CİLT:3 SAYI:30 Temmuz: 2006 ----------------------------------------------------------------------------------------------------
MARKSİZM-LENİNİZM HER ZAMAN GÜNCEL VE BİLİMSEL ÖĞRETİ KOMÜNİSTLERİN BİRLİĞİ YOLUNDA ORTAK YAYIN VE İLKELER Komünistlerin birliğini sağlayacak yol kendini kabul ettirmiş devrimci teorinin varlığından geçmektedir. Devrimci teori komünistlerin önünü açacak ve komünist programın oluşumuna araç olacaktır. Bunun sağlanabilmesi için komünistler arası iletişimi, devrimci teorinin sınıfa aktarılmasını sağlayacak bir örgütlülük içerisinde işçi sınıfının ve dostlarının var olduğu her yere uzanacak bir yapı içerisinde açık ve
anlaşılır bir dille ulaşmaktan geçmektedir. Okuduğu her satırın hakkını vererek düşüncelerini ve deneyimlerini anlatan, birikimlerinden başkalarının da yararlanmasından keyf alan bir azimle geri dönüşümü ( okuduklarının eleştiri ve özeleştirilerinin, öneri ve uyarılarını aktarmayı ) sağlayacak bir örgütlenmenin baştan sağlanması gerekecektir. -Ortak yayın çıkarılması konusunda hemfikir olan herkesin katılabileceği bir yapı olmalı. -Ortak yayın Koordinasyon ve yönetim merkezi kurulmalı. -Yönetim ortak katılanların eşit ve tam 1
yetkiyle yetkilendirilmiş temsilcilerinden oluşmalıdır. Temsilci sayısı pratik görevler tarafından tespit edilerek belirlenmelidir. -Temsilcilerini her an geri çekme hakkını saklı tutarak zaman zaman değiştirme, başkalarını görevlendirme hakkını taşımalıdır. -Yönetim hiçbir zaman eleştirilerin muhatabı olarak görülmemeli, eleştiriler sahiplerine yapılmalıdır. -Tüm eleştiri ve yorumlar örgütlenme ve ilişkileri ifşa etmeleri dışında sansüre tabi tutulmamalıdır. -Yazılar konularına göre tasnif edilerek üzerinde mutabakat sağlanan konular çoğunluğun görüşü ve kabulüne göre ortak görüş olarak kabul edilmelidir. -Mutabakat sağlanamamış, konularla ilgili görüş ve önerilerin alınmasına devam edilmelidir. -Komünistlerin birliğini sağlayacak bir program oluşuncaya kadar aynı heyecan ve şevkle çalışmalar devam ettirilmelidir. -Ortak katılımcılar bu mücadele için gerekli 2
masrafları güçleri oranında katılmalıdırlar. -Ortak Yayının basımı, dağıtımının nasıl yapılacağı ortak kararlar çerçevesinde kararlaştırılmalıdır. Bu yönde katılımcılar neler yapabileceklerini belirtmelidirler. -Eylemde birlik ajitasyonda serbestlik ilkesi benimsenerek katılımcıların kitleler içindeki mücadele ve deneyimlerinin artmasına, sınanmasına, bilenmesine olanak verilmelidir.
YALANLAR VE GERÇEKLER Faşist cuntacı ordunun ‘kahraman’ subayları sermaye düzenine yaptıkları hizmetlerin sonucunda, emekliye ayrıldıklarında birden bülbül kesiliyorlar. Burjuva militarist ordusunun gücünü kendi kişisel güçleri sanan ahmak generaller, burjuva ikiyüzlülüğü yığınların aldatılması üzerine kurulu politik manevralarından, inceliğinden nasipsiz bu aptal
subaylar bir köşeye itildiklerinde anılarının güzelliğiyle baş başa kaldıklarında sohbetlerine doyum olmuyor. Hırsızlık konusunda nam salmış eski kulağı kesikler maharetlerini yitirdiklerinde, artık unutulmaya yüz tuttuklarında eski soysuzluklarını dökmeye başlarlar. Bizim emekli Korgeneralimiz Altay Tokat Güneydoğuda görev yaptığı dönemde, hakim ve savcıları hizaya getirmek için bunların evlerinin yakınlarına birkaç bomba attırdığını söylüyormuş. Doğrusu, burjuvazinin işi oldukça zor. Bir yanda milyonlarca yoksulun bu kahrolası yoksulluk içinde yaşamayı kabul etmesini jop, süngü, akıl almaz baskı ve şiddetle yönetmeye çalışma sayısız yalan ve entrikalarla, provokasyonlarla emekçilerin politik taleplerini, siyasal uyanışlarını engellemeye çalışma, diğer yanda bu işleri yaptırdıkları ve bunun için oldukça yüklü bir maliyet ödedikleri polis, ordu vb. ahmakların ağızlarını tutmalarını sağlamak gibi oldukça zor bir işle
uğraşmaları ne diyelim Allah yardımcıları olsun. Şimdi sen kalk PKK halka bomba atıyor diye propaganda yap, yığınları terör masallarıyla kendi politik çıkarlarının peşine tak milliyetçilik ideolojisiyle afyonlaştır kalksın ahmak bir generalin efendim ben dağlarda görev yaparken hakim ve savcıların öfkelerini arttırmak için teröristler yapmış gibi sağa sola bomba attıklarını diyerek sermayenin kirli savaştaki yöntemlerini deşifre etsin. Gerçekten burjuva yöneticilerinin işi zor. Hırsıza kendini öv demişler o da yaptığı bütün suçları ballandıra ballandıra anlatmış. Bizim kahraman ordumuzun saygıdeğer generalleri de kendilerini her övdüklerinde, vatan sevgilerini her dillendirdiklerinde burjuva düzeninin politik karakterini ifşa ediyorlar. Eh ne diyelim Allah razı olsun ahmak paşamızdan. Komünistler, devrimciler sürekli faşist ordunun tezgahladığı provokasyonlar dan söz edince hep beraber ayağa kalkan düzen bekçileri şimdi sessizce Altay Tokat Paşa’nın kızıyorlar. boşboğazlığına 3
Paşamızın hafiften kulağı çekilsin diyorlar. Yaptıklarından dolayı değil elbet sermayenin politikalarını ifşa etmesinden dolayı uyarılması isteniyor. Bu işlerde oldukça yetenekli ve ağzı ketum olan Susurlukçu Mehmet Ağar “Tokat her halde şaka yapmıştır. O lafı ciddiye almamak lazım. Demokratik Türk devletinde kural dışı bir şey olmaz.” demiş. Hani şu 1989’ da köylülere dışkı yedirme olayını önce inkar edip olay iyice açığa çıktıktan sonra kahraman generallerimizden biriside daha sonradan bunun bir şaka köylülerle yapılan bir oyun olduğunu söylemişti. Oysa bizim ahmak generallerimizin köşeye çekilmeden henüz omuzlarındaki yıldızlar parlarken bunları söylemiş olsaydı belki de terfi edip ödüllendirilecekti. Nitekim eski Kara Kuvvetleri Komutanı Büyükanıt Paşa Şemdinli de halkın üzerine bomba atarken kıskıvrak yakalanan astsubayları için onlar iyi çocuklardır, vatanseverdir diyerek burjuva mahkemelerine yol gösterdiğinde düzenin faşist 4
karakterini göz önüne sermiş karşılığında Tokat Paşa’ ya göstermelikte olsa tepki gösteren liberal burjuvalarımızın desteğiyle mevcut genelkurmay başkanının görev süresi sona ermeden alelacele terfi ettirilerek genelkurmay başkanı yapılıvermişti. -----------------------------------1 Ağustos dan itibaren 119 kalem ilaç sigorta kapsamı dışına çıkartıldı. Solunum yolu enfeksiyonları, kemik erimesi, vitamin şurupları grubu ilaçlarının da içinde bulunduğu 119 kalem ilaç artık sigortalılara ücretsiz verilmeyecek. Sigorta kapsamında hastaların bir yılda ancak belirli sayıda tahlil yapma hakkı var. Yeni yasayla belirlenen sayı dışında hastaya yapılması zorunlu tahliller ücret kapsamında yapılabilecek. IMF nin istekleri doğrultusunda kısıtlamalara giden burjuva hükümeti sigortalıların en çok kullandığı ilaçları ve çeşitli hastalıkların teşhisinde zorunlu olan tahlilleri ücretsiz sigorta kapsamından çıkardı.
