Skip to main content

24

Page 1

KOMÜNÝST DEVRÝM

TARÝHÝMÝZDEN ÖÐRENELÝM

5 Aðustos 1895 Friedrich Engels’in Ölüm Yýldönümü: “5 Aðustos 1895’te Friedrich Engels, Londra’da öldü. Dostu (1883’te ölen) Karl Marx’tan sonra, Engels, bütün uygar dünyanýn modern proletaryasýnýn en yetkin bilim adamý ve öðretmeniydi. Marx ve Engels, iþçi sýnýfý ve onun istemlerinin, burjuvazi ile birlikte kaçýnýlmaz olarak proletaryayý yaratan ve örgütleyen mevcut iktisadi sistemin zorunlu bir sonucu olduðunu ilk gösterenlerdir. Onlar, insanlýðý, onu halen ezmekte olan kötülüklerden kurtaracak olanýn, yüce duygulu bireylerin iyi niyetli giriþimleri deðil de, örgütlenmiþ proletaryanýn sýnýf savaþýmý olduðunu gösterdiler... Marx ve Engels’in iþçi sýnýfýna yapmýþ olduklarý hizmetler, birkaç sözcük içinde þöyle ifade edilebilir: “Onlar, iþçi sýnýfýna kendini bilmeyi, kendi bilincine ulaþmayý öðrettiler ve boþ hayallerin yerine bilimi koydular. Ýþte bunun içindir ki Engels’in adý ve yaþamý her iþçi tarafýndan bilinmelidir.” Bu satýrlar, Vladimir Ýliç Lenin’in “Friedrich Engels” baþlýklý makalesinden alýnmýþtýr.

23 Aðustos 1927 Sacco ve Vanzetti’nin Ýdamlarý: Ýtalyan asýllý iki anarþist-komünist iþçi önderi olan Nicola Sacco ve Bartolomeo Vanzetti, Amerika’da düzmece bir dava ile yargýlanýp, elektrikli sandalyede idam edilmiþlerdir. I. Paylaþým savaþýnýn ardýndan iþçi sýnýfýnýn politik mücadelesi pek çok ülkede olduðu gibi ABD’de de yükselmiþtir. Savaþýn yýkým, iþsizlik, yoksulluk getirdiði Avrupa ve Asya kýtasýnýn iþçileri ve iþsizleri, o dönem tüm dünyada “özgürlükler ülkesi” olarak yansýtýlan ABD’ye göç etmiþler ve beraberlerinde devrimci fikirlerini de getirmiþlerdir. Sacco ve Vanzetti de bu dalgayla Amerika’ya göç eden iþçilerdendir. Bu iki komünist, Amerika’da iþçi olarak mücadelelerine devam etmiþ ve kýsa zamanda bu mücadelenin öncüleri olarak sivrilmiþlerdir. Böyle bir konjonktürde, Amerikan burjuvazisiyse bu iki iþçi þahsýnda diðer sýnýfdaþlarýna gözdaðý vermek için düzmece bir adli dava açarak onlarý idama mahkum etmiþtir. Ölümlerinin yýldönümünde andýðýmýz bu iki iþçi önderini, Nazým Hikmet’in þu dizeleri çok güzel anlatmaktadýr: Ne milyonlarýn rehberiydi onlar

20

Ne de inzibatlý bir inkýlap ordusunun askeri! Ýhtilalin sýra neferiydi onlar Ýhtilalin namuslu iki neferi. Yanýyordu kanlarýnda þavký Ýtalya güneþlerinin Dövüþtüler yanýnda dövüþen kardeþlerinin. Yeni dünyada düþtüler eski zulmün pençesine! Yedi yýl ölümün karþýsýnda gülerek durdular. Elektrikli iskemleye kadife bir koltukmuþ gibi oturdular, .... Burjuvazi, Katletti içimizden ikimizi Bu iki ölü ölmeyen iki ölümüzdür! Burjuvazi, Kavgaya davet etti bizi Davetleri kabulümüzdür! Nazým Hikmet, Moskova 1927

1 Eylül Dünya Barýþ Günü: 1939 Yýlýnýn 1 Eylülü’nde baþlayan II. Emperyalist paylaþým savaþý tam 6 yýl sürdü. Bu süre zarfýnda savaþ öncesi koþullarda giderek güç kazanan faþist partiler, Almanya’da, Ýtalya’da ve Ýspanya’da ele geçirdikleri iktidarý dünya çapýnda bir egemenliðe dönüþtürmek amacýyla baþta Sovyetler Birliði olmak üzere pek çok coðrafyayý iþgale giriþtiler. Milyonlarca insanýn öldüðü, pek çok kentin ve ülkenin yýkýldýðý, dahasý tüm dünya proletaryasýnýn faþizm tehlikesine maruz kaldýðý bu dönemde, en önemli karþý koyuþu kuþkusuz ki Sovyetler Birliði ve onun yanýnda olan diðer emekçi proleterler göstermiþtir. Hitler ordusu Stalingrad önlerine kadar gelmiþ, ancak burada kýzýl ordu tarafýndan durdurulmuþ ve ardýndan Berlin’e kadar kovalanmýþtýr. Faþizmin ezilmesi muazzam önemde bir olayken, savaþ sonrasý, Birleþmiþ Milletler tarafýndan savaþýn baþladýðý günün dünya barýþ günü olarak adlandýrýlmasý ve barýþçý siyasetin Sovyetler Birliði’nden baþlayarak diðer “sosyalist” ülkelere, onlar tarafýndan dünya devrimci hareketine taþýnmasý Marksizm’in devrimci mirasýndan uzaklaþmanýn bir göstergesi olmuþtur. Zira I. Emperyalist savaþ sýrasýnda yine ayný barýþ çaðrýlarýný yapanlar olmuþ, baþta Bolþevikler olmak üzere sýnýrlý sayýda devrimci bu tutumlarý merkezcilik, pasifizm olarak nitelemiþler, haklý ve haksýz savaþlar ayrýmlarýyla, sýnýf savaþlarýnýn yükseltilmesini, emperyalist savaþýn iç savaþa dönüþtürme mücadelesinin verDevamý 17. Sayfada

DEVRÝM KOMÜNÝST

DEVRÝM ÝÇÝN DEVRÝMCÝ PARTÝ PARTÝ ÝÇÝN ÖRGÜTLÜ HAZIRLIK

DEVRÝMCÝ KOMÜNÝST HAREKET MERKEZ YAYIN ORGANI SAYI : 24 AÐUSTOS-EYLÜL 2007

FÝYATI: 1,50 YTL

DÜZENÝN YENÝDEN YAPILANDIRILMASI, DÖNEM VE DEVRÝMCÝ SÝYASET

Genel seçimlerin ardýndan hükümetin kurulmasýyla birlikte, gündeme oturan ya da çokça tartýþýlan konular, cumhurbaþkanlýðý seçimleri, ordu-hükümet arasýndaki iliþkiler ve anayasa deðiþikliði oldu. Kuþkusuz bu gündemler burjuvazinin gündemleridir. Bizim için önemli olan bu gündemlerin burjuva medyada verildiði biçimde tartýþýlmasý deðil, bunlarý yaratan sebeplerin, bu tartýþmalarýn ve atýlan burjuva adýmlarýnýn neyin yansýmasý olduklarýnýn, sýnýf mücadelesine etkilerinin neler olduðu, olacaðý üzerine sonuçlara varmak önemlidir. Baþka biçimde söylersek, bu tartýþmalar görünen ise, bizim için görünenin ardýndaki gerçekleri ortaya koymak ve bu gerçekleri politik sonuçlarýyla ifade etmek önemlidir. Cumhurbaþkanýnýn seçilmesi, anayasa tartýþmalarý gündeme otururken “Kürt sorunu” çerçevesinde yaþananlar, DTP vekillerine, belediye baþkanlarýna dönük baskýlarýn artmasý da aslýnda bu gündemlerle baðlantýlýdýr. Bu gündemlerin dýþýnda, kamu iþçilerinin bir kýsmýnýn TÝS görüþmeleri, sýnýfýn örgütsüz kesimlerinin, özellikle tersane iþçilerinin iþ kazalarý üzerinden kýsmen hareketlenmeleri, yine kimi bölgelerde gerçekleþtirilen yýkýmlar ve buna karþý Tuzla’da gösterilen direniþ, son olarak da devrimci hareketin bileþenlerinin düzenlediði yerel etkinlikler çeþitli gündemleri oluþturdular. Fakat bu saydýklarýmýzýn, sýnýf ve kitle hareketinin içinde bulunduðu geri konumu deðiþtirecek, ileriye doðru etkileyecek düzeyden yoksun olduðunu belleðimizin bir kenarýna not etmemiz gerekiyor. Türkiye’de burjuva düzeni 1980’lerden sonra gerek kendi iç iliþkilerinin kapitalizmin gerekleri doðrultusunda gerekse de uluslar arasý emperyalist-kapitalizmin yeni yönelimleriyle çakýþan bir þekilde yeniden yapýlanma sürecine girdi. Bu yeniden yapýlanma süreci, düzenin aksayan yanlarýnýn budanýp, düzenlenmesi, burjuvazinin yeni gereksinmelere yanýt verecek þekilde bir örgütlenme yaratmanýn ötesinde çok daha geniþ kapsamlý, devletin ve toplumsal yaþamýn her alanýný kapsayan, toplumsal ve sýnýfsal bir içeriðe sahip bir süreç olarak yaþanmýþtýr ve bugün de tüm hýzýyla yaþanmaya devam etmektedir. Dolayýsýyla bu yeniden yapýlanmanýn, kapsamý ve içeriðiyle birlikte onun toplumsal güç iliþkileri, sýnýf mücadelesinin koþullarý üzerindeki etkileri de derinlikli ve kap-

samlý olmaktadýr. Bu kapsamlý yeniden yapýlandýrmayla baðlantýlý olan politik süreçleri, sýnýfsal güç iliþkilerini ayný baðlamda ele almak gerekmektedir. Yine de burjuva düzeninin yeni bir organizasyon yaratma süreci ne tamamlanmýþ, harfiyen sonuçlarýna erdirilmiþ bir süreçtir, ne de burjuvazi açýsýndan ve sýnýf mücadelesi açýsýndan sorunsuz bir süreçtir. “Bu konumu ve yöneliþi ile Türkiye son derece keskin bir gerilimin ortasýndadýr; emperyalizmin bir zayýf halkasýdýr. Çünkü hem ciddi bir yapýsal dönüþüm yoluna girmiþ bulunmaktadýr; hem de bu yapýsal dönüþüm nasýl ve hangi yönde gerçekleþirse gerçekleþsin, kaçýnýlmaz olan toplumsal alt üst oluþlara gebedir. Bu dönüþümden geri adým atýp eski statükolara oturmasý ise daha az bir alt üst oluþ pahasýna olmayacaktýr. Bu bakýmdan Türkiye, hem emperyalizmin bölgedeki en güçlü ve güçlendirilmek istenen dayanaðýdýr; hem de bu dinamikler nedeniyle en zayýf halkasý olmaya adaydýr; bu iki olasýlýk iç içe ve ayný süreçte belirmektedir” (Komünistler Ne Ýçin, Nasýl Mücadele Etmeli?, Tohum Yay, 1996, 28) Ancak devrimci bir sýnýf önderliðinin bulunmadýðý, devrimci ve sol hareketin bileþenlerinin tek tek ya da toplam olarak bu süreci karþýlayabilecek bir düzeyden-hazýrlýk, örgütlülük, nitelik bakýmýndan- yoksun olduðu durumda burjuvazinin biz devrimcilere oranla önemli mesafeler katettiði görülmektedir. Bugün açýsýndan baktýðýmýzdaysa, içinden geçtiðimiz dönemin özelliklerini ve son yaþanan geliþmeleri bu yeniden yapýlanma süreci üzerinden ele almak önemli olmaktadýr. “Türkiye Cumhuriyeti 70’li yýllarda içine girdiði

BAÞYAZI

BU SAYIMIZDA

DÜÞMANA KARÞI DEVRÝMCÝ TUTUM

KÜLTÜREL-SANATSAL FAALÝYET ve

ALANLARDAN-YOLDAÞLARDAN

1 15

6 15 8 15

10 15

POLÝTÝK FAALÝYET, ARAÇLARIN KULLAN12 15

ALAN ÇALIÞMALARI ve YEREL EYLEM 15 15 TARÝHÝMÝZDEN ÖÐRENELÝM

20 15


KOMÜNÝST DEVRÝM

bunalýmýn da dürtülediði, ama ayný zamanda uluslararasý sermayenin yöneliþleriyle de çakýþan bir süreçte; hem kendi iç dinamiklerinin, hem de uluslar arasý konjonktürdeki dalgalanmalarýn dayattýðý zigzaglarla, ama asýl istikameti deðiþmeden bölgesel bir altemperyalist iþleve hazýrlanmaktadýr” (A.g.e, S:28) Bu çerçevede düzenin içine girdiði yeniden yapýlandýrma sürecinin kapsamý da belirlenmektedir. Bu kapsam, kamu maliyesi alanýndan ordunun modernizasyonuna, üniversiteler ve YÖK’ün düzenlenmesinden siyasal partiler ve seçim yasalarýna, yargý reformundan sosyal güvenlik ve saðlýk alanýndaki dönüþümlere kadar pek çok alana yansýmaktadýr. Yine siyasal ve toplumsal alanda, sendika ve kitle örgütlerinin iþlevsizleþtirilmesinden, sivil toplumcu bir zeminde durarak burjuvazinin dayanaklarý haline getirilmelerine, devlet desteðinde gerici, saðcý sendikalarla sýnýf hareketini etki altýnda tutma müdahalelerinden, öncü unsurlara, özellikle devrimci harekete dönük “19 Aralýk Operasyonu” gibi imha saldýrýlarýna, düzen içine çekme, tasfiye etmeye dönük legal alanlarý açma ve bu sayede devrimci zeminde duran yapýlarý iyice marjinalleþtirme çabalarýna kadar çeþitli ve deðiþik biçimlerde yaþanmaktadýr. Kuþkusuz tüm bunlar devletin ve düzenin resmi ideolojisinde çeþitli deðiþikliklere gidilmesini zorunlu kýlmaktadýr. Toplumsal alana her müdahale kendi ideolojik söylemini yaratmaktadýr. Baþka bir ifadeyle, toplumsal ve maddi alana dönük müdahaleler kendi ideolojik söylemini yaratmadan, bu müdahalelere ideolojik bir zemin bulmadan yaþanmamaktadýr. Bu açýdan bakýldýðýnda düzenin resmi ideolojisi olan kemalizm yeni söylemlerle içi doldurulup yeniden düzenlenerek, farklý iþlevlere büründürülerek sürdürülürken, ideolojik söylem temel olarak Türk-Ýslam ideolojisine dayandýrýlmaktadýr. Burjuva düzeni ideolojik alanda da bir yeniden yapýlanma sürecini iþletmektedir. Son dönemde bu sürecin meyvelerini oldukça verimli bir biçimde toplamaktadýrlar. Özellikle düzenin, AKP hükümetiyle elde ettiði kitle desteðini bu çerçevede görmek gerekiyor.

