýný ve verimli olmayý getirecektir. mektir. Bu da ancak bir maestro titizliðiyle baþarýlabilecek bir Örgütlü, yani kolektif düþünen birisi, gününü kolektifin ihtiþeydir. Nasýl ki bir maestro (orkestra yöneticisi) yaçlarýna göre planlamak, zamanýný en iyi bir eserin bütününe hakimse ve yarý þekilde deðerlendirmek zorundadýr. Geliþmeyen her þey ayrý her enstrümaný nasýl tanýyor, Eleþtiriye Açýk Olçürümeye mahkumdur. Kendimizi hangisinin nerede hangi sesi vermesi gerektiðini biliyor mak geliþtirerek ancak kolektif için yararlý bir insan ve bir aksama olduðunEn yetersiz görlabiliriz. Günün koþturmacasý içinde eriyip gitmemek da nasýl hemen farkýdüðümüz kiþinin biçin planlý yaþamak zorundayýz. Her devrimci okumak na varýyor ve eserin le bize bir þeyler araþtýrmak ve tartýþmak için hem kendisine, hem de akýcýlýðýný bozmakatabileceðini uçevresindekilere zaman yaratmalýdýr. Yoldaþlarýmýzýn iþlerini masýný saðlýyorsa nutmamalýyýz. Ebir kolektifin tüm leþtiri bize dýþarpaylaþarak onlara okumak ve kendilerini geliþtirmek için dan bakabilen bir olanak tanýmalýyýz. Birbirimizi bu konuda denetlemeli, motive parçalarý da ayný dostun geliþimimietmeli, eleþtirmeliyiz. Her geliþim kolektif birikime katkýdýr. duyarlýlýða sahip olmalýdýrlar. Amaç, eze katkýda bulunma Eksiklerimiz elbette hiç bitmeyecektir. Bir komünist seri mükemmelleþtirçabasýdýr. Yoldaþlar hiçbir konuda ‘bu beni ilgilendirmez’ diye mek olmalýdýr. Kolektifin arasýnda ise bu çaba tüm parçalarý, büyük bir sodaha yüksek amaçlar içindüþünmez. Bugün önemsemediðimiz bir konu rumluluk bilinciyle bunun için dir. Eleþtiriler belki bertaraf eyarýn hayati bir konu olabilir. çalýþmalýdýrlar. dilebilir ya da etrafýmýzdakileri e-
22
Bir Sýra Neferi:
TURAN DEMÝR Devrime adanmýþ her yaþam, bir kavga çaðrýsýdýr. Yükseklerde dalgalanan bir bayrak… Ve ölümsüzlüðe atýlmýþ bir adým. Ýþte bu yaþamlardan biridir Turan yoldaþ. Tokat’ta öðrenciyken THKO-MB saflarýnda mücadeleye atýldý. Öðrenci ve genç olmasýnýn avantajlarýndan yararlanan yoldaþ hem okulda, hem de oturduðu çevrelerde çalýþmalarýný devam ettirerek GEB faaliyetlerine katýldý. Ýlk mücadeleye atýldýðý THKO-MB’de militan olarak çalýþmalarýný sürdürdü. TKEP’in kurulmasýyla birlikte parti üyesi olarak mücadelesini devam ettirdi. 12 Eylül faþist darbesinin aðýr koþullarý altýnda Tokat’ta örgütlü faaliyetlerini sürdürdü.Çalýþma alanlarýnýn daralmasý nedeniyle; kýrsal alanda çalýþmaya baþlayan Turan Demir bu alanda kýsa bir süre çalýþtýktan sonra Ortadoðu’ya gider.Buradaki Filistin eðitim kampýnda askeri eðitim alan yoldaþ Parti Eðitim Örgütü (PEÖ) üyesidir. 1985’de Türkiye’ye döner ve Ýstanbul’daki çalýþmalarýna baþlar. Yaþamýn her aný eylem olan yoldaþ, bu uzun yürüyüþte üzerine düþen tüm sorumluluklarý en iyi þekilde yerine ge-
tirmeye çalýþtý. 24 Ocak 1990 tarihinde Kocamustafapaþa’da gerçekleþtirilen bir kamulaþtýrma eyleminde polisle girdiði çatýþmada ölümsüzleþti. Komünistlerin cenazelerinden bile korkan devlet, yoldaþýn cenazesini kaçýrarak kimsesizler mezarlýðýna götürdü. Yaþamýný hiç tereddüt etmeden devrime adamýþ binlerce devrimci-komünistten yalnýzca biri Turan yoldaþ… Bayraðý devraldý ve kendisinden bayraðý devralacak yoldaþlarýna komünizme adanmýþ bir yaþamýn güzel örneklerinden birini býraktý… Anýsý sonsuza kadar mücadelemizde yaþayacak!
SIRA NEFERÝ O ne önde Ne arkada Sýrada, sýramýzdaydý Ve yanýndakinin kanlý baþý Onun omzuna eðilince Ona sýra gelince Sayýsýný saydý Söz istemez Yaþlý göz istemez Çelenk melenk lazým deðil Susun Susun! Sýra neferi uyusun. Nazým HÝKMET 23