www.iscikoylu.org
126345 Say›: 2002-17 35 * Y›l:2 * 16-29 A¤ustos 2002 * Fiyat›: 500 000 TL ISSN: 1303-0299
Demokrasi AB’ye uyumda de¤il Emperyalizme karfl› ba¤›ms›zl›k savafl›nda Burjuva demokratik devrimin tamamlanmad›¤› ülkemizde emperyalizme ba¤›ml›l›k yasalar› ile demokratikleflmenin gelece¤ini beklemek hayalden baflka birfley de¤ildir. AB çözüm de¤il ba¤›ml›l›k Ekonomik ve siyasal olarak emperyalizme göbekten ba¤l› bizim gibi yar› feodal, yar› sömürge ülkelerde demokrasi ve özgürlük gibi haklar›n kazan›lmas› ancak emperyalizme ve yerli uflaklar›na karfl› verilen ba¤›ms›zl›k mücadelesi ile sa¤lanacakt›r. Dünya halklar›na açl›k, yoksulluk ve sefaletten baflka birfley getirmeyen emperyalist-kapitalist sistem dünya halklar›na ba¤›ms›zl›k ve demokrasi gibi temel hak ve özgürlükleri de getiremez.
Gericilik halk›n umudu olamaz Çünkü emperyalist kapitalist sistem insanl›¤›n de¤il barbarl›¤›n; ayd›nl›¤›n de¤il karanl›¤›n temsilcisidir. Bundan dolay›d›r ki yaflan›lacak bir dünya ancak ezilenlerin kendi mücadeleleri ile kurulabilir.
‹flçi-köylü’den “Güçlü ekonomi için geçifl hükümeti”nden “Güçlü siyaset için ittifaklar”a Halk hedefinde de¤iflen birfley yok Sayfa 30
‹fl Güvencesi baflka bahara Eli kolu bir zincir, bir kilitle de¤il, dört-befl zincir ve kilitle s›k› s›k›ya ba¤lanmak istenen iflçi s›n›f›n›n en insani talebi olan “‹fl Güvencesi” seçim mezesi yap›lmaya çal›fl›l›yor. “3 Kas›m 2002’de seçim” karar› al›n-
mas›n›n ard›ndan, halktan oy alma ihtiyac› olan düzen partileri ile “iflçi hakk›n› savundu¤unu” gösterme ihtiyac› duyan sendika a¤alar›, “‹fl Güvencesi Yasa Tasar›s›’n›” yeniden gündemlefltirdiler... ‹flçi s›n›f›, s›n›f mücadelesi yolu ve
direnifl çeflitleriyle hak alma mücadelesinde kazand›¤› mevzileri sa¤lamlaflt›rma, hakk›n› kal›c›laflt›rma; direnme gücünü, dayan›flmay› gelifltirme ve dolay›s›yla da savafl›m› ilerletme mücadelesinin örgüsünü örerek, düzen partileri-
nin ve sendika a¤alar›n›n aldatmaca ve tehditlerini bofla ç›karacakt›r. Bugün seçim ve ifl güvencesi takas ettirilerek, bilinçlerde yarat›lmak istenen k›r›lma yine mücadele ile bofla ç›kart›lacakt›r.
16-29 Ağustos 2002
işçi-köylü 35
2
Ne Dersim’in isyankarl›¤›, ne de Munzur’un soluk al›fl› engellenemez 3. Munzur Do¤a ve Kültür Festivali yap›ld› Hem Dersim özlemiyle, hem de Dersim’e yap›lmas› planlanan barajlara karfl› gelmek amac›yla bir araya gelen Dersimliler, bu y›l için 1-4 A¤ustos günleri aras›nda düzenlenen 3. Munzur Do¤a ve Kültür Festivaliyle birlikte memleketlerine adeta ak›n ettiler. Tunceliler Derne¤i ve belediyesi, çeflitli DKÖ’ler taraf›ndan organize edilen 3. Munzur Festivali için birçok kentten dernekler araba kald›rarak bu y›l için OHAL’in de kalkmas›yla birlikte geçen seneden daha fazla bir kitle Dersim’in yolunu tuttu. Ad›na nice türküler yak›lan bir flehir... O heybetli da¤lar›yla nice güzel sevdal›klara tan›k olmufl, bir o kadar da yaflanan ihanetleri ba¤r›nda tafl›yarak “isyanlara” dil olmufl bir kent. Buras› “ölmektir hem yaflamak” diyerek egemenlerin zulmüne karfl› çektikleri ac›lar›n karfl›l›¤›nda “kavga ustalar›” yetifltirerek ad›n› tarihe yazd›ran Dersim topraklar›... Buras› köylerinden sürgün edilenlerin ard›nda yaln›zca soluklar›n› b›rakt›¤› ama Dersim özlemiyle yan›p tutuflan yüreklerin bir aya¤›n› çekemedi¤i memleketi. Ve buras›, en çok da “bafle¤mez” diye an›lan dört da¤ aras›nda, y›llard›r devletin uygulamalar› karfl›s›nda özlem duyulan, kimilerine yak›n ama bir o kadar da uzak b›rakt›r›lm›fl bir yer. ‹flte hem Dersim özlemiyle, hem de Dersim’e yap›lmas› planlanan barajlara karfl› gelmek amac›yla bir araya gelen Dersimliler, bu y›l için 1-4 A¤ustos günleri aras›nda düzenlenen 3. Munzur Do¤a ve Kültür Festivaliyle birlikte memleketlerine adeta ak›n ettiler. Tunceliler Derne¤i ve belediyesi, çeflitli DKÖ’ler taraf›ndan organize edilen 3. Munzur Festivali için birçok kentten dernekler araba kald›rarak bu y›l için OHAL’in de kalkmas›yla birlikte geçen seneden daha fazla bir kitle Dersim’in yolunu tuttu. Festival için gelenler aç›s›ndan baraj yap›m› d›fl›nda bu y›l elbette baflka bir önemi daha vard› Dersim’e gelmenin. O da, uzun y›llar s›k›yönetim ve OHAL kanunlar› ile yaflayan halk›n bu y›l OHAL’in kald›r›ld›¤› bir dönemde festivale kat›lacak olmas›yd›. Bunu sebep bilerek y›llard›r köylerini göremeyenler otobüsleri doldururken, yafll› bir teyzenin ifadesi ile “Ali gitti yerine Veli geldi” de¤erlendirmesiyle
OHAL’in yaln›zca görünürde kalkt›¤› kendini aç›k aç›k hissettiriyordu. Dersim d›fl›ndan gelenler daha Elaz›¤ giriflinden bafllamak üzere 4 ayr› yerde bagaj aramas›ndan ve GBT yoklamas›ndan geçtiler. Adeta “biz buraday›z daha” mesaj›n› vermek istiyorlard›. Dersim’in caddelerine iner inmez festival için yap›lan haz›rl›klar hemen gözümüze çarp›yor. Yollar baraj karfl›t› pankartlarla adeta donat›lm›fl, belediye binas› önünde hemen bir imza stand› kurulmufltu. Ve en önemlilerinden biri olsa gerek, yasak yay›n denilerek OHAL bölgesine sokulmayan devrimci ve sosyalist bas›n, standlar kurarak ürünlerini festival süresi öncesinden sergilemeye bafllam›flt›. Gazetemiz ‹flçi-Köylü’nün yan›s›ra Tohum Kültür Merkezi, Yüzçiçek Açs›n Kültür Merkezi, BEKSAV, Özgür Bak›fl gibi dergi ve kurumlar da bu standlarda yerini ald›. VE FEST‹VAL BAfiLIYOR... ‹lk gün Seyitli Köprüsü’ne gelenlerin karfl›lanmas›ndan sonra saat 14:00’de festivalin aç›l›fl etkinlikleri çerçevesinde belediye binas›na Naz›m Hikmet ve A. Mahsuni fierif’in posterleri as›ld›. Da¤c›l›k gösteriminin yan›s›ra Semah ve halk oyunlar› ekibi yöresel oyunlar›n› sergilediler. Sonra saat 16:00’da Celal Do¤an Park›’nda tafl heykel sempozyumu ve çocuklar için halk oyunlar› ile tiyatro gösterimi sunuldu. ‹lk günü daha çok insanlar çevreyi gezmekle geçirirken tüm festival boyunca en çok ilgiyi stadyumlardaki konserler çekti. Ayn› gün Grup Kardelen, Cemal Demir, Koma Asmin, Erdal Erzincan, Y›lmaz Çelik, Tolga Sa¤, Su-
avi türkü dinletisi verirken, fiükrü Erbafl fliirleriyle geceye renk katt›. Tevfik Tafl/ Foto Kaya taraf›ndan yap›lan Tunceli’nin tan›t›m› yo¤un ilgiyle izlendi. Festivali izlemeye gelenler aras›nda elbette ki yaln›zca Dersimliler yoktu. Diyarbak›r, Karakoçan, Bingöl, Ki¤›’dan gelenler de yo¤un bir kat›l›m oluflturuyordu. MUNZUR GÖZELER‹NE YO⁄UN ‹LG‹ Festivalin ilk günü, daha çok insanlar›n yerleflmesiyle geçerken en fazla kat›l›m›n oldu¤u etkinlikler kuflkusuz ilçelere yap›lan geziler oldu. Di¤er y›llarda OHAL dolay›s›yla geziler yap›lamazken bu y›l için 3 gün çeflitli ilçelere etkinlik konularak buralara gidilmesi planlanm›flt›. ‹kinci günde Ovac›k Munzur gözelerine sabah›n erken saatlerinden bafllamak üzere gezi düzenlendi. Otobüsler t›k›fl t›k›fl bir halde Ovac›k’a giderken herkesin akl›nda, geçmifl y›llarda 1 saatlik yolu 7-8 saatte al›nmas›n›n bu y›l da yaflan›p yaflanmayaca¤› vard›. Yol boyunca Munzur suyunun eflli¤i her zaman oldu¤u gibi bizi hiç yaln›z b›rakm›yor. Halvari kayal›klar›n›n yan›ndan geçerken Dersimli bir arkadafl bafll›yor oralar›n tarihçesini anlatmaya; “Buralar 38’de çok fleye tan›kl›k etmifl. ‹nsanlar›m›z 38’de öldürüldükten sonra bu kayal›klardan afla¤›ya at›lm›fl. Onun için kayal›klar›n alt›ndan geçen bu dere de kan tafl›m›fl su yerine” Anlat›lanlar Dersimlilerin hangi zulme karfl› direndiklerinin yaln›zca bir parças›. Çünkü her kar›fl topra¤›n bir öyküsü var buralarda. Buralarda afliret liderleri 38’de kararlar alm›fl, buralarda Laç deresi gibi dereler kan deryas› olmufl, insanla-
r›n 38’de çektikleri bir baflka biçimiyle ç›k›yor karfl›m›za. Yol boyunca köylerin yan›na kurulmufl karakollar hala ifllevini sürdürüyor. Yak›k y›k›k evler öylesine çok ki, kimileri OHAL kalkt› rehavetine kap›l›rken, durdu¤umuz bir köy evinin insanlar› yan›bafllar›nda kurulu karakola dönük olacak görüntü almam›z› korkuyla kar›fl›k tedirginliklerinden dolay› istemiyor. Evi biraz geçtikten sonra F›rt›na deresiyle yüksek kayal›klarla kapl› do¤a harikas› yerlerden geçiyoruz. Gözelerse Ovac›k merkezden bir kaç km uzakta. Sa¤›m›zda solumuzda Proletarya Partisi’nin y›llard›r mücadele yürüttü¤ü, birçok flehidin verildi¤i, pek çok kavga insan›n›n yetiflti¤i köyler var. Böylece Dersim Festivali bizim için flenlikten ziyade daha farkl› anlam yüklüyor geziye. Onlar› an›yoruz bu topraklardan geçerken. Gözelerdeki etkinlikler çerçevesinde, önce fiew Qse, Mehmet Durna, Nurettin Güleç, Wenge Sod›ri ile fiair Mehmet Çetin gelenlere güzel dinletiler sundular. Ovac›k’ta bunlar yaflan›rken Dersim merkezde, Dersim’in sorunlar› ve çözüm önerilerini tart›fl›yordu insanlar. Belediye Konferans Salonundaki sempozyumda gazetemiz ad›na bir arkadafl da söz alarak Dersim sorunlar› ve çözüm önerileri konulu bir önerge sunuldu. Ayn› günün son etkinli¤ini yine stadyumda verilen konserler oluflturdu. 2. gün sahne alan sanatç›lar Ali Vedat Baran, Yeni Nur Ada, Grup Vardiya, Ferhat Tunç ve Arif Sa¤ oldu. fiair Sennur Sezer fliirlerini ayn› gece gelenlere okurken, Naz›m Hikmet’i anlatan sinevizyon gösterimi Sunay Ak›n’›n gelememesi nedeniyle yap›lmad›. Devam› sayfa 31’de
TURHAL BÜROMUZ TAfiINMIfiTIR YEN‹ ADRES: YAVUZ SEL‹M MAH. YUVA SOK. UZUNLAR APT. NO:1 TURHAL/TOKAT Gazetemiz Devrim Yolunda ‹flçi-köylü internette yay›n hayat›na bafllam›flt›r. Adres: www.iscikoylu.org işçi-köylü senin sesin! OKU-OKUT! ABONE OL! ABONE BUL!
ABONEL‹K fiARTLARI 6 AYLIK: 10.200.000 1 YILLIK: 20.400.000 NOT: ‹stedi¤iniz süreye denk gelen oranda paray› hesap numaralar›m›za yat›rarak banka dekontunu yay›nevimize fakslay›n›z ya da postalay›n›z. Abonelik ücretine posta masraflar› dahildir
Yurtd›fl› Hesap Numaralar› Sema Gül Euro Hesab› Ziraat Bankas› ‹stanbul Aksaray fiubesi: 0 751 00 38 65 97 00 00 009 Emlak-Halk Bankas› Atatürt Bulvar› fiubesi: 00 238 041 Vak›f Bank Valide Sultan fiubesi: 401 20 35
işçi-köylü 35
16-29 Ağustos 2002
3
Biraz özgürlük(mü) yoksa gericili¤in aldatmacas› (m›)? AB’ye uyum yasalar› ad› alt›nda gerçeklefltirilen düzenlemelerin birazc›k dahi özgürlük getirdi¤i yoktur. Yerli gericili¤in amac› ne demokratikleflme ne de insan haklar›na sayg›l› bir devlet mekanizmas› yaratmakt›r. Onun tek derdi kendi vahfli sömürü düzeninin sürmesidir. AB süreci bu anlamda son y›llarda içine düfltü¤ü yönetememe krizinde nefes alman›n bir arac›d›r. AB uyum yasalar›, daha önceden yap›lan bütün tart›flmalar›n gereksizli¤ine iflaret edercesine 16 saatte meclisten geçti. Son ç›kar›lan uyum yasalar› toplam 12 temel yasada de¤ifliklik içeriyor. Bunlardan en önemli olarak gösterilenleri hiç kuflkusuz idam konusunda yap›lan de¤ifliklikler ile Kürtçe yay›n ve Kürtçe e¤itime iliflkin olanlar›. Uyum yasalar›nda de-
lemelere gelince. Bunlardan ilki göçmen kaçakç›l›¤› ile ilgili olan› ki, yasada daha önce böyle bir suç tipi mevcut olmad›¤›ndan yap›lan düzenleme yeni bir suç oluflturmak d›fl›nda bir özellik arzetmemekte. Düzenlemenin demokratikleflme ile ilgisini aramay›n; yerli gericilik bile böyle bir iddian›n son derece gülünç olaca¤›n›n bilinciyle böyle bir iddiada bulunmamakta. ‹kinci de¤ifliklik 159.
ifade özgürlü¤ünün önünü açar m›? Tabi ki hay›r. Tahkir ve tezyif kast› olmaks›z›n suçun oluflmas› zaten mümkün de¤il. Bu konudaki birçok beraat karar›n›n gerekçesi zaten bundan baflka bir fley de¤il. Dolay›s›yla bu düzenlemenin de varolan statüyü de¤ifltirmedi¤i bizatihi pekifltirdi¤i bir gerçek. 1984 y›l›ndan beri uygulanmayan idam cezas›n›n kald›r›lmas› ise bir yenilik say›lmaz. Zira ha-
¤iflikli¤e u¤rayan bir yasa da Toplant› ve Gösteri Yürüyüflleri Yasas›. Bu yasa toplant› gösteri yürüyüflü bildirim süresini 72 saatten 48 saate indirilerek demokratiklefltiriliyor!!! Tam ak›llara ziyan bir durum. Sanki bu ülkede halk›n toplant› ve gösteri yürüyüflü yapmas›n›n önündeki engel zaman›nda bildirimde bulunamamakm›fl gibi süreyi biraz daha k›saltarak sorunu çözüyorlar, demokratiklefliyorlar. Yine sorunun bir baflka boyutunu da yeniden yarg›lama karar›n›n uygulanabilmesi için bir usulün bulunmay›fl› oluflturmaktad›r. TCK ile ilgili düzen-
maddede. Bu madde Türk Milleti, devleti dahil, Bakanlar Kurulu, Bakanlar, Silahl› Kuvvetler, polis ve benzeri devlet kurumlar› ile bunlar› temsil edenlere yönelik tahkir ve tezyif suçunu düzenleyen ve düflünce özgürlü¤ünü büyük ölçüde k›s›tlayan ünlü madde. ‹flte bu maddenin sonuna son düzenleme ile maddede say›l› kurum kiflilere tahkir ve tezyif kast› olmaks›z›n elefltiri mahiyetinde kalan düflünce aç›klamalar›n›n suç oluflturmayaca¤› hükmü eklendi. Bu bir yenilik mi? Ya da daha do¤ru bir söyleyiflle madde uygulamas›n› daralt›p düflünce ve
len bu ülkede idam cezas›n›n hukuki olarak uygulanabilme zemini anayasal düzeyde mevcut oldu¤u gibi idam cezas›n›n yerine ikame edilen “a¤›rlaflt›r›lm›fl müebbet hapis” cezas› kan›m›zca idam cezas›ndan daha vahfli ve ac›mas›z bir uygulamad›r. Bir insan›n iflledi¤i suç ne olursa olsun bütün bir gün dahi d›flar› ç›kma umudu olmaks›z›n yaflam› boyunca hapiste tutulmas› akla gelebilecek en ac›mas›z ve vahfli cezad›r. Bu kiflinin bütün yaflam› bir kefaretin ödenmesine hasredilerek onun varl›k nedeni tümüyle yokedilmektedir. Ve bu bedenin yokedil-
memesinin karfl›l›¤› olarak öngörülmektedir. Tabi de¤ifliklik bununla s›n›rl› de¤il, zira yerli gericili¤in böyle kapsaml› hamlesinde siyasi tutsaklara sald›rmamas› düflünülemez. ‹flte bu nedenle Terörle Mücadele Kanunu kapsam›ndaki suçlarda sürelerin üç kat uygulanaca¤› kurala ba¤land›. Bunun pratik anlam› ise cezalar› a¤›rlaflt›r›lm›fl müebbete çevrilen idaml›klar ile iki kere müebbet alm›fl olan siyasi tutsaklar›n üç y›l olan hücre cezalar›n›n dokuz y›la ç›kmakta olufludur. Bas›n kanununda yap›lan de¤iflikliklerle de hapis cezalar› kald›r›larak yerine 10 milyarl›k para cezas› getiriliyor. Eski uygulamada 2 ay gibi bir hapis cezas› var iken bu ceza ço¤u durumda zaten paraya çevrilmekte bu da çok büyük bir yekün teflkil etmemekte idi. Dahas› hapis cezalar› son y›llarda toplumsal muhalefetin bask›s› nedeniyle defalarca af ve benzeri yasal düzenlemeler arac›l›¤›yla uygulanm›yordu. Yeni düzenleme muhalif bas›n kurulufllar›n› ekonomik aç›dan kontrol alt›na almaya ve oto sansürü daha da kuvvetlendirmeye yönelik bir makyaj girifliminden baflka bir fley de¤ildir. Kürtçe yay›n ve e¤itime gelince. Art›k radyo ve televizyonlardan Kürtçe yay›n yap›labilecek. Yay›n›n içeri¤i RTÜK yasas› taraf›ndan belirlenmifl durumda. Pratikte Türkçe yay›n yapan muhalif radyolar›n aylarca kapat›lmas›na yol açan bu yasada son yap›lan de¤iflikliklerle para cezalar› öylesine art›r›lm›fl durumda ki alaca¤›n›z ilk cezada yay›n kuruluflunuzun tüm hisse ve varl›¤›n› RTÜK’e teslim edip gitmek zorunda kalabilirsiniz. Ya da yay›n-
lar›n›z› suya sabuna dokunmadan yapars›n›z. Bu halde belki di¤er yay›n kurulufllar› gibi size de kredi musluklar›n› açarlar da biraz yolunuzu bulursunuz. Devletin hakim anlay›fl› karfl›s›nda bu düzenlemenin de biçimsel bir düzenleme olmaktan ileri gitmeyece¤i aflikar. “Ne Mutlu Türküm Diyene” vecizesini Kürtçe söylemenin bir yenilik içermeyece¤i son derece net bir gerçek. Kürtçe e¤itim ise asimile olmufl Kürt insanlar›n›n ana dillerini özel kurslarda ö¤renebilmelerinden ibaret bir düzenleme. Oysa anadil sorunu bir insan›n düflünsel ve eylemsel yeteneklerinin belirlendi¤i e¤itim ça¤›nda daha iyi ve h›zl› bir geliflim sa¤layabilmesinin yolunun bu kifliye verilecek e¤itimin kendi ana dilinde verilmesi gereklili¤inden yola ç›kar. Son yasal düzenlemenin böyle bir kayg›dan yola ç›kmad›¤› ortada. Zira burada sunulan olanak sadece bir dili ö¤renme olana¤›d›r. Anadili Kürtçe olan bir insan›n bu dili ö¤renmek gibi bir sorunu yoktur. Sorunun asli boyutunu bu kiflinin 6-7 yafllar›nda bafllayan e¤itim ö¤retim sürecinde kendi dilinin kavram ve sembolleriyle e¤itim almas› ve bu sayede kendi geliflimini daha h›zl› ve etkili bir süreçte sa¤lamas› oluflturur. Yap›lan tüm araflt›rmalarda bir insana kendi anadilinde verilen e¤itimin daha baflar›l› sonuçlar verdi¤i saptanm›flt›r. Bunun aksini düflünmek diller aras›na bir hiyerarfli koymak anlam›na geldi¤i gibi bu s›ralamada sonuç olarak bir dilin di¤er tüm dillerden daha iyi bir e¤itim dili oldu¤unu kabul anlam›na da gelir. Böyle bir düflünce en sapk›n ›rkç›larca dahi dile getirilememifltir. Dolay›s›yla Kürt-
çe kursa imkan tan›yan düzenlemenin anadil sorunun çözümünde bir ilerleme olmad›¤› tam aksi Kürt Ulusunun ony›llard›r verdi¤i mücadele sonucu elde etti¤i kazan›mlar› daha geriye götüren bir düzenleme oldu¤unu söylemek daha do¤rudur. Görüldü¤ü gibi AB’ye uyum yasalar› ad› alt›nda gerçeklefltirilen düzenlemelerin birazc›k dahi özgürlük getirdi¤i yoktur. Yerli gericili¤in amac› ne demokratikleflme ne de insan haklar›na sayg›l› bir devlet mekanizmas› yaratmakt›r. Onun tek derdi kendi vahfli sömürü düzeninin sürmesidir. AB süreci bu anlamda son y›llarda içine düfltü¤ü yönetememe krizinde nefes alman›n bir arac›d›r. Tek dertleri ve amaçlar› çeflitli milliyetlerden halk›m›z› ve proletaryay› AB süreciyle demokrasinin gelece¤i ham hayali ve umuduyla kand›rmaya ve kendi iktidar›na boyun e¤meye ikna etmektir. Son de¤iflikliklerle ilgili bir sorun da uygulanabilmeleri için bir dizi yönetmelik ve genelgenin ç›kmas› gere¤idir. Yerli gericili¤in varolan hükümeti bu yönetmelik ve genelgeleri 3 Kas›m seçimleri sonras› kurulacak hükümete b›rakm›flt›r. Yeni hükümetin kurulmas› ve bu yönetmeliklerin ç›kmas› iflin tekni¤i ve siyasal zorunluluklar dikkate al›nd›¤›nda en az 1 y›l ya da daha fazla bir süre alacakt›r. Bu durumda Aral›k 2002 tarihinde Kopenhag’da yap›lacak AB geniflleme zirvesinde bir takvim al›n›p al›nmamas› belirleyici olacakt›r. E¤er yerli gericilik 2007 ya da 2012 tarihlerine kadar uzanan bir takvim alamazsa bu düzenlemelerin yaflama geçmesi için k›l›n› bile k›p›rdatmayacakt›r.
4
16-29 Ağustos 2002
işçi-köylü 35
TSK, kurmaylar›n› Irak’a göre yeniledi 1-4 A¤ustos tarihleri aras›nda yap›lan Yüksek Askeri fiura (YAfi) toplant›s› sonucu yap›lan de¤iflikliklerle birlikte TSK, vitrinini Irak savafl› ve devam›nda özellikle Türkiye cephesinden yaflanacak de¤iflikliklere göre yeniledi. Irak’a yönelik düzenlenecek sald›r› harekat›n›n planlar› gittikçe netlefltirilirken, ABD birinci dereceden müttefiki Türkiye’nin att›¤› ad›mlar› s›k› bir takip alt›na alm›fl durumda. TC hakim s›n›flar›n›n ‘canla baflla’ çal›flarak ç›kard›¤› AB uyum yasalar›n›n tart›fl›ld›¤› günlere denk düflen YAfi toplant›s› kimi burjuva kalemflörlerince “sürpriz” olarak de¤erlendirildi. Türkiye’nin, ABD’nin Irak’a yönelik sald›r› plan›nda çizdi¤i gönülsüz taraftarl›k tablosu bugünlerde arabuluculuk görüflmeleriyle renkleniyor. Böylesi bir savafl durumunda zaten bat›k durumda olan ekonominin daha fazla bataca¤› korkusu bu “gönülsüz” tablonun as›l nedeni. TC, bir yandan vitrinini bunlarla doldurmaya çal›fl›rken; IMF’ye vaad ettiklerini yerine getirece¤i sözü verirken, di¤er taraftan da Irak sald›r›s› için haz›rl›klar›n› tamamlama telafl›nda. ABD yapt›¤› sald›r› planlar›n›n tümünde gerek havadan, gerek karadan, gerekse de muhalif kesimlerle ittifak yaparak içten vurma planlar›n›n tümünde Türkiye’yi kilit bir noktaya koyarak, sald›r›lar›n› Türkiye üzerinden
flekillendirmekte. ‹ncirlik üssündeki son haz›rl›klar›n yan›s›ra sald›r›da kullan›lacak di¤er önemli üsler de savafla haz›rlan›yor. YAfi toplant›s›ndaki “sürpriz” atamalara de¤indi¤imizde ise durum yukar›da da vurgulad›¤›m›z gibi önümüzdeki sürecin önemli ön haz›rl›klar›. Emeklili¤ine kesin gözüyle bak›lan Ay taç Yalman , T. Kürdis-
Irak’a yap›lacak operasyonda büyük önem kazanacak Malatya’daki 2. Ordu Komutanl›¤›na da TSK’n›n istihbarat ve özel harp konular›ndaki, bir numaral› isimleri Fevzi Türker’ i getirdiler. Sezer’in onay›ndan geçen bu yeni de¤ifliklik 30 A¤ustos’tan itibaren yürürlü¤e girecek. TSK’n›n yak›n takipçilerinden ve kalemflör-
da olmas› gereken prosedürün yerine ç›kan tablo ABD taraf›ndan da olumlulukla karfl›land›. Ortado¤u’nun zengin petrol ve su yataklar› peflindeki ABD’nin bafllataca¤› savafl›n Türkiye cephesinden en deneyimlilerin yan›nda olmas›n› istemektedir. Gerek Türkiye’deki askeri üsleri, gerekse de TC askerini önemli oranda kullanmay› plan-
tan’›nda PKK’ye karfl› y›llarca ordunun bafl›nda durmufl ve Kuzey Irak operasyonlar›nda görev alm›fl olmas›ndan kaynakl› Kara Kuvvetleri Komutanl›¤› görevine getirilirken, ABD ile yap›lan askeri temaslarda Pentagon-Ankara ba¤lant›s›n› sa¤layan Genel Kurmay ‹kinci Baflkan› Yaflar Büyükkan›t ’›n görevine bir y›l daha devam etmesi kararlaflt›r›ld›.
lerinden M. Ali K›fllal› yap›lan bu de¤ifliklikleri siyasi bir karar olman›n ötesinde askeri gereklerin yerine getirildi¤ini vurguluyor. Ancak K›fllal› ertesi gün yazd›¤› yaz›da yapt›¤› Önü görüflmelerden “Ö müzdeki günlerde mey dana gelecek geliflmele ri düflünün, ataman›n sebebini anlars›n›z ” cevab›n› al›yor. Geçti¤imiz günlerde yap›lan YAfi toplant›s›n-
layan ABD’nin bu savaflta halk›n kan›n› dökmekte ustalaflanlara önemli oranda ihtiyac› olacak. Görevleri yenilenenler ve yeni görevlendirmelerdeki isimlere bakt›¤›m›zda da bunu görmekteyiz. Birço¤u y›llarca özellikle T. Kürdistan›’nda ve yürütülen s›n›r ötesi operasyonlarda deneyim kazanm›fl isimler. fiimdi bu isimler Irak halk›n›n kan›n› dökmeye haz›rlan›yor.
Girilen ekonomik ve siyasi darbo¤az›n içinden nas›l ç›kaca¤›n› kara kara düflünen hakim s›n›flar, ülkemiz emekçi s›n›flar› baflta olmak üzere, uflakl›k rolü gere¤i dünya halklar›n›n kan›n› dökmekten geri kalm›yor. ‹flçi s›n›f› ve emekçi kesime yönelik ç›kar›lan sald›r› paketleri bitmek bilmiyor. AB uyum kararlar›n› adeta jet h›z›yla çal›flarak ç›karan meclis eskiyen vitrinini cilalama u¤rafl›nda. fiimdilik bu “demokratik” cilayla emekçileri kand›rmay› baflard›¤›n› düflünen TC, önümüzdeki günlerde yürürlü¤e konulacak yasalarla kitlelerde yaflanacak bir tepki patlamas›n›n endiflesini de tafl›maktad›r. Önümüzdeki süreçte yaflanacak s›cak gündemlerin tedbirini flimdiden almaya çal›flan Türk hakim s›n›flar›n›n bu çaba ve u¤rafllar›na karfl› ülkemizde ve dünyada uygulanmaya çal›fl›lan sald›rganl›k politikalar›na dur demenin; Ortado¤u’da kan› ak›t›lmak istenen halk›n hakl› tepkisini anti-emperyalist mücadeleyi körüklemenin zaman›. Emperyalist haydutlar›n ve onlar›n yerli uflaklar›n›n yapt›klar› iflbirli¤ine karfl› dünya halklar›n›n kardeflli¤i olgusu üzerinde yo¤unlaflarak mücadeleyi büyütelim.
işçi-köylü 35
S›n›fsal yaklafl›m HALK SAVAfiININ AYRILMAZ PARÇASI OLARAK D‹RENME SAVAfiI Bilindi¤i gibi, Komünist Partisi (TKP/ML) ile devrimci örgütlerin büyük bir bölümü, 28 May›s 2002’de yapt›klar› aç›klamayla, F tipi hücre ve tecrit sald›r›s›na karfl› sürdürülen mücadelede yaklafl›k 1.5 y›ld›r kulland›klar› ölüm orucu eylemini noktalad›klar›n› ve direnifllerini bundan böyle kesintisizce di¤er eylem biçimleriyle devam ettireceklerini ilan etmifllerdi. Bunun ard›ndan Komünist Partisi’nin, merkezi olarak yay›nlad›¤› 30.05.2002 tarihli bildiride ayn› noktaya flu tarzda vurgu yap›lm›fl: “Hücre ve tecrite karfl› yürütülen direnme savafl›m›z›n günümüze kadarki zaman diliminde ana gövdesini oluflturan Ölüm Orucu eylemimiz, misyonunu tamamlamakla devre d›fl› kalacak, direnifl, ‘teslim olmama’ esas hatt› üzerinden di¤er mücadele biçimleri ve araçlar›yla sürdürülecektir” ve yaflanan sürece iliflkin, “‹çinden geldi¤imiz süreç de¤erlendirildi¤inde; hak alma eylemlerinin de s›n›rl› olmas›ndan kaynakl›, k›sa vadede hücre ve tecrit sistemini parçalamay› baflaramama olas›l›¤›n›n yüksek olmas›n›n, nesnel bir durum oldu¤unun bilincindeyiz” denmiflti. Tecrit/‹zolasyon iflkencesinin(1) bütün yöntemleriyle çat›flarak, her türden hak gasp›na, keyfi yasaklama, ceza, dayak, iflkence ve bask›lara karfl› koyarak, treadman batakl›¤›nda bo¤ma çabalar›n› bofla ç›kartarak devrimci direnme hatt›n› sa¤lam bir flekilde ören tutsaklar›n bu savafl›yla dayan›flmak ve onu ülke genelinde yürütülen s›n›f mücadelesiyle bü-
16-29Ağustos 2002
5
tünlefltirmek amac›yla oluflturulan Hücre ve Tecrit Karfl›t› Platform; Ölüm Orucu eylemine son verilmesi sonras›ndaki süreçte önemli bir rol üstlenmifl bulunuyor. Kitlelerin AB’nin özgürlükleri yalan›yla ve AB’ye üyelik masal›yla aldat›lmas› kampanyas›na h›z verildi¤i günümüzde; bafl›ndan itibaren F tipi imha ve iflkence merkezlerine destek sunan AB’nin iflkenceye makyaj ifllevli kuruluflu “‹flkenceyi Önleme Komitesi” (CPT)’nin Mart 2002 gezisi raporu da kamuoyuna aç›kland›. Göstermelik elefltirilere de yer verilen ancak esasta tecrit sistemini onaylayan ve öncekilerden farks›z bu son rapor, AB’nin nas›l sinsi bir insan haklar› düflman› oldu¤unun en yeni belgesi durumundad›r. Hapishanelerdeki direnme savafl›m›z, emperyalistlerin deste¤ine, uygulanan bütün yol ve yöntemlere karfl› kesintisiz bir flekilde sürecektir. Buna dünya hapishanelerindeki komünistler ve devrimcilerin say›s›z direnifl zaferleri kan›tt›r. Buna Türkiye zindanlar›nda özellikle 1980’den sonra kan ve can pahas›na yarat›lan devrimci direnme gelene¤i kan›tt›r. Nihayet buna son kapsaml› ve çapl› F tipi sald›r›s›na karfl› hiçbir taviz vermeksizin yürütülen ve teslimiyet sözcü¤ünü haf›zalardan silen mevcut direniflimiz kan›tt›r. Buna emin olmamak, komünistlerin gücünü bilmemek, insanl›k onuruna sahip ç›kma gelene¤inin nas›l muazzam bir kuvvet yaratt›¤›n› anlayamamaktan kaynaklan›yor. Bunu kavrayamamak, düflman› abartmaktan besleniyor.(2)
Ezilen kitlelerin, emekçi y›¤›nlar›n kahredici öfkesini bilmemek, devrime olan inanc› yitirmekten g›das›n› alan bir y›lg›nl›k; hücrelerin parçalanaca¤›, ama devrimci iradenin parçalanamayaca¤› gerçe¤ini unutuyor. Unutulmamas› gereken bir baflka gerçek ise düflman›n niteli¤iyle beraber zindan ve tutsakl›k flartlar›d›r. Faflizmin bir devlet biçimi olarak hüküm sürdü¤ü ülkemizde, kimli¤imizden taviz vermemek, devrimci direnifl çizgisinden sapmamak, teslimiyet onursuzlu¤una saplanmamak bizim elimizde(3) ancak bize uygulananlar› püskürtmek, düflman› geriletmek, yeni mevziler ve kazan›mlar sa¤lamak d›fl›m›zdaki flartlarla da ilintilidir. Kimsenin “demokratik” bir ülkede yafl›yormuflcas›na ya da zindanlar üzerinden iktidar mücadelesi yaparcas›na devrimci güçleri düflman›n ifline gelir biçimde parçalamaya, zaafa u¤ratmaya veya zay›flatmaya kalk›flmas›na izin vermemeliyiz. Çok çeflitli taktikleri, ad›mlar› ve politikalar›yla direnme savafl›, t›pk› halk savafl› gibi uzun süreli, zorlu ve sab›r isteyen bir savaflt›r. Bu savafl, ne tek bir eylem ve süreçle sonuca gider, ne de baz› zaaf ve yenilgilerle nihayete erdirilir. O, halk savafl›n›n ayr›lmaz bir parças› olarak devrime kadar sürecektir. “Yaflamak, ne pahas›na olursa olsun yaflamak” komünistlerin de¤il burjuvalar›n felsefesidir. Ancak komünistler, ölümü de amaç edinmezler, yaflam› ve ölümü devrimci mücadelenin diyalekti¤i içinde kavrarlar. ‹ntihar› reddeder, kendini feda ruhuyla yaflamay› seçerler. Direnme savafl›, düflmana inat, direnerek bir dakika bile fazla yaflamay› ilke edinir. Ölümü göze almak ya da ölümüne bir savafla giriflmek baflka bir fley, ölümü kutsamak ve oran-
t›s›z bir bedel olarak ölümü seçmek ya da seçtirmek baflka bir fleydir. Devrim ve halk u¤runa devrimcinin yaflam›n›n adanm›fl olmas› gerçe¤i, onun (yaflam›n›n) pahal›/de¤erli oldu¤u gerçe¤ini de¤ifltirmez. Gerekti¤inde ölmesini bilmek, gerekmedi¤inde düflmana inat yaflamay› seçmektir.(4) Komünistler, halk savafl› ve direnme savafl›n›n kurallar›n› kendi mücadele süreçleriyle birlikte kavrarlar. Düflmeleri, tökezlemeleri olsa da do¤rulmay› bilirler. Yenilgilerden, sapmalar›ndan ve hatalar›ndan ö¤renerek daha güçlü olmay› becerirler. Düflman karfl›s›nda, iflkence ve zindan arenalar›ndaki durufllar›n› hep test ederek ilerlerler. Sorun, teslim olma noktas›na, iradeyi yitirme aflamas›na gelmemektir. Tecrit iflkencesiyle flartlar› ad›m ad›m yarat›lmak istenen budur. Vietnam’daki kaplan kafeslerinin, Diyarbak›r, Metris ve Davutpafla zindanlar›n›n yenilgiye u¤ratamad›¤›, diz çöktüremedi¤i komünistleri ve devrimci tutsaklar›, F tiplerinin hiç teslim alamayaca¤› flimdiden kan›tlanm›fl bir gerçektir. Hedef, genel olarak direniflin yenilgiye u¤rat›lmamas›ndan öte, bir kaç devrimcinin bile zaafa u¤rat›lmamas›n› sa¤lamak, dahas› tecriti k›rmak, hak gasplar›na son vermek ve daha ileri mevziler elde etmek oldu¤u için, tecrite ve hücrelere karfl› direnme savafl›n› içeride ve d›flar›da güçlü k›lmak ad›na daha faal olmak, demokratik halk devrimi mücadelemizin öncelikli görevlerinden birisidir. 1-MARTINEZ Ana Guadalupe, Salvador’un Gizli Zindanlar›, Belge Yay. sf. 124 “Toplumsall›k insan›n do¤as›nda olan bir fley. Türdeflleriyle iliflki, kesinkes yaflamsal bir ihtiyaç. ‹flitmek, hissetmek ve iliflki kurmak yetene¤i, varl›-
¤›n›n ayr›lmaz bir parças›. D›fl dünyadan yal›t›ld›¤›nda, bir bafl›na b›rak›ld›¤›nda, giderek, bütün edimleri bedensel gereksinimleriyle s›n›rland›r›ld›¤›nda düflünsel ve bedensel yetenekleri köreltilir.” 2-THUAN Nguyen Duc, Direnme Savafl›, Oda Yay. sf. 178 “Kimileri, durumu ve düflman›n gücüyle bizim gücümüz aras›ndaki iliflkiyi yanl›fl de¤erlendirdikleri için pani¤e kap›lm›fllard›. Düflman› çok güçlü görüyorlard›. Yaln›zca düflman›n ‘komünistlerin kökünü kaz›mak’ kararl›l›¤›n› yok etme olanaklar›n›, maddi gücünü görüyorlard›. Buna karfl›l›k duvarlar›n içindeki mücadele hareketinin ve duvarlar›n d›fl›ndaki devrimci hareketin bütün manevi gücünü hesaba katm›yorlard›. Güvenlik ihtiyac›, uzlaflma iste¤i, mücadeleden korku bu nedenle filizlendi.” 3-THUAN, age, sf. 179 “Sa¤ kalan, piflmanl›k göstermeyen yoldafllar, et ve kanlar›yla kan›tlad›lar ki, düflman bizi yok etmek istese bile, bu iste¤inin gerçekleflmesi hiç olmazsa bir ölçüde bizlere ba¤l›d›r. Biz hem duvarlar içindeki devrimci mücadele hem duvarlar d›fl›ndaki halk›n devrimci mücadelesiydik.” 4-THUAN, age, sf. 289 “Düflman bizi çeviriyor, kuflat›yor, ölümün bo¤ucu s›k›nt›s›na itiyordu. Ve orada, karanl›klar›n ortas›nda belirsiz bir ayd›nl›k bizi ça¤›r›yordu. Kendini koruma içgüdüsünün bizi durmadan sürükledi¤i kesin bir ç›k›fl yoluydu bu. Ama bu ç›k›fl›n öldürücü oldu¤unu, korkunç bir tuzak oldu¤unu çok iyi biliyorduk. Bu gedikten sürünerek ç›kmak, piflmanl›k göstermekti. Yaflamak için piflmanl›k göstermek....ve öyleyse flimdiye dek yapt›¤›m›z piflmanl›k göstermemek için yaflamakt›.”