Cumhurbaþkanlýðý Seçiminden Yeni Anayasaya Kadar Atýlan Adýmlar Yeniden Yapýlanmanýn Tamamlayýcý Parçalarýdýr! Son dönemde, Cumhurbaþkanlýðý seçimi, orduhükümet arasýndaki iliþkiler üzerinden polemikler; laikstatükocu güçler ile “deðiþim” yanlýsý, darbe karþýtý, liberal AKP arasýndaki çekiþme gibi benzetmelerle çokça yapýldý. Seçimler öncesinde ordunun kimi müdahaleleri karþýsýnda, AKP’ye oy veren tabanda belli oranda bir darbe, statüko karþýtlýðýnýn varlýðýný iþaret etse de yaþananlarý, özellikle son aylardaki geliþmelerle birlikte düþündüðümüzde, statükonun deðiþmesinin artýk düzenin tüm sahiplerinin üzerinde anlaþýlmýþ bir konu olduðu ve

2

böylece aslýnda yeni bir statükonun oluþmasýný istedikleri anlaþýlýyor. Yeni statükoyu bizim yeniden yapýlandýrma olarak adlandýrdýðýmýz, düzen cephesinde sürekli sözü edilen reform süreciyle atýlan/atýlmak istenen adýmlar oluþturmaktadýr. Burjuvazinin farklý kesimleri tarafýndan, örneðin tekelci kesimler olan TÜSÝAD’dan baþlayarak, orta ve küçük burjuvaziye; tekelci gruba yeni katýlan Anadolu kaplanlarý olarak da adlandýrýlan Ýslamcý burjuva kesimlere kadar, bu sürecin bir bütün olarak desteklendiði de açýktýr. Son 10 yýldýr ekonominin ÝMF ile yapýlan anlaþmalarla belirlenmesi gerçeði, Türkiye’de sermayenin tüm kesimleriyle muazzam bir iþgücü sömürüsüyle gittikçe geliþkinleþtiðini göstermektedir. Bu arada kitlelerin payýna düþense, son 20 yýlda yarattýklarý gericileþme, saðcýlaþma öðelerinin avantajlarýyla din ve milliyetçilik üzerinden düzenin destekçisi konumuna çekilmeleri ve sendikasýz, sigortasýz, güvencesiz bir biçimde uzun mesai saatleri boyunca çalýþarak iliklerine kadar sömürülmeleri olmuþtur. Burada yeri gelmiþken bir parantez açýp, önemli bir gerçeðe iþaret etmeliyiz. Son seçimlerde de görüldüðü gibi burjuva düzenin kurumlarý kitleler gözünde itibarlý bir dönemini yaþýyor. Özellikle AKP þahsýnda burjuva partilerinin ciddi bir kitle desteðini kazandýklarý görülüyor. Bu durumu yaratan sebepler arasýnda seçim performansý, medya desteði gibi öðeler olmakla birlikte altýnda yatan gerçeklik oldukça kritiktir. Her þeyden önce bir düzen partisinin kitleler gözünde böylesine bir meþruiyet kazanmasý kýsa bir zamanýn sonucu deðil, 12 Eylül sonrasý baþlayan, günümüze kadar gelen, toplumsal yapýnýn burjuvazi ve onun kurumlarý tarafýndan gericileþtirilmesi, saða çekilmesi sürecinin meyveleridir. Bu sayede bugün hem burjuva düzeninin kendisi hem de onun kurumlarý geniþ kitlelerin içinde bulunduðu bilinç ve ruh halini kullanarak onlarý daha fazla saðcýlaþtýrýlmayý baþarmýþtýr. Burada bir benzetme yaparsak; faþizmin kendine özgü bir korporatist, kitleci anlayýþý vardýr. Benzer þekilde bugünkü liberal, kapitalizmle uyumlu, milliyetçi Ýslam da kendine özgü bir korporatist, kitleci anlayýþa sahiptir. Bu kitleci anlayýþ, bugün dünya çapýnda hakim neo-liberal rüzgarýn varlýðý koþullarýnda, sosyal devlet ve onun yarattýðý olanaklar gibi geleneksel refah toplumu araçlarý üzerinden kitlelerin düzene kazanýlmasýndan çok, dinsel yaþam motifleriyle örülmüþ þükürcü anlayýþýn yaygýnlaþtýrýlmasý, belediye yardýmlarý, ramazan çadýrlarý vb. gibi araçlarla yaygýnlaþtýrýlýyor. Tüm bunlardan çýkartýlmasý gereken sonuç þudur: Bugün, AKP’nin saðladýðý kitle desteðinin, ABD’nin onayý ve isteðiyle (elbette bu bir gerçektir) geliþtiðini veya ABD’nin icazetiyle gerçekleþtiðini iddia etmek yanlýþtýr. Bu korporatist Türk-Ýslamcý anlayýþýn toplumsal dokunun derinliklerine nüfuz eden, eskiye göre çok daha sosyal, siyasal, sýnýfsal bir öze ve desteðe sahip

KOMÜNÝST DEVRÝM

mücadele de giderek keskinleþti ve politik tutsaklar kavgada yerlerini aldýlar. Çürümüþ düzenin kolluk güçleri, 21 Eylül 1995 tarihinde sayým vermedikleri gerekçesiyle operasyona baþlayýp devrimci tutsaklara saldýrmýþ; ancak, karþýsýnda cesaretlerini direniþ geleneðinden alan devrimcilerin örgütlü iradesini gördü. Buca cezaevi saldýrýsý böyle bir ortamda yapýldý. Düþmanýn saldýrýsýna karþý bedenleriyle direnen devrimciler, bu geleneðin içeride de devam ettiricisi oldular. Gösterilen direniþ esnasýnda 4 DHKP-C militaný katledildi ve devrim mücadelesinin onurlu sayfasýnda yerlerini aldýlar.

men, operasyon devrimciler tarafýndan büyük bir direniþle yanýtlanmýþtýr. Bu ve daha sonraki saldýrýlar, düþmanýn dýþarýya vermeye çalýþtýðý gibi salt cezaevi içerisindeki sorunlar düzleminin ötesinde bir anlam taþýmaktaydý. Bu yüzden, direniþ çok daha büyük anlam kazanmýþtýr.

28 Eylül 1864 I. Enternasyonal’in Kuruluþu: 28 Eylül 1864 tarihinde Londra’da kurulan Uluslararasý Emekçiler Birliði (I. Enternasyonal) iþçi sýnýfýnýn siyasal birliðinin saðlanmasý amacýyla kurulmuþ, enternasyonalizm düþüncesinin geliþimine büyük katkýlar sunmuþtur. Avrupa’da komünistleri, iþçi sýnýfýnýn öncülerini birleþtirmek için daha önce 1847’de Komünistler Birliði adlý bir örgüt kurulmuþ, 1848 devrimlerinin yenilgisinin ardýndan bu örgüt daðýlmýþtýr. 1848’ten sonra kapitalizm bir geliþme dönemine girmiþtir. 1860lý yýllarda, kapitalizm açýsýndan bunalým ve iþçi hareketi açýsýndansa mücadele döneminin yeniden açýlmasýyla yeni bir mücadele organý kurmak acil hale gelmiþtir. Bunun üzerine, mücadelenin siyasal birliðinin saðlanmasý için I. Enternasyonal 1864’te kurulmuþtur. Bu enternasyonalde Marx ve Engels iþçi sýnýfý içindeki diðer siyasal akýmlara karþý mücadeleler verdiler. Onlarýn mücadelesi diðer akýmlara karþý kesin bir zafer saðlamasa da komünistlerin sonraki yýllarda netleþmelerine katkýlarý olmuþtur. I. Enternasyonal, 1871’de gerçekleþen ve yeryüzündeki ilk proletarya diktatörlüðü denemesi olan Paris Komünü’nün yenilgisinin ardýndan daðýlmýþtýr.

25 Eylül 1996 Diyarbakýr Cezaevi Katliamý: 1996 ölüm orucu eylemi olarak tarihe yazýlan genel cezaevi direniþiyle kazanýlan kýsmi baþarýyla geliþen olumlu havayý farkeden devlet hiç gecikmeden yeni saldýrýlarla sürece müdahale etmeye giriþti. Bu saldýrýlarýn en kapsamlýsý ve ilk olaný, 25 eylül günü Diyarbakýr cezaevinde siyasal tutuklularýn görüþe çýktýklarý sýrada vahþice bir planla giriþtiði saldýrý olmuþtur. Bu saldýrý sonucu bedenlerinden baþka direnecek bir þeyi olmayan 10 Kürdistanlý devrimci yaþamýný yitirdi

26 Eylül 1999 Ulucanlar Cezaevi Direniþi: 1990’lý yýllarýn sonlarýna doðru sýnýf ve kitle hareketindeki gerileme, devrimci hareketteki güç kaybý, Kürt hareketinde düzenle barýþ siyasetinin aðýrlýk kazanmasý gibi faktörler, burjuva düzenine önündeki hedefleri gerçekleþtirmek için cesaret verdi. Bu yönde adýmlar atabilmek için öncelikle düzen dýþý dinamiklere öncülük etme potansiyeli taþýyan kesimlere yani toplumun öncüleri olan devrimcilere dönük fiziksel olarak yok etme, tecrit etme, tasfiye etmeye dönük planlarý yürürlüðe koydu. Düzenin bu doðrultudaki ilk adýmý ve ayný zamanda sonraki gerçekleþtireceði adýmlarýn bir provasý olma niteliði taþýyan Ankara Ulucanlar Cezaevi’ndeki devrimci tutsaklara dönük saldýrý olmuþtur. Düþmanýn ciddi biçimde hazýrlanýp, diðer kapsamlý adýmý olan “F Tipi” saldýrýsýna geçmeden önce bir irade sýnamasý bulunmuþ ve 26 Eylül’de Ulucanlar’a saldýrmýþtýr. Daha önce Bergama’da, Burdur’da yapýlan saldýrýlarý takip eden bu operasyon, diðer cezaevlerindeki devrimcilere hücre tipi cezaevlerine geçiþin nasýl olacaðýný haber veren bir “mesaj” niteliðindeydi. Düþmanýn bütün vahþetine, iki taraf arasýndaki güç eþitsizliklerine rað-

9 Eylül 1984 Yýlmaz Güney’in ve 20 Eylül 1985 Ruhi Su’nun Ölüm Yýldönümü: Yýlmaz Güney ve Ruhi Su bu topraklarýn yetiþtirdiði iki deðerli devrimci sanatçýdýr. Özellikle 1970 ile 1980 arasý dönemde, kitlelerin devrimci hareketin büyük ölçüde etkisi altýnda olduðu yýllarda ortaya çýkardýklarý devrimci üretimlerle bu kitlelerin coþkusunu, kavgaya duyduklarý inancý, mücadeledeki karalýlýklarýný arttýrmýþlardýr. Her iki devrimci sanatçýmýz da farklý sanatsal alanlar olan edebiyat, sinema ve müzik alanýnda özgün eserler üretmiþ; bu eserleriyle o dönemin devrimci kadrolarýnýn ve onlarýn ardýndan gelen kuþaklarýn eðitimine, bilinçlenmesine sonsuz katkýlar sunmuþlardýr.

19


KOMÜNÝST DEVRÝM

yoldaþý Karadeniz’de Ankara Hükümeti’nin adamlarý tarafýndan katledildiler. Böyle ciddi bir niteliksel kayýpla karþýlaþýlmasýna raðmen bu durum Türkiyeli komünistlerin partili mücadeleye verdikleri deðeri ve onlarýn partiyle yaptýklarý çýkýþýn önemini azaltmamýþtýr. Farklý gruplarý bir program ve parti çatýsý altýnda toplamak, Ekim devrimiyle sýnanan Bolþevik teori ve pratiðin bu topraklarda varedilmesi çabasýna giriþmek, tarihsel önemde adýmlardýr. Bu tarihsel adýmlarýn devamý sonrasýnda getirilememiþtir. TKP’nin kuruluþuna damga vuran devrimci çizginin sürekliliði saðlanamamýþtýr. Bunun sebepleri arasýnda kuþkusuz daha baþlangýç aþamasýnda önder kadrosunun düzen tarafýndan öldürülmeleri önemli bir yer tutmaktadýr ancak bununla sýnýrlý deðildir. Mustafa Suphi’lerin ölümünden sonra TKP’de yaþanan çizgi deðiþikliði, Sovyetler Birliði ve Komintern’de yaþananlarla doðrudan iliþkilidir. Sovyetler Birliði’nin, Mustafa Suphi ve yoldaþlarýný katleden Kemalist rejime dýþa politika çýkarlarýnýn bir gereði olarak yardým etmesi ve bununla kalmayarak bu rejim hakkýnda yanýlsamalar yaymasý, komünistlerin sonraki yýllar boyunca bilincine ve atacaklarý adýmlara vurulan bir zincir iþlevi gördü. Komintern’in, emperyalizme karþý verilen ulusal kurtuluþ mücadelelerini, sosyal kurtuluþ mücadelesiyle birleþtirilmesi yönünde doðru bir taktik tutumla, ilkeli bir zemini ortaya koyamamasý bir baþka neden olarak görülmelidir. Sonuç olarak bugünden bakýldýðýnda komünistler için, Mustafa Suphilerin ölümünden sonra yaþanan olumsuz pratiklerden ibretlik dersler olarak yararlanmalarý, TKP’nin kuruluþundaki devrimci çizgiye baðlanarak, bugün varetmeye çalýþmalarý önlerinde bir görev olarak durmaktadýr.

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi: Yeni kuþaklar bu tarihi pek bilmeseler bile onu yaþayanlarýn hafýzalarýnda hale tazedir 12 Eylül tarihi. Yaþadýðýmýz topraklarda sýnýf mücadelesi açýsýndan önemli bir dönüm noktasýdýr bu tarih. Bu dönüm noktasýnýn anlamý, kuþkusuz her sýnýf için ayný deðildir. Burjuvazi için, bu tarihsel kesit kendi sýnýf egemenliðinin önemli bir tehlikeden kurtarýlýp, sistemin yeniden düzenlenmesini ifade ettiði gibi; iþçi sýnýfý açýsýndansa, sýnýf mücadelesinden, örgütsel ve pek çok ekonomik, sosyal, siyasal haklardan, mevzilerden geriye düþmek anlamýna gelmektedir. 12 Eylül’ün iki karþýt sýnýf için neyi ifade ettiðini bir burjuva,

18

zamanýn Türkiye iþverenler sendikasý baþkaný olan Halit Narin þu sözlerle dile getirdi: “Þimdiye kadar iþçiler güldü, þimdi gülme sýrasý bizde” 1970 ile 1980 arasýndaki dönem için, Türkiye’de sýnýf mücadeleleri açýsýndan en yoðun dönemdir. Bu süreçte, iþçi sýnýfý kendisi için sýnýf olmak yolunda önemli mesafeler kat etmiþtir. Öte yandan, devrimci hareketler için de yeniden kuruluþ, geniþ kesimlerle baðlarýn kurulmasý, teorik, politik, örgütsel hareketlenmenin yoðun olduðu bir dönemdir yaþanan. Sýnýf mücadelesinin yükseliþi, tarihsel mantýðý gereði, iþçi sýnýfýn öznelerinin oluþumunu saðlamýþtýr. Bu döneme kadar, uluslararasý alanda Sovyetler Birliði’nde yaþanan siyasal yozlaþma, Türkiye’ye de yansýmýþ; oportünist sol akýmlar bu topraklarda hakim olan anlayýþ haline gelmiþlerdir. Bu etkilerden kýsmen kopan devrimci hareket, 1970-1980 arasýnda yeniden örgütlenme dönemini yaþamýþtýr. Böylece 6-7 yýllýk kýsa bir zaman diliminde devrimci hareket yeniden doðmuþtur. Ancak bu kadar kýsa bir süre gerçek anlamda kitlelere önderlik edebilecek bir partinin yaratýlmasýný imkansýz kýlmýþ; ve bu durum baþka pek çok faktörle birleþince, burjuvazinin 12 Eylül darbesi olmasý gerektiði karþýlanmamýþtýr. Gözaltýnda ve cezaevinde, çözülmenin, mücadeleden vazgeçmenin, direnmemenin birçok devrimci yapý tarafýndan sergilendiði bu dönemde, devrimci kadrolar ve kitleler arasýnda ideolojik, politik, örgütsel açýdan bir kýrýlganlýk her yaný kapladý. 12 Eylül darbesiyle burjuvazi her alanda verilen mücadeleye saldýrýp devrimci mücadeleyi sonlandýrmayý amaçlamýþtýr. O günden bu güne burjuvazinin iþçi hareketi ve devrimci harekete karþý saldýrýlarý durmamýþ; darbenin etkileri farklý biçimlerde hayatýmýzda yer edinmiþtir. Bugün böyle bir açýktan ve kaba þiddete dayalý darbeye ihtiyaç duymuyor olmasý, bu tip kanlý darbelerin bir daha olmayacaðý anlamýna gelmemektedir. Ancak sýnýf mücadelesinin böyle sert savaþýmlarýndan baþarýyla çýkabilmek devrimciler, komünistler olarak yaþanan bu sürecin tüm yönlerinin derslerini bilince çýkartýp, gerekli ideolojik, politik, örgütsel donanýmý yaratmakla mümkün olacaktýr.

