A-PDF Merger DEMO : Purchase from www.A-PDF.com to remove the watermark SAYFA
2
SAYFA
Yalandan gazetecilik Suriye ile Türkiye aras›ndaki uçak gerilimi, medyan›n AKP’den izinsiz ad›m atamad›¤›n› gösterdi
9
Gizli para esrar›n› koruyor Türkiye’ye giren gizli paray› Merkez Bankas› ‘turizme ba¤lad›. Rakamlar öyle demiyor
SAYFA
12
AKP’nin toslad›¤› duvar AKP’nin kürtaj›n yasaklanmas› hamlesi kad›nlar›n direnifliyle karfl›laflt›
SAYFA
13
‹thal bu¤day›n öyküsü De¤iflen tar›m politikalar›na göre bu¤day›n Türkiye topraklar›ndaki öyküsü...
12 Temmuz 2012 • 1.25 TL
Y›l 7 • Say› 161
Sesimizi duyurmaya değil AKP’yi durdurmaya geldik Tayyip mahkemesi AKP’nin yeni yarg› paketi ile ÖYM’lerin yaln›zca tabelas› de¤iflti. ‹pleri elinden kaç›ran Cemaat bir hayli kayg›l› S. 4
Libya’da iç savafl Kaddafi gitti ama Libya’da kavga bitmedi. Mevcut durum ne emperyalistlerin ne ‹slamc›lar›n ne de halk›n beklentilerini karfl›l›yor. Libya bölgeler aras› iç savafla sapland› S. 5
E¤itimi y›k›ma sürükleyen 4+4+4’e tepkiler kent kent, okul okul yay›l›yor. Hükümetse bildi¤ini okumak istiyor
Milli E¤itim Müdürlü¤ü’ne giden Halkevciler, AKP’ye halka ra¤men 4+4+4’ü uygulayamayaca¤›n› hat›rlatt›
YOL YAZISI
Halkevleri okuluna, çocu¤una, e¤itime sahip ç›kanlar› 4+4+4’ü birlikte durdurmaya ça¤›r›yor S. 7
Halkevci Kad›nlar, kürtaj konusuna iliflkin dosyalar›n› imza föylerini ald›, AKP Kad›n Kollar›’na gitti. AKP’li kad›nlar ne talepleri imzalayabildi ne de AKP’yi savunabildi S. 10
Dur-dural›m! SAYFA 3
‘BEDAŞ’ı da basarız’ ‹stanbul’da sayaç okuyan enerji iflçileri, BEDAfi’a meydan okuyor. Medyan›n yazmad›¤› Enerji-Sen’in direnifli emek ve demokrasi güçleri taraf›ndan sahipleniliyor S. 8
Karanlığın üzerine yürüyen çocuklar AKP, gericili¤i toplumsallaflt›rma projesini 4+4+4 ile hayata geçirmeye çal›fl›rken Halkevleri Yaz Okulu yoksul mahallelerde bafllad› bile S. 15
Ferda Koç / Sayfa 4
Alp Tekin Babaç / Sayfa 6
Yalana mahkum muyuz?
Engellilerin engellenen...
‹ki arada bir derede
Allah değil TOKİ öldürdü ‘Zab›tay› diktiler, elektri¤imizi kestiler, zorbal›kla evimizi ald›lar, bu dairelere t›kt›lar, borçland›rd›lar, yetmedi can›m›z› ald›lar. Allah de¤il, Engin Duran / Sayfa 9
Samsun’da selde...
TOK‹ öldürdü’ diyen Ayfle Teyze, AKP’nin ‘Afet riskine karfl› TOK‹’ formülünün sular alt›nda kald›¤›n› ilan ediyordu S. 6
Nevruz Tu¤çe Özçelik / Sayfa 10
Kad›nlar sokakta AKP’liler..
LGBTT’ler mücadelede Binlerce kiflinin sokaklara ç›kt›¤› Onur Haftas› vesilesiyle LGBTT bireylerin ve ailelerinin mücadelesini konufltuk S. 11
2
MEDYA 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
Yalandan gazetecilik Ana ‘söylenti’ bültenleri M Asl› Ayd›ntaflbafl
Ertu¤rul Özkök
edyanın uçak gerilimi sürecinde kullandığı yöntem, sınırötesi operasyonlarda kullandığı yöntemi aratmadı: Spekülasyona dayalı haberler.
Yi¤it Bulut
Suriye, Türkiye uça¤›n› düflürdükten sonra medyada spekülasyon ve bilgi kirlili¤i artt›. Esad’›n röportaj davetine yan›tlar medyan›n AKP’den izinsiz ad›m atamad›¤›n› gösterdi
T
SK’ye ait RF-4 tipi keşif uçağı Suriye uçaksavarları tarafından sınır ihlali yaptığı gerekçesiyle 22 Haziran’da düşürüldü. ABD kurtarma gemisi Nautilus, 4 Temmuz günü iki pilotun cesedine ulaştı. Suriye konusunda uzun süredir hamasete dayalı bir söylem tutturan AKP, ufak bir krizi yönetemedi. Devreye medyayı soktu. Uçağın düşürülmesiyle pilotların bulunması arasında geçen 14 gün içinde medya AKP’nin kaybettiği inandırıcılığı sağlamak için canla başla çalıştı. 14 günlük zamanda medyanın AKP’den izin almadan adım atamadığı da ortaya çıktı.
AKP’DEN ‹Z‹NS‹Z HABER YOK Cumhuriyet gazetesinden Utku Çakırözer, ne dediğini tüm dünyanın merak ettiği Suriye lideri Beşer Esad’la röportaj yaptı. Hürriyet’ten Ertuğrul Özkök, Kanal D ve Posta’dan Mehmet Ali Birand, Radikal’den Fehim Taştekin, Habertürk’ten Amberin Zaman ve Cumhuriyet’ten Utku Çakırözer Beşar Esad ile röportaj için randevu aldı; ancak Çakırözer hariç herkes vazgeçti. “Neden?” sorusuna ilk yanıt Ertuğrul Özkök’ten geldi: “Kamera yasağı olduğu için gitmek istemedik.” Hatta Habertürk Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı’nın, Amberin Zaman’a “İstersen Şam'a git, ama biz kullanmayız” dediği basına yansıdı. Daha sonra Başbakan Erdoğan'ın, ismi açıklanmayan bir danışmanının Doğan Grubu
yöneticilerine konu ile ilgili onay vermemesi üzerine randevunun iptal edildiği ortaya çıktı. Başbakan danışmanının röportaja izin vermeme gerekçesi ise şu şekilde: “Röportaj Esad'a propaganda şansı verir." Medyanın Esad röportajı için Başbakan danışmanından izin alması, gazetecilik refleksleriyle değil iktidar güdümüyle hareket ettiğini kaıtlamış oldu. Cumhuriyet hariç diğer medya “yılın habercilik olayı” yerine AKP’nin istediklerini yaptı. Başbakan danışmanının “Esad propagandası olabilir” dediği röportaj daha sonra, AKP’nin telkinleriyle hareket eden medya tarafından da yayımlandı. ‘B‹R YETK‹L‹’ HABERC‹L‹⁄‹ Suriye-Türkiye geriliminin hat safhaya ulaştığı 22 Haziran - 4 Temmuz tarihleri
arasında söylentilere dayanan çok sayıda haber, bu haberlerden hareketle birçok köşe yazısı yazıldı. Söylentilere dayanan haberlerin tamamında kaynak olarak “Üst düzey bir yetkili, hatırı sayılır danışman” gibi ifadeler yer aldı. Bu habercilik tarzında Milliyet yazarı Aslı Aydıntaşbaş öne çıktı. Bir anda Suriye karşıtı köşe yazıları yazmaya başlayan Aydıntaşbaş, “üst düzey yetkilileri” en çok kaynak gösteren isim oldu. 23 Haziran’da yapılan güvenlik zirvesine “kamera yasağı olmasına rağmen” katılan Aydıntaşbaş, 24 Haziran’da bir köşe yazısı kaleme aldı. Aydıntaşbaş yazısında az kalsın uçağın Esad tarafından düşürüldüğünü iddia edecekti: “Ankara’da ayrıca vur emrinin sadece Suriye Hava Savunma sistemlerinin başındaki subayın inisiyatifiyle olmadığı, emirkomuta zinciri içinde hava kuvvetlerinde en
ASLI AYDINTAŞBAŞ KİMDİR? Asl› Ayd›ntaflbafl Robert Kolej’de okudu. Robert Kolej’den sonra ABD’de Bates College'yi bitirdi. New York Üniversitesi'nde gazetecilik ve Ortado¤u üzerine yüksek lisans›n› tamamlayan Ayd›ntaflbafl, gazetecili¤e Cumhuriyet’te bafllad›. Yeni Yüz-
y›l, NTV, Radikal, Sabah, Habertürk ve Akflam'da köfle yazar›, muhabir, Washington temsilcisi ve Ankara temsilcisi olarak çal›flt›. Ayd›ntaflbafl, 2000’li y›llar›n bafl›nda merkezi ABD’nin baflkenti Waflington’da bulunan Western Policy Center’›n analiz
timinde tarihçi ve Orta Asya konular›nda uzman olarak yer ald›. Western Policy Center, Balkanlar ve Do¤u Akdeniz’de e¤itimler yaparak ABD politikas›, ekonomi ve güvenlik konular›n› gündemde tutmaya çal›flan bir ABD d›fl politika organizasyonu.
üst düzeyde ve muhtemelen Esad ailesinden birinin de onayının alındığı şüphesi var.” DO⁄U AKDEN‹Z’‹N HAK‹M‹ ‘‹SRA‹L SINIRINA DAYANMIfi’ Esad’la görüşmeyi “istemeyen” medya, Başbakan’ın Kayseri ve Maraş’taki konuşmalarını çok sık yayımlayarak Suriye’den hesap sorulduğu algısını oluşturmaya çalıştı. “Suskunluğumuzdan korkun” gibi açıklamaları baş tacı yapan medya, AKP’nin yitirdiği inandırıcılığı kazanması için çok çaba sarfetti. Yiğit Bulut da adeta kendini paraladı. 4 Temmuz günü katıldığı bir televizyon programıda, Başbakan Erdoğan’ın Suriye üzerinden geçerek İsrail sınırındaki bir ziyaretini “Türkiye İsrail’in sınırına dayandı” şeklinde anlattı. AKP’nin hamaset dilini tekrar eden Yiğit Bulut’a göre Türkiye “Doğu Akdeniz’in hakimi.” Ancak, Doğu Akdeniz’in hakiminin 13 gün boyunca bulamadığı iki pilotu ABD kurtarma gemisi Nautilus 3 saat içinde buldu. Doğu Akdeniz’in hakimi söylemi 2011’de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından Güney Kıbrıs’ın doğalgaz sondajı çalışmalarına karşı dile getirilmişti. O dönemde doğalgaz bulacağı umuduyla arama çalışmasına başlayan Piri Reis adlı teknik donanımı yetersiz sondaj gemisi fırtınalar nedeniyle amacına ulaşamamış, yurda dönmüştü.
HÜRR‹YET P‹LOTLARI SA⁄ KURTARDI 22 Haziran 4 Temmuz arasında yapılan ve sadece söylentilere dayanan habercilik örnekleri: 22 Haziran Hürriyet: “…Arama kurtarma çalışmaları neticesinde F-4E Phantom tipi uçakla Akdeniz'e düşen pilotlar sağ olarak kurtarıldı. Pilotların 2002 ve 2009 yıllarında Hava Harp okulundan mezun oldukları ve sağlık durumlarının iyi olduğu öğrenildi.” ‘UÇA⁄I RUS FÜZES‹YLE DÜfiÜRDÜ’ 23 Haziran Hürriyet: “Türk uçağı bir Rusya savaş gemisinden atılan füzeyle düşürüldü. Uçak uluslararası hava sahasında uçarken arızalandı. İrtifa kaybetmeye başladı ve Suriye karasularına düştü.” 24 Haziran Yeni Şafak: “Suriye'nin Akdeniz açıklarında düşürdüğü Türk keşif amaçlı eğitim uçuşu yapan uçağın, herhangi bir uyarı ve ikaz olmadan Lazkiye'deki füze rampasından vurulduğu öğrenildi. Radarda silahsız olduğu görüldüğü halde uçağın Rus yapımı SA-8 tipi füzenin isabet etmesi sonucu düştüğü belirtildi.” Ancak 25 Haziran günü Suriye Dışişleri Sözcüsü Cihad Makdisi, uçağın Suriye tarafıdan uçaksavarla düşürüldüğünü açıkladı. Füze değil uçaksavarla düşürüldüğü öğrenilen uçağın bu sefer de İran yapımı bir uçaksavarla düşürüldüğü haberleştirildi. Yöntem yine aynı: Alıntının alıntısının alıntısı. “El Alem televizyonunun haberine göre Suriye’den yayın yapan Aksalser adlı internet sitesine açıklamada bulunan bir kaynak, Suriye hava sahasını ihlal eden Türk savaş uçağının İran yapımı bir uçaksavarla düşürüldüğünü söyledi. (28 Haziran Gazeteport)”
ABD’ye bağımlılığı gösteren TSK güzellemeleri Türkiye-Suriye aras›nda gerilim sürerken Zaman, ‘iki orduyu’ k›yaslad› ve TSK’nin ABD ba¤›ml›l›¤› ortaya ç›kt›
Vakit’in ‘çok güçlü’ kanıtları var H
abervaktim iki ay boyunca Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu’na Democratic Progress (DPI) toplantısına katıldığı için yükleniyordu. Habervaktim, PKK kuruluşu olarak ilan ettiği DPI’nın 28 Nisan’da Galler’de gerçekleşen toplantısına birçok köşe yazarı katılmasına rağmen Ali Bayramoğlu’nu hedefine koydu. Habervaktim, PKK-DPI bağlantısını şu kanıtlara dayandırdı: DPI’nın Kurdish Human Rights Project (Kürt İnsan Hakları Girişimi) ile Londra’da aynı binada faaliyet göstermesi, Kürt İnsan Hakları Girişimi’nin kurucuları arasında Öcalan’ın avukatlarından Mark Muller Stuart’ın bulunması ve girişimin Kürtler tarafından Türkiye aleyhine AİHM’e açtığı davaları takip etmesi.
Uçak düfltükten 2 gün sonra, 24 Haziran günü Zaman, TSK ile Suriye ordusunu k›yaslad›. K›yaslama sonucunda “TSK, Suriye’yi k›sa sürede etkisiz hale getirir” sonucunu ç›karan Zaman, TSK’nin silah aç›s›ndan ABD’ye olan ba¤›ml›l›¤›n› da gözler önüne serdi. Zaman’›n karfl›laflt›rmas›na göre gayr› nizami harp ve hava kuvvetleri
konusunda çok üstün olan TSK’nin füze sistemleri konusunda büyük eksiklikleri var. ‹ki ordu karfl›laflt›r›l›nca TSK’nin vurucu gücünü oluflturan neredeyse tüm uçak, füze gibi silahlar›n ABD’den al›nd›¤› veya 2013 y›l› içinde al›naca¤› bilgisi yer ald›. ABD’den al›nan F-16’lar, dünyan›n terk etti¤i eski teknoloji F-4 uçaklar› ve
Stinger füzeleri TSK’nin vurucu gücünü oluflturuyor. TSK’nin ABD’den veya di¤er ülkelerden alaca¤› helikopter ve füzeler de TSK’nin vurucu güçleri aras›nda gösterilirken, “avantajl›” olarak gösterilen deniz kuvvetlerinin atacak füzesi yok. ‹ki geminin birbirine yanaflarak yapt›¤› “k›l›ç savafllar›” dünya sahnesinden silineli beri füzesiz savafl gemileri pek ifllevli olmasa
gerek. Zaman’›n haberinde Türkiye’nin istihbarat deneyiminin de oldukça yüksek oldu¤u ve savafl s›ras›nda gayr› nizami harp yöntemlerinin önem kazanaca¤› da vurguland›. Uça¤›n›n düfltü¤ünü 8 saat sonra ö¤renen, kay›p pilotlar›n› ve uça¤›n enkaz›n› 13 günde bulamayan bir istihbarat a¤›n›n ne kadar güçlü oldu¤u ise merak konusu.
Sabah’ın istihbaratçısı kim? S
abah gazetesinde 28 Haziran’da yer alan bir haberin ardından Musa Anter (Ape Musa) suikastının tetikçisi Hamit Yıldırım ANF’nin 4 yıl önce söylediği adreste gözaltına alındı. Yıldırım 3 Temmuz günü tutuklandı. Haberden 2 gün sonra Sabah Özel İstihbarat Bölümü’nden Ferhat Ünlü, haberin öyküsünü anlattı. Ünlü, haberin öyküsünü 6 ay önce gelen esrarengiz bir e-posta ile başladığını söylüyor. Hamit Yıldırım’ın görüntülenip yargıya sunulmasını “baş yapıt” olarak değerlendiren Ünlü, başlıyor haberin öyküsünü
anlatmaya. İtirafçı Abdülkadir Aygan’ın 2005 yılıdaki “Anter cinayetinde tetiği Şırnaklı Hamit çekti” ifadesini bildiğini belirten Ünlü, başyapıtını anlatırken ANF’ye yer vermedi. Oysa ANF, Aygan’ın
ifadesinden yola çıkarak tetiği çeken Hamit’in, Hamit Yıldırım olduğunu, Şırnak’ta koruculuk yaptığını 2008 yılında duyurmuştu. Yıldırım’ın devlet tarafından korunduğunu söyleyen ANF’nin haberi Ünlü’nün
“başyapıtında” da kanıtlandı. Ünlü’nün anlatımından yola çıkarak esrarengiz epostanın 28 Haziran’dan 6 ay kadar önce yani Ocak 2012’de atıldığı belli oluyor. Ünlü, muhbirle yağmurlu bir akşam gazetede buluştuğunu söylüyor. Meteoroloji kayıtlarına ve haber taramalarına göre 11 Ocak 2012 veya 21 Ocak 2012’de İstanbul Avrupa Yakası’nda akşam saatlerinde de etkisini gösteren yağmurlar oldu. Esrarengiz e-postanın geldiği ve muhbirin Sabah gazetesine geldiği
dönemde Türkiye’de Musa Anter ve Kürt sorunu ile ilgili şu olaylar yaşandı: * Roboski Katliamı’nın üzerinde 2-3 hafta geçmişti ve 34 Kürt’ün bombalanmasında istihbaratın nereden geldiği tartışması vardı. * 11 Ocak 2012 tarihinde Diyarbakır’daki eski JİTEM karargahındaki bir kazı sonucunda kafataslarına ulaşılmıştı. 26 Ocak 2012 tarihine kadar süren kazılarda onlarca kafatası bulunmuştu. * 22 Ocak tarihinde Musa Anter’in kitapları “Basın yayın yoluyla terör propagandası yapmak” gerekçesiyle yasaklanmıştı.
Yaşamı Savun
S
arıyer Yaşam Platformu’nun bülteni Sarıyer’de Yaşamı Savun gazetesinin ilk sayısı çıktı. Sarıyer Halkevleri bülteni Martı Postası bünyesinde çıkarılan gazetenin ilk sayısında Afet Yasası ve kentsel dönüşüm saldırılarına karşı Sarıyer’de verilen mücadeleler, Sarıyerlilerin hastane talebi, Körler Okulu’na engellilerin nasıl sahip çıktığı, Çamlık piknik alanının rantçıların elinden nasıl alındığı ve Maden Mahallesi halkının su hakkını nasıl kazandığı yer alıyor.
3
GÜNDEM 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
ÖSYM skandala doymuyor
Sınıfı direnerek geçtiler
Ş
E
ifre ve kopya skandallarını artık sıradanlaştıran ÖSYM’nin her sınavında vukuat yaşanmaya devam ediyor. Eğitim bilimleri sınavının ilk beş sorusu 14.55’te DİHA tarafından nette yayımlandı. DİHA, Diyarbakır’da soruların cemaate dağıtıldığını iddia etti. Saat 17.00’de Beyaz Kalem yayınevi tüm soruları kelimesi kelimesine, hatta şekilleriyle yayımladı. Beyazkalem Yayınevi ise sınava giren öğrencilerin bu soruları akılda tutup kendilerine ulaştırdığını açıkladı. Ancak bu öğrencilerin yayımlanan 57 soruyu, şıkları, haritalarını, grafiklerini ve şekillerini nasıl akılda tuttuğuna dair bir açıklama getirilemedi. Bu iddialara dair ÖSYM tatmin edici bir açıklama gelmemesi milyonlarca öğrencinin kafasını karıştırırken, internette yapılan bir analiz şüpheleri iyiden iyiye arttırdı. 10’un üzerinde sorunun seçenekleri sınavdan bir gün önce Google arama motorunda aranma rekoru kırdı. Bu sorulardaki kelimelerim aranma sayısı daha sınav olmadan her nedense 60 kat civarı arttı. Her sınavda arkasında sorular bırakan, güvenilirliğini tamamen kaybetmiş bir ÖSYM’nin ve KPSS’nin sonucunda atanamayan tüm adaylar için sonuçlar gayrimeşru olacak. Eski sınavlardaki skandalların üstüne gidilmemesi hükümetin sorumluluğunu daha da arttırıyor. 2010 KPSS eğitim bilimleri sınav sorularının sızdırılarak kopya çekilmesi üzerine başlatılan soruşturma 2’nci yılını doldururken, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın faillerin bulunması için MİT’e bile talimat verdiği olay hala çözülemedi. Hükümet ve sonuna kadar sahip çıktığı ÖSYM ise doğrudan sorumlusu oldukları sınav güvenliğinden de bir “terör” bağlantısı çıkararak iddiaların KCK ile ilişkili olduğu tezini öne sürdü. KPSS’ye giren adaylar ise 10 Temmuz’da İstanbul’da yaptıkları eylemle KPSS’nin iptalini ÖSYM Başkanı Ali Demir’in istifasını istedi ve eylemlerin süreceğini duyurdu.
Eskişehir Anadolu Üniversitesi öğrencilerinin kazanımı, Kolektifler’in öncülüğünde kitlesel bir hareketin yaratılması, doğrudan demokrasinin işletilmesi ile elde edildi skişehir Anadolu Üniversitesi öğrencilerinin, Hazırlık bölümünde eğitim haklarını gasp eden kur sistemine karşı yükselttiği isyan, üniversite yönetimine geri adım attırdı. Üniversite senatosunun kararı ile tüm öğrencilere bölüme geçiş sınav hakkı tanıdı. Karara göre bölümünde yüzde 30 İngilizce eğitim görenlerin bölümlerine geçebileceği de açıklandı. Kazanım, üniversitelilerin taleplerini “30 tane adam yaa!” diyerek değerlendiren rektör Davut Aydın’a yanıt, Bologna sürecine ise darbe anlamına geliyor.
D‹REN‹fi ADIM ADIM BÜYÜDÜ 14 Haziran’da direnişe geçen, kurdukları çadırda nöbet eylemleri gerçekleştiren üniversiteliler, sanatçılardan ve Eskişehir muhalefetinden de destek görmüştü. YÖK başkanının
güç olduğunun altını çizen Ergin, “Hazırlık Öğrencileri” gibi kapsayıcı bir isimle kitleselleşme olanaklarının yaratıldığını ve doğrudan demokrasiyi işlettiklerini aktardı. Ergin, bir diğer önemli yapı olan “Temsilciler Grubu” ile eylemlerin ve rektörlük önündeki nöbetlerin örgütlendiğini, çok sayıda kişinin sorumluluk aldığını kaydetti. Ergin, sorunlara hızlı ve doğrudan müdahale ederek bu kazanımı elde ettiklerini anlattı. “Bütünleme hakkı” ile ilgili açıklamalarının ardından rektörlüğe yürüyen yaklaşık bin öğrenci, rektörle görüşme taleplerinin olumsuz karşılanması üzerine işgal eylemi gerçekleştirmişti. Rektörlüğün işgali üzerine üniversiteliler ile görüşmek zorunda kalan rektör, konunun senatoda gündem yapılacağı sözünü
vermişti. K‹TLESEL, DEMOKRAT‹K, MÜDAHALEC‹ İlk günden bu yana Hazırlık Direnişi’nin içinde bulunan Gökhan Ergin, kazanıma giden sürecin önemli özelliklerini Halkın Sesi’ne anlattı. Hazırlık Kolektifi’nin süreç boyunca motor
MÜCADELE HENÜZ B‹TMED‹ Senatonun kararı, YÖK tarafından henüz onaylanmadı. Bu nedenle Hazırlık öğrencileri de tetikte bekliyor. Bölümlerinde yüzde 30 İngilizce gören öğrencilere tanınan hakların, tüm öğrencilere tanınması gerektiğini belirten üniversiteliler, YÖK’ün kararına göre yeni bir eylem planı da hazırlıyorlar.
Öğrenciler mezun, adalet sınıfta kaldı Ü
niversiteden mezun olunduğunda üniversite dışındaki hayata nasıl adapte olunacağı, iş bulma kaygısı gibi kaygılar hep taşınır. Şimdi bu kaygılara bir yenisi eklendi: Tutuklu üniversiteliler ne zaman serbest kalacak? Arkadaşlarının özgür kalmasını isteyen üniversiteliler mezuniyet törenlerinde özgürlük taleplerini haykırdı. 2011-2012 döneminin sona ermesiyle beraber üniversitelerden mezun olanlar da okullarından törenlerle ayrıldı. Bu yıl mezuniyet törenlerine “Tutuklu öğrencilere özgürlük” talebi damgasını vurdu. ODTÜ’de geleneksel olarak “Devrim Stadyumu”nda yapılan mezuniyet törenlerinin bu yılki ana pankartı “Tutuklu öğrencilere özgürlük” oldu. Törende “Sağlam kafa sağlam cezaevinde! Biz mezunuz, 771 arkadaşımız tutuklu! Tutuklu öğrencilere özgürlük”, “Ödevlerle sabahlayarak bitirdik biz okulu, bizler
mezunuz ama, yüzlerce öğrenci hala tutuklu!”, “Tebrikler çocuğunuz Sincan F – Tipini kazandı” gibi mesajlar içeren bir çok pankart açıldı. Tutuklu öğrencilerin unutulmadığı diğer okul da Galatasaray Üniversitesi (GSÜ) oldu. Puşi takması dışında “aleyhine” bir delil olmadan 18 ay tutuklu kalan ve 11 yıl 3 ay ceza alan GSÜ öğrencisi Cihan Kırmızıgül’ü unutmayan arkadaşları mezuniyet törenine puşi takarak çıktı. Üniversiteliler ellerinde taşıdıkları pankartla da tutuklu öğrencilere özgürlük istedi. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin mezuniyet töreninde üniversiteliler üzerlerine giydikleri tişörtlerle arkadaşlarına özgürlük isterken Marmara Üniversitesi’nde (MÜ) öğrenciler “Öğrenciler hapiste, adalet tutuklu, diplomalar gözaltında” diye haykırdı. OKUL B‹R‹NC‹S‹ TUTUKLU MÜ’deki töreninde KCK yönetici olduğu
Q
Gazetecilere Özgürlük Platformu taraf›ndan 30 Haziran’da eylem yaparak tutuklu gazetecilerin serbest b›rak›lmas›n› istedi.
Q
Redhack, 2 Temmuz’da D›fliflleri Bakanl›¤›'n›n sitesini hackledi."Hem Sivas Katliam›'n› anmak hem de Suriye'ye dikkat çekmek amac›yla" siteyi hacklediklerini ve ele geçirdikleri belgeleri de ilerleyen saatlerde paylaflacaklar›n› duyurdu. RedHack’in 40 bin takipçisi olan Twitter hesab›, Türkiye’nin talebi üzerine kapat›ld›. Karar›n, RedHack’in son eylemi olan D›fliflleri Bakanl›¤› sitesini hacklemesi üzerine ABD Büyükelçili¤inin durumu k›namas›ndan sonra gelmesi dikkat çekti.
Q
‹çiflleri Bakan› ‹dris Naim fiahin’i 22 Nisan 2012’de Mu¤la’da protesto eden ve gözalt›na al›nan TKP üyeleri hakk›nda 5 Temmuz 2012’de Mu¤la Cumhuriyet Baflsavc›l›¤› taraf›ndan 10 y›l hapis istemiyle dava aç›ld›.
Q
‹HD Diyarbak›r fiubesi, ‘Do¤u ve Güneydo¤u Anadolu Bölgesi 2012 y›l› ilk 6 ay›nda 15 bin 109 hak ihlalinin yafland›¤›n› belirtti.
Q
TBMM Baflkan› Cemil Çiçek, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün'ün, TBMM bünyesinde cemevininin aç›lmas›na dair baflvurusunu ‘Alevilik din de¤il zenginlik’ diyerek reddetti. iddiasıyla tutuklu bulunan öğretim görevlisi Büşra Erşanlı da unutulmadı. Erşanlı’ya özgürlük isteyen öğrencileri “Küçük Büşra” olarak anılan ve MÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi bölümü birinci sınıf öğrencisi Büşra Beste Önder’i de unutmayarak “Büşralara özgürlük” sloganları attı.
Q
Ezilenlerin Sosyalist Partisi, son dönemde artan, polis ve medya eliyle yürütülen bask›larla ilgili olarak, 10 Temmuz’da ‹HD ‹stanbul fiubesi'nde bas›n aç›klamas› yapt›.
