Türkiye iradesini arıyor
q Öcalan’ın İmralı’da yargılanması karar aşamasına geldi. Verilecek karar; aynı zamanda 100 yıllık Kürt Meselesi ve Türkiye’nin geleceği hakkında bir karar olacaktır. Öcalan yaptığı siyasi savunma ile, Kürt meselesini, silahlı mücadeyi tamamen dışlayan bir çerçeveye oturtmuştur. Öcalan hakkında idam kararı verilse ve bu karar infaz edilse bile, Öcalan’ın çizdiği çerçeve içinde kalınarak, yeniden silahlı mücadeleye girişilemez. İdam ve infaz kararları, Öcalan çizgisinin kesin yenilgisi; bu çizgiyi reddeden bir silahlı Kürt hareketinin meşruiyet zemini olacaktır.
q “Öcalan’ı samimi bulmuyoruz” diyenler, eğer
“Kürt meselesi yoktur, yabancıların kışkırttığı terör mücadelesi vardır.” tezini inanarak savunuyorlarsa; Apo’yu samimiyetsizlikle eleştirmeleri, samimiyetsiz bir tutumdur. Çünkü bu durumda Öcalan’ın sadece samimiyetine değil; bugün ortaya koyduğu çözüm yoluna da karşıdırlar. Eğer sorun, sadece Öcalan’ın samimiyeti ise; kendisi ellerindedir. Bu çağrıyı dikkate alır, çözüm yolunu açarlar. Barış ve demokratikleşme adımlarıyla gerilla dağdan iner.
q Bu kardeş savaşında, yakınlarını kaybedenlerin acısı
derindir. Ama “Apo asılsın, içimizdeki yangın sönsün” diyen şehit ailelerinin rahatlamasından sonra toprağa düşeceklerin yakınları nasıl rahatlayacak? Yüreklerdeki yangını söndürecek olan savaşın söndürülmesidir. Silahlı mücadeleye yönelen yeni bir PKK’nin de, mevcut konjonktürde zafer şansı yoktur. Ama son onbeş yıl, PKK’nin zaferinden değil, varlığından ve mücadelesinden dolayı Türkiye’yi kararttı. Şimdi ihtiyaç duyulan, 15 yıl boyunca “savaşı” TBMM gündemine alamamış çapsız siyasetçilerin intikamcılığı değil; savaşı bitirecek bir iradedir.
fabrika
Bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm yolunda
Anamız amele sınıfıdır, Yurdumuz bütün cihandır bizim Hazırlandık son şanlı kavgaya Başta bayrağımız Sosyalizm Avusturya İşçi Marşı’ndan
Sayı 45
Temmuz 1999
q“28 Şubat defterinin kapandığı”nı, bir zamanlar Ecevit söylemişti. Parlamentodaki partiler, Baykal
CHP’si başta olmak üzere, tam dokuz ay öncesinden, görülmemiş bir çoğunlukla seçim kararı alarak, 28 Şubat’ı bitirmiş olduğunu düşünüyordu. “Seçimler oldu, kuvvetli bir hükümet kuruldu. Artık ordu bu işlerle ilgilenmesin...” Böyle düşünülüyordu. Halbuki TSK, 28 Şubat ertesinde alınan MGK kararları doğrultusunda yasal düzenleme yapmayan, kararlı davranmayan hükümetlerin, “yeteri kadar güçlü değiliz, azınlık hükümetiyiz, seçim sürecine girdik” mazeretlerini dikkate alarak, seçimleri bekliyordu. Seçimler oldu, çoğunluk hükümeti kuruldu. Fakat hükümet programında, MGK’nın çıkarılmasını istediği yasalardan bahis olmadığı gibi; hükümeti oluşturan partiler sanki 28 Şubat hiç olmamış gibi davranmaya devam ettiler. Bu durumda kuvvetli bir şokla, herkesi kendine getirmek, devlet politikalarının, alınmış MGK kararlarının unutulmasına izin verilmeyeceğini göstermek şart olmuştu. Halbuki ordu defalarca şu kuralın altını çizmişti: “Ordu başladığı işi yarım bırakmaz, unutmaz, bitirinceye kadar takipçisi olur.” Demek ki, anlaşılmamıştır. Fethullah Operasyonuyla birlikte 28 Şubat yeni bir atak dönemine girmiş; artık “Amerikan ve tarikat bağlantıları dışında” mazereti kalmayan hükümete ve Meclis’e, Cumhuriyet Devleti’nin kurumları olmanın gereklerini yapmalarını hatırlatmıştır. Yazısı sayfa 9’da
İMF Mezbahasında SSK
57. Hükümetin hangi partiler tarafından kurulacağı, daha seçimler olmadan belliydi. Seçimlerden sonra, başta Cumhuriyet Gazetesi olmak üzere, tekelci basının gayretiyle pürüzler giderildi, Rahşan Ecevit’in, parti tabanına yönelik “durumu kurtarma” mesajı problem olmaktan çıkarıldı, MHP tekelci düzenin programına bakarak hizaya gelmesi gerektiği mesajını kuvvetle aldı. MHP’nin hükümet içinde ve yerel yönetimlerde, esas işinin tekellere hizmet olduğu, türbanmış, sekiz yıllık eğitimin bölünmesiymiş, kendi başına sokak hakimiyetiymiş, sokak-cadde adı değiştirmek ve KİT’leri taraftarlarına menfaat kapısı yapmakmış gibi işlerle uğraşamayacağı yönünde eğitimi devam edecektir. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Armudun sapı, üzümün çöpü” denilirse hükümet kurulacak parti bulunamayacağını beyan etti. Doğrudur, bırakalım emekçiler açısından neyi temsil ettiklerini, tekelci düzen açısından bile, problemsiz parti yok gibidir.