21 Eylül 1995 Buca Direniþi: Gazi ayaklanmasý sonrasý kitle hareketinde yaþanan yükseliþ her alanda kendini hissettirmeye baþlamýþtý. Bu dönemde cezaevlerinde

KOMÜNÝST DEVRÝM

olduðunu bilerek ve ona göre mücadele etmek gerekir. Konumuza tekrar dönersek, cumhurbaþkanlýðýna milli görüþ geleneðinden gelen, Ýslamcý yaþam tarzýna sahip, farklý Ýslamcý çevrelerle iliþkisi bilinen birinin seçilmesi ve ardýndan yeni anayasa hazýrlýklarý yeni statükonun çerçevesini belirlemektedir. Yeni anayasanýn basýna yansýyan bölümleri ve diðer geliþmelere baktýðýmýzda, türbanýn üniversitelerde serbest býrakýlmasý ile ilgili düzenlemenin yarattýðý tartýþmayla geleneksel Kemalist, statükocu kesimin laiklik elden gidiyor söylemlerinin anayasanýn yeni karakterinin ve özünün gizlenmesine yaradýðý açýktýr. Sorunun özündeyse düzenin kurumlarýnýn, Türk-Ýslamcý anlayýþla yeniden oluþturulmasý gerçeði vardýr. Yeni anayasa, burjuvazinin önümüzdeki süreçte ihtiyaçlarýný karþýlamak için yapýlmaktadýr. Özellikle anayasada deðiþimin gerekliliði konu edilirken dikkati çeken nokta, yýllarca solun farklý kesimleri tarafýndan dillendirilen argümanlarýn kullanýlmasýdýr. Mevcut anayasanýn 12 Eylül bir darbe anayasasý olduðu ve askerler tarafýndan yapýldýðý; ancak yeni anayasanýnsa sivil bir anayasa olacaðý ve seçilmiþler tarafýndan yapýlacaðý þimdilerde bunu kurucu bir meclisin yapmasýnýn daha iyi olacaðý tartýþýlýyor- hak ve özgürlüklerin geniþletileceði gibi söylemler bunlardan bazýlarýdýr. Yýllarca, solun demokrasiyi gerçekleþtirmeyi kendine amaç edinen kesimlerinden, demokrasi perspektifine sahip devrimci kesimlerine kadar pek çok bileþeni benzer söylemleri tekrarlamýþlardý. Bu durumda, 12 Eylül anayasasýnýn kitlelerin gözünde solun çabalarýyla teþhir olduðunu, yeni anayasa yapýlmasýnda bunun rolü olduðunu düþünenler çýkabilir. Ama bizce bu durum, demokrasi perspektifini aþamayan devrimci hareketin, sýnýf mücadelesi tarafýndan aþýldýðýný ve solun elindeki demokrasi bayraðýnýn burjuvaziye, onun partisi AKP’ye geçtiðini gösteren gerçeðin ironik bir görünüþüdür. Seçimlerde ortaya çýkan tablo ve Abdullah Gül’ün cumhurbaþkaný seçilmesinin ardýndan ilk ziyaretlerini “Kürt illerine” yapmasý, AKP eliyle yeniden yapýlanma sürecinin Kürdistan devrimci dinamiklerine, Kürt hareketine dönük nasýl bir iþleve sahip olacaðýnýn önemli bir göstergesi oldu. Düzen, Yeniden Yapýlanmanýn Engellerinden Biri Olan Kürt/Kürdistan Sorununu “Çözmek” Ýçin Adýmlarýný Sýklaþtýrýyor Bilindiði gibi son seçimlerde AKP, Kürdistan’daki illerin çoðunda sandýkta birinci parti olarak çýktý. Burjuva düzeni AKP’yi Kürt kitlelerinin düzene çekilmesi doðrultusunda önemli bir avantaj olarak deðerlendirdi. Zira diðer düzen partilerinden hiçbirisi Kürt illerinde böyle bir kitle desteðine sahip deðildi. AKP’nin bileþiminde farklý saðcý,

3

muhafazakar, milliyetçi, Ýslamcý ve Ertuðrul Günay þahsýnda sosyal demokrat kesimleri birleþtiren yapýsý ve söyleminde Türk-Ýslamcý öðeler olmasýnýn yaný sýra Kürdistan’da daha çok darbe karþýtlýðý söylemi ve Ýslamcý motifleri kullanarak kitlelerin karþýsýna çýktý. Bu sayede elde ettiði destek, düzenin 20 yýldýr uðraþtýðý bir sorunu bu sayede ortadan kaldýrabilmesi için önemli bir avantajý ifade ediyor. Hiç þüphe yok ki Kürt sorunu, Türkiye Kapitalist Cumhuriyeti için daha eskilere dayanan tarihsel bir sorundur. Ancak biz burada son 20 yýlda ulaþtýðý düzey bakýmýndan Kürt sorunun öneminden bahsetmekteyiz. AKP’li yeni cumhurbaþkanýn ilk ziyaretini Kürt illerine yapmasý, Kürt kitlelerinin düzen tarafýndan sahiplenilip, kapsanmasý gibi bir anlayýþýn yaygýnlaþmasý çabasýdýr. Bu çabayla, Kürdistan’daki devrimci dinamiklerin düzen içine çekilmesi, baþta PKK olmak üzere, Kürt hareketinin toplumsal temellerinin eritilmesi hedeflenmektedir. Kürt hareketinin altýnýn oyularak toplumsal destekten yoksun býrakýlmasýnýn, devletin mevcut hareketi toplumsal bir meþruiyet bunalýmýna sürükleyerek marjinalleþtirilmesinin ve daha kolay imha edilmesinin koþullarýný oluþturmaya dönüktür. Bu hamleler düzenin yeniden yapýlanma süreci için büyük önem taþýmaktadýr. Altemperyalistleþme de denilen bu yeniden yapýlanma sürecinde sermayenin pek çok kesimi açýsýndan, Kürdistan’ýn yeraltý ve üstü zenginliklerinin kapitalist sistem içinde iþlenmesi, bölgenin bir ucuz iþgücü deposu olarak sermayenin hizmetine sunulmasý, buradan Ortadoðu’nun diðer bölgelerine geçiþin gerçekleþtirilebilecek olmasý oldukça önemlidir. Ayrýca yeniden yapýlanmanýn hedeflerinden biri olan Türkiye’nin bölgesel çapta bir alt-emperyalist düzeye gelebilmesi için, uluslararasý ve tarihsel bir sorun olan Kürt/Kürdistan sorununun kendi istediði çerçevesinde çözümünün bu doðrultuda elini güçlendireceði kesindir. Sonuç olarak burjuvazinin AKP eliyle Kürt kitlelerini düzene baðlamaya çalýþýrken, bir yandan da imha hareketiyle önderlikten yoksun býrakmaya çalýþýp, önüne koyduðu hedeflere ulaþmaya çalýþmaktadýr. Özellikle son günlerde Kürt kitlelerine yönelik “papaz” rolü oynanýrken bir yandan da yurtsever harekete karþý cellat da boþ durmuyor. TC hükümetinin Irak merkezi hükümetiyle imzaladýðý protokol, basýna yansýdýðý kadarýyla Kürt silahlý hareketine dönük geniþ kapsamlý bir imhanýn planlanýn yapýlmak istendiðini ortaya koyuyor. ABD’yle bu konuda Güney Kürdistan’daki oluþum dolayýsýyla bir sorun yaþayan Türkiye’nin bu konuda nasýl bir tavýr izleyeceði henüz net olmasa bile Ýran’a yönelik operasyonun daha fazla dillendirilir olmasý, bu konuda bir pazarlýðýn yapýldýðý yönünde belirtileri ortaya çýkarýyor. Bu konuda, ABD’nin Irak’ta sýkýþmýþ olmasý faktörünün yaný sýra Ýran’a dönük planlarýnda Kürtlere ihtiyaç duyacaðý varsayýmýna daya-


KOMÜNÝST DEVRÝM

narak, önümüzdeki sürecin Kürt hareketi açýsýndan burjuva demokratik çerçevede hak kýrýntýlarýný elde edebileceði, Kürtler açýsýndan düzenin daha demokratik davranýþlara girebileceðini sanmak büyük bir yanýlgýdýr. Önümüzdeki dönem Kürt hareketi açýsýndan hiç de demokratik, barýþçýl bir süreç olmayacaktýr. Aksine, düzen imha ve inkar siyasetini uygulamak için her fýrsatý deðerlendirmeye çalýþacaktýr. Her benzetme eksiklikleri, dahasý hatalarý da içinde barýndýrýr. Zaten benzetme kavramýnýn anlamý onun anlatmak istediði olgunun birebir “modelini” oluþturmak deðildir. Benzetmeler, anlatýlmak istenenin özünün ya da en önemli yanýnýn genel bir çerçevesinin çizilerek anlaþýlmasýný kolaylaþtýrmaktýr. Bu kýsa hatýrlatmadan sonra konumuzla ilgili bir benzetme yapacaðýz. Her devrimci bilir ki, polisin devrimcilere karþý uyguladýðý klasik taktiklerden biri papaz-cellat taktiðidir. Cellât; en kaba, en acýmasýz davranýþlarý gösteren yani iþkenceyi yapan kiþiyken, papaz; psikolojik telkinlerle, yumuþak davranýþlarla devrimciyi çözmeye çalýþandýr. Ama sonuçta ikisinin iþlevi de çözme çabasýnýn farklý yönlerini yerine getirmek içindir. Kürt hareketi söz konusu olduðunda ordu, genelkurmay cellât rolünü oynuyorsa; AKP ya da hükümet (yeni cumhurbaþkanýyla birlikte) papaz rolünü oynamaktadýr. Papaz-cellat taktiðini etkisizleþtirmek ise bunun farkýna varan, bu yönde bir irade koyan öznelerle mümkün olacaktýr. Yazýmýzýn bu kýsmýna kadar tahlil edilen düzenin hedefleri böyleyken, Kürdistan’ýn emekçi kitleleri ve Kürt hareketi açýsýndan da durumu deðerlendirmek gerekmektedir. Mevcut durumda düzen elini güçlendirse de Kürt devrimci dinamiði nesnel bir olgu olarak devam etmektedir. Bu dinamiðin bir iki hamleyle bitirilmesi mümkün deðilse bile Kürt ulusal kurtuluþ mücadelesinde ciddi problemlerle yüz yüze olduðu kesindir. Kürt kitlelerinin dinamizmi zayýflamýþ, önderliði eliyle zaafa uðratýlmýþ durumda olmasýna raðmen, Türkiye’deki sýnýf ve kitle hareketinin durumundan daha diri bir dinamiði halen barýndýrdýðý bir gerçektir. Fakat burada Kürt hareketinin mevcut önderliðini yapan, gerek PKK gerekse de DTP, uzun zamandýr siyasal konumlarýný düzenle barýþ siyaseti üzerine kurmuþlardýr. Özellikle AKP hükümetini, Kürt sorununun demokrasi yönünde çözümünü saðlayabilecek bir parti gibi görmeleri, Kürt kitlelerini siyasetsiz ve önderliksiz bir konuma sürüklemektedir. Kürt hareketi adeta kendi bindiði dalý kesmektedir. Bu durumun düzenin elini muazzam ölçüde güçlendirdiði gerçeðini önümüzdeki süreçte daha net göreceðiz. Nesnel olarak Ortadoðu çapýnda devrimci bir dinamik olan Kürt dinamiði önderliði eliyle düzenin sýnýrlarýna taþýnmaktadýr. Dolayýsýyla Türkiye için ve dünya için söylediðimiz devrimci önderlik sorunu Kürt devrimci dinamiði açýsýndan da büyük bir

sorun olmaya devam etmektedir. Kürdistanî bir komünist önderliðin, ulusal ve toplumsal kurtuluþu birleþtirme programý, baðýmsýz bir komünist siyasal-örgütsel zemini, baþtan yaratmak/inþa etmek üzere ortaya çýkmasý büyük bir gerekliliktir. Bugünkü durumda böyle bir çabanýn öznelerinin yaratýlamamýþ olmasý süreçlere çeliþkili ve bir ölçüde trajik bir karakter vermektedir.

4

Sol Harekette Durum ve Devrimci Önderlik Ýnþasýnýn Sorunlarý Sol hareket, devrimci ve liberal kanatlarýyla parçalý bir tabloyu yansýtmaya devam ediyor. Bu duruma, sýradan bir solcunun bilinciyle bakmayacaksak normal, olaðan bir durumdur. Zira toplumsal hareketin yapýsýnýn ve kapitalist sistemin yarattýðý toplumsal bölünmenin bir ölçüde yansýmasýdýr bu nesnellik. Ancak henüz tüm siyasal anlayýþlarýn kendi toplumsal temellerine oturmuþ olmamasý dolayýsýyla bu kanatlar arasýnda farklý geçiþler mümkün olabilmektedir. Genel bir sýnýflamayla sol hareket, liberal demokrat, devrimci demokrat ve merkezci-melez akýmlar biçiminde tanýmlanabilir. Geçen yýllar içinde ortaya çýktýðý gibi, bir dönemin devrimci-demokrat akýmlarý bir sonraki dönemde liberal demokrat cenaha kayabilmektedir. Merkezci diye tanýmladýðýmýz akýmlar ise klasik merkezci tanýmýna tam olarak da uymayan, liberal akýmlarla devrimci demokratlýðýn, belli oranda sosyalizan, komünizan öðeleri de içinde barýndýran bir melezlikle siyaset sahnesinde varoluyorlar. Klasik tanýmýyla merkezcilik; komünistlerle oportünist, liberal akýmlar arasýnda yer alan akýmlara verilen addýr. Bir önceki dönemde, yani 1990’lý yýllarýn baþlarýndan ortalarýna kadar yaþanan kýsmi yükseliþ ve toparlanma döneminde, merkezci hareketler geçmiþten getirdikleri politik-örgütsel zaaflarla birlikte devrimci, komünist eðilimleri daha fazla barýndýrmaktaydýlar. Bugün açýsýndan bakýldýðýnda merkezci akýmlar, 2000’lerden itibaren yaþanan dönemin gerici karakterinin basýncý, komünist bir akýmýn yeterli ölçüde geliþmemesi ve geleneksel zaaflarý dolayýsýyla liberal demokrat akýmlara çok daha fazla yaklaþmýþ, liberal akýmlarýn etkilerini çok daha fazla üzerlerinde taþýr hale gelmiþlerdir. Bu durum merkezci akýmlar için geçerli ise, devrimci-demokrat hareket için daha da fazla geçerlidir. Çünkü devrimci demokrat akým, liberal demokrat akýma politik, programatik zemin bakýmýndan çok daha yakýndýr. 2000’lerle yaþanan gerici dönemin, liberal akýmlarýn etkilerinin daha dolaysýz yaþanmasýnýn sonucu, devrimci demokratlar üzerinde ilk etkisi, geleneksel eylem zeminlerinin terk edilmesi oldu. Devrimci-demokrat akýmýn ana hareketleri dýþýnda daha küçük kimi gruplarýn bu süreçte bütünüyle tasfiye olup, legalist zeminlere ya da liberal akýmlara kan vermesi yaþanan bir baþka sonuç olmuþtur. Dün az çok merkezci konumda bulunan pek çok irili ufak-

Baþlangýcý 20. Sayfada

KOMÜNÝST DEVRÝM

ilmesi gerektiðini belirterek, devrimci bir geleneðin köþe taþlarýný döþemiþlerdi. Ancak o günden bugüne barýþ günü dolayýsýyla, bir zamanlar zor bela ayrýþýlan bu pasifist, merkezci, liberal anlayýþlar yeniden hakim olmuþlardýr. Bugün komünistler, bu anlayýþlarla mücadele etmeli, Leninizmin devrimci mirasýný bu vesileyle yaygýnlaþtýrmaya çalýþmalýdýr.

1 Eylül 1920 I. Doðu Halklarý Kurultayý: 1-8 Eylül 1920 tarihleri arasýnda Bakü’de toplanan I. Doðu Halklarý Kurultayý’na Asya’nýn farklý ülkelerinden 1831 delege katýlmýþtýr. Mustafa Suphi ve yoldaþlarýnýn da içinde bulunduðu Türk heyeti 235 delege ile en kalabalýk grup olmuþtur. Bu kurultayýn toplanýþ amacý oldukça devrimci bir çabaya hizmet ediyordu. Komünist Enternasyonal 1920’de topladýðý ikinci kongresinde, doðu halklarýna ve onlarýn ulusal kurtuluþ ve özgürlük mücadelesine dikkat çekmiþ ve Ekim Devrimi’ni takip edebilecek yeni devrimlerin potansiyelini burada görmüþtür. Doðu halklarýnýn kurtuluþ mücadelesiyle, Batýnýn komünist iþçi hareketinin birleþtirilmesi doðrultusunda toplanan bu kurultay enternasyonal bir örgütlenme çabasýnýn ürünüydü. Ekim Devrimi’nin baþarýya ulaþmasýnda en önemli rolü oynayan Leninist parti anlayýþýnýn, buradan çýkarýlan derslerin ve deneyimlerin, doðu halklarýna ýþýk tutmasý için bir araya gelen kurultay bu yönde pek çok sorunu gündeme taþýyýp tartýþmýþtýr. Doðu Halklarý kurultayý, dünya devrimi için mücadelede cesaret ve özgüven kaynaðý olmuþ; bunun ilk ve en önemli örneðiyse, Mustafa Suphi ve yoldaþlarý kurultayýn yarattýðý coþku ve inançla Türkiye Komünist Partisi’ni 10 Eylül 1920’de kurmalarýnda görülmüþtür. Son derece olumlu bir baþlangýç yapan kurultay ne yazýk ki sonrasýnda hedeflenen devrimci sonuçlarý üretememiþtir. Bunun en önemli sebebiyse, baþta Komintern önderliði olmak üzere Bolþevik partinin öznel zaaflarýdýr. Mustafa Suphi ve yoldaþlarýnýn Türkiye’de katledilmesini kýnamayan; aksine bunu yaptýran Mustafa Kemal’in baþýnda olduðu Ankara Hükümeti’ne para ve silah yardýmý yapmaya devam eden Sovyetler Birliði, bu kurultayýn en aktif delegelerinin öldürülmesinin kendileri için nasýl bir kayýp olduðunu algýlamamasý; dahasý ilerleyen yýllarda Ýngiltere’yle yaptýðý anlaþma uyarýnca Ýngiltere’nin sömürge ülkelerinde devrimci mücadeleyi örgütlememe ve destekle-

meme kararý almasý gibi iki durum bu zaaflara en iyi örnektir. Doðal olarak, ortaya çýkan bu durumda ikinci bir kurultay örgütlenememiþtir.

