S n f bilinci önemli!
“Al nterimle Buraday m” piknikleri Sayfa 11
Bir film: Eve Dönüş
Sayfa 8
Sayfa 10
Yaflanacak
Dünya AYLIK GAZETE • SAYI 35
www.yasanacakdunya.net • info@yasanacakdunya.net
“Hayatta sadece Kiral k Anne olmay başarabildim” Sayfa 7
Dünyay› istiyoruz, k›r›nt› de¤il !..
Temmuz 2007
Dünyanın çivisi ç.kart.l.yor!
Yeni göç politikalar
Sistemin uyum ya da uyumsuzluk kriterleri “kalifiye işgücü” istihdam ihti- gündeme getirilmektedir. kalifiye iflgücü ihtiyac› üzerinden belirleniyor. yac n göçmen emeği üzerinden karş lamak. “Uyumsuzluk” Koçbaş Almanya-Fransa da “uyum” da bunun üzerinden
Bugün yeni göç politikalar oluşturulurken sistem iki temel uygulama üzerinden hareket etmektedir. Birincisi on y llard r buralarda olan kuşaklar eskitmiş devasa bir göçmen kitlenin “vas fl işgücü” kriterlerine uymayanlar n n tasfiye edilmesi. Değişen üretim organizasyonlar n n h z na yan t vermeyen “istihdam d ş ” görülenlerden kurtulman n yollar n açmak. Bu belli bir yaş s n r na gelmişler aç s ndan da böyle, burada doğmuş büyümüşler aç s ndan da böyledir. İkincisi ise resmi rakamlarla 3 milyon olarak aç klad klar
Yeni göç yasas Almanya’da 15 Temmuz’da uygulamaya geçecek. Yasada evlilik yoluyla Almanya’ya gelecek kişinin Almanca bilmesi koşulu var. Konsolosluklarda insanlar uygulanan dil s nav n başar yla geçebilirlerse evlenmeye hak kazanacaklar. Böylece dil bilmeyenin aile birleşimi yapma şans yok. Birçok eyalet yeni yasaya dayanarak “vatandaşl k kursu” uygulamas na başvuracak. “Vatandaşl k kursu”nu tamamlayamayanlar bu haktan yararlanamaya- 3.sf’da caklar.
Onlara ağ t yakmayal m!
Yaşanacak
Dünya’dan Onlar.n “seçilmiş”i olmayal.m! “Yaz geldi, tatildeyiz” demiyor onlar. Ard ard na yeni sald r yasalar ç kar yorlar. İşte Almanya’daki, Fransa’daki son göç yasalar ! Onlar merkezi sald r kararlar n n al nd ğ toplant lar nda tüm dünya emekçileri gibi, biz göçmenleri de masaya yat r yorlar. Sistemin çat s G8’de küresel s nmay bile yeni göç tehlikesi çerçevesinde ele al p, bir güvenlik politikas geliştirmeye çal şt lar. Var olan sald rganl ğ n dozunu yükseltecek merkezi politikalar belirlediler. Sermayenin ihtiyaçlar bunu gerektiriyor! Dünyan n haritalar ile birlikte, gelinen noktada eski ve al ş lm ş olan tüm değer sistemlerinin kökten bir dönüşüme zorlanarak, emperyalist kapitalizmin şimdiki ihtiyaçlar na göre yeniden oluşturmaya çal ş ld ğ bir dönem bu. Göç politikalar ise bunlar n baş nda geliyor.
“Seçilmiş …” Bir zamanlar kendi ihtiyaçlar na göre bizzat kendilerinin oluşturduklar ama şimdiki ihtiyaçlar na yan t vermeyen her şeyi elden geçiriyorlar. Devam üçüncü sayfada
ABD’nin Irak işgalinin yaratt ğ toplumsal trajedilerden birini izliyoruz her gün TV ekranlar ndan! “Demokrasi götürmek” iddias ile işgal edilen ülke şimdi gerçek bir mezbahaneye dönüştü! Kardeş halklar n birbirine boğazlat ld klar , günlük ölüm bilançosunun bile tespit edilemediği, rüzgar n n bile ölüm koktuğu bir ülke… Hapishanelerine doldurulmuş say s z kad n ve erkeğine ABD resmi vizesi ile alçakça işkenceler yap lan kanayan bir bedene benziyor… Bu bedenin en ağulu ac s savaş n öksüz b rakt ğ kimsesiz çocuklardan yükselen sessiz bir ç ğl k oluyor! Nefesinde taş d ğ açl ğ , ölümü, her türlü yoksunluğu kavurucu bir yal mla yüzümüze yüzümüze üfleyen kanat c , derin, sessiz bir ç ğl k onlar… İşgalle birlikte say lar başdöndürücü bir art şla hesap bile edilemeyen yetim çocuklar n tahminen 3 ila 4 milyon aras nda değişen devasa bir trajedi yumağ olduğu söyleniyor. En son bunlardan 24’ünün insan allak bullak eden görüntüleri ile kanat ld insanl k damar m z … En dibinden! Onlar 24 engelli öksüz çocuktu! 4.sf’da
dahi geriye doğru çözülmeleri art ran bir rol oynuyor. Katlanarak büyüyen sorunlar n sarmal bütün ayr nt larda etkilerini daha fazla göstermeye başlad . Bindik bir alamete ama gitmeyeceğiz k yamete!
Yaşam m z kesen iki zirve Dünyan n çivisini ç kartmaya soyunanlar ve onun içinde yaşayanlar n can na okuyanlar Haziran ay nda iki zirve yapt lar. Biri bu barbarl k düzeninin çat s G8, diğeri AB! G8’de kan üzerine kurduklar saltanatlar n nas l büyüteceklerini, paylaşt klar -paylaşamad klar dünya üzerinden tart şt lar. “Biz ‘Genişletilmiş Ortadoğu’ ve onu çevreleyen bölgelerde at koştururken, Çin başta olmak üzere ‘eşikteki ülkeler’ kendi ucuz iş gücüne basarak yükseliyor ve Afrika’y götürüyorlar ne yapacağ z” masaya yat rd lar. “Dünyay nas l Çinlileştiririz”i tart şt lar. K ta Afrika’s nda ve dünya coğrafyas nda daha fazla kan ve egemenlik sağlaman n koşullar na bakt lar. Zirveyi kuşatma alt na alan sistem karş tlar n n, kendilerine biriktirdiği öfkeyi enselerinde hissettiler ve bu öfkenin hedefinden kurtulman n yollar n arad lar.
AB bu merkezde al nan kararlara uygun bir konumlan ş sağlaman n koşullar n tart şt . Yaşad klar iç gerilimle birlikte, anayasa gibi izledikleri merkezi politikalar n yaratt ğ toplumsal patlama birikimini parçalaman n yöntemlerine bakt lar. İşlerinin kolay olmad ğ n , hiçbir şeyin eskisi gibi olmad ğ bu kesitte işçi ve emekçilerde biriken patlama dinamiklerinde gördüler.
Onlar dünyan n çivisini ç -
edilmek istenmesine karş öfke büyüyor. Avrupa’da, Asya’da, Ortadoğu’da, Latin Amerika’da ve tüm dünyada işçi ve emekçiler kendi geleceklerine sahip ç karak, kapitalist barbarl ğa karş mücadele seçeneğine daha fazla yak nlaş yorlar. Estirilen devlet terörüne, çizilen s n rlara rağmen G8’i kuşatma eylemlerinin etkinliği bunu gösterdi. Daha fazlas n umuyor, istiyor, bekliyorsak yaşanan süreçleri kendi d ş m zda görmeden kapitalist barbarl ğa ve onun sonuçlar na karş mücadele
kartmaya çal şadursunlar, işçi ve emekçiler, bizler dünyay ellerimizde tutmaya devam ediyoruz. Dünyada varolan tüm zenginliklerin yarat c s emek gücünün, kölelik koşullar na mahkum
etmenin koşullar na sar lmal , buna güç ve enerji katmal y z! Bizim için ikinci bir seçenek yok. Diğer seçenek dünyan n çivisini ç karanlara güç katmakt r ki buna itibar edemeyiz
Bizi bekleyen seçenek…
Grev “sosyal plan” ağ.na tak.ld.!
Yap›lan anlaflmayla çal›flma saatleri artt› ücretler düflürüdü...
Almanya’da yaklaş k 6 haftad r devam eden Telekom grevi 20 Haziran’da hizmetler sendikas Ver.di ile Telekom yönetiminin uzlaşt klar bir sosyal planla bitirildi! Grev tekel yönetiminin, 50 bin çal şan n Telekom’un servis hizmetleri veren T-Service isimli yan kuruluşuna kayd r lmas ve haftal k çal şma saatlerinin ücretler artt r lmadan 34 saatten, 38 saate ç kar lmas plan na karş başlam şt . Bu plana göre çal şma saatleri artarken, ücretler yükselmiyor, tersine çal şanlar n ceplerine giren para yüzde 11,76 oran nda düşüyordu. Bu durum işe yeni başlayanlar aç s ndan iki kat na ç k yordu. Ver.di ile Telekom yönetimi aras nda yap lan görüşmelerin 5. turunda Ver.di çal şanlar n yerinin değiştirilmesini kabul etmiş, ancak çal şma sürelerinin uzat lmas n reddettiği için görüşmeler kesilerek, greve gidilmişti. 10 y.l önce özelleştirilen Telekom (Şu anda hisseleri-
nin yüzde 35’i devlette) tarihinde bir ilk olan grev, 5 hafta boyunca genişleyerek sürdü. Tekel yönetiminin grev k r c l ğ yapacak olanlara 300 Euro rüşvet vermeyi teklif etmesine, greve gidecek işçilerin maaşlar nda kesinti yapmas na (ki bu Almanya tarihinde bir ilktir) rağmen grev onbinlerce işçinin kat l m ile genişledi. Bu yönleri ile anlaml bir içerik kazand . Telekom yönetimi süreç boyunca, “Rekabet edemediği, bu koşullarda hisselerini yabanc sermayeye açabileceği” tehdit ve gerekçelerini kulland . Rekabetin artt r lmas ise varolan sosyal kazan mlar n t rpanlanmas , çal şanlar n statü-
sünün iş güvencesi olmayan sözleşmeli personel statüsüne çekilmesinden geçiyor! İşsiz say s n n her geçen gün artt ğ Almanya’da, bu işsiz kitle Hartz IV yasalar ile düşük ücret ve sosyal haklardan soyundurulmuş koşullarda çal şmaya mahkum ediliyor. Telekom da bu olgu üzerinden yeni bir istihdam politikas geliştirmek istiyor, çal şma güvencesi olmayan, düşük ücrete mahkum bir statü oturtmaya çal ş yor. 5.sf’da
Deutschland: 2 € Nederland: 2,30 € Belgique: 2,20 €
Kavurucu s caklarla s n rl bir yaz geçirmiyoruz. Kapitalist dünyadaki kamplar n kaos ve çat şmay derinleştirmelerine, uluslar aras ilişkilerde ve tek tek ülkelerde iktidar ve güç kap şmalar n n keskinleşmesine tan k oluyoruz. Her yanda tam bir kapitalist barbarl k esintisi var. İşgal ve savaşlar, körüklenen iç çat şmalar, kendine kitle taban yaratan rkç hezeyanlar, her alanda emeğin kazan mlar n buldozer gibi ezmeye soyunan neoliberal sald rganl k… Alt üst olan doğa dengeleri! Bu çat şmal ve çalkant l süreç yaşamsal ihtiyaçlar da
Yaflanacak
Dünya 2
O
K
U
R
M
*** Evdeki hesab çarş ya uyduramay p gidemeyenlerimizde olacak memelkete. Gitmesi yasakl olanlar m zda. Burada farkl paylaş mlar oluşturman n koşullar n yaratacağ z hep birlikte. Tatil öncesi ç kard ğ m z son say m z ay n ilk değil son günlerinde ç kard k. Bu gazete çal şanlar m z n farkl yoğunluklar ndan kaynakland . Uluslararas. Otomotiv İşçileri Sempozyumu, G8’i kuşatma eylemleri, piknikler deken gazeteyi bir say atlayarak ç kard k.Bildiğiniz gibi gazetenin ç kart lmas na 2 ay ara vereceğiz. Gazetemiz ç kmayacak ama çal şmalar m z sürecek. Al.nterimle Buraday.m kampanyas gündemli farkl etkinlikler. Yaz kamp bunlardan baz lar olacak.
K
T
U
P
L
A
R
I
Sevgili Günlük...
Editörden Her çağ n verili üretim ve mülkiyet tarz o çağ n toplumsal ilişkilerini ve kültürünü belirler. Marx, bir buçuk as r önce “bireylerin yaşamlar n ortaya koyuş tarz , onlar n ne olduklar n çok kesin olarak yans t r” diyordu. Çünkü diyordu Marx, “onlar n ne olduklar , demek ki, onlar n üretimiyle, ne ürettiklerine uygun düştüğü kadar onu üretiş biçimlerine de uygun düşer. Demek ki, bireylerin ne olduklar , onlar n üretimlerinin maddi koşullar na bağl d r.” Zira üretim tarz bireylerin veya toplumlar n eylem tarzlar n , buna bağl olarak yaşam ve bilinçlerini belirler. Kültür, sanat, ideoloji de bu yaşama biçimlerini belirleyen üretim tarz n n bir yans mas d r. Tüm üretimleriniz bu yönde olsun dileğiyle yine merhaba ! « Malum önümüz yaz » demeye daha kalmadan yaz başlad . Beraberinde s cak kavram olmaktan ç k p yaşam n bir parças oldu. « Küresel .s.nma » ise yine gündemimiz. Konuşmaktan çok art k çok şey yaşayacağ z gibi gözüküyor. Buna dair küçük bir dipnot düşelim. Hem bilgi hemde neler yap labilir konusunda internet üzerinden yürütülen kampanyalara bir göz atmaya ne dersiniz ! http://www.kyotoyuimzala.com Gazetemiz belki elinize ulaşmadan çoğunuz valizi haz rlam ş, yol program n z oluşturmuş memlekete gözleri, düşleri, odakland rm ş göreceklerinizle yaşayacaklar n z n hayalini kurmuş olacaks n z. Bir çoğunuz daha kolay nas l gidilebilir, Türkiye’de rahat etme yönünde önlemler dizisi almaya başlam şs n zd r. Bir yol hayalini bizde sizinle paylaşal m istedik. Evet zaman k s tl bu nedenle hiç tercih etmediğim o lanet uçağa binip İstanbul’a uçmal y m. Ama sadece bu kadar bu rahatl k gerisi benim için çekilmesi rahat bir « çile ». Valiz olmamal . Birkaç kullanacağ m şeyle doldurulmuş bir s rt çantas , bir kitap ve müzik mutlaka olmal . Havaalan nda indik diyelim. Metroya atlay p gitmekte var, ilk soru « neden ben hep köstebek olmal.y.m ki ». Yooo mutlaka otobüs. İnsanlar birbirini itmeli, insanlar aras nda itiş kak şla arkaya ilerlemeliyim. Yollar görmeliyim. O yollar duruyor mu ? Elbette duruyordur, etraf mutlaka değişmiştir! Yüksek binalar, alt geçitler, şehri görmeden geçtiğimiz yollar ama alan b rak lmasada rondpuan n ortas nda mangal yakan biriyle de mutlaka karş laşmal y m. Haliç’ten geçmeli eskisi gibi kokuyormudur! O koku özlenir mi! Derken Eminönü, şimdi maviliklerde kaybolmal y m. Otobüs beklemeliyim saatinde mutlaka gelmeyen. Dolmuşa binmeliyim, memleketim insan bağ rmal « bir iki Topkap. ». Yolda tan d k görmeliyim, parklarda dolaşmal y m baş boş, ilk gördüğüm kahvenin sandelyesini bir keyifle çekip « bir demli çay » demeliyim. O anda bir yaz yağmuru yağmal , toprak kokmal her yan. Yan taraftan çiçekleri önüme yaprak döken bir akasya ağac olmal . O yapraklar saçlar m n aras ndan ç karmak için didinmeliyim. Kalanlarla yine yollara düşmeliyim. Derken İstanbul sevgisini yüreğime çektikten sonra memleket say lmayan o geçici durağ otogarda bir otobüse atlayarak terketmeliyim. Otobüs ilk mola yerinde durduğunda sigaray yakmal , gecenin kokusunu içime çekmeliyim. Sabah erkenden düşmeliyim memleket gar na oradan eve giden dolmuşlara koşturmal y m. Derken saat 10 civar olmal , annem kap da güllerini ve yaz çiçeklerini sulamal . Bir an su bakrac düşmeli elinden o ellerle sar lmal boynuma. Dünyan n tüm gülleri baş mdan ayağ ma sevgiyle ini verse… Ama ben burada olacağ m. Size iyi yolculuklar. Dönüşte görüşmek dileğiyle!
E
Yaz yazmay öğrenmek, her şeyden önce düşünmeyi öğrenmektir.
Zor iş, zaman nda yapmam z gereken fakat yapmad ğ m z kolay işlerin birikmesiyle meydana gelir.
İyi ağaç kolay yetişmez; rüzgar ne denli güçlü eserse, ağaç da o denli sağlam olur.
Yüzünü güneşe çeviren insan, gölge görmez.
Yaz, yağmurlarla ve s caklarla iç içe geçerek geldi. K ş n soğuktan, yaz n s caktan bunalan inşaat işçilerinden biri olarak iklim değişikliğini bile düşünmek istemiyorum. Bu yaz n s cak geçeceği yönündeki haberleri duydukça kötü oluyorum. Bu s cakl ğ n yan nda yaza G8 zirvesinin yap lacağ Almanya’ya giderek başlang ç yapt m. 16 saati bulan yolculuğun epey bir maceras oldu. Pasaportumu hala alamam ş olman n s k nt s yla, diğer cebimde kimliğimle yola koyuldum. Yol boyunca herhangi bir kontrolde bunu bahane edip geri göndermelerinden yaşad ğ m tedirginlik epey stres yaratt . Çünkü bu benim için önem-
liydi. G8 karş t eylemlerde bulunmak benim için bir ilkti. Bunun s radan bir bahaneyle engellenmesini kabullenemiyordum. Tüm bu stresle kazas z belas z eylem yerine vard m.
Şimdi taşlar… Muhteşem bir gündü. Her ülkeden, ulustan G8 karş t yla birlikte art k yürüyorduk. Bu renk cümbüşü aras nda alana yaklaşt ğ m zda yeni bir evreye girmişti her şey. Şimdi taşlar, sopalar, şişeler uçuşuyordu. Bir taraftan polis sald r yor ama diğer taraftan direnenler aras ndayd m. Benim için büyük bir keyifti. Art k kollar m iş yerindeki herhangi bir el değil kendi
haklar için taş atanlar aras ndayd . Yağmur ya da s cak fark etmiyordu çünkü bizim havam z başkayd art k. Geriye dönerken gelişin stresi bitmiş, eyleme kat lman n keyfi hakim. Art k çekilmez gelen 16 saatlik yolculuk eylem
an lar yla doldu. Şimdi günlüğüme bunlar yazabilmek ise ayr bir keyif. S ra şimdi yaz s caklar yla boğuşmakta. Kendime keyifli anlar yaratmal y m değil mi?! İnşaat işçisi Taylan
İşte şimdi devrimciyim Stuttgart’ta 5. Uluslararas. Otomotiv İşçileri Toplant.s.’nda 22 ülkeden gelen işçiler, kendi ülkelerinin tan t m yaparken, aralar nda etkilendiğim uluslar da vard . O sahnedeki duruşlar yla salona kat klar o güzellikleriyle ve insana s cak yaklaş mlar yla beni ve benim gibi diğerlerini de etkilemişlerdi. Her şeyden ötesi, hayat mda ilk defa bu kadar mutlu olmuştum çünkü her ulustan işçiler vard . Dünya proleterlerinin aras nda olmam benim aç mdan çok iyiydi. Benim gibi birçoğu için de iyi olduğunu düşünüyorum. Köln’de böylesi bir platformda yer ald ğ mdan dolay sevinçliyim. Hem benim için hem de “büyük ailem” için anlaml ve yap lmas gerekilen bir şeydi. Gerektiğinden dolay ben bunu isteyerek ve severek yapt m. Bu toplant da kendimi buldum Dünya işçilerini ve emekçilerini bir arada görmek beni çok duyguland rm şt ve mutlu etmişti. Yeri geldi ağlad m ve üzüldüm. İşte ben bu toplant da kendimi buldum ve anlad m. Arkadaşlar m bana benliğimi gösterdiler. Uluslar aras toplant s nda kendimi buldum. Evet arkadaşlar, ben de bir
aralar Ford işçisiydim. Ben de işçiydim ama nas l bir işçiydim? Ezilen, hakk yenilen, köle olarak görülen, aşağ lanan bir işçiydim. Bunlara rağmen korkak ve sesini ç karmayan bir işçiydim. Ondan dolay böylesi bir platformda yer ald ğ mdan dolay
ye’de mücadeleni vermelisin” gibi bir çağr yap yordu bana sanki. Onun sunumunu dinledikten sonra aşağ inip stand n baş nda durdum. Molalarda ben ve bir İngilizce bilenen arkadaş m, broşürün ikinci sayfas na kendileri için birkaç güzel kelimeyle birlikte
mutluyum, benliğimi kazand m. İşte şimdi işçiyim işte şimdi devrimciyim ben. Türkiye’den gelen yoldaş n o sahnede duruşu beni daha çok etkilemişti, bana sanki bir çağr yap yordu o duruşuyla. “Sen Türki-
e-mail adresimizi ve telefon numaralar m z yaz p, d ş ülkelerden gelen işçilerle kontakta olmak için hediye veriyorduk. Bu hem onlar sevindiriyordu hem de bizleri. Kendileri de bizlere numara-
lar n ve e-mail adreslerini veriyorlard ve böylelikle ilişki yakalam ş oluyorduk.Böylesi ilişkilere ihtiyac m z vard . İleriki zamanlarda bu tür ilişkinin laz m olduğunu düşündüğüm için severek, İngilizcem olmasa da ilişki yakalaman n peşine koşuyordum.İngilizce öğrenmeliyim!Şimdi bir şeyleri daha iyi anlamaya başlad m. Evet, çok güzeldi çok duyguland ğ m söyleyebilirim sizlere. Filipinli işçilerle röportaj yapt ğ m zda çok heyecanl yd m. Filipinli işçi çal şma koşullar n anlatt ğ nda ben de çok heyecanl bir şekilde dinleme pozisyonuna geçip can kulağ yla onu dinledim. İngilizce öğrenmem gerektiğini çok iyi anlad m. Eksiklerimden birisinin bu olduğunun fark na vard m. En güzeli şu idi; diğer uluslar n işçilerinden öğrenmek istediklerimi İngilizce bilen arkadaş ma aktar p, onun da sohbet etmek istediğim isçiye aktarmas yla birlikte sohbetler yapt k. Çok anlaml bir toplant yd bizim için. Keşke Köln’deki diğer genç arkadaşlarda bu toplant da olsalard … Hewalo
‘F’üreti-Yorum Japon kalesi turnuvas Başar yolunda sürat, isteğin şiddeti kadard r.
Art k çevreci ev de var!.. Küresel s nman n oluşturduğu toplumsal duyarl l k da kapitalist üretime pazar açacak şekilde kullan l yor. Çevreye duyarl otomobiller, çevreye duyarl yak t, çevreye duyarl bilmem ne… Liste uzat labilir. İyi hoş da ne hikmetse sadece sanayi ve bir bütün olarak kapitalist üretim çevreye duyarl laşm yor! Duyarl l k tüketim alan ndan bekleniyor! Bu duyarl kl klardan biri de İngiltere’de tasarlanan çevreye duyarl konut modeli olarak yans d . İrlandal. Kingspan şirketinin tasarlad ğ model çevreye sald ğ asgari CO2 ile 2016’ya kadar bu ülkedeki tüm evlere uyarlanacak. Sürdürülebilir Konut Yasas.’na uyan ilk ev olan iki odal konutun s kayb , standard bir yeni evden üçte iki oran nda düşük. S cak su ve elektrik üretmek için geniş panelleri, çevreci s sistemi ve yağmur suyu toplay c s gibi kendine yeterli ayg tlar bulunuyor. Yak t olarak çevrede yetişen bitkileri ve hayvan at klar n kullanan çevreci s sistemine sahip evin havaya sald ğ eser miktardaki CO2 miktar , çevrede yetişen ekinlerin absorbe etmesiyle “s f r emisyona” denk geliyor. At k sistemi de, bu at klar n enerji üretiminde yak t olarak kullan lmas n sağl yor. Böyle bir eve sahip olmak istemez miydik? Her şeyin kar ve egemenliğe odakland ğ bir sistemde herkesin bu evden yararlanmas n düşünmek safl k olur. Yine de bu gelişme düzeyi ile birlikte kar ve egemenlik güdüsünün ortadan kald r ld ğ n düşündüğümüzde yaşam ne kadar kolaylaş r değil mi? Mucit
Merhabalar; 1 May.s’ta yasad ş slogan att ğ m z gerekçesiyle 22 May.s’ta 6 arkadaş m zla birlikte tutuklanarak Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi’ne getirildik. Getirilmemizle birlikte bize “hoşgeldiniz partisi” düzenlediler. Onursuz ve insanl k d ş aramaya karş ç kt ğ m z için 8-10 tane gardiyan zorla üstümüzü ç kard lar. Tabii bir taraftan da tekme, tokat ve yumruklar atarak üst aramas n gerçekleştirdiler.İlk geldiğimiz gün Burhan arkadaşla birlikte C Blok 74 nolu hücreye konulduk. Ertesi gün gözalt süresiyle beraber üçüncü günümüz, biraz hücreyi tan yal m dedik. Sabah 8’de say m oluyormuş. Gelip havaland rma kap s n açt lar, biz de ihtiyaçlar m z söyledik. Özellikle suyumuz yoktu ve çok susam şt k. Bize verilen cevapta (bu arada sular akm yor) su için kantine dilekçe yazmam z gerektiği söylendi. Ama biz yeni geldiğimiz için kalem, kağ t vs olmad ğ söyledik. “O zaman bekleyeceksiniz” denilerek gidildi. Daha sonra yan m za kim geldiyse ayn şekilde yemek, su, k yafet vs konular n söyledik ama onlar da ayn şekilde dilekçe yazmam z gerektiğini söylediler. Daha sonra avukat m z n gelmesiyle bir nebze de olsa temel olan ihtiyaçlar m z ancak akşama doğru karş layabildik. İlk iki günü Burhan arkadaşla birlikte geçirdik. Aç kças bol bol volta atmakla geçti çünkü elimize hiçbir kitap, dergi, gazete geçmiyordu.
Bu arada C Blok genelde adli ve bağ ms zlar n kald klar bir yer. Onlarla da bir türlü iletişime geçemedik. Üçüncü gün de bizimle birlikte tutuklanan Sami arkadaş geldi. Onun gelme-
siyle birlikte biraz cezaevi hakk nda bilgi ald k. Kald ğ m z blok hakk nda özellikle. Şimdi B Bloğa geçmek için uğraş yoruz. Bizler her geçen gün buraya daha da al ş yoruz. Şimdilik spor k yafetlerimiz olmad ğ için spor yapam yoruz. Ama şimdilik! Yar ndan itibaren spora ve düzenli okuma-tart şmalar m za başl yoruz. Üreti-Yorum için düşündüğümüz futbol turnuvas n biz burada yapacağ z. Gerçi biz onu ‘F’üreti-Yorum diye değiştirdik. ‘F’üreti-
Yorum Japon kalesi turnuvas. düzenleyeceğiz. Diğer hücredeki arkadaşlara da söyledik, şimdilik s cak bak yorlar bakal m, turnuva günü vazgeçmeseler iyi. Sanki “şam-
piyon sen olursun” dediğinizi duyar gibiyim. Tabii başka kim olacak. Ne de olsa bir sporcu geçmişimiz var dimi?.. Burhan arkadaş da kickboxla ilgileniyordu. O da bizi ‘spor yapt r yorum’ bahanesiyle arada dövüyor ama n’apal m şimdilik hocam z o, ona uymak zorunday z. O, “bir turnuva da ben yapay m” dedi ama biz “aman kals n şimdilik n’olur n’olmaz” dedik. “Sen şimdilik bizi döv, pardon bize spor yapt r” dedik yeterli. Gerisi zaten bu tarz şeylere biraz al ş kt r. Arkadaşlar mektubumuzun sonuna yaklaş rken kendinize çoook iyi bak n diyorum. Buradan Burhan ve Sami arkadaşlar n da selamlar var. Mektup biraz dağ n k oldu ama kusura bakmay n z art k. Buradan herkese yürek dolusu, kucak dolusu selamlar. Herkesi s ms k kucakl yoruz. Hoşçakal n, görüşmek üzere… Serhat AĞBABA Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi 27.05.2007
Yaflanacak
Dünya
AYLIK GAZETE
V.f.f.K.)’in yay›n› olarak Bu gazete, Verein für Freundschaft der Kulturen (V ç›kmaktad›r. Gazetemiz en az 2 euro ba¤›fl karfl›l›¤› verilmektedir. Yay›n sorumlusu Can A. Türkmen Merkez Büro: Lassallestr.54· 51065 Köln Telefon: +49-(0)221- 99 28 115 - 116 - 123 ‹nternet adresimiz: www.yasanacakdunya.net • e-Mail: info@yasanacakdunya.net Paris irtibat: e-mail: pydunya@hotmail.com • Berlin irtibat: ydberlin@yahoo.com • ‹sviçre irtibat: ydisviçre@yahoo.com
Yaflanacak
G Yaşanacak
Dünya’dan Onlar.n “seçilmiş”i olmayal.m! Sarkozy’nin göçmenler için kulland ğ “seçilmiş göçmen” kavram nda olduğu gibi, “seçilmiş…” kavramlar ile tan mlamak ve ona göre muamele etmek istiyorlar. “Seçilmiş …” olman n k stas her konuda onlar n ihtiyaçlar na göre belirlenmiş bir içerik kazan yor. Mesela göç sorununda kapitalist üretimin ihtiyaç duyduğu donan ma sahip işgücü oluyor. Sabit olan, emperyalist kapitalizmin yay lmac l ğ na, kar oranlar n artt rmas na, gelecek için yapt ğ planlara k lç k olabilecek her türlü girişimin, her türlü davran ş n, her türlü toplumsal gerçeğin düşman ilan edilmesidir! Hatta bir zamanlar yak n “dost” ilan ettikleri şimdinin düşman olurken, biz göçmenlerde olduğu gibi davul-zurnalarla karş lad klar da gelinen noktada ihtiyaçlar na yan t vermeyen “istihdam d ş nüfus” oluyoruz! Sarkozy’nin “seçilmiş göçmen” kavram n iyi anlamal y z. Üretimin yeni ihtiyaçlar na uygun gerekli donan ma sahip kalifiye işgücü! Gerisinin üzerine kalem çekilmelidir ona, onlara göre! Bu ayr m bizzat biz göçmenleri karş karş ya getirecek ya da ortak duruşumuzu daha baş ndan engelleyecek bir ayr md r. Şu anda dünyada yap lan tüm bu ölçülendirmenin temel amaçlar ndan ve sonuçlar ndan biridir bu.