Seçimlerden hangi hükümet çıkarsa çıksın; İMF’nin önünü koyduğu “Sosyal Güvenlik Reformu” mecburiyetiyle karşılaşacaktı. 57. Hükümeti oluşturan partilerin “dünya görüşlerinin” birbirinden çok farklı olduğuna dair iddialar çok. Ama TBMM’deki partiler arasında, barajı aşamayan CHP dahil, İMF’nin dayatmaları ve Sosyal Güvenlik Reformu konusunda, hiçbir “dünya görüşü farkı” bulunmuyor. İddia şudur: Türkiye’deki SSK, Emekli Sandığı ve Bağ-kur’dan oluşan sosyal güvenlik sistemi, bütçe üzerinde çok ağır bir yüke dönüşmüştür. Eğer bu alanda köklü bir reforma gidilmezse, önümüzdeki yıllarda ekonomi bu ağır yükü taşıyamayacaktır. Bu amaçla 1. Emeklilik yaşı acilen yükseltilmelidir. 2. SSK Çalışma Bakanlığı’nın bağlı kuruluşlarından biri olmaktan çıkarılıp, ilgili kuruluş statüsüne dönüştürülmelidir. Böylece hükümetlerin sosyal güvenlik sisteminin açıklarını finanse etme zorunluluğu kalkmalıdır. 3. Sosyal güvenlik ve sağlık sigortası, serbest piyasa koşulları içinde gerçekleşmeli; özelleştirilmelidir. Devamı sayfa 3’te
KOSOVA: Bugün tüm dünyanın dikkatle izlediği Kosova sorunu aslında yeni dünya düzeninin küçültülmüş bir görüntüsüdür. Halklar arası çatışma vardır, savaş vardır, emperyalistler arası çekişme vardır, katliam vardır, işgal vardır. Kısacası, reel sosyalizmin çöküşüyle birlikte emperyalizmin ideologlarınca tantanalı bir şekilde ilan edilen yeni dünya düzeninin nasıl bir şey olduğu Kosova’da açıkca sergilenmektedir. Tıpkı daha önce Körfez Krizi döneminde olduğu gibi, tıpkı Bosna’da olduğu gibi.
Disk’te madenciler birleşti q DİSK’e
bağlı Dev-Maden Sen ve Yeraltı Maden-İş Sendikaları 21 Mart 1999 tarihinde, Ankara Genel-İş salonunda yapılan kongreyle birleşti. Uzun süredir sessiz, mütevazı, ama ısrarlı çalışmalarını takip ettiğimiz Dev-Maden Sen Sendikası birlik kongresine 65 delege ile katıldı. Yeraltı Maden-İş sendikası ise 23 üye ile temsil edildi. Kongre sonunda birleşik sendikanın adı Dev MadenSen olurken, Genel Başkanlığa aynı zamanda DİSK yürütme kurulu üyesi olan Çetin Uygur getirildi. Dev Maden-Sen Genel Başkanı Tayfun Görgün ise, birleşik sendikanın Genel Başkan vekilliğini üstlendi. Tavşanlı Şube Başkanı Yunus Akbağ, Genel Sekreterlik ve Mali Sekreterlik görevini yürütecek. Gene Tavşanlı Şubesinden Ahmet Remzi Atasoy ile Ankara’daki bir işyerinden Turgut Yılmaz yönetim kurulunun diğer üyeleri oldular. Yazısı sayfa 7’de
FABRİKA, bir siyaset yayını olmak değil, sosyalist işçilerin durduğu yerden işçi hareketine, sosyalist harekete, dünyaya ve ülkeye bakmak, sosyalist hareketi, işçi hareketini, ülkeyi ve dünyayı dönüştürmeye çalışmak için çıkıyor. Bu platformda görüş ve tutumunu ifade etmek isteyen bütün işçilere, akıl hocalığı yapmadan, sansür uygulamadan, kendini açan bir araç olmaktan başka bir iddiası da yok.