2 Eylül 1977 1 Mayýs Mahallesi Gecekondu Direniþi: Ýstanbul’un Ümraniye ilçesi sýnýrlarý içerisinde, devrimcilerle emkçilerin birlikte emek verip, alýnteri dökerek kurduklarý, adýný 1977 yýlýndaki 1 Mayýstan alan mahallenin devletin saldýrýsýna karþý direniþi o günden bugüne yaþatýlmýþtýr. Yaþadýðýmýz topraklarda kapitalizmin geliþimiyle birlikte kýrdan kente göç eden milyonlarca emekçinin, sanayinin gereksinim duyduðu iþ gücünü oluþturmak üzere geldiði kentler, muazzam ölçüde büyüyüp, sorunlarý artarken sýnýf mücadelesi de bununla paralel bir geliþme göstermiþtir. Ýþçi sýnýfýnýn geniþ, yoksul kesimlerinin sýnýfsal bir uyanýþla birlikte kent yaþamýnda kendi barýnma ihtiyaçlarýný devrimcilerle birlikte çözmeye giriþtikleri örneklerden biridir 1 Mayýs mahallesi örneði. Burjuva devletin buna karþý devrimcilerle iþçilerin kaynaþma merkezlerinden biri haline gelen yaþam mekanlarýný daðýtmak için seçtiði hedef yerlerinden biriydi bu emekçi mahallesi. Bu sebeple, 2 Eylül günü devlet, kolluk güçleriyle mahalleye saldýrýya giriþti. Gösterilen direniþte 3 kiþi hayatýný kaybetti. Ancak saldýrý buna raðmen püskürtüldü. Ýþte 2 Eylül eylemi, 1 Mayýs mahallesinin kuruluþ ve saldýrýya karþý direniþ günü olarak çeþitli etkinliklerle anýlmaktadýr.

17

10 Eylül 1920 TKP’nin Kuruluþu: Yaþadýðýmýz topraklardaki pek çok devrimci hareket için 10 Eylül, komünizm mücadelesi bakýmýndan önemli bir tarihtir. 10 Eylül 1920’de Bakü’de Türkiyeli çeþitli sosyalist, komünist gruplar birleþerek, Komintern’in bir seksiyonu olarak Türkiye Komünist Partisi’ni kurdular. Ekim devriminin tüm dünyada yarattýðý coþku ve heyecan kuþkusuz bu topraklarda da önemli bir yanký buldu. Tüm dünyada komünistleri tek bir siyasal, örgütsel hatta birleþtirmek, dünya devrimini baþarýya ulaþtýrmak için kurulan dünya partisi Komintern’in ilk partilerinden biridir TKP. Ayný kongrede bir program kabul ederek siyasal hattýný çizen komünistler, bu adýmlarýný Türkiye’de pratik, örgütsel çalýþmayý ilerletmek görevleriyle birleþtirerek yerine getirmek için harekete geçtiler. Bu doðrultuda en iyi kadrolarýný Türkiye’ye getirirken, Mustafa Suphi ve 15


KOMÜNÝST DEVRÝM

buluþma saðlandýktan sonra propaganda-ajitasyon serbestliði devrimci hareketin yadsýdýðý bir tutum oluyor. Pek çok yapý için bu serbestlik dýþarýya verdiði mesajlar bakýmýndan kaotik, karmaþýk bir görünümü yansýtýyor. Bizim böyle düþünen yaklaþýmlarla mücadele etmemiz gerekiyor. Dolayýsýyla yerel eylemlerde alanýn kendi özgüllüðünü yansýtan ortaklaþmalar dýþýnda, mümkün olduðunca ajitasyon, propaganda serbestliðinin saðlanmasý yönünde çaba gösterilmelidir. Devrimci bir örgüt olan hareketimizin kendi örgütsel öncelikleri, planlarý ve kuþkusuz baðýmsýz örgütlenmenin bir gereði olarak baðýmsýz bir faaliyeti vardýr ve kendi hedeflerimize ulaþmamýz, kendimizi yeniden üretmemiz bu baðýmsýz faaliyetleri zemininde olacaktýr. Dolayýsýyla hareketin görüþlerinin propaganda edilmesi, kadrolarýnýn siyasallaþmasý, yeni kadro adaylarýna ulaþmak, taraftarlar, sempatizanlar yetiþtirmek gibi bir dizi politik-örgütsel görevi öncelikle kendi baðýmsýz faaliyetimizle yerine getirmekle yükümlüyüz. Ancak bu görevlerimizi yerine getirirken yerellerde çeþitli ortak etkinliklere, birlikteliklere katýlýp, bu görevlerimizi aksatmadan; dahasý bu ortaklaþmalarý kendi görevlerimizi yerine getirmekte yeni imkanlar olarak görmemize engel deðildir. Bir önceki paragrafta bu imkanlarý; yerelliði tanýyýp, müdahale etmek, emekçilerle yeni iliþkilerin kurulmasýna vesile olmasý bakýmýndan deðindik. Konuya bir de eldeki güçlerin eðitilmesi, yeni deneyimler edinmeleri açýsýndan yaklaþalým. Yaz sürecinde sýnýrlý da olsa kimi yerellerde baþka devrimcilerle ortak eylem ve etkinliklerde yer alarak bir deneyim yaþadýk. Buralarda militanlarýmýz, çevre iliþkilerimizle ortak eylemlere, etkinliklere katýldýlar. Bu eylemlerde militanlarýmýz büyük bir özveri ve çabayla, enerjilerinin maksimumunu ortaya koyarak yer aldýlar. Güçlerimiz sýnýrlý olmasýna raðmen görevlerinin üstesinden geldiler. Ancak öncelikle belirtmek gerekiyor ki ortak eylemlerde yer almak kendi baðýmsýz faaliyetimizi aksatmadan yerine getirmemiz gereken bir durumdur. Kendi baðýmsýz faaliyetlerimizden feragat ederek ya da onlarý erteleyerek ortak etkinliklere katýlmamýz ciddi bir zaafý ortaya çýkartacaktýr. Zaten bu tür ortak eylemlere, etkinliklere her ikisini birden yapabiliyorsak katýlmamýz anlamlýdýr. Yoksa her zaman kendi faaliyetimiz öncelikli olmak durumundadýr. Üstelik bizim için bugün, devrimcilerin olduðu her eylemde, etkinlikte yer almak gibi bir öncelik yoktur. Tersine bu tür eylem birliklerine seçerek ve

16

kendi önceliklerimizi gözeterek yaklaþmalýyýz. Her þeyden önce devrimci hareketin mevcut eylem zeminleri genellikle bizim politik olarak kabul edebileceðimiz bir zeminde deðildir. Ýkinci olarak da hareketimizin durumu bu tür eylem ve etkinliklerde devrimcileri etkileyebilecek ve bu sayede eylemli zeminde ayrýmlarýmýzý çekebileceðimiz bir düzeyde deðildir. Bunlarý unutmadan kendimizi yeniden üretebilmemiz önemlidir. Yer aldýðýmýz eylem ve etkinliklerle ilgili bir baþka zaaflý yanýmýza daha deðinmeliyiz. Kendi baðýmsýz faaliyetlerimizi nasýl ki yalnýzca örgütlü militanlarýmýzla sýnýrlamayýp, pratik olarak eðitmeyi hedeflediðimiz taraftarlarýmýzla, çevre iliþkilerimizle yerine getirmeye çalýþýyorsak, ayný þekilde ortak eylemleri de bu tür iliþkilerimizin eðitilebileceði, yeni deneyimler kazanacaklarý faaliyetler olarak görmeliyiz. Gerek kendi baðýmsýz faaliyetlerimiz gerekse de ortak etkinliklerde taraftar ve çevre iliþkilerimizi harekete geçirmemiz büyük önem taþýyor. Üstelik eylem birlikteliklerinin açýk faaliyetler olduðu ve bizim baðýmsýz faaliyetlerimiz içinde bu tür açýk faaliyet biçimlerinin sýnýrlý yer aldýðý düþünüldüðünde, bu tür eylem ve faaliyetlere örgütlü militanlarýn ötesinde çeþitli düzeylerde iliþkilerin harekete geçirilmesi örgütsel güvenlik açýsýndan da daha doðru bir tercih olacaktýr. Faaliyet örgütlemek bir bakýma kendinden öte güçleri sevk ve idare edebilmek, harekete geçirmek, onlarý pratik içinde eðitmektir. Önümüzdeki süreçte militanlarýmýzýn tüm iliþkilerimizi harekete geçirmeye çalýþmasý, bu tür faaliyetlerde özellikle onlara görevler vermeleri, ortak eylem ve etkinliklerin üzerimize düþen yüklerinin bir kýsmýný bu tür iliþkilerimizle paylaþarak, onlara sorumluluklar vererek yerine getirilmesi konusunda daha giriþken, yaratýcý ve pratik örgütçüler gibi davranmalarý gerekmektedir. Kuþkusuz militanlarýmýz bir bakýma faaliyete, eyleme “açlýk” çekmektedirler. Hele de gerici dönemin durgun politik ortamýnda baþka devrimcilerle ortak iþlerde bulunmak, onlarla birebir iliþkiler kurmak, zaman zaman tartýþmalar yapmak vs. her devrimci için çekici iþlerdir. Bu durum kendi baþýna kötü bir durumda deðildir. Ancak yukarda söylediðimiz sözlerin anlamýný doðru bir yöntemle okur ve içinde bulunduðumuz örgütsel durumu düþünerek davrandýðýmýzda hareketimiz için sonuç alýcý, ilerletici bir yol almamýz mümkün olabilecektir.

KOMÜNÝST DEVRÝM

lý hareket de son yýllarda bu konumlarýný býrakarak, tasfiye sürecine girmiþ; legalist bir konuma geçerek, politik söylemde sosyalist devrimciliði kimseye býrakmadan, gerçekteyse liberal akýmýn bir süsü haline gelerek politik arenada varlýklarýný sürdürmektedirler. Doðrusu son 7-8 yýl içinde yaþanan tasfiyeci süreçler herkesin gözlemleyebileceði kadar açýktýr. Üstelik bu süreçler yalnýzca solun devrimci kanatlarýný etkilemedi. Liberal kanatlar da tasfiyeci süreçlerden nasibini aldý. 1980’li yýllarýn devrimci demokrat akýmlarý 90’larýn baþýnda tasfiye olurken legal parti projelerini allayýp, pullayarak savunurlardý. Son yýllarda kimse böyle legal projelerini savunma cesareti göstermeden, öyle ya da böyle hýzla legalizm zeminine kendilerini attýlar. Liberal sol partiler ve onlarla ayný zeminde olan kimi legalist akýmlar da son yýllarda kendi aralarýnda bölünüp, parçalandýlar. Düne kadar solun parçalanmýþlýðýnýn çözümü olarak lanse ettikleri legal parti projelerini þimdilerde kimse yüksek sesle dillendirmiyor. Artýk legal partilerin kendileri de ya da onlarýn benzerleri olan legal proje sahipleri de “birlik partileri” deðildir. Hepsi birer gruba, fraksiyon partilerine dönüþmüþlerdir. Fazla uzatmadan söylemek gerekirse; bugün sosyalist kadrolarýn, hangi gerekçeyle olursa olsun, ister birlik yaklaþýmýyla olsun, ister geniþ kitlelere ulaþmak tezleriyle olsun, legal projelerin peþinde enerji tüketmelerinin anlamsýzlýðý, bu iddialarla yola çýkan mevcut legal partilerin tarihsel deneyimlerinin gösterdiði biçimiyle ortadadýr. Tabi bunu görmek isteyen gözlere... Ancak bizce bu kadar açýk olan gerçekliðin solun geniþ bir kesimi tarafýndan ayný þekilde görüldüðünü söylemek mümkün deðildir. Tersi eðilimlerin çok daha fazla egemen olmasý bir baþka gerçektir. Dönemin hâkim karakterinden ve devrimci hareketin güçsüzlüðünden güç alan bu eðilimler, türlü türlü gerekçelerle devrimci örgütten kaçýþýn teorisini yaymaya devam ediyorlar. Son yýllarda dönemin gerici karakterinin etkilerinin, legal partiler düzlemindeki liberal sol hareketi daha fazla saða çektiði kesindir. Burjuvazinin kendi içindeki çekiþmelerin, toplumsal alanda yaymaya çalýþtýðý gerici saflaþmalarýn peþinden koþanlarýn, yalnýzca Ýþçi Partisi olmadýðý; çeþitli legal sol partilerin de þu ya da bu düzeyde burjuvazinin çeþitli kesimlerinin yedeði haline geldikleri görülmektedir. Bu gidiþat bir ölçüde düzenin yaydýðý, genelkurmay patentli milliyetçi dalganýn soldaki yansýmalarýdýr. Burjuva düzeninin toplumsal alana yansýyan gericiliðinin etkileri sadece liberal sol üzerinde olmamýþtýr. Devrimci hareketin özneleri de çeþitli biçimlerde bu gerici dalgadan etkilenmiþtir. Yükseltilen milliyetçi sol dalga, devrimci harekette farklý tepki, savunma biçimleri ve zeminlere tutunmak þeklinde kendini göstermiþtir. Devrimci hareket tarafýndan ulusalcý zeminlere düþmemek üzere gösterilen kimi refleksler, onlarýn þov-

enizmle aralarýný açmaya yaramýþtýr. Ancak bu kez de kimi devrimci yapýlarýn liberal bir zemine kayma tehlikelerini ortaya çýkarmýþtýr. Kimi hareketlerin el yordamýyla, kiminin geleneksel devrimci tutumlara sarýlarak tanýmlamaya çalýþtýðý bu durum, devrimci hareketin ideolojik-politik zeminlerindeki açmazlarý da göstermektedir. Devrimci hareketin, Lenin sonrasý dönemden bugüne kadar uluslararasý alandaki Marksizm’den uzaklaþýlan pratiklerin etkileri altýnda oluþu ve devrimci Marksist ideolojik zeminden, buna dayanan politik bir omurgadan yoksun oluþunun sonuçlarý, yaþanýlan bu yalpalamanýn altýnda yatan sebeptir. Bu nokta bizi devrimci önderlik inþasýnýn sorunlarýna getirmektedir. Bugün komünist hareketin önündeki temel sorun parti sorunudur. Parti sorununun çözümü ayný zamanda devrimci önderliðin çözümü anlamýna gelmektedir. Devrimci hareketin pek çok bileþeni devrimci bir önderlik sorununu kabul etse bile parti sorunun varlýðýný kabul etmemektedirler. Devrimci hareketin pek çok bileþeni, böyle bir parti sorununun olmadýðýný iddia ettiði halde içinden geçilen nesnellik baþkadýr. Bugün kapitalist düzen, toplumsal yaþamýn her alanýný yýkýcý bir biçimde etkileyen adýmlarken; devrimci hareket kitlelerin anlamlý bir kesimini etkileyebilmek bir yana, yaþananlarýn ideolojik arka planýný anlamak, politik düzlemdeki sonuçlarýný ortaya koyabilmek konusunda dahi zaaflýdýr. Devrimci bir önderliðin/partinin yaratýlmasý gerektiði iddiasýndaki komünist devrimciler için böyle bir önderliðin inþasýný, ideolojik-politik omurganýn yaratýlmasýyla birlikte ele almalarýný önemli hale getiriyor. Bugün, devrimci hareketin geleneksel akýmlarý içinde mevcut ideolojikpolitik zeminlerine iliþkin bir tartýþma, eleþtiri ya da bir arayýþ görülmüyor. Bu konularda bir arayýþýn devrimci örgütsel zeminlerden kaçan, legalist, tasfiyeci gruplarda kýsmen görüldüðü söylenebilir. Fakat bu tür gruplar içindeki tartýþmalar, ayrýþmalar, arayýþlar ideolojik olarak ne kadar “ileri” söylemlerle yapýlýyor olursa olsunlar, devrimci bir örgütsel zeminin yaratýlmasý arayýþýyla birlikte yapýlmadýðý sürece, devrimci bir önderlik/parti inþasýnýn yaratýlmasýna fazla bir katkýsýnýn olabileceðini düþünmek hatalý olacaktýr. Devrimci bir parti ya da önderlik inþasýnýn sorunlarýný aðýrlaþtýran etkenler arasýnda, mevcut sol hareket içinde, devrimci bir örgütsel, ideolojik zeminin birlikte yaratýlmasý yönünde bir arayýþýn olmamasýdýr. Sonuç olarak önlerine devrimci bir önderliðin inþasýný koyan komünistler, böyle bir önderliðin inþasý konusunda bir süre daha kendi zeminlerine yoðunlaþarak yürümek durumundadýrlar.