Dur-dural›m! KP’nin Meclis’i tatile göndermeden önce topluma attığı son kazık “3. Yargı Paketi”ni yasalaştırmak oldu. AKP hükümetinin geldiği günden beri oluşturmaya çalıştığı her hukuki düzenlemenin neredeyse tamamı yeni bir hukuksuzluk, keyfilik biçimi oluşturdu. Tayyip’in propagandasını yaptığı her şeyin yalan olduğu her gün bir kez daha kanıtlanıyor. En son kanıtlanan yalanı, anayasa referandumunda söylediği “evet verirseniz, fişleme kalkacak” sözü oldu. Geçen hafta Meclis tarafından ifşa edilen duruma göre fişlemeler hiçbir zaman kalkmamış, fişlenenlerin kayıtları öldükten sonra bile arşivlerde tutuluyormuş. Şimdi Meclis yeni bir yasal düzenleme ile bu fişlemenin 30 yılla sınırlı olması için uğraşacakmış. Yeni yargı paketi de “ileri demokrasi” diye adlandırılabilecek hiçbir düzenlemeyi içermediği gibi getirdiği yeni hukuk kuralları da keyfiliği (hukuksuzluğu) yasal güvence altına alıyor. Özel Yetkili Mahkemeler sözde kaldırılıyor (ama ellerindeki davalara bakmaya devam edeceklermiş), aynı içerikteki yeni davalara ise bundan sonra HSYK tarafından görevlendirilecek Ağır Ceza Mahkemeleri bakacak. Tabela değişiyor, işlev ve içerik aynı kalıyor. Savcıların üst düzey bürokratlara soruşturma açma kapsamı daralıyor, amirlerin iznine bağlanıyor. Bu da Tayyip’in nadide “ileri demokrasi” örneklerinden olsa gerek. Kendi MİT Müsteşarı için çıkardığı özel yasanın kapsamını genişletmiş oluyor böylece. “İleri demokrasi”den anlaşılan, iktidar bloğu içindeki gruplara (özellikle Fethullahçılara) karşı inisiyatif ve güç kapma yarışı. Keyfiliğin hukukunu yasalaştıran en ileri örnek ise hakimlere verilen yeni inisiyatif. Bundan böyle “hakimlerin, tutuklama yerine adli kontrol uygulayabileceğine yönelik düzenlemedeki süre sınırı” kaldırıldı. Artık hakimler istedikleri her davada istediği her sanığı tutuksuz yargılama hakkına (hukukuna) sahipler. İlk örnekler keyfiliğin sınırsızlığını kanıtlıyor; seçilmiş iki BDP’li milletvekilinin tutuksuz yargılanma talebi reddedilirken, 7 TİP’li üniversite
A
öğrencisini katleden iki faşist hemen tahliye ediliyor. (Benzer bir durum zaman aşımı düzenlemesinde, Hizbullahçıların tahliyesinde yaşanmıştı.) Bu yasayı çıkartan yasama organının başı olan şahıs yani Cemil Çiçek bile keyfiliği yasalaştırdıklarını adeta itiraf ediyor; “umarım yargı, yasamanın mesajını iyi anlamıştır.” (Bu nasıl bir yasama işlevidir ki çıkardığı yasa, kural koyması gerekirken kuralsızlığı ve keyfiliği yasalaştırmakta.) Ama Çiçek, hiç merak etmesin “yargı, mesajı iyi almış.” Tayyip, sadece kendi için çalışmıyor, patronlar için de büyük kıyaklar yapmakla meşgul. En son icraatı emekçilerin kıdem tazminatını gasp edecek yeni düzenlemeleri hayata geçirmek olacak. Patronları bu “dert”ten büyük ölçüde kurtarırken, emekçilere ise “kıdem tazminatları devlet güvencesinde olacak” yalanı söylendi. Oysa devlet 15 yıl boyunca bu tazminatları ödememe hesapları yapıyor. Daha önceki KEY (Konut Edindirme Yardımı Fonu) ve diğer fonların başına gelenleri biliyoruz. AKP hükümetinde yalanın bini bir para, pişkinlik ise bedava. Çok uzağa gitmeye gerek yok, sınıra, Suriye konusuna gitmek yeterli. AKP hükümetinin açıklamaları neydi? Türk uçağı 13 deniz mili uzaklıkta vurulmuştu (ülkelerin karasuları 12 mil ile sınırlı ya) ve üstelik füze ile vurulmuştu. Suriye açıkladı, kesmedi ABD açıkladı; uçak Suriye karasularında vurulmuş, üstelik bulunduğu yer 8 deniz mili uzaklıkta. Dışişleri ve Genelkurmay hala radar kayıtlarını açıklayacak! Ama hakkını yememek gerek, Genelkurmay bir açıklama yaptı, uçak parçalarında füzeyle vurulduğuna dair kanıt bulunamamış. Bir açıklama daha yaptı Genelkurmay Başkanı; “Suriye ile savaş çıkartacak halimiz yok.” Bunlar ne yaptıklarının, nasıl bir oyunun içine girdiklerinin, bu işin sonunun ne olacağının, nelere mal olacağının ne bilincindeler, ne farkındalar. AKP hükümetinin üyelerinin/kadrolarının sorumsuzluğu ve icraatlarının olumsuz sonuçlarından kendilerini muaf tut-
maları, bu konuda zaten var olan devlet anlayışını katmerleştirdi. AKP’li bakanların neredeyse her biri kendi icraatlarından dolayı bir dizi cinayetten, katliamdan sorumlu haldeler. Son günlerin gözde sorumlusu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar. Samsun’da dere yatağına yaptığı TOKİ evlerinde 5 (şehrin geri kalanında 7) insan öldü. Övünmeye gelince TOKİ icraatlarını siyasi ranta dönüştürmesini çok iyi bilen bu şahış, iş cinayete gelince suçu doğaya yıkıverir. Hatırlanacaktır, Van depreminden sonra “artık en güvenli yer Van’dır, burada bir daha deprem olmaz, evlerinize girin” demişti. Bu laftan birkaç gün sonraki depremde ise 40 kişi öldü. Tek örnek Bayraktar değil, hepsi birbirleriyle yarışıyor. Suriye’de ölen pilotların, Afganistan’da ölen askerlerin sorumlusu bizzat Davutoğlu değil mi? O’nun dış politika dehasının sonucunda Mavi Marmara’da 9 Türk yurttaşı İsrail tarafından öldürüldü. Van’dan yola çıkan cezaevi aracında yanarak ölen mahkumların, Urfa cezaevinde çıkan yangında yine yanarak ölen mahkumların suçlusu kim, bizzat Adalet Bakanı Sadullah Ergin. Çalışma Bakanlığı yapan Faruk Çelik ve Ömer Dinçer iş kazalarında ölen yüzlerce işçiden sorumlu değiller mi? Sağlık Bakanının kuvözde ölen çocuklarla hiçbir alakası yok mu? 2007’den 2012’ye kadar ataması yapılmayan 30 öğretmen intihar etti, Milli Eğitim Bakanı bu intiharların bizzat sorumlusudur. Listeyi uzatmak çok mümkün ancak en büyük payı, İçişleri Bakanlarına vermek gerek, Uludere için, biber gazı için, dur ihtarları için… Ve kuşkusuz bu katil bakanların başı; onun yeri zaten ayrı. Bülent Arınç’a ayrı parantez açmak gerek; sınırsız sorumlu, sorumsuz sınırlı olarak. Sorumsuz beyanatlarında sınır yok. Şimdiki gündemi, Diyanet İşleri Başkanı’nın protokoldeki yerini değiştirmek. Neymiş efendim? “Diyanet İşleri Başkanı 52. sırada imiş. Oysa Gazi Mustafa Kemal, onu sağ yanına oturturmuş.” Bunlar da öyle yapacakmış. Kısaca, bunlar Mustafa Kemal’i “aracı” yapıp şeyhülislamlığı geri
getirme derdine düştüler. Aleviliğe de mezheplerine ve meşreplerine uygun bir tanım getirdiler ve ibadet yeri olarak camiyi gösterdiler. Zorla ve hileyle 5 yaşında okula başlatma işini hallettikten sonra, herkesi zorla ve hileyle Sünni yapmaya kalkışmaları işten bile değil. Bunlar insanlık tarihinin ürettiği tüm kötülükleri adeta depolamışlar. Kürtlere düşman, Alevilere düşman, işçilere düşman, kadınlara düşman, bilime düşman, sanatçıya düşman, öğrenciye düşman, eşcinsellere düşman, yabancıya düşman… Bu çapta bir düşmanlığı ancak Nazilerde görebilmek mümkün. Bir de bunların vazgeçemedikleri beslemeler var, ÖSYM Başkanı şifreci Ali Demir gibi. Ne vazgeçilmez bir yetenekmiş ki o kadar ipliği pazara çıkmasına rağmen bu şahsın yaptığını yapabilecek ikincisini bulamadılar. Yine KPSS sınavı, yine sızdırma. Ama bu sefer hazırlıklıydılar, hemen suçu KCK’ye bağladılar. Böylece KCK’li KPSS Çetesi de çökertilmiş oldu. Ali Demir hala koltuğuna yapışmış halde, icraatlarını servis ediyor, “hizmet”lerine devam ediyor. AKP’nin bu çok başlıklı, çok yalanlı ama her durumda halkın zararına olan bu gündemlerinin karşısında ise halkın gerçek gündemi “yavaş yavaş” büyüyor: Eğitim Hakkı Mücadelesi. Uzun yılardır zaten süren bu mücadele AKP’nin 4+4+4 saldırısıyla birlikte artık farklı bir boyuta da sıçrayacak. Şimdilik yerellerle sınırlı olarak; İmam Hatip Okulu dönüşümüne karşı çıkan, taşınacak/birleştirilecek okulların yaratacağı sorunlara tepki gösteren ve okula başlama yaşının erkene çekilmesinin getireceği dertlere dikkat çeken biçimler halinde kendisini gösteriyor. Ancak saldırının tek biçiminin bunlarla sınırlı olmadığı arkasında çok daha büyük bir planın/komplonun olduğu, bu konuyla ilgili/ilgisiz herkesin bildiği bir şey. İlk olarak; bu operasyon AKP’nin eğitim alanına gerici, dinci içeriği yerleştirme biçimlerinin öne çıktığı bir görüntüde yaşansa da asıl olarak eğitim alanının sermayeye, piyasanın kurallarına peşkeş çekme operasyo-
nudur. ABD eğitim sisteminin, Dünya Bankası aracılığıyla (finansmanını sağlayan, projeyi oluşturan) Türkiye’ye özgü bir biçime (İslam, mezhepler, etnik köken, vs.) dönüştürülmüş halidir. Sağlıkta dönüşüm programının eğitim alanındaki izdüşümüdür. Bu operasyonla AKP, yüzde 3 olan eğitim alanındaki özel sektör payını kendisine dikte ettirilen bir biçimde yüzde 30’a çıkarmayı hedefi haline getirmiştir. Bunun somut karşılığı şudur; ülkemizde örgün eğitimde bulunan 17 milyon, yaygın eğitimde bulunan 8,5 milyon, üniversite eğitiminde bulunan 4 milyon öğrencinin (ki bu sayıya yeni yasayla okula başlamak zorunda kalacak 66 aylık çocukları da eklemek gerek), yaklaşık üçte birini özel okullara mahkum edecekler. 2011 sonu itibariyle sermayenin yüzde 3 olan bu payının pazar büyüklüğü 5 milyar lira, yani amaç bunu 50 milyara çıkarmak. Ortalama hesapla bir öğrenci için ilkokuldan üniversite mezuniyetine kadar özel okullara verilen para 1 milyon dolar. Özel okullarda (bir şekilde) okumak zorunda bırakılacak olan bu 10 milyona yakın öğrencinin hepsi bu kadar parayı bulamayacağına göre “zorunlu olarak” bankalar devreye girecek ve uzun vadeli, yüksek faizli öğrenim kredileri sunacaklardır. Bu durum ise bu kadar öğrencinin geleceğinin “haciz edilmesidir”. Bununla birlikte böyle bir sistemde öğretmenler ya patron ya da pazarlamacı olacaklardır. Hangisini seçerlerse artık! Böylesi bir sistemin “ideal” örneklerine ülkemizde şimdiden rastlanıyor. Onlardan biri Doğa Okullarının sahibi Fethi Şimşek. Kimya ve Biyoloji öğretmenliği okumuş bu zat, bir röportajında; “kendimi bir eğitimciden çok girişimci gibi hissediyorum. Eğitimi de para kazanılacak bir iş kolu olarak gördüm” deme cüretini sergiliyor. Sadece bu kadar değil, “emrindeki öğretmenlere” oyuncak mağazalarında, lüks lokantalarda broşür dağıttırıyor. Ayrıca Dünya Bankası’nın dikte ettirdiği bu konudaki bir başka iç operasyon ise “yüzde 100 okullaşma
hedefi” bahanesiyle inşaat şirketlerine kaynak aktarılmasıdır. Bu dönüşümün maliyeti 36,6 milyar lira. Bakanlığın bu kadar parası olmadığına göre ki toplam bütçesi 39 milyar lira, bu para ya halkın cebinden ya da yine halkın yıllar içinde yarattığı ortak değerlerden sağlanacak. Ve AKP’nin gözde inşaat sektörü bir kez daha parlatılacak. AKP’nin bu piyasalaştırma operasyonuyla at başı götürdüğü dinci-gerici müfredatı ve kuralları eğitim alanının tamamına yerleştirme girişimi ise yine ABD’den kopyalanmıştır. Kopyaladıkları tarikat, eski ABD Başkanı Bushların da üye olduğu Evanjelistlerdir. Benzer bir biçimde İncil’in, İsa’nın eğitim müfredatına sokulması Evanjelistlerin programının parçalarıdır. Ne rastlantıdır ki “kürtajın yasaklanması” da Evanjelistlerin ana amaçlarından biri olmuş ve hatta ABD’de bu konuda kendilerince büyük başarılar elde etmişlerdir. Orada tarikat vurgusu, burada mezhep vurgusuna dönüşmüştür. AKP’nin 4+4+4 modelinin eğitimin bilimsel içeriğini tamamen yok edeceği ve sermaye için ucuz ve niteliksiz kadrolar çıkarmaya yarayacağı ise su götürmez bir gerçektir. Bilimsel ve nitelikli eğitim sınırlı bir azınlığa bahşedilen bir lütuf olacak. Geriye kalanlar ise bilim hırsızlığı kanıtlanmış bir bakanın ucube projelerine, aklı DB’den alan üç-beş teknisyen bürokrata ve liyakati bilim ve emekten değil de cemaatten alan müdür ve müdür yardımcılarına mahkum edilecek. Bu modelden en büyük zararı görecek olanlar ise hiç kuşkusuz kız çocukları, kadınlar olacaktır. Sosyal ortamlardan koparılacak, dinin dogmatik kurallarına, aile içi baskıcı ahlak kurallarına boyun eğmek zorunda kalacaklardır. Kendi hayatları üzerinde hiçbir karar hakları olmayacağı gibi işyerlerindeki ikinci sınıf konumları pekişecektir. Ve onlardan beklenen iki şey; AKP’li veya AKP’lileşmiş bir kocanın buyruklarını yerine getirmek ve “dini bütün” çocuklar yetiştirmek olacaktır. Lafı uzatmaya gerek yok! 4+4+4 durdurulmalı! Dur-duralım!
4
GÜNDEM 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
Yalana mahkum muyuz? ir “ileri demokrasi hamlesi” daha geride kaldı. “Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırma”, “tutuklu milletvekilleri sorununu çözme” iddiasıyla gündeme getirilen 3. yargı paketi bu iddialarının hiçbirini karşılamadı. Paketten “faşist katillere özgürlük”, “işkencecilere ve AKP adına suç işleyen bürokratlara dokunulmazlık” çıktı. AKP iktidarı insanı konuştuğuna konuşacağına pişman ediyor. Tahammülfersa bir ikiyüzlülükle karşı karşıyayız. İktidar, en faşizan, en gerici düzenlemelerini, ilerici toplumsal muhalefetin taleplerine karşılık verirmiş gibi yaparak gündeme getiriyor. AKP sözcüleri ağızlarına ne zaman ilerici toplumsal muhalefetin dile getirdiği bir sorunu alsalar, artık biliyoruz ki o sorun daha da beter hale getirilecek ama “sorun çözermiş gibi yapılarak” yobaz-faşist bir deve hamutuyla götürülecek. “12 Eylül faşizmiyle hesaplaşma” numarasıyla yargıyı işgal et; “Eğitim reformu” mavalıyla bütün orta öğretimi imam-hatipleştir; “sendikal reform” uydurmasıyla bu alandaki devlet güdümü sistemini kendine göre ayarla… listeyi istediğiniz kadar uzataFerda bilirsiniz. Koç “AK” Parti değil “Akım deyip b.kunu çıkarma” ferdakoc@ hotmail.com Partisi… Yakında “hak mücadeleleri” alanına el atarlarsa hiç şaşırmayın. İktidar ve beslemeleri bu ikiyüzlülükle, barınma hakkını kentsel yağmanın, ulaşım hakkını “Üçüncü Köprü” ve “Kanal İstanbul”un, enerji hakkını nükleer santraller ve HES projelerinin kalkanı olarak karşımıza dikebilir. Bu yöndeki ilk adımlardan biri “Taşeron Reformu”. “Taşeron sorunu”na “el atan” hükümetin paketi, güvencesiz işçilerin bugüne kadar mücadele ile elde ettikleri kazanımların altını boşaltmayı, taşeron sistemini “coşturmayı” hedef edinmiş. Ama bu paket, “kamuda güvencesiz çalışma sorununu çözecek” bir düzenleme olarak ayda bir, bir ucundan önümüze konuyor. Taşeron işçilerinde, hele de örgütsüz olanlarında bir beklenti, bir umut ki sormayın… Ama fukaranın umudundan ne olacak… “Sözleşmeli olacakmışız, doğru mu?” diye soruyorlar. Yani “kadrolu” olmak değil beklentileri. 4C’li, 4-D’li, 4-E’li, 4 bişeyli ama “asıl işveren işçisi” olmak yetecek onlara. Örgütlü olanlara işin aslı, kapıda bekleyen tehlike anlatılabiliyor ama örgütsüz olan büyük çoğunluğu, medya makinesinde imal edilen “büyük yalanın” esaretinden çıkarabilmek mümkün değil. AKP’nin “Rabbena hep bana” sisteminin en önemli dayanaklarından biri “yalana mahkumiyet” duygusu. AKP iktidarı karşısındaki “çaresizlik duygusu”nun kurucu unsurlarından biri de “yalana mahkum” olduğumuzu bilmek. Bir gazete standının önüne geçtiğinizde veya televizyon kumandasını elinize aldığınızda siz ne hissediyorsunuz bilmiyorum ama ben kendimi fena halde “çaresiz” hissediyorum. Elimi attığım her gazete, kumandanın her tuşu elimi yakıyor, hepsinde aynı haberi okuyacağımı, izleyeceğimi biliyorum. (Bu sözüm tabii ki, Birgün’e, Evrensel’e, Gündem’e, Hayat TV’ye, Nuçe’ye değil). Neredeyse yarım yüzyılı bulan okur yazarlığım boyunca bu kadar “hizaya geçmiş” bir basın görmedim. 12 Eylül’de bile “enformasyon tekeli” bu denli boğucu değildi. Birkaç gazete ve mizah dergisiyle “büyük yalana karşı halk direnişi” somutluk kazanabiliyordu. “Haber”, cuntanın “hiza ve istikamete” soktuğu “yazı işleri”nin önünden arkasından dolanıyor ve okuyucuya ulaşacak yolu buluyordu. Enformasyon alanındaki bu muazzam denetim ve tek merkezden yönetildiği besbelli olan bu yalan makinesi, “yeni tip kontrgerilla” organizasyonunun önemli bir bileşeni. Ama şu halimize bir bakın: AKP medyasının dışında kalan “en etkili mecralar”, “asparagasın duayeni” Ertuğrul Akbay’ın Sözcü’sü ve “ihbarcıiftiracılığıyla maruf” Doğu Perinçek’in Aydınlık’ı. AKP’nin ırkçı-yobaz yalanına karşı ırkçı-militarist yalan! Neo-liberalizme karşı halk direnişinin en önemli bileşenlerinden biri de “dezenformasyona karşı direniş” alanı. İktidarın yalanlarına karşı “sabık iktidar”ın yalanlarıyla değil, halk direnişlerinin ışığıyla beslenecek gerçeklerle direnebilmemiz gerekiyor.
B
Halk›n Sesi Sahibi ve Sorumlu Yaz› ‹flleri Müdürü Ali Ergin Demirhan Telefon / Faks 0212 245 90 37 Adres Tomtom Mahallesi Örtmealt› Sokak No: 6/3 BEYO⁄LU/‹STANBUL Bas›ld›¤› Yer ART Matbaac›l›k, Türker Saltabafl, ‹stasyon Mah. 242 Sk, No:32 Kartepe / Kocaeli (0262 373 45 03) editor.halkinsesi@gmail.com 15 günlük Yayg›n, Süreli, Türkçe yay›nd›r.
Tayyip güvenlik mahkemeleri AKP’nin yeni yargı paketiyle ÖYM’lerin yalnızca tabelası değişti, ipleri elinden kaçıran Cemaat bir hayli kaygılı
Ü
çüncü Yargı Paketi’ne son anda dahil edilen düzenlemelerle Özel Yetkili Mahkemeler (ÖYM) kapatıldı. ÖYM’lerin yerine birden çok ilde ve bölgesel olarak görevlendirilecek özel ağır ceza mahkemeleri getirildi. Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin devamı niteliğindeki yeni mahkemelerin neredeyse tek farkı düzenlendiği yasa. Üçüncü Yargı Paketi ile Ceza Muhakameleri Kanunu’nun (CMK) ÖYM’leri düzenleyen tartışmalı 250. maddesi kaldırıldı. DGM’lerin yeni biçimi bu kez (Anayasada değil, CMK’da değil) özel bir yasa olan Terörle Mücadele Yasası’nda (TMY) düzenlendi. Yani çokça duyulan ve atıf yapılan CMK 250 yerini artık TMY 10’a bırakacak. DGM ve ÖYM’lerde olduğu gibi uzun gözaltı süreleri, uzun tutukluluk süreleri ve avukat görüş yasağı korunuyor. ÖYM’lerin ismen de olsa kaldırılmış olması, görülmekte olan davalar açısından herhangi bir etki yaratmayacak. Bu davalar da kesin hüküm alınıncaya kadar ÖYM’ler yetkili olmaya devam edecek. Değişikliklerden biri de tutukluluk sürelerine dair. CMK’ya göre hapis cezası 1 yılı geçmeyen suçlarla ilgili tutukluluk kararı verilemiyordu. Düzenlemeyle bu sınır 2 yıla çıktı. AKP’nin övünç kaynağı olan bu maddenin ise sanık ve şüpheliler için anlamı yok. Çünkü TCK’nın düzenlediği hapis cezaları arasında 2 yıldan az 1 yıldan çok hapis cezası gerektiren suç
neredeyse yok. Dolayısıyla zaten tutukluların büyük bir çoğunluğu iki yıldan fazla hapis istemiyle yargılanıyor. Ayrıca CMK’yla adli kontrol tedbirlerine gidebilmek için en fazla 3 yıllık hapis cezası gerektiren bir suçtan yargılama yapılması gerekiyordu. Paketin getirdiği değişiklikle 3 yıllık sınır kaldırıldı ve yeni adli kontrol biçimleri getirildi.
ÖRGÜT SUÇLARINDA GÖRÜNTÜDE DE⁄‹fi‹KL‹K 3. Yargı Paketi’nin TCK’ya getirdiği önemli değişiklikler de var. Yeni maddeyle “örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi” örgüt üyesi olmak suçundan yargılanmaya devam edecek. Ancak hakimin takdirine bağlı olarak cezası indirilebilecek. Paketle İcra İflas Kanunu, Basın Kanunu, İdari Yargılama Usul Kanunu’nda da değişiklikler yapıldı. MESAJ ALINMIfiTIR TBMM Başkanı Cemil Çiçek, değişiklikten sonra “Ümit ederim yargı, yasamanın verdiği bu mesajı iyi anlamıştır” diye konuştu. Yargı mesajı aldı. 7 TİP’li öğrenciyi öldürmekten 7’şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Bahçelievler Katliamı’nın katilleri Ünal Osmanağaoğlu ve Bünyamin Adanalı, paketin 12 Eylül 1980’den önce işlenmiş suçlarla ilgili getirdiği düzenlemeden yararlanarak
tahliye edildi. 21 sene kaçtıktan sonra yakalanan katliamcılar, “kaçma şüphesi” görülmeden tahliye edilirken, tutuklu BDP’li vekiller kaçma şüphesi bulunduğu gerekçesiyle değişikliklerden yararlanamadı. BDP Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan, değişiklik yapılan yasa gereği, milletvekili olması, tutuklulukta geçirdiği süre, delillerin toplanmış olması ve kaçma sebebinin olmaması nedeniyle hakkında adli kontrol kararı verilerek, tahliye talep etmişti. Ancak mahkeme talebi reddetti. BDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız'ın avukatlarının, "3. Yargı Paketi"ne dayanan tahliye taleplerinin de reddedilmesinin ardından BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, “Bakın dikkat edin her yerde tahliyeler başladı ama özellikle Kürt siyasetçilere gelince ‘terör suçu’ tartışması yapılıyor” diye konuştu. Kaplan AKP hükümetinin toplumsal barışa mayın döşediğini ifade etti.
CEMAAT TELAfiLI VE ÖFKEL‹ İlk uygulamalarından da görüldüğü üzere Kürtler ve diğer ezilen kesimler için yeni yargı paketi yeni bir şey getirmiyor. Ancak ÖYM’lere ilişkin düzenlemenin başlangıçta pakette yer almaması, son anda eklenip, meclisten geçirilmesi Cemaat’i telaşlandırdı. Telaşın sesi de Zaman gazetesiyle duyuldu. Gülen Hareketinin 1 numaralı sözcüsü
Sefer Selvi (Evrensel) Hüseyin Gülerce’den Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı’ya Zaman’dan ÖYM’lerin kapatılmasına ve iplerin cemaatin elinden alınmasına karşı tepkiler yükseldi. Özel Yetkili Mahkemeler’in kaldırılmasından ötürü Cemaat’i
rahatsız eden şey de ÖYM’lerin kapatılmasının Erdoğan’ın cemaate karşı yargıda elini kuvvetlendirmesini sağlaması. Erdoğan yeni değişikliklerle ipleri eline aldı. “Tekelinde” bulundurduğu ÖYM’lerin kaldırılması konusuna Cemaat’in tepkisi ise sürüyor.
İktidar içi gerilim 4+4+4 tartışmalarına yansıdı AKP’nin iktidar içi gerilimleri 4+4+4 tart›flmalar›na da yans›d›. Zaman’›n MHP kökenli yazar› Mümtaz’er Türköne “‹mam hatip okullar› misyonunu tamamlad› m›?” bafll›kl› yaz›s›nda AKP iktidar›n›n 4+4+4’ü imam hatip ›srar›yla gündeme getirdi¤ini ancak imam hatiplerin ömrünü tamamlad›¤›n› ve merkeze al›nmamas› gerekti¤ini yazd›. Gülen Hareketi’nin gazetesinde yazan ve AKP’den milletvekili aday› olmak istemesine karfl›n
Polise bu adam bakacak 7 Şubat 2012’de MİT müsteşarı Hakan Fidan’ın ifade vermek için savcılığa çağrılmasıyla birlikte başlayan AKP-Cemaat çatışması süreci, 8 Şubat’ta 10 rütbeli polisin görevden alınması ve 15 Şubat tarihinde başka şehirlere sürülmesiyle devam etti. Temmuzda 3 büyük ilden 3.200 polis doğuya gidecek. Sadece İstanbul'da 1500, İzmir'de 1300, Ankara'da 400 polise şark görevi çıktı. Teşkilatta taşlar yerinden oynarken, 26 Haziran 2012 günü Remzi Fındıklı, İçişleri Bakanlığı tarafından Polis Akademisi Başkanlığı’na atandı. Fındıklı, “Hasılı Kelam, Özlü Sözler” adlı kitapla gündeme geldi. Fındıklı’nın kitabında "Fakirin aklı olsa, fakir olmazdı", "Demokrasi vasat insanlar yönetimidir", "Dinsiz insan dengesiz ve densiz insandır", "15’inde kız ya erde, ya yerde olmalıdır", "Erkeğin göbeklisi kadının da bebeklisi makbuldür" gibi yoksul ve kadın düşmanı söylemler de yer alıyor.
K‹M BU FINDIKLI? Kastamonu’da doğan Fındıklı, İstanbul İmam Hatip Lisesi’ni bitirdi. Yüksek öğrenimine devam edip doktorasını bitiren Fındıklı, 1986’da öğretim üyesi olarak Polis Akademisi’ne atandı. 1990-1991 tarihinde İngiltere’deki Exeter Üniversitesi’nde çalışmalar yaptı. Bu üniversiteye pek çok Türkiyeli İslamcının yolu düşmüştü. Arap ve İslami Araştırmalar Enstitüsü’nün de bulunduğu bir üniversite olan Exeter Üniversitesi’nden Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Merkez Bankası Başkanlığı yapmış olan Durmuş Yılmaz, Yeni Şafak yazarı Fehmi Koru, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu gibi isimler de geçmişti. Fındıklı 2000 yılında ABD-Ohio Kent State Üniversitesi, 2010 yılında ise University of Central Florida’da misafir öğretim üyesi olarak araştırmalar yaptı. Fındıklı’ya dair en ilginç değerlendirmelerden birini Ergenekon davasının 2. iddianamesinde buluyoruz. Eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’un odasında ele geçirilen ilginç bir belgede Fındıklı’nın adı “Emniyet Teşkilatı Sorumlusu (Cemaat)” başlığı altında yer alıyor. Ancak Fındıklı’nın emniyette taşlar yerinden oynarken bu göreve atanması, onun Gülen saflarının sadık bir neferi olmayabileceği ya da yeni bir uzlaşmada görev aldığı izlenimini doğuruyor.
Erdo¤an taraf›ndan geri çevrilen Türköne’ye yan›t Yeni fiafak yazar› Hayrettin Karaman ve Zaman yazar› Ali Bulaç’tan geldi. Her iki isim de imam hatiplerin ‹slamc›l›¤a büyük hizmet verdi¤ini belirterek AKP’nin imam hatip projesine destek verdiler. Türköne, T24’ten Hazal Özvar›fl’a verdi¤i röportajda dindar kesimlerden de 4+4+4’e itirazlar yükseldi¤ine dikkat çekerek flunlar› söyledi: “Meseleye imam hatipten bakarsan›z, e¤itimi çökertirsiniz.
Kesintili e¤itim reformu da bu nedenle yanl›fl. Bir tek amac› var, o da imam hatip ortaokullar›n› açmak. Yoksa gelecek nesillerin ihtiyaçlar›yla hiçbir ilgisi yok. Eylül'de okullar aç›ld›¤› zaman, tam anlam›yla bir kaos ortam› yaflanacak. ‹stanbul'da 100 civar› okulun imam hatip ortaokuluna dönüfltürülece¤i söyleniyor. Buna sadece çocuklar›n› imam hatiplere göndermeyi düflünmeyen vatandafllar de¤il, mütedeyyin vatandafllar da itiraz eder.”
‘Ez li virim’ / ‘Buradayım’ KCK davasında Kürtçe için ‘bilinmeyen dil’ denilerek Kürtlerin savunma hakkı engelleniyor. Ancak gerilla, eylemleriyle ‘Buradayım’ diyor ve AKP’nin krizini derileştiriyor
K
CK İstanbul ana davası 2 Temmuz’da Silivri’deki 15. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı. Çoğu tutuklu 193 kişi, 9 ay sonra hakim karşısına çıktı. “Berxwedan Jiyane/Yaşamak direnmektir”, “İnadına isyan, inadına özgürlük” sloganlarıyla mahkeme salonuna giren mahpuslar, yapılan yoklamaya “Ez li virim” (Buradayım) diyerek yanıt verdiler. Otoyoldan Silivri’deki mahkemeye gelene kadar yollar polis tarafından kesildi ve bazı avukatlar dışında davayı izlemek isteyenler engellendi. Davanın ilk günü yapılan engellemeleri ikinci gün baro kartı olmasına rağmen avukatların mahkemeye sokulmaması izledi.
B‹L‹NMEYEN D‹L KÜRTÇE’YM‹fi ‘Anadil krizi’ bu davada da sürdü. Duruşmaya ilk kez katılan tutuksuz sanıklardan 5'inin Kürtçe cevap vereceğini söylemesi üzerine kimlik tespiti yapılmadı. Mahkeme Başkanı Alçık, sanıkların Kürtçe konuştuğunu tutanağa geçirip kimlik tespiti yaptırmadı. Alçık, ilk duruşmada "Türkçe dışında bir dil konuştu" ifadesini tutanağa geçirmişti. Diyarbakır’daki KCK duruşmalarında ise Kürtçe, “Bilinmeyen bir dil” şeklinde tutanağa geçmişti. Avukatların kabul edilen tek talebi “iddianamenin okunması” oldu. İddianamede “BDP toplantısına katılmak”, “toplantı örgütlemek” suç olarak gösteriliyor.
Diyarbak›r Valili¤i, DTK ve BDP’nin 14 Temmuz’daki düzenleyece¤i “Önderli¤e Özgürlük ‹çin Demokratik Direnifl” mitingini yasaklayarak halk› provoke ediyor. OPERASYONLAR VE GER‹LLA EYLEMLER‹ YAYGINLAfiTI İstanbul’daki KCK davası sürerken KCK operasyonları da devam etti. 4 Temmuz günü polis, Diyarbakır’ın Dicle İlçesi'nde belediye ve BDP ilçe teşkilatına düzenlediği operasyonda 23 kişiyi gözaltına aldı. Askeri operasyonlar da sürdü. Operasyonlar karşısında gerillanın eylemleri AKP’nin krizini açığa çıkardı. Gerilla kimlik kontrolü, TSK’ye malzeme taşıyan tır ve kamyonların yakılması, yük trenlerine sabotaj, doğalgaz boru hattına sabotaj, AKP’li yönetici kaçırma gibi eylemleri yaygınlaştırdı. İran-Türkiye doğalgaz boru hattına yönelik sabotaj eyle-
mi sonrasında doğalgaz sevkiyatı durdu ve Türkiye, Rusya’dan doğalgazda artırıma gidilmesini istedi. Gazprom olumlu cevap verse de Türkiye ile Azerbaycan arasında imzalanan yeni enerji hatlarını hatırlatarak rahatsızlığını dile getirdi. Bir diğer kriz de gerilla tarafından 29 Haziran günü serbest bırakılan AKP Kulp İlçe Başkanı Veysel Çelik’in açıklamaları sonrasında yaşandı. Çelik, “Ben Kulp'tan gelirken tutuklandım örgüt tarafından. Orada kaldığım süre zarfında bana iyi davrandılar” dedi ve AKP’den istifa etti. Gerilla, ayrıca AKP Gürpınar İlçe Başkanı’nı da tutukladıklarını duyurdu.
FBI: Cemaat ile ortaklığımız var F
ethullah Gülen Hareketi’nin (Cemaat) FBI bağlantısı, FBI resmi internet sitesinden yayımlandı. Türkçe dahil çok sayıda dilde yayın yapan İran kaynaklı abna.ir sitesinin gündeme taşıdığı haber, daha önce Yurt gazetesinde ve Sendika.Org’da yayımlanan, Cemaat üyelerinin
FBI istihbarat kurslarına katıldığı şeklindeki haber-yorumlarla da örtüşürüyor. Amerikan Federal Soruşturma Bürosu FBI’ın resmi internet sitesinde, kurumun güvenlik çalışmaları kapsamında çeşitli etnik ve azınlık gruplarıyla yürüttüğü ortak faaliyetlerden söz edilerek, or-
tak faaliyetlerde bulunulan bazı grupların adları da sıralandı. Cemaat de “Gülen Enstitüsü (Gulen Institute)” adı ile listede yer aldı. Erol Aral, Sendika.Org’a yazdığı yazıda FBI’ın ABD’nin ulusal çıkarlarını tehdit eden tehlikelere karşı önlem amacıyla 2 aylık kurs-
lar düzenlediğini ve Cemaat üyelerinin bu FBI kurslarına rağbet gösterdiğini yazmıştı. Örneğin Alabama Eyaleti’ndeki Barış Vadisi Vakfı’nın başkanı olan Cemaatçi Prof. Satılmış Budak, FBI Başkanı Robert Muellar’ın elinden ödül alacak kadar iyi bir FBI öğrencisiydi.