16-29 Ağustos 2002
işçi-köylü 35
6
Kristal-‹fl Paflabahçe iflçilerini s›rt›ndan vurdu Patron ve sermayedarlar›n Paflabahçe fiifle Cam fabrikas›n› kapatma sald›r›s›na karfl› 22 Temmuz 2002 tarihinden itibaren fabrikay› terk etmeyerek direnen iflçiler, ba¤l› bulunduklar› Kristal-‹fl Sendikas›n›n “uzlaflmac› tavr›” sonucu patronla yap›lan protokolle direnifllerini 8 A¤ustos 2002 tarihinde bitirmek zorunda kald›lar. Sendika, imzalad›¤› protokolle, patronun ipini iflçilerin bo¤az›na geçirdi ve 67 y›ll›k fabrika kapat›ld›. Alttan alta iflçileri patrona satan sendika, yaflanan son direniflte ise taleplerinin, iflçilerin fabrikaya geri dönüfl oldu¤unu söylerken direniflin 18. gününde denizin kurudu¤unu, patronun hiçbir flekilde geri ad›m atmad›¤›n› söyleyerek “iflçilerin ç›karlar›n› gözeterek bu olay› en az zararla kapatmak istiyoruz” dedi. Sendika ad›na yap›lan aç›klamalarda, “Tüm imkanlar›m›z kullan›ld›. Yapacak birfleyimiz kalmad›. Patronla en az zararla anlaflmak zorunday›z” denildi ve anlaflma sa¤land›. 7-8 A¤ustos’ta Türk-‹fl Yönetimi Kristal-‹fl Sendikas› ve patron aras›nda yap›lan ve “165 iflçi
‹flçi ve emekçilere, halka yönelik sald›rganl›¤›n ayyuka ç›kt›¤› ülkemizde, tabloya eklenen son halka Paflabahçe fiifle Cam fabrikas›n›n kapat›lmas› oldu. Fabrikan›n kapat›lmas›na ve iflçilerin yüzyüze kald›¤› bu durumun geliflim seyrine bakt›¤›m›zda ad›m ad›m uygulanmaya çal›fl›lan bir plan›n devam› niteli¤inde oldu¤unu görürüz. Bunun sadece fabrikalar düzeyinde de¤il tüm bölgeyi (Beykoz’u) kapsayan bir plan oldu¤u ise bugün patron-a¤alar›n bütün as›ls›z gerekçelerine ra¤men ortadad›r. “Turizme açma” ad› alt›nda rant alan›na çevirmeye çal›flt›klar› Beykoz’da fabrikalar›n kapat›lmas›n›n hukuki dayanaklar›n› dahi oluflturmufllar. Ç›kar›lan “Bo¤azlar Kanunu” 1994’te Belediye Meclisi’nin fabrika alanlar›n›n yeflil alan statüsüne al›nmas› yönündeki karar›, bölgenin bir rant merkezine dönüfltürülmesinin ad›m ad›m yürürlü¤e konulan pratikteki yans›malar›d›r. Yine ayn› döneme denk gelen, fiifle Cam patronu-
emekli edilecek. Nakiller iflyeri-ihtiyac› ve iflçilerin vas›flar› dikkate al›narak patron taraf›ndan belirlenecek. Çal›flanlar ilan edilen iflyerlerinden 5’ini tercih edebilecekler. Nakillerde ilk öncelik Kristal‹fl Sendikas›’n›n örgütlü oldu¤u iflyerine verilecek ve mümkün oldu¤unca çal›flanlar›n tercihi dikkate al›nacak!” denilen protokolde 708 iflçiye bu çerçevede nas›l imkan› sa¤lan›yor. Kristal-‹fl Sendikas›, patronun bu yapt›¤›na sessiz kal›rken iflçilerin haklar›n› koruduklar›n› söyleyerek kendilerinin bu oyunun bir parças› olduklar›n› iflçilerden ve kamuoyundan gizlemeye çal›fl›yorlar.
cilerini konuflturmayan iflçiler, “satt›n›z bizi flerefsizler”, “ihanet ettiniz s›n›f düflmanlar›” vb. sloganlarla sendikac›lara olan tepkilerini dile getirdiler. Sendikan›n önünde “Kristal-‹fl Sendikas› bizi satt›n” gibi sloganlar› atarak sendikan›n ismi
yaz›l› levhay› ayaklar›yla çi¤nediler. Binan›n girifline as›l› flube yöneticilerini gösteren ve tan›tan yaz›lar› ve resimleri de kald›rd›lar. Saat 08:00’e kadar sendika önünde bekleyen iflçiler daha sonra fabrikay› terk etti.
D‹REN‹fiÇ‹LER SEND‹KAYI BASTI 7 A¤ustos’da da sendikac›larla patron bir araya gelerek görüflmelere bafllad›lar. Yap›lan görüflmeler sonucunda sendika, patronun söylediklerinin hepsini kabul ederek iflçileri s›rt›ndan vurdu. Görüflmenin sonucunu iflçilere aç›klamak isteyen Türk-‹fl Genel E¤itim Sekreteri Salih K›l›ç, Kristal-‹fl Genel Baflkan› Mustafa Bahçeci ve sendika yöneti-
nun fabrikan›n zarar etti¤i yönündeki söylemleri gelinen noktada iflçilere dayat›larak fabrika kapat›lm›flt›r. Bir dönem 4500 civar›nda iflçinin çal›flt›¤› fiifle Cam’da özellikle 1991’den sonra yo¤un iflten ç›karmalarla bugün gelinen aflamada çal›flan iflçi say›s› 850’ye kadar inmifltir. ‹flten ç›karmalar ve haklar›n budanmas› karfl›s›nda “fabrika kapat›l›r hassasiyetiyle” tav›r gelifltirmeyen, sessiz kalan sendikal bürokrasisinin bu tablonun oluflmas›nda önemli bir sorumluluk pay› vard›r. Patronlar›n rant merkezleri yaratabilmelerinin önünde barikat olarak gördükleri fabrika; s›n›f bilinci, s›n›f direnci ve ahlak› olmayan sendikal bürokrasi taraf›ndan patron-a¤alara teslim edilmifltir. Direniflçi bir gelene¤e sahip olan fiifle Cam iflçisinin 22 Temmuz’dan itibaren gelifltirdi¤i geceli gündüzlü direnifl, patronlar›n devletin tüm tecrit ve ablukas›na ra¤men 17 gün boyunca direnç bulmufl ancak patronlar›n ve sendikal bürokrasinin
Hedefte Tekel ‹çki, Deri kundura iflçileri ve Beykoz halk› var Paflabahçe direniflinden ö¤renelim önceden bitirilmifl pazarl›klar›n› yads›yan bir güce eriflememifltir. Fabrikayla s›n›rl› kalmayan bir abluka kurarak, iflçilerin ekmek ve suyunu keserek, dayan›flma ve destek ziyaretlerine izin vermeyerek direnifli bo¤mak için bu denli yürütülen sald›rganl›k, yaflanm›fl tarihsel deneyimlerin ›fl›¤›nda bir kez daha haklar›n ve özgürlüklerin kazan›lmas›n›n çetin mücadele süreçlerini gerektirdi¤ini bizlere gösteriyor. Direnifl süresince harekete geçen kesimler, var olan tabloda en ileri düzeyi temsil ederken bunlar›n örgütlülük ve bilinç düzeyinin zay›fl›¤›; direniflçi iflçilerin y›llard›r s›n›f bilincinden uzak olmalar› ve s›n›f sendikac›l›¤› temelinde yükselen bir önderlikten yoksun olufllar›, kendi aralar›ndaki birli¤in y›llard›r yürütülen tavizkar politikalar nedeniyle parçalanm›fl olmas› fabrikan›n zenginlere peflkefl çekilmesini engelleyeme-
menin bafll›ca temel etkeni durumundad›r. Özellikle barikat olarak görülen fabrikan›n kapat›lmas›, Beykoz Deri ve Tekel ‹çki Fabrikas›’n›n da kapat›lmas›n›n önünü açt›¤›, patron a¤alar›n bundan sonraki hedefinin bu barikatlar olaca¤›n› gösteriyor. Sadece fabrika arazileriyle s›n›rl› kalmayan bu plan›n bölgeyi de içine ald›¤› daha flimdiden kimi mahallellere y›k›m kararlar›n›n ulaflmas›yla patlak vermifl durumda. Paflabahçe sürecinde yaflad›¤›m›z gibi böl-parçala-yönet politikas› tecrit ve ablukaya alarak direniflin d›flar›da yank› bulmas›n› engelleme yönelimi, bundan sonra bölgede gündeme gelecek hareketlili¤i bo¤ma siyasetinin kendisidir. Kuflkusuz bu sald›r›n›n geri püskürtülmesinin öznelerini iflçisiyle, esnaf›yla, genci ve yafll›s›yla 210 bin nüfusa sahip bölge halk› oluflturmaktad›r. Üretimden ge-
len örgütlülükle ete kemi¤e büründürülmüfl iflçi s›n›f›n›n gerçek gücünün kullan›lmas›, iflçi s›n›f›n›n di¤er bölüklerinin harekete geçirilmesi; bölge düzeyinde kitlesel protesto gösterilerinin yap›larak gerçek s›n›f dayan›flmas›n›n yaflama geçirilmesi bu sald›r›n›n geri püskürtülmesinde belirleyici bir öneme sahip olacakt›r. Paflabahçe’de fabrikan›n kapat›lmas›n› ve iflçilerin belirsizlikle yüzyüze b›rak›lmas›n› engelleme gücüne eriflemeyen direniflten ö¤renmek, var olan gediklerimizi kapamak ve sa¤lamlaflt›rmak için dersler ç›karmak zorunday›z. Bunu yapmazsak zafere ulaflamayan yeni dirençlerin seyircisi durumuna düfleriz. Bugün Paflabahçe’nin kapat›lmas›yla aç›lan gedi¤in büyümesine engel olma mücadelesi bizlere önemli görevler yüklemektedir. S›n›f bilinci, s›n›f direnci ve önderli¤i bu direnifl sürecinin baflar›ya ulaflmas›nda ve buralar›n emperyalizm ve iflbirlikçileri komprador patron a¤alar karfl›-
s›nda bir direnifl mevzisi olarak var olmas›nda baflat öneme sahiptir. Özellikle fabrikalarda ve semt düzeyinde di¤er s›n›f güçleriyle ortaklaflarak yürütülecek çal›flmalarla var olan tepkinin örgütlülü¤e dönüfltürülmesi sa¤lanmal›d›r. Bürokrat sendikal anlay›fl›n ne kopar›rsam kârd›r mant›¤›yla iflçilerin ekonomik ve demokratik haklar›n›n en geri seviyelere kadar budanmas›na varan masa bafl› pazarl›klar›na karfl› iflçilerin uyan›k olmas›n› ve üretimden gelen gerçek s›n›f gücünün belirleyici bir öneme sahip oldu¤unu kavratmal›y›z. S›n›f mücadelesinin ve devrimin öncüsü olarak kabul görmek için kitle mücadelesinin içinde olmak; içindeyken gelecek öngörüleri ortaya koymak, etkilemeye yönlendirmeye çal›flmak ve kitleleri kendi pratikleriyle e¤itmek, tek do¤ru ve mecburi yoldur. Beykoz özgülündeki çal›flmalar›m›z› bu perspektifle ele almak durumunday›z.
işçi-köylü 35
7
16-29 Ağustos 2002
“‹fl Güvencesi Yasa Tasar›s›” üzerine ‹fl güvencesi yasa tasar›s›n›n gündeme geldi¤i andan itibaren patronlar›n yo¤un tepkisini çekti¤i biliniyor. Çal›flma ve Sosyal Güvenlik(!) Bakan›na olmad›k laflar› söylediler. Sendikal bürokrasi ve a¤alar da iflçileri arkalayarak bakana sahip ç›kt›. Ve önerilerini sundular; k›dem ve ihbar tazminatlar› iptal edilsin. Esnek çal›flma sistemi getirilsin! vb... Dolay›s›yla da zaten bu durumda “ifl güvencesi” nin, sendikalaflman›n, grevin de anlam› ve imkan› kalmayacakt›. Çal›flma hakk› ve planl›, düzenli çal›flma ortam› elinden al›nm›fl iflçi; hangi gün nerede, hangi zamanda kaç saat çal›flaca¤›/çal›flt›r›laca¤› da belli olmad›¤›ndan tam bir köleleflme olacakt›. “Diyalogla-uzlaflmayla” ifl yapan ve as›l gizli görevleri; iflçi s›n›f›n›n düzeni de¤ifltirecek yoldan al›konulmas› olan sendika a¤alar› ve baz› bürokratlaflm›fl sendikac›lar göstermelik m›r›n-k›r›n ettiler sadece.... Ekonomik Sosyal Konsey (ESK)den de deneyimle daha tedbirli olarak “bilim kurulu” oluflturdular ve büyük sat›fl› gizlilik içinde organize ettiler. T‹SK (Türkiye ‹flveren Sendikalar› Konfederasyonu) Baflkan› Refik Baydur, Türk-‹fl Baflkan› Bayram Meral, D‹SK Baflkan› Süleyman Çelebi, Hak‹fl Baflkan› Salim Uslu Haziran 2001’de Çal›flma ve Sosyal Güvenlik Bakan› Yaflar Okuyan’›n önünde “iflbar›fl›n› tehlikeye atmayacak bir ‹fl Güvencesi Tasar›s› haz›rlanmas›” konusunda protokol imzad›lar. (Binlerin iflsizlefltirildi¤i, açl›¤a itildi¤i flartlarda “ifl bar›fl›n›” korudular!) Görüldü¤ü gibi iflçi s›n›f›n›n eli-kolu bir zincir, bir kilitle de¤il, dört befl zincir ve kilitle s›k› s›k›ya ba¤lanmak isteniyor. 3 Kas›m 2002’de seçim karar› sonras›; halktan oy alma ihtiyac› olan düzen partileri ile “iflçi hakk›n› savundu¤unu” gösterme ihtiyac› duyan sendika a¤alar›, “ifl güvencesi yasa tasar›s›n›” yeniden gündemlefltirdiler... ‹flçi s›n›f›, s›n›f mücadelesi yolu ve direnifl çeflitleriyle hak savafl› verip kazanarak mevzisini sa¤lamlaflt›rma, hakk›n› kal›c›laflt›rma; direnme gücünü, dayan›flmay› gelifltirme ve dolay›s›yla da savafl›m› ilerletme gücü oluflturmadan oy veripvermeme basit tehdidiyle “hak kazanacak”, partiler de oy alacakt›!... Bundan ayr› olarak, müthifl bir bilinç k›r›lmas› daha yaflan›yor; oy, bir anlamda; ülkenin halk›n gelece¤inin sat›lmas› pahas›na ifl güvencesi(!) ile takas edilmek isteniyordu. Bu ve benzeri boyutlar›yla daha da irdelenebilir, dersler ç›kar›labilir fakat
burada onu yapmayaca¤›z. “‹fl güvencesi yasa tasar›s›”n›n izledi¤i süreci takip edip, patronlar›n son geliflmeler üzerine tepki ve mant›klar›n› de¤erlendirece¤iz. Meflhur “ifl güvencesi yasa tasar›s›”n›n paketten ayr› ve eski haliyle gündeme gelmesi karfl›s›nda patron ve kurulufllar› tepkilerini sertlefltirdiler. T‹SK Baflkan› Refik Baydur: “Olmayan iflin güvencesi olmaz. Dolay›s›yla ‹fl Güvencesi’nin tek bafl›na ‘bir seçim ve oy tavizi’ olarak kopar›lmaya çal›fl›lmas› iflçilerimize hiçbir güvence sa¤layamaz” diyerek, “‹fl güvencesi” ile “ifl yaratma” aras›ndan birisini seçmemizi sal›k veriyor.
bi, kapitalist üretimde kâr/art› de¤er; eme¤in çal›nan k›sm›d›r. Çünkü kendini yeniden üretecek de¤erden daha fazlas›n› üreten tek fley emektir. Dolay›s›yla “‹fl güvencesi” tart›fl›l›rken, as›l ortaya ç›kan fley, eme¤in gücüdür. Çünkü tüm bu zenginlikleri yaratan fley emektir. Azg›n sömürü alt›nda bile, “‹fl güvencesi” boyutu, Türkiye’nin (patronlar›n) rekabet gücünü bu kadar etkiliyorsa var›n gerisini siz düflünün! Eme¤in hakk›n› ald›¤› bir kapitalist düzende demek ki patronlar “kazançs›z” kalacaklard›r! Dolay›s›yla, kazanmak, sömürmek ve iflçi emekçi haklar›n› budayabildi¤i kadar budamak amac›ndad›rlar.
Neden? Çal›flanlar›n “‹fl güvencesi” ne sahip olmas›, yeni iflyerleri aç›lmas›n›n önüne nas›l bir engel oluflturuyor? Bunun tek mant›¤›; iflçiyi kölelefltirip azami derecede sömürürsem, bunu kabul ederseniz belki yeni iflyerleri açar›m olabilir. ‹kinci mesaj ise aç›k: Bu yasa ç›kar›lsa bile, iflçiler sanmas›nlar ki güvenceleri var, biz gene istedi¤imiz gibi hareket ederiz.... Do¤ru söylüyor!... Yasa gerçekten de buna engel de¤il. Patron ve temsilcilerinin son süreçte yapt›klar› de¤erlendirmeleri, afla¤›da yapaca¤›m›z ç›karsamalar ve vurgular için yeterli olmaktad›r. 1- “Türkiye’nin rekabet gücüne darbe vuracak”, “çal›flma bar›fl›n› onar›lmaz derecede yaralayacak” ve “kay›t d›fl› istihdam›” zorunlu k›lacak olan fley nedir? Eme¤in dizginsiz sömürüsü önüne küçücük bir “disiplin” getirilmesidir. Büyük ö¤retmen Karl Marks’›n dahiyane çözümlemesiyle vurgulad›¤› gi-
2- “‹fl Güvencesi Yasas›”n›n kay›td›fl› çal›flt›rmay› teflvik edece¤i yaklafl›m›, en kaba haliyle söylersek; örne¤in; bir katilin “bana yasal öldürme hakk› verin, vermezseniz benim gizli öldürmemi teflvik etmifl olursunuz” demesi gibi bir saçmal›kt›r. Bununla flantaja baflvurulmakta ve s›n›fa yeni yap›lacak olan sald›r›lar meflrulaflt›r›lmaya çal›fl›lmaktad›r. Kald› ki, flimdi sanki, iflçileri resmi kay›tl› çal›flt›r›yorlarm›fl gibi de bir yalan› bar›nd›rmaktad›r. 3- ‹ki s›n›f›n ç›karlar›n›n birbirine ne kadar z›t ve uzlaflmaz oldu¤unu da bu aç›klamalardan rahatl›kla ç›karabiliyoruz. Patron ve iflçinin ortak ç›kar› yoktur. Birini kâr hanesine yaz›lan öbürünün kay›p hanesine yaz›lmaktad›r! Patronlar bunun bilincindedir. 4- Patronlar olaya tam bir s›n›f bilinciyle, s›n›f savafl› yürüttükleri bilinciyle yaklaflmaktad›rlar... Savaflta; en ufak bir mevziyi bile düflmana kapt›rmak aleyhinedir. Patronlar, gerçek bir güvence getirmeyen tasar›ya bile bu kadar yüksek tepkiyle karfl› ç›karken s›n›f
mücadelesi ve iktidar savafl› yürüttüklerinin bilincindedirler. En küçük bir taviz vermeden, tamamen teslim almak ve kölelik flartlar›nda çal›flt›rmak istiyorlar. Öyleyse; 1- Eme¤imizin de¤erini ve gücünü ö¤renmeliyiz. Yaflam› üreten biziz, bunu bilince ç›kartmak zorunday›z. Dolay›s›yla da yönetme iste¤i ve bilincini de gelifltirmek zorunday›z. 2) S›n›f›m›z›n her kayb›n›n patronlar›n kazanc› oldu¤unu, çeliflki ve ç›kar›m›z›n birbirine karfl›t ve uzlaflmaz oldu¤unu kavramal›y›z. 3- Her olaya s›n›f ve s›n›f mücadelesi gerçe¤iyle ve iflçi s›n›f›n›n perspektifiyle yaklaflmal›y›z. Perspektifsizlik, savrulmay› ve günlük olaylarla oyalanmay› getirecektir. 4- Mevzilerimizi koruman›n ve yeni mevziler kazanman›n hayati önemini kavramal›, kazan›mlar için mücadele etmeliyiz. Her kazan›m, askeri savaflta bir tepenin ele geçirilmesi demektir... Savafl› kazanmak, büyük baflar›lar elde etmek için bu “küçük” kazan›mlar gereklidir. Bilmeliyiz ki, bu “küçük” olgular salt kendi bafl›na olarak de¤il, bir bütün savafl›n muharebeleri ve muharebe alanlar› olarak vard›r. 5- Örgütlenmeliyiz... Patronlardan daha fazla örgütlenmeye ve güçlerimizi birlefltirmeye ihtiyaç vard›r. 6- Sendikalarda “bizden-içimizden” olmayan, bizi s›n›f ve s›n›fsal ç›kar olarak savunmayan sendika a¤alar›n›, iflbirlikçileri, sat›lm›fllar› bafl›m›zdan atmal›y›z. “Diyalo¤u arkas›na ald›¤› s›n›f›n gücüyle, mücadele sürecini bir baflka çat›flma alan› olarak de¤il de, dilenme ve patronun vicdan›na seslenme alan› olarak alan anlay›fl› reddetmeli, bu gibilerden hesap sormal›y›z. Devrimci-demokrat iflçileri sendika yönetimlerine seçmeli ve denetlemeliyiz. 7- En önemli gücümüzün üretimden geldi¤i bilinciyle örgütlenmeli, dolay›s›yla (sendikal örgütlenme de dahil) herfleyin üretim alan›ndaki iflyeri-fabrika örgütlenmesi temeline dayanmas› zorunlulu¤unu görüp, buna göre hareket etmeliyiz. 8- Üretimin ve yaflam›n sürmesi için patronlara ihtiyaç yoktur ama iflçi ve emekçiler durdu¤unda hayat›n da duraca¤› bir gerçektir. O nedenle mücadelede eni sonu kazanacak olan iflçi s›n›f› ve emekçi halkt›r. Bunun için önce iflçi iflçili¤ini, halk halkl›¤›n›... yani kendini ve s›n›f›n› bilmek ilk ç›k›fl yoludur.
16-29 Ağustos 2002
işçi-köylü 35
8
AB’nin amac› kendi tar›m stoklar›n› eritmektir AB için Türkiye gibi ülkelerin tar›m›n› üretimsizli¤e bo¤mak ve böylece kendi stoklar›n› eritmek çok önemlidir. Türkiye ile AB aras›nda imzalanan tüm anlaflmalar Gümrük Birli¤i ve uyum yasalar› bu amaca hizmet etmektedir. Uzun bir dönemdir kamuoyunda tart›fl›lan Türkiye’nin AB’ye üyelik sorunu, tar›m sektöründe yarataca¤› etkilerden kaynakl› da gündemi meflgul ediyor. Egemenler her ne kadar AB’ye girildi¤i zaman herfleyin güllük gülistanl›k olaca¤›n› iddia etse de üye ülkelerde yaflanan protesto gösterileri herfleyin söylendi¤i gibi toz pembe olmad›¤›n› ispatl›yor. Tar›m sektöründe AB politikalar›n›n yaratt›¤› y›k›ma en bariz örnek Yunanistan örne¤idir. Yunanistan’da yap›lan protesto gösterileri köylülerin AB politika-
nurken örne¤in Almanya’da % 0.8; Yunanistan’da ise % 7.5 olmaktad›r. Yine 1998 y›l› verilerine göre tar›m sektöründe kifli bafl›na GSMH AB’de 9 bin 286 dolar; Türkiye’de 1.398 dolard›r. Ancak bu rakam Kas›m ve fiubat krizlerinin ard›ndan 878 dolara kadar düflmüfltür. Tar›m arazileri karfl›laflt›r›ld›¤›nda da büyük bir fark kendini göstermektedir. 15 AB ülkesinde toplam tar›m alan› 135 milyon hektar ve toplam iflletme say›s› 7 milyonla s›n›rl› kalmaktad›r. Türkiye’de ise 28 milyon hektar
ye’de 38.000 kg/ha, AB’de ise 58.000 kg/ha’d›r. Hayvanc›l›k sektöründe de ayn› durum, ayn› uçurum ortadad›r. Türkiye’de iflletme bafl›na düflen hayvan say›s› Türkiye’de 3.9; AB’de ise 38.7’dir. Bu rakamlar›n ard›ndan destekleme rakamlar›na bakt›¤›m›zda ise 2001 y›l› rakamlar› ile AB’nin tar›ma 105.6 milyar dolar destek verdi¤ini; Türkiye’nin ise ayn› dönemde 6.3 milyon dolar destek verdi¤ini ve ayr›ca destekleme al›mlar›n› kald›rmak için türlü politikalar› denedi¤ini de görüyoruz. Yine 2001 y›l›nda AB’de
ve çok uluslu flirketlerin aç›k pazar› haline getirmek amaçlanm›flt›. AB’nin Türkiye tar›m›na müdahaleleri de bu amac› tafl›makta ve uyum yasalar› ve Gümrük Birli¤i anlaflmas› ile yap›lmaktad›r. AB ile Türkiye aras›nda yap›lan GB anlaflmas›nda temel tar›m ürünleri kapsam d›fl›nda b›rak›l›rken bünyesinde fleker, hububat, süt bulunduran ifllenmifl tar›m ürünleri (çikolata, çocuk mamalar›, pasta, makarna vb.) anlaflma kapsam›na al›nm›flt›. Bunlar›n anlaflmaya dahil edilmesinin nedeni ise bu ürünlerde AB’nin sa¤lad›¤› üstünlük. Bu üstünlükle AB, Türkiye pazar›na çok rahat girebilecek imkanlar› elde etti. Buna karfl›l›k Türkiye’nin üstünlük sa¤layabilece¤i düflünülen ürünler ise kapsam d›fl› b›rak›ld›.
Ayr›ca AB’nin tar›ma yönelik politikalar›n› IMF program›ndan çok farkl› bir anlamda ele almak do¤ru de¤ildir. Sonuçta yaflanan y›k›m›n boyutlar›na bak›ld›¤›nda da iki program›n da as›l amac›n›n ne oldu¤u ortaya ç›kmaktad›r. Yine Türkiye’nin OTP’ye uyum süreci içerisinde yaflayacaklar› da ileriki y›k›mlar›n bir aynas› durumunda. OTP’ye uyum sürecinde örne¤in hayvanc›l›k sektöründe rekabet koflullar› a¤›rlaflacakt›r. Ayr›ca tar›m yap›lar›n›n farkl›l›¤›ndan dolay› bu süreç Türkiye’de bir k›s›m üreticinin tasfiyesini daha da h›zland›racakt›r. Yani sonuç olarak IMF politikalar›n›n uygulanmas›n› birinci flart olarak koflan AB’nin de amac› ayn› y›k›mdan farkl› birfley de¤ildir.
Periflan olma s›ras› üzüm üreticisinde
lar› ile tar›m›n bitirilmesine yönelik tepkilerinden kaynaklan›yordu. Tar›m alan›nda TürkiyeAB iliflkilerindeki en önemli konulardan biri Türkiye tar›m›n›n Ortak Tar›m Politikalar›na (OTP) uyumu konusu. Bu konu ba¤lam›nda yine Türkiye tar›m› ile AB tar›m› karfl›laflt›r›ld›¤›nda en belirgin farkl›l›k tar›m›n GSY‹H içindeki pay›. Türkiye’de tar›m sektörünün GSY‹H içindeki pay›n›n toplam nüfus içinde tar›msal iflgücü oran› ve tar›msal iflletme say›s› oldukça yüksektir. Türkiye’de bu rakam % 14 dolaylar›nda bulu-
tar›m alan› ve 4 milyon iflletme bulunmaktad›r. Yine Türkiye’de kimyasal gübre kullan›m› hektara 85 kg düflmektedir. Bu miktar 116 kg olan dünya ortalamas›n›n oldukça alt›ndad›r. Gübre kullan›m› ‹ngiltere’de Türkiye’nin 3.3 kat›; Fransa’da 2.8 kat›; ‹talya’da 2.6 kat›; Almanya’da ise 2.4 kat› durumundad›r. Tar›msal verimlilik olarak bak›ld›¤›nda da Türkiye’nin AB’nin çok gerisinde oldu¤u görülebilir. Örnek verecek olursak bu¤day verimi Türkiye’de 1.900 kg/ha iken AB’ye üye ülkelerde 5.700 kg/ha’d›r. fieker pancar› verimi Türki-
üretici bafl›na tar›msal destek 5.700 dolar olurken Türkiye’de ise 280 dolard›r. Yani AB ülkeleri üreticilerini Türkiye’den 20 kat daha fazla desteklemektedir. AB’deki bu ürün fazlal›¤› 1970’li y›llar›n bafl›nda ortaya ç›kmaktad›r. OTP kurulufl aflamas›ndayken tar›m ürünlerinde bir d›fla ba¤›ml›l›k söz konusu idi. Ancak 1970’li y›llardan itibaren bu art›fl stoklaflmaya varm›flt›. O dönemden sonra da AB’nin amac› mevcut bu stoklar›n› eritmek olmufltu. Bunun için de Türkiye gibi ülkelerin tar›m›n› üretimsizli¤e bo¤mak
Binbir çileyle üretim yapmaya çal›flan köylü ürünün elinde kalmas›ndan korktu¤u için solu¤u tefeci-tüccar›n kap›s›nda al›yor. IMF politikalar›yla tar›m› bitirmeyi hedefleyen emperyalist güçler ve yerli iflbirlikçileri flimdilerde Türkiye’deki üzüm üretimini bitirmenin çabas› içerisinde. Üzümde yeni ürünün piyasaya ç›kmas›na ra¤men fiyat›n hala belirlenmemesinin üreticiyi belirsizli¤e itti¤ini belirten Tür-Köy-Sen yetkilileri, üreticilerin ürünlerini maliyetinin alt›nda tüccara satmak zorunda kald›klar›n› vurgularken, taban fiyat›n›n geç aç›klanmas›n›n, ayr›ca aç›klanan fiyat›n da düflük olmas›n›n gelecek y›llardaki üzüm üretimini tehlikeye soktu¤unu belirttiler. Tür-Köy-Sen Salihli fiubesi üreticinin hükümetin politikalar› nedeniyle tüccar›n insaf›na terk edildi¤ini belirterek, üzüm taban fiyatlar›n›n derhal aç›klanmas›n› isterken, ‹zmir’in Menemen ilçesinin Ziraat Odas› Baflkan› fieref Sofuo¤lu da “her y›l en geç 1 A¤ustos gününe kadar aç›klanan çekirdeksiz üzüm taban fiyat›na iliflkin flu ana kadar bir geliflme olmamas› üreticiyi daha da kayg›land›rmaktad›r. 1 kg kuru üzümün maliyeti 1 milyon 379 bin liraya ulaflm›flt›r. Bu nedenle de taban fiyat› 1 dolardan daha az olmamal›d›r. Taban fiyat› bir dolardan ilan edilirse üzüm üreticisi zarar eder, periflan olur” diyor. Devlet uygulad›¤› bu politikayla flimdi de üzüm üreticisini bitirme yolunda. Elindekini avucundakini al›nteriyle yo¤urup topra¤a ak›tan üretici köylü, umutsuzca beklerken, Türkiye tar›m› ise ad›m ad›m bitiriliyor.
işçi-köylü 35
9
16-29 Ağustos 2002
Pamuk, emperyalistlerin ifltah›n› kabart›yor Tarladan konfeksiyona 10 milyon insan›n karn›n›n doymas›n› sa¤layan pamuk üretimi IMF politikalar› ile bitirilmek istenmektedir. Öyle ki bu politikalar sonucunda Türkiye, Çin’den sonra dünyan›n 2. pamuk ithalatç›s› konumuna getirilmifltir. kamlar göstermektedir ki IMF’nin emirleri do¤rultusunda uygulanan “tar›m reformu” politikas›yla tar›m tamamen bitirilmektedir. Pamuk üzerinde uygulanan bu politikan›n nedeni ise Türkiye’nin 1 milyon 300 bin ton dolay›ndaki çekilmifl pamuk ihtiyac›ndand›r. Bu da emperyalistlerin ifltah›n› kabartmaktad›r. Ülkemiz-
deki kendi öz kaynaklar›m›z›n bu ihtiyac› karfl›layabilecek durumda olmas›na ra¤men, üretimin emperyalistlerin emirleriyle düflürülmesiyle birlikte flu anda 400 bin ton civar›nda pamuk 500 milyon dolar karfl›l›¤›nda ithal edilmektedir. Ve flu anda Türkiye, Çin’den sonra dünyan›n ikinci pamuk ithalatç›s› konumuna
getirilmifltir. Bu politikalar›n devam etmesi nedeniyle Türkiye yak›n bir gelecekte pamuk ihtiyac›n›n tamam›n› ithal etmek zorunda kalacakt›r. Bu da ülkemizin emperyalizme olan ba¤›ml›l›¤›n› daha da art›racak, sadece pamuk üreticisi 6 milyon insan açl›¤a terkedilerek ve kazaktan çoraba kadar herfley zamlanacakt›r.
Kavun karpuz köylüye bela oldu Ülkemizde di¤er tar›msal ürünlerde oldu¤u gibi pamuk üretiminde de uygulanan emperyalist politikalarla Çukurova’n›n beyaz alt›n üretimi bitirilmek istenmektedir. Tar›m aç›s›ndan, tekstil ve konfeksiyon aç›s›ndan, ya¤ aç›s›ndan stratejik bir önemi olan pamu¤un bitirilmesiyle Türkiye, ABD ve AB’nin aç›k pazar› haline gelmektedir. Tekstil ve konfeksiyon sanayisinin ana hammaddesi olan pamuk ülkemiz aç›s›ndan çok önemlidir. Türkiye’de pamuk üretimi yap›lan bölgelerin toplam nüfusu 14 milyondur. Bu nüfusun 6 milyonu pamuk üretimiyle geçiniyor. Yaln›zca tekstil-konfeksiyon sektörü toplam GSMH’n›n yüzde 12’sini, imalat sanayi üretiminin yüzde 18’ini imalat sanayi istihdam›n›n yüzde 40’›n› ve toplam ihracat›n yüzde 38’ini
(12 milyar dolar) oluflturmaktad›r. Pamuk üretimi tarladan konfeksiyona 10 milyon insan›n karn›n› doyurmas›n› sa¤lamaktad›r. Böylesine önemli bir ürün olan pamukta destekleme al›mlar›n›n azalt›lmas›yla, maliyetin sürekli artmas›na ra¤men (mazot ve gübrede son y›llarda yüzde 700’lere varan bir art›fl oldu) pamuk fiyat›n›n 34 y›ld›r yerinde saymas› hatta gerilemesi ile köylüler art›k pamuk üretimini terk etmeye bafllam›flt›r. Rakamlarla geçmifle bakarsak pamukta gelinen aflama daha iyi görülecektir. 1995-96 y›llar›nda Çukurova’da 254 bin hektar pamuk ekilirken, 99-2000 sezonunda 178 bin hektar, 2000-2001 sezonunda 115 bin hektara düflmüfltür. Bu y›lda ise geçen y›la oranla düflüfl oran› ise yüzde 20-25 dolay›ndad›r. Bu ra-
Samsun: Devletin tar›m politikas›yla periflan olan üreticiler listesi gün be gün kabar›rken, bu devlet vurgunundan son etkilenen karpuz ve kavun üreticileri oldu. Samsun’da topra¤› olmad›¤› için tarla kiralamak zorunda kalan, gübre, mazot ve ilaç fiyatlar›n› karfl›layamayan Bafral› köylülerin ürettikleri karpuz ve kavun bu y›l heba oluyor. Beklenen fiyat›n alt›nda bir fiyat belirlenmesi köylüyü periflan ederken karpuzlar ya tarlalarda b›rak›lmakta
ya K›z›l›rma¤a verilmekte ya da hayvan yemi olarak kullan›lmakta. Co¤rafi yap›n›n bahsi geçti¤inde Bafra Ovas›yla övünen, verimlili¤inden dem vuran devletin bugünlerde ovay› resmen kurutmaya çal›flt›¤›n› dillendiren köylüler; yetifltirdikleri kavunu 50 bine, karpuzu 30 bine zor satmalar›na karfl›n bunlar›n flehirlerde 10-15 kat›na sat›ld›¤›n› belirttiler. Antakya karpuz üreticilerinin s›k›nt›lar›ysa Bafra köylülerinden
farkl› de¤il. Tarlada kilosu 20 bin liraya, toptanc› halinde ise 40 bin liraya sat›lan karpuzun durumundan ne köylü ne komisyoncu memnun. Antakya toptanc› halindeki sebzemeyve komisyoncular›, yeni hasat bafllad›¤›nda kilosunu 500 bin liradan satt›klar› karpuzun fiyat›n›n, hasattaki art›fl nedeniyle düfltü¤ünü, bu yüzden maliyetleri dahi karfl›layamad›klar›n› belirttiler.