“Tam bir onursuzlaşma” istiyorlar! Filistin’de yaşanan son gelişmeler bu aç dan ibret vericidir. On y llard r süren işgalle Gazze ve Bat. Şeria’ya s k şt r lm ş Filistin halk şimdi de kendi içinde Gazze ve Bat Şeria olarak parçalanm ş “iki ayr halk”, “iki ayr ülke” muamelesi görüyor. Yürütülen ulusal kurtuluş mücadelesini tüm ac lar ile birlikte hep beraber onurluca taş yan Filistin halk , şimdi Hamas’ n bölgesi, El Fetih’in bölgesi olarak birbirinin karş s na ç kar l yor, birbirleri ile savaşt r lmaya çal ş l yor! Bu öyle iğrenç bir oyun ki, aç ktan işbirliği yapan El Fetih’in bölgesine daha önce ilan edilen ambargo karar n da rafa kald r p ak l almayacak düzeyde “yard m” yağd r rlarken, Hamas’ n hakim olduğu Gazze’de yaşayan emekçiler başka şeylerin yan s ra ambargo k skac nda açl kla terbiye edilmeye çal ş l yor. Hamas kendilerinin bölgesel politikalar na uyum sağlayacağ n gösteren pek çok tavizde bulunmas na rağmen, bu hali ile bile “seçilmiş…” kategorisinin içine girmeyi başaramad ! Tam bir biad ve uyumdur onlar n istediği, tam bir onursuzlaşma! Irak’ta yaşanlar ise ortada… Göçmenler için yaz lan senaryolar n ruhu da bu anlay ştan beslenmektedir!
Emek vereceğiz Örnekler çoğalt labilir. Bugün dünyada olup biten her gelişmenin alt n kaz d ğ n zda karş n za bu ç kar. Fakat bu madalyonun bir de öbür yüzü vard r. Bu oyuna, onlar n belirledikleri “seçilmiş köle” kal b na “hay r” diyenlerin çizdikleri anlaml resimler var orda. Tüm dünya halklar aç s ndan olduğu gibi, biz göçmenler aç s ndan da bu madalyonun bütününü görmek ve anlaml yüzünün bir parças olmak en başta emekçi onurumuza sahip ç kmakt r. Bunu yapmad ğ m zda sonumuz işçi-işsiz, yerliyabanc , kalifiye-düz gibi pek çok ayr m üzerinden k şk rt lacak emekçiler aras kap şman n girdab nda s n f kardeşini ezen bir onursuzlaşma ve köle sahiplerine biad olacakt r. Biz Yaşanacak Dünya olarak “tatilde” olmayacağ z. Madalyonun o anlaml yüzüne yeni resimler eklemek için emek vereceğiz. Kampanyam z size taş man n, sizinle bütünleştirmenin tarihsel önemini ve anlam n bilerek…
Ü
N
D
E
Güç kazanan rkç hezeyanlar Avrpu Birli¤i ülkelerinde ulusalc›-›rkç› temalar kullanan e¤ilimler güç kazand›... Fransa’da Cumhurbaşkanl.ğ. seçimini yüksek bir oyla Sarkozy’nin kazanmas n n ard ndan, parlamento seçimlerini de öncesinde Sarkozy’nin başkanl ğ n yapt ğ parti olan Halk Hareketi Birliği (UMP) kazand . Hem de geri püskürtülen CPE sald r s n n mimar François Fillon’un başkanl ğ nda. Belçika’da yap lan genel seçimlerde de sosyalistlerle liberallerden oluşan koalisyonun, sosyalist kanad ciddi bir oy kayb yaşad . Muhalefetteki Flaman H.ristiyan Demokrat Parti (CDV) ise bütün kantonlarda oy oran n yükseltti. Flaman Menfaati isimli faşist parti de yüzde 20 oran nda bir oy ald .
Ulusalc , rkç yükseliş AB ülkelerinde, ulusalc rkç temalar kullanan eğilimlerin bu örneklerde de olduğu gibi güç kazanmas girilen sürecin keskinliğine işarettir.
(...)
Milli görüş taban AKP’ye kay yor Subaş , Avrupa’da batan holdinglerin baz cemaatlere karş mesafe konulmas na neden ol-
duklar n da bir dipnot olarak düştü. Ancak eskisi kadar nefret dalgas n n olmad ğ n da önemli bir detay olarak sözlerine ekleyen Subaş , Milli Görüş taban n n AKP’ye kayd ğ tespitini yap yor. İslamc gruplara ilgi gösteren çoğunluğun yan s ra, şaş rt c oranda laik gücün de olduğunu söyleyen araşt rmac , İslami gruplar şöyle tan ml yor: 1- DİTİB: Diyanet İşleri Türk İslam Birliği. Diyanet İşleri Başkanl ğ ’na bağl resmi bir yap . Şu anda Türklerin en yayg n oranda bağl olduklar grup. 2- Milli Görüş: Bat ya, Avrupa’ya aç k. Avrupal. Türklük kavram na ağ rl k veriyor. 3- Süleymanc.lar: Kurslar, Kuran kurslar arac l ğ yla faaliyette. Çok büyümek istemiyor ancak güçlü kalmak istiyor. Kendi imamlar n yetiştiriyorlar. 4- Federasyon: Ülkücüler. Cemaatler aras ndaki gidiş-gelişleri yüksek oranda. Türklük ad na hesap soruyorlar. Devletin umursamazl ğ ndan şikayetçiler. Sadece ‘özel durumlarda’ kendilerinin hat rlanmas ndan rahats zlar. (Bu özel durumlar sorduğumuz zaman, Subaş , ‘Ermeniler
aç ğa ç kart yor. Bu “sol cenah” n tepe taklak olmas n n en temel nedeni, tutars z ve yalpalayan bir duruş sahibi olmalar d r. Uluslar aras alanda yükselen ulusalc - rkç dalga, insanlar n
ilişkilerinde de “gözü kara” bir tutum içerisinde olacaklar mesajlar yla güç kazand lar. Bu kesimlerin güç kazanmas n n önemli etkenlerinden birisi de göçmen emekçilere karş yürüttükleri politikad r. Bu ülkeler göçmenlerden temizlendiğinde, yaşam koşullar n n daha iyi olacağ na dair yürütülen manipülasyondur.
Karş hareket
K ta Avrupa’s ülkelerinde bir dönem sosyalist maskeli sosyal demokratlar n etkinliğinin bu güçler aç s ndan sembol olan Fransa gibi ülkelerde bu kadar keskin k r lmas nas l bir tablo ile karş karş ya olunduğunu
gözünde iktidar ve güç gösterisini, “sözünün eri” olma netliğinde koymalar yla birleşik gelişiyor. Emeğin kazan mlar n bir buldozer gibi ezip geçen neoliberal politikalar n keskin savunucular , emperyalist rekabet
Geleneksel düzen içi sol-sosyalist cenah n pejmürdeliği, ulusalc - rkç söylemin güç bulmas , ortaya ç kan yeni dengeler üzerinden uluslar aras alanda gelişen altüst oluş süreci kapitalizm karş t hareketleri de güçlendirecektir. Bugünün ihtiyaçlar na yan t veren gelişkin ve kapitalizmi yerle bir edip, yerine kurulacak sistemin program inşas n gerçekleştirebilecek ve bunun üzerine yükselecek partiler geleceği kazanma şans na sahip olacaklard r.
Sarzkozy, göçmenler ve ayd nlar Göç ve ulusal kimli¤in ayn› çat› alt›nda birlefltirilmesinin ›rkç› bir yaklafl›m oldu¤unu söyleyen ayd›nlar, görevlerinden ayr›ld›lar... Göçmen ve Ulusal Kimlik Bakanl.ğ., Sarkozy’nin seçim program n n temel argümanlar ndan biriydi. Tüm tepkilere rağmen yeni hükümetin ayağ n n tozu ile gerçekleştirdiği icraatlar ndan biri bu bakanl ğ kurmak oldu. Baş na Sarkozy’nin yak n arkadaş olan Brice Hortefeux’un getirildiği bakanl k, önceden haz rland ğ belli olan bir sald r program n h zla devreye soktu. İlk elde kolluk güçlerine gönderdiği genelge ile sald r plan n n h zla devreye sokulmas n buyurdu! Genelge ile 25 bin kağ ts z göçmenin h zla s n r d ş edilmesini, göçmenlere dönük göz alt lar n yoğunlaşt r lmas n istiyordu! Daha sonra polis, jandarma ve gümrük genel müdürleri ile yapt ğ toplant da göçmenlere yönelik 3 yeni hedefini anlatt . Bu hedeflerden birinin, “Fransa’ya giriş yapan ve yerleşmelerinde kurals zl k taş yan 125 bin kişiye ilişkin” olduğunu ifade etti. 125 bin kişi gözetlenecekti! İkincisinin “kaçak çal şmaya karş mücadele”, üçüncüsünün ise, “sahte kimliğe karş daha etkin mücadele” olduğunu belirtti!
Hortefeux bu kapsaml sald r program na dalga geçercesine “insani” bir maske de geçirdi; “Kaçak göçmenlerin sefaletinden yararlanan şebekeleri çökertmek”! Zorla gönderemediklerine dönük de bir plan haz rlam şt ; “Gönüllü geri dönüş” olarak tan mlad ğ bu plan, birkaç bin Euro karş l ğ nda ülkelerine geri dönmeyi kabul ettirmeyi kaps yordu. Bu y l gönüllü döneceklerin say s n 2 bin 500’e yükseltmeyi hedefliyordu!
Onurlu ayd nlar sokak izleyecek!
Avrupa’daki Türkler cemaatlere yöneliyor Avrupa’daki Türklerin yüzde 70’inin kendilerini dini referanslarla tan mlad ğ n söyleyen Yard. Doç.Dr. Necdet Subaş., Avrupa’da İslamofobi’nin bir cad av na dönüşebileceği uyar s nda bulundu. Beş Avrupa ülkesinde (Avusturya, Almanya, Belçika, Fransa ve Hollanda) yaşayan Türklerle ilgili oldukça ilginç bir araşt rma yapan Muğla Üniversitesi Felsefe Bölümü öğretim üyesi Necdet Subaş , Avrupa’daki Türklerin nabz n tutuyor. Subaş , geçtiğimiz günlerde bu konuda bir konferans vermek üzere yine Paris’teydi onunla Avrupa’daki Türklerin iç dünyas yla ilgili geniş bir ufuk turu yapma f rsat bulduk. Subaş , Türkiye’den işçi göçüyle Avrupa’ya gelen Türklerin belli başl ideolojik kümelenmelere savulduklar sorusuna yan t ar yor. Özellikle referans noktas olarak dini gruplar seçen Türklerle ilgili detayl araşt rmalar yapan Subaş , Türklerin yüzde 70’e varan oranda kendilerini dinle tan mlad klar n ortaya koyuyor.
3 Dünya
M
ve Kürtlere karş ’ diyerek ilginç bir yan t veriyor.) Özetle, ülkücüler araç olarak kullan lmaktan s k nt l lar. Adam yerine konulmak istiyorlar. 5- Nur Cemaati: Dipten ilerliyorlar. On y l sonra iki cemaat kal r. DİTİB ve Nur Cemaati. Sayg duyulan bir cemaat. Ülkücüler taraf ndan ABD ajan olmakla suçlan yorlar. 6-Menzil cemaati: Her yerde halifeleri var. Büyük bir grup olmaz. Nakşibendiler, Kaplanc.lar var. Kaplanc lar, yeralt na çekilmiş durumdalar. Bu referans gruplar n n çokluğuna rağmen, Avrupa’da Türklerin güçlü olmas na yol açm yor. Rekabet halindeler. Subaş , mevcut dini örgütlenmeleri bu şekilde anlat rken, AKP çizgisine yak n Avrupa Türk Demokratlar Birliği ve COJEB gibi yap lanmalara da dikkat çekiyor.
Bat Çal şma Grubu’nan Avrupa kolu: Koordinasyon Kurulu Genelkurmay Başkanl.ğ.’n n Türkiye’deki dini faaliyetlere karş hassasiyetini hat rlat p, Avrupa’daki bu örgütlenmelere karş sessiz kal p kalmad ğ sorusu ak llara geliyor.
İşte tam burada Subaş , uzun zamand r kamuoyuna aç klanmam ş bir gerçeği bizimle paylaş yor ve 28 Şubat’tan sonra kurulan Bat Çal şma Grubu’nun Avrupa’da da bir kolunun kurulduğunu söylüyor. ‘Koordinasyon Kurulu’ ad alt nda, tüm büyükelçilikler bünyesinde kurulan bu yap , bu örgütlenmeleri izlemekle yükümlüymüş ve şu anda işlevini yitirmiş. Avrupa’daki Türkler aras ndaki irticai örgütlenmeleri izleyen bu ‘yap ’n n varl ğ , yeni tart şmalara da gebe.
Alarm zilleri: İslamofobi cad av na dönüşebilir Avrupa’da İslamofobinin her an k şk rt lan, yükselen bir potansiyel olduğunu belirten Subaş , Avrupa’da bu konuda alarm zillerinin çalmaya başlad ğ n ve her an bir ‘cad av ’n n başlayabileceği uyar s n yap yor. Subaş , Avrupa’daki karikatür krizinden, Fransa’da İslam’ kontrol alma çabalar na kadar pek çok girişimin İslam karş tl ğ n beslediği yorumunu yap yor. Avrupa’daki Türklerin yurt özlemi, anayurtta da, gurbette de ‘öteki’ olma ve hiçbir yere ait olamama duygusu, aray şlara neden olurken, kavramlar da giderek değişiyor, dönüşüyor. Saadet ORUÇ
Kafatasç bir anlay ş n somut tezahürü olan bakanl ğ n baş na Hortefeux’un getirilmesi ile birlikte, bakanl k bünyesine al nan Göçmen Tarihi Ulusal Sitesi’nin yönetim kademesindeki 8 tarihçi 18 May.s’ta istifa etmişlerdi. Göç ve ulusal kimliğin ayn çat alt nda birleştirilmesinin rkç bir yaklaş m olduğunu söyleyen ayd nlar, görevlerinden ayr ld ktan sonra bir girişim başlatt lar. Bu girişimin sonuçlar ndan biri 200 Frans z ve yabanc kökenli ayd n n imzas n taş yan protesto bildirisi oldu. Liberation gazetesinde yay nlanan bildiriye üniversite öğretmenleri, en büyük Frans z bilim kurumlar n n tümünün temsilcileri, büyük işçi sendikalar CFDT ve CGT başkanlar da imza koydu. Ayd nlar bildiride böyle bir bakanl ğ n kurulmas ile ilgili olarak; “Bu yaklaş m bizi endişelendiriyor. Zira göçmenlere karş negatif önyarg lar güçlendirmekten başka bir işe yaramaz’’dediler. Sarkozy’yi, “Cumhuriyetçi geleneğe en uygun seçimi yapmaya” çağ rd lar. Onlar n bu tavr Fransa’n n güçlü demokrasi mücadelesinin gelenekselleştirdiği demokrasi kültürünün derin köklerine yap lan bir hat rlatmad r. Bu hat rlatman n arkas Sarko’nun dizginleşecek olan sald r lar na karş sokağ n dilinin yeniden harekete geçmesi ile can bulacakt r!
AB’de çetin pazarl k Avrupa Birliği’nin siyasi ve kurumsal yap s n yenilemeyi amaçlayan devlet ve hükümet başkanlar zirvesi, çetin pazarl klara sahne oluyor. Almanya Başbakan. Angela Merkel, Polonya Cumhurbaşkan. Leh Kaçinski ile üç kez biraraya geldi. Ancak Avrupa Birliği Dönem Başkan. Almanya’n n haz rlad ğ “Reform Antlaşmas ” taslağ üzerinde tart şmalar henüz sonuçland r lamad . Antlaşmada öngörülen yeni “oylama sistemine” itiraz eden Polonya’n n, Fransa taraf ndan son dakikada ortaya at lan uzlaşma formülünü de geri çevirdiği bildirildi. Almanya’n n bir an önce uzlaşma sağlama hedefine karş n, Polonyal diplomatlar, “konunun gerekirse bir 6 ay daha müzakere edilebileceği” görüşünü ifade ettiler. Polonya, “çifte çoğunluk” adl yeni karar alma sisteminin, büyük nüfuslu üye ülkelerin elini güçlendirdiğini savunuyor ve buna karş ç k yor. Öte yandan, yeni Reform Antlaşmas.’nda yer alacak “birliğin temel ilkeleri” üzerinde de, üye ülkeler aras nda bölünme yaşand . Fransa’n n yeni Cumhurbaşkan. Sarkozy’nin “serbest rekabet” ifadesinin bu ilkeler aras ndan ç kar lmas konusunda Almanya’y ikna ettiği belirtirken, İngiltere Başbakan. Tony Blair, Sarkozy’nin bu girişimine karş ç kt .
Irkç lar beraat etti Bir y l önce Potsdam’da sald r ya uğrayan Etiyopya kökenli Alman vatandaş Ermyas Mulugeta’n n davas nda beraat karar ç kt . Mulugeta’ya rkç sald r düzenlemekten yarg lanan 30 ve 32 yaşlar ndaki iki kişi, dün yarg land ğ Potsdam Eyalet Mahkemesi’nde delil yetersizliğinden ötürü beraat etti. Dava sürecinde toplam 80 tan ğ n ifadesine başvuruldu. Sald r s ras nda ağ r yaralanan Ermyas Mulugeta, uzun süre hastanede tedavi görmüştü. Sald rganlar n, Mulugeta’ya rkç küfürler ettiği tespit edilmişti. Dünkü kararla birlikte, Ermyas Mulugeta olay kapat lm ş, rkç l ğa yasal destek verilmiş oldu.
Yeni göç politikalar Ayr ca vatandaşl ğa geçenlerin vatandaşl k haklar sudan gerekçelerle iptal edilebilecek. Burada doğmuş büyümüş 23 yaş na kadar çifte vatandaş durumunda olan gençlerin “uyumsuz” davran şlar tespit edildiğinde Alman vatandaşl ğ nda kalma şanslar olmayacak. Yabanc daireleri ile polis aras ndaki işbirliği art r lacak. Geçici oturum hakk na sahip insanlar iş bulamad klar koşulda kal c oturum alamayacaklar. S n r d ş kap lar bu insanlara sonuna kadar aç lacak. Bunlar n d ş nda yeni getirilen uygulamayla Almanya’da yaşayan göçmenlerin parmak izleri al nacak. Bunlar bir veri bankas nda toplanarak, böylece herkes fişlenmiş olacak. Bu resmi uygulama potansiyel suçlu görülmenin en aç k örneklerindendir. Ayr ca Almanya’ya vizeyle gelmek için başvuranlar n parmak izleri de bu kapsamda al nacak. Bu birkaç uygulaman n göçmen emekçiler üzerinde nas l bir psikolojik bas nç yaratacağ n tahmin etmek zor olmasa gerek. Kendini kabul ettirmek, masum göstermek için her şeye boyun sunman gerekecek. Getirilen bu dayatmalar el pençe, haz r k ta olman içindir. Sinik, tepkisiz kişilikler yaratarak, yerli emekçilerin hak kazan mlar n da en alt s n ra çekmek için göçmen emeğini pas-
pas gibi kullanmak isteyecek. Benzer uygulamalar Fransa’da da yasallaşt r l yor. Sermayenin ihtiyaçlar temelinde bir göç politikas için “Göç, uyum ve ulusal kimlikten sorumlu” bir bakanl k kuruldu. Bu bakanl k ilk marifetlerini ortaya koydu. Yeni yasa tasar s na göre aile birleşimi yapacak kişinin ülkesindeki Frans z konsolos-
luğunda “Frans z diline ve cumhuriyet değerlerine uyum gösterip gösteremeyeceğine” bak lacak. Sarkozy sermayenin ihtiyaç duyduğu “kalifiye iş gücü”ne, “seçilmiş göçmen” kavramlaşt rmas yla yan t verdi. Gündeme getirilen yeni göçmen politikas nda uygulamalar n tümü bu “seçilmiş göçmen”
tan m na uydurulacak. Sarkozy’nin icad yeni bakan Brice Hortefeux yapt ğ aç klamaya göre belirlenen 3 yeni hedef kapsam nda 125 bin kişinin durumu gözden geçirilecek. Bu hedeflerin ilki y lsonuna kadar 25 bin kişiyi s n r d ş etmek. “Kaçak çal şanlar” n defterini dürmek ve “sahte kimlikle savaş”. Bu hedeflerin nas l uygulanacağ n sokakta estirilen polis teröründen görmek mümkün. Politik göçmenler de hedefte Yeni göçmen politikalar öylesine keskinleşmiştir ki politik nedenlerden dolay bu ülkelere gelmiş, haklar “Cenevre Sözleşmesi”ne göre düzenlenmiş “mültecilik” statüsü de neredeyse ortadan kald r lmaktad r. Ülkelerini savaş ve çeşitli siyasal nedenlerle terk etmek durumunda kalan insanlar n neredeyse hiçbir “ayr cal klar ” kalm yor. Onlar da uygulamaya konulacak yeni göç yasalar na tabii tutulacaklar, tutuluyorlar. “Vas fl iş gücü” kriteri siyasi mülteciler aç s ndan da fiili anlamda uygulan yor. 20 Haziran Dünya Mülteciler günü nedeniyle yap lan aç klamalar bunu ele veriyor. “Mültecileri, zengin ülkelerdeki f rsatlardan yararlanmak isteyen kişiler olarak” gören yaklaş mlar n olduğu BM nezdinde bile dile getirilmektedir.
Yaflanacak
Dünya 4 43 y l sonra yarg land … Irkç bir örgüt olan faşist Klu Klux Klan üyesi 71 yaş ndaki James Seale, 28 yaş nda iken iki siyahiyi kaç r p, Missisippi nehrine at p, öldürmesine rağmen, adam kaç rma ve komplodan yarg land . Eğer karar kesinleşirse, san k cinayet yerine adam kaç rma ve komplo suçlar ndan ömür boyu hapis cezas na çarpt r lacak. Karar 24 Ağustos’ta yap lacak olan mahkeme taraf ndan aç klanacak.
ETA ateşkesi sonland rd Bask bölgesinin bağ ms zl ğ için mücadele eden ETA ile hükümet aras nda yap lan görüşmeler sonuçsuz kald . Bunun üzrine ETA 6 Haziran’da yapt ğ bir aç klamayla, ateşkesi sonland rd . Ard ndan İspanya Başkan. Zapatero ve Bask bölgesi Başkan. Ibarretxe Madrid’te bir toplant yapt lar. Toplant da Ibarretxe ETA ya karş siyasal bir mücadelenin daha makul olduğunu ve bu şartla Zapareto’ ya destek vereceklerini belirtti. ETA’ya karş bar şç l bir politikadan yana olduklar n ifade etti. Ibarretxe, ETA ile yap lan görüşmelerin sonuç vermemesi nedeniyle, özgürlük mücadelesi yürüten bu örgütü engellemek için elinden gelini ard na koymuyacağ n belirtti.
Yunanistan’da işkence skandal ! Geçtiğimiz günlerde Yunan İndymedia.org sitesinde tüyler ürpertici görüntüler yay nland . Görüntülerde Yunan polisinin gözalt na ald ğ iki kişiye yapt ğ işkence vard . Olay n geçtiği karakol Atina’n n merkezindeki Omonia Karakolu’ydu. İşkence yap lan tutuklulardan biri Arnavut göçmeni, diğeri ise Yunand … Görüntülerde polis iki tutukluyu bir taraftan kendisi dövüyor, bir taraftan da “Ben bir puştum” diye bağ rarak birbirlerini dövmeye zorluyordu. Görüntüler bir y l önce, polis merkezindeki bir başka polis taraf ndan çekilmiş. Ve bu bir y l içinde, “hoşça vakit geçirmeleri” için diğer polislere izletilmiş! Yunan Sosyal Forum’u Atina Polis Merkezi’nin önünde olay protesto eden bir gösteri düzenledi. Yap lan aç klamada son on y lda Yunan polis karakollar nda 57 kişi “doğal nedenlerle” ya da intihar ederek öldüğü, bunlar n ezici bir çoğunluğunun ise göçmenler olduğu belirtildi.
D
N
Y
A
Filistin kan ağl yor Açl k, yoksulluk, özgürlük yoksunluğu ile terbiye edilemeyen Filistin halk iç çat şmaya sürüklendi. Birisi Bat. Şeria diğeri Gazze’de iki iktidar yarat ld . Siyonist işgal ve emperyalist kuşatmaya karş intifada geleneğine sahip Filistin halk , bu iki tercihle karş karş ya b rak larak bir iç savaş batağ na çekiliyor. İşbirlikçi El Fetih yönetimin çürümüşlüğüne tepki ve işgal karş s nda dik durma görüntüsüne sahip Hamas’ iktidara taş yan Filistin halk bu tercihinin faturas n bugün fiili olarak ikiye bölünme ile ödüyor. Hamas’ n Ulusal Birlik Hükümeti’nden yana tav r koymas da İsrail’i tan yan Mekke anlaşmas na imza atmas da emperyalist kuşatma ve oyunlarla Filistin’in bu noktaya gelmesini frenleyemedi.
ludur. Bununla birlikte işgalci politikalar n n sonuçlar olarak kendilerini vuran ve giderek büyüyen direnişlerin kontrol alt nda tutulmas için de, kendi denetimlerinde işbirlikçi kukla yönetimlerin oluşturulmas gerekir. Hemen bütün bölge ülkelerinde bunun izdüşümlerini görmek mümkün. Afganistan, Irak, Lübnan ve Filistin’deki durum ise bunun en aç k örnekleridir. Fakat durum buralarla s n rl değil.
oynad klar na bir işarettir. Emperyalizm İsrail eliyle işbirlikçileştiremediklerine yaşam hakk tan mayacağ n aç ktan ilan etti. Filistin halk n ve tercihi olan yönetimi her türlü ambargo ile k vrand ranlar bu çat şma sürecinin baş ndan beri El Fetih tayfas na her türlü yard m ve desteği vaat edip, yapt . Abbas’a verilen aç k çek olağanüstü hali ve ulusal birlik hükümetinin tasfiyesini getirdi. Hamas kendine mevzi edinmek
Belli bir kitle taban üzerinden yürüyen iktidar ve güç kap şmalar Türkiye de dahil bölge ülkelerinin çoğunda, her birinde farkl çizgiler taş yan biçimlerde karş m za ç kan bir durum.
için Gazze’yi, Abbas’ n karargah da dahil ele geçirdi. Hamas’ n burada ele geçirdiği belgelere dair İsrail’in yapt ğ “yüzy l n felaketi” tan m , nas l bir sald rganl k içerisinde olacaklar n n düzeyini ele veriyor. Uluslar aras emperyalist sistemin desteği ile İsrail taraf ndan Gazze’nin yerle bir edilme durumu sürpriz olmayacak. Lübnan yenilgisini içine sindiremeyen İsrail’in Gazze’de
Sürekli kaos ve kontrol noktalar Bugün Filistin’de yaşanan sadece Hamas ile El Fetih aras nda bir iktidar kap şmas ndan ibaret değil. As l olan baştan aşağ yeniden dizayn edilen “Genişletilmiş Ortadoğu”nun işgale karş ve anti emperyalist direnişte kalbi durumundaki noktalar n işbirlikçiler üzerinden mutlak kontrol alt na al nmas d r. Ortadoğu’nun bütününde sürekli bir istikrars zl k ve kaos işgalci emperyalist güçlerin bölgedeki varl klar n n temel koşu-
İntifadalar n Filistin’i Bu plan n bir parças olarak Filistin’de yaşananlar ise kan emici güçlerin ne kadar aç k
“Güney”in bankas ve bilgisayar Venezüella’dan Arjantin’e uzanan 8 bin kilometre uzunluğunda bir doğal gaz boru hatt inşas gerçekleştiriyorlar.