Mevcut sistem içinde hastane önlerinde uzun kuyruklar oluşturan sigortalı emekçiler eski sistemi bile arar duruma düşürüldü. Burjuva hükümeti sağlık sektöründeki bireysel vurgunculuğu sahte reçete, sahte tahlil vb. aracılığıyla yapılan yolsuzluğu önlemek adına sözüm ona kapitalist sistemin doğurduğu vurgunculuğu rüşveti yolsuzlukları göstererek güya bunları önlemek istiyormuş yalanıyla fiili olarak parası olmayanın ölüme terk edildiği sağlık düzenini meşrulaştırma adımını atıyor. Kapitalist üretim ilişkisinin temel karakteri paranın egemenliğine dayanan burjuva iktisadıdır. Kapitalizm bireysel vurgunculuğu, yolsuzluğu yığınların sömürülmesini önleyen bir sistem değil bir fiil onunla birlikte büyüyen bir iktisadi sistemdir. Başbakanımız Recep Tayip Efendi ülkemizin çok önemli bir sorununu nasıl olup ta bu güne kadar kendisinden önceki değerli politikacılarımızın göremediği ülke kaynaklarının israf edilmesinin önlenmesinde
oldukça önemli sayılabilecek bir sorunu bir çırpıda görüp çözüverdi. İnsan sağlığı sorunu çok ciddi bir sorundur öyle şakaya gelmez. Hem ülkenin sigortalı, bağ-kurlu, emekli sandığına bağlı milyonlarca insanımızın sağlığını onlardan daha iyi görüp önlem alacaksın hem de bu işleri yaparken çok sevdiğimiz ülkenin mali kaynaklarını çarçur ettirmeyeceksiniz bu kolay bir iş olmasa gerek Türk insanı leblebi gibi ilaç yutuyor, canı sıkılan hastaneye gidiyor. Bu ülkenin insanlarının işi gücü yok sabahın köründe hastane kapılarında kuyrukta bekleyip sıra alıyor, birbirlerini iterek doktora görünmeye dertlerine derman bulmaya çalışıyor. Bütün bunlar sadece basit bir piyesin oyun perdesinden gerçek zeki başbakanımızın sözlerinde gizli Recep Bey ne demişti, Bağ-kurlu, Emekli sandığına mensup memurları eh madem hastaneye geldik şuradan birkaç tahlil yaptıralım, öte tarafa geçip bir röntgen filmi çektirelim, olmadı bir de tükürük, dışkı bilmem ne tahlili yaptıralım deyiveriyorlarmış. Eziyet çekmeyi o sıradan çıkıp bu 5
kuyruğa girmeyi çok sevdiklerinden yapıyorlarmış tüm bunları, bu hem sağlıklarını ciddi bir şekilde bozuyor hem de ülke ekonomisinde kaynak israfına yol açıyormuş. Küçük basit bir yasayla tüm bunlar önlenebilirmiş bunun için sosyal güvenlik yasasına bir maddecik ilavesiyle hallolurmuş SSK’lı, Bağ-kurlu, Emekli Sandığına mensup vatandaşlarımızın gözü aydın bundan böyle kendilerini düşünen bu başbakanımız sayesinde bütün bunlardan kurtulacaklar Artık öyle bende bu var mı, şu var mı gibi tahlil falan yok haydin evlerinize gidin rahat rahat zıbarın ki bir an önce bu dünyadan kurtulun. Varsın parası olan burjuvalar canları istediği gibi paralarını bastırıp istedikleri tahlilleri yaptırıp bu zahmetli dünyada istedikleri gibi uzun yaşamak için uğraşıp dursunlar. MAHİR- TEMMUZ 2006
6
EMPERYALİZM HALKLARA KAN VAHŞET VE SAVAŞTAN BAŞKA BİR ŞEY SUNMAZ Medeni uygar dünyanın gözü önünde barış palavralarının kanlı çocuk cesetlerinin üzerine basılarak atıldığını görüyoruz. Emperyalizm Ortadoğu’ya demokrasi, barış ve uygarlık götürüyor. Çıplak küçük bedenlerinden boyunu geçen emziğiyle babasının kucağında ağlaması kesilmiş Lübnanlı küçük cesetleri emperyalist haydutluğun yeryüzündeki egemenliğinin ne olduğunu gösteriyor. Katil Olmert çocuk cesetlerini göstererek terörizmin kökünü kurutacağız diyor.İsrail kendi güvenliğini sağlayacak Lübnan’ı terörizmden arındıracaktır diyor. Dün Bosnalı çocuklar, Vietnamlı çocuklar, Brezilya da sokaklarda katledilen çocuklar, Irak da başına çuval geçirilmiş elleri kolları bağlı babasının yanı başında cansız vücudunu kızgın çölün kumları üzerinde bulan çocuk cesetlerine bu gün boynunda sallanan emziğiyle ölü çocuk görüntüleri medeni burjuva
dünyasının da görüntülerine çıkıyor. Dünya burjuvazisi çocuk cesetlerini yıkılan kentleri harabeye dönmüş binaları, milyonlarca emekçinin sömürülmesiyle elde edilmiş şatafatlı yaşamları içinde seyrediyorlar. Tüm dünyanın burjuvazisi biliyor ki bu cesetlerin üzerinde kendilerinin, çocuklarının mutlu yaşamı yükseliyor. ABD emperyalizminin BOP projesinin hayata geçiren İsrail’in egemen burjuvazisinin temsilcisi Olmert kanlı elleriyle cesetleri göstererek terörizmin kökünü kazıyacağız, İsrail kendini savunacak diyebiliyor. Emperyalist burjuvazinin gerçeği yalın ve çıplak enerji kaynaklarının ele geçirilmesi, yeryüzünün paylaşılması. Daha dün güneydoğuda Kürt çocuklarının katledilmesini, bundan sonra eğer karşımıza çocuklar çıkarsa anne babaları düşünsün diye çocukların öldürülmesi emrini veren Türk burjuvazisinin temsilcisi Recep Tayip, Lübnanlı din kardeşlerinin ölümüne onay vermesi karşılığında İsrail Başbakanı Olmer’in güvenini kazanıyor. Olmert, en güvendiğimiz ülke
Türkiye derken haklı olarak kendisi gibi eli kanlı Türk egemen sınıfına tokalaşmak için elini uzatıyor. Sözüm ona dünya barışını sağlamakla görevli BM örgütü kendi üyelerine yapılan saldırıları ve öldürülen BM örgütü çalışanlarının cesetlerine bile sahip çıkmıyor. BM saldırgan İsrail’i kınamak şöyle dursun Olmert’in söylediği gibi Roma’daki göstermelik toplantısının sonucunda İsrail’in daha çok katliamlar yapması için yeşil ışık yakıyor. ABD Dışişleri Bakanı Rice emperyalizmin barışının ne olduğunun saklama gereği duymadan, emperyalizmin talanının önü açılmadan barışın erken olduğunu söylüyor. Tüm emperyalistler için barış, emperyalistlerin egemenliği için yapılan savaşlardır. Ortadoğu nun gerici Müslüman yöneticileri Arap kralları, şeyhleri hiçbir şey yokmuş gibi sessizlik içinde kendi egemenliklerinden emperyalizmin kendilerine vereceği görevi bekliyor. Zenginlik ve şatafat içindeki yaşamlarına izin verilmesi karşılığında kendi halklarının 7
katledilmesine göz yumma ayrıcalık ve sömürü üzerine kurulu düzenlerinin sürmesi, Mısır devlet başkanı Mübarek maceraya gerek yok diyor. Mısır’ın zenginliğini emperyalist tekellerle iş birliği içinde yağmalayan Mısır burjuvazisi kendi konumunun tehlikeye girmesini elbette ki istemiyor. Emperyalizme kölece boyun eğiş içinde maceraya gerek yok demesi bundan dolayı. ABD emperyalizminin cumhurbaşkanı atadığı kaypaklığı ile ünlü Talabani, Türk burjuva ordusunu savaşın içine çekmek İsrail’in saflarında savaştırmak için, Türkiye deki emperyalizmin satılık kalemlerinin desteğiyle sözde PKK bürolarını kapattım diyerek ABD emperyalizminin müttefik gücünü arttırmaya çalışıyor. Türkiye de burjuvalaşan tarikat liderleri dinci burjuva / Müslümanlara zulüm yapılıyor edebiyatıyla yoksul yığınları arkasına çekmeye, kendi sermaye gruplarının devlet içindeki gücünü arttırma çabaları içinde Müslümanlara zulüm yapılıyor edebiyatıyla yoksul yığınları kendileri için kışkırtırken uşaklık ettikleri 8
