Skip to main content

Moving Across and Beyond the Line

Page 1


Private Collection

Gitme! | Don’t Go!, 2014
Tuval üzeri akrilik ve serigrafi
Acrylic and silkscreen on canvas
157 x 210 cm
Özel Koleksiyon
Bird Mind (5), 2017 Kâğıt üzeri mürekkep ve serigrafi | Ink and silkscreen on paper
140 x 108 cm
Özel Koleksiyon | Private Collection
Bird Mind (6), 2017 Kâğıt üzeri mürekkep ve serigrafi | Ink and silkscreen on paper
140 x 108 cm
Özel Koleksiyon | Private Collection
İçe Dönük Narsist
Inverted Narcissist, 2023
Tuval üzeri akrilik ve serigrafi
Acrylic and silkscreen on canvas 151 x 202 cm

D ü nya Çapında Bir Sanatçı:

Feminist, Yıkıcı, Karnavalesk

İnci Eviner, yirmi bir yaşında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenciyken, canlı model dersinin usullerine başkaldırmıştı. Hareketsiz bir inceleme nesnesi olarak poz veren çıplak modeller yerine, akademinin yakınlarındaki Darülaceze’de yaşayan yaşlıları, yoksulları, bedensel engellileri ve akıl hastalarını çizmeyi tercih ediyordu. Klasisizmin ideallerini altüst etmeye ve dışavurumculuğun daha sahici enerjisine yönelmeye zaten yatkın olan genç sanatçı üzerinde bu deneyim derin bir iz bırakmış olmalı. Eviner’inki estetik olduğu kadar etik ve varoluşsal bir isyandı. Bütün o yaralı ruhlarla teması, siyasi tavrını bulmasını; ötekileştirilenlerle, ezilenlerle ve toplum dışına itilenlerle özdeşleşip empati kurmasını sağladı. Bunun bir adım sonrası ise zamanla başlıca teması haline gelecekti: patriyarkal bir toplumda kadınların durumu.

Darülaceze projesi, aynı zamanda, sanatçının ana ifade biçimi olarak desene hayat boyu sürecek bağlılığının başlangıcıydı. “O kadar uzun zamandır desen yapıyorum ki, bu eylem âdeta bedenimin bir uzantısı oldu,” diyor Eviner. Desen, onun için serbest çağrışım yoluyla bir fikir ve imge üretme mecrası. Sürrealistlerin otomatizmine benzer bir pratik ile bilincin kısıtlamalarından kurtulup serbest kalan, birbirinden fantastik, hibrit insan-hayvan formlarını model alan performans sanatçıları, dansçılar, akrobatlar veya mim sanatçıları Eviner’in hareketli işlerini doldurur. Fırçayla kâğıt üzerine siyah veya kırmızı mürekkep ya da tuval üzerine akrilikle çizdiği monokrom desenleri, Eviner’in ele aldığı konunun asli unsurlarına yoğunlaşmasına olanak sağlar; rengin veya başka görsel süslemelerin dekoratif kullanımıyla asıl konudan uzaklaşma ihtimalini ortadan kaldırır. Grafik dili sade ve doğrudan; birkaç temel desen karakteri betimleyiverir. Karakterleri ve senaryolarıyla yarattığı fantazmagorik dünyasında sanatçı, arzu, isyan, kahkaha ve öfke gibi birbirinden farklı dürtüleri ortaya koyar.

İnci Eviner’in işleriyle ilk kez 2009 yılında, Londra’da, çığır açıcı videosu Harem’in Whitechapel Galeri’deki gösteriminde tanıştım. Bu eserin yaratıcılığına ve müthiş kıvrak zekâsına hâlâ hayret ediyorum. Harem’le canlanan ve tersyüz edilen gravür 19. yüzyıldan, Fransız Oryantalist ressam Antoine Ignace Melling’e ait Sultan’ın Hareminin İç Mekânından Bir Kesit’tir. Melling’in bu hayali harem tasvirinde, üç katlı bir avlunun muhtelif kısımlarında, onlarca kadını sohbet ederken veya gündelik işlerle uğraşırken görürüz. Eviner bu zarif figürleri sessiz sedasız ortadan kaldırıp yerlerine canlı performans sanatçılarını koyar: Bol, pijama benzeri kostümler giymiş genç kadınlar, bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesindeki hastalar gibi, tekrar eden hareketleri mekanik bir şekilde canlandırırlar; kimileri absürt, kimileri saldırgan veya erotiktir. Mimarlıktaki tek nokta perspektifiyle sağlanan istikrar ve düzenin yerini alan, ilkel bir yeraltı dünyasından fışkırıp gelmiş gibi olan kompulsif davranışlar, rasyonel dünya kisvesine karşıt kaynayan bir bilinçdışı gibidir.