Bolivarc bilgisayar
Latin Amerika ülkeleri, kendi iç birliklerini ve ekonomik gelişimlerini h zland racak projeleri genişletmeye başlad lar. Dünya Bankas.’n n borç k rbac ndan kurtulmak için “Güneyin Bankas ”n kuruyorlar. Teknolojik gelişim alan nda da “Bolivarc bilgisayar” üretimini başlatt klar n aç klad lar.
Arka bahçeden, kafa tutmaya Uzun y llar ABD’nin arka bahçesi konumunda, her türlü ekonomik ve siyasal terörü yaşam ş bu ülkelerin halklar tara-
Dünyan›n sokaklar› Ahmet Vural
Rostock G8 eylemi için on dört saatlik yol heyecan m z Berlin Tren İstasyonu’na kadar devam etti. Tren istasyonundaki kimlik kontrolü sonras tekrar yola devam ettik. Rostock Gar.’nda indiğimizde istasyon önünde toplanan on binlerce G8 karş t n n rengarenk pankartlar , dövizleri, araçlardan yükselen slogan sesleri coşkumuzu daha da artt rd . Saatlerdir bizleri bekleyen yoldaşlar m zla buluşmak ayr ca haz verici. Yürüyüşe moral gücümüz ve enerjimizle renk katacağ z. Saat 13.00: Bizim de içinde bulunduğumuz anti-emperyalist blok arac ndan ortak at lan Almanca sloganlarla yürüyüşe başlad k. TİKB fularlar , bayraklar ellerimizde dalgalan yor. “Kapi-
Ü
talist Barbarl ğa Karş Sosyalizm!” Almanca pankart m z n arkas nda s ralanan kitlemizle, Almanca bazen de Frans.zca sloganlar atarak emperyalizme ve kapitalizme olan tepkimizi dile getiriyoruz. Saat 14.00: Organizatörler taraf ndan yap lan “diğer kolda yürüyenlerin sürekli taciz edildiği” anonsu sonras on binler hep birlikte, “Yaşas n Uluslararas Dayan şma!” slogan yla yan tl yoruz polisin provokatif tavr n . Ortal k tam bir renk cümbüşü; anti-faşistler, yeşiller, tiyatro göstericileri, otonomcular ve sendikalar. Her çeşit gruptan, her ülkeden yüz bini aşk n insan toplanma yeri olan limana doğru sel gibi ak yor. Bizim içinde olduğumuz otuz bin kişilik kortej di-
f ndan, bu efendilere “kafa tutan”, onunla rekabete soyunan her türlü girişim büyük destek buluyor. Venezüella, Brezilya, Arjantin başta olmak üzere bölge ülkeleri IMF ve DB’ye borçlar n ödeyerek kendilerini bağ ml k lan ve halklar köleleştiren bu merkezlerle ilişkilerini kestiler. Venezüella, Arjantin, Brezilya, Bolivya, Ekvator ve Paraguay’ n içerisinde yer ald ğ 6 kurucu üye ile “çok tarafl ” bir “rakip banka” oluşturmaya karar verdiler. Bu bankan n finans ile ilk olarak “Prestij Projesi” isminde
Venezüella aç k tabanl Linux işletim sistemi ile çal şacak bilgisayarlardan 4 ayr. model üretti. Bu bilgisayarlar önce hükümet ve devlet işletmelerinde kullan lacak. Sonra bütün Latin Amerika’da kullan ma sunulacak. Latin Amerika ülkeleri bunu teknolojik bağ ms zl k yolunda önemli bir ilk ad m olarak değerlendiriyor. Bolivarc bilgisayarlar, Venezüella Teknoloji Endüstrisi taraf ndan, Venezüella Endüstri Bakanl.ğ. ve Çinli şirket Lang Chao ortakl ğ nda üretildi. Chavez bilgisayarlar tan t rken “Ayn değerdeki bir bilgisayar n bedeli 930 ABD dolar , bizim bilgisayar m z ise 690 dolar. Neredeyse yüzde 40 indirimli. Ayr ca ücretsiz işletim sistemi ile kullan l yor ve diğerlerinin garantisi sadece 1 y lken, bu bilgisayarlar n garanti süresi 3 y l” diye konuştu.
de bir yenilgi almas , işgalcilerin bölge halklar n n kaderiyle öyle istedikleri gibi oynayamayacaklar n bir kez daha gösterecektir. El Fetih karargah ndan ç kan belgeler, işbirlikçi Abbas yönetimi ile İsrail aras ndaki işbirliğinin kimi sonuçlar n yans tmas boyutuyla buzdağ n n görünen yüzü olsa gerek. Abbas’ n efendileriyle birlikte atad ğ hükümetin niteliği de bu işbirliğinin düzeyini ele vermeye yetiyor. Başbakan olarak atanan Selam Feyyad, emperyalist ülkelerle ilişkiler ve işbirliği konusunda oldukça k demli birisi. Eğitimini Lübnan’daki Amerikan Üniversitesinde alm ş, doktoras n Amerika’da Teksas Üniversitesinde yapm ş birisi. 1987-‘95 y llar nda Dünya Bankas.’nda çal şan Feyyad 2001 y l na kadar da IMF’nin Filistin temsilciliğini yapm ş. Yap lan köklü işbirliğinin ödülü olarak ak t lacak parayla Bat Şeria’da sunulacak “refah bir yaşam” yan lsamas , Gazze’de ise insanl k dram kareler Filistin intifada kuşağ n bu ikisinin aras nda bir seçime zorlayacak. İntifadalar n Filistin’i bu oyunlara kolay kolay yem olmayacak. Öz yaşam deneyiminin biriktirdikleriyle özgürlük savaş m tetiklenerek gelişecektir. Bugün uşakl kta s n r tan mayanlar, yar n bu özgürlük savaş m n n kanatlar alt nda ezilecekler.
nomcular aras nda gelişti. Anti-emperyalist bloğun böyle bir tavr n n olmamas na rağmen alanda görevli olanlar n inisiyatifsizliği kitlenin ruhça ve kafaca çat şman n d ş nda kalmas n sağlad . Hemen bizim kortejin yan baş nda başlayan polisle çat şmaya s n rl say m z olmas na rağmen kat ld k. Polisin taktiği ilk önceleri vur-kaç biçimindeydi, ön tarafta başlayan çat şma tamamen ortalarda aral ks z devam etti. Çat şmaya haz rl kl gelen otonomcu grup çekiçle parçalad klar taşlar polise atarak, polisi kovalad . Çaresiz kalan yeşil giysili polis bu kez takviye olarak lacivert elbiseli özel kuvvetleri kitlenin üzerine sürdü. Saat 16.00: Kortejlerden “Kenetlenin!” anonsu yap ld . As l olarak çat şmaya kat l n
ABD’de yaşayan milyonlarca göçmeni ilgilendiren göç yasas , aylar boyunca yap lan kitlesel eylem barikat na tak ld . Dünyan n hemen hemen her ülkesinden göç alan ABD, her ulustan göçmen için bir “göçmenler hapishanesi” haline geldi. Yeni göç yasas , bu hapishaneyi daha da boğuculaşt rmay hedefliyordu. Bu yasa neleri içeriyordu?
Yeni bask unsurlar Oturum hakk , doğal ve insani bir hak olmas na rağmen yasa tasar s , kaçak göçmenlere 5 bin dolar karş l ğ nda yenilenebilir “Z” tipi vize alma hakk verilmesini öngörüyordu. Bu vizeyi alanlar, birkaç y l sonra -koşullara göre- daimi ikamet hakk n elde edebileceklerdi. Tasar aile reislerinin ülkelerine giderek buradan vize başvurusu yapmalar n da öngörüyordu. Yani kendi ülkelerinde -savaşlar dahil- can güvenliği sorunu yaşayan insanlar önce ateş alt na gidecek, orada ABD vizesi almak için gerekli koşullar yerine getirecek ve vize alacaklar. “Gidin ve bir daha geri gelmeyin!” demenin yasal yolu! Bir diğer insanl k d ş uygulama da şuydu: Yeni düzenlemeyle yeşil kartta puan sistemi uygulanacakt . Göçmenlere vas flar na göre puan verilecekti. Düzenlemeyle ayr ca 2 y.ll k misafir işçi vizesi uygulamas na geçilecekti.
Yeniden gündeme gelecek K sacas ABD, var olan haklar k s tlamak yeni haklar da vermemek için Bush’un öncülüğünde kollar s vam şt . Her ulustan ve her renkten göçmen sokaklara döküldü. Öne ç kan sloganlar n baş nda “Hiç kimse illegal değildir” geliyordu. Diğer bir slogan ise, gazetemiz Yaşanacak Dünya’n n kampanya slogan yla ayn yd : “Emeğimle buraday m!” Yasa tasar s şimdilik düştü. Yeniden s t l p göçmen emekçilerin önüne konulmas beklenen bir gelişme. O tasar n n da geçip geçmeyeceği, göçmen emekçilerin sokağ n diliyle nas l konuşt klar na bağl olacak.
Onlara ağ t yakmayal m! İşgalin, iç savaş n tüm sonuçlar n ç plak bedenlerine yüklemişlercesine zihnimize çak ld lar! Açl ktan kavrulmuşlard , açl ktan donup kalm şlard , açl ktan… Ama ille de işgalin, haks z savaşlar n “büyükler”de yaratt ğ insanl ktan ç kma hallerini kuşanm şlard bedenlerine. İnsan hayvanlaşt ran doğas n n çarp c kareleri olarak insanl ğ n beynine beynine çak lmak istiyor, bakan n içine ac bir inilti olup ak yorlard .
Unutturamazs n z!
Ve ne gariptir ki ABD askerleri devriye gezerlerken “tesadüfen” rastlam şlard ! Sanki kendi eserleri değilmiş gibi “büyük insanl k” gösterisi yapacaklar bir av gibi sald rd lar çocuklara! Ebu Garib’de zevkle yapt klar vahşi işkence görüntülerini dünya halklar na unutturmak istiyorlarm ş gibi sar vermişlerdi!.. Ve insanl ğ n bittiği bu noktan n sorumlusu, insan insanl ğ ndan ç karan işgal ve iç savaş koşullar değilmiş gibi, yapt klar ile insan olan en hafifinden utand ran yetimhane çal şanlar n suçluyorlard !
Onlar n barbarl ğ yd bunun nedeni! Timsah gözyaşlar eşliğinde çekilen tiratlar işgalci ordunun bugüne kadarki icraatlar n dünya halkalar n n bilincinden silmeyi hedefleyen teatral bir gösteriydi adeta! İzleyenin midesini buland racak bir mizansen! Çocuklar n alet edildiği, çocuklar n ac lar ile sömürüldüğü bu mizansen de dahil, hiçbir “büyük insanl k” gösterisi işgalcilerin barbarl ğ n unutturamayacak! Çünkü biliyoruz ki bu ac lar n faturas n , bu barbarl ğ yok ettiğimizde ödeteceğiz!
kişilik otonom grubunu kontrol etmek ayr ca bir sorundu. Çat şman n başlat c s ve sürdürücüleri de onlard . Buras , genellikle de Yunanistan, Danimarka ve Alman otonomcular ile polis aras nda Hamburg’da yaşanan çat şman n rövanş oldu. Saat 17.30: Bir ara ortal k durgunlaş r gibi oldu, güçlerini tekrar toplayan grup yola devirdiği bir araçla, bir başka arac ateşe vererek çat şmay tekrar alevlendirdi. Ortal ğ kaplayan duman ve polisin hafif etkili kulland ğ gaz kitlenin bir k sm n n dağ lmas na neden oldu. Kampa dönmek zorunda olanlar yavaş yavaş dönme haz rl ğ yapmaya başlad lar. Saat 19.20: Otonomcu grupla tekrar yaşanan yeni çat şmada birçok gözalt olduğu, polis ve göstericilerden yüzlerce kişinin yaraland ğ haberini kamp yönetiminden duyduğumuzda “Keşke koşullar m z olsayd ora-
da kalsayd k” diye hay fland k.
Amerikan CBS Televizyonu’nun yay nlad ğ görüntülerde bir yetimhanede ç r lç plak şekilde yataklara zincirlenmiş çocuklar vard . Yaklaş k 1 ayd.r aç olduklar belirtilen çocuklar ç plak zeminde, d şk lar ve sinekler aras nda yat yorlard ! Olay ABD ve işbirlikçi Irak yönetiminin burnunun dibinde yaşanm şt ! Bağdat sokaklar n ev ev dolaş p terör estiren, camilere bile bask nlar düzenleyen ABD ve Irak yönetiminin bu olanlardan haberi yoktu ne hikmetse!
Sokaklarda taş yağmuru ğer kolla henüz birleşmeden polisle bir iki sürtüşme oldu. Bizim kortejin köprü alt nda geçtiği s rada at lan “Orak Çekiç Silah Y ld z Bayrağ m z!..” slogan n n yank s dinmeden bir hareketlilik olduğunu hissettik. Yan m zda başlayan otonomcular n koşuşturmas ön taraflarda bir çat şma başlang c n n sinyaliydi. Saat 15.00: İki ayr koldan yürüyen göstericiler liman girişinde buluştular. Halen toplanma yerine gelemeyen binlerce kişinin beklenildiği yerde ilk çat şman n başlad ğ haberi yank land . Organizasyonun karar olan herhangi bir çat şmaya meyil verilmeyecek yaklaş m tüm kitlenin seyirci kalmas na neden oldu. Özellikle de organizasyon ad na yap lan aç klama bu yönde olunca çat şma polis ve oto-
Göç yasas göçmenlere tak ld
anonsu yap lmazken, “Kenetlenin, bekleyin!” anonsu yerinde bir anlay ş değildi. Zaten bizim arac n önünde bulunan İLSP korteji polisin sald r s ndan kaçan otonomcular n o taraftan geçmelerinden kaynakl polisin vahşice sald r s na maruz kald . Bu sald r lardan hemen sonra kimilerinin yapmak istediği kötü kulis (“Geri çekilelim, otonomcular n peşine mi sürükleniyoruz?” gibi sözler) muhatap bulamay nca bunlar, kürsü taraf na konumland . Limanda bulunan boş bayrak direğine çekilen TİKB bayrağ bizi daha da coşkuland rd . O saatten sonra çat şmaya kat lan yoldaşlar m z kollayarak, olas yakalanmalara karş uyararak çat şmaya devam edildi. Alan sahil yolu biçiminde olduğundan barikat kurman n koşullar yoktu. Zaten 200-300
İkinci gün: Kampta anti-emperyalist bloğun yapt ğ uzun tart şmada, hemen hemen herkes Türkiyeli devrimcilerin çat şmas n sayg ile karş lad klar n dile getirdiler. Platform kendi aralar ndaki irtibats zl k sonucu böyle pasif davran şlar sergilediğini kabul ederek yanl şlar n telafi edeceğini dile getirdi. Biz d şar dan gelenler akşama doğru kamptan ayr ld k. Rostock Gar.’nda yüzlerce polis bir gün önceki çat şmada afişe olmuş olanlar n resimlerine bakarak dönenleri ar yorlard . Etraf m zda dolanan polislere ald r ş etmeden Berlin’e döndük. Keşke başka işlerimiz olmasayd da 6 Haziran Blokaj eylemine kat lsayd k. Hüzünle ayr ld k. Ama liman direğine çekilen bayrak halen Balt.k Denizi’ne doğru dalgalanmakta.
Yaflanacak
E
M
E
K
D
Ü
N
Y
A
S
5 Dünya
I
Çal şma koşullar intiharlar art rd
Sendikal Forum
R.za Doğan
Emeğin Değeri
CGT • DGB • BGMEA • COSATU • KCTU • GSEE • COBAS
Emek verilmeyen hiçbir şeyin değeri yok. Emek, insansal yaşam için gerekli olan bütün değerlerin yarat c s d r. Kapitalistler, işçilerin emeğiyle elde ettikleri servetlere rağmen, her f rsatta, işçi ücretlerinin yüksek oluşundan, ek ödemelerin ve vergilerin fazlal ğ ndan şikayetçi olurlar. Onlara göre işçilerin “emeğinin karş l ğ n ” fazlas yla ödüyorlar ! Üretimi başka ülkelere kayd rma, toplu işten ç karmalar, “tercihli göçmen” politikalar n n temelinde de hep ucuz emek, ucuz iş gücü aray şlar vard r. Çünkü ucuz iş gücüyle elde edilecek “art değer” fazlal ğ , rekabet gücünü ve kar oran n art racakt r. Peki, büyük sermaye guruplar yeterince kar etmiyorlar da onun için mi daha ucuz iş gücü aray ş içindeler? Bu konularda bilgi sahibi olmak için bulunduğumuz ülkelerdeki y ll k gelir bilançolar na bir göz atmak yeterlidir. İstatistiklere göre 2006 da 5 bin büyük işletmeci bin 734 milyar dolar kar sağlad . 2002’ye göre 800 milyar art ş var. Fransa da, “CAC 40” olarak adland r lan sermaye gruplar nda çal şan işçilerin 2002-2005 y lar aras nda al m gücünde yüzde 2 oran nda düşüş yaşan rken, işverenlerin kar oran nda yüzde 36 art ş sağland . Ayn gruplar n 2006’da elde ettikleri kar 97.81 milyar Euro. Dahas , devletin üretimi başka ülkelere kayd rmas nlar diye işverenlere yapt ğ vergi indirimi ve yard mlar 2006 için toplam 65 milyar Euro. Bu rakam n önemini şu k yaslamalarla daha iyi anlayabiliyoruz. 2006’da Fransa da milli eğitim ve araşt rma için ayr lan bütçe 70.7, savunma 35.4, güvenlik 15.7, sağl k 13.3 milyar Euro. Buna rağmen son 10 y.l içinde bu yard mlardan yararlanan sanayi guruplar n n art olarak kurduklar iş alan 100 ile 150 bin işçiyi kaps yor. Bu art ş h z yla işsizliğe nas l çözüm getirilecek?! Yard mlardan yararlanmalar na rağmen üretimi emeğin daha ucuz olduğu ülkelere kayd rmaya devam ediyorlar. Bunlara karş herhangi bir yapt r m söz konusu değil. Sarkozy ve onun hükümeti için ise çok aç k; büyük sermayenin yapabileceği, yapmak istediği her şeye sonuna kadar özgürlük tan mak. Hükümet olarak ilk icraatlar , patronlar n fazla mesai saatleri için verdiği vergileri kald rmak oldu Bunun maliyeti devlete y lda 11 ile 15 mil yara kadar ç k yor ve bu aç k KDV’ye yap lacak zamla giderilecek. Yani sonuçta fatura yine emekçilere kesiliyor. Zaten al m gücü düşük olan emekçilerin fiyatlar n artmas yla al m gücü daha da düşecek. Sarkozy’nin emekçilere önerdiği çözüm ise “Çal şmay sevin”, “Daha çok çal ş n daha çok kazan n”! Her şeyden önce çal şma süresi zaten uzun. Haftada 35 saat iş günü uygulamas halen küçük işyerlerinde çal şan yüzde 35 emekçiyi kapsam yor. Büyük iş yerlerinde bir y lda 220 saat fazla mesai olanağ yla, çal şma süresini patron isterse haftada 48 saate kadar ç karabiliyor. İşçi, patron isterse fazla çal şabilecek. Vergi ödemeyeceği için patron için fazla mesai yapt rmak cazip gelebilir. Ama diğer yandan işsizler için iş bulmak daha da zorlaşacakt r. Y llard r işsizlikteki art şa, yoksullaşmaya, demokratik ve sosyal kazan mlardaki gerilemeye neden olan neoliberal politikalar n uygulanmas na, Sarkozy döneminde de daha güçlü bir şekilde devam edileceği görülüyor. Sendikal mücadelede iş güvencesi, demokratik ve sosyal kazan mlar n korunmas ve genişletilmesinin yan s ra çal şma süresinin k salt lmas ve maaşlar n yükseltilmesi giderek daha da önem kazan yor. Son y llarda emekçilerin al m gücünde büyük düşüşler oldu. İlerleyen teknolojiyle üretim daha verimli hale gelmesine rağmen çal şma süreleri çok uzun. İşçi, gelişmiş teknolojiyle sekiz saatte yapt ğ n iki saatte yapabiliyorsa, neden çal şma süresi günlük alt saate inmesin?! Bilimin teknolojinin nimetlerinden emekçiler neden yararlanam yor, bunlar neden ona karş sermayenin bir silah haline getiriliyor?!Kapitalizmde “ücret”, yaşam için zorunlu giderlerin karş l ğ olarak verilir, emeğin karş l ğ olarak değil. Emeğin değeri verilseydi patron işçinin emeğinden “art -değer” elde edemeyecekti. Emeğin değeri, emekçileri çal şt ranlar n olmakla kalmaz, onlar n toplumun üzerinde egemenlik kurmalar na da olanak verir. Emeği, emekçiye yabanc laş r ve ona karş bir güç haline gelerek onu “ücretli köle” yapar. Bu nedenle kapitalist sistemde emekçiler için ekonomik demokratik kazan mlar n somut ifadesi maaşlar n düzeyinde, al m gücünde ve onun sağlad ğ yaşam biçiminde kendini bulur. Al m gücü olmayan bir emekçi için “demokrasi”, “özgürlük” kavramlar boş laftan ibarettir.
“ Hemen her gün bir iflçi intihar ederek yaflam›n› kaybediyor. Y›lda 300 ile 400 aras› emekçinin do¤rudan çal›flma koflullar›na ba¤l› olarak intihar ettiklerini tespit edebildik.” Çal şma ve yaşam koşullar n n gittikçe ağ rlaşmas , işçileri intihara sürüklüyor. Fransa’da yap lan bir araşt rma, son 4 y lda ülke genelinde kötü çal şma koşullar nedeniyle fabrika ve iş yerlerinde meydana gelen intiharlar n artt ğ n ortaya koydu. İntihar olaylar n araşt ran ve resmi bir kurum olan Ekonomik ve Sosyal Dan.şman Başkan Yard.mc.s. Christian Larose, şöyle dedi: “ Hemen her gün bir işçi intihar ederek yaşam n kaybediyor. Y lda 300 ile 400 aras emekçinin doğrudan çal şma koşullar na bağl olarak intihar ettiklerini tespit edebildik. İntiharlarda as l neden, emekçilerin geleceklerinden kayg duymalar , işten kovmalar, fab-
rikalar n n kapanma haberleri ile sürekli stresli olmalar ve çal şma koşullar n n daha da ağ rlaşmas na dayanamamalar d r.”
“ Art k dayanam yorum” Ekonomik ve Sosyal Dan şman adl kurum, araşt rmas n n sonuçlar n bir rapor olarak sundu. Rapora göre, Ağustos 2004’te Ulusal Elektrik şirketi EDF’te bir işçi intihar etti. Indre-et-Loire bölgesinde bulunan Chinon nükleer santralinde son 6 ay içerinde 3 işçi intihar etti. Son 2 y lda ise, ayn santralde 4 işçi intihar etti. Guyoncourt’da bulunan Renault Fabrikas.’nda son 2 y lda 3 işçi intihar etti, dördüncüsü ise intihar teşebbüsünde bulundu. İşçilerin birisi bir mektup b rakt ve “Bana dayat lan çal şma koşullar na art k dayanam yorum” dedi. Renault fabrikas nda 22 Ocak günü 44 yaş ndaki bir teknisyen hayat na son verdi. 20 Ekim’de 39 yaş ndaki mühendis kendisini 5. kattan atarak intihar etti. En son 19 Nisan’da Mulhouse şehrindeki Peugeot fabrikas nda 34 y ld r çal şan 51 yaş ndaki bir işçi, dayat lan çal şma koşullar nedeniyle intihar etti.
Japonya’da da durum farkl değil. Japonya’da çal şma ortam ndaki gerilim ve ekonomik s k nt lar nedeniyle intihar edenlerin say s geçen y l yüzde 52 artt . Kapitalist ülkeler aras nda en yüksek intihar oran na sahip Japonya’da 2004 y l nda 32 bin kişi intihar etmişti.
runlar. Japonya’da son derece yayg n olan fazla mesai ve yoğun çal şmaya bağl psikolojik rahats zl k geçiren ve bu nedenle tazminat ödenen işçilerin say s nda da önceki y la göre yüzde 61 oran nda art ş görüldü. Özellikle yeni işe başlayan çal şanlarda haftada 80 saate ç kan aş r çal şma ve işçiler aras nda sürekli güçlenen rekabet, intiharlar n d ş nda ani ölümlere de neden oluyor. “Karoşi” ad verilen ve Japoncadan bat dillerine de geçen “Aş r çal şma” nedeniyle Japonya’da y lda yaklaş k 1000 emekçi ölüyor.
İntiharlar n başta gelen nedenleri iş yaşam ndaki s k nt lar, ekonomik durgunluk döneminde özellikle emeklilerin yaşad ğ güçlükler ve aş r çal şman n getirdiği psikolojik so-
Bu tür araşt rmalar, en fazlas ndan “durum tespiti” olarak kalmakta. Evet, çal şma ve yaşam koşullar gittikçe ağ rlaş yor ve işçileri intihara kadar sürüklüyor. Peki emekçiler olarak bundan hangi sonucu ç karmal y z? İşçi s n f , karş laşt ğ sorunlar çözümleyip alt edemediği oranda yok olmaya mahkumdur. Ya kendisi için mücadele eder ve kazan r ya da fiziksel imhaya da varan y k m süreci yaşar.
S n r işçisi olmak İsviçre’de genelde s n r işçisi tercih ediliyor. Sizce neden? Kaliteli iş ç kar yoruz. İsviçrelilerde bu yok. Daha az ücrete çal ş yoruz. Farkl bir kültürümüz ve mant ğ m z var. Her şeye aç ğ z. Bu da iş yerlerinde dostça bir hava sağl yor. Çal şma motivasyonumuz yüksek. Yani daha iyi iş ç kar yoruz.
1979’da Fransa’da polisaj atölyesinde işe başlad m. Bir kaç atölyede çal şt ktan sonra, 1989’da İsviçre’de iş buldum ve 89’dan bugüne kadar İsviçre’de s n r işçisi olarak çal ş yorum. Nerede çal ş yorsunuz? Evime 20 km uzakl kta bir fabrikada çal ş yorum. S n r işçileri her gün akşam evlerine dönmek zorundalar. İsviçre’de ikamet etmeleri yasak. Günlük 80 km yol yapanlar n olduğunu duydum. İsviçrelilerin size bak ş nas l? İyi değil. Onlar bizim onlar n ekmeğini çald ğ m z san yorlar
ama yan l yorlar. Onlar n bize, bizlerin de onlara ihtiyac var. Biz çal şmak zorunday z. Bize sunulan daha düşük ücreti de kabul etmek zorunday z. Yine de Fransa’ya göre k yaslad ğ m zda, daha iyi bir ayl k oluyor. Yerli ve diğer yabanc işçilerle aran z nas l? Göçmen işçilerle daha iyi anlaş yorum. İsviçreli bir işçi yerine göçmen işçiyle çal şmay tercih ederim. İş yerlerinde İsviçrelilerle normal sohbet edebiliyoruz ama hak arama gibi bir çal şma olduğunda onlar bizimle ayr ş yorlar. Farkl bir mant k ve anlay şlar var. “Buras İsviçre ve yasalar böyle. Beğenmiyorsan z kendi ülkenize gidin!” mant ğ hakim. Kendile-
S n r işçileri s n r işçilerini destekliyor, neden? Daha güçlü olmam z için birbirimizi destekliyoruz. Örneğin; Fransa’n n ulusal bayram nda çoğunluk Frans z olursa izinli olabiliyoruz. Elbette aç k saatlerimizi kapatmak zorunluluğu var. Buna benzer sorunlar n çözümü için Frans z işçisini tercih ediyoruz. Frans z, Frans z n işe al nmas için destek oluyor. S n r işçileri aras nda bir örgütlenme var m ? S.n.r İşçileri Dostluk Derneği var. Güçlü bir kurum. Şahsen benim hiç sorunum olmad ama sorunlar olanlara gitmeleri gereken adresleri öneriyorlar. Gerektiğinde de müdahale ede-
rek çözüm bulabiliyorlar. Paris gibi içerilerde oturan Frans zlara göre, s n rdakiler daha kapal ve milliyetçi …? Bu sorun bugünün sorunu değil. Y llard r var. S n rda yaşayanlar k rsalda yaşayanlard r. D şar ya kapal lar, köylülük hakim. Ben Paris’e gittiğimde arabam n plakas na bak p “Köylü gelmiş” diyorlar. İşten ç kt ğ n zda Fransa’da nas l bir prosedür oluyor? 1 y l ayl ğ m z n yüzde 80’nini al yoruz. Bu arada iş teklifleri yap yorlar reddedersek ayl ğ m z düşürüyorlar. Bu hakk m z biterse, 1 y l verdikleri işte çal ş yoruz ve işsizlik sigortas hakk n tekrar kazan yoruz ve 1 y l daha ayl ğ m z n yüzde 60’ n al yoruz.