emperyalizmin katliamlarına karşı dut yemiş bülbül gibi sessiz kalıyor. Sınıf savaşları farklı kimlik, farklı renkler taşıyarak sürüyor. Batının emperyalist burjuvazisi kendi halklarını emperyalist tekellerin ekonomik ve siyasi çıkarları doğrultusunda ardına takabilmek için orta doğunun enerji kaynaklarını petrolü yağmalamak için mevcut savaşı bir dinler savaşı gibi göstermeye çabalıyor. Oysa gerçek tüm açıklığıyla ortada. Bir tarafta Hıristiyan, Müslüman, Musevi farklı dinlere sahip emperyalist haydutların orduları politikacıları, savunucuları diğer yanda yoksul Müslüman, Hıristiyan, Musevi emekçiler. Emperyalizmin rekabet savaşında ulusal ve yerel çıkarları tehlikeye düşen Irak, İran, Suriye, Lübnan vb. ülkelerin burjuva sınıfları savaş emperyalist haydutların ve işbirlikçilerinin söylediği gibi dinler arasındaki bir savaş değil. Burjuva sınıfının siyasi, ekonomik, iktisadi çıkarlarının şekilleneceği sınıflar arasındaki zenginliğin paylaşılmasının savaşıdır. İşçi sınıfı hangi ülkede olduğuna bakmaksızın bu savaşta taraf
olan bir sınıftır, kendisini kimin sömüreceğini tayin etmek değil emperyalizmin paylaşım savaşında emperyalistlerin ve kendi ülkelerinin burjuvalarının yanında saflarında savaşmak değil kendi bağımsız bayrağı altında sömürünün her çeşidine sömürücünün hangi kimlikte olduğuna bakmaksızın kendi sınıf çıkarları için savaşmalıdır. Kapitalizmin egemenliği yeryüzünden silinmeksizin işçi sınıfının ve tüm emekçilerin kurtuluşunun mümkün olmadığı gerçeğini görmek zorundadır. Bu tarihsel zorunluluk emekçi sınıfa kendisini acı ve gözyaşıyla, barbarlık ve şiddetle gösteriyor. Emperyalist haydutlar tarihi yeniden yapıyor. Ülkelerin sınırlarını değiştiriyor, savaşın ve barışın olduğu her yerde emekçi sınıfa işçi sınıfına kendi gerçeğini dayatıyor. Çok uzak değil daha on beş yıl önce Berlin Duvarının yıkıntılarından hatıra olarak evlerine götürdükleri taşlara sevinç içinde bakarken emperyalist burjuvazi yeryüzüne satılık kalemleri aracılığıyla savaşların sona
erdiği barışçıl bir rekabet içinde liberal düzenin emperyalist uygarlığı palavrasını besteletiyordu. Kendi yarattığı terörizmle bu dün yeryüzünü kana bulayan emperyalist haydutlar henüz dili ve dini olmayan sekiz aylık çocuk cesetlerini üzerinde yeni bir tarihin yaratılmasında rol oynuyorlar. İnsanlık emperyalist kapitalist barbarlık, vahşet karşısında işçi sınıfının sömürüsüz, eşit, kardeşçe düzeni arasında seçime zorlanıyor. Dünya işçi sınıfı bu yeni tarihsel zorlama karşısında yerini almakta gecikmeyecektir. Karl Marks’ın yükselttiği Bütün Dünya İşçileri Birleşin şiarı sınıflar savaşındaki yerini alacaktır. İşçi sınıfı şu yada bu emperyalist haydutların, grupların safında, çıkarları tehlikeye girmiş şu yada bu ulusal burjuvazinin safında değil tüm ülkelerin işçi sınıfıyla ortak safta her türlü sömürüye ve her türlü sömürücü sınıf savaşlarının karşısında kendi bağımsız sınıf savaşını yükseltecek kendi kızıl bayrağının altında toplanacaktır. 9
Kahrolsun emperyalist paylaşım savaşları Kahrolsun sömürücü sınıfların çıkar savaşları
şirketler arasındaki ilişkinin artırılması ve reel sektörün finansman kaynaklarına ulaşımının kolaylaştırılması da planlanıyor.
Temmuz-Ağustos 2006 – MAHİR EMPERYALİZM EKONOMİK EGEMENLİĞİNİ SİYASİ EGEMENLİKLERİ İLE PEKİŞTİRMEYE DEVAM EDİYOR. “Türkiye işgücü piyasalarını değerlendiren IMF, esnek çalışmadan bölgesel asgari ücrete kadar bir dizi uygulamanın hayata geçirilmesini önerdi.” 11 Temmuz 2006 Salı –NTV Haberler. “ANKARA - Hükümetin Dünya Bankası ile birlikte yürüteceği istihdam artırma projesi çerçevesinde, bürokrasinin ve maliyetlerin azaltılarak yatırım ve iş ortamının düzenlenmesi, işgücü piyasalarının esnekleştirilerek aktif işgücü programlarının güçlendirilmesi amaçlanıyor. Bankalarla 10
Yapısal reformların Türkiye için önemini ortaya koyan bir çalışma hazırlayan IMF ise, işgücü piyasalarına yönelik yeni öneriler getiriyor. Türkiye’de işsizliğin önlenmesi ve istihdamın artırılması için daha esnek bir işgücü piyasasının gerekli olduğunu savunan IMF, istihdam tazminatları uygulamasının da yeniden düzenlenmesinden yana.” “IMF ’ASGARİ ÜCRET YÜKSEK’ DEDİ, BÖLGESEL ÖNERDİ Türkiye’deki asgari ücretin benzer ekonomik koşullardaki ülkelere göre yüksek olduğunu savunan IMF, milli gelirin de eşit dağıtılmadığını vurguluyor. IMF’nin bu çerçevede gündeme getirdiği önemli bir öneri ise, bölgesel asgari ücret uygulaması. Ekonomik göstergelerin bütünsel bir yaklaşımla ele alınması halinde bölgesel
asgari ücret uygulamasının Türkiye için gerekli ve yararlı olacağını savunan IMF uzmanları, Marmara Bölgesi için yüksek gibi görünmeyen mevcut asgari ücret rakamıyla özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde daha iyi geçinilebileceğini belirtiyor.” (Aynı Kaynak) “işgücü piyasalarının esnekleştirilerek aktif işgücü programlarının güçlendirilmesi amaçlanıyor.” İlk bakışta kulağa hoş gelen bu cümle dikkatlice ve sözcüklere hakkını vererek baktığımızda hiçte öyle masumca ifadeler içermiyor. Kapitalist sömürünün ve kapitalistin artı değeri işçi sınıfının bir fiil kapitalist biçimde çalıştırılmasından kaynaklanmaktadır. İşçinin emeğinin (kapitalistçe deyimle) işgücünün serbestçe alınıp satılması bunun değişik biçimleri alması sınıf mücadelesinin geldiği boyutlara ve biçimlere bağlı olarak değişiklikler göstermiş, işçi sınıfı bu uğurda tarihe kanıyla belleklere kazıdığı mücadele örnekleri vermiştir. 8 saatlik işgününden, çalışma koşullarının değiştirilmesi için sayısız mücadeleler vermiştir
vermeye de devam etmektedir. Kapitalizmin henüz emekleme dönemlerindeki işgücü kullanımı ve alım satımı ile ilgili koşullar ile günümüz koşulları arasında pek fazla değişen bir şey yoktur. Aşırı gürültülü buhar ve çarklı su motorlarının yerini elektrikli motorlar almış, sömürü yoğunluğu teknolojik gelişmelerle kat be kat artmıştır. Komünizmin önderlerinden F.Engels “İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu “ adlı eserinde İngiliz işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşullarının 1800’lü yıllardaki konumunu apaçık bir şekilde ortaya koymuştur. Burjuvazi her zaman ve şartlarda kendisi için gerekli işgücünü en ucuz ve bol miktarda elinin altında olması için gerekli özeni göstermiştir. Bunları ya birlikleri, sendikaları veya egemen olduğu devlet yapısıyla yasal yollarla yapa gelmiştir. Bunların başında çalışma yasaları, sendika ve toplu sözleşme yasalları gelmektedir. (İş Kanunu Kanun No. 4857 Kabul Tarihi : 22.5.2003. Son yasalaşan İş 11
Kanunu ile ilgili Eleştiri ve görüşlerimizi eski sayılarımızda bulabilirsiniz.) Burjuvazi bu yasa ile işçileri istediği gibi çalıştırma, işten çıkarma, haklarına sahip olmaktadır. Bu gün bunun yetersizliğini de görmekte daha fazla yaptırımlar elde etme çabasındadırlar. -işin niteliği, çalışma saatleri, dinlenme ve molalar, çalışma yer ve zamanları, hafta tatili, yıllık izin , yemek, servis, sosyal güvence, tazminat vs. gibi konular hazmedilemeyen her gün kurallarını yeniden değiştirmek istedikleri başlıca alanlardır. Şimdi akıllarına geldikleri yeni konularla “işgücü piyasalarının esnekleştirilerek aktif işgücü programlarının güçlendirilmesi amaçlanıyor.” Bu gün bu konularda istedikleri başlıca istekleri çalışanların işten çıkarılmasının daha da kolaylaştırılıp ihtiyaç duyan diğer burjuva kardeşlerine faydalı olmayı ummaktadırlar. Diğer yandan işten atmaların kolaylaştırmanın diğer yönü kıdem tazminatlarının kaldırılması istekleridir. Kapitalisti dizginleyen faktörlerden biri olan kıdem tazminatının ortadan 12