Bundan sekiz yıl sonra Eviner, on birinci videosunu gerçekleştirdi: Yeraltında Beuys. Şarika Sanat Vakfı için hazırlanan ve 2017 Şarika Bienali’nde ödül alan bu eseri, 2018’de İngiltere’de Hayward Gallery Touring tarafından düzenlenen Hand Drawn Action Packed sergisine dahil etme şansına sahip oldum. Bir baskı ve direniş alegorisi olan bu eserde, radikal sanatçı-şaman Joseph Beuys’tan esinlenen bir grup avangart sanatçı ve yazar görürüz. Bu insanlar, “başarısızlıklarını örtbas etmek için hayali düşmanlar icat eden” özgürlük karşıtı, baskıcı bir yönetimin zulmünden kaçmak için yeraltına inmiştir. Korkuyla yönetilen, muhalefetin her türlüsünün kökünün kazındığı bu ülkede “insanlar duruma katlanabilmek için gönüllü olarak hafızalarını silerler… Geçmiş ve gelecek unutuş kuyusuna

A World Artist: Feminist, Destructive, Carnivalesque

As a student of twenty-one at the Istanbul State Academy of Fine Arts, İnci Eviner rebelled against the conventions of the life class. Rejecting the nude figure formally posed as a motionless object of scrutiny, she preferred to draw at a neighbouring state institution, the Darülaceze (Poor House), an asylum for the elderly, the destitute, and the physically disabled and mentally ill. The impact of this experience on the young artist, already disposed to subvert the classical ideal and towards the more authentic energy of expressionism, must have been profound. This revolt was not only aesthetic but also moral and existential. In her engagement with these wounded souls, Eviner discovered her political position and her identification and empathy with outcasts and the marginalised and oppressed. From here, it was a small step to what has become her principal theme: the condition of females in a patriarchal society.

The Asylum project also signalled the beginning of the artist’s lifelong commitment to drawing as a primary form of expression. ‘I draw,’ she says. ‘And I have been drawing for so long that the act is an extension of my body.’ Drawing has been her means of generating ideas and imagery through the free association of ideas. This practice, akin to the surrealist technique of automatism, released a fantastical cast of hybrid human and animal forms that serve as models for the real-life performers, dancers, acrobats and mime artists which populate her animated tableaux. Drawing in monochrome – with a brush in black or red ink on paper or in acrylic on canvas – allows her to focus on the essentials of subject matter without decorative distractions of colour or other pictorial embellishments. Her graphic language is spare and direct: a few swift lines delineate a character. The world she creates is phantasmagorical, with personae and scenarios evoking contrary impulses of desire, rebellion, laughter, and rage.

My first encounter with İnci Eviner’s work was in 2009, at a screening in London’s Whitechapel Gallery of her seminal video Harem. I am still astonished by the ingenuity and sublime wit of this work. It animates and subverts an engraving by the 19th-century French Orientalist painter Antoine Ignace Melling: The Interior of the Grand Master’s Harem, Constantinople. Melling’s imaginary harem is inhabited by several dozen women conversing and going about their daily chores in the courtyards and on the balconies of a three-storey atrium. Eviner quietly evaporates these elegant figures and replaces them with live performers: young women in baggy, pyjama-like costumes miming repetitive mechanical motions – some absurd, others aggressive or erotic – like patients in a lunatic asylum. The stability and order of the architecture, rendered methodically in single point perspective, seem to give way to these compulsive activities, as if they have erupted from a primitive underworld – a writhing unconscious at odds with the veneer of the rational world.