Bu bir sat şt r!
s n n ruhu da bu koşullarda sakl yd ! En vahimi ise bu tavizler sonucu Telekom işçilerine 2012 y l na kadar işyeri garantisi verilmesidir. Tekelin kendisi aç s ndan bir taviz olarak pazarlad ğ bu koşul, özünde sözleşmeli personel statüsünün fiilen kabul edilmesidir. Yap lan anlaşma bunlar n yan s ra gelecekte işe al nacak işçilerin kaderini de belirleyecek kapsamda. Anlaşmaya göre işe yeni al nanlar n y ll k maaşlar 21 bin 400 ile 23 bin 200 aras nda ola-
cak. Bu rakam varolan standartlar n oldukça gerisinde bir rakamd r. K sacas Telekom’da bir anlaşma yap lmad . Tekelin koşullar sürece yay larak kabul edilmiş oldu. İşçi s n f , sendikalar n sermaye lehine politika yapan bu çizgisini kendi gücü ile bozmad kça tüm tarihsel kazan mlar ndan h zla soyundurulup, kapitalizmin vahşi rekabet koşullar nda kendi kendisinin düşman haline getirilecektir. Sendikalar n “sosyal plan“ çizgisini bozmak d ş nda bir seçeneği yoktur!
Özellikle hizmetler sektöründe ücretlerin tamamen kurals z olduğu Almanya’da uzun süredir yaşanan asgari ücret tart şmalar , büyük koalisyon çal şma grubu toplant s nda yeni belirsizlik ve keyfiliklere bağland . Çal şma grubu, ülke genelinde asgari ücret uygulamas yerine, asgari ücretin 12 sektörü daha bağlamas na karar verdi. Karara göre, bu s n r n genişletilmesi yani bir branş n yasa kapsam na al nmas için o branş n en az ndan yüzde 50’sinin toplu sözleşme kapsam nda olmas gerekiyor. Oysa ki sorun zaten as l olarak toplu sözleşme kapsam nda olmayan, olsa da sendikan n örgütlenme düzeyinin düşük olduğu, bu yüzden de işçiler lehine bir sözleşmenin imzalanamad ğ sektör ve branşlardaki keyfi ve kurals z ücretlendirmenin belirli bir tabana oturtulmas nda düğümleniyor! Ayr ca karalaşt r lan koşullar da yine tamamen sermayenin
keyfi yaklaş m na b rak l yor. Çünkü hükümetin, her branş n patron ve sendika temsilcileri ile masaya oturmas ve uygulamaya geçiş için patronun kabulünün kesin şart olduğunu belirtiyor karar. Bu durumda patron “yok ben istemiyorum” derse uygulama başlat lamayacak! Bu aç dan da koalisyon partilerinin üzerinde hemfikir olduklar komisyon karar , asgari ücret uygulamas n imkans zlaşt ran yasal bir çerçeve anlam n taş yor özünde. Hükümet uygulamaya gire-
COBAS üyeleri açl k grevinde! İtalya’da COBAS Konfederasyonu üyeleri mesai saatleri içinde toplant yapma hakk ve tüm işçilerin istedikleri sendikaya üye olma hakk için 48 gündür açl k grevi sürdürüyorlar. COBAS üyeleri açl k grevi d ş nda, kendilerini hükümet binas na zincirlediler. Eyleme şiddet kullanarak müdahale eden polisler birçok sendika üyesini gözalt na ald . COBAS üyelerinin temel talepleri, tüm sendikalar ve tüm işçi gruplar için mesai saatleri içinde toplant yapma ve herhangi bir sendikaya üye olma hakk yd . Bu haklar bugün işçilere sağlanm yor.
Filistinli kad n gazeteciler sokakta! Filistin’de aş r İslamc kesimlerin, İslam’ n öngördüğü gibi giyinmeyen kad nlar n başlar n n kesileceği tehdidi üzerine Filistinli gazeteci kad nlar sokağa döküldü. Cuma günü bas na gönderilen bir aç klamada, “Ulusun ahlak n ve maneviyat n korumak için gerekli görürsek boğazlar damardan keseceğiz” denilmişti. Öte yandan, Filistin Gazeteciler Birliği konuyla ilgili bir bildiri yay nlayarak, “Tüm gazeteciler, yerel örgütler, partiler, siyasi güçler ve parlamento üyeleri ifade özgürlüğünü tehdit eden bu tehlikeli aç klamaya karş ayağa kalkmal d r” aç klamas nda bulundu.
Avrupa Birliği ve euroya geçiş Frans zlara neler getirdi? Yoksulluk ve sefalet getirdi. Önceleri ald ğ m z ayl ğ n üçte biri kiraya gidiyordu, şimdi ise yar s n kiraya veriyoruz. Hayat daha pahal oldu. Önceleri 1 franka ald ğ m z şeyi şimdi 1 euroya al yoruz. 1 euro 6 frank ediyor, ona göre düşünün. Yani biz işçilere hiç bir şey getirmedi.
Grev “sosyal plan” ağ na tak ld ! Almanya’da asgari ücret keşmekeşi! İşçi ve emekçilerin gelecek kavgalar nda bir eşik karakteri taş yan böylesi bir grev Ver.di sendikas n n s n f uzlaşmac çizgisi ile işçi s n f aleyhine bitirildi. Yap lan anlaşma ile Telekom işletmelerinde çal şan 50 bin işçinin 1 Temmuz’dan itibaren Telekom bünyesinde oluşturulacak servis şirketlerine aktar larak daha ucuza çal şmalar kabul edildi. İşçilerin maaşlar nda yüzde 6,5 indirim yap larak, haftal k çal şma saatleri ücret ödenmeden 4 saat artt r lacak. Sözümona bu süre artt r m n n yar m saati personel eğitimine ayr lacak! İşçilerden yap lan kesinti ile oluşturulan birikime geçirilmiş iyi bir maske! Kabul edilen bu koşullar tekel yönetiminin grev başlamadan önce masaya koyduğu koşullard ve zaten oluşturulmak istenen yeni istihdam politika-
2008 Olimpiyat oyunlar na Çin ev sahiplik yapacak. Ev sahibi Çin, Olimpiyat haz rl klar n çocuklar n kan n emerek yap yor. Uluslararas sendikalar n oluşturduğu ‘Fair Play’ adl grubun haz rlad ğ raporda, olimpiyatlar için şapka, çanta, k rtasiye malzemeleri gibi eşyalar üreten baz fabrikalarda, 12 yaş ndaki çocuklar n, 15 saaten fazla çal şt r ld ğ , fazla mesai yapt r ld ğ ve ücretlerinin tam ödenmemesi ile kölece çal şt r l yor. 12 yaş nda ki çocuklar n kan n emerek kar n art ran sermayenin bu durumu hiç bir şekilde aç klanamaz.
Yaşaman n koşulu
rine göre kurallar var ve bu kurallardan konuştuğumuzda rahats z oluyorlar.
İlk ne zaman işe başlad n z?
Çocuklar Çin’de kölece çal şt r l yor!
meyen branşlarda 1952’de ç kan “Asgari çal şma koşullar yasas ”n n modernleştirilmesi ile ücretleri yükseltme yoluna gideceğini söylüyor. Fakat bunun da son derece belirsiz ve keyfi bir uygulama olacağ bugünden görülebiliyor. K sacas iş ve işgücü piyasas n n vahşi bir kurals zl kla işlemesinin önünde s n rl da olsa bir engel oluşturabilecek olan asgari ücret hakk , direniş ve grevlerle sökülüp al nabilecek! O ücretin düzeyi de, işçi s n f n n genel ç karlar n n lehine olmas da buna bağl d r!
ETUC eylem takvimi belirlerdi! 11. Genel Kurulu’nu tamamlayan Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) sonuç bildirgesini yay nlad .Bildirgede Avrupa Temel Haklar Şart.’n n yasal olarak bağlay c olmas istenerek, bunu sağlamayacak hiçbir yasan n onaylanmayacağ belirtildi. İşsizliğin birçok ülkede artt ğ , yeni işlerin çoğunlukla “ücreti ve güvenliği düşük” nitelikte olduğu hat rlat ld . Kimi ülkelerde ise ücretlerin artmas na karş l k gelir dağ l m na bak ld ğ nda ücretlere düşen pay n azald ğ na işaret edildi.Yaşanmakta olan sorunlar nedeniyle büyüme, çevresel gelişim ve sosyal uyum aras ndaki dengenin sürdürülmesi için önümüzdeki günlerde eylemlerin yap lmas yönünde karar aland .
Alman Demiryollar işçileri greve gidiyor! Almanya Demiryolu İşletmesi Deutche Bahn çal şanlar n n TİS görüşmelerinde sonuç al namad . Sendika 134 bin çal şan için yüzde 7 oran nda maaş art ş talep etti. Fakat DB İşletme Müdürü Mehdorn bu taleb demiryollar rekabetini düşüreceğinden dolay reddetti. Anlaşma sağlanamay nca DB çal şanlar Temmuz ay nda greve gitmeye haz rlan yor.
Yaflanacak
Dünya 6
Y
‹
Beyaz
→
→
Haykırma, ba¤ırma
3 - Shock pozisyonu aşağ dakilerden hangisidir? a) S rt üstü yat ş, ayaklar biraz yukar da, üstü örtülü b) Sandalyede oturma, kollar yukar kald rma c) Diz üstü oturarak kafa sallama d) Masan n üzerine ç k p kitap okuma
fi
Fizikte Mercek
R
A
Geliflme, ilerleme göstermeyen
T
A
S
Z
A
T
Üzerindeki k yafet ve davran şlar ndan köyden geldiği belli olan bir adam, son dakikada yetiştiği trene binmiş. Bindiği vagon dolu olduğu için oturacak yer bulamam ş. Diğer vagonlar da tek tek dolaşm ş, hepsi dolu... Tam umudunu kestiği anda vagonlardan birinin boş olduğunu
K
A
Başkan Temel, bir hapishaneyi ziyaret etmiş. Bir tanesi d ş nda tüm mahkumlar suçsuz olduklar n , haks zl ğa uğray p hapse düştüklerini anlat yormuş. O tek mahkum şeytana uyup bir suç işlediğini, cezas n hak ettiğini söyleyince Temel hapishane yöneticilerine dönerek; “Ha pu atamu serbest pira-
‹
R
Karacılık, iftira
E
O
F
R
M
K
S
N
A
→
Anadolu ajans›
‹
S
S
Vahfli hayvan bar›na¤›
T
A
Cet
A
A
Tırafl için kullanılan, → açılır kapanır, çok keskin bıçak, yülgü
I
N
R
A
‹
M
T
Büyük, genis
Karadeniz yelkenlisi
N
→
En uygun durum ve zaman
‹
kun, öteki masum insanlarun ahlakunu bozmasun!” demiş.
P
Alkalik
A
15 - İlaçla henüz intihar ettiği fark edilen kimseye ne yap l r? a) Kusturulur b) Su içirilir c) Asit içirilir d) Denize oturulur
13 - İki ayağ olmayan sürücü aday ortopedi hekiminin vereceği karara göre hangi s n f sürücü
Öğrenci: “O zaman ben uçuyorum…” der. Profesör cevaba çok sinirlenmiş, s navda öğrenciye takm ş ve s nav n başar s z geçmesi için elinden geleni yapm ş. Yaln z s navda öğrenci tüm sorular mükemmel bir şekilde cevaplam ş. Profesör öğrenciye: “Sana son bir soru soracağ m”, demiş. - “Yolda yürürken iki torba bulduğunu hayalet, birinde ak l var, diğerinde ise para var. Hangi çuval al rs n?”
Öğrenci: “Para olan çuval seçerdim...” Profesör: “Ben ak l olan çuval seçerdim...” Öğrenci: “Normal ! Kimde ne eksikse onu seçer...” Profesör çok sinirlenmiş, öğrencinin not defterini al p içine “Öküz” yazm ş. Öğrenci nota bakmadan odadan ç km ş. Bir dakika sonra öğrenci kap y aralam ş : “Say n profesör, imzan z atm şs n z, fakat notumu yazmay unutmuşsunuz.” demiş.
Hafiye Maliye Bakanlıgı Aç k denizde seyreden bir gemi, azg n dalgalara kap larak b r süre sürüklenir ve en sonunda parçalan r. Gemide yaln zca iki kişi kurtulur ve sürüklenerek bir adaya ç karlar. Umutsuzluğa kap lan birincisi: “Biz bu ada da ölüp gideceğiz, kimse de bizi bulamayacak.” der Ötekisi büyük bir rahatl kla arkadaş n teskin etmeye çal şarak: “Panik yapma, maliye bakanl ğ bizi kesin bulur! Çün-
kü onlara 20 bin Euro borcum var.” der.
Rey
↵
↵
↵
Gaye, amaç
‹nternet Anahtar De¤iflimi
→
‹flçi, emekçi
→
Matematik Siyasal, bilimsel, yazınsal konularda sert tartıflma, kalem kavgası
Çanakkale’nin bir ilçesi
Aynı zamanda oluflu belirten ba¤laç
da parça
→
↵
→
Alay, e¤lence
Borudan kol almakta kullanılan ba¤lantı parçası →
Burma, i¤difl etme
Selenyum'un simgesi ↵
→
‹spanyolca yafla
Beyaz Çatal bıçak yapmakta kullanılan gümüfl alaflım
→
‹nsanl›kla ilgili olan
→
→
Su Niflastalı tanelerin, suyla bulamaç kıvamına getirilmesi
Kamer
Resimdeki hümanist Frans›z yazar›n bir roman› →
→
→
Vahfli hayvan bar›na¤› →
‹talya’da bir kent
Elde bulunan varlık, ticaret malı
→
Zaim’in sesizleri
→
Mitoloji’de bir da¤ ad›
→
Duvarcı ve sıvacı aracı, sürgü Sa¤ duyu
Kardes¸ efllerinden her birinin ötekine → göre adı
→
Bir kimseye ya da bir fleye aflırı derecede ba¤lı olan → M›s›r’da çöl
Türk istihbarat servisinin teflkilat›
Ayl›k ücret Kadınların giydi¤i kolsuz üstlük
Öfkeli, hiddetli →
Bir bilgiyi gösteren simgeler dizgesi Kültür, hars
Has›m
→
Bir nota
K
K
A
K
S
T
U
K
A
Yayla atılan ucu sivri alet
M›s›r’da bir tanr›
→
Tembih sözü
Alfabenin en son harfi
↵
Ça¤a uymayan, ça¤d›fl›
A¤abey
R
A
O
K
→
→
→
Güçlü istek, itki K
14 - Yan k yaras olan bir kazazedenin yaras üzerine aşağ dakilerden hangisi uygulan r? a) Tuzlu su dökülür b) Ayran sürülür c) Salça içirilir d) Temiz slak bez örtülür
12 - Aşağ daki vakalardan hangisinde yaral yan yat ş pozisyonuna al n r? a) Boğulan kişilerde göğüs kemiği k r k olan yaral lar b) Önemli değil c) Egzoz gaz ile zehirlenenler d) Karn ndan yaralanm ş olanlar
Haz rlayan: Yaşanacak Dünya bulmaca ekibi Örgen, organ
Yapay organ ya
→
S
A
→
T
Adam n biri hiçkimsenin kendisini ciddiye almad ğ ndan yak narak doktora gider. Doktorun odas na giren adam, üzgün bir şekilde: “Doktor bey kimse beni ciddiye alm yor” der. Doktor adam n yüzüne şöyle bir bakt ktan sonra umars zca kap ya doğru seslenir : “Sonraki lütfen!”
→ ‹
M
→
→
Temel özelliklerini büyük ölçüde kendinde toplayan örnek
Bende isterim!
Çengel Bulmaca
→
A K›saca Sermaya kurulu
A
U
→
→ →
T
→
Sicim ↵
U
Yapma yüz
→
‹
Ak›l
Isırgangillerden, Çin, Vietnam ve Malezya'da yetiflen de¤erli bir bitki
→
→
↵
Duman lekesi
L
Güneydo¤u Asya'da yaflayan → kuyruklu maymun (Macacus) Bir resim malzemesi
belgesi alabilir? a) Böyle şey olmaz b) A s n f alabilir c) E s n f alabilir d) H s n f belgesi alabilir
→
→
s için c) K r k kemik uçlar n n komşu organlara batarak büyük yara açmamas için d) K r ğ n tespitinin önemi yoktur.
→
→
→
→
Eyalet
K
‹
L
Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip üniversite profesörünün oturduğu masaya oturmuş. Profesör kaşlar n çatarak: “Öküzler ve kuşlar ayn masada oturamaz!”
insanların ahlakını bozmasun!
A
M
Anıfltırma, ihsas
A →
Düzeltme, ıslahat
‹
Bende Olmayan!!
görmüş ve “milletvekillerine aittir” yaz s n da farketmeden, girip oturmuş. Biraz sonra, biri gelmiş ve adama ç k şm ş; - Ne işin var burada, çabuk kalk!.. Buras , benim yerim!.. - Nereden senin oluyormuş, para verip biletimi ald m. Buras da boştu, niye kalkay m? - Bak arkadaş, şu levhaya dikkat etsene burada “milletvekillerine aittir’’ diye yaz yor. Ben milletvekiliyim, sen kimsin? - Hadi oradan be... Sen milletin vekili isen ben de asl y m. Milletin asl varken, vekilin ne işi var!. As l olan değerini anlad ğ nda, vekil vekilliğini bilmek zorunda kal r.
↵
E
11 - K r klar neden tespit edilmelidir? a) Kazazedenin rahat kahvalt yapmas için b) Kazazedenin rahat uyuma-
Milletin asl› ile vekilli
‹ng. Avrupa yönetici → akademisi k›saltmas› Karakter
10 - Solunum zorluğu olan kişiye ilk iş olarak ne yap l r? a) Baş okşan r b) Ağ z boşluğu temizlenir, sonra baş arkaya bükülür c) Ağz kapat l r, hastaneye nakledilir. d) Yapay diş tak l r
7 - Burun kanamas olan bir kazazadeye aşağ dakilerden hangisi yap l r? a) Saçlar yolunur b) Saçlar na masaj yap l r c) S cak küvet içine oturtulur d) Buruna tampon konulur
→
Topluca giriflilen → hücum
↵
↵
N
↵
6 - Donma sonucu uyku durumunda olan kimseye aşağ dakilerden hangisi uygulan r? a) Uyumamas sağlan r b) Yatağa yat r l r ve uyumas beklenir c) Beraber uykuya yat l r d) Hiçbiri?
O
Yemek, yiyecek
E
A
→
9 - S cak vurmas sonucu bay lan kimseye aşağ dakilerden hangisi önce uygulanmal d r? a) Derhal küvvet içerisine yat r lmal d r b) İlaç içirilmelidir c) F kra anlat lmal d r d) Serin bir yerde shock pozisyonuna al n r
→
A
N Pulluk, büyük saban
R
→
2 - İlkyard m çantas arac n neresinde bulunmal d r? a) Arka sağ tekerin içinde b) Arac n içinde arka sağ tarafta. c) Motor kaputu içerisinde d) Ön torpido gözünde
5 - Güneş çarpmas sonucunda hastaya aşağ dakilerden hangisi uygulan r? a) Güneş çarp nca denize at l r. b) Bele kadar kuma gömülür c) Vücut s cakl ğ yavaşça düşürülür d) Kendi kendine iyilişmesi beklenir
Oksijen elementinin → simgesi
S
R
→
K
E
→
M
Serbest bırakma
L
→
E
K
→
‹
N
R
N
→
Resimde ki “Minik serçe” lakapl› türk pop müzi¤inin dev ismi
→
S
A
E
↵
K
E
8- Aç k kar n yaralanmalar nda organlar d şar sarkm şsa ne yap l r? a) D şar daki organlar poşet içerisine konur b) Organlar yara üzerine toplanarak slak bezle örtülür c) D şar ya ç kan organlar kesilir d) Hiç dokunulmaz
→
Defa
R
→
↵
L
Merkez komitenin k›saltmas›
→
E
P
→
Eski türk para birimi
M
Bir sinir hastal›¤›
↵
P
→
↵
‹çinde inorganik maddeler bulunan
K
Kötümser
↵
Pencere, kapı vb. yerleri kapatmak için kullanılan demir veya tahta kanat
N
4 - Derin yan klara olay yerinde aşağ dakilerden hangisi uygulan r? a) Baş ağr s hap b) Mantar merhemi c) Şampuan d) Soğuk su-buz
Haz rlayan: Yaşanacak Dünya bulmaca ekibi
Onikiparmak ba¤ır- → sa¤ına ba¤lı, iç ve dıfl salgıları olan iri bir bez
M
I
↵
1 - Aşağ daki işlemlerden hangisi ilkyard md r? a) Yaralanan kişiyi dövmek b) İtfaiye çağ rmak c) Komşular yard ma çağ rmak d) Kanamay durdurmak
↵
Sahip, iye
M
→
Kaynak: Sürücü Kursu Eğitim Rehberi,
Canlılarda besleyici sıvıların dolafltı¤ı kanal
Onma
A
↵
Felsefik düşünceler · Felsefik düşünceler · Felsefik düşünceler · Felsefik düşünceler · Felsefik düşünceler · Felsefik düşünceler · Felsefik düşünceler · Felsefik düşünceler · Felsefik düşünce
“İyi ki doğdun …” Geçenlerde bir arkadaş n k z n n doğum gününe gittim. K z 4. yaş na giriyordu. Daha önce “Felsefik Düşünceler” köşesine konu olan dünyalar tatl s , zeki mi zeki (annesinden Türk sak z isteyen cimcime) bir k z çocuğu. Erkenden haz rl klara başland , alkollü alkolsüz içecekler, yemekler, meyveler, kekler, börekler ve tabii ki olmazsa olmaz doğum günü pastas . Uzun y llardan sonra bu kadar eğlendiğimi ve bu kadar keyif ald ğ m hat rlam yorum. Hani derler ya “Ç lg nlar gibi eğlendik” aynen öyle oldu. Ç lg nlar gibi eğlendik, halay çekmekten b kana kadar, çiftetelli oynamaktan b kana kadar salonda söylemesi ay pt r tepindik durduk. Yeteneği olan arkadaşlar ellerinde tahta kaş kla (temsili mikrofon) güzel sesleriyle türküler söylediler. Bunlar yaparken elbette baz baz gülme krizleri geçirdik diyebilirim. Özellikle ev sahibinin titizliği ve hiperaktifliği eğlencemize büyük haz katt . Elinde bazen süpürgeyle dolaşmas , bazen elindeki bezle halay çekmesi, arada elindeki bezle sehpalar silmesi gerçekten görmeye değerdi. Halay n baş n toz beziyle çekerken, iki tur at ktan sonra, yemeklerin olduğu sehpay siliyor, koşup tekrar halaya kat l yor, iki tur sonra gidenlerin ard ndan, f rça ile ayakkab lar n olduğu yeri süpürüyor ard ndan siliyor, tekrar halaya kat l yor yani anlayacağ n z ev sahibimiz iki dakika yerinde durmuyordu. Bilmem sizin de dikkatinizi çekti mi? Bu anlatt klar m n hiçbir yerinde çocuklar yoktu, zaten gelmek istediğim noktada buydu. Eğlencenin yar s nda zorunlu olarak, çocuklar arka odadan salona al p, ş klar söndürüp, mumlar yakt ktan sonra doğum günü çocuğuna pastan n üstündeki mumlar üflettik. Elbette söndürmeden önce bu partinin onun için yap ld ğ n anlas n diye “İyi ki doğdun ……, iyi ki doğdun ……. ” şark s n da söylemeyi unutmad k. H zl bir şekilde hediyeler verildi, hediyeler aç ld ve hooop çocuklar tekrar arka odaya gönderildi. Asl nda belki de çoğunuz burada bir gariplik görmeyeceksiniz. Çünkü düşündüğümde gerçekten çocuklar m z için yapt ğ m z hangi doğum günü partisinde biz değil de çocuklar m z doyas ya eğleniyorlar? Bunlar düşünürken İtalyan bir arkadaş m n çocuğu için haz rlad ğ bir doğum günü partisi geldi akl ma. Bizde olduğu gibi onlar da çocuklu aileleri davet ediyorlar. Ama onlar bizden farkl olarak çocuklar eğlendirmek için seferber oluyorlar. Mesela; onlara oyunlar oynat yorlar, şark söyletiyorlar, bunlar yap l rken aileler ellerinde içkiler ve yemekler kenarda oyun oynayan, şark söyleyen çocuklar n mutlulukla izliyorlar, ya da bir kenarda sohbet ediyor. O partide unutmad ğ m ve hala akl ma geldikçe gülümsediğim bir şeyi aktarmak istiyorum sizlere. Arkadaş m önceden haz rlad ğ kocaman bir paketi yuvarlak bir halka oluşturarak oturan çocuklar n ortas na koydu. Daha sonra ilk kimle başlayacağ n belirlemek için “Ç k ç kal m çay ra, yem verelim ördeğe, ördek yemini yemeden ……..” elbette bunu söylemedi ama buna benzer bir şey söyleyerek paketi ilk açacak olan çocuğa verdi ve müzik başlad . Müzik çalarken çocuklar elden ele bu paketi dolaşt rd . Pat diye müzik durdu. Hepimiz, çocuklarda dahil olmak üzere paketin içinden ç kacak hediyeyi pür dikkat bekliyorduk. Paketi ilk açacak çocuk büyük bir heyecanla paketi açt . Paketin içinden bir tane balon, bir tane düdük (öyle s radan düdük değil üflediğinde aç lan, ucunda tüy olan düdüklerden) ve şu anda hat rlamad ğ m üç tane hediye ç kt . Paketin alt ndaki paket müzik başlar başlamaz diğer çocuklar n teker teker kucaklar na gitti. Bu oyun devam ederken doğum günü çocuğu dikkatimi çekti, 3. yaş na girecek olan Helena oldukça sab rs z davran yordu, haks z da say lmazd . Kendi s ras nda duran bütün çocuklarda paket duruyordu ama bir tek onda durmuyordu, ilerleyen bölümlerde art k paket kendisine geldiğinde annesinin gözlerinin içine bak yor, paketi elinde tutuyor bir süre yandaki çocuğa vermiyor ama nafile müzik devam ediyor, bir h ş mla yan ndaki çocuğa paketi veriyordu. Bakt olmayacak bizim b c r k yerini değiştirip karş tarafa geçti. Olur ya belki orada müzik dururdu. Maalesef müzik uzun süre orada da durmad . Hatta bütün çocuklar s rayla paketi açt . Paketi açmayan bir tek o kalm şt ve ikinci turda bizimki dayanamad ve paket eline geldiğinde paketi açmaya başlad , yan nda oturan çocuk bir h ş mla ve iterek paketi Helena’n n elinden ald . Helena’n n gözleri doldu ve dudaklar n büzerek annesine bakmaya başlad . Biz izleyenler ben de dahil olmak üzere yaşanan haks zl ğa müdahale ederek onun paketi hiç açmad ğ n söyledik. Arkadaş m fark nda değildi ve gidip Helena’dan özür diledi, s ra ona gelince müziği durdurdu. Biraz önce gözleri dolan ve dudaklar n büzen cad , büyük bir heyecan ve mutlulukla paketi açt balonunu ve düdüğünü ald .Bu iki doğum günü aras ndaki farklar bilmem anlatmaya gerek var m ? Yorumu size b rak yorum.
Kendini be¤enme hastal›¤›
fi
Ehliyet s nav nda karş n za ç kabilecek sorular, bazen insan dumura uğratabilir. Ama sorular ister inanal m ister inanmayal m gerçek...
↵
Zeynep Günel felsefikdusunceler@yahoo.com.tr
Çengel Bulmaca
A
Acaba hangisi dogru?
Felsefik düflünceler
L
E
V
‹
Alfabenin ilk harfi
A
→
Ödenti
→
‹yon elementinin imi
Yaflanacak
K
A
D
I
7 Dünya
N
‹çimdeki Pencere
“Hayatta sadece Kiral k Anne olmay başarabildim” Konuflmak istedim. Durumumu anlatmaya çal›flt›m. Pek de anlad›¤›n› sanm›yorum ama benden yavafl yavafl so¤udu¤unu hissediyordum. Yaşad klar m bana öyle dersler verdi ki, kendi anneliğime ancak bu tabiri uygun görebildim. Anne olduğumu zannettim ama anne olabilmek için çocuk doğurmak yetmiyormuş. Birilerinin size bu kimliği lay k görebilmesi de gerekiyormuş. Şimdi otuz beş yaş nday m. Çocuklar mdan ayr lal on y.l kadar oluyor. On sekiz yaş nda bir oğlum, on dört yaş nda da bir k z m var. Ama benden çok uzaktalar. Hayat m hep çal şmakla geçiyor. Evlere ve işyerlerine temizliğe gidiyorum. Çoğu zaman tahsilli ve eğitimli insanlarla muhatap oluyorum. Bazen kendimi onlarla k yaslama cüretinde bulunuyorum. Görüyorum ki insanlar n kaderi imkanlar na göre yaz l yor. Yan nda çal şt ğ m insanlar, “K z m sen bizim bir de içimize bak!” dediklerinde isyan m bir kat daha art yor. Kime isyan ediyorum ki? Yine kaderime! Evlendirildiğim adam daha önce amcas n n k z yla evlenmiş, çocuğu olmam ş. İyi kötü bir mesleği ve işi var. Kar s ndan ayr lamaz, çünkü akrabas . Ama çocuk da laz m. O zaman bir kuma bulal m diyorlar. Kim kuma olur? Benim ailem gibi kendilerinden daha yoksul bir ailenin k z olur tabi ki! Henüz birkaç ayl k evliyken ilk çocuğuma hamile kalm şt m. Bir yandan yanaşma muamelesi görüyor, bir yandan da kocam n neslini devam ettirecek
veya onlara çocuk zevkini tatt racak çocuğu doğurmak için gün say yordum. Kiral k anneydim ben! Çocuğun doğumu benim evdeki konumumu değiştirmemişti aksine üzerimdeki
ğunu anl yorum. Bir süre direnmeye çal şt m ama nafile dam zl k olmak kolay değil. Çok geçmeden tekrar hamile kald m. Bu kez bir k z doğurdum. Çok da sevinmediler ama ben sevinmiştim. Bir erkek çocuk daha istedikleri için bana bir süre daha katlanmak zorundayd lar çünkü. Ayn onlar n mant ğ yla düşünüyordum. Doğurduğum çocuklar kendime ait değil de on-
mam geciktikçe bask lar art yordu, eşim ve onun ilk eşinden dayak da yiyordum. Anne olduğumu fark ettim. Fazla dayanamad m. Art k onlara yeni bir çocuk doğurmayarak evi terk edecektim. Böylece onlardan intikam alacağ m düşünüyordum. Tabii bu benim aciz düşüncemin bir parças . Onlar n benim çocuklar m sahiplenmiş olduklar n n fark nda bile değildim.