kaldırılması kapitalistimize dikensiz gül bahçesi sunacaktır. İşçi sınıfı bütün bunlara seyirci kalmayacak bu nihai hedefine giden yolda bu mücadelelerini ve önüne konan bu barikatları da aşacaktır. Burjuvazi “esnekleştirmeye” çalıştığı işgücü piyasalarının uluslar arası dolaşımını engellerken ülkeler ve bölgeler arası farklılıklar oluşturarak sınıfı birbirine düşürmeye de amaçlamaktadır. Bir yandan “gelir dağılımı” nın eşitsizliğinden dem vururken diğer yandan uygulanan “Asgari Ücretin” yüksekliğinden dem vuruyorlar. Sizin istatistiklerinizin rakamlarına baktığımızda neyin yüksek neyin düşük olduğu apaçık meydandadır. Zaten bunun sizin açınızdan önemi de yoktur. Siz sadece sömürünün devamı ve boyutları konusunda rakamları bakıyorsunuz. İşte sizin rakamlarınızla bazı gerçekler: “Türkiye’de son 7 yıldır kişi başına ve saat başına verimlilik her yıl arttı. Bu yükselişte teknolojiye
yapılan yatırımın, çalışanlara verilen eğitimlerin ve iş süreçlerinin değiştirilmesinin payı önemli oldu. Goldaş, THY, Türkiye İş Bankası, Index Grup, Metro Cash&Carry, Horoz Lojistik, Yeşim Tekstil ve Banvit gibi şirketler teknoloji yatırım yaparak verimliliklerini artıran şirketlerden. Bu şirketler arasında çalışan başına düşen ciroyu son 5 yılda 2’ye hatta 3’e hatta 5’e katlayanlar bile var.” (1 Ağustos2006 , Capital Aynı Çalışanla Daha Fazla İş!) Çalışanların gelirlerinin aynı süre içinde ne kadar arttığını söyleyebilir misiniz? İşini kaybedenlerin, işsizlerin %20’lerin üzerinde seyreden işsizlik rakamlarıyla asgari ücretin yüksekliğinden bahsedenler bir akşam yemeklerinde bıraktıkları bahşişin bedeli ile 1 kıyaslasınlar. 1
AÇLIK ÇIKTI
SINIRI
754
Diğer yandan işsizlerin saflarına katmaya çalıştıkları küçük burjuvalar için planlarını da biraz değinelim: “Bankalarla şirketler arasındaki ilişkinin artırılması ve reel sektörün finansman kaynaklarına ulaşımının kolaylaştırılması da AA Güncelleme: 13:47 TSİ 11 Temmuz 2006 Salı ANKARA - Türkiye Kamu-Sen’in hesaplamalarına göre, Mayıs 2006’da bin 963 YTL 65 YKr olan 4 kişilik ailenin yoksulluk sınırı, 21 YKr azalarak, geçen ay bin 963 YTL 44 YKr oldu. Açıklamaya göre, çalışan tek kişinin açlık sınırı ise aynı dönemde 4 YTL 77 YKr (yüzde 0.64) artarak, 749 YTL 37 YKr’den 754 YTL 14 YKr’ye yükseldi. Türkiye Kamu-Sen’den yapılan açıklamada, geçen ay 4 kişilik ailenin ortalama gıda ve barınma harcamalarının 734 YTL 58 YKr olduğu belirtilerek, 803 YTL 58 YKr ortalama maaş alan memurun, gelirinin yüzde 91.41’ini yalnızca bu kalemlere ayırmak zorunda kaldığı ifade edildi.
YTL’YE
Türkiye Kamu-Sen, 4 kişilik ailenin geçen ayki yoksulluk sınırını bin 963 YTL 44 YKr olarak hesapladı. Açlık sınırı ise 754 YTL’ye yükseldi.
Açıklamada, “Ortalama ücretle geçinen bir memur ailesinin ulaşım,sağlık, eğitim, haberleşme, giyim gibi diğer zorunlu ihtiyaçlarını karşılaması için maaşından geriye yalnızca 69 YTL kalmıştır” denildi.
13
planlanıyor. “ emperyalist sermaye diğer sermaye gruplarını alaşağı etmenin bir yolu olarak da banka sermayesi yoluyla bunu gerçekleştirmeye çalışıyor. Krizin yoğun baskısıyla kıvranan küçük burjuvalar krizden çıkış için finans kapitalin çarkına veya bir başka deyişle yedeğine alarak sermayenin küresel aktörlerine katılımını sağlamak yoludur. Kasap’ın bıçağı hem kasaba hem koyuna hizmet edemez.! Bir yanda uluslar arası sermayenin çıkarlarını sağlama almak, savunmak, “sürdürülebilirliğini” hayata geçirmeye çalışan “küresel aktörlerin” IMF, DB gibi temsilcileri bir yandan da ulusal ve küçük sermayeleri kendilerine bağımlılıklarını derinleştirirken kendilerine hizmet edecek kuralları oturtmaya çalışıyorlar. Bu kurallarla rekabet gücünü yitiren ufak sermayeler ya iflas edip silinmekte yada tekel gruplarının eteklerine tutunarak yaşamaya çalışmaktadırlar. İşçiler ve ezilen diğer sınıflar içinde yapılanlar 14
bunlardan farklı değildirler. İşçilere ait olan sigorta kurumlarının bu günkü durumu tamamen onların eseridir. Sağlığın, emeklilik ve sosyal güvencelerin kısacası neresinden bakarsanız bakın burjuvazi ceplerinden çıkan her kuruşun kırıntısını geri alabilmenin mücadelesini 2 vermektedir. 2
“Bir birey, bir diğerine bedensel bir zarar verirse ve böyle bir zararda ölümle sonuçlanırsa, buna insan katli deriz. Mütecaviz kimse yapacağı zararın ölümle sonuçlanacağını önceden bilirse, onun bu davranışına cinayet deriz. Aynı şekilde toplum da yüzlerce proletaryayı çok erken ve bir kılıcın ya da kurşunun yol açtığı ölümler kadar vahşi ve hiç de doğal olmayan bir ölümle karşılaşacağı duruma soktuğunda, binlerce kişiyi yaşaması için gerekli olanlardan yoksun ve yaşayamayacağı koşullar altında bıraktığında – kanunun güçlü koluyla kaçınılmaz bir sonuç olan ölüm onları yakalayıncaya dek bu koşullar altında kalmaya onlara zorlar.- ve bu binlerce insanın yok olacağını bile bile bu koşullar içinde kalmalarını göz yumduğunda bir bireyin işleyebileceği cinayetten hiç de farklı olmayan bir cinayet işlemiş sayılır. Katili somut olarak görünmeyen gizli ve kimsenin kendini koruyamayacağı bir şekilde
İşçi sınıfı kendisi için yapıldığını söylenen bu yalanların altında nelerin olduğunu görmekte yolunu ona göre çizmektedir. Onun birlik ve mücadelesi bütün bunlardan kurtuluşun önünü açacaktır. Onun kurtuluşu kendi eseri olacaktır.
İŞÇİ SINIFI PARTİSİ PROGRAMI ÇALIŞMALARINA KATKI İÇİN
M.Gündar Temmuz 2006
gerçekleşen bu cinayet, belli bir emirle değil de ihmalkarlık sonucu ortaya çıktığından gerçekte bir cinayete benzememektedir. Ama yinede cinayettir. “ F.Engels İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu
Türkiye’de işçi sınıfı hareketinin birliğinin sağlanmasının en önemli koşullarından birinin işçi sınıfının partisinin varlığına bağlı olduğunu bize sınıf mücadelesinin nesnel zorunlulukları kabul ettirmiş bulunuyor.komünistler ve işçiler devrimden öğrenmesini tarihte örnekleri olduğu gibi bilmişlerdir. Devrimin gelişmesi ve başarısı onun gereklerinin yerine getirilmesine bağlıdır. İşçi sınıfının devrimin başında önder güç olarak yer alması onun kendisi için sınıf haline gelmesine bağlıdır. Kendisi için sınıf durumuna gelmesi ise kendi partisine dolayısıyla programına, ideolojisine sahip olmasını gerektirir. Bu onun için zorunlu bir önkoşuldur. Bu yönde hazırlık yapmak, çalışmalar 15
yürütebilmek, tarihten bize miras kalan çalışmaların göz önünde bulundurulmasını gerekli kılmakta. Bunun için Proleter Dergisi’nin bu ayki sayısında Rusya SosyalDemokrat İşçi Partisi’nin 1903’te II. Kongresinde kabul edilen ilk metin ile 1917’de VI.Kongrede yapılan değişiklikleri bir arada sunmanın uygun olacağı düşüncesi ile sizlerle paylaşmak istedim.
