Atilim_07_2012

Page 1

Bütün ülkelerin proleterleri, birleşiniz!

Nerede bir yoldaş varsa,

Türkiye Komünist Partisi Merkez Organı

“Başkanlık Sistemi” Ama Nasıl?

Şu günlerde “başkanlık sistemi” tartışması ülkemizde revaçta. İşbirlikçi­tekelci burjuvazi ve yabancı sermaye ülkede sermayesini ve yatırımlarını uzun vadede garanti altına almak için, sermayeden yana otoriter, baskıcı düzenin sürmesini ve gücü tek elde toplamayı uygun görüyor. Bu onların zayıflıklarına delalettir. Korkuyorlar... Sınıf hareketinin yükselmesinden, halkların özgürlük hareketinden korkuyorlar. Korkunun ecele faydası yoktur. “Başkanlık sistemi” ile kendilerini güçlü göstermeye, bu sunni gücün rüzgarında ömürlerini uzatmaya çalışıyorlar. Biz bu tartışmada başka bir perspektif geliştiriyoruz. Egemen sınıfları kendi silahları ile vurmalıyız. Madem ki başkanlık sistemi istiyorlar, tartışalım. Bizim açımızdan iktidarın yürütme organlarının biçimi ve şekli değil, sınıfsal özü ve içeriği belirleyicidir. Dolayısıyla bu konuda tavrımız iktidar mücadelemiz ile sıkı sıkıya bağlıdır. Adı ve biçimi nasıl konursa konsun, burjuvazinin iktidarı yıkılmalıdır. Bunun ilk aşaması anti­ emperyalist demokratik halk devrimi sürecine tekabül edebilir. Onlar, bu tartışmayı kendi içlerindeki güçler dengesi müsaade ederse “yeni anayasa tartışmaları” çerçevesinde gündeme getiriyorlar. Yeni anayasa sadece “başkanlık mı, değil mi?” meselesinden ibaret değildir. Yeni anayasa “vatandaşlık” tanımının netleşmesi gerektiği, “çok uluslu bir cumhuriyet”in tanımlanması gerektiği, işçi sınıfı ve geniş emekçi kesimlerin demokratik­sosyal ve siyasal haklarının yasal güvence altına alındığı, Kürt ulusunun siyasi ve demokratik haklarının eksiksiz tanındığı bir çerçeveye oturmalıdır. Ulusların, özellikle ve öncelikle Kürdistan’ın demokratik özerkliği ve diğer ulusların ona uygun siyasi yapılanması yeni anayasa çerçevesinde olmazsa olmaz belirlenmesi gereken bir gerçektir. Özerk cumhuriyetlerin kendi devlet başkanları olursa, özerk cumhuriyetler birliği niteliği alacak olan merkezin de tabii Devamı 4. sayfada

Çağrı

Temmuz 2012 (Yıl 38)

Türkiye Komünist Partisi oradadır!

Suriye’den Elini Çek!

AKP rejimi ABD ve AB emperyalizminin taşeronu olarak Suriye’nin iç işlerine müdahil oluyor. Böyle bir politika ve “komşuluk” ilişkileri ne de “uluslararası diplomasi kuralları” ile uyumlu değildir. Ama bunu kime söylüyorsun. Her fırsatta demokrasiden, insan haklarından bahsedenler, konu kendi sınıfsal çıkarları olunca gemi azıya alıyorlar, gözlerini kan bürüyor. Dört koldan saldrırıyorlar. Türkiye kontraların eğitildiği kampların yuvası. Amerikalı, İngiliz, Fransız ve Türk subaylar kontralara silahlı eğitim veriyor. Yine Amerikalılar ve Almanlar istihbarat eğitimi veriyorlar. Savaş tekniği tüm NATO ülkelerinden toplanarak getiriliyor. İskenderun limanı silah kaçakçılığının ana üssü oldu. Türkiye, çok yönlü olarak görev üstlenmiş. Hem yer tahsis ediyor, lojistik destek veriyor, hem de bölgedeki etnik özellikleri değerlendirerek gizli operasyonları üstleniyor. Sarı saçlı, mavi gözlü, arapça veya kürtçe bilmeyen bir yabancı elemanın üstlenemeyeceği görevleri, özel harekatçı sivil timler, faşist ve islamist paramiliter unsurlar yerine getiriyor. MİT de onlar vasıtasıyla bölgede cirit atıyor. Suriye’de alıkonan sözde “gazetecilerin” ne görevle oralarda dolaştıklarını belirtmeye gerek yok. Hatay halkı huzursuz. Kardeşlerinin, akrabalarının katledilmesi için düzenlenen senaryoların aleti olmak is­ temiyor. Suriye’nin radar sistemlerini test etmek için savaş jeti yollayacak ve onu kobay olarak feda edecek kadar gözü dönen bu iktidar maalesef hırs ile hareket eden ve ne yaptığını bilmeyen bir çocuk gibi davranıyor. O kadar raydan çıkmışlar ve yaptıkları yanlışı o kadar kanıksamışlar ki, gayet rahat, Suriye’ye müdahale edebileceklerini her fırsatta söyleyebiliyorlar. Roboski’de 35 suçsuz insanı katleden ve üstünü örtenler, Kürdistan’da “terörle mücadele ediyoruz” maskesi altında köyleri bombalayan, insanları zorunlu göçe zorlayan, tek beslenme ve gelir kaynakları olan tarlalarını imha eden, hayvanlarını katledenler kendileri değilmiş gibi. BDP dışında parlamentodaki hiç bir partinin mensubu da kalkıp “siz ne yapıyorsunuz” demiyor. Ortada çok ilginç bir tablo var. Ama bu tabloyu anlamaya çalışmak eğer siyasal olarak doğru bir bakış açısı geliştiremiyorsanız mümkün değil. Böyle barbar bir iktidara karşı ne yapacağını da bilemezsin o durumda. Onun için, “emperyalizm savaş demektir” cümlesinin anlamını çok doğru kavramalıyız. Emperyalizm savaş demekse, halklar da barış istiyor. Ancak bu ulusal bir mesele değildir, sınıfsal bir sorundur. Çünkü emperyalizm sınıfsal bir olgudur. Emperyalizme karşı mücadele CHPli, MHPli, İPli, SPli hempaların “ulusal” mücadelesi ile alt edilemez. Emperyalizme karşı sınıfsal mücadele işçi sınıfı ve onun avantgard gücü Türkiye Komünist Partisi önderliğinde, bu süreçteki siyasal ve sosyal bağlaşıkları ile yürütülecektir. Barış ve Demokrasi mücadelesi, iktidar ve sosyalizm mücadelesinden bağımsız ele alınamaz. Emperyalizme karşı mücadele de proletaryanın uluslararası mücadelesinin bir bileşenidir. Türkiye Komünist Partisi, Türk, Kürt, tüm uluslardan devrimcileri emperyalizme karşı mücadeleyi yükseltmeye çağırıyor. Emperyalizm; Suriyeden elini çek! Türkiye Komünist Partisi 01 Temmuz 2012


Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Issuu converts static files into: digital portfolios, online yearbooks, online catalogs, digital photo albums and more. Sign up and create your flipbook.