Anne olduğumu farkettim
yük artmaya başlam şt . Aşağ lanmam, evdeki tüm işleri yapmam, çocuğa bakmam ve kocam n gönlünü görmem. Niyetlerinin benden istediklerini al p, kap d şar etmek oldu-
lar n siparişi olarak alg l yordum. Bu kiral k anneliğin gelecekte bana vereceği ac y o günlerde hissedemiyordum. Çocuk doğurmay elimden geldiğince geciktiriyordum. Hamile kal-
Evi terk edip ailemin yan na gittim. Hiç aramad lar bile beni. Zaten hiçbir bağlant m z yoktu. K sa bir süre sonra da oldukça uzaklara göçüp gittiler. İşte o zaman yüreğime bir ateş düştü. İşte o zaman ben asl nda bir anne olduğumu fark ettim. Ve o günden sonra çocuklar ma nas l ulaşabilirim mücadelesinin başlang c oldu hayat mda. İşte bu yaz, y llard r mücadelesini yapt ğ m veya çocuklar m için biriktirmeye çal şt ğ m üç kuruş için yaşad ğ m sefaletin semeresini görme zaman m gelmişti. On y.l boyunca dişimi s karak para biriktirmiştim. Kazand klar m sadece bu gün için toplam şt m. Oğlum ve k z m geldiler. Bana yabanc yd lar. Soğuklard . Sonuçta çocuklard , onlar n isteğini yapabilirsem onlar mutlu edebilirsem aradaki soğukluk giderilir diye düşündüm. Hayat m boyunca kendim de yaşamad ğ m, yemediğim görmediğim her şeyi onlara yaşatmaya, göstermeye çal şt m. Çocuklar mla aram zdaki buzlar erimiş, bana yak nlaşm şlard . K z m mutlu olarak yaz sonu babas na gitti. Oğlum liseyi bi-
tirmiş, üniversiteye haz rlanacakt . O yan mda kald . Art k oğlumla birlikte bir hayat başlam şt . Çok mutlu oluyordum. Gece gündüz çal ş yor onu mutlu edebilmeyi, başar l k lmay düşünüyordum. İlk günlerde oğlumla ilişkilerimiz iyi gitti. Ben çal ş yor onu kursa gönderiyor, orta halli bir aile çocuğu gibi s navlara haz rlanmas na olanak sağl yordum. Ama zaman içinde biriktirebildiklerim tükendi ve sadece günlük kazanc mla yaşam m z idame ettirmeye başlad k. S k nt lar ve s k lmalar başlam şt . Bir gün oğlumun uzun süredir dershaneye gitmediğini öğrendim. Çok y k ld m, ağlad m.
Hayallerim… Konuşmak istedim. Durumumu anlatmaya çal şt m. Pek de anlad ğ n sanm yorum ama benden yavaş yavaş soğuduğunu hissediyordum. Son kopuş noktas na kadar. Ayl ğ m almak üzere o gün işyerime onu göndermiştim. Oğlum akşam eve gelmedi. İki gün sonra paray harcam ş olarak geldi. Dayanamad m çok h rç nlaşt m. İlk kez bağ rd m, azarlad m. Bir ay ne yapacakt m?! Oğlum ç kt ve gitti. O gidiş… Babas n n yan na gitmiş. Benim on y ll k hayallerimin sonunu getirerek. Tek tesellim on y l güzel bir hayalle yaşam ş olmak. Ben çocuk olamad m. Kad n olamad m. Anne olduğumu zannettim, anne de olamad m. Y llarca hayalini kurduğum annelikten de vazgeçtim. Bundan sonra ne olabilirim bilmiyorum. Hayatta sadece Kiral k Anne olmay başarabildim.
Yürekli bir kad n Anneciğim ve Babac ğ m Vilma Espin 77 yafl›nda yaflama gözlerini yumdu. F›rt›nal› yaflam›nda tüm becerilerini ülkesinin insanlar›n› özgür k›lmak ve insanca yaflamalar› için Küba halk›na sundu. Zengin bir aristokrat n k z yken Marksizm’den etkilenen Vilma Espin yerel gruplarla çal şmaya başlar. Eğitimini yar da b rak p Fidel Castro ve yoldaşlar n n Granada yat yla Küba’ya ç kmalar n örgütleyenlerdendir. O, diktatör Batista rejimini y kmak için Fidel, Che ve sonradan hayat n birleştireceği Raul Castro gibi gerilla liderleriyle Sierra Meastra Dağlar.’na ç kan ilk gerillalardan olma onuruna da sahip. Batista diktatörlüğünün y k ld ğ 1959 y l nda Havana’ya giren devrimci birliklerin içinde Vilma Espin tüm Küba kad nlar n temsil edenlerdendi. Devrimden sonra Raol Castro ile evlenen Vilma Espin, evine çekilip çocuğunu büyüten bir kad n değil Küba kad nlar n n eğitimi ve örgütlenmesinden sorumlu görevleri üstlenir. Vilma Espin’in en önemli özelliklerinden biri de güçlü bir enternasyonalist damara sahip olmas d r. Asya, Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde kad nlar n sorunlar yla ilgilenip, Küba’n n olanaklar çerçevesinde onlara yard m edenlerdendi. Binlerce yoksul gencin Küba’da eğitim görmeleri için projeler üretmişti. Küba halk onun küllerini Siere maestra Dağlar ’nda savrurken “Hasta siempra Vilma” diye hayk rd . Çünkü Vilma Espin, içinden geldiği s n f na ihanet edip Küba emekçilerinin geleceği için Sierra Maestra Dağlar ’na ç kt ğ gün “Zafere kadar” diye hayk ranlardand . Uğurlar ola yürekli gerilla komutan .
Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunlar söylemek isterdim: Sürekli bir büyüme ve gelişme içindeyim. Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayr bir kişilik geliştiriyorum. Beni tan maya ve anlamaya çal ş n.Deneme ile öğrenirim. Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz. Bana oyunda, arkadaşl kta ve uğraşlar mda özgürlük tan y n. Beni her işimde koruyup kollamaya çal şmay n. Davran şlar m n sonuçlar n kendim görürsem daha iyi öğrenirim.
Tutars z davranmay n Bana yan lma pay b rak n. Kendi işimi kendim görmeye al şt r n, büyüdüğümü başka nas l anlar m? Büyümeyi çok istiyorsam da ara s ra yaş mdan küçük davranmaktan kendimi alam yorum. Bunu önemseyin ama siz beni ş martmay n, hep çocuk kalmak isterim sonra. Her istediğimi elde edemeyeceğimi biliyorum. Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum. Bana yerli yersiz söz de vermeyin, sözünüzü tutmay nca sizlere güvenim azal yor. Bana kesin ve kararl davranmakta çekinmeyin. Yoldan sapt ğ m görünce beni s n rlay n. Koyduğunuz kurallar ve yasaklar n hepsini beğendiğimi söyleyemem ancak hiç k s tlamay nca ne yapacağ m şaş r yorum. Tutars z davrand ğ n z görünce hem bocal yor hem de bundan yararlanmadan edemiyorum. Beni dinleyin, öğrenmeye en yatk n olduğum anlar, soru sorduğum anlard r. Aç klamalar n z k sa ve net olsun. Öğütlerinizden çok davran şlar n zdan etkilendiğimi unutmay n. Beni eğitirken ara s ra yanl şlar yapabilirsiniz. Bunlar çabuk unuturum. Ancak birbirimize sayg ve sevgimizin azald ğ n görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder. Çok konu-
şup çok bağ rmay n. Yüksek sesle söylenenleri pek duymam. Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz b rak r.
Öğütleri kulak ard na atar m “Ben senin yaş ndayken…” diye başlayan öğütleri hep kulak ard na atar m. Küçük yan lg lar m büyük suçmuş gibi baş ma kakmay n. Beni korkutarak suçluluk duygusu aş layarak usland rmaya çal şmay n. Yaramazl klar m yüzünden beni kötü çocukmuşum gibi yarg lamay n. Yanl ş davran ş m üzerinde durup düzeltin. Ceza vermeden önce beni dinleyin. Su-
çumu aşmad ğ sürece cezama katlanabilirim. Beni yeteneklerimin üzerinde işlere zorlamay n. Ama başarabileceğim işleri yapmam bekleyin. Başarmam için beni destekleyin. Hiç değilse çabam övün. Bana güvendiğinizi belli edin. Beni başkalar yla karş laşt rmay n, umutsuzluğa kap l r m. Benden yaş m n üstünde olgunluk beklemeyin. Bütün kurallar birden öğretmeye kalkmay n. Bana süre tan y n. Yüzde yüz dürüst davrand ğ m görünce ürkmeyin beni köşeye s k şt rmay n. Yalana s ğ nmak zorunda kal r m. Sizi çok bunaltt ğ m s rada bile soğukkanl l ğ n z yitirme-
yin. K zg nl ğ n z hakl görebilirim ama beni aşağ lamay n. Hele başkalar n n yan nda onurumu k rmay n. Unutmay n ki ben de sizi yabanc lar n yan nda güç duruma düşürebilirim. Bana haks zl k ettiğinizi anlay nca aç klamaktan çekinmeyin. Özür dileyiniz. Size olan sevgimi azaltmaz. Tersine beni size daha çok yaklaşt r r. Asl nda ben sizleri olduğunuzdan daha iyi görüyorum. Bana kendinizi yan lmaz ve erişilmez göstermeye çal şmay n. Yan ld ğ n z görünce üzüntüm büyük olur.
Sevginiz bana yeter
Biliyorum ara s ra sizi üzüyor, belki de düş k r kl ğ na uğrat yorum. Bana verdiklerinizin yan nda benden istediklerinizin çok olmad ğ n da görüyorum. Yukar da s ralad ğ m istekler çok geldiyse birçoğundan vazgeçebilirim; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inanc m sars lmas n. Benden, “örnek çocuk” olmam beklemezseniz, ben de sizden kusursuz ana baba olman z beklemem. Sevecen ve anlay şl olman z bana yeter. Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi. Ama seçme hakk m olsayd sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim!
Gülümser Keleş
Çocuğuna bağ ml olmak… Çocuğuna bağ ml olmak… Önce televizyon, sonra cep telefonu derken, bağ ml l k konusunda alm ş gidiyorum… Bu konuda demek ki anlat lacak, yaz lacak çok şeyler var. Çocuğuna bağ ml olmak… Bu konuda anne ve baba o kadar çok hata yap yorlar ki.
Sorumluluk bilinçi Bir örnek vermek istiyorum: Benim iş yerime yirmi yaş nda bir genç, okul üzerinden 3 haftal k stajer olarak başlad . İlk hafta hiç gelmedi, hastaym ş… Olabilir. 2. hafta Pazartesi günü geldi. Sal. günü de geldi, ama erken gitmeliymiş, mahkemesi varm ş… Olabilir. Çarşamba günü gelmedi. Perşembe günü geldiğinde sordum “dün nerdeydin?” diye. Cevap Almanca olarak şu oldu: “Ich war schlecht gelaunt”. Morali bozukmuş beyefendinin. Gelemediği zaman telefon aç p bildirmesi gerektiğini söyledim. Telefon numaras yokmuş… Olamaz! Bir küçük çocuk bile internetten veya telefon rehberinden bulup numaray , arayabilirdi. Cuma günü yine gelmedi ve yine telefon açmad . 3. hafta Pazartesi günü, bunun çocuk oyuncağ olmad ğ n ve hemen gidebileceğini söyledim kendisine. Çok şaş rd , öyle bir tepki beklemedi herhalde. Diğer arkadaşlar, önce dinleseydin çocuğu dediler. Pardon, hangi çocuğu? Affedersiniz ama kaz k kadar adam. Babas hastaneye yat r lm ş… Olabilir. Yine mi telefon numaras n bilmiyordu? Diyeceğim şu ki, bu genç evin tek erkeğiymiş, 3 ablas varm ş, kendisi ayr ca en küçükleri. 18 yaş na basar basmaz, ehliyetini yapm ş ve babas hemen bir araba alm ş alt na. Evin tek erkeği ya… “Mahkemem var” dediği olay ise şuymuş: Birinci arabay k z arkadaş kaza yaparak çöplüğe yollam ş. Baba bu sefer gitmiş 29 bin Euroluk yeni bir araba alm ş evin tek oğluna. Bu arabay da kendisi göndermiş çöpe. Arkadaşlar ile içmişler ve içkili şekilde arabas na binmiş eve gidiyormuş. Arkas nda polisi “dur” emriyle görünce (evleri hemen yak ndaym ş) “polisi ekip hemen eve kaçar m” düşüncesiyle, içkili şekilde yakalanmamak için, gaza basm ş ama maalesef eve kadar gidememiş, ilk direğe çarpm ş. Arabadan canl ç kmas na şaş rm şlar. Anne ve baba buna şükretmişler, “Araba önemli değil, ya can ndan olsayd ” diye avunmuşlar. Bunlar kendisi anlatt bana ve ben ne söyleyeceğimi şaş rm ş bir vaziyette kald m. Bunu fark etti ve şu sözleri ekledi: “Ya, annem babam benim iyiliğimi düşünüyor, tek erkek olduğum için, istediklerimi yap yorlar”.
Çocuğa yap lan en kötülük Kafam sağa, sola sallayarak “Kusura bakma ama annen baban sana yap labilecek en büyük kötülüğü yapm şlar” dedim. Bu sözlerime de kendisi şaş rd . Her zaman “çocuğun” her istediğini yapmak, iyiliğine değildir. Bu genç daha okulunu bitirmemiş. Daha bir meslek sahibi olmam ş. Hayat nda hiç çal şmam ş. Daha askerlik bekliyor. Çok mu gerekliydi acaba hemen alt na s f r araba çekmek? Eğer o kazada hayat n kaybetmiş olsayd bunun as l sorumlusu kim olacakt ? Ehliyetinin şimdi elinden al nmas , asl nda daha fazla zarar yapmas ndan korumuş. Arabada başkalar da olabilirdi. Bu genç bence hiç bir zaman kendi ayağ n n üzerinde durma f rsat n bulamayacak. Kendisi düşüp, tekrar ayağa kalkmay öğrenemeyecek çünkü her hatas nda anne, baba koşacak ve onu “kald racak”, “Evlad m z, yard m etmeliyiz” diyecekler. Bunun gibi birçok örnek var. Kültürümüzde k z veya erkek, evlenmeden anne-baba evini (genelde) terk etmiyor. Alman ailelerinde de böyle olmay ş n tepkiyle karş l yorlar. Neymiş Almanlarda çocuk sevgisi yokmuş. 18 yaş na gelince çocuklar na tekmeyi at yorlarm ş. Tam tersine, Alman aileleri daha doğar doğmaz eğitime başl yorlar. Çocukla çocuk diliyle değil, büyük bir insan gibi konuşuyorlar, sorular na cevap veriyorlar. “Sen sus”, “Sen kar şma”, “Sen daha küçüksün, anlamazs n” gibi cevaplar vermiyorlar. Bu erkek işi, bu k z işi demeksizin, eşit şekilde çocuklar n eğitiyorlar. 18 yaş na geldiğinde, eğer okumaya devam etmek istemiyorsa çocuklar , o zaman ya meslek yap, ya da git bir iş bul diyorlar ve evden ayr lmas na karş ç km yorlar. Ama okuduğu sürece de arkas nda oluyorlar. Çocuklar n o yaşa kadar bilgiyle dolduruyorlar.Yaz m n ilk baş nda çocuğuna bağ ml l ğ n birçok sorun yaratabileceğinden bahsetmiştim. Bunlar neler olabilir? Birçok ailede özellikle erkek çocuklar tavada yumurta pişirmeyi bile öğrenmiyorlar. Anne hep pişiriyor ve önüne getiriyor. Sonra evleniyor ve bu göreve eşi devam ediyor. Evlilik yürümeyip, ayr ld ğ nda bu kişi, hele bir de anneyi kaybetti ise, süt dökmüş kedi gibi oluyor. Evlilik konusuna gelmişken; çocuklar evlenip evden ayr ld ktan sonra bile, birçok anne-baba hala çocuğu üzerinde hakimiyet kurmaya çal ş yor (özellikle anneler). Oğlu evlendiyse, gelinine kar ş yor. K z evlenirse, onun evliliğine kar ş yor ve çoğu zaman ayr l klar aileler yüzünden oluyor. Tabii ki anne ve baba çocuklar n n kötü gününde yan nda olmal , tabii ki onlar sevmeli ve yard m gerektiğinde yard m etmeli, ama anne ve baba, “b rakabilmeli” de. “Oğlum” veya “K z m, git ve hayat öğren, yaşa” diyebilmeliler. Yok efendim iyilikleri içinmiş, hata yapmamalar içinmiş! B rak n ya, hata yaps nlar! Hatas z insan olur mu? Ama hatalar ndan öğrenmeyi bilsinler, düştüklerinde kendi kendilerine ayağa kalkabilsinler. Bana çok büyük konuştuğumu, benim de bir oğlum olduğunu hat rlat yor bazen akraba veya tan d klar. “Göreceğiz” diyorlar. Evet, ben de biliyorum evlat büyütmek kolay değil. Ama bir oğlum var diye, onu ş martma niyetinde değilim. Şu an 12 yaş nda olan oğlum, okuldan geldiğinde kendi yemeğini yap p yiyor. Benim veya babas n n işten gelmesini beklemiyor. Evde her işi eşimle ortaklaşa yapt ğ m z görüyor ve “Bu kad n işiymiş veya erkek işiymiş” gibi şeyler bilmiyor. Ona okumazsa iş bulup çal şmas gerektiğini şimdiden anlat yorum. Meslek yeri bulman n art k ne zor olduğunu nerdeyse her gün konuşuyoruz.
Yaflanacak
Dünya 8
G
E
N
Ç
L
Hamburg üniversitesinde eğitim gören Oliver ile Almanya’da üniversite ve gençlik harekat üzerine yapt ğ m z röportaj yay nl yoruz.
GençLink Ergin
G8 karş t lar aras nda... Haziran’ n ilk haftas nda benim için olağanüstü olan günler yaşad m. Almanya’n n Rostock kenti yak n ndaki Heiligendamm kasabas nda yap lan G8 zirvesine dönük protesto eylemlerine kat ld m. S n f arkadaş m “Ben bir grupla gidiyorum. Sen de gelmelisin” dediğinde hemen kabul etmemiştim. Ama onun bu daveti ve G8’e ilişkin anlatt klar merak m kamç lad . İnternetten G8 ile ilgili pek çok yaz okuyarak bilgi sahibi olmaya çal şt m. Arkadaş mla sonraki günlerde defalarca sohbet ettik. Onun birlikte gideceği gruptan daha önce bu tür ortamlara kat lm ş olanlar n anlat mlar n o da bana anlatt . Dünyan n bir çok ülkesinden antifaşist insanlar n, özellikle gençlerin kamplarda bir arada kalacak olmas n anlatmas kat lma isteğimi kamç lad . Hep birlikte yola ç kt ğ m zda hem çok heyecanl yd m, hem de biraz tedirgindim. Bunda hem böylesi bir ortama ilk defa kat l yor olmam, hem de TV’den dikatimi çeken, internette gördüğüm haberlerin pay vard . Haberlerde çok s k polisiye önlemler al nd ğ ndan bahsediyordu. Sonuçta ben yola ç km şt m. Bundan sonra herkes ne yaşarsa ben de onu yaşayacakt m! Birlikte gittiğim grupla 1 Haziran gecesi kalacağ m z kampa ulaşt k. Say s z çad r n aras ndan geçerken hep istediğim rahat ve s n rs z bir ortamda olduğum duygusu yerleşti içime. Ertesi gün sabah erkenden büyük yürüyüşün başlayacağ noktaya gittik. Kalabal k, kalabal k… Onbinlerce insan vard ve hepsi kapitalizme karş sloganlar yükseltiyorlard . Yürüyüş başlad , benim de içinde bulunduğum kortej miting yap lacak alana girdiğinde polisin tüm kortejlere sald r s başlad . Bu sald rganl k karş s nda hemen dağ lmamak, tav r koymak benim için öğreticiydi. Sonuç itibari ile o gün sald r ve karş koyuşlarla bitti. Gelirken sadece bu büyük mitinge kat l p dönmeyi hesaplam şt m. Fakat yaşananlar ve kamplardaki s cak ve bir o kadar da öğretici havay soludukça sonuna kadar kalmaya karar verdim. Benim yaşlar mda say s z genç vard burada. Hepsinin G8 protestolar na kat lma gerekçeleri farkl farkl yd . Kimisi eğitimin tamamen paral hale getirilmesi, f rsat eşitsizliğine dönük politikalara karş olmay öne ç kar yordu, kimisi “küresel s nmaya karş bir şeyler yapmal y m” diyordu, kimisi de “başka seçenek yok sosyalizm gerek”diyordu. Ama herkes asl nda ayn şeye karş yd . Birkaç kişinin, bir arkadaş m n deyimi ile “bir avuç sermayedar n” dünyay kendi ç karlar na göre yönetmelerine karş yd . Ama sonuçta şunu gördüm, asl nda küresel s nmaya karş olmak da, eğitim politikalar na karş olmak da, gelir dağ l mdaki adaletsizliğe karş olmak da tek baş na anlaml olduklar gibi, o oranda da anlams z! Bunlar n hepsinin kökünde kapitalizmin üretim mant ğ var çünkü. Ve as l çözümün de onun düzeltilmesi ile değil, onun yok edilmesi ile mümkün olduğunu anlad m. Bunun yerine konulacak sistem konusunda kafam henüz net olmasa da bana en mant kl gelenin sosyalizm olduğunu belirtmeliyim. Gerçi eski Doğu Almanya üzerinden okulda öğretmenlerimin anlatt klar da akl ma geldi, bunu oradaki arkadaşlara da söyledim sohbetlerimizde. Onlar n da söylediği, “Bunlardan ders ç karmal , yeni ve daha güçlü bir sosyalizm modeli yaratmal y z” oldu. Bu bana da çok mant kl geldi. K sacas bu G8’de ben asl nda bir gelecek fikri oluşturmaya yöneldim kendi içimde. Sadece bunu değil bir sürü arkadaşl k, dostluk ve birlikte hareket etmenin neler yaratacağ n , kazand racağ n anlad m.Daha anlatacak çok şeyim var, ama yerim dar. O yüzden de yaz m hepinizi böylesi toplant lara davet ederek bitirmek istiyorum.
Almanya’da Üniversite öğrencilerinin yaşad klar sorunlar nelerdir? Oliver: Evet burda çok sorun söyleyebilirim. Ama ben öncelikle bir sorundan başlamak istiyorum. Bu sorun ilk bak şta öğrenciler aç s nda kişisel gözüksede, her öğrenci 2007 senesinden itibaren s rf üniversiteye girebilmesi için 6 ayda bir 500 Euro ödemesi gerekecek. Devlet bu konuda diyor ki bu 500 Euro üniversitenin kalitesini düzeltecek. Ama bu tabii ki böyle değil, hatta alakas bile yok. Devlet sorumluluktan kaç yor. Üniversite eğitimi devlet taraf nda özelleştiriliyor.
Üniversitete yeni birşey olmuyor, hiçbir değişiklik yap lm yor, ama yinede 500 Euro al n yor her öğrenciden. Art k Devlet, öğrencileri öyle bask alt na al yorki, herkesin eğitim hakk n k s tl yor. Belki zengin ailenin çocuklar için 6 ayda 500 Euro sorun değil, ama bir işçi çocuğu için büyük bir sorun. Aç k aç k üniversite başkan diyor ki, “biz öğrencilerin en iyilerine eğitim vermemizlaz m, onlar eğitmeliyiz.’’ Onlara göre en iyiler okullarda en iyi ortamlar alanlar. Ayn zamanda Almanya içindeki üniversitelerde bir rekabet durumu var.
Bir yandan “Ekonomi h zla büyüyor”, “Art k herkes büyümeden faydalanacak” deniyor. Bir yandan da genç nüfus işsizlik içinde k vran yor. Ekonomideki büyümeden tekelleri faydaland ğ da böylelikle ortaya ç km ş oluyor!
“Gençlerin durumu ciddi” imiş! Federal Çal.şma Ajans. (BA) sözcüsü Reimund Becker, “Ekonomik büyüme henüz meslek eğitim alan na yans mad . Bu nedenle gençlerin durumu bir hayli ciddi” dedi. BA’n n verilerine göre 210 bin gencin meslek eğitim yeri bulamad ğ için aç kta kald ğ n belirten Becker, “Bunlar n içinde 2006’da yer bulamad ğ için
2007 meslek eğitim y l na devredilen 50 bin genç de bulunuyor” dedi. Uzun süreli işsizlerde olduğu gibi uzun süre meslek eğitim yeri bulamad ğ için bir sonraki y la devredilen gençlerin say s n n da sürekli artt ğ n bildiren Reimund, “210 bin gencin yar s ndan fazlas bir y ldan fazla bir süredir meslek eğitim yeri ar yor” dedi. Meslek eğitim yeri bulamad ğ için BA’ya kay t yapt ran gençlerin say s 210 bin iken, kay t yapt rmayanlar n say s hakk nda ise bir veri yok ya da aç klanm yor.
“İşsizsen asker ol!” Türkiye’den al şk n olduğumuz tablo art k Almanya’da da karş m za ç k yor. Türkiye’da işsiz gençler askerliğe ya da polisliğe başvurur. Meslek eğitim yeri veya iş bulamayan Alman gençler, BA taraf ndan orduya yönlendiriliyorlar. Alman Silahl. Kuvvetleri’nin, işsiz gençler aras ndan özel olarak asker kazanmaya çal şt ğ biliniyor. BA’lar n Meslek eğitim dan şmanlar gençleri, “Orada sadece iyi bir meslek değil, ayn zamanda krizlerden etkilenmeyen sağlam bir iş sahibi olursun” diyerek orduya yönlendiriyorlar.
K
S n f bilinci önemli!
O yüzden her üniversite en iyi öğrencileri ç kartmaya çal ş yor. Ama en iyi öğrenciler onlar n gözünde sermaye için en iyi çal şand r. Bu örneklerle durumun nereye doğru gittiğini görüyoruz. Bir insan eğitmek istemiyorlar, istedikleri bir insan sermaye için eğitmeleri, sermaye sistemini güçlendirmek ister.
ti genelinde çok zay f. Bu 500 Euro’luk harç sitemini boykot çal şmalar vard ve ben bunun içerisinde bulundum. Biraz hareketlilik vard . Ama çok değişik gruplar, kişiler olduklar ndan dolay organisasyonda kö-
Semaye mekineler yaratmak istiyor Başka sorunlarda var, mesela yeni üniversiteye başlayanlar ve master sistemi. Bu sistemler az zamanda çok şey isteyen sistemler ve öğrencileri eğitmekten ziyade, onlar sadece son aşamaya haz rlamak istiyorlar. Sermaye bilinçli insanlar değil, kendisi için çal şan makineler yaratmak istiyor. Bu eğitim sistemi ayr ca öğrenciye çok özel zaman b rakm yor, yani çal şmaya bile zaman b rakm yor. Bundan işçi çocuklar daha çok etkileniyor. Çünkü onlar üniversite masraflar n ödeyebilmeleri için çal şmak zorundalar. Üniversite bittikten sonra Almanya’da iş bulma olanağ n z nas l? Oliver: Zaten en büyük sorun burada. Öğrenciler okurken bunu hiç bilemezler. Tabii ki bu okuduğun bölüme bağl . Ekonomi bölümleri okursan her zaman iş bulunur, ama toplumsal bölümleri okursan işin zor. Zaten son zamanlarda sosyal bölümlerin bir k sm kald r ld . Çünkü bu bölümlere talep yok. Almanya’da öğrenci harekati hakk nda ne söyleyebilirsin? Bu konuda somut çal şmalar var m ? Oliver: Almanya’da ki öğrenci hareke-
Fransa’da Neo-liberal yeniden yap land rma program na karş ilk büyük çat şma eğitim alan nda yaşanacak. Ünevirsite öğrencileri sendikas UNEF başkan Bruno Juillard bir aç klama yaparak “yasa tasar s , onun içerik ve
yeni parlemantonun olağanüstü toplant s ile onaylamak istediği yasa tasar s Üniversite Yönetim Konseylerinde öğrencilerin temsil hakk n gaspediyor. Mevcut konsey yap lar 30 ile 60 kişi aras nda ve bunun içerisinde öğrenciler yüzde 25
kapsam na karş kararl l ğ m zdan bir şüpheniz olmas n” dedi ve öğrencilerin taleplerinin kabul edilmediği koşulda bir “çat şma tehlikesi”nin doğacağ n vurgulad . Öğrencilerin temsil hakk na sald r Temmuz ay içerisinde
ile 30 oran nda bir söz hakk na sahip. Yeni tasar da bu say 20 ile s n rland r larak öğrenciler konseyden saf d ş b rak lmak isteniyor. Üniversitelere otonomiözerklik kazand rmak yaygaras ile yap lmak istenen bu re-
Şu andaki durum, komünist hareketin genelinde zay f olmas , Alman solu sermayenin sald r lar na karş çok güçsüz ve kolu bağl kal yor. Üniversitede ki durum da ayn . Hatta daha da kötü, çünkü üniversitede çok gerici ve oportonist gruplar n kitleleşmesi daha kolay. Çünkü işçilerin sorunlar n bilmeyen yani s n f bilinci olmayan insanlar çok. Fransa’da ki gibi (CPE) direniş neden Almanya’da yok?
tüydü. 15 Haziran tarihinde biten ödeme gününde bizim projemiz en büyük yenilgisini ald . Projemiz şuydu, Hamburg’da 40 bin öğrenciden 10 bini bizim kontomuza 500 Euro yat rsayd , 500 Euro boykot eylemini kazanm ş olacakt k. Sadece 6 bin civar nda öğrenci ödedi. Bunun d ş nda büyük hedefleri olan komünist öğrenciler var, ama bunlar n say s az olduğu için öğrencileri hareketlendiremiyorlar.