RUSYA SOSYALDEMOKRAT İŞÇİ PARTİSİ PROGRAMI Meta değiş-tokuşunun gelişimi, uygar dünyanın tüm halkları arasında öylesine sıkı bir bağ kurdu ki, proletaryanın büyük kurtuluş uluslar arası bir hareket haline gelmek zorundaydı ve artık uzun süredir böyledir. Kendisini proletaryanın dünya ordusunun bir parçası olarak gören Rus SosyalDemokrasisi, bütün diğer ülkelerin sosyaldemokratlarıyla aynı nihai hedefe ulaşmayı amaçlar. Bu 16
nihai hedef, modern burjuva toplumun karakteriyle ve onun gelişme seyriyle belirlenmiştir. Böyle bir toplumun en önemli özelliği kapitalist üretim ilişkileri temelinde meta üretimidir, burada üretim araçlarını ve meta dolaşımını tayin eder ve en önemli bölümü sayısal olarak küçük bir sınıfa aittir. Buna karşılık nüfusun muazzam çoğunluğu, ekonomik durumlarından dolayı sürekli yada periyodik olarak işgücünü satmaya, yani kendisini ücretli işçi olarak kapitalistlerin hizmetine sunmaya ve emeğiyle toplumun üst sınıflarının gelirini yaratmaya zorlanan proleter ve yarı proleterlerden oluşur. Kapitalist üretim ilişkilerinin egemenlik alanı, tekniğin sürekli mükemmelleştirilmesi ölçüsünde, büyük işletmelerin ekonomik önemini arttırması, bağımsız küçük üreticilerin bir kenara itilmesine yol açması, bunların bir bölümünü proleterlere dönüştürmesi, geri kalanların sosyal ve ekonomik yaşamda rolünü sınırlaması ve onları sermayeye bazen az çok tam, az çok açık, az çok boğucu bir
bağımlılık içine sokmasıyla gittikçe daha çok yaygınlaşır. Aynı teknik ilerleme girişimcilere ayrıca , üretim sürecinde ve meta dolaşımında gittikçe daha büyük boyutlarda kadın ve çocuk emeği kullanma olanağı verir ve öte yandan bu girişimcilerin canlı işgücü gereksinimlerinin nispi bir azalmasına yol açtığı için, zorunlu olarak işgücüne talep işgücü arzının gerisinde kalır. Böylelikle ücretli emeğin sermayeye bağımlılığı artar ve sömürülme derecesi yükselir. Burjuva ülkeleri içindeki bu nesnel durum ve onların dünya pazarında sürekli şiddetlenen rekabetleri sürekli artan miktarda üretilen metaların sürümünü gittikçe zorlaştırır. Az çok akut endüstriyel krizlerde ifadesini bulan, ardından az çok uzun endüstriyel durgunluk dönemleri gelen aşırı üretim, burjuva toplumda üretici güçlerin gelişiminin kaçınılmaz sonucudur. Krizler ve endüstriyel durgunluk dönemleri ise küçük üreticileri daha da mahveder, ücretli emeğin sermayeye bağımlılığını daha da artırır.
İşçi sınıfının durumunun nispi ve bazen de mutlak olarak kötüleşmesine daha hızlı yol açar. Böylece, emeğin üretici gücünün yükselmesi ve toplumsal zenginliğin atması anlamına gelen teknik mükemmelleşme burjuva toplumda toplumsal eşitsizliğin artmasını, mülk sahipleri ile mülksüzler arasındaki uçurumun büyümesini ve emekçi kitlelerin gittikçe daha geniş kesimleri için yarından emin olunamamanın, işsizliğin ve her türden yoksullukların artmasını koşullandırır. Fakat burjuva topluma özgü bütün bu çelişkiler büyüklüğü ve geliştiği ölçüde, emekçi ve sömürülen kitlelere mevcut düzenden hoşnutsuzluğu da artar, proleterlerin sayısı ve birlikteliği artar, sömürücülere karşı mücadeleleri şiddetlenir. Aynı zamanda tekniğin mükemmelleşmesi üretim ve dolaşım araçlarını yoğunlaştırarak, kapitalist işletmedeki emek sürecini toplumsallaştırmak, kapitalist üretim ilişkilerinin yerine sosyalist üretim ilişkilerinin geçirilmesinin, yani sınıf 17
hareketinin bilinçli taşıyıcısı olarak uluslar arası sosyal demokrasinin tüm faaliyetinin nihai hedefi olan sosyal devrimin maddi olanağını gittikçe daha hızlı yaratır. Proletaryanın sosyal devrimi, üretim ve dolaşım alanlarının özel mülkiyetinin yerine toplumsal mülkiyeti getirerek ve toplumsal üretim sürecini toplumun tüm üyelerinin refahı ve çok yönlü gelişimi yararına planlı biçimde örgütleyerek , toplumun sınıflara bölünmesini ortadan kaldıracak ve böylece tüm ezilen insanlığı kurtaracaktır. Bu sosyal dercimin elzem koşulu proletarya diktatörlüğüdür, yani sömürücülerin her türlü direnişini bastırmasını sağlayan politik iktidara proletarya tarafından ele geçirilmesidir. Proletaryayı büyük tarihsel misyonunu yerine getirmeye yetenekli kılma görevini önüne koyan uluslar arası sosyaldemokrasi, onu sınıf mücadelesinin tüm tezahürlerini yöneten, sömürenlerle sömürülenlerin çıkarları arasındaki uzlaşmaz karşıtlığı onu gözler önüne 18
seren ve ona önümüzdeki sosyal devrimin tarihsel anlarının ve gerekli koşullarını kavratan, tüm burjuva partilerin karşısında duran bağımsız bir politik partide örgütler. Bununla aynı zamanda bütün diğer emekçi ve sömürülen kitleler kapitalist toplumda durumlarının umutsuzluğunu ve sermayenin boyunduruğundan kendi kurtuluşları yarına sosyal devrimin gerekliliğini gösterir. İşçi sınıfı partisi, sosyaldemokrasi, proletaryanın bakış açısını benimsedikleri ölçüde, emekçi ve sömürülen sınıfların tüm katmanlarını saflarına çağırır. 3
3
Metinde olduğu gibi kalan kesimler kenar çizgisiz, yeni eklenen kısımlar , çerçeve içine açık italik yazı karakteri ile, metinden çıkarılan kesimler tek kenar çizgisi ve koyu italik harfler ile belirtilmiştir.
Dünya kapitalizmi şimdi yaklaşık olarak XX.Yüzyılın başlangıcından beri emperyalizm aşamasına ulaştı. Emperyalizm yada mali sermaye çağı, tekelci kapitalist birliklerin –sendikalar, karteller, tröstler, tayin edici önem kazandıkları, korkunç derecede yoğunlaşmayı banka sermayesinin sanayi sermayesi ile kaynaştığı, yabancı ülkelere sermaye ihracının çok büyük boyutlara ulaştığı, bütün dünya topraklarının en zengin ülkeler arasında paylaşmış olduğu ve uluslar arası tröstler arasında dünyanın iktisaden paylaşılmasının başladığı çok gelişmiş çok gelişmiş kapitalist ekonomidir. Emperyalist savaşlar, yani dünya egemenliği uğruna, banka sermayesi için pazarlar uğruna, küçük ve zayıf milliyetlerin boğazlanması uğruna savaşlar bu durumda
Savaşlar kaçınılmazdır. Ve 1914-1917 arasında ilk büyük emperyalist savaş tam da böyle bir savaştır. Genel olarak dünya kapitalizminin olağanüstü yüksek gelişme aşaması, serbest rekabetin yerine tekelci kapitalizmin geçmesi üretim sürecinin ve ürünlerin paylaşımının, bankalar ve kapitalist birlikler aracılığıyla toplumsal olarak düzenlenmesi için bir aygıtın oluşturulması, kapitalist tekellerin büyümesiyle bağıntılı olarak pahalılığın artması ve kapitalist birliklerin işçi sınıfı üzerindeki baskısının güçlenmesi ekonomik ve politik mücadelesinin muazzam zorlaştırılması, emperyalist savaşın ürettiği dehşet, sefalet, yıkım, vahşileşme tüm bunlar kapitalizmin şimdi ulaşmış bulunan gelişme aşamasını, proleter, sosyalist devrim çağı yapar. Bu çağ başlamıştır. Yalnızca proleter, sosyalist devrim, insanlığı emperyalizmin ve emperyalist savaşların yarattığı 19
çıkmazdan kurtarabilir. Devrimin zorlukları ve olası geçici başarısızlıkları ya da karşı devrimin dalgaları ne kadar büyük olursa olsun, proletaryanın nihai zaferi kaçınılmazdır. Bu yönden objektif koşullar sayesinde mevcut dönemin gündeminde, sosyalist devrim içeriğini oluşturan ekonomik ve politik önlemlerin gerçekleştirilmesi için proletaryanın politik iktidarı ele geçirmesine yönelik çok yönlü doğrudan hazırlığı bulunmaktadır. Tüm ileri ülkelerin işçi sınıfının en tam güvenini en sıkı kardeşçe ittifakını ve devrimci eylemlerinin doğrudan birliğini gerektiren bu görevlerin yerine getirilmesi, resmi sosyaldemokrat partilerin büyük çoğunluğunun üst katmanlarında zafer kazanmış olan sosyalizmin burjuvaca çarpıtılmasıyla her hal ve ilkel kopuş olmadan gerçekleştirilemez. Bir yandan sosyal şovenizm –lafta sosyalizm pratikte şovenizmakımı, “kendi” ulusal burjuvazisinin yağmacı çıkarlarını savunulmasını “anavatan savunması” şiarıyla 20
gizlemesi akımı, ve öte yandan sosyal-şovenlerle birliği iflas etmiş ikinci Enternasyonalin korunması yada iyileştirilmesini savunan aynı şekilde yaygın ve uluslar arası sözün ona “merkez” akımı –şovenizm ile, sosyalist düzenin gerçekleştirilmesi için proletaryanın devrimci – enternasyonalin mücadelesi arasında yalpalayan akım böyle bir sapıtmadır.