5

KOMÜNÝST DEVRÝM


KOMÜNÝST DEVRÝM

DÜÞMANA KARÞI DEVRÝMCÝ TUTUM

Tarihte en son ortaya çýkan sýnýf olan iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu ayný zamanda tüm insanlýðýn kurtuluþu olacaktýr. Proleter devrimciler, bu temel hedefle yola çýkarak yaþamlarýnýn merkezine yerleþtirdikleri mücadeleyi zafere ulaþtýrmak için büyük bir gayret, özveri ve inançla sürdürmelidirler. Marksizm’in ve Leninizm’in bilimsel ideolojisini ve örgütsel mirasýný kendine kýlavuz edinen komünist devrimciler için politik mücadele içerde ve dýþarda ayný coþku, kararlýlýk ve güvenle sahiplenilmelidir. Proleter devrimci ahlâký yaþam anlayýþý olarak benimseyen komünistler, örgütsel yaþamýn en temel gereklilikleri olan disiplini, kollektif bilinç ve davranýþý, örgütsel güvenliði saðlamak için gizlilik kurallarýný en iyi biçimde kavramalýdýrlar. Unutmamak gerekir ki iþçi sýnýfýnýn iktidarý ele geçirip kendi yönetimini kurmasý ve toplumsal üretimin-bölüþümün kâr amaçlý deðil insanlýðýn ihtiyacýný karþýlamak için yapýldýðý bir iþleyiþe ulaþmak için verdiðimiz kavga son derece zorlu bir kavgadýr. Çünkü kapitalistler tarihsel açýdan sonlanmayý çoktan hak etmiþ sistemlerini korumak için yeni bir dünyanýn kurucularý olan devrimcilere, iþçi ve emekçilere büyük bir kinle saldýrýyor; egemenliðini sürdürmek için baskýya, zora, katliamlara, iþkencelere baþvurarak dünyayý deðiþtirmek isteyenleri korkutmayý, sindirmeyi ve mücadeleden vazgeçirmeyi amaçlýyorlar. Komünist devrimci çizgiyi ve mücadele anlayýþýný bu topraklarda bir gelenek haline getirmek ve hedefimiz olan proletarya diktatörlüðünü gerçekleþtirmek isteyen biz proleter devrimciler içinse düþman karþýsýnda devrimci bir tutum almak zorunlu bir ödev olarak karþýmýzda durmaktadýr. Çünkü bu konuda daha önceki dönemlerde kendilerini komünist devrimci olarak tanýmlamýþ devrimcilerin bizlere býraktýðý olumlu tutumlarla dolu bir mirasa sahip deðiliz. Bu yüzden içerde düþmana karþý alýnacak tutum konusunda geçmiþte ve bugün gözaltýnda, cezaevinde direngenlik sergileyen; bunu bir çizgi haline getiren devrimcilerin deneyimlerinden öðrenerek ve kendi yaþacaðýmýz deneyimlerle bunlarý birleþtirerek bizlere ait bir geleneði yaratmakla sorumluyuz. Þüphesiz ki iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu mücadelesinin önemli bir ayaðý olan içerdeki mücadelede kararlýlýk, yýlmazlýk ve teslim olmamak adýna gerekirse bir militanýn kendi yaþamýndan vazgeçmesi durumu yalnýzca gelenek yaratmak adýna giriþilen bir durum deðildir. Bu gereklilik örgütsel güvenliðin ve gizliliðin saðlanarak faaliyetin devamlýlýðýn sürdürülmesi, ortaya konulan hedeflere varýlmasý için titizlikle üstesinden gelinmesi gereken bir noktadýr. Direngenliði bir örgütsel çizgi haline getirmek, çözülmemeyi ve en küçük ayrýntýyý dahi deþifre etmemeyi tüm militanlarýn yapabileceði bir göreve dönüþtürebilmek içinse bazý konularda bilinç ortaklýðý saðlamak önemli bir adýmdýr. Ýþte böyle bir amaçla yazýlan bu yazýmýzý tüm militanlarýmýzýn ve iliþkilerimizin dikkatle okuyup tüm ayrýntýlarýný bilinçlerine kazýmalarýný eðer anlayamadýklarý kýsýmlar olursa bunlarý tekrar tekrar okumalarýný öneririz.

6

GÖZALTI DENEYÝMÝ BÝZLER ÝÇÝN ÖÐRETÝCÝ OLMALI Düþmanla karþý karþýya gelinen ve devrimci kadrolarýn burada yaþananlardan mücadeleyi sürdürmek adýna ciddi deneyimler edinebileceði en önemli durumlardan biri gözaltýlardýr. Gözaltý konusunda ilk olarak vurgulanmasý gereken nokta birden fazla biçimde gözaltýnýn olabilmesi ihtimalidir. Örneðin, yasal eylemler-faaliyetler esnasýnda gözaltý, baskýn veya illegal faaliyet dolayýsýyla yaþanabilecek gözaltý, bir takip sonucu ya da tesadüfen yapýlan gözaltýlar veya örgütsel bir operasyon dolayýsýyla meydana gelecek gözaltýlar... Bunlarýn her biri farklý bir durumu ifade etse de öncellikle hepsinde yapmamýz gereken ortak noktalardan bahsetmek anlamlý olacaktýr. Ýlk ve en önemli ortak nokta þudur: Bizler için her birinde de örgütsel konumla ilgili, yoldaþlarýmýzla ve iliþkilerimizle ilgili, kendi kiþisel yaþantýmýzýn ayrýntýlarýyla ilgili bilgileri düþmana vermemek esastýr. Herhangi bir biçimde gerçekleþebilecek bu olayda, gözaltýna alýnýlan ilk anda yaþanan þaþkýnlýk ve telaþlý ruh hali varsa bu bir an önce terk etmeli, düþmanýn bundan sonraki hamlesine karþý nasýl bir karþýlýk verileceði konusunda tüm yaratýcýlýðýmýzý kullanmalýyýz. Bu yaklaþým bize moralman üstünlük saðlayacaðý gibi bir sonraki durumda nedensiz bir panik yüzünden yapýlacak hatanýn önüne geçecektir. Düþman psikolojik olarak çökertmeye çalýþtýðý devrimcileri ezmek, kiþiliklerini ayaklar altýna almak, devrimci duruþlarýna duyduklarý özgüveni yok etmek için hem fiziksel olarak hem de psikolojik olarak saldýrabilir. Kimi zaman yalnýzca aðýz dalaþýyla, küfürlü konuþmayla ya da devrimciliði, yapýlan iþi küçümsemeyle yapýlan bu saldýrýlar karþýsýnda yýlmamak gereklidir. Kendini iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu mücadelesinin tarihsel haklýlýðý konusunda ikna etmiþ; sürdürülen kavganýn örgütlü temellerde olmasý zorunluluðu noktasýný bilincine çýkarmýþ; Marksist-Leninist ideolojiyi benimseyip kavramýþ kadrolar olma uðraþýnda olan her komünist devrimci gözaltýnda kendini moral-motivasyon açýsýndan üstün hissetmelidir. Düþmanýn aðýz dalaþýna, küfürlü konuþmasýna ya da tam tersinden “bizleri düþünüp baþýmýzýn yanmamasý, istenen bilgiyi vermeyi veya gösterilmesi gereken davranýþsal itaati bir an önce yapmamýzý isteyen”, görünüþte “iyi niyetli” özünde düþmanýn diðer bir versiyonu olan “papaz”a en gerekli olduðunu düþündüðümüz anda cevap vermeli, bilinç açýklýðýmýzý ve devrimcilikteki ýsrarýmýzý onlara göstermeliyiz. Örneðin, kimi tekil örneklerde de tanýk olduðumuz gibi düþman ilk baþta gözaltýna alýnan kiþiyle “tokalaþmak”, “güler yüzlü davranýp hal hatýr sormak gibi” yakýn davranýþlar göstererek; kuracaðý kendince “samimi” iliþkiden hemen faydalanmaya çalýþýp, komünistliði, devrimciliði gereksiz bir iþ ilan edip bizleri yýldýrmayý hedefleyebilir. Bu ve benzeri durumlarda onlarla olan sýnýfsal karþýtlýðýmýzý, onlarýn ve bizim temsil ettiðimiz iki farklý ideolojiyi, amaçlarýmýzý bilincimize çýkarýp uyguladýklarý psikolojik yöntemleri tersine çevirmeliyiz.

KOMÜNÝST DEVRÝM

ALAN ÇALIÞMALARI ve YEREL EYLEM BÝRLÝKLERÝ Parti öncesi hazýrlýk dönemi örgütü olan hareketimizin tüm faaliyetlerinin tabi olmasý gereken önceliði, kuruculuk döneminin örgütsel görevleri ve bunlarý yerine getirerek bu sayede parti inþasýný gerçekleþtirmek, parti niteliðine ulaþmaktýr. Bu perspektif bir parti eksikliði tespitiyle birlikte, parti inþasýný bilinçli, planlý bir süreç olarak öngörmenin baþlangýç adýmýný ifade etmesi bakýmýndan ayýrt edici bile yine de genel bir ifade olarak kalmaktadýr. Bu yüzden, kullandýðýmýz bu genel ifadeyi her durumda içinden geçtiðimiz dönemin özellikleri, örgütsel önceliklerimiz ve somut deneyimlerimizle iliþkilendirerek ele almak gerekmektedir. “Alan Çalýþmalarý ve Yerel Eylem Birlikleri” adlý bu yazýmýzda, parti öncesi hazýrlýk döneminden geçen bir yapý olarak yerellerde yürüttüðümüz faaliyetleri, kendi önceliklerimiz bakýmýndan ve özellikle diðer devrimci-sol hareketlerle gerçekleþtirilen eylem birlikleri açýsýndan ne anlama geldiðini, eylem birliklerine önceliklerimiz ýþýðýnda nasýl yaklaþýlmasý gerektiðini ele alacaðýz. Bu konu, yani diðer hareketlerle eylem birliktelikleri þimdiye kadar merkezi düzeydeki eylem ortaklýklarý biçiminde gündemimize girmiþti. Bundan sonra yerellerde de karþýlaþacaðýmýz bir durum olmasý bakýmýndan bizim için oldukça önem taþýmaktadýr. Parti öncesi hazýrlýk dönemini birbirleriyle baðlantýlý bir dizi politik, ideolojik, örgütsel görevlerin planlý, yöntemli bir þekilde yerine getirilmesi süreci olarak görüyoruz. Hareketimiz somutunda, bu hazýrlýk görevlerinin baþlangýç evresinde özellikle propagandanýn ön planda olduðu bir kadrolaþma faaliyetinin önemi üzerinde duruyoruz. Bu anlamda geniþ çaplý ve bilinen, klasik anlamda bir kitle çalýþmasý yürütmüyoruz. Dolayýsýyla eylem birlikteliklerine geniþ kitlelere seslenen bir ajitasyonun yaygýnlaþmasý, ayný kitlelerin örgütlendirilmesi ve harekete geçirilmesi açýsýndan yaklaþmýyoruz. Elbette ortak eylem ve etkinlikler kimi zaman bunlarý gerçekleþtirenlerin tek tek ya da toplam kapasitesinden daha geniþ bir kesimi ortaya çýkarabiliyor veya hareketlendirebiliyor. Ancak yine de bu durumu, ortaklaþanlarýn politik etkilerini taþýyabilecekleri, örgütlenmelerinin muhataplarýný açýða çýkartan “ortak bir havuz” olarak görmek gereklidir. Ayrýca baþka bir açýdan ortak eylem ve etkinliklerle tek tek gruplarýn kapasitelerinden öte bir kesimin yaratýlmasýný, içinden geçtiðimiz gericiliðin kýrýlmasý açýsýndan bir

15

olanak olarak görülmelidir. Konunun baþka bir yönüyse þu soruyu akýllara getirmektedir: Ortak eylem ve etkinliklerin bizim propaganda faaliyetimizle iliþkisini nasýl kurmak gerekir? Bugünkü eylem birliklerine (yerel eylem ve etkinliklere) baktýðýmýzda pek çoðu herhangi bir soruna somut bir çözüm bulma, varolan nesnelliði deðiþtirme hedefinden daha çok soruna/sorunlara dikkat çekme anlamýnda ya da yereldeki emekçileri herhangi bir konuda taraf yapmaya çalýþmak anlamýnda propagandif bir eylem biçimi özelliðini taþýmaktadýrlar. Dolayýsýyla bu tür eylem ve etkinliklerin bizim propaganda faaliyetimiz açýsýndan ortaya çýkartacaðý imkanlardan yararlanmamýz gerekmektedir. Ancak burada sorun ve imkanlar iç içedir. Bizlerin, bu tür imkanlardan yararlanmasýný beceren bir esneklikle faaliyetlere yaklaþmamýz gerekiyor. Özellikle yerel eylem ve etkinlikler gerçekleþtirilmeden önce yapýlan hazýrlýklarda yerelliðin tanýnmasý, dinamiklerin durumunu anlamak, buradaki emekçilerin politizasyon düzeyleri, eðilimleri, çalýþma ve yaþam koþullarý hakkýnda bilgi sahibi olmaktan tutun da emekçilerle iliþkilerimizin geliþtirilmesine kadar bir dizi konuda bir propagandacý gibi, yeri geldiðinde pratik bir örgütçü gibi davranýþlarýmýzý geliþtirmemiz gerekiyor. Elbette böyle süreçlerde önümüze pek çok tipte sorunlar da çýkabilmektedir. Özellikle bugün içinden geçtiðimiz dönemde gerek merkezi gerekse de yerel eylem ve etkinliklerde ajitasyon, propaganda serbestliðinin sýnýrlanmasý konusunda dýþýmýzdaki pek çok hareket tarafýndan bir basýnç uygulanmaktadýr. Bu durumu yaratan sebepler arasýnda devrimci hareketin yapýsal zaaflarý kadar içinden geçtiðimiz dönemin gerici karakterinin bu hareketler üzerindeki yansýmalarý da rol oynamaktadýr. Sýnýf ve kitle hareketinin dibe vurduðu, burjuvazinin siyasal gericiliðinin her alanda kendini hissettirdiði bir dönemde, pek çok devrimci grup kendi siyasal iddialarýný en geri noktalara çekmiþ; siyasal sloganlarýný budamýþ bir durumdadýr. Bu yapýlar, ayný mantýðý bu tür yerel eylemlere de yansýtmaktadýrlar. Devrimcilerin ortak olarak düzenlediði eylem ve etkinliklerde, sürekli olarak en geri zeminlerde, bir bakýma asgari zeminlerde birliktelik yönünde vurgularýn yapýldýðý eðilim hakim olmaktadýr. Bilinmelidir ki bizim için “asgari müþterekler” oportünizmdir. Genellikle devrimci gruplarýn ortaklaþtýðý noktalar ya genel “bir demokrasi, halklarýn kardeþliði, anti-emperyalizm” zemini ya da “sendikalist, ekonomist” hedeflerin ön plana çýkartýldýðý tutumlar oluyor. Böyle bir


KOMÜNÝST DEVRÝM

daha da arttýrýyor. Burada harekete geçirmek kavramýný biraz daha açmamýz gereklidir. Harekete geçirmek derken, bir kitleyi eyleme çaðýrmak anlamýnda, ajitatif bir anlamý kastetmiyoruz. Mevcut iliþkileri olsun yeni kurulan iliþkileri olsun tüm iliþkilere yapabilecekleri sorumluluklar vermek, eylem ve etkinliklere taþýmak, yazý yazmaktan, maddi, teknik yardýma, evini açmaktan, hareketin yayýnlarýnýn okunmasýna kadar pek çok biçimde katkýlarýný almak anlamýnda kastediyoruz. Ýnsanlar kendileri için deðil, sonuçlarýný kýsa zamanda kendileri için göremeyecekleri, baþkalarý için bir þeyler yapmaya baþladýklarýnda devrimcileþiyorlar. Devrimci mücadele için bir þeyler yapmaya baþladýklarýnda deðiþiyorlar. Kendi yaþamlarýnda, aile, iþ, eþ vb. gibi kaygýlar arasýnda devrimci mücadelenin kimi gereksinmelerini, yahut bir eylemi, etkinliði tercih etmeye baþladýklarýnda ilerliyorlar. Özellikle bugünkü gibi dönemlerde insanlarýn ilerlemesi konusunda ölçüyü, ne kadar çok þeyi bildikleri üzerinden deðil, bizim için, devrimci mücadele için neyi ne kadar yapmaya çalýþtýklarý üzerinden deðerlendirmek gerekiyor. Ortalýk, teoriyi, ideolojiyi bilen, ama devrimci mücadeleden, örgütlenmeden uzak duran insanlarla doludur. Bu tipler sýnýf mücadelesinin yükseldiði dönemlerde örgüte, harekete yaklaþýyor, gerici dönemlerde hýzla mücadeleden uzaklaþýyorlar. Dolayýsýyla içinden geçtiðimiz dönemlerde bu söylediðimiz tipler deðil, ideolojik, politik olarak geri, fakat sýnýrlý bile olsa verilen görevleri yerine getirmeye çabalayan, bizi, devrimciliði, yaþamýnýn diðer kaygýlarýna göre tercih eden tipoloji örgütlenmenin öncelikli yönelmesi gereken kesimidir. Propaganda görevlerimiz konusunda bir noktaya daha dikkat çekmek istiyoruz. Militanlarýmýzýn ideolojik, politik konularda beslenebilecekleri araçlar, mevcut yayýnlarýmýzdýr. Ancak propagandanýn içeriði konusunda bizim yayýnlarýmýzýn sýnýrlýlýðýnýn ötesinde içerikle yöntem iliþkisini doðru anlamak gerekir. Burada anlatýlmak istenen þudur: Bizim yayýnlarýmýz içerik anlamýnda bir sýnýrlýlýðý barýndýrýyor ve önceliklerimizle güçlerimizin düzeyi bunda bir önemli etken olarak rol oynuyor; ancak hiçbir propaganda yayýný (en ideal ve geliþkin olaný da dahil) militana, propagandanýn bütün ayrýntýlarýný, neyi ne kadar anlatacaðýný/aktaracaðýný,