İşçi-öğrenci dayan şmas zay f Sorunlar n za nas l çözüm buluyorsunuz? Oliver: Biz var olan güçlerimizle tabii ki birşeyler deniyoruz. Boykot grubunda çok aktif çal şmalar yürüttük, ama tabii ki toplumsal sorunlar öğrenci haraketi çözemez. Bunlar işçilerin önderliğinde ve öğrencilerin kat ld ğ sosyalist devrim çözer.
Frans.z öğrencilerden isyan ç.ğl.ğ.
210 bin genç meslek yeri bulamad 210 bin genç meslek eğitim yeri, 500 bin genç iş bulamad ğ için aç kta. Bunlar kay tl rakamlar. Kay t d ş kalanlar ise kimsenin umurunda değil.
‹
form, öğrencilerin istem ve taleplerinin d ş nda, sermayenin yeni üretim organizasyonlar n n h z na uygun hareket edecek bir odak yaratma girişimidir. Bu bir özerkleşme değil, sermayenin ihtiyaçlar ekseninde özelleştirme ad m d r. Kuyruk ac lar CPE yenilgisi Neo-libaral politikalar n sald rganl ğ n n düzeyini gösteren, gençleri tekellere 2 y l koşulsuz deneme ad alt nda peşkeş çeken Yeni İstihdam Yasas. (CPE), geçen y l birleşik ve güçlü bir direnişle geri püskürtülmüştü. Şimdi bu bütünlüklü sald r y parça parça, karş tepki ve direnişi zay flatacak, öğrencilerin örgütlenme ve etkisini de geriletecek reformlarla geçirmeye soyunuyorlar. Sarkozy’nin seçim program nda olan üniversitelere “otonomi” ve “d ş dünyaya daha aç k hale getirme” sözü şimdi bu uygulamalarda somutlan yor. Sarkozy’nin delikanl l ğ n 68 ruhu yeniden sokaklara indiğinde göreceğiz!
Oliver: Çok büyük bir dayan şma eksikliği var. Öğrenci- işçi dayan şmas çok az. Ama asl nda en büyük sorunun bilinçsizlik olduğunu san yorum. Harekete önderlik yapanlar master sisteminin kötü oluşunu aç k söyleyen kişiler, gruplar, partiler yok. Öğrenciler protesto ettikleri halde, durumu tam kavrad klar n sanm yorum. Ayn zamanda öğrenciler protesto eylemi yapt ğ nda, işçilerin duyars z kalmalar , ayn durum tabiki işçi grevlerine karş öğrencilerin duyars z kalmalar . Tekrarl yorum bu durum öğrencilerin veya işçilerin bilinçsizliklerinden kaynakl . As l neden harekete önderlik yapan ve sistemin bu sald r lar na karş gerçekten mücadele ederek karş koymak isteyen partinin olmay ş . Ben önderlik yapacak parti derken şunu kastediyorum, bu sadece sermaye düşüncesine sahip ve sermayenin kontrolü alt nda olan toplumu değiştiren bir örgüten bahsetmiyorum. As l kastettiğim, sosyalist ve herkese eşit bir toplum kurmak isteyen Komünist bir parti. Fransaya yönelik bir değerlendirme yapmam zor. Çünkü orada ki sistemi analiz etmek gerekir. Benim Fransa’da ki durumu ilişkin çok az bilgim var.
Daha çal Aleksander
Polonyal. Aleksander Kudajczyk 28 yaş nda… Bir güzel sanatlar akademisinde ald ğ piyano eğitimini maddi imkans zl klar nedeniyle b rakmak zorunda kald . Kapitalizm onu göçmenlik yollar na sürükledi. 6 ay önce Birleşik Krall.k’a giden Aleksander, İskoçya’daki Glasgow Üniversitesi’nin hukuk fakültesinde temizlikçi olarak işe al nd . Her gün etraf temizlemekle görevli olan Aleksander Kudajczyk, büyük bir piyanonun olduğu boş odada öğretmenlerden ve öğrencilerden gizli olarak piyano çalmaya başlad . Kendi çabalar yla piyano çalma becerisini geliştirerek profesyonel bir piyanist oldu. Glasgow’da müzik festivaline de kat lacak olan Kudajczyk “06.00’dan 10.00’a kadar temizlik yap yorum. Sonra da müzik çal ş yorum” dedi.
Biz “tehlike”miyiz? Bugün befl yafl›n›n alt›nda olan çocuklar, 2030’da ortalama 27 yafl›nda olacaklar ve gençli¤in üçte birini oluflturacaklar. Böylelikle Almanya’da nüfusun ço¤unlu¤unu göçmen kökenliler oluflturacak. Bilindiği gibi Almanya’n n önemli gündem maddelerinden biri göç ve uyum sorunu. “Sorun” diyoruz çünkü bu Alman hükümetince kelimenin tam anlam yla “sorun” olarak görülüyor ve gelecekte başlar na büyük belalar aç lacağ n düşündükleri için şimdiden etekleri tutuşmuş durumda.
Peki neden? Almanya’da nüfus yaşlan yor. Yaşl lar n oran , gençlerin oran ndan fazla. Ve gençlerin büyük bölümünü de göçmenler oluşturuyor.
Çocuklar n üçte biri göçmen kökenli Almanya’da beş yaş n n alt nda olan çocuklar n üçte birinin göçmen kökenli olduğu aç kland . Federal İstatistik Dairesi taraf ndan yap lan aç klamaya göre, 2005 y l nda alt büyük kentte göçmen kökenli çocuklar n oran yüzde 60’ n üzerinde. En çok göçmen kökenli çocuğun olduğu kentlerin baş nda yüzde 67 ile Nürnberg geliyor. Arkas ndan yüzde 65 ile Frankfurt, yüzde 64 ile Stuttgart ve Düsseldorf kentleri geliyor. İstatistik Dairesi ülkede top-
lam 15.3 milyon göçmen kökenli insan n yaşad ğ n , bunun da toplam nüfusun yüzde 18’ine denk geldiğini ifade etmişti. Hal böyle olunca, “Uyum zirveleri” birbirini koval yor. 12 Temmuz’da Berlin’de 2. Uyum Zirvesi yap lacak. Buna haz rl k kapsam nda bir Gençlik Uyum Zirvesi yap ld . Almanya’n n değişik kentlerinden getirilen 80 genç, “Dil ve Eğitim”, “Bölgelerde Entegrasyon”, “Kültürel Çeşitlilik-Toplumumuz 2030’da nas l olacak” gibi başl klar alt nda sunulan konular tart şt lar.
Göçmen korkusu Zirveyi düzenleyenlerin en çok önem verdikleri konu, son başl k olsa gerek! Çünkü bugün beş yaş n n alt nda olan çocuklar, ortalama 27 yaş nda olacaklar ve gençliğin üçte birini oluşturacaklar.
O zamana kadar bugün nüfusun çoğunluğunu oluşturan yaşl lar n büyük bir k sm ölecek. Böylelikle Almanya’da nüfusun çoğunluğunu göçmen kökenliler oluşturacak. “Tehlike” olarak görülen, önlemi al nmak istenen işte budur. Yoksa göçmen gençler için da-
ha iyi yaşam koşullar sağlamak değil amaçlar . Zaten toplant da meslek eğitimi yeri bulmakta zorlanan, işsiz kalan, diploma almadan okulunu bitiremeyen göçmen gençlerinin say s n n çok yüksek oluşu gibi konular n fazla öne ç kmad ğ belirtildi.
B
‹
L
‹
M
·
T
E
K
N
‹
9 Dünya Yaflanacak
K
Küresel s nma göçmenleri
Bilimde yolculuk Derya Tanr.vermiş
“Endiflelenin, çok endiflelenin. Hatta korkmaya bafllay›n. Çünkü küresel ›s›nma art›k durdurulamaz bir noktaya do¤ru ilerliyor. Küresel ›s›nma insanl›¤›n sonunu getirebilir…”
Hayatlar m z, biz direkt etki etmeden değişiyor. Önceliklerimiz değişiyor, yaşam alanlar m z göz göre göre yok oluyor. K sa bir zaman sonra toplu göçler tüm dengeleri değiştirecek güce erişecek. Canl lar evrim sürecini daha h zl ve k sa yaş yor. Köklü değişimlerin yaşand ğ bir yüzy la tan kl k ediyoruz. Ve bizler bu çağ n birer tan ğ m yoksa hem yaşayan hem de aktif aktörleri mi olacağ z sorusuna yaşam m zdaki duruşumuz ve eylemlerimizle yan t olacağ z. Küresel s nma için Time dergisi, “Endişelenin, çok endişelenin. Hatta korkmaya başlay n. Çünkü küresel s nma art k durdurulamaz bir noktaya doğru ilerliyor. Küresel s nma insanl ğ n sonunu getirebilir…” diye yaz yor. Evet öyle gözüküyor! Çünkü emeğin, doğan n, akl m za gelebilecek her şeyin soğurulmas ile kar oranlar n
yükseltmek d ş nda gözü bir şey görmeyen kapitalist barbarl k varoldukça gezegenimiz daha fazla aş nacak! Ancak o bu y k m politikalar ile kendi sonunu da haz rl yor, karş t öfkeyi büyütüyor.
G8 neyin zirvesi? Küresel .s.nma ve nedenlerinin aza indirilmesi, bunun be-
lirli bir takvim çerçevesinde sağlanmas gibi konularda, ortaya at lan öneriler ve çözümler, göz boyamaya yönelik ustaca at lm ş taktik ad m n tepki ölçüm yemiydi. Biz; bir çoklar n n büyük bir yan lg ve körlükle gözlerini zirveden ç kacak kararlara çevirdiği bu dönemde, G8’in asla ve asla çözümün adresi olamayacağ n daha en başta ortaya koymuştuk. Kapitalist sistemin temel karakteristiği olan, sömürü daha fazla sömürü ve kar! Engel tan maks z n, her alana kendini uyarlayarak … Ve yine bundan dolay d r ki o, bulunduğu her
yerde tüketime yönelerek yok edene kadar kan emiciliğini devam ettiriyor. İşte G8, bu kan emiciliğin geldiği aşamada t kanma noktalar n n giderilmesinin en üst düzeydeki zirvesidir.
Sorun s n fsal Sorunun kaynağ her zamanki gibi G8’i oluşturan bu bileşenin, insanl ğ n geçmiş-bugün ve gelecekteki tüm yarat mlar üzerindeki hak iddias ve dinginsizce at koşturmas d r. Nam- diğer zenginler kulübü G8, temsil ettiği bir avuç dev sermaye grubunun zenginliklerine zenginlik katman n yollar n ararken, dünyan n en yoksul halklar n n yaşad ğ 49 ülkedeyse açl ğ n ağ r yal mlar çocuklar yutuyor! Bu ülkelerin işbirlikçilerinin debdebe içindeki yaşamlar na ve G8 bileşenleri için yapt klar uşakl ğa ise hiç değinmiyoruz! Halklar n yoksulluk içinde k vrand ğ bu ülkelerle, ç lg nca tüketimin k şk rt ld ğ emperyalist ülkeler aras ndaki tüketim uçurumlar n Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNPF)
haz rlam ş olduğu Rapor’daki rakamlar şöyle ifade ediyor; “… Dünya nüfusunun yüzde 20’sini oluşturan en üst gruptaki (zengin) ülkeler dünya toplam tüketiminin yüzde 91’ini gerçekleştirmektedir.” Bu çelişkiyi daha aç k olarak ifade edersek: İngilizler dünyan n en önemli sorunlar na ay rd ğ bütçenin iki kat kadar paray şampanyaya harc yor! Almanya’da kad nlar n ayakkab ya yapt klar harcama hükümetin yard m bütçesinden daha fazla. ABD’nin küresel sorunlar n çözümüne katk sunmak için ay rd ğ bütçe Exxon Mobil petrol şirketinin y ll k kar ndan daha az. Gelişmiş ülkelerde insanlar n zay flamak için diyet ürünlerine harcad ğ para, açl k sorununun çözümü için ayr lan yard m bütçelerinin 8 kat . Kapitalizmin vahşi doğas , yoksulla-vars l aras ndaki uçurumu her geçen gün daha fazla büyütüyor. Bu döngü o varoldukça devam edecek! Onun vahşi sömürüye dayanan üretim mant ğ varoldukça yerküremiz de dahil, insanl ğ n kendisi eriyecek!
İşçi robotlar geliyor! Japonlar çok zorlu şartlar alt nda çal şabilecek insan ms robot-işçi ürettiler. Dünya medyas nda gürültülü bir haber konusu olan robot-işçi, yayg n bir şekilde üretime sokulduğunda olağanüstü toplumsal sonuçlar yaratmaya gebe bir gelişmenin habercisi. Keza bugüne kadar üretilen modellerden farkl olarak bu seferki insan vücudunun sahip olduğu pek çok esnek hareketi yapabilecek şekilde tasarlanm ş. 1,60 boyunda, 68 kilo ağ rl ğ nda olan “HRP-3“ adl robot, kumlu yamaçta hareket edebili-
yor, bardaktan boşal rcas na yağan yağmurun alt nda çal şabiliyor. Aral ks z 2 saat yürüyebiliyor, tornaviday insan hareketine yak n bir k vrakl kla kullanabiliyor. Sahip olduğu 42 eklemi sayesinde insan vücudunun yapabileceği pek çok hareketi yapabiliyor. 2010’a doğru sat ş planlanan robotun fiyat n n 95 bin euro olmas bekleniyor. Şu anda yürütülen tart şmalardan en çok öne ç kan robotun özellikle inşaat sektöründe kullan lacağ yönünde.
Peki ne olacak? Diyelim ki insan vücudunun pek çok hareketini yapabilecek daha gelişkin robotlar üretildi. Bu koşullarda bu kimin yarar na olacak ve ne gibi sonuçlar doğuracak? Şimdiki dünyada ne olacağ ortada. Daha fazla işsizlik, çal şanlar aç s ndan ise daha fazla ve yoğun çal şma! İnsana olan ihtiyac n bitmeyeceği, ama kullan lan insan emeğinin de bugünkinden kat be kat fazla sömürüleceği bir dünya yaratmak istiyor bir avuç sermayedar. Ama bu olanaklar n sermaye-
nin değil, toplumun yarar na örgütlenmiş bir sistemin elinde olduğunu düşünün, buna dönük hayaller kurun. İnsanca çal şacak, insanca yaşayacağ z işte o zaman. İnsanca yaşamak için gerekli olan zamana sahip olacağ z! Makina
bize karş kullan lan bir düşman değil, bizi rahatlatan bir dost olacak her şeyden önce. O yüzden de mesele makinada değil! Bu makinan n, genel olarak bilimin ve teknolojinin kimin elinde olduğunda!
α β γ δ π λ ϕ η φ
Yaşas n ter kokusu Elektronik postayla yollanan zincir iletileri genellikle açmam. İlginç ve güvenli bulduklar m açsam da kimseye yollamam. Böyle bir tak nt m var. Prensip meselesi. Adres defterimdeki verileri, ticari amaçlara alet olmaya aç k hale getirmeyi -baz lar bu düşünceyi fazlaca şüpheci bulsa da- kesinlikle kabul edemem. Ama yine de ald ğ m iletilerin içeriğinden kimi zaman etkilenmiyor değilim. İşte son iletinin içeriği: Deodorantlar, roll-on veya stick olarak piyasada sat lan, terlemeyi önleyici ürünlerde bulunan alüminyum klorohidrat kanser yap yor. Bu sonuca, bir seminerde neden göğüs kanserinin koltuk alt nda başlad ğ sorusuna cevap bulamayan bir öğrenci, kendi mant k silsilesi içinde var yor. Şöyle ki; terleme yoluyla vücudumuzdaki toksik maddeleri at yoruz. Terlemenin en çok görüldüğü koltuk alt , diz arkas gibi bölgelerde kulland ğ m z terlemeyi önleyici deodorantlar bu süreci engellediğinden toksik maddeler vücuttan at lamay p koltuk alt ndaki lenf bezlerinde birikiyorlar. Göğüs kanserinin başlang c olan bu bölgede, kad nlarda tüylerin al nmas nedeniyle, alüminyum klorohidrat n emilimi daha fazla oluyor. Erkeklerde ise genellikle bu moleküller, tüyler üzerinde kalarak deri yoluyla doğrudan emilmiyor. Bu ç karsaman n mant kl olduğunu kabul etmekle birlikte, günlük deodorant kullan m n n ne ölçüde kansere yolaçabileceğine şüpheyle yaklaş yorum. Özellikle iletişim organlar nda ç kan bu tür haberler, sanki bir şirketin, bir rakibine karş oynad ğ bir oyunmuş gibi geliyor. Daha geçenlerde, Hollanda’da reçetesiz ilaç sat lan mağazalara Belçika’l lar n ak n haber edilmişti. Reçetesiz, üstelik çok ucuz fiyatlara sat lan ağr kesiciler güney komşumuz için adeta alt n değerindeydi. Bu haberin bir hafta sonras nda, bu ağr kesicilerin içinde akut kalp krizine yolaçan maddeler bulunduğu haber oldu. Bu haber, inand r c l ktan öylesine uzak bir tarzda verilmişti ki, eczac lar birliğinin haz rlad ğ acele bir “bilimsel”araşt rma olduğu çok aç kt . Peki biz kime inanacağ z derseniz; kimseye derim. Ne ticari sektörün ne de akademik çevrelerin bağ ms zl ğ ndan bahsetmek ne yaz k ki mümkün değil. Bilimin tarafs zl ğ değil paran n ve gücün etkinliği sözkonusu olan. Örneğin g da maddelerinin üzerinde bulunan “bilinçli seçim” damgas n n, g dan n yağ, kalori, katk maddesi gibi hiç bir özelliğine bak lmaks z n, g da şirketleri taraf ndan, devletin ilgili kurumuna yüksek miktarlar ödenerek sat n al nd ğ n biliyor muydunuz? Biz en iyisi bu yaz mümkün olduğunca katk s z ve doğal g da maddeleriyle beslenelim ve bol bol terleyelim. İyi tatiller.
Kar nca Z de olabiliriz! “Kara dul”un ağ n n s rr ?! Tam ifadesiyle, iflbölümü ve uzmanlaflman›n kendili¤inden de olsa kolektif bir birlik içinde bir araya geldi¤inde baflar›lamayacak fleyin olmad›¤›d›r. İngiltere’nin Bristol Üniversitesi’nden biyologlar S. Powell ve N. Franks’in, “Hayvan Davran ş ” adl dergide yay mlanan araşt rmalar nda, kolonideki baz kar ncalar n, yoldaki çukurlar kendi bedenleriyle doldurmay görev edindiğini gösterdi. Araşt rmac lara göre, “E. burchellii” kolonilerinde kar nca say s 700 bini bulurken, bunlar n üçte biri hemen her gün yiyecek bulmaya ç k yor. Türün boylar , birbirinin beş kat na kadar ç kabiliyor. Araşt rmada, ortaya ç kan çukur büyüklüğünde gövdeye sahip olanlar n sadece çukurlar kapad ğ tespit edilmiş. Üstelik, kar ncalar bu işlemi, azami 30 saniyede gerçekleştiriyor. Daha küçük ve büyük olanlar, yollar na devam ederlerken, karş laş lan her bir çukur ve yükselti (yükseltinin ön ve arkas n doldurarak rampa oluşturuyorlar) için ayn işlem defalarca gerçekleştiriliyor. Gövdesiyle çukuru dolduran kar nca, diğerlerinin s rt na basarak geçip gitmesini bekliyor. Ortalama 5 saniye süresince üzerine basan olmazsa çukurdan ç k p yuvaya dönüyor. Araşt rmada, 200 bin kar ncadan oluşan gruptan 7 bin 500 kadar n n engellerin aş lmas n kolaylaşt rmas halinde, taş nan yiyeceğin yüzde 25 artt ğ tespit edilmiş. Biyologlar, bu gözlemlerini, yuvaya taş nan yiyecek miktar ne kadar çoksa, koloninin o kadar büyüdüğü, kar ncalar da bunun fark nda olduklar için
yuvaya dönüşü kolaylaşt rmaya çal şt klar şeklinde yorumluyorlar. Daha tam ifadesiyle, işbölümü ve uzmanlaşman n kendiliğinden de olsa kolektif bir birlik içinde bir araya geldiğinde başar lamayacak şeyin olmad ğ d r. Kapitalistler on y llard r benzer araşt rmalar tüm canl türleri için yap yorlar. Elbette genel kültür olsun diye değil. Üretim sürecinin paramparça edilip, iç bütünlüğü dağ t larak tek bir kas kümesi ve orga-
n n tekdüze hareketinin bitimsiz yinelenmesine kadar daralt lan “uzmanlaşt rma”’ yoluyla, iş yoğunluğunun artt r lmas n n, kar ncalar n işbölümü ile benzerliği tesadüf değildir. Hep ayn işi, hep ayn şekilde
durmaks z n tekrarlamak bir süre sonra düşüncede de ayn tekyanl l ğ koşullar. İşçi kar ncan n işçi olarak, asker kar ncan n asker olarak, kraliçenin de öyle doğup ölmesi gibi, patronlar n işçisi olarak doğan birinin başka türlü bir yaşam n olabileceğini, kendi baş na düşünememesi ve eğer “şansl az nl ktaysa” emekli olarak ölebilmesidir istenen. Kuşkusuz, doğadan öğrenilecek daha say s z şey var. Ancak onun kendiliğindenliğinden değil! Örneğin; Kar.nca Z’nin isyan ndan da öğrenebiliriz. Onun gibi, “Yeter art k” diyebiliriz. Bilim diye daha çok ve s n rs z sömürümüze yol, yöntem, araç üreten sat l k kafalara ve
onlar n da sahipleri olan kapitalistlere karş , tam da onlar n geliştirdikleri bilgilerle silahlanabiliriz. Al.nteri.net’den k.salt.lm.şt.r
Bilim geliştikçe doğan n s rlar n da teker teker çözüyor. Fakat bu s rlar n her biri kapitalist sermayenin yay lmac l ğ na ve daha yüksek kar oranlar na tahvil ediliyor. Şimdi de ABD’li bilim adamlar öldürücü zehre sahip olan kara dul isimli örümceğin ağ n örerken kulland ğ iki proteinin DNA haritas n ç kard . Boşuna değil! Çünkü bu örümceğin ördüğü ağ dayan kl l ğ ve esnekliği ile diğer örümceklerden ayr l yor. Taş d ğ esneklik ona yüksek oranl bir enerjiyi emebilme
özelliği kazand r yor. Ç kar lan gen haritalar ile bundan sonra yüksek dayan kl l ğa sahip sanayi ve t bbi ürünler için gerekli hammadde üretilebilecek. Keza kara dulun ördüğü ağ n özellikleri; askeri, t bbi ve sportif alanlarda üretim yapan tekellerin özel ilgi konusu. Çünkü daha dayan kl , kurşun geçirmez yelekler, daha dayan kl t bbi malzeme ve spor aletlerinin üretilmesi mümkün olabilecek.
Genetikten yeni olanaklar! Genetik bilimindeki gelişmeler insan n doğa üzerindeki hakimiyetinde ulaşt ğ en ileri noktalardan birini oluşturur. Yunanca genno (doğurmak) kelimesinden türetilen genetik ya da kal t m, canl n n bütün özelliklerinin eski kuşaktan yenisine nas l geçtiğini inceleyen bilim dal d r. İlaç tekelleri, sigorta şirketleri, silah sanayi…vs.’ye kadar pekçok sermaye grubu ve rakip güç bu alanda dev bütçeli araşt rmalar yap yorlar. Hiçbirinde emekçi insanl ğ n yarar diye bir şey yok elbette ki! Oysa ki bu bilimin ulaşt ğ düzey pek çok ölümcül hastal ğ n tedavisini ya da önden tespitini mümkün k lacak say s z buluşa imza att . En son genetik rahats zl klara neden olan genlerin tespitinde şimdiye kadar yap lanlardan daha kapsaml bir çal şma yap ld . 200 bilim insan n n yapt ğ bu çal şma ile genetik hastal klara neden olan 15 gen tespit edildi. Sonuçlar t p dünyas nda bir dönüm noktas olarak tan mlan yor. Çal şma ile tespit edilen gen-
lerin; kroner kalp yetmezliği, yüksek tansiyon, diyabet, römotoid artrit, bağ rsaklar etkileyen Crohn hastal.ğ. ve manik depresif psikozla bağlant l olduklar belirtiliyor.
Geliştirilen yöntem! 9 milyon sterline mal olan proje yat r mc s , Wellcome Trust adl t bbi araşt rma vakf n n geleceğe dönük kar hesaplar bir yana, bu çal şma geliştirdiği yöntemle sorunlu genlerin h zl tespitini mümkün k lmas ile de bir dönüm noktas n ifade ediyor! Araşt rmada uzmanlar her hastal k için 2000 hastadan, yani toplam 14 bin kişiden kan örnekleri al p, genetik haritalar n ç karm şlar. Sonra bunlar 3000 sağl kl gönüllünün verileri ile karş laşt rm şlar. Ortaya ç kan farklar, hangi genlerin hangi hastal klara neden olduğunu göstermiş. Çal şmay yürüten ekibin başkan Prof. Peter Donnely, belirlenen bu 15 gene risk faktörü olarak bak labileceğini belirtiyor.
Donneley, “İnsanlar n hastal ğa yakalanma riskleri konusunda daha iyi tahminler yapabileceğiz. Özellikle risk grubundaki kişileri daha s k tarama testleri yapt rmaya teşvik edebilir, belki yaşam biçimlerini değiştirmelerini, neler yapt klar na neler yediklerine dikkat etmelerini isteyebiliriz.” diyor. Diyor
ama; “Herkes bu olanaklara ulaşabilir mi?” boşlukta, öylece as l kal yor! Bilimin ulaşt ğ düzeyle, s tma ve verem gibi kolayca tedavi edilebilecek hastal klardan ölen say s z insan n varl ğ aras ndaki çelişkinin nedeni varoldukça, bu soru boşlukta as l kalacak hep!