Tüm uygar dünyada kapitalist üretim tarzının egemenliği tarafından belirlenen ortak nihai hedefe giden yolda çeşitli ülkelerin sosyal demokratlarının önlerine koydukları en yakın görevler bu üretim tarzı her yerde aynı ölçüde gelişmiş olmadığı için ve gelişimi çeşitli ülkelerde çeşitli sosyal ve politik koşullar içinde gerçekleştiği için, zorunlu olarak aynı görevler değildir. Kapitalizmin egemen üretim tarzı haline gelmiş olduğu Rusya’da emekçi kitlelerin, toprak
sahiplerinin, devletin veya devlet başkanının kölelerine dönüştürülmesine dayanan kapitalizm öncesi eski düzenimizin sayısız kalıntıları kendini korumuştur. Ekonomik ilerlemeyi büyük ölçüde engelleyen bu kalıntılar, proleter sınıf mücadelesinin çok yönlü bir gelişimine izin vermez. Sayıları milyonlarla ölçülen köylülüğün devlet ve mülk sahibi sınıflar tarafından sömürüsünün en barbarca biçimlerinin korunması ve güçlenmesini teşvik eder. Ve tüm halkı bilgisizlik içinde ve haklardan mahrum bırakır. Bütün bu kalıntılardan en ağırı ve tüm bu barbarlığın en güçlü dayanağı çarlık otokrasisidir. Tüm karakteri itibarıyla o her türlü toplumsal harekete karşı düşmanca tavır alır ve proletaryanın tüm özgürlük çabalarının en kötü düşmanlarından başka bir şey olamaz. Bu yüzden Rusya Sosyal – Demokrat İşçi Partisi en yakın görevi olarak önüne Çarlık
otokrasisinin devrilmesini ve yerine anayasası şunları garantileyen demokratik cumhuriyetin geçirilmesini koyar. Rusya’da kapitalistler sınıfına mensup olan ve küçük burjuva nüfusun geniş kitlelerin -mecburen kalıcı olmayan – güvenden yararlanan Geçici hükümetin Kurucu Meclisin toplama yükümlülüğünü aldığı şu anda, proletarya partisinin önünde gerek genelde ekonomik gelişmesi ve halkın haklarını, gerekse de özelde sosyalizme mümkün ve acısız Geçiş olanağını en iyi garantileyen bir devlet düzeni için mücadele etme doğrudan görevi yükseliyor. Proletarya partisi, dünyanın her yerinde, kitleler ezmek için monarşist araçları, yani polisi, daimi orduyu, ayrıcalıklı bürokrasiyi koruyan ve ebedileştirmeye çalışan burjuva-parlamenter demokratik cumhuriyetle yetinemez. Parti, polisin ve daimi ordunun tamamen ortadan kaldırıldığı ve yerine halkın genel silahlanmasının, genel 21
milisin konduğu, daha demokratik bir Cumhuriyet için, bir proletarya-köylü cumhuriyeti için mücadele eder. Bütün görevli kişiler yalnızca seçilmekle kalmaz, seçmenlerinin çoğunluğunun isteği üzerine her zaman görevden alınabilirler, istisnasız tüm görevli kişilerin ücreti, kalifiye bir işçinin ortalama ücretini geçmeyecek bir yükseklikte saptanır, parlamenter temsili organların yerine yavaş yavaş aynı anda hem yasama hem de yürütme görevini yürüten Halk (çeşitli sınıf ve mesleklerin yada çeşitli üyelerin) Temsilcileri, Sovyetleri konur. Demokratik Ruya Cumhuriyeti’nin anayasası şunları güvence altına almak zorundadır. 1-Halkın mutlak egemenliği, devlet içinde en üst erkin tamamı, halk tarafından seçilen ve her an görevden alınabilir olan ve bir ulusal meclis, bir meclis oluşturan halk temsilcilerine ait olmalıdır. 1-Halkın mutlak egemenliği, yani en üst devlet erkinin tamamının, 22
halkın temsilcilerinden oluşan ve bir meclis oluşturan yasama meclisinin elinde yoğunlaşması 2-Gerek yasama meclisine gerekse tüm yerel yönetim organlarına seçimlerde yirmi yaşını basmış kadın-erkek bütün vatandaşlar için genel, eşit ve doğrudan oy hakkı, seçimlerde gizli oy, her seçmenin tüm temsilci kurumlara seçilme hakkı, her iki yılda bir yeni parlamento seçimleri, halk temsilcileri için maaş, Tüm seçimlerde nispi temsil, istisnasız tüm delegelerin ve seçilenlerin, seçmenlerinin çoğunluğunun kararıyla her zaman görevden alınabilirliği. 3-Kapsamlı yerel öz yönetim, özel yaşam koşulları ve halkın bileşimi itibarıyla farklılık gösteren bölgeler için il özyönetimi,
devletçe atanmış bütün yerel ve taşra makamlarının kaldırılması. 4-Kişi ve hanenin dokunulmazlığı. 5-Sınırsız vicdan özgürlüğü, söz, basın, toplantı, grev, ve örgütlenme özgürlüğü. 6-Serbest dolaşım ve meslek özgürlüğü. 7-Zümrelerin kaldırılması ve tüm vatandaşların cinsiyet, din, ırk ve milliyetten bağımsız tam eşitliği. 8-Devletin ve yerel özyönetim organlarının kesesinden gerekli okulların kurulmasıyla garanti altına alınacak olan halkın anadilinde eğitim görme hakkı, tüm yerel, resmi ve devlet kurumlarında devlet dilinin yanı sıra anadilin yürürlüğe konması, zorunlu devlet dilinin kaldırılması. 9-Devlet alanı içindeki tüm uluslara kendi kaderini tayin hakkı. 9-Devlet alanı içindeki tüm uluslara özgürce ayrılma ve kendi denetimini kurma
hakkı. Rus halkının cumhuriyeti diğer ulus ve milletleri zorla değil, yalnızca ortak bir devlet oluşturma konusunda gönüllü anlaşmayla yanına çekmelidir. Tüm ülkelerin işçilerinin birliği ve kardeşçe ittifakı, diğer milliyetlere karşı ne dolaylı ne dolaysız zor ve şiddet kullanmakla bağdaşmaz. 10-Her kesin, her memurun normal tarzda jürili ağır ceza mahkemesi önünde dava etme hakkı. 11-Yargıçların halk tarafından seçilmesi. 11-Gerek sivil hizmette gerekse orduda yargıçların ve memurların halk tarafından seçilmesi, seçmenlerinin çoğunluğunun kararıyla her an görevden alınabilirler. 12-Daimi ordunun yerine halkın genel silahlanmasının konması. 12-Polisin ve daimi ordunun yerine genel halkın silahlanmasının konması, işçiler ve memurlar , halk milisinde kamu hizmetine ayırdıkları zaman için kapitalistlerden normal ücretini almalıdır.