14

deyim yerindeyse satýr satýr vermez. Propagandanýn kapsamýný, yöntemini belirler, temel olaný ya da öncelikli olanlarýný verir. Dahasý, siyasetin çerçevesini çizer. Bundan sonra propaganda edilecek konularý muhataplarýna taþýmak propagandacýnýn görevidir. Propaganda edilecek görüþlerin muhataplarýna ulaþtýrýlmasý, bunu yapacak militanlarýn kendi yaratýcýlýklarý, konunun diðer yönlerine hakim olmalarý, yaratýcýlýklarý, ayný zamanda muhataplarýn ve alanýn özgül durumlarý bunda belirleyici olur. Dolayýsýyla propagandacý, tüm ayrýntýlarý yayýnlardan öðrenmeyi beklemek yerine kendi yaratýcýlýðýný, kendi birikimlerini de faaliyetine yansýtýr. Diðer bir deyiþle, yansýtmasý gerekir. Propagandacýnýn kendisini sürekli geliþtirmesi bu açýdan büyük önem taþýr. Kendini sürekli geliþtirmeye çalýþmayan, verilenle yetinen bir militanýn yaptýðý propaganda da kitabi bir düzlemde, kuru bir þekilde görüþlerin aktarýlmasý düzlemini aþamaz. Kuþkusuz bu durum propagandanýn içeriðini, etkisini zayýflatýr; bunu yapan militanýn geliþimini de sýnýrlar. O yüzden militanlarýmýz kendilerini sürekli farklý yayýnlarla, farklý araçlarla geliþtirmeye çalýþmalý, birikimlerini farklý yönlerle geliþtirmeye çalýþmalýdýrlar. Bu konuda tembelliði, kendini birkaç kitap, yayýn okumakla sýnýrlayan yaklaþýmlarý aþmak zorundayýz. Üstelik propagandacý ayný zamanda karþýsýndakini ilk örgütleyen kiþidir. Bu yüzden belli oranda örgütçü reflekslerimizi de geliþtirmek zorundayýz. Örgütçülük karþýsýndakine hýzla, bir-iki konuþmadan sonra örgütten bahsetmek, illegal yayýndan bahsetmek deðildir. Karþýsýndakinin durumunu, düzeyini bilerek, onun ihtiyaçlarýnýn neler olduðunu sezerek, nasýl bir yöntemle yaklaþmak gerektiðini bilerek çeþitli konularda bir adým attýrmak asýl örgütçü bir reflekstir. Bizim önceliklerimizi gözden kaçýrmaksýzýn, karþýsýndakinin ihtiyaçlarýný saðlayacak bir yöntem örneðin bir eðitim çalýþmasý, okuma grubu gibi çalýþmalar- geliþtirmek, örgüte doðru yaklaþtýrmanýn adýmý olabilir. Yaþamýn ve mücadelenin içindeki sonsuz çeþitlikteki durumunu burada ifade etmemiz mümkün deðildir. Fakat bu bilinç açýklýðýyla, eksikleri, avantajlarýmýzla birlikte bilerek yaklaþýrsak gerisi mücadelenin içinde yoðrulur ve baþarýya ulaþmak için kendi zaaflarýmýz dýþýnda bir neden kalmaz.

KOMÜNÝST DEVRÝM

Düþmanýn bu sahte pozlarý, eðer istenilen bilgi veya davranýþ gösterilmiyorsa bir anda biz devrimcilere yönelik fiziksel saldýrýya da dönüþebilir. Kararlýlýðýmýzý her iki durumda göstermeliyiz. Yaþanan baþka bir deneyim de oldukça öðreticidir. Bir faaliyet sýrasýnda içlerinde yoldaþlarýmýzýn da olduðu birkaç devrimciyi gözaltýna alan düþman, ilk kez alýnan bir devrimciyi yanýndaki diðer kiþiyi diðerlerine karþý doldurmak istemiþ; diðerlerinin aslýnda hep bu iþlerde olduðunu hiç gözaltýsý olmayan devrimciyeyse bu iþlerden bir an önce vazgeçmeyi salýk vermiþtir. Bu ve buna benzer durumlarda hiç tereddüt etmeden reddimizi çekmeli, yaptýðýmýz iþi ve komünistliði sahiplenmeli onlarýn bize adeta akýl veriyormuþ pozlarýna girmelerini daha baþtan önlemeliyiz. Bizi aþaðýlamalarý, küçük görmeleri ya da sahip olduklarý olanaklar, bilgiler sýnýrsýz gösterip kendilerini yenilemezmiþ gibi lanse etmelerine aldýrmadan onlarýn konumlarýný kendimize ve gerekirse onlara hatýrlatmalýyýz: Bir avuç sömürücü zenginin iktidarýný korumaya çalýþan uþaklar sürüsü. Þu noktayý bir kez daha ifade etmek gerekiyor ki yasal eylemler ve faaliyetler esnasýnda yapýlan gözaltýlarla, örgütsel meseleler dolayýsýyla gerçekleþen gözaltýlarda ortak nokta düþmana kendimizi ezdirmemek, bilgi vermemek ve onlarý mümkün olduðu kadarýyla hedefine ulaþmasýna engel olmaktýr. Legal faaliyetler sýrasýnda yaþanan gözaltýlar da diðer önemli deneyimlerden biridir. Bu tip gözaltýlarý hafife almamak, yasal bir nedenle yapýldýðý için doðruyu söylemek gibi bir yaklaþým, bizim gibi özgür temellerde örgütlenme sürdüren ve profesyonel devrimci kadrolar olmaya çalýþan militanlar tarafýndan kabul edilemez. Eðer düþmanýn son dönemde bazý proje ve giriþimlerle tüm bilgileri merkezileþtirdiðini, bizim hakkýmýzda bazý bilgilere kolaylýkla ulaþabileceðini, bu yüzden saklamanýn anlamsýz olduðunu düþünürsek yanýlýrýz. “Ben doðruyu söylemesem de nasýl olsa baþka kurumlar ve kayýtlar aracýlýðýyla ulaþabilirler gibi” zaaflý bir mantýða sahipsek bunu bir an önce kafamýzdan atmalýyýz. Çünkü düþmanýn kullandýðý diðer bir taktikse bizimle ilgili her ayrýntýya hakim olduklarý ve hakkýmýzda herþeyi bildikleri yalanýndan oluþmaktadýr. Ancak yaþanan deneyimler göstermektedir ki düþmanýn bizimle ilgili bildikleri eðer kullandýðýmýz gerçek kimlikse bununla ilgili ayrýntýlardan, yasal eylemlerde çektikleri birkaç fotoðraftan ya da varsa daha önceden yapýlan gözaltýlardan ibarettir. Bunlarýn dýþýnda ayrýntýlý bilgiye sahip olmayan düþman bizlere dönüp “ellerinde zaten her þeyin olduðunu bizim söyleyeceklerimizin yeni olmadýðýný ve onlar için pek bir deðeri olmadýðýný söylediðinde” baþka bir çabanýn içindedir. Birkaç bilinenden yola çýkarak, bizden elde etmeye çalýþtýðý bilgileri birleþtirerek örgütsel iliþkileri ve konumumuzu deþifre etmek; bizim üzerimizden evlerimize, diðer yoldaþlarýmýza ulaþmak; eðer varsa buralardan elde edeceði materyalleri toplamak; hiç olmadý buralardan elde edilenlerle bizlere suç atmak.

Diðer önemli noktasýysa örgütle ilgili gözaltýlardýr ve bu durumda üzerimize düþen birkaç görev vardýr. Ýlki düþmanýn bizi ele geçirdiði andan itibaren yaþanacak olanýn iki sýnýf arasýndaki savaþ olduðunu bilerek içerde direngenlikle yükselteceðimiz bayraðýn iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu mücadelesine hizmet edeceðini bilmek ve ilk andan itibaren “ser verip sýr vermeyen” tutuma geçmektir. Bu tip gözaltýlarda kesinlikle örgütsel baðlar, konumlar veya yapýlan-yapýlacak olan faaliyetler deþifre edilemez. Ýster fiziksel þiddet ister psikolojik baský yoluyla olsun bizleri çözmeye çalýþan düþmana bu alanlarda vereceðimiz herhangi bir ayrýntý ya da bilgi yoktur. Adresimiz, randevularýmýz, diðer yoldaþlarýmýzla iliþkilerimiz ya da görüþme þeklimiz artýk sadece bizimle kalacak gerekirse canýmýzý feda ederek bunlarý düþmandan esirgeyeceðiz. Çünkü düþmanýn hedeflediði bizimle birlikte suçlayacaðý birkaç yoldaþýmýz deðil, iþçi sýnýfýnýn kurtuluþu için verilen örgütlü mücadeleyi ve zafere ulaþmak için büyük özverilerle sürdürdüðümüz örgütsel faaliyetleri sonlandýrmaktýr. Gizliliði koruma çabalarýmýzý destekleyen ve hatta fizikselpsikolojik saldýrýlar esnasýnda yýlmamazý saðlayacak olan diðer kritik tutumsa gözaltýnda politik kimliðimizi sahiplenmemizdir. Bizler düþman karþýsýnda, politik kimliðimizi, hedeflerimizi, bir komünistin gönüllü olarak katýldýðý devrimci mücadeleyi sahiplenmeliyiz. Ancak yazýmýzýn baþýnda da belirttiðimiz gibi düþmana karþý verilen cevaplar ölçülü, gerekli olduðu düþünüldüðü anda yapýlan ve aðýz dalaþýna girmekten çok net bir bilinci, duruþu simgeleyen cevaplar olmalýdýr. Çünkü devrimcilerin edindiði deneyimler göstermektedir ki düþman devrimcinin vereceði cevaplarý kullanarak onun siyasal ve örgütsel düzeyini ölçmeye, örgütsel konumunu bulmaya çalýþýr. Bu taktiði uygulamalarýnýn diðer bir nedeniyse bir devrimciyi uzun uzun konuþturarak zamanla onu manipüle etmek, aralarda söylediklerinden önemli bilgiler almaya çalýþmaktýr. Tekrar etmek gerekirse, politik kimliðimiz düþman karþýsýnda sahiplenilecek olan kimliðimizdir. Örgütsel kimliði sahiplenmekse farklý bir durumdur ve herkes tarafýndan yapýlamaz. Ancak hareketin karar alýp yetki verdiði militanlar gözaltýnda örgütsel kimliði kabul edeler ve gözaltýnda, cezaevinde ve mahkemede buna yönelik tutum geliþtirir. Son olarak, gözaltý deneyimi konusunda söylenebilecekleri en kaba hatlarýyla çizdiðimiz bu yazýmýzýn amacýna ulaþmasý bizlere baðlýdýr. Yoldaþlarýmýzýn hem öðrenerek hem de düþmaný kendi ininde hayal kýrýklýðýna uðratarak gözaltýndan olumlu deneyimlerle çýkmasý bizleri güçlendirecektir. Genel olarak burada verilmeye çalýþýlan yaklaþýmý zenginleþtirecek olansa yoldaþlarýmýzýn bireysel deneyimleridir. Yaþanan her bireysel durumu ortaklaþtýrmak, çýkarýlan ve öðretici olan dersleri diðer yoldaþlarýmýzla paylaþmak, militanlarýmýzýn kendi deneyimleri için yol gösterici olmalarýný saðlamak için yoldaþlarýmýzýn olumlu-olumsuz her deneyimi yayýnýmýz aracýlýðýyla iletmeleri doðru bir yaklaþým olacaktýr.

7


KOMÜNÝST DEVRÝM

KULTUREL-SANATSAL FAALÝYETLERÝN ve FESTÝVALLERÝN VAROÞ ÇALIÞMASI ÜZERÝNDEKÝ ETKÝLERÝ Tarihte ezen-ezilen iliþkisinin süregeldiði her çaðda yaygýn olan kültür egemenlerin kültürüdür. Sýnýflý toplum yapýsýnýn varolduðu ilkel çaðdan bugünkü kapitalist topluma kadar her dönemde göze çarpan gerçek, siyasal ve ekonomik yapýyý elinde tutanlarýn kendilerine ait düþünsel, dinsel ve kültürel bir sistem yaratmýþ olmalarýdýr. Ýster ilkel-köleci toplumda ya da feodal sistemde olsun ister bugünkü kapitalist-emperyalist sistemde olsun oluþturulan bu üst yapý araçlarý, toplumun çoðunluðunu sisteme baðlamaya ve onlarý baský altýnda tutmaya hizmet etmiþtir ve hâlâ etmektedir. Marx ve Engels’in ifadesiyle: “Egemen sýnýfýn düþünceleri, bütün çaðlarda, egemen düþüncelerdir, baþka bir deyiþle, toplumun egemen maddi gücü olan sýnýf, ayný zamanda egemen zihinsel güçtür. Maddi üretim araçlarýný elinde bulunduran sýnýf, ayný zamanda zihinsel üretim araçlarýný da emrinde bulundurur.” (K. Marx, F. Engels. “Alman Ýdeolojisi” Sol: Ankara, 1999) Kuþkusuz deðiþik tarihsel süreçlerde ve bugünkü kapitalist toplumda varolan düzeni eleþtirip yeni bir sistem kurma uðraþýnda olanlar, verili düþünselkültürel dünyada egemen kültüre karþýt çalýþmalar yapmýþlar; sistemin ortaya çýkardýðý eþitsizlikler, haksýzlýklar konusundaki görüþlerini sanatla, edebiyatla, müzikle ifade ederek bilinçsiz yýðýnlarý bilinçlendirme çabasý içerisine girmiþlerdir. Bu durum bugün de devam etmektedir. Ancak proletaryanýn ve geniþ emekçi kesimlerin Lenin’in tanýmýyla kapitalist “düzene karþý kendi silahlarý olan” devrimci örgütlenmelerde ve hatta sendika, dernek türü yapýlanmalarda faaliyet gösterme oranýn oldukça düþük olduðu bu gericilik döneminde, iþçi sýnýfýnýn çalýþma ve yaþam mekânlarý olan varoþlarda siyaset sanatsal-kültürel faaliyetlere; dernek, demokratik kitle örgütlerinde mücadeleye veya dönemsel olarak yürütülen kampanya çalýþmalarýna indirgenebilir mi? Bu sorunun yanýtýný bulabilmek için öncelikle iþçi ve emekçi mahallerindeki koþullara genel bir bakýþ atmak ve bunlarý devrimcileþtirmenin araç ve yöntemler üzerine kafa yormak gereklidir. Böyle bir çaba, varoþlarda mücadelenin bugünkü seyrinde kültürel-sanatsal faaliyetlerin ve festivallerin etkisini incelemek üzere kaleme aldýðýmýz bu yazý için doðru bir baþlangýç olacaktýr. VAROÞLARA YÖNELÝK SALDIRILAR Burjuvazi, bugün iþçi sýnýfýna yönelik saldýrýlarýný