Yaflanacak
Dünya 10
K
Ü
L
T
Ü
R
·
S
A
N
A
T
Bir Film: Eve Dönüş
Kültür Deryas› Cem Günhan
Sümer
“İşkence yoktur”
Mezopotamya’da yaşayan birçok farkl kavimden ilk öne ç kan ve daha sonraki medeni oluşumlar n temelini atan Sümerlerdir. Gerek yaz , dil, t p, astronomi, matematik gerekse din, fal, büyü ve mitoloji gibi alanlarda ilk öne ç kan ve bilinen toplum Sümerlerdir. “Yarat l ş” ve “Tufan”a ilk kez Sümerlerde rastlan r. Sümer döneminde 21’i büyük olan yaklaş k 35 büyük şehir ve kasaba vard . Bunlara örnek vermek gerekirse Kiş, Nippur, Zabalam, Umma, Lagaş, Eridu, Uruk ve Ur zikredilebilir. Bu hakk nda çok kesin bilgilerimiz eksik olan büyük uygarl k geometrinin, matematik hesaplar n ve buna benzer birçok bilimin temelini atm ş, astronomik gözlemler yapm ş uygarl k, yaşad ğ m z coğrafyan n zengin uygarl k bilincinin de göstergesidir. İlk hukuk kurallar n belirleyen, çivi yaz s yla borç senetleri, kitaplar ve mektuplar yazan bu uygarl k, “Tufan” efsanesinin ve G.lgam.ş efsanesinin de kaynağ d r. Hemen akl ma Babil, Babil deyince de tabii ki bu günkü Irak ve işgalci Amerika’n n tanklar alt nda yok olan, bombalanan başta Babil olmak üzere birçok uygarl ğ n miras ve uluslararas mafya ve Amerika (k saca emperyalist h rs zlar diyelim ne dersiniz?) eliyle yağmalanan Bağdat Müzesi geliyor. Şimdi “uygarl ğ n öncüsü” olduğunu iddia eden barbarlara Sümerliler, 3000 y l öteden Ludingirra adl bir adam n ağz ndan söyle sesleniyorlar: “Bu yaşamöykümü daha çok gelecek kuşaklar için yazmaya başlad m. Bizim ulusumuz, dilimiz, geleneklerimiz, sosyal yaşant m z, sanat m z unutuluyor art k.” Ludingirra, Sümer ülkesine yönelik tehlikelerden söz ederek “Bu güzel ülkemize her taraftan göz diktiler” diyor. “Göklere uzanan basamakl kulelerimizin, görkemli tap naklar m z n, ar gibi işleyen çarş lar m z n, her tarafa ulaşan kervanlar m z n, dümdüz uzanan yollar m z n, bol ürün veren tarlalar m z n, nehirlerimizde ve açt ğ m z kanallarda sal na sal na yüzen teknelerimizin, dolup taşan iskelelerimizin, her tür bilgiyi veren okullar m z n ünü uzak ülkelere kadar yay ld ğ ndan, ilkel olan bu ülkelerin halk k skand bizi. F rsat buldukça üzerimize sald rd lar. Kentlerimizi yak p y kt lar. Biz yapt k, onlar y kt lar; biz yapt k, onlar yakt lar. Halk m z, hatta krallar m z tutsak oldu. Ailelerimiz dağ ld . Tarlalar m z, bahçelerimiz bak ms zl ktan kurudu; hayvanlar m z açl ktan öldü ve böylece kökü binlerce y l önceye dayanan ulusumuz yoruldu, dayanamayacak hale geldi ve içimize yavaş yavaş s z p bizi yiyen yabanc lar n kucağ na b rak verdi kendini. Onlar yönetiyor bizi şimdi. Topraklar m za ilkel geldiler; sayemizde uygar olmaya başlad lar. Ne yaz dan, ne tar mdan, ne sanattan, ne dinden, ne okuldan, ne attan, ne arabadan, ne aydan, ne y ldan haberleri vard . Hepsini bizden öğrendiler. Sonra da ‘biz yapt k, biz bulduk’ diye övünmeye başlad lar. Hep korkuyorum, bir gün gelecek, ad m z da uygarl ğ m z da unutulacak. Biz ne yapt k, ne başard ysak hepsini onlar üstlenecek. Bu durum beni y llardan beri üzüyordu. ‘Ben küçük bir adam m, bunu önlemek elimden gelmez’ diye yak n yordum. Bir gün birdenbire akl ma geldi. ‘Ben bir yazar olduğuma göre, ulusumuzun bulduklar n , başard klar n , geçmişimizi, geleneklerimizi, ne kadar uygar olduğumuzu, gerek Sümerliliklerini unutmaya başlayan gençlerimize, gerek daha sonra gelecek kuşaklara neden yaz lar mla bildirmeyeyim?’ dedim ve yaşamöykümü yazmaya karar verdim. Böylece her tarafa, herkese, her çağa ulaşacağ m umut ediyorum.” İşte Ludingirra adl ileri görüşlü bir Sümerli, çağlar ötesine sesleniyor. Sanki Emperyalist işgalcilere ve işbirlikçilerine mesaj n 3000 y l öncesinden haz rlam ş. Sümerce ile eski ve yeni Türkçe aras ndaki benzerlik şaş rt c da olsa, uygarl klar n ve dillerin birbirlerinin devam ve aktaran ve taş yan ilişkisinin binlerce y ld r devam ettiği bilinmelidir. Bu durum Türk milliyetçilerinin şovenist emellerine alet olmamal d r, arada belirtelim. Gazetemiz bu ay geç ç k yor ve tatile giriyor. Bilincimiz tatil yapmas n, çünkü ancak onunla ezen-ezilen ilişkisinin tatil yapmad ğ n alg l yoruz. Uyan k bir bilinçle kal n…
YANSIMALAR/ INSIDE REFLECTIONS Yazar m z Cem Günhan’ n Yans.malar/ Inside Reflections adl fotoğraf sergisi Hollanda’n n Nijmegen şehrinde aç ld . 8-22 Haziran tarihleri aras nda Demokratik Halk Derneği lokalinde gerçekleşen sergiye gerek Türkiyeli gerekse Hollandal. sanatseverler büyük ilgi gösterdi. Bu sergi Günhan’ n Almanya d ş nda gerçekleştirdiği ilk fotoğraf sergisiydi.
Türk sinemas. Y.lmaz Güney sonras , uzun y llar toplumsal gerçeği beyaz perdeye yans tamad . Birkaç y ld r içine düştüğü girdaptan s yr lmaya çal şan sinema, Beynelmilel, Eve Dönüş, Gönül Yaras. ve Eşkiya gibi kaliteli filmlere imza atmaya başlay nca seyirci kitlesinde patlama yakalad . Yeni yönetmenlerden Ömer Uğur’un sinemaya uyarlad ğ 12 Eylül karanl ğ n n vahşetinden bir kesitti insanlar n gördüğü ac y (500 bin kişi) bir neb-
zede olsa hafifletmekte. As l olarak Türkiye’nin kirli tarihi ile hesaplaşman n ilk ad m diyebiliriz. 12 Eylül faşizmi göstermelik mahkemelerde zindana att ğ komünistlerin, devrimcilerin görülmemiş hesab ve yarg s z infaz edilen, darağac nda salland r lan yiğitlerin sloganlar kulaklar m z ç nlat rken, 12 Eylül faşizminin defterini kapatmaya kimsenin gücü yetmeyecek. Bu karanl k tarihi er yada geç devrim yarg layacak.
Bir Kitap
Eve Dönüş, s radan bir işçinin ihbar sonucu sorguya al nmas yla başlayan dram , asl nda işkencenin resmi devlet politikas n n resminin alt n n çizilmesidir. Araya serpiştirilen faşist Kenan Evren’in “işkence yoktur” TV konuşmas s radan işçi Mustafa’n n ç ğl klar yla kesilir. Filmde Nurettin Hoca’n n insanl k onurunu koruyan devrimci tavr işkenceci polisleri ç ld rt r. Bilinen senaryo Nurettin Hoca’ya uygulan r, “Çat şmada öldü” süsü verilere bir beladan kurtulurlar. Filmin küçük kareografisine yans yan 12 Eylül faşizmi dönemindeki hukuksuzluk, “Turist” kod adl Ayd.n Gün tekrar zorla sorguya getirilir ve polise üsten direniş sergiler bir yere kadar. Yap lan yüzleştirmede o da Niyazi gibi s radan işçi Mustafa’n n Örnektepe Halk Komitesi sorumlusu Şehmuz olduğunu ikrar eder. Niyazi’den farkl ayr ş rlar. Niyazi işkenceye yenik düşer. Turist ise devrici literatürde kabul görmeyecek biçimde (bize göre) Hoca’ya Şehmuz’un kaçmak için zaman kazanmas n sağlama amac yla böyle bir tav r sergilediğini aç klar. Küçük burjuva devrimcilerde s kça rastlad ğ m z bu tav r 12 Eylül’de epeyce bilinen anlay şt . Film bir döneme projektörü tutmuş. Devrimci bilinçten
HAYAT ve SANAT M. Şehmus Güzel Pêrî Yay.nlar.
uzak işçiler aras ndaki ilişkiler, sendikal mücadeleye ilgileri, işçiler aras ndaki ilişkilerin yozluğu ve s radanl ğ , dağ t lan bildirilere olan ilgisizlikleri, vs. Lakin o dönemin odak noktas olan kitle hareketindeki antifaşist yükseliş filmde yok denilecek kadar az. Yönetmen bunu da filmin başlang c nda duvarlara yaz lan yaz lar ve afiş yapan bir grupla geçiştirmiş.
Eve Dönüş bizi anlat yor Toplumsal gelişmenin nereye evirileceğinden habersiz, mahallelerin, sokaklar n bölündüğü, kahvelerin tarand ğ , Maraş, Çorum gibi illerde kitle katliam ndan çekinmeyen bir yönetimin cuntayla devrildiğini halk radyodan duyar. Bir Eylül sabah işe gitmek isteyenler geri çevrilip radyonun baş na koşuşturur. Cuntalar n değişmez sesi Hasan Mutlucan’ n serhat marş sonras ortaya bildik surat faşist Evren ç kar. Eve Dönüş, s radan işçi Mus-
buradan geliyor. Şunu da eklemeliyim, kimi konuda söyleşi yapmadan önce
Abidin Dino ile söyleşiler; yaz lar
1913’den 1993’ün sonuna kadar süren, kendisine ayr lan zaman içinde Abidin Dino, yüzy l bir ucundan öbürüne geçti: Bir y ld z gibi. Bir gazeteci, bir yazar, bir şair, bir ressam, bir heykelt raş, büyük bir sanatç gibi. Herkesle eşit eşite davrand . Özellikle arkadaşlar yla. Dostlar yla. Yoldaşlar yla. Yolcanlar yla. Sevdiklerinin kendisine sadece ad yla hitap etmelerini istedi: Abidin. Ne “say n” n öngelmesine ne “bey”in son gitmesine tahammül edebildi. Eşitlikten yana olmay bizzat kendi yaşam nda gösterdi. Baş-
ka örnekleri de var bunun elbette. Abidin’i 1970’lerin baş nda tan d m. 1980’lerin Paris’inde arkadaşl ğ m z düzenli görüşmelerle perçinlendi: Her on beş günde bir, bazen daha s k, bir araya geldik. Çoğunlukla eşi Güzin’le birlikte oturduklar evatölyelerinde. Abidin için resim ve heykel atölyesi olan ev-mekân, Güzin için yaz m-atölyesi görevini yerine getiriyordu. Güzin’in yaz lar /makaleleri, bilimsel çal şmalar , kitaplar , çevirileri bunun ispat d r/tan klar d rlar. Abidin’le karş l kl konuşmalar m z yan nda zaman zaman belli bir konuda, örneğin bir sergisi vesilesiyle, gazeteci yöntemiyle ciddi hem de ne kadar
ciddi söyleşiler yapt ğ m da oldu. Ciddilik Abidin’in söyleşiye verdiği önemden kaynaklan yor. Öyle teybe kaydedilenlerin çözülerek yay nlanmas na asla yanaşmazd . Teybe kaydedilenler önce dikkatlice yaz l rd . Sonra bu metni Abidin al rd ve üzerinde bazen bir haftadan uzunca bir zaman çal ş rd : Nak ş gibi işlerdi metni. “İyi olduğuna” inan nca bana telefon ederdi: “Gel, görüşelim!” Metni gördüğümde müthiş sevinirdim: Çünkü söyleşimizin ötesine geçerdi genellikle Abidin: Hem yeni şeyler eklerdi/anlat rd . Hem bir sözcüğün yerine daha iyisini bulup yerleştirmiş olurdu: Ve nihayet yay nland ğ nda söyleşi bir içim suydu art k. Söyleşilerimizin ciddiliği
benim bizzat baz tarihleri, baz konular , baz isimleri araşt rmam ya da araşt rmay söyleşi sonuna b rakmam gerekiyordu. Abidin’in çal şma yöntemimde beğendiği noktalardan biri buydu. Araşt rmam, meselenin asl na/özüne inmeye yar yordu uğraşma isteğim. Bizzat kendisi de beni kimi konularda araşt rmaya, daha çok araşt rmaya özendiriyordu. Bunun örneklerini bu çal şmada göreceksiniz. Dahas da var: Benim Türkiye’de Osmanl. İmparatorluğu’ndan günümüze, işçi hareketi tarihi üzerine aral ks z çal şt ğ m , araşt rma ve incelemeler yapt ğ m bildiği için, bu alanda da bir şey okusun, bir şey gözüne çarps n, bir şey duysun, mutlaka beni bilgi-
tafa’n n işkence sonucu yaşad ğ travmayla ak p gider. O güne kadar “bana dokunmayan y lan bin y l yaşas n” diyen s radan insanlar n da faşizmden nasibini ald ğ anlat l r. Ülkede tam bir kaos hakimiyeti tesis edilir. Halen hiçbir şeyin fark nda olmayan Kore gazisi Mustafa’n n kay n pederi gibi bekli de binlercesi vard r. Çünkü topluma korku ve terör aş lanm şt o günlerde. Zaten filmde efektleriyle çarp c örnekler sunarak işlenmiş. Özellikle işkenceci polisleri oynayan sanatç lar n performans hayranl k uyand r c . En azg n işkenceleri yaşayan komünistler “Adressiz Sorgular” kitab nda işkencecilerin nas l uyuşturucu bağ ml s , alkolik olduklar n y llar önce dile getirmişlerdi. Eve Dönüş kimi amatörlükler sergilese de 12 Eylül faşizmine cesaretle projektör tutmas kayda değer. Eve Dönüş her şeye rağmen değerli bir film. Eve Dönüş bizi anlat yor. Ahmet Vural
lendirir ve kimi zaman “Bir de şu kaynağa bir göz at!” derdi. Veya daha önemlisi işime yarayacak kaynağ bizzat ç kar r verirdi. Sunuyu uzatmadan söyleyeyim, Abidin’i tan tmak, sevenlerine an msatmak için burada onunla yapt ğ m söyleşilere yer veriyorum. Bu söyleşilerin kimine zaman zaman eşi Güzin Dino da kat ld . Bunlar okuduğunuzda Abidin’in yaşam /hayat ve sanat üzerine daha derinlemesine bilgilere sahip olacaks n z. Onu biraz daha iyi tan ma olanağ n da bulabileceksiniz san yorum. Söyleşilerle birlikte Abidin ve sanat na ilişkin yaz lar ma da yer veriyorum; ayn amaçla: Onu daha yak ndan tan tmak umuduyla. Bu söyleşi ve yaz lar Abidin Dino’nun özgeçmişine ilişkin daha ayr nt l ve daha kapsaml bir çal şmam n bir yerde ilk kilometre taşlar olarak da alg lanabilirler. Umar m dikkatinizi çeker. Ve yeri doldurulamaz Abidin’i anmak için bir vesile olur. Cem Günhan
Ayd n olman n gerekleri Ayd n olma sorunu en az ndan ayd nlanma döneminden beri toplumsal bir sorun, bugün de önemini korumaya devam ediyor. Ayd n olmak, ayd n olma sorununu fark etmekle mümkündür. Bu sorunu görmeyen yaşad ğ toplumla, ülkesi ile ve dünya ile bu sorunun bağ n kurmayan, kuramayan ayd n da olamaz. Ayd nm ş gibi davrananlar olsa olsa ayd n n karikatürü olabilirler. Onlara ancak “okur yazar” gözü ile bak labilir. Bu tipler diplomal olabilirler. Bakan, bürokrat falan da … Hatta üniversitelerde kürsüleri, sütunlarda köşeleri olabilir. Başbakan veya en ünlü zenginlerden biri de olabilirler. Dünyan n birçok yerinde format belirlenmiş bir televizyon program n (popstar gibi) Türkiye’ye getiren bir organizatör de olabilirler. Bunlar iyi dil bilir, iyi giyinir, moday bilir, hatta yarat r, yemekleri güzel restoranlar falan da bilirler. Onlar için paran n kokusunu almak, ona sahip olmak ve bunu ünle pekiştirmek “başar n n” tek öl-
çütüdür.
Tek tip insanlar! “Ben neyim, kimim, niye yaş yorum? Toplumun gelişimine nas l katk da bulunabilirim? Kültürel yozlaşma, kişiliksizleşmenin toplumda neden bu kadar yükselen bir trendi var, buna karş ne yapabilirim?” gibi sorular sormak, bu tip okur yazarlara göre aptallara mahsusdur. Yüksek reyting yapan birbirinin benzeri programlar, diziler bir çok ülkeye pazarlanarak, tek tipte insan üretiliyor. Bu üretimin mimarlar ise bunlar… Bu üretimlerinin sonucu ise; düşünmeyen, sorgulamayan, tüketen, çal şma d ş nda kalan tüm zaman n televizyon ile geçiren insan yaratmak oluyor! Onlar n istediği gibi yaşayan, onlar n istediği gibi düşünen, onlar n istediği gibi çal şan, onlar n istediği gibi üzülen ve sevinen adeta programlanm ş, robotlaşm ş insanlar… Bunun için ellerinde televizyon gibi önemli bir araç var! “Televizyon içimizdeki arzular , deneyemediğimiz
şeyleri, ulaşamad ğ m z hedefleri kamu ad na olumlayan bir nevi etik şifre” oluyor. İnsanlara, “Sen de yapabilirsin. Müzik eğitimi görmeden ortaya ç k p hayat n şark söyleyerek değiştirebilirsin. Eğitim almadan dansç , balerin, sütun yazar olabilirsin” dedirtiyor. Yaln z, kendisini önemsiz gören, ayn sorunlar paylaşsa bile o sorunlar çözmek için bir araya gelmeyi düşünmeyen bireylerden oluşan bir toplum yaratmak istiyorlar. Bu yüzden de böyle bir toplumda herkes bilinmek, fark edilmek, görünmek için ç rp n yor. Giyim kuşam merak m z da buradan geliyor. “Farkl olal m”, “birey olal m…” Günümüzde tüm dünya ak ll s , delisi ile korkunç bir yabanc laşma içinde. En çok da “literati” (okur yazar) dediğimiz meslek edinmek için okumuş yazm şlar… Dürüstlüğü budalal k, ayd n onurunu dinozorluk sayan bu okur yazar kesimi kadar kendi toplumuna düşmanlaşabilmiş, yaşama yabanc laşm ş ama bunu görmeyen veya kabullenmeyen
bir kesim olmasa gerek. Bu aç dan da eskilerin “okumuş ama adam olmam ş” tan m en çok bunlara uyar. Emperyalist küreselleşmenin şekillendirdiği ekonomik bağ ml l k biçimlerinin çeşitli türevleri, toplumsal ilişkilere de birebir yans yor. Bu değişim kentlerin ruhunun bozunumundan tutal m, toplumun paralize olmas na, birbirine yabanc laşmas na kadar geniş bir yelpazede sonuçlar n gösteriyor. İnsanlar yaln zlaş yor, kendisiyle bar ş k olam yor, psikolojik hastal klar yayg nlaş yor, toplumda sağl kl bireyler tükeniyor. Tüm bu olgu ve konular aras nda s k bir bağ nt ve sorunla-
r n birbirinin içine geçmesi durumu vard r. Bunlar n yeniden ele al nmas ve tan mlanmas bir zorunluluk haline geliyor. Ancak mutlak olan bir şey var ki bu koşullar içinde insan n ak l sağl ğ n korumas için doğru ve alternatif bir bak ş aç s na sahip olmas bir zorunluluk. Ve en basitinden bilincini sürekli yenilemek için okumak, yaşam n içinde, sokakta, işyerinde olmak, gözlemlemek olaylara analitik bakmak, bağ nt lar yla birlikte olaylar görmek bütünü ve parçay da gözden kaç rmamak kaç n lmaz bir gereklilik. Sağl kl bir akl n asgari gereği budur. Mehmet Çelebi
Yaflanacak
‹
N
S
A
N
Röportajlar Bu ayki sokak röportaj.m.z.n sorusu ‘Almanya’da ç.kar.lan Yeni Göç Yasas. hakk.nda ne düşünüyorsunuz? Röportaj teybimizi göçmen emekçilere uzat.ğ.m.z yer Berlin.
Süleyman (İşçi): Almanya bat yor bence. Paras zl k var burada onun için her şey kötü. Bu yasay da kötü buluyorum. Bir bayan (ismini söylemedi): 34 seneden beridir buraday z. Bizde haklar m z almak istiyoruz. Ama diyorum ya her şeyimizi k s tl yorlar ve gittikçe daha çok şeyi elimizden al yorlar. İnsanlar kaçak işlere mecbur ediyorlar. Ald ğ m z ve verdikleri para ile geçinemiyorsun. Gittikçe zorlaşt r yorlar.
Okullarda Almanca sorunu var. Daha 2 sene önce çocuklar m za okullara giderken ana dillerinde konuşmalar tavsiye ediliyordu, şimdi ise almanca konuşmay zorunlu k l yorlar. Bunlar güzel şeyler değil, bizi asimile etmek istiyorlar. Şengül (Ev kad n ): Ben kendim yaşad ğ m durumdan örnek vermek istiyorum. Eşim Türkiye’den geldi. Onun işlemlerini yapmak için Sosyal Daireye gittik ve ordan sonra bütün sorunlar başlad . Geldiği zaman diliminde hemen iş bulamad . Bundan dolay sosyalle başvural m dedik. Pasaporttaki ibareye dikkat etmemiştik, orda geçimini kendisinin sağlamas gerektiği yaz yormuş. Eğer bunu gerçekleştiremezse yurtd ş edileceği belirtilmiş. Bunu avukat m za anlatt ğ m zda ‘evet bu yeni yasa eşinizi direkt etkiliyor’ dedi. Tabii bunlar kolay değil eşim ayn zamanda hem kurs hem işe zorunlu k l n yor. Nas l olacak bilemiyorum. Bende eşimin durumdan dolay mağdur durumday m. 1 y l sonra yard m alamayacağ m. Çal şmak zorunda-
zerek uçtuğunu gördü. Kulaklar sağ r edecek denli yüksek sesle ç ğl klar atan kuşlar n kimileri yoruldukça, kendilerini okyanusun dev dalgalar aras na at yorlard . Onlar bu son hareketleriyle yaşamlar na son veriyorlar, kendilerini okyanusun dalgalar na b rak rken, çaresizlikten ölüme teslim oluyorlard . Bu olaya yaln zca Thomas Cook değil, o bölgede ki bal kç larda y llard r tan k olmuşlard . Kuş bilimcileri ise, yapt klar araşt rmalarda göçmen kuşlar n farkl yönlerden gelerek okyanusta bu noktada birleştiklerini keşfediyorlar, fakat onlar n, birbirleri peşi s ra kendilerini ölümün kucağ na atmalar -
n n nedenini bir türlü çözemiyorlard . Gerçek, geçtiğimiz yüzy l n ortalar nda anlaş ld . Bu trajik olay n yaşand ğ yerde bir za-
manlar bir ada vard . Göçmen kuşlar n göç yolu üzerinde bulunan bu ada, bir deprem sonunda, okyanusa gömülmüştü. İnsanlar n, yok olduğunun bile ay rd na varamad klar ada, göç yollar n n ortas nda kuşlar için vazgeçilmez “dinlenme” durağ yd . Kuşlar binlerce y ll k kal t msal al şkanl klar yla adan n yerini bilmekteydiler ve y prat c , uzun yolculuklar n n ortas nda, biraz dinlenebilmek ve toparlanabilmek için, yine binlerce y ll k kal t msal güdüleriyle, okyanusun ortas ndaki adaya geliyorlard ama… Olmas gereken yerde aday bulamay nca, yorgunluktan bitkin bedenlerini ç ğl k ç ğl ğa
okyanusun sular na b rakmak zorunda kal yorlard .
Ya siz?.. Söz kendini toparlamaktan aç lm şken soral m. Sizin hiç “kendinizi toparlayacağ n z” bir adan z oldu mu? Yaşam n uzun “göç yollar ”nda acaba, sizin de bir yudum taze soluk alabileceğiniz, yolunuzun kalan bölümüne dinç olarak devam etmenizi sağlayabileceğiniz bir adaya sahip olabildiniz mi? Bir gün yerinde bulamad ğ n zda ise, ona ille de ulaşmak ve s ğ nmak için baş n z dönercesine, dengeniz bozulurcas na ç rp n p kanat ç rpt ğ n z bir ada yaratabildiniz mi yaşam n zda kendinize? Her şeyi s n rs zca paylaşabildiğiniz bir dost, yola birlikte ç kacak denli güven duyduğunuz bir arkadaş, size her zaman huzur verecek bir eş, ulaşmak için y llard r uğraş verdiğiniz bir amaç edinebildiniz mi? Şöyle daha bir iyi bak n çevrenize… Size gelen, size s ğ nan… Sizin gittiğiniz, sizin s ğ nd ğ n z… Sizin bulduğunuz dostlar n z bir düşünüverin. Sonra da bir gerçeği görüverin gözlerinizle: Sizin durup solukland ğ n z ve kendinizi toparlayabildiğiniz kaç adan z var çevrenizde? Ve durup, s ğ nmak ve kendilerini toparlayabilmek gereksinimi duyan kaç dostunuz için siz bir adas n z?
Zafer purosu tüttürmek zü aç bir işverenin tatl rüyas nas l kabusa dönüştü.
Beğenmeyip de gitmezsek?.. Bir yak n m işsiz olduğumu duyunca yard mda bulunmak için kendi firmas na eleman al nacağ n bana bildirdi. Verilen referansla belirtilen adrese gittim. Firman n ortaklar ndan biri beni kabul etti ve görüştük. Yeni bir iş alm ş ve yeni bir ekip laz mm ş. İş metro giriş ve alt geçitlerinin temizliği. Çal şma saatleri gece yar s n-
P
L
U
11 Dünya
M
Yaklaş k yedi ayd r Avrupa’da farkl etkinlik ve araçlarla sürdürdüğümüz “Al nterimle Buraday m” kampanya çal şmas pikniklerle devam ediyor. İlk aç l ş 10 Haziran’da Paris yapt , ard ndan 17 Haziran Köln ve 24 Haziran Strasbourg’da piknikler gerçekleşti.
çizgiler taş yan bir piknik düzenlediler. Farkl uluslar, Alman emekçiler ve genç kat l m n olduğu piknikte 150’ye yak n insan yerald . Aç l ş konuşmas ile başlayan piknik davulzurna ile çekilen dostluk halay-
nuşmada art k hiç kimsenin sorunu kendi d ş nda göremeyeceği, sistemin “istihdam içi-d ş ” politikalar na karş emekçilerin ihtiyaç ve taleplerine s k s k ya sar lmas gerektiğinin alt çizildi… Yol TV’de yay nlanan
Paris’te piknik Gülistan: Sonuçta hiçbirimiz bu yasay benimsemiyoruz göçmenler ve mülteciler olarak. Bizim yaşam m z zorlaşt ran bir yasa. Özellikle politik mülteciler için söylüyorum Türkiye’de nefes alamad klar için buraya geldiler. Fakat buras da pek farkl değil. Bu yasa bizim boğaz m da ki iki el, biz bu eli nas l gevşetebilirizin mücadelesini veriyoruz. Çünkü her gün biraz daha s k yorlar bu eli. Buraya geldiğimden beri entegre etmeye çal ş yorlar beni. Ben entegre olmamaya kararl y m. Türkiye’de de sürekli entegre etmeye çal şt lar sisteme buraya geldik. Bize dayat lan sisteme entegrasyondur. Burada ki daha ince bir politika. Politik kimlikleri pasifize etmeye çal ş yorlar. Özünde bu var. Parmak izi de bunu hedefliyor, faaliyetlerini kontrol etmek ve gözetim alt nda tutmakt r. Buna karş ne yapacağ z. Her şey kötüleşiyor. Yapt ğ m z sadece bir yerinden tutup ayakta kalmaya çal şmak.
Devrimci işçi geyik
S n f mücadelesinin ivmesinin düşmesi kapitalistleri öylesine pervas zlaşt r yor ki insan n saç n bas n yolas geliyor. “Çal şmada esneklik, verimlilik” ad alt nda işverenler istediği gibi at oynatabiliyor. İşçilere seslerini kesip sadece denileni yapma seçeneği b rak lmak isteniyor. Ya istenilen gibi istenilen ücrete çal ş rs n ya da kap . Böyle bir tablonun sürüp gitmesi işverenler için tatl bir rüyad r. Ama rüyadan kabusla uyan l r bazen.Bak n bir aç k göz ve gö-
O
“Al nterimle Buraday m” kampanyan n imza metni dolaşt r larak kampanya anlat ld . Piknik program n n son bölümünde, bir Alman gencinin sahneye ç kmas yla, içerisinde Enternasyonal’in de olduğu marş ve şark lar farkl dillerde seslendirildi.
y m.
Ada sahibi ya da ada olmak Tan nm ş gezgin Thomas Cook, bir araşt rma gezisi s ras nda Atlas Okyanusu’nun ss z bir yerinde, ç ğl klar atan milyonlarca kuşun havada daireler çi-
T
“Al nterimle Buraday m’’ piknikleri
Sokak
Birol (Elektrik-Elektronik Öğrencisi): Takip ettiğim kadar ile bu yasa rkç bir içerik taş yor. Tabii Almanya devletinin yabanc lara yönelik olarak, geldiniz ve art k işiniz bitti gidebilmeniz için son şartlar bunlar demesidir bu yasa bana göre. Bu tabii ki sadece Türkiyelilere yönelik değil yabanc kökenli herkese karş bu yasa. Bir yerde art k bunlar dinsel olarak ta değerlendiriyorlar. Özellikle bu son hükümetin icraatlar yabanc lara yönelik olup onlar ülkelerine nas l yollayabiliriz üzerine kurulu.
·
dan sabah 5’e kadar. Konuşup anlaşt k. Hatta bir arkadaş m da getirebileceğimi de belirtti. Ocağ n ilk iş günü iş baş yapt k. İş kolay say lsa da epey yorucu. Seri çal şmak gerekiyor. Çöpleri boşalt, telefon kulübelerini temizle, yerleri, duvarlar sil süpür temizle derken sabah oluyor. Ağ r k ş şartlar işimizi kolaylaşt rm yor. Zaman akmaya başlad ve bizim sab rs zl kla beklediğimiz maaş geldi. Bir bakt k ki 5’te 2’si eksik. Büroya gittik. Patron yok. Akşama haber gönderiyor.