5
DÜNYA 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
L‹BYA’DA ‹Ç SAVAfi, TUNUS VE MISIR’DA S‹YAS‹ KR‹Z
Arap baharında hesaplar altüst T
unus ve Mısır’ın ardından Libya’da da eski diktatörün yerini kimin alacağını belirleyecek olan seçimler tamamlandı. 8 Temmuz’da yapılan seçimlerde Tunus ve Mısır’dakinin aksine Libya’da liberallerin gerisinde kalan İslamcılar seçimleri kaybetti. Ancak Muammer Kaddafi’ye karşı silahlı ayaklanmanın başladığı Şubat 2011’den bu yana süren iç savaş yeni biçimler altında devam ediyor. Ülkenin aşiretlere bölünmüş toplumsal yapısı, petrol zenginliğinin bölgeler arası eşitsiz dağılımı ve yeni yönetimde temsil haklarının sınırlandığını savunan gruplar arası rekabet iç savaşı körüklüyor. NATO müdahalesi ile gerçekleşen sayısız katliam ise soruşturulamıyor.
ATEŞ VE BARUT BİR ARADA Libya’da 8 Temmuz seçimlerine 100’den fazla parti katılırken, resmi olmayan ilk sonuçlara göre liberal Mahmud Cibril liderliğindeki laik koalisyon, Müslüman Kardeşler’in Adalet ve Kalkınma Partisi’ni geride bırakarak birinci oldu. Seçimlere katılım yüzde 60 düzeyinde kalırken, seçim sürecinde petrol zengini doğu bölgesi Bingazi’den yeni temsil sistemine itirazlar yükseldi. Aynı zamanda rakip aşiretler arası silahlı çatışmalar yaşandı. Ülkede Kaddafi’nin düşüşünü izleyen haftalarda, El Kaide bağlatılı bir grup da çöl bölgesinde bağımsız emirlik kurulduğunu ilan etmişti. Ülke üç ana bölgeye ayrılmış durumda. Batıda Trablus, doğuda Berka (Bingazi), güneyde Fizan yer alıyor. Bu üç bölgeye parlamentoda sırasıyla 100, 60 ve 40 sandalye ayrıldıysa da petrol zengini Bingazi daha fazla pay istiyor. Bu koşullarda Mahmud Cibril’in istikrarlı ve egemen bir hükümet kurması oldukça zor görünüyor. Cibril’in, seçim zaferini açıklamasının ardından diğer partilerle ulusal birlik hükümeti kurulmasını önermesi de böylesi bir zeminde anlam kazanıyor. Cibril, Kaddafi yönetiminde 2000’li yıllarda başlayan neoliberal dönüşümü yöneten önemli bir isimdi. Kaddafi’nin diğer pek çok kadrosu gibi dış müdahalenin
Diktatörler gitti ama kavga bitmedi. Mevcut durum ne emperyalistlerin ne İslamcıların ne de halkların beklentilerini karşılıyor. Libya’da iç savaş, Tunus’ta İslamcı iktidarın seçmene ihaneti, Mısır’da siyasi kriz sahnede
kesinleşmesi ile muhalefet saflarına geçmişti. NİYETLER, KISMETLER Tunus ve Mısır’daki halk hareketlerine hazırlıksız yakalanan emperyalistler Bin Ali ve Mübarek gibi iki sadık işbirlikçilerini gözden çıkarmak zorunda kaldıklarında süreci kontrol altına alabilmek için Libya’da yeni bir müdahale modeli denediler. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde 17 Mart 2011’de “Libya’da sivilleri korumak amacıyla uçuşa yasak bölge oluşturulması” kararı çıkarılarak yabancı müdahalenin önü açıldı. İki gün sonra da Fransa’nın ilk saldırısı ile birlikte NATO müdahalesi gerçekleşti. “İnsani müdahale” adı verilen ve daha önceki “teröre karşı savaş” konseptinden ayrılan bu yeni model müdahalecilik, başarılı
olduğu ölçüde diğer ülkelerde de denenecekti. NATO müdahalesi rejimin çözülmesini ve işbirlikçi bir yönetim oluşturulması için bir alternatif iktidar odağının doğuşunu hızlandırdı. Libya Ulusal Geçiş Konseyi bu şekilde oluşturuldu. Ne var ki, daha Kaddafi devrilmeden pek çoğu Kaddafi’nin has adamlarından oluşan “muhalifler” kendi aralarında iktidar kavgasına tutuştular. İsyancıların komutanı Abdülfettah Yunus “güvenilir” bulunmadığı için bir iç hesaplaşma sonucu Temmuz 2011’de öldürüldü. Kaddafi’yi düşürmek için Kaddafi’nin öldürdüğünden daha fazla sivili katleden NATO ve milisler, yönetim değişikliğinin ardından da barış ve adaleti tesis edemeyince gerek Libya halkı gerek Suriye gibi hedefteki diğer ülke halkları açısından “insani
müdahale” cazip bir seçenek olmaktan çıktı. Suriye muhalefetinin önemli bir bölümünün dış müdahaleye karşı çıkmasında Libya örneğinin rolü büyük. AFGANİSTAN, IRAK, LİBYA 2001’de NATO tarafından işgal edilen Afganistan şimdi ABD liderliğindeki işgal kuvvetlerinin yönetimi Taliban’a terk ederek çekilme planları yaptığı bir bataklık. 2003’te işgal edilen Irak’ta kurulan “kukla Bağdat yönetimi” ABD’ye karşı İran’la birlikte hareket ediyor. Libya ise ulusal birliği, can güvenliğini ve adaleti savunmaktan aciz bir yönetim altında bölünmenin eşiğinde geziniyor. Afganistan ve Irak hezimetlerinin ardından şansını bu kez de Arap baharı vesilesi ile deneyen emperyalist müdahalecilik, krizini bu kez de aşamamış görünüyor.
7
iklim 5 kıta
Kurtarıcı katil ‹nsan Haklar› ‹zleme Örgütü , Libya’da NATO ve milislerin iflledi¤i katliamlar› bir rapor haline getirdi. Rapora göre katliamlar›n araflt›r›lmas› büyük ölçüde engellenirken, ulafl›labilen k›s›tl› bilgilere göre bile Muammer Kaddafi yönetiminin öldürdüklerini kat be kat aflan bir vahflet ve hukuksuzluk tablosuyla karfl› karfl›yay›z. BM ‹nsan Haklar› Konseyi ve Arap insan haklar› gruplar› ocak ve martta yay›mlanan raporlar›nda Kaddafi yönetiminin katliam iflledi¤i haberlerinin büyük ölçüde abart›ya dayal› oldu¤unu belirttiler. Ancak bu raporlar görmezden gelindi. Görmezden gelinen bir baflka fley de NATO’nun hava bombard›manlar› s›ras›nda yaflanan ölümler. NATO katliamlar›ndan biri New York Times’ta mart ay›nda ç›kan bir yaz›yla teyit edildi. 8 A¤ustos 2011’de Misrata ve Trablus aras›ndaki Majer kentini bombalayan NATO’nun en az 34 sivili katletti¤i kesinleflti. Ancak bu konu ne uluslararas› düzeyde ne de Libya’da soruflturuldu. NATO, araflt›rmalar› engelledi¤i için ‹nsan Haklar› ‹zleme Örgütü 10 bin bombard›man uçuflundan ancak 8’ini inceleyebildi. Ve bu son derece s›n›rl› araflt›rmada NATO’nun Libya’da en az 72 sivili öldürdü¤ü ve bunlar›n yar›s›n›n çocuk oldu¤u kesinleflti. Öte yandan ülkede Kaddafi devrilmifl, yeni yönetim için seçimler yap›lm›fl olmas›na ra¤men iç çat›flmalar sürüyor ve milis kuvvetlerinin fliddeti t›rman›yor. Özellikle siyahlar ›rkç› bir fliddete hedef olurken, milisler “güçlerini” savunmas›z sivilleri hedef alarak ispatl›yor.
S. Arabistan’da isyan
S
uudi Kral Abdullah'ın öldüğüne dair haberler yayılırken ve sağlık durumu belirsizliğini korurken, Suudi Arabistan’da yoksul Şii halkın rejime karşı eylemleri hız kazandı. Rejim kitle eylemlerine kurşunlarla karşılık verirken ölüm haberleri de gelmeye başladı. Başbakan Erdoğan’ın “kendi halkına kurşun sıkması” nedeniyle tavır aldığını söylediği Esad’a benzer bir şekilde Suudi rejimine tavır alıp almayacağı merakla bekleniyor.
‘Bağımsız Kıbrıs!’
B
araka Kültür Merkezi, 14 Ağustos'ta yapılacak olan "Bağımsız Kıbrıs" eylemi için Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliği önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi ve eylem çağrısı yaptı. Kıbrıs harekatında TSK'nın Lefkoşa'ye girdiği 14 Ağustos 1974'ün Kıbrıs'ın bağımsızlığı için kapkara bir çiziği temsil ettiği ifade edilen basın açıklamasında "Çağrımız, başka bahçelerde önümüze atılan geçici güzellikler ile yetinmek yerine, kendi bahçemizi kurma, kendi çiçeklerimizi seçme çağrısıdır. Çağrımız bağımsızlık çağrısıdır, çağrımız Bağımsız Kıbrıs çağrısıdır" denildi.
Davutoğlu’nun dramı Türkiye tarihinin en iddialı ancak en başarısız Dışişleri Bakanı kendi durumu için vaktiyle “zaaflı” diye yazmış
Liberal İslamcı ittifakın sonu T
unus’ta 23 Ekim 2011’de yapılan seçimlerde bir koalisyonun büyük ortağı olarak iktidara gelen “ılımlı İslamcı” En Nahda, son dönemde şeriatı temel alan uygulamaları ve otoriter yönelimiyle tepki çekmeye başladı. Kayda değer bir sol ve sendikal bileşenin dahil olduğu halk hareketi Aralık 2010’da patlak verdiğinde sokakta olmayan En Nahda, diktatör Zeynel Abidin Bin Ali’nin düşüşünün kesinlelmesiyle sahneye çıktı. Seçimlerde oyların yüzde
41’ini alarak birinci parti oldu. Ancak, toplumun yarıdan çoğunun kendisine oy vermediğini, sol ve laik kesimlerin kayda değer gücü, aydınların etkisi ve uluslararası baskıları dikkate alarak ılımlı mesajlar verip liberallerle ittifak kurdu. Ancak radikal İslamcıların sokağa inip toplumsal hayata müdahale etmeye başlaması ve Nahda’nın iktidardaki yerini sağlamlaştırmasıyla, işler değişti. İran İslam “Devrim”ini konu alan çizgi sinema Persepolis’i gösteren televizyon kanalı cezaya çarptırıldı. Sanat
sergilerine yönelik saldırılar gerçekleşti, hükümet saldırganları değil sanatçıları uyardı. Bunun üzerine, 4 Temmuz’da liberal partilerin meclisteki temsilcileri, hükümeti düşürmek için bir güvensizlik oylaması örgütleme sürecini başlattılar. Liberallerin “reformcu” görünümlü İslamcılara desteği Tunus’ta da hayal kırıklığı ile sonuçlandı. Ancak bu süreçte İslamcılar güçlerini artırdı. Liberallerin yaşadığı kırılma, sol ve sendikal çevrelerin sokak gücü Tunusluları yeni bir çatışmaya davet ediyor.
Mısır’da ‘kardeş’ kavgası H
alkın yarıya yakınının sandığa gitmediği başkanlık seçimlerinde ilk turda biri Mübarek takipçisi ve diğeri solcu iki adayla başa baş giden ikinci turu da kıl payı kazanan Müslüman Kardeşler adayı Muhammed Mursi başkanlık koltuğuna oturdu. Ancak Meclis’i fesheden ve kendine yasa çıkarma yetkisi veren Yüksek Askeri Konsey (YAK), asıl inisiyatifi Mursi’ye bırakmak istemiyor. Mursi de gerçekten yöneten olabilmek için İslamcı ağırlıklı Meclis’i yeniden
toplamak istiyor. YAK’ın tehditleri karşısında Mursi, destekçilerini eyleme çağırdı. Bu belirsizlik ve kriz ortamının üçüncü bir aktörü daha var. O da siyasal temsil düzeyinde henüz karşılığını üretememiş de olsa sokak hareketinin en etkili gücü olan ve bağımsız sendikalar ve devrimci koalisyonlar kanalıyla mücadele eden emekçiler. Askerler ve İslamcılar politik olarak sadece İslami politikanın düzeyi konusunda ayrışırken, bu üçüncü aktörün bastırılması konusunda ortaklaşıyorlar.
“Basına yayılan ve ‘ezer geçeriz’, ‘bir uçtan girer diğer uçtan çıkarız’ gibi fiili güç dengeleri açısından doğru olsa bile diplomasi psikolojisi açısından doğru olmayan ifadelerin aksine, Türkiye ile Suriye’nin kapsamlı ve total bir çatışmaya girme ihtimali daha düşüktür.” Bu cümleleri şimdinin Dışişleri Bakanı Prof. Ahmet Davutoğlu, Kasım 1998 tarihli TÜSİAD’ın Görüş dergisi için kaleme almış ve devam etmiş: “Bir komşuyu yok saymak ya da sürekli bir gerginlik diplomasisi yürütmek aslında bir zaafın işaretidir. Gergin ilişkilerde inisiyatif kullanabilen taraf aynı zamanda kendine güvendiği ve gücünden şüphe etmediğini de göstermiş olur.” BİR KURBAN ARANIYOR Suriye’nin düşürdüğü Türk jeti ile ilgili olarak, AKP iktidarının iddiaları bir bir yalan çıkıyor. Ahmet Davutoğlu, “Cezasız kalmayacak” demişti. Suriye’ye bir yanıt verilemedi. Uçak vurulduğunda ilk iki gün açıklama yapamayan hükümet, Amerikalılar gelene kadar uçağın enkazını ve pilotlarını bile bulamadı. Ahmet Davutoğlu “Türk uçağı Suriye’den 13 mil açıkta, uluslararası hava sahasında vurulmuştur” demişti. Ancak Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Genelkurmay Sözcüsü Tuğgeneral Baki Kavun ve MİT yetkilileri ellerinde uçağın füze ile vurulduğuna dair bir veri
Yerin altından başkente
İ
spanya’da 23 Mayıs’tan beri grevde olan maden işçileri, 22 Haziran’da başlattıkları “Kara Yürüyüş” ile Madrid’e doğru yol alıyor. İspanya'da maden sektörüne yapılan devlet yardımlarındaki kesintiyi protesto eden Asturias bölgesindeki 80 maden işçisi, binlerce kişiyi işsiz bırakacak plana karşı Madrid’e yürüyor. Madenciler yollarda sürücüler tarafından destekleniyorlar, geçtikleri yerleşim yerlerinde misafir ediliyor. Yaklaşık 450 kilometrelik yolu yürüyerek tamamlamayı planlayan madencilerin 11 Temmuz’da başkentte olmaları bekleniyor.
olmadığını açıkladı. Yani uçak Suriye hava sahasında ve uçaksavar ile vurulmuştu. Rusya ve ABD kaynaklı haberler de bunu doğruluyor. AKP bu açıklaması zor durumun faturasını ödeyecek bir kurban arayışına girişti. Uludere Katliamı’nda da Suriye ile uçak krizinde de birinci derecede rol sahibi olan hava kuvvetleri kurban çıkarmaya en yakın aday. VEZİRLİK İLE REZİLLİK Ancak bu kurban Ahmet Davutoğlu’nu kurtarmaya yetmeyecek. Bütün iddialı duruşuna karşın peş peşe
gelen başarısızlıklar ve altı doldurulamayan sözler Ahmet Davutoğlu’nun prestijini yerle bir etti. Üstelik kimi zaman Akif Beki gibi “teşkilat”ın doğal sözcülerinin de eleştirilerine hedef olan Davutoğlu, Tayyip Erdoğan’ın çekirdek kadrosunda olduğu için fazla dokunulamıyor. Ama Davutoğlu’nu bu dokunulmazlık da kurtarmıyor. Bağımlıyken bağımsız gibi davranmak, güç değilken güçmüş gibi davranmak, yapamayacaklarını yapabilirmiş gibi konuşmak… Önce vezir sonra rezil ediyor.
Peru’da maden savaşı
P
eru’da Newmont şirketi tarafından işletilmek istenen ve Latin Amerika kıtasının en büyük altın madeni olması düşünülen Conda Maden Projesi halkı ayağa kaldırdı. Şirketin yaratacağı istihdamın, doğa ve yaşam alanlarından daha önemli olmadığını söyleyen halk, projeyi destekleyen belediye başkanını protesto etmek için belediye binasına yürüdü. Polis barikatlarını aşan halk, belediye başkanlığını kısa süre işgal etti, ancak polisin saldırısı gecikmedi. Çatışmalarda 3 kişi yaşamını yitirdi, onlarca kişi yaralandı.
6
İNSANCA YAŞAM 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
Engellilerin ertelenen eriflim hakk›, yaflam hakk› Temmuz’da İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde 100 engelli slogan atıyordu. “Erişim haktır engellenemez” diyor, belediyeyi ve AKP’yi protesto ediyorlardı. Engellileri bu kadar öfkelendirense 7 yıl boyunca AKP tarafından oyalanmaları. Engelliler, 28-30 Haziran tarihleri arasında İstanbul’daki Taksim Gezi Parkı’nda nöbet tutmuş, kamusal hizmetlere erişebilmek istediklerini açtıkları masada dile getirmişlerdi. 7 Temmuz’un da önemli bir yeri vardı; çünkü AKP, kentlerin ve kamusal hizmetlerin engellilerin erişebileceği bir biçimde düzenlenmesini öngören bir kanunu 7 Temmuz 2005’te, 5378 sayılı Özürlüler Kanunu’nun bir maddesine ekledi. Ve 2012 geldi çattı. 2005’te öngörülen 7 yıllık süre 7 Temmuz 2012’de son bulacaktı ama 29 Haziran günü AKP’li milletvekillerinin önergesiyle yedi yıllık süre 1+2 yıl daha uzatıldı. Yani kentlerin kamusal alanlarının engellilere uygun hale getirilmesi için AKP “1 yıl sonra olur, olmazsa 2 yıl daha uzatırız” dedi. Yedi yılda AKP, kentlerin engellilere uygun hale getirilmesi için sadece görünür kamusal hizmetlerde düzenlemeler yaptı. Bazı toplu ulaşım araçlarına Alp Tekin engelli rampası konuldu, trafik lambaBabaç ları ve otobüslerde sesli uyarı sistemi getirildi. Bazı merkezi semtlerde, bazı atb@ yaya yollarına rampalar yapıldı. sendika.org AKP’nin belediyeler eliyle gerçekleştirdiği bunca(!) icraat İstanbul’un göbeği Taksim’de yetersiz kaldı. Bunu görmek için engellilerin nöbetinde birkaç saat geçirmemiz yeterli oldu. İlk göze çarpan, 35-40 dereceye varan sıcak havada engellilerin saatlerce su içmemesi. Neden? “Burada engelliler için tuvalet yok. Peki AKP, kenti engellilere uygun hale getirmek için çalışmamış mıydı? Yoksa Taksim’de “Kamusal hizmetlere erişmek istiyoruz” diyerek nöbet tutan engelliler kötü niyetli, AKP’yi yıpratma amacı taşıyan insanlar mıydı? Engellilerin açtığı masa bir nevi bilgilendirme masasıydı, çünkü devlet engellilerle ilgilenmemişti. Engellilere destek verenlerin neredeyse iki katı kadar engelli yakını olup ne yapacağını bilmeyenler ziyaret etti masayı. Gelen sorular genelde çocukların eğitimi ile ilgili veya çalışma yaşantısı ile ilgili sorulardı. Engellilerin masasını ziyaret edenlerin sorunları ve talepleri olduğu çok açıktı ancak AKP’li yöneticiler engellilerin haklı talepleriyle karşı karşıya kaldıklarında sürekli “Sana iş bulduk ya, parasız ulaşım kartın var ya daha ne istiyorsun?” demeyi tercih etti. Böyle çok örnek var ama bir tanesine yer verelim. Halkevleri Engelli Hakları Atölyesi üyesi Mahmut Keçeci, 13 Temmuz 2011 tarihinde İstanbul’daki Osmanbey Metro İstasyonu’nda herhangi bir tedbir olmamasından dolayı raylara düştü; ayağı iki yerden kırıldı. Keçeci, Büyükşehir Belediyesi’ne dava açtı. Büyükşehir Belediyesi’nin savunması şu şekilde oldu: “Kazaya, görme engelli Mahmut Keçeci'nin tek taraflı kusurlu ve tedbirsiz davranışı ve özürlü olarak trafik kurallarına uymayışı, gerekli dikkat ve özeni göstermemesinden kaynaklanan sebepler etkili olmuştur.” Hatta belediye, Keçeci’nin parasız ulaşım hakkı bulunmasını da verdikleri bir lütuf olarak gösterdi. Keçeci’nin parasız ulaşım kartı olması nedeniyle kovuşturmaya taraf olamayacağını ima etti. Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz demişler. AKP’ye göre, engelliye iş vermek de lütuf, otursun işini yapsın, başka bir şeyle ilgilenmesin. İnanmayan Sağlık Bakanı Recep Akdağ ile Batman’daki görme engelli taşeron sağlık işçisi arasındaki diyaloğa baksın. Taşeron sağlık işçisi seçim nedeniyle Batman’a gelen Sağlık Bakanı’nı görüp sıkıntılarını anlatıyor: -Biz burada asgari ücretle çalışıyoruz. Koşullarının iyileştirilmesini istiyoruz. Müteahhit şirketlerin elinden ne zaman kurtulacağız? Bakan durur mu hemen yapıştırır hakareti: -Gözlerin görmediği halde sana iş vermişiz. Daha ne yapalım. Müteahhit şirketlerin yanında çalışmaya devam edeceksin. Lütufçu Bakan Akdağ böyle derse ona bağlı İl Sağlık Müdürü ne yapar? 29 Ağustos-9 Eylül arasındaki Londra Olimpiyat Oyunları ve Paralimpik Oyunları’nda Türkiye’yi temsil etmeye hazırlanan Görme Engelliler B1 Futsal (Salon futbolu) milli takım kaptanı Hüseyin Eldeş’e çalıştığı hastaneden ve İl Sağlık Müdürlüğü’nden izin çıkmadı. Oysa Eldeş, 2007’den bu yana Futsal milli takımındaydı ve olimpiyatlara katılamadı. Eldeş, izin için başvurduğunda aşağılandığını iddia etti. Eldeş’in iddiasının doğru olup olmadığını sizlere bırakıyorum. Engelliler açısından tablo net, AKP “yeni lütufları bekle” diyor ama ne kadar? Engelliler, kamusal hizmetlere erişimini ne kadar erteleyebilirler? Türkiye Sakatlar Derneği Genel Sekreteri Ali Güler’e kulak verelim: “Hizmetlerin engellilere uygun hale getirilmesinin ertelenmesi, engellilerin yaşam hakkının ertelenmesi anlamına gelir, çünkü yaşamak için çalışmak lazım, barınmak, beslenmek, ısınmak, eğitim, sağlık, ulaşım hepsi lazım. Her şeyden önce tüm bunlara ulaşmak lazım.”
7
Kütahya’da ulaşım zammı tepkisi
‘Allah değil TOKİ öldürdü’ ‘Zabıtayı diktiler, elektriğimizi kestiler, zorbalıkla evimizi aldılar, bu dairelere tıktılar, borçlandırdılar, yetmedi canımızı aldılar. Allah değil, TOKİ öldürdü” diyen Ayşe Teyze, AKP’nin ‘Afet riskine karşı TOKİ’ formülünün sular altında kaldığını ilan ediyordu
A
KP iktidarınca “afet riskine karşı çözüm” olarak sunulan, sağlamlığı yerlere göklere sığdırılamayan TOKİ’ye Afet Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle birlikte kentlerdeki tüm dönüşüm projelerinin anahtarı teslim edilmişti. TOKİ’nin Batman’da 2006’da yaşanan sel felaketinde 11 kişinin mezarını inşa ettiği de Kütahya Simav’da fay hattı üzerine konut inşa ettiği de unutturulmuştu. TOKİ, Samsun Canik’te de Kuzey Yıldızı Konutları ile Karadeniz’in en büyük projesini başlatmış, proje “örnek” ve “parmakla gösterilecek” denilerek parlatılmıştı. Canik Belediye Başkanı Osman Genç, Tayyip Erdoğan’ın elinden “Türkiye belediye projesi şampiyonu” ödülünü alırken “Bizim için önemli olan insan” demişti. Onu Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar “Canik'te halkımız için çağdaş bir yaşam alanı oluşturacağız” sözleriyle desteklemişti. Körlerin sağırların birbirini ağırladığı bu tablo, 3 Temmuz akşamı başlayan sağanak yağış ve ardından gelen sel ile birlikte sona erdi. Sel sonucu sular altında kalan sadece iki ırmağın birleştiği alana inşa edilen TOKİ konutları değil, AKP’nin ülkenin dört bir yanında yürüttüğü rant odaklı kentsel
dönüşüm politikaları oldu. 6’sı çocuk 11 kişi, AKP tarafından göz göre göre katledildi! TOK‹’Y‹ AKLA, FELAKET‹ SAKLA AKP, sebep olduğu her felaket sonrasında olduğu gibi bakanlarıyla bölgeye gitti ve kendisini aklama çalışmalarına başladı. Kimisi “Allah’ın gazabı” dedi, kimisi “kader”. Bir diğeri “daha fazla insanın ölümünü engelledik” açıklaması yaptı. Kamuoyunun ilgisi seferberlik ilan edilen bölgeye çekilirken, Romanların yaşadığı Yavuz Selim Mahallesi gözlerden uzak tutulmaya çalışıldı.
Elektriğin, suyun kesildiği, yaşanmaz hale gelen mahalleye sadece iki Kızılay görevlisi gönderildi. Onlar da öfkeli mahalleli tarafından “İnsanların canlarıyla oyun oynuyorsunuz. Felaketten sonra dönüp bakmıyorsunuz bile. Defolun gidin” sözleriyle kovuldu. Halk, kendi enkazını yine kendisi kaldırdı. AYfiE TEYZEN‹N A⁄ITINDAK‹ AKP İki torunu ve bir çocuğunu TOKİ konutlarında yitiren Ayşe Yazıcı ağıtlar içerisinde özetliyordu AKP’nin kentsel dönüşüm politikasını: “Bize zorla imza attırdılar.
Evlerimizi zorbalıkla ellerimizden aldılar. Evleri boşaltmayınca ikide bir zabıtayı diktiler kapımıza, elektriğimizi kestiler. Sonra bu kapıcı dairelerine tıktılar. TOKİ müdürüne ‘bu evde inek bile yaşamaz’ dedim. Yetmedi, bir de borçlandırdılar. 750 liraya ev geçindirilir mi? O da yetmedi canımızı aldılar. Benim oğlumu, torunlarımı Canik Belediye Başkanı Osman Genç ve TOKİ öldürdü. Bize Allah değil, Osman Genç etti ne ettiyse.” Erdoğan Bayraktar’ın “Allah’ın gazabı” sözlerine tepki gösteren bir diğer Canikli Refik İdik, “İki metre yer daha fazla sat-
mak için dere yatağını daralttılar. Daraltınca dere yatağından gelen sel konutları vurdu. Allah’ın değil, Albayraklar’ın gazabı, TOKİ’nin gazabı. Yalandan yere dinle siyaset yapmasınlar” dedi. YA⁄MURDAN DE⁄‹L, HALKTAN KAÇTILAR Tepkiler, 5 Temmuz günü bölgede inceleme yapan bakanlar Erdoğan Bayraktar, Veysel Eroğlu ve Suat Kılıç yaptıkları ortak basın toplantısında da ortaya çıktı. Üç bakanın tek ağız ile konuştuğu toplantıda Erdoğan Bayraktar’ın konuşması selzedelerin tepkileri ile sık sık yarıda kesildi.
YEN‹ MEZARLAR ‹NfiA ED‹L‹YOR AKP’nin ve TOKİ’nin rant açlığını ne sel durdurabildi ne de can kayıpları. Kuzey Yıldızı Konutları’nın birinci etabındaki iş makineleri, arama kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmaları yaparken; ikinci etabındaki iş makineleri konutların inşasını sürdürdü. Halkın Sesi’ne konuşan bir Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) yetkilisi, en az 4 binanın temelinde hasar tespit ettiklerini, ancak insanların yine de bu binalara yönlendirildiğini aktardı. Çarşamba ilçesinde de belediyenin TOKİ ile birlikte inşa ettiği konutlar da felakete çağrı yapıyor. Yeşilırmak’ın 100-150 metre yanına inşa edilen konutlar, toprak ve taşların üst üste yığılmasıyla yapılmış 3 metrelik duvarlar ile korunmaya çalışılıyor. Konutlarda oturan Ramiz Genç adlı vatandaş, “Can güvenliğimiz falan yokmuş. Bu konutlardan ayrılmak istiyoruz. Hem borçlandırıyorlar, hem de paramızla öldürüyorlar” diyordu.
‘Ölümlerin sorumlusu AKP’ AKP’nin kentsel dönüflüm politikalar›n›n Samsun’daki son cinayetine sessiz kal›nmad›. Ankara’da Bar›nma Hakk› Meclisi, Baflbakanl›k önünde sorumlular›n istifas›n› istedi. Kentsel dönüflüm politikalar›n›n yanl›fll›¤›n› defalarca söylediklerini hat›rlatan Meclis üyeleri, TOK‹ konutlar›n›n ba¤›ms›z bilirkiflilerce incelenmesini,
sa¤l›ks›z olanlar›n boflalt›lmas›n› ve yürürlükte olan Afet Yasas›’n›n iptal edilmesini talep etti. ‹stanbul Halkevleri de Taksim Tramvay Dura¤›’ndaki bir bas›n aç›klamas› gerçeklefltirdi. ‹stanbul Halkevi Baflkan› Özge Ozan taraf›ndan yap›lan aç›klamada “TOK‹ canavar›n› yaratan, kentlerimize
bakt›¤›nda sadece sermaye için rant alanlar› gören, Afet Yasas› ile kentsel y›k›m› bafllatan AKP ölümlerin sorumlusudur” denildi. Kentsel dönüflüm projeleri ile bar›nma hakk›n›n yok edildi¤ini söyleyen Ozan, Erdo¤an Bayraktar’›n görevden al›nmas›n›, TOK‹’nin yetkilerinin sona erdirilmesini talep etti.
Ekmeğin terazisi hileli S
ofralarımızın vazgeçilmezlerinden olan ekmek, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın düzenlemesi ile 1 Temmuz tarihinden itibaren “gizli zam”lı olarak satışa sunuldu. Daha önce 300 gramı 70 kuruş ile 1 lira arasında satılan ekmeğin gramajı 250 grama indirildi, fiyatı ise aynı kaldı. Böylece gram başına düşen fiyat arttı ve ekmek zamlanmış oldu.
ZAM KURNAZLI⁄I ‹LK DE⁄‹L Gizli zam, halkın gündelik yaşamında kolayca fark edemeyeceği bir biçimde zam politikasını yürütmek anlamına geliyor. AKP’nin çokça kullanma yoluna gittiği gizli zamma göre, fiyatlandırılmada değişikliğe gidilmiyor, ancak satışa sunulan ürün ya da hizmetin niteliğinde
ve niceliğinde oynamalar yapılıyor. Ekmeğe yapılan gizli zammın bir benzeri, doğalgaz ve elektrik faturalarında halkın karşısına çıkmıştı. Doğalgaz şirketleri, gazdaki genleşme miktarını hesaplayarak kullanım değerinden düşürmüş ve bunu faturalara yansıtmıştı. Doğalgaz bedelinin aynı göründüğü faturalarda, kullanılan metreküp değerinin azaldığı dikkat çekmişti. Elektrik faturalarındaki gizli zam da Elektrik Mühendisleri Odası’nın açıklaması üzerine ortaya çıkmıştı. Buna göre 2012 başında kayıp-kaçak bedelinde yüzde 16, net enerji bedelinde yüzde 1,5 oranlarında yaşanan düşüşlere karşın, dağıtım hizmet bedelinde yüzde 20,7, perakende hizmet bedelinde de yüzde 7 artış
A
nkara Mamak Belediyesi’nin 2011 yılı içinde 51 parka baz istasyonu kurulmak üzere ihale açması ve ihaleleri kazanan şirketlerin, gizleme yöntemlerini de kullanarak baz istasyonlarını kurması, halk engeline takılmıştı. Mamak Halkevleri’nin çağrısıyla fiili mücadeleye başlayan halk, çeşitli mahalle toplantıları ve eylemler düzenlemiş, kimi parklarda baz istasyonlarını kullanılmaz hale getirmişti. Fiili mücadelelerinin sonucunda kurulan baz istasyonlarının çalışmasını engelleyen Mamak halkı, hukuki mücadelelerinden de
Yeni sigorta yükü S
yapılmıştı. Böylece halka “indirim” diye sunulan uygulamanın, aslında “zam” anlamına geldiği ortaya çıkmıştı. G‹ZL‹ OLMAYANI DA YOLDA Öte yandan Ramazan ayı öncesi gizli zamma uğrayan ekmeğe “açık zam” da yolda.
Ekmek Sanayi İşverenler Sendikası Başkan Yardımcısı Çetin Keçeli, buğdaydaki taban fiyatın eylül ayından itibaren periyodik olarak artacağını, artışın una yansıyacağını ve böylece fiyatlarda yüzde 10-15 oranlarında zam yapılabileceğini dile getirdi.