Eight years later, İnci Eviner produced another – the 11th – in her series of video animations: Beuys Underground was commissioned by the Sharjah Art Foundation and won a prize at the Sharjah Biennial in 2017. I was privileged to be able to include it in a Hayward Gallery Touring exhibition, Hand Drawn Action Packed, in Britain in 2018. This work, an allegory of repression and resistance, represents a community of avant-garde artists and writers inspired by the radical artist-shaman Joseph Beuys. They have retreated underground to escape an authoritarian government bent on extinguishing freedom by ‘inventing imaginary enemies to cover up its failings’. Ruled by fear, with all opposition eliminated, ‘people voluntarily delete their memories to be able to endure this situation...

Aynanın Dışında | Off the Mirror, 2015
Sergiden görünüm, Arter, İstanbul | Exhibition view, Arter, Istanbul, 2016

Zaman, Oyun, Beden, Siyaset ve Ütopya

İnci Eviner’in Paris’teki Ulusal Modern Sanat Müzesi (Centre Pompidou) ve Madrid’deki Thyssen-Bornemisza Müzesi koleksiyonlarında yer alan üç dakikalık videosu Harem’de (2009) bir Osmanlı sarayının en mahrem yerlerini görürüz. Bu ortam, Fransız ressam ve mimar Antoine Ignace Melling’in gravürlerini bir araya getiren İstanbul ve Boğaz Kıyılarına Pitoresk Seyahat1 kitabında resmettiği harem tahayyülünün bir yansımasıdır. Melling, sözü edilen sarayı, elbette sultanın izniyle, dışarıdan bilfiil inceleme imkânı yakalamış olabilir. Batılı, eril perspektifiyle Melling bir 18. yüzyıl hareminin içini, sultanın gece ziyaretlerini bekleyen zevceleri ve sayısı belki de yüzü bulan cariyeleriyle âdeta bir “cennet bahçesi” olarak tahayyül etmiştir.

İnci Eviner’in videosu işte bu gravürle başlar. Fakat sanatçı sonrasında haremin asıl sakinlerini dijital ortamda silerek yerlerine çağdaş kadın görüntüleri yerleştirir. Böylece 18. yüzyıldan bir sanat eserini hem içerik hem mecra bakımından günümüze tercüme eder. Bu 21. yüzyıl kadınları hep beraber oynanan oyunlardan tuhaf jimnastik hareketleri ve iptidai dans figürlerine, okuma ve münazaralara kadar çeşit çeşit faaliyetle meşguldür. Eviner’e göre kadınlar, pasif kurbanlar olmak şöyle dursun, son derece güçlüdür; kendi başına dünyayla karşılaşacak kadar güçlü aktörlerdir.

Ne var ki hapishane hapishanedir, yüzyıllar geçse de bu değişmez. Serbest fiziksel aktiviteler gerçekleştiren kadın görüntüleri ilk bakışta illüstrasyona kıyasla daha çağdaş görünse de, muhafazakâr Türk geleneğinde kadının simgesel olarak hapsedilmesiyle pekâlâ uyumludur. Genç kadınlara ahlakçılık gömleği giydirme geleneğinin zamanla hükmünü yitirdiğini söylemek zor, hele ki kırsal bölgelerde. Vaktiyle devletin görev edindiği, gelenekleri sekülerleştirme misyonunun yerini, hükümetin dini araçsallaştırarak disipline etmeye ve düzeni pekiştirmeye yönelik politikaları almaktadır.

Eviner, gelenek ile ilerleme arasındaki bu uyuşmazlığı, güncel görsel teknoloji yoluyla küçük hareketli imgeleri kısa döngüler halinde oynatarak resmeder. Fakat geleneksel ortam, sultanın sarayındaki mahrem harem, varlığını aynen sürdürür. Tarihsel şablonun olduğu gibi kalan bu grafik yapısı, bütünsel imgeye birlik ve bütünlük sağlar. Başka bir deyişle, hareketli imgelerin kendisinden ziyade bu kurucu illüstrasyon, Eviner’in eserinin altmetninin ve asıl tematik odağının ne olduğunu gözler önüne serer: zaman.