8

yalnýzca ekonomik alanda deðil ayný zamanda siyasal, toplumsal ve kültürel alanda da sürdürmektedir. Öyle ki her geçen gün belirginleþen servet-sefalet kutuplaþmasýnýn dolaysýz sonuçlarý iþçi ve emekçi sýnýflarýnýn çalýþma ve yaþam mekanlarý olan mahallelerde gözle görülür gerçekler olarak ortaya çýkmaktadýr. Örnek olarak gençler için çekim merkezi haline getirilen çete tipi örgütlenmelerin artýþý, uyuþturucu satýþýnýn ve tüketiminin oldukça yaygýn hale gelmesi, kahvehanelerin iþsiz, lümpen kesimin vaktini geçirdiði ya da basit iþler için eleman aranan mekânlar olarak bu kesim tarafýndan sürekli gidilen yerler olmasý, fuhuþun bu mahallelerde gizli evlerde yapýlýþý ya da mafya hesaplaþmalarýnýn buralarda yapýlmasýna kadar pek çok uç durum verilebilir. Tüm bu örneklerde de görüldüðü üzere, kapitalist sistem bataklýklarýný ve bunlarýn içinde üreyen pisliklerini emekçi mahallerinin içine taþýyarak hepimizin gayet iyi bildiði bir hedefi gerçekleþtirme çabasýndadýr: Uzun yýllar boyunca politikadan uzak tutmaya çalýþtýðý kesimleri yani kendi mezar kazýyýcýsý olan iþçi ve emekçilerin yaþadýðý mahalleleri devrimci etkiden ve örgütlenme potansiyelinden arýndýrmak, 1990larýn ortalarýndan itibaren politik olarak hareketlenen varoþlarýn devrimci dinamiklerinin önüne geçebilmek. Ekonomik anlamda yoksulluðun devrimci sýnýf bilincinden yoksunlukla birleþtiði varoþlar, baský aygýtý devletin manipülasyonlarý ve kolluk güçlerinin çeteleri besleyen, onlara alan açan ve hatta onlarla iþbirliði içerisinde uyuþturuyucu, kumarý, fuhuþu yaygýnlaþtýrma giriþimleriyle sistemin kendisini ürettiði yerler haline getirilmek istenmektedir. Böyle bir deðiþime maruz býrakýlmaya çalýþýlan bu mahallelerde, son yýllarda devrimci hareketin pek çok öðesi “yozlaþma karþýtlýðý” adý altýnda faaliyetler yürütmeye baþlamýþtýr. Politik yayýnlarda, yerel etkinliklerde ve varoþlardaki çalýþmalarda sýk sýk gündeme getirilen “yozlaþma” kavramý neyi ifade etmektedir? Ýncelenmesi gereken diðer bir sorunsalsa bu durumun siyasal tarifinin nasýl yapýlacaðýdýr. YOZLAÞMAYI NASIL TANIMLAMALI? Gerilemek, alçalmak, soysuzlaþmak gibi eþanlamlýlara sahip olan yozlaþma kavramý hem toplumsal yaþamda hem de bireylerin özel yaþamlarýnda en temel insani deðerlerden uzaklaþarak bugünkü kapitalist düzende en olumsuz alýþkanlýklara sahip amaçsýz bir yaþam tarzýný tanýmlamak için kullanýlmaktadýr. Kapitalizmin sosyal hayatta apolitizasyonu, ben-merkezciliði, bireyler arasýnda güvensizliði, salt tüketime dayalý yaþam anlayýþýný ve iþ yaþamýnda da yabancýlaþmayý, sýnýfdaþlar arasýnda

KOMÜNÝST DEVRÝM

minin bütünsel görevlerinin bu çizdiðimiz çerçeveden çok daha kapsamlý olduðunun bilincindeyiz. Ancak bir atýlýmýn güçlerini biriktirmeden yeni ve daha ilerden görevleri belirlememiz, bu görevleri pörsütmek anlamýna geleceði gibi altýndan kalkamama gibi bir sonucu da ortaya çýkartabilir. Dolayýsýyla içinde bulunduðumuz evrenin belirlediðimiz görevlerini yerine getirebilmemiz hem iddialarýmýza yürüyebilmemiz açýsýndan hem de sonucu kendimizden öte tüm komünistler için olumlu bir tablonun yaratýlmasýna katký da olacaktýr. Ýddialarýmýzý bu boyutuyla da sahiplenebilmemiz partiye yürüyüþümüzü yakýnlaþtýrmakla kalmayacak, içinden geçtiðimiz dönemde kadrolarýn ihtiyacý olan ileriye dönük moral ve motivasyonu geliþtirici bir iþlevi de olacaðýný unutmamalýyýz. Bu genel hatýrlatmalardan sonra faaliyetlerimiz somutundaki çeþitli sorunlara ve bunlarýn çözüm yollarýna iliþkin görüþlerimize geçebiliriz. Ýçinde bulunduðumuz evrede propaganda görevleri bizim için büyük önem taþýyor. Propaganda görevlerimizi basit bir þekilde bilinen bir-iki tezin tekrarlanmasý ya da teoriye hakim bir-iki kiþinin çeþitli konularý karþýsýndakine aktarmasýna indirgemek yanlýþ olacaktýr. Bu propagandayý, salt pedagojik düzeye indirgemek olur. Propaganda görevlerimizi içerik, araçlarýn kullanýmý ve militanlaþtýrýcý iþlev gibi bütünsel boyutlarýyla kavramalýyýz. Öncelikle kadrolarýmýzdan baþlayarak sempatizan, taraftarlarýmýzýn temel ideolojik tezlerimize hakim olmasý gerekir. Bu konuda bir tembelliðe izin verilmemeli, temel klasiklerden baþlayarak, hareketin oluþturduðu görüþlere kadar temel konularda eðitim çalýþmalarý planlanmalý, çalýþmalarýn yapýlýp yapýlmadýðýna dair takibi saðlanmalýdýr. Bu konuda araçlarýmýzýn kullanýmýnda bir eksiklik görülmektedir. Öncelikle araçlarýn kullanýmý dediðimizde hareketin yayýnlarýnýn, materyallerinin “dýþa dönük kullanýmý” gibi tek yönlü bir anlayýþ kastedilmiyor. Hareketin yayýnlarý, materyalleri dýþýmýzdaki güçler için deðil, öncelikle kendi güçlerimiz için çýkmaktadýr. Birimlerimizdeki yoldaþlarýmýz, sempatizanlar, çevre iliþkilerimize kadar tüm güçlerimiz yayýnlarýmýzý ideolojik, politik, örgütsel konularda “beslenme” aracý olarak görmeli, bu þekilde anlamalýdýr. Yayýnlarýn bu þekilde öncelikli olarak kendi güçlerimizin politik ihtiyaçlarýnýn karþýlanacaðý,

eðitimlerini yapacaklarý bir araç olarak görmelerini saðlamak, temel birimlerimizin görevidir. Onlar kendilerine baðlý mevcut iliþkilere bu anlayýþý taþýmalý, yayýnlarýmýzý bu iliþkilerimizle düzenli bir þekilde “tüketmelidirler” Dolayýsýyla birimlerimiz öncelikle kendileri bu konuda bir irade göstermelidirler. Görev ve sorumluluklarýný kendisi yapmayanýn baþkasýna da yaptýrmasý pek mümkün olmuyor. Propaganda görevlerinin dýþa dönük iþlevine gelirsek. Bu konuda iki noktayý hatýrlatmamýz gerekiyor. Birincisi; bugün propaganda araçlarýmýz öncelikle MYO’muz olmak üzere çeþitli sýnýrlýlýklarý barýndýrýyor. MYO’muz mevcut durumumuzda örgütsel sorunlarýn ele alýndýðý bir araç olmanýn yanýnda politik bir yayýn anlamýný da taþýyor. Kuþkusuz ki politik perspektiflerin ele alýndýðý bir propaganda aracýnýn, illegal bir merkez yayýn organý üzerinden yürütülmesi bu faaliyet biçiminin “en ideal” yöntemi deðildir. Ancak mevcut güçlerimiz ele alýndýðýnda bir süre daha MYO’muzun bu iþlevi yerine getirmesi bizim açýmýzdan bir zorunluluktur. Ýkinci konu; bizim son süreçte yavaþ yavaþ üretmeye baþladýðýmýz açýk politik materyallerin iþlevine uygun kullanýmýný becerebilmemiz sorunudur. Sayýca az, içerik olarak sýnýrlý da olsa son süreçte ürettiðimiz politik araçlarý dýþa dönük propaganda açýsýndan iþlevli bir þekilde kullanabilmeliyiz. Açýk politik yayýn ya da materyaller hem içerikleri hem de kullaným þekli itibariyle propagandanýn daha etkili yapýlmasý konusunda avantajlar sunmaktadýr. Bizim az sayýda da olsa ürettiðimiz açýk politik materyaller bu tür avantajlarý deðerlendirebilmek içindir. Propaganda faaliyetinde esas hedef yüz yüze ve doðrudan bir iliþki kanalýný yaratmaktýr. Bu yüzden, araçlarýn da bunu saðlayacak biçimde kullanýlmasý gerekiyor. Böylece muhataplarýmýzla doðrudan bir etki saðlamanýn yolunu açmak istiyoruz. Dahasý, doðrudan etki ve iliþki geliþtirmenin kendisi birkaç giriþimle sýnýrlý deðil, sürekliliði saðlanarak yapýlmak durumundadýr. Ýnsaný deðiþtirmek bir iki hamleyle, doðru bir iki tezi aktarmakla olmuyor. Daha kapsamlý, sürekliliði saðlanmýþ bir yöntemle ve en önemlisi onu harekete geçirmekle mümkün oluyor. Hele de bugünkü gibi gerici dönemlerde ve bizim gibi çapý ve araçlarý sýnýrlý bir örgütle bunu yapabilmek, doðrudan iliþki geliþtirebilmenin önemini

13


KOMÜNÝST DEVRÝM

POLÝTÝK FAALÝYET, ARAÇLARIN KULLANIMI ve HAZIRLIK DÖNEMÝ ÜZERÝNE Bugün komünistlerin önündeki acil örgütsel görev iþçi sýnýfýnýn devrimci önderliðinin yaratýlmasý, inþa edilmesidir. Eylemimizin muhtevasýný belirlemesi gereken ve tüm faaliyetlerin tabi olmasý gereken öncelik ayný görevdir. Çok sýk tekrarladýðýmýz bu sözü ele aldýðýmýz her konuda somutlamak, bu görevle iliþkisini ortaya koymak dahasý, mevcut devrimci hareket içinde böylesi bir önderliðin, partinin yaratýlmýþ olduðunu düþünen anlayýþlarýn teori ve pratiklerinin neden bu görevin uzaðýnda olduðunu örnekleriyle açýklamak durumundayýz. Ancak biz bu yazýmýzda devrimci hareket içinde parti ve önderlik sorununa yaklaþým konusunda farklý anlayýþlarýn durumunu deðil, temel önceliðimiz olan parti inþasý ile kendi örgütsel, politik önceliklerimiz ve faaliyetimizle iliþkisini ele alacaðýz. Parti ve önderlik sorununu bugün yalnýz yaþadýðýmýz topraklarýn sorunu olarak deðil, dünya çapýnda bir sorun olarak görüyoruz. Güncel ve tarihsel boyutlarýyla parti ve önderlik sorunu, tüm bir tarihsel sürecin eleþtirel bir deðerlendirilmesi ile Marksizm’in, Leninizm’in devrimci mirasýyla yeniden buluþma, tarihsel sürecin ortaya çýkardýðý bozulma, çarpýtma ve tortularýn ayýklanarak, yeniden bir arýnma ve sentezleþtirme ile devrimci mirasýn sürekliliðini saðlama sorunudur. Yeni süreçlerin ortaya çýkardýðý sorunlara yanýt verebilmenin de koþulu olan bu çaba, komünistlerin, komünist potansiyelin birleþtirilmesinin zeminidir. Böylesi görevlerin yerine getirilmesi ise bir çýrpýda gerçekleþmemektedir. Planlý, yöntemli, öncelikleri doðru belirlenmiþ, eldeki güçlerin durumu ve dönemin karakteri arasýnda doðru bir iliþkinin kurulmasýný da içeren bir hazýrlýk sürecini gerektirmektedir. Türkiye devrimci hareketinde parti, önderlik inþasýný planlý, yöntemli bir süreç olarak belirlemek gibi bir yaklaþým genelde görülmemektedir. “Planlý bir hazýrlýk dönemi çerçevesinde çözülmesi gereken öncelikli görevler dururken, kitle çalýþmasý, politik faaliyet ya da devrimci eylem adý altýnda amaçsýzca oradan oraya koþan, dönemin hakim akýntýsýna kapýlýp sürüklenerek kendini daðýtan ve yoran çalýþma tarzlarýnýn açmazlarý bir çok örneðiyle ortadadýr.

12

Parti deðilken parti gibi davranmak, hiçbiri uygulanmayan taktikler önermek, bir komünist çekirdeðe, omurgaya, iþçi sýnýfý içinde bir temele sahip deðilken, milyonlara eylem çaðrýlarý yapmak, ortaya arkasýnda durulmayan, sahip çýkýlmayan kof ajitatif sloganlar atmak, devrimcilik deðil, lafazanlýktýr. Öte yandan legal, maddi ve teknik fýrsatlara yaslanarak yayýn çýkarmayý veya legal çalýþma yollarýný devrimci bir örgütün araç ve faaliyetleri olarak deðil, devrimci bir partiyi yaratma yollarý olarak ele almak da bu görevi askýya alýp, öncelikleri ters yüz etmenin en revaçta biçimlerindendir; tasfiyeciliðin en yaygýn kýlýflarýndandýr.” (Komünistlerin Somut ve Acil Görevleri, Komünist Devrim Sayý 1, Mayýs 2004) Hazýrlýk dönemini görevlerini planlý, yöntemli bir þekilde ele almak kadar bugünkü durumda, somut olarak nasýl bir öncelikler dizisi içerisinde yerine getirileceðini belirlemek de önem taþýmaktadýr. Hareketimiz somutunda bunu aþaðýdaki þekilde tarifledik: “Bugünkü sýnýrlý kadro birikimimiz ve örgütsel mevzilerimizi göz önüne aldýðýmýzda faaliyetimiz; kadrolarýmýzýn düzeyinin yükseltilmesine ve yeni kadro adaylarýna ulaþýp, yetiþtirilmelerine imkan verecek yöntemle olmalýdýr. Mevcut durumdaki kadrolarýmýzý hiçbir verim elde edemeyecek biçimde daðýtýcý faaliyetlerden kaçýnmamýz gerekir. Örneðin bugünkü durumda kitle faaliyetine yönelmek böylesi bir daðýtýcý durumu ortaya çýkartacaktýr. Bizim mevcut durumumuzda kitle faaliyetini öncelikli bir faaliyet olarak belirlemek en iyi durumda güçlerimizi legalize etmekten baþka bir iþe yaramayacaktýr... politik, örgütsel faaliyetimizin ana çerçevesini iki baþlýkta ifade edebiliriz. Birincisi; örgüt niteliðinin yükseltilmesi. Ýkincisi; propaganda ve örgütlenme faaliyetinin ön planda olduðu kadro çalýþmasý. (Politik, Örgütsel Atýlýmýn Güçlerini Biriktirmek, Komünist Devrim Sayý 12, Eylül-Ekim 2005) Hazýrlýk döneminin baþlangýç evresindeki örgütümüzün faaliyetlerinin ana çerçevesini yukarýdaki iki nokta belirlemektedir. Dolayýsýyla tüm faaliyetlerimiz bu iki nokta gözetilerek, ona tabi olarak ele alýnmak durumundadýr. Bu çerçevedeki görevlerimizi yerine getirebildiðimiz ölçüde daha ileri görevleri üstlenebilmemiz, inþanýn bir üst evresine geçiþi saðlayabilmemiz mümkün olacaktýr. Hazýrlýk döne-