Mamaklı baz istasyonuna direndi ve kazandı
K
ütahya’da belediye şehiriçi ulaşıma zam yaptı. Buna göre elektronik kartlarda tam; 1,45 liradan 1,50 liraya üniversite öğrencisi bileti 1 liradan 1,20 liraya, ilköğretim ve lise öğrencisi bileti 85 kuruştan 1 liraya, tek kullanımlık bilet ise 1,60 liradan 1,70 liraya yükseldi. Üniversiteliler ve kent halkı, belediye tarafından özel halk otobüsü fiyatlarına yapılan zamma karşı eylem yaptı. Ulaşıma yapılan zammı protesto eden Dumlupınar Üniversitesi öğrencleri, Cumhuriyet Caddesi’nde “Müşteri değil öğrenciyiz” pankartı açarak Zafer Meydanı’na yürüdü. Öğrenciler, yüzde 20 ile üniversite öğrencilerine yapılması ve zammın öğrenclerin kentte olmadığı bir dönemde yapılmasının dikkat çekici olduğunu söyledi. Yapılan zamlarla Kütahya’da ulaşımın bedelinin büyük şehirlerdekini aratmadığını söyleyen üniversiteliler, “Taleplerimiz karşılanana kadar eylemlerimizi sürdüreceğiz” dedi. Üniversiteliler, zamların iptal edilerek sefer sayılarının artırılmasını, toplu taşıma araçlarının denetime tabi tutulmasını ve insanca ulaşım hizmetinin sağlanmasını talep ediyor.
Konuşamayan Bayraktar’ın imdadına yetişen Veysel Eroğlu, “Hadi gidelim yağmur yağıyor” diyerek basın toplantısını sonlandırdı. Bakanlar şemsiyelerinin altında araçlarına binerken, halk enkazıyla ve öfkesiyle baş başa bırakıldı.
ÇA⁄LAR ÖZB‹LG‹N
kazanımla çıktı. Baz istasyonlarına karşı açılan 10 davadan 5’i sonuçlandı. Ege Mahallesi’ndeki iki, Yeni Bayındır ve Saimekadın mahallelerindeki bir baz istasyonuna iptal kararı verilirken, Kutlu Mahallesi’ndeki bir baz istasyonunun da yürütmesi durduruldu. ‘MAHKEME KARARI UYGULANSIN’ Mahkeme kararlarının ardından Kaymakamlık’a giden Mamaklılar, bir basın açıklaması düzenleyerek mahkeme kararlarının derhal uygulanmasını ve baz istasyonlarının sökülmesini istediler.
Mamaklılar adına basın açıklamasını okuyan Samet Uslu, parklara baz istasyonu kurmanın hukuksuz olduğunun altını çizerek, “Parklara baz istasyonu çocuklar için patlamış lağımdan daha tehlikelidir. Karşı durduk, birlik olduk, ses çıkardık ve kazandık” dedi. Mamak Belediye Meclis üyesi Yusuf Sağlık da belediyenin parkları şirketlere peşkeş çektiğini, ancak halkın bu oyuna gelmediğini söyledi. Ege Mahallesi muhtarı Ali Kahraman da halkın sağlığını bozduğu defalarca açıklanan baz istasyonlarına karşı mücadelelerini sürdüreceklerini açıkladı.
ağlıkta Dönüşüm Programı, hizmetlerin paralılaşması ile adım adım ilerliyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), yayımladığı bir genelge ile “Tamamlayıcı veya Destekleyici Sağlık Sigortası Uygulamaları”nı başlattı. Uygulamaya göre SGK tarafından karşılanmayan veya SGK tarafından sigortalılara verilmeyen sağlık hizmetlerini almak isteyenler, para ödeyerek tamamlayıcı ve destekleyici sigorta yaptıracak. Sigorta, muayene bedeli ile reçete bedelini de halkın sırtına yükleyecek. Genelgeyi değerlendiren Türk Tabipleri Birliği, (TTB) düşük standartta olan ve SGK Temel Teminat Paketi’nde yer alan sağlık hizmetleri için yine vatandaşlardan para alınmasının kabul edilemez olduğunu söyledi. TTB, AKP’nin vaatlerinin aksine Genel Sağlık Sigortası’nın vatandaşların ihtiyaç duyduğu tüm sağlık hizmetlerini asla kapsamayacağının da altını çizdi.
7
İNSANCA YAŞAM 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
Eğitimde kavga sıkı başladı Tüm itirazlara ra¤men AKP’nin mecliste ve sokakta zorbal›kla alelacele yasalaflt›rd›¤› 4+4+4 e¤itim sistemine karfl› hemen her gün farkl› bir kentte tepkiler yükseliyor. Okullar›n›n da¤›t›l›p imam hatip yap›lmas›na karfl› veliler, ö¤retmenler, ö¤renciler
H
alkevleri Eğitim Hakkı Meclisi’nin çağrısıyla veliler, öğretmenler, akademisyenler, öğrenciler, gazeteciler ve kurum temsilcileri, 4+4+4 eğitim sistemini birlikte durdurmak için yan yana geldi. Halkevciler bu toplantıyla 4+4+4 yasasının iptali için ülke çapında bir imza kampanyası başlatacağını duyurdu. Kampanyanın duyurusu için Makine Mühendisleri Odası’nda yapılan toplantıda ilk sözü Halkevleri GYK üyesi İlknur Birol aldı. Piyasanın istediği insan gücünü yetiştirmeye odaklı bir eğitim sisteminin kurulduğunu söyleyen Birol, Başbakan’ın ifadesiyle “dindar, kindar” ve hiçbir şeye sesini çıkarmayan bir neslin yetiştirilmek istendiğini vurguladı. Gazeteci yazar Mustafa Sönmez, yasa karşısında susanların uygulama sırasında bizzat yaşayıp karşı duracaklarına dikkat çekerek bu nedenle bugünden elbirliği yapıp bu çarkın karşısında durulması gerektiğini söyledi. ‘MEB YALAN SÖYLÜYOR’ Etütlü okulların velileri adına konuşan Fatma Tahmaz, Milli Eğitim Bakanlığı’nın (MEB) “ayrıcalıklı” olarak tanımladığı etütlü okulların bu yasa kapsamında kapatılmasıyla birlikte birçok çalışan anne babanın çocuklarına nasıl bakacakları sorunuyla yüzyüze kaldığını söyledi. Bu okulların ayrıcalıklı olarak tanımlamasına da itiraz eden Tahmaz, bu okulların başlangıçta dört duvardan oluştuğunu ve velilerden toplanan paralarla inşa edildiğini belirtti. Öyle olmasa bile bu okullarda tüm çocukların eğitim görmesinin hakları olduğunu söyleyen Tahmaz, herkesi yasaya karşı mücadele etmeye çağırdı. ‘HER İŞYERİ BİR İMZA MERKEZİ OLMALI’ Basın toplantısının ikinci bölümündeki forumda söz alan Enerji-Sen Genel Başkanı Kamil Kartal, AKP’nin toplumun her kesimine ayrı ayrı saldırdığını ve bu saldırılara ortak yanıt vermenin önemli olduğunu, her işyerinin her okulun imza toplama yeri haline getirilmesi gerektiğini belirtti. Gazeteci Şükran Soner, eğitimdeki piyasalaştırmanın adım adım hayata geçirildiğini söyleyerek 4+4+4 eğitim sisteminin uygulamalarına dönük toplu davalar açılması gerektiğine dikkat çekti. Ailelerin 6 yaş altındaki çocuklarını okula göndermek istemediklerini söyleyen Soner, çocuğu 5 yaşında okula göndermenin bilimsel olarak
okul önlerinde, milli e¤itim müdürlüklerinde eylemler yap›yor. Bugüne kadar en az 14 ilde veliler, okullar›n da¤›t›lmas›na karfl› eylem yapt›. ‹stanbul’da farkl› okullardan veliler, ‹l Milli E¤itim Müdürlü¤ü önünde ve kentin merkezlerinde bir araya geldi. Ey-
lemlere “imamlarla yönetilmek istemiyoruz” diyenler de imam hatiplere karfl› olmad›¤›n› söyleyenler de kat›ld›. Gerici, piyasac› e¤itim sistemine karfl› Halkevleri de tüm ülke çap›nda ‘4+4+4’ ü durdural›m’ ça¤r›s›yla bir kampanya bafllat-
yanlış olacağını belirtti. 2000 KİŞİDEN 3500 DİLEKÇE! Küçükçekmece İç Dış Kumsal Derneği adına söz alan ve veli olarak da deneyimlerini paylaşan Türker Taşdöğen, okullarının imam hatip okuluna dönüştürüldüğünü, yetkililerin bunun bir talep sonucu olduğunu söylediğini ancak 2000 kişilik yerleşim yerinde 3500 kişinin imzalı dilekçe verdiğini söyleyerek yalanlarını ifşa ettiklerini belirtti. VELİLER ÖRGÜTLENİYOR Ümraniye Elmalıkent velileri adına konuşan Hamza Yusufoğlu, bu yasa ile ilgili halkın tüm kesimlerine ulaşılması gerektiğini söyledi. Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği adına konuşan Aydın Deniz şöle konuştu: “Zorunlu din derslerine hayır derken şimdi karşımıza 4+4+4 gibi bir şey çıktı. 8 yaşındaki kızımla sokak sokak imza toplamaya çıkacağım. Bu süreçte zorunlu din dersine karşı mücadele eden Alevi Bektaşi Federasyonları ile de irtibata geçilmeli.” İHD İstanbul Şubesi’nden Hulusi Zeybel, İHD’de eğitim komisyonlarında çalışmalar yürüttüklerinden ve her ilçede okuluma dokunma inisiyatifleri kurulması gerektiğinden bahsetti. Akademisyen Mehmet Türkay, AKP’nin neoliberal, faşizan ve muhafazakar bir sistem kurmaya çalıştığını, 4+4+4’ün bunun bir parçası olduğunu ve Halkevleri’nin bu sistemi durdurmaya dönük çalışmasını son derece önemli bulduğunu ancak bu çabanın daha geniş bir ağla büyümesi gerektiğini söyledi. Kampanyaya 17 okuldan veliler, 9 Alevi ve yöre derneği, Öğrenci Kolektifleri, DİSK Bölge Temsilciliği, TMMOB İstanbul İKK Temsilciliği, İHD, Enerji Sen, Eğitim Sen temsilcilerinin yanı sıra akademisyen Mustafa Sönmez, Mehmet Türkay, Atilla Özsever, Yasemin Özdek, Beyza Üstün, Mübeccel Karabat ve Cumhuriyet gaztesi yazarı Şükran Soner destek verdi.
Halkevleri’nden dört dörtlük eylem M
illi Eğitim Müdürlüğü’nün önü son birkaç haftadır okullarının dağıtılmasına karşı düzenlenen eylemlere sahne oluyordu. Ancak bu kez eylem müdürlüğün içine taşındı. 9 Temmuz’da Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi 4+4+4 çalışmalarına engel olmak için İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nde eylem yaptı. 40 Halkevci, Müdürlüğe girerek "4+4+4'ü durdurmaya geldik / Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi" yazılı bir pankart açtı. Veliler, öğrenciler ve öğretmenlerden oluşan eylemciler İstanbul’da 71 okulun imam hatip ortaokuluna dönüştürüldüğüne dikkat çekti ve şunları söyledi: “Günlerdir veliler, öğretmenler, öğrenciler okullarının dağıtılmasına karşı topladıkları dilekçelerle buradaydı. Müdürlük itirazları dikkate almadı.” “SÖYLEYECEK SÖZLERİ VARSA ÇIKSINLAR KARŞIMIZA!” Eylemciler içinden bir öğretmen “İl Milli
Ankara Batıkent İlköğretim Okulu’nda çocuklarının uzak okullara gönderilmesine karşı çıkan veliler, yüzlerce dilekçeyi Ankara Valiliği’ne iletti. Basın açıklamasında konuşan Süheyla Taştan, AKP’nin ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın velilerin, öğretmenlerin ve öğrencilerin taleplerine göre değil, keyfiyete göre hareket ettiğini söyledi. Taştan, “Bizler anne babayız. Çocuklarımızın geleceğinin karartılmasına izin vermeyiz. Taleplerimiz yerine getirilene kadar, okullarımızı geri alana kadar mücadelemizi sürdüreceğimizi ilan ediyoruz” dedi.
‘Engelliler okumasın’ İstanbul Sarıyer’deki Mehmet-Sevim Ulusal İlköğretim Okulu’nun imam hatip orta okulu yapılması kararına karşı veliler 10 Temmuz’da eylem yaptı. Engelli annesi Arzu Şahin, çocuğunun bu okulda rahatça hareket edebildiğini belirterek, diğer okullarda bütün gün çocuğunun başında beklemek zorunda kaldığını ifade etti. Halkevleri Engelli Hakları Atölyesi’nden Mahmut Keçeci, “Engellilere yönelik bölgedeki tek okulun imam hatip yapılması, engellilerin eğitim hakkının gaspıdır” dedi. Okullarının neden imam hatip yapıldığını soran velilere Milli Eğitim Müdürlüğü, “Okula az kayıt var” yanıtını vermiş ve okulun imam hatipe uygun olduğu söylemişti. Oysa bu sene 120 kayıt yapılan okula geçen sene 67 kayıt yapılmıştı.
Eğitim Müdürlüğü’nden bir mülki amir buraya gelip ‘Ne diyorsunuz, talebiniz ne?’ diye sormuyor. Okulları dağıtanlar, öğretmenleri, öğrencileri, velileri bu eğitim sistemiyle karşı karşıya bırakanlar burada yok. Söyleyecek sözleri varsa çıksınlar karşımıza” dedi. Halkevciler müdürlük çalışanlarını da eyleme çağırdı: "Kalemlerinizi bırakın, çocuklarınızın geleceği için eyleme katılın." ÜZMEZ'İ VE BAYRAKTAR’I YAKALAYIN Müdürlüğe gelen polis, Halkevcilere “Amacınıza ulaştınız artık eylemi bitirin” dedi. Halkevciler ise “4+4+4 eğitim sitemi iptal edilence amacımıza ulaşacağız” yanıtını verdi ve devam etti: “Gidin seldeki ölümlerin sorumlusu Bayraktar’ı, çocuk tacizcisi Hüseyin Üzmez’i yakalayın.” İki saate yakın bekleyişin ardından bina içine giren çok sayıda çevik kuvvet polisi, 34 Halkevciyi zorla gözaltına aldı. Halkevcilere polis araçlarında plastik kelepçe takıldı, şiddet araçlarda da sürdü.
‘Okulumuzu ver-me-yiz!’
Veliler birleşti valilik sıkıştı
VALİ YARDIMCISININ 4+4+4 İTİRAFI Velilerin görüştüğü Vali yardımcısı 4+4+4 eğitim sisteminden dert yanarak sorunların çözümünde sıkıştıklarını ve önümüzdeki aylarda sorunların daha da büyüyeceğini itiraf etti. Veliler ve Eğitim-Sen üyesi öğretmenler, sürecin takipçisi olacaklarını ve 4+4+4 eğitim sistemi henüz hayata geçmeden çöpe atılacağını söyledi.
t›. Halkevleri, gerici piyasac› e¤itim sisteminin yaratt›¤› y›k›ma karfl› parça parça yükselen mücadeleleri, 4+4+4 sistemini çöpe atmaya yönelik bütünlüklü ve cüretkar bir karfl› ç›k›fla dönüfltürmeyi hedefliyor
Okullarına sahip çıkanlar Okullar imam hatipleşirken, veliler susmuyor, bir araya geliyor. Okul önlerini, milli eğitim müdürlüklerini, eylem alanına çeviren veliler karanlığa teslim olmuyor
Dört okulun velileri bir arada İstanbul Anadolu Yakası’nda dört okulun velileri, okullarında imam hatip ortaokulu kurularak ikili eğitim verilmesine karşı Milli Eğitim Müdürlüğü önünde buluştu. Kartal’da bulunan Zekeriya Göçer İlköğretim Okulu velileri okullarının imam hatip ortaokulu yapılıp isminin "Hacı Bektaş-ı Veli İmam Hatip Okulu" olarak değiştirilmesine karşı Eminönü’nden İl Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yürüdü. Milli Eğitim Müdürlüğü önünde Maltepe Orhangazi İlköğretim Okulu, Ümraniye 60.Yıl Meyveli Bahçe İlköğretim Okulu ve Nihat Sami Banarlı İlköğretim Okulu velileri de katılarak 4 okulun velileri birlikte eylem yaptı.
Burada dört okulun velilerinden temsilciler, topladıkları 10 bin imzayı Milli Eğitim Müdürlüğü’ne verdi. Veliler adına konuşan Zekeriya Güçer İlköğretim Okulu velilerinden İdil Yücesoy, Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Mucip Kına ile görüştüklerini söyledi. Kına’nın kendilerine yetkileri dışında olduğunu ve kararın değitirilemeyeceğini söylediğini ifade etti. Yücesoy, “Okullarımıza sahip çıkacağız. İlçe milli eğitimlere, kaymakamlıklara gerekirse Ankara’ya gideceğiz" dedi.
İzmir Gültepe’deki Mustafa Rahmi Balaban İlköğretim Okulu’nun velileri, okullarının imam hatip ortaokuluna dönüştürüldüğünü öğrendi ve hızla bir araya geldi. Veliler, 28 Haziran’da okul önünde eylem yaptı. Çocuklarının geleceği ile ilgili gizli kararlar alındığını, ne kendilerine ne de öğretmenlere danışıldığını söyleyen veliler, okul müdürünün “300 veli imam hatip olması için imza topladı” demesine de dikkat çekti. Bir haftada toplanan 738 dilekçe İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne verildi. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden yanıt gelmemesi üzerine veliler, 3 Temmuz’da müdürlüğe gitti ve dilekçelerin akıbetini sordu. Veliler adına konuşan Serpil Bingöl, 4+4+4 sistemine karşı mücadele edeceklerini dile getirdi.
İmtiyaz değil hak İstanbul’da bulunan 19 etüt ve beslenmeli ilköğretim okulunun yarım gün eğitim vermesi ve imam hatip ortaokuluna dönüştürülmesine karşı veliler eylemlere devam ediyor. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer'in etütlü okullar için ‘belirli seçkin ve imtiyazlı gruba hitap ettiği’ açıklamalarına karşı veliler düzenledikleri eylemlerle bu okulların "imtiyaz değil hak" olduğunu söyledi. Farklı okullardan bir araya gelen veliler 2 Temmuz’da Kadıköy’de eylem yaptı. Okullarında yarım gün eğitim verilmesiyle kadınların çalışma hakkının engelleneceğini söyleyen veliler, "Biz imtiyazlı değil, çalışmak zorunda olan aileleriz" dedi. 28 Haziran’da Halil Türkkan İlköğretim Okulu önünde bir araya gelen veliler de okul önünde kürsü kurup uygulamayı protesto etti.
Gözaltına alınan 34 kişi 10 Temmuz’da Çağlayan Adliyesi’ndeydi. Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi üyelerinin adliyede ifade verdiği sırada dışarıda dayanışma eylemi vardı. Burada Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi adına Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy bir konuşma yaptı. Ersoy, Milli Eğitim Bakanlığı’ndaki eylemi yapanların Türkiye’nin her yerinden yükselen 4+4+4’e isyan seslerinin sözcüsü olduğunu söyledi. Ersoy’un ardından dayanışma eylemine destek veren İstanbul Tabip Odası, İHD, Öğrenci Kolektifleri, ÖDP ve EHP temsilcileri konuşmalar yaptı. Adliye önündeki topluluk bir süre oturma eylemi yaptı ve “Arkadaşlarımızı alana kadar buradayız, onları alıp gideceğiz” açıklamaları yapıldı. Gözaltındaki 34 kişiden 19'u savcılığa ifade verdikten sonra serbest bırakılırken 15 kişi de adlli kontrol talebiyle mahkemeye sevk edildi. Mahkemeye sevk edilenler de tahliye edildi.
İmam hatip promosyonu T
ekirdağ Hayrabolu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, imam hatip reklamcılığına soyundu. Müdürlük, reklam panolarına astığı ilanlarla imam hatiplere kayıt yaptıran öğrencilerin yol, yemek ve eğitim masraflarını karşılayacağını açıkladı. Buhari’nin “Pencere ne kadar büyükse, içeriye ay ışığı o kadar fazla girer” sözüyle süslenen ilanda imam hatip lisesi, “Hayrabolu’da eğitime bir pencere daha açılıyor” denilerek tanıtıldı.
MAKSAT VELİLER BİLGİLENSİN! Hayrabolu Milli Eğitim Müdürlüğü’nü aradık ve bu “özenli” çalışmaları ile ilgili bilgi almak istedik. Adını vermek istemeyen bir yetkiliyle yaptığımız görüşmede, uygulamanın tüm okullar için geçerli olduğunu, eğitimi cazip hale getirmenin normal karşılanması gerektiği yanıtını aldık. Yine de kafamıza takılan bir soruyu sormadan edemedik. “Peki neden bu uygulamanızın tüm okullarda geçerli olduğunu yazmıyorsunuz da, sadece Hayrabolu İmam Hatip Lisesi’nin adını yazıyorsunuz?” diye sorduk. Yetkili, okulun yeni açılmasından dolayı bilgilendirme yapmanın önemli olduğunu, bilgi sahibi olmayan velilere yol göstermenin sorumlulukları olduğunu söyledi. ‘DİNDAR NESİLLER İÇİN’ Eğitim-Sen Tekirdağ Şube Başkanı Erdal Korkmaz Halkın Sesi’ne yaptığı değerlendirmede, Milli Eğitim Bakanlığı’nın tüm okullardaki ihtiyaçları karşılamakla görevli olduğunu hatırlattı, sadece imam hatip liseleri üzerinden çalışma yürütülmesini ideolojik olarak nitelendirdi. “İmam hatiplere yönlendirme kampanyası, söyledikleri gibi dindar ve kindar bir nesli oluşturmak için kullandıkları bir baskı yöntemidir. Önce insanları imam hatiplere çekecekler, sonra da ‘Bakın işte, halkımız talep ediyor’ diyecekler” diyen Korkmaz, ilköğretimlere benzer teşviklerin verilmediğini belirtti. Korkmaz, Eğitim-Sen olarak 4+4+4’e karşı mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceklerini ifade etti.
8
EMEK 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
‘Köprüyü kestik BEDAŞ’ı da basarız’ kitle örgütü temsilcileri de yer aldı. Eylemde DİSK Genel Başkan Yardımcısı Ali Rıza Küçükosmanoğlu’nun Borusan direnişinin kazanıldığını duyurduğu konuşması uzun süre alkışlandı.
ALP TEK‹N BABAÇ
“Burada gerçek anlamda gazetecilik yapamazsın. Çünkü özgür basının olduğu bir ülke değil. Esad'ın adamları alır seni en “sorunsuz” bölgelere götürürler. Şam'ın en güzel yerlerini gezdirirler. Hatta Esad'a sevgi gösterisi yapıldığı yerlerde dolaştırırlar. Esma Esad kucağına iki çocuk alır sever. Sadece bunları görür dönersin” Bu sözler, Habertürk Genel yayın Yönetmeni Fatih Altaylı tarafından, Esad röportajına gitmek isteyen muhabir Amberin Zaman’a aktarıldı. Ona da Türkiye Büyükelçisi Ömer Önhon söylemiş. Altaylı’nın Genel Yayın Yönetmenliğini yaptığı Habertürk’ün merkez binasının hemen yanında 30 Mayıs’tan bu yana enerji işçileri direnişte. 24 saat boyunca, BEDAŞ Genel Müdürlüğü önünde kurdukları çadırda kalan işçiler, her hafta Salı ve Cuma günleri BEDAŞ önüne yüzlerce işçinin katıldığı yürüyüşler yapılıyor. Sağır sultanın duyduğu eylemleri, 20 metre uzaklıktaki Habertürk duymadı. Oysa BEDAŞ önündeki direniş çadırı Türkiye’deki çalışma yaşantısının en “sorunlu” yanlarını da gözler önüne seriyordu. SAYAÇ DE⁄‹L MEYDAN OKUYORLAR Sayaç okuma işinde çalışan Enerji-Sen üyesi enerji işçileri, üç aydır maaşlarını alamadıkları için 21 Mayıs’ta iş bıraktı. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 34’üncü Maddesi’ne göre 21 gündür maaşını alamayan işçinin işe gitmeme hakkı var ve maaşını almadığı süre içinde iş bırakan
İstanbul’da sayaç okuyan enerji işçileri, BEDAŞ’a meydan okuyor. Medyanın yazmadığı Enerji-Sen’in direnişi emek ve demokrasi güçleri tarafından sahipleniliyor
işçi işten çıkarılamaz. 34’üncü maddeden doğan hakkını kullanan 600 enerji işçisinden 124’ü “Mazeretsiz olarak işe gelmedikleri” gerekçesiyle kıdem tazminatsız bir şekilde işten çıkarıldı. 124 Enerji işçisi, işten çıkarıldıktan hemen sonra 30 Haziran günü BEDAŞ Genel Müdürlüğü’nün yolunu tuttu. BEDAŞ önüne kurulan direniş çadırı, Enerji-Sen’in 2011’in Mayıs-Haziran ayları boyunca
DİSK’te Enerji-Sen belirsizliği
kurduğu çadırın aynısıydı. Bölge esnafının da yakından tanıdığı enerji işçileri adeta evlerinde gibiydi. DESTEK BÜYÜYOR Her hafta yapılan kitlesel katılımların olduğu salı ve cuma eylemleri, Enerji-Sen’in Boğaziçi Köprüsü işgaliyle birlikte ivme kazandı. Aynı dönemde Nakliyat-İş üyelerinin Borusan Kültür’ü işgali, Hava-İş üyelerinin Atatürk Havaalanı’ndaki di-
Gerçeklefltirdi¤i direnifller ve örgütlenme çal›flmalar›yla D‹SK’in bayra¤›n› ülkenin dört bir yan›na tafl›yan Enerji-Sen’in D‹SK’e üyelik baflvurusuna dair D‹SK’ten net bir yan›t gelmedi. Enerji-Sen Merkez Yönetim Kurulu 10 Temmuz günü bir aç›klama yay›mlayarak D‹SK’ten net bir yan›t bekledi¤ini kamuoyuna duyurdu. Enerji-Sen, 2010’da yapt›¤› 2. Ola¤an Genel
renişi, emek örgütlerini de hareketlendirdi. Türk-İş Yönetimi’ne muhalif sendikalardan oluşan Sendikal Güçbirliği Platformu 15-16 Haziran’da direnişteki işçilerle birlikte gerçekleştirdikleri ortak eylemleri 6 Temmuz günü BEDAŞ işçileriyle birlikte yaptı. Galatasaray Meydanı’nda başlayan ve 500 işçinin katıldığı yürüyüşte, Taksim Meydanı’nda bir basın açıklaması yapıldıktan sonra BEDAŞ Genel Müdürlüğü
önüne geçildi. Eylemin katılımcıları arasında İstanbul’da direnişlerini sürdüren HEY Tekstil işçileri ve Hava-İş üyesi THY işçilerinin yanı sıra Sendikal Güçbirliği Platformu, KESK İstanbul Şubeler Platfrmu, Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı, İstanbul Tabip Odası yöneticileri, DİSK yöneticileri, DİSK’e bağlı Dev Sağlık-İş ve Sine-Sen yöneticileri, CHP milletvekilleri, siyasi parti ve demokratik
Kurulu’nda D‹SK’e üye olma karar› alm›fl ve D‹SK’e baflvurmufltu. D‹SK’ten 5 ay sonra gelen yan›tta, Enerji-Sen’in baflvurusu reddedilmese de üyelik konusunun 2012 fiubat’›ndaki D‹SK Genel Kurulu’nda görüflülmesi önerilmiflti. Genel kurulda ise EnerjiSen’in baflvurusu reddedilmedi¤i için görüflülemeyece¤i ve konunun yeni seçilecek yönetim kurulu taraf›ndan görüflülmesi ifade edilmiflti. 3 Temmuz
D‹REN‹fi ÇADIRI DEMOKRAS‹ KÜRSÜSÜ KESK İstanbul Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Barış Uluocak’ın konuşması ise BEDAŞ direnişinin, diğer tüm işçi direnişlerinin olduğu gibi kamu emekçilerinin demokrasi mücadelesinin de bir kürsüsü olduğunu ortaya koydu. Uluocak’ın hapisteki KESK yöneticilerine yolladığı selam büyük alkış aldı. Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) adına yapılan konuşmada güvencesizleştirmeye ve iş kazalarına karşı mücadele vurgusu öne çıktı. EMO’nun ilk günden beri direnişin yanında olması, güvencesizleştirmeye karşı mücadele ekseninde mühendislerle enerji işçilerinin benzer sorunlarla karşılaştığına işaret ediyor. Sendikal Güçbirliği Platformu adına yapılan konuşmalarda, sivil havacılık alanındaki grev yasağı ve THY işçilerinin direnişi ön plana çıkarken, hava işçilerinin mücadelesi ile enerji işçilerinin mücadelesinin birbirinden güç aldığı da özellikle vurgulandı. Konuşmaların ardından sendika yöneticilerinin oluşturduğu bir heyet Enerji-Sen Genel Başkanı Kamil Kartal öncülüğünde BEDAŞ yönetimi ile görüştü. Heyet içerdeyken direniş alanındaki işçiler halaylarla ve attıkları sloganlarla seslerini BEDAŞ yönetimine duyurmaya devam etti. Görüşmeden 9 Temmuz’da yeni bir görüşme yapılması kararı çıktı.
günü gerçekleflen D‹SK Yönetim Kurulu toplant›s›nda 4 üye, Enerji-Sen’in üyeli¤i konusunun görüflülemeyece¤ini söylerken 4 üye de üyeli¤in kabul edilmesi gerekti¤ini belirtmiflti. Görüfllerine baflvurdu¤umuz eski D‹SK Genel Baflkan› R›dvan Budak, iflçi s›n›f›n›n örgütlenme ihtiyac›n yo¤un oldu¤u bir dönemde Enerji-Sen’in oyaland›¤›n› ve üyeli¤e kabul edilmesi gerekti¤ini söyledi.
Savcı: ‘Maaş bordrosu yakmışsınız’ K
Zam yaptılar vergiyle aldılar A
KP hükümeti kamu emekçilerine yaptığı yüzde 4’lük zammı, gelir vergisini yüzde 33 oranında artırarak geri aldı. Kamu emekçileri gibi toplu iş sözleşmesi yetkisi bulunana sendika üyeleri de Toplu İş İlişkileri Yasası çıkmadığı için maaş zammı umutlarını TBMM’nin açılacağı tarih olan 1 Ekim’e bıraktı. ZAMMI VERG‹YLE GER‹ ALDILAR Kamu emekçileri 29 Mayıs günü yüzde 4’lük maaş zammıyla sonuçlanan toplu sözleşme sonrasında ilk maaşlarını temmuzda aldı ancak maaşlarının azaldığını gördü. Yıllık geliri brüt on bin liranın üzerinde olan kamu emekçilerinin maaşı üst kademeden gelir vergisi kesintisine uğradı. Gelir vergisi kesintisi yüzde 15’ten yüzde 20’ye çıkarıldı. Kamu emekçilerinin yüzde 80’inin yıllık maaşları brüt 10 bin liranın üzerinde. Toplu sözleşme görüşmeleri sonucu ekim ayındaki yüzde 4’lük zamla birlikte tamamının geliri brüt 10 bin lirayı geçecek. PATRONUN ‹NSAFINA KALAN ZAM Toplu İş İlişkileri Yasası’nın çıkmamasındaki belirsizlik bahanesiyle toplu sözleşme yapabilen kamudaki sendikalı işçilere maaş zammı yapılmadı. Özel sektördeki işçilerin zammı da patronun insafına kaldı. Eski sözleşme devam etse de verilen zamlar enflasyon karşısında eridi. Yasadaki belirsizlik “işkolu barajı konusundaki anlaşmazlık” olarak gösteriliyor. Bu durum, “zamma karşı barajın yüzde 10’da tutulması” pazarlığı olasılığını gündeme getiriyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı, her yılın ocak ve temmuz aylarında işçi istatistiklerini yayınlaması gerekirken son istatistiği Temmuz 2009’da yayımladı. Sendikaların toplu iş sözleşmesi yetkisini belirleyen istatistikler o günden beri bakanlık elinde bir tehdit unsuru.