16-29 Ağustos 2002
işçi-köylü 35
10
Ölüm Orucu’nda iki kifli daha yaflam›n› yitirdi 7 mevsimdir hapishanelerde tecrit ve izolasyona karfl› sürdürülen direniflte direnifli Ölüm Orucu biçiminde devam ettiren tutsaklardan iki kifli daha yaflam›n› yitirdi. Semra Baflyi¤it 30 Temmuz’da Bayrampafla Hapishanesi’nde, Fatma Bilgin ise 10 A¤ustos’ta Ankara Numune Hastanesi’nde Ölüm Orucu flehitleri aras›nda yerlerini ald›lar. al›narak memleketi Kütahya’da topra¤a verildi.
Semra Baflyi¤it F tipi hapishanelerinde direnifli Ölüm Orucu biçimiyle sürdüren DHKP/C dava tutsa¤› Semra Baflyi¤it 30 Temmuz’da direniflinin 367. gününde Bayrampafla Hapishanesi’nde flehit düfltü. Baflyi¤it’in cenazesi ertesi gün Adli T›p Morgu’ndan
‹HD’DE OTURMA EYLEM‹ Ölüm Orucu direniflçisi Semra Baflyi¤it’in flehit düflmesi üzerine 2 A¤ustos’ta ‹HD ‹stanbul fiubesinde oturma eylemi düzenlendi. Eylemden önce fiube Baflkan› Eren Keskin, Bayrampafla Hapishanesi’nde son olarak yaflanan olaylarla ilgili bir aç›klama yapt›. Keskin; Bayrampafla Hapishanesi’nde siyasi mahkumlar›n yemeklerden ve sudan zehirlendiklerini, ayr›ca hapishanede kendilerine A Tak›m› diyen, gardiyanlar taraf›ndan kurulmufl bir grubun oldu¤unu ve bu grubun hapishanede haraç toplad›¤›n›, siyasi mahkumlar›n önünde travestilere tecavüz ettiklerinin belirlendi¤ini söyledi. Adalet Bakan›’n› görev bafl›na ça¤›rarak, “ceza-
evlerinde bu tür uygulamalar›n önüne geçilmesini; koflullar›n iyilefltirilmesini ve bakanl›¤›n duyarl› olmas›n› istiyoruz” dedi. Ard›ndan ‹HD önünde Ölüm Orucu flehidi Semra Baflyi¤it’in ölümünden dolay› Adalet Bakan›’n› protesto etmek için 5 dakikal›k oturma eylemi yap›ld›. 93. fiEH‹T FATMA B‹LG‹N Ölüm Orucu direniflçisi Fatma Bilgin direniflinin 431. gününde 10 A¤ustos 2002 günü saat 03:00 s›ralar›nda Ankara Numune Hastanesi’nde flehit düfltü. 1972 Antakya Kuzeytepe Köyü do¤umlu olan Fatma Bilgin, Aral›k 1995’te Kurtulufl Gazetesi muhabiriyken tutuklanm›flt›. Ölüm Orucu’na Malatya Hapishanesi’nde 5. ekipte bafllayan Fatma Bilgin durumu a¤›rlafl›nca Ankara Numune Hastanesi’ne getirilmifl, burada kendisi-
Ölüm Orucu anmas›ndan F tipi’ne!..
Mehmet Soylu Sar›gazi’de 96 Ölüm Orucu ve SAG flehitlerinin anmas› sonras›nda gözalt›na al›nanlardan Mehmet Soylu ve Metin Aslando¤mufl somut hiçbir gerekçeye dayand›r›lmaks›z›n tutukland›. Jandarma komutan›n›n gözalt›nda bulundu¤u süre içinde Mehmet Soylu’ya “seninle daha sonra görüflece¤iz” tehditleri karar›n tamamen keyfili¤ini ve jandarman›n ifadeleri do¤rultusunda verildi¤ini aç›kça ortaya koyuyor. Tutukland›ktan sonra ön-
celikle Bayrampafla Hapishanesi’ne götürülen Soylu ve Aslando¤mufl, burada ç›r›lç›plak soyularak kaba daya¤a maruz kald›lar. 9 A¤ustos tarihine kadar Bayrampafla Hapishanesi’nde hücrelerde tutulan Mehmet Soylu ve Metin Aslando¤mufl daha sonra tutuklama karar›na yap›lan itiraz dilekçelerinin kabul edilmemesi üzerine Tekirda¤ F Tipi Hapishanesi’ne götürüldüler. Sar›gazi gözalt›lar› protesto edildi 28 Temmuz’da Sar›gazi’deki 12’lerin anmas›na jandarma sald›rm›fl ve 64 kifli gözalt›na al›nm›flt›. Ard›ndan 8 kifli DGM’ye ç›kar›lm›fl, TUYAB çal›flan› Mehmet Soylu ile Metin Aslando¤mufl tutuklanarak Bayrampafla Hapishanesi’ne gönderilmifllerdi. 2 A¤ustos’ta yaflananlarla ilgili olarak ‹HD’de bir bas›n aç›klamas› yap›ld›. TUYAB, ‹flçi-
köylü, Dayan›flma gazeteleri çal›flanlar›, Mehmet Soylu’nun efli ve gözalt›na al›nanlar yaflad›klar›n› anlatt›. TUYAB yapt›¤› aç›klamada; flehitlerini anmaya mezarlar› bafl›na gidenlerin devletin fliddetine maruz kald›klar›n›, devletin hiçbir demokratik talebi kabul etmedi¤ini ve fliddet uygulad›¤›n› belirtti. Gözalt›na al›nd›ktan sonra DGM’ye ç›kar›lan ‹flçi-köylü çal›flan› Y›lmaz Bozkurt ise “Bana ajanl›k teklif edildi, örgüt üyeli¤ini kabul etmemi istediler. Kaba daya¤a maruz kald›m, DGM savc›s›n›n keyfi tutumu yüzünden 2 gün gözalt›nda tutulduk. Gazilere ve flehit ailelerine önümüzde hakaret ettiler” dedi. Mehmet Soylu’nun efli de kocas›n›n dövüldü¤ünü, soyularak sorguland›¤›n› ve sorgu esnas›nda gözlerinin bantla kapat›ld›¤›n› söyledi.
Fatma Bilgin ne 1 A¤ustos günü zorla müdahale edilmiflti. Fatma Bilgin’in flehit düflmesinin ard›ndan bir aç›klama yapan TAYAD’l› aileler Fatma Bilgin’in ölümünden hapishanelerde tecrit politikas›n› sürdürenlerin sorumlu oldu¤unu söylediler.
TAYAD’l› aileler açl›k grevinde TAYAD’l› ailelerden Melek Akgün, Kemal A¤dafl ve Niyazi A¤›rman 11 A¤ustos günü tecritin kald›r›lmas› için Süresiz Açl›k Grevine bafllayacaklar›n› duyurdular. 11 A¤ustos günü saat 13:30’da Niyazi A¤›rman’›n Alibeyköy’deki evinde bafllayacak olan Açl›k Grevinin öncesinde ise sabahtan itibaren polis, barikat kurdu. Kemal A¤dafl ve Melek Akgün de dahil 20’ye yak›n kifliyi gözalt›na alan polis, ziyarete gelen kitlenin eve girmesine izin vermedi. Bunun üzerine Alibeyköy cemevinde toplanan yaklafl›k 80 kiflilik grup, ara sokaklardan evin önüne kadar geldi. Tutsak yak›nlar›n›n avukat› Özgür Gider’in gelmesi ile kitlenin içinden befl kifli temsilci olarak seçildi. Bas›n›n da gelmesiyle Nizayi A¤›rman, evinde bir konuflma yapt›. “O¤lumun intihar etti¤ine inanm›yorum, sözde kafas›n›, gö¤sünü yararak bir otopsi yap›lm›fl ama bizlere sonucu hakk›nda da henüz bir bilgi verilmedi. O¤lumun bo¤uldu¤una inan›yorum” diyen baba “o¤lumun katillerini ar›yorum, tecritin kalkmas›n› istiyorum. Evim abluka alt›nda. Ama evimin bas›laca¤›n› da bilsem hiçbir fley beni y›ld›ramayacak. Açl›k Grevini sürdürece¤im” sözleriyle konuflmas›n› bitirdi. Gözalt›larla ilgili aç›klama yapan Avukat Özgür Gider, Kemal A¤dafl ve Melek Akgün’ün sabahtan geldiklerini, apar topar gözalt›na al›narak Yeflilp›nar Karakoluna götürüldüklerini ve karakolda açl›k grevine bafllad›klar›n› yine ziyarete gelen ailelerin çocuklar›yla beraber gözalt›na al›nd›klar›n›, ak›betleri hakk›nda net bir bilgi alamad›klar›n› ifade etti. Aç›klama bittikten sonra kitle, ziyaretçilerin de gelmesiyle alk›fl ve z›lg›tlarla da¤›ld›. Ertesi gün Niyazi A¤›rman’›n evine bask›n düzenleyen polis misafiri ile birlikte Niyazi A¤›rman’› da gözalt›na ald›. Gözalt›na al›nanlardan aralar›ndan Melek Akgün, Niyazi A¤›rman, Kemal A¤dafl’›n da bulundu¤u 11 kifli siyasi flubeye götürüldü.
işçi-köylü
35
16-29 Ağustos 2002
11
Muharrem Horoz mezar› bafl›nda an›ld› Ölüm Orucu direniflinde 30. Proletarya Partisi’nin 2. Ölüm Orucu flehidi Muharrem Horoz flehit düflüflünün birinci y›l›nda 4 A¤ustos’ta mezar› bafl›nda ailesi, dostlar› ve yoldafllar› taraf›ndan an›ld›. ‹stanbul: Devlet, 19 Aral›k 2000 tarihinde 20 hapishaneye birden operasyon düzenleyerek üzerinde tam bir y›l çal›fl›lm›fl bir katliam gerçeklefltirdi. Böylesine vahflice planlanm›fl bu katliama muazzam bir direniflle yan›t veren tutsaklar, F tipi hapishanelerde uygulanan tecrit ve izolasyonu kabul etmeyeceklerini direnifllerinin her boyutunda hayk›rd›lar. 19 Aral›k’tan günümüze kadar 93 flehidin verildi¤i bu direniflte 30., Proletarya Partisi’nin 2. Ölüm Orucu flehidi olan Muharrem Horoz 3 A¤ustos 2001’de aln›nda k›z›l bantla veda etti yoldafllar›na. Muharrem Horoz, flehit düflüflünün birinci y›ldönümünde ailesi, dostlar› ve yoldafllar› taraf›ndan 4 A¤ustos 2002 tari-
hinde mezar› bafl›nda an›ld›. Ö¤le saatlerinde Yenibosna Cemevi’nde ailesi taraf›ndan verilen yemekten sonra arabalara binilerek Çoban Çeflme Mezarl›¤›’na gidildi. Gerek Cemevine gerekse mezarl›¤a panzerlerle, çevik polislerle y›¤›nak yapan polis, aileyi sürekli tehdit ederek “mezarl›¤a giderek anma yaparsan›z herkesi tutuklar›z” tehdidiyle sürekli gergin bir hava yaratmaya çal›flt›. Muharrem’in resmi, k›rm›z› karanfiller bir de Tokat’tan yoldafllar›n›n getirdi¤i sar› yayla çiçekleriyle süslenen mezar bafl›nda Muharrem Horoz’un ailesi bir konuflma yaparak onun gibi yi¤it birinin kolay kolay yetiflmeyece¤ini,
onun flehit düflmesinin hepimiz için bir ka-
y›p oldu¤unu söyleyerek onu anlatan bir yaz› okudu. Yaz› okunurken gözyafllar›n› tuta-
Aileler konufluyor “O¤lumun tedavisi bilinçli olarak engelleniyor” ‹çerde ve d›flarda tecrit sürüyor. Yaflam›n bir bütününü hücrelefltirmeye dönük sald›r›lar daha da boyutlanarak sürerken yaflam›n› hapishane koflullar›nda sürdüremez durumda olan tutsaklar›n say›s› da sürekli art›yor. Sara hastas› olan Zeki fiahin de Tekirda¤ F Tipi Hapishanesi’nden sa¤l›k durumunun kötüleflmesi üzerine Bayrampafla Hapishanesi’ne götürülmüfltü. 3,5 ayd›r Bayrampafla Hapishanesi’nde bulunan ve beyninde tümör de oluflan Zeki fiahin’i annesi Güzel fiahin anlatt›: “O¤lum Zeki tutukland›ktan sonra gördü¤ü iflkencelerin de etkisiy-
le bel f›t›¤› oldu. Mide ülseri geçirdi. Ve ülseri flu anda çok ilerlemifl durumda. Sara hastal›¤› var. Doktorun o¤luma diyet uygulamas› gerekti¤ini söylemesine Güzel fiahin ra¤men hapishane müdürü iki kifli Ancak bu dilekçeleriçin özel u¤rafladen herhangi bir somayaca¤›n› söylünuç alamad›. Görüflyor. Müdürle kenlerde yaflad›klar› basdim görüflmeme k›lara da de¤inen Güra¤men bir sonuç zel fiahin içerde kendi alamad›m. O¤luçocu¤u d›fl›nda baflkamun tedavisi ha- Zeki fiahin s›yla görüflemedi¤ini pishane yönetimi de söyleyerek sözleritaraf›ndan bilinçli ni flu flekilde bitirdi; “Zeki gibi olarak engelleniyor. Ve böylece yüzlerce çocuklar›m›z hasta. o¤lum ölüme terk ediliyor.” Hasta ve sakatlar›n hapishane koHastal›¤› nedeniyle sürekli dok- flullar›nda tedavileri mümkün detor kontrolünde olmas› ve diyet ¤il. Çocuklar›m›z›n ölümlerine yapmas› gereken Zeki fiahin için seyirci kalmamak için daha duannesi DGM Savc›l›¤›’na o¤lu- yarl› olmam›z, insanlar› F Tipi nun tedavisinin d›flarda yap›lma- Hapishanelere karfl› duyarl› ols› istemiyle iki kez dilekçe verdi. maya ça¤›rmam›z gerekiyor.”
mayan kitle, daha sonra alk›fllar ve z›lg›tlarla mezarl›ktan ayr›ld›.
TUYAB ve TAYAD’dan suç duyurusu ‹stanbul: 31 Temmuz 2002 tarihinde saat 13:00’de tutuklu ve hükümlü aile örgütlenmeleri TUYAB ve TAYAD ‹stanbul’da Alman Konsoloslu¤u önünde toplanarak F tipi hapishanelerinde yaflanan tecrit uygulamalar› ile ilgili Almanya Baflkonsoloslu¤u’na dilekçe gönderdiler. “F tipi projesinde Avrupa Birli¤i’nin de imzas› vard›r. Dolay›s›yla ortaya ç›kan sonuçlardan Avrupa Birli¤i de sorumludur. Daha fazla ölüm, sakatlanmalar›n olmamas›, fiziki ve psikolojik rahats›zl›klar›n artmamas› için, F tiplerinde tecrit ve izolasyona son verilmesini istiyorum” diyen yaklafl›k 100 tutsak yak›n› toplanan dilekçeleri aralar›nda belirledikleri temsilciler arac›l›¤›yla konsoloslu¤a ulaflt›rarak d›flarda bas›na bir aç›klama yapt›lar. Kand›ra F tipinde ölü bulunan Volkan A¤›rman’›n babas› da bir aç›klama yaparak F tipi hapishanelerde daha fazla insan›n ölmemesi için tüm insanlar› duyarl› olmaya davet etti. Niyazi A¤›rman’›n konuflmas›n›n ard›ndan kitle alk›fl ve z›lg›tlar eflli¤inde da¤›ld›.
12
16-29 Ağustos 2002
işçi-köylü
35
IMF’ye “taahhütlerimizin arkas›nday›z” mesaj› Bir tarafta yaflanan kriz her geçen gün daha da derinleflmekte ama bir taraftan da habire IMF’den kredi al›nmaktad›r. Krizden ç›kman›n tek yolu üretmekken IMF üretimi durdurmakla, borç alma ile ülkenin içinde bulundu¤u krizden ç›kaca¤›n› iddia etmektedir. Geçti¤imiz hafta Tükiye bir yandan erken seçim tart›flmalar› ile çalkalan›rken bir yandan da IMF’nin verece¤i kredi dilimini verip vermeyece¤i belirsizli¤ini yaflad›. 3. gözden geçirme sonras› onaylanan kredi diliminin seçim harcamalar› için kullan›labilece¤i endiflesini tafl›yan IMF, egemenlerden taahhüt mektubu almadan rahat edemedi. 3. kez devletten bu konuda taahhüt alan IMF, bu paran›n seçim harcamalar›nda kullan›lmayaca¤› yönlü garanti ald›ktan sonra kredi dilimini serbest b›rakaca¤›n› aç›klad›. IMF daha önce de toplam 16.5 milyar dolarl›k kredi kulland›rmay› taahhüt etti¤i üç y›ll›k stand-by düzenlemesinin onay› öncesinde ve 2002 y›l› bafl›nda taahhüt istemiflti. Yaflanan tüm kaos ortam›na ra¤men dayatt›¤› program›n t›k›r›nda ifllemesi için her türlü yöntemi kullanan IMF, verdi¤i kredilerin y›k›m politikalar› d›fl›nda bir amaç u¤runa kullan›labilece¤i tehdidine karfl› da uyan›k davranmaya çal›fl›yor. Bu dayatmalar sonucunda koalisyon hükümetinin ortaklar› IMF’ye taahhütlerinin arkas›nda olduklar›na dair bir mektup göndermifllerdi. IMF’nin de niyet mektubu-
na sadece bir flart koymas›n›n seçim koflullar›ndan kaynakl› oldu¤u ileri sürülüyor. Bu flart da Kamu Mali Yönetim ve Mali Kontrol Yasa Tasar›s›’n›n meclise sunulmas›. Devlet bir yandan IMF’nin dayatmalar› ile gelecek kredi dilimlerini farkl› harcamalarda kullanmayaca¤›n›n garantisini verirken bir yandan da meclisten geçirilmesi gereken yasalar› jet h›z›yla oy-
lamakla meflgul. IMF ‹cra Direktörleri Kurulu geçti¤imiz hafta yapt›¤› ek niyet mektubu görüflmelerinin sonucunda 1.1 milyar dolarl›k (yani yaklafl›k 1.8 katrilyon lira) kredi dilimini onaylad›. Bu flartlar alt›nda Türkiye, IMF’nin taahhütte bulundu¤u 17 milyon dolar kredinin 12 milyar dolar›n› kullanm›fl olacak. Ama tamamen IMF’nin istekleri do¤rultu-
sunda. Bugüne kadar al›nan tüm kredileri halk için umut olacak; krizden ç›k›fl yolu olarak göstermeye çal›flan hükümetin bu yalanlar› hem yaflanan pratik süreçle hem de bu tür taahhüt mektuplar› ile a盤a ç›km›flt›r. Onlarca kez al›nan kredi dilimleri yaflanan ekonomik krizi atlatmak de¤il; emperyalistlerin istedi¤i rotaya sokmak için kullan›lm›flt›r. Uflakl›¤› ilikleri-
ne kadar iflleyen Türk egemen s›n›flar› ise kredi dilimlerini alabilmek için tüm flartlar› eksiksiz yerine getirmeye çal›flmakta ve IMF’nin tereddütlerini gidermek için defalarca kez “taahhütlerimizin arkas›nday›z” mektubu yazmaktad›r. Halen uygulanmaya devam edilen 3 y›ll›k IMF ekonomik program› IMF’nin gözden geçirme çal›flmalar› sonras›nda haz›rlanan ek niyet mektubu ile kullan›ma aç›l›yor. ‹lk ek niyet imzas›nda kredinin 9 milyar dolar› kullan›ma aç›lm›flt›. Ancak sözü edilen bu kredi dilimlerinin hiçbirinin halk›n ac›s›n› dindirmek, krizden kurtulmas›n› sa¤lamak için kullan›lmad›¤› ortada. Öyle ki bir tarafta yaflanan kriz her geçen gün daha da derinleflmekte ama bir taraftan da habire IMF’den kredi al›nmaktad›r. Krizden ç›kman›n tek yolu üretmekken IMF üretimi durdurmakla, borç alma ile ülkenin içinde bulundu¤u krizden ç›kaca¤›n› iddia etmektedir. Bunun kocaman bir yalan oldu¤u flu an yaflad›¤›m›z gerçekler üzerinden ortadad›r.
Dün Hiroflima bugün Irak Ankara: Tam 57 y›l önce 6 A¤ustos 1945 tarihinde Amerika’n›n Japonya’n›n Hiroflima kentine att›¤› atom bombas› 140 bin insan› öldürmüfl binlercesini sakat b›rakm›fl ve sakat b›rakmaya, öldürmeye devam etmifltir. ABD bugün de Irak’a savafl bafllatma haz›rl›¤› yaparak ikinci Hiroflima’lar yaratman›n hesab›n› yapmaktad›r. ‹HD Ankara fiubesi de 6 A¤ustos’un hem Hirofli-
ma’ya at›lan atom bombas›n›n k›nanmas› hem de Irak’a yönelik yap›lacak savafla “hay›r” demek için Yüksel Caddesi ‹nsan Haklar› An›t›’n›n önünde bir oturma eylemi gerçeklefltirdi. Birçok kurumun kat›ld›¤› ve “ABD’nin petrol düflleri bizim kabusumuz oluyor”, “savafla hay›r yoksullu¤a son”, “egemenlerin ç›kar savafllar› için yoksullar›n verecek can› yok” vb. döviz-
lerin aç›ld›¤› eylemde “Savafla hay›r kahrolsun emperyalizm”, “Amerikan askeri olmayaca¤›z” vb. sloganlar da at›ld›. Eyleme Gülay Akgün de flark›lar› ile destek verdi. Hiroflima flark›s›n›n ard›ndan ‹HD Ankara fiubesi Baflkan› Ender Büyükçulha bas›n metnini okudu. Büyükçulha “art›k tek bir otun bile bitmedi¤i topra¤›, art›k tek bir kuflun bile kanat ç›rpmad›¤› gökyüzünü, ölü
ya da sakat do¤an bebekleri, her dokunuflu ölüm veren insanlar›, hangi sözler anlatabilir. Ne gariptir ki, dün Hiroflima katliam›na imza atan Amerika bugün Irak’ta kimyasal-biyolojik kitle imha silahlar› bulundurdu¤u iddias› ile askeri müdahalede bulunma hakk›n› kendinde görmektedir. Evet, bugün bütün dünya kamuoyu, ABD’nin Irak müdahalesi için geri say›ma bafllad›. Bundan tam 57
y›l önce, Hiroflimal› çocuklar, gençler, anneler, iflçiler, ö¤renciler siren sesleri ile uyand›lar. Sirenler, her savafl da ölümün ve çaresizli¤in habercisi oldu. Bizler bu sesleri, yar›n Irak’ta ve ülkemizde duymak istemiyoruz” dedi. Bas›n aç›klamas›n›n bitmesi ile savafla hay›r diyen kitle ellerindeki dövizler ile bir dakika boyunca oturdu. Oturma eylemi alk›fllar ve sloganlar ile bitirildi.
Halka ilaç da¤›tmak da suç kapsam›nda Amac› maddi durumu iyi olmayan ve ilaç alacak durumu olmayan ailelere ilaç da¤›tmak olan HADEP’in bafllatt›¤› kampanya, valilikçe “nereden topland›¤› ve kime da¤›t›ld›¤› belli olmad›¤›” gerekçesiyle yasaklan›yor. Kampanyan›n yasaklanmas›n›n as›l amac› belirtildi¤i nedenden öte HADEP’in yürüttü¤ü çal›flmalar› sekteye u¤ratarak engellemek. Batman Belediye yönetiminde bulunan HADEP’in, bölgede yaflayan Kürt halk›n›n s›k›nt›lar›na çözüm olma çabas› devleti rahats›z etmekte. Hiçbir hukuksal gerekçe gösterilmeden dur talimat› gönderen valilik; bafllat›lan ilaç kampanyas› ve halka da¤›t›m konusunda ne tür bir yol izlendi¤i ve usulsüzlük olup olmad›¤› konusunda belediyeden bilgi isteyerek sa¤l›k personelinden de konuyla ilgili ifade vermesini istiyor. Batman Belediyesi taraf›ndan bafllat›lan kampanya, baz› kurumlar›n maddi durumu iyi olan ailelerin ve kullan›lmayan ilaçlar› ba¤›flla-
yanlardan toplanan ilaçlar›n halka da¤›t›lmas›yla bafll›yor ve valili¤in yasaklama talimat›na kadar devam ediyor. Valili¤in yasaklama karar›na karfl› aç›klama yapan Belediye Hukuk Dan›flman› Bengi Y›ld›z; “Kampanyay› bafllat›rken amaç, hem ilaç kullan›m›nda tasarruf sa¤-
lamak hem de halk›n ihtiyac› olan sa¤l›k hizmetine katk›da bulunmakt›. Kampanya çerçevesinde toplanan ilaçlar›n hangi kurumdan ve kimlerden al›nd›¤› tamamen kay›tl›d›r. Ayr›ca ilaçlar›n da¤›t›m›n›n kimlere yap›ld›¤› da kay›tlarda mevcuttur” dedi.
çok köyde “bu köye siyasetçi giremez” tabelalar› as›lm›fl. Halk›n yaflanan sorunlara yönelik “her seçim bir umuttur” anlay›fl› ise art›k y›k›lm›fl. ‹ktidar partilerinin hepsinin ayn› oldu¤una senelerin deneyimi ile de¤iflimi yaratacaklar›na inançlar› yok. Bas›nda ç›kan köylülerin “art›k oy kullanmayaca¤›z” haberlerinden en ilgi çekicisi de Giresun’da Merkez Ayd›nlar Kö-
yü Muhtar›n›n aç›klamas›yd›. “Kime oy vereceksin diye sormay›n. Kim f›nd›¤a de¤erini verecekse onun peflindeyiz. Ecevit, Apo’yu yakalad›k dedi. Oylar›m›z› ald›. Art›k gözümüz aç›ld›. Hiçbirine oy yok. Yemin ediyorum köyü örgütledim. Gelirlerse odunla bekliyorum...” Y›llar y›l› devletine hizmette kusur tan›mayan ama hastanesinde tedavi olamayan, geçinemeyen, evine ekmek bile götüremeyen, çocuklar›n› okutamayan halk›m›z soruyor. “Geçen sefer seçtiklerimiz ne yapt› ki flimdi seçeceklerimiz ne yapacak” diye.
Gazetemize ve okurlar›m›za DGM sald›r›s› Ankara: 20 Nisan 2002 tarihinde Tunceliler Kültür ve Dayan›flma Dernegi’nin Yükselifl Koleji’nde yapt›¤› etkinli¤in ard›ndan 25 Nisan 2002 tarihinde gazetemiz Ankara Büro çal›flanlar› Betül K›l›çaslan ve Erdinç Özbay ile birlikte befl okurumuz evlerinden sabah›n erken saatlerinde polis taraf›ndan gözalt›na al›nm›fllard›. ‹ddianamede bu etkinlikte slogan atarak “yasad›fl› örgüte yard›m ve yatakl›k yap›ld›¤›” iddia edildi. Gözalt›na al›nanlardan U.A. ve B.D. 18 yafl›ndan küçük ol-
Mazlum-Der’den aç›klama Mazlum-Der ‹stanbul fiube Baflkan› Ahmet Mercan bas›na yönelik yapt›¤› aç›klamada; insan›n onurlu ve özgür bir varl›k oldu¤unu, ülkelerin varl›klar›n›n vatanlar›n›n dokunulmaz oldu¤unu, ABD’nin Afganistan sald›r›s› ile bafllayan süreçte Uluslararas› Ceza Mahkemesi yarg›lamas›nda ABD’nin muaf tutulmas›n›n, insan haklar›n›n ve hukukun, güçlünün manipülasyon arac› olabilece¤ini göstermesi aç›s›ndan çarp›c› bir örnek oldu¤unu, Hiroflima, Nagazaki, Halepçe ve yak›n tarihte Körfez Savafl›, Bosna Savafl›, Çeçenistan, Filistin’deki ‹srail vahfleti ve di¤er savafllar›n insanlar›n vicdan›nda derin etkiler b›rakt›¤›n› belirterek Irak’a ya da baflka bir ülkeye yönelik sald›r›ya karfl› da herkesi tepki göstermeye ça¤›rd›.
Üniformal› Durmufl’un mahkemesi devam ediyor
Bu iktidara oy yok 3 Kas›m 2002 olarak belirlenen seçime birkaç ay varken haz›rl›klar bafllad›. 27 partinin müracaat etti¤i seçim için partilerin de kamuoyunu ziyaretleri bafllad› tabi. fiimdiye kadar binbir entrika çizen, vaatlere vaat ekleyen burjuva partilere ise tepkiler gittikçe ço¤al›yor. Burjuva medyada yans›yan haberlere bile bakt›¤›m›zda köylülerin isyan› gündemde. Bir-
16-29 Ağustos 2002
13
işçi-köylü 35
malar›na ra¤men Ankara DGM’de yarg›lan›yorlar. Devletin çocuklar› da DGM’lik yapmas› ve bu tutumuyla insanlara gözda¤› vermesi devrimcilere ve halka gözda¤› vermesinin bir parças›d›r. 30 Temmuz’da ikinci duruflmas› yap›lan davan›n ard›ndan Evrensel Gazetesi’ne aç›klama yapan U.A.’n›n babas› Haflim Atalay o¤lunun yaflad›klar›ndan dolay› psikolojik sorunlar ile karfl› karfl›ya oldu¤unu vurgulad›. Atalay “evde yap›lan aramada Yeni Demokrat Gençlik der-
gisini buldular. Bununla o¤lumun örgüte yard›m yatakl›k yapt›¤›n› iddia ediyorlar. Ben o¤lumun düflüncelerine kendisinin karar vermesini istiyorum” deyip kendisinin de polis taraf›ndan tehdit edildi¤ini söyledi. Atalay ayr›ca “bu yafltakiler dünyan›n her yerinde çocuk kabul ediliyor. Bizde ise DGM’lerde yarg›lan›yor. Bu yafltaki çocuklar devleti y›kacaksa, y›k›ls›n zaten” dedi. 30 Temmuz’daki dava eksik evraklar›n tamamlanmas› için 3 Eylül’e ertelendi.
Kartal: 6 Haziran akflam› kay›nbiraderinin evine gitmek isterken yanl›fll›kla Uzman Çavufl’un zilini çald› diye kurflun ya¤muruna tutularak yaralanan Kemal Babayi¤it ölümden dönerken yüzü felç olmufltu. Çal›flamayacak bir hale gelen Babayi¤it’i vuran üniformal› Uzman Çavufl Sebahattin Durmufl Askeri savc›l›ktan serbest b›rak›lm›flt›. Durmufl daha sonra tutuklanarak Kartal askeri hapishanesine götürüldü. Durmufl’un mahkemesi 7 A¤ustos 2002 tarihinde Kartal 1. A¤›r Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Uzman Çavufl Sebahattin Durmufl mahkemeye askerlerin korumas› alt›nda getirilirken mahkemede Kemal Babayi¤it’in avukat› Eren Keskin de haz›r bulundu. Uzman Çavufl Durmufl’un flahitleri dinlendikten sonra mahkeme 4 Eylül 2002 tarihine ertelendi. Mahkeme heyeti Kemal Babayi¤it’in flahitlerini dinlemezken Adliye polisinin, askerlerin, Uzman Çavufl Sebahattin Durmufl’u korudu¤u görüldü.
A¤açlar seçim için kesilecek 3 Kas›m 2002 tarihinde yap›lacak erken seçim için 5 bin a¤aç kesilecek. Oy pusulalar›, zarflar ve di¤er evraklar için Yüksek Seçim Kurulu (YSK) SEKA’ya 878 ton ka¤›t siparifli verdi. YSK ka¤›t miktar›n›n artaca¤›n› da belirtti. Ayr›ca seçimde siyasi partilere verilecek para miktar› belirlendi. Hazineden al›nan 150 trilyonluk para da¤›l›m› “DSP 19 trilyon 249 milyar lira, MHP 15 trilyon 596 milyar lira, ANAP 11 trilyon 469 milyar lira, DYP 10 trilyon 419 milyar lira, CHP, SP ve AKP 7 trilyon 555’er milyar lira.”
Köyümü devlet yakt› diyen köylü tutukland› Y›llard›r köyleri yak›lan-y›k›lan, zorla göç ettirilen Kürt halk› “köy-kent projesi” kapsam›nda bafllat›lan “köye geri dönüfl” kampanyas› ile düflüyor yollara. Köylerine geri dönen bu insanlar devletin kendilerine yaflatm›fl oldu¤u terörü dillendirince, gerçeklerin duyulmas›na tahammül edemeyen faflist TC, insanlara yine bask› politikalar› uygulamaktan geri durmuyor. Geçtimiz günlerde, Hakkari’de geri dönüflün sa¤land›¤› Ördekli köyüne ev yapmak için giden Tayyar Yaflar, köye getirilen inflaat malzemelerinin kontrolünü yapan polislerle evinin kimler taraf›ndan yak›ld›¤›n› tart›flt›¤› ve “köyümüzü PKK de¤il, devlet yakt›” dedi¤i için gözalt›na al›nd›. Hakkari Cumhuriyet Baflsavc›l›¤›na ç›kar›lan Yaflar burada da ifadesini tekrarlayarak, “Köyümüz daha boflalt›lmadan önce askerler taraf›ndan yak›ld›. Hatta yakan baflçavuflu da tan›yorum” dedi. Savc›l›k taraf›ndan ifadesi al›nan Tayyar Yaflar, daha sonra tutuklanarak Hakkari hapishanesine konuldu.