500.000 TL. (KDV Dahil)
Amerikan Halifesi Fethullah
Koç’un sap ve çöp hükümeti
Yazısı sayfa 12’de
CHP’de ne oldu? Koç grubunun ikinci “sol” partisinden, Öymen’li CHP’den, ne köy olur, ne kasaba..Olup olacağı, Ecevit’e bir hal olur, DSP sarsıntı geçirirse; Öymen’in ve Öymenli CHP’nin yedekte tutulmasıdır. Artık hem Öymen çizgisi buna izin vermeyeceği için; hem de devlet partisinin, muhalefetteki siyasi partilere bile, oynamaları için bıraktığı band çok dar olduğu için, “hazır muhalefetteyken” mantığıyla çok sol görüntüler, gösteriler ve üsluplar beklenmemelidir. CHP’nin parlamento dışında kalmasının, memlekete bir tek yararı olabilir. Kendi mevzilerini tahkim etmek ve bu mevzilerden güç almak için CHP’nin saldırabileceği pek az alandan birisi sendikalardır. Bilindiği gibi Baykal hizbi, CHP’nin sendikalardaki bağlarını tarumar etti ve çoğunu DSP’ye gönderdi. Baykal’ın Rıdvan Budak’a haddini bildirme politikası, DİSK içinde Budak’ın yakını gördüğü, nisbeten ileri unsurlara karşı, geri ittifakları desteklemesi şeklinde cereyan etmişti. Bu politikayı özellikle Genel-İş Sendikasında uyguladılar.
TÜSTAV Kongresini yaptı
TÜSTAV, ekonomik ve toplumsal tarih araştırmalarını temel faaliyet alanı seçmiş, gene geçmişte ilerici hareket içinde yeralan isimlerin kurucu ve yöneticisi olduğu vakıflardan farklı, daha daraltılmış bir alanı seçiyor. Bu alan, “Türkiye Komünist Partisi’nin tarihi” olarak belirlenmiş görünüyor. Şüphesiz, tek başına TKP tarihinini araştırmak, bu tarihe ait belge ve bilgileri “korumak” gibi bir amaç, bu işi yapan kurumu ve mensuplarını, TKP tarihinin Selahattin Koçak’ın söylediği gibi, “mirasçısı” yapmaz. Bir siyasal partinin mirasçısı, gene kurumsallaşan bir siyasal irade, bir parti olabilir. Mirasçılık iddiası en azından konuşmacıların bazıları için, amacın “tarihi araştırma ve koruma” alanından taştığını ima ediyor. Bu yönde yorumlanabilecek başka bir ima ise, “geçmişi araştırmanın zorunlu olarak bir hesaplaşmayı içerdiği- Ömer Ağın-”; “bu sürecin aynı zamanda bir kendini sorgulama süreci olduğuSelahattin Koçak-” yönündeki ifadelerde bulunabilir. Sayfa 4’te
İşçi sağlığı bahane Tapu planı şahane 24 Nisan akşamı, televizyonlarının başında gece haberlerini izleyen Türkiye’nin dört bir tarafındaki insanlar, “Zonguldak” denilince hemen akla gelen; artık sıradanlaşmış bir “grizu patlaması” ve “patlamada hayatını kaybeden işçiler” haberiyle de karşılaştılar. Yıllardır o kadar çok grizu haberi dinlemiş, göçükte kalan, zehirlenen, yanarak ölen işçilerle ilgili o kadar çok haber duymuşlardı ki; kazayı izleyen günlerde Zonguldak Valisi’nin söyledikleri de, aynı kanıksanmışlık içinde dikkatleri çekmedi. Sayfa 7’de
Nazım’dan elinizi çekin Şair ve komünist Nazım Hikmet’in mezarını Türkiye’ye getirme isteği saygıdeğer bir tutumdur; eğer bu isteğin arkasında Nazım’ın anısına yapılabilecek her türlü saygısızlık mevcut değilse. Bir zamanlar, komünistlikten liberalliğe evrilen yumuşakçalar bu işe soyunmuştu. Nazım’ı önce komünistliğinden soyup, hümanist şair yapmaya giriştiler. Bizzat oğlu tarafından yayıma hazırlanan kitaplarında bile “komünist, kızıl, yoldaşlar” gibi kelimelerin yerine (....) işareti koyan rezil zihniyet; “Vasiyet” şiirinin “yoldaşlar” hitabını da, Genco Erkal’ın ağzında “kardeşler”e dönüştürmüştü. Nazım ticaretiyle geçinen, sanata yetenekli veya sadece kendisini herşeyi kullanarak pazarlamaya yetenekli, işportacılar; getirseler koruyamayacakları mezar için epey gürültü etmişlerdi. Bereket, Türkiye devleti Nazım’ın hatırasından bile korkuyordu da, bu girişime izin vermedi. Sayfa 18’de
Siyasal İslam ve radikalizm
Zeki Tombak Sayfa 8
Merve Meclis’te değil miydi?
Doğan Varol Sayfa 10
Sosyalist politika siyasal İslam karşısında
Zeki Şerifoğlu Sayfa 11
Mirasyedi miyiz?
Metin Kalfa Sayfa 5
Kemalistler Orhan Pamuk’a neden kızdı? edebiyat ve ucuzluk
Serhan Özdemir Sayfa 18
Faşizm üzerine dersler
Zeki Tombak Sayfa 14