ESK ve KESK'e bağlı sendikaların genel merkezlerine ve şubelerine 25 Haziran sabahı yapılan polis baskınları sonucu 57 kamu emekçisi gözaltına alındı ve Ankara’ya götürüldü. KESK Genel Başkanı Lami Özgen’in de aralarında bulunduğu kamu emekçilerinden 28’i Ankara Adliyesi’nde çıkarıldıkları mahkeme kararıyla tutuklandı. Tutuklanan KESK’lilerin isimleri: “SES Genel Sekreteri Mehmet Sıddık Akın, Tüm Bel-Sen Genel Sekreteri İzzettin Alpergin, EğitimSen Kadın Sekreteri Sakine Esen Yılmaz, Haber-Sen Kadın Sekreteri Seyran Şık, SES Ankara Şube Yöneticisi Erdal Turan, Eğitim-Sen Ankara 2 Nolu Şube Yöneticisi Aykut Erhan Turgut, Tüm Bel-Sen 2 Nolu Şube yöneticileri Yılmaz Yıldırımcı, Ferruh Çelik, Tarım
Orkam-Sen Genel Başkanı Metin Vuranok, Tarım Orkam-Sen Şube Yöneticisi Mehmet Sezgin İbin, Yapı Yol-Sen Şube Başkanı Mustafa Bozan, BTS eski Genel Başkanı Yunus Akıl, Belgizar Sazak, Mehmet Arda, Osman İşçi, Tarık Kaya, Hanım Koçyiğit, Erdal Yılmaz, Bekir Gürbüz, Sibel Anıl,
Deniz Bozbey, Nihat Kılınçalp.” KESK’lilerin polisteki ifade süreci ve savcılığın sorduğu sorular, KCK adı altında sürdürülen operasyonların amacı hakkında da bilgi verdi. KESK Genel Sekreteri İsmail Hakkı Tombul’a "21 Aralık grevine neden katıldınız?" ve "15 Şubat'taki bordro yakma eylemine
neden katıldınız?" soruları soruldu. Benzer sorular tüm KESK üyelerine de soruldu ve KESK’in, mücadelesinin iktidarı rahatsız ettiği anlaşıldı. Polis sorgusunda KESK Genel Başkanı’na sorulacak soru bulunamaması, operasyonun teknik değil, siyasi bir operasyon olduğu kanısını da güçlendirdi. Emniyet’in soruları savcılıkta “Suçlama” olarak KESK’lilerin karşısına çıktı: "Toplu sözleşme sürecinde grev örgütlemek, 4+4+4 yasasını protesto etmek, Kürt emekçiler olarak toplantı yapmak." KESK’lilerin çıkarıldıkları Ankara Adliyesi’nin önü üç gün boyunca eylem alanını dönerken birçok kentte de KESK’e yönelik operasyonlara tepki vardı. Yalova’daki eyleme polis saldırdı. Birçok KESK üyesi yaralandı.
Grev yasağı borsası A
KP, sivil havacılık işkolunda grevi yasakladıktan sonra şimdi de gözünü borsaya dikti. AKP’nin hazırladığı Sermaye Piyasası Kanunu Taslağı kanunlaşırsa İstanbul Menkul Kıymetler Borsası’nda (İMKB) grev yasaklanacak. Grevin yasaklanması durumunda İMKB’de çalışan Tez Koop-İş üyesi 450 işçi, toplu iş sözleşmelerinde işverenin yoğun baskılarıyla ve dayatmalarıyla karşılaşacak. Tasarı kanunlaşırsa, Tez Koop-İş ile
İMKB arasında 2014’te başlayacak olan toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde Tez Koop-İş en büyük silahından yoksun kalacak. Son olarak Tez Koop-İş ile İMKB arasında çalışanların hizmet ikramiyeleri konusunda bir gerilim yaşandı. Gerilim, 29 Haziran’da İMKB ile Tez Koop-İş arasında mutabakatla sonuçlandı. İMKB, mevcut personele hizmet ikramiyesini 2013 yılına kadar vermeyi kabul ederken, yeni personellere hizmet ikramiyesi verilmesini kabul etmedi. İMKB’de 2007’de grevin eşiğine gelinmişti. 2006 yılında toplu iş sözleşmesi yetkisini alan Tez Koop-İş ile İMKB arasındaki TİS’te anlaşmazlık çıkmıştı. Tez Koop-İş greve çıkmaya hazırlanırken İMKB işçilere yüzde 100 zam yapmıştı. İMKB’deki grev hakkının yasaklanması sonucunda neler olacağını dair bir önek de işçilerin sendikalı olma nedeninde gizli. 2001-2005 yılları arasında hiç zam verilmeyen borsa işçileri Tez Koop-İş’e üye olmaya başlamıştı.
Borusan işçileri kazandı
İ
stanbul’da Borusan Genel Merkezi önünde direnişlerini sürdüren Nakliyat-İş üyesi Borusan işçileri kazanıma ulaştı. 5 Temmuz’da Borusan yetkilileri ile Nakliyat-İş yönetimi arasındaki görüşmede kıdem tazminatlarını ödeyeceğini söyleyen Borusan yetkilileri aynı zamanda sendikalı olduğu için işçiler üzerinde hiçbir baskı kurulmayacağınına dair söz verdi. Kazanımda işçilerin Borusan Kültür’ü işgal etmeleri önemli rol oynadı. İşten çıkarılan 25 işçi 1 Haziran’da direnişe geçmişti.
Soda Kromsan kazandı
1
8 Mayıs 2012 tarihinde greve çıkan Mersin’deki Soda Sanayi ve Kromsam işçileri, 48 gün süren grev sonunda mücadelelerini kazandı. Soda Sanayi ve Kromsan işçilerinin bağlı bulunduğu Petrol-İş ile işveren arasında anlaşmaya varıldı ve grev sona erdirildi. Soda Kromsan işçileri, işverenin 156 liralık ücret zammını kabul etmemişlerdi. Grev sonucunda ücret zammı 213 olarak belirlendi, vardiya ile gece zammı ücretlerinde yüzde 18’lik bir artış sağlandı.
Çapa’da maaş eylemi
İ
ÖGB, polis, patron baskısı sökmüyor
K
ocaeli Üniversitesi’nde Dev Sağlık-İş işyeri temsilcisi Eyüp Dalboy’un 8 Haziran’da başlattığı direniş özel güvenlikçilerin ve polislerin defalarca saldırısına uğrasa da direnişe destek de her geçen gün büyüyor. “Yanınızdayız” diyenlerin ziyaretleri artıyor, işçiler “Direne direne kazanacağız” diyor.
stanbul Üniversitesi (İÜ) Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde 300’den fazla işçi, maaşlarının düşürülmesine karşı eyleme geçti. Hastaneden çıkan işçiler Cerrahpaşa ve Kardiyoloji Hastanesi’ndeki işçileri de eyleme çağırdı. İki hastaneden de eyleme katılan işçiler oldu ve Beyazıt’taki İÜ Rektörlüğü’ne yüründü. Taşişder öncülüğünde yapılan eyleme Dev Sağlık-İş, SES, Tabip Odası yöneticileri ve akademisyenler de destek verdi. İşçilerin Rektörlük önünde beklemesinden bir sonuç çıkmadı.
9
EKONOMİ 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
Gizli para esrarını koruyor S T ENG‹N DURAN
uudi Kralı Abdullah’a Sevda Tepesinde verilen imar izni için yapılan tartışmalar Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın “ama şimdi 10 milyar dolarlık yardım yaptılar hem de paranın zor bulunduğu kriz döneminde” şeklinde savunması ile devam etti. Kaynağı belirsiz para girişleri üzerine uzun zamandır yazan Korkut Boratav “Esrarengiz Döviz Girişleri” başlıklı son yazısı ile birlikte bu tartışmayı somut veriler ile tekrar gündeme getirdi. Suudi Kralı Abdullah’ın parasının peşine düşülmesi ile başlayan tartışmalar sonucunda paranın nerden ve nasıl ekonomiye girdiği henüz eldeki verilerle bulunamadı. Paranın kayıtlı olarak girmediğinin anlaşılması para girişinin olmadığı anlamına gelmiyor çünkü ortada ekonomiye giren bir para var ama giriş yöntemi belli değil. Korkut Boratav, paranın aranacağı yerin ödemeler dengesi kalemleri olduğunu yazmış. Ödemeler dengesi bir ekonominin tüm diğer ekonomiler ile yaptığı hem parasal hem de mal-hizmet alışverişlerinin karşılıklı kayıtlar tutularak gösterildiği bir tablo olarak tanımlanabilir. EV BÜTÇES‹ ÖRNE⁄‹ Gazetemizin geçen sayısında da anlatıldığı gibi ödemeler dengesi hesabını bir evin bütçesi gibi düşünebiliriz. Örneğin evin toplam harcamaları 100 lira olsun ve evde yaşayanların toplam kazançları 90 lira olsun, bu durumda aradaki 10 liranın bir şekilde bulunması gerekiyor ve bu bulunan 10 liranın da hesaplarda tutulması gerekiyor. Böylece haneye giren toplam para ile hane-
ürkiye’ye giren kaynağı meçhul paraya dair Merkez Bankası bir açıklama yaparak meseleyi turizme bağladı ama rakamlar ‘Merkez’i yalanlıyor
Gizemli paran›n kayna¤›na dair iddialar›n oda¤›nda foto¤raftaki Katar Emiri ve Suudi Kral› bulunuyor den çıkan toplam para hem eşit olmalı hem de kaynakları belli olmalı. Ancak toplam borç olarak alınan miktar 8 lira olarak gösteriliyorsa ve ailenin gelir-gideri aynı ise yani 10 liralık bir açık var ise sonuç olarak 2 liralık bir para harcanmış gözüküyor ve nerden geldiği belli değil. İşte, ödemeler dengesinde ortaya çıkan net hata ve noksan kalemi de bu 2 liralık hesabın tutulduğu kalem. Bu net hata noksan kalemi pozitif olursa ekonomiye ya da evin bütçesine kaynağı belli olmayan para girmiş eğer eksi olursa ekonomiden kaynağı ve nasıl çıktığı belli olmayan para çıkışı olmuş oluyor. Ödemeler dengesi kalemlerinden birisi olan net hata ve
noksan kalemi, önceleri kayıtlar tutulurken yapılan hesaplama hatalarından dolayı ortaya çıkan farkları dengeleyen kalem olarak kullanılıyordu. Bu farklar zaman içinde artı ve eksi değerler alarak birbirini götürürdü. Korkut Boratav da artık net hata ve noksan kaleminin kayıt dışı sermaye girişi ya da çıkışı olarak yorumlanması gerektiğini belirtiyor. Çünkü son yıllarda bu hesapta ortaya çıkan miktarlar milli gelire oranla bakıldığında basit olarak hesap hataları şeklinde yorumlanamayacak düzeydeler. Özellikle kriz dönemlerinin ertesinde yaşanan yükselişler dikkat çekici. Dünya ekonomisinin krize girdiği 2008
yılından günümüze kadar toplam gelen kayıt dışı para miktarı muazzam düzeyde. Ekim 2008Nisan 2012 arasında gelen miktar toplam 28,8 milyar dolar. Suudi Kralı’nın 10 milyar dolarının izini bulamazken karşımıza çok daha büyük bir kaynağı belirsiz para çıkıyor. ‘MERKEZ’ UYDURUYOR Kayıt dışı para girişinin net bir açıklaması ekonomi yönetimi tarafından yapılamıyor. Konunun çok tartışılması üzerine Merkez Bankası (MB) bir açıklama yaptı. Kayıt dışı döviz girişleriyle yurtiçinde açılan döviz mevduat hesaplarının artışında paralellik bulunduğunu ve özellikle turizm
sezonunda döviz girişlerinin arttığı ifade etti. MB’nin iddiasına göre sorunun kaynağı yabancı ziyaretçinin döviz kullanarak yaptığı alışverişler. Bu alışverişlerden elde edilen gelir, yurtiçindeki yerleşik kişiler tarafından bankacılık sistemine sokuluyor. Net hata noksan bu nedenle doğuyor. Özetle turist döviziyle alışveriş yapacak, parayı toplayan esnaf da gidip o parayla bankada mevduat hesabı açacak ve kaynağı belli olmayan döviz girişi yaşanacak. MB’nin bu açıklamasının yeterli olması için net hata noksan kaleminin sadece turizm gelirinin olduğu dönemlerde pozitif olması gerekir. Oysa bu doğru değil. Her dönem bu rakam pozitif olabiliyor. Ayrıca, turizm gelirlerinin yaşandığı yaz döneminde bazı yıllarda net hata ve noksan kalemi eksi değer aldı ve kaynağı belli olmayan para çıkışı yaşandı. Örnek olarak 2011 Ağustos ayı, 2009 Ağustos ve Temmuz ayları verilebilir. Sonuç olarak MB’nin net hata noksan için açıklamaları yeterli değil ve var olan gelişmeleri tam açıklayamıyor. Üzerinde uzlaşılan gerçek şu ki Türkiye’ye uzun zamandır kaynağı belli olmayan para girişi yaşanıyor. Bu para girişi kriz sonrası dönemlerde yaşanabilecek ekonomik krizi öteliyor. AKP’nin yurda giren sıcak para konusundaki yaklaşımı, gelen paranın kaynağını araştırmak değil onun yarattığı bolluktan nemalanmak oluyor. AKP’nin, para girişi olmadığı zaman neler olabileceğine dair herhangi bir planı bulunmuyor. Para girişinin durması Türkiye Ekonomisinin en önemli risk kalemi olan cari açığın kapatılmasını imkansız hale getirecek dolayısıyla AKP’nin “borçlan gerisini düşünme” politikası uygulanamaz hale gelecek.
Durmak yok sefalete devam Temmuz ayında asgari ücrete 38 TL zam yapılıyor. Bu zamla barınma ve ısınma için sadece 237 TL ayrılabiliyor! Bir kişinin öğün başı 72 kuruşa doyması bekleniyor
D
Büyümede acı fren T
ürkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)’in açıkladığı verilere göre Türkiye ekonomisi 2012 yılının ilk çeyreğinde (OcakŞubat-Mart) geçen yılın aynı dönemine göre sadece yüzde 3,2 büyüdü. Son dönemlerde her büyüme rakamının açıklanmasından sonra yaşananlar bu sefer tekrarlanmadı. Büyüme rakamları kısa-haber yorumlar ile geçiştirildi. Bu tavır değişikliğinin altında yatan ise büyümenin hız kesmesi oldu. Ekonomideki büyümenin kaynakları, büyümenin hangi kesimleri daha çok etkilediği konusunda gösterge olur. Açıklanan sonuçlara göre 2012 ilk çeyrek büyümesine en büyük katkıyı ihracatın büyümesi yaparken 2009 yılından sonra ilk defa iç talebin büyümeye katkısı negatif oldu. İç talebin durması hatta daralması ekonominin gidişatı konusunda endişeleri artırdı. İç talebin büyümeye katkısının olmaması insanların daha az tükettiği, üretilen ve var olan malları daha az talep ettiği anlamına geliyor. Borçlandırma mekanizmalarıyla ayakta tutulan iç talebin, Avrupa’da krizin derinleşmesi sonucu daralan kredi olanakları nedeniyle daha da düşmesi bekleniyor. İhracat ise ucuz emeğe dayalı rekabet gücüyle sağlanıyor. Bu iki durum dibe vurmuş büyümenin ülke insanı açısından hiçbir getirisinin olmadığı ortaya çıkıyor. 2012 Ocak-Şubat aylarında işsizliğin tekrardan yüzde 10’un üstüne çıkması da bu durumun bir göstergesiydi.
İSK Araştırma Enstitüsü (DİSK-AR)’ın Temmuz ayı için “Asgari Ücretlinin Alım Raporu” yayımladı. Rapor asgari ücret ile çalışan kişilerin geçinme çabalarının giderek zorlaştığını gösteriyor. Temmuz ayı için yapılacak toplam 38 liralık zammın hangi harcama grubunda ne kadar bir artışa olanak sağlayacağı tek tek incelendi. Temmuz zammı ile birlikte asgari ücretle çalışan ve eşi çalışmayan iki çocuklu bir aile günlük gıda harcaması olarak sadece 8 lira 69 kuruş ayırabiliyor. Bu durumda kişi başına 2 lira 17 kuruş düşüyor ve 3 öğünden hesaplarsak kişi başına öğün için 72 kuruş düşüyor. Temmuz zammından önce aynı hesaba göre aynı kişiye öğün başına 66 kuruş düşüyordu. Yapılan zam ile birlikte 6 kuruşluk bir artış yaşandı.
‹fiÇ‹ KARNINI 72 KURUfiA DOYURSUN Asgari ücretlinin barınma için ayırabildiği
Asgari Ücret Tespit Komisyonu 27 Aral›k 2011’de Çal›flma Bakanl›¤›’n›n salonunda asgari ücreti konuflurken Bakanl›¤›n önünde, insanca yaflamaya yetecek asgari ücret talebiyle eylem yapan sa¤l›k iflçilerine polis sald›rm›flt› para aylık 237 lira olur iken aynı raporda belirtilen aylık ortalama kira bedeli 520 lirayı buluyor. Bu duruma göre asgari ücret ile çalışanlar ancak şehrin uzağında, insani koşullardan uzak konutlarda yaşama imkânı bulabilecekler. Raporda
özetle asgari ücretli için uygun görülen 72 kuruş ile karnını doyurmak, bir buzdolabı için 29 ay çalışmak, 237 liraya hem barınmak hem de ısınmak ve çocuk başına 2,5 liralık eğitim harcaması ile çocuklarını yetiştirmek. Asgari ücret belir-
lenirken enflasyon oranının altında mı zam yapılacak yoksa üstüde mi şeklinde tartışmalar, sonucun bu şekilde kötüleşerek devam etmesine neden oluyor. Sonuçta hükümet enflasyon oranından fazla zam yaptı 2012 için asgari ücrete. Bu yanlışın düzel-
tilmesi için asgari ücret belirlenmesinde tek kriterin insanca yaşam koşulları için gerekli miktar olması gerekiyor. Aksi halde kuruş hesapları içinde boğulan asgari ücretlilerin geçim mucizesi raporları yayımlanmaya devam edecek.
Petrol için altın ithali Türkiye’da ihracat›n büyümeye etkisinin yüksek olmas›nda son dönemde gerçekleflen alt›n ihracat›n›n da pay› fazla. Türkiye 2012 y›l›nda ‹ran’a geçen y›la göre yüzde 400 art›flla yaklafl›k 3 milyar dolarl›k alt›n ihracat› yapt›. Bu ihracat art›fl›n›n 2012 büyümesine katk›s› çok yüksek. Örnek olarak ilk çeyrekte bir milyar dolar daha az alt›n ihraç etseydi ekonominin büyümesi yüzde 3,2 de¤il de yüzde 2,6 olacakt›. Ancak alt›n ihracat› da gerçek bir ihracat de¤il. ‹hracat›n yüksek görünmesinin sebebi Türkiye’nin bir süredir ‹ran'dan ald›¤› petrol
karfl›l›¤› fiziki alt›nla ödeme yapmas›. Bunun sebebi ise dünyan›n en önemli para transferi flirketi SWIFT’in, Mart ay›nda ‹ran'a para transferlerini durdurmas›. ‹ran'dan al›nan petrol ve do¤algaz›n paras› Halk Bankas›'nda tutuluyor. Banka bu paray› alt›na dönüfltürerek bazen z›rhl› araçla s›n›rda ‹ran Merkez Bankas› yetkililerine teslim ediyor. Bazen de uçak kargosuyla ‹ran'a gönderiyor. ‹ran’a petrol paralar› alt›nla ödenmeye bafllay›nca Türkiye’nin alt›n ithalat› da f›rlad›. Y›l›n ilk 6 ay›nda alt›n ithalat› geçen y›la göre yüzde 150 artt›.
Samsun’da selde bo¤ulan insanl›k undan yaklaşık bir ay önce ailemi ziyaret için doğduğum, büyüdüğüm şehir Samsun’a gitmiştim. Yaşadığım şehir İstanbul’a gelmek için uçak saatinden bir buçuk saat önce arabayla evden yola çıktık. Şehrin çıkışına doğru birden kendimi İstanbul’da E-5’te trafiğin ortasında kalmış gibi hissettim çünkü arabalar ilerlemiyordu. Kaza ihtimali aklıma geldi ancak biraz gidince yol kenarlarına park etmiş arabalar görmeye başladık. Ablam ile bu durumun nedenini anlamaya çalışırken havai fişekler patlamaya başladı, şaşkınlığımız iki kat arttı. Yavaş yavaş ilerlemeye çalışırken hem bizim şeridimizde hem de karşı şeritte yol kenarlarına park etmiş hem Samsun plakalı hem de civar illerin plakalarını taşıyan arabalar yolu tıkayacak duruma gelmişti. Bahsettiğim yol da Samsun-Trabzon yolu ve deniz kenarında. Biraz ilerleyince havai fişeklerin ışıkları altında bir alışveriş merkeziyle ve arabalarından inip akın akın oraya yürüyen Ordulularla, Samsunlularla karşılaştık. Başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü, Samsun da artık alışveriş merkezleri çemberinin kıskacına takılmıştı. Engin “Alış-Veriş Aşkı” ismi verilen KaraDuran deniz bölgesinin en büyük alışveriş merkezinin açılışına engin.duran istemeden şahit olmuştuk. @yahoo.com Samsun’da yapılan ikinci alışveriş merkezinin insanlar tarafından bu kadar heyecanla ve adeta seferberlik havasında karşılanmasını o gün de hiç anlamamıştım bugün de anlamıyorum. O akşam insanların koşturmacasını, birbirlerini adeta ezercesine alışveriş merkezi açılışına gitmesini sistemin bir başarısı olarak görmüştüm. ‘Bu insanlık ne ara bu hale geldi’ diye hep sordum kendime. Zaten Samsun’un tipik bir inşaat şehri gibi olmaya başladığını uzun zamandır fark ediyordum ancak işin bu kadar vahim duruma geldiğini görememiştim, sanırım uzakta yaşamaktan dolayı. Bana bu yazıyı yazdıran olaya gelirsek, üzerine sel türküleri yazılan Çarşamba’nın bağlı olduğu ili sel almıştı. Mert Irmağı’nın yatağına yapılan TOKİ evlerinde zemin katları su basması nedeniyle insanlar boğularak öldü. Türkiye’nin gündemine bir anda Samsun ve selde yaşananlar oturdu. Çevre ve Şehircilik Bakanı, Samsunlu olan Spor Bakanı, Çevre ve Orman Bakanı üçü bir araya gelerek TOKİ’nin suçu olmadığını, hatta bu bölgenin gecekondu bölgesi olduğunu, yani TOKİ sayesinde birçok insanın ölümden kurtulduğunu söylediler. Bakanları, AKP’yi, Ağaoğlu’nu, gökdelenleri, finansparkları, alışveriş merkezlerini, hepsini düşününce Samsun’da boğulanın sadece 12 kişi olmadığını fark ettim. “Başarı ekip işidir” diyerek dev bilbordlarda poz verenlerin de insanlığı boğulmuştu o sularda. Ekonomiyi, büyümeyi hep yükselen gökdelenlerin ihtişamıyla yorumlayan, bunun için çanak tutan herkes bu sularda boğulmuştu. Şimdi, beni hayal kırıklığına uğratan o alışveriş merkezi de balçık içinde ve belki de bir daha kullanılamayacak. O alışveriş merkezini dağı oyarak, dere yatağını kapatarak yükseltenler, konutları da iki dere yatağının arasına yapanlar kısa zaman sonra yine aynılarını yapmaya uğraşacaklar çünkü inşaat sektörüne dayalı rantın cazibesi çok yüksek. Bir sürü girişimci, AKP yandaşı bir şekilde bu projelerden nemalanıyor. Bu inşaat çılgınlığına dur demek artık sistemi tökezletmek anlamına da gelecek bir bakıma. Çünkü AKP’nin 10 yıldır övündüğü büyüme performansının en önemli kalemi inşaat sektörü. Bu sektör yüzlerce alt sektörü besliyor ve bir de geçici de olsa güvencesiz de olsa ciddi bir iş imkânı oluyor; özellikle gençler için. Görkemli inşaatlarda çalışan işçilerin hiçbiri o sitelere daha sonra gezmeye bile giremeyecekler. Ancak sitede güvenlik görevlisi olabilecekler; o da kurslara gidip sertifika alabilirlerse. Belki de kapıcı olacaklar o bodrum katlarında. AKP’nin büyüme masalını anlatırken iş kazalarında ihmaller yüzünden ölen işçileri bıkmadan hatırlatıyorduk, şimdi inşaat yapımında ölenleri hatırlatmanın yanında artık yapılan evlerde bodrum katlarda boğulan insanları da hatırlatacağız. Son durumda Samsun’da selden dolayı ölenlerin sayısı 12’idi bu sayı balçıklar temizlendikçe artabilir de. Ordu’dan kalkıp çoluk çocuğu ile açılışa gelenleri insanlık için tekrar kazanmalıyız, şunu artık çok net anladık ki o inşaatları yapanlarda insanlık kalmamış. Artık insanlığı havai fişeklerin ışıltısına kapılan, Fransız balkonlu TOKİ konutu hayali kuran halkta aramalıyız ya da kaldı ise var olan insanlığı ortaya çıkarmalıyız. Daha ne kadar insan ölecek ki…
B
GAYRİ SAFİ YURTİÇİ HASILA
B
ir ekonomide belli dönemler için aylık, dört aylık veya yıllık olarak üretilen mal ve hizmetlerin parasal değerlerinin toplamına GSYH denir. GSYH’nin içine dahil olabilmesi için mal ya da hizmetlerin kayıtlı ve parasal ilişkiye dahil olması gerekir. Bu tanımlara uymayan hizmet ve mal üretimleri hesaplanmaz. Örneğin kadınların ev içinde ürettikleri, çevrenin korunması için yapılanlar, çocuk bakıcılığı yapanların hizmetleri pazarda alınıp satılabilen birer ürün olmadığı
için hesaplanmaz. GSYH’de yaşanan artışlar çoğu zaman toplumun bütününü refahının arttığı anlamına gelmez. Ancak sadece ekonomik büyüme odaklı bakış GSYH’deki artışları kutsar fakat GSYH’nin toplam nüfusa bölünmesi ile elde edilen kişi başına GSYH’yi göz ardı eder. Bu duruma en tipik örnek Türkiye’nin toplam GSYH sıralamasında dünyada 17’si sırada yer alırken kişi başına GSYH sıralamasında 68’inci sırada olması verilebilir.
10
KİBELE 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
Kad›nlar sokakta AKP’liler arazi ecep Tayyip Erdoğan’ın “Her kürtaj bir Uludere’dir” sözü AKP’nin kadın düşmanlığının son dönemdeki tezahürü haline geldi. Kadınlar bu sözün basit bir gündem değiştirme taktiği değil yüzyıllardır süregelen kadın bedeni üzerindeki oyunun bugün gelip dayandığı nokta olduğunun bilinciyle o günden beri bıkmadan sokakları doldurup taşırıyor. Çok değil şöyle biraz geriye dönüp AKP’nin son dönemde çıkardığı ve çıkarmak istediği yasalara bir göz atarsak “Kürtaj Yasası”nın aslında ne demek olduğunu çok daha iyi anlayabiliriz. Eğitim, afet, istihdam ve kürtaj… AKP hükümeti son dönemde üretim ve yeniden üretim alanlarının tamamının rejimin ihtiyaçlarına yönelik dönüşümünü yasalarıyla güvence altına alıyor. Eğitim ve istihdam yasasıyla yaratmak istediği gerici, güvencesiz ve sermayeye biat eden işçileri, afet dönüşüm yasasıyla sermayeye göre düzenlenmiş kentlerde daha ucuza, daha güvencesiz, daha esnek çalışmaya ve yaşamaya zorlarken kadınlara da bu rejim içerisinde ucuz emek üreticisi olmayı dayatıyor. Bu yüzden çocuk sayısı üçten beşe çıkıyor. Bu yüzNevruz den annelik yüceltiliyor, makTu¤çe bul kadın iyi eş, iyi anne oluyor. Bu yüzden sezaryen Özçelik kısıtlanıp, kürtaj yasaklanmak Sar›yer Halkevi isteniyor.
R
KADINLARIN KÜRTAJ HAKKI MÜCADELES‹N‹N MEfiRULU⁄U AKP’Y‹ KÖfiEYE SIKIfiTIRDI Kadınların kürtaj hakkı mücadelesinin meşruluğu AKP’yi köşeye sıkıştırdı. Geçtiğimiz hafta Halkevci Kadınlar olarak Türkiye’nin her yerinde AKP il ve ilçe binalarını ziyaret ederek AKP kadın kollarıyla kürtaj yasasına ilişkin kadınların taleplerini ve yasanın bu taleplere göre düzenlenmemesi halinde mücadele etmeye devam edeceğimizi belirtmek üzere görüşme talep ettik. Kimi yerlerde görüştüysek de kimi yerlerde AKP’li kadınlar sırra kadem basmışlardı. Her ne hikmetse bütün AKP’li kadınlar da “arazi”deydiler. Görüşmelerin gerçekleştirildiği yerlerde ise AKP’nin kadın düşmanı açıklamalarının kişilerin bireysel görüşleri olduğunu söylediler. Fakat açıktır ki AKP’li kadınlar dahi bu açıklamaları sahiplenemiyorlardı. Tayyip Erdoğan ve şurekası kadınların son dönemde yükselen sokak muhalefetinden ürkmüş olmalı ki bir çok ilçe binası önünde kadınları olağanüstü güvenlik önlemleri karşıladı. Çevik kuvvet ekipleri, TOMA, sivil polisler... Korkmakta da haklılar çünkü kadınlar bedenlerine yönelik bu saldırıyı bedenlerini siper ederek sokaklarda karşılıyorlar ve bedenleri üzerinde söz, yetki ve karar elde edinceye kadar eşitlik ve özgürlük mücadelelerine devam edecekler.
İki arada bir derede H
alkevci Kadınların kürtaj konusunda AKP Kadın Kolları ziyaretleri sürdü. AKP’li kadınlar kimi yerde yetkileri olmadığını öne sürerek konuşmak istemedi, kimi yerde “Başbakanımız ne derse o” dedi, kimi zaman sözü polise, kimi zaman erkeklere bıraktı. Halkevci Kadınlar Ankara'da Çankaya İlçe Başkanlığı’na giderek, Kadın Kolları'ndan kadın düşmanı açıklamalara karşı tavır almasını ve şu taleplerinin altına imza atmasını istedi: “Yasal kürtaj süresi 12 hafta olmalı ve kadınların parasız, nitelikli kürtaja ulaşımı sağlanmalıdır. Yasada yer alan eş izni kalkmalı, kürtaj kadınların tek başına karar verebilecekleri bir sağlık hizmeti olmalıdır. Kadınlar ve erkekler doğum kontrolüne parasız ve nitelikli ulaşmalı ve bilgilendirilmelidir. Kadınlar sezaryen ve kürtaj hakkında tarafsız bir şekilde bilgilendirilmeli, tercih kadına bırakılmalıdır. Hastane çalışanları ve doktorlar cinsiyetçilik üzerine eğitim almalıdır. Cinsellik eğitimi okullarda verilmelidir. GEBLİZ adı altında yürütülen Gebe Bebek Lohusa İzleme Sistemi bir fişleme sistemi olmaktan çıkarılmalı, kadınların bilgileri yalnızca doktoru tarafından görülebilmeli ve kadınların izni haricinde bilgileri başka kişilerle paylaşılmamalıdır.” SON SÖZ ERKEKLERDE Görüşmeye AKP Çankaya İlçe Kadın Kolları Başkanı Gülay Sakaoğlu yerine Yürütme Kurulu üyeleri Aynur Eroğlu ve Canan Kurt katıldı. AKP’li kadınlar
Halkevci Kadınlar, kürtaj konusuna ilişkin dosyalarını, imza föylerini aldı, AKP Kadın Kolları’na gitti. AKP’li kadınlar, ne talepleri imzalayabildi ne de AKP’yi savunabildi
Halkevcilerin söylediklerine katıldıklarını beyan etmekle birlikte metni imzalamadı. AKP Çankaya Yönetim Kurulu üyesi Nutku Akın “görüşmeniz bitti” diyerek görüşmeyi sonlandırdı. BAfiBAKAN HAKLI Halkevci Kadınlar Ankara'da AKP Yenimahalle İlçe Başkanlığı’na giderek AKP Kadın Kolları'ndan kadın düşmanı açıklamalara karşı tavır almasını ve taleplerinin altına imza atmasını istedi. Görüşmede Kadın Kolları
İyi dinlenin!
1 Temmuz’da tatile giren TBMM’ye kad›nlar son uyar›lar›n› yapt›. Kürtaj Yasa¤›na Karfl› Kad›n ‹nsiyatifi, meclisin Dikmen Kap›s› önüne giderek ç›kmas› planlanan kürtaj yasas›yla ilgili aç›klama yapt› ve yukar›daki pankart› açt›.