16-29 Ağustos 2002
işçi-köylü 35
14
Kendili¤indencilik Proletarya Partisi’nin her militan›n›n, komitesinin parti bilinci, örgütsel aktivitesi, kitleler üzerindeki etkisi yani bir bütün olarak prati¤i dünden farkl› ve daha ileri de¤ilse o militan ve komite kendili¤indencili¤in girdab›na tutulmufl demektir. S›n›f mücadelesinde, proletaryan›n ya da ezilen milyonlar›n iktidar savafl›m›nda, iradi müdahaleyi reddeden, gereksiz gören anlay›fl› tan›mlayan kavramd›r kendili¤indencilik. Kendili¤indenciler; devrimleri, s›n›flar savafl›m›n›, proletaryan›n iktidar mücadelesini reddetmezler. Ne var ki, iktidar mücadelesi yürüten proletaryaya bilinç götürmeyi, bu bilinci götürecek olan komünist partisini örgütlemeyi ve komünist partisinin, iflçi s›n›f›n›n sermaye s›n›f›na karfl› yürüttü¤ü iktidar savafl›m›na kurmayl›k yapmas›n› gereksiz görürler. Kendili¤indencilere göre, kapitalist sistemin iç dinamikleri, yani kapitalizmin do¤as›ndaki çeliflkileri, iflçi s›n›f›n›n devrim bilincine, burjuvaziyi iktidardan alafla¤› etme bilincine ulaflmas›n› sa¤layacakt›r. Bu yüzden iflçi s›n›f›na, kapitalizmin y›k›l›p yerine sosyalist sistemin kurulmas› gerekti¤i bilincini d›flar›dan götürmeye gerek yoktur. Marksizmin sa¤dan yorumlanmas›d›r kendili¤indencilik. Hareketi, de¤iflim ve dönüflümü en önemlisi de sosyal alandaki geliflmeleri, insan iradesini hesaba katmaks›z›n yorumlayan sistemli ve disiplinli bir anlay›fl› tan›mlar. Dünyay›, toplumsal geliflmeleri, yani hayat› iradecilik ile aç›klayan anlay›fl›n tam z›tt›d›r. ‹radecilik, bütün nesnel flartlar› yok sayarken, kendili¤indencilik de, iradeyi yok sayarak nesnel flartlar› herfley kabul eder. Diyalektik tarihsel materyalizm, dünyay› yorumlama ve de¤ifltirme prati¤inde, nesnel flartlar› yok sayan iradecili¤i de, iradeyi yok sayan kendili¤indencili¤i de reddeder. Diyalektik tarihsel materyalizm, tarihi, hareketi, toplumsal alt üst olufllar›, objektif ve subjektif faktörlerin diyalektik iliflkisini ve etkileflimini bir arada de¤erlendirerek aç›klad›. Örne¤in bir toplumsal alt-üst olufl (devrim) için, objektif faktörler ne denli olgunlafl›rsa olgunlafls›n, subjektif faktör yani irade olmaks›z›n devrimin gerçekleflmesi imkans›zd›r; ayn› flekilde subjektif faktör ne denli güçlü olursa olsun, objektif faktörler olgunlaflmaks›z›n da toplumsal alt-üst olufl imkans›zd›r. ‹flte kendili¤indencilik, objektif faktörler ile subjektif faktör aras›ndaki zorunlu diyalektik bir-
li¤i yads›r ve mekanik bir biçimde objektif faktörleri “herfley” ilan eder. Bu yüzden de, “devrim”, “s›n›f mücadelesi”, “sosyalizm”, “Marksizm” savunusu sözde kal›r ve proletaryay› edilgenlefltirerek, burjuvazi karfl›s›nda savunmas›z b›rak›r. Bugün için Proletarya Partisi saflar›nda, kendili¤indencilik doktrinini savunanlar yoktur. Yani devrimin, objektif flartlar›n olgunlaflmas›yla kendili¤inden gerçekleflece¤ini, proletaryaya bilinç götürmenin gereksizli¤ini, bunun için de partinin s›n›f savafl›m›na müdahalesinin gereksizli¤ini savunan anlay›fllar yoktur. Ama kendili¤indencili¤in çeflitli tezahürlerinin saflarda boy verdi¤i de aflikard›r. Bunun en bariz biçimleri de, ülke ve dünyada yaflanan pek çok geliflmeye tav›rs›z kalma olarak yaflanmaktad›r. Geliflmelere müdahale etmek ve sürecin yönünü tayin etmek hiç kuflkusuz maddi güç sorunudur. Ama maddi güç olmak da ancak ve ancak sürece do¤ru politikalarla müdahale ile mümkündür. O halde müdahalesizli¤in nedeni maddi güç olamamak de¤il, aksine maddi güç olamaman›n nedeni müdahalesizliktir diyebiliriz. Kald› ki, Marksizm-Leninizm-Maoizm bilimi maddi güç olabilmek için en büyük cevherdir. Çünkü Marksizm-Leninizm, Maoizm, üretim sürecinde, s›n›f mücadelesinde ve bilimsel deneylerde s›nanm›fl yegane k›lavuzdur. Böyle bir k›lavuza sahip oldu¤umuz halde, maddi güç olamamaktan yak›n›yorsak, ç›karmam›z gereken sonuç, olaylar› ve geliflmeleri, yani toplumsal çeliflkileri Marksizm-Leninizm-Maoizm perspektifiyle analiz edemedi¤imizdir. Proletarya Partisi saflar›nda kendili¤indencili¤in tezahürünü pratik müdahalesizli¤e indirgemek; yani eylemsizlik, aksiyonsuzluk (hareketsizlik) olarak alg›lamak, sorunu oldukça darlaflt›rmak olacakt›r. Aksine, kendili¤indencili¤in tezahürleri en çok ülkede ve dünyada yaflanan geliflmeleri bilimsel bir perspektifle yorumlay›p olumlu olumsuz sonuçlar›n neler oldu¤unu tespit etmekte, elimizin alt›nda ve çevremizde devrim mücadelesini güçlendirecek ola-
naklar›n neler oldu¤unu inceleyip bunlar› kullanma çabas›nda; Proletarya Partisi’nin 30 y›ll›k tarihine ra¤men s›n›f mücadelesinde olmas› gereken yerde olamamas›n›n nedenleri üzerine, al›fl›lm›fl, basma kal›pç› yöntemlerin d›fl›na ç›karak sorgulama ve bilimsel sonuçlara ulaflma çabas›nda; s›n›f mücadelesinin ve partinin hangi tipte kadrolara ihtiyaç duydu¤u ve bu tipte kadrolar haline ulaflma gayretinde; karfl› devrimin ideolojik, politik, kültürel, örgütsel kuflatmas›n› yarmak için ne tür politikalara ve taktiklere ihtiyaç duyuldu¤unun araflt›r›lmas›nda ve bunlar› tart›flt›r›p maddilefltirme çabas›nda.. velhas›l ideolojik, politik, askeri örgütsel ve kültürel anlamda daha da yetkinleflme çabas› ve gayretinde gözlemlenmektedir kendili¤indencilik. Aç›kt›r ki kendili¤indencili¤in etki alan›n›n böylesine genifl olmas›, dava adam› olma bilincinin mu¤laklaflt›¤›n›n da göstergesidir. Kendine güven duygusunun, kuflatmay› yarma cesaretinin k›r›lmas›d›r. Mevcut durumu objektif olarak kabullenmedir. O halde bizim kendili¤indencili¤in ne oldu¤u üzerine sayfalar dolusu yaz›lar yazmaktan, saatler süren konuflmalar yapmaktan ziyade, hem faaliyet alan›m›zda hem de Proletarya Partisi’nin di¤er faaliyet alanlar›nda kendili¤indencili¤in hangi biçimlerde somutland›¤› üzerinde durmam›z çok daha verimli olacakt›r. Partinin her militan›, her komitesi, kendini dünüyle s›namak zorundad›r. Politik bilinci, örgütsel aktivitesi, kitleler üzerindeki etki gücü, partinin di¤er alanlar›yla iliflkisi ve katk› düzeyi, yani bir bütün olarak prati¤i dünden farkl› ve daha ileri de¤ilse o militan ve komite kendili¤indencili¤in girdab›na tutulmufl demektir. Kendili¤indencili¤in hüküm sürdü¤ü flartlarda, yenilenmenin ve geliflmenin olmas› imkans›zd›r. Gerileme, ideolojik y›pranma, devrimci duygularda afl›nma, s›n›f bilinci ve kininde azalma ya da yitim kaç›n›lmazd›r. Söz konusu olan kuru kuruya inanç, içi kof bir kendine güven, gözü kara ve salt y›k›c› bir kin ve nefret, kendili¤indencili¤in panzehiri olamaz. Nesnel gerçekli¤in bilimsel temelde yorumlan›p do¤ru müdahalelerin neler olmas› gerekti¤ini
tan›mlamayan devrimci teoriyle buluflmayan inanç, yok olmaya mahkumdur. Ayn› flekilde kendine güvenin ve s›n›f kininin de bilimsel bir temeli olmak zorundad›r. Mevcut sistem, kendili¤indenci düflünüfl ve yaflay›fl tarz›n›n en güçlü üretim merkezidir. Ekonomik, politik, kültürel anlamda toplumun çok küçük bir az›nl›¤›n› tatmin eden bu sisteme karfl› güçlü ve etkili halk hareketlerinin olmay›fl›, kendili¤indenci düflü-
lar.
nüfl ve yaflay›fl tarz›n›n ne denli güçlü oldu¤unu göstermiyor mu? Evet, kitlelerin mevcut sisteme karfl› muazzam bir tepkisi var; ama bu tepkiyle hiç de do¤ru orant›l› olmayan bir tepkisizlik de var. Niye? Çünkü kitlelerin kendine güven duygusu öylesine zay›f ki, bütün hoflnutsuzlu¤una ve tepkisine ra¤men, sistemin kendisine çizdi¤i s›n›rlar› kan›ks›yor ve o s›n›rlar içerisinde yaflamaya kendini mahkum say›yor. Sisteme karfl› olan hoflnutsuzlu¤unun en ileri tepki biçimi spor müsabakalar›nda, kamu kurumlar›n›n kuyruklar›nda, adliyelerde, toplu tafl›ma araçlar›nda vb. yerlerde a盤a ç›k›yor. Küfürlefliyor, yumruklafl›yor ya da bo¤azlafl›yorlar.Yani kendi içine patl›yor-
tirme garantisi veren çal›flma ortam› olana¤› vb.) bulamad›¤›m›z için geliyoruz devrimci saflara. Henüz devrimci saflara gelmezden önce bulundu¤umuz ortam› (aile, arkadafl, mahalle, okul, fabrika) de¤ifltirme prati¤ine ya hiç girmemiflizdir ya da biraz çaba harcad›ktan sonra “bunlardan ifl ç›kmaz” demiflizdir; böyle dedi¤imiz için de o ortamlardan bir an önce kurtulmak için devrimci saflara gelmiflizdir. Yani de¤ifltirme, dönüfltürme çabas›na, emek harcama sabr›na yabanc›y›zd›r. Ama buna ra¤men, devrimci saflara geldi¤imiz için, hem kendimizin, hem de bizden baflka gelenlerin, bütün de¤er yarg›lar›n›, düflünüfl ve yaflay›fl tarzlar›n›, geldi¤imiz ortamda b›rakt›¤›m›-
O halde saflar›m›zda yaflanan ve çeflitli alanlarda tezahürleri olan kendili¤indencili¤in, bu sistemden s›zd›¤› bir gerçek. Çünkü Proletarya Partisi’nin saflar›na gelir gelmez, sistemin kazand›rd›¤› ve benimsetti¤i düflünüfl tarz›ndan ar›nm›fl olmuyoruz. Aksine, pek ço¤umuz, salt sistemden de¤il, genifl emekçi y›¤›nlardan da umudumuzu kesti¤imiz, arad›¤›m›z› (sorunsuz bir yaflam, mutlu bir iliflki, gelece¤ini idame et-
işçi-köylü
z›, dahas› kendimizi geldi¤imiz ortamdaki insanlardan çok farkl› görür-zannederiz. Hal böyle olunca, devrimci saflar› sorunsuz, s›k›nt›s›z, her fleyin güllük gülistanl›k oldu¤u bir ortam olarak alg›lar ve böyle bir beklentiye flartland›r›r›z kendimizi. Bizim için neyin iyi neyin kötü oldu¤una, evde babam›z, anam›z, okulda ö¤retmenlerimiz, arkadafl ortamlar›nda en iyi bilenlerimiz, fabrikada patronlar›m›z, askerde komutanlar›m›z karar vermifllerdir. Onlar›n karar vermesinin gayet do¤al oldu¤unu sistem bize kan›ksatt›¤› için, bunda problem görmeyiz. Devrimci saflara da bizim için neyin iyi oldu¤unu bilmedikleri için gelmiflizdir. Onlar›n karar vermesinin yanl›fl oldu¤unu, bu iliflkinin bizi nesnelefltirdi¤ini kan›ksad›¤›m›z ve esas karfl› ç›kt›¤›m›z iliflki bu oldu¤u için de¤ildir. Bu sefer devrimci saflarda, bizim için neyin iyi neyin kötü oldu¤una karar verme yetkisini sorumlumuza, soyut bir
parti olgusuna devrederiz. Kitlelere nas›l gitmek gerekti¤ini, kitlelerin yaflay›fl tarzlar›ndaki de¤ifliklikleri, egemenler aras› çeliflkilerin nedenlerini ve bu durumun nas›l bir gerçeklik yaratt›¤›n›, devrimin nas›l maddi bir güce dönüflece¤ini, hangi aflamada hangi araçlar›n devreye sokulmas› gerekti¤ini, sorumlumuz ve soyut bir parti belirlemelidir. Sorumlumuza ve soyut olan partiye güven ve sevgimiz sonsuzdur. Ama ne zamana kadar? ‹fller yolunda gitti¤i sürece. Sistemde aray›p da bulamad›klar›m›z› parti ortam›nda buldu¤umuzu, bulaca¤›m›z› zannetti¤imiz sürece. Arad›klar›m›z›, nas›l bulaca¤›m›z, istediklerimizi nas›l gerçeklefltirece¤imiz bizim sorunumuz de¤ildir. Bu sorumlular›m›z›n ve partinin sorunudur. Yap dedi¤ini yapar›z yapma dedi¤ini yapmay›z. Çünkü sorumlumuza ve partimize güveniyoruz. Peki ifller iyi gitmez olunca? Partide, devrimci saflarda bulaca¤›m›z› zannettik-
PUSULA Örgüt yönetme sanat› Marksizmin teorisyeni ve usta taktisyeni, devrimin önderi Lenin yoldafl, “Bana profesyonel bir devrimciler örgütü verin Rusya’y› alt üst edeyim” derken, örgüt biliminde önderli¤in, yöneticili¤in kilit rolünü belirtmekteydi. Leninist örgütçülük, bir bilimdir. Bu bilim, duvar ustal›¤› tarz›yla baflar›lamaz. Örgütçülük, sanatsal yetenek ve duyarl›l›k, öngörü ve beceri ister. Devrim gerçeklefltirmifl önderlere, ustalara, kaptanlara bakt›¤›m›zda istisnas›z hepsinde farkl› özellikte duyarl›l›k, öngörü ve yetenekler görürüz. Bir satranç ustas›ndaki gibi ince bir zeka, usta bir ressamdaki gibi duyarl›l›k, bir bilim adam› kadar öngörüye sahip olmakt›r. Devrimin kaptanlar› ve tayfalar› azg›n okyanus sular›na aç›lacak kadar riskleri göze almas›n› bilendir. Devrimcilik, büyük risk almakt›r. Politik iktidar hedefine varma inanc›na sahip olanlar, azg›n okyanus sular›na aç›lmak riski tafl›yanlar, devrimi gerçeklefltirebilir. Devrimi yönetme ve sürdürme mücadelesinde partiye ve kitlelere kopmaz politik ba¤larla ba¤l› olunmadan, süreklili¤i sa¤lanm›fl bir bilgilenmeye sahip olunmadan, do¤ru ve kal›c› önderlik yap›lamaz. Devrimin ideolojik-politik önderli¤i, Lenin yoldafl›n belirtti¤i gibi “önderli¤in s›rf bir tak›m yetkilere dayanarak de¤il, sayg›nl›¤a, canl›l›¤a, daha fazla tecrübeye, daha çok yönlülü¤e
16-29 Ağustos 2002
15
35
ve daha fazla yetene¤e sahip olarak elde tutmakta yatar”. Salt yetkilerle önderlik yap›lamaz, yap›lmaya çal›fl›lsa sekterizmin k›l›c›na sar›lmak zorundad›r. Öyleyse, do¤ru bir önderlik nas›l yap›l›r? Dürüstlükle, çal›flkanl›k ve fedakarl›kla bilgi ve birikimle, tecrübe ve yetenekle, öngörü ve s›n›f içgüdüsüyle, derinlik ve donan›mla önderlik yap›l›r. Düflünce ve duygulara, çal›flma ve yaflama k›saca bütün canl› hücrelere, yaflam gözeneklerine devrim ve s›n›f bilinci, parti ve önderlik bilinci hükmetmeden devrim denilen alt üst oluflun f›rt›na önderleri olunamaz. Yaflam ve düflünce, çal›flma ve yürüyüfl Marksist-Leninist-Maoist tarzda terbiye edilip disipline edilmeden önderlik yap›lamaz. Büyük bir özveri s›k› bir çal›flma sade bir yaflamla proleter disiplin ve proleter terbiye ile zorluklar ve yürüyüflün önündeki engeller alt edilir. Devrim kavgas›nda sayg›nl›k kolay yarat›lmaz “ben sayg›n biriyim” demekle sayg›n olunmaz, baflkalar›ndan beklenerek de sayg›nl›k elde edilemez. Proleter devrimci mücadelede en zor yarat›lan bir erdemdir sayg›nl›k. Kolay elde edilmez ancak kolay kaybedilebilir. Y›llarca canla, emekle, büyük bedeller ödenerek, afl›lmas› kolay olmayan engeller afl›larak elde edilen sayg›nl›k, bir duraklama ve gerilemede, tökezlemede, sendelemede sars›labilir, hatta ciddi bir ha-
lerimizi bulamad›¤›m›z› düflünmeye bafllad›¤›m›zda beklentilerimize yan›t alamad›¤›m›z kan›s›na kap›ld›¤›m›zda ne oluyor? Kendili¤indenci düflünüfl ve yaflam tarz›n›n kaç›n›lmaz refleksleri a盤a ç›kmaya bafll›yor. Sorumlumuza ve örgüte olan “sonsuz” sevgi ve ba¤l›l›¤›m›z birden bire sonu olan bir sevgiye ve ba¤l›l›¤a dönüflüveriyor. ‹flte kendili¤indenci düflünüfl ve yaflay›fl tarz›n›n hayatta özne de¤il nesne olarak yaflamay› kabulleniflin, devrimci saflarda, s›n›f mücadelesinde de devam ettirilmesinin en do¤al sonucu. S›n›f mücadelesindeki konumunu, parti-örgüt içerisindeki duruflunu özne olarak de¤il de nesne olarak tan›mlayan bir militan›n ya da kadronun, düflünüfl ve yaflam tarz›nda kendili¤indencilikten kurtulmas› imkans›zd›r. Kendili¤indenci bir militan ya da kadronun s›n›f savafl›m›na, proletaryan›n iktidar mücadelesine kazand›raca¤› bir mevzi olamaz.
Dahas›, böyle bir militan ve kadronun proletarya davas›na adanm›fl politik ömrü de fazla uzun olamaz. Bu ne bir niyet ne de samimiyet sorunudur. Bu, madde ile bilinç aras›ndaki diyalektik iliflkinin hükmüdür. Elefltirmek, mevcut durumu onaylamamak, kendili¤indencilikten kopuflmak için bir ad›md›r; ama kesinlikle herfley de¤ildir. Elefltiride ve mevcut durumu onaylamama tarz›nda da kendili¤indenci bir tarza saplanmak mümkündür. Hem devrimci saflarda hem de parti ortam›nda böylesi anlay›fllara rastlamak hiç de zor ve istisna bir durum de¤ildir. Kendili¤indencili¤in karfl›t›, tarihi ve bugünü diyaletik-materyalist yöntemle; yani Maoizm bilimiyle yorumlay›p, an›n gerektirdi¤i politikalar› tespit edip proletaryan›n iktidar savafl›m›na bu politikalarla yön verme ›srarc›l›¤› ve bu ›srarc›l›¤› sürekli k›lan sabr› kuflanmakt›r.
tada kaybedilebilir de. Proleter devrimci yaflam herhangi bir yaflama benzemez, proleter devrimci meslek her hangi bir mesle¤e benzemez. Bir marangoz atölyesinde bir hata ve ihmalkarl›kta serçe parmak kaybedilebilir, ancak proleter devrimci meslekte s›radan bir hata ve ihmalkarl›kta koca bir yaflam kaybedilebilir ya da ömür boyu, y›llarca zindan yaflam›na “mahkum“ olunabilir. Proleter devrimcilik, süre¤en bir emek isteyen bir meslektir. Disiplin ve yüksek düzeyde proleter terbiye gerektirir. Önderlik, süre¤en bir flekilde ve do¤ru tarzda araflt›rma ve bilgi sahibi olunmadan baflar› elde edilemez. Partinin durumunu, alt organlar›n durumunu öncelikle bilmek gerekir. Usta bir yönetici alt organlar›n ve faaliyet yürüttü¤ü kitlelerin durumu hakk›nda somut ve ayr›nt›l› bir bilgilenmeye sahip olmadan do¤ru de¤erlendirme yapamaz, bu de¤erlendirme ›fl›¤›nda hareketin geliflim yönünü belirleyerek buna uygun somut görevler tespit edemez. Bugün kitlelerin ve her sosyal s›n›f›n gerçek durumu, ö¤renilmek zorundad›r. Araflt›rma yapmak etrafl›ca bilgilenmek için Marksist-Leninist-Maoist bak›fl aç›s›na Marksist-LeninistMaoist yönteme sahip olmal›y›z. Bu silah, gerçe¤e ulaflman›n gücüdür. Yaflad›¤›m›z mahallenin, faaliyet yürüttü¤ümüz semtin, ilin, bölgenin ya da köyün, kasaban›n durumu hakk›nda etrafl› bir araflt›rma yapmal›y›z. Çal›flt›¤›m›z iflyerinin, atölyenin, fabrikan›n, iflkolunun, büronun vb... hakk›nda somut etrafl› bilgi sahibi olunmadan proleter devrimcilik yap›lamaz. Yaflad›¤›m›z, faaliyet yürüttü¤ümüz alanda kitlenin ekonomik-sosyal- politik-kültüreletnik durumu hakk›nda sosyal
bir araflt›rmayla etrafl› bir bilgilenmeye çal›flmal›y›z. Bu yüzden ç›plak göz yeterli de¤ildir. Teleskoptan ve mikroskoptan yararlanmal›y›z. Politik ve askeri sorunlardaki teleskobumuz, Marksist yöntemdir. Araflt›rma yapmak bilgiye duyulan açl›k gibi olmal›d›r. Yaflam için ekmek ve su, oksijen ve günefl ne denli ihtiyaçsa proleter devrimci mücadele için de bilgi, yani gerçek, yani somut, o denli yaflamsald›r. ‹stekli ve alçakgönüllü ö¤renci olunmadan araflt›rma yap›lamaz. Bunun için Baflkan Mao, ihtiyaç duyulan gerçe¤e varmak, ö¤renmek için, belli sorular içeren bir taslak haz›rlamadan bahsetmektedir. Kitlelerin farkl› kesimlerinden insanlarla bilgi derleme toplant›lar› yapmam›z› söylemektedir. Baflkan Mao bilgi derleme toplant›lar›n› “benim çok yarar›n› gördü¤üm en basit, en pratik ve en güvenilir yöntemdir. Herhangi bir üniversiteden daha iyi bir okuldur.” der. Devrimci saflarda yarat›lan sars›nt›n›n ö¤renme eylemindeki y›k›c› boyutunu görmek gerekir, bugün devrimci tarzda ö¤renme ve ö¤rencilikten yeterince uzaklafl›ld›¤› görülmelidir. Ö¤renci olmadan ö¤retmen olanlar, ç›rak olmadan usta olanlar, dinlemeden-konuflanlar, kavramadan-yorumlayanlar, araflt›rma yapamadan söz hakk›na sahip olan, padiflah elçileri vard›r. Bilgiyi cebinde zannedenler var. Bilgiyi cebinde zannedenler fena halde yan›lmaktad›rlar. Bilgilenme ve ö¤renme eylemindeki bu tarzda, parti bilincinin k›r›ld›¤›n› görmeliyiz. Parti ve önderlik bilinci alçakgönüllü olmay› kitleleri sayg›de¤er ö¤retmenler kabul etmeyi gerektirir. Ö¤retmen olmadan önce ö¤renci olmas›n› bilmektir, partili
Evet Marksizm, toplumlar tarihini inceleyerek kapitalizmin kanunlar›n› aç›klam›fl ve sosyalizmin kaç›n›lmazl›¤›n› ilan etmifltir; ama sosyalizmin kendili¤inden kurulaca¤›n› de¤il Leninizm, Marksizm bir eylem k›lavuzu olarak benimseyip, yaflad›¤› an›n, emperyalizm ça¤›n›n nesnel yasalar›n› aç›klay›p, sosyalizmi maddilefltirmifl ve böylelikle Marksizmi bir üst evreye tafl›m›flt›r. Maoizm ise 1917 sosyalist ekim devrimi sonras› nesnel dünyan›n yasalar›n› aç›klayan ve proletaryan›n eylem k›lavuzu olan Marksizm-Leninizm bilimine katk›n›n ad›d›r. Bu aflamalar›n hiçbirisi kendili¤indencili¤in ürünü de¤ildir. Aksine herbiri, diyalektik materyalist yöntemin, bir eylem k›lavuzu olarak alg›lan›p nesnel dünyan›n yeniden yorumlanmas› ve de¤ifltirmek için iradi müdahalede bulunma teorisinin ve prati¤inin sonucudur. Devam edecek
ve önder olmak! Bilgi ve birikim, beceri ve yetenek devrim mücadelesinde pazarlanamaz. Her türlü bilgi ve birikim partinin ve devrimin hizmetine sunulmak zorundad›r. Bilgi, birikim s›n›f savafl›m› içinde, pratik içinde elde edilir. Onun hizmetine sunuldukça bilgi maddi güce dönüflür. Prati¤in, devrimin hizmetine sunulmayan bilgi-birikim bir dogmad›r. Partinin, devrimin hizmetine sunulmayan her fley bireyin hizmetindedir. Kolektif olmadan birey, bütün olmadan parça bir hiçtir. Kolektifin bir parças› oldu¤unu iddia eden birey, yaratt›¤› her de¤eri “benim de¤erim, benim ürünüm, benim çabam, benim yaz›m, benim kitab›m, benim faaliyetim” dedi¤inde, orada proletaryan›n, devrimin, partinin ç›karlar›ndan bahsetmiyoruz demektir. Üretilen ürün ve de¤erler “kolektif “ karakter tafl›sa da o tutumda, o tav›rda proleter tav›r ve tutumdan bahsedilemez. Orada art›k bencil bireyci burjuva tutum vard›r. Kolektife “ben” gölgesi düfltü¤ünde orada bir k›r›lma bir bozulma var demektir. Çünkü kolektifin yükseldi¤i zeminde “ben”lere yer yoktur, olamaz da. Kolektifin s›n›fsal ç›kar›yla “ben” in s›n›fsal ç›kar› ve s›n›f terbiyesi taban tabana z›tt›r. Lenin yoldafl’›n dedi¤i gibi “Devrimci deneyim ve örgütsel ustal›k edinilebilinen fleylerdir, yeter ki insanda gerekli özellikler edinme iste¤i olsun. Yeter ki insan hatalar›n›n fark›na vars›n devrimci meselelerde bu yar› yar›ya düzelme demektir.”( Ne Yapmal›?) Bunu görelim!.
16-29 Ağustos 2002
işçi-köylü 35
16
“Seçmene” mönü: Avrupa Birli¤i üyeli¤i, ifl, afl, demokratikleflme Sofrada ise ba¤›ml›l›k, faflizm, flovenizm ve yoksulluk... Parlamento burjuva s›n›f›n bir egemenlik örtüsüdür; gerçek egemenlik ayg›t› olan devletin üzerinin örtülmesine yarayan ve bu esas olmak kayd›yla egemen s›n›f kliklerinin hangilerinin halk› ayaklar› alt›na alaca¤›n›n saptanmas›na yarayan bir örtü. Ülkemizde de kullan›lan bu örtünün niteli¤i, ülkenin mevcut toplumsal ve ekonomik karakteri nedeniyle, ‹brahim Kaypakkaya’n›n da belirtti¤i gibi “kaba ve uydurma”d›r. Türk egemen s›n›flar› “bafl›ndan beri kaba ve uydurma” olan parlamentolar›n›n “yenilenmesi” için bir seçim sürecine girmifl bulunmakta. Parlamentonun d›fl›nda seçim tart›flmalar› yapmak anlaml› de¤ildir. Seçim tart›flmalar› esas olarak parlamento zemininde ele al›nmal›d›r. Çünkü seçimler, parlamento düzleminde ve parlamento için yap›l›r. Parlamento burjuva s›n›f›n bir egemenlik örtüsüdür; gerçek egemenlik ayg›t› olan devletin üzerinin örtülmesine yarayan ve bu esas olmak kayd›yla egemen s›n›f kliklerinin hangilerinin halk› ayaklar› alt›na alaca¤›n›n saptanmas›na yarayan bir örtü. Ülkemizde de kullan›lan bu örtünün niteli¤i, ülkenin mevcut toplumsal ve ekonomik karakteri nedeniyle, ‹brahim Kaypakkaya’n›n da belirtti¤i gibi “kaba ve uydurma”d›r. Türkiye’de parlamento, burjuvazinin ulusal ba¤›ms›zl›k sürecinin de¤il, aksine feodalizm art›¤› toprak a¤alar›n›n ve uluslararas›, tekelci burjuvazinin iflbirli¤inin bir ürünüdür. Türkiye’de parlamento, burjuvazi önderli¤inde feodalizme karfl› oluflmufl örgütlü bir halk hareketinin temsil sorunu olarak gündeme gelmemifl, aksine örgütlenmesi da¤›t›lm›fl bir halk›n emperya-
lizm ile feodal art›klar›n iflbirli¤i ile bask› alt›na al›nmas›n›n, aldat›lmas›n›n zorunlu arac› olarak gündeme gelmifltir. Parlamento, faflizmin uluslararas› bir kabulünün gere¤idir “genç” Türkiye’de. Onu ‘kaba ve uydurma’ k›lan budur. Türkiye’de ‘kaba ve uydurma’ niteli¤i, parlamentonun kitlelerin bilinçlenme sürecine katk› sunamamas›n›n da nedeni olmufltur. Burjuva devletlerinin oluflum sürecindeki halk›n mücadelesinin bir ürünü olarak parlamento, halk›n bilinçlenmesine neden olurken, Türkiye’de bu, bafl›ndan itibaren aksi yönde bir çizgi izlemifltir. Bafl›ndan itibaren karfl›-devrimci fliddete dayanan, flovenizmi esas alan, emperyalizm ufla¤› devletin bu niteli¤ini örten bir ifllevle kitlelerin bilinçlenmesi önündeki engellerden biridir parlamento. Bu niteli¤i ile parlamento, halk temsilcilerinden çok egemenlerin kendilerinin ve memurlar›n›n bir toplanma ve gevezelik yapma mekan›d›r. Türkiye “Cumhuriyeti” tarihinin hiçbir döneminde, halk›n gerçek ç›karlar›n› ifade eden temsilcilerin bir araya gelebildi¤i bir mekan özelli¤i tafl›mam›flt›r parlamento. Aksine, halk›n gerçek ç›karlar›n› k›smen savunanlar›n ya da
ifade edenlerin en k›sa zamanda d›flland›¤›, afla¤›land›¤› mekanlar olmufltur. Seçilenlerin hemen hepsi egemenlerin seçmeleri, yetifltirmeleri olmufltur. Parlamentoda hakimiyet için egemen kliklerin yapt›¤› dalafl halk›n sömürülmesinden pay kapmaya dönüktür. Bir yönetme cihaz› olmad›¤› halde parlamento, devlet imkanlar›n›n bir k›sm› üzerinde etkindir. Bu etkinlik egemenlerin klik savafllar›n›n bir nedeni olmaktad›r. Bütün parlamento kavgalar›nda mesele, hangi kli¤in parlamento arac›l›¤›yla devlet imkanlar›n› kullanaca¤› ve ‘halk› ayaklar› alt›na alaca¤›’ olmufltur. Türkiye’de yönetme ifllevi daha da dar olan parlamentonun, devletin kendisi de¤il sadece bir parças›, üstelik esas olmayan parças› oldu¤u gerçe¤ini asla unutmamal›y›z. Bu belirleyici önemdedir. Parlamentoyu devletin yerine koymak devletin ne oldu¤unu kavramamakt›r. S›n›f savafl›m›ndan bihaber olmakt›r. Parlamento en geliflkin burjuva demokrasisinde dahi bir yönetme cihaz› de¤ildir. Yönetme cihaz› her biçimde devlettir. ‹ktidardaki güçleri ordu, polis, mahkeme vb.ne kimin hakim oldu¤unu saptayarak belirleyebiliriz. Ancak
bunun bir yans›mas› olarak parlamentodan bahsedebiliriz. Elbette ki bu önemsiz bir yans›ma de¤ildir, ama nihayetinde yöneten de¤ildir; yönetenin bir yans›mas›d›r; bir yans›ma olarak önemlidir. Bu nedenle iktidar, parlamento arac›l›¤›yla de¤ifltirilemez. Burjuvazinin iktidara geliflinde de parlamento esas araç olmam›flt›r. Parlamento üzerinde, devlet her üstünlü¤e sahiptir; gerekti¤inde, engel kabul etti¤inde varl›¤›na son verebilir. Parlamentonun tek bafl›na bunun önünde engel olabilme koflulu yoktur. Parlamentolar›n ifllevi yak›ndan izlendi¤inde bu çok aç›k olarak görülür: Neredeyse hiçbir yasa, parlamentodaki tart›flmalar›n ürünü olmaz, her zaman haz›rlan›r, benimsenir ve hatta kimi zaman uygulan›r ve parlamento ondan sonra “yasama” ifllevini yerine getirir. Türkiye’de ekonomik-politik hemen tüm meseleler bu karakterde kanunlaflmaktad›r. Bunun için sürecin öne ç›kan kanunlar›n› an›msamak ve bu kanunlar›n kimlerin ç›kar› için olufltu¤unu görmek yeterlidir. ‹l ‹dare yasas›, Kriz Yönetim Merkezleri ile ilgili yasa, Memurun Muhakeme Kararnamesi, vergi yasalar›, Tahkim yasas›, Serbest Bölgeler Düzenleme yasas›, Ola-
¤anüstü Hal yasalar›, Tar›mda Teflvik yasas›, Bankalar Denetleme ve Düzenleme yasas›, Özellefltirme yasalar› vs… Bu yasalar›n devletin merkezi ve yerel güçlerinin özellikle devrimci halk hareketlerine karfl› daha güçlü müdahalesi için, uluslararas› tekellerin daha yo¤un sömürüsü için, küçük üreticinin pazar pay›n›n iflbirlikçilere aç›l›m› için, iflçi s›n›f›n›n mücadelelerle elde edilmifl haklar›n›n gasp› için vs. ç›kar›ld›¤›n› halk›m›z bilmektedir. Parlamento, egemenlerce belirlenmifl ifllevini yerine getirmekle yükümlü. Ç›kar›lan yasalar ve bu yasalar›n ç›kar›l›fl tarz› bunun aç›k kan›t›d›r. Parlamento arac›l›¤›yla iktidar›n ele geçirilebilece¤i hayalleri bir tarafa, ülkemizde ifllevi bu kadar aç›k olan parlamentonun kitlelerin bilinçlenmesi için geri/basit bir zemin dahi tafl›mad›¤› aç›kt›r. Parlamento tart›flmalar›n›n yeterli bir zemin tafl›mas› toplumun örgütlü olmas› ile esas olarak ilgilidir. Burjuva egemenlik s›n›rlar› içinde, ezilenlerin mücadeleleriyle elde ettikleri haklar›n bir ürünü olarak toplumun örgütlü olmas› parlamentonun kitlelerin bilinçlenmesi için kullan›lmas›na belli olanaklar sa¤lar. Kapitalist ülkelerde;
işçi-köylü 35 burjuva demokrasisinin geliflmifl oldu¤u ülkelerde parlamentonun komünistlerce de kullan›labilir özelliklere sahip olmas› bu örgütlülükten ileri gelmektedir. Türkiye’de ise bundan bahsedebilmek esas olarak mümkün de¤ildir. Parlamentonun oluflumuna iliflkin belirttiklerimiz Türkiye “Cumhuriyeti”nin bütünü için de geçerlidir. Halk›n yasal olarak örgütlenme ve politik arenada rol oynama hakk› esas olarak engellenmifltir. B›rakal›m politik örgütlenmeleri ekonomik-demokratik, kültürel-sosyal örgütlenmeler dahi ülkemizde önemli derecede k›s›tlanm›flt›r. Devletin belirledi¤i s›n›rlar her zaman belirleyici olmufltur. Yasal prosedürü devlete itaati esas almayan bir örgütlenme neredeyse yoktur. Spor faaliyetlerinin örgütlenmesinde dahi devlete itaat esast›r. Halk›n örgütlenme hakk›n›n önemli derecede s›n›rland›¤› yerde devlet, kitlelerin bilincinde tek söz sahibi olarak yer edinir. Bu, parlamento denen ayg›t›n niteli¤ine de yans›r. Zay›f bir halk örgütlülü¤ü ayn› zamanda güçlü bir egemen s›n›f örgütlülü¤ü demektir. Parlamentoda söz sahibi olmak, parlamento seçimleri arac›l›¤›yla kitlelere politik bilinç tafl›mak, kitleleri örgütlemek vs. halk›n örgütlenme derecesi ve hakk›yla iliflkilidir. Parlamentonun, parlamento seçimlerinin kitlelerin bilinçlenmesi ve örgütlenmesi üzerinde etkili olmas›ndan bahsetmek için kitlelerin önemli derecede örgütlenme olana¤›na sahip olmas› gerekir. Türkiye’de bu olanak her bak›mdan devletin genel politikalar›, tarih ve toplum anlay›fl›, örgütlenme ilkeleri ile ortadan kald›r›lm›fl durumdad›r. Örgütlenmek için devleti savunmak, korumak zorunlu hale getirilmifltir. Bunun ötesinde savunmufl ve korumufl olmak da zorunludur! Devletin genel politikalar›na, tarih ve toplum anlay›fl›na, örgütlenme ilkelerine karfl› olmak suçtur… Mevcut partilerin tüzükleri, programlar› bu suçlaman›n d›fl›nda ve elbette devletin istemleri temelinde haz›rlanm›flt›r. Farklar hep görecelidir. Propaganda ve ajitasyon da ayn› biçimde s›n›rl›d›r. Bu, faflizmin var olma tarz›d›r. Ve bu nedenle Türki-
17 ye’de halk›n örgütlenmesi devlet taraf›ndan belirlenmifl olmak durumundad›r. Bunun bir ürünü olarak Siyasi Partiler Yasas› faflizan bir karakterdedir; seçim yasas› rejimin korunmas›n›n teminat› olarak flekillendirilir ya da flekillendirilmek istenir; seçim süreçlerinde devletin, siyasi partilerin çal›flmalar›na müdahale hakk›, yetkisi önemli derecelerdedir; rejime yönelik tehlikeler bafltan etkisizlefltirilmek istenir; “demokrasi” bir avuç ufla¤›n ça¤r›lar›, telkinleri ile uygulan›r ve halk›n ç›karlar›n› savunmak temelindeki örgütlenmelere bafltan yasaklar konur ve kitlelerin bilinçlenme süreçleri engellenir; Milletvekili adaylar›n›n belirlenmesinden seçilebilir olmas›na kadar hemen her düzeyde halk›n önü t›kan›r. Kitlelerin bilinçlenmesi-
nin, mevcut biçimde yönetilmek istememesinin etkisizleflmesine olanak sa¤layacak. Seçimler bu yüzden gerekli hale gelmifltir. Son seçimlerden üç buçuk y›l sonra, koalisyon hükümeti, süresi dolmadan seçimlere gitmek zorunda kald›. Seçimi erken hale getiren etmenler görünürde son dönemdeki geliflmeler. Oysa bu hükümetin uzun ömürlü olamayaca¤› ekonomik-politik bunal›m›n artan yo¤unlu¤u nedeniyle öteden beri anlafl›l›r haldeydi. Arka planda, gizlenen yan›yla egemenlerin yaflad›¤› ekonomik-politik bunal›m bu seçimin gerçek nedenidir. Egemenler yaflanan krizin boyutlar›n› sonuna kadar gizleme ve bunun sonuçlar› alt›nda ezilen halk›n tepkisini mümkün oldu¤unca söndürme çabas›ndad›r. Son dönem yaflananlar büyük ölçüde önü-
16-29 Ağustos 2002 güç parlamentonun de¤il devletin elinin alt›ndad›r; dokunulmaz ve parlamentonun koruyucusu olan devletin! Seçimlerin nedeni ekonomik-politik krizdir. Mevcut koalisyonla halk› aldatma rolünü oynamaz hale gelmifl parlamentonun de¤iflmesi, bu sayede hükümetin de de¤iflmesi ve halk deste¤inin yeniden sa¤lanmas› istenmektedir. Üç “ayr›” çizgideki parti ile neredeyse tarihinin en uyumlu hükümetini yaratan koalisyonun son ana kadar kendi içinde önemli bir t›kanma yaflamad›¤›na herkes flahit olmufltur. Buna ra¤men erken seçime gereksinim duyulmas›n›n esas anlam› ancak halk deste¤inin ciddi oranda kayb›ndan baflka bir fley olamaz. Koalisyon hükümeti bu dönemde önemli bir borç ödeyememe krizi yaflad›. Bu krizin emperyalist kurulufllara
Egemen s›n›flar›n “kaba ve uyduruk” egemenlik örtüsü parlamentodan halk›n ç›kar›na hiçbir yasan›n ç›kmayaca¤›n›n halk da bilincindedir bugün.