23
13-Kilisenin devletten ve okulun kiliseden ayrılması. Okulun tamamen dünyevi olması. 14-Her iki cinsiyetten 16 yaşına kadar tüm çocuklar için parasız ve zorunlu genel ve meslek eğitimi, yoksul çocuklara devlet kesesinden yiyecek, giyecek, ve eğitim araçları temini. 14-Her iki cinsiyetten 16 yaşına kadar tüm çocuklar için parasız ve zorunlu genel ve politeknik (üretimin bütün ana dalları hakkında teorik ve pratik olarak bilgilendiren) eğitim, ders ile çocukların toplumsal ücretten çalışması arasında sıkı bağ. 15- Tüm çocukların gıda,giyim, ve ders araçlarının devlet tarafından karşılanması. 16-Halk eğitim işlerinin demokratik yerel özyönetim organlarının eline devredilmesi, okul programlarının saptanması ve öğretmenlerin seçimine merkezi iktidarın her türlü müdahalesinin ortadan kaldırılması, öğretmenlerin bizzat halk tarafından doğrudan seçilmesi ve halkın 24
istenmeyen öğretmenleri görevden alma hakkı. Devlet iktisadi hayatımızın demokratikleştirilmesi için temel koşul olarak Rusya Sosyal-Demokrat İşçi Partisi tüm dolaylı vergilerin kaldırılmasını ve bir müterakki gelir ve veraset vergisinin yürürlüğe konmasını talep eder. Bir yandan kapitalizmin bankacılıkta ve tröstleşmiş sanayi dallarında ulaşmış olduğu yüksek gelişme aşaması ve öte yandan her yerde en önemli ürünlerin üretiminin ve paylaşımın devlet ve toplum tarafından denetimini dayatan emperyalist savaşın yol açtığı sarsıntı, Partiyi bankaların, kapitalist birliklerin (tröstlerin) ulusallaştırılmasını talep etmeye yöneltiyor. İşçi sınıfının fiziki ve ahlaki bozulmadan korunması ve aynı zamanda kurtuluş mücadelesi yeteneğinin geliştirilmesinin çıkarları doğrultusunda Parti şunları talep eder: 1-Çalışma süresinin tüm ücretli işçiler için günde sekiz saatle sınırlanması.
1-Tüm ücretli işçiler için çalışma süresinin günde sekiz saatle sınırlandırılması, kesintisiz çalışma durumunda, yemek yenmesi için en az bir saatlik mola da dahil. Tehlikeli ve sağlığa zararlı işletmelerde çalışma süresinin 4-6 saate indirilmesi. 2-Ulusal ekonominin bütün dallarında her iki cinsiyetten ücretli işçiler için haftada en az 42 saatlik kesintisiz bir tatilin yasayla saptanması. 3-Fazla mesainin tamamen yasaklanması. 4-Halk ekonomisinin tüm dallarında ,-işçi örgütlerinin onayı durumundateknik nedenlerle mutlak gerekli olanlar hariç, gece çalışmasının (akşam saat 9’dan sabah 6’ya dek) yasaklanması. 4-Halk ekonomisinin tüm dallarında –işçi örgütlerinin onayı durumundateknik nedenlerle mutlaka gerekli olanlar hariç, işçilerin gece çalışmasının dört saati geçmemesi koşuluyla, gece çalışmasının (akşam 8’den sabah saat &’ya dek) yasaklanması.
5-İşverenlere okul çağındaki çocukların (16 yaşına dek) işgücünü kullanımlarının yasaklanması, gençlerin (16-18 yaşındaki çocuklar) çalışma süresinin altı saatle sınırlanması. 5-işverenlere okul çağındaki çocukların (16 yaşına dek) işgücünü kullanımlarının yasaklanması, gençlerin (16-20 yaş) çalışma sürelerinin dört saatle sınırlanması ve bunların gece çalışmasının ,sağlığa zararlı işlerde ve maden ocaklarında istihdam edilmesinin yasaklanması. 6-Kadın organizması için zararlı bütün dallarda kadın emeğinin yasaklanması, kadının doğum öncesi 4 ve sonrası 6 hafta süreyle, o zamana kadarki ücreti bütün bu sürede ödenmeye devam edilerek izne ayrılması. 6-Kadın organizması için zararlı olan tüm dallarda kadın emeğinin yasaklanması; kadınlar için gece çalışmasının yasaklanması. Kadının 25
doğumdan önce 8 hafta ve sonra 8 hafta , tüm bu süre boyunca tam ücreti ödenerek parasız doktor yardımı ve ilaç sağlanarak izne ayrılması. 7-Kadınların çalıştığı tüm tesis, fabrika ve diğer işletmelerde bebekler ve küçük yaşta çocuklar için yuva kurulması, emziren annelere en az üç saatte bir yarım saatten az olmamak üzere izin verilmesi. 7-Kadınların çalıştığı tüm tesis, fabrika ve diğer işletmelerde bebekler ve küçük yaşta çocuklar için yuva ve emziren anneler için odalar kurulması, emziren annelere en az üç saatte bir yarım saatten az olmamak üzere izin verilmesi, emziren annelere yardım sağlanması ve işgünlerinin 6 saate indirilmesi. 8-İşçilere devlet tarafından yaşlılık sigortası ve çalışma yeteneğinin tamamen yada kısmen yitirilmesi hali için kapitalistlere salınan özel bir vergi ile oluşturulacak özel bir fondan maluliyet sigortası. 26
8-İşçilerin tam sosyal sigortası. a-Ücretli emeğin tüm türleri için. b-Çalışma yeteneğinin her türlü yitimine karşı, hastalık, kaza, maluliyet, yaşlılık, meslek hastalıkları, annelik, dulluk ve yetimlik dolayısıyla hakeza işsizliğe karşı vs. c-Tüm sigorta kurumlarında sigortaların tüm özyönetimi, d-Sigorta masraflarının kapitalistler tarafından karşılanması, e-Sağlık işlerinin işçiler tarafından seçilen kendi kendini yöneten hastalık kasalarına devredilerek parasız doktor yardımı ve ilaç sağlanması. 9-Çalışma ücretinin metayla ödenmesinin yasaklanması. İstisnasız tüm ücretli işçiler için haftalık nakit ödeme ve ücretin çalışma süresi içinde ödenmesi. 10-Hangi nedenle ve amaçla olursa olsun (para cezaları, fireler için kesintiler vs.) ücret kesintisinin yasaklanması. 11-Halk ekonomisinin tüm dallarından yeterli sayıda fabrika müfettişinin
atanması ve fabrika müfettişliği denetiminin devlet işletmeleri de dahil ücretli işçi çalıştıran tüm işletmelere genişletilmesi (ev hizmetçilerinin çalışması da bu denetime tabidir) kadın emeğinin kullanıldığı dallarda kadın müfettişlerin atanması, fabrika yasalarının uygulanması ve ücret oranlarının saptanması, materyal ve emek ürünlerinin kabulü ve geri çevrilmesi üzerinde denetime seçilmiş ve maaşı devlet tarafından ödenen işçi temsilcilerinin katılması. 9-işçi örgütleri tarafından seçilen bir çalışma müfettişliğinin kurulması ve bunun ev hizmetçileri dahil ücretli işçi çalıştıran tüm işletmelere genişletilmesi, kadın emeğinin kullanıldığı dallarda kadın müfettişlerin görevlendirilmesi. 12-ücretli işçileri işverenin onların özel yaşamına ve vatandaşlık faaliyetlerine müdahalesinden korumak için , işverenlerin işçilere
gösterdikleri evlerde sağlık durumlarını ve buralarda ev düzeninin ve kiralama koşullarının seçilmiş işçi temsilcilerini de katarak yerel özyönetim organları tarafından denetlenmesi. 13-ücretli işçi çalıştıran tüm işletmelerde doğru düzgün örgütlenmiş bir sağlık denetiminin kurulması ve tıbbi sağlık örgütünün işverenlerden tümüyle bağımsızlığı, hatalık sırasında ücretin ödenmesine devam edilerek işçiler için işveren kesesinden parasız tıbbi yardım. 14-İşçi koruma yasalarının çiğnenmesinde işverenin cezai sorumluluğunun saptanması. 10-Ücretli işçi çalıştıran tüm işletmelerde hijyenik, çalışma koşullarının ve işçi yaşamının ve sağlığının korunması için bir sağlık yasasının yapılması. Sağlık işlerinin işçi örgütleri tarafından seçilen bir sağlık müfettişliğine devredilmesi. 11- Bir konut yasasının hazırlanması ve konutların sağlık koşullarının denetlenmesi için işçi örgütleri 27
tarafından seçilen bir konut müfettişliğinin kurulması. Ne var ki konut sorunu az çok ve arazide özel mülkiyetin kaldırılması ve ucuz ve hijyenik konutların inşasıyla çözülebilir. 12-Halk ekonomisinin tüm dallarında iş mahkemelerinin kurulması. 15-ulusal ekonominin tüm dallarında iş mahkemelerinin kurulması. 16-Tüm sanayi dallarında , yerel özyönetim organları tarafından işçi ve işveren temsilcilerinin yönetime katılımıyla oluşturulacak yerli ve göç yoluyla gelmiş işçiler için zorunlu olarak çalışma karnelerinin (emek borsaları) kurulması. 13-İşsizlere iş bulmayı uygun biçimde örgütlemek için emek borsaları kurulur. Emek borsaları proleter sınıf örgütleri olmalı (asla eşit değil) sendikalar ve diğer işçi örgütleriyle en sıkı bağ içinde olmalı ve kamusal özyönetimlerin olanaklarıyla finanse edilmelidir. 28
Köylüleri doğrudan baskı altında tutan sağlık kalıntılarının ortadan kaldırılması için ve kırda sınıf mücadelesinin özgürce gelişmesinin çıkarları doğrultusunda Rusya SosyalDemokrat İşçi Partisi Şunları talep eder: 1-Köylülerin kişilik ve mülkiyetinin her türlü zümresel kısıtlanmasının ortadan kaldırılması 2-Köylünün zümresel özel konumuyla bağıntılı tüm ödeme ve hizmetlerin kaldırılması ve borç köleliği karakterini taşıyan borç yükümlülüklerinin feshedilmesi. 3-Kilise, Manastır, , Tımar, ve hac arazilerine el konulması ve bunların (aynı şekilde devlet arazilerinin) kentsel ve kırsal bölgeleri birleştiren daha büyük yerel özyönetim organlarına devir, bu arada göç fonu için gereken araziler aynı şekilde devlet çapında genel önemi olan ormanlar ve sular demokratik devletin mülkiyetine geçer. 4-Küçük toprak mülkiyeti hariç özel toprak
mülkiyetinin müsaderesi ve demokratik temelde seçilmiş yerel özyönetimin daha büyük organlarının tasarrufuna devri burada müsadereye tabi toprakların asgari çapı yerel özyönetimin daha büyük organları tarafından belirlenir. Rusya SosyalDemokrat İşçi Partisinin köylülüğün devrimci eylemlerini çiftlik beyi topraklarının müsaderesinde destekleyerek ekonomik gelişmenin seyrini engellemeye yönelik tüm girişimlere daima kaşı koyacaktır. Devrimin muzaffer gelişimi halinde müsadere edilmiş topraklar yerel özyönetimin demokratik kurumların mülkiyetine devretmeyi amaçlayan Rusya SosyalDemokrat işçi partisi eğer koşullar bunun için elverişsizse bu çiftlik beyi topraklarından üzerinde fiilen küçük iktisat yürütenlerin ya da köylünün mülkünü yuvarlatmak için gerekli olanların köylüler arasında paylaştırılmasını savunacaktır.