Dünya Bankası ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın ‘Cinsiyet eşitliği’ toplantıları Halkevci kadınların takibinde. Toplantılar eylemsiz geçmeyeceğe benziyor
T
iddia ettiği girişimcilik projelerini sunarken Üniversiteli Kadın Kolektifi üyesi Fidel Çakmak söz aldı. Dünya Bankası’nın iddia ettiği gibi kadın erkek eşitliğini sağlamak için veya
yoksulluğun olmadığı bir dünya için çalışmadığını belirten Çakmak “Yalan söylüyorsunuz. Milyonlarca insanı aç ve yoksul bırakıyorsunuz. İşbirlikçiniz AKP’nin iktidarda olduğu 2002-2011
yılları arasında kadın cinayetleri yüzde 1400 oranında arttı. Her gün kadınlar tecavüze uğruyor. Bizler Kolektifçi ve Halkevci Kadınlar olarak buna tepki gösteriyoruz. ‘Kadın düşmanları hesap verecekler!’ Susmuyoruz, yumurta atıyoruz!” dedi. Çakmak’ın sözlerinin ardından Halkevleri ve Üniversiteli Kadın Kolektifi üyesi 6 kadın, ellerindeki yumurtaları Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Raiser’e fırlattı. Protestonun ardından korumalar ve özel güvenlikler kadınları darp ederek salondan çıkardı. 6 kadın gözaltına alındı. Polislerin sözlü tacizine ve darpa uğrayan 6 kadın hakkında jet hızıyla soruşturma açıldı. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Dünya Bankası’nın İstanbul Hilton Otel’de yaptığı ‘Cinsiyet Eşitliği ve Kalkınma’ toplantısında da Halkevci Kadınlar Bakan Fatma Şahin’i protesto etmiş, üç kadın özel güvenlik tarafından darp edilmişti.
sorumlu olduğunu söyleyerek görüşmeye son verdi. İstanbul Şişli ve Bakırköy ziyaretlerinde, Halkevci Kadınları AKP’li kadınlar değil polis yığınağı karşıladı. KADINLAR DE⁄‹L POL‹S KARfiILADI Şişli ziyareti için bir çok kez randevu talep eden Halkevci Kadınlar son görüşmelerinde, ilçe binalarına gidecekleri gün ve saati bildirmiş, oradaki kadınlarla görüşme yapacaklarını, eğer yetkili kimse
Hiç tıbbi işlemin yasası olur mu? S
Dünya Bankası Türkiye temsilcisine yumurta rabzon’da Halkevci Kadınlar ile Üniversiteli Kadın Kolektifi Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Raiser’i yumurtayla protesto etti. Trabzon’da Dünya Bankası, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve TÜSİAD işbirliği ile gerçekleştirilen “Cinsiyet Eşitliği ve Kalkınma” toplantısında, Dünya Bankası, AKP ve TÜSİAD temsilcileri, Halkevci Kadınlar ve Üniversiteli Kadın Kolektifi tarafından protesto edildi. Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezi’ndeki toplantıya Dünya Bankası Türkiye Direktörü Martin Raiser, Aile ve Sosyal Politikalar Bakan Yardımcısı Aşkın Asan, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu Başkanı ve AKP Kocaeli Milletvekili Azize Sibel Gönül ve TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyesi ve Sosyal İşler Komisyonu Başkanı Cenk Çimen katıldı. Açılış konuşmasını yapan Martin Raiser kadın erkek eşitliğini sağlayacağını ve kadınları özgürleştireceğini
Başkanı Nazan Akıl Aytop metne imza atamayacaklarını söyledi. Temsilciler, "Başbakan kimseye evlenmeden ondan bundan çocuk yapın demiyor" diyerek görüşlerini açıkladı. Kadın Kolları Başkan Yardımcısı Sevil Aksoy Altıparmak da partisinin kürtajla ilgili yaptığı her açıklamada haklı olduğunu ve başbakanın ve sağlık bakanının söylediklerinin arkasında olduklarını belirtti. Halkevci Kadınlar tüm kadın ölümlerinden kadın kollarının da
yoksa bir kadın sekreterle görüşüleceklerini ifade etmişlerdi. Söz verdikleri gün görüşme yapmak için giden Halkevci Kadınları 3 otobüs çevik kuvvet ve 1 Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı karşıladı. Polisin girişi engelleme çabasına rağmen uzun süre bina önünde bekleyen Halkevci Kadınlar AKP Kadın Kolları’ndan Fatma Aytaç’a dosyayı ulaştırdı. Aytaç kadınların sorularına yanıt vermekten kaçındı. Aynı gün yine telefonla randevu isteyerek AKP Bakırköy ilçe binasına giden Halkevci Kadınları da polis karşıladı. AKP binasının olduğu sokağın Çevik Kuvvet polisleri tarafından kapatıldığını gören kadınlar buna tepki gösterdiğinde polisler “Yanlış anlamayın sizin için değil. Alt kattaki bankanın soyulacağı ihbarı geldi ondan tedbir aldık” diye yanıt verdi. Sivil polis ve çevik kuvvet kadınları yoldan çevirmeye çalıştıysa da kadınlar İlçe Başkan Yardımcısı Canan Kuzu ile görüştü. Kuzu, GEBLİZ’lerle ilgili olarak fişleme olmadığını, gebe takibinin yapılmasının iyi bir uygulama olduğunu söyledi. Hamile kadınların evli olmamaları durumunda bu uygulamanın kadın cinayetlerinin artmasına neden olup olmayacağını soran Halkevci Kadınlar, Kuzu’dan yanıt alamadı. Kuzu, Halkevci Kadınların taleplerinden “Yasada yer alan eş izni kalkmalı, kürtaj kadınların tek başlarına da karar verebilecekleri bir sağlık hizmeti olmalıdır” maddesine kesinlikle katılmadığını diğerlerini onaylayabileceğini beyan etti ancak imza atamayacağını söyledi.
ezaryen Yasası olarak bilinen Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında KHK için önerilen değişiklik onaylandı. Buna göre ancak gebe veya bebek açısından tıbbi zorunluluk bulunması halinde sezaryen ameliyatı yapılabilecek. Gerekli tedbirler alındığı halde anne veya bebekte meydana gelebilecek istenmeyen sonuçlardan dolayı hekim sorumlu tutulamayacak. Düzenlemeyi Dr. Nazmi Algan ile konuştuk. Algan’ın öncelikle dikkat çekmek istediği konu bir cerrahi işlemin yasayla düzenlenmesinin absürdlüğü oldu. Dünyanın hiçbir yerinde bir tıbbi işlemin bir yasayla düzenlenmediğini ifade eden Algan, bunun AKP için bile bir ilk olduğunu ifade etti. ‘Hastalık değil hasta vardır’ prensibini hatırlatan Algan, sezaryenle ameliyatın yasalara göre değil, hastanın sağlık durumuna, öznel şartlarına göre tercih edilebileceğini aktardı.
Algan bunun, safra kesesi ameliyatının yapılabileceği durumların yasayla belirlenmesi kadar “ahmakça” bir işlem olduğu benzetmesini yaptı. Ancak Algan’a göre bu yasal düzenlemenin farkı da var. Algan’a göre düzenleme, Başbakanın istediği gibi en az üç çocuk doğurulmasını da amaçlıyor. Çünkü sezaryen ameliyat olan bir kadın bundan sonra en fazla iki çocuk daha doğurabiliyor ve bu doğumların da sezaryenle olması gerekiyor. Algan, sezaryenle doğumun halihazırda annenin ağrı eşiği, leğen kemiğinin genişliği, bebeğin ters durması, doğum korkusu ve bunlar dışında pek çok nedenle tercih edildiğini aktardı. Algan, yasa hakkında değerlendirme yapan Sağlık Bakanı Recep Akdağ’ın “Gerekli görülen durumlara annenin korkması da dahildir” dediğini hatırlatarak, “Bu bile yasanın anlamsızlığını görmek için yeter” diye konuştu. Ancak “gerekli görülen haller”in yasada yoruma
açık olmasının da bir başka sorun olduğunu belirten Algan, düzenlemeyle terör havası estirildiğini söyledi. Algan’ın önemle belirttiği bir diğer husus, AKP’nin sağlıkta dönüşüm programı nedeniyle sezaryenin artması ancak bunun sonuçlarından yine kendisinin rahatsız olması idi. AKP’nin önünü açtığı özel hastanelerin kar güdüsüyle sezaryene yönlendirdikleri biliniyor. Algan, özelleştirmeler, doktorların daha kolayına gelmesi ve teknolojik gelişmelerle artan sezaryen oranlarının düşürülmesinin yasayla mümkün olmadığına dikkat çekti. Algan’a bir süredir basında sık sık yayımlandığı gibi sezaryenin sağlık sorunlarına neden olup olmadığını da sorduk. Algan, sezaryenle ilgili tek sıkıntının anestezi uygulanması olduğunu söyledi. Algan, sezaryenle doğan çocukların ilkokula kadar izlenmesi gerektiği, annede sağlık sorunlarına yol açtığı gibi haberlerin asılsız olduğunu söyledi.
‘Kim bu hapı kullananlar!’ Sağlık Bakanlığı, ertesi gün hapını kim kullanıyor, ne kadar kullanıyor diye araştırma yapacak. Amacın fişleme değil, yaygınlaştırma olduğu söylense de eczacılar iki amacın da sorunlu olduğunu söylüyor
S
ağlık Bakanlığı ertesi gün haplarıyla ilgili, eczaneler ve ecza depoları aracılığıyla kullanım sayısını ve kimler tarafından kullanıldığını belirleme kararı aldı. Karar “Yeni bir fişleme mi?” sorusunu getirdi. Sağlık Bakanlığı Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mustafa Öztürk’ün yaptığı açıklamaya göre amaç yalnızca kullanımı yaygınlaştırmak. Öztürk “Şu an maliyet analizini çıkarmaya çalışıyoruz. Sonrasında personeli eğiteceğiz, aile sağlık çalışanları aracılığıyla hapları dağıtacağız. Bunu
tespit etmenin de bir sakıncası yok. Bakanımız Recep Akdağ da bu yeni uygulamamızı uygun gördü” dedi. YAYGINLAfiTIRMAK GEREKL‹ M‹? Bakanlık bunun fişleme değil yaygınlaştırma çalışması olduğunu açıklarken yeni bir soruya neden oldu. “Ertesi gün hapını yaygınlaştırmak gerekli mi?” Çünkü ertesi gün hapının başka bir korunma yönteminin kullanılmadığı veya unutulduğu ya da tecavüz gibi olağanüstü durum-
larda kullanılması öneriliyor. Hap hormonal dengesizliğe ve adet düzensizliğine neden oluyor. Halkın Sesi bakanlığın çalışmasını bir eczacıya sordu. İstanbul Eczacı Odası Yönetim Kurulu Üyesi Ayşe Coşkun öncelikle bunun bir doğum kontrol yöntemi olmadığını belirtti ve ilacın ancak çaresizliğe çare olduğunu vurguladı. Sağlık Bakanlığı’nın amacının kadın sağlığını ticarileştirmek olduğunu ifade eden Coşkun, danışman olarak eczanelerin ve hekimlerin hastalar için yeterli olduğunu söyledi ve
ilacın yaygınlaştırılması ihtiyacının olmadığını vurguladı. Coşkun Sağlık Bakanlığı’nın kadın sağlığı ve kadın bedeni üzerinden politika yapmasını eleştirdi. Bir amacın da kürtajı engellemek olduğunu söyleyen Coşkun, kürtaj yasağının masumlaştırılmaya çalışıldığını anlattı. Coşkun, aslında sağlık güvencesi olan kişiler ilacı satın aldığında, işlemin Bakanlık tarafından görülebildiğini, ilacı kare barkod olmadan parayla satın alan kişilerin de denetim altına alınmak istendiğini ifade etti.
11
YÜZ YÜZE 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Mücadelede LGBTT’ler de var!
Halk›n Sesi
Özetle “Benim cinsiyet kimliğim farklı ve bundan utanmıyorum. Kendime saygı duyuyorum” mesajını vermek için düzenlenen Onur Yürüyüşleri Türkiye’de ilk olarak 1993’te, linç edilmeyi göze alan 30 LGBTT (Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti ve Transeksüel) tarafından düzenlendi. 1 Temmuz 2012’de düzenlenen 20’nci yürüyüşte ise LGBTT’lerin yaşam, eğitim, eşitlik, siyasal katılım gibi hak-
larını ve AKP’ye yönelen öfkelerini sokağa taşıyan 10 binin üzerinde eylemci İstiklal Caddesi’ni doldurdu. Eyleme diğer muhalefet bileşenleri ile LGBTT Aileleri İstanbul Grubu (LİSTAG) da katıldı. İstanbul LGBTT’den Şevval Kılıç, SPOD’dan Cihan Hüroğlu ve LİSTAG’dan Zeki Çakıroğlu ile LGBTT’lerin sorunlarını ve mücadelelerini konuştuk.
LÜTFEN B‹Z‹ ÖLDÜRMEY‹N, SEKS ‹fiÇ‹L‹⁄‹NE MAHKUM ETMEY‹N
Aşağılasalar da hakkımı arayacağım
T
ürkiye’de tahmini olarak 10-15 bin civarında trans birey yaşıyor. Bunların %99,9’u zorunlu seks işçisi. Her yıl yüzlerce nefret cinayeti işleniyor
Mücadelenizden kısaca bahseder misiniz? Şevval Kılıç: Trans bireylerin hakları için savaşan, toplumdaki transfobiyi yok etmeyi kendine amaç edinen İstanbul LGBTT’de çalışıyorum. Maalesef birinci hedefimiz, nefret cinayetleri. Türkiye’de 10-15 bin civarında trans bireyin yaşadığını düşünüyoruz. Bunların %99.9’u zorunlu seks işçiliğine maruz bırakılıyor. Kayıt dışı seks işçiliği yaptıkları için birçok saldırıya ve ayrımcılığa maruz kalıyorlar. Devletimiz namus meselesi deyip, genelevlerin kapısına mühür vurdu. Genelevlere yaklaşık 10 yıldır kimse alınmıyor. Yanına cami yapıyorlar. Sonra “biz sizi koruyamayacağız” deyip, genelevleri yıkıyorlar. İstanbul dışındaki genelevlerdeki kadınlar hem orada çalışıyorlar hem de orada yaşıyorlar. Yıkıldığında o kadınlar hem işlerinden hem evlerinden mahrum oluyorlar. Tabiî ki devletin onlara iş verecek, hayatlarını kurtaracak bir kapasitesi yok. Yok olmaya itiyor. Peki transseksüel seks işçileri genelevlere girebiliyor mu? Pembe nüfus cüzdanı almış ise yasal olarak girebiliyor. Fakat 10 yıldır genelevlere kimse alınmıyor. Devlet, “Biz kendi elimizle kimseyi vesikalandırmak istemiyoruz” diyor. Ama Türkiye genelinde çalışan kayıt dışı seks işçisi nüfusu 100 bini bulmuş durumda. Üç bin küsur kişi genelevlerde çalışıyor. Genelev tabii ki kurtuluş değil. Ama hayatını seks işçiliği yaparak kazanmak zorunda olan birisi için hayati önem taşıyor. Çünkü genelevlerde AIDS’e rastlanmıyor, artık sigortasız insan çalıştırmak yasak, cinayetler işlenmiyor. Hayatını seks işçiliği yaparak kazanan veya kazanmak zorunda olan birisi için hayati önem taşıyor. Yani geneleve düşürülmek, satılmak yok artık; geneleve tırnaklarınızla tırmanmak durumundasınız. Kayıtdışı çalışan 100 bin kadının 40 bin tanesi dilekçe vermiş geneleve girebilmek için. Devlet bunu engellese de bu insanlar seks işçisi olarak çalışmaya devam ediyor. Devlet kendi eliyle kriminalize ediyor. “Madem kayıtlı değilsin, sana o zaman ben kabahatler kanunundan 79 lira para cezası keserim” diyor. “Kendi elimle insanları vesikalandırmayacak kadar namusluyum ben” diyor. Ama seni daha fazla seks işçiliği yapmaya zorluyor. Çünkü insanlar bu işi 20 -30 liraya yapıyorlar. Ama sana kesilen ceza 79 lira. Günde 2 ceza alsan, günde 2 müşteri alıp evine gidecekken, cezaları ödeyebilmek için günde 12 müşteri alıp evine gitmek durumundasın. Seks işçilerini daha fazla seks işçisi yapmaya zorlayan, ellerinden paralarını alan kişilere ne diyoruz biz? Bunun bir adı var… Bu dehşet bir ekonomi. 100 bin seks işçisi diyoruz. Cezalar 79 liradan başlıyor. Bu nasıl bir para düşünebiliyor musunuz, günde herkese 2 kere para cezası kesilse? Devletimiz eliyle vesika vermek istemiyor ama şiddetle de bu ekonomiyi elinde tutmak istiyor. Bu nefret cinayetleri meselesini biraz daha açabilir miyiz? 80’lerden ve 90’lardan daha kötü
B
bir dönemden geçiyoruz. En kötü dönemi, bu dönem. Bu ülke agresif bir ülke. Biz kadınlarımızı, transları, eşcinselleri dişimizin geçtiği herkesi paralamaya bayılıyoruz. Açıklaması bu. Kadın cinayetleri de oluş şekliyle nefret cinayetlerine benziyor. Kimse karısını alnının ortasından 1 kurşunla vurmuyor. Kolunu, bacağını, kafasını kesiyor, çöp kutusuna atıyor. Bilmem nerde yakıyor. Transların çok sorunu var ama oralara gelemedik henüz. Biz daha “lütfen bizi öldürmeyin, çalışmak istiyoruz, seks işçiliğine mahkum etmeyin” aşamasındayız.
LGBTT’lerin sorunlarını anlayacak sığınakların gündeme gelmesi gerekiyor
Anayasa konusundaki çalışmalardan bahseder misiniz? Cihan Hüroğlu: Sonuç olarak maruz kalınan dışlama sistematik uygulandığı için, tepedeki sistemin içine sızıp bir şeyler değiştirmeye çalışma meselesi var. Anayasa kampanyası bunun bir kısmı biraz. Ama aslında hiçbir yere ulaşmayacağını düşünüyoruz. Çünkü AKP muhafazakarlık konusunda gayet bilinçli. Bizim kullandığımız terminolojiyi anlamıyor belki ama eşcinsellerin özgür olmasını kesinlikle istemiyor. Ama yine de Anayasa’da eşitlik maddesine cinsel yönelim ve cinsiyet kimliğinin eklenmesi talebini gündeme taşıdık. CHP’de biraz kabul görmeye başladı. Sırrı Süreyya Önder, BDP’de biraz bu işi sahiplendi. Eskiden Sebahat Tuncel’di. Hani
bunlar kadın işidir gibi görünüyordu ama Sırrı Süreyya gibi toplumsal erkek modeline uymuş birinin bunu savunmaya başlaması iyi bir şey. Sorunları sınıflandırsak… Çalışma hayatında en basiti işten atılmalar mevzusu var. Bir arkadaş iş başvurusu yapıyor, kabul ediliyor. Ama işyerinde bir insan eşcinsel olduğunu fark edip “istemiyorum” diyor. Arkadaşımız da bunu insan hakları müdürlüğüne dilekçeyle bildiriyor ve kabul ediliyor. Ama insan hakları birimlerinin bir yaptırım gücü yok. Eğitimde müfredatın sorunları var, sağlık bilgisi, din bilgisi kitaplarında eşcinselliğe yönelik ara ara nefret söylemine rastlıyoruz. Sağlık bilgisi ile ilgili kitaplarda “eşcinsellik bir sapıklıktır, erken yaşta fark
u dönem 80’ler, 90’lardan da beter. Bu ülke agresif bir ülke. Kadınları, transları, eşcinselleri, dişimizin geçtiği herkesi paralamaya bayılıyoruz
edip düzeltilmesi gerekir, yan yana oturtulmamalı” gibi saçmasapan şeyler görüyoruz. Eğitim konusunda ne gibi sorunlar yaşıyorsunuz? Şevval: Trans bireylerin hakları için çalışıyorum ben, biz daha buralara gelemedik. Biz “bizi lütfen öldürmeyin” aşamasındayız henüz. Üniversite aşamaşında gerçekten danayamayıp ayrılıyor insanlar. 12-13 yaşında, içinde bir değişim dönüşüm barındırdığın için kendini baskılayabilirsin. Genelde insanlar kendilerini bastıramıyorlar, zorunda da değil. Vücudundan memnun olmama, değişim dönüşümü içinde barındırdığı için insanlar kendini baskılamayabilirler. Üniversiteye kadar gelmiş mesela bir trans, sonuç olarak kimlik değişmediği için, ismi erkek, sesi kadın, yoklamalarda “buradayım” diyemiyor, yok yazılıyor. Sağlık hizmeti konusunda ne tür sıkıntılar yaşanıyor? Transları hastanelere almıyorlar. Seks işçilerini kabul etmiyorlar, AIDS korkusu var bir kere. Cihan: Mesela Kızılay’da eşcinsel ilişkiye giren insanlardan kan alınmıyor. 2 hafta içerisinde eşcinsel ilişkiye girdiniz mi, gibi sorular var. Eşcinselden AIDS daha çok bulaşır korkusu var. Cinsellikle bulaşan hastalıktan ötürü doktora gittiysen doktor bunu anlar. Söylemek zorundasın ki doktor
bunu tedavi edebilsin. İnsanlar imkanı yok söyleyemezler. Psikiyatride bile eşcinsellik diye bir şey yok. Müfredatta yok. Bizim psikiyatrist arkadaşlarımız var. Anket yapmışlar bir eşcinsele nasıl davranırız diye, çok azı bu meseleyi ve buna nasıl yaklaşılması gerektiğini biliyor. Hakikaten öğrenmesine imkan yok. Aile meselesi de önemli ve barınmayla çok ciddi bağlantılı. Geçen gey bir arkadaş, bir şekilde abileri öğreniyor, eve kapatılıyor, telefonu elinden alıyorlar falan, çocuk sonunda evden kaçıyor. Translar için de geçerli. Kadınlar evden çok daha zor kaçıyorlar. En ortada olan gey erkekler, belli bir yaşa gelip evden atılan, polisten şiddet gören. İstanbula göçüyorlar. Bu insanlar evsizler. Taksim çevresindeler devamlı. Çoğu vasıfsız tabi kaçanların. Çünkü düşünmeden geliyorlar İstanbul’a. Translar başka translarla buluştuklarında seks işçiliğine başlıyorlar, geyler de kısmen öyle, bunu yapan sadece kadınlar değil. LGBTT’lerin sorunlarını anlayacak sığınakların gündeme gelmesi gerekiyor. Kadınlar için geçerli, sonuç olarak bu mevzuunun da gündeme gelmesi gerekiyor. Biz LGBTT’ler olarak mücadelemizde şöyle kazanımlar sağladık denebilecek örnekler var mı? Şevval: Cezaları durdurduk. Maltepe sahilinde seks işçiliği yapan arkadaşlar var. Artık kılıçlarla saldırmaya başladılar. Onları da bulduk, Osmanlı kılıcı falan değil, Konan kılıcı. Orada bir eylem koyduk, 25-30 kişi eylem yaptık, ertesi gün Maltepe sahilinde çalışan bir trans arkadaşımıza devlet koruma tahsis etti. Gündüz polis bonus sistemine girdiği için, yakaladığı yerde ceza yazıyor, günde 4-5 tane ceza kesiyor. Dernek trans nüfus patlaması yaşadı. Eylem koyduk Şişli Adliyesi önüne, ertesi gün cezalar durdu. Cihan: Geylerin üzerinden para kazanmaya çalışan çok insan var. Benim de başıma geldi ve gidemedim polise, gitsem polise başka bir şekilde anlatmaya çalışsan da polis çok iyi anlıyor. Polis bunun gey ilişki olduğunu ve birinin bunu fark edip seni sömürmeye çalıştığını anlıyor. Biliyor artık, “bu, ibne” demiyor en azından. Böyle bir gelişme oldu. Aşağılayacaklar ama hakkımı arıyacağım diyen insanların çoğalması gerekiyor.
LGBTT aileleri: Çocuklarımız sahipsiz değil! Kendinizi tanıtır mısınız? Zeki Çakıroğlu: 45 yaşındayım, 22 yıllık hekimim. Trans erkek bir çocuğumuz var. Kadın bedeniyle dünyaya geldi ancak ergenlik döneminde cinsiyet kimliğinin erkek olduğunu belirtti. İki yıldır da LİSTAG’dayız. İzmir ve Ankara’da da örgütlüyüz. Meclis’i ziyaret ederek Anayasa’da LGBTT haklarının tanınmasını istediniz… İki annemiz gitti. “Anası olmayanın yasası da olmaz” diyerek gittiler. LİSTAG’ın profili nedir? Orta sınıf aileler mi? Eğitimli orta sınıfın ağırlığı var ama Sivaslı köylü aile de var. Yalova’dan gelen tesettürlü bir annemiz de var. Bu sorunun sınıfsal konumla ilgisi yok. Elbette eğitimli olmak, iletişim olanaklarına sahip olmak önemli. Ama bununla
sınırlı değil. Onlar bizim çocuklarımız, sahipsiz değiller, bunun bilinmesini istiyoruz. Aileler ilk başta geliyor, “Ne yaptık da bu çocuk böyle oldu, hatamız ne, tacize mi uğradı” diye. Ama ilgisi yok. Bu ne bir tercih ne de çevresel koşullarla belirlenen bir şey. Mesela kadın bedeniyle doğuyorsun ancak erkeksin. Empati kurun. Bir gün uyandınız ve bambaşka bir bedene sahipsiniz. İşte translar böylesi bir travma yaşıyor. Çoğu söyleyemiyor, ne olduğunun bile farkına varamıyor. Çocuk intiharlarının önemli bir bölümü bu travmadan kaynaklanıyor. Ya da evden kaçmak zorunda kalıyor, eğitim hayatı bitiyor, tek çare seks işçiliğine zorlanıyor. Yarıdan çoğu inançlı ve inanır mısınız, cehennemlik olduklarını düşünüyorlar. Eğer cennet cehennem diye bir şey varsa ve bu çocuklar cehenneme gidecekse, ben cennete gitmek istemiyorum.
Eşcinseller de politika yapar Cihan: Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPOD) yasal olarak kurulalı 1 sene oldu, 1 buçuk sene önce çalışmaya başladık. Biz hareketin içinde yeniyiz. Bu dernek sosyal dayanışma meselesi ile ilgili. Biraz daha hareketli, deneyim kazanmış, buna zaman ayıracak insanları bir araya getirip bu çalışmaları kurumsallaştırmak istedik. Anayasa çalışmasına çok ciddi girdik. Bir de hukuk çalışması başlattık. Örnek davaların oluşturulması, avukatların eğitilmesi, LGBTT’lerin avukatlara erişim ortamının sağlanması için çalışıyoruz. LGBTT’ler de politika yapabilir düşencesini oturtmak için bir tane siyaset okulu başlattık. LGBTT’lerin siyasi kapasitesini, politik bilincini artırmak istiyoruz. Bayağı da ilgi gördü. Bence iyi oldu. Onun dışında akademiye yakınlaşmaya çalışıyoruz. Akademik saygınlığı olanlarla temasa geçmeye çalışıyoruz. İlişkileri biraz daha düzeltmeye çalışıyoruz. AB’de parlamentodan bir tavsiye kararı çıkartmaya çalışıyoruz. Anayasada LGBTT hakları olsun.
Doğar doğmaz dışlanıyoruz Şevval: Transların mücadelesi doğduğu anda başlıyor, okulda falan değil. Trans bebekler önce aileleri tarafından ayrımcılığa uğruyorlar. Trans bebekler kendilerini gizleyemezler, 2 yaşında belli olur. Doğduğu anda ayrımcılığa uğrar, aile bunu görmezden gelir, ‘kibar çocuk’ der, ‘zarif oğlan’ der vs. Bu sonra zincirleme şekilde eğitim hayatı, iş hayatı, toplumsal ayrımcılık diye devam eder ve seks işçiliği ve sokak hayatıyla son bulur. Ergenlik döneminde, hormonların tavana vurduğu çağda, tam da üniversite çağı başlangıcına denk geliyor, o da ya evinden ayrılıyor ya da atılıyor. Çok örneklerimiz var bu şekilde. Bazı aileler var, çocuklarını atmıyorlar sokağa. Babalar geliyor bana. ‘Bu çocuk ameliyat olacak. Üniversite tahsili var. Ben bunu sokağa atamam’ diyor. ‘Nerede iyi doktor?’ diyor. Erkek olarak dünyaya getirmiş evladını, doktor arıyor adam. Adamın ayaklarına kapandım ama çok az örnek var böyle. LİSTAG, LGBTT hareketini 5 yıl ileriye götürmüştür. Çünkü Türkiye geleneksel muhafazakar aile yapısına önem veren bir toplum. Bir babanın benim oğlum trans ve ben mutluyum demesi bizi 5 yıl ileriye taşıdı.
12
DOSYA 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
A KP’nin yumuşak karnı ı, kürAKP’nin kadın düşmanlığ en taj yasağı karşısında geliş lirkadın eylemleriyle iyice be erlid ın, ginleşti. AKP’li kadınlar rtaj leri Erdoğan’ın aksine kü aları konusuna mesafeli durm AKP’nin çelişkisi gösteriyor. ına AKP’nin kadın düşmanlığ bir karşı kadın eylemleri, güçlü eli siy kadın hareketi potan oluşturuyor.
Kadınların direngenliği: AKP’nin tosladığı duvar AKP iktidar›n›n “kürtaj yasakç›l›¤›”na karfl› geliflen kad›n hareketi, son y›llarda Türkiye’nin en ilginç siyasal sürecinin yaflanmas›na yol açt›. AKP e¤itim alan›nda yapt›¤› hamleden sonra kürtajla siyasal rakiplerine öldürücü bir darbe daha vurmay› amaçlarken bomba elinde patlad›. Kad›nlar, do¤urganl›klar›na, yaflam tarzlar›na ve toplumsal haklar›na yönelen gerici, cinsiyetçi, devletçi, erkek egemen sald›r›ya izin vermedi. ‹ster dindar olsun ister olmas›nlar, ister muhafazakar
ister ilerici, ister liberal ister solcu hemen bütün kesimlerden kad›nlar›n ortak tepkileri ve talepleri sokaklarda yank›land›. Kad›nlar›n cesur ve özgüvenli bir tutumla AKP’nin ve onun kibirli lideri Erdo¤an’›n yüzüne okkal› bir flamar indirdi¤i çok aç›k. Halkevci ve Kolektifçi kad›nlar›n AKP’li kad›nlar› ziyaretinde kad›n kollar› yöneticilerinin her konuda hayran kald›klar› Erdo¤an’›n kürtaj konusundaki sözlerine mesafeli durduklar›n›
söylemesi, iktidar›n destek temelindeki k›r›lganl›k aç›s›ndan önemsenmeli. ‹ktidar›n d›fllad›¤› Kürtler, Aleviler, yoksullar ve gazetecilerle birlikte kad›nlar›n yükselen direnifl e¤ilimleri önemli bir kad›n hareketi ve toplumsal muhalefet potansiyeli oluflturuyor Bu konuda son geliflmelere iliflkin kad›n mücadelesine uzun y›llar eme¤i geçen iki gazeteci-aktivistin, Handan Koç ve Ayfle Düzkan’›n görüfllerine baflvurduk.