nin ve örgütlenmesinin bir arac› olma özelli¤inden tümüyle yoksun olan Türk parlamentosunun bugün seçimle yenilenmesi, egemen s›n›flar›n iç çekiflmelerinin ve halk›n mevcut gidiflata, politikalara, partilere güvensizli¤inin bir ürünü olarak gündeme gelmifltir. “Milletvekili seçimleri” olarak adland›r›lan bu yenilemede halk›n ç›karlar›, istemleri, yönelimi her zamanki gibi yine bask› alt›na al›nacak. Ayn› zamanda egemen s›n›f klikleri aras›ndaki uyuflmazl›k bir süreli¤ine giderilecek. Parlamento seçimleri “seçmenin” (halk›n) hoflnutsuzlu¤unun, güvensizli¤i-
müzdeki sürece haz›rlanman›n ve halk› aldatmak üzere partilerin yeniden düzenlenmesinin ad›mlar›, hamleleridir. Ne MHP’nin emperyalizmin dayatmalar›na karfl› bir tavr› vard›r ne de kurulan YTP’nin yaflan›lanlar› sonland›rmak gibi bir amac› vard›r. ‹kisinin ve di¤erlerinin de amac› varolan› de¤ifltirmek de¤il, onun üzerinde söz sahibi olmakt›r. Bu gerçek, mevcut egemen partilerin çizgilerinden, politikalar›ndan, yönetim kadrosundan vs. anlafl›ld›¤› gibi Türkiye’deki parlamento gerçekli¤inden de anlafl›labilirdir. De¤ifltirmek güç gerektirir ve bu
yans›mas›n›n asgari düzeye indirgenmesi yönünde yap›lan müdahaleler halk›n daha yo¤un sömürülmesi anlam›na gelen önlemlerden ibaretti. Ve bu önlemler “büyük ekonomist”, “kurtar›c›” diye sunulan Dünya Bankas› Baflkan yard›mc›lar›ndan Kemal Dervifl taraf›ndan yönetildi. O zamandan bugüne devlet borçlar›n› ödeyebilir hale gelirken halk›n genel durumunda olumlu yönde bir de¤iflim yaflanmad›! Devlet borçlar›n› ödeyebilir hale gelirken daha fazla borç elde etme imkan› da kazand›! Bununla birlikte halk›n al›m gücünde sürekli bir gerileme yafland›, iflsizlik
artmaya devam etti, iflas eden iflletmeler geri dönmedi vs… Halk›n yaflam›nda gerileme devam etti. Halk›n geçim derdine hiçbir çare sunamayanlar onlar›n deste¤ini de büyük oranda yitirmifl durumdalar. Halk›n deste¤ini kaybetmifl bir hükümetin, efendileri için yapaca¤› fazla bir fley yoktur. Büyük destek kayb›na u¤ram›fl olan hükümete yönelik uzun zamand›r seçim bask›s› oldu¤u biliniyor. Bu süre içinde çokça ‘ekonomik krizin sorumlulu¤unun siyasal yetmezlik oldu¤una’ dair tart›flmalar yafland›. Unutmayal›m bu hükümetin Baflbakan rolündeki faflist lideri her elefltiriyi, uyar›y›, “muhalefeti” “ekonomiye zarar veriyor” diyerek karfl›lad›. Bu son ana kadar sürdü. Bu hükümetin ayakta kalmas›n›n en önemli nedeni “ekonominin seçimi kald›ramayacak” olmas› ve mevcutlar içinde alternatif (egemenler için uygun nitelikte ve var olan hükümetten daha yetkin bir alternatif) bulunmamas›yd›! Üç “ayk›r›” parti bu nedenle birlikte, uyumlu bir hükümet yaratt›lar! Halk›n deste¤ini kaybetmifl olman›n bundan daha aç›k bir ifadesi olabilir mi? Seçimler erken de¤il geç bile kalm›flt›r. Uygulanan ve efendilerine itaatte santim flaflmayan koalisyon partilerinin uygulayacaklar›na sürekli olarak söz verdikleri ekonomi program›n›n gereklerine uygun davran›ld›. Gecikmenin nedeni de bundan baflka bir fley de¤ildir. Seçim propagandas› boyunca halktan oy isteyecek olan bu koalisyon partilerinin hangi politikalar›n›n devam› için oy isteyebileceklerini tespit etmek mümkün müdür? MHP “milliyetçilik” çizgisinin desteklenmesini isteyebilir mi? Ya da destek bulmas› mümkün mü? DSP “halkç›l›k” ve “dürüstlük” konusunda ahkam kesebilir mi? Ya da bu yönlerden destek bulmas› mümkün mü? ANAP son ana s›k›flan AB Uyum Paketi ile olufltu¤u varsay›lan burjuva demokrasisini içeren çizginin arkas›n› getirebilece¤i konusunda güven verebilir mi? Bunlar›n yan›tlar›n›n esas› ayn›d›r. Hay›r. Birinci olarak, düzene ait partilerin savunduklar›n› iddia ettikleri tüm çizgiler gevezelikten baflka
16-29 Ağustos 2002 bir anlam tafl›m›yor. Bu dün de böyle idi, bugün de. ‹kinci olarak, bu partiler gevezeli¤ini yapt›klar› ana meselelerde (AB konusu halk taraf›ndan henüz tam anlafl›lm›fl de¤ildir) adam ak›ll› tökezlemifl durumdalar. Aldatmaya dönük politik sözlerin gerçekli¤i a盤a ç›km›flt›r. Bu süreçte (ekonomik-politik bunal›m›n a¤›r oldu¤u bu süreçte), bu partiler (koalisyon partileri) halk› aldatma görevlerini yerine getirmifllerdir. ‹flin (seçimin) özü budur. Gerisi yalan ve aldatma üzerine kurulu ‘kaba ve uydurma’ parlamento tepiflmesidir. Son dönemde yaflananlar› seçim süresince yaflanacak tepiflmenin bir provas› olarak de¤erlendirmek mümkündür. Partiler hangi politikalar üzerinden halka sesleneceklerini ortaya koymufl oldular. Bununla birlikte bu süreçteki geliflmeler seçime yat›r›m olarak da görülmelidir. Kitlelerin yönelimini etkileyecek bir son hamle, bütünü gerici bu partilerin halk taraf›ndan desteklenmesine neden olabilir. Bunun örnekleri tarihte mevcuttur. Nitekim özellikle ANAP’›n AB Uyum Paketinin yasalaflmas›yla prim yapt›¤› ve halk›n bunu k›smen de olsa önemseyece¤i aç›kt›r. Ancak belirtti¤imiz gibi; k›smen. Esas olarak güven yoktur, esas olarak destek yoktur. Halk, kendi gücünün iktidarda olmad›¤›n›n ve seçimlerle bunun sa¤lanamad›¤›n›n fark›ndad›r. Son seçimlerde, MHP’nin iktidara giden yolda anti-kapitalist ve afl›r› milliyetçi söylemleri kullanmas› onun gerçekli¤ini ancak bir süre gizleyebildi. Bu söylemlerle birlikte kitlesel bir kimlik de yaratan MHP’nin halk›n ekonomik sorunlar›na çözüm içeren sözde politikalar›n›n koalisyon hükümeti boyunca yalan ve düzmece oldu¤u a盤a ç›km›flt›r. MHP “uflakl›k” ile itham etti¤i partilerden farkl› hiçbir fley yapmam›flt›r. Çünkü iktidara uflakl›¤›n en iyisini yapmak için geldiklerini bafl›ndan beri biliyorlard› ve bundan pay kapmak için iktidar› paylaflt›lar. Türk milliyetçili¤inin bayraktarl›¤›n› yaparak devletin Kürt sorununda ataca¤› ad›mlar›n (bunlar›n ne oldu¤u bugün tümüyle a盤a ç›km›flt›r: En geri kültürel haklar›n k›r›nt›lar›!) basama¤› ve tar›mda uygulanacak politikalar›n köylüler taraf›ndan desteklenmifl oyuncular› oldular. Elbette bu “MHP olmasayd› bunlar gerçekleflemezdi” anlam›nda de¤ildir. Ancak MHP’nin olmas› bu süreci kolaylam›flt›r. MHP bu noktada devletten (efendisinden) pay›n› da alm›flt›r. Bu çizginin ‘devletçi solda’ da bir yans›mas› var. Kendine hala sol diyen ve milliyetçi söylemlerle faflist politikalara aktif destek veren kimi parti ve çevreler “AB karfl›t›” politikalar› uflakl›k karfl›t› olarak devrimci, ilerici göstermektedir. Bu sayede iktidar güçlerine destek veren bir hareketlilik
18 yarat›lmakla birlikte iktidar›n, egemen s›n›f ve partilerin, devlet politikalar›n›n s›n›fsal niteli¤i konusunda karmafla da yarat›lmaktad›r. Türkiye’de AB karfl›tl›¤›ndan milliyetçili¤e, ABD ile iflbirli¤inden Rusya ile iflbirli¤ine kadar halka dönük olarak kullan›lan bütün söylemler aldatma üzerine kuruludur, gevezeliktir. Devletler aras› görüflmeleri, ulusal politikalar›, ulusal ekonomiyi vs. belirleyen güçler, halk taraf›ndan seçildikleri iddia edilen vekiller de¤il, devletin esas güçleridir. Parlamentoda istenildi¤i kadar ulusalc› söylem kullan›ls›n, istenildi¤i kadar ABD emperyalizmine karfl› farkl› güçlerin deste¤inin al›nmas›ndan ve tek yönlü bir ittifak politikas›ndan ziyade çok yönlü ittifak politikas›ndan bahsedilsin, istenildi¤i kadar d›fl güçlere karfl› ulusal dayan›flma nutuklar› at›ls›n hiçbir fley de¤iflmez. Aldatma amaçl› olan bu söylemler ayn› zamanda kendini pahal›ya pazarlama amac› gütmekten baflka anlam tafl›m›yor. Hepsinin amac› halk› egemenlere inand›rma ve egemenlerin peflinden sürüklemeye yöneliktir. Bu oyunlar›n genel olarak tuttu¤u do¤rudur. Ama bugün güvensizli¤in s›n›r› hayli geçilmifltir. Ekonomik yönden kazan›mlar› azalmaya devam eden halk›n güvenini bunlarla elde etmek mümkün olmayacakt›r. Seçimlerden yine esas olarak “denenmemifller”; denenmemifl olduklar› için de daha “inand›r›c›” olanlar faydalanacak. Devletin böyle bir zamanda buna ihtiyac› var. “Yeni” olan›n cazibesi kullan›lmak istenecek. Ancak geçmiflin deneyimi unutulmas›n, “anti-faflist, dürüst, halkç›, bar›flsever” Ecevit en az›l› faflistlerden oldu¤unu gösterdi, “anti-siyonist” Erbakan, ABD uflakl›¤›n›, ‹srail dostlu¤unu ‹srail ile yap›lan anlaflmadaki imzas›yla ortaya koydu, “flehit dostu, az›l› PKK düflman›, islamc›” MHP, idam sorunundaki, türban konusundaki taklalar›yla politikada figüranl›k için bulundu¤unu gizleyemedi. Komünist Partisi’nin 1979 Eylül tarihli “Parlamento Faflist Diktatörlü¤ün Maskesidir. SEÇ‹MLER‹ BOYKOT EDEL‹M!” broflüründen bir al›nt› ile bu deneyimin çok eskiye dayand›¤›n› göstermek faydal› olacakt›r. “CHP hükümeti, kendisini ‘faflizme alternatif bir hükümet’ olarak yutturmaya çal›fl›yor. fiimdi seçimler yaklaflt›¤› için yeniden faflizme karfl› mücadeleden söz etmeye, meydanlara nutuk atmaya bafllad›…” “Faflist diktatörlü¤ün mahkemeleri, ordusu vs. de, göstermelik birkaç MHP’liyi tutuklayarak, hüküm giydirerek CHP’ye bu sahtekarl›¤›nda yard›mc› olmaya var güçleriyle çal›flmaktalar” “Ecevit, ‘faflizmi halk›n oylar› ile altettik’ diyor. Bu söz, çok sinsi ve
kurnazca söylenmifl bir yaland›r kardefller. Çünkü birincisi, faflizmi salt MHP olarak göstermeye ve böylece hem düzenin hem de CHP’nin faflist oldu¤unu gizlemeye yar›yor bu söz…” Y›llar öncesine ait, bir egemen s›n›f sözcüsünün halk› aldatmaya dönük yalan›… Bugün benzer yalanlar› dinlemeye devam ediyoruz. fiimdi faflizmden bahsedilmiyor, emperyalizme uflakl›k da pek geçer akçe de¤il, bunun yerini yeni yalanlar ald›, özde de¤iflmeyen yalanlar. “Adalet ve Kalk›nma” yaland›r. “Yeni Türkiye” yaland›r. Üretimi destekleyen, köylüyü koruyan, iflçiye sahip ç›kan, dar gelirliye umut veren söylemler, vaatler yaland›r. “Halk için demokrasi”, “düflünme ve örgütlenme özgürlü¤ü” bunlar›n a¤z›nda sadece yaland›r. Sorulmal›d›r; “orduyu, halk›n denetimine sokmak üzere de¤ifltirecek misiniz?”, “mahkemeleri halk mahkemeleri haline getirecek misiniz?”, “bir avuç egemenin elinde bulunan ve sömürü için kullan›lan zenginli¤e el koyacak m›s›n›z?”, “tar›m ve sanayide emperyalizmin dayatmalar›na kesin karfl› koyacak m›s›n›z?” vs… Hay›r, bunlar›n hiçbirini yapamazlar. Çünkü onlar bir avuç egemenin nutukçular› olmak üzere, parlamentodaki gevezeliklerin liderli¤i için seçilmek istiyorlar. Baflka bir fley için de¤il… Hepsinin geçmifli bunu ispatl›yor. Türkiye ileriye do¤ru bir de¤iflim süreci de¤il, bir çözülme ve y›k›m süreci yafl›yor. “‹yi olacak” diyenler yalan söylüyor. Bu sürecin içinden birileri yine demokrasi havarili¤i yapabilir. Siyasal gericili¤in merkezlerinden biri olan Avrupa Birli¤i’ne “üyelik” süreci birilerinin yalan üzerine kurulu “herkes için demokrasi” özlemine destek olabilir ve s›n›f savafl› gerçekli¤inin üzerine birileri taraf›ndan delik deflik olmufl toplumsal bar›fl örtüsü örtülebilir. Birileri yine ulusalc›l›k demagojisine sar›labilir ve emperyalizm uflakl›¤›na alternatif oldu¤unu iddia edebilir. Bu süreçte halk› aldatmaya dönük politikalarla birlikte ba¤›ml›l›¤› artt›ran ve her hakk›n gasp› ile sonuçlanacak politikalar uygulanacak. Kimi zaman bunlar demokrasi ad›na yap›lacak. Ard›ndan gelecek olan ise her zamanki gibi felakettir. Ezilenlerin gücünün fark›na varmas›, uyanarak savaflmas› gereken günler yaklaflmaktad›r. Bunun için devrimcilerin ve özellikle de bizlerin haz›rlanmas› ve yetkinleflmesi gerekiyor. “Halk kendi deneyimiyle, egemen olmad›kça toplant›ya eski iktidar taraf›ndan ça¤r›ld›kça, halk temsilcili¤inin yan›nda eski iktidar dokunulmaks›z›n varl›¤›n› sürdürdükçe, halk temsilcili¤inin bir hiç oldu¤una kanaat
işçi-köylü 35 getirir. Olaylar›n nesnel gidiflat›, yasalar›n, anayasan›n flu ya da bu yorumu sorununu de¤il, güç sorununu, gerçek güç sorununu gündeme getirir. E¤er güce sahip de¤illerse, bütün yasalar, bütün seçilmifl temsilciler birer hiçtir…” (Lenin. C3. sf. 350) Bize düflen asli görev silahl› mücadelenin gereklerine uygun olarak devrimin/devrimci düflüncenin geliflkin oldu¤u yerlerde, halkta oluflan umutsuzlu¤a ve güvensizli¤e yan›t olmakt›r. Halk mevcut siyasi partilere esas olarak güvenmemektedir. Kurtuluflun orada olmad›¤›n› halk, kendi deneyimiyle ö¤renmifltir. Egemenler onlar› aldatacak fikirler üretemezler art›k, yeni yüzler de bulamayacaklar. Yeni yüzlerin hepsi tan›d›k. Oyun y›llard›r oynanan ayn› oyun. Halk kendine ait bir gücün olmad›¤›n› ve böyle bir güç olmad›kça da ç›karlar›na uygun bir iktidar kurulmayaca¤›n› biliyor. Halk›n henüz fark›na varmad›¤› fley bu gücün kendisinde oldu¤udur. Bizim kavrayamad›¤›m›z fley de esas olarak budur. Halk›n örgütlenmesi ondaki gücün kavranmas› sorunudur. Parti bu gücün kavranmas›, a盤a ç›kar›lmas› ve örgütlenmesidir. Parti bu gücün örgütleyeni ve öncüsüdür. Parti olmadan; militan, faflizmden korunabilen ve onunla savaflmay› baflaran bir parti olmadan bu gücün a盤a ç›kar›lmas› ve örgütlenmesi mümkün olmayacakt›r. Unutmayal›m ki halk›n, kavrayamad›¤› ama çal›flmalar›m›zla kavrayabilece¤i gerçek “… e¤er güce sahip de¤ilsek bütün yasalar, bütün temsilciler birer hiçtir” anlay›fl›d›r ve halk›m›z›n ihtiyac› böyle bir güçtür. Bugün halkta geliflkin olan bilinç parlamento seçimlerinin bir yalanlar komedyas› oldu¤udur. Bugün halk›n anlad›¤› fley parlamentonun karar mercii olmad›¤›d›r. Halk›n, gerçekli¤ini büyük oranda anlad›¤› ve ayn› zamanda esas olarak demokratik bir ortamdan uzak olan parlamento seçimlerine “oy vererek” kat›lmak halk›n ilerici, devrimci ve ana yönünü görememektir. Halk›n ilerici, devrimci yönü parlamentoda kendisinin temsil edilmemesine, örgütlü ve güçlü olmamas›na duydu¤u tepkidir. Halk›n ilerici, devrimci yönü desteklenmeli ve büyütülmelidir. Halk›n ihtiyac›, “örgütlü, yenilmez, kudretli bir güç”tür. ‹htiyaç duydu¤u fakat kavrayamad›¤› fley budur. Bu güç halkta mevcuttur. Bunu kavratacak olan Partidir. Sab›rla ve inatla halk›, kendi gücünü örgütleyebilme yetene¤ine yönlendirmeyi ifl edinelim. Halka hizmet, devrime hizmet ve somut olarak Parti bilinci budur.
işçi-köylü 35
16-29 Ağustos 2002
19
BM’nin Cenin raporu ‹srail’e doping etkisi yaratt› ‹srail Siyonizmi Filistin’e yönelik iflgallerini, katliamlar›n› tüm h›z›yla sürdürüyor. Tüm dünyan›n gözü önünde yaflanan bu geliflmeler egemenlerce ne kadar gözard› edilmeye çal›fl›lsa da art›k söz hükmünü yitirmifltir. Siyonist ‹srail’in Filistin’e yönelik kanl› planlar› tüm h›z›yla sürerken, Filistinliler de kaybedecekleri birfleylerin kalmad›¤› gerçekli¤iyle direnmeye devam ediyorlar. ‹srail iflgalindeki Kudüs’te düzenlenen intihar eyleminde 5 ‹srailli-
meden Nablus’u tekrar iflgal etti. Ve yine ayn› manzaralar tak›ld› objektiflere; y›k›lan evler, yaral›lar, sokaklarda tafllarla çat›flan çocuklar... Geçen ay Gazze’nin ortas›nda ailesiyle birlikte katledilen Hamas Liderlerinden fieyh Salah’›n intikam›n› almak
karfl›s›nda hiçbir fley yapmayan, üstelik yaflananlar› soruflturmak için inceleme heyeti gönderme talebini dahi ‹srail’e kabul ettiremeyen BM, aç›klad›¤› Cenin raporu ile emperyalistlerin hizmetinde bir kurulufl oldu¤unu bir kere daha gösterdi. Aç›klanan bu
nin yaralanmas› ve Nablus yak›nlar›ndaki 2 Yahudi yerleflimcinin El-Fetih’e ba¤l› El Aksa fiehitleri Tugay›nca öldürülmesinden sonra bölgede tansiyon yine artt›. Bat› fieria ve Nablus’ta 6 haftad›r süren abluka A¤ustos’un ilk günlerinde onbinlerce Filistinli taraf›ndan protesto edildi. Kitlesel eylemler noktas›nda aylard›r ses soluk ç›kmayan Filistin’de yap›lan bu sokak eylemleri Filistinlilere büyük bir moral verdi. Böylesi durumlarda iflgalci-intikamc› yüzünü göstermekte geç kalmayan ‹srail, zaman kaybet-
için bir eylem düzenleyen Hamas, Kudüs’teki Yahudi üniversitesinde cep telefonuna yerlefltirilen bir bombay› patlatt›. 7 kiflinin öldü¤ü, 70’i aflk›n kiflinin yaraland›¤› sald›r› ‹srail ordusunu ç›lg›na çevirdi. Eylemci oldu¤u iddia edilen insanlar›n evleri y›k›ld›, tarand› ve onlarca insan gözalt›na al›nd›. Tüm bu yaflananlardan sonra 3 Nisan 2002’de bafllayan Cenin Katliam›na iliflkin bir rapor haz›rlayan BM, raporuyla tam anlam›yla ‹srail’in yakt›¤› yang›na körük oldu. Cenin’de ‹srail’in gerçeklefltirdi¤i katliam
“sürpriz” raporla BM Cenin’de yaflananlar› “katliam” olarak de¤il ‹srail’in “afl›r› güç kullanmas›” fleklinde tan›mlayarak ‹srail’i ve efendisi ABD’yi rahatlatm›fl oldu. Bu da yetmiyormuflcas›na raporda Filistin taraf› da Cenin mülteci kamp›n› “militan unsurlar için bir üs olarak kullanmak”la suçlamakta. Raporda insanlar›n kendi topraklar›n›, flehirlerini, evlerini savunduklar› için suçlanmalar› utanç verici bir tutumken, iflgal olgusunun gözard› edilerek uluslararas› çapta, siyonistlerin suçunun örtbas edilmesi de apayr› bir
utanç kayna¤›yd›. Oysa katliam›n en aç›k delilleri bizzat ‹srail ordusunda görev yapanlar›n ifadeleriyle, itiraflar›yla ortadayd›. Bu konuyla ilgili olarak Yediof Aharonot isimli ‹srail gazetesinin 31 May›s 2002 tarihli “7 gün” adl› hafta sonu ekinde yer alan bir röportaj› hat›rlatmakta yarar var. Cenin katliam›na bizzat kat›lan 40 yafl›ndaki Mofle Nissim adl› bir ihtiyat askeri “Onlara mülteci kamp›n›n ortas›nda bir futbol sahas› açt›m” bafll›kl› röportaj›nda flunlar› söylüyor; “... herfleyi yok etmek istiyordum. Telsiz arac›l›¤›yla komutanlara ‘izin verin tümünü yok edeyim’ diye yalvar›yordum. Benden bir evi y›kmam istendi¤inde, f›rsat bilip bir kaç›na girifliyordum. ‹nan›n ki yeterince y›kmad›k. Üç gün boyunca bütün bölgeyi dümdüz ettim. Atefl aç›lan her evi yakt›m. Onlara evleri boflaltmak flans› vermiyordum. Hiç beklemedim... Mümkün oldu¤unca çabuk y›k›lmas› için en sert biçimde darbelerimi indiriyordum.... Evlerin y›k›l›fl›n› görmekten zevk al›yordum, çünkü biliyordum ki ölümü umursam›yorlar ama evlerinin y›k›lmas› onlar› daha fazla sars›yor. Can›m› s›kan birfley varsa, bütün kamp› ortadan kald›rmay›fl›m›zd›... Cenin’de büyük bir haz içindeydim....” Sadece bir k›sm›n› aktard›¤›m›z bu röportaj›n bu cümleleri bile katliam›n boyutunu anlatmaya yetmekteyken Mofle Nissim’in hastal›kl›, sapk›n ruh halini flahsa ait özel bir durum olarak görmek mümkün de¤il.
Bu iflgal ve katliam›n canavarlaflt›rma politikas›n›n somut tezahüründen baflka birfley de¤ildir. BM’nin sundu¤u bu raporun ertesinde ‹srail bir doping alm›fl gibi Bat› fieria ve Nablus’u yeniden iflgal etti. 150 tank ve z›rhl› araçlarla kuflat›lan kentlerde onlarca Filistinli ölürken yaral›lar›n say›s› dahi tespit edilemedi. Bu iflgali yine Gazze fleridindeki Refah Mülteci kamp›n›n kuflatmas›, sürgünler, ev yakmalar izledi. Ve Filistin Lideri Arafat.. Yang›n yerine dönen Filistin topraklar›n›n ancak ve ancak intifadan›n yükseltilmesiyle kurtulaca¤›ndan “bihaber” BM’den bölgeye uluslararas› bir müdahalede bulunmas›n› istedi. ‹srail’in kuzeyindeki Safed kentinde Hamas’›n askeri kanad› ‹zzettin El Kas›m Tugaylar›n›n düzenledi¤i intihar sald›r›s›nda 10 ‹srailli’nin ölmesi, 38’inin de yaralanmas› ‹srail için yeni bir ablukan›n start› oldu. ‹flgal alt›ndaki Cenin, Nablus, Ramallah, Kalkilya ve Tulkarem’de sokaklar cehenneme dönerken insanlar adeta belirsiz bir süre sokaklara hapsedildi. Yer yer çat›flmalar›n yafland›¤› Filistin’de birçok Filistinli hayat›n› kabederken El Fetih’e ba¤l› El-Aksa fiehitleri Tugay›’n›n lideri ve yard›mc›s›n›n yan›s›ra bir Hamas üyesi de katledildi. ‹srail Siyonizmi Filistin’e yönelik iflgallerini, katliamlar›n› sürdürüyor. Tüm dünyan›n gözü önünde yaflanan bu geliflmeler egemenlerce gözard› edilse de art›k söz hükmünü yitirmifltir.
16-29 Ağustos 2002
işçi-köylü 35
20
Karadeniz halk› üzerinde devlet terörü ve koruculuk Egemenlerin gerilla mücadelesine karfl› yürüttükleri emperyalist patentli kontrgerilla savafl›n›n bir difllisi olan koruculuk, gerek gerillaya, gerekse de halka karfl› kullan›lmaktad›r. Gerillaya yönelik yap›lan askeri sald›r›larda en önde kullan›lan korucular, halk›n mal›n›n yak›lmas›ndan, zorla göç ettirilmesine kadar bir dizi olaya da kat›lmaktalar. Y›llard›r T. Kürdistan›’ndaki uygulamalar›yla gözümüzün önünde bulunan korucular, ifllenen birçok “faili meçhul” cinayete, kara para kaçakç›l›¤›ndan, eroin ve silah kaçakç›l›¤›na kadar birçok kirli ifle bulaflm›fl, bizzat bu iflleri yönlendiren pozisyonu alm›fllard›r. “12 yafl›ndaki ZN korucular taraf›ndan kaç›r›larak günlerce tecavüz edildikten sonra öldürüldü.” “30 yafl›ndaki ismini aç›klamayan kad›n, korucular taraf›ndan tecavüz edildikten sonra hamile kal›nca intihar etti.” “Korucular taraf›ndan kaç›r›larak öldürülen 70 yafl›ndaki....” Bunlar bas›ndan koruculara dair okudu¤umuz haberlerden sadece birkaç›. Yüzlerce örne¤i var bu haberlerin. Oluflturulduklar› günden bugüne her türlü kirli ifli yapan korucular, gerek T. Kürdistan›’nda yaflayan Kürt halk›n›n, gerekse de Karadeniz’in emekçi-yoksul halk›n›n temel sorunlar›ndan biri bugün. Resmi olarak yasalarla kuruluflu 1984’lere dayanan koruculu¤un oluflturulma amac›; “bölparçala-yönet” politikas›n›n hayata geçirilmesidir. Ayn› ulustan olan, devletin her türlü zulmüne eflit oranda maruz kalan halk› birbirine düflman ederek parçalay›p, k›rd›rtmak böylece daha rahat yönetmek. Koruculu¤un 1984’lerde yasalarla resmilefltirilmesi elbette ki tesadüfi de¤ildir. Ulusal hareketin bu dönemde bafllatt›¤› gerilla ç›k›fl›n›n, Kürt kitlesini etkilemesi ve yayg›n bir sempati toplamas›, devletin koruculu¤u resmilefltirmesinde önemli bir etkendir. Bu dönemde kitleler üzerindeki etkisini kaybetmeye bafllamas› egemenleri böyle bir örgütlülü¤ü oluflturmaya mecbur etmifltir. Egemenlerin gerilla mücadelesine karfl› yürüttükleri emperyalist patentli kontrgerilla savafl›n›n bir difllisi olan koruculuk, gerek gerillaya, gerekse de halka karfl› kullan›lmaktad›r. Gerillaya yönelik yap›lan askeri
sald›r›larda en önde kullan›lan korucular, halk›n mal›n›n yak›lmas›ndan, zorla göç ettirilmesine kadar bir dizi olaya da kat›lmaktalar. Y›llard›r T. Kürdistan›’ndaki uygulamalar›yla gözümüzün önünde bulunan korucular, ifllenen birçok “faili meçhul” cinayete, kara para kaçakç›l›¤›ndan, eroin ve silah kaçakç›l›¤›na kadar birçok kirli ifle bulaflm›fl, bizzat bu iflleri yön-
önemli silahlardan biridir. Devlet bu politikay› özellikle de emekçi yoksul halk› gerillaya karfl› silahland›rma temelinde kullanmay› amaçlamaktad›r. Devlet y›llard›r T. Kürdistan›’nda kulland›¤› bu politikay› bugün Karadeniz’de de yayg›nlaflt›rmaya çal›flmaktad›r. Emekçi Karadeniz halk›n› gerillaya karfl› silahland›rmaya çal›flarak gerillan›n halk üzerindeki etki-
T. Kürdistan›’nda korucular›n bizzat bafl›n› çekti¤i haraç toplama, adam kaç›rma, öldürme, uyuflturucu, silah kaçakç›l›¤›, tecavüz ve çete kurma gibi karanl›k ifller 1996 y›l›nda kamuoyunda iyice tart›fl›lmaya baflland›¤›nda OHAL ve koruculuk devletin üzerinde daha bir titizlikle durdu¤u konular aras›na girmiflti. O dönem say›lar› T. Kürdistan›’nda 62 bin 832 olan
lendiren pozisyonu alm›fllard›r. Bu durumdan rahats›z olan egemenler, haks›z savafltan elde edilen rant› paylaflmak istemeyerek belli yerlerde koruculu¤u ya da¤›tm›fllar ya da öldürerek cezaland›rm›fllard›r. Resmi olmayan kuruluflu Osmanl›ya kadar dayanan koruculuk bugün devletin gerilla mücadelesine karfl› kulland›¤›
sini k›rmaya ve halk› kendi çocuklar›n› öldürtmeye zorlamaktad›r. Devletin Karadeniz Bölgesi’nde silahl› mücadele yürüten devrimci ve komünist parti ve örgütlerin faaliyetlerini engellemek amaçl› uygulad›¤› politikalardan koruculu¤un seyrine bakt›¤›m›zda karfl›m›za özetle flu tablo ç›kmaktad›r.
koruculardan 23 bin 222’si bahsini etti¤imiz vukuatlardan görevlerinden göstermelik de olsa al›nm›flt›. Dönemin OHAL Bölge Valisi Necati Bilican, gerilla savafl›na karfl› kulland›klar› en has yöntemlerden olan koruculu¤a iliflkin “Baz› sak›ncalar›na karfl›n koruculuk sisteminden vazgeçmeyece¤iz. Bunu tart›flmak bile yanl›flt›r” diyerek Ka-
radeniz’de de boy verdirecekleri koruculu¤a toz kondurmam›flt›. Tam da bu dönemlerde Proletarya Partisi’ne ba¤l› Halk Ordusu’nun Tokat ve çevre illerinde yoksul-emekçi halk›n sempatisini toplayan, faflist TC’yi hedef alan eylemlerinin ivme almas› devleti telaflland›rm›flt›. Ciddi oranda askeri gücünü bölgeye y›¤an TC, bununla da yetinmeyip “alan hakimiyeti” diye tan›mlad›¤› politikay› hayata geçirmek için özel timli, jitemli operasyonlar›n›, halka zorla silah da¤›t›m›yla beslemeye çal›flm›flt›. ‹fle Mart-Nisan 1997 y›l›nda sadece Almus’un bir beldesinde 700 kifliye zorla silah da¤›tmakla bafllayan jandarma, dönemin Tokat Valisi Ayhan Çevik’le yo¤un bir koruculuk furyas›n›n start›n› vermiflti. ‹çiflleri Bakanl›¤›’ndan silah talebinde bulunan Ayhan Çevik’in talebi, önce Niksar ve Refladiye’nin köyleri için karfl›land›, tabi sonras› da geldi. T. Kürdistan›’ndaki deneyimlerini aynen uygulayamayan devlet, bölgenin özelliklerini dikkate alarak öncelikli olarak sünni köylere silah vermiflti. T. Kürdistan›’na karfl›n feodalizmin ve feodal çeliflkilerin daha zay›f oldu¤u bölgede afliret reisleri gibi iflbirlikçilerin olmay›fl›, devletin gözünü önce sünni köylere dikmiflti. Bu politikan›n uygulan›rl›¤›n› ispatlamak, halk›n silah› nas›l da seve seve ald›¤›n› (!) göstermek için önce Refladiye’nin Çak›rlar köyü seçilmiflti. Devlet için hiç de s›radan bir köy de¤ildi Çak›rlar köyü. Susurluk çetesinin elebafllar›ndan Özel Harekat Dairesi eski Baflkan Vekili, iflkenceci, halk düflman› ‹bra-
işçi-köylü 35 him fiahin’in köyü olan Çak›rlar, bu yönüyle devletin gönlünü kazanm›flken, silahlar› alarak bir kez daha s›rt›n› s›vazlatm›flt›. Tokat’›n yan›s›ra Ordu’nun Aybast›, Mesudiye, Perflembe, Gölköy, Korgan, Akkufl ve Giresun fiebinkarahisar’a ba¤l› birçok köye bu k›sa süreçte 2 bin 500’ü aflk›n silah da¤›t›lm›flt›. Az önce de belirtti¤imiz gibi bölgede önce Alevi-Sünni çeliflkilerini kullanarak Sünni köyleri, Alevi köylere karfl› k›flk›rtan devletin propagandas›n›n ikinci hedefi de çocuklar›n› PKK’nin verdi¤i silahl› mücadelede kaybeden aileler olmufltu. ‘97 y›l› sonlar›nda gerillan›n u¤rad›¤› ya da u¤ramas› olas› köylere daha çok yönelen devlet köylülerin silah almak istememesiyle daha da pervas›zlaflm›flt›. S›rçal›, Sar›tarla, Yeflilalan, Sark›z, Eskiköy, Ya¤murlu, Dereköy, ‹ncebel, Mescid, ‹briski, Dive, Karakaya gibi köylere gerillaya yard›m ettikleri, a¤›rlad›klar› iddias›yla yayla yasaklar› getirilmiflti. “Ya silah al›rs›n›z ya da yaylalara ç›kamazs›n›z, ömrünüz karakollarda geçer. Olmad› buralardan defolup gidersiniz” dayatmalar›yla yüzyüze kalan bu köylerden ciddi oranda göçler yaflanm›flt›. Özellikle hayvanc›l›kla geçimlerini sa¤layan bu da¤ köyleri mal›n›-davar›n› köyün çevresinden baflka bir yerde otlatamaz hale gelmiflti. May›s ay›nda bafllayan ve befl ayl›k bir dönemi kapsayan yaylac›l›k böylelikle öldürülmeye çal›fl›lm›fl, köylü büyük bir sefalete süreklenmifltir. Geçim s›k›nt›s› nedeniyle büyük flehirlerden tekrar köylerine dönmek isteyenler de ayn› dayatmalarla yüzyüze kalmaktan kurtulamam›flt›r. Silah alan köylülere önce köy çevresinde, köy giriflç›k›fllar›nda nöbet tutturulmufl, daha sonralar› pusulara ç›kart›l-
21 m›fl ve karfl›l›¤›nda faflist TC taraf›ndan para teklifleri edilmifltir. Bir gerilla cesedine 5 milyar para vaadleriyle yoksul halk›n ekonomik çeliflkilerinden yararla-
n›lm›flt›r. Karakol ve koruculu¤un oldu¤u köylerde, köylülerin flehir ve ilçe merkezleriyle olan iliflkileri direkt devlet denetimine al›nm›fl, köylüler pazarlara Shortlandlar eflli¤inde götürülmüfltür. Sözde onlar› koruyormufl imaj›n› vermeye çal›flan devletin bu kand›rmacas› Almus Kad›vakf›’nda köylüye efllik eden Shortland›n imha edilmesiyle bir fiyaskoya dönüflmüfltür. Koruculu¤u istedi¤i gibi yaflama geçiremeyen devlet, bu politikas›n› direkt bask›, fliddet arac›l›¤›yla uygulamaya çal›fl›rken köylüler yeri geldi köy meydanlar›nda toplan›p kad›nlar›n, çocuklar›n önünde dayaktan geçirildi, yeri geldi sivil arabalarla kaç›r›l›p üzerlerine naylon damlat›larak iflkenceye u¤rad›, tutukland› vs. ‘97 y›l›nda dönemin Tokat Valisi Ayhan Çevik’in yo¤un çabas›yla hiçbir göz boyama-
ya gerek duymadan, alenen uygulanan bask› politikalar›n›n ayn›s› bugün ek taktiklerle sürmektedir. Dün köylünün bo¤az›na yap›flan devlet, bugün bir eliyle köylünün bo¤az›na yap›flmay› sürdü-
rüp, di¤er eliyle iki-üç lokma sunmaktad›r. Eski Tokat Valisi Ayhan Çevik döneminde onca bask›yla tamamen boflalt›lan S›rçal› köylülerinin büyük bir bölümü Tokat Merkezde yaflamaya bafllam›flt›. Dört y›l› aflk›n bir süredir köylerine giremeyen, geçimlerini sa¤layamayan köylüler yeni valinin demagojilerine kanarak silah al›p köylerine geri döndüler. S›rçal›, Mescid gibi daha birçok köy bu gerçeklikle köylerine, yaylalar›na dönse de endifleleri sevinçlerini bast›rmaktad›r. Ayhan Çevik’in flahs›nda teflhir olan devlet terörü halka yap›lan g›da-giysi yard›mlar›yla M. Gündo¤du’nun prestij kazanma çabas›yla örtülmeye çal›fl›lmaktad›r. “‹yi vali”(!) Mehmet Gündo¤du’nun giyindi¤i kuzu postu çok geçmeden düflecektir. Oysa bir yandan bu yard›mlar yap›l›rken di¤er yandan bölgede miyad›n› doldurarak geçti¤imiz günlerde Bursa’ya atanan ‹l Jandarma Alay Komutan› Kurmay Albay Nam›k Dursun’un iflkence, küfür, bask›yla yaratt›¤› nam, tüm yard›mseverlik pozlar›n›n ikiyüzlülü¤ünü aç›kl›yordu. Akarçay’dan, Keçeci’ye, Cihet’e, K›z›ldere’den, Görümlü’ye kadar birçok demokratalevi köye yapt›¤› yard›m görüntülerini yerel TV’lerde, jandarma yay›n› Yöre dergisinde yay›nlayan nam› iflkenceci halk düflman› Nam›k Dursun, köy ortas›nda tokatlad›¤› ana-avrat küfreti¤i, karakollara çekti¤i, ahlaks›z el iflaretleri yapt›¤› insanlara uygulad›¤› bu zulmün görüntülerini haf›zalardan nas›l silecek? Yöre dergisinde nutuk etti¤i “Biz, devletimizin, siz de¤erli vatandafllar›na uzanan sevgi ve flefkat dolu s›ms›cak elleriyiz” cümlelerini s›ralayarak m›?