Sarselle Park ’nda yap lan pikniğe 93 kişi kat ld . Bugüne kadar etkinliklerimize kat lmayan gençler ağ rl ktayd .Piknik program nda müzik, şiir dinletisi, futbol turnuvas , oyunlar, hediye çekilişi, vb. aktiviteler bulunuyordu. Piknik halaylarla başlad . Ard ndan haz rlanan yemekler ortak sofrada paylaş ld . Yemek sonras Fransa’da gerçekleşen seçimler, göçmenlere dönük son y llarda gerçekleşen sald r lar, kampanya çerçevesinde bugüne kadar gerçekleştirilen aktiviteler üzerine sohbet edildi.
Köln’de genç piknik Genç aktivistler Köln’ün Ren k y s nda her yönüyle genç
Strasbourg’da kitlesel piknik
lar ve arkas nda Türkçe-Kürtçe ezgiler seslendiren Grup Nüans, kardeşlik türküleri ile buluşturdu her ulustan yürekleri. Ard ndan Yaşanacak Dünya ad na bir konuşma yap ld . Ko-
Günebakan Düşleri program yap mc lar n n sunduğu türkü ve şiir şöleni coşkuyu pekiştirdi. İçerisinde çeşitli hediyelerin olduğu çekiliş yap l rken keyifli anlar yaşand . Ayn zamanda
“Al nterimle Buraday m” kampanyas n n geniş kitlelere taş nmas yla birlikte pikniğe 500’den fazla insan kat ld . Pikniğe damgas n vuran kampanyan n içerik ve kapsam n n farkl araçlarla taş nmas yd . Özellikle Strasbourg Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve göçmenlik konusunda uzman Stephane de Tapia’n n konuşmas etkiliydi. Sisteme karş mücadelenin zorunluluğunun işlendiği konuşma canl örneklerle beslenince yoğun ilgi gördü.Şiir dinletisi, Grup Direniş, Davul-Zurna ve Engin Nurşani’nin sahne ald ğ piknik hüzün, coşku ve dayan şman n paylaş ld ğ anlaml bir buluşma oldu.
“Kitaplar sessiz öğretmenlerdir” Okuma al şkanl ğ deyip geçmeyin… “Okumay öğrenmek sanatlar n en zorudur. Ben bu işe hayat m n seksen y l n verdim, ama yine de tam olarak öğrendiğimi söyleyemem” diyor büyük Alman düşünürü Geothe. Geothe iyi bir yazar olduğu gibi, iyi bir okur da olan usanmaz bir öğrencidir. Ama gelişimi s n rs zl k içinden alg lad ğ için var olanla yetinmeyecek kadar “doyumsuz” bir kafad r! O insanl k tarihine Ayd nlanma Çağ olarak geçen bir çağ n insan .
Okuma al şkanl ğ ndaki düşüş Şimdi 21. yüzy lday z. Bilimin, teknolojinin devasa bir gelişim gösterdiği, insan n doğa ve genel olarak evren üzerinde çok büyük bir hakimiyet sağlad ğ bir çağ 21. yüzy l. Ama Ayd.nlanma ya da ondan önce Rönesans’tan farkl olarak tüm bu gelişim tersinden tek yönlü, düşünsel yönü çoraklaşm ş insanlar yarat yor. B rakal m çok yönlü gelişim ve donan -
al şkanl ğ n n giderek düşmesi ciddi bir olgu halini al yor. Eğitimciler tehlike çanlar çal yorlar. Araşt rmalar çocuk ve gençlerin kitap okumak bir yana, müfredattaki kitaplar bile okuyamad klar n , okusalar bile anlamakta zorland klar n gösteriyor. Bu eğitim düzeyini olduğu kadar, bir bütün olarak toplumsal gelişimi engelleyecek ciddi bir handikap. Bu durumun Alman eğitim sistemi ile ilgili boyutlar PİSA 2000 isimli araşt rmada birçok boyutu ile ele al nm şt . Fakat sorun sadece Almanya’ya has olmad ğ gibi, tek baş na eğitim sisteminin değiştirilmesi ile aş lacak kadar basit de değil! İnsanl ğ bir bütün olarak tüm toplumsal duyarl l klar ndan soyundurup, tek tipleştiren kapitalist sitemde as l sorun. Bilimi ve onunla eş güdümlü gelişen teknolojiyi insanl ğ tüm gerçeklerden kopar p, sanal dünyalara hapsetmek için kullanan kapitalizmde!
Nas l aş lacak bu çoraklaşma?!
Bu çağ insanl ğ n çok yönlü gelişiminde önceki tüm tarihsel birikimleri sistematize ederek kullanmay öğrendiği bir çağ olarak geçti tarihe. Felsefeden, bilime-teknolojiye, edebiyattan, sanat n diğer alanlar na kadar insanl ğ n bu birikimi çok yönlü bir şekilde donand ğ bir s çrama dönemi… Okuman n, düşünmenin, sorgulaman n, üretmenin doğallaşt ğ bir çağ!
Bir muhasebe yanl şl ğ olmuş, düzeltilecekmiş. İki hafta geçti. Patronu yakalad k. Adam pişkin pişkin bize belediyenin yapt ğ m z işi 3 saat hesaplad ğ n ve onun da böyle ödediğini belirtti. Beğenmeyen çeker gidermiş. Beğenmeyip de gitmezsek?.. O buna ihtimal bile vermiyor.
Savaş başl yor O gece tüm ekibi toplad m. 3 Türk, 2 S.rp 1 Hintli, 1 Macar.z. Bu işin böyle olmayacağ n belirttim. Nerede görülmüş 5 saat çal ş p 3 saat ödendiği? İçimizden baz lar n n kağ tlar yok. Olsun kağ t iş yapm yor ki… “Direnelim” dedim “kaybedeceğimiz neyimiz var ki? Kaybetsek de direnerek kaybedelim!” O gece çal şmad k ve metro bürosuna çal şmad ğ m z kay t ettirdik.
ma sahip bireyleri en temel, en doğal duygu ve davran şlar n da giderek kaybeden insanlar n çağ . İnsanl k birikimi geliştikçe, insan ters orant l olarak fukaralaş yor. Çağ n tipik özelliklerinden biri de okuma al şkanl ğ ndaki düşüş. Özellikle gençler aras nda… Okumak Geothe’nin de dediği gibi düşünsel beslenme kaynağ olan bir “sanat”. Bugün dünyan n her yerinde olduğu gibi, Geothe’nin ülkesi Almanya’da da okuma
Yani grev… İkinci gece bir bakt k tan mad ğ m z insanlar gelmiş. “Kimsiniz ve ne istiyorsunuz ?” Bu işçileri patron göndermiş ve bizden haberleri yok. Durumu anlatt k. Bize para vermeyen onlara niye versin ki?.. Baz lar ikna olup gitti. Geriye kalan 3-4 kişiye süpürge sap n gösterince onlar da gitti. 3. gün danan n kuyruğu kopacak. Çünkü firman n anlaşmas na göre 3 gün iş akdini yerine getiremezse hem anlaşma fesh olacak hem de tazminat ödeyecek. O gün erkenden gittik. Yan m za yak nlar m z ve tan d klar m z da çağ rd k. 11 kişiyiz. Patron geldi öfkeli bir şekilde, hem de yan nda 30’a yak n adamla. Tam savaş yani. Bizi tehdit ederek hemen defolmam z bildirdi. Biz ağ z dalaş yaparken bakt k adamlar çal ş yor. Biz bu kadar kalabal ğ atamayacağ -
Bu durum bugün bizzat sermayeyi ürkütmektedir. Çünkü onun yaşamas ve daha fazla kar etmesi için de insan n düşünsel gelişimi önemlidir. Araşt rma yapmay , düşünsel devinimi tetikleyen temel araçlardan en önemlisi ise okumak. Kapitalizm için gerekli “insan kaynaklar ” da bu arac ustaca kullanan bireylerden oluşmak zorunda. O yüzden BM kurumu UNESCO kitap okumay teşvik etmek için İspanyollar.n teklifi ile 23 Nisan’ Dünya Kitap Günü ilan etmiş. 23 Nisan, varl ğ n İspanyol gül geleneğinden al yor. İspanyollar eskiden bu günde birbirlerine gül verirlermiş. Şimdi ise gülle birlikte kitap veriyorlar ve bu dünya düzeyinde yayg nlaşt r lmaya çal ş l yor. Bu da bir yöntem. Ama sorunun çözümü için tek baş na bu yetmez. Bu çoraklaşmay as l olarak insanl ğa unutturulmaya çal ş lan pek çok duyarl l ğ yeniden canland racak bir mücadele rüzgar ile yarabiliriz. İnsan n düşünsel gelişimi de bir ihtiyaç haline getireceği bir insanl k iklimi yaratarak…
m z için sald r türünü değiştirdik. Onlar n temizlediği her yeri yeniden kirletiyoruz. Caddede çöp tenekesi b rakmad k boşaltmad k. Getirip getirip metronun oras na buras na döküyoruz. Adamlar peşimizden temizlemeye çal ş yorlar. Ben “Dayan n” diyorum “sabaha az kald ”. Savaş o gece galipsiz bitti…Patron büroya gelmemizi, param z alacağ m z söyledi. Biz de saf z… Gittik, herif hala 3 saatten ödemeye kalk yor. Bir de hepimizi polise verip yurtd ş ettireceğini bildiriyor. Hakk m z mahkemede arayacağ m z bildirip ç karken patron beni çağ rd . Y lan n baş n n ben olduğumu bildiğini eğer uslu durursam bana param tam olarak vereceğini söyledi. Arkadaşlar m satmayacağ m söyleyip ç kt m.
“Patronuna sor bakal m, ateşi var m ?” Mahkemeye başvurduk. Sendika avukat verdi. Mahkeme iki sene sürdü. Herif sadece beni kay tl göstermiş, o da haftada 45 dakika üzerinden… Süpermen olsa bu kadar işi bu kadar zamanda yapamaz. Mahkemeyi kazand k. Patron kaçak işçi çal şt rmaktan tutun da bir çok şeyden mahkum oldu. Ve bizler umduğumuzun üstünde bir para ald k. Paray ald ğ m gün büyük bir puro sat n ald m ve doğruca büroya gittim. Sekreter patronundan ne istediğimi sordu. Puroyu ağz ma ald m ve “Patronuna sor bakal m ateşi var m ?” dedim. Aç k olan kap n n ard ndan herifin dellendiğini gördüm!.. Puro tüttürmek de güzelmiş yahu. Direnişin ve mücadelenin purosunu…
Dünya Yaflanacak
Dünyay› istiyoruz, k›r›nt› de¤il !..
Partilerin üstü, demokrasinin alt
Türkiye’den Mektup var Naz.m Alpman
Aday n z Kurban Olsun Size “- Büyük yat r m yapt m abi, mutlaka gireceğim. - Nereye? - Oraya! Yani meclise” *** Aday adaylar eskiden siyasi partilerin ilçe ve il yönetim kadrolar aras ndan liyakatle öne ç karak partide yükselirlerdi. Sonra bu yol fazla zaman ald ğ için terk edildi. Bir de s k s k yap lan askeri darbeler sonunda gelen siyasi yasaklar, milletvekili olmak isteyen kişinin geleceğini karart yordu. O nedenle Meclis’e giden en iyi yol, otoyol oldu. Milletvekili aday aday önce gayet güzel otoyol ihaleleri alan bir müteahhit haline gelmesi gerekiyordu. Sonra ald ğ her ihaleden geleceğine yat r m için siyasi partiye bağ ş yapmaya başl yordu. Sonra bağ şlar, maaş haline geliyor, etkili-yetkililer aday aday n n memurlar olup ç k yorlard . Art k kendisinden avanta almam ş kimse kalmad ğ n gören aday aday , göğsünü gererek ortaya ç k yordu: - Büyük yat r m yapt m, mutlaka gereceğim! - Gir abi sana helal olsun bütün yollar. *** Meclise girmenin bir başka yolu da kendi kişisel başar lar üzerinden yol almakt r. Kimsenin yard m olmadan pek çok büyük başar ya imza atmak gerekiyor. Aday, başar lar n seçmenin gayet aç k olarak anlayacağ biçimde aç k olarak seçim bildirgesine yazmal : “Vatan m milletimi çok seviyorum. Bu ülke için can m feda edebilirim. Serbest pazar ekonomisine inan yorum. Finans sektöründe çok emeğim vard r. Vatandaşlar m n yast k alt nda duran ölü yat r mlar ndan, gayri menkul değerler ürettim. Şimdiye kadar olan çal şmalar mdan Miami’de 20 adet villa sahibi oldum. Yabanc topraklarda şanl bayrağ m z şeref ve haysiyetle dalgaland r yorum. Döviz ve ceviz işini birlikte yürütebiliyorum. Başkalar n n ölü yat r mlar n , diri kald r mlar haline getirip dişimle ceviz k r yorum. Milletime hizmet yolunda büyük haks zl klara uğrad m. Hakk mda yirmiyi aşk n tutuklama karar var. Eğer Meclis’e girersem bana bu haks zl klar yapanlar teker teker milletimin önünde rezil edeceğim. Oylar n bekliyorum. Kaz nd ğ m gün uçağa atlad ğ m gibi vatan ma döneceğim. Toprağ öpeceğim. T pk sizleri öptüğüm gibi” (Bu yaz. www.sansürsüz.com’da da yay.nlanm.şt.r.)
Partilerin hepsi bir. Daha doğrusu yap p edecekleri bir. İşte “partiler üstü” programlar: Önce TÜSİAD, seçim ve sonras na dönük program n n “partiler ve kimlikler üstü” olduğunu deklare etti. Ard ndan Terörle Mücadele Üst Kurulu, “Terörle mücadele konusunun tüm ç karlar n ve her türlü siyasal mülahazalar n üstünde olduğundan kimsenin kuşkusu olmamas gerektiğini” beyan etti. En sonu ABD, “Amerikan karş tl ğ n seçim propagandas nda kullananlar Washington’da hoş karş lanmaz” buyurdu ki, bu da “ABD işbirlikçiliği ve politikalar partiler ve her türlü siyasal mülahazalar n üstündedir” anlam na geliyor!
Egemenlik kay ts z şarts z burjuvazinindir
ğe”, onun olas “yan” sonuçlar na dahi güveni ve tahammülü kalmam şt r. Burjuva medya ideologlar n n onca “seçim=demokrasi” demagojisinin aras nda yüzünü karartan, utana s k la itiraf etmek zorunda kald klar şu inat-
Burjuvazinin göstermelik ve biçimsel “genel oy-parlamentarizm” mekanizmas na, onun gerektirdiği “popülist esnekli-
İlk yank lar Genelkurmay’ n bu aç klamay yapmas n n akabinde DTP Eskişehir İl Binas., molotof kokteyli at larak yak ld . Genelkurmay n gösterdiği hedef ilk yank s n pratik olarak böyle buldu. Aç klaman n sokaktaki dile çevrilmesi bu sald r yla yönlendirildi. Bunun ön biçimleri Ahmet Kaya bask l tişört giyen işçilerin linç edilmesinde görülmüştü. Daha sonra sivil faşist MHP, Adana’n.n Atatürk Caddesi’nde Türk bayraklar ile bir gösteri yapt . “Kahrolsun PKK”, “Kahrolsun Kürtler”, “Adana Kürtlere mezar olacak” gibi sloganlarla Genelkurmay taraf ndan gösterilen hedefi alg lad klar na ve neler yapabileceklerine dair mesaj verdiler. Hem de MHP’nin seçim start n Adana’dan vermesiyle eşgüdümlü gelişen bir süreç bu… Öte yandan, “Linç muht ras ” Erzincan’da da yan t buldu.
Çat şmada yaral yakalanan gerilla faşistlerin eline b rak ld … Faşistler yaral gerillan n yüzünü kan içinde b rakt lar. Linç hezeyan bir süre devam ettikten sonra yaral gerilla faşist güruhun elinden al narak ambulansla götürüldü. Faşist güruh ambulansa da sald rarak camlar n k rd , hastane odalar ndan birinin cam ndan içeri molotof kokteyli att !
Seyirci kalamay z Bu tür şeylerin daha hangi biçimlerde karş m za ç kacağ ise çok yabanc s olmad ğ m z şeylerdir. Maraş’ , Çorum’u yaşayan bir ülkenin insanlar y z. Haf zalar m zdan silinmeyen
onlarca benzer görüntü var. Bunlar n bugün çok daha keskin biçimlerde, Kürt halk na dönük işletilmesi ile karş karş yay z. Hiçte saklamadan gizlemeden yap lan bir yönlendirmeyle. Bu en büyük kontra örgütü Genelkurmay üzerinden halklar n bir birine boğazlat lma
ç gerçek değil mi zaten: Düzen partilerinin programlar aras nda hiçbir fark kalmad ! Üstünü örtmeye çal şt klar ise, bu biricik ve tüm düzen partileri için “tavsiye niteliğinde zorunlu” program n, her zamankinden s k ya al nm ş, bir
tekelci burjuva program olduğudur. Eh çağ m zda “ay p -parlamenter- yorgan alt nda” diye bir şey mi kald ? Tekelci burjuva program n n “partiler üstü” olduğunu, demek ki, tüm o parlamenter seçmecenin tekelci burjuva program n n dolays z organ ve yürütücüsü olduğunu, adamlar bağ ra çağ ra ilan ediyor zaten. Hep öyleydi, ama hiç bu kadar aleni olmam şt ! Burjuvazi, program n dere tepe dümdüz uygulamakta bir ayakbağ ve “istikrars zl k unsuru” olarak gördüğü şu “genel oy” ve “parlamento”nun son kal nt lar n da bordras ndan atacak atmas na ama, ne onunla ne onsuz yapabiliyor. Çareyi de bunlar n tampon işlevini budamakta, geriye kalan da, her zamankinden daha s k , dolays z ve kat ks z biçimde güdümlemekte buluyor. “S n flar üstü parlamenter siyaset” demagojisi kalmad , hülasa “her tür parlamenter siyaset üstü” s n f verelim!?
TÜSİAD’ n aç klad ğ programda “Buldozer tipi bir operasyonla yat r m ve üretim önündeki tüm idari ve teknik engellerin temizlenmesi…” deniyor. Yoruma gerek var m ? Sermayenin sefalet birikimi ve sosyal y k m temelindeki h zland r lm ş kan emiciliğinin önündeki her türlü yasal, anayasal, bürokratik, toplumsal, ahlaki, doğal (çevre yasalar , vb.) engelin yak l p y k lmas … Bütün çelişki, güç ve iktidar kavgas na rağmen MGK’n n TÜSİAD’ n aç klad ğ ve üzerine ortaklaşt klar ekonomik ve siyasal terör program seçimde emekçilere onaylat l p, savaş hükümeti kurdurulacak. Senin olmad ğ n, işçi ve emekçilerin taleplerinin sözünün bile edilmediği seçim gündeminde, emekçiler ancak kendi özlem ve taleplerini, hiçbir kampa yedeklenmeden dile getirmek durumundad r.
iktidar kanad n n gerçek yüzünün de d şavurumudur. Demokratikleşme görüntüsü uğruna ç kar lan AB uyum yasalar n n vitrinlik işlevinin dahi tahammül edilebilirlik s n rlar n aşt ğ zaten bilinen bir gerçektir. Ancak as l bilinmesi gereken yeni bask -izleme-denetleme yasalar n n da AB’nin önde gelen ülkelerinden- TÜSİAD
desteğinde- kopyalanmakta olduğudur. Son süreç hücre tipi cezaevleriyle başlad . Tüm birey ve kurumlar izleme - denetleme fişleme yasalar internet sansürleri ve MOBESE projesiyle devam etti. En son PVSK geçti. Devam gelecektir. Buna izin vermeyelim! Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Yönetim Kurulu
“Buldozer tipi”
Devletin polisi polisin devleti İktidar güçleri her zaman olduğu gibi yine “terör”-güvenlik gerekçesine s ğ narak polisi s n rs z yetkilendirmek üzere yeni bir Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu (PVSK) tasar s yasalaşt rd lar. Yasan n özü tüm halk n potansiyel suçlu ilan edilmesinden ibarettir. Yasan n deyimiyle; • “Silah ruhsat , sürücü belgesi, pasaport veya pasaport yerine geçen belge almak için başvuruda bulunan, • Genel ve özel kolluk görevlisi ya da özel güvenlik görevlisi olarak istihdam edilen • Türk vatandaşl ğ na başvuran • S ğ nma talebinde bulunan veya gerekli görülmesi halinde ülkeye giriş yapan sair yabanc • Gözalt na al nan” herkesin ve giderek tüm toplumun par-
Linç muht ras n söküp atal m! Bir gece yar s muht ras daha yay nland . Bu muht ran n içeriği doğrudan Kürt halk n hedef al yor. Kürt halk n hedef alan muht ra doğuracağ sonuçlar itibariyle bütün emekçilere vurulan bir cenderedir. İç çat şma sürecini tetikleyecek olan bu muht ra emekçileri bir birine boğazlatma çağr s d r. Son dönemde, el alt ndan körüklenerek yayg nlaşt r lan linç kültürünün alenen yap lmas için yap lan bir yönlendirmedir. Genelkurmay komutas nda örgütlenen halkalar n bir birine k rd r lmas politikas d r.
TÜS‹AD, seçim ve sonras› program›n› “partiler ve kimlikler üstü” olarak ilan etti...
çağr s d r. İşin daha vahim taraf , “işçi örgütleri”nin de bu muht ra karş s nda “haz rol!”a geçmesidir. Türk-İş ve DİSK, “Sivil tepkiye haz r z” dedi. Bu oyunu bozal m. Genelkurmay’ n uzant lar üzerinden onlar sokağa ç kmadan, kontra sald r lar olmadan biz harekete geçelim. Her türlü tepki biçimini kullanarak Genelkurmay’ n bu aç klamas n geri çektirelim. Bunu başarmak zorunday z! İşçiler, emekçiler, öğrenciler, gençler, kad nlar, ayd nlar, ilericiler, devrimciler hiç kimse bu duruma seyirci kalma lüksüne sahip değildir! Genelkurmay’a protesto faks geçmekten, k nama mesajlar na, bas n aç kla-
malar ndan kitlesel sokak eylemlerine geniş bir yelpazede her türlü tepkiyi toplumsallaşt racak biçimde geliştirmek zorunday z. Postal yalamak istemiyorsak onlar bast klar yerden söküp atmak zorunday z. www.alinteri.org
mak izi ve fotoğraflar kayda al nacak; Kişilerin üstleri, araçlar özel kağ tlar ve eşyas yarg izni olmadan istenildiği zaman aranabilecek; ve polisin dur ihtar na uymayan herkes vurulabilecek. Gerisini saymaya gerek yok, özeti büyük gözalt . Kitlesel yoksullaşma ile parasal zenginliğin uçlarda biriktiği tarihsel süreçlerle merkezi iktidar ve güç yoğunlaşmas n n kaç n lmaz olduğuna bir kez daha tan k oluyoruz. Yoksullaşan orta s n flara enjekte edilen milliyetçilik yükseltilirken bask yasalar na h z verilmesi bilinen bir faşizm klasiğidir. Geçtiğimiz 1 May.sta işçi s n f n n Taksim’e ç kmas n engellemek için Vali taraf ndan kilitlenen İstanbul’da; - Sokaktan geçen lokantada
yemek yiyen insanlara dahi sald r p Taksim’i savaş alan na çevirmekle övünen, yere düşen her göstericiye güruh halinde sald r p öldüresiye coplayan, tekmeleyen; yerde bulduğu pankart n dövizin üzerinde tepinen, - Özellikle işkence ve yarg s z infaz suçlar ndan dolay yarg organlar nezdinde fiili dokunulmazl ğa sahip olan - Düzenlediği raporlar iddianameye dönüşüp, sonradan yarg karar haline gelebilecek kadar yarg y etkileyebilen polisin yetkileri az bulunuyorsa yan tlanmas gereken soru ülkenin demokratikleşme yolunda değil faşizm yolunda ne kadar mesafe kat ettiğidir. Bu yasa tasar s ayn zamanda, darbe tehditleri karş s nda mağdur-mazlumu oynay p demokrat görünmeye çal şan bir
‘F’üreti-Yorum Günleri “1 May s’da yasa d ş slogan atmak” iddias yla tutuklanan Ankara Üreti-Yorum Kolektifi üyeleri hücrelere taş d klar gençlik günlerini aktar yor:
Üreti-Yorum Merhaba arkadaşlar. Sizlere yazd ğ m z gibi Üreti-Yorum’un tüm coşkusunu burada da sonuna kadar yaş yoruz. Dostluğun, samimiyetin, üretimin ve kolektifliğin insanla bütünleştiği Üreti-Yorum’un heyecan bizi de sarm ş durumda. Bizler burada ‘F’üreti-Yorumcular olarak satranç ve futbol turnuvas düzenledik. Tahmin edeceğiniz gibi “1. ‘F’üretiYorum Günleri”ne futbol damgas n vurdu. Futbolun cazibesinden midir, yoksa F tipinin farkl saha koşullar ndan m d r bilinmez ama turnuvadaki futboldan müthiş keyif ald k. Bu keyfi sizinle paylaşmakta bizim için ayr bir keyif oluyor… Bizler buraya getirilir getirilmez dört bir koldan “F’üretiYorum”u örgütlemeye başlad k. Yap lan tan t m çal şmalar ‘F’üreti-Yorum avlu günleri (Piknik bile yapt k! Tabii d şar daki pikniğimizde bolca yediğimiz köftelerin yerini burada kuru soğan ve ekmeğin almas bizlerin akl na; “Acaba beslemeler grubuna yeni üyeler mi dâhil oluyor?” sorusunu getirdi) vs. ile hücremizde bulunan üç kişiyi de ‘F’üreti-Yorum’a katm ş olduk. (Tabii bu üç kişi bizden başkas değil) K sa bir süre sonra ‘F’üretiYorum’un çok da tan t lmas na
gerek olmad ğ kanaatine vard k.
Futbol turnuvas Arkas ndan ‘F’üreti-Yorum’a futbol turnuvas ile start verdik. İş futbol olunca işlerimiz biraz daha kolaylaşt . (Hat rlanacağ gibi d şar dayken Üreti-Yorum’un futbol ayağ n biz oluşturuyorduk.)
İlk etapta avluya kalelerimizi kurmakla başlad k. Bu iş o kadar da zor olmad . İki tane 5 litrelik su bidonu alarak dört ad m say p kalenizi duvara bitişik kuruyorsunuz. (D şar dayken ad mlar gayet büyük olan, hatta h zlar na yetişemediğimiz baz arkadaşlar n kale kurarken ad mlar epeyce küçülmüştü. Bu arkadaşlar n isimlerini burada verip de rencide etmek istemiyoruz ) Kaleyi kurduktan sonra başl yorsunuz son gücü-
nüzle topa vurmaya. Son güç dedik diye korkmay n, top plastik. Birinci gol, ikinci gol, beşinci gol, yedinci gol!.. Derken onuncu golü at p kazanm şs n z maç . Yaln z arkadaşlar F tipinde top oynarken baz noktalarda dikkatli olman z gerekli. Örneğin karş kaleye gol olsun diye vurduğunuz iyi bir şut karş dakinin hiçbir müdahalesi olma-
dan iki misli bir h zla dönüp sizin kalenize gol olabiliyor. Nas l m oluyor o iş? Şöyle ki; yerden değil de biraz yukar dan vurdunuz mu top karş duvara çarp p öyle bir h zla sizin kalenize döner ki siz bile nas l olduğunu anlayamazs n z. Arkadaşlar sak n ola ki bu durumu küçümsemeyiniz haaa. Bu iş üzerine maç kazanma taktikleri bile yap l yor. “… Dört tane düz vurup da gol atsam, iki tane yan duvara çarp p da gol
olsa, üç tane kendi çektiği şut dönüp gol olsa…” gibi. Gerçi karş kaleye çektiğiniz bir şutun sizin kaleye gol olmas futbolda fizik kurallar na ayk r d r. Ama F tipi kurallar na hiç de ayk r değil… Şu anda hepimiz bu vuruşu gayet başar l yapabiliyoruz. (Memleket Roberto Carlos görsün!!!)
Holiganizm buraya kadar s çram ş! Arkadaşlar size şunu da belirtmeliyiz: olağanüstü coşkulu, futbolla yat p futbolla kalkan geniş kitleler bizim maçlar m z izlemeye geliyor. Evet, evet geniş kitleler. Kuşlar, böcekler, kar ncalar ve daha ismini dile getiremediğimiz (daha doğrusu ne olduğunu anlayamad ğ m z) birçok futbol tutkunu bizi maçlar m zda yaln z b rakm yor. Bu arkadaşlar için futbol vazgeçilmez olmuş. Akşam evine gitmeyip (pardon deliğine gitmeyip) maç izlemeye gelen böcekler var. İnanmazs n z ama geçen gün maç yaparken iki kar nca sahaya atlad . (holiganizm buraya kadar s çram ş) İşte böyle sevgili dostlar, ‘F’üreti-Yorum futbol. Bütün renklilikleriyle yaş yoruz. Siz şimdi turnuvan n sonucunu merak ediyorsunuzdur. Neyse bu konuyu ç k nca bir ara konuşuruz. Sevgiyle, coşkuyla kucakl yoruz. ‘F’üreti-Yorumcular