Durmayacağız! Başbakan’ın İslamcı ideolojisi, dindarlıktan başka bir şey: Yeni muhafazakârlığa içkin olan yeni İslamizmdir; yeni dinciliktir. İslamcılık, eşitlikçi yaklaşımlar içermiyor. İktidarın İslamcı cephanesinde kadın özgürlüğüne düşmanlık var bence Siyasal İslam'ın son dönemde kadın düşmanlığını tırmandırmasının ardında hangi dinamikler var? Handan Koç (HK): Türkiye malum sistem olarak merkezi bazı düzenlemelerini; bunların dayandığı değerleri kaybetmiş durumda: mesela milli eğitim, mesela ulusal sağlık sistemi, mesela hukuk sistemi. “Eskisi iyi miydi?” tartışması başka; ama şunu soralım: Eskisi dağıtıldı mı? Dağıtıldı. Kim tarafından? Bu hükümetin temsil ettiği güçler tarafından. Eee ne yapacak; yeni bir şey kuruyor, kurabiliyor; bunu gösteriyor bunu yapıyorlar. “Kürtaj cinayettir açılımı”nın arkasında bu süreci görüyorum. Dolayası ile egemenlerin sözcüsü durumundaki Başbakan her alanda
en ileri sözünü söylüİslamcılık tutarlı ve yor. Bu yüzden milleti uzun zamandır tekrar ve değerlerini temsilen edilmiş benimsenmiş ve onu yeniden kurma bir öğreti. Eşitlikçi iddiası olan kurucu bir yaklaşımlar içermiyor. dille konuşuyor. (…) Türkiye de önemli bir Hükümet nerede duetkisi olan eşitlikçi racak sizce? İslamcı kadın HK: (…) Başbakan teologların reformist vatandaşlarının bir kısgirişimlerine de olumlu Handan Koç mına katil diyerek hacevap vermeyen bir feminist yazar karet etti. Bu bir ideyapılaşması var. olojik şiddet gösterisiDolayısıyla iktidarın dir. Başbakan İslamcı ideolojinin İslamcı cephanesinde kadın malzemesinden yararlanarak özgürlüğüne düşmanlık var güç gösterdi. Bu ideoloji dindar- bence. (…) lıktan başka bir şey. Bu yeni muTürkiye sağının belli özellikhafazakârlığa içkin olan yeni İsleri var. Bunun başında kadın lamizmdir; yeni dinciliktir. Her özgürlüklerine açık düşmanlık türlü İslamizmde toplumun her gelir. Bu öylesine güçlü bir hücresinin, ama özellikle ailenin temadır ki “Bizim örfümüz, nasıl olması gerektiğiyle ilgili bizim dinimiz, bizim töremiz kabul gören fikirler vardır. ellenemez!” diye paket halinde
Yatak odalar›, nikâh masalar›, do¤um odalar› kad›nlar›n ölüm kal›m alanlar›d›r.
ifadesini bulan bu iddia Türk sosyal demokrasisini ve hatta sosyalist güçlerini bile hep rehin bırakmıştır. Dolayısıyla başbakan dilini yumuşatacak; ama kadınlar kürtaj olduklarını iyice gizlemek zorunda bırakılacak; zor ortamlarda gebeliklerini sonlandıracak; fişleme gibi uygulamalarla namus cinayetlerine uğramaları kolaylaşacak. İslamcı hareketin kadınlarının yaşadığı sıkışmayı neye yormalı? Ne mevcut halden memnunlar ne de mücadele eden hemcinsleriyle omuz omuza verebiliyorlar... Öyleyse? HK: Ya bu tabii başlı başına bir konu. Onlarla konuşmak lazım… Benim gördüğüm İslamcı hareketin kadınları diyebileceğimiz öncü pek çok kadın bugün İslamcılığın kalmadığını düşünüyor. Çünkü onlara göre İslamcılık seksenlerin bir ideolojisidir. Baştan sona tutarlıdır ve topyekûn bir adil toplum yaratma ülküsü içerir. Dolayısıyla onların bir kısmı AKP iktidarının altında yalnız kalmış kadınlardı, ama bu kadınlar laik düzeni de çok eleştiriyor ve istemiyorlardı: Bu onların baş çelişkisidir. (…) İslamcı hareketin en az nüanslı olabilecekleri ideolojik konu kadın özgürlüğüdür. İslamcılığın en adil düzen yanlısı olanı bile sermaye güçleri
karşısında olduğundan daha fazla erkek egemenliği karşısında suskundur. İslamcı hareketin bazı kadınları hem başımızı örteceğiz, hem özgür olacağız, hem İslami-erkek egemenliğini eleştireceğiz diye uğraş verebilir; ama bu olabilir mi? Öte yandan geniş kadın kitleleri örtülü yaşıyor, çünkü öyle olunca toplumla uyumlu oluyor ve dinen rahat ediyor: hem erkek egemen kurallara uyuyor hem de seküler medeni yasaların verdiği imkânlardan yararlanabiliyor. Yani Türkiyeli kadınlar prensipli olsunlar olmasınlar özgürlükle diğer Müslüman nüfuslu ülkelere göre daha fazla tanışıklar. Buradan geri nasıl gidecekler? İşte ama geniş fakir kitleler için böyle bir lüks yok. Bu güvencesiz ülkede başbakanın önerdiği gibi, Zaman gazetesinin destek verdiği gibi yaşamakta neden sakınca görsünler?(…)
Kadın hareketinin özellikle kürtaj tartışmalarının ardından etkili bir muhalefet ortaya koymasının, İslamcılar açısından ne gibi bir etkisi olabilir? HK: Bizlerin kadınlar olarak sadece kadın olduğumuz için haklarımız, taleplerimiz ve kızgınlıklarımız var. Bunların başbakanınki kadar kuvvetli bir kürsü olmasa bile, başka bir kürsüden kadınlar olarak, kadın sağlığı ve karar verme hakkı gibi en insani talepler etrafında ifade edilmesi her kadını etkiler, etkiledi de. İktidara “Sanane!” diye bağırmaya çağırmayı, birçok solcu küçümseyebilir; ama bizler için bu çok önemli bir kazanımın seslenişidir. Yani “Günah benim, sevap benim, sana ne, size ne!” diyebilmek. Az bir şey değildir ve etkileyicidir. Kadınlar gösterilerde “Gelsin baba, gelsin koca, gelsin hoca, gelsin cop; inadına isyan, inadına özgür-
lük!” diye bağırıyorlar. Bunu deme hakkını kazanmamız yüzyıllar aldı; o kadar kolay geri dönmeyiz. Yani bakamayacağı bir çocuğu doğurmak ne demek, çocuklarının yarattığı maddi manevi yükle baş etmek ne demek, bunu en iyi bilenler boş sözlere kanmazlar. Devlete düşen; kadınların canlarını koruyacak sağlık ve güvenlik sistemi kurması, vatandaşlık haklarını çiğnememesidir. Yatak odaları, nikâh masaları, doğum odaları kadınların ölüm kalım alanlarıdır. Bu hangi kampta olursa olsun tüm kadınlar için böyledir. (…) Feminizm de malum hakların peşinde koşan; ama öte yandan erkek egemen ikiyüzlülükleri yalanları ifşa etmek baş işi olan bir hareket. Durmayacağız! Sayfamızda kısaltarak yayınlamak zorunda kaldığımız Handan Koç’la söyleşimizin tamamını Sendika.Org'ta bulabilirsiz.
bizim bedenimiz onların siyaseti bütün dinler, dünyanın gidişini belirleyecek önermelerde bulunma anlamında politik. gündelik hayatın nasıl yaşanacağına ilişkin ayrıntılı önermeler, “özel olanın politik olması” bağlamında da önemli. dinlerin tarih boyunca insan topluluklarını bölmenin araçlarından biri olmasının siyasi etkilerini anmaya bile gerek yok. ayrıca islam, hristiyanlıktan farklı olarak iktidara da talip. ama bence türkiye’de akp’nin islami bir parti olduğunu söylemek mümkün değil. o, daha ziyade hedeflediği düzen için dini araçsallaştıran siyasal güçlerden biri. hedeflediği düzen ne? daha bu hafta dokuz kişinin ölmesine yol açan hes talanı, grev yasaklamaları, tam hız süren taşeronlaştırma, binlerce kişinin darbe dönemlerini aratır gerekçelerle hapse atılması vb pek çok gelişmeye eşlik eden rakamlar, kabaca çin tipi büyüme tabir edebileceğimiz bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. yine kabaca ifade edeyim, eskiden, yani küreselleşme öncesi, büyüme hızı yüksek olan emperyalist ülkeler aynı zamanda sosyal devletler olur, halkına belli bir refah ve demokrasi sunardı. ama sosyalist sistemin yıkılmasının en önemli etmenlerden biri olduğu süreçle birlikte “zenginleşen” ülkeler aynı zamanda en vahşi sömürünün uygulanabildiği devletler. bunun için kısıtlanmış sendikal haklar ve susturulmuş muhalefet gerekiyor. bunlar, bu mecrada, pek çok yazar tarafından daha önce, bundan çok daha mahir ve ayrıntılı biçimde anlatılmış olan gerçekler. ben biraz daha az değinilmiş iki noktayı ele almak istiyorum. birincisi şu: yeni anayasa için hazır-
t
ürkiye’de kadın hareketi uzun bir yol kat etti. her kadın bireysel olarak özgürleşirken ödediği büyük bedeller ölçüsünde bundan vazgeçmeme kararlılığı gösteriyor. kürtajla ilgili hızlı ve etkili bir araya gelişin ve akp’ye karşı zafer kazanılmış olmasının altında bu yatıyor
lanan taslaklarda devletin ve kamunun vatandaşa olan görevleri azalıyor. yaşamak, karnını doyurmak, barınmak, eğitim, tedavi hizmeti almak vb. aklınıza gelen her insani ihtiyacın karşılığında para ödemek anlamına geliyor bu. yani, ölüm döşeğinde bile olsanız tedavinizin masraflarını karşılamak için çalışacaksınız. çünkü bize insan gibi görünen varlık, kapitalizme işgücü olarak görünüyor; bir tür makine gibi ve bir makineyi ne kadar uzun süre çalıştırabilirseniz o kadar iyi; üstelik bakım masraflarını da kendisi karşılıyor! ayrıca makineyi beğenmediğinizde bir kenara atıp yenisini bulma imkanınız ne kadar fazlaysa o kadar iyi. uzun lafın kısası, kucağınıza aldığınızda büyük bir heyecana kapıldığınız, size biricik gibi görünen bebeğiniz, kapitalizm için müstakbel emekçi. ancak akp’nin kadınların doğurganlığını denetlemeye yönelik politikalarını bununla açıklamak, islam’la açıklamak kadar safça olur. buraya birazdan döneceğim. ikinci nokta şu, kamunun bireyin hiçbir ihtiyacını karşılamadığı, ona hiçbir güvence sağlamadığı bir ülkede, bir de yoksulluk suç oranlarını yükselttiyse insanlar en küçük birime yani aileye bel bağlamaya başlıyor. “öteki” teriminin çok ve boş kullanılarak anlamsızlaştırıldığını düşünüyorum ama burada yararlanmak zorundayım. birbiriyle en belirleyici bağı sömürü ve baskı ilişkileri olan, insanların sık sık
ekmeğini kazanabilmek için doğduğu kimliğimiz bizim.” topraklardan göçmek zorunda kaldığı, bugün de yaygın olarak kullanılan yani iç ve dış göçün arttığı ve bunun bu sloganın “bedenimiz” kısmı femida toplu bir yabancılık yarattığı, üstüne nist literatürde “beden politikaları” üstlük yoksulluğun tabir edilen çok geniş bir yırtıcılaştırdığı toplumlaralanı kasteder; tıptan, da, insan ailesine sarılır güzellikle ilgili dayatve ailesi dışındaki malara kadar uzanan bu herkese her türlü alanın en önemli haksızlığı yapma hakkını parçalarından biri cinsellik görür kendinde. buna da tabii ki. cinselliğin başka ailenin öneminin tekrar şeylerin yanı sıra (evlilikte fark edilmesi adı verilir. o ve fuhuşta) bir hizmet yüzden, altını çizerek alanı da olduğunu söylemek isterim, sınıf düşünürsek kadın cinselpolitikaları açısından da, liğinin hizaya aileyi bir sığınak değil bir sokulmasının patriyarka ayfle düzkan hapishane olarak göraçısından ne kadar feminist gazeteci yazar önemli olduğunu menin daha gerçekçi olduğu kanaatindeyim. görürüz. tarih boyunca bu noktada, türkiye soludoğurganlık bunun en nun aile kurumuyla hesaplaşma konu- kolay araçlarından biri oldu. kadınların sundaki mütereddit tavrını ve geçmişidoğurmasını kolaylaştıran, istemedikni muhakkak gözden geçirmesi gerek- leri hamilelikleri sonlandıran ilk tiğini düşünüyorum. bu arada türkiebelerin cadılıkla suçlanması boşa ye’de cemaatlerin de benzer bir işlev değil. dini ve ahlaki baskılar bunu gördüğünü de hatırlamak gerek. sağlayamadı, doğum kontrol yöntemancak akp’nin son zamanlarda gün- lerinin basitleşmesi ve yaygınlaşması deme gelen ve kadınların cinselliğini işi iyice zora soktu. hele bekaret tabudoğurganlıkları üzerinden denetlemeye sunun silikleşmesi tuz biber ekti. ne çalışan politikaları bunlardan bağımsız; yani bu kadınlar istedikleri zaman, isteislami endişelerden bağımsız olduğu dikleriyle sevişecek mi! gibi. toplumla ilgili en basit bir gözlem ankara’da 1989’da düzenlenen bile, “isteyen istediğiyle sevişsin”e itiraz feminist hafta sonu bir bildirge edenlerin istemeyenin istemediğiyle hazırlamış ve maalesef hala yakıcılığını yatmak zorunda kaldığı bir düzenin, kaybetmemiş olan bir slogan yani zoraki evliliklere ses etmeyen, üretmişti: “emeğimiz, bedenimiz, evlilik içi taciz ve tecavüzü tanımayan,
aile içi taciz ve tecavüze göz yuman, genel olarak taciz ve tecavüze bahane bulan bir düzenin destekçisi olduğunu da görür. akp, kadınların islami tarzda yaşamasını mı hedeflemekte? öyle olsa on yıllık iktidarı boyunca, birçok tepki toplayan konuyu çatır çatır gündeme getirmişken kamu alanında başörtüsü konusunu halletmemiş olur muydu? evet, bunda malum “mağdur edebiyatı”nın dayanaklarından birini kaybetme endişesi de vardır ama bu konunun gündemdeki yerinin bu kadar zayıf olmasını açıklar mı bu? nitekim, başörtüsü sebebiyle eğitiminden, işinden vazgeçmek zorunda kalan pek çok kadın da bu soruyu soruyor. muhafazakarlık, evrensel bir ideoloji ve hangi bahane ve gerekçelerle olursa olsun, dünyanın her yerinde kadınlar için benzer şeyler öneriyor; evinde otur, erkeklere hizmet et, cinselliğini erkeklere hizmet edecek şekilde yaşa,
az bil, az düşün, müdahale etme. ve akp de islam ne derse desin kürtajı cinayet olarak görmeye yatkın. buna karşılık gizli yapılmasını –bir gün kendisinin de ihtiyacı olma ihtimalini de akılda tutarak- göz ardı etmeye hazır kitlelerin “hassasiyet”lerine ya da daha gerçekçi bir ifadeyle vicdansızlıklarına hitap ediyor; türkiye’ye baktığınızda cinayetten kaçınan bir toplum görüyor musunuz allah aşkına! buna karşılık türkiye’de kadın hareketi çok uzun bir yol kat etti. otuz yıl önce hayal bile edilemeyen birçok yasal ve toplumsal değişim yaşandı. zaman zaman “hayat tarzı mücadelesi” diye küçümsense de kadın hareketinin bir kimlik mücadelesi değil ortak talep ve çıkarları olan bir toplumsal grubun –bence sınıfın- mücadelesi olduğu görüldü. her kadın bireysel olarak özgürleşirken ödediği büyük bedeller ölçüsünde bundan vazgeçmeme kararlılığı gösteriyor. kürtajla ilgili hızlı ve etkili bir araya gelişin ve akp’ye karşı –en azından şimdilik- zafer kazanılmış olmasının altında bu yatıyor. son dönemdeki gelişmeleri bu şekilde okumanın doğru olduğunu düşünüyorum.
Aile, s›n›f politikalar› aç›s›ndan bir s›¤›nak de¤il, bir hapishane. Do¤urganl›k da tarih boyu kad›n cinselli¤inini patriyarka taraf›ndan hizaya sokulmas›n›n bir arac›.
13
TARİH 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
BU⁄DAY TANES‹N‹N ‹Z‹NDE TÜRK‹YE’N‹N TARIM POL‹T‹KASI
Tahıl ambarında ithal buğday Tarım Bakanlığı'nın ekmeğin standartlarını değiştiren tebliği ile ekmekler artık kepekli olacak, ‘50’li yıllardan bu yana sofralarda yer alan beyaz ekmek tarihe karışacak
Ekmekteki bu değişiklik aslında üretimde kullanılan buğdaya ilişkin. Peki tarım politikaları nasıl değişti de buğdayı, unu, ekmeği değiştirdi? İşte buğdayın dış politika öyküsü…
ÖZEN TAÇYILDIZ
T
ürkiye’nin, ruşeymi ile yani özü ve kepeği çıkartılmış buğdaydan yapılan endüstriyel beyaz un ve beyaz ekmekle tanışması 1948 yılındaki Marshall yardımı ile oldu. ABD Dışişleri Bakanı George Marshall’ın Haziran 1947'de Harvard Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada önerdiği Marshall Yardımı programı, Avrupa ekonomilerini savaş sonrası tekrar kalkındırmak için Avupa’ya mali yardımın yanı sıra malzeme ve makine aktarımını içeriyordu. Amacı, siyasi ve ekonomik bir işbirliğine soktuğu, bütünleşmiş bir kapitalist Avrupa yaratarak sosyalizmin yaygınlaşmasını durdurmaktı. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD'den ekonomik kalkınma yardımı aldı.
MARSHALL YARDIMIYLA GELEN BU⁄DAYLAR Türkiye, başlangıçta dışında bırakıldığı program için ABD’ye başvurarak kendisinin de Marshall planı içine alınmasını istedi. 4 Temmuz 1948’de ABD ile Ekonomik İşbirliği Anlaşması imzaladı ve Marshall yardımı kapsamında Amerika’dan 200 bin ton buğday istedi. Planın genel hatları henüz kabul edilmediği için siparişin 18 bin tonluk kısmı kabul gördü, hemen ardından ikinci bir 60 bin ton daha sipariş edildi. 1950’ye gelindiğinde 12.700.000 dolarlık buğday tahsis edilmişti. Aslında sözkonusu plan dahilinde ABD’nin Türkiye’ye yaptığı yardımların amacını Marshall Planı Türkiye Özel Misyonu Başkanı Russel Dorr, 1951’de yaptığı açıklamada şöyle dile getiriyordu: “Türkiye’nin iktisadi program neticesinde çoğalan buğday mahsulü hür dünyanın ordularını ve savunma fabrikaları işçilerini beslemeye yardım edecektir… hür dünyanın kuvvetlenmesi, Türkiye’de istihsalin (üretim) artmasıyla dostlarına hayati ihtiyaçları olan gıda maddeleri, kömür ve malzeme ihracatıyla elde edilebilir.” Türkiye’nin yeni uluslararası işbölümü içerisindeki yeri ABD tarafından belirlenmişti, Batı’nın temel ihtiyaçlarını karşılamalı, tarım ürünleri ihracatçısı olmayı hedef almalıydı. Bu durum, seçmen tabanının önemli bir bölümünü kırların oluşturduğu DP iktidarı için de bulunmaz bir fırsattı. Dönemin tüm ekonomi politikaları da bu doğrultuda şekillendi. BARIfi ‹Ç‹N GIDA DP iktidarının tarım alanında uyguladığı
ABD, resmi ad› European Recovery Program (ERP) olan Marshall Plan› ile Avrupa’ya, Bar›fl ‹çin G›da Program› ile de tüm dünyaya g›da maddesi gönderiyordu. Türkiye’de ABD stoklar›nda birikmifl tonlarca bu¤day, un,
politika, traktör sayısının artırılması, Ziraat Bankası kredilerinin genişletilmesi ve ürün fiyatlarının yükseltilmesi oldu. Özellikle hububattaki destekleme oldukça yüksek oranda yapıldı. 1950’de ortalama buğday fiyatları ABD’de 23 kuruş iken Türkiye’de 30 kuruştan köylüden satın alındı. Bu yıllar gerçekten de tarımsal üretimin arttığı yıllar oldu. Ancak verimlilik, makineleşmeden veya tarımsal ekonomik teşebbüsün örgütlenmesinden çok, hava şartlarına bağlıydı. 1952 ve özellikle 1953'de hava şartlan olağanüstü iyi olmuştu. Diğer
taraftan Kore Savaşı, Türkiye'nin ihraç maddesi olan tarım ürünlerine olan talebi ve bunların dünya piyasalarındaki fiyatlarını arttırmışken, savaşın sona ermesi hem talebi hem de fiyatların düşmesi sonucunu doğurdu. Kötü hava koşullarının da katkısıyla tarımsal üretim gerileyince ihracat kapasitesi ciddi ölçüde düşmüştü. Öyle ki, 1954 sonunda Türkiye ABD'den 300 bin ton buğday ithal etti. 1955 yılında ise ABD bu defa 100 bin ton ekmeklik buğday verdi. Buğdayın 70 bin tonu dış yardımlar, 30 bin tonu da 480 sayılı yasa*
“devrim” projesine göre çeşitli hastalıklara karşı direnç kazandırılan dayanıklı tohumlar, bu tohumlara en uygun gübreler ve ilaçlarla birlikte bir paket halinde, az gelişmiş ülke üreticilerine gönderilecek, bütün dünya yeni bir üretim tarzına geçecekti. Proje ortakları da Rockefeller, Ford Vakfı gibi kuruluşlardı.
süt tozu, margarin, peynir gelmifl, okullarda da da¤›t›lm›flt›.
gereğince verilmekteydi. Ayrıca 69 yerde bu hububatları alacak çelik silolar inşa edilecek, inşaatı da Raymond Conerete Pile Amerikan şirketi yapacaktı. BÖYLE OLUR ABD’N‹N DEVR‹M‹ ABD’den buğday ithali sonraki yıllarda “Yeşil Devrim” projesi kapsamında devam etti. 1940-1960 yılları arasını kapsayan ve 1. Yeşil Devrim olarak kabul edilen dönem, GDO’lu ürünlerin üretimi hazırlayan dönemin başlangıcıdır. ABD’nin başını çektiği bu
Halayla geldi bağımlı yaptı Süleyman Demirel baflkanl›¤›ndaki Adalet Partisi iktidar›n›n Tar›m Bakan› Bahri Da¤dafl, ithal bu¤day projesinin önde gelen destekçilerindendi. Türkiye’nin Amerikan tohumlu¤u ile bu¤day ambar› haline getirilece¤ini ve heykelinin dikilece¤ini söyleyen Da¤dafl, kendisini uyarmaya çal›flanlar› bolfleviklikle suçlayarak tarlalarda halay çekiyordu. Da¤dafl, ithal edilen bu¤day›n Ege üreti-
cisine da¤›t›lan 1000 tonluk miktar›n›n bitli oldu¤u anlafl›ld›¤›nda da istifini bozmad›. Bu¤dayda kurt de¤il böcek oldu¤unu, böcekli bu¤day›n da yenilebilece¤ini iddia etti. Projenin di¤er orta¤›ndan da benzer aç›klamalar geliyordu. Amerikan Yard›m Teflkilat› (AID) ‹zmir teknik müflaviri Charles A. Hindes, “Bu kadar küçük bir böce¤in bu kadar büyük bir tart›flmaya yol açmas›n› do¤rusu hayretle karfl›l›yorum” diyordu.
Oysa, hastal›klara karfl› dayan›ks›z olan bu bu¤day› tar›m zararl›lar›ndan korumak için genifl çapta ilaç kullan›lmas› gerekmekteydi. ‹laçlar›n da tohumlar gibi ithal edilmesi mecburiyeti bir yana benzer bir durumda ilaç kal›nt›lar› Meksika’da 17 kifliyi öldürmüfl, hükümet f›r›nlar› kapatmak zorunda kalm›flt›. Bir s›n›r kasabas› olan Tijuana’da halk yiyeceklerini sat›n almak için s›n›r› afl›p California’dan al›flverifl ediyordu.
ABD’DEN YEN‹ ÖNER‹: MEKS‹KA TOHUMU SONORA Sözkonusu vakıfların önderliğinde Meksika’da hibrit yani “ıslah edilmiş” buğday ve mısır tohumları üretildi. Meksika’nın Sonora bölgesinde geliştirilen buğday, 64 numaralı radyoaktif bir bileşik olan cobaltla iyonlandığı için Sonora-64 buğdayı adını almıştı. Yüksek verim veren ve hastalıklara karşı ışınlanan bu tohumlar, kimyasal gübreler ve zirai ilaçlar, Pakistan ve Hindistan’ın ardından Türkiye tarafından 1960 yılların başından itibaren Amerikan Yardım Teşkilatı (AID) kanalıyla ve kredi ile ithal edildi. Türkiye’nin buğday ithal eden memleket olmaktan kurtulup buğday ihraç eden memleket haline geçeceği iddiaları ile kamuoyuna tanıtıldı. Üstelik hükümetin daveti üzerine Türkiye’yi ziyaret eden Amerikalı danışmanlar geniş yelpazeli bir Meksika buğdayı önerisinde bulunmuş ve hükümet 12 çeşitte 22 bin ton Meksika tohumluğu ithal etmişti. Ürün artışının olduğu başlangıçta gerçekten doğruydu. Ancak zamanla bu ivme azaldı ve rekolteyi arttırmak için daha da fazla kimyasal kullanılmak zorunda kalındı. Yeşil devrimin uygulandığı her yerde olduğu gibi, yıllar ilerledikçe kimyasal gübreler, verimli toprakları verimsiz hale getirdi. Her biri bir zehir olan zirai ilaçlar, çevredeki tüm canlı organizmaların ölmesine neden oldu. Yapılan sulamalarla da bu zehirler her yere aktı. Başarısızlıkla sonuçlanan Sonora-64 girişimi 1969 sonunda 350 bin, 1970’de de 850 bin tonluk buğday açığına sebep oldu. ABD’den yeniden buğday ithali gerekti. *“Barış için gıda” diye de bilinen yasa, yardım hareketi tarafından genişleme amacıyla yabancı pazarlar arayan ABD için, besin yardımı programlarının ortak adıdır.
Tekkeye cami Hacı Bektaş’a imam hatip 4 Osmanlı Hacı Bektaş Veli Cami yapar da neo-Osmanlı AKP boş durur mu? Alevilerin yaşadığı mahalleye Hacı Bektaş Veli İmam Hatip Lisesi kondurur…
+4+4 ile imam hatip okullarının önünü tarihte hiç olmadığı kadar açan AKP’nin gerici salvoları sınır tanımıyor. Okulları dönüştürürken isimlerine de el atan AKP, Türk-Sünni İslamcı iktidarını bu yolla da yeniden tesis etmenin peşinde. Örneğin, İstanbul Kartal’da Alevilerin yoğun olarak yaşadığı mahallede bulunan Zekeriya Göçer İlköğretim Okulu’nu Hacı Bektaş Veli İmam Hatip Ortaokulu yapmak istiyor. Osmanlı’dan bugüne asimile edilmek istenen grupların başında gelen Aleviler için bu saldırılar oldukça tanıdık. Meclis Başkanı Cemil Çiçek’in, Meclis’te cemevi açılmasıyla ilgili talebi, Diyanet’in “Alevilik İslam içi oluşumdur, ibadet yeri camidir” fetvasına dayanarak geri çevirmesi henüz çok yeni olsa da Alevilerin ibadet için camilere zorlanması yeni değil elbette. Bundan iki yüzyıl kadar
önce de II. Mahmut, Hacı Bektaş dergahına cami yaptırmıştı. CEMAATS‹Z HACI BEKTAfi CAM‹‹ 1826’da Yeniçeri Ocağı’nı kapatan II. Mahmut, ocakla güçlü ilişki içinde olduğu bilinen Bektaşiliği bir fetvaya dayanarak yasakladı. Bundan sonra, problem çıkaran Bektaşiler idam ya da sürgün edilirken
Hac› Bektafl Veli Camii
tekkeleri de adeta yağmalandı. 60 yıllık Bektaşi tekkeleri yeni kabul edilerek yıktırılırken “kadim” (eski) kabul edilerek yıktırılmayan tekkelerden elverişli olanlar cami, medrese, mektebe çevrildi ya da Nakşibendi tarikatı mensuplarına dağıtıldı. Tekkelerinin mal varlıkları da ya Nakşibendilere verildi veya hazine yararına müzayede usulü ile satıldı. Bektaşiliğin âsitânesi (merkezi) Hacıbektaş’taki Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı bu uygulamadan muaf tutuldu ancak bu merkez tekkenin müştemilatına cami yaptırılarak Nakşibendiliğin öğretileceği ve ritüellerinin uygulanabileceği bir Nakşi tekkesine dönüştürüldü. Dönemin tanınmış Nakşibendi şeyhi Kayserili Şeyh Mehmed Said Efendi buraya tayin edildi. Hacı Bektaş şeyhi Mehmed Hamdullah Efendi ise halkın “fesadı”na sebep olduğu
gerekçesiyle 1826’da Amasya’ya sürgün edildi. Ancak Bektaşiler maruz kaldıkları bu uygulamaları hiçbir zaman benimsemediler, bu uygulamalardan her fırsatta şikayet ettiler, hatta protesto ettiler. Bütün bu gelişmeler Bektaşiler arasında Osmanlı idaresine karşı gizli, ciddi bir muhalefetin doğmasına yol açtı. Hacı Bektaş müdavimi Bektaşiler protestolarını tekkeye gitmeyerek sessiz sürdürdü, tarikat ritüelleri meşruiyetten gayri resmiliğe kaydı. Tekkeye yaptırılan caminin cemaati hiç olmadı, Bektaşi babalarının yerini alması beklenen Nakşibendi şeyhleri cuma ve bayram günleri Bektaşi olmayan ziyaretçilere namaz kıldırmaktan başka bir şey yapamadılar.
II. Mahmut
KAYNAKÇA: Türkiye’de 1950-1954 döneminde DP’nin tar›m politikas› – Suat Oktar, Arzu Varl› – Marmara Üniversitesi ‹‹BF Dergisi 2010 cilt 28 say› 1, Hac› Bektafl-› Velî Tekkesine Nakflibendî Bir fieyhin Tayini: Merkezî Bir Dayatma ve Sosyal Tepki Mustafa Alkan - Türk Kültürü ve Hac› Bektafl Velî Araflt›rma Dergisi, 57(213). Milliyet gazetesi.
14
YAŞAM 12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
Halk›n Sesi
Denizin ardı özgürlük bir Öğrenci Kolektifleri, yorucu yesenenin ardından bu sene lektif dincisini düzenledikleri Ko Yaz Kampı'nda buluştu. yazın Liseliler ve üniversitelilerin p bu buluşma adresi olan kam atölsene de birbirinden farklı lerdeyelere, söyleşilere, atölye i etkinki üretimlerin sergilendiğ da liklere sahne oldu. Alanın te lik bir le uzman birçok isim a geçirilen bir hafta boyunc leri kolektif yaşamın deneyim biriktirildi.
Ö⁄RENC‹ KOLEKT‹FLER‹’N‹N YED‹NC‹ YAZ KAMPI
Özgürlüğe atılan kulaç Ö
ğrenci Kolektifleri kurulduğu günden bugüne düzenlediği Kolektif Yaz Kampı'nın yedincisini, 30 Haziran-6 Temmuz tarihinde İzmir Dikili'de gerçekleştirdi. Türkiye'nin dört bir yanından üniversiteli ve liseliler "Denizin Ardı Özgürlük" sloganıyla buluştu. Her geçen yıl artan ilgi ve katılım, zenginleşen kamp içeriğiyle birlikte gençliğe alternatif bir tatil ve yaşam yaratmayı amaçlayan yaz kampı, dolu dolu bir yedi günü geride bıraktı. EĞLENDİLER, DİNLENDİLER, PAYLAŞTILAR Kamp boyunca atölyeler, söyleşiler, ülkeye ve üniversiteye dair tartışmalar yapılırken akşamları birbirinden renkli gruplarla hep birlikte eğlenmenin, dinlenmenin, paylaşmanın deneyimleri yaşandı. Bir hafta boyunca fotoğrafçılık, sinema ve stop-motion, evrim, karikatür, tiyatro, şiir, ritim, modern dans ve halkoyunları, habercilik, müzik, pantomim, kukla, resim, çizgi roman, heykel ve daha bir çok atölye, alanında uzman isimlerin eşliğiyle birlikte yürütüldü. Galata Fotoğrafhanesi'nin kurucusu Yücel Tunca, Emrah Dönmez, Prof. Aykut Kence, Duvara Karşı Oyuncuları, oyuncular Barış Atay, Altan Gördüm ve Turgay Tanülkü, Ritimart, modern dans eğitmeni Milton Lopes ve gazeteci Ertuğrul Mavioğlu gibi birçok isim bu atölyelerde gönüllü olarak bir haftasını üniversiteli ve liseliler-
G
ençlik, üzerindeki baskıların arttığı bir dönemde, Kolektif Yaz Kampı, "Denizin Ardı Özgürlük" diyerek yola çıktı
le birlikte geçirdi, bilgilerini ve deneyimlerini aktardı. Ülkenin gündemine damgasını vuran kürtaj tartışmaları ışığında Amargi Kadın Akademisi'nden feministlerle birlikte ‘Kadın bedeninin ve cinselliğinin özgürlüğü’ konulu interaktif bir tartışma atölyesi gerçekleştirildi. Ayrıca Velvele konserinin olduğu gece "Sahne Kadınların" başlığıyla, Bursa Üniversiteli Kadın Kolektifi (ÜKK) bir tiyatro oyunu sergiledi, ÜKK kadın ritim grubu bir dinleti gerçekleştirdi.
Plaja kurulan sahnede her akşam birbirinden zengin ezgileriyle gençliği hareketlendiren müzik grupları yer aldı. Teneke Trampet, Ezginin Günlüğü, Neyse, Marsis ve Velvele, yıl içinde üniversite ve liselilerin çok fazla ulaşamadığı bir müzik ziyafeti sundular. DİRENİŞ ÇADIRINDAN KAMP ÇADIRINA Yılda iki kez toplanan Türkiye Üniversiteler Meclisi'nin bir toplantısı da kampta gerçekleştirildi. Toplantıda ülke gündemi ve
üniversite gündemi tartışıldı, gelecek döneme dair planlar yapıldı. Tüm Türkiye'den üniversitelilerin bir araya gelip fikir alışverişi yapması anlamında besleyici ve geliştirici tartışmalar gerçekleştirildi. Direniş çadırlarını yeni toplayıp gelen ve rektörlük işgaliyle uzun zamandır üniversitelerde yaşanmayan bir deneyimi tekrar canlandıran Eskişehir Anadolu Hazırlık sınıfının kazanımı kampına damgasını vurdu. Üniversitelerde neoliberal dönüşümün sürükleyicilerinden olan “Bologna süreci”nin uygu-
Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nde Rektörlüğü işgal ederek sınav sistemini alt edenler de kamptaydı.
lamalarından birine geri adım attıran bu direnişi hayata geçirenler diğer üniversitelilere deneyimlerini aktardılar. Eskişehir zaferinin paylaşıldığı tartışma atölyesinde üniversiteliler, bu başarılı direnişten dersler çıkardılar. Bir başka tartışma atölyesinde ise Redd grubunun iki üyesinin katılımıyla beraber sanatın özgürlüğü ve gençlik üzerine uzun uzun konuşuldu. Tartışmada, gençliğin gelenekselleşmiş eylem biçimlerinden ayrışan "yumurta" gibi daha dikkat çekici eylem tarzlarını
a¤›rl›kl› derslerle de buluflturuyor. Bu kampanya, 4+4+4 e¤itim sistemi ile bir-
YAZLIK SİNEMA Geceleri konserlerin ardından film keyfi vardı. “Efeköy Entelköy'e Karşı" filminin gösterimi oyuncularından Emin Gürsoy'un katılımıyla birlikte gerçekleştirildi. Ayrıca Can Dündar'ın Deniz Gezmiş’lerin öyküsünü anlatan “Delikanlım İyi Bak Yıldızlara” adlı belgeselinin özel gösterimi yapıldı. Belgesel, kamp sakinleri tarafından büyük beğeni topladı. Kamp boyunca bütün ihtiyaçlar bütün üniversiteli ve liselilerle birlikte kolektif bir biçimde karşılandı. Kamp alanının güvenliğinden temizliğine, yemeklerin hazırlanışından dağıtımına, atölyelerin ihtiyaçlarının karşılanmasından öğrenci kantininin devamlı açık olmasının sağlanmasına kadar her şey kolektif bir şekilde gerçekleştirildi. Son geceyse sahne, bir hafta boyunca emek verilen atölyelerin üretimlerindeydi. Tiyatro oyunları, dans gösterimleri, birbirinden yaratıcı kısa filmler, kampın her anından kareler, ritim ve müzik grubunun dinleyeni coşturan ezgileri, pantomim atölyesinin gösterimi, şiir atölyesinin birbirinden etkileyici şiir dinletileri sahnedeydi. Bir haftada ne kadar üretken ne kadar yaratıcı olunabileceğinin bir deneyimi daha edinilmiş oldu. Bir dahaki sene daha da büyüyen ve kitleselleşen bir kampta görüşmek üzere 7’inci Kolektif Yaz Kampı sona erdi.