16-29 Ağustos 2002 Geçen y›l yayla yasa¤›n›n oldu¤u ve koruculu¤un dayat›ld›¤› S›rçal› gibi baz› köyler, silah al›p köylerine dönerken, silah almayan baz› köylerin yayla yasaklar› da kald›r›lmak zorunda kal›nm›flt›r. Tabi önlemleri al›narak... Yaylaya ç›kanlardan bir kifli yayla a¤as› seçilerek silahs›z korucu ifllevi yüklenmifl, çevredeki en ufak geliflmeyi, an›nda jandarmaya bildirmesi için eline cep telefonu tutuflturulmufltur. Birçok noktada seyyar ve yerleflik karakollar›n kurulmufl olmas›n›n rahatl›¤›yla bu yolu deneyen devlet, kendi evlatlar›na karfl› silah tafl›may› gururuna yediremeyen köylüyü masumane görünen yöntemlerle ihbarc›l›¤a itmektedir. Halk›n kan›na girmek için denemeyece¤i yol olmayan devlet bundan sonra hangi teknolojik ürünleri kullanacak bilemeyiz ama flunu çok net söyleyebiliriz, hiçbiri tutmayacak!.. Gelinen aflamada köylerine geri dönmek için baflvuranlara dev-
let, köylülerin yoksulluklar›n› da kullanarak korucu olmalar› flart›yla köylerine geri dönme izni vermifltir. Köylüyü köyünden sürgün ederek onlar›n daha fazla aç ve yoksul olmas›na neden olan devlet, ard›ndan da köylünün en do¤al hakk› olan kendi mal›n›, arazisini, köyünü kullanma, iflleme hakk›n› silah alma kofluluna ba¤lam›fl, koruculu¤u dayatm›flt›r/dayatmaktad›r. Y›lllard›r gerillay› tan›yan, bilen gerilla taraf›ndan bildiriler ve propaganda eylemleriyle uyar›lan köylülerden baz›lar›, buna karfl›n devletin 50 milyon ayl›k ba¤layaca¤›, yard›m yapaca¤› yalan›na kanm›flt›r. Bu konuda çeliflkiye düflenleri, silah› geri vermek isteyenleri “telsizde ad›n›z› korucubafl› diye geçerim, kendi ipinizi kendi adamlar›n›za çektiririm, sizi onlar gebertir” tehditleriyle uya-
ran devletin bu politikalar› gerillan›n, uslanmaz, gözünü para h›rs› bürümüfl korucubafllar›na yönelik cezaland›rma eylemleri, da¤›t›lan bildiri ve propaganda eylemleriyle bofla ç›kacakt›r. Bölgede parça parça uygulanmaya çal›fl›lan koruculuktan bahsederken, korucular›n bulaflt›¤›/bulaflt›r›ld›¤› karanl›k ifllere de de¤inmek gerekmektedir. Sadece silah almakla kalmay›p bölgede ne idü¤ü belirsiz ifllerde kullan›lan koruculardan oluflturulan çeteler, gerillaya yard›m eden köylüleri kaç›rmakta, iflkence etmekte, haraç toplamakta, yani ellerine tutuflturulan 3-5 silah ve altlar›na verilen arabalarla adeta terör estirmekteler. Korucular›n bu vukuatlar› halk› tedirgin etmeye devam ederken, halk aras›nda en afla¤›l›k meslek olarak tan›mlanan muhbirlik, ihbarc›l›¤›n bir aya¤› olan koruculuk lanetlenmektedir. Devletin yozlaflt›rd›¤›, asimile etti¤i insanlar› saltanatlar›n› sürdürmek için bir süre kullan›p sonras›nda kullan›lm›fl bir mendil misali kenara f›rlatt›¤›na çok tan›k olduk. Halk›m›z›n ihanet edeni, ispiyonculuk yapan› sevmeyen bir kültürü vard›r. Yiyecek verilmez, araçlar›na binilmez, akrabal›k, komfluluk iliflkisi kurulmaz ihanet edenle. fiimdilerde bulan›klaflt›r›lmaya çal›fl›lan bu temiz anlay›fl› devletin demagojilerinden ar›nd›rmak, korumak, baflta Proletarya Partisi olmak üzere, devrimci, demokrat kurum, kurulufl ve örgütlü kiflilerin iflidir. Halk›n ekonomik çeliflkileri kullan›larak, bask›yla iflkenceyle dayat›lan koruculuk, bugünkü aflamas›ndayken devletin koruculukla neyi hedefledi¤ini bilincimizde sürekli taze tutmal›y›z. Bu do¤rultuda devrimci ve komünistler olarak egemenlerin saltanatlar›n› sürmeleri için halk›m›za kazd›klar› koruculuk kuyusunu deflifre etmek için onlarla daha çok birlikte olup, bütünleflmeliyiz. Yan›s›ra köylüleri s›kbo¤az eden koruculuk ve getirilerini genifl kamuoyuna sunmak için de¤iflik kitle örgütlerini reformist parti ve sendikalar›, yöre ve köy derneklerini harekete geçirmeliyiz.
16-29 Ağustos 2002
22
işçi-köylü 35
Avrupa Birli¤i çözüm mü? AB’ye üyelik maratonu ve uyum yasalar› ülke gündeminin yine bafl s›ralar›nda yerini korudu geçti¤imiz günlerde de. AB’ye üyeli¤i ve uyum yasalar›n› kölelik olarak de¤erlendirenlerden, demokrasinin ancak bu yollarla gelece¤ini düflünenlere, AB’ye girince sosyal ve ekonomik refah›n yükselece¤ini hayal edenlere kadar çok daha genifl bir yelpazede de¤erlendiriliyor bu süreç. Biz de süreç boyunca konu ile ilgili düflüncelerimizi içeren yaz›lar› yay›nlad›k gazetemizde. Yine bu say›m›z›n gündem yaz›s›n› da “uyum yasalar›” olarak adland›r›lan yasal de¤iflikliklerin de¤erlendirmesine ay›rd›k. Burada da Aç›l›m Hukuk Bürosu, Oral Çal›fllar, Deri ‹fl Genel Baflkan Vekili Musa Servi ve halktan insanlar›n görüfllerini alarak sizlerle paylafl›yoruz.
rinden olan ‘düflünce özgürlü¤ü’, ‘ifade özgürlü¤ü’, ‘örgütlenme özgürlü¤ü’, ‘toplanma ve gösteri özgürlü¤ü’ konular›nda yasalarda var olan k›s›tlay›c› hükümlere dokunulmad›¤›, göstermelik düzenlemelerle yetinildi¤i görülecektir. 2911 say›l› Toplant› ve Gösteri Yürüyüflleri yasas›ndaki de¤ifliklikle, bar›flç›l toplanma ve eylem özgürlü¤ünün önündeki engeller kald›r›lmam›fl, bildirim süresi 72 saatten 48 saate indirilmekle yetinilmifltir. 159. maddede yap›lan de¤ifliklik ile 159. maddede düzenlenen suça yönelik bir k›s›tlama veya kald›rma getirilmemifl, gereksiz bir ek getirilerek düzenlemenin aynen korunmas›na gidilmifltr. Ölüm Cezas› kald›r›l›rken yerine a¤›rlaflt›r›lm›fl müebbet hapis cezas› getirilmifl bu flekilde insani olmayan bir ceza daha uygulamaya sokulmufltur. RTÜK Kanunu’nda yap›lan de¤ifliklikle, Türkçe’den farkl› dil ve lehçelerde radyo ve televizyon yay›nlar›n›n yap›lmas›,
Yabanc› Dil E¤itim ve Ö¤renimi Kanunu’nda yap›lan de¤ifliklikle, özel kurslar düzenlenebilece¤i yönünde getirilen yeniliklere ra¤men, bu düzenlemelere yönelik “Cumhuriyetin anayasada belirtilen bütünlü¤üne ayk›r› olamayaca¤›” ibaresi üzerinden her türlü k›s›tlaman›n zemini haz›rlanm›fl durumdad›r.... Uyum yasalar›n›n flekli anlamda belli düzenlemeler getirdi¤i en temel noktalarda hiçbir yenilik getirmemekle birlikte, uyum paketinin AB yetkililerince olumlu karfl›lanmas› da AB’nin Türkiye’nin demokratikleflmesi gibi bir derdinin olmad›¤›na delildir. Uyum Paketi, AB’nin ‘demokrasi’, ‘insan haklar›’, ‘özgürlük’ kavramlar›na yaklafl›m› konusunda yeterince fikir vermektedir. Üzerinde çokça tart›fl›lan uyum yasalar›n›n, egemen ç›kar çevrelerinin ihtiyaçlar›, beklentileri do¤rultusunda haz›rland›¤›, genifl halk kesimlerinin sorunlar›na yönelik çözümleri bar›nd›rmad›¤› ortadad›r. Bu da, AB yönlendirmesi do¤rultusunda toplumun demokratiklefltirilmesinin mümkün olmad›¤›n›, her türlü aç›l›m projesinin, iç dinamiklerin ç›k›fl al›narak baflar›ya ulaflt›r›labilece¤ini göstermektedir.
kayg›lar› olmayan vekillerimiz(!) seçim öncesi ç›kart›lan uyum yasalar› ile ilgili olarak ince hesaplar›n peflinde koflarken ve aralar›nda bunun pazarl›klar›n› yaparken en vahimi genifl bir halk kitlesi taraf›ndan bu yasalar›n bir umut olarak alg›lanmas›d›r. Ülkeyi yönetenlerin bu ülkenin en verimli kaynaklar›n›, iflletmelerini, topraklar›n› iç-d›fl sermayeye peflkefl çekme heveslerini ve çabalar›n› bir kenara b›raksak bile, ç›kart›lan yasalara bak›ld›¤›nda emekçi halklara yönelik birfleyler getirmedi¤i ortadad›r. Avrupa’ya uyum ad› alt›nda ç›kart›lan yasalar›n bu ülkeye demokrasi getirece¤i söylemi sermaye sözcülerinin en çok dile getirdi¤i söylemlerden bir tanesidir. Bu ülke topraklar›nda yaflayanlar çok iyi bilirler, bu devletin gerek duydu¤unda ne kadar derinleflebilece¤ini ve bir mafya örgütü gibi çal›flt›¤›n›. AB uyum yasalar›n›n, faili meçhullerin,
yarg›s›z infazlar›n önüne geçebilece¤ini düflünenler yan›l›yorlar. Düflünce, örgütlenme, toplanma ve gösteri yapma özgürlü¤ü konular›nda getirilen her bir yasan›n pefline “ama”y› içeren k›s›tlay›c› hükümlerle karfl›m›za eskisinden pek de farkl› bir yasa ç›km›yor. Halk›n ekonomik durumunun düzelece¤i yalandan ibarettir. Gelir da¤›l›m›ndaki uçurumun her geçen gün artt›¤›, iflsizli¤in derinleflen bir yara oldu¤u bu ülkede AB uyum yasalar› ya da tam üyelik bu sorunlar› çözen de¤il art›ran bir unsur olacakt›r. Çünkü AB teslimiyetin ad›d›r. Biz emekçiler aç›s›ndan devletten bizlerin yarar›na yasalar ç›karmas›n› beklemek s›n›f bilincinden yoksunluk anlam›na gelmektedir. Bu ülkede hak ve özgürlükler ancak s›n›fsal bir mücadelenin sonunda al›nabilir. Musa Servi
‘Uyum yasalar›’ çözüm sunmamakta 02.08.2002 tarihinde TBMM’de kabul edilen ‘uyum yasalar›’ ile 14 kanunda düzenlemelere gidildi. Beraberinde yürütülen tart›flmalarda, ‘yeni getirilen düzenlemelerle toplumun demokratikleflmesi noktas›nda çok ciddi ad›mlar at›ld›¤›, bu ad›mlar›n Türkiye’nin AB üyeli¤i önündeki engelleri önemli ölçüde ortadan kald›rd›¤›’ s›kça vurguland›. AB’nin s›n›fsal niteli¤i görmezden gelinerek sürdürülen tart›flma zemininde, toplum, AB üyeli¤i konusunda çok ciddi bir beklenti içerisine sokulmufl durumda. AB kurtar›c›, AB üyeli¤i ise sorunlar›n temelden çözülece¤i sihirli bir çözüm olarak sunulmaktad›r. AB’nin d›fla her türlü ekonomik ba¤›ml›l›¤› bulunan Türkiye’nin ekonomik sorunlar›n› çözemeyece¤i bir tarafa, toplumun demokratikleflmesi noktas›nda dahi müdahale de bulunamayaca¤›, katk› sunmayaca¤› gerçe¤i görmezden geliniyor.
AB taraf›ndan kullan›lan “insan haklar›, “demokrasi” gibi kavramlar›n, sömürü iliflkisini pekifltirmek amac›yla öne sürdükleri ve kendi içerisinde çifte standartç›l›¤›, samimiyetsizli¤i bar›nd›ran kavramlar oldu¤u gerçe¤i görmezden geliniyor. AB’li ve di¤er emperyalistler taraf›ndan ‘insan haklar›’ kavram›n›n, “piyasa sisteminin ifllemesi bak›m›ndan zorunlu görülen ve mülkiyet hakk› temelinde biçimlenen bireysel haklara indirgendi¤i” gerçe¤i görülemiyor. AB’nin ‘demokrasi’ konusundaki ikiyüzlülü¤ü görülemiyor. AB’nin dayatt›¤› ‘uyum paketi’, ‘demokratikleflme paketi’nin, kendi hukuki, siyasi, ekonomik ba¤›ml›laflt›rma politikas›n›n bir parças› oldu¤u gerçe¤i görmezden geliniyor. Toplumun demokratikleflmesi yolunda at›lan ad›mlar olarak de¤erlendirilen düzenlemelerin içeri¤ine bak›ld›¤›nda, demokratikleflmenin en temel gerekle-
Mecliste ç›kart›lan AB’ye uyum yasalar›
Musa Servi AB’ye uyum ad› alt›nda ç›kart›lan yasalar ve düzenlemeler sermaye çevrelerinin taleplerini içeren ve sermaye ke-
simini memnun eden yasalard›r. Her yönüyle d›flar› ba¤l›, dibe vurmufl bir ülke ekonomisinin Avrupa ile bütünleflme çabas› tam bir teslimiyetin ad›d›r. Ülke yönetmekteki beceriksizliklerini ortaya dökmüfl olan meclisteki vekiller, ortaya ç›kard›klar› ülke tablosunun ard›ndan y›llard›r allay›p pullad›klar› AB üyeli¤ini kendi koltuklar›n› tekrar sa¤lama alman›n bir yolu olarak görmekteler. Ancak öyle bir hava estirilmeye çal›fl›l›yor ki “art›k Türkiye Avrupal›laflt› bizi kimse tutamaz, geliflen ülkeyiz biz en çok insan haklar› ve özgürlükleri konusunda elefltiriliyorduk bunu da hallettik” imaj›n› yaymaya çal›fl›yorlar. Ülkenin yar›nlar› gibi dertleri ve
işçi-köylü 35
Oral Çal›fllar Burada yasalar› tek tek ele almak gerekiyor. Her yasan›n kendi içinde uygula-
23 nabilirli¤i vard›r. Bu yasalardan örne¤in idam cezas› kald›r›lm›flt›r. Bunun kald›r›lmas› art›k bu cezan›n uygulanmayaca¤› demektir. Gerçi zaten fiili olarak uygulanan bir ceza de¤ildi. Yine anadilde e¤itimle ilgili düzenleme çok karmafl›k süreçler geçirecek, çok farkl› süreçlerden geçecek. RTÜK ile ilgili düzenleme de çok önemli. Bundan böyle RTÜK radyo ve televizyon kapatamayacak. Özellikle Anadolu’da birçok radyo ve televizyonu keyfi olarak ka-
pat›yordu. Tabi bunun yerine de para cezalar› getirildi. Bu yasalar›n içinde az›nl›klarla ilgili, az›nl›klara ait vak›flarla ilgili de¤ifliklik önemli bir geliflme. 1974’ten beri az›nl›klar Yarg›tay karar› nedeniyle mülk edinemiyordu, hatta edilmifl mülkleri geri al›n›yordu. Bu yasayla bu haks›z uygulama sona erdi. Art›k az›nl›klar mülk edinebilecek. Tabi bunlar›n içinde çok tart›flmal› hükümler de var. Herfley halledilmifl de¤ildir. Yine 159. madde ile ilgili de-
16-29 Ağustos 2002 ¤ifliklikle bu yasa büyük ölçüde kullan›lmaz hale getiriliyor. Çok a¤›r hakaret içermedi¤i sürece yarg›lama olmayacak. fiimdi uygulanabilirli¤i ile ilgili soru do¤ru de¤il. Bunlar olumlu de¤ifliklikler “AB bast›rd› Türkiye kabul etti” de¤il. Bu kadar basit de¤il. Bunlar önemli mücadeleler sonucu elde edilmifltir. Türkiye’deki iç dinamikleri gözard› etmemek gerekir. ‹dam›n kald›r›lmas› çok uzun bir mücadelenin
sonucu gerçekleflmifltir. Yine anadilde e¤itim konusunda Kürtler’in mücadelesi olmasayd› bunlar elde edilemezdi. Az›nl›klar›n vak›flar› da çok ciddi mücadele verdi. ‹fl uygulamaya geldi¤inde yeniden mücadele etmek gerekir, emek vermek gerekir. Bunlardan birfley olmaz diyerek bakmamak gerekir. Bu yüzden sahip ç›kmak için yeniden mücadeleye bafllamak gerekiyor. As›l devrimcilik budur.
Halk art›k b›kt› bunlardan Bakkal: Hiçbir yere gidilmez bu kafayla. Gitgide daha kötü oluyor. Avrupa Birli¤i zaten bizi almaz. Alsa da iyi olmaz. Ç›kan bu uyum yasalar›n›n da Türkiye için iyi olaca¤›na hiçbir zaman inanm›yorum. Yeni partiler dolan›yor ortal›kta ama onlar gelse iyi mi olacak sanki. Daha da beter olacak. Daha önce iyi olmad› ki bundan sonra iyi olsun. Bizi zaten AB hayatta almaz. Zaten ald›m al›yorum derken bizi bekletiyor. Bütün partiler Kemal Dervifl’in peflinde. Ama onun da yapt›¤› yapaca¤› ortada. Siyasi partiler de onun peflinde oy için kofluyorlar. Onun oldu¤u bir partiye kimisi oy verir, kimisi de vermez. ‹nsanlar diyorlar ki AB’ye girersek ülke ülke dolafl›r›z. Ama oralarda da ekmek haz›r m› hemen? Ben bundan sonra hiçbir partiye oy vermeyece¤im. F›r›nc›: Yap›lan bu uyum yasalar› ile Türkiye’de birfleyin de¤iflece¤ini zannetmiyorum. Yeni bir iktidar da gelse de¤iflecek birfley yok. ‹flsizlik var, açl›k var. Benim flahsi görüflüm nereye girersek girelim daha kötü olur diyorum. AB bizi ileriye götürür diye düflünmüyorum. Zaten bizi AB’ye almak istemelerinin de bizimle ilgisi yok. Kendi ç›karlar› için bunu söylüyorlar. Kendi menfaatlerini düflünüyorlar. Çözüm nas›l olur bilmiyorum da kimsenin bunlara güveni yok. ‹smail Cem, Kemal Dervifl yeni oldu¤unu iddia ediyor. Ama Kemal Dervifl’in yapt›klar› kriz ile meydanda. ‹yice borca soktu bizi. Daha beter kötü olduk. Ben flu flartlar alt›nda hiçbir partiye oy vermek istemiyorum. Çünkü hiçbirisi güven
vermiyor. Önce kendilerini düzeltsinler.
Emekli: Ne kadar u¤rafl›rlarsa u¤rafls›nlar AB’ye giremeyiz zaten. Çünkü bu ç›kar›lan uyum yasalar›n›n belki bize bir yarar› var. Ancak Avrupa’ya bir ç›kar› yok. Mesela insan asmak bu zamanda olur mu? Hangi memlekette var. Bir sürü parti var Türkiye’de. Ve bunlar “yeni” olduklar›n› söylüyorlar. Farkl› birfleyler de yok asl›nda. Ben hat›rl›yorum 1956 senesinde gazeteler boy boy yazd›. Ortak pazara giriyoruz diye. Ama olmad›. Avrupa bafl›na bela m› als›n. fiu an bir karar bile verilse en az›ndan 20 sene daha kap›da bekleriz. Al›r›z diye söylüyorlar. Mesela AB ülkelerinde tüm depolar dolu. Et öyle; tereya¤› öyle. Çok üretiyor stok yap›yor. Verimi fazla. Onlar› eritmesi laz›m. Kendilerine “yeni” demeleri ayr›, yeni düflünmeleri ayr›. ‹flsiz: Halk art›k b›kt› bunlardan. Akflam yat›yoruz. Sabah kalk›yoruz zam. Al›flt›k art›k. Bizi ne duruma getirdiler. Hepsi birbirinin ayn›; baflka bir
ülkede olsa bu siyasetçilerin utançtan insan içine ç›kmamalar›, intihar etmeleri laz›m. Art›k seçim olmufl olmam›fl gerçekten kimsenin umrunda de¤il. ‹ktidara gelince hepsi ayn› oluyor. Bir sosyal patlama olur da ancak öyle kurtuluruz. O da her yerde oluyor ama burada olmuyor. Türkiye Amerika’ya ba¤l›. Ne derse öyle oluyor. Robot olmufl art›k... Susurluk baflka bir ülkede olsayd› neler olurdu? Ama Türkiye’de onlar bafl tac› oluyor. Terzi: Avupa Birli¤i, uyum yasalar› ç›kart›ld› ama onlar› da oy toplamak için yap›yorlar. Bu düzenlemelerin iyi olan yönleri de var. Olmayanlar› da var. AB bir sihirli kutu. Bence ifl yönünden baz› faydalar› olacakt›r. Serbest dolafl›m hakk› olacakt›r. ‹flsiz gençlerimiz gidip oralarda belki de çal›flabilecektir. Yaln›z bir de flu var. Büyük bir otorite ile karfl› karfl›yas›n›z. Dikkat edilmedi¤i zaman bu otorite bizi al›r ahtapot gibi s›kar. Kendi ç›karlar› ekseninde bizi kültürel erozyona u¤ratabilirler. Aynen bir selin da¤›l›p da araziyi su alt›na almas› gibi Türkiye’yi sular alt›na alabilir. Çok dikkat etmek laz›m. Onlar›n bizim ülkemiz üzerinde çeflitli amaç ve emelleri vard›r. Buna çok dikkat edip, uyan›k olmam›z laz›m. Bence biz AB’ye tamamen onlara teslim oldu¤umuz zaman gireriz. Türkiye’yi borç bata¤›na soktular. fiimdi de AB’yi can simidi olarak görüyorlar. Ama biz AB’ye girmeden de geliflebilirdik. Yani geliflmek için AB flart de¤il. Avrupa asl›nda bize çok da merakl› de¤il. Ama bizi AB’ye ald›klar›nda hamur gibi yo¤urup ondan sonra kullan›rlar. fiu an
onlar›n elinde ipler. Çünkü borç bata¤›nday›z. Türkiye’ye bu seçimdir, partidir art›k bunlar ekflidi. Ço¤u partinin aras›nda bir fark yok. Hepsi ç›kar, menfaat endiflesine dayan›yor. Kalk›yorlar en büyük yolsuzluklar› kendileri yap›yorlar. Düzenin çarp›kl›¤›. Kendilerine yeni diyenlere bak›n. ‹smail Cem ve ekibi daha dün bu memleketi bu hale getirenlerin bafl›nda de¤il midir? Kemal Dervifl de ayn›. Geldi ve yapt›klar› ortada. Bitmifl bir parti ne yapar? Bildik manevralar› kullanarak bir yerlere gelmeye çal›fl›r. Onu da ABD gönderdi ki bu bitmifl partilere bir ç›kar yol olsun. IMF’nin adam›d›r baflka birfley de¤il. Bunlar art›k utanç verici fleyler. Hurdac›: Türkiye’yi mahveden Dervifl. Çünkü Amerika adam›. IMF diyorlar. AB diyorlar de¤iflen birfley yok. Akflam Dervifl sabah Dervifl ama orta-
da birfley yok. Bu ekonomiyi ne Dervifl ne de AB düzeltir. Daha burnumuzun dibinde onca insan› öldürüyor ‹srail. Türkiye ne yap›yor, onlarla anlafl-
ma yap›p tank al›yor, helikopter al›yor. Kimin ne yapaca¤›n› krizde gördük, ne yapt›lar hiçbirfley. Ülkede insanl›k diye birfley kalmad›. Bak›n ne iflim var benim çöpte. Ama toplamak zorunday›m bu çöpleri. Çoluk çocu¤a ekmek götürmek zorunday›m. ‹nsanl›k m› bu? ‹mkan› yok gidiflat düzelmez. Yine satacaklar memleketi Amerika’ya, Avrupa’ya. AB’ye girsek ne olacak, girmesek ne olacak. Bizim için ayn› tas ayn› hamam.
Mobilyac›: Ben bu halimizle AB’ye girebilece¤imizi hiç düflünmüyorum. Belki bir 10-20 y›l sonra ancak olabilir. ‹yi mi olur kötü mü olur onun için pek birfley diyemiyece¤im. Ben de herfleyin güllük gülistanl›k olaca¤›n› düflünmüyorum. fiu an bafl›m›zdaki insanlar›n dediklerini yapabileceklerine inanm›yorum. Zaten hiç kimse ç›karlar› olmayan birfleyi yapmaz. Avrupa’n›n da patronlar›n da bundan ç›kar› vard›r ki bu kadar bask› yap›yorlar. AB’ye girildi¤i koflullarda en az›ndan girifl ç›k›fllar›n daha rahat olaca¤› söyleniyor. Mesela ben de elimde bir imkan olsa yurtd›fl›na giderim. fiu an yeni diye ortaya ç›kanlar daha önce zaten hükümetin içinde olan insanlar. Dedikleri gibi yeni de¤iller asl›nda. Bu zamana kadar birfley yapmad›ysan bundan sonra ne yapacaks›n. Belki gerçekten yeni insanlar gelirse birfleyler de¤iflebilir. Kendilerine yeni diyenler asl›nda eskiler.
16-29 Ağustos 2002
Evrensel Bak›fl EMPERYAL‹ZM VE S‹YON‹ZM D‹RENEN F‹L‹ST‹N HALKI KARfiISINDA YEN‹LMEYE MAHKUMDUR ! “Yeni Dünya Düzeni”nin düzenbazlar›, “ideolojiler öldü”, “tarihin sonu” diyen burjuva kalemflörleri, “bar›fl tüccarlar›”, “küreselleflme” masalc›lar› halen iddialar›n›z›n arkas›nda m›s›n›z? Halen yalan söylemekten b›kmad›n›z m›? Görüyoruz ki, b›kmam›fls›n›z. Sizin düzeniniz yalan ve talan üzerine kurulu. Sizin dünyan›z sömürü ve haks›z savafl yarat›c›l›¤› üzerine kurulu. ‹nsanl›k tarihindeki tüm haks›z ve emperyalist savafllar›n alt›nda sizin imzan›z var. Mussolini ve Hitler sizin resminiz ve eserinizdir. Dünyadaki yoksullu¤un ve sefaletin yarat›c›lar› sizsiniz. Ama art›k yalanlar›n›z i¤renç icraatlar›n›z› gizlemeye yetmiyor. Fazla uza¤a gitmeye gerek yok; yüzy›l›m›z›n son
işçi-köylü 35
24
çeyre¤ine bak›n. Orada kanl› kimli¤inizi göreceksiniz. Irak’ta, Kosova’da, Yugoslavya’da, Afganistan’da sizin kanl› elleriniz var. Tüm bu kanl› icraatlar›n›z›n gerekçesi ayn›: “Bar›fl”, “insan haklar›” vb. Oysa gerçek amac›n›z bu bölgenin yer alt›-yer üstü zenginlik kaynaklar› üstünde denetim kurmakt›r; sömürüdür, taland›r. Bunun için emekçilerin kan›n› ak›t›yorsunuz. Bunun için halklar› birbirine k›rd›r›yorsunuz. Temel fliarlar›n›z: “Böl-çat›flt›r ve yönet”, “Silah ve enerji tekellerinin kârlar›na kâr kat”, “Emperyalist tekeller için ilerici insanl›k ad›na iyi ve güzel her fleyi yok et”. Sözünü etti¤imiz tarih, emperyalizmin kanl› tarihidir. Sözünü etti¤imiz tarih, iflbirlikçi faflist diktatörlüklerin ezilen ulus ve halklara
karfl› uygulad›klar› inkar ve imha tarihidir. ‹flte ABD’nin Ortado¤u’daki en kanl› karakolu olan ‹srail Siyonizmi bugün Filistin’deki kanl› tarihine yeni bir sayfa daha ekliyor. Hat›rlanaca¤› gibi bafl haydut emperyalist ABD’nin, Arafat’› hedef alan aç›klamalar›ndan sonra ‹srail Siyonistleri Filistin kentlerini daha bir kuflatt›lar. Tanklarla, füzelerle binalar yerle bir ediliyor. Enkaz alt›ndan ç›kar›lan cans›z çocuk bedenleri sokaklarda Filistin halk›n›n öfkesi oluyor. Yar›n› kazanman›n cesareti ve cüreti oluyor. Filistin sokaklar›nda yaln›z ‹srail bombalar› patlam›yor! Filistin sokaklar›nda yaln›z cans›z çocuk bedenleri yatm›yor! Filistin sokaklar›nda yok edilmeye çal›fl›lan bir halk›n direnifl tarihi yaz›l›yor! Bedeli a¤›r, sayfalar kanl› ama onurludur. Filistin sokaklar›ndaki küçük “generallerin” gözlerinde korku de¤il, cesaret ve umut var. Filistin sokaklar›nda, ölüm küçültülmüfl ve korku olmaktan ç›kar›lm›flt›r. Bugün Filistin’de kaybeden Filistin halk›, Filistin direnifli de¤il. Bugün Filis-
tin’de kaybeden çocuk katilleri emperyalistler ve ‹srail Siyonistleridir. Bugün Filistin’de kaybeden direniflçi küçük “generallerin” cans›z bedenleri de¤il, Arafat’›n iflbirlikçi ve uzlaflmac› politikas›d›r. Bugün Filistin’de gerçeklefltirilen ABD destekli Siyonist katliamlar›n hedefi Filistin halk›yla s›n›rl› de¤ildir. Filistin halk› flahs›nda gerçeklefltirilen bu katliamlar baflta Ortado¤u halklar› olmak üzere tüm ezilen dünya halklar›na verilen birer gözda¤›d›r. Siyonistler, Filistin sokaklar›nda kan banyosu yaparken büyük haydut ABD, Irak’a yönelik sald›r› planlar›n› tart›fl›yor. ABD’nin yeminli ufla¤›, ‹srail’in suç orta¤› faflist Türk Devleti de ulusal hareketin Irak Kürdistan›’ndaki silahl› güçlerine yönelik hain planlar peflinde. ABD ve suç ortaklar›, çok iyi biliyor ki; Filistin halk›n›n direnifli ezilen mazlum halklar için bir ilham kayna¤›d›r. Filistin’de elde edilen her baflar›, her zafer dünyada bask› sömürü ve zulüm alt›nda olan tüm ezilenler için bir savafl ça¤r›s›d›r. Bir umut ve moral kayna¤›d›r. ‹flte emperyalistleri
Kriz, Latin Amerika’y› sar›yor Uruguay’da halk sokakta Latin Amerika’da Arjantinle bafllayan kriz zincirine Uruguay da kat›ld›. 4 y›ld›r ekonomik durgunlukla bo¤uflan; her dört kifliden birinin açl›k s›n›r›nda yaflad›¤›, iflsizlik oran›n %15.6 oldu¤u Uruguay’da Arjantin benzeri görüntüler yaflan›yor, halk marketlere sald›r›yor. Güney Amerika’n›n en büyük iki ekonomisinden Arjantin’in krizin içinde bo¤ulmas›, Brezilya’n›n ise krizin efli¤inde olmas› geri kalm›fl ülkeler için “laboratuvar” olarak nitelendirilen ve 4 y›l öncesine kadar Latin Amerika’n›n “en istikrarl›” ekonomisi denilen Uruguay’› da vurdu. Ve neo liberal politikalar›n iflas›n› bir kez daha ortaya koydu. IMF’nin direktiflerini uygulamaktan bafl›n› kald›ramayan Uruguay hükümeti, sermaye kaç›fl›n› engellemek için bankalar›n kapat›lma-
s› karar› ald›. Oysa yabanc› sermaye her krizde örne¤ini gördü¤ümüz gibi ülkeyi krizin patlak vermesinden birkaç gün önce zaten terketmiflti. fiimdi emperyalistlerin korkusu bu krizin tüm k›tay› sarmas›. 1998 Asya krizi gibi tüm bölgeyi kaplayacak bir krizin kayg›s›yla “yard›m”a kofluyor emperyalistler ve kurulufllar›. IMF, Uruguay’a 1,5 milyar dolar kredi verece¤ini aç›klarken Avrupa Komisyonu da ekonomik ve sosyal reformlar, ticaret sistemlerinin güçlendirilmesi gibi taahhütler karfl›l›¤›nda 2006 y›l›na kadar Arjantin, Brezilya, Paraguay ve Uruguay’a 200 milyon Euro yard›m aktarabilece¤ini aç›klad›. Ancak bu kayg›lar›n en büyük yans›mas› Brezilya’ya IMF’nin vermeyi kararlaflt›rd›¤› 30 milyar dolarl›k
dev kredi oldu. IMF’ye verilen niyet mektubundaki taahhütlerini uygulay›p uygulamad›¤› gözlemlenecek Brezilya, kredinin %80’ini 2003 y›l›nda kullanabilecek. 2003 y›l›nda yap›lacak seçimlerde büyük oy alaca¤› tahmin edilen ve IMF karfl›t› söylemleriyle ABD’nin flimfleklerini üzerine çeken ‹flçi Partisi’nin lideri Lula’n›n da “istikrar” program›n› destekledi¤ini aç›klamas› üzerine IMF kredi musluklar›n› sonuna kadar açt›. Ancak IMF programlar›yla kriz içinde bo¤ulan hiçbir ülkede yine ayn› programlar›n uygulanmas›yla krizden ç›k›ld›¤› görülmüfl de¤il. Dolay›s›yla Latin Amerika ülkelerini saran krizde gerilemeler yaflansa da emekçi halk› bunca iflsizlik içinde, açl›k s›n›r›nda yaflatan sistem, kriz üretmeye ve halklar da isyan etmeye devam edecektir.
ve Siyonistleri korkutan bu gerçektir!.. Bugün, emperyalistlerin ve Siyonistlerin korkusunu büyütmek demek Filistin halk›yla dayan›flma içinde olmak demektir. Unutmamal›y›z ki; Filistin halk› yaln›z direnifliyle dünyada ve ülkemizdeki devrimcilere ve komünistlere moral kayna¤› olmad›; Filistin halk› baflka uluslardan, halklardan devrimcilere ev sahipli¤i yapt›; lokmas›n› bölüfltü, ayn› siperde dövüflmenin onurunu paylaflt›. Yani Filistin halk› mazlum olman›n, mazlumdan yana olman›n tarihsel sorumlulu¤unu iyi bilen halkt›r. Böyle bir halk›n hakl› ve meflru mücadelesine tarihsel bir bilinç ve sorumlulukla yaklaflma göreviyle yüz yüze oldu¤umuzu asla unutmamal›y›z. Bugün dünya halklar›n›n katili ABD flimdi de Irak halk›n›n kan›n› ak›tacak. Filistin direnifline bir ses de Irak sokaklar›ndan eklenecek. Bu ses insanl›¤›n sesi. Bu sese sahip ç›kal›m. Emperyalist haydutlar›n dünyan›n dört bir yan›n› mazlum halklar›n kan›na bulamas›na izin vermeyelim…
Nepal’de gazeteciler ayakta Gazeteciler, Nepal’de hükümetin medya üzerindeki k›s›tlamalar›n› sokaklarda protesto etti. Nepalli Gazeteciler Federasyonu taraf›ndan bafllat›lan kampanyan›n bir parças› olan gösteriye Katmandu’da 200 gazeteci kat›ld›. Medyaya özgürlük isteyen benzer eylemler yaln›zca Katmandu’da de¤il ülkenin di¤er bölgelerinde de gerçeklefltirildi. Gazeteciler mumlar ve lambalar tafl›yarak mesleklerinin çevresindeki karanl›¤a dikkat çektiler. Nepalli Gazeteciler Federasyonu baflkan› Taranat Dahal, bas›na sansür uygulamak için hükümetin gücünü kötüye kulland›¤›n› söyledi. Dahal geçti¤imiz y›l›n kas›m ay›ndan beri Maoist sald›r›lara karfl› s›k›yönetim uygulanan ülkede bu tarihten itibaren 100 gazetecinin tutukland›¤›n› ve bunlardan bir k›sm›n›n hala hapishanede oldu¤unu belirtti.
işçi-köylü 35
25
16-29 Ağustos 2002
Filipinler’de Maoistlere savafl ilan› Filipinler’i Güney Asya’y› kontrol edebilmek için önemli bir cephe olarak gören ABD için ülkedeki Maoist hareketin gücü ciddi bir tehlike durumunda. ABD, 5 A¤ustos 2002 tarihinde Filipinler Komünist Partisi’ni “terörist” olarak niteledi ve Abu Sayyaf örgütüne yönelik ABD askerleriyle Filipinler devletinin yapt›klar› ortak operasyonlar›n geçen hafta sona ermesinin ard›ndan Maoist gerillalara karfl› harekete geçeceklerini aç›klad›. Bu aç›klama Güneydo¤u Asya turundan dönerken “anti-terör” kampanyas›nda Filipinler hükümetini desteklemek için Manila’ya gidifli s›ras›nda Colin Powell taraf›ndan yap›ld›. Filipinler’i Güney Asya’y› kontrol edebilmek için önemli bir cephe olarak gören ABD için ülkedeki Maoist hareketin gücü ciddi bir tehlike durumunda. Bu aç›klaman›n ard›ndan FKP’ye ba¤l› Yeni Halk Ordusu (YHO) sözcüsü Gregorio Rosal yerel bir radyoda aç›klama yaparak; hükümetin ABD’nin direktifiyle, ülkenin güneyinden gerillalar›n denetimindeki bölgelere asker yerlefltirece¤ini söyledi ve “topyekün savafl olursa, baflka seçene¤imiz olmaz. Topyekün direnifle geçeriz” diyerek Arroyo hükümetini uyard›. FKP’nin kurucusu ve Ulusal Demokratik Cephe lideri Jose Maria Sison da bu geliflme üzerine yerel ABSCBN televizyonunda; bu “terörist” isimlendirmesinin ilerideki ABD iflgali ve sald›r›s› için psikolojik savafl haz›rl›¤› oldu¤u aç›klamas› yapt›. Filipinler tarihinde en büyük teröristin
ABD oldu¤unu söyleyen Sison, aç›klamas›n›n devam›nda yerli askerlere, 11.500 gerilla gücüne sahip YHO’na karfl› savaflta ABD askerleri yard›m etse dahi ABD ve Manila hükümetinin bu gözda¤›n›n etkili olmayaca¤›n› vurgulad›. Ülkenin güneyinde Abu Sayyaf grubuna karfl› ABD-Filipinler askeri
lar. Ancak bu yaln›zca Arroyo’nun yönetmedeki iktidars›zl›¤›n› ve bu güçlere karfl› kendini savunmada silahl› güçlerinin yetersizli¤ini göstermektedir” dedi. Arroyo hükümetinin savafl ilan›na, en büyük köylü sendikas› KMP de tepki gösterdi. KMP baflkan› Rafael Mariano 6 A¤ustos’ta yapt›¤› aç›klamada “Ms. Maca-
operasyonlar›n›n henüz bitti¤ini belirten Sison, “fiimdi savafl› ay›rmaya çal›fl›yorlar. Savafl›n yönünü Abu Sayyaf’tan YHO’na de¤ifltiriyorlar. ABD ve kukla askerleri YHO gibi ulusal çapta bir güce karfl› daha büyük zaferler kazanacaklar›n› umuyor-
pagal’›n halüsünasyonlar› çok ileri gitti. YHO taraf›ndan otuz y›ld›r sürdürülen devrimci silahl› savafl›; silahl› çat›flman›n nedenlerinin kökenine inmeden kolayl›kla çözebilece¤ini düflünüyor. Macapagal-Arroyo hükümeti bir avuç eflkiya grubu Abu Say-
Nepal’li 4 insan haklar› aktivistinin durumu endifle verici ABES (Hindistan-Nepal Halklar› Dayan›flma Örgütü) ile birlikte faaliyet yürüten 6 insan haklar› aktivisti 11 Temmuz 2002’de Delhi Özel Bölüm polislerince tutuklanm›flt›. Nepal devletinin Maoist isyanc›lara karfl› yürüttü¤ü savaflta iflledi¤i insan haklar› ihlalleri üzerine demokratik bir faaliyet yürüten ABES üyesi Hindistan’l› gazeteci aktivist Guatam Navlakha ve Anand Swaroop 11 Temmuz akflam› serbest b›rak›ld›. Geriye kalan 4 Nepalli aktivist ise Hindistan’da Nepal’e s›n›rd›fl› edilmek isteniyor. Konuyla ilgili Nepal Halk›yla Uluslararas› Dayan›flma Kampanyas› ad›na aç›klama yapan Güney Asya ‹nsan Haklar› Forumu Genel Sekreteri Topan K. Bosej “... bu 4 kifli Nepal’e iade edilirse Nepal’de adaletsiz bir mahkemeye ç›kar›lacaklar› neredeyse kesindir. Onlar da Dishna gibi gözlat›ndayken öldürülebilirler” dedi.
yaf’› bile tam olarak yok edemedi; kald› ki yaln›zca politik ve askeri olarak geliflmifl de¤il, ayn› zamanda k›rsal kesimde köylü kitlelerin büyüyen deste¤ine sahip YHO’nun k›z›l savaflç›lar›n› yok etsin” dedi. Sendika ayr›ca Macapagal’›n solcu sendikalar› da hedef ald›¤›n› belirterek “önümüzdeki birkaç günde topra¤› için mücadele eden bir köylü lideri; üzerine uyduruk bir suç yüklenmesiyle yüzyüze gelirse flafl›rmayaca¤›z” dedi. KMP, Filipin hükümetinin savafl 盤l›klar›n› da “Halk, Macapagal’›n faflist uygulamalar›ndan korkmuyor. Biz, halk düflman› Macapagal-Arroyo hükümetini y›kmak için halk›n haklar›n› desteklemekte çok daha kararl›y›z” fleklinde yan›tlad›. KMP, ayr›ca bir gün sonra yapt›¤› aç›klamayla hükümeti, YHO’na karfl› savafl ilan›na ve k›rsal kesimlerde insan hak ihlallerine karfl› Vietnam benzeri bir direnifl konusunda da uyard›. Macapagal’›n ABD direktifli savafl politikas›n›n yaln›zca bir askeri harekat emri olarak militarizme de¤il, toprak talepli köylü mücadelesini terörize etmeyi yo¤unlaflt›rarak toprak a¤alar›na da hizmet etmekte oldu¤unu aç›klayan KMP; “Macapagal’›n faflist rejimine ve özellikle ABD güçlerinin bu operasyonlarda direkt yer almas›na karfl› Vietnam benzeri bir köylü direnifline geçilecek” diyerek hükümete meydan okudu.