KOMÜNÝST DEVRÝM

rekabeti, sendikal ve siyasal örgütsüzlüðü en üst seviyelere çýkardýðý günümüzde toplumun ezici çoðunluðunun sürdürdüðü yaþam son derece geri düzeydedir. Ancak insanlar arasýnda gelinen bu noktada yaþanan siyasal erozyonu ahlaki açýdan ele alan tarzda bir “yozlaþma” olgusu olarak tanýmlamak doðru bir yaklaþým deðildir. Biz komünist devrimciler için yozlaþma, toplumsal ölçekte bir ahlaki düþkünlüðü ifade etmek için kullanmayý tercih ettiðimiz bir kavram deðildir. Yaþanan, iþçi sýnýfýnýn kendiliðindenci bilinçten ve yaný sýra devrimci bir sýnýf bilincinden yoksun olarak sürdürdüðü siyasal olarak son derece geri yaþamýndan kaynaklanan olumsuz alýþkanlýklarýn bütünüdür. Bahsedilen durumun siyasal tarifi bu þekilde yapýlabilirken, akla gelen ilk soru þu olmaktadýr: Varoþlarda siyasal faaliyet ve kullanýlacak yöntemler-araçlar nasýl olmalýdýr; kültürel-sanatsal faaliyetlerin bunlarýn içinde yeri var mýdýr? Yazýmýzýn bundan sonraki kýsmý konuyu bu açýdan ele alacaktýr. VAROÞLARDA NASIL FAALÝYET YÜRÜTMELÝ Bireylerin yaþam alýþkanlýklarýný, dünyaya bakýþ açýlarýný, ahlaki-kültürel düzeylerini deðiþtirmek için özellikle varoþlarda iþçi ve emekçilere kültür merkezleri, kültürel-sanatsal faaliyetler, yozlaþma karþýtý kampanyalar üzerinden seslenmeye çalýþmak yüzeysel ve eksikli bir çabadýr. Ýþçi ve emekçilerle kurulacak baðýn direk bir siyasal propagandayla olamayacaðý tespitiyle siyasal faaliyeti önceleyen, zaman içerisinde destekleyen veya onun yerine ikame edilen kültürel-sanatsal çalýþmalar yürütmek tek baþýna yetersiz giriþimlerdir. Kültürel-sanatsal alanda yapýlan çalýþmalar hiç þüphe yok ki bütünsel bir siyasal faaliyetin parçasý olduðu ölçüde anlam kazanýr. Burada bütünsel bir siyasal faaliyet derken kastettiðimiz iþçi sýnýfýna devrimci siyasal bilinci götürmeye çalýþýrken ideolojik, politik, örgütsel araç ve yöntemlerin bütünlüðü içerisinde faaliyet yürütmektir. Böyle bir bütünün parçasý olmaktan kopartýlan kültür-sanat faaliyetlerinin, kendine özgü bir alan ve kendine ait amaçlarý olan bir alan haline getirilmesi ise burjuva aydýnlanmacýlýðýnýn çerçevesini aþamaz. Bu noktada her siyasal anlayýþýn varoþlara yönelik bakýþ açýsý, onun bu emekçi mahallerinde yürütülecek faaliyet biçiminin nasýl olacaðýný belirlemektedir. Örneðin, biz komünist devrimciler için bugün varoþlar iþçi ve emekçilerin yalnýzca yaþam alanlarýna ev sahipliði yapmaktan çýkmýþ; ev altlarýnda, izbe dükkanlarda, küçük atölye ve iþliklerde üretimin yapýldýðý mekânlar haline gelmiþtir. Dahasý,

bugün iþçi sýnýfý yalnýzca büyük fabrikalarda bulunmamaktadýr. Aksine kapitalist düzen tarafýndan küçük atölye ve iþliklerde çalýþmaya zorlanmakta; kýsacasý bir sýnýf gibi hissetmemesi ve birlikte olup hak talep etmemesi için bölünmektedir. Ýþçi sýnýfýnýn en ayrýcalýksýz kesimleri özellikle Ýstanbul’un varoþlarýnda ciddi bir niceliði oluþturmaktadýr. Bu yüzden emekçi mahalleri olan varoþlarý salt antifaþist mücadelenin verileceði alanlar ya da demokrasi mücadelesinin üsleri olarak tanýmlamak bize göre yanlýþtýr. Ýþçi ve emekçilerin hem ekonomik anlamda sömürüye, sendikasýzlaþmaya, sigortasýz olarak çalýþmaya zorlandýðý hem de politik olarak en geri bilinçle, gitgide saðcý anlayýþa kaydýrýlmaya çalýþýldýðý bu dönemde varoþlardaki kesim siyasal mücadeleye ve onunla baðýn sýký sýkýya kurulduðu ekonomik haklar için mücadeleye çekilmelidir. Ýþçi ve emekçi mahallerindeki örgütlenme düzeyini yükseltmek gerekirken, buralarý yalnýzca ezilenlerin yaþam mekânlarý olarak görüp, varoþlarda yoksullaþma, yozlaþma ve çeteleþmeye karþý mücadeleyi yükseltmek için enerji harcamak bu önemli potansiyeli deðerlendirmemek ve onlarý yanlýþ yönlendirmek olur. Hele hele bazý varoþlar bugün daha fazla yýkým tehdidi altýndayken ve sömürülen kesimlere düzen karþýtý propaganda yapabilmenin koþullarý böylesine olgunlaþmýþken, kapitalizmin sonuçlarý olarak ortaya çýkan mahallelerdeki sorunlarý düzenin teþhiriyle anlatmak gereklidir. Bir örnek vermek gerekirse çeteleþme sorununda sorumlunun yalnýzca baský aygýtý devleti, onun kolluk güçleri ve faþist odaklar olarak iþaret edildiði paneller, uyuþturucu karþýtlýðýný yalnýzca gençliðin sahiplenilmesi açýsýndan ele alýndýðý konuþmalar; yýkýmlara karþý mücadeleyi yasal haklar boyutunda tutan tartýþmalar ya da mahallelerde polis terörüne karþý anayasal haklarýmýzý bilme, onlarla buna karþý durabilme vb. türünden telkinlerin yapýldýðý etkinlikler, kitlelere bütünsellikten ve Marksist- Leninist tahlillerden uzak bakýþ açýlarý sunmaktadýr. Oysa ki bu sorunlarýn temeline yani kapitalist düzene ve teþhirine, kullandýðý baský aygýtý devletin rolüne ve onun iþçiemekçiler üzerinde egemenliði hangi tip araçlarla saðladýðýna, bunlara karþý kökten çözümün gerekliliðine ve ancak örgütlü mücadeleyle yapýlmasý gerektiðini anlatan paneller, tartýþmalar, konuþmalarýn yapýlmasý iþçi ve emekçilere karanlýklar içinde kalmýþ gerçeði, en doðru yolu gösterecektir: Yozlaþmanýn, çeteleþmenin, sosyal-ekonomik saldýrýlarýn, yýkýmlarýn son bulmasý için çözüm örgütlü zeminde siyasal mücadele vermektir.

9


YEREL ETKÝNLÝKLERE BÝR ÖRNEK ve KÝMÝ DENEYÝMLER Son yýllarda devletin þoven, gerici politikalarla iþçi ve emekçileri düzene baðlama politikalarýnýn, yýkým ve terörle mücadele yasasý (TMY) gibi toplumu kontrol altýnda tutabilmek için üretilen mekanizmalarýn etkinliðinin arttýrýldýðý bir gerçektir. Düzenin gerici politikalarýnýn toplumsal yapýyý bir bütün olarak saða çektiði görülmektedir. Yaþadýðýmýz topraklarda sýnýf ve kitle hareketinin bugün gelinen noktada en geri düzeyde seyretmesi, sýnýfýn öncüsü olma iddiasýndaki devrimcilerin, komünistlerin politik, örgütsel, ideolojik açýdan zaaflarla malul olmasý, burjuvazinin elini güçlendiren önemli bir etken olmaktadýr. Son seçimde de görüldüðü gibi iþçi ve emekçilerdeki oy kullanma oranýndaki artýþ ve düzen partilerinin geniþ kitleler tarafýndan desteklenmesi, burjuva düzeninin, kendi tarihsel alternatifinin güçsüzlüðünden nasýl yararlandýðýný göstermiþtir. Ýþte bu tip olumsuzluklarýn dört bir yaný sardýðý bir dönemde, devrimcilerin bu karanlýk tablodan çýkýþ çabasý, devrimci bir iddiayý omuzlayan biz devrimci komünistler için de önemlidir. Son yýllarda görülen sadece burjuvazinin gövde gösterisi deðil elbette. Tüm sýnýrlýlýklarýna, eksiklerine raðmen yine de 19 Aralýk direniþinin yýl dönümlerinde alanlarda varolma çabasý, 8 Mart’ýn yýldönümlerinde liberallerden baðýmsýz eylem alanlarýnda varolma çabasý, en son 1 Mayýs’ta düþmanýn saldýrýlarýna raðmen gösterilen kavga ýsrarý, bu topraklarda burjuvazinin tüm saldýrýlarýna raðmen direngen bir damarýn varlýðýný göstermiþtir. Elbette güç dengesindeki eþitsizlik ve mevcut tablodaki çeþitli olumsuzluklar ve öznel zaaflar önümüze büyük sorumluluklar koymaktadýr. Bu sorumluluklarýn en önemlisi ve herþeyi belirleyen temel durumsa, devrimci bir önderliðin, adýna layýk bir komünist partinin yaratýlmasý sorumluluðudur. Devrimci Bir Siyasallaþmanýn Aracý Olarak Mahalle Etkinlikleri Ýþçi ve emekçilerin yaþam alanlarýndan beslenmek, buralarla iþyerleri, çalýþma alanlarý arasýnda bað kurarak örgütlülüðümüzü geliþtirmek, diðer devrimcilerle hedef ve iþlevi belirli ortak eylem ve etkinlikler örgütlemek önem taþýmaktadýr. Ancak genel olarak deðerlendirirsek, geçmiþten bugüne

10

taþýnan bir takým zaaflar, örgütsel ve politik zaaflar olsun, içinden geçtiðimiz dönemde sýnýf ve kitle hareketindeki durgunluk olsun, düzenin saldýrýlarý olsun, tüm bu etkenler dolayýsýyla sürekliliði saðlanmýþ bir siyasallaþmanýn, bu alanlarda varedilmesinin önündeki nesnel ve öznel zorluklarla sýnýrlandýðýný göstermektedir. Dönem dönem örgütlenen, yaygýnlaþan bir faaliyet biçimi olarak, siyasallaþmanýn olanaklarýný barýndýran yerel mahalle etkinlikleri, festival türü etkinlikler, devrimciler tarafýndan nispeten sol potansiyelin olduðu yerlerde gerçekleþtiriliyor. 1 Mayýs, Gazi mahallesi, Sarýgazi, Gülsuyu gibi devrimcilerin az çok varolduðu mahallelerde son dönemde bu tür etkinlikler gerçekleþtirilmiþtir. Bir önceki dönemle kýyaslandýðýnda kitlelerle baðlarý zayýflayan devrimci hareketin çeþitli bileþenlerinin bir araya gelerek, son saldýrýlar ve yýkým gündemleriyle içeriðini belirlediði bu faaliyetler, sorunlarla birlikte olanaklarý da barýndýrmaktadýr. Elbette devrimci öznelerin sorumluluðunu aldýðý bu tür etkinlikler, burjuva festivallerin o amaçsýz eðlence anlayýþýndan farklý bir anlayýþla örgütlenmektedir. Ancak böyle olduðu ve daha da geliþtirilebildiði sürece siyasallaþmanýn olanaðý olabilirler. Yine de bu faaliyetler içerisinde yer alan kimi liberallerin “çok siyasal oldu” söylemleri herkesin bu tip etkinliklere ayný bakmadýðýný gösterdiði gibi buralarda geriye çekici etkenlerin de olabileceðini göstermektedir. Dolayýsýyla bu söylemlerin etkin olmasýna izin vermeden, tersine örgütleyicilerinden, katýlýmcýlara kadar herkesi siyasallaþtýrma, siyasal bilincin taþýnacaðý bir etkinlik olmasýna çalýþýlmalýdýr. Bugünkü gerici dalganýn bir ölçüde kýrýlmasý, iþçi sýnýfýnýn en yoksul kesimleriyle baðlarýn geliþtirilip, onlarýn devrimci yönde siyasallaþmalarý, buralarda zaten uygun bir üreme zemini olan geri, düzeniçi bilinç ve alýþkanlýklarýn düzeyine hitap etmekle deðil; sýnýf bilincinin geliþtirilmesi ve burjuva düzenine karþý savaþým ile mümkün olduðunu muhataplarýna ileten bir çabayla mümkün olabilecektir. Bu çabalar, yýkýmlar, yozlaþma, yoksulluk vb. gibi kapitalizmin sonuçlarý hedef alýnarak deðil; sonuçlarýn ardýndaki nedenler gösterilerek, kapitalizmin teþhiriyle kitlelerin bilincine yerleþebilir. Ýþte bu nedenlerle, kitlelerin hiç olmazsa bir kýsmýnýn üzerindeki ölü topraðýný atabilmek, öncülük iddi-

asýndakileri þevklendirecek, siyasal bir içerikle doldurulup, sýnýf bilincini kazandýrma araçlarýndan biri haline geldikçe, bu etkinlikler, festivaller bir adým ileri atmanýn önünü açabilirler. Bahsettiðimiz festivallerden sonuncusu 7,8,9 Eylül günlerinde Gülsuyu-Gülensu mahallesinde gerçekleþtirildi. “Yozlaþmaya, yýkýmlara ve yoksullaþmaya karþý mahallemize sahip çýkýyoruz” þiarýyla örgütlenen festival, siyasallaþma düzeyi gittikçe gerileyen, düzeniçi özlemlerin yaygýnlaþtýðý bir ortamda, iþçi ve emekçileri, yaþam ve çalýþma alanlarý olan varoþlarda devrimci öznelerin düzenlediði bir etkinliðe katabilmeyi hedeflemekteydi. Ayný zamanda bu mahallede son günlerde yaþanan polis terörüne, çeteleþmelere karþý bir duruþ hedeflendi. Genel olarak bakýldýðýnda ilk olmanýn ve çeþitli eksikliklerin yarattýðý aksaklýklara raðmen baþarýlý olmuþtur. Kuþkusuz bu tür ortak etkinlikler, orta vadede diðer faaliyetlerle birlikte etkilerini gösterecektir. Ýçinden geçtiðimiz gerici döneminin kýrýlmasý kuþkusuz çok daha kapsamlý bir çabayý, tek tek özneleri aþan bir niteliksel iradeyi gerektirmektedir. Dolayýsýyla tek baþýna bu faaliyetlere büyük bir iþlev yüklememek, ama bu tür etkinliklerin, popülist yada liberal bir içerikte olmadýklarý sürece, toplam olarak sýnýrlýda olsa emekçilerin belirli bölümleri üzerinde gerici dönemin izlerinin kýrýlmasýnda oynayacaðý rolleri de küçümsememek gerekir. Bu tür olumlu yönleriyle birlikte elbette çeþitli sorunlarda mevcuttur. Bu tür yerel festival gibi etkinliklere devrimci hareketin bileþenleri ayný biçimde bakmamaktadýr. Daha genel olarak sol hareketin özneleri arasýnda farklý bakýþlar söz konusudur. Bu farklý anlayýþlarýn varlýðý dýþýnda, özellikle Gülsuyu festivali üzerinden söylersek liberal sol akýmlarýn, etkinliðin siyasal düzeyini geri çekici baskýlarýyla birlikte tasfiyeci hareketler tasfiyeci mantýklarýný, özgür faaliyetlerin varlýðýný, meþruiyetini sorgulama, bu tür çabalara yasak getirmeye çalýþarak yansýtmýþlardýr. Gerek bahsettiðimiz etkinliklerde gerekse de baþka ortak etkinliklerde liberal, geriye çekici tutumlarla mücadele etmek önemli olduðu gibi propaganda serbestliðinin çerçevesi dikkatle çizilmek durumundadýr. Önümüzdeki süreçte bu tür durumlara karþý uyanýklýðý elden býrakmadan, politik bir netlik ve açýklýkla dikkat etmek gerekir.

Katýldýðýmýz bu etkinliklere nasýl bir gözle bakmamýz gerektiði üzerine ise þunlarý söyleyebiliriz. Bu etkinlik, kendi ihtiyaç ve sorumluluklarýmýzýn ýþýðýnda, belirli bir aktivite, irade ve çabayla önemli bir birikim saðlamýþtýr. Bunu daha ileriye taþýma sorumluluðumuz devam ediyor. Komünistler elbette kendi önceliklerini unutmadan, bir plan dahilinde ve ihtiyaçlar doðrultusunda hareket ederler. Bu tür ortak etkinliklere katýlýrken, kendi öncelik ve ihtiyaçlarýmýzla ortak eylemin ihtiyaç ve sorumluluklarý arasýnda bir uyumu gözetmek büyük önem taþýmaktadýr. Bu etkinlikten, bu yönde dersler çýkarmalý, önümüzdeki süreçte bu eksiklikleri gidererek hazýrlanmalýyýz. Yalnýz kendimizi deðil, çevremizdeki tüm unsurlarý bu tür etkinliklere katmalýyýz. Ortak etkinlik ve eylemlerin üzerimize düþen sorumluluklarýný çevremizdeki unsurlara paylaþtýrarak onlarýn hem katkýlarýný almak, hem pratik eðitimlerini geliþtirmek hem de kendi konumlanmamýzý daha saðlýklý bir þekilde kurmalýyýz. Bu tür ortak etkinlikler, bir açýdan bizim için bölgedeki emekçilerin durumunu anlamak, doðrudan bilgiler edinmek, iliþki geliþtirmek gibi bir iþlevi görebileceði gibi baþka bir açýdansa diðer devrimci gruplarý iþ içinde tanýmak gibi bir iþleve de sahiptir. Yaþanan deneyime bu gözle bakmak ve olanaklarý azami ölçüde deðerlendirmek durumundayýz. Bu tür, devrimcilerle birlikte örgütlenen ortak eylem ve etkinlikler, bizim iþ yapma kapasitemizi de ortaya çýkarmakta, geliþtirmektedir. Gerek baðýmsýz faaliyetimiz gerekse ortak örgütlenen yerel eylemliliklerde elde ettiðimiz deneyimi, eksikleri, hatalarý, zaaflarýyla birlikte ortaya koymak, bunlarý gidermek için üzerine gitmek ve böylece kendi baðýmsýz kapasitemizin, birikimimizin arttýrýlmasýna dönük sonuçlarý çýkartabildiðimiz ölçüde, tek tek militanlarýmýz ve toplam hareket olarak ilerleyebilmemiz mümkün olacaktýr. Bu bilinçle yaklaþtýðýmýz sürece önümüze daha güvenle bakabilir, kavga dolu günlere hazýrlanabiliriz. Sýnýflar savaþýnýn sürdüðü bu topraklarda yaþayan ve savaþan komünistler, bu savaþtan zaferle çýkacak olan öncü partiyi yaratma iddiasýyla ilerliyorlar. Mahallelerde, fabrikalarda ve yaþamýn her alanýnda kavganýn gerekliliðini haykýrýyorlar.

11


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
24 by sol yayin - Issuu