Neden kolektif yaz kampı? Kolektif yaz kamp› gerçeklefltirildi¤i ilk günden bugüne gençli¤e dayat›lan tüketime dayal› tatil, e¤lence kültürünün d›fl›na ç›karak birlikte üreterek, paylaflarak e¤lenmenin hem de dinlenmenin mümkün oldu¤unu kan›tl›yor. Özellikle Gençlik ve Spor Bakanl›¤›'n›n haremlik selaml›k gençlik kamplar›n›n ortaya ç›kt›¤› bir dönemde sadece tüketim kültürüne karfl› de¤il, AKP'nin gericili¤ine karfl› alternatif bir yaflam›n bir haftas›n› örmek amac›yla, Kolektif Yaz Kamplar› gerçeklefltiriliyor. Dindar, kindar gençlik naralar›n›n at›ld›¤› bir dönemde, yaflam›n her noktas›na nüfuz eden gericili¤in önüne set çekmek için bu yaz kamplar› büyük önem tafl›yor. Kamp›n ard›ndan gençler "Okumufl ‹nsan Halk›n Yan›ndad›r" diyerek yoksul mahallelerde AKP’nin yetifltirmeye çal›flt›¤› nesle karfl› kendi alternatiflerini oluflturuyorlar.
2 Temmuz unutulmadı 7
’nci Kolektif Kampı’nda, gericiliğin en karanlık yüzünün görüldüğü ve gençliğin hiçbir zaman unutmadığı 2 Temmuz Sivas Katliamı unutulmadı. Dikili'deki demokratik kitle örgütleriyle birlikte Dikili merkezinde büyük bir yürüyüş gerçekleştirildi. Kamptan çıkan üniversiteliler ve liseliler Dikili halkının büyük desteğiyle dev bir gençlik korteji oluşturdular. Üniversitenin
olmadığı Dikili'de, bu kadar kalabalık bir gençlik kitlesiyle yöre halkı daha önce hiç karşılaşmadığı için, halk yüzlerce kişilik gençlik kortejini alkışlarla, sloganlarla büyük bir coşkuyla karşıladı. Yürüyüş boyunca ‘katliamcılardan, bugün onları aklayan AKP'den, insanlık suçuna zaman aşımı getirenlerden hesabı gençlik soracak’ vurgusu öne çıktı.
Gençlik üniversiteyi yoksul mahallelere taşıyor Ö¤renci Kolektifleri taraf›ndan dört y›ld›r örgütlenen “Okumufl ‹nsan Halk›n Yan›ndad›r” kampanyas› bu y›l da üniversitelilerle yoksul halk› buluflturuyor. 14 Temmuz - 11 A¤ustos tarihlerinde gerçekleflecek olan kampanyada bu y›l üniversiteliler kendi kentlerindeki yoksul emekçi mahallelerine gidiyorlar. Gençler, paras›z, nitelikli, bilimsel e¤itimden faydalanamayan çocuklar› Türkçe, matematik, ‹ngilizce, tarih gibi okul derslerinin yan› s›ra, yarat›c› yazarl›k, yarat›c› drama, satranç, yarat›c› ifller, heykel, halkoyunu, resim, koro gibi sanat
denemesinin önemi ve değeri ön plana çıktı.
likte karanl›¤a mahkum edilen ilkö¤retim ve ortaö¤retim çocuklar› için alternatif bir e¤itim olana¤› sunuyor. Üniversiteliler sadece AKP'nin dayatmalar›na karfl› e¤itimin nas›l olmas› gerekti¤ini göstermiyorlar, ayn› zamanda bu kampanya ile ayd›n kimliklerine de sahip ç›k›yorlar. Ayd›n üniversiteli bilincinin getirdi¤i sorumlulukla, yaz aylar›nda yoksul halk›n çocuklar›yla mahallelere üniversite kurmaya, baflka bir e¤itimin mümkün olabilece¤ini göstermeye gidiyorlar.
Gençlik tatilde polis tetikte Ö
ğrenciler kamptayken emniyet de boş durmadı. Kampın ikinci gününden itibaren, bazı öğrencilerin aileleri aranarak “Çocuğunuz terör örgütü kampında, haberiniz olsun” şeklinde tehdit ve uyarı mesajları gönderildi. Bursa, Eskişehir, Samsun ve Kocaeli’de 10 öğrencinin ailesi, İl Emniyet Müdürlükleri tarafından arandı ve “Çocuğunuzun bir arkadaşıyım. Kendisi şu anda terör örgütü kampındadır” denildi. Farklı illerde yaşanan bu olay, emniyetin konuyu “merkezi” olarak gündeme aldığını gösterdi. Kendisinden olmayan herkesi terörist ilan eden AKP dindar ve kindar nesil olmayı kabul etmeyen gençliğin alternatif yaz kampını provoke etmeye çalışsa da kamp boyunca coşku hiç eksilmedi.
KÜLTÜR SANAT
15
12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
‘Gabo’ yazmay› b›rakt› Dünyaca ünlü Kolombiyalı yazar Gabriel Garcia Marquez’in demansa yakalandığı ve artık yazamayacağı öğrenildi. 82 yaşındaki yazarın Nobel Edebiyat ödülü bulunuyor. Latin Amerika’da okurların “Gabo” dediği yazarın kitapları arasında Kolera Günlerinde Aşk ve Kırmızı Pazartesi bulunuyor.
Halk›n Sesi
Çatalhöyük dünya miras›
Buz Devri 4 sinemalarda
Konya ovasındaki dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olan Çatalhöyük, Dünya Mirası Listesi'ne girdi. Çatalhöyük UNESCO'ya üye 21 ülke uzmanlarının katılımıyla 1 Temmuz günü Rusya'nın St. Petersburg kentinde yapılan toplantıda Dünya Mirası Listesi'ne dahil edildi.
Buz Devri 4 Kıtalar Ayrılıyor 29 Haziran’da gösterime girdi. Kıtalar ayrılıyor buzlar eriyor, kalan son buzullardan derme çatma bir gemi yapan kahramanlarımızın maceralarla dolu deniz seferi başlıyor. Manny ve arkadaşlarını bu yeni dünyada deniz canavarları ve acımasız korsanlar da bekliyor. Kahramanlarımız yeni arkadaşlarla da tanışıyor.
‘Çocuklara ölüm kalmas›n’ 6 Temmuz Türkiye’nin en önemli yazar ve aydınlarından olan Aziz Nesin’in ölümünün 17. yılı. Yazdığı yüzün üzerinde kitapla ülkenin içinde bulunduğu durumu keskin mizah anlayışıyla gözler önüne seren Nesin, bugün aydınlanmacı kimliğiyle anılmaya devam ediyor.
Karanlığa meydan okuyan gönüllüler Halkevleri’nin yaz okullar›na her y›l çok say›da gönüllü e¤itici kat››yor. Bu seneki yaz okuluna ilk defa kat›lan gönüllü e¤iticilerden Eren Ertin ile konufltuk. Ertin, daha önce de yaz okulu çal›flmalar›n› bildi¤ini ve takip etti¤ini söyledi. Ertin, özellikle 4+4+4 e¤itim sisteminin yarataca¤› gericileflmeyi düflünerek bu seneki yaz okulu çal›flmas›na karar verdi¤ini belirtti. Ba¤c›lar’da yaflayan Ertin, çevrede çocuklar için cemaatlerin açt›¤› Kuran kurslar› d›fl›nda alternatifinin neredeyse olmad›¤›n›, Kuran kurslar› d›fl›nda sunulan yaz okulu programlar›n›n da pahal› oldu¤u ve bu nedenle yoksullar›n bu kurslara kat›lma olana¤›n›n olmad›¤›n› belirtti. Biyoloji ö¤retmeni olan Ertin, yaz okulu boyunca biyoloji ve do¤a konusunda gönüllü ders verece¤ini aktard› ve “Yaz okulunun bafllamas›n› sab›rs›zl›kla bekliyorum” dedi.
AKP karanlığının üstüne giden çocuklar AKP, gericiliği toplumsallaştırma projesini 4+4+4 ile hayata geçirmeye çalışırken Halkevleri Yaz Okulu yoksul mahallelerde başladı bile Halkevleri Yaz Okullar› Ankara’da Dikmen, MESA, Bat›kent, Keçiören, fiirintepe, Mutlu, Saimekad›n Halkevleri ile Mamak Dostlar Halkodas›, Dikmen Vadi Bar›nma Hakk› Bürosu ve Tepecik Halk Kitapl›¤›’nda; Bursa’da Nilüfer ve Y›ld›r›m Halkevlerinde, Eskiflehir’de Eskiflehir, Gültepe Halkevleri ile Emek Halkodas›’nda; ‹stanbul’da Bahçelievler, ‹kitelli, Esenyurt, Gültepe, Okmeydan›, Avc›lar, Ümraniye, Kad›köy, Ça¤layan Sar›yer Tarabyaüstü Halkevleri ile Sar›yer’de Kocatafl ve Maden mahallelerinde; ‹zmir’de Buca, Gültepe ve Çi¤li Halkevlerinde, ‹zmit’te Körfez Halkevi’nde, Mersin’de Mersin Halkevi’nde, Adana’da ‹smetpafla ve Bar›fl mahallelerindeki Bar›nma Hakk› Bürosu’nda, Çanakkale Umurbey’de yap›lacak. Yaz okullar›nda resim, grafik tasar›m, karikatür, heykel, müzik-ritim-koro, foto¤raf, drama, tiyatro, halk danslar›, modern danslar, yarat›c› ifller, spor, öykü yazarl›¤›, sinema, satranç, çocuklar için felsefe, gazete okuma-inceleme, oyunlarla yabanc› dil, oyunlarla matematik, oyunlarla ve deneylerle bilim, koruyucu sa¤l›k ve ilk yard›m e¤itimi, oyunlarla mimarl›k-mühendislik derslerinin yan› s›ra basketbol, voleybol, futbol, yüzme etkinlikleri ve sa¤l›k taramalar› yap›lacak.
İlkokul çağındaki çocuklarımızı karne hediyesi diye umreye yollayan bakanlıklar, Kuran kursu açan patrona vergi indirimi yapacağını açıklayan sermaye dostları, “çocuklar camiye” kampanyası düzenleyen müftülükler, sokaklarımızı bile işgal eden cemaatler, 4+4+4 eğitim sistemiyle gericiliği toplumsallaştırmayı arzulayan AKP karanlığı hedefe çocuklarımızı koyuyor. Ancak işleri kolay değil, bu ülkede sadece karanlığın efendileri ve onların ucube, gerici planları yok. Bu ülkede karanlığa meydan okuyanlar, emekçiler, kadınlar, onurlu aydınlar, sanatçılar, bilim insanları, mühendisler, sağlıkçılar, eğitimciler, üniversiteli gençler, bugününe ve geleceğine sahip çıkanlar var, Halkevleri var. İşte gelecek bizlerin, hepimizin ellerinde. Halkevleri’nde her yaz düzenli olarak yapılan yaz okulları Öğrenci Kolektifleri’nden üniversitelilerin eğitici olarak dahil olmalarıyla hızla yaygınlaştı. 2008 yılında “Okumuş İnsan Halkın Yanındadır” diyerek yoksul mahallelere gelen üniversiteliler umut ışığını büyüttüler. Bu yıl beşincisi düzenlenen yaz okulları her yıl
niteliği artarak ve yaygınlaşarak gelişiyor. Birkaç bölgede birkaç dersle başlayan yaz okulları beşinçi yılında, 50 ayrı noktada, 15 ayrı ders ve atölye çalışmasıyla çocukları sanatın, bilimin, doğanın sıcaklığıyla kucaklayacak. Yaz okullarında resimden tiyatroya, satrançtan sinemaya birçok sanat atölyesi, doğa, tarih, bilim gezileri ve okul destek dersleriyle bir ay boyunca çocukların zihinsel, fiziksel gelişimleri destekleniyor. Ezbere dayalı olmayan, öğrencinin de söz ve karar hakkının olduğu yaz okullarında çocuklar yetenekleri geliştiriliyor. Çocukların yaratıcı özelliklerini keşfettiği, üreterek öğrendiği ve böylece özsaygısını geliştirdiği yaz okullarına katılım her sene artıyor. Halkevleri yaz okulları sadece paralı, rekabetçi, reklam amaçlı yaz
okullarına karşı parasız oluşu, dayanışmacı, özgürleştirici çalışma yöntemleriyle öne çıkmıyor. Yaz okulları, 5-6 yaşındaki kız çocuklarına örtünmeyi öğütleyen Kuran kurslarının yoksul mahallelerdeki çocuklara tek alternatif olarak sunulmasına, gericiliğe ve bağnazlığa karşı çocukları ilerici değerlerle kaynaştırmaya çalışıyor. 4 YILDA 4 B‹N ÇOCUK İstanbul Halkevi’nden aldığımız bilgiye göre yaz okullarına dört yılda 4 bin çocuk katıldı. İstanbul Halkevleri’nden Aylin Kaplan yaz okulları ile ilgili şunları söyledi: “Yaz okulları, dostlarımızla, gönüllülerle birlikte örgütlediğimiz bir çalışma. Başta öğretmen olmak üzere her türlü katkıya, desteğe gereksinim olduğu gibi tüm bunlar dayanışma ile karşılanıyor.” Halkevleri yaz okullarında
çocuklar eğlenerek öğrenirken aileler; çocuk aile ilişkilerinden, çocuk-kadın sağlığı seminerlerine, sağlık taramalarından, eğitim hakkı toplantılarına birçok etkinliğe katılıyor. Halkevleri yaz okullarının programı baştan aşağıya çizilmiş sınırlarla değil önerilerle, katkılarla ve katılımlarla gelişiyor. Mühendisler, mimarlar, doktorlar, öğretmenler, felsefeciler, ressamlar, müzisyenler, gazeteciler, öğrenciler ve çeşitli alanlardan akademisyenler yaz okullarına eğitici olarak katılıyorlar. NELER YAPILDI Geçen sene, uzmanların gönüllü katılımlarıyla doğa gezileri yapıldığını belirten Kaplan, çocuklarla “Nasıl bir mahalle, nasıl bir kent istiyoruz” başlığı altında atölye çalışmaları yürüttüklerini söyledi. Geçen sene Ümraniye’de çocukların kendi parklarını inşa ettiklerini de sözlerine ekledi. Halkevleri yaz okulları her yıl çalışmalarını ve üretimlerini yaz okulu bitiminde gerçekleştirilen çocuk şenlikleriyle sergiledi. Çocukların ürettikleri heykeller,
resimler, karikatürler, çocuk korolarında seslendirdikleri şarkılar, çektikleri fotoğraflar, kısa filmler, yöresel halk oyunları, tiyatrolar çocuk şenliklerinde paylaşıldı. Okmeydanı Yaz Okulu çocuk korosu Kardeş Türküler tarafından çalıştırılmış ve Harbiye Açıkhava’da 5 bin kişiye, türküler söylemişti. Mimarlar Odası Ankara Şubesi bünyesinde çalışan Çocuk ve Mimarlık birimi, Mamak Barınma Hakkı Bürosunda yaz okuluna katılan çocuklarla “Kentin Sesi Ritim Atölyesi” çalışması yapmıştı.
Bir kere felsefe çok eğlenceli bir şey Yaz okulunda e¤itim kitab› olan Ç›t›r Ç›t›r Felsefe, çocuklar› felsefeyle tan›flt›r›yor
Bursa, Adana, Çanakkale... Y az Okulu Bursa’da Nilüfer ve Yıldırım Halkevlerinde 18 Haziran’da başladı. İki şubede 100 öğrencisiyle derslere başlayan yaz okulu 16 Temmuz’da bir şenlikle sona erecek. Haftanın üç günü Halkevleri şubelerinde eğlenceli bilim, İngilizce, matematik, halkoyunları, tiyatro ve resim dersleri gören çocuklar haftanın bir günü oyuncak müzesi ve uzay müzesini gezdi. Haftanın bir günü de spora ayıran çocuklar, Nilüfer Belediyesi’nin yüzme havuzunda yüzme dersi aldı. Çanakkale'nin Umurbey Belediyesi’nde 10 Temmuz’da
başlayan yaz okulunda yaratıcı drama, çocuk korosu, satranç, resim, matematik oyunları, ritim, deneylerle bilim, seramik-heykel, dans, sağlık, oyunlarla Türkçe dersleri veriliyor. Umurbey Belediyesi ile Çanakkale Halkevi'nin ortaklaşa yürüttüğü çalışma 10 Ağustos’ta sona erecek. Adana’da Barınma Hakkı Bürosu, İsmetpaşa ve Barış mahallelerindeki çocuklara yönelik yaz okulu etkinliğine 2 Temmuz’da başladı. 15 Temmuz’a kadar sürecek yaz okulunun fotoğraf atölyesinde, kentsel dönüşüm alanı ilan edilen İsmetpaşa ve Barış mahallelerinde çocukların çektiği fotoğraflar belgesel haline getirilecek.
F
elsefe laf cambazlığı, filozoflar kafası karışık insanlar mı, felsefe sıkıcı mı? Bir kere felsefe çok eğlenceli bir şey. Daha bebekken felsefeyle haşır neşir oluruz. Ben nasıl doğdum? İyi ne demek? Yalan kötüyse neden yalan söyleniyor? Bu soruları yaşadığımız, gördüğümüz şeyleri anlayabilmek için merakla sorarız. “Daha küçüksün, bu da nereden aklına geldi şimdi, annene sor”, “Hadi bırak bunları ödevini yap” gibi engellemeler ya da ikna edici bir cevap alamamanın sıkıntısı tanıdık bir hal. Felsefe; insanın dünyayı anlama çabasıdır ve de beğenmediği şeyleri değiştirmesine yardımcı olur. Çıtır Çıtır Felsefe dizisi anla-
maya çabaladığımız şeyler konusunda o konularda bilgili bir arkadaş gibi laflıyor. Sıkıcı olmadan, ukalalık yapmadan, okurunu ciddiye alarak, okurken bizi de içine katarak... Adalet ve haksızlık, aşk ve dostluk, başarı ve başarısızlık, beden ve akıl, ben ve başkaları, bildiklerimiz ve bilmediklerimiz, cesaret ve korku, doğa ve kirlilik, gerçekten ve yalancıktan, güzellik ve çirkinlik, haklar ve ödevler, iş ve para, iyi ve kötü, liderler ve diğerleri, mutluluk ve mutsuzluk, oğlanlar ve kızlar, özgür olan ve olmayan, savaş ve barış, söz ve sessizlik, yaşam ve ölüm, zaman çok ve zaman yok... Okurunu dışında tutmadan eğlenceli bir oyuna dahil ederek tüm bu konularda bizle tartışıyor.
Brigitti Labbe ve Michel Puech taraf›ndan yaz›lan, Türkçe’ye Azade Aslan taraf›ndan çevrilen ve Müren Beykan editörlü¤ünde Gün›fl›¤› Kitapl›¤›’ndan ç›kan Ç›t›r Ç›t›r Felsefe çocuklarla.
SOKAĞIN SESİ
ÜRETEN B‹Z‹Z YÖNETEN DE B‹Z OLACA⁄IZ
12 Temmuz 2012 / 25 Temmuz 2012
16 Halk›n Sesi
2 TEMMUZ ANMA LARINDA 4+4+4 V E Z AMANAfiIMI TEPK‹
Sivas’tan Mamak’a binler ayakta
Sivas Katliamı’nın üzerinden 19 yıl geçti. Karanlığa meydan okuyanlar Sivas’ın ışığını ülkenin dört bir yanında gerçekleştirdikleri eylemlerle diri tuttu
2
Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen 33 aydın ve 2 otel görevlisi ülkenin dört bir yanında gerçekleştirilen eylemlerle anıldı. Ankara, İstanbul, İzmir gibi kentlerde merkezi eylemlerin yanı sıra Alevilerin yoğun olduğu mahallelerde de kitlesel anma etkinlikleri gerçekleştirildi. Sivas’taki eylemde yine polis barikatı vardı. Eskişehir, Kocaeli, Çanakkale, Antalya, Mersin başta olmak üzere birçok kentte gerçekleştirilen eylemlerde Sivas katillerinin AKP yargısı tarafından “Zamanaşımı” marifetiyle aklanmasına ve 4+4+4 eğitim sistemine karşı tepkiler yükseldi. “Sivas’ın ışığı sönmeyecek” diyen on binler, AKP karanlığına da meydan okudu. Kent merkezleri demokratik kitle ögrütlerinin, siyasi partilerin ve Alevi örgütlerinin
çağrısıyla hareketlenirken özellikle büyük kentlerde Alevilerin yoğun olduğu mahallelerdeki anmalar kent merkezlerine göre daha kitlesel eylemlere sahne oldu. Geçen seneki anmada öne çıkan “Devletin Alevisi olmayacağız” söylemi, yıl içinde Alevileri ilgilendiren gündemlerle tamamen değişti. AKP, kendi Alevi’sini yaratmaya çalışmaktan, Alevileri gerici ırkçı ayrımcı bir söylemle karşısına almaya yöneldi. Sivas’ın katillerini akladı, zorunlu din dersi uygulamasını “seçmeli ders” adı altında pekiştirdi. AKP’nin okulları imam hatipleştirme projesi de Alevileri doğrudan etkiledi. Alevilerin, Sivas katliamı sanıklarının zamanaşımı kararıyla aklamasına ve 4+4+4 eğitim sistemine karşı tepkileri Sivas anmalarına da yansıdı.
KAT‹LLER‹N AKLANMASINA ÖFKE Ankara’daki emek ve demokrasi güçleri ve Alevi örgütleri bu sene de Toros Sokak’tan Kolej Meydanı’na yürüdü. Binlerce kişi zamanaşımına ve 4+4+4’e karşı tepki gösterdi. Tertip komitesi adına konuşma yapan Pir Sultan Abdal Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Sekreteri Hasan Cem Yılmaz; katliamcıları aklayan, zorunlu din dersini dayatan, yeni eğitim sistemi ile ülkeyi karanlığa sürükleyen AKP iktidarına karşı mücadele çağrısı yaptı. Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan açıklamayla Sivas’ı unutturmayan Çanakkaleliler “Sivas Katliamı insanlık suçudur. İnsanlık suçlarında zaman aşımı olmaz” yazan bir pankart açtı. “Unutmadık, unutturmayacağız! AKP faşizmine teslim olmayacağız” diyerek sokağa çıkan
Sivas’ın katillerini zamanaşımı kararıyla aklanmasına olan öfke, 4+4+4 eğitim sistemine karşı gelişen tepkiyle birleşerek alanlara aktı
Eskişehirliler, Saat Kulesi önünde bir açıklama yaptı. İzmir’de Konak, Gültepe ve Çiğli’de yapılan eylemlerle binlerce kişi AKP’nin gerici faşist politikalarına ve katliamlara karşı sokağa çıktı. Binlerce kişinin Cumhuriyet Meydanı’ndan Eski Sümerbank’a yürüdüğü eylemde katliamın halkların kardeşliğine yönelik olduğu, sorumluların ve katillerin cezasını çekmeden Sivas Katliamı davasının bitmeyeceği belirtildi. Bu eylemin ardından Halkevleri ve Kars Dernekleri Federasyonu Gültepe’de meşaleli bir yürüyüş gerçekleştirdi. Aynı anda İzmir Çiğli’de Alevi örgütleri, Halkevleri, ÖDP, TKP, EMEP, BDSP’nin ortak düzenlediği anmada bin kişi AKP’ye ve AKP’nin eğitim sistemine karşı meşaleleriyle yürüdü. ‘İnsanlık suçlarında zaman aşımı olmaz’ sloganının ön plana çıktığı eylemde
Uludere Katliamı da unutulmadı. Mersin Emek ve Demokrasi Güçleri’nin ortak çağrısıyla Taş Bina önünde yapılan açıklamada konuşan KESK Dönem Sözcüsü İmam Özdemir, Erdoğan’ın katillerin aklandığı zamanaşımı kararı sonrasında sarfettiği “milletimiz için hayrolsun” sözünü hatırlatarak bu sözlere tepki gösterdi. Antalya’da yüzlerce kişi kent merkezindeki Attolos Heykeli önünde bir araya gelerek katliamda ölenleri andı.
anması vardı. 29 Haziran’da Antalya’nın gecekondu bölgesinde gerçekleştirilen anmaya yüzlerce mahalleli katıldı. Mazıdağ’daki anma burada yapılan ilk 2 Temmuz eylemiydi. KESK’L‹LER D‹KKAT ÇEKT‹ Ankara, İstanbul, İzmir ve Sivas dışındaki kent merkezlerindeki eylemlerde basın açıklamalarını KESK üyeleri
okudu; AKP’ye “Buradayız” dedi. S‹VAS’TA POL‹S ENGEL‹ Alevi örgütlerinin ağırlık verdiği anma 2 Temmuz’da Sivas’taydı. Polis barikatıyla karşılaşılan kitle, önceki yıllara göre kalabalık değildi ama Aleviler, emek ve demokrasi güçleri polis panzerine dövizlerini asarak da olsa tepkilerini dile getirdi.
MAZIDA⁄ ETEKLER‹NDE S‹VAS ANMASI Yoksulluğun ve dışlanmışlığın bir sonucu olarak Alevilerin büyük kentlerin çeperlerinde yaşamaları, 2 Temmuz anmalarının kent çeperlerinde başlamasına neden oldu. Antalya’da Mazıdağ eteklerinde de Sivas
Sokakta mücade eden umut oluyor ‘Gericiliğin üstüne yürüyoruz’
Ankara’da Alevilerin yoğun olduğu mahalleler, son yılların en kitlesel 2 Temmuz anmalarına sahne oldu. AKP gericiliğine karşı mücadeleyi sokakta ören Halkevleri’ne Alevilerin ilgisi giderek artıyor OSMAN NUR‹ ORHAN
A
nkara’da Halkevleri tarafından 1 Temmuz’da gerçekleştirilen Sivas anmalarına Mamak’ta 7 bin, Dikmen’de 3 bin, Keçiören’de ve Batıkent’te bine yakın kişi katıldı. Halkevleri’nin çağrısıyla Mamak’taki Tuzluçayır Meydanı’nda yapılan anmaya yaklaşık 7 bin kişi katıldı. Sivas’ta yaşananları unutturmamak için her yıl Tuzluçayır Meydanı’nda gerçekleşen etkinliğin bu yılki konukları Oğuz Boran, Gökhan Kılıç ve Mustafa Özaslan oldu. A‹LELER‹N KATILIMI, GENÇLER‹N ENERJ‹S‹ YO⁄UNDU Etkinliğe çok sayıda aile katıldı. Gençlerin de yoğun katılımı vardı. Bebek arabalarının içinde alana gelen çocuklar gece geç saatlere kadar süren etkinlikte
uyuya kalsalar da anne ve babaları alanı terk etmedi. Gençler ise alanın her yerinde “Karanlığa meydan okuyoruz” diye haykırdı, hatta bu gençlerden bazıları sahneye daha yakın olmak için tek katlı iş merkezinin çatısına çıkıp gece boyu oradan sloganlarına devam etti. Anma etkinliğine yer alan sanatçılar da “karanlığa karşı mücadele” çağrısı yaptı. Oğuz Boran ve Gökhan Kılıç karanlığa karşı Halkevleri’yle birlikte mücadele edilmesi gerektiğini söylerken herkesi Halkevi’ne davet etti. Mustafa Özaslan sahneye Halkevleri şapkasını takarak çıktı. Bir miting havasında gerçekleşen anma etkinliğinde öfkenin hedefi tek ve netti: AKP. Özellikle Halkevleri Genel Sekreteri Nuri Günay’ın konuşması AKP’ye olan öfkeden dolayı sık sık “yuh” sesleri ile kesildi. Günay’ın “Bu hükümet
Sivas’ın katillerini aklamak istiyor. İzin verecek miyiz” sorusunun yanıtını neredeyse tüm Mamak duydu: “Hayır!” Günay’ın ardından Eğitim Hakkı Meclisleri adına Sıla Uzunpınar söz aldı. Uzunpınar’ın konuşması, Sivas katillerinini zamanaşımı kararıyla aklanmasına olan tepkiden sonra, 2 Temmuz anmasına katılımın yoğun olmasının ikinci nedenini gözler önüne serdi. Uzunpınar’ın 4+4+4’e karşı mücadele çağrısı yaptığı konuşma en fazla alkışlanan konuşma oldu. B‹NLER KARANLI⁄A KARfiI YÜRÜDÜ Anma programının ardından binlerce kişi “Karanlığa karşı meydan okuyoruz” pankartının arkasında, yolu trafiğe kapatarak sloganlar eşliğinde yürüyüşe geçti. Yürüyüş boyunca apartmanlarından
çıkanlar eylemcileri alkışlarla selamladı. Alkış ve karışık slogan sesleri Tekmezar Parkı’nda tek ses oldu: “Sivas’ın ışığı sönmeyecek!” Eylem, Tekmezar Parkı’ndaki konuşmaların ardından sona erdi. Sivas katillerinin zamanaşımı kararıyla aklanmasına Halkevleri’nin anında tepki göstermesi ve 4+4+4 eğitim sistemine karşı sokakta mücadele etmesi de Alevilerin tepkisini ifade edeceği bir kanal olarak tercih edilmesinde önemli pay sahibi. Katılımın yoğun olmasının bir diğer etkeni de eylemlerin kapı kapı dolaşarak örgütlenmesi oldu. Ankara’da 2 Temmuz günü gerçekleştirilen, Halkevleri’nin de aralarında olduğu emek ve demokrasi güçlerinin katıldığı eylemlerle, 1 Temmuz’da Halkevleri tarafından gerçekleştirilen eylemler birbirini tamamladı.
“Gericili¤in, karanl›¤›n üstüne yürüyoruz” diyen Halkevleri, ÖDP ve TKP üyeleri ‹stanbul Kartal Meydan›’nda bir araya geldi. “Gerici faflist halk düflman› AKP”, “Sivas’›n ›fl›¤› sönmeyecek” sloganlar›n›n s›k s›k at›ld›¤› anmada ilk konuflmay› TKP Merkez Komite Üyesi Aydemir Güler yapt›. Güler konuflmas›nda Sivas’›n hesab›n›n AKP’ye karfl› mücadeleyle sorulaca¤›n› vurgulad›. Güler’in ard›ndan sahneye ç›kan ÖDP ‹stanbul ‹l Baflkan› Avni Gündo¤an, katillerin AKP taraf›ndan akland›¤›n› hat›rlatarak “Bu dava biz bitti diyene kadar bitmeyecek” dedi. Son olarak konuflma yapan Halkevleri Genel Baflkan› Oya Ersoy “Bugün gericili¤e ve faflizme karfl› mücadele; muhafazakâr sanat diyerek sanata ve sanatç›lara sald›ran AKP’ye karfl› mücadele demektir. Bugün gericili¤e karfl›
mücadele kad›nlar›n bedenlerini ve yaflamlar›n› kendi egemenli¤i alt›na almaya çal›flan AKP’ye karfl› aya¤a kalkmak demektir” dedi. Ersoy konuflmalar›na flu sözlerle son verdi: “AKP karanl›¤› 4+4+4’le gerici-piyasac› bir e¤itim sistemi kuruyor. Tek bir mezhebi hepimize dayat›yor. Tüm okullar›m›z› imam hatibe dönüfltürerek çocuklar›m›z›n zihinlerini kuflatmak istiyor. Bugün gericili¤e karfl› mücadele AKP karanl›¤›na meydan okumak demektir”. Sivas Katliam› Halkevleri taraf›ndan ‹stanbul’da ‹kitelli, Esenyurt, Sar›yer Ömürtepe ve Ümraniye Birlik Mahallesi’nde gerçeklefltirilen eylemlerle protesto edildi. Birlik Mahallesi’nde y›llardan sonra 2 Temmuz eylemi yap›l›rken ‹stanbul’un Gülensu, Tuzla Ayd›nl›, Ataflehir Yeni Çaml›k’ta da Sivas anmalar› yap›ld›.