Rusya Hazar’da tatbikatta Rusya, 8 A¤ustos’ta Hazar Deni-zi’nde Devlet Baflkan› Putin’in 1 Temmuz’da verdi¤i onayla dev bir tatbikata bafllad›. Sovyetler’in da¤›lmas›ndan sonraki en büyük tatbikata 10 bin asker, 60 savafl gemisi ve 30 savafl uça¤› kat›l›yor. 14 A¤ustos’ta sona eren tatbikat, “teröre karfl› savafl” 盤›rtkanl›¤›yla birbirlerine yaklafl›yor gözüken emperyalistler aras›nda aksine dünyan›n paylafl›m›ndaki ciddi ç›kar dalafllar›n›n bir yans›mas› olarak de¤erlendirilebilir. Rusya ise tatbikat›n amac›n› “terörizm tehdidinin küresel düzeyde yükseldi¤i koflullarda ülkenin silahl› güçlerinin ulusal ç›karlar› korumaya yönelik haz›rl›¤›n›n kontrol edilmesi, di¤er Hazar ülkeleri ile silah, uyuflturucu ve benzeri kaçakç›l›klar›n, organize suçlar›n engellenmesi yönünde iflbirli¤i yap›lmas›, Hazar Denizi’ndeki gemicilik ve üretim faaliyetlerinin güvenli¤inin teminat alt›nda tutulmas›” olarak aç›kl›yor. 7 günlük bu tatbikata Azerbaycan ve Kazakistan da son günlerinde birkaç gemi göndererek kat›l›rken, ‹ran ise gözlemci olarak yer ald›. Türkmenistan ise tatbikata kat›lmad›.
Romanya’dan uluslararas› yarg›ya ilk darbe Bafl›ndan, itibaren Uluslararas› Ceza Mahkemesi’nin (UCM) kurulufluna karfl› olan ABD’nin kendi askerleri için ald›rd›¤› “dokunulmazl›k” karar›n› ilk tan›yan ülke Romanya oldu. Romanya ABD ile “hakk›nda tutuklama karar› bulunan Amerikan vatandafllar›n› UCM’ye teslim etmeyece¤i” yönünde bir anlaflma imzalad›. ABD D›fliflleri Bakan Yard›mc›s› John Bolton ve Romanya D›fliflleri Bakan Yard›mc›s› Cristian Diaconescu taraf›ndan imzalanan anlaflma dünyan›n en baflta gelen savafl suçlusu olan ABD’ye verilen “dokunulmazl›kla” UCM’nin daha bafltan ifllevsizleflti-rilmesinin ilk ad›m› oldu.
26
16-29 Ağustos 2002
işçi-köylü 35
O kavgan›n içinde, s›rada, s›ram›zdayd›
“... Kardeflinin öksürü¤üyle yerinden f›rlayarak, mutfaktan ›l›k su getirip kardefline içirdi. Bafl›n› tekrar yast›¤a koydu. Avuç içi ile aln›na dokunup ateflini kontrol etti. Tekrar yerine oturdu. “Bitmeyen Kavga”ya kald›¤› yerden devam ederek bafllamay› düflündü ve bafllad›. “Kitlelerle diyalog kurmak için gerekirse sigara içeceksin” sevindi buna... Roman kahraman›n›n anlay›fl› hofluna gitti. Bir sigara daha yakt›. Annesi elini önlü¤üne silerek mutfaktan içeri girerken seslendi: - Hasan day›ya borcumuzu verelim art›k. Bugün yine o¤lunu yollam›fl. ‹smail’den bin lira iste de, hem ona verelim hem de kardeflinin ilaçlar›n›, biraz da ci¤er alal›m.” Birfley diyemedi. Borç istemekten utan›yordu. Kardefline bakt›. 11 yafl›nda, iyice zay›flam›fl, saçlar› boynuna yap›flm›flt›. A¤abeyinin sözleri ç›nlad› kulaklar›nda: -Yeni evliyim, yak›nda yengen do¤um yapacak, do¤umdan sonra evden ayr›laca¤›m... Annemle, kardeflimin bak›m› sana ait. A¤abeyinin bunu ne-
den söyledi¤ini biliyordu. Amac›, devrimci mücadeleye kat›lmas›n› engellemeye çal›flmakt›. Defalarca kavga etmifllerdi bu yüzden. A¤abeyi ancak bu flekilde durdurabilece¤ini hesapl›yordu... Kardefline ve annesine olan ba¤l›l›¤›n›, sevgisini, çok iyi bilmekteydi. Hasta olan k›z kardeflinin bak›m› hayli zordu. Anneleri, üç y›l önce babalar› ölünceye kadar, bakkala dahi gitmeyen insand›. E¤er a¤abeyi evden ayr›l›rsa, eve ba¤›ml› olmak zorundayd›. Bitmeyen Kavga’ya döndü yeniden... Bu kavgada yerini almal›yd›. “Muhaf›zlar korkmufltu; isyanlar› ve kavgalar› önleyebilirlerdi, fakat gezenlerin, korkunç yürüyen bu insanlar›n yavafl ve sessiz haraketi onlar› korkutmufltu.” Yüre¤i darald›, kavgalar›n kaynad›¤› bir dünyada; O, kavgan›n içinde olmas› gerekirken, aile ba¤lar› zincirlerinin esiri mi olacakt›? Kitab› al›p öbür odaya geçti. Saz› al›p rastgele vurmaya bafllad›... Yeni edindi¤i siyasal bilinç, devrimci kiflili¤ini flekillendiriyordu. Devrimci duyarl›l›kla, aile ba¤lar›n›n, feodal duygusall›¤›n› koparmakta zorlan›yordu. Olmas› gerekenle olacak olan, yeni devrimci kiflili¤in iradesindeydi. Profesyonel mücadele veren yoldafllar›n›n yaflamlar›n›, ailelerini, iliflkilerini düflündü. Kimbilir onlar hangi s›navdan geçmifllerdi. “Tek tek bireylerin kurtuluflu, gerçek kurtu-
lufl de¤ildir.” “Bir fleylerden fedakarl›k edilmeden, birfleylerin de¤iflmesi mümkün de¤ildir.” “Zincirleri k›rma ›srarl›¤› korunmad›¤› sürece, prangalar›m›z› kendimiz ço¤alt›r›z.” Çeliflmenin esas›n› yakalama sanc›s› çekiyordu. “Mecburum, aileme bakacak kimse yok” diyerek teslim mi olacakt› koflullara. En kötü olan› da buydu. ‹syan etti¤i yaflama kendi elleriyle boynuna, köle boyunduru¤u geçirifliydi, aile zincirleriyle kendini ba¤lamas›yd›. Bitmeyen kavgalar›n kalabal›¤›na koydu yüre¤ini. Feda ruhunun flekillenifli, zincirleri parçalad› birer birer. Bu karar ayn› zamanda, en olumsuz koflullarda dahi ailelerin de fedakarl›k yapmas›n›n yolunu açmakt›. Yüklenilmek istenilen, zorunluluk görevini ailesi üstlenerek katk›da bulunacakt›. “Yürüyüfl kolu büyük bir toz bulutu kald›ra kald›ra yoluna devam ediyordu. ‹flçiler yavafl yavafl rüyalar›ndan uyanmaya bafllam›fllard›. Birbirleriyle alçak sesle konuflmaktayd›lar, ayaklar› sert sert topra¤a çarp›yordu.” K›zkardefli hastaneye yat›r›lm›fl, annesi refakatç›yd›. Kundaktaki ye¤enini kuca¤›na ald›. Yengesiyle konufltu; s›n›f mücadelesinin zorunlulu¤unu, yeni do¤an bebeklerin iyi bir toplumda yaflamas› için herkesin fedakarl›k yapmas› gerekti¤ini anlatt›. Bebe¤in yana¤›na bir öpücük kondurup
uzaklaflt›. Yaz s›ca¤›yd›. Elinde çok sevdi¤i k›fll›k montu vard›.” Cemil Oka, asker kökenli, burjuva bir ailenin çocu¤udur. Generaldir babas›. Okul y›llar›nda siyasal konulara ilgisi onu proletarya saflar›na çekmifl, s›n›f bilincine ulaflt›rm›fl ve bunu yaflam biçimi haline dönüfltürmesini sa¤lam›flt›r. Yaflam koflullar› oldukça rahat ve iyi bir yaflam için elveriflli olmas›na ra¤men O; bu rahat ve iyi yaflam›n d›fl›na taflarak, öncü saflar›nda kendi s›n›f›na karfl› militan bir savaflç› olmakta karar k›lm›flt›r. Çünkü, iyi yaflam›n, insan›n bir tak›m varl›k içerisinde yaflamas› de¤il “idealleri için yaflamas›” oldu¤u gerçe¤ini kavram›flt›r. Bir general çocu¤u olman›n güçlüklerine karfl›n, ailesinin karfl› ç›k›fllar›na, inat ve kararl›l›kla direnerek, militan yaflam›n en ön saflar›nda yerini alm›flt›r. Cemil’in ailesine karfl› direniflinin siyasal kararl›l›k ve ›srarc›l›¤› daha da önemlidir. O’na dayat›lan “s›n›f karakterli” karfl› ç›k›fl›d›r. Feodal aile ba¤›n›n etkisi de vard›r. Ancak kendi s›n›f›na karfl›n savafl›m›n s›n›f karakterli karfl› ç›k›fl›d›r aslolan. Ve Cemil, ailesinin çok yönlü bask›s›na karfl›n kendini feda ruhuyla flekillendiren siyasal karar›nda ›srarc›l›¤›n› korumufl, onu çevreleyen aile zincirini k›rarak onun d›fl›nda olmay› baflarabilmifltir. Halk›n can›, kan› milyonlar›n›
Ben istemem senin saraylar›n› Veremem halk›m›n evlatlar›n› Hayk›rd› ve isyan etti yoldafl›m Cemil yoldafl›m Özellikle ‹stanbul’da hareketli mücadele süreci, onu örgütleyici kiflili¤inin yan›s›ra, esas olarak, askeri eylemlerin baflar›l› ve ›srarl› militan› haline getirir. K›sa sürede cezaland›rma ve kamulaflt›rma eylemlerindeki “eylem adam›” niteli¤i, onun baflar›l› komutan özelliklerine sahip olmas›n› sa¤lar. Orhan Bak›r’›n Ege faaliyetinden k›sa bir süre sonra, Ege bölgesindeki askeri faaliyetler için Orhan Bak›r’la birlikte ‹zmir’e gelir. Faaliyet süreci içerisinde, gitti¤i bir kitle evinde, polis karakoluna düfler, ancak prati¤in ö¤reticili¤iyle çat›flmaya girer ve kovalama sonucu M‹T’i flaflk›nl›k içerisinde b›rakacak bir tav›rla uzaklafl›r. Kovalamaca bir ç›kmaz soka¤a kadar sürer, duvarlar›n yüksekli¤i 3 metreden fazlad›r. Cemil, M‹T’i orada çaresiz b›rakarak s›r olacakt›r adeta. Her koflulda üretebilmek, düflmandan üstün koflullar› yaratabilmek bilinciyle flekillenmenin sonucudur bu. Bu mücadelede yüzlerce engelin varolaca¤› bilinciyle flekillenmek ve engelleri aflmak için an›nda çözümler üretebilmek ve kararl›l›kla hayata geçirebilmek. ‹flte Cemil’in düflman› çaresiz b›rakan tavr›n›n temeli budur. Cemil’in Ege’de oldu-
işçi-köylü 35
27
16-29 Ağustos 2002
Gerçekler i gör mek için f elaketler g er ekli mi? Tarih 17 A¤ustos 1999. Saat gecenin 3’ünü gösteriyor ve karanl›k, karanl›ktan gelen sesler. Ama öylesine garip, anlafl›lmaz ve bo¤ucu, korkutucu. Kocaeli’den, Yalova’dan, Sakarya’dan, Avc›lar’dan ayd›nl›¤a ç›kamayan 60.000’e yak›n insan›m›z... Bir gece yar›s› yaflad›¤›m›z deprem gerçekli¤i bir do¤a felaketi miydi? Sars›lan do¤an›n, insana ve insan›n flekillenifline zarar› o geceyle s›n›rl› m›yd›? Gece gelmiflti deprem ve karanl›kt›. “Çocu¤umu kaybettim, bulun”, “Kar›m› kaybettim, evimiz 5. kattayd› ama evimizi bulam›yorum. Çat›s› bile kalmam›fl”, “Yard›m edin, korkuyorum” diye hayk›ran yaral›lar artt›kça, s›¤›nabilece¤i bir dört duvar›n bile olmad›¤›n› gören sesler ise “Orda kimse var m›?” 盤l›¤›na dönüfltü. Elini tutan bir devlet baba görevlisini de göremeyince karanl›kta 盤l›klar “devleti kaybettim, bulan var m›” hayk›r›fllar›na b›rakt›. Ve cüzdan›n›, eflyalar›n›, bütün var›n› yo¤unu mal › n › canlar›n› kaybetti. ‹nsanl›¤›m›z bundan tam 3 y›l önce felaketin gelece¤i ise daha kaç ay öncesinden emperyalistler taraf›ndan biliniyordu. Emperyalistlerce insan hayat›na hiçbir flekilde de¤er verilmeyen bu ülkede elbette gerçekler saklanacakt›. Apar topar suçlular aranmaya bafl-
land›. Kurbanlar bulundu. Müteahhitlerde dendi suç, kaçak yap›lar, sa¤l›ks›z kullan›lan inflaat malzemeleri... Peki kim ruhsat vermiflti? Belediyeler dendi, sözde halk›n seçti¤i kiflilerdeydi suç. Peki hizmet götürme aldatmacas›yla çal›nan oylar› kimler yönlendirmiflti? Yine sa¤l›ks›z bir flekilde alel acele haz›rlanan prefabriklerde su alt›nda, çamur içinde yaflam görmeden gelip koltu¤unun yar›n›n› düflünen kimdi? Evet bunlar sadece o günlerde görünen gerçeklerdi. Devletin gerçek yüzünü ayan beyan ortaya ç›kard›¤› günler. Deprem felaketiyle tan›flt›¤›nda apaç›k gördü¤ü haks›zl›¤›, zulmü ise halk›m›z a¤ustostan sonraki tüm aylarda tan›k oldu. Halbuki gerçekler geçmiflte Erzincan’da, Diyarbak›r’da, Afyon’da ortaya ç›km›flt›. Sonras›nda Düzce’de, Gölcük’te, Yalova’da, Ulu-
c a n lar’da, Gazi’de ve son olarak 19 Aral›k’ta, Paflabahçe’de... ‹nsan hayat›n›n hiçbir flekilde de¤er bulmad›¤›, ayaklar alt›na al›nd›¤›n› görmek için flöyle bir çevremize bakmam›z bile yeterli asl›nda. Yaflanan trafik kazalar› ve mü-
ald› bafl›n› gidiyor. 18 Nisan ‘99 seçmen
dahaleleri, paran kadar tedavi anlay›fl› ile hastanede beklenen nice ölümler, iflten atmalar, sendikas›zlaflt›rmalar, okuldan atmalar, iflkenceler ve her seferinde ac›s› bizden ç›kart›lan vergi üstüne vergiler. Ödedi¤imiz vergilerin bile ad›na bakarsak neye hizmet etti¤ini, amaçlananlar› görebiliriz. Bedel ödeyen hep kocaman bir halk ama neyin bedelini. 17 A¤ustos’ta yaflan›lan toplu k›y›md›. Devletin kendisinin izin verdi¤i müteahhitlerin, belediyelerin ortaklafla düzenledi¤i insanlar›m›z›n katledilmesiydi. Ve fl i m d i aradan geçen üç y›la karfl›n depremzedelerin yaralar› hala sar›lm›fl de¤il. Halk, olmayan olanaklar›yla kendi bafl›na b›rak›ld›. Enkaz alt›nda can veren onbinlerce insan›n binlercesinin do¤ru dürüst mezar› bile belli de¤ilken, seçime üç ay kala bir baflka kargaflad›r
kütüklerinin bafl›na gelenler o enkaz görüntüleri
içinde malumumuz aradan geçen 3 y›la karfl›n yenilenmeyen kütükler halk›n ac›lar›n› yeniden deprefltiriyor. Üç y›l boyunca hat›rlanmayan depremzedeler seçim telafl›yla birden hat›rlan›verdi. Gerçekler bir kez görülmüfltü. Katillere karfl› gözü aç›lan halk›m›z›n ise kini o günden bugüne mayalanmakta. Halk›m›z, gücünü yaflad›¤› gerçeklikten al›yor. Onlar, depremde can veren eflleri, çocuklar›, analar›, babalar›, dostlar› sand›ktaki zarf say›s› hesab›yla an›msayanlardan er geç hesap soracakt›r.
Düzgün Öztürk mezar› bafl›nda an›ld› Ankara: Almanya Ulm Tohum Kültür Merkezi’nin kurucular›ndan Düzgün Öztürk yakaland›¤› kanser sonucu 8 A¤ustos 2001 tarihinde flehit düflmüfltü. Öztürk flehit düflüflünün birinci y›ldönümünde TKM Ankara fiubesi, ‹flçi-Köylü gazetesi, ‹flçi-Köylü okurlar› ve yak›nlar› taraf›ndan mezar› bafl›nda an›ld›. Anma Düzgün Öztürk flahs›nda devrim ve komünizm flehitleri için yap›lan sayg› durufluyla bafllad›. Ard›ndan TKM ad›na Öztürk’ün devrimci yaflam› ve mücadelesini anlatan bir yaz› okundu. Daha sonra sözü alan Öztürk’ün k›z› Eylem Öztürk; “babam kendi dünya görüflünü her yerde savunuyordu. O bize babal›ktan çok yoldafll›k yapt›. Bu yüzden babamla gurur duyuyor ve önünde sayg›yla e¤iliyorum” dedi. Ulm ve Ankara Tohum Kültür Merkezi imzal› çelenklerin mezarl›¤a b›rak›lmas›n›n ard›ndan Ölüm Orucu flehidi Cafer Tayyar Bektafl, 19 Aral›k flehitleri ‹rfan Ortakç› ve Ali ‹hsan Özkan’›n yanyana olan mezarlar› ziyaret edildi. Sayg› duruflu yap›l›p Özgür Kemal Karabulut’un annesi Sultan Ana’ya söz verildi. Sultan Ana; “Gömüldünüz o¤ul, gömüldünüz ama unutulmad›n›z. Sizler kalplerde yafl›yorsunuz” dedi. Can Yücel’in bir fliirinin okunmas›n›n ard›ndan da¤lar›n Bak›fl’› flehirlerin Özgür’ü Özgür Kemal Karabulut’un mezar›na gidildi. Özgür’ün mezar› bafl›nda sayg› duruflu yap›l›p Avusturya ‹flçi Marfl› söylendi. Tekrar söz alan Sultan Ana “Özgür hala yoldafllar›yla beraber silah›n› düflmana çevirmifl yürüyor. Özgür’ün yüre¤i Karadeniz’de at›yor. Bir Özgür gider onlarca Özgür gelir. Onlar›n mücadelesini sürdürmek hepimizin görevidir” dedi. Son olarak Ulucanlar katliam›nda flehit düflen Mahir Emsalsiz, Önder Gençaslan ve ‹smet Kavakl›o¤lu’nun mezarlar› ziyaret edildi. Burada da sayg› duruflu yap›l›p, devrim and› içildi. Anmalar faflizme olan öfkenin birkez daha harlanmas›yla birlikte bitirildi.
28
16-29 Ağustos 2002
işçi-köylü 35
“Kentlerin kenarlar›na itilmifl u¤ursuzlar”
Çingeneler “An›msanmamdan yeteri kadar uzakta K›l çad›r›mla birlikte dünyay› dolafl›yorum Ve sevgi ve aflk, adalet ve flans ar›yorum yaflamla birlikte yaflland›m Gerçek aflka sahip olmaks›z›n Nerde ortaya ç›km›fl gerçek söz O halde nerde Çingene gerçekli¤i?” Boflnak kökenli Çingene Rasim Gedjic Y›llard›r süregelen bask›n›n, devlet terörünün, soyk›r›m›n, sürgünün, d›fllanman›n gölgesinde insan olduklar›n› kabullendirmek için kimliklerini inkar etmek zorunda b›rak›lan Çingenelerin gerçekli¤i hep gölgede kalm›fl irdelenmemifltir. Dünyadaki di¤er tüm ezilen ulus ve az›nl›klarla paylaflt›klar› bu “kader” örgütlü olma bilincinin yoksunlu¤u ile birleflince ciddi bir hak alma mücadelesi gelifltirememifllerdir. Devletlerin egemen anlay›fl›yla flekillenen insanlar›n nazar›nda “h›rs›z, dilenci, doland›r›c›, tembel” olufllar›yla yaflanan tabloda insan yerine koyulmay›fllar›na tepki olarak güvenmemifltir kendi d›fl›ndaki insanlara çingeneler. Devletin zulmünden paylar›na düflen çok yönlü sömürüye tepkilerini kavgalarla kusmufllard›r. Peki kimdir bu kimi zaman vur
ve Sibirya’n›n yan›s›ra önemli bir k›sm› Türkiye Kürdistan› üzerinden ‹stanbul’a, oradan Romanya, Bulgaristan, Yunanistan, Yugoslavya, Macaristan gibi ülkelere da¤›lm›flt›r. Yine büyük bir bölümü Irak, Suriye ve Filistin’den M›s›r’a ulaflm›flt›r. Yani hemen hemen dünyan›n birçok ülkesinde iz b›rakm›fl ve yerleflmifllerdir. Çingenelerin mahkum edildikleri bu sürgün yaflam› boyunca maruz kald›klar› en büyük katliam 500 bin çingenenin Nazi kamplar›nda gaz odalar›nda katledilmesi olmufltur. Almanya’da 1935’de iktidara gelen Hitler, baflta yahudiler ve çingeneler olmak üzere, ülkedeki etnik ve ulusal az›nl›klar›n renklerini, soylar›n›, ›rklar›n›, ulusal ve kültürel kimliklerini hedef alan ›rkç› kanunlar ç›karm›flt›. Bu kanun-
len bask› ve hakarete maruz kalan çingeneler toplumun gözünden öylesine düflürülmüfltür ki ülkemizde de insanlar kötü meziyetleri, u¤ursuzlu¤u vs. tan›mlarken çingeneleri kullanmaktad›r. Örne¤in hiçbir iflin gerekti¤i gibi yap›lmad›¤› durumlarda “çingene dü¤ünü” dökülür a¤›zlardan. Ya da borcunu ödeyemeyen ve üstüne yeni borçlar ekleyen birine “Çingene borcu ettin bu ifli” denilip ç›k›l›r. Son bir örnek daha verecek olursak; yanl›fl insan›n yanl›fl iflin bafl›nda olufluyla ipin ucunun kaçmas› durumunda “Çingene oynar, Kürt çalar” denilerek afla¤›lan›r Çingeneler ve Kürtler. Hiç de yabanc›s› olmad›¤›m›z Temel f›kralar›nda afla¤›lanan Lazlara yap›ld›¤› gibi. Durum buyken bu tan›mlamalar›n bu denli yap›lmas› kullananlar›n art niyetinden öte ezen ulus milliyetçili¤inin topluma dayatt›¤› kültürel flekillenifltendir. Böylesine bir ortamda her türlü insani olanaktan mahrum b›rak›lan, herbiri bir yerde bin parça olmufl Çingenelerin kültürlerinde de belli kültürel yozlaflmalar›n önü al›namamaktad›r. Hiçbir e¤itim-ö¤retim olana¤›ndan yararlanamayan Çingeneler kendi dillerinde e¤itim-ö¤retim bir yana, bulunduklar› ülkenin resmi dilindeki e¤itimden bile yararlanamamaktad›r. Günümüzde Çingenelerin % 70-80’inin okuma-yazmas› yoktur. Romanya’da, Yunanistan’da, Yu-
gün kad›nlar tam bir köle durumundad›r. Küçük efendilerine (Çingene erkeklere) göre Çingene kad›nlar sadece çocuk yapar, dilencilik yapar, ev ifllerini görür, kalbur elek diker. Küçük efendilerse bu tabloda içki ve kumarla zamanlar›n› ve paralar›n› harcay›p, gezerler, tabi cabas› kad›nlar› döverler. Bahsini etti¤imiz bu gerici-yoz durumun sebebini elbette Çingene erkeklerin yüzüne kapanan ifl olanaklar›nda da aramak gerekir. Bugüne kadar ulusal bir özelli¤i tam olarak gösteremeyen ortak bir tarih yaratma bilincinden uzak olan Çingenelerin bugün hala varl›klar›n› sürdürebilmelerinde etkili olan kendi yaratt›klar› iç hukuklar›d›r. Kendi töresel kanunlar›, cezalar›, dü¤ünleri vs. yönlendiren bir soy flefleri vard›r. Bunlar ülkemizde Çeri bafl› diye adland›r›l›r. Bulunduklar› toplulu¤un önde gelen yafll›lar›ndan oluflan bir meclisin yönlendiricili¤ini yapan soy flefi (Çeri bafl›) onlar› korumakla, yönetmekle, kendi yaflamlar›na-yasalar›na uymayanlar› cezaland›rmakla görevlidir. Özellikle ülkemizde çocuk yaflta k›zlar›n evlendirilmesinin yo¤un oldu¤u Çingenelerde evli bir kad›n›n bir baflka erkekle bir iliflkisi ortaya ç›karsa muhakkak çeri bafl›nca ya da aile büyüklerince (tabi çeri bafl›n›n onay›yla) cezaland›r›l›r. Bundan iki y›l önce Tokat’ta eflini
Devletlerin egemen anlay›fl›yla flekillenen insanlar›n nazar›nda “h›rs›z, dilenci, doland›r›c›, tembel” olufllar›yla yaflanan tabloda insan yerine koyulmay›fllar›na tepki olarak güvenmemifltir kendi d›fl›ndaki insanlara çingeneler. Devletin zulmünden paylar›na düflen çok yönlü sömürüye tepkilerini kavgalarla kusmufllard›r. patlas›n, çal oynas›nlarla dünyay› takmaz görünen, kavga eden, ka¤›t toplayan, kalayc›l›k yapan esmer insanlar? Gün›fl›¤›ndan sak›n›lan çingene gerçekli¤ini gün›fl›¤›na ç›karacak araflt›rmalar-veriler egemenlerin resmi verilerinde hep makaslanarak yer alm›flt›r. Ancak bunlar›n hiçbiri bugün var olan çingeneleri kültürüyle, diliyle, de¤erleriyle, tarihiyle yok edememifltir. S›n›rl› kaynaklardan ve canl› tan›klardan toparlanan çingene gerçekli¤ine flöyle bir bakacak olursak; Resmi olmayan rakamlara göre dünyadaki çingenelerin say›s› 4045 milyon aras›ndad›r. Bir sürgüne mahkum edilen çingenelerin 30 milyonu anavatanlar› Kuzey Hindistan’›n Penjab, Roja Sthan ve Banjora eyaletinde, 10-12 milyonu Avrupa ülkelerinde, geriye kalan k›sm› da dünyan›n de¤iflik ülkelerine da¤›lm›fl olarak yaflamaktad›r. 9. yüzy›ldan sonra Kuzey Hindistan’› terketmek zorunda kalan çingeneler 950’li y›llarda ‹ran’›n ‹sfahan kentine gelmifllerdir. Rusya
larla 1939-1945 y›llar›nda bu az›nl›klar›n Almanya d›fl›na ç›kmalar› ve yolculuk yapmalar› yasakland›. Hitler faflizminin Yahudilere, çingenelere, di¤er ulusal ve etnik az›nl›klara; ülkedeki demokratlara, yurtseverlere, devrimcilere, sosyalistlere, komünistlere ve kendilerinden olmayan herkese karfl› katliam ve soyk›r›m uygulamalar› 1942 y›l›ndan sonra sistemli bir flekilde sürmüfltür. Yine ayn› dönem çingeneler “Nazi imha siyaseti” çerçevesinde t›p deneylerinde kobay olarak kullan›lm›fl ve k›s›rlaflt›r›lm›fllard›r. Bu insanl›k d›fl› k›y›mlarda Hitler’in yahudiler için ateflledi¤i toplama kamplar›ndaki f›r›nlardan çingenelerin dumanlar› da yükselmifltir. 16 Aral›k1942’de SS flefi Heinrich Himmler’ce ç›kart›lan kararla “çingenelerin topyekün imhas›” savafl›n sonuna kadar sürmüfltür, Çekoslovakya’dan, Macaristan’a oradan Romanya’ya kadar. *** Yaflad›klar› yerlerde daima d›fllanan, horlanan, toplum d›fl›na iti-
goslavya’da, ‹spanya’da, Türkiye’de ve dünyan›n birçok ülkesinde Çingeneler hiçbir ifl olana¤›ndan yararlanamamaktad›r. Ülkemizde de oldu¤u gibi falc›l›k, elekçilik, sepetçilik, müzisyenlik, ay› oynat›c›l›¤›, kalayc›l›k, çad›rc›l›k yapmaktad›rlar. Yine ülkemizde buna ek olarak Karaçi ve M›tr›p Çingeneleri olarak tan›nanlar› daha çok inflaat ifllerinde çal›flmaktad›r. VE Ç‹NGENE KADINLARI... Önce yoksul olduklar› için, sonra kad›n olduklar› ve de Çingene olduklar› için katmerli bir sömürü cenderesinde s›k›flt›r›lan Çingene kad›nlar›. Evleri olmayan ve yaflamlar›n› çad›rlarda sürdüren bir Çingene kad›n›n›n ifadesiye Çingene kad›nlar “çad›rlar›n dire¤i.” Bahsini etti¤imiz politikalar eflli¤inde oradan oraya sürülen Çingenelerin kültürel yozlaflmalarla yaflamlar›n›n daha bir çekilmez oldu¤unu söylemek yerinde olacakt›r. Tarihlerinde a¤›rl›kl› bir ana-erkil yap›ya sahip olan Çingenelerde bu-
aldatan bir Çingenenin burnunun ve duda¤›n›n kesilmesi gibi. Elimizdeki s›n›rl› kaynaklarla aktarmaya çal›flt›¤›m›z Çingene gerçekli¤inde Çingenelerin dinsel ve dilsel özelliklerine de de¤inmek yerinde olacakt›r. Çingenelerin konufltuklar› dil 10. yüzy›lda Kuzey Hindistan’da yaflayan Bancoras Göçmen Kabile’sinin dili olan “Hint-Ari”diliydi. fiimdi çok çeflitli lehçeleri olmakla birlikte en çok kulland›klar› yaz›-konuflma dili olan Romani’dir. Bunun yan›s›ra baz› ülkelerde Kalo, Sinti, Romani, Hindi dili de vard›r. M›s›r’da Eggot, ‹talya’da Zigari, ‹spanya’da Gitano, Romanya’da Tigani, Filistin’de NawarDom, Kafkaslarda Pofla-Bofla, Türkiye’de Roman, Pofla, Karaçi, Mutrip, M›tr›p, K›pti, Arabac›, Elekçi, Köçer diye adland›r›lan Çingeneler kendilerini flu isimlerle tan›mlarlar, Rom, Gurbat›, Garaci, Dum, Cuki, Mutrip, Arabac›, Pofla. Ülkemizdeki Çingenelerse Türk kad›nlar› Gaci, erkekleri Gaco diye ifade ederler.
Da¤›ld›klar› ülkelerin dinlerini kabul eden Çingeneler günümüzde dinin ba¤naz etkisinden daha az etkilenmifllerdir. Köken olarak “DEL” ad› verilen erkek tanr›ya tapan tek tanr›l› bir din olan “Roman iç” dinine inan›yorlard›. Ancak bu dinin etkisi özellikle Avrupa ülkelerindeki Çingenelerde yok denecek kadar azd›r. Buna karfl›n Büyük Bahar Festivali ve May›s’›n ilk haftas›nda Kakava’n›n Kurban› gibi dinsel törenlerini belli bölgelerde yapmaktad›rlar. Türkiye’deki Çingenelerden yerleflik olanlar önceleri h›ristiyanken, göçebe hayata bafllad›ktan sonra islamiyeti kabul etmifllerdir. Tabi bu kabul islamiyetin gerektirdi¤i pratiklerden öte sözde bir kabuldür. TÜRK‹YE’DE Ç‹NGENE OLMAK... 1930’larda Almanya’da bafllayan “Çingene nefreti” Türkiye’ye de s›çram›flt›r. Bu ba¤lamda 14 Haziran 1934’te ç›kar›lan 2510 say›l› iskan yasas› ülkemiz egemenlerinin Çingeneler flahs›nda etnik az›nl›k ve uluslara tahammülsüzlü¤ünü göstermektedir. Bu yasaya göre; “Türk kültürüne ba¤l› olmayanlar, anarflistler, göçebe çingeneler, casuslar ve memleketi d›fl›na ç›kar›lm›fl olanlar” tehlikeli unsurlard›r. Halen yürürlükte olan bu kanun 6 Mart 1986’da tekrar ele al›nm›fl olsa da sadece prosedür düzenlemesi yap›lm›flt›. Sosyal Yard›m Bakanl›¤›’na ait olan yetkiler 1361 say›l› kanun ile (o günkü ad›yla) Tar›m Orman ve Köyiflleri Bakanl›¤›’na devredilmifltir. Türk egemen s›n›flar›n›n etnik gruplara ve az›nl›k uluslara tahammülsüzlü¤ü Osmanl› döneminde Çingenelere yönelik yay›nlanan ölüm fermanlar›ndan da anlafl›lmaktad›r. Yine 1923 y›l›nda ‹sviçre’nin Cenevre kentinde imzalanan Lozan Anlaflmas›’yla Türkiye’deki müslüman olmayan etnik gruplar›n ve ulusal az›nl›klar›n en temel haklar› tamamen gasp edilmifltir. Zira ‘82 Anayasas› da mayas›n› Lozan’dan alm›flt›r. Ve o günden bu yana adlar›n›n geçti¤i heryerde u¤ursuzlukla an›lan Çingenelerin yaflam› egemenlerin girdi¤i ekonomik-siyasi ç›kmazla daha da kötüleflmektedir. Oldukça s›cak, cana yak›n, paylafl›mc› ve cesur yap›lar›yla daima toplum d›fl›na itilmeye çal›fl›lan çingeneler devletin kendilerini ancak seçim zaman›nda ve gençlerin askerlik ça¤r›lar›nda hat›rlad›¤›n› belirtiyor. Kentlerin kenarlar›na itilen bu esmer insanlar d›fllanm›fll›klar›yla, ezilmifllikleriyle harmanlanan öfkelerini yar›n s›n›f bilinciyle yo¤urunca özgür, tok ve mutlu Çingeneler olacaklar.
işçi-köylü 35
16-29 Ağustos 2002
29
Her üç çocuktan biri çal›fl›yor Çal›flan çocuk say›s›n›n günümüzde giderek art›fl yaflad›¤› bir dönemde ucuz emek sömürüsü ile çocuklar ifle al›mda birinci plana al›n›rken, iflten ç›kartmalarda da bu s›ralamalardan afla¤›ya inmiyorlar. Kendinden kocaman ton a¤›rl›ktaki iflin bir kenar›ndan tutan, haks›z savafllar›n gölgesinde bir varili s›¤›nak bularak ölümlerin en bafl›nda gelen ve açl›¤›n, yoksullu¤un en küçük yafltaki s›ralamas›nda hep onlar gelir akl›m›za. Gelece¤in büyü¤ü ama bugünün çocu¤u olmas›na ra¤men ço¤u kez onlar› olmas› ge-
rekti¤i gibi parklarda, ders s›ralar›nda de¤il de; baflka bir yaflam›n içinde buluruz hep. ‹statistiksel s›ralamada mutlak onlara da bir yer ayr›l›r. Elbette ki bu s›ralamalar; birincili¤i hak kazanan bir ö¤rencininkiyle de¤il, ço¤u kez çal›flan, iflçi, hasta çocuk, sa-
vafl kurban› çocuk vs olarak özetlenir. Çünkü yaflamlar› yafllar›n›n çok çok üstünde “ayr›nt›larla” geçen çocuklar›m›z›n art›k “çocukluk ça¤›” diye nitelendirilen yafl evresi neredeyse kitaplardaki araflt›rmalardan silinecek duruma geldi. Bugünün çal›flanlar› olarak “çocuk demeye bin flahit” laf› art›k haylaz
çocuklar için de¤il “büyük adam” laf› ile özdefllefltirilir oldu. O küçük eller sadece kalem de¤il, tornovidadan oto tamir aletlerine, konfeksiyon atölyelerinde ifl makinalar›na kadar pek çok ifli tutuyor. Böyle olunca da küçük yüreklerin gücü her geçen gün git-
tikçe a¤›rlafl›yor. Çal›flan çocuk say›s›n›n günümüzde giderek art›fl yaflad›¤› bir dönemde ucuz emek sömürüsü ile çocuklar ifle al›mda birinci plana al›n›rken, iflten ç›kartmalarda da bu s›ralamalardan afla¤›ya inmiyorlar. Cumhuriyet Üniversitesi ‹ktisadi ‹dari Bilimler Fakültesinin çal›-
flan çocuklar üzerinde yapt›¤› bir araflt›rmaya göre Türkiye’de her 3 çocuktan biri çal›fl›yor. Dünyada ise 250-400 milyon çocuk çal›flma yaflam›nda yer al›rken Türkiye’de 17 de¤iflik araflt›rmaya göre yaklafl›k 1 milyon 700 bin çocuk çal›fl›yor. Çal›flan bu çocuklar›n
büyük ço¤unlu¤u ise yetersiz ücretle çal›flt›r›l›rken, yüzde 60’dan fazlas› mesai yaparak üretimde yüzde 20’lere varan maliyet düflüflü gerçeklefltiriyor. Yine Diyarbak›r E¤itim Sen taraf›ndan yap›lan bir araflt›rmaya göre sokakta çal›flan çocuklar›n tespiti yap›ld›. Buna göre sadece Diyarbak›r’da 7 bin 267 ö¤renci sokakta çal›fl›yor. 89 ilkö¤retim okulunun 81’inde yap›lan araflt›rma sonucunda 610 ö¤rencinin ise madde ba¤›ml›s› oldu¤u tespit edildi. Özellikle T. Kürdistan›’nda bulunan illerde yap›lan araflt›rmalarda rakamlar›n çok yüksek olmas› tesadüfi de¤il. Devletin y›llard›r orada yaflayan insanlar üzerindeki bask›s›, f›rsat eflitsizli¤inin ortada olmas› ve açl›¤›nyoksullu¤un daha fazla hissedilir oluflu, T. Kürdistan›’nda yaflayanlar›n çocu¤u-yafll›s›yla “ne ifl olursa” yapmas›na vesile oluyor. Çocuklar da haliyle “ucuz elaman” olarak en baflta geleni oluflturuyor. Çal›flan bu çocuklar›n sa¤l›¤› m›? Onlar için de bir araflt›rma yap›l-
m›fl. ‹stanbul’da yap›lan bir araflt›rma sonucunda, T. Kürdistan›’ndan göç eden ailelerin yo¤unlu¤u oluflturdu¤u kentte, her on çocuktan yedisi hasta. 30 bin ö¤renci üzerinden yap›lan sa¤l›k taramas› sonucunda ö¤rencilerin yüzde 73’ünün çeflitli sa¤l›k sorunlar› oldu¤u ortaya ç›kt›. Ba¤c›lar, Pendik, Gaziosmanpafla, Ümraniye, Kad›köy, Avc›lar, Esenler ve Sultanbeyli ilçelerini kapsayan taramalarda 29 bin 417 ö¤renci muayene edildi. Bu muayenenin sonucundaysa ö¤rencilerin ço¤unda kans›zl›k, geliflim gerili¤i oldu¤u
saptand›. Herhalde bu araflt›rmalar sonucunda söylenecek pek söz olmasa gerek. fiiflli’de ya da Bo¤az kesimlerinde oturanlarla emekçi semtlerde özellikle de yo¤un göç alan yerler aras›ndaki uçurum böylesi rakamlarla ortaya ç›k›yor. Bu sistem içindeki dengede veriler “normaline uygun” gibi gözükebilir. Ama ne var ki normal olacak birfleyler daha var. O da, bunlar› reva görenlerin böylesi sefa içinde bir ömür boyu saltanatlar›n› süremeyece¤idir.
Samanda¤ Festivalinden izlenimler Geçti¤imiz haftalarda gerçekleflen geleneksel Samanda¤ Festivali halk›n yo¤un bir ilgisi ile gerçekleflti. Potansiyel olarak duyarl› bir kimli¤e sahip Samanda¤ halk› devrimcileri, devrimci ve sosyalist bas›n standlar›n› sempati ile karfl›lad›. Festivalin ilk günü Samanda¤ Kalk›nd›rma Derne¤i’nin etkisi ile standlar›n aç›lmas›na izin verilmezken 2. ve 3. gün devrimci ve sosyalist bas›ndan ‹flçi-köylü, Partizan, YDG, At›l›m, K›z›l Bayrak vs. gazeteleri kararl›l›klar›n› göstererek flenlik alan› d›fl›nda standlar›n› açt›lar. Standlar›n aç›lmas› s›ras›nda polisin müdahalesi sonucu At›l›m gazetesi muhabiri gözalt›na al›n›rken ayn› gün yine serbest b›rak›lm›flt›r. Gözalt›na ra¤men standlar› açan devrimci ve sosyalist bas›n emekçileri festival boyunca dayan›flma içindeydiler. Festival çeflitli sanatç›lar›n müzik dinletisi, yöresel halk oyunlar›n›n sergilenmesi ve panellerle son buldu.
30
16-29 Ağustos 2002
‹flçi-köylü’den “Güçlü ekonomi için geçifl hükümeti”nden “Güçlü siyaset için ittifaklar”a Halk hedefinde de¤iflen birfley yok ‹thal Bakan Kemal Dervifl’in Türkiye’ye atanmas› ile birlikte bafllayan “güçlü ekonomi için geçifl hükümeti” sürecini hepimiz hat›rlar›z. Kemal Dervifl’in IMF’den ald›¤› ve alaca¤› kredilerle ülkeyi düze ç›kartaca¤› masallar› onun özel yaflam›ndan tutun da daha birçok ince ayr›nt›yla birlikte gündemi meflgul etmiflti. Bugün yaflanan geliflmeler ise güçlü ekonomiye geçifl hükümetinin icraatlar›n›n halka zulüm ve sefaletten baflka birfley getirmedi¤ini ve getirmeyece¤ini ortaya koyuyor. Öyle ki gelinen bu aflamada söylemlerini “güçlü bir siyaset için ittifaklar” fleklinde de¤ifltiren egemenler seçim tart›flmalar› vb. aras›nda bu ittifaklar›n ad›mlar›n› atmaktad›rlar. Güçlü ekonomi için at›lan ad›mlar›n ard›ndan halka sefalet ve açl›ktan baflka birfley kazand›rmayanlar, flimdi farkl› söylemle ayn› arenada kofluflturmaktad›r. Güçlü bir ekonomiden IMF’ye daha borçlu; daha çok ba¤›ml› bir ekonomiyi anlayan devlet, bu anlay›fl›n› hayata geçirmifltir. fiimdi de halk için ayn› sonuçlar› do¤uracak olan ittifaklar›n› hayata geçirmeye çal›flan egemenler “güçlü bir hükümet” kurmak için çabal›yorlar. Bu noktada Yeni Türkiye, DTP ve Kemal Dervifl’in ya da HADEP, SP ve ANAP’›n çabalar› ve görüflmeleri halen devam ediyor. 3 Kas›m olarak kesinleflen seçim tarihi ve sürecinde Ecevit, HADEP’in olas› baflar›s›ndan oldukça çekinirken
ANAP da bundan faydalanmak istemektedir. Bu çabalar›n güçlü bir hükümet yaratmak için oldu¤unu öne süren egemenler cephesinde durum böyleyken emekçi halk aç›s›ndan bak›ld›¤›nda bahsi geçen “güçlü bir hükümetin” tek anlam› olabilir. O da IMF programlar›n› ek siksiz bir flekilde uygulayan “yeni” bir hükümet demektir. “Güçlü hükümet” nitelemesinden anlafl›lmas› gereken tek gerçek budur. Tüm bunlar›n nedeni de Türkiye devletinin emperyalistler taraf›ndan uyarlanan “yeniden yap›land›rma” süreci içinde bulunmas›d›r. Daha önceki yaz›lar›m›zda da s›k s›k belirtti¤imiz gibi TC devleti, emperyalist politikalar do¤rultusunda bir “yeniden yap›land›rma” süreci içerisindedir. Bu t›pk› bir deli gömle¤inin Türkiye’ye giydirilmeye çal›fl›lmas› gibidir. Bu flekillendirme içerisinde bütün devlete yön veren Milli Güvenlik Siyaset Belgesidir. TC devleti nin emperyalist politikalarla flekillendirilmesi nin bütün ad›mlar› bu belge ile at›lmakta; bütün kurumlar› bu do¤rultuda örgütlenmekte ve her ad›m›na bu politika yön vermektedir. Bu belgeyi ele al›p inceledi¤imizde iki farkl› kulvardan bahsedildi¤ini rahatça görebiliyoruz. Bu kulvarlardan birisi iç tehdit, ikincisi de d›fl tehdit uygulamas›d›r. Çok s›k de¤iflikli¤e gidilmeyen bu belgedeki bir de¤iflikli¤i eylül ay›nda yine gazetemizin sayfalar›nda ifllemifltik.
O dönemdeki MGK toplant›s›nda yap›lan bu de¤ifliklik, iç tehdit uygulamas›nda bir de¤iflikli¤e gitmezken d›fl tehdit olgusunda emperyalist politikalar gere¤ince s›n›rlar ötesine müdahale etme anlay›fl›n› ortaya koymufltu. Belirlenen bu uygulamalar›n pratik ad›mlar› bugün yaflanan objektif durum ile ortadad›r. Özellikle ABD emperyalizminin sad›k ufla¤› olan TC devleti, son günlerde gündemde olan Irak sald›r›s›nda ABD’nin vazgeçilmez kozu rolündedir. Geçti¤imiz günlerde ABD’ye giderken Ankara’y› da ziyaret eden Kuzey Irak’l› Kürt lider Talabani’nin NTV televizyonuna söyledikleri d›fl tehdit alg›lamas› karfl›s›nda de¤iflen güvenlik anlay›fl›n› özetlemektedir. Faflist TC bu örnekte oldu¤u gibi art›k efendilerinin ç›karlar› için kendi s›n›rlar› ötesine müdahaleleri meflrulaflt›rma çabas›ndad›r. Talabani’ye göre Kuzey Irak’taki Bamerni havaalan› Türk askerlerinin kontrolünde. Daha yal›n bir ifade ile ABD emperyalizminin ç›karlar› do¤rultusunda TC devleti Irak topraklar› üzerinde bir askeri üs oluflturabilmektedir. Bu da ulusal güvenlik kavram›n›n emperyalizmin ç›karlar› do¤rultusunda yeniden flekillendirilerek stratejik güvenlik anlay›fl› olarak ortaya ç›kmas› anlam›na gelmektedir. Yani devlet hem içte hem de d›flta vurucu bir güç ola rak konumland›r›lmak tad›r. Bu de¤iflikli¤in ard›ndan geçti¤imiz hafta içerisinde ise yeniden gündeme gelen de¤ifliklik de özünde çok fazla bir farkl›l›l›¤› ya da iddia edildi¤i gibi “köklü de¤ifliklikleri” içermemektedir. Cumhurbafl kanl›¤›, Baflbakanl›k ve Genelkurmay Baflkanl› ¤› gibi kurumlar›n da onay› ile yap›lan ve tarihi olarak adland›r›lan de¤ifliklik ise d›fl tehdit s›ralamas›nda önceden Yunanistan ve Suriye
işçi-köylü 35 bulunurken bu iki ülkenin flimdi daha alt s›ralara gerilemesi. Bu ülkeler daha alt s›ralara al›n›rken ABD’nin Irak sald›r›s› ve Türkiye’nin alaca¤› rolle ba¤lant›l› olarak bu ülkelerden gelebilecek tehditler ilk s›ralara al›nd›. Emperyalizm ve TC aç›s›ndan bak›ld›¤›nda bu oldukça isabetli bir karar. Çünkü olas› bir Irak sald›r›s› durumunda (kald› ki operasyon neredeyse kesinleflmifl durumdad›r) hedef olabilecek, sald›r›ya u¤rama olas›l›¤› en yüksek olan ülkelerin bafl›nda Türkiye gelmektedir. D›fl tehditlerdeki bu de¤iflikli¤e ra¤men iç tehdit de¤erlendirmesinde hiçbir de¤iflikli¤e gidilmedi. Gidilemezdi de zaten. Çünkü TC devleti kuruluflundan bugüne halk üzerindeki sopas› ve zorbal›¤› ile varl›¤›n› sürdüre gelmifltir. Faflist karakteri gere¤i kendisine karfl› geliflen her tepkiyi zorbal›k ile yat›flt›rmaya çal›flan devletin Milli Güvenlik Siyaset Belgesinde iç tehdit olarak lanse etti¤i de halkt›r asl›nda. Ve her ne kadar farkl› gündemleri ön plana geçirmeye çal›flsalar da TC’nin her ad›m›na yön veren iç tehdit olarak öne sürdü¤ü halk tehdididir. Bölücülük, irtica ve y›k›c›l›k olarak nitelendirilen bu iç tehdit ifadesi TC’nin ensesinde sürekli olarak hissetti¤i ve hissedece¤i “tehditlerdir.” Ve buna karfl› da her dönem azg›n önlemler almak, egemenlerin bir numaral› hedefidir. Halk› bir tehdit olarak alg›layan devlet, bir yandan IMF patentli politikalar› ile halk› hergün biraz daha sefalete sürüklerken bir yandan da bunun yarataca¤› tepkilerin do¤abilece¤i düflüncesinden bile rahats›z olmaktad›r. Ve bu da onu daha çok katliama, zorbal›¤a itmektedir. Bugün yaflanan bu katliamlar, tam da komünist önder ‹brahim Kaypakkaya’n›n belirle-
di¤i gibi devletin faflist karakterinden kaynakl›d›r. “Türkiye’deki burju vazi güçsüz oldu¤u, kendi ayaklar› üzerinden yükselmeyip, emperya lizme göbekten ba¤›ml› oldu¤u için kendisine karfl› geliflecek halk hareketlerinden sürekli korkar. Bu onu cebir ve fliddete yöneltir. TC’nin faflist karakterinin alt›nda bu yatar.” (‹brahim Kaypakkaya) Tüm bunlar da göstermektedir ki faflist TC devletinin halk diye bir derdi yoktur. ‹flte bundan dolay› devlet, kendi karfl›s›nda halk› bir tehdit unsuru olarak görmekte ve buna karfl› önlemler alabilmektedir. Bugün bunun somut anlamlar›ndan biri de güçlü bir hükümet için seçim ittifaklar›d›r. Devlet var olan siyasi partilerin halk nezdinde y›pranm›fll›¤›n› görerek önümüzdeki süreçte MGSB do¤rultusunda halka karfl› gerçeklefltirmeye devam edece¤i sald›r›lr›n›n uygulay›c›s› “hükümeti” güçlü bir flekilde tahkim etme yoluna gitmektedir. Bu belgede yap›lan son bir de¤ifliklik olarak ayr›ca AB program›na iliflkin yeni düzenlemeler de gündeme al›nd›. Haz›rlanan yeni belgede Türkiye’nin AB ulusal program› baz al›nd›. Ancak bu belgede yap›lan de¤iflikliklerde doku nulmayan tek fley halk›n bir tehdit olarak alg›lan mas› ve bu tehdide karfl› al›nacak önlemler oldu. Halk› bir tehdit unsuru olarak gören devlet, bu telafl›nda bir yandan hakl›d›r asl›nda. Çünkü bugün yaflanan bunca katliama karfl› mayalanan halk›n öfkesi yar›n korktuklar›n› bafllar›na getirecektir.
Bafl taraf› sayfa 2’de BARAJLAR DERS‹M’‹ ‹NSANSIZLAfiTIRMA POL‹T‹KASIDIR Festivalin 3 ve 4. günleri için planlanan Pülümür, Naz›miye, Mazgirt, Pertek, Hozat ve Çemiflgezek etkinlikleri çerçevesinde yaln›zca Pertek ve Naz›miye’dekiler yap›ld›. Di¤er ilçelere planlanan geziler “ses aletlerinin ilçelere götürülme zorlu¤u” do¤du¤undan iptal edildi. Naz›miye’deki etkinlik bir bak›ma sönük geçerken ayn› gün (3 A¤ustos) Dersim merkezde yine bir program vard›. Saat 12:00’de “Do¤a ve Munzur” konulu panel düzenlenerek yap›lacak olan barajlar›n etkileri insanlara anlat›ld›. Prof. Dr. ‹lyas Y›lmazer, Prof. Dr. Erdal fiekero¤lu, Tarihçi-yazar Ali Kaya’n›n ve Prof. Dr. Ahmet H›zal’›n kat›ld›¤› paneli Av. Özgür Ulafl Kaplan yönetti. Panelde ilk konuflmay› H›zal yaparken daha çok Munzur havzas› ve vadisinin özellikleriyle, gü-
valinin son günü insanlar Pertek’teki etkinliklere kat›l›rken merkezde yine bir panel vard›. Bu kez kat›l›mc›lar Demokrasi, Toplum ve Kültürü konuflmak için bir araya gelmiflti. Haluk Gerger, Oral Çal›fllar, Rag›p Zarakolu, Prof. ‹brahim Kabao¤lu’nun kat›ld›¤› panel, belediye konferans salonunda yap›l›rken; panele, biraz da kat›l›mc›lar›n isimlerinden kaynakl› yo¤un ilgi gösterilirken panelde Haluk Gerger haricinde konuflanlar›n tümü AB yanl›s› politikalar›n› ortaya serdi. Gerger, demokrasinin ancak emekçilerin mücadelesi ile çözüme kavuflaca¤›n› belirterek, ortaya koydu¤u verilerle küreselleflmenin boyutlar›n› sundu. Gerger Yeni Dünya Düzeni’nin emekçilere y›k›mdan baflka birfley getirmedi¤ini belirterek, AB’nin de çözüm sunmad›¤›n› aç›klad›. Festivalin son günü art›k haz›rl›klar yap›larak yolculu¤a haz›rlan›rken, son günün akflam› ya¤an ya¤mur nedeniyle konser
ak›llarda. Elbette ki devrimciler aç›s›ndan en fazla göze çarpan olgu da, Dersim’in geçmifl miras›n› koruyamad›¤› ve sürekli bahsedilen kültürel yozlaflm›fll›¤›n verdi¤i flekilleniflin özellikle gençlerde yafland›¤›n›n görülmesi oldu. Y›llard›r egemenlerin, düflman›n direniflçi yönünü k›rmaya çal›flt›¤› ve DYSS’nin parças› olarak psikolojik savafl›m›n en üst boyutlarda yafland›¤› bir yerde devrimcilerin de müdahalesinin yetersizli¤i ile bu sonuç kaç›n›lmazd›. Elbette ki evlerinden göç etmek zorunda kalanlar›n büyük bir bölümünün flehirlere göç etmesiyle birlikte yaflad›¤› kültürel çat›flman›n etkisi aç›kt›r. Devletin Dersim için planlad›¤› uygulamalar›n hayata geçmesiyle insanlar›n kimlik yitimine girdi¤i çok aç›k. Yollarda arama noktalar›n›n ortadan kalkmas› ile art›k Dersim’in kelepçesiz oldu¤unu zannedenler OHAL’siz “Güllük gülistanl›k bir Dersim’in olaca¤›n›” düflünenler haylice fazla. Mazgirtli bir gencin söyledi¤i flu söz asl›nda genel atmosferi parçalamaya yetiyor. “‹stanbul’da OHAL yok hem de hiç olmad›. Ama insanlar OHAL’siz de sokak ortas›nda öldürülebiliyor.” Do¤ru, birkaç k›r›nt› veya göstermelik hakla bask›lar›n dozaj› düflmüyor. Bu kez, t›pk› Dersim’de oldu¤u gibi insanlar içten kemiriliyor. OHAL’in kald›r›ld›¤› yönündeki uygulamalar da eminiz çok yak›nda kokusunu verecektir. Çünkü hala süren bir savafl var. GÖRÜfiLER
nümüzde çevreye olan yaklafl›m› de¤erlendirdi. Tarihçi Ali Kaya da, Dersim’de birçok kültürün izi oldu¤unu belirterek sadece Dersim’de yetiflen 93 adet bitki oldu¤unu yap›lmas› planlanan 8 adet baraj projesi nedeniyle Munzur’un darda oldu¤unu aç›klayarak barajla birlikte göçün ço¤alaca¤›na dikkat çekti. Yak›n bir zamanda Dersim’in il olmaktan ç›kabilece¤ini kaydeden Kaya barajla birlikte vaad edilen 80 milyon dolarl›k para katk›s›n›n da yaln›zca Dersim’i insans›zlaflt›rma projesinin bir parças› oldu¤una dikkat çekti. Y›lmazer de barajlara karfl› ç›kmak için sivil toplum örgütlerini bir araya getirmekten bahsederek olay›n arka yüzünü emperyalist politikalar› açt›. fiekero¤lu ise, sürenin k›s›tl› olmas› nedeniyle ancak bir f›kra ile olay› özetleyerek konuflmas›n› bitirdi. Festivalin 3. günü sahne alan Rençber, Kaz›m Koyuncu, Servet Kocakaya, Emre Salt›k, Bulutsuzluk Özlemi ile Grup Munzur taraf›ndan gece noktaland›. 4 gün süren Munzur Festi-
16-29 Ağustos 2002
31
işçi-köylü 35
biraz geç bafllad›. ‹lk olarak Werva Roz grubunun verdi¤i dinletiden sonra Günefle Türkü müzik grubu sahne ald›. Konuflmalar›nda Dersim’in isyankar tarihine de¤inerek bu topraklarda nice devrim flehitlerinin oldu¤u ve Ölüm Orucu’nun görkemine vurgu yaparak ‹brahim’den Mehmet’e uzanan konuflmas›yla Günefle Türkü kitleyi coflturdu. Grubun konuflmas›n›n ard›ndan Kaypakkaya’n›n tohumlar›n› att›¤› Dersimlilerden “Dersim, Tokat Erzincan savafl›yor Partizan”, “Yaflas›n Partimiz TKP/ML, Halk Ordusu T‹KKO TMLGB” sloganlar› at›ld›. Kaypakkaya’n›n resimli posterleri aç›ld›. Günefle Türkü’den sonraysa Sevinç Eratalay, Metin Kahraman ve Mo¤ollar konser verirken Ahmet Telli k›sa bir fliir dinletisinde bulundu. VE FEST‹VALDEN KALANLAR Evet, Munzur coflkunlu¤unda geçen 4 gün boyunca festivalden geriye birçok düflünce kald›
Köyü boflalt›lan bir amca: Biz 8 senedir köyümüzden ayr›y›z. Köyümüz Ç›ral› köyüdür. Memlekete küsmüflüz aram›z yoktur. Yani aç›l›yor aram›z. Zalimin zulmünden çekiyoruz, periflan olduk. Durumumuz iyiydi, flimdi öyle oldum ki ele muhtac›z. Ovam›z da¤›ld›, oca¤›m›z yak›ld›. Geriye gidece¤iz ama neyle? Bir kuflun kanad› k›r›l›nca neyle uçar? Yerinde durur gidemez bir yere. Biz de öyleyiz ha. OHAL’in kalkmas› politikad›r. Ben 80’den fazlay›m. 38’i de gördüm. Devletin kanunlar› yine ayn›d›r. Fakir fukara hep eziliyor. Köyümüze b›rakm›yorlar ki bir ölülerimizi ziyaret edelim. Bir 38’de darbe gördük bir de flimdi yiyoruz. Gözümüzü açmad›lar. Biraz bu memleket kendine gelse yine zulüm görüyor. Her yerde bu ifller var. Buray› baflka gözle görüyorlar. Aç›k söylüyorum devlet bize hor bakm›fl. Diyelim 38 geçti ondan sonras›? Aç insan ne yapar. H›rs›zl›k yapar, yalan söyler, da¤a da kaçar. Çocuklar›m inan ki bu zulümden kaçt› da¤lara. Dedi ki
sonra asker bana “sen teröre destek veriyorsun” daha ben ne diyeyim ki. Dersim, yap›lanlar› kabul etmez k›z›m. ‹brahim abi: Festivalin her sene böyle geçmesini bekliyoruz. Fakat “Munzuruma dokunma” söylenmesi geç oldu. Daha evvelden projesi çizilmifl ama yeni söyleniyor. ‹nsanlar da asl›nda burada festivale gelmifller yaln›zca. Yoksa Munzur için gelmemifller. Bundan sonra bence birfley yapamay›z. Geçen sene yap›lan miting de pek etkili olmad›. Sadece gelip geçici oldu. ‹nsanlar sadece toplulu¤u görünce ona göre ayak uydurmaya çal›flt›. Ciddi bir örgütlü çal›flma yok burada. Sadece öncü oldu¤u zaman arkas›ndan yürümeyi biliyoruz, kendimiz öncü olam›yoruz. OHAL’in kalkmas› da yaln›zca isimdir. Bizim gözümüzde sadece askerlere verilen maafllar›n azalmas›ndan baflka birfley de¤ildir. Ayn› fleyler devam ediyor. Halen köylere geri dönüfl ciddi anlamda yok, periflan durumda herkes. ‹nsanlar köylere dönecek ama evleri yak›lm›fl, y›k›lm›fl. Devlet yine kendi programlar›n› uygulamaya çal›fl›yor. Sadece AB’ye kat›lmak için göstermelik olarak OHAL’i kald›r›yor. Daha halen de insanlar akrabalar›n›n yan›nda kal›yor. Hakan Ertan (Üniversite ö¤rencisi): OHAL görünürde kalkt› belki ama kafalarda henüz kalkmad›. Mesela ben 22 yafl›nday›m. Ama daha flu ana kadar OHAL d›fl›nda bir yerde yaflamad›m. Zaten OHAL kalksa da onun yerine yeni yasalar gelecektir. ‹ller yasas› geniflletilecektir. Yine ayn› fley olacak sadece k›l›f de¤iflecek. Gençlik olaraksa kültürümüzü ifade edemiyoruz. S›radan Kürtçe bile konuflam›yoruz. Sebebi de bugüne kadar olan bask› yani. Biz de biraz bilinçsiziz. Kültürümüze sahip ç›km›yoruz. Bat› hayran› olmufl gençler adeta. Eski havam›z yok art›k. Ben Dersimliyim diyemiyorum. Eskiden afliretçili¤i suçluyorduk ama bugün beter haldeyiz. Herfley bizi bölmüfl. Tunceli’de sistemin kuca¤›na oturmufl bir gençlik var flu anda. Geriye dönüfller için de taraftar›z ama biraz zor olacak. Alt yap› haz›r de¤il bir kere. Devlet de zaten dayat›yor, baz› fleyler do¤rultusunda geri dönüflleri sa¤l›yor. Gelenler de ona göre davranmak zorunda kal›yor. Devletin flimdi Merkez Köy projesi var. O flekilde denetleyecek insanlar›. Bu da bilinçli bir politika zaten. Festival daha iyi olabilirdi.
Mazgirtli bir gencin söyledi¤i flu söz asl›nda genel atmosferi parçalamaya yetiyor. “‹stanbul’da OHAL yok hem de hiç olmad›. Ama insanlar OHAL’siz de sokak ortas›nda öldürülebiliyor.” Do¤ru, birkaç k›r›nt› veya göstermelik hakla bask›lar›n dozaj› düflmüyor. Bu kez, t›pk› Dersim’de oldu¤u gibi insanlar içten kemiriliyor. OHAL’in kald›r›ld›¤› yönündeki uygulamalar da eminiz çok yak›nda kokusunu verecektir. Çünkü hala süren bir savafl var.
işçi-köylü
UMUT YAYIMCILIK VE BASIM SANAY‹ LTD. fiT‹
B‹Z HALKIZ GELECEK ELLER‹M‹ZDED‹R
www.iscikoylu.org • @mail: umutyayimcilik@superonline.com
DEVRİM YOLUNDA
Yönetim yeri: Gureba Hüseyin A¤a Mah. ‹mam Murat Sok. No:14/1 Aksaray-Fatih/‹STANBUL. Tel: (0212) 521 34 30, 531 48 53 FAKS: (0212)621 61 33 Sahibi ve Yaz›iflleri Müdürü: Bar›fl AÇIKEL Bask›: Ça¤dafl Matbaac›l›k
Genel Da¤›t›m: YAY-SAT
ISSN: 1303-0299
BÜROLAR ➧ KARTAL:
HAMAM SOK. DEM‹RL‹ ‹fiHANI NO: 57/14 KARTAL, TELEFAKS: (0216) 306 16 02 Cep: 0 544 521 34 30
➧ ANKARA:
MEfiRUT‹YET MAH. KONUR SOK. NO: 14/24 KIZILAY/ANKARA TEL: (0312) 418 25 26 Cep: 0 535 562 33 72
➧ ‹ZM‹R:
GAZ‹OSMANPAfiA BULVARI, KOÇAfi ‹fiHANI NO: 87, DA‹RE:318 KONAK, TELEFAKS: (0232) 441 93 09 Cep: 0535 310 31 84
➧ MALATYA: DABAKHANE MAHALLES‹, BOZTEPE CAD., BABACAN ‹fiHANI NO:9 KAT:1/16 MALATYA TEL: (0422) 325 78 13 Cep: 0 536 558 45 04 ➧ BURSA:
GÜMÜfiÇEKEN CAD. ERKMEN ‹fiHANI, NO:7/21, HEYKEL, TEL: (0224) 224 09 98 Cep: 0 536 612 81 98
➧ SAMSUN:
KALE MAH., YUSUF KEFEL‹ ‹fiHANI, KAT: 6 NO: 9 , TEL: (0362) 435 64 57 Cep: 0535 454 22 50
➧ TURHAL:
YAVUZ SULTAN SEL‹M MAH. TANRI-VERD‹ SOK. 19/15 2. NOTER YANI TURHAL/TOKAT TEL: 0356 276 37 20 Cep: 0533 414 65 54
➧ MERS‹N:
ÇANKAYA MAH. S‹L‹FKE CAD. ÜZÜM ‹fiHANI KAT :1 NO: 47 MERS‹N CEP: 0535 434 32 58
➧ AVRUPA MERKEZ BÜRO: WESELER STR 93 47169 DUISBURG-DEUTSCHLAND TEL: 0049 203 40 60 958 FAKS: 0049 203 40 60 959
“Dövene sövene kul olma, haksızlığa diren” ‹yinin ve kötünün; güzelin ve çirkinin; do¤runun ve yanl›fl›n çat›flmas› çarp›flmas› çok eski dönemlere dayan›yor. Kavgan›n kahramanlar› öz niteli¤ini kaybetmeden, dönem dönem flekil de¤ifltirse de amaçlar de¤iflmiyor hiç. Kahramanlar da, kahramanl›k öyküleri ile yaz›lan destanlar da devam ediyor. Yani tarih yaz›l›yor yine. Yaflad›klar› ça¤›n bafle¤mez isyanc›lar› olan halk kahramanlar› dünden bugüne efsaneleflen yaflamlar› ile bugünümüze ›fl›k tutuyor, yol gösteriyor. “San›lmas›n kibirimdendir boyun e¤meyiflim. Kollad›¤›m can de¤il inançt›r” diyen ‹mam Hüseyinler; “hep beraber sürebilmek topra¤›/ ball› incirleri hep beraber yiyebilmek/ yarin yana¤›ndan gayr› her yerde, herfleyde, heryerde/ hep beraber” diyen fieyh Bedreddinler; “düflünce
fetva yazarsa/ iflte kement, iflte boynum asarsa/ iflte hançer, iflte boynum keserse/ dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” diyerek zalimlere karfl› mücadelenin bedel isteyebilece¤ini ortaya koydular. Pir Sultanlar, Hac› Bektafllar, fieyh Bedrettinler, Yunus Emreler ve daha niceleri. Onlar kendi ça¤lar›n›n zulümkarlar› ile zalimleri ile mücadelenin mimarlar› oldular ve kimisi dara¤açlar›nda kimisi derisi yüzülerek katledildi. Kimisi de karanl›k zindanlarda ölüme terkedildi. Bitti mi peki zalimler, zulmedenler. Bitmedi elbette zulmedenler. Yada bitti mi direnenler, halk›n kahramanlar›. Dünün zalimleri, padiflahlar, sultanlarken; bugünün zalimleri de emperyalizmin yeminli uflaklar›
litikalarla “yeniden flekillendirmeye” gelen Kemal Dervifl krizi çözmek için yapt›klar› ile krizi iyice derinlefltirmifltir. Önceden televizyonlarda izledi¤imiz açl›ktan ölüm haberleri art›k yan›bafl›m›zda, burnumuzun dibinde yaflanmaktad›r. Yüzlerce insan iflten at›lmakta, çal›flanlar hak gasplar› ile karfl› karfl›ya kalmaktad›r. Gelinen aflamada ise ekonomik krize bir de hükümet krizi eklenmifl durumdad›r. Koalisyon hükümetinin miad›n›n dolmas›
karanl›¤›na ›fl›k tutanlara ne mutlu” diyen Hac› Bektafllar; “gelin canlar bir olal›m/ mazlumun, yoksulun hakk›n› alal›m” diyen Pir Sultanlar, Yunus Emreler ve daha niceleri. Onlar›n yaflamlar› dönemlerine ›fl›k tutan bir meflale; halktan, hakl›dan yana olman›n ilk örne¤idir ayn› zamanda. Halktan biri olmalar›yla, ayn› ac›lar› yürekten yaflamalar› ile, haks›zl›klara karfl› bafle¤mez direniflleri ile onlar› farkl› k›lan dönemlerinin karanl›¤›na mum olmalar› idi. Bedel ödemeyi göze almalar› idi. “Kad›lar müftüler
ve onlar›n efendileri de¤il midir? O dönem nas›l ki do¤rudan, hakl›dan, güzelden yana olanlar varsa, bugün de vard›r. O dönem ezenler, katledenler varsa bugün de vard›r. Ve bu iki s›n›f›n mücadelesi o gün oldu¤u gibi bugün de devam etmektedir/edecektir. Bugün yaflad›m›z gün bunun en aç›k kan›t›d›r. Yaflant›m›z hergün a¤›rlaflan yaflam koflullar› alt›nda biraz daha sefalete sürüklenmekte; açl›k s›n›r› her geçen gün biraz daha artmaktad›r. Tüm bunlara bir çözüm olma yalanlar› ile Türkiye’yi emperyalist po-
dolay›s›yla yeni bir hükümet için dü¤meye basan emperyalizm, AB’ye uyum hükümetinin ad›mlar›n› atmaktad›r. Kendilerine “Yeni Türkiye” ad›n› vererek ülke gündemine oturmaya çal›flan ve yeni ad› alt›nda eski, bildik vaadleri sunmaya devam eden egemenlerin hali ise ortadad›r. Daha yeni partilerinin kuruluflunun hemen ard›ndan partiden istifalar baflgöstermifl ve ‹smail Cem kitleye ilk konuflmas›n› yapt›¤› Kayseri’de halk taraf›ndan “sizin nereniz yeni” denilerek yuhalanm›flt›r. Yani onlar›n
bizlere, halka getirece¤i yeni birfley yoktur asl›nda. Zaten flu da bir gerçek ki kendisine hangi ismi verirse versin iktidara gelecek her partinin ya da her koalisyonun önünde uygulanabilecek tek bir program vard›r. O da IMF’nin dayatt›¤› programd›r. Onun sonuçlar› da bugün yaflad›¤›m›zdan farkl› birfley de¤ildir. Açl›k, yoksulluk, zulüm ve sömürünün daha da katmerlenmesidir. Bu da devletin emperyalizmle olan uflakl›k iliflkisinin bir kez daha kan›tlanmas›d›r. Yine ABD emperyalizminin haz›rl›klar›n› yapt›¤› Irak sald›r›s› ve bu planda Türkiye’ye biçti¤i rolde bu uflakl›k iliflkisini ortaya koymaktad›r. Türk askerleri daha flimdiden Irak’ta bulunan Bamerni Havaalan›na yerleflmifl durumdad›r. Tüm bunlar göstermektedir ki dünün zalimlerinin ard›llar› olan bugünün zulümkarlar› azg›nl›klar›ndan hiçbirfley kaybetmemifltir. Bugün yaflanan en ufak bir protesto, en basit bir hak istemi dahi emperyalizm ve onlar›n uflaklar› taraf›ndan ac›mas›zca bast›r›lmaya çal›fl›lmaktad›r. Bir yandan böyle azg›nca sald›r›rken bir yandan da bize dünümüzü unutturmaya çal›flmaktad›rlar. Dünümüzü unutal›m ki yar›n›m›za da ›fl›k tutamayal›m. Onlar›n hedefledi¤i budur. Dün “kollad›¤›m can de¤il inançt›r” , “bilimden geçmeyen yolun sonu karanl›kt›r” “Mazlumun, yoksulun hakk›n› alal›m” dedi¤i için as›lan, derisi yüzülen halk kahramanlar›n› unutmam›z› istemektedirler. Oysa bu bizim tarihimizdir. Yani ezilenlerin sömürülenlerin yaratt›¤› direnifl tarihidir. Ve bu tarihi direnifli yaratan halk›n mücadelesi bugünün onurlu insanlar›n›n verdi¤i mücadelede yaflamaktad›r. O gün de haks›zl›klara boyun e¤meyenler karanl›k zindanlara at›ld›. Bugün de yine zulme boyun e¤meyenler F tip tecrit hücrelerinde direnmektedir. Onlar hem yaflad›klar› ça¤da ve bu ça¤da yaflanan haks›zl›klara karfl› verdi¤imiz do¤ruluk, eflitlik, özgürlük mücadelesinde yaflamakta hem de yine onlar› anlama, tan›ma f›rsat› buldu¤umuz etkinliklerde, festivallerde yaflat›lmaktad›r. ‹flte Hac› Bektafl Veli flenlikleri de bu etkinliklerden birisidir. Ve bu flenlikler, etkinlikler bizler aç›s›ndan ne kadar
önemli ise, tarihimize halk›n tarihine sahip ç›kman›n bir ad›m› ise devlet için de kendi aç›s›ndan o derece önemlidir. Özellikle bu y›l aç›s›ndan bakt›¤›m›zda ve flenliklere kat›lan Alevi potansiyeli de gözönüne ald›¤›m›zda seçim heyecan› içinde bulunan partiler aç›s›ndan bu etkinli¤in önemi daha da iyi anlafl›labilir. Onlar›n sadece oy potansiyeli olarak bakt›¤› Alevi kitlenin birarada bulundu¤u bu tür etkinlikler kendilerini propaganda etmenin en güzel yerlerindendir. Ama bizler aç›s›ndan onlar›n gerçek yüzlerini görmek o denli zor de¤ildir. Sadece vaad ettikleri ile yapt›klar› aras›ndaki farklar› gözlemlemek dahi yeterli olacakt›r. Onlar sözde yeni, sözde demokratik, sözde ilericidir. Ama yapt›klar› bunun tam tersidir. T›pk› düflünce özgürlü¤ünden bahsederken bir taraftan da Sivas’ta 35 ayd›n› diri diri yakmalar› gibi. T›pk› alevi derneklerinin kapat›lmas› gibi. T›pk› Karadeniz’de alevi köylerinin “Ermenisiniz” diyerek afla¤›lanmaya çal›fl›lmas›; silah almaya zorlanmas› gibi. Onlar›n söyledikleri yapt›klar›yla asla ayn› olmaz. Çünkü onlar dünün zalimlerinin, padiflahlar›n›n, zorbalar›n›n soyundan gelenlerdir. Bizlerin unutmamas› gereken tek gerçek ise dünün ve bugünün diyalektik ba¤lant›s›n› kurabilmektir. “Dün nas›lsa bugün de öyle/ öldürülür ›fl›¤› tafl›yanlar/ ama ›fl›¤a dokunamaz hiç kimse.” Tam da böyle iflte onlar ›fl›¤›n, ayd›nl›¤›n düflman›, ›fl›¤› tafl›yanlar›n düflman›. Dün oldu¤u gibi yani. Ama yine unutulmamal›d›r ki nas›l dün ›fl›¤› tafl›yanlar varsa bugün de vard›r ve yar›n da olacakt›r. Ona düflman olanlar da olacakt›r. Unutulmamal›d›r ki dünün zalimleri, bugünün uflak ruhlu hükümetleri ve emperyalistleridir. Tüm kötülüklerin yarat›c›s› onlard›r. ‹flte bugün dünün halk kahramanlar›n› sahiplenmek, anlamak körü körüne onlar›n yaz›lar›n› okumak, ezberlemek de¤ildir. Onlar›n sazlar›ya, sözleriyle, dilleri ile, na¤meleri ile karfl› durduklar› haks›zl›klara nesnel gerçeklikten ç›kar›lan bilimsel bir ideoloji ile karfl› durmakt›r. T›pk› onlar gibi karanl›¤a ›fl›k tutmaya cüret etmektir. Hac› Bektafl Veli’nin dedi¤i gibi “düflünce karanl›¤›na ›fl›k tutanlara ne mutlu”.