1-Rusya SosyalDemokrat İşçi Partisi Rusya’da çiftlik beyi (aynı şekilde Kilise,Tımar, Hac vs.) arazilerin derhal ve bütünüyle müsaderesi için var gücüyle mücadele eder. 2-Tüm toprakların derhal Köylü Temsilcileri Sovyetlerinde yada başka gerçekten tamamen demokratik tarzda seçilmiş ve toprak sahipleriyle memurlardan tamamen bağımsız olan yerel özyönetim organlarında örgütlü köylülüğün eline geçmesini savunur. 3-Devlet içinde bütün toprakların ulusallaştırılmasını talep eder. Bütün topraklar üzerinde mülkiyet hakkın devlet geçişi anlamına gelen ulusallaştırma , toprak ve arazi üzerinde tasarruf hakkını yerel demokratik kurumların eline verir. 4-Rusya’nın bir dizi yöresinde çiftlik beylerine ait canlı ve cansz envanteri, tüm toprağın işlenmesinde kamu tarafından düzenlenen kullanım amacıyla köylü komitelerinde örgütlenmiş köylülüğe devreden Köylü Komitelerinin inisiyatifini destekler. 29
5-Kır proleterlerine ve yarı-proleterlerine her bey çiftliğinden kamu hesabına ziraatçıların yönetimi altında Tarım İşçileri Temsilcileri Sovyetleri tarafından ve en iyi teknik araçların kullanımıyla işletilecek yeterince büyük örnek çiftlikler yaratılmasına çalışmalarını öğütler. Parti burada her halükarda demokratik tarım reformu her durumda yolundan şaşmaksızın kır proletaryasının bağımsız sınıf örgütlenmesine yönelik çaba harcamaya ama köy burjuva zisinin çıkarları karşısında çıkarların uzlaşmaz karşıtlığını açıklamayı meta üretiminin varlığı şartlarında asla kitlelerin sefaletini ortadan kaldıracak durumda olmayan küçük iktisat sisteminin onu baştan çıkarmasına izin vermemesi için uyarmayı ve nihayet tüm sefaleti ve sömürüyü yeryüzünden silmek için tam bir sosyalist devrimin gerekliliğine dikkat çekmeyi görevi sayar. En yakın hedeflerine ulaşma çabası içinde Rusya Sosyal-Demokrat İşçi 30
Partisi Rusya’da mevcut toplumsal ve politik düzene karşı yönelen her muhalif ve devrimci hareketi destekler. Bu arada aynı zamanda emekçi sınıfların polisiye –bürokratik vesayetinin her hangi bir genişletilmesi yada sağlamlaştırılmasıyla bağıntılı tüm reform planlarını kesinlikle reddeder. Rusya SosyalDemokrat İşçi Partisi adı geçen politik sosyal reformların tam ve tutarlı ve kalıcı bir şekilde hayata geçirmelerinin ancak otokrasinin devrilmesi ve tüm halk tarafından özgürce seçilmiş bir Kurucu Meclisin toplanmasıyla sağlanabileceğinden kesinlikle emindir. Mayıs 1917 (Lenin Seçme Eserler C.6 Sayfa 113-126) Dünyada kapitalizmin gelişmesi ve sınıf mücadelesinin aldığı biçimlerin işçi sınıfı partisi programında nasıl değişiklikler yaptığını
yukarıdaki satırlar göstermekte. Komünistleri nesnel koşulların tahlilini her zaman titizlikle yapmaları gerektiğinin bir örneği karşımızdadır. Bu değişikliklerin neler olduğunun incelenmesi ayrı bir çalışmanın konusu olmalıdır. Komünistlerin Rusya’da yaşadıkları tarihsel gerçeklerin incelenmesi bizim bu günkü çalışmalarımıza yardımcı olacaktır. Devam edecek N.Işık 6-8-2006 “BURJUVAZİNİN PROLETARYAYA KARŞI TAVRI4 Burjuvaziden söz ederken , aristokrasiyi de içine katıyorum. Çünkü aristokrasi ancak burjuvaziye kıyasla imtiyazlı bir sınıftır, proletarya ile kıyaslanamaz. Proleter her ikisini de sadece mal sahibi, yani burjuva olarak görür. Mülkiyet imtiyazının karşısında tüm diğer imtiyazlar ortadan 4
İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu F.Engels
kalkar. Aradaki tek fark, burjuvaların sanayi, bir dereceye kadar da maden proleterleriyle ve bir çiftçi olarak da tarım emekçileriyle etkin bir ilişkide bulunması, aristokratlarınsa sadece maden ve tarım işçilerinin bir kısmıyla karşı karşıya gelmesidir. .. Komünizm ilke olarak proletarya ile burjuvazi arasındaki uçurumun üstünde durmaktadır, aradaki mücadeleyi ancak bu günkü tarihi önemi içinde tanır. Gerçekten de bu uçurumun üzerine bir köprü kurmak ve bütün sınıf çatışmalarını ortadan kaldırmak istemektedir. Bu yüzden mücadele varolduğu sürece, proletaryanın kendini ezenlere karşı nefret duymasını, gerekli ve henüz başlamakta olan işçi hareketinin en önemli unsuru saymaktadır, ama komünizm, bu öfkeyi aşmaktadır. Çünkü komünizm sadece işçilerin değil tüm insanlığın sorunudur. Üstelik, komünistlerin bireylerden intikam almak diye bir arzuları yoktur ve genel olarak da bu koşullar altında herhangi bir burjuvanın birey olarak 31
davrandığından başka türlü davranacağına inanmaz. .. Eğer söz konusu sonuçlar, bu eserde yeterince belirtilmemişlerse bunların İngiltere’nin tarihi evriminin zorunlu sonuçları olduklarını göstermek için başka fırsatlar ortaya çıkabilir. Ama şimdi kopuk kopuk ve dolaylı olarak sürdürülen proletaryanın zenginlere karşı savaşının, gelecekte doğrudan ve evrensel olacağını belirtebilirim. Barışçı bir çözüm için vakit çok geçtir. Sınıflar, daha çok ve daha kesin olarak bölünmeye başlamışlar, direniş ruhu işçilerin içine girmiş, sefalet yoğunlaşmış, gerilla çarpışmaları daha merkezileşmiştir ve çok geçmeden küçük bir dürtü büyük bir çığı harekete geçirecektir. İşte o zaman, savaş naraları bütün ülkeyi kaplayacaktır:’saraylara savaş, kulübelere barış’ o zaman, zenginler çok geç kalmış olacaklardır.” F. Engels İngiltere’de Emekçi Sınıfların Durumu 1845
32