Zaman

İnci Eviner genelde anıldığı üzere bir “medya sanatçısı” mı peki? Kategoriler, özellikle sanatta, aşılmak içindir. Harem örneğinde gördüğümüz üzere, Eviner’in hareketli imgeleri kullanış tarzı çağdaş sanata özgüdür. Hareketli imgeyi, daha nicesi gibi sadece bir araç olarak görür Eviner. Esasen gesamtkunstwerk (“bütünsel sanat eseri”) ile ilgilenir –ayrı ayrı pek çok unsurun bir araya gelmesiyle oluşan kuşatıcı bir sanat formuyla. Nihayetinde, dijitali benimsemeden önce mekâna yerleştirmeler ve duvar kâğıdıyla çeşitli deneyler yapmışlığı vardır. Hareketli imgeler sanatçının eserlerinde genellikle grafik inşaya tabi bir rol oynar; bir bulmacanın parçaları veya gizli nesne bulma oyunundaki unsurlar gibidir. Sadece Harem için geçerli değil bu, Parlamento (2010) veya Ulusal Zindelik (2013) gibi tek kanallı projeksiyonları, keza Kırık Manifestolar (2010) veya Cenneti Sahnelemek (2018) gibi çokkanallı projeksiyonları için de aynı şey söylenebilir. Bütün bu eserler sanatçının dünya çapında tanınmasını sağlamıştır.

1 Antoine Ignace Melling, İstanbul ve Boğaz Kıyılarına Pitoresk Seyahat, çev İrvin Cemil Schick ve Ece Zerman (İstanbul: Denizler Kitabevi, 2012 [1819]).

Time, Play, Body, Politics, and Utopia

İnci Eviner’s three-minute video Harem (2009), currently held in the collections of Paris’s Musée national d’art moderne (Centre Pompidou) and Madrid’s Thyssen-Bornemisza Museum, unfolds within the private chambers of an Ottoman palace. This setting reflects the vision of a harem as depicted by the French painter and architect Antoine Ignace Melling in his graphic portfolio, A Picturesque Voyage to Constantinople and the Shores of the Bosphorus. 1 Melling might have studied the actual architecture from the exterior for his rendition, though this would certainly have required the Sultan’s approval. With his Western male gaze, Melling envisioned the interior of an 18th-century harem as a kind of stone Garden of Eden where the wives and nearly 100 concubines of the Sultan lived, awaiting the ruler’s nightly visits.

İnci Eviner’s video opens with an illustration from this portfolio. However, she digitally erases its original harem inhabitants, replacing them with images of contemporary women filmed and seamlessly integrated into the scene. In doing so, she transposes an 18thcentury artwork to the contemporary age, in terms of both content and medium. The women of the 21st century engage in a spectrum of activities, from social games to absurd gymnastic exercises and rudimentary dancing, as well as reading and discussions. For Eviner, women are far from mere victims – they are strong and possess the power and agency to confront the world on their own.

However, a prison remains a prison, even if it is centuries old. A filmed image of women freely engaging in physical activities might initially seem more contemporary than an illustration, but it still fits within the conservative Turkish tradition of symbolically confining women. This tradition of morally tethering young girls is far from obsolete, especially in rural areas. What was once seen as the government’s mission to secularise social traditions is increasingly being replaced by government policies that instrumentalise religion to enforce discipline and order.

The artist illustrates this gap between tradition and progress by using cutting-edge visual technology with small moving images played on short loops. Nevertheless, the traditional overall setting of the secluded harem in the Sultan’s palace persists. The graphic structure of the historical template thus remains intact, providing the overall image with cohesion and visual unity. In other words, it is this foundational illustration, rather than the moving images themselves, that reveals the work’s subtext and its true thematic focus: time.

Time

Is İnci Eviner really a media artist, as she is often categorised? Categories are meant to be transcended, especially in art. Eviner’s use of moving images, as in Harem, is unique in contemporary art. For her, the moving image is just another tool, one instrument among many. She aims for a gesamtkunstwerk (literally ‘total work of art’), an all-embracing art form often comprised of multiple individual elements. After all, she experimented with room installations and wallpaper before embracing the digital. The moving images in her work typically play a subordinate role to the graphic constructions, acting like pieces within a puzzle or a hidden object picture. This holds true not only for Harem but also for singlechannel projections such as Parliament (2010) or National Fitness (2013), as well as for multi-channel works such as Broken Manifestos (2010), and Reenactment of Heaven (2018). All these works have contributed to her international recognition.

1 Antoine Ignace Melling, Voyage pittoresque de Constantinople et des rives du Bosphore (Paris: De l’Imprimerie de P. Didot l’Aîné, 1819).

Turn static files into dynamic content formats.

Create a flipbook
Moving Across and Beyond the Line by ACC Art